Aufrufe
vor 1 Jahr

EUROPA JOURNAL - HABER AVRUPA DEZEMBER 2016

www.europa-journal.net

ARALIK

ARALIK 2016 HABER AVRUPA AVUSTURYA - 2 İnsanlar, “Sevmek birbirine değil, birlikte aynı noktaya bakmaktır” (Antoine de Saint Exupery) sözünün aksine, öteki olarak gözüne kestirdiği birinin davranışlarını takip ediyor ve hemen kendi beyinlerine kodladıkları toplumsal veya kültürel değerlere uyup uymadığını kontrol ediyorlar. Uyarsa, ne ala; uymazsa, uyumsuz, ötekisin. Hâlbuki eskiden çevresine şöyle bir bakan insan, elinden geldiği ölçüde kendisini, davranışlarını içinde yaşadığı sosyal çevreye uydurmaya çalışırdı. Bu sırada da “Söz gümüşse, sükût altındır” ilkesine uygun davranır; söz ve eylemleri ile de kimseyi incitmemeye; canını yakmamaya çalışırdı. Uyum tek taraflı değil, karşılıklı bir etkileşimdi. Artık devir değişti. Herkes, özellikle de çoğunluğun kültürünü taşıyanlar, kendi aklına yatanı daha çok beğeniyor. Herkes, öteki olarak gördüğünün kendi değerlerine uymasını istiyor. Bunun toplumsal ve sosyal hayattaki adını da kocaman bir etiketle, uyum diye yaftalıyor. Uyum, akşamdan sabaha sonuçlanan, “uy” deyince uyulan, emir komuta zincirine bağlı bir durum değil ki… İnsan yeni bir ortama girdiğinde önce bir duracak, etrafına bakacak, inceleyecek, görüp göreceklerini duygularının ve aklının süzgecinden AKADEMİSYEN GÖRÜŞÜ Ö S EUROPA T E R R JOURNAL geçirecek, beğendiklerini kabul edecek, aklına yatmayanları da olduğu gibi bırakacak. Uyumu hayatı boyunca gelişen bir öğrenme, kültürleme süreci olarak yaşayacak. Uyum, hayatın seyrine göre, içinde bulunulan şartların veya beraber olunan arkadaşların kişiyi nereye çekerse o yöne gitmek olmadığı, sosyal sorumluluklara bağlı olarak şekillendiği unutulmamalıdır. Uyum için bir okula gitmek veya gitmemek, hayatın olmazsa olmazı değildir. Kaldı ki bireyin sosyal gelişim hızı, şekli ve yeni durumlara kendini uydurabilme yeteneği okula göre değil, kişiden kişiye kişisel özelliklere göre değişkenlik gösterir. Burada eğitim kurumlarının katkısı, bireyin gelişimini biçimsel olarak yönlendirmektir. Eğitim alan birey öğrenme sürecinde kendini tanır; yeteneklerinin farkına varır, sınırlılıklarını öğrenirse, süreçten beklenen istendik sonuçlar daha kolay alınır ve uyum diye tanımlanmak istenen toplumsal ve sosyal hayattaki yaşanmışlıklar olumlu olur. Uyum sağlamak için kişinin köken dilini, kültürünü bırakması, terk etmesi gerekmez. Bununla birlikte içinde yaşanılan hedef kültüre ait dilin, örf ve adetlerinin öğrenilmesi gerekir. Öğrenmek ile öğrenilenlerin hayatın pratiğine dökülmesi farklıdır. Uyum için hedef dili (Almancayı) bir Alman kadar iyi öğrenmek, nüansları ile konuşmak, toplumsal ve sosyal hayatın içinde başarı ile yer almak için bir anahtardır. Ama uyum sağlayacağım diye kökenini, ana dilini, ana yurdunu unutmak gerekmez; aksine dil öğrenmenin kültürü de öğrenmek olduğu düşünülürse, ana dilini öğrenmenin de köken kültürü ile bağın sürdürülmesi konusunda önemli bir kazanım olacağı unutulmamalıdır. Ana dilini bilen özünü bilir; özünü bilen kendine güvenir; kendine güveni olan da karşıdakine korku veya şüphe ile yaklaşmaz. Birlikte yaşamanın, ortak değerlerin kesişim noktalarını anlar, bir davranışın arka planındaki niçin ve nedenleri bilir ve nihayet yaşadığı anın keyfini sürer. Okul çağındaki çocukların yaşadıkları çevreye uyum sağlaması, kimlik bunalımı yaşamaması ailenin sorumluluğunda olduğu kadar, çocuğun gelişimiyle ilgisi olan bütün kurum ve kuruluşlarında sorumluluğundadır. Bu sorumluluğun paylaşılması, süreç içinde ortaya çıkabilecek kimi sorunların çözülebilmesi konusunda ilgili paydaşlarla işbirliği yapılmasını gerektirir. Eğitim, aile ve sosyal işler I E C H Prof. Dr. Mustafa ÇAKIR Anadolu Üniversitesi Yurtdışı Türkler Araştırma Merkezi Müdürü – Eskişehir mcakir@anadolu.edu.tr Ötekini anlamak ve uyum 1. Bölüm ile ilgilenen kurumlar, bu süreçte çocuklara, ailelerine koruyucu ve destek hizmetlerini eksiksiz sunmalıdır. Bu destek aile danışma merkezleri, psikologlar ve uzman hekimler üzerinden sağlanabilir. Bu desteği Avusturyalı yerel makamlar kadar; Türk temsilciliklerinin de istihdam ettiği alan uzmanları üzerinden vermesi beklenir. Bu kurumların başında sorumlu olanların, çocukların sosyal çevreye uyum sağlaması için onlara duyarlı davranması; çocuk ve aile ile işbirlikçi davranış modelleri sergilemesi, kişisel ikbal yerine toplumsal ve sosyal hayatın gelişimine yönelik projeleri teşvik edip hayata geçirmesi tercih edilir. Bu tutum sorunlar karşısında bunalan ailelerde duyarlık, kurumlara farkındalık ve saygınlık kazandırırken, kişiler arası ve toplumlar arası iletişimde de belirgin bir rahatlama sağlar. Örneğin bir okul yöneticisi, okulunda öğrenim gören Türkiye kökenli öğrencilere ders dışındaki serbest zamanlarda kendi aralarında Türkçe konuşmayı yasaklayarak, ne onların topluma uyum sağlamasına ne de Almancayı daha iyi öğrenmesine katkı sağlayabilir. Olsa olsa toplumsal gerginlik yaratır; toplumda varlığı hissedilen ve yerel politikacılar tarafından daha belirginleştirilmeye çalışılan kimi ayrışmaları, kanayan yaraları derinleştirir. Bunun yerine başarıyı ödüllendirerek, öğrencilerin Türkçenin yanı sıra Almancayı öğrenmeleri de teşvik edilebilir. Öğretmen okulda Türkçeyi, aileler de evlerinde Almanca konuşmayı yasaklamak yerine ihtiyacı hissedilen dil konuşulmalıdır. Bu süreçte çocukların duygu ve düşüncelerine değer verildiği hissettirilerek, onları anlamaya çalışmalı; onları hangi dilde istiyorsa, o dilde düzenek değiştirmeden konuşmaya, kendilerini özgür bir şekilde ifade etmelerine yardımcı olunmalıdır. Bu tutum bazen bir öğrenciyi bazen de bütün öğrencileri anlamanın ipuçlarını verir veya onların ortaya koyduğu farklı dünya görüşü ve hayat tarzlarının, çok kültürlü hayatın doğru yorumlanmasının yolunu açar. Öte yandan bir dilin öncelikle konuşulması yönündeki baskı, o dilden uzaklaşılmasına yol açacağından, gerekçeli olarak anlatılmalı; zorlama yerine teşvik ve ödüllendirme sistemi tercih edilmelidir. DEVAMI GELECEK SAYIMIZDA... DAMIT AUS DEN SCHERBEN DER VERGANGENHEIT EINE ZUKUNFT OHNE GEWALT WIRD. Jeden Tag helfen wir Frauen und unterstützen sie und ihre Kinder auf dem Weg zurück in ein stabiles und angstfreies Leben. frauenhaeuser-wien.at

3 - AVUSTURYA HABER AVRUPA ARALIK 2016 Ö S EUROPA T E R R JOURNAL I E C H Migration: Wirtschaf t braucht gezielte Zuwanderung Avusturya kalifiye göçmen istiyor İçişleri Bakanlığı’nın son yayınladığı göç raporuna göre Avusturya’da sosyal barışı sürdürmek için eğitim, işgücü piyasası ve kamu güvenliği gibi sistemler dengede olmalı. Konu hakkında İleri Araştırmalar Enstitüsü (IHS) eski başkanı Bernhard Felderer: "Ekonominin hedefe yönelik kalifiye olan insanların göçüne ihtiyacı var." Doktorların yurt dışına göçü durdurulmalı Eski Caritas Başkanı Franz Küberl’e göre bakım personeli ihtiyacını karşılamak için de hedefli göç sağlanmalı ve doktor eksikliğini gidermek maksadıyla da tıp mezunları ve personelin yurt dışına göçü engellenmelidir. Göç kurulunun aydınlattığı diğer bir husus ta göçmenlerin geldiği ülkeler. Bu ülkelerde demokrasinin geliştirilmesi için tedbirler ve siyasi istikrarın sağlanması isteniyor. Sobotka meclis araştırması istiyor İçişleri Bakanı Wolfgang Sobotka (ÖVP) göç konusunda meclis araştırması önerdi. Göç konusu devletin genelini ilgilendiren bir mesele. Avusturya Göç Kurulu’nun sunduğu bu rapor uzun süreli göç stratejilerinin hazırlanmasında içerik temeli olarak kullanılacak. Avusturya Göç Kurulu 2014 Nisan ayında Paul Lendvai başkanlığında bağımsız bir komisyon olarak kurulmuştur. Ordu’da çalışmak için büyük başvuru Avusturya Ordusu’na katılarak meslek sahibi olmak isteyenlerin sayısı hergeçen gün artıyor. Ordu Personel Daire Başkanlığı’nın açıkladığı istatistiklere göre başvurularda yüzde 60’nın üzerinde bir artış var. Özellikle kadınların büyük ilgi gösterdiği orduda iş sahibi olma isteğine karşın her başvurunun kabul edilemeyeceği belirtildi. Avusturya Savunma Bakanı Hans Peter Doskozil (SPÖ), ordunun çok farklı meslek seçeneği sunduğunu ve başvuruların artmasının sevindirici olduğunu açıkladı. Doskozil ayrıca ordunun kemer sıkma politikasının artık bittiğini ve daha çok yatırım yapılacağını vurguladı. Personel maaşlarında da kısa zamanda artış olacağı öngörülüyor. Mit gerechter Schulfinanzierung Bildungschancen schaffen Liebe Leserin! Lieber Leser! Sandra Frauenberger Stadträtin für Frauen, Bildung, Integration, Jugend & Personal Wir haben ein bewegtes Jahr hinter uns. Seit einem Jahr bin ich für die Wiener Bildungspolitik zuständig. In diesem Ressort werden entscheidende Fragen der Zukunft bearbeitet. Ich möchte Ihnen daher eine kleine Vorschau auf die kommenden Herausforderungen und Projekte geben, die wir als Stadt anpacken. Gerade das schlechte Abschneiden der österreichischen SchülerInnen bei der PISA-Studie zeigt deutlich die Probleme unseres Schulsystems. Bildung wird nach wie vor vererbt und unser System schafft es nicht, die Ungleichheiten auszugleichen. Grundlegende Reformen sind dringend notwendig und müssen 2017 weiter vorangetrieben werden. Es braucht: • Mehr gemeinsame und ganztägige Schule für alle Kinder • Mehr pädagogische Autonomie • Verstärkte Fortbildung des Lehrpersonals • Schulfinanzierung nach dem Chancenindex Wir müssen mit gerechter Schulfinanzierung Bildungschancen schaffen! 2017 werden wir uns im Rahmen des Qualifikationsplans Wien für die Bildungspflicht stark machen. Das ist auch wichtig, um Jugendliche vor Radikalisierung zu schützen: Wer eine Ausbildung macht, wer einen sinnvollen Job hat, wer zufrieden und ohne Angst in seine Zukunft blicken kann, ist viel besser davor geschützt in die Fänge der Extremisten zu geraten. Dafür braucht es noch eine stärkere Verknüpfung zwischen der Schule und der außerschulischen Jugendarbeit. Ein weiteres großes Anliegen ist Bildungsinfrastruktur. 2017 investieren wir in den Schulneubau und -zubau sowie in Sanierungen 156 Millionen Euro. Darum befinden sich im nächsten Jahr 7 neue städtische Kindergärten in Bau. Mittlerweile profitieren in Wien über 34.600 Kinder von Ganztagesbetreuung, das sind um 11 % mehr als im letzten Schuljahr. Mit der beschlossenen Finanzierungsunterstützung des Bundes werden wir diesen Ausbau weiterhin vorantreiben. Lieber LeserInnen, Bildung ist eine Frage der Gerechtigkeit. Wir müssen unseren Kindern die gleichen Chancen geben. Schließlich geht es um ihre Zukunft und damit auch um die Zukunft unserer Stadt. © Kromus/PID © Die Grünen NÖ „Wir halten es wie Caritas-Chef Michael Landau und Kardinal Schönborn: Dieser Antrag der ÖVP treibt noch mehr Menschen in die Armut. Die ÖVP überschreitet damit die Grenze der Grauslichkeiten. Wir hätten das nicht für möglich gehalten. Dieser Antrag ist ein Rückschritt hinsichtlich Nächstenliebe, Menschenwürde und des Miteinanders. Noch im Jahr 1988 skizzierte Niederösterreich unter VP-Landeshauptmannstellvertreterin Liese Prokop gemeinsam mit Salzburg die „Neuen Wege in der Sozialpolitik“. Niederösterreich war dabei federführend in den Bemühungen um ein modernes bundesweit einheitliches Sozialhilferecht. Die Bemühungen Prokops werden ein für alle Mal zunichte gemacht“, so Helga Krismer, Klubobfrau der Grünen, im NÖ Landtag. Für Krismer ist klar: Die VPNÖ hat die Bundesspitze vorgeführt und „papierlt“, „denn der Antrag war schon lange vorbereitet und Niederösterreich wollte keine Einigung. Auch wenn die Regierungsspitze bemüht ist, unschuldig zu wirken und den Bund den schwarzen Peter ziehen lässt“, so Helga Krismer in ihrer Rede im NÖ Landtagssaal. Die grüne Klubobfrau vermutet, dass die VPNÖ mit ihrer Show einem ganz anderen Interesse folgte: „Die ÖVP hat sich mit der Klubobfrau und Landessprecherin der Grünen Niederösterreich Helga Krismer Ein entschiedenes Nein von den Grünen gibt es zur Änderung des NÖ Mindestsicherungsgesetzes im NÖ Landtag FPÖ auf den Wettbewerb der Grauslichkeiten eingelassen. Menschen, die arm sind, die betteln müssen, die schutzbedürftig und auf uns alle angewiesen sind, werden runter und ärmer gemacht. Tausende Kinder sind mitbetroffen“, führt Krismer aus. Die Grüne ist sich sicher: „Die ÖVP weckt Geister des Neids und der Angst. Sie ,vertrumpt‘ unser Niederösterreich und wird sich wundern, was diese Geister anrichten werden!“ Das NÖ Mindestsicherungsgesetz ist nicht sozial und nicht gerecht. Es ist eine Drohgebärde der ÖVP Niederösterreich, die mit der Bundesregierung kein einheitliches Mindestsicherungsgesetz verhandeln wollte, und trifft Familien und Alleinerziehende beinhart. Es macht daher vor allem eines: es raubt Kindern jede Chance auf eine bessere Zukunft. Keinem Arbeiter und Angestellten geht es besser, wenn bei Kindern, die in einkommensschwachen Familien aufwachsen, gekürzt wird. Diese Kaltherzigkeit der ÖVP ist für uns nicht nachvollziehbar, daher ist die Petition unter www.mindestsicherung-noe.at , die sich gegen das NÖ Modell ausspricht, unbedingt zu unterstützen. Mit einer Unterschrift zeigt man Haltung und Menschlichkeit.“ HALTUNG ZEIGEN. MENSCH BLEIBEN. PETITION UNTERSCHREIBEN! WWW.MINDESTSICHERUNG-NOE.AT Entgeltliche Einschaltung

EUROPA JOURNAL - HABER AVRUPA FEBRUAR2016
EUROPA JOURNAL - HABER AVRUPA MÄRZ2016