Aufrufe
vor 1 Jahr

EUROPA JOURNAL - HABER AVRUPA FEBRUAR2017

www.europa-journal.net

ŞUBAT 2017

ŞUBAT 2017 HABER AVRUPA AVUSTURYA - 2 Ö S EUROPA T E R R JOURNAL I E C H AKADEMİSYEN GÖRÜŞÜ Prof. Dr. Mustafa ÇAKIR Anadolu Üniversitesi Yurtdışı Türkler Araştırma Merkezi Müdürü – Eskişehir mcakir@anadolu.edu.tr Ötekini anlamak ve uyum 2. Bölüm Kaynak: Öz, Mehmet (2016). Durum Değerlendirmesi ve Gele- Bireyler toplumda bir insanı uyumsuz olarak ötekileştirip etiketlerken, aslında kendi iç dünyalarını, duygularını ve bilinçaltına yer etmiş önyargılarını da dışa vururlar. Burada sözü edilen yansıtma, bir kimsenin kendi motiflerini, duygu ve davranışlarını başkalarına atfetmesi, anlamında bilinçli olarak kullanılmıştır. Yansıtma bir kimsenin kendine ait fikirleri, duyguları veya kişisel özelliklerini başkalarına atfedilmesi ile ilgili her türlü ötekileştirmeyi de içine alan ağır bir anlam taşır. Atfetme de yansıtma gibi pasif değil, aktif ve sonucu bazen yıkıcı olabilen bir eylem, demektedirler. Uyumun ne olduğunun anahtarı biraz da burada gizlidir. Kendinin ne olduğunu unutmadan, gördüğünü kendine benzetmeye çalışmadan, olanı olduğu gibi görmek ve farklı olanın farkına varmaktır uyum. İster Türkün deyişiyle “Yaratılanı hoş gör, yaratandan ötürü” ister Alman deyişiyle “Leben und leben lassen” (Yaşa ve bırak yaşasın) demektir. Söz gelimi, bir futbol oyununda, kendini oyuna kaptırmış heyecanlı ve taraf tutan seyircilerin oyuncuların hareketlerine aktif şekilde tezahüratlarla eşlik ederken, farkında dan veya bir durumdan söz ederken kendi söz ve eylemlerinde ölçülü, tutarlı olmaları, kamuoyunu buna göre yönlendirmeleri beklenir. Aksi halde son derece saygı gören, taraftar toplayan bir liderin çıkıp bütün yabancılar, Türkler vs uyumsuzdur, şudur, budur demesi, bütün toplumun bu söze göre tavır almasına neden olur. Böylece toplumsal hayatın dinamikleri bozulur, giderek daha karmaşık ve içinden çıkılmaz bir hal alır. Oysa hayat yaşarken zorlaştırılmamalı, sorunlar daha ortaya çıkmadan çözüme kavuşturularak kolaylaştırılmaya çalışılmalıdır. çaba gerekir. Karşılaşılan zorluklar ne kadar büyükse, bunların üstesinden gelmiş olmanın verdiği hazzı yaşamak da o denli gurur ve mutluluk vericidir. Yurt dışında yetişen çocuklarımızın ve gençlerimizin yaşadıkları çevreye uyum sağlamalarını kolaylaştırabilmek, kendilerini ötekileştirilmiş, dışlanmış hissetmemeleri için öncelikle özgüvenlerinin pekiştirilmesi üzerinde durulmalıdır. Bu da dil ve tarih bilincinin yerleştirilmesi ile mümkün olabilir. Batılılar kendi çocuklarına önce kendi kişisel, maddi menfaatlerini lerin hazırlanmasına çalışılmalıdır. Mehmet Öz (2016, s. 4).’ün Türkiye’deki gençlere önerdiği gibi, yurt dışında yaşayan soydaşlarımızın da “Aklını başkalarına emanet eden bir güruha değil, aklı ve ruhuyla hareket eden, kendi olabilen ve aynı zamanda milletine mensubiyet şuuru yüksek bireyler yetiştirmesi esas gaye olmalıdır”. Bu süreçte de bize yani ailelere ve eğitimcilere düşen görev mazeret bildirmek değil, olası bir etiketlemedir. Bu süreçte diğerkâm olmadan grup dinamiği içinde Olumsuzluklar karşısında aklın ye- korumayı öğretirler. O çocuklar sorunlara çözüm üretmek, bunları olanlar, kendi menfaatini değil yanındakileri de itip kakıştırdıkları rine ani tepkilerin ve aceleci büyüdükleri zaman kendi kişisel hayata geçirebilmek için mücadele başkalarının hayrını düşünenler ne kadar aktif olurlarsa, sürece o denli olumlu katkı sağlarlar ve sahip oldukları birikimi karşılarındakine o denli olumlu, etkili ve başarılı bir şekilde aktararak yeni oluşumlara katkı sağlarlar. Böylece yeni ufukların açılmasına yardımcı olurlar. görülür. Bir sirkte gösteri yapan canbazın biri direğin tepesine çıkar, bir diğeri iki direk arasında gerilen ip üzerinde yürümeye çalışır. Bu sırada sarsılan direkle beraber, yürümeye çalıştığı ipin üzerinde öne ve arkaya sallanır. Onu izleyen kalabalık da canbazın davranışların hâkim olması anlaşılabilecek bir durum olmakla birlikte tercih edilmemesi gereken bir tutumdur. Karşı karşıya kalınan zorlukların üstesinden sakin, duru bir akılla ve kulaktan dolma değil, bilimsel tutuma dayalı bilgiyle gelinebileceği unutulmamalıdır. menfaatlerini, “insan hakları” olarak algılar ve öteki olarak gördüklerine “insan hakkı” adı altında zulme varan baskılar uygulayabilirler. Çocuklarımızın özgüvenlerini geliştirirken, onların yaratıcılıklarını ve eleştirel düşünme yeteneklerini de geliştirecek ortamların oluşturulması etmek olmalıdır. Bugün Avrupalıların yabancılar söz konusu olduğunda herhangi bir olumsuzluk yaşanmasa bile zihinlerinde hissettiği olumsuz çağrışımlar, toplumsal ve sosyal hayatın kurgulanmasındaki sorunların dışa vurumudur. Yaşanan olumlu olumsuz her Bir kimseyi anlamayı, bir sanat eserini ritmine kapılarak öne arkaya Pozitif düşünceyi, akla dayalı bilim- gerekir. Gençler her türlü olay, toplumlara tutulmuş birer boy anlamaya benzeten uzmanlar sallanır. sel bilgiyi kullanacak yeni neslin ye- olumsuz şartların yarattığı psikolojik aynasındaki yansımadır. Unutulma- insanların başkalarını anlamak için onların fizik ifadelerini yorumlayabilmek için kendilerini arkadaşlarının yerine koyması gerektiğini, yani onları taklit etmesi gerektiğini söylemekte ve “bir kimsenin davranışını taklit etmediğimiz zaman Siyasetçilerin, toplumsal rol modeli oluşturan kanaat önderlerinin söylemleri de tıpkı buna benzer. Vatandaş, onların olumlu-olumsuz söz ve eylemlerine kendini kaptırabilir. Bu nedenle toplumlarda rol model olan, rol model olmaya soyunan tiştirilmesi için ilk başta en önemli görev ve sorumluluk aileye, sonra da okula, dolayısı ile öğretmenlere düşer. Bunun altyapısını hazırlamak ise yerel ve ulusal yönetimlere. Kaldı ki ötekini anlamak ve yaşananları sağduyu ile değerlendirebilmek baskının üstesinden edinecekleri bilimsel bilginin yanı sıra “kul hakkı” diye şekillenen maneviyata dayalı güç ve kuvvetin desteğini de alabilecek altyapıya sahip olmalıdır. Bununla birlikte ulusal bilinç, edep ve estetik zevkler açısından da onları malıdır ki aynanın bir yüzü parlaksa öbür yanı karanlıktır ve ortak gelecekte bir arada huzur içinde yaşayabilmek için sorunların derinliğini gösteren karanlık yüzün sırlarına da vakıf olmaya çalışılmalıdır. onu anlamakta zaafa uğrarız” kişilerin, toplumsal ve sosyal uyum- için önce niyet, ardından bilgi ve geliştirecek sosyal ve kültürel çevreceğe Bakış. İçinde: Türk Yurdu. Kasım 2016, Yıl 105, S. 351, ss. 3-5. 6€ Hızlı Havale* Havalenizi DenizBank ile yapın, Türkiye’nin 81 şehrinde 4.200 noktaya anında ulaşın! • DenizBank A.Ş.’nin 700’ü aşkın şubesine göndereceğiniz havaleleri bir saat içinde Türkiye’de hiçbir ek masraf kesilmeden memlekete gönderiyoruz. • Havalelerinizi ister Avusturya genelindeki 27 şubemizden, ister internet şubemiz üzerinden online yapın, paranızı hesaplı, güvenli ve hızlı bir şekilde memlekete ulaştıralım! Haftaiçi uzun çalışma saatlerimizle hizmetinizdeyiz. Ayrıca Viyana şubelerimiz Cumartesi günleri de açık! * Bireysel müşterilerin DenizBank A.Ş., İş Bankası ve Halk Bankası’na yaptıkları 200 Euro’ya kadar olan havaleleri için bir sonraki değişikliğe kadar geçerli ücret. Müşteri Hizmetleri 0800 88 66 00, www.denizbank.at DenizBank bir Sberbank grubu kuruluşudur.

3 - AVUSTURYA HABER AVRUPA ŞUBAT 2017 © Peter Lechner/HBF Soldan Sağa: AB Komisyonu Üyesi Johannes Hahn, Cumhurbaşkanı Van der Bellen, AB Komisyonu Başkanı Jean-Claude Juncker ve Başbakan Christian Kern Cumhurbaşkanı Van der Bellen: ‘Popülist ve ulusalcı fikirler AB projesini tehdit ediyor’ Avusturya Cumhurbaşkanı Alexander Van der Bellen, Avrupa Parlamentosu’nda (AP) yaptığı konuşmasında Avrupa Birliği (AB) projesini artık popülist ve ulusalcı fikirlerin tehdit etmeye başladığını belirterek, “Biz birlikte, yalnız başımıza olduğumuzdan daha güçlüyüz. Bir ağacın yıkılması dakikalar alır fakat yeni bir ağacın yükselmesi onlarca yılda ancak mümkün olur. AB’yi dağıtmak zor değil fakat dağılmış bir AB’yi yeniden birleştirmek çok zor olacak. Bu nedenle yöneticilerin bunun bilincinde olarak hareket etmeleri gerekir.” dedi. AP Genel Kurulu’nda milletvekillerine hitap eden Cumhurbaşkanı, birlikten ayrılma taraftarlarına ve AB fikrine şüpheyle bakanlara uyarılarda bulunarak ülkesi Avusturya’da da AB karşıtı seslerin yükseldiğine dikkati çekerek, “Bizler Avrupa’da barışı AB sayesinde sağladık ve bu bir başarı hikâyesidir. AB ruhunu desteklememiz gerekiyor. Gençler geleceğini AB’de görüyor.” dedi. DUVARLAR ÖRMEYELİM Avrupa’daki popülist çıkışların arttığı vurgulayan Van der Bellen, “Yeni duvarlar örerek ve ulusçu yaklaşımlarla hiçbir sorunu çözemeyiz. Yani duvarlar sadece yeni sorunları beraberinde getirir.” KLAGENFURT ÜNİVERSİTESİ’NDEN ÇOK ÖNEMLİ BİR ARAŞTIRMA Birkaç dil bilenler daha Ö S EUROPA T E R R JOURNAL I E C H DİTİB ve ATİB Üzerindeki Baskı Artıyor ATİB ve DİTİB’in Türkiye Diyanet İşleri Başkanlığı ile sıkı bir bağlantı içinde olduğundan yola çıkan Almanya ve Avusturya harekete geçti Almanya’dan Casusluk Suçlaması Avusturya Düğmeye Bastı Almanya’da faaliyet gösteren Diyanet İşleri Türk- İslam Birliği (DİTİB) camilerinde görev yapan bazı imamların Türkiye’ye istihbari bilgiler göndererek “casusluk faaliyeti" yürüttüğü iddiaları gündeme bomba gibi düştü. Anayasayı Koruma Teşkilatı Kuzey Ren Vestfalya Eyaleti Başkanı Burkhard Freier, 33 şahıs ve 11 eğitim kuruluşunun imamlar tarafından Diyanet İşleri Başkanlığı'na ihbar edildiğini söyledi. Freier, casusluk yapan en az 13 imamın olduğunu açıkladı. Alman Federal Başsavcılığı bu konuda, Türkiye Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından görevlendirilen imamların Almanya’daki ‘Fethullah Gülen Yapılanması’ mensupları hakkında Ankara’ya bilgi notları gönderdiği ve casusluk faaliyetleri yapıldığı gerekçesiyle kapsamlı bir soruşturma başlatı. POLİS’DEN OPERASYON Alman Yeşiller Partisi’nden milletvekili ve din işleri sorumlusu sözcüsü Volker Beck, DİTİB hakkındaki suç duyurusunda bulundu ve polis bazı imamların evlerine operasyon düzenlendi. CASUSLUK SUÇLAMASI Operasyonlar casusluk suçlaması çerçevesinde yürütülürken, Gülen yapılanmasına dair yazılan yazıların ‘Gizli Belge’ olarak değerlendirilip değerlendirilmeyeceği Alman kamuoyunda tartışmaları da beraberinde getirdi. Belgeler gizli servis belgesi kategorisinde değerlendirilirse, DİTİB imamları hukuki açıdan 'casus' olarak nitelendirilebilecekler. Alman yasalarına göre kurulan DİTİB, Türkiye Diyanet İşleri Başkanlığı’yla işbirliği yürütüyor. Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından gönderilen 1000’e yakın imam, Almanya DİTİB camilerinde görev yapıyor. İmamların maaşları da Türkiye Diyaneti tarafından ödeniyor. Almanya’da DİTİB imamlarına karşı casusluk suçlamalarından kısa bir süre sonra Avusturya Yeşiller Partisi Milletvekili ve Güvenlik Sözcüsü Peter Pilz de Avusturya'da, ATİB (Avusturya Türk İslam Birliği), UETD (Avrupa- Türk Demokratlar Birliği), MUSIAD (Avusturya Müstakil İşadamları ve Sanayiciler Derneği) gibi kuruluşların Türkiye Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) koordineli olarak Türkiye’ye casusluk yaptıklarını iddia etti ve bu kişilerin sayısının en az 200 olduğunu açıklayarak Avusturya Hükümeti’ni duruma el koymaya davet etti. Pilz’in iddialarını ve sunduğu belgeleri dikkate alan Avusturya İçişleri Bakanlığı, savcılığı harekete geçirdi. SPÖ’lü Başbakan Christian Kern de bu iddiaların tüm yönleriyle araştırılmasını istedi. Özellikle ATİB’in mali destek kaynaklarının tespit edilmesi için hemen bir mali denetime tabi tutulması bekleniyor. Yeşiller Partisi Milletvekili Peter Pilz © Parlamentsdirektion / Bildagentur Zolles KG / Mike Ranz farklı düşünebiliyor... Klagenfurt Üniversitesinin bir araştırmasına göre birkaç dil konuşan kişiler daha esnek, daha az sıradan düşünüyor, düşünceleri daha geniş yayılmış ve yaygın görüşün dışında fikirler daha çok bunların aklına geliyor. Araştırma Yeni Zelanda’daki MERHABA Alpler Adriyatik Üniversitesi İngilizce ve Amerikan dili enstitüsünden Alexander Onysko tarafından yapıldı. Sonuçlar uluslararası iki dillilik dergisinde yayınlandı. Buna göre, birkaç dil bilenlerin farklı düşüncenin özelliği olarak anlanabilecek benzer birlikleri daha sıklıkla elde ettiklerini gösterdi. Bilimsel araştırma uzun süredir çok dilliliğin nasıl etkili olabileceğiyle uğraşıyor. Onysko çok dilliliğin belirli bir görevi yapmada nereye kadar çeşitli bir avantaj olabileceğini araştırdı. Araştırmada, Yeni Zelanda’daki Waikato Üniversitesindeki Pasifik Gelişim Bölümü ve Maori Okulu’ndan elde edilen 117 bilgi cümlesinden yola çıkıldı. Araştırma ekibi katılımcılara İngilizce uydurulmuş veya birleştirilmiş çeşitli isimler verdiler ve onlardan kavramların ne anlama geldiğini tanımlamalarını istediler. Cevaplar 3 kategoriye ayrıldı: Yorumun resmedilmesiye yapılan geri dönüşler figüratif birlikler başlığı altında, sözsel birlik altında ve 3. kategori de benzer birlikler adı altında toplandı. Bütün araştırma gruplarında figüratif ve sözsel birlikler yaklaşık eşit sıklıkla meydana gelirken, benzer birlikler sıklıkla birkaç dili konuşan katılımcılarda görüldü. Alexander Onysko’ya göre birden fazla dil konuşan bireylerin beyninde daha fazla konuşma eylemi gerçekleşiyor ve esnek olarak birleştirme kabiliyeti de yükselmiş oluyor. Birden fazla dil düşünceyi değiştiriyor Bütünde benzer birliklerin çok sık ortaya çıkmamasını Onysko şöyle yorumluyor: ‘‘Biz farklı düşünce konseptinden yola çıktık. Bu şu anlama geliyor: Kreatif düşünce daha az doğrudan düşünür, düşünceleri geniş alana yayılmış ve böylece onlar genel düşüncelerin ötesine gitmişlerdir. Araştırmadan benzer birliklerin farklı düşüncelerin özellikleri olduğu sonucu çıkarılabilir.’’ Onysko, grup araştırmalarını da şöyle özetliyor: ‘‘Araştırmamızın sonuçları, çokdilli olmanın farklı kreatif birlik işlemlerini kullanmayı sağladığını göstermektedir.’’