Aufrufe
vor 1 Jahr

EUROPA JOURNAL - HABER AVRUPA MÄRZ2017

www.europa-journal.net

MART 2017

MART 2017 HABER AVRUPA AVUSTURYA - 2 AKADEMİSYEN GÖRÜŞÜ Yazının başlığını İspanyolcadan aldım. Türkler demek. Bu ifade, İspanya'nın A Corûna şehrinde 1906 yılında kurulmuş ve halen İspanya birinci liginde oynayan köklü futbol kulübü Deportivo La Coruna takımının taraftarları için de kullanılır. Bunun ardında göz yaşartan bir kadirşinaslık öyküsü yatar. Önce onu paylaşayım. Anlatıldığına göre, Osmanlı İmparatorluğu’nun muhteşem padişahlarından Kanuni Sultan Süleyman’ın (1494-1566) donanma komutanı ve Kaptan-ı Deryası Barbaros Hayrettin Paşa (1478-1546), İspanya kralı ve kraliçesinin dönemin Yahudilerine karşı yaptığı kötü muamelelerden dolayı, bu ülkeye, Galipçe bölgesine yardıma gider. Kendisini ve askerlerini A Corûna halkının gençleri karşılar ve yardımcı olurlar. Aralarında bir dostluk kurulur. Galipçe Bölgesi’nin bir başka takımı olan Celtavigo ise bu dostluğu hazmedemez. Türk dostu olan Corûnalı gençleri “Deportivo şehrinde yaşayan Türkler” diye adlandırıp, değersizleştirmeye, itibarsızlaştırmaya çalışırlar. Onlarla karşılaştıklarında da “Siz Türkler gibi barbarsınız” diyerek alay ederler(!). A Corûna şehrinin değerbilir insanları ise “Türk olmanın aşağılanacak, alay edilecek bir durum olmadığını”, aksine “gurur duyulacak Los Turcos Ö S EUROPA T E R R JOURNAL I E C H Prof. Dr. Mustafa ÇAKIR Anadolu Üniversitesi Yurtdışı Türkler Araştırma Merkezi Müdürü – Eskişehir mcakir@anadolu.edu.tr bir şey olduğunu” göstermek için, “Evet, biz Türkler gibiyiz; onlar gibi güçlü ve cesuruz.” diyerek Los Turcos lakabını benimserler. Kendilerini aşağılamaya çalışan Celtavigo halkını da Portekizliler ile yaptıkları işbirliği gerekçesiyle hain ilan ederler. Aradan geçen yıllar yeryüzünde her daim mazlum halkların yardımına koşan aziz milletimizin bıraktığı anıları silemez. Aksine grup arasında 500 sene önce başlayan bu rekabet Celtavigo ile Deportivo arasında oynanan ve Galiçya Derbisi olarak adlandırılan futbol maçlarına da yansır. Nitekim 30 Kasım 2006 tarihinde Fenerbahçe Spor Kulübü ile Celtavigo Spor Kulübü arasında oynanan UEFA kupası futbol maçında Celta taraftarları bu tarihi rekabete atıfta bulunmak, Türklere karşı duydukları olumsuz duygularını dışa vurmak için tribünde Kürdistan pankartı açmış, bölücülere destek vermiştir. Bugünün Deportivo La Coruna futbol takımı yeşil sahalardaki mücadelesini geçmişlerine saygılarının ve Türklerle dostluklarının göstergesi olarak Los Turcos yani Türkler lakabıyla devam ettirmekte, zaman zaman da Türkler ile dostluklarına atıfta bulunan etkinlikler düzenlemektedir. Konuyla ilgili başka örnekler de verilebilir. İtalya’da, Belçika’da veya dünyanın her hangi bir köşesinde kendini Türk olarak gören köyler, kentler veya insanlara rastlamak; bu konuyla ilgili bir habere rastlamak şaşırtıcı olmasın. Küresel emperyalist güçlerin devletimize, milletimize türlü baskılar ve şantajlar yaptığı anlarda bile Türklere duyulan sempati ortadan kalkmamıştır. Çünkü Türkler, insanlara kök aidiyetiyle bakmaz; Yunus Emre’nin deyişiyle “Kamu âlem birdir bize”. Türk ifadesinde ırkçılık ve diğer unsurları ayrıştırmak yoktur. Bununla birlikte, diğer milletlerde olduğu gibi, kendi tarihinin ve kültürünün bilinci ve bundan duyduğu derin hoşnutluk ve gurur vardır. Onların Türklüğü de milliyetçiliği de, “Ne mutlu Türküm diyene” anlayışı üzerine kurulmuştur. Dayandığı yer de, etnik veya mezhepsel milliyetçilik değil, Türk milletine duyulan bağlılık, hissiyattır. Yurt dışında yaşayan her bir soydaşımızın siyasi görüşü ne olursa olsun kendini Türk olarak adlandırmaktan imtina etmek bir yana, göğsünü gererek Türk olduğunu söylemekten çekinmemesi; birbirine kenetlenmesi, yaşadıklarından ibret alıp, dersler çıkararak kendilerinden sonraki kuşakları da bu anlayışla yetiştirmek için gerekli girişimlerde bulunması en doğal hakkıdır. İçlerinden çıkan bazı menfaatperestlerin zaten yeterince kamplara bölünmüş olan Avrupalı Türk toplumu üzerinde siyasi baskıların oluşmasına neden olacak boyutlarda arayışlara düştüğü görülmektedir. Avrupalı Türklerin yaşadıkları, yurttaşlık hakkı edindikleri, Aristofanes’in son komedi oyunu Plutos‘daki ifadesiyle ubi bene, ibipatria 1 (mutlu oldukları anayurt) olarak gördükleri ülkelere bağlılıkları ikide bir sorgulanmamalı; toplum bağlı olanlar, daha bağlı olanlar, en bağlı olanlar gibi klişeler üreterek daha fazla gerilip ayrıştırılmamalıdır. Avusturya veya bir başka ülkede yaşayan ve bu ülkenin vatandaşı olan Avrupalı Türkler, Türkiye’ye ait oldukları kadar, yaşadıkları ülkelere de anayasal vatandaşlık bağları ile bağlıdır ve yaşadıkları ülkelerde Polonya, Macaristan, İtalya vb. kökenli vatandaşları kadar da sözsahibidir. Türkiye kökenli her bir Avrupalı Türk, yaşadığı ülkede yurttaş olmanın bilinci ile hareket etmekte ve yükümlülüklerini yerine getirmeye çalışmaktadır. Onların Türk kökenli Avusturyalı vd. olmaları onların meşrebinden, mezhebinden ayrılmasını gerektirmez. Onlar zaten davranış biçimi, yaşayış tarzı ile kendilerine gereken tanımı yapmışlar, kendilerinden Avrupalı Türk olarak söz ettirmeye başlamışlardır. Türkiye kökenli Avrupalı Türkler, kendini bilmezlerin sonu gelmeyen itham, hakaret ve cehaletlerine karşı dik durabilecek gücü ve söyleyecek sözü tarih sayfalarında görebilir, tarih bilgisi ile özgüvenlerini pekiştirebilirler. Unutmasınlar ki açık denizlerde savaşılmadan karada fetih olmaz. İnsan hangi coğrafyada hangi kimlikle yaşarsa yaşasın, niyeti iyi olduktan ve düzenini kurduktan sonra, iyi bir işi ve aşı da oldukça kendisi ve çevresi ile barışık, rahat ve onurlu bir hayat sürebilir. Tarihin hiçbir döneminde Türk olmak, Türk kimliği ile yaşamak kolay olmadı. Türk kimliğini taşımak, iki kefeli bir terazide satış yapmaya benzer; bazen ayarı bozuk teraziyi dengelemek için hafif gelen kefeye konan ağırlık misali, yaşanan tüm olumsuzlukları abra gibi taşımak; bazen de dostlarla duygudaşlığı yaşarken kefenin dengesini şaşırmamak gerekir. 1 “İnsanın kendini iyi hissettiği yer vatanıdır” ifadesi Aristofanes’in son komedi oyunu Plutos‘daki 1151. dizede geçer ve Latince (aktaran Cicero, Gespräch in Tusculum 5,37) “Patria est, ubicumque est bene” ifadesi Friedrich Hückstädt’ın bir şarkısında nakarat olarak geçer (Gedichte, Rostock 1806). 6€ Hızlı Havale* Havalenizi DenizBank ile yapın, Türkiye’nin 81 şehrinde 4.200 noktaya anında ulaşın! • DenizBank A.Ş.’nin 700’ü aşkın şubesine göndereceğiniz havaleleri bir saat içinde Türkiye’de hiçbir ek masraf kesilmeden memlekete gönderiyoruz. • Havalelerinizi ister Avusturya genelindeki 27 şubemizden, ister internet şubemiz üzerinden online yapın, paranızı hesaplı, güvenli ve hızlı bir şekilde memlekete ulaştıralım! Haftaiçi uzun çalışma saatlerimizle hizmetinizdeyiz. Ayrıca Viyana şubelerimiz Cumartesi günleri de açık! * Bireysel müşterilerin DenizBank A.Ş., İş Bankası ve Halk Bankası’na yaptıkları 200 Euro’ya kadar olan havaleleri için bir sonraki değişikliğe kadar geçerli ücret. Müşteri Hizmetleri 0800 88 66 00, www.denizbank.at DenizBank bir Sberbank grubu kuruluşudur. Entgeltliche Einschaltung

3 - AVUSTURYA HABER AVRUPA MART 2017 ‘‘Almanca zorunluluğu anayasaya aykırı’’ Salzburg’lu iki hukuk profesörü okul teneffüslerinde Almanca zorunluğunun orantısız ve izin verilemez bir müdahale olduğunu ve Yukarı Avusturya ÖVP-FPÖ koalisyonun talep ettiği ülke çapında eğitim yasası değişikliğinin yeterli bir temele dayanmadığını açıkladı. Bilirkişiden hukuk profesörü Walter Pfeil: ‘‘Okul yönetmeliği üzerinden genel bir Almanca zorunluluğu getirmek anayasaya aykırıdır. Siyasi olarak karar veremem ancak hukuki olarak anayasa buna izin vermiyor ve eyalet yasa koyucuları da bunun için yetkili değildir. Yürürlükte olan kanunlara göre de bu teklif düşünülemez. İnsan hakları sözleşmesinde özel hayatı korumayı garanti eden temel hak olarak bir düzenleme vardır. Dil de bu düzenlemeye aittir. Ona yaptırım uygulama da açıkça anayasaya aykırıdır.’’ Dil eğitimi araştırmacısı Hans- Jürgen Krumm ise: ‘‘Eğitim dili Almanca teneffüste değil, öğretmenle derste öğrenilir. Dil yasağının Almancayı kuvvetlendireceği umudu tam bir safsatadır.’’ Wie es scheint, begnügen sich die Sozialpartner in Österreich mit den hunderten kollektivvertraglichen Mindestlöhnen, statt eine gesetzliche Verankerung des Mindestlohns und des Mindeststundensatzes in Österreich voranzutreiben. Wir brauchen in Österreich beides: starke Kollektivverträge und einen gesetzlich verankerten Mindestlohn. Die Aussagen von Bundeskanzler Kern in diesem Zusammenhang sind wenig glaubwürdig. Dieser hatte zuletzt einen gesetzlichen Mindestlohn von 1500€ brutto gefordert. Wenn es Bundeskanzler Kern ernst meinen würde, dann gäbe es wohl die volle Unterstützung vonseiten der Gewerkschaft für seinen Vorschlag. Abgeordneter zum Tiroler Landtag AHMET DEMİR: Mindestlohn: Gesetzliche Verankerung wie in Deutschland gefordert Ö S EUROPA Die Sozialpartner müssen sich ernsthafter mit dem Thema auseinandersetzen. Die Menschen brauchen eine Sozialpartnerschaft, die sich für sie einsetzt und dafür sorgt, dass der jahrelange Abwärtstrend bei den Löhnen, und somit auch bei den Pensionen, beendet wird. Ein gesetzlich festgeschriebener Mindestlohn mit Mindeststundensätzen wie in Deutschland wäre ein großer Schritt. Dort hat man mit 24 Paragraphen das Problem gelöst und Raum für Übergangslösungen zugelassen. Deshalb braucht es einen Mindestlohn von 1700€ brutto, damit ein menschenwürdiges Leben über der Armutsschwelle möglich ist. T E R R JOURNAL I E C H Yeşiller Partisi Milletvekili AHMET DEMİR: Asgari Ücret: Almanya’da olduğu gibi yasallaştırılmalı Asgari ücret konusunda açıklamalar yapan Ahmet Demir: ‘‘Avusturya’da görüldüğü gibi Sosyal Ortaklar asgari ücret konusunda bunu ve asgari saat ücretini yasallaştırma yerine yüzlerce toplu sözleşmelerle yetiniyor. Avusturya’da her ikisine de ihtiyaç var: Güçlü toplu sözleşmeler ve asgari ücretin yasallaştırılması... Başbakanın bu konu ile alakalı demeçleri pek inandırıcı değil. En son olarak 1.500 €’́luk bir asgari ücret talebi vardı. Eğer Başbakan bu konuda ciddi olmuş olsaydı, onun bu talebi sendikalardan da destek görürdü. Sosyal Ortaklar bu konuyla ciddi olarak uğraşmak zorunda. İnsanların kendileri için çalışan, yıllardır genel anlamda düşüş yaşayan maaşlarda ve buna bağlı olan emekliliklere dur diyen sosyal ortaklara ihtiyacı var. Almanya’daki gibi asgari ücretin ve asgari saat ücretinin yasallaştırılması büyük bir ilerleme olacak. Almanya'da 24 madde ile bu sorun çözülmüş ve bir geçiş sürecine de yer verilmiş bulunmakta. Bundan dolayı yoksulluk eşiğinin üstünde insanca yaşayabilmek için 1.700 € ́luk bir asgari ücrete ihtiyaç var. (Yoksulluk eşiği bir ülkenin ortalama gelirine % 60 sabitlenmişdir. Birleşmiş Milletler bunu % 66 olarak belirlese de toplumda % 60 olarak biliniyor.) © Tiroler Grüne / Sebastian Müller DAMIT AUS DEN SCHERBEN DER VERGANGENHEIT EINE ZUKUNFT OHNE GEWALT WIRD. Jeden Tag helfen wir Frauen und unterstützen sie und ihre Kinder auf dem Weg zurück in ein stabiles und angstfreies Leben. frauenhaeuser-wien.at

Im Blickpunkt: Jugend und Familie in Europa - Agentur für ...