Aufrufe
vor 1 Jahr

EUROPA JOURNAL - HABER AVRUPA MAI 2017

www.europa-journal.net

MAYIS

MAYIS 2017 HABER AVRUPA AVUSTURYA - 2 AKADEMİSYEN GÖRÜŞÜ Her sayıda yaşadıklarımla okuduklarımı birleştirip, hayatın gerçeklerini bilimsel araştırmalara uygun olarak aktarmaya özen gösteriyorum. Üzerinde durduğum konular da genellikle Türklerin yaşadığı çok kültürlü çevrede kabul görebilmesi için yaşadıkları ülkenin dilini iyi öğrenmesi; rahat, huzurlu bir hayat sürebilmesi için de bulundukları sosyal çevreye uyum sağlaması; bu durumu yaşam biçimi haline getirirken de kendi köken dillerinden ve kültürlerinden kopmaması üzerine oluyor. Biraz karmaşık gelebilir, ama hayatın kendi gerçeğinden daha açık ve anlaşılır. Milletleri millet yapan tarihleri kadar kültürleridir. Hayatı yaşamak kültür işidir. İnsanlar belli bir kökten beslenen kültürü üretemezse, içinde bulunduğu kültürün ürünü olan hayatı yaşamaya başlar. Bu durum köken kültürünün gelecek kuşaklara aktarılmasını sekteye uğratır. Çünkü dil, kültürün önemli bir taşıyıcısı ve gelecek kuşaklara aktarıcısıdır. Türkçenin öğrenilmesi ve yetişen kuşaklara öğretilmesi bu nedenle önem kazanmaktadır. Avrupalı Türklerin geçmişi ile geleceği arasındaki köprüyü oluşturan ve ses bayrağımız olan Türkçeye gerekli önemin verilmesi, ikinci dildeki eksiklerin giderilmesi herkes tarafından milli bir dava olarak görülmesi, aynı zamanda Türk kültürünün ihmal edilmemesi gerekir. Avrupalı Türkler tarafından kurulan bütün sivil toplum kuruluşlarının eğitim konusunu doğrudan veya dolaylı bir görev ve sorumluluk alanı olarak gördüğü, bu konuda görüş ayrılığına düşmediği izlenilmekle birlikte, ortak hareket etme konusunda yetersizlikleri söz konusudur. Bütün dernekler, düzenleyecekleri etkinliklerde eğitim konusunu aktarırken, dil öğretimine ayrı bir başlık açmalı; okul çağındaki çocukların Türkçe derslerine olan ilgisini artıracak projeler hazırlamaya ve onları derslere devam etmeye özendirecek kampanyaları geliştirmeye çalışmalıdır. Bunu yaparken de halen devam eden derslerden istenen verimin alınması için okullardaki eğitim ortamlarının düzenlenmesine yönelik çalışmalara önem vermelidir. Hazırlanacak ortak projelerde sadece Türkiye kökenli veliler ile değil; yerel yönetimler, okul yönetimleri ve öğretmenler ile de işbirliği imkânları araştırılabilir. Türkçe derslerinin bütün eğitim kurumlarında düzenli ve sürdürülebilir şekilde öğretilebilmesi için okul-öğrenci-veli arasında sıkı işbirliği imkânları geliştirilmeli; konuyu siyasallaştırmaya çalışanlara fırsat verilmemelidir. Avusturya’da okul çağında olan ve anadili Almanca olmayan öğrenciler, kimi özel şartların sağlanması Ö S EUROPA T E R R JOURNAL halinde, kendi ana dillerinde haftada 2 ile 6 saat arasında değişen süreyle eğitim alabilmektedir. Bütün çocuklara ilkokuldan önceki hazırlık sınıfında, ilkokulda ve takip eden okullarda anadili eğitimi zaten verilmektedir. Bu derslerde görev alan öğretmenler de Avusturyalı yerel yönetimlerce istihdam edilmektedir. Derslere katılım mevcut şartlarda zorunlu olmayıp, gönüllülük esasına bağlıdır. Bu dersler notsuz veya nota bağlı eğitim şeklinde düzenlenebilmektedir. Bu dersler okul yönetimleri ve okullarda görevli Türkçe öğretmenleri ile işbirliği yapılarak daha verimli bir etkinliğe dönüştürülebilir; çocukların bu derslere katılımı özendirilebilir. Burada özellikle vurgulanması gereken bir diğer husus da Avusturyalı yöneticilerin anadili Almanca olmayan öğrencilere anadili öğretilmesi konusunda engel çıkarmamasına rağmen, velilerin ilgisizliği ve öğrencilerin devamsızlığı nedeniyle açılamayan dersler konusudur. Yerel yönetimler mevzuat gereği imkânı sağlıyor, öğretmen tahsis ediyor, çocuklar derse devam etmiyor ve açılan dersler kapatılıyor. Bu durumun önüne geçilmesi, tahsis edilen kaynakların iyi değerlendirilmesi gerekir. Eğitim toplumsal ilerleme, gelişme ve sınıf atlamamın en etkili araçlarından biri olmasına karşın, kimi velilerin bu I E C H Prof. Dr. Mustafa ÇAKIR Anadolu Üniversitesi Yurtdışı Türkler Araştırma Merkezi Müdürü – Eskişehir mcakir@anadolu.edu.tr Geçmişi öğrenmek, geleceğe hazırlık yapmak için konuya yeterince eğilmedikleri, çocuklarının hangi okulda, hangi sınıfa gittiği konusunda yeterli bilgiye sahip olmadıkları, bu bilgi eksikliğini ortadan kaldıracak, velilerdeki zihinsel değişimi sağlayacak girişimlere gereksinim olduğu açıktır. Burada ana dili olarak Türkçenin önemi, “çocuğun önce yakın aile çevresinden daha sonra ilişkili olduğu çevrelerden öğrendiği, bilinçaltına inen ve onun toplumla en güçlü bağlarını oluşturan dil” (Aksan 1975:426) olmasından kaynaklanmaktadır. Çok dilli ortamlarda anadili toplumun yapı harcı, ikinci bir dilde de kurulacak bireysel hayatın temelidir ve yukarıda da değinildiği üzere geçmiş ile gelecek arasında önemli bir köprüdür. Anadilde kazanılmış düşünce kalıpları ne kadar çok olursa, bunların ikinci dile aktarımı ve o dili edinme süreci de o denli kolay olur. İçinde yaşadıkları çok kültürlü toplum gerçeğinden ötürü, iki dili de ileri düzeyde bilmek zorunda olan çocuklar üzerinde yapılan bilimsel araştırmalar, iki dilin de iyi bilinmesinin çocuğun zihinsel gelişimine olumlu katkıda bulunduğunu göstermiştir (Ergenç 1991: 62). Kendi dil ve kültürlerini tam olarak öğrenemeyen çocukların ve gençlerin, yaşadıkları ülkenin dil ve kültürüne uyum sağlaması imkânsız değilse bile çok zordur. Anadili bir yandan özgüveni pekiştirirken öbür yandan öğrenilen ikinci bir dil bireyin kendi ayakları üzerine sağlam basmasını sağlar. Geleceğin Avrupası çok kültürlü ve çok dilli bir coğrafya görünümünü alacaktır. Bu durum göz önüne alındığında yapılacak ilk çalışma, uygulanan eğitim modellerini geleceğin şartlarına göre gözden geçirmek olacaktır. İki ya da çok dilli, çok kültürlü eğitimi içeren, birleştirici modeller, toplumsal barış ve hoşgörü ortamının oluşturulmasına katkı sağlayacaktır. Bugün yaşananlar, geçmişte “istikbalini gurbette arama” tercihinin sonucudur. Bu tercih bazen sahibini, bazen de bütün toplumu etkiler. Avrupalı Türkler çocuklarının iyi ve kaliteli bir eğitim almaları için özen gösterir, okullardaki anadili derslerini yeterince benimserse, geçmişi öğrenme ve geleceğe hazırlık yapma fırsatını bugünden kazanmış olurlar. Eğitim ürünü geç alınan, ama etkisi güçlü bir ekonomik yatırımdır. Kaynaklar: 1. Aksan, Doğan. (1975), Anadili, Türk Dili XXXI!285, 424-434. 2. Ergenç, İclal (1991). Yurtdışındaki Türk Çocuklarının Anadili Sorunu. URL: http://e-dergi-marmara.dergipark.gov.tr/download/article-file/273322 6€ Hızlı Havale* Havalenizi DenizBank ile yapın, Türkiye’nin 81 şehrinde 4.200 noktaya anında ulaşın! • DenizBank A.Ş.’nin 700’ü aşkın şubesine göndereceğiniz havaleleri bir saat içinde Türkiye’de hiçbir ek masraf kesilmeden memlekete gönderiyoruz. • Havalelerinizi ister Avusturya genelindeki 27 şubemizden, ister internet şubemiz üzerinden online yapın, paranızı hesaplı, güvenli ve hızlı bir şekilde memlekete ulaştıralım! Haftaiçi uzun çalışma saatlerimizle hizmetinizdeyiz. Ayrıca Viyana şubelerimiz Cumartesi günleri de açık! * Bireysel müşterilerin DenizBank A.Ş., İş Bankası ve Halk Bankası’na yaptıkları 200 Euro’ya kadar olan havaleleri için bir sonraki değişikliğe kadar geçerli ücret. Müşteri Hizmetleri 0800 88 66 00, www.denizbank.at DenizBank bir Sberbank grubu kuruluşudur. Entgeltliche Einschaltung

3 - AVUSTURYA HABER AVRUPA MAYIS 2017 Ö S EUROPA T E R R JOURNAL I E C H © Parlamentsdirektion / PHOTO SIMONIS Früher haben Rechte von Arbeitern und Arbeiterinnen für ALLE in einem Unternehmen gegolten. Bis der Trick mit den Leiharbeitsfirmen begonnen hat: Plötzlich waren in einem Betrieb nicht mehr alle zu gleichen Konditionen beschäftigt. Menschen, die Leiharbeitsfirmen an andere Unternehmen "leihen" – als wären sie Ware, und nicht Menschen! –, wurden aufgenommen, aber sie gehörten trotz ihrer Arbeit in diesem Unternehmen nicht zum Stammpersonal des Unternehmens. Der Nutzen von "Leiharbeit" für Unternehmen: "Leiharbeiter" werden immer nach dem niedrigsten Kollektivvertragsniveau bezahlt. Sie bekommen also weniger Lohn als Arbeitskollegen und -kolleginnen, die in diesem Unternehmen seit ein paar Jahren arbeiten und dadurch Lohnerhöhungen nach dem Kollektivvertrag bekommen. Diese Einführung einer "Zwei-Klassen- Gesellschaft" bei den MitarbeiterInnen dividiert die Beschäftigten auseinander und sie können so viel leichter gegeneinander ausgespielt werden. Das "abschreckende Beispiel" eines Leiharbeiters für jemanden aus dem Stammpersonal erinnert Letzteren ständig daran, dass er auch in diese Lage kommen kann, wenn er gekündigt wird und keine feste Arbeit findet. Gleichzeitig ist das natürlich ein effizientes Druckmittel nach dem Motto: Wer seine Rechte verteidigt oder gar Forderungen an den Arbeitgeber stellt, wird daran erinnert, dass es Leute gibt, denen es noch viel schlechter geht, da sie nur bei der Leiharbeitsfirma angestellt sind, Alev Korun Abgeordnete zum Naonalrat (Die Grünen) alev.korun@gruene.at Leiharbeitsfirmen: Das große Problem von vielen Arbeitern und Arbeiterinnen aber nicht bei dem Unternehmen, wo sie konkret arbeiten. Dieses Problem ist in den letzten Jahren für Arbeiterinnen und Arbeiter immer größer geworden: Während laut Statistik der Arbeitskräfteüberlassung zwischen Juli 2013 und Juli 2014 143.000 Menschen von "Leiharbeit" betroffen waren, stieg die Zahl der Betroffenen bis Juli 2016 auf 157.000 Personen! Bei der Zahl, wie oft ein Mensch als Arbeitskraft "geliehen" wurde, gibt es sogar einen noch viel größeren Anstieg: Waren es zwischen Juli 2013 und Juli 2014 333.000 "Überlassungen", stieg die Zahl bis Juli 2016 auf 418.000! Immer mehr Menschen werden also nicht gerecht entlohnt. Das muss sich ändern! Deshalb fordern die Alternativen und Grünen Gewerkschafter und Gewerkschafterinnen, dass "LeiharbeiterInnen" nach 6 Monaten in die Stammbelegschaft übernommen werden müssen. So kann man verhindern, dass Leiharbeitsfirmen auf dem Rücken von arbeitenden Menschen große Gewinne einfahren, während der Lohn der Betroffenen erstens kaum steigt und zweitens ihre Beschäftigung immer unsicher und prekär bleibt. Es kann nicht sein, dass Menschen, die die gleiche Arbeit verrichten, völlig ungleich bezahlt werden, und mit den schlechter Bezahlten auch noch dem Stammpersonal Angst gemacht wird, da auch sie eines Tages davon betroffen sein könnten. Diese Ungleichheit muss man so schnell wie möglich beenden! YEŞİLLER PARTİSİ MİLLETVEKİLİ AHMET DEMİR: Tribünlere oynayanlardan uzak durun! Yıllardır siyaseti takip eden ve yapan biri olarak zamanımızın en büyük hastalığıyla pek ilgilenen olmadığını görüyorum. Kim yakınına yaklaşırsa o da bu hastalığa yakalanıp diğerlerine bulaştırıyor sanki. Popülizim, kıtamızın her bir yanına her gün kendine yeni bir kurban ararcasına yayılmış durumda. Avusturya'daki hükümetin bittiğini görüyoruz bu günlerde. Bitmeden önceki son günler ve haftalarda, parti siyaseti yapması gereken bakanlar açık açık propaganda yapıp karşısındaki iktidar parti mensuplarını aşağıya çekmekle meşguller. Facebook ve Twitter gibi sosyal medyadan takip edenler de bundan hoşlanmış ve daha doğrusu alışmış olması gerekiyor ki, hep saldırıya uğrayan tarafın tepkilerini heyecanla bekliyorlar. Peki ne oldu? Hükümet yeni seçime gidecek. Asgari ücret ve iş sahasında planlanan değişikliklerle beraber eğitim alanında bazı mevzular çözülmeden yeni seçime gidilecek. Yani SPÖ-ÖVP hükümeti halkı ilgilendiren bu ciddi sorunları bu dönem çözemeyecek. Görüyoruz ki kamuoyu yoklamalarının analizleri bu günün siyasetini belirlemekte maalesef. ''Benim için en uygun vakit geldiğinde hiçbirşeyi görmeden kendi çıkarlarıma çalışırım'' düşüncesinde olan insanlar siyasi platformlarda gözükmeye başladı. Siyasetten ayrılmadan önce bir meslektaşım ''Siyasette sansasyonla gelen sansasyonla gider'' ve ''Siyaset küçük adımlarla sağlam yere basmak anlamına gelir'' demişti. Çok haklıydı. Bu sebepten dolayı insanların, halkın ağzına göre konuşup yararlarına çalışmayıp da onların duymak istediklerini söyleyen siyasetçilerin destekçileri olmaması gerekir. Laf kavgalarında iyi olanın iyi bir siyasetçi olmadığı gibi, herkesin gizlisini saklısını ortaya döken de iyi bir siyasetçi değildir. Bu zamanda sakin kalıp iyiyi kötüden ayıklamanız gerekiyor. Kendiniz fikir üretip oy verdiğiniz partiye ve siyasetçiye hesap sorma konumuna gelmelisiniz. Burada artık siyaset bu şekilde yürümeli. Tribünlere oynayanlardan uzak durun! © Grünen Tirol Avusturyalıların farklı etnik kökenlere ve İslam dinine karşı tahammülü azalıyor Avusturya halkı giderek hoşgörüsünü kaybediyor Avusturya genelinde geçtiğimiz günlerde Avusturyalıların dine, etnik kökene, deri rengine ve engellilere karşı "hoşgörülerini" araştıran bir çalışma, 2015 yılı araştırmasıyla karşılaştırıldı ve sonuçlarda ciddi bir olumsuz gelişme göze çarptı, hoşgörü değerlerinde kötüleşme tespit edildi. Son yapılan araştırma için düşünce ve araştırma kuruluşu, 500 Avusturyalıya 2015 araştırmasının en anlamlı sorularını; etnik köken ve deri rengi, din başlıkları altında sınıflandırarak yeniden sordu. ''Bir Avusturyalıyı ne tanımlar?'' sorusu yeni soru olarak eklendi. TÜRK DOKTOR VEYA BAŞÖRTÜLÜ SATICI SİZİ RAHATSIZ EDER Mİ? 2017 ile 2015 araştırmaları değerleri arasındaki olumsuz yöndeki değişim %2 ile %10 arasında. 2015’te halkın %78’i hastanede ameliyatı yapan doktorun Türk olmasının kendileri için sorun olmadığını söylerken, 2017’de aynı fikirde olanların oranı %73'e geriledi. ''Bir dükkanda satıcının başörtülü olması sizi rahatsız eder mi?'' sorusuna 2015’de %42 evet derken, 2017’de %44 başörtülü satıcıyı tasvip etmiyor. Din konusunda özellikle Müslümanlara ve İslam’a karşı her iki araştırmada da hoşgörüsüzlük oranı oldukça yüksek. ''Yakınınızda bir cami inşasını ister misiniz?'' sorusuna 2015’te %64, 2017’de ise %71 olumsuz cevap verdi. Yakınlarında bir caminin olmasını kesinlikle reddedenlerin oranı ise %41. Bir Budist ibadet merkezi söz konusu olunca bu durum tamamen değişiyor. Avusturyalıların %44’ü bundan rahatsız olacağını belirtirken, %19 ise bir Budist merkezine tamamen karşı. Avusturyalıların kendilerini ve yabancıları algılamaları her iki araştırmada da aynı. Kendilerini ülkede yaşayan diğer halklardan daha hoşgörülü görüyor. Avusturya Mauthausen Komitesi Başkanı Willi Mernyi her iki araştırmayı şöyle yorumluyor: ''Değerlerin gelişmesinde tespit ettiğimiz gelecek için geçmişle hesaplaşmak önem arzetmektedir. Şimdiki popülist ve milliyetçi gelişmeler ancak Nazi rejiminin vahşetlerinin unutulmaması sayesinde engellenebilir. Bu nedenle komitenin en önem verdiği mesele gençlerle ilgili çalışmalarıdır.'' Mernyi, geçmişin gelecek için önemini Nazi döneminde Mauthausen toplama kampından hayatta kalan Hans Marselek’ten şu cümleyle belirtiyor: ''Geçmişi üzerine çalışmayan, şimdiki anı anlayamaz ve gelecekle başa çıkamaz.'' 2017 araştırmasındaki yeni soru anketçilerin göçmen kökenli geçmişi ile ilgili olarak ''Avusturyalıyı ne tanımlar?'' sorusuydu. Kökenlerine bakmaksızın Avusturyalıların %75’i vatandaşlığı, %70’i aktif olarak siyasete katılımı 'milliyet' tanımı olarak görüyor. Her 5 kişiden 4’ü için Almancaya hakimiyet Avusturyalı sayılmada önemli bir nokta. Bununla birlikte %85 ait olma olgusunun ‘hissi’ olduğunu düşünüyor. Bunun adı vatana bağlılık. Göçmen kökenliğe bağlı olmadan ya da olmamasına bakılmaksızın ''Avusturyalı olmak gururdur'' düşüncesi her cinsteki, yaştaki, sınıftaki insanda mevcuttur. Mernyi’ye göre ortaklıklar daha ağır basarsa farklı etnik ve dinden insanların Avusturya’da ortak bir geleceği mümkün olabilir.

Europa kinderleicht! Das Heft. - Stadt Nürnberg
Nikolassee & Schlachtensee extra APR/MAI 2017
EUROPA JOURNAL - HABER AVRUPA FEBRUAR2016