Aufrufe
vor 1 Jahr

EUROPA JOURNAL - HABER AVRUPA SEPTEMBER2017

www.europa-journal.net

EYLÜL 2017

EYLÜL 2017 HABER AVRUPA AVUSTURYA - 2 Ö S EUROPA T E R R JOURNAL I E C H Uzm. Psikolog Sebiha Ünal(Devrim): “Bazı konulara dikkat edildiği zaman otizmli bir kişi şirkete daha faydalı olabilir.” OTİZMLİ KİŞİLER VE İŞ ORTAMI Uzm. Psikolog Sebiha Ünal(Devrim): Son yıllarda otizmli kişilerin normal iş ortamında çalışmalarına dair yaşanılan zorluklar konusunda bir çok bilimsel araştırma yapıldı. Otizmli olmayan kişilerin hiç etkilenmediği konularda otizmli kişiler ise çok büyük etki gösterebilirler. Bu etkenlerden bir kaç tane örnek ise: parfüm kokusu, yemek kokusu, kalemiyle oynayan iş arkadaşı, ortamda bulunan lambadan çıkan ses v.s. Etkenler sonucunda bir anda otizmli olan kişi irite olabilir ve agresif davranışlar sergileyebilir. Uzm. Psikolog Sebiha Ünal’ın (Devrim) yayımlanan kitapları... İŞ ORTAMINDAKİ ETKENLER NELER OLABİLİR? Otizmli bir kişinin beyni farklı çalışır ve bilgi farklı bir şekilde beyne ulaşır. İş arkadaşının gülmesi veya kalemiyle oynaması, ortamda bulunun lambadan çıkan ses otizmli bir kişi için büyük bir etken olabilir. Bu tür sesler onun konsantresinin bozulmasına yol açabilir, oysa otizmli olmayan bir kişi bu seslerden etkilenmeyip işine normal bir şekilde devam eder. Otizmli kişiler bazı sesleri filtreleyemiyor ve bu yüzden sürekli konsantre problemi yaşayabiliyorlar. Sonuç olarak işlerini daha uzun sürede bitirebiliyorlar. Bazı otizmli kişiler ise ilgi alanı olan işte çalıştıkları zaman bu konuya kendilerini işe verip etraftaki etkenlere kendilerini tamamen kapatabilirler. Önemli olan otizmli kişilerin ilgi alanları olan bir işte çalışmalarıdır. OTİZMLİ KİŞİLERİN ETKİLENDİKLERİ ZAMAN GÖSTERDİKLERİ BELİRTİLER: - iş arkadaşlarının anlattıklarını duymamak ve bu yüzden tepki göstermemek - acı hissinin yok olması örn. elinin yandığında tepki göstermemesi - aynı anda iki konuyla uğraşamamak - konsantre problemi örn. anlatılan konuyu anlamayıp defalarca yine aynı soruyu sormak - uyku problemi - aşırı yorgunluk İş yerinde bu problemlerin devam etmesi burn-out, ağır kronik yorgunluk ve psikotik gibi rahatsızlıklara yol açabilir. OTİZMLİ KİŞİLERİN BAŞARILI BİR İŞ SERGİLEMELERİ İÇİN HANGİ KONULARA DİKKAT EDİLMESİ GEREKİR? Otizmli kişiler ilgi alanları olan bir ortamda çalıştıkları zaman daha çok faydalı olabilecek kişilerdir. Örneğin bilgisayar arkasında saatlerce kontrol işlemi ve işlerini hızlı bir şekilde yapabilirler çünkü sosyal iletişim onlar için çok önemli değildir. Bu konuda başarılı olmaları için gerekenler: - sessizliğin olduğu bir ortam (örn. telefon sesleri, iş arkadaşlarının olmadığı ortam) - ağır renklerin olmadığı bir ortam (örn. kırmızı renk) - ağır yemek, parfüm kokusu olmayan bir ortam - çok ışığın olmadığı bir ortam - yapılacak işin kısa ve öz cümlelerle belirtilmesi Sonuç olarak yukarıdaki unsurlara dikkat edildiği zaman otizmli bir kişi şirkete daha faydalı olabilir. Konsantresini daha fazla verebilir ve otizmli olmayan kişiden daha fazla dikkatli olup yanlışları ve problemleri dikkatli görüp çözümleyebilir. Daha fazla bilgi ve iletişim için: www.sebihadevrim.com info@sebihadevrim.com Uzm. Psikolog Sebiha Ünal(Devrim), Otizm ve İlişki uzmanıdır. Daha önce kendi hikâyesi hakkında ''Anne, ben uzaylı mıyım?'' adlı kitabı, sonrasında ''Otizm'e pozitif bakış açısı ve Otizm'i anlamak adlı kitapları yazdı. Şuan Uzm. Psikolog olarak Türkiye ve Avrupa da yaptığı çalışmaları, verdiği eğitim ve sunumları pozitif psikoloji yönünden sürdürüyor. Kendi yaptığı çalışmalar ve edindiği tecrübeler sonucunda pozitif psikolojinin otizmli kişilerde ne kadar güzel sonuçlar getirdiğini gördü ve bu yüzden uzmanlık alanını pozitif psikoloji ile geliştirdi ve bunu kendi merkezinde uyguluyor. Yetenekleri vurgulamak ve bunlara yönelmenin otizmin zayıf yönlerinden daha da önemli olduğunu düşünüyor. 6€ Hızlı Havale* Havalenizi DenizBank ile yapın, Türkiye’nin 81 şehrinde 4.200 noktaya anında ulaşın! • DenizBank A.Ş.’nin 700’ü aşkın şubesine göndereceğiniz havaleleri bir saat içinde Türkiye’de hiçbir ek masraf kesilmeden memlekete gönderiyoruz. • Havalelerinizi ister Avusturya genelindeki 27 şubemizden, ister internet şubemiz üzerinden online yapın, paranızı hesaplı, güvenli ve hızlı bir şekilde memlekete ulaştıralım! Haftaiçi uzun çalışma saatlerimizle hizmetinizdeyiz. Ayrıca Viyana şubelerimiz Cumartesi günleri de açık! * Bireysel müşterilerin DenizBank A.Ş., İş Bankası ve Halk Bankası’na yaptıkları 200 Euro’ya kadar olan havaleleri için bir sonraki değişikliğe kadar geçerli ücret. Müşteri Hizmetleri 0800 88 66 00, www.denizbank.at DenizBank bir Sberbank grubu kuruluşudur. Entgeltliche Einschaltung

3 - AVUSTURYA HABER AVRUPA EYLÜL 2017 Ö S EUROPA T E R R JOURNAL I E C H Okullar açıldı; aile ortamlarında da “Çocuğum ders çalışmıyor” “Tembellik ediyor” “Odasında saatlerce oturuyor” gibi konuşmaları duymak şaşırtıcı gelmiyor. Çocuk ve aile ilişkileri konusunda çalışan uzmanlar, bu konuşmayı değerlendirirken, bir dizi nedenler üzerinde duruyor ve en başa da interneti koyuyorlar. Benim kuşağım öğrencilik yıllarında on parmak daktilo yazabiliyor olmayı bir ayrıcalık olarak görüyordu. Okullarda daktilo dersleri vardı. Bugünkü gibi uyarlanmış Türkçe-Q değil; dilimizin yapısına uygun gerçek Türkçe F-Klavye kullanılıyordu. Gerek kamu gerekse özel sektör eleman alırken, en hızlı ve hatasız yazan daktilografları tercih ediyordu. Hal böyle olunca da özel girişimciler, eğitim kurumları dışında özel kurslarda daktilo eğitimi veriliyor, eğitim sertifikalar ile belgelendiriliyordu. Zaman içinde bilgisayar çıktı. Okullardaki daktilo dersleri temel bilgisayar kullanımına dönüştü, özel girişimciler de kurslarda daktilo yerine bilgisayar ve değişik yazılım-donanım eğitimleri vermeye başladılar. Daktilografların sertifikaları yerini artık bilgisayar kullanıcı yetkinlik belgesi olan ECDL (European Computer Driving Licence)’e bıraktı. Başlarda masaların üzerinde ekranı, mouse ve klavyesi ile ayrıcalıklı bir yer işgal eden, büyük ve gösterişli aletler, giderek küçüldü ve mikro boyutlara geldi. Sağladığı imkânlar sayılamayacak düzeyde gelişti; telefonlar akıllandı; bilgisayarları da artık ceplerimizde taşımaya başladık. Onun sağladığı imkânlardan yararlanılmayan bir günün geçirilmesi hayal dahi edilemiyor. Bilgisayar kullanımı ile internet ağı erişimi artık birbiri ile özdeş hale geldi. Bu birliktelik bir yandan hayatımızı kolaylaştırırken, öte yandan kullanıcılarını öğrenilmiş bir çaresizliğin içine de yönlendirmeye başladı. Geçmişte akıllara gelmeyen nice sorunlar ile başa çıkmak zorunda kalan veliler, okula giden çocuklarına arkadaş seçimleri konusunda uyarılarda bulunurken, bilgisayar başına oturanlara nasıl müdahale edebileceklerini kestiremez hale geldiler. Yani ve kendilerinin tam hâkim olamadığı bir alan olan internetin, çocuklarının hayatını kolaylaştırması bir yana onların bu yolla yanlış arkadaş edinmesine de zemin oluşturabileceğini gördüler. Çocuklar bazen ders çalışma bahanesi ile kontrolsüz şekilde bırakılınca, saatlerce tanımadığı kişilerle yazışabilecekleri bir ortamda doğru-yanlış arkadaşlar edinmeye başladılar. Yanlış arkadaşı uzun uzun anlatmaya gerek yok. Yanlış arkadaş; yanlış, toplumun benimsemediği işlerle uğraşan kişi demektir. Bunun başka bir tanımı yoktur. AKADEMİSYEN GÖRÜŞÜ Anne baba hayatın türlü dertleri ile başa çıkmaya çalışırken, çocuklar da ya televizyon karşısında ya da odalarında veya evin bir köşesinde bilgisayar başında saatler geçiriyor. Bu durum ilk başlarda önemsiz gibi görünse de gerekli tedbirler alınmadığı takdirde, geleneksel aile yapısının bozulmasına neden olabiliyor. Şöyle ki bir çatının altında yaşayan insanlar zamanla birbirine yabancılaşmaya başlıyor. Çocuk aile içinde yalnızlığa itildikçe, her türlü oyalanma ve vakit geçirme aracı olarak bilgisayar ve interneti görüyor. Bu durum zaman içinde içinden çıkılmaz bir hal alıyor; karışık bir sarmala dönüyor. Huzur ve güven kalmıyor. Oysa mutlu aile; birbiriyle paylaşımda bulunan, ruh sağlığı yerinde, birbirlerine karşı anlayışlı davranan insanların oluşturduğu bir gruptur ve mutlu çocuklar da bu mutlu ailelerde yetişir. Bu aileler de toplumun çekirdeğini oluşturur. Mutluluk ne ki diyebilirsiniz. İnsanlar mutluluğu bazen uzaklarda, kendi dışında ararlar. Bazen de duyguların bir dizi maddi ihtiyaçların karşılanmasıyla elde edileceğini düşünürler. Bunlara ulaşamayınca da kendilerine sanal dünyalar yaratarak mutlu olmaya çalışır, kendilerini mutlu olduklarına inandırmaya gayret ederler. Oysa mutluluk, bazen küçük bir teşekkür ile ilişkili, bazen de küçük bir gülümsemenin ucundadır. Mutluluk, hemdem olabilmektir. Çocuğu mutlu etmek için her istediğinin yerine getirilmesi gibi bir yaklaşım doğru değildir. Ayrıca her akşam birbiri ile didişen, birinin ötekine bağırıp çağırdığı bir aile ortamında da mutluluğun, bir anlık huzurun yeri olamaz. Böyle bir ortamın tutsağı olan çocuk, içine kapanacak, tedirgin olacak; aradığı huzuru ve mutluluğu Prof. Dr. Mustafa ÇAKIR Anadolu Üniversitesi Yurtdışı Türkler Araştırma Merkezi Müdürü – Eskişehir mcakir@anadolu.edu.tr Daktilonun internet bağlantısı yoktu ...Çocukların aklı, fikri işlenmemiş, nadasa bırakılmış bir tarla gibidir. İşlenmeyen tarlada nasıl yabani otlar çıkar, etrafı sararsa; boşluğa düşen, zihni de hedeflerinden şaşmış bir çocuğun zihnini de olumsuz düşünceler işgal edecektir. Boş, hedeflerinden sapmış zihin; patlamaya hazır bir bomba gibidir... kendi oluşturduğu sanal dünyada arayacaktır. Bu sanal dünya internet üzerinden oluşturulan arkadaş zinciri, oyun grupları ve benzerleri ile oluşabilir; gerçek dünyada kontrol edilemeyen bir sosyal çevrede de olabilir. Bir toplumun bireyleri kendi çocuğunun mutlu olmasını istiyorsa, komşunun çocuğunun da mutlu olması için çalışması gerekir. Bunun için de çocukların toplumsal ve sosyal hayatın içinde özgür yaşayacağı, sanal “online” hayatın, özel ders ve sınavların oluşturduğu olumsuz koşulların dışında bir hayat kurulmalıdır. Gün be gün ağırlaşan hayat şartlarına rağmen yaşadığı her bir günü bir sonraki güne aktarmaya çalışan veya bir önceki günün telafisini yapma umut ve gayreti içinde yaşayan mutsuz ailelerin çocukları da mutsuz, başarısız ve umutsuz oluyor. Kendilerini kapattıkları odalarında güzel bir söze veya latif bir davranışa duydukları özlemle yaşıyorlar. Zehir gibi zekâsıyla, üstün başarılar beklediğimiz bu mutsuz ve huzursuz çocuklar, kendilerini bilgisayar üzerinden hapsettikleri sanal dünyada boş ve olumsuz uğraşılar arasında kaybolup gidiyor; var olan potansiyelleri sıradanlaşıyor, cılızlaşıyor ve kuruyup gidiyor. Bu yolla kaybolan gençler değil, toplumun geleceği de bundan nasibini alıyor. Uygun sosyal ortamları hazırlamak kaydı ile çocuklarımıza bilgisayarda, internet üzerinden sanal oyun oynamanın eğlence değil, vakit kaybı olduğu; sokak oyunlarının, arkadaş ve aile ortamlarının sağladığı geleneksel değerleri kendi hayatımızdan örnekle anlatmak, kendi içinde bulunduğumuz tembelliği kırmak ve rol model oluşturmak gerekiyor. Çocuklar, yetişkinlerin sanal dünyada gördüğü olumsuzlukları ve tehlikeleri kendileri için tehdit ...İlkbahar mevsimi gibi olan ilk gençlik çağında kendini bulma çabası içindeki ergen gençlerin hazan rüzgârına kapılan yaprak gibi amaçsızca oradan oraya savrulmasına, akan bir su gibi olumsuz ortamlara akmasına izin verilmemeli; onlara belli idealler, hedefler gösterilmelidir... olarak algılayamayabilir, kendini gördüğü sanal ortamın cazibesine kaptırabilir. Bu nedenle, çocuğun sanal ortamda ne yaptığı, ne izlediği ve bunların ne kadar etkisinde kaldığı takip edilmeli ve çocukla gerçek hayata dair, örnek olaylar üzerinden paylaşımlarda bulunulmalıdır. Çocukların aklı, fikri işlenmemiş, nadasa bırakılmış bir tarla gibidir. İşlenmeyen tarlada nasıl yabani otlar çıkar, etrafı sararsa; boşluğa düşen, zihni de hedeflerinden şaşmış bir çocuğun zihnini de olumsuz düşünceler işgal edecektir. Boş, hedeflerinden sapmış zihin; patlamaya hazır bir bomba gibidir. Dünyadaki olumsuzlukların önemli bir kısmı da bu şekilde yoldan çıkmış ve toplumda kabul görmeyen kişi veya grupların duygu ve düşüncelerinin somut bir şekilde yansımasıdır. İlkbahar mevsimi gibi olan ilk gençlik çağında kendini bulma çabası içindeki ergen gençlerin hazan rüzgârına kapılan yaprak gibi amaçsızca oradan oraya savrulmasına, akan bir su gibi olumsuz ortamlara akmasına izin verilmemeli; onlara belli idealler, hedefler gösterilmelidir. Unutulmamalıdır ki gençlerin bu dönemde deneyimleyeceği her bir olumsuz davranış, hayatlarında kalıcı izler bırakabilir. Hayatın gerçeklerinden kopuk, kendi sanal dünyalarında özgür bir hayatı benimseyen gençler, internet üzerinden kurdukları sanal ilişkileri gerçek hayata aktardıklarında da hayal kırıklıkları yaşayabilirler. Bu nedenle, okula giderken arkadaş seçimi konusunda uyarılan gençlerin, bilgisayar ortamında da arkadaş seçerken bilinçli olması gerekir. Bilinç, insanı tehlikelerden koruyan bir kalkandır. Hiçbir kötü arkadaş iyi planın içinde olmaz. Arkadaş uçurumun kenarına gelmiş kişileri kurtarabileceği gibi, aşağıya da atabilir. Arkadaş, arkadaşının sözünden çıkmaz. Ergenlik dönemlerinde arkadaşlarının etkisi ile içkiye, sigaraya başlayan gençler, yine internet forumlarında uyuşturucu ve madde bağımlılığına kapılabilir. Bunun arkasında yine arkadaş seçimi ve internet tutkusu bulunmaktadır. İnternette kötü niyetli kişilere ve onların oluşturduğu olumsuz grupları haber veren de arkadaştır. Gencin gerçek hayattaki arkadaşı iyi ise, kendisi de iyi ve mutlu; kötü ise kendisi de kötü ve mutsuzlardan olur. Olumsuz aile içi iletişimler ve yanlış tutumlar gençleri toplum dışına iter. Antisosyal gruplar bu şekilde oluşur. Bazı aileler, çocuklarının bu grup içinde yer almasından kendileri için olumlu pay çıkarsa da bu durum tasvip edilecek bir yol değildir. Antisosyal grupların dikkat çeken özelliği, toplumsal ahlak normlarının dışında davranması, aksi ve şiddet yanlısı davranış sergilemesidir. Çevrelerinde bulunan ve kendi özelliklerinde olanlarla arkadaşlık ederler. Ergenlik döneminde başlayan bu davranışlar, tedavi edilmediği takdirde ileri dönemlerde yaşam biçimine dönüşür ve kriminal bir yapıya evrilir. Bu kişilerin bir diğer özelliği de saç modelleri, ayakkabı ve kıyafetlerinin de alışılmışın dışında bir tarza sahip olmasıdır. Karşı cinsten olanların bu tarzlarından hoşlandığı gibi bir algıya sahiptirler. Bunların bu şekilde davranmaları tasvip edilmese de kendilerinin “çizgi dışında” olduklarını kabul etmezler. Böyle bir ortamda yaşayan gençler, internet ile olan ilişkisini sınırlandıramadığında, ortaya önemli bir sorun çıkabilmektedir. Bunlardan biri de ders çalışmamaktır. Bu konuya gelecek yazılardan birinde ayrıca yer vermek isterim. Ancak şu kadarını belirteyim ki hafıza ve zekâ oyunları çocuğun beyin fonksiyonlarını geliştirdiği için, internet ortamında yer alan bu oyunlara etkili bir zaman planlaması ile izin verilmesinde yarar görülebilir. İnsanlar artık daktilonun şeridinin mürekkebine değil; bilgisayarın, tabletin, akıllı telefonun ekranına bakar oldu. Yani internet bağlantısı olmayan daktilo gitti; yerine türlü çeşit bilgisayar geldi. Bu değişiklik insanların hayatına yeni ufuklar açarken, öngörülmeyen sorunları da beraberinde getirdi. Unutulmamalıdır ki değişmeyen tek şey değişimin kendisidir. Bize düşen; bu durumdan yakınmak yerine, değişen çağın gereklerini yerine getirmeye çalışmak ve oyunu kuralına göre oynamaktır.

EUROPA JOURNAL - HABER AVRUPA FEBRUAR2016