HABER AVRUPA - EUROPA JOURNAL MAI 2019

HaberAvrupa
  • Keine Tags gefunden...

www.europa-journal.net

Wir sagen JA

zu

ÖSTERREICH

Im Interview: Amrei Wittwer

Warum ADHS keine Krankheit ist

Amrei Wittwer ile Kitabı Üzerine Röportaj

SEITE 14

‘ADHS Neden Bir Hastalık Değildir’

SAYFA 14

Abgeordnete zum Nationalrat (SPÖ)

Nurten YILMAZ

Am 26. Mai

wählen wir

Europa

SEITE 8

© Johannes Zinner

UNABHÄNGIGE MONATLICHE ZEITUNG FÜR WIRTSCHAFT, INTEGRATION UND BILDUNG

HABER

VRUP

A A

AVRUPA’NIN AYLIK BAĞIMSIZ EKONOMİ, ENTEGRASYON VE EĞİTİM GAZETESİ

SAYI: 85 MAYIS 2019 - AUSGABE: 85 MAI 2019

Österreichische Post AG - MZ 11Z038817M - Mehmet Inak - Roßbachstr. 10 - 6020 Innsbruck

Ö

S

EUROPA

T

E

R

JOURNAL

R

E

C H

www.europa-journal.net

I

AKADEMİSYEN GÖRÜŞÜ

PROF. DR. MUSTAFA ÇAKIR:

Evde konuşulan

dil ve okul

(2. BÖLÜM)

başarısı

SAYFA

2

Özgürlük Partisi’nin Irkçı ve Ayrıştırıcı Söylemleri

ÖVP-FPÖ Hükümetinin Sonunu Getirebilir...

AVUSTURYA’DA

HÜKÜMET

© BKA / Dragan Tatic

SALLANIYOR

Halk Partisi (ÖVP) ve Özgürlük Partisi’nden

(FPÖ) oluşan hükümet dağılma

tehlikesi ile karşı karşıya. Buna

en büyük sebep, hükümetin küçük

ortağı aşırı sağcı FPÖ’nün ayrıştırıcı

ve ırkçı söylemlerinin yanında bazı

aşırı sağcı radikal gruplarla bağının

tespit edilmesi olarak gösteriliyor.

Hükümete Protestolar Artıyor

Avusturya’nın farklı noktalarında

gerçekleşen gösterilerde, ‘Kimlikçiler

Hareketi’ gibi ırkçı, aşırı sağcı ve radikal

grupların hükümeti yönlendirdiği,

bu duruma karşı Başbakan ve

ÖVP lideri Sebastian Kurz’un etkisiz

ve tepkisiz kaldığı savunuldu.

‘Kimlikçiler Hareketi’nin Hedefi

Bu hareket ‘beyaz ırkın’ hakim olduğu

Avrupa kıtasını ve giderek

‘İslam Devletine’ dönüştüğünü iddia

ettiği Avrupa’nın buna karşı korunması

gerektiğini savunuyor.

Teröristten ‘Kimlikçilere’ Bağış

Mart ayında Yeni Zelanda'nın Christchurch

kentinde iki camiye terör

saldırısı düzenleyen B. Tarrant'ın

Avrupa Parlamentosu

Seçimlerine Katılım Çok Önemli

26 Mayıs’ta Yapılacak Avrupa Parlamentosu Seçimleri için

Avusturya Partilerinin İlk Sıra Adayları...

‘Kimlikçiler Hareketi’ne bağış yaptığı

ortaya çıktı. Ayrıca hareketin Avusturyalı

lideri Martin Sellner’le bazı

FPÖ’lülerin ilişkilerinin ortaya çıkması

ülke içinde, Avrupa ve dünya

genelinde büyük tepkiye yol açtı.

Başbakan Kurz’dan FPÖ’ye Uyarı

Ciddi tepki ve baskılar üzerine

Başbakan Sebastian Kurz, iktidarın

küçük ortağı FPÖ’den ‘Kimlikçiler Hareketi’yle

arasına mesafe koyması ve

FPÖ lideri Heinz‐Christian Strache’nin

söylemlerine dikkat etmesi uyarısı

ÖVP:

Avusturya Halk

Partisi, ilk sıra

adayı olarak

en deneyimli

Avrupa politikacısı

olan Othmar

Karas ile

seçimlere giriyor.

yaptı. Bu uyarıya rağmen son dönemde

yaşananlar, FPÖ’nün geri

adım atmadığını, tam tersine ırkçı

söylemlerini sertleştirdiğini gösterdi.

Mültecilere Hakaret

FPÖ’lü bir Belediye Başkan Yardımcısı

sosyal medyadan yayınladığı

şiirde mültecileri ‘sıçana’ benzetti.

Gazeteci Armin Wolf’a Baskı

FPÖ Genel Sekreteri ve Avrupa Parlamentosu

seçimi için ilk sıra adayı

Harald Vilimsky, kendisiyle röportaj

yapan Avusturya’nın en iyi gazeteci

SPÖ:

Andreas Schieder

Avusturya Sosyalist

Partisi’nin ilk sıra

adayı. Schieder, aşırı

sağcılara ve vergi

ödemeyen büyük

şirketlere karşı

mücadele sözü verdi.

ve televizyon sunucularından Armin

Wolf‘u ağır şekilde eleştirdi ve görevden

alınması için kampanya başlattı.

Cumhurbaşkanı’ndan Sert Tepki

Cumhurbaşkanı Alexander Van der

Bellen, “Kışkırtıcılık birlikteliğimize

aynı zamanda Avusturya’nın dünyadaki

itibarına da ciddi oranda zarar

vermektedir. Avusturya’da birlikte

yaşadığımız insanlara karşı kışkırtıcılığı

hiçbir zaman kabul edemeyiz.”

ÖVP‐FPÖ Hükümeti Dağılacak mı?

Haberin Devamı 5. Sayfada

FPÖ:

Avusturya Özgürlük

Partisi Genel Sekreteri

Harald Vilimsky,

bu partinin birinci

sıra adayı ve

deneyimli politikacı

sert çıkışları ile

tanınıyor.

GRÜNE:

Yeşiller Partisi ilk sıra

adayı Werner Kogler,

partisini Avrupa

Parlamentosu’nda

temsil ederek

özellikle iklim ve çevre

sorunları ile mücadele

etmek istiyor.

NEOS:

NEOS Partisi adayı

Claudia Gamon,

aynı zamanda

Avusturya’da

seçimlerin en genç

ilk sıra adayı. Gamon,

güçlü bir Avrupa için

çalışma sözü verdi.

JETZT (Europa Jetzt):

Johannes

Voggenhuber eski

bir Yeşiller Partili.

Deneyimli politikacı

bu seçimlerde

Europa Jetzt’in ilk sıra

adayı olarak partisini

temsil edecek.

KPÖ (KPÖ PLUS - European Left): Seçimlerde seçilme şansı çok düşük olsa da katılma kararı veren Avusturya Komünist Partisi’nin ilk sıra adayı Katerina Anastasiou oldu.

Fotoğraflar: © Parlamentsdirektion / Bildagentur Zolles KG / Mike Ranz, Christian Hofer, / PHOTO SIMONIS / WILKE


HABEReğitim Mayıs 2019, Sayfa - 2

Okul Başarısı ve Yol Haritası...

Okula gönderilen çocuk, evde ne

kadar Almanca konuşulursa konuşulsun,

egemen kültürün dilini ne

kadar ileri düzeyde öğrenirse

öğrensin, içine girdiği toplumda

“ötekinin çocuğu” olarak görülür

veya bu düşüncenin yıkıcı, yıpratıcı

etkisine maruz kalırsa akademik performans

olarak gelişemez; içinde

bulunduğu duygusal ortam onu ileri

değil, geri götürür. “Bizim çocuk” ile

aynı sınıfta okuyan ve benzer sınav

kâğıdı veren “ötekinin çocuğu”

örneğin matematikteki bir işlem

hatasında veya yazdığı kompozisyondaki

bir hatadan dolayı “arkadaşı”

ile eşit puan alamıyorsa; bizimkinden

bir ötekinden iki puan

kırılıyorsa, ötekinin çocuğu gördüğü

eşitsiz muamele karşısında ya içine

kapanacak, ya da okul idaresinin

veya öğretmenin “kural dışı”

bulduğu farklı tepkiler vermeye

başlayacak; kendine o okulda yer

AKADEMİSYEN GÖRÜŞÜ

olmadığı hissiyle karşı karşıya

kalacaktır. Bu tepkiler nedeni

ile “uyumsuz” diye etiketlenen

“öteki” çocuk maruz kaldığı eşitsiz

muameleyi, daha çok çalışmak

için bir “dış motivasyon” nedeni

olarak görmediği sürece, akademik

başarısı “bizim” çocuğa göre

geri kalacaktır. Akademik başarısı

istendik düzeyde olmayan çocuk,

kendi iç dünyasına kapanacak, içinde

yaşadığı toplumsal ve sosyal hayatın

içinde kendisine yer olmadığını

düşünmeye başlayacaktır. Bu duygu

ortamında yaşayan çocuk her

gün “öteki” olduğunu, dışlandığını

hissettiği bir ortamdan tatil için

gittiği “ata yurdunda” yaşayan

akrabaları, dostları ve tanıdıkları ile

daha sıcak ve doğal ilişkiler

kurduğunda, babalarının ya da

dedelerinin ülkelerine daha bir

sempati ile bakmaya başlayacaktır.

Çocuğun doğup büyüdüğü ülkeden

uzaklaşıp, babasının veya dedesinin

ülkesine bu denli bağlanmasının

nedenlerini araştırıp, tespit edilen

sorunlara çözüm üretmek durumunda

olan “bizim” bazı

politikacılar, ortaya çıkan sorunun

çözülmesi için durumu anlamaya

çalışmak, neden sonuç ilişkisi kurmak

yerine, çocuğun sorunları ile

birlikte sistemin dışına çıkması ve

sistemin bu yolla rahatlamasını

sağlayacak yeni öneriler geliştirmeye

başlıyorlar. Çoğu zaman yeterli

taraftar bulmayan gerçek dışı

öneriler, sorunun daha kronik bir

hal almasına neden olurken, çözümün

bir parçası olması gerekenler,

sorunun bir parçası olmaya devam

ediyorlar. Kamuoyuna akıl almaz

bir şekilde “Doğuştan vatandaşlık

verdiğimiz bu çocuklar, acaba

doğdukları bu ülkeye ne kadar

bağlılar?” diye aslında cevabı aşikâr

olan sorular yöneltiyorlar.

Eğitim istatistiklerine bakıldığında

okulda akademik olarak geri

bırakılan çocukların, yeterli meslek

eğitimi almak için de şanslı oldukları

söylenemez.

Yaşanan kısır döngünün kırılması

için tarafların birbirleri ile

konuşmaya başlaması, anne ve

babaların da sorumluluk alarak

geleceğe yapılacak en iyi yatırımın

eğitim yatırımı olduğunu görmesi

ve bu bilinçle eyleme geçmesi

gerekiyor. Eğitim yatırımı deyince

sadece çocuğun Almanca öğrenmesi

akla gelmesin. Çocukların

köken dilini ve kültürünü de

Prof. Dr. Mustafa ÇAKIR

unutmaması; ailelerin eğitim öğretim

süreçlerine aktif katılımının

sağlanması gerekiyor. Bu katılım aileçocuk‐okul

üçgenindeki ilişkinin

sağlıklı kurulmasıyla mümkündür.

Ailelerin çocuklarını “öteki” olarak

gören öğretmenlere, eğitim yöneticilerine

hak ve yükümlülükler bakımından

eşit yurttaşlar olduklarını,

kısaca “biz” olduklarını okul aile

birliği çalışmalarına aktif olarak

katılıp okuldaki bütün paydaşlarla

işbirliği yaparak, örnek uzlaşmacı

davranışları ile yasa ve yönetmeliklerin

kendilerine sağladığı hak ve

yükümlülükler çerçevesinde ortaya

koyması gerekiyor. Bu seçenek, zor

ama imkânsız olmayan bir süreçtir.

Yıpranmadan aşılabilmesinin yolu ise

velilerin birlik olduğu, sorun ve

çözüm önerilerinin açıkça tartışıldığı

veli toplantılarına aktif olarak

katılmaktan, bilinçli yurttaş olmaktan

geçmektedir.

Anne ve babalar, “Evde zaten Türkçe

konuşuluyor” düşüncesiyle çocuklarının

köken dilini öğrenmesi için

ücretsiz sunulan imkânları görmezden

gelmemeli, hatta takipçisi

olmalıdır. Ergenlik dönemindeki kimlik

arayışları, özgüven bunalımları,

çocuğa köken dili ve kültürünün

mcakir@anadolu.edu.tr

Evde konuşulan dil ve okul başarısı

2. BÖLÜM

öğretilmesi ile daha kolay aşılır.

Köken dili; çocukların kendini

yaşadığı toplum içinde konumlandırmasını,

aidiyet duygusunun

geliştirilmesini ve özgüveninin pekiştirilmesini

sağlar. Özgüveni yüksek,

ayakları yere basan bireyler; Almanya

veya her neredeki ülkeyse, o

ülkenin vatandaşı olmanın kendisine

sağladığı kazanımların yanı sıra,

yüklediği sorumlulukların bilinciyle

hareket eden, toplumun ortak

değerleri ile barışık, “biz” anlayışı ile

yaşar. Bu yaklaşım topluma olumlu

katkılar sağlarken, bu düşünceyi

temsil eden bireyler sahip oldukları

özelliklerin, içinde yaşadıkları toplumun

geleceği için de güvence

kaynağı olduklarını bilirler.

Anneler, babalar; çocuklarınızın toplumsal

kabul görmek için öncelikle

iyi eğitim alması; hayatın bütün

aşamalarında karşılaştığı paydaşlarla

etkili iletişim kurabilmesi için onların

dilini iyi öğrenmesi gerekir. Bu

zorunluluk anadilinin konuşanlarına

sağladığı avantajların göz ardı

edilmesi gerektiği anlamına gelmez.

Önemli olan insanın nereden geldiğini

unutmadan, nereye gideceğini

iyi planlaması ve yol haritasını ona

göre belirlemesidir.

SGK

klili

val si

av

Ha

ek ik

me

Em

les

7€

Hızlı Havale*





























































* Bireysel müşterilerin DenizBank AG şubelerinde en, DenizBank A.Ş., İş Bankası ve Halk Bankası’na yaptıkları 200 Euro’y ya kadar olan havaleleri için bir sonraki değişikliğe kadar geçerli ücret.

Müş

¸teri Hizmetleri 0800 88 66 00, www.denizbank.at

Entgeltliche Einschaltung


HABERavusturya Mayıs 2019, Sayfa - 3

Mehmet Altaş: ‘‘Kaliteli ve sağlıklı ürünlerle vatandaşlarımızın hizmetindeyiz.’’

Beck Kainz Yeni

Şubesini Açtı

Vorarlberg eyaletinde 1950 yılından

beri faaliyet gösteren Beck Kainz, yeni

şubeleriyle büyümeye devam ediyor.

Eyaletteki 5’inci şubesini görkemli bir

tören ve seçkin konuklarıyla açan Beck

Kainz'in sahibi Mehmet Altaş, katılımlarından

dolayı özellikle Başkonsolos

Nursel Berberoğlu ve Bregenz Belediye

Başkanı Markus Linhart'a teşekkür

etti.

Mehmet Altaş: ''Kainz Ailesi olarak,

kaliteyi ön planda tutarak sağlıklı

ürünlerle vatandaşlarımıza hizmet etmeye

devam edeceğiz. Yeni şubemizin

açılışına katılımlarından dolayı Sayın

Berberoğlu ve Linhart'a, ve tüm konuklarımıza

teşekkür ediyorum.''

İçişleri Bakanı Herbert Kickl (FPÖ)

2018’de Avusturya’da işlenen suçlar ile

ilgili verileri açıkladı: Avusturya’da

2018’de ihbar edilen suç sayısı

472.981 oldu. Bu 2017’ye göre %7.4

azalma anlamına geliyor ve ilk kez 20

yıldan beri ihbar sayısı 500 bin rakamının

altına inmiş oldu. Bununla beraber

suçların aydınlatılması kotası yükseldi

ve %52.5’e ulaştı.

2018’de ortalama günlük 1.300’e yakın

suç duyurusu yapıldı. Şiddet ve mülkiyet

suçları gerilerken, geçen yıllarda

da olduğu gibi siber suçlarda artış gözlendi.

İhbarlardaki ve aydınlatma kotasındaki

sevindirici gelişmeler suçlarla

mücadelede ağırlık noktalarının doğru

konduğunu ve tedbirlerin uygulanmakta

olduğunu gösterdi.

Şiddet suçlarına yeni tanımlama

Şiddet suçunun ağırlık noktası genişletildi.

Cinayet, öldürme ve yaralama

gibi vücuda, hayata, özgürlüğe ve cinsel

bütünlüğe karşı yapılan ceza gerektiren

eylemler şiddet suçu içinde

sayılıyor. 2018’de suç istatistiklerinde

şiddet kavramı yeniden tanımlandı ve

Beck Kainz Bregenz Şubesi:

Rheinstrasse 26'da

Açılış Saatleri:

Pazartesi-Cumartesi: 05:30-18:00

Pazar: 07:00-18:00

www.beck-kainz.at

Avusturya’da ihbarlar azaldı, suçları aydınlatma kotası yükseldi

2018 Yılı Avusturya Suç

İstatistikleri Yayınlandı

buna zorla evlilik, cinsel taciz, tehlikeli

tehdit ve zorlama gibi suçlar da eklendi.

Geçmişle karşılaştırmanın mümkün

olması için son 10 yıl istatistikleri

farklı tanımlarla yeniden düzenlendi.

Önceki yıl kayıt edilen şiddet suçu duyurusu

69.426 oldu (2017’de 72.577).

Bu suçların %84.1 aydınlatıldı.

Soygun ve hırsızlık ihbarları azaldı

Mülkiyet suçlarında %12’lik bir gerileme

oldu, 171.718 suç duyurusu yapıldı

(2017; 195.000’den fazla soygun

ve hırsızlık ihbarı) ve bunların yaklaşık

%25’i aydınlatıldı. Geçen yıllarda olduğu

gibi 2018’de internet suçlarında

büyük artış kaydedildi (2017’e göre

2.800 fazla ihbar). Bu suçların %37.4’ü

aydınlatıldı. Uyuşturucu ile ilgili

suçlarda azalma oldu. Toplam 41.044

olay ihbar edildi (2017’ye göre %3.7

düşüş). Aydınlatma kotasında 2017’ye

göre %0.8’lik bir gerileme olsa da çok

yüksek bir orana ulaşıldı (%92.4).

Faillerin çok büyük bir kısmı erkek

Toplam 288.414 şüpheli araştırıldı, bu

2017’ye kıyasla %6.6 artış anlamına

geliyor. Şüphelilerin yaklaşık %80’i

erkek (230.068), kadın zanlıların sayısı

ise 58.346 oldu. Şüphelilerin %60’a yakını

Avusturya vatandaşı, diğer ülke

vatandaşı olanlar; Romanya (%4), Almanya

(%3.6), Sırbistan (%3.58). Türk

vatandaşlarının listede son sıralarda

olması güzel haber olarak dikkat çekti.

Avusturya’da 1999 yılı hariç 2018’e

kadar yapılan suç duyurusu her zaman

yarım milyonun üzerinde olmuştu. 20

yıl sonra 2018’de 472.981 ihbarla

ikinci kez 500 binin altına inildi.

Tarik Mete als Gemeinderat angelobt!

İlkokullarda başörtüsünü yasaklama

sözü veren Halk Partisi (ÖVP)

ve aşırı sağcı Özgürlük Partisi (FPÖ)

koalisyonu, muhalefet partilerinin

itirazına rağmen bu yasayı meclisten

geçirerek çok tartışılacak bir

karara imza attı.

Muhalefette yer alan Sosyal Demokrat

Parti (SPÖ) ve Yeni Avusturya

Partisi (NEOS) bu yasağa karşı

oy kullanacağını açıklamış, buna

© IGGÖ / Eyüp Kus

"Wir sind Gemeinderat", mit diesen

Worten bedankte sich Tarik Mete in

den sozialen Medien seiner knapp

8.000 Personen umfassenden Facebook‐Community.

Am 8. Mai wurde

Mete nämlich als Gemeinderat

der Stadt Salzburg angelobt. Dr.

Mete ist Salzburger und hat türkische

Wurzeln – sein Großvater

kam 1974 als Gastarbeiter nach Österreich.

Der junge Politiker ist als

Kind der dritten Generation einer

Gastarbeiterfamilie in Salzburg auf

die Welt gekommen und ist auch

dort aufgewachsen. Der akademische,

berufliche und politische

Lebenslauf von Tarik Mete liest sich

aber auf den ersten Blick nicht wie

der eines 32 jährigen jungen Mannes.

Er hat das Gymnasium mit

Auszeichnung absolviert und im

Anschluss nebenberuflich sechs

universitäre Abschlüsse erlangt, darunter

u.a. den Doktor der Rechtswissenschaften,

einen Master in

Management und weitere universitäre

Diplome in Politikwissenschaften

sowie Europawissenschaften.

Mete spricht sechs unterschiedliche

Sprachen und ist sowohl beruflich

als auch politisch auf internationaler

Ebene engagiert.

Der junge Jurist brachte sich schon

in jungen Jahren auf unterschiedlichen

politischen Ebenen ein, ist in

zahlreichen Gremien der SPÖ‐Salzburg

vertreten und war 2016 zuletzt

als Landtagsabgeordneter

in Salzburg tätig. Derzeit

engagiert er sich politisch auf

kommunaler Ebene in der

Stadt Salzburg und wird im

Gemeinderat für die sozialdemokratische

Fraktion als

Verkehrs‐ und Integrationssprecher

tätig sein. Mete hat

sich insbesondere im Bereich

der Chancengerechtigkeit und

im Kampf gegen Diskriminierung

österreichweit einen

Namen gemacht. "Jedes Kind

soll seine Chance bekommen,

unabhängig von seiner Herkunft

und egal ob die Eltern

reich sind oder nicht", fasst

Tarik Mete sein Engagement

in diesem Bereich zusammen. Auch

bei der Wahl im vergangenen März

konnte er mit 520 persönlichen

Stimmen wieder einmal klar darlegen,

dass er mittlerweile ein bekanntes

Gesicht in der Salzburger

Polit‐Szene ist. "Für mich ist dieses

Ergebnis eine Bestätigung meiner

über 15‐jährigen politischen Arbeit

und ich möchte mich bei allen

Wählerinnen und Wählern, die mir

ihr Vertrauen geschenkt haben, von

ganzem Herzen bedanken", kommentiert

Mete sein persönliches

Wahlergebnis.

Neben seiner politischen Tätigkeit

arbeitet der frisch gebackene

Gemeinderat in leitender Funktion

rağmen ÖVP‐FPÖ Hükümeti geri

adım atmamıştı.

YASA KABUL EDİLDİ

Hükümetin meclise getirdiği bu

yasa tasarısı, SPÖ ve NEOS’un red

oylarıyla anayasa hükmünde kanun

olarak çıkarılamadı ve basit yasa

olarak kabul edildi. Bu sebeple

başörtüsü yasağı için Anayasa Mahkemesine

iptal başvurusu yapılması

mümkün.

YENİ YASA NE DİYOR?

Hükümetin oylarıyla kabul edilen

yeni yasa metninde: "İlkokul öğrencilerinin

10 yaşına kadar başlarını

örtecek şekilde dini inançları temsil

eden kıyafetleri giymesi yasaklanmıştır."

ifadesi yer aldı.

AYRIMCILIK ve AYRICALIK

Yeni yasanın sadece İslam ve Sihizm

inancına mensup çocukları kapsaması

hükümetin açıkça ayrımcılık

yaptığının kanıtı olarak gösteriliyor.

Yahudilerin kullandığı Kipa’nın ise

bu yasağın dışında tutulması, belli

dinlere ayrımcılık, başka bir dine ise

in der Salzburger Gebietskrankenkasse.

Darüber hinaus ist er

Gründer und Geschäftsführer einer

Werbeagentur und ist als Vortragender

an diversen öffentlichen

und privaten Bildungsinstitutionen

tätig. Zudem ist er Obmann des

Vereins „Vielfalt in Aktion (ViA)“,

der sich für eine solidarische sowie

vielfältige Gesellschaft stark macht

und sich zum Ziel gemacht hat,

Menschen mit diversen Hintergründen

neue Perspektiven zu eröffnen.

Sowohl politisch als auch gesellschaftlich

darf man also gespannt

sein, was sich in Salzburg rund um

Tarik Mete in den nächsten Jahren

tun wird.

Avusturya İlkokullarında

Başörtüsü Yasağı Başlıyor

A vu stu r ya İ sl am Ce m aati ( İG GÖ) B aşk anı Üm i t Vu r al

Büyükelçi Ümit Yardım’dan Meclis

Başkanı Wolfgang Sobotka’ya Ziyaret

Avusturya Büyükelçimiz Ümit Yardım, Avusturya Ulusal Meclis

Başkanı Wolfgang Sobotka ile, iki ülke ilişkileri üzerine görüş

alışverişinde bulunmak üzere biraraya geldi.

* * * * *

Botschafter Ümit Yardım hat mit Nationalratspräsident

Wolfgang Sobotka die bilateralen Beziehungen der beiden

Länder und die Kontakte der Parlamente besprochen.

Bürgermeister Dipl. Ing. Harry Preuner und Gemeinderat Dr. Tarik Mete

ayrıcalık sunulması olarak yorumlandı.

ÜMİT VURAL’DAN TEPKİ

Avusturya İslam Cemaati Başkanı

Ümit Vural, yaptığı yazılı bir açıklamayla

hükümete sert eleştirilerde

bulundu. Vural: "Ramazan ayında

hükümetin ayrımcılık içeren bir

yasayı hayata geçirmesi kabul edilemez.

Başörtüsü İslam dinine ait

bir uygulamadır ve bu durumun

inanç özgürlüğü çerçevesinde ele

alınması gerekmektedir. Her ne

sebeple olursa olsun başörtüsünün

yasaklanması Avusturya'daki

Müslümanların din özgürlüğüne yapılmış

doğrudan bir saldırıdır. Entegrasyon

karşıtı ve uyumu bozan

bu yasa tasarısının yürürlüğe girmemesi

için hükümete karşı her

türlü yasal yollara başvurarak hakkımızı

arayacağız." dedi.

PARA CEZASI VERİLECEK

Yeni yasaya uymayan ailelere 440

Euro'ya kadar para cezası kesilebilecek.

© Parlamentsdirektion / Thomas Topf


HABERavusturya Mayıs 2019, Sayfa - 4

YASEMİN KARAGÖZ

yasemin-ka@hotmail.com

Yaz bir hikâye!

İçinde senden, sana ait

kelimeler olsun!

Açık ve okunaklı ve hatta anlamlı olsun.

Senden öncekilerden farklı, senden

sonrakilere bir örnek olsun!

Yaz bir hikâye,

Akar su gibi berrak, kar gibi beyaz

ve lekesiz, gökyüzü kadar geniş olsun,

Okuyan haktan ve hakikatten ve

hatta kendinden birşeyler bulsun.

Her insan bir kitap gibidir; İçinde barındırır

yaşadıklarını, edindiği tecrübeleri,

sevap ve günahlarıyla, sayfa sayfa, kelime

kelime, bambaşka bir üslupta kaleme

alınmışcasına bir hayat hikâyesine

sahiptir. O hayat ki; bunu saymadım, olmadı

gel tekrar dene demez hiç! Çünkü

dünya hayatının tekrarı yoktur.

Her insan kendi hikâyesini yaşar. Kimi

doğduğu yerlere demir atar, kimi bambaşka

yerlere yelken açar. Yeni bir hayata

yelken açanlar, herşeyi sıfırlayıp sil baştan

yeni bir hayat kurarken, aynı yerde

hayatını sürdürenler, her köşede bir anı

biriktirir. Tüm ailesi, arkadaş ve akrabalarıyla

iç içe, ihtiyaç anında yanında

hissetmenin konforunda. “Gurbet ve

hasret“ kelimeleri yabancı kalır sözlüklerinde.

Aynı şehirde yaşamış olmanın tanıdık

samimiyeti vardır ilişkilerinde.

Çocukluğu, gençliği, iyi veya kötü anılarıyla,

bir düzen kurmuştur kendine.

Hayat kendi doğal akışında seyrederken,

birgün bir değişim, yenilik yapmak gerekse;

mesela bir başka yere taşınmak,

Avusturya’da halk sebze ve meyveyi

AB ortalamasının oldukça

altında tüketiyor.

AB İstatistik Kurumu’nun (Eurostat)

yayınladığı istatistikler, her

HABER

AVRUPA

Ö

S

EUROPA

T

E

R

JOURNAL

Gazete Kurucusu (Gründerin)

Katrin VORHAUSER

İmtiyaz Sahibi (Herausgeber und Inhaber)

Mehmet İNAK

Genel Yayın Yönetmeni (Chefredaktion)

Hasan KESKİN

Türkiye Temsilcisi

Mag. Ahmet ZUBİ

16.05.2019 - 17.06.2019

SAYI: 85 MAYIS 2019 - MAI 2019 AUSGABE: 85

ANSCHRIFT - ADRES

HABER AVRUPA - EUROPA JOURNAL

Roßbachstr. 10 - 6020 Innsbruck

Baskı-Druck: Medien-Druck AG Innsbruck

Yayımlanan köşe yazıları ve reklamların içeriğinden

gazetemiz sorumlu değildir.

www.europa-journal.net - info@europa-journal.net

R

I

E

C H

KENDİ HİKÂYENİ YAZ

yeni bir iş edinmek gibi hayati bir karar

almak. Tüm alışkanlıkları ve konforu bir

set olup kırar cesaretini. Zordur yeniden

başlamalar, herşeyi sıfırlayıp yeniden

hayat hikâyesi yazmalar ve risk almalar…

Gelelim, doğup büyüdüğü yerlerden çok

uzakta hayat kuranlara, herşeyi sil baştan

yeniden yazanlara; hayat hikâyelerine

yeni kelimeler ve konular eklerken,

yeni yerler keşfetmenin, yeni dostluklar

kurmanın heyecanını ve bazen hayal kırıklıklarını

biriktirirler heybelerinde. Özgürce

karar almayı, yeniden başlamayı

öğrenirler. Hayatı hem acı hem tatlı

sürprizleriyle, yaşayıp giderken, kazandıklarının

yanında kaybettiklerini düşünür,

muhasebeye dalarlar…

Bir de insanların hayatlarıyla birebir alakadar

olanlar vardır. Onları aynı çizgide

tutmak, tek bir gayeye yönlendirmek

için, her metodu deneyenler. Akıl ve fikir

yoksunları sanki, hep taklit ve bir başkası

olma özentisi.

“İnanır mısınız, tek istedikleri kişiliksiz

olmak. Bundan büyük zevk duyuyorlar.

Kendi kişiliklerinden uzaklaşmak, ellerinden

geldiği kadar kendilerine benzememek!

Bunun adına ilerleme diyorlar“.

Dostoyevski (Suç ve Ceza)

İnsanların çoğu tarih boyunca, bilindik

senaryoları oynamış, kendini keşfetmek

yerine, başkalarının onun için öngördüğü

hikâyelerde yaşamışlardır.

“Yanyana toplanan milyonlarca sıfır bir

etmez. Herşey bireyin kalitesine bağlıdır.”

(Carl Gustav Jung) Fert ve toplum

değişirse herşey değişir!

Avusturya’da tüketilen meyve ve sebze

Avrupa Birliği (AB) ortalamasının altında

Daha fazla sebze ve

meyve tüketilmeli

5 Avusturyalıdan birinin (%19.9)

günde birkaç kez, %40.8’inin bir

kez ve geri kalanın nadiren ya da

hiç meyve tüketmediğini gösteriyor.

Buna karşılık her dört AB vatandaşından

biri (%27.3) günde

birkaç kez, %37’si bir kez, %36’sı

ise nadiren meyve yiyor.

Sebze tüketimi de Avusturya’da

AB ortalamasına göre daha az

yaygın. Avusturyalıların %15.2’si

günde birkaç kez, %41’i genellikle

her gün ve geri kalanı nadiren

sebze tüketiyor. Sebze

tüketimi AB ortalaması ise şöyle:

Günde birkaç kez %23.3, günde

bir kez %40.4.

AB karşılaştırmasında en fazla

meyve tüketen İtalyanlar, onları

Portekizliler ve İspanyollar izliyor.

En az meyve tüketimi ise

Letonya’da. Sebze tüketimine

gelince; en çok sebze tüketen

ülkeler: İrlanda, Belçika ve İtalya.

En az tüketim Macaristan’da oluyor.

Uzmanlar sağlıklı kalabilme

adına sebze‐meyve tüketmenin

çok önemli olduğuna vurgu yapıyorlar.

Ben burda iki ayrı hayata vurgu yapmaya

çalışsam da, hepinizce malumdur ki;

dünyada ne kadar çok insan varsa o

kadar çok ve farklı hayat hikâyesi vardır.

Bunu bilmek bile iyi gelir insana… Öyle

zamanlar vardır ki; insan yalnız kalmak,

düşünmek ister. Bunun içindir inzivaya

çekilmeler! Ve insan yalnız kalmaktan

korkar. Çünkü yalnızlık düşünceyi, düşünmek

ise yüzleşmeyi getirir beraberinde.

Aslında insan en çok gerçeklerle

yüzleşince farkeder kendini, sınırlarını,

yapabildiklerini ya da yapamayacaklarını.

Yalnız kalmaktan korkanlar, hiçbir

zaman gerçeğe ulaşamazlar.

„Öyle bir zaman gelecek ki, afiyetin

onda dokuzu insanlardan kaçınmakla,

kalan biri ise susmakla olacaktır.“

Hz. Ali

İnsan nerede ve kiminle yaşarsa yaşasın,

gerçek mutluluğu ancak kendini keşfedince

bulur. İnsanın sığınabileceği tek

yer kendisidir aslında. Ne kadar araştırsa,

sorsa, tabiri caizse, “Akıl alsa„ başkalarından,

sonunda kendi fikridir doğru

olan.

İnsanın içinde kendini geliştirmeye

yönelik doğal bir istek ve arzu

vardır. Eğer insan önündeki engelleri

kaldırırsa kendini bulur. Kimse sizi

olduğunuz gibi kabul etmek istemez.

Herkes kendi doğrularını dayatmak

ister. İşte tam da bu yüzden insan,

Allah`ın ona bahşettiği akıl ve fikir

yardımıyla, doğru bildiği yoldan gitmeli

ve sorumluluğu kendine ait, kendi

hikâyesini yazmalı!

Viyana Üniversitesi spor bilimleri

merkezinden Otmar

Weiss ve çalışma arkadaşları

hareketin öğrenmeyi nasıl etkilediğine

dair bir araştırma

yaptılar. Ekip 3 yıl boyunca bir

ilkokul ve yeni tip ortaokulun

bir sınıfında derste öğrencileri

izlediler. İlkokulda diğer bir

sınıf, ortaokulda ise üç sınıf

kontrol sınıfı olarak kullanıldı.

Bu sınıflarda dersler klasik

yöntemlerle işlendi. Deney sınıflarında

Psiko‐motor gelişim

ve öğrenme metotları kullanıldı.

Araştırmanın sonucu:

Çocukların oynamak ve bağırıp

çağırmak için rahat hareket

edebilecekleri yerler

giderek azalıyor. Bu yalnız

fiziksel gelişimleri için kötü

değil, aynı zamanda hareket

eksikliği nedeniyle öğrenme

başarıları da bundan olumsuz

etkileniyor.

Hoplamak, koşmak ve öğrenmek

önemli

Psiko‐motor gelişim, hareket

ile sevinci ve öğrenmeyi birleştirmeyi

amaçlıyor. Weiss

Çok Hareket, Yeterince Uyku ve Ekran Başında

Az Vakit Geçirilmesi Tavsiye Ediliyor

Dünya Sağlık Örgütü’nden Önemli Uyarı:

Çocuklar Hareketsiz

Kalmamalı...

Hareketli bireyler daha çok

ve daha kolay öğreniyor

Studie: Wer sich bewegt, lernt mehr

Dünya Sağlık Örgütü’nün açıkladığı

rapora göre beş yaş

altındaki çocuk ve bebeklerin

fiziksel aktivite ve uyku düzenlerinin

çok önemli olduğu vurgulandı.

Sağlık örgütü uzmanları;

‘‘Çocuk ve bebekler mümkün

olduğunca çok hareket etmeli,

yeterince uyumalı ve ekran karşısında

çok vakit geçirmek gibi

pasif aktivitelerden kaçınmalı.

Çocukların sağlıklı bir yaşam biçimine

erken adapte olması

önemlidir. Çünkü bu yaşlar en

hızlı büyümenin kaydedildiği

yaş aralığıdır ve çocukların

içinde büyüdüğü çevredeki alışkanlıkların

yaşamlarının ilk yıllarında

oldukça etkilli olduğu

unutulmamalıdır.’’

Hareket Uyarısı

Uzmanlar: ‘‘Bir yaşın altındaki

bebeklerin, örneğin bebek arabalarında

sabit bir pozisyonda

bir saatten fazla kalmamaları

gerekir. Bu yaş grubunun

günde 17 saate kadar uyumasını

ve en az yarım saat emekleme

gibi aktivitelerde bulunmalarını

tavsiye ediyoruz.’’

Ekran karşısında zaman

Uzmanların dikkat çektiği

önemli noktalardan biri de

ekran karşısında geçirilen aşırı

zaman. Araştırmada üç‐dört

yaş grubundaki küçük çocukların

ekran karşısında geçirdikleri

sürenin bir saatle sınırlanması

gerektiği, bu süre ne kadar kısıtlı

olursa, çocukların sağlığı

açısından o kadar iyi olacağı

belirtildi.

Her Yıl 5 Milyon Ölüm

Dünya Sağlık Örgütü verilerine

göre, dünya çapında yetersiz

hareket etmekten kaynaklı kalp

ve damar hastalıkları nedeniyle

her yıl yaklaşık beş milyon

erken ölüm yaşanıyor.

Gençlik Tehdit Altında

Uzmanlar son olarak, gençlerin

yüzde 80'inin fiziksel aktiviteleri

ihmal ettiklerine ve yeterince

hareket etmediklerine

dikkat çektiler.

buna pratik bir misal olarak

çocukların alfabeyi öğrenirken

harfleri vücutlarıyla şekillendirmeleri

ya da harflere gitmelerini

veriyor. Bu şekilde

çocuklar tastamam ve birçok

anlamla öğreniyorlar, bu da

verimli öğrenme olarak adlandırılıyor.

Deney sınıflarında motivasyon

daha fazla

Weiss’ın açıklamalarına göre

deney sınıfındaki öğrenciler

derslerde 3 yılda Psiko‐motorik

müdahalelerden faydalandılar.

Öğrenciler bu fırsatı bulmayan

diğer arkadaşlarından

kesin daha avantajlılar. Onlar

ders içeriklerini daha iyi fark

ettiler, yeni şeyler öğrenmeye

daha motive oldular. Genelde

de sınıflarının ortamı daha

iyiydi, kendi aralarında ve(ya)

öğretmenleriyle daha az tartıştılar.

Hareket eksiği olan bu

çocuklar için bu tip derslerin,

onların gelişimi için çok ideal

olduğu sonucuna varıldı.

Göz seviyesinde iletişim

Araştırmanın diğer bir sonucu

da çocukların isteklerine saygı

duyulursa, hareket ihtiyacı da

buna dahil, eğitimciler ve çocuklar

arasındaki ilişki de

değişiyor. Bu yalnız öğrenme

kalitesini yükseltmekle kalmıyor,

çocuk ve gençlerin içsel

motivasyonunu da geliştiriyorlar.

Weiss araştırma sonuçlarını

bugünkü okul sistemi

üzerinde bir kez daha düşünme

nedeni olarak görüyor.

Notlarla ödüllendirmek ya da

cezalandırmak, içsel motivasyon

faktörlerini hareket üzerinden

güçlendirmek kadar

etkili değil.


HABERavusturya Mayıs 2019, Sayfa - 5

Obsesif-Kompulsif Bozukluk –

Takıntı Hastalığı

Kapıyı kilitledim mi?

Bu ayki yazımda Obsesif‐Kompulsif‐Bozukluğu

(OKB) hakkında

sizleri bilgilendirmek istiyorum.

Çünkü görüyorum ki, bir

takım psikolojik sorunlarla

boğuşan kişilerin öncelikle

neyle karşı karşıya olduklarını

anlamaları gerekmektedir.

Maalesef psikolojik rahatsızlıklar

günümüzde artık sadece

bedenlerde değil, aynı zamanda

dillerde de dolaşır

oldu. Herkes bir şekilde içsel

boşluklarını doldurmak için,

rahatsızlığını duyduğu şey hakkında

konuşmak ve böylelikle

hikâyesini, hatta belki kendi

kendine bilinçli bir şekilde

kurduğu hikâyeyi, ortaya koymak

istiyor. Fakat özellikle

dikkat edilmesi gereken şey

şudur ki, ruh bilimi alanında

gerçek bir profesyonellik ortaya

koyan kişilerin asıl söz

hakkına sahip olduğudur.

© BKA / Dragan Tatic

Obsesif Kompulsif Bozukluk

nedir? Bunu cevaplamadan

önce ilk olarak „obsesyon“

kelimesinin ne anlama geldiğinden

bahsetmek istiyorum.

Obsesyon „takıntı“ demektir

ve günlük hayatta endişe veya

kafayı fazlasıyla meşgul etme

anlamında kullanılabilir. Fakat

psikoloji dilinde obsesyon,

artık kişinin kendisine verdiği

rahatsızlıktan dolayı kurtulmak

istediği düşünce veya görüntülerdir.

Kompulsiyon ise

bu tekrarlayan düşünce veya

görüntülerden en az hasarla

kurtulmak için kişinin kendine

kaçış yolu olarak gördüğü

davranışlardır. Kişinin bu davranışları

sıklıkla tekrarlamasıyla

kaybettiği vakit ise

kontrolden çıkabilir. Bu sebeplede

günlük işlerini aksatır,

mesleki veya eğitimle ilgili

işlevselliğini kaybedebilir.

Günlük epidemiyolojik çalışma

bulgularında OKB, en sık

görülen 4’üncü psikolojik

rahatsızlıktır. Toplumda görülme

sıklığı ise aşağı yukarı

astım ve diyabetin görülme

sıklığı kadardır. Genellikle

semptomlar ergenlik döneminde

ve 20 ile 30 yaşları

arasında başlasa da okul öncesi

çağdaki çocuklarda da

sıklıkla görülmektedir. Yapılan

araştırmaların ortaya koyduğu

sonuçlar ise çok ilginç:

Dünya genelinde her 100 çocuktan

1 tanesinde OKB rahatsızlığına

rastlanılmaktadır.

OKB rahatsızlığının nedenleri

çeşitlilik göstermektedir.

Başlıca varsayımlar şunlardır:

• Genetik nedenler

• Serotonin dengesizliği

• Çocukluk çağı travmaları

• Kişilik özellikleri

Belirtiler ise şunlardır:

• Obsesyon:

Kişi zihnine gelen dürtü halindeki

görüntüleri ve düşünceleri

uzaklaştıramaz. Bu durum

mantık dışı olarak değerlendirilse

bile, yoğun sıkıntı ve

huzursuzluğa sebep olurlar.

Bu şekilde başlayan döngüde

farklı obsesyon tipleri ortaya

çıkar. Örneğin kişi „kirlenme

veya bulaşma obsesyonu“

geliştirdiğinde kapı koluna dokunma

ve tuvaletlerden herhangi

bir pislik ya da mikrop

kapma endişesini taşır.

Eşyalara dokunmaktan ve insanlarla

yakın temas kurmaktan

çekinirler. „Kuşku obsesyonları“

ise bir eylemin yapıldığından

emin olmama durumudur.

Kişiler ütüyü prizden

çekip çekmediğinden, ocağı

kapap kapatmadığından veya

kapıyı kitleyip kitlemediğinden

emin olamazlar. „Cinsel

obsesyonlar“ kişiler için çoğunlukla

utanç verici ve kabul edilemez

nitelikteki cinsel öğelerle

ilgili düşünce ya da

imgelere sahip olma durumudur.

Bu durumu örneklendirmek

gerekirse, özellikle klinik

AVUSTURYA’DA HÜKÜMETiN

SONU MU GELİYOR?

ÖVP‐FPÖ Hükümeti Dağılacak mı?

Başbakan Sebastian Kurz’un üzerindeki kamuoyu

baskı giderek artarken, Avrupa Parlamentosu

seçimleri sonrasında Kurz’un, FPÖ ile

olan hükümet ortaklığını sonlandırması ihtimaller

arasında.

Erken Seçim Olursa Partilerin Durumu

Hükümetin dağılması ve erken seçime gidilmesi

durumunda Sebastian Kurz liderliğindeki

ÖVP’nin yine açık ara seçimi ilk sırada tamamlayacağına

kesin gözüyle bakılıyor. Yapılan anketler,

ÖVP’nin ciddi farkla önde olduğuna, FPÖ

ve Sosyal Demokrat Parti’nin (SPÖ) ise birbirine

çok yakın oy alacağına işaret ediyor. NEOS ve

Yeşillerin barajın üstünde yer alacağı, JETZT Partisi’nin

de barajı zorlayacağı anketlere yansıyor.

Yine ÖVP‐SPÖ Büyük Koalisyonu mu Olacak?

Başbakan Kurz’u en çok düşündüren konunun

ise koalisyon hükümeti bozulduğu ve yeniden

seçime gidildiği takdirde, seçim sonunda yeni

hükümeti SPÖ ile kurmak zorunda kalacak

olması gösteriliyor.

Melike İNCE

Nörobiyolog ve Temel Psikoterapi Eğitimi Mezunu

melike.ince@outlook.de

vakalarda sıkça görülen aile

içerinde yakın kişilere duyulan

ve durdurulamayan cinsel

hazdan bahsedilebiliriz.

„Somatik obsesyonlar“ kişiler

kanser veya Aids olmak endişesiyle

yaşarlar. „Saldırganlık

obsesyonları“ ise kendini veya

başkalarını, yaralama‐öldürme

düşünceleri biçiminde kendini

gösterir.

• Kompulsiyon:

Kompulsiyonlar, obsesyonların

neden olduğu yoğun sıkıntı

ve huzursuzluğu azaltmak veya

ortadan kaldırmak üzere yapılan

tekrarlayıcı davranış ve

zihinsel eylemlerdir. Kompulsif

davranışlar arasında bulunan

„temizleme kompulsiyonları“

kendini sürekli el yıkama,

banyo yapma, sürekli evi ve

eşyaları temizleme şeklinde

görülür. „Kontrol etme kompulsiyonları“

kuşku obsesyonları

sonucunda ortaya çıkan

reaksiyonlardır. Bu kişiler sürekli

birşeyleri kapatmayı unutup

unutmadıklarını defalarca

kontrol etmek isterler. „Tekrarlama

kompulsiyonları“ belli bir

tarzda ve sayıda tekrarladığı

kompulsiyonlardır.

Örneğin: bir kelimeyi şans

getirdiği için 3 kez tekrarlamak.

„Sayma kompulsiyonları“

Foto: BMDW Christian Lendl

kendini otomobil plakalarını,

apartman katlarını ya da belli

bir sayıya kadar sayma

şeklinde gösterir.

Obsesif kişiler genelde tüm bu

düşünce bozukluklarının mantıklı

olmadığının farkındadırlar.

Bu durum ise onları

psikotik hastalardan ayıran

başlıca özelliklerinden biridir.

Fakat mantıksız olduğunun

farkında olmaları onların obsesif

düşüncelerini ve kompulsif

davranışlarını ortadan kaldırmaz.

Obsesyonlarını rahatlatacak

davranışı yapmaya

devam ederler.

Obsesif‐Kompulsif‐Bozukluk

tedavi edilebilen bir rahatsızlıktır.

Tedavi süreci ilaç tedavisi

ile başlar ve psikoterapi ile

devam eder. Özellikle serotonin

sistemi üzerinde etkili olan

ilaçlar tercih edilen ilaçlar kişinin

belirli bir rahatlığa ulaşmasını

sağlar ve psikoterapi için

rahat bir ortam hazırlar. Sadece

ilaç tedavisi kesinlikle doğru

bir tedavi şekli değildir. Kişi

psikoterapi ile birlikte kaygı veren

düşünceleriyle yüzleşmeli

ve düşüncelerin oluşturduğu

dayanılmaz huzursuzluğu belirli

terapi ekollerinde uzman

ruh bilimcilerle bu yola çıkma

cesaretini gösterebilmelidir.

Uzun soluklu bir stratejiyle

tüm bunlardan arınabilirsiniz.

Melike İnce Hakkında:

Salzburg Paris Lodron Üniversitesi’nde Psikoterapi Temel Bilimi ve Nörobiyoloji

bölümlerini tamamlayan Melike İnce, Yüksek Lisans Eğitimine Krems Donau

Üniversitesi’nde Psikoterapi Bilimi üzerine devam edecektir.

Melike İnce ayrıca eş zamanlı olarak Salzburg Sinn Zentrum’da Logoterapi

ve Psikolojik Rehberlik ve Danışmanlık eğitimini sürdürmektedir.

Avusturya yapay zekada

rakiplerine yetişmek istiyor

‘YAPAY ZEKA’YA YATIRIM

20 endüstri ülkesinde 2017’den bu yana

yapay zeka üzerine iddialı stratejiler mevcut.

Avusturya şu ana kadar bunların arasında

değildi. Avusturya Ekonomi Bakanı Margarete

Schramböck 22‐24 Ağustos tarihinde

Alpbach’ta düzenlenecek olan “Teknoloji

Konuşmaları” programında tanıtımını yapmak

üzere, devlet teşvikleri de hazırlanmış

böyle bir stratejinin müjdesini verdi.

Wirtschaftsministerin Margarete Schramböck (ÖVP):

‘Österreich will bei künstlicher Intelligenz aufholen’

Bakan Schramböck: “Bu konuda hayli mesafe

kattettik. 2020’den itibaren Avusturya’da

genç insanların programlama, veri

hazırlama ve analiz konularında eğitim alacakları

kendine has bir meslek olacak. Yerli

birçok öncü firma da yapay zekaya yatkın

çalışanlar arayacak.”

Orta sınıf hala çok kuşkulu

Firmalar bu projeler için yalnız üniversite

mezunu aramıyor, ama uzmanlar orta sınıf

olarak anlandırılan kesimin çok cesaretli olmadığını

söylüyor. Son 5 yılda birçok bireysel

girişim ve araştırma projeleri birkaç yüz

milyon Euroyla desteklendi. Gelecekte bu

tür çalışmalar birleştirilecek ve bir ağda yer

alacak. Hükümetin yapay zeka projesinde

140 uzman görev alıyor.

Accenture danışma firması müdürü Michael

Zettel, yapay zekanın doğru kullanılması halinde

2035’e kadar yıllık ekonomik büyümenin

%3’e (temel büyüme %1.4) yani temel

büyümenin iki katına çıkabileceğini öngörüyor.

Zettel: “Güçlü büyüme artan istihdam

anlamına gelir. Yapay zeka ve robotlar nedeniyle

ne kadar iş kaybı olacağı konusunda

uzman görüşleri uluslararası ve Avusturya’da

birbirinden farklı sonuçları ortaya

koysa da neticede istihdamın artacağından

rahatlıkla söz edebiliriz.”


HABERavusturya Mayıs 2019, Sayfa - 6

Doç. Dr. Sebiha Ünal:

“Beraberliğinizde kişilerden biri otizmli ise bu

konuda çift olarak doğru yardım almanız çok önemli”

Otizmli Bir Kişi

İle Beraberlik

Yalnız olduğunuzu ve destek

almadığınızı hissetmeniz, önemli

kararları kendi başınıza almak

zorunda kalmanız, ilgisiz kalmak

ve her seferinde yine sıfırdan

başladığınızı hissetmek otizmli

bir erkekle evli olan bir

kadının çoğunlukla hissettiği duygulardır.

Merkezime bu şekilde birçok çift

geliyor, eşlerin birinin otizmli

olması ve bunun çoğunlukla da bir

erkek olması normal, çünkü otizmli

kişilerin yüzde sekseni erkek.

Beraberliğin ilk yıllarında çiftler

çoğunlukla bu farklılıkları kabul

ediyorlar, çünkü aşk duyguları bu

dönemlerde yoğun ve bu duygulardan

dolayı sadece kişinin pozitif

yönleri görülüyor. İlk dönemlerde

çoğunlukla kişinin otizmli veya

farklı olduğu anlaşılmıyor. Sonradan

kişinin davranışlarının farklı

olduğu anlaşılıyor, fakat karakter

ve kişiliğinden dolayı olduğu

düşünülüyor.

Çocuklar olduğu zaman ilk yıllarda

çoğunlukla, henüz bir problem

olmuyor, ama yıllar geçtikçe ve

çocukların farklı (otizm) veya davranışlarında

müdahale edilmesi gereken

konular (ergenlik) oluştuğunda

eşler arasında çatışma

başlıyor. Erkek ilgilenmiyor ve

kaçıyor, kadın ise destek almadan

yalnız başına herşeyle mücadele

etmekten ve kendini yalnız hissetmekten

şikâyet ediyor.

Otizmli olmayan babalar için

çocukların bazı davranışları büyüleyici

ve ilginç olabilir, fakat aynı

şekilde bu davranış otizmli bir

baba için tehdit gibi gelebilir. Onun

kendi dünyasına çocukların girdiğini

hissedebilir ve kişi de bir dürtü

oluşur ve kendini huzursuz hisseder,

bu duygular otizmli bir kişi de

tehdit duygusu oluşturur.

Tam tersi otizmli bir kadınla beraber

olan bir erkek için de bu durum

kolay değil. Herşeyin sabit olması

gereken bir hayat, belirli saatlerde

bazı uygulamaların olması gerektiği

ve yine çocukların eğitiminde ve

yetişmesinde annenin kaçış araması

ve erkeği yalnız bırakması gibi

zorluklar oluşur. Zor bir durum ve

beraberinde ilişki içerisinde gerginlik

oluşturur.

Beraberliğinizde kişilerden biri

otizmli ise bu konuda doğru yardım

almanız çok önemli, bu şekilde

ilişkinizi kurtarabilirsiniz veya kendinizin

ve ailenizin rahatlamasını

sağlarsınız, çünkü bu tür durumlar

ailedeki diğer bireyleri de etkiliyor

ve beraberinde bağımlılık veya

borderline, depresyon v.s. gibi

hastalıkları getirebilir.

Doç. Dr. Sebiha Ünal (Devrim), Psikolog/Otizm ve ilişki uzmanıdır, Türkiye ve Avrupa'da otizmle ilgili

araştırma ve farklı çalışmalarda bulundu. Şu an Türkiye, Belçika ve Hollanda’da kendi Otizm Uzmanlık

Merkezleri ve Otizm Akademisi'nde (AECSU-AASU) tedavi ve eğitim veriyor. Kendi yaptığı bilimsel

araştırmalar ve çalışmalar sonucunda pozitif bakış açısının otizmli kişilerde ne kadar güzel sonuçlar

getirdiğini gördü ve bu yüzden uzmanlık alanını pozitif psikoloji ile geliştirdi. Kendi geliştirdiği

metodun (Positive Mind) verilen onay sonrasında Türkiye, Hollanda ve Belçika'da da olan uzmanlık

merkezlerinde sertifika programı ile otizm uzmanları (Positive Mind Autism Coach) yetiştiriyor, yetenekleri

vurgulamanın ve bunlara yönelmenin otizmin zayıf yönlerinden daha da önemli olduğunu düşünüyor.

Daha fazla bilgi ve iletişim için:

www.sebihaunal.com info@sebihaunal.com

Gençler İnternetteki Nefret ve Tacizden Korkuyor

''Kurban olduğumu kimseye söylemeyeceğim, kurban olarak görülmek istemiyorum''

Viyana Üniversitesi ve Viyana/Krems

Eğitim Yüksekokulunun birlikte 2000

öğrenci üzerinde düzenlediği ‘Ağda

Nefret’ konulu bir anket çalışması

internette nefretin yayılmasının ne

boyutlara ulaştığını gösteriyor.

Birçok Kişi Tepki Vermiyor...

Anket katılımcıların neredeyse tamamı

internette tacizin türlerini tanıyor.

Her on kişiden dokuzu nefret

postalarını, teşhirleri ve şok videolarının

gönderilmesini yaşamış. Bu kişilerin

büyük bir kısmı nefrete karşı

aktif tutum takındıklarında kendilerinin

de kurban pozisyonuna düşebileceğinden

korktukları için tepki

verememiş ve suskun kalmış. Çok az

kişi ise bu olaylara karşı sesini yükseltebiliyor.

Birşey Yapılamaz Düşüncesi...

Çalışmayı kaleme alan Ingrid Kromer,

aktif müdahale ve diğer çocukları

koruma altına alma durumunun çok

nadir söz konusu olduğunu, çünkü

katılımcıların kendilerini güçsüz hissettiklerini

ve çoğunun yanlış değerlendirebileceklerinden

çekindiklerini

söylüyor. ''Çoğunlukla çocuklar şakanın

nerede biteceğini bilmiyorlar.

Ayrıca olaylara müdahale ederlerse

mağdur için hoş olmayacağından

korkuyorlar. Birçok olayda ise paylaşım

ve haberlerin çok çabuk yayıldığını

düşünerek bu tür durumlara

karşı hiçbir şey yapamayacaklarını

düşünüyorlar.''

Jugendliche haben Angst vor Hass im Netz

Olay dışında kalan 3. kişi ve grupların

kurbanların yanında yer alıp olayı

yatıştırabilecek imkânı olsa dahi bu

çok nadir yapılıyor. Sosyal medyada

faal olan gençlerin, olmayan gençlere

göre medeni cesaret göstermeye

hazır olmaları oranı çok düşük.

İnternetten dışlanmaları da ciddi

korkuları.

Medeni Cesaret Eksikliği...

Araştırma ekibi için şaşırtıcı olan,

medeni cesaret mekanizmaları internet

için geçerli değil, çünkü gerçek

yaşamda diğer insanların yanında

olma toplum tarafından tanınma ile

ödüllendirildiği halde bu internette

gerçekleşmiyor. Olaylarda görülür

iyilişme ve azalma da internette olmuyor.

Aktif toplumsal karşı duruş

alternatifleri de çok nadir kullanılıyor.

Gençler de değişik platformlardaki

olayları bildirme türlerini

ciddiye almıyor. Yetişkinler bu vakalara

az karışıyorlar. Gençler cep telefonu

yasağına maruz kalmayı büyük

tehlike görüyor. Bugünün gençleri

için ise sonuç olarak bu, sosyal dışlanma

anlamına geliyor.

Gençler için daima sosyal ağlarda

faal olmak ve doğrudan etkileşimlere

tepki göstermek bir baskı oluşturuyor.

Ağdaki saldırılar zamanla ciddiye

alınmıyor, çocuklar da tepkisizleşiyor.

Araştırma ekibi sosyal medyada yaşanan

zorlukları bugünün çocuk ve

gençleri için erişkin olmaları yolunda

kendi mücadele etmeleri ve öğrenmeleri

gereken bir ödev olarak da

tanımlıyorlar.

Gençler tarafından seçilen stratejinin

olumsuz tarafları: Sınırların aşılmasına

rağmen bilinçli görmezlikten

gelmeler nedeniyle engellemeler erteleniyor.

İlaveten fail‐kurban ve

tersi olasılığı ''Bunu ciddiye alanın

kendi kabahatıdır'' sloganına göre algılanması

geliyor. Kızların çıplak veya

Müslüman kızların başı açık fotoğraflarının

onların rızası olmadan sosyal

medyada yayınlanması gibi olaylarda

ise failin değil de kurbanın kendi

hatası olduğu düşüncesi mevcut.

Sorunlar Saklanıyor...

Bundan dolayı genellikle kurbanlar

için ağda yardım istemek mutlak bir

tabu olarak görülüyor. Çocuğun yaşı

büyüdükçe sorunları saklama eğilimi

artıyor. ''Kurban olduğumu kimseye

söylemeyeceğim, kurban olarak

görülmek istemiyorum.'' düşüncesi

hakim ve böylece olaya maruz kalan

kişi endişeleriyle baş başa kalıyor.

Kromer’in tavsiyesi bir tarafta çocuklara

ağdaki nefrete karşı koyma ve

kendi yaşadıkları hakkında konuşma

cesaretini verme, diğer taraftan

okullarda kurban rolünün tanıtılması

ve bu durumda neler yapılabileceğinin

gençlere aktarılmasını sağlayarak

hangi tedbirlere ihtiyaç olduğunu

göstermek. Bunun yanı sıra önemli

bir nokta da sanal ortam dışında da

medeni cesaret gösterilmesi ve yetişkinlerin

iyi örnek olmasıdır. Böylece

bu yetişkinler gençlerin medeni

cesaretin ne kadar önemli bir adım

olduğunu görmelerine yardım etmiş

olurlar.


HABERavusturya Mayıs 2019, Sayfa - 7

Ramazan demek

farkındalık demek...

Yılın en huzurlu zamanı, evlerimize

bereket getiren, hepimizin dört gözle

beklediği Ramazan ayı geldi.

Oruç tutmanın anlamı aç kalmak

değil bunu hepimiz biliyoruz. Oruç

demek farkındalık demek, farkına

varmak demek. Benim bir birey

olarak alışkanlıklarımın topluma,

çevreme ve doğaya ne gibi etkileri

oluyor? Bunlardan hangilerini değiştirmek,

hangilerini hayatımdan çıkarmak

ve hangilerini yaşantıma

eklemek istiyorum?

Mutlu, güzel ve başarılı olmak adına

sürekli olarak yeni birşeylere sahip

olmamız gerektiğini bizlere dikte

eden bir tüketim toplumunda bu algılardan

arınıp tüketim alışkanlıklarımızı

gözden geçirmenin tam vaktidir

BEGÜM GÖRDÜ

begum@turktekin.at

Duyarlılık ve farkındalık zamanı olan Ramazan ayını iyi değerlendirelim

bu ay bence, zira tüketim toplumlarındaki

alışkanlıklar dünyanın bir

diğer ucunda yok pahasına ve kötü

şartlar altında çalışan tükettiklerimizi

üreten işçilerin hayatını etkilemekte.

Bu konuda bilinçlenmenin ilk yolu

araştırmak. Belli başlı tanınmış zincirlerin

işçilerini kötü şartlar altında çalıştırdıklarını

artık sağır sultan dahi

duymuştur. Başka bir örnek getirmek

gerekirse, markette aldığımız sebze

ve meyvelerin hangi ülkelerden geldiğinde

dikkat edebiliriz mesela. Burada

da birçok kez haberlere konu

olmuş skandallar su üzerine çıkmıştı,

bu durum elbette market alışverişimizin

tümünde geçerlidir.

Bir diğer konu başlığı ise et ürünleri.

Burada dikkat edilmesi gereken

husus hayvanların yaşam standardları.

Yaşamı boyunca kendisi için çok

fazla küçük bir alanda, olması gerekenden

fazla hayvanla bir arada tutulmuş

ve yemine olabildiğince hızlı

büyümesi için çeşitli zararlı gıda takviyeleri

uygulanmış bir hayvanın etini

tüketmek ona yapılan bu caniliğe göz

yummak demektir.

"Bu bir bütçe meselesi, bu tarz etler

daha uygun tabii ki bunları alırız" diyenler

olabilir. Fakat göz ardı edilen

nokta şu: Et tüketimini genel olarak

azaltmak bir çözüm yolu, üstelik de

sağlıklı! Öğünlerinize bol miktarda

sebze ve balık ekleyerek hem daha

dengeli beslenip hem de tüketim

alışkanlığınızı daha bilinçli şekillendirmiş

olursunuz.

Dijital Stres Öğrencileri

Ciddi Şekilde Tehdit Ediyor

Plastik atıkları azaltmak benim de listemin

en başlarında yer alan oldukça

önemli bir konu.

Bunun için sizlerle kendim de uyguladığım

çok basit bir yöntemi paylaşacağım:

Çantanızda her daim bir bez

çanta bulundurun. Böylece alışverişe

gittiğinizde poşet almak zorunda kalmayacaksınız.

Ayrıca sebze alışverişi

için market yerine pazarı tercih ederek

küçücük salatalıkları bile plastikler

içinde paketlenmiş bir şekilde

satın almaktan kurtulursunuz.

Ben böyle ununu elemiş de eleğini

Ebeveynlere Düşen Görevler Nelerdir, Çocuklar ve Gençler İçin Nasıl Tedbirler Alınabilir?

Öğrencilerin yaklaşık yarısı birkaç

yıl içinde miyopla tanışacak.

Bunun nedeni bilgisayar ve akıllı

telefonun aşırı kullanılması ve

hareket azlığı.

Çocuklar Doğaya Çıkmalı

Çocuklar günlük iki saat açık

havada aktivitede bulunmalı ve

ideal olarak bir saatten fazla akıllı

telefon ya da bilgisayara bakmamalı

çünkü bu durumda göz

uzağı görmeyi unutuyor. Yetersiz

gün ışığı ve ekrandaki mavi ışık ta

görme organına zarar veriyor.

Miyopluğun geri dönüşü yok

Yüksek derecede miyop olan çocukların

katarak, retina dekolmanı

gibi ağır göz hastalıklarına

yakalanma olasılığı var. Avusturya

Gözlükçü ve Göz Doktorları

Federal Birliği açıklamasına göre,

ebeveynlerin bu konuya dikkat

etmesi ancak bunun yeterli olmayacağı,

şu sırada miyopluğun

çocuklar için bir norm haline geldiği

belirtildi. Asya’nın bazı kısımlarında

miyop çok hızlı artış

gösterirken (gençlerin %80‐90’ı),

Avrupa’da her iki genç kişiden

biri miyop. Birliğin açıklamasında

şu uyarılar mevcut:

‘‘Çocukların %40‐50’sinin miyop

olduğundan yola çıkarsak, bu

halk sağlığı için ileri düzeyde sonuçları

olan toplumsal bir meseledir.

Somut tedbirler almanın

zamanıdır. Diğer ülkelerde konuya

el atılmıştır. Kısa bir süre

önce Çin’de hükümet çocuklarda

miyopluğa karşı idarelerin, okulların,

sağlık kuruluşlarının ve ailelerin

birlikte çalışacağı bir plan

ortaya koydu. Okullar soğuk

mevsimlerde de daha çok spor

derslerinin ve diğer önlemlerin

açık havada icra edilebilmesi için

yollar bulmalılar.’’ Birlik bir saatten

fazla bakmayı gerektiren ev

ödevlerini de eleştiriyor. Bilgisayar

işlerinin miktarını arttıracak

yaklaşımların sorgulanmasına ve

‘Dijital Sınıf’ların görme yeteneğine

zararına dikkati çekildi.

Toplum olarak ‘ekran’ zamanını

azaltma imkânlarımız kısıtlı

Birlik ayrıca: ‘‘Çarkı geri döndüremeyeceğimizi

artık anlamalıyız.

Medya kullanımı artıyor ve

birçok meslek hızla dijitalleşiyor.

‘Günde en çok bir saat bilgisayar

kullanılmalı.’ Basitçe bunu söyleyemeyiz.

Kullanmanın tehlikelerini

azaltan yollar bulmalıyız.

Burada örneğin yeni araştırma

yaklaşımları gerekli hale geliyor.

Bu bağlamda Almanya’da Tübingen

Üniversitesi’nin bir çalışmasından

bahsedilebilir. Araştırılan

konu, koyu fonda açık renkli yazının

olması miyob önleyici özellik

midir?’’

Ebeveynler ne yapabilir?

‐ Çocuklarınızın gözlerini her yıl

kontrol ettirin: Miyopluk düzeltilmezse

tehlikelidir, çabuk artar.

‐ Gözlük seçimi: Doğru gözlük

görmeyi tam olarak düzeltir.

Camlar tam numara olmalı,

düşük ya da yüksek olmamalıdır.

Bu nedenle sık kontrol önemlidir.

En iyi gözlük bile ilerleyen miyobu

durduramaz.

‐ Özel kontak lensler: Araştırmalar,

yumuşak multifokal kontakt

ve orthokeratoloji lensleri kullanmanın

bazı çocuklarda miyobun

ilerleyişini yavaşlattığını göstermiştir.

‐ Birlikte kurallar koymak: Ekran

kullanım kurallarını çocuğunuzla

beraber belirleyin. Videolar ve

oyunlar için zamanlarını nasıl

kullanacaklarını konuşun. Günlük

ne zaman temiz havaya çıkacağını

ve bunun neden önemli olduğunu

düşünün

‐ Şu soruları sorun: Özellikle sağlığınız

ve eğlenmek için ne kadar

sıklıkla doğadasınız? Akıllı telefonlar

ve bilgisayar kullanımınız

nasıl? En son ne zaman göz kontrolüne

gittiniz?

aşmış gibi konuşuyorum, bakmayın..

Tüketim alışkanlıklarına gelince değiştirmek

ve hayatımdan tamamen

çıkarmak istediklerimle dolu uzun bir

listem var. Ama bu konunun üzerine

düşünerek ve araştırarak kararlar

alabilir, uygulamaya doğru bir adım

atmış oluruz.

Zamanımızın problemlerine küçük

çapta da olsa merhem olmak varken

gelin bu duyarlılık ve farkındalık zamanı

olan Ramazan ayını biraz da bu

konulara eğilmek için kendimize vesile

kılalım.

Facebook ve

Instagram’dan

‘Zararlı Kullanıcılara’

Yasak Geldi...

Dünya genelinde yüz

milyonlarca kişinin kullandığı

sosyal ağ platformu

Facebook, ırkçı

söylemlere sahip olan

veya nefret yayan bazı

kişi ve kuruluşlara ait

hesapları "tehlike arz

ettikleri" gerekçesiyle

kalıcı olarak kapatmaya

başladı. Facebook’un

açıklamasına göre 'zararlı

kullanıcı' diye tanımlanan

bazı tanınmış

insanların ve aktivistlerin

bu platformu kullanması

artık yasak.

Yazılı Açıklama:

Facebook, "İdeolojisi ne

olursa olsun şiddetle

ilişkisi olan ve nefret

söylemini yayan kişi ve

oluşumları hep yasaklamıştık.

Potansiyel ihlallerin

değerlendirilme

süreci kapsamlı şekilde

ilerliyor. Bu süreç artık

bu hesapları yasaklamamıza

yol açtı." ifadeleri

kullanıldı.

Facebook ayrıca açıklamasında,

yasaklanan

kişi ve grupların içinde

olduğu bilinen sayfalara

da izin vermeyeceğini,

bu kişilerin katılacağı organizasyonlara

da kendi

platformunda yer vermeyeceğini

açıkladı.

Hesabı kapatılanlara

Süre Verildi

Facebook, yasakları uygulamadan

önce kullanıcıları

uyarıyor ve

böylece yasaklanacak

kişi ya da gruplar, takipçilerini

önceden farklı

platformlara yönlendirebiliyor.

Listede Kimler Var?

Aşırı sağ görüşlere yer

veren Milo Yiannopoulos,

Alex Jones ve Paul

Joseph Watson nefret

söylemlerinden dolayı,

antisemitizm yaptığı gerekçesiyle

Louis Farrakhan,

İslam karşıtı söylemleri

nedeniyle Laura

Loomer ve beyazların

üstünlüğü savunan Paul

Nehlen yasaklandı.

Övgü ve Eleştiri

Yasaklanan hesapların

takipçileri Facebook’un

aldığı kararı eleştirirken,

insan hakları örgütleri

ve aktivistler uzun süredir

bekledikleri bu adımı

memnuniyetle karşıladıklarını

açıkladılar.

Facebook'un sahibi olduğu

Instagram da aynı

yasakları uygulayacak.


HABERavusturya Mayıs 2019, Sayfa - 8

© Johannes Zinner

Wir stehen vor der bisher wichtigsten EU‐

Wahl der Geschichte. Das ist jetzt keine

der vielen Floskeln, die Politiker verbreiten.

Das stimmt wirklich: Werden die

Nationalisten und Rassisten, die Orbans,

Vilimskys, Salvinis weiter im Interesse von

Putin und Trump versuchen die EU in die

Luft zu sprengen? Werden weiterhin zehntausende

Lobbyisten im Interesse der

großen Konzerne ihre konservative und

liberale Politik durchsetzen können?

Wir, die BürgerInnen Europas, müssen uns

beiden Wegen – dem Nationalismus und

dem Neoliberalismus – gleichermaßen in

den Weg stellen und klar sagen: Wir wollen

ein Europa, in dem jeder Mensch in

Würde und Sicherheit lebt. Wir wollen,

dass auch unsere Kinder und Enkel in

einer intakten Natur leben können. Wir

wollen, dass kein Arbeitnehmer und keine

Arbeitnehmerin ausgebeutet wird. Wir

wollen, dass unsere Kinder nie mehr Krieg

erleben. Frieden, soziale Gerechtigkeit,

Umweltschutz und Gleichberechtigung.

Dafür treten wir SozialdemokratInnen in

ganz Europa an. 18 Mandate besetzt

Österreich aktuell im EU‐Parlament. Fünf

Nurten YILMAZ

Abgeordnete zum Nationalrat (SPÖ)

nurten.yilmaz@parlament.gv.at

Am 26. Mai

wählen wir

Europa

davon gehen momentan an die SPÖ.

Aber was für eine EU wollen wir Roten

überhaupt? An welchen Schrauben wollen

wir drehen, damit die Union endlich

gerechter wird und die Interessen der

Menschen im Zentrum stehen?

Wir haben unter Mitarbeit von tausenden

Mitgliedern und Interessierten ein Wahlprogramm

formuliert. 122 Seiten stark. Dort

findet ihr Details, Argumente und unsere

Vorschläge für ein zukünftiges Europa.

Schaut rein unter europa.spoe.at. Dort

findet ihr auch all unsere KandidatInnen.

Aber am wichtigsten ist: Geht wählen!

Wenn ihr eure Stimme nicht in Anspruch

nehmt, werden die für euch sprechen, die

nur Politik für die Wirtschaft machen oder

unser Europa zerstören wollen. Es ist unsere

gemeinsame Zukunft, geben wir eine

soziale und gerechte Antwort darauf.

Für ein gutes Leben für alle. Gemeinsam

können wir eine gerechte EU erschaffen

und den großen Konzernen endlich klare

Regeln geben. Damit jede und jeder Einzelne

und nicht nur Wenige profitieren.

Avusturya İstatistik Kurumu

verilerine göre 2018’de Avusturya’da

yoksulluk ve sosyal

dışlanma tehdidi altında olan

1.512.000 kişi mevcut (halkın

%17.5’u) ve bu kitle ''Avrupa

2020 Stratejisi'' yoksullukla

mücadele planı içinde hedef

gruplar arasında sayılıyor. EU‐

SILC’in gelirler ve yaşam şartları

ile ilgili istatistiğine göre

geçen on yılda (2008’den bu

yana) yoksulluk ve sosyal dışlanma

tehdidi altında olan insanların

sayısının 187 bin kişi

azaldığı görülüyor. Buna rağmen

anne ve babadan yalnız

birinin olduğu evler, çok çocuklu

aileler, uzun süreli işsizler,

yabancı uyruklular ve

yetersiz eğitimliler için yüksek

sosyal dezavantajlılık riski hala

mevcuttur. Şu anda 20 yaş altında

372 bin çocuk ve genç

dışlanma tehlikesi altında olan

ailede yaşıyor ve bu nedenle

sosyal katılımın birçok alanından

dışlanmış durumdalar.

Yoksulluk ve dışlanma tehlikesindeki

insan sayısı azaldı

''Avrupa 2020 Stratejisi'' programının

sosyal alanda temel

hedefi, yoksulluk ve sosyal

dışlanmanın mağduru olmuş

ya da tehdidi altında olan

insan sayısını 2020 yılına

kadar AB genelinde en az 20

milyon azaltmak. Bunda Avusturya’nın

payına düşen 235

bin kişi ve 2008’den 2018’e

kadar 187 bin kişi azaltılmış

durumda.

İşçi Odası (AK): ''Acilen bakım, çocuk yetiştirme ve teknik meslekler için kalifiye eleman aranıyor''

İşgücü piyasasında kadınların

dezavantajları ortadan kaldırılmalı

(OTS) ‐ Viyana İşçi Odası (AK Wien)

Sosyal İşler Bölümü yöneticisi

Alice Kundtner, işgücü piyasasında

kadınların sıkıntılı durumunu

değerlendirerek: ''Kadınlar

genellikle ve mecburi az saatli

yarım zamanlı işlerde çalıştıklarından

dolayı işgücü piyasasında

açıkça dezavantaja sahipler. WI‐

FO’nun Avusturya’nın işgücü piyasasının

AB ile karşılaştırıldığı

çalışmasına bakın. Buna göre

Avusturya’da işgücü piyasasında

kadının dezavantajlı olmasının

ana nedeni; Avusturya’nın AB

genelinde yarım zamanlı çalışma

oranının en yüksek olduğu 2.

ülke olması ve çocuk bakım hizmetlerinin

eksikliğidir. Hükümet

buradan başlaması gerekirken,

çözümü bakım sektöründe eleman

eksikliğini 3. ülkelerden işçi

getirmekte arıyor, çünkü Rot‐

Weiß‐Rot kartındaki gelir sınırlarını

düşürerek daha az maaş

ödüyor. Oysa kadınların yarım

zamanlı iş tuzağından çekilerek,

haftalık daha fazla saatli işlerde

çalışmasına destek olunması ve

onların aranılan mesleklerde

eğitilmesi daha iyi olurdu. Bu şu

anlama gelir: Onları, daha fazla

çocuk bakım yerleri yaparak,

okullarda daha fazla tam gün

yetiştirme, kaliteli eğitim ve ileri

Yoksulluk ve Dışlanma

EU‐SILC 2018’de Avrupa Birliği

tanımlamasına göre yoksulluk

ve (ya) dışlanma tehlikesi gösterge

değerlerine şöyle işaret

ediyor:

‐ %14.3 (1.238.000 kişi) yoksulluk

tehlikesinde

‐ %2.8 (243.000 kişi) maddi

yönden dezavantajlı

‐ %7.3 (480.000 kişi, 60 yaş

altı) hiçbir kimsenin çalışmadığı

ya da çalışma yoğunluğunun

çok az olduğu ailelerde

yaşıyor.

Bu özelliklerden birkaç aynı ailelerde

tezahür ettiği için, yoksulluk

ve dışlanma tehlikesi

altında olanların sayısı, bu 3

grubun ayrı toplamına eşit

değil. 367.000 kişi bu 3 maddenin

en az ikisinde yer alıyor.

82.000 kişi 3 grubun hepsinde

yer alıyor.

En çok mağdur olan grup

uzun süreli işsizler

Düşük gelirin ve ekonomik

yönden güvende olmamanın

birlikte görüldüğü ailelerde

sosyal dışlanma büyük risk

oluşturuyor. Genel nüfusta

yoksulluk ve sosyal dışlanma

tehlikesi altında bulunanlar

%17.5 iken, uzun süreli işsizlerin

%76’sı bu tehlikelerle karşı

karşıya.

eğitim hizmetleri vererek desteklemektir.

AK’nın çabasıyla

tekrar uygulamaya konan kalifiye

eleman bursu güzel bir hizmettir,

ancak bunun gibi daha

fazla desteklere ihtiyaç var.''

Yarım zamanlı çalışanların yüksek

oranlılığı işsizlikte de kendini

açıkça belli ediyor. İşsizlik parası

alanların %90’ı fakirlik tehdidi

eşiğinin (1.238 Euro) altında

para alıyor. %60 ise asgari geçim

parasının (863 Euro) bile altında.

Kundtner’e göre, hayat güvenceli

maaşlı ve iyi bir iş kariyeri

için kadına desteğin yapılandırılmasına

acilen ihtiyaç var. Sosyal

İşler Bakanı’nın işgücü piyasası

politika hedefleriyle ilgili yaklaşımları

da tamamen ters yönde;

Yarım zamanlı çalışmanın etkileri

ile ilgili açıklama tedbirlerinin

yerine, kadınların çocuklarını

Ülke vatandaşı olmayanlar

Sosyal dışlanma tehlikesi altındaki

diğer bir grup ise

Avusturya vatandaşı olmayan

kişiler. 2018’de %28’i AB ya da

EFTA vatandaşı olanların

%31’i, diğer ülke vatandaşlığı

olanların ise %46’sı bir yoksulluk

durumu ile karşı karşıya

kaldı. Buna karşın Avusturya

vatandaşlarının yoksulluk ve

sosyal dışlanma tehlikesi altında

olma riski %14.

Yalnız zorunlu eğitimi bitirmiş

olan kişinin yoksulluk ve sosyal

dışlanma tehlikesi altında

olma riski %27. Ortaokul ya da

meslek okulunu bitirenler risk

konusunda ortalamanın altında

kalıyor.

Sınırlı çalışma ve bakım imkânları

da yoksulluk ve dışlanma

tehlike altında olma

risk kotasını yükseltiyor. Tek

ebeveynli aileler %44, en az 3

çocuklu olan çok çocuklu ailelerde

%28 risk mevcut. Yalnız

yaşayanlar da risk altında;

yalnız yaşayan kadınlar (%32)

ve yalnız erkekler (%28) daha

fazla risk altında ve bunların

çoğunun emeklilik imkânı da

yok. Emeklisi olup ta yalnız yaşayan

kadınların %29’u, erkeklerin

ise %17’si yoksulluk ve

dışlanma tehlikesi altında.

evde kendileri mi yetiştirecekleri

yoksa, yarım ya da tam zamanlı

çalışacaklar mı noktasında seçme

hakkına vurgu yapılmıştır.

Aynı anda işgücü piyasası araçlarının

yarısının kadınlar için kullanılması

ilkesinin de üzeri çizilmiş,

bu da kadınların iş kurmasındaki

finansmanı zora sokmuştur.

AK şunları talep ediyor:

+ 3 yaş altı çocuk bakım yerlerinin

sayısı arttırılmalı, 3 yaş üstü

ve ilkokul çocuklarının bakım zamanları

iyileştirilmeli.

+ İşgücü piyasa araçlarının kadınlar

için de yeterli olmasının

güvence altına alınması, işgücü

piyasasına geri dönüşünde erken

zamanlı destek ve %50 avantaj

prensibinin tekrar uygulanması.

+ Yeterlilik parası uygulamasıyla

mali yönden güvence altına alınmış

mesleki yeterlilik hakkı.

Benachteiligungen von Frauen auf dem Arbeitsmarkt abbauen

AK: Fachkräfte für die

Pflege, Kinderbetreuung

und technische Berufe

dringend gesucht!

Avusturya’da 1.5 Milyon İnsan Yoksulluk

ve Sosyal Dışlanmanın Pençesinde

1,5 Million en Me nsche n

in Ö ster reich waren 2018

von Armut oder soziale r

Ausgre nzun g betroffe n

372 bin çocuk ve genç sosyal

dışlanma tehdidi altında

2018’de tüm yoksulluk ve sosyal

dışlanma tehdidi altında

bulunanların %25’ini 20 yaş

altı gençler ve çocuklar oluşturdu.

Bu yaş grubunun sosyal

dışlanma tehdidi riski %21

oranıyla genel nüfustan yüksek.

Çocukların yaşam şartlarını

çoğunlukla içinde yaşadığı

ailesinin ekonomik durumu

belirliyor. Dışlanma tehdidi

altında bulunan ailelerden

gelen 20 yaş altı çocukların

%14 için beslenmede tasarruf,

yaşam gerçeğinin parçası. %5

maddi nedenlerle yetersiz ısıtılmış

konutlarda ve %31’lik

kesim kalabalık evde kalıyor.

EU‐SILC’in işaret ettiği başka

bir nokta ise yetersiz gelir ya

da çalışmayan bireyler olan

bir ailede büyüyen çocuğun

sosyal katılımının da sınırlı olması.

Yoksulluk tehdidi altında

bulunan çocuklar arkadaşlarını

genellikle oyuna ve yemeğe

davet edemiyor. Spor ya

da müzik kursu gibi ücretli boş

zaman aktivitelerinden yararlanamıyor

(%16). Sosyal dışlanma

tehdidi altındaki ailelerin

%6’sı çocukları için ücretli

okul gezilerinin imkânsız

olduğunu söylüyor.


HABERgesundheit Mai 2019, Seite - 9

Sağlık Taraması Muayeneleri sağlık

risklerini ve hastalıkları erken teşhis

etmede yardımcı olur!

Avusturya Sosyal Sigortalar Kurumu’nun

güncel ''Sağlık Kontrolü’’

önlem kampanyasına katılan her

birey kazançlı çıkar:

• Sağlık Taraması sizin için ücretsizdir

• Kendi sağlığınız için yapabilecekleriniz

hakkında değerli ipuçları alın

• Hastalıklar erken teşhis ve daha iyi

tedavi edilebilir

Son iki yılda sağlık taramasında

bulunmamışsanız, sağlık kontrolünüz

için randevunuzu alın!

Sağlık kontrolünüzü, sağlık taraması

sözleşmesi olan her doktorda ya da

Sosyal Sigortalar Kurumu sağlık poliklinikleri

ve sağlık merkezlerinde

yaptırabilirsiniz.

Yakınınızdaki hangi doktorun (Sigorta

Kurumunun ücretini karşıladığı) sağlık

Die richtige Ernährung macht fit, hält

gesund und leistungsfähig. Es gibt

aber auch eine Reihe von ernährungsabhängigen

Krankheiten, bei denen

die falsche Ernährung entweder alleinig

oder in Kombination mit anderen

Lebensstilfaktoren krank machen

kann. Zu den häufigsten ernährungsabhängigen

Krankheiten zählen unter

anderem: Adipositas (Fettsucht), Diabetes

mellitus (Zuckerkrankheit),

Herz‐Kreislauferkrankungen, Festoffwechselstörungen,

Gicht und viele

Krebserkrankungen. Durch sie sinkt

die Lebenserwartung und gesunde

Lebensjahre gehen verloren.

In Österreich sind vor allem der zu

geringe Vollkorn‐ und Nüsse‐Konsum,

genauso wie der geringe Verzehr von

Obst und Gemüse, aber auch von

Hülsenfrüchten verantwortlich für die

Reduktion der gesunden Lebensjahre.

Die zu geringe Zufuhr von Omega‐3‐

Fettsäuren und die überhöhte Zufuhr

von Salz, rotem Fleisch und gesüßten

Getränken spielen dabei ebenso eine

Rolle.

taraması imkânı sunduğunu, ücretsiz

0800 501 522 numaralı Telefon Hizmet

Hattından öğrenebilirsiniz.

Sağlık Taraması nasıl yapılıyor?

Sağlık kontrollerinin ağırlık noktasını

kalp ve damar, metabolizma ve kanser

hastalıklarının tanısı oluşturuyor.

Temel program şunlardan oluşuyor:

• Detaylı doktor görüşmesi

• Fiziksel tıbbi muayene

• Laboratuvar tetkikleri

İlave Muayeneler:

• Kadınlar için rahim kanseri teşhis

testi (Kadın hastalıkları uzmanına sevk

edilir)

• 50 yaş üstü bireylere: Kolon (kalın

bağırsak) kanseri erken tanısı için kolonoskopi

sevk kağıdı veriliyor.

Daha sorularınız mı var?

Ücretsiz 0800 501 522 numaralı Hizmet Hattını arayın

ya da

http://www.sozialversicherung.at/vu

adresli web sayfasını ziyaret edin.

Adipositas

Adipositas ist die krankhafte Ansammlung

von Körperfett. Neben ganz

wenigen Stoffwechselerkrankungen

(wie Schilddrüsenerkrankungen) oder

Essstörungen ist die Überernährung

und der Bewegungsmangel die Hauptursache.

Mit dem überhöhten Körpergewicht

hängt eine Vielzahl anderer

Krankheiten zusammen. So ist Adipositas

ein Risikofaktor für die Entstehung

von Diabetes mellitus, Fettstoffwechselstörungen

(erhöhtes Cholesterin,

erhöhtes LDL‐Cholesterin),

Bluthochdruck, Herzinfarkt, Schlaganfall,

Gicht, Gallenblasenerkrankungen

und vieles mehr.

Erhöhtes Körpergewicht entsteht ganz

langsam und stetig. Wichtig ist deshalb

rechtzeitig das Körpergewicht zu

reduzieren bzw. darauf zu achten,

dass nicht unnötig Energie in Form

von Fettpölstern abgespeichert wird.

Insbesondere bei Kindern sollte

darauf geachtet werden, dass sie ein

gesundes Körpergewicht haben.

Haydi Sağlık Kontrolüne!

Vorsorge-Untersuchungen helfen Gesundheitsrisiken und Krankheiten früh zu erkennen!

Auf zum Gesundheits-Check!

Wer an der der aktuellen Vorsorgeaktion

der österreichischen Sozialversicherung

„Der Gesundheits‐

Check“ teilnimmt, kann nur gewinnen:

• Der Gesundheits‐Check ist für Sie

gratis

• Sie erhalten wertvolle Tipps, was Sie

selbst für Ihre Gesundheit tun können

• Krankheiten können früh erkannt

und besser behandelt werden

Wenn Sie in den letzten 2 Jahren bei

keiner Vorsorgeuntersuchung waren,

vereinbaren Sie einen Termin für

Ihren Gesundheits‐Check!

Wenn Essen krank macht

Es gibt unzählige Diäten zur Gewichtsreduktion.

Der Diätdschungel ist

mittlerweile unübersichtlich. Fast

wöchentlich gibt es neue Diätsensationen,

die großen Erfolg ohne Mühe

und Anstrengungen versprechen. Es

gibt inzwischen kein Nahrungsmittel

mehr, das nicht in den „Diäthimmel“

gepriesen wurde. Je nach aktuellem

Trend darf man Fett oder Kohlenhydrate

essen, sollte diese unbedingt

meiden oder muss den Proteinanteil

anheben. Viele Diäten sind nicht bzw.

Sie können den Gesundheits‐Check

bei jeder Ärztin und jedem Arzt mit

Vorsorge‐Untersuchungs‐Vertrag,

sowie in vielen Ambulatorien und

Gesundheitszentren der Sozialversicherung

durchführen lassen.

Welche Ärztin/welcher Arzt in Ihrer

Nähe Vorsorge‐Untersuchungen auf

Kassenkosten anbietet erfahren Sie

bei der kostenlosen Telefon‐Serviceline

0800 501 522.

Haben Sie noch Fragen?

unzureichend evaluiert, sie zeigen widersprüchliche

Ergebnisse hinsichtlich

dem Gewichtsreduktionserfolg und

der Auswirkung auf die Stoffwechselparameter.

Sie entsprechen fast nie

den Empfehlungen für eine gesunde

Ernährung und können nur kurzfristig

eingehalten werden. Auch der gewünschte

Langzeiterfolg ist fraglich.

Obwohl ständig diätiert wird, steigt

Wie läuft der Gesundheits‐Check ab?

Die Schwerpunkte liegen auf der Erkennung

von Herz‐Kreislauf‐, Stoffwechsel‐

und Krebserkrankungen.

Das Basisprogramm besteht aus:

• Einem ausführlichen ärztlichem Gespräch

• Einer körperlichen ärztlichen Untersuchung

• Laboruntersuchungen

Zusatzuntersuchungen sind:

• Krebsabstrich für Frauen (sie erhalten

eine Überweisung zur Gynäkologin/zum

Gynäkologen)

• ab 50: Überweisung zur Dickdarmspiegelung

(Koloskopie) zur Früherkennung

von Dickdarmkrebs

Rufen Sie die kostenlose Telefon-Serviceline 0800 501 522 an

oder besuchen Sie die Website http://www.sozialversicherung.at/vu

die Zahl der Übergewichtigen und

fettsüchtigen ÖsterreicherInnen stets

an. Ohne eine langfristige Ernährungsund

Bewegungsumstellung bleibt

auch der Erfolg aus. Vorsicht vor Produkten,

die großen Abnehmerfolg versprechen.

Diese können – insbesondere

wenn sie im Internet erhältlich

sind – auch unerwünschte oder verbotene

Stoffe enthalten.

Lesen Sie in der nächsetn Ausgabe:

Wenn Essen krank macht ‐ Diabetes mellitus

Teil 1

Ingrid Kiefer, AGES (Österreichische Agentur für Gesundheit und Ernährungssicherheit)

© altrendo images


HABERdigi Mai 2019, Seite - 10

Aber: erst jetzt verpflichtend digitale Grundkompetenzen an Schulen

Von wegen, die Lernwelt ist schon

lange keine analoge mehr. YouTube,

WhatsApp und Online‐Kurse seien im

Alltag bereits fest verankert, um Antworten

und Lösungen zu finden, erklärten

Expertinnen und Experten bei

einer Veranstaltung der Plattform „Digital

Business Trends“ (DBT) in Wien.

Klassische Bildungsträger und so manches

Unternehmen würden sich zum

Teil aber noch schwer tun.

„Wir brauchen nicht diskutieren, ob digitales

Lernen kommt. Das ist bereits

ein milliardenschwerer Markt“, so

Jochen Robes vom Beratungsunternehmen

Robes Consulting bei einer

Veranstaltung der Plattform „Digital

Business Trends“ (DBT). Wo und wann

Lernprozesse beginnen, würden die

Menschen heutzutage selbst entscheiden.

Im Vordergrund stünde Wissen

und Erfahrung auszutauschen, beispielsweise

auch über Netzwerke im

Unternehmen.

Traditionelle Bildungsinstitutionen

hätten noch Probleme, die neuen

Möglichkeiten auszuschöpfen. „Bibliotheken

und Volkshochschulen müssen

sich neu erfinden.“, ist Robes überzeugt.

Es fehle oft noch an den digitalen

Kompetenzen des Bildungspersonals,

am Wissen um neue Bildungskonzepte,

die das Alte mit dem

Digitales Lernen schon fest im Alltag verankert

Neuen kreativ verbinden, sowie an

entsprechenden Geschäftsmodellen.

YouTube‐Generation braucht

nicht überzeugt zu werden

„Wie die Zellteilung funktioniert lernen

Kinder auf YouTube. Diese Generation

ist da, die brauchen wir nicht mehr

überzeugen“, so Gerti Kappel von der

Technischen Universität (TU) Wien. Die

entsprechenden Technologien gebe

es, von Internet über Endgeräte zu

E‐Learning‐Plattformen und MOOCs

(Massive Open Online Courses). Das

reiche aber nicht. Wichtig sei, die

entsprechenden Kompetenzen zu vermitteln.

An der Uni würden die digitalen Angebote

bereits sehr gut angenommen.

Dabei gehe es nicht um einen Ersatz,

sondern um eine Ergänzung.

„Am Tag vor der Prüfung

ist schon der Server zusammengebrochen,

weil

sich die Studierenden die

Vorlesung noch einmal

anhören wollten“,

erklärte Kappel. Genützt würden auch

Möglichkeiten zur Online‐Wissensüberprüfung:

„Das ist wie bei der Führerscheinprüfung.

Wenn ich über 80

Prozent komme, trete ich an.“

Bildungsniveaus angleichen

durch künstliche Intelligenz

„Beständiges Lernen ist in der schnelllebigen

Welt besonders wichtig. Digitale

Angebote sind dabei eine große

Unterstützung“, befand auch Alexis

Johann, Partner bei der Unternehmensberatung

FehrAdvice & Partners.

So könnte künstliche Intelligenz eingesetzt

werden, um auf jedes Kind individuell

einzugehen. „Bildungsniveaus

lassen sich dadurch bereits in sechs

bis zwölf Monaten angleichen. Da gibt

es unglaublich positive Effekte“, sagte

Johann. Derzeit arbeite man daran,

durch digitales Lernen Rollenmodelle

zu verändern.

In Österreich würden digitales Lernen

und Lernen über Digitales im internationalen

Vergleich immer noch hinterher

hinken, befand Jürgen Hofer, Chefredakteur

des HORIZONT. Dass erst

jetzt damit begonnen werde, verpflichtend

digitale Grundkompetenzen an

den Schulen zu vermitteln, sage viel

über den aktuellen Stand aus. „Die

Kinder nutzen die Angebote und

wissen nicht, was das mit ihnen

macht“, hält Hofer, der sich selbst der

„Generation Overheadprojektor“ zuordnet,

digitale Kompetenzen für unerlässlich.

Neue Chancen, neue Herausforderungen

Vom 23. bis 25. Mai 2019 feiert die Bildungsmesse

didacta DIGITAL Austria ihre Premiere

in Linz. Sie richtet sich nicht nur an Fach‐ und

Lehrkräfte sondern auch an Eltern und direkt

an interessierte Schülerinnen und Schüler.

Die didacta DIGITAL Austria setzt auf das Erlebnis

Bildung und bietet für alle Teilnehmerinnen

und Teilnehmer etwas:

• Maker‐Space: in der digitalen Kreativwerkstatt

können vielversprechende Unterrichtslösungen

ausprobiert und mitgestaltet werden.

• Online Education Rockstars: International

erfolgreiche Entwickler & Forscher geben Einblicke

in digital gestützte Bildungskonzepte.

• Start‐up‐Valley: Junge Unternehmer präsentieren

Alternativen zu bekannten Vorgehensweisen

und Produkten.

• Best‐Practise‐Stage: Praktiker und renommierte

Wissenschafter stellen erfolgreiche

Bildungsprojekte vor.

Warum braucht es eine didacta DIGITAL?

Prof. Dr. Wassilios E. Fthenakis, Präsident des

Didacta Verbandes der Bildungswirtschaft, will

mit der didacta DIGITAL Austria "noch innovativer

sein, als alle anderen zuvor".

Er sieht die Digitalisierung als bisher größte

Herausforderung für die Bildungssysteme. Um

die Digitalisierung zu meistern, sieht er

vier Punkte als Voraussetzung. Eine gut funktionierende

und gewartete Infrastruktur, professionalisierte

Fachkräfte, ein geeignetes

pädagogisches Konzept und gut informierte

Eltern.

Die Ängste der Eltern gegenüber der Digitalisierung

sieht Fthenakis zum größten Teil

unbegründet und rät zu mehr Gelassenheit.

Sollten sich Kinder zu viel mit digitalen

Medien beschäftigen, dann müssten sich auch

Eltern hinterfragen, welche andere Alternativen

in der Familie geboten sind und welche

vielleicht vernachlässigt wurden.

Neue Chancen, neue Herausforderungen

„Es entwickeln sich völlig neue Geschäftsmodelle,

Megatrends und Zukunftsperspektiven,

die nachhaltig Auswirkungen auf Unternehmen,

Wirtschaft und die Gesellschaft haben.

Wir stehen vor neuen Chancen ebenso wie

vor neuen Herausforderungen. Ein kompetenter

Umgang mit digitalen Medien ist zu einer

bedeutenden Schlüsselkompetenz geworden.“

(Mag. Thomas Stelzer, Mag.a Christine Haberlander,

Land Oberösterreich.)

Entgeltliche Einschaltung

Jetzt anmelden!


oder

Geld zurück! 1

Individuelle Nachhilfe • Größte Flexibilität

Qualifizierte Nachhilfelehrer • Bessere Noten

Schon ab

9,50

€ 2

pro Unterrichtsstunde

(45 Min.)

Jetzt informieren:



1 Sondertarif: gültig nur in teilnehmenden Standorten; alle Tarifbedingungen unter www.schuelerhilfe.at/fuenfweg.

2 Informationen über Tarifgestaltung bzw. -staffelung werden in der jeweiligen Zweigstelle bereitgestellt.

Innsbruck • Salurner Str. 18 • Tel. 0512-570557

Hall • Stadtgraben 1 • Tel. 05223-52737

Schwaz • Münchner Str. 48 • Tel. 05242-61077

Wörgl • Speckbacherstr. 8 • Tel. 05332-77951

Telfs • Obermarktstr. 2 • Tel. 05262-63376

www.schuelerhilfe.at


HABERberuf Mai 2019, Seite - 11

Lehrlinge sind die

Meister der Zukunft

Lehre einer Maturaqualifikation gleichstellen

Die neuen WIFI-Kurse sind online!

Lern, dass du alles lernen kannst.

„Wer eine Lehre erfolgreich abgeschlossen hat,

soll zukünig ohne weitere Berufsreifeprüfung

an einer Universität inskribieren und mit einem

Studium in fachlich einschlägigen Studienrichtungen

beginnen können“, erneuerte IWS‐GF

Goried Kneifel im Rahmen der ersten Wolfgangsee

Lehrlingstrophy eine Forderung der

Iniave Wirtschasstandort Oberösterreich.

„Das heißt konkret, dass etwa ein erfolgreicher

Absolvent der Elektrotechniker‐Lehre die Möglichkeit

bekommen soll, ein Studium im Bereich

Elektrotechnik zu beginnen.“

Wer eine Spitzenqualifikaon in einem gewerblich‐handwerklichen

Beruf erreicht habe, dem

soll im Sinne der Durchlässigkeit des Bildungssystems

damit auch die Reife für den

Hochschul‐ und Universitätszugang zugesprochen

werden. Es sei hoch an der Zeit, die abgeschlossene

Lehre einer Maturaqualifikaon

für besmmte Studienrichtungen gleichzustellen.

Diese Maßnahme wäre ein konkreter

Beitrag, das Ansehen unserer Fachkräe,

Handwerker und Meister in der Gesellscha

zu steigern, stellt Kneifel fest.

„Lehrlinge sind die Meister der Zukun“, sagt

Kneifel und regt an, Fachkräe in der öffentlichen

Meinung auf dieselbe Stufe mit Maturanten

zu stellen und Personen mit Meisterprüfung

die gleiche gesellschaliche Anerkennung wie

Akademikern angedeihen zu lassen. „Wir müssen

alles unternehmen, um die Arakvität und

das Image der handwerklichen Berufe zu verbessern,

auch mit dem Ziel, die internaonale

Webewerbsfähigkeit unseres Wirtschasstandortes

durch zusätzliche Movaon leistungswilliger

Menschen zu sichern.“

Dass die Lehre für Jugendliche arakv ist, würden

laut Kneifel Umfragen zeigen, in denen 90

Prozent der Lehrabsolventen eine Lehre wegen

der praxisorienerten Ausbildung und der guten

beruflichen Chancen empfehlen. 85 Prozent der

Lehrlinge sind mit ihrem aktuellen Arbeitsplatz

zufrieden, inklusive jener im 1. Lehrjahr. Tatsache

sei auch, dass rund 75 Prozent der österreichischen

Unternehmer über die duale

Ausbildung an die Spitze kommen.

OTS

Das WIFI Oberösterreich ist mit über 95.000

Kunden pro Jahr die Fachkräfteschmiede.

Weiterbildung, Höherqualifizierung und Spezialisierung

nehmen in der Berufswelt von

heute einen hohen Stellenwert ein. Mit dem

Sprung in die Digitalisierung haben sich Berufsbilder

und Anforderungen im Job verändert

und hochqualifizierte Mitarbeiter sind

gefragter denn je.

Ab dem Einstieg ins Berufsleben bietet das

WIFI mit seinem umfassenden Bildungsangebot

in den unterschiedlichsten Fach‐ und Sozialkompetenzen

die optimale Unterstützung im

Weiterbildungsprozess für die Entwicklung zur

Fachkraft. Das WIFI OÖ vermittelt praxisnahes

und anwendbares Wissen für heutige und

zukünftige Herausforderungen.

Neue Lernmethoden und flexiblere Zeiteinteilung

Im neuen WIFI‐Programm sorgt neben dem

herkömmlichen Präsenzlernen der Einsatz

neuer Medien und Lernmethoden bei vielen

Kursen, Seminaren und Lehrgängen für ein zusätzliches

Maß an Planungsfreiheit. Webinare,

Lernplattformen, Online‐Coaching und E‐Learning‐Module

ermöglichen eine flexiblere

Zeiteinteilung. „Lernen, wo ich will, wann ich

will“ erhält damit eine stärkere Bedeutung.

Überzeugen Sie sich selbst z.B. im Bereich Berufsreifeprüfung

oder auch im neuen Lehrgang

„IWS Blended Learning“.

Informationen und Anmeldung unter 05-7000-77 oder auf wifi.at/ooe

Foto: Adobe Stock

Beschäftigte in „untypischen“ Berufen zufriedener

Die duale Ausbildung ist einer der wesentlichen

Erfolgsfaktoren der österreichischen Wirtscha.

Lehrlinge und Beschäigte mit Lehrabschluss

sind überdurchschnilich zufrieden mit ihrer

Arbeit, ihrem Leben sowie mit ihren Rechten

und ihrer sozialen Posion. Das zeigt eine

aktuelle Auswertung des Österreichischen

Arbeitsklima Index.

Das Ranking der beliebtesten Lehrberufe hat

sich in den vergangenen 15 Jahren kaum verändert.

Bei den Mädchen sind das nach wie

vor Einzelhandelskauffrau, Bürokauffrau und

Friseurin. Bei den Burschen rangieren Kfz‐Technik,

Elektrotechnik und Metalltechnik auf

den ersten drei Plätzen. Burschen beklagen

während der Lehrzeit körperlich belastende

Arbeitsbedingungen, erfreuen sich aber in

höherem Maße als Mädchen an der Höhe ihrer

Lehrlingsentschädigung und ihren künigen

Aufsegschancen.

Erlernen Männer einen Frauenberuf, so sind sie

später zufriedener als Frauen, aber auch als

Männer in Männerdomänen – was wohl daran

liegt, dass Männer in Frauenbranchen häufig zu

Führungskräen ernannt werden. Sie verdienen

dort auch um rund 400 Euro neo mehr als ihre

weiblichen Kolleginnen. Umgekehrt sind auch

Frauen in Männerdomänen zufriedener als in

tradionellen Frauenjobs, weil sie dort mehr

verdienen und bessere Entwicklungsmöglichkeiten

vorfinden. Allerdings ist jede füne Frau

mit Lehrabschluss in einem klassischen Männerberuf

mit der Beziehung zu den Kollegen nur

miel bis gar nicht zufrieden.

Im Vergleich zu Berufstägen mit maximal

Pflichtschulabschluss sind Lehrabsolventen/‐

innen generell in allen Subdimensionen des

Arbeitsklima Index zufriedener ‐ bei den Karrierechancen

um 14 Punkte, beim Einkommen,

der allgemeinen Berufszufriedenheit und bei

den eigenen Chancen auf dem Arbeitsmarkt

um jeweils zwölf Punkte. Fast zwei Driel sind

zufrieden mit ihrem Einkommen – bei Personen

mit maximal Pflichtschule sind es nur 44

Prozent.

OTS

Entgeltliche Einschaltung

Türkçe „Hubstapler

(Forklift) Kursları“

Kredi kartı boyutunda pratik

ehliyetiyle birlikte

Kazanacağınız bu ek niteliğinizle istihdam şansınızı ve

işyerinde değerinizi arttıracaksınız. Kurs ve sözlü sınav

Türkçe yapılacak. Mükemmel bir hazırlık sayesinde

rahatça sınava girecek ve Stapler (Forklift) Ehliyetinizi

kısa zamanda alacaksınız. Gelecekteki meslek hayatınızda

şansınızı daha da arttıracak bir eğitim! Sınavda başarılı

olduğunuzda, kredi kartı boyutundaki resmi kimliğinizi

alıyorsunuz.

Kredi kartı şeklindeki yeni kimlik yanınızda daha kolay

taşınır, yıkanabilir, kirlenmez ve dayanıklıdır (çamaşır

makinesinde yıkansa dahi okunaklı kalır) ve sahteciliğe

karşı güvenlidir (WIFI-Holoğramı sayesinde).

Detaylı bilgiler, teşvikler ve kurs başvurusu için:

WIFI Müşteri Hizmetleri: Tel. 05/ 7000-77

ya da internette wifi.at/ooe (Kurs No: 5853Z)

/wifi.ooe

WIFI. Wissen Ist Für Immer.


HABERberuf Mai 2019, Seite - 12

Aufgaben:

Die Hirn (der Hirte) kennt sich im Almgebiet und mit

dem Almvieh aus und errichtet oder repariert Zäune

und Tränken. Sie ist tagsüber bei jedem Weer auf der

Weide. Sie hütet und beobachtet das Vieh im Aurag

des Almbewirtschaers und kennt Eigenheiten und

Gesundheit der Viehbestände. Zudem ist sie für gutes

Weidemanagement zuständig. Dabei ist es wichg,

anhand des vorhandenen Fuers, den richgen

Zeitpunkt des Weidewechsels zu finden und die Weide

steg zu pflegen.

Nichts wie raus in die Natur!

Zurück zur Natur, raus aus dem Büro, raus aus dem Beton – das ist ein Wunsch, der immer mehr zum Trend wird. So wie bei der

Ernährung Wert auf Bio und Ursprünglichkeit gelegt wird, so wollen auch immer mehr Menschen einen Beruf ergreifen, bei dem sie

in Kontakt mit der Natur sind, der Hekk des Stadtlebens entgehen können und der auch flexibel, abwechslungsreich und einfach

„grün“ ist.

Es gibt mehr Berufe, die diese Wünsche erfüllen, als man denkt. Einige davon setzen ein Studium voraus, andere eine Lehre und wieder

andere einen Kurs. Wie wäre es mit Garten‐ und Grünflächengestaltung? Forstwirt/in, Naonalparkranger/in, Tierpfleger/in,

Hufschmied/in sind Berufe, an die man nicht sofort denken würde, die aber viel frische Lu garaneren. Die Ausbildung zum/zur

Gärtner/in, Florist/innen/in oder Baumschulgärtner/in ist etwas für Menschen, die gerne mit Pflanzen arbeiten.

Ein ungewöhnlicher Beruf, der fast vergessen war und nun wieder beliebter wird, ist der Hirte. Häest du daran gedacht? Lies, was

der Hirte macht und wie du Hirte werden kannst.

Noch mehr Berufe, die mit Natur zu tun haben, findest du im AMS Berufslexikon oder auf

Hirte / Hirtin

Jubin Honarfar, CEO whatchado


Die Menschen verbringen mehr Zeit

vor dem Bildschirm als je zuvor. Außerdem

sitzen wir bei Bürojobs bis

zu 8 Stunden auf einem Sessel ohne viel

Bewegung und starren in ein Monitor. Hier

spricht man bereits von digitalen Krankheiten

der Millenials. Denn Bildschirm

bedeutet schon lange nicht mehr in den

Desktop‐Monitor zu blicken, sondern auch

auf ein Smartphone oder Tablet am Weg

in die Arbeit bzw. nachhause, auf der

Couch und ‐ ja ‐ auch auf der Toilette.

Insofern werden Berufe in der Natur in Zukunft

gefragter denn je werden, um gegen

viele Krankheiten vorbeugen zu können.

Fitter Körper, fitter Geist!


Görevleri:

Çoban otlak bölgesini ve sığırları tanır,

çitleri ve yalakları yapar ya da tamir eder.

Gün boyunca her havada otlaktadır. Otlak işlecisi

adına sığırları kollar ve gözler. Hayvanların

özelliklerini ve sağlık durumunu bilir. İlaveten

otlağın iyi kullanılmasından sorumludur. Burada

mevcut ota bakarak otlak değişrmenin doğru

zamanını bulmak ve otlağa devamlı bakım yapmak

zorundadır.

Erfordernisse:

Hirten sollen gerne draußen in freier Natur sein und

keine Scheu vor schlechtem Weer haben. Gutes Beobachtungsvermögen

und Geduld zeichnen gute Hirten

aus. Sie übernehmen Verantwortung für sich und die

Tiere und können sowohl selbständig als auch im Team

arbeiten. Zudem ist es wichg, eine gute Kondion,

ein gewisses Maß an Spontanität und handwerkliches

Geschick mitzubringen.

Ausbildung:

Der Hirte kann mit landwirtschalicher Fachausbildung,

aber auch ohne landwirtschaliche Ausbildung

als Berufseinsteigerin täg sein. In Tirol z.B. ist beim

Almpersonal für Hirten ohne Fachausbildung ab

dem vierten Almsommer eine höhere Einstufung

vorgesehen. Auch almwirtschaliche Kurse tragen

zur Weiterbildung bei.

Karriereaussichten:

Hirten, die bei der Erfüllung ihrer Aufgaben in

der Almwirtscha entsprechende Kompetenz erworben

haben, werden von Dienstgeberseite geschätzt.

So kann diese saisonale Tägkeit o über viele Jahre

dauerha bestehen. Wer gerne eine ganzjährige

Beschäigung häe, kann diesen Beruf gut mit anderen

Saisonberufen im Winterhalbjahr kombinieren.

Verdienst:

1.680 – 2.241 Euro / Monat (gemäß Kollekvvertrag für

Landarbeiter in Tirol, kann nach Bundesland variierten;

bei landwirtschalicher Fachausbildung etwas höher)

© goodluz - stock.adobe.com

Gerekli şartlar:

Çoban severek doğada kalmalı ve kötü havadan

çekinmemelidir. İyi bir izleme yeteneği ve sabır

iyi bir çobanda olması gerekenlerdir.

Kendileri ve hayvanlar için sorumluluk alırlar,

hem kendi başlarına hem de takım olarak

çalışabilirler. İlaveten iyi bir kondisyona,

belli ölçüde doğallık ve el becerisine sahip olması

da önemlidir.

Eğitim:

Çoban tarımsal alanda eğitim yaparak ya da

eğitimi almadan da mesleğe başlayarak

faaliyet gösterebilir. Örneğin Tirol eyaletinde

otlak personeli dördüncü yaz döneminden

sonra daha yüksek derecelendirilir.

Otlakla ilgili kurslar eğitimsel olarak da ilerlemeye

katkı sağlar.

Kariyer imkânları:

Çobanın görevlerini yerine getirirken uygun

beceriyi göstermesi işveren tarafından çok

önemsenir. Böylelikle mevsimlik olan bu iş

seneler boyunca sürekli hale gelebilir. Bütün

bir yıllık çalışma arzu edilirse kış döneminde

diğer mevsimlik işlerle güzel bir kombine imkânı

mevcuttur.

Kazanç:

Aylık brüt Tirol tarım işçileri toplu iş sözleşmesine

göre 1.680 – 2.241 Euro arasındadır. Maaş, tarımla

ilgili eğim alanlarda biraz daha yükselebilir.


HABERlehre Mai 2019, Seite - 13

Vom Klassenzimmer

ins Büro

Als gute Schülerin kämpft sich Julia durch den anstrengenden Schulalltag.

Als sie erkennt, dass ihre berufliche Zukunft woanders liegt, nimmt sie die Zügel in die Hand

und unterschreibt wenige Tage später den Lehrvertrag zur Bürokauffrau.

Text: Katharina Wildauer

Eine Lehre hatte Julia eigentlich nie

geplant: Die 17 Jahre junge Zillertalerin

war eine gute Schülerin, der Weg

über eine höhere Schule zur Matura

war damit eigentlich fixiert. „Die Entscheidung,

ein Oberstufengymnasium

in Innsbruck zu besuchen, war eine

bewusste“, blickt ihre Mutter Erika zurück.

Doch Julia kommt nicht richtig

im Schulalltag an: Das lange Pendeln

jeden Tag und die wenige freie Zeit

für sich und ihre Freunde zehren am

jungen Mädchen. Obwohl sie mit

manchen Schulfächern hadert, kämpft

Julia hart für den schulischen Erfolg.

„Sie wurde immer weniger sie selbst –

immer ruhiger, das war ganz untypisch

für Julia. Auch zuhause war

die Situation schwierig – es ist eine

Belastung, wenn man nicht weiß,

wohin der Weg des Kindes gehen

soll“, erzählt ihre Mutter.

Für mehr Klarheit soll schließlich eine

Potenzialanalyse bei der Wirtschaftskammer

sorgen. Das Ergebnis überrascht

die Familie: Julias Fähigkeiten

liegen eigentlich ganz woanders, eine

theoretische Schulausbildung spiegelt

ihre Stärken nicht wider. Viel eher

sollte sie im Team arbeiten und ihr

Wissen in die Praxis umsetzen – Julia

wäre wie gemacht für eine Lehre im

Büro.

„Die Lehre hat oft

ein falsches Image –

denn es ist eine tolle

Ausbildung mit vielen

Chancen und Möglichkeiten.“

Mutter Erika

Unverhofft kommt oft

Mit dieser Erkenntnis ergreift Julia sofort

die Initiative. Gemeinsam mit der

besten Freundin durchforstet sie die

Jobanzeigen des AMS auf der Suche

nach einer passenden Lehrstelle. Sie

stoßen auf eine Ausschreibung für die

Lehre zur Bürokauffrau im nahegelegenen

Installationsbetrieb Opbacher.

Julia sendet noch in der Nacht ihre

Bewerbungsunterlagen ein. Dann geht

alles schnell: „Schon am nächsten

Tag habe ich eine Rückmeldung bekommen,

gleich am Montag fand das

Bewerbungsgespräch statt und am

Freitag habe ich bereits den Lehrvertrag

unterschrieben“, erzählt Julia.

Seither ist ein Jahr vergangen – und

alle Beteiligten sind froh über Julias

spontanen Entschluss zur Lehre. „Man

unterstützt sein Kind, ganz gleich auf

welchem Weg. Wenn es dem Kind gut

geht, geht es auch den Eltern gut“,

sagt Mutter Erika. Als angehende

Bürokauffrau braucht Julia sehr gute

Rechtschreibkenntnisse sowie gutes

Zahlen‐ und Rechenverständnis genauso

wie ein freundliches, professionelles

Auftreten im Kundenkontakt.

„Julia blüht in der Lehre wirklich

auf. Es heißt meist automatisch, dass

ein guter Schüler eine höhere Schule

besuchen muss. Die Lehre hat da oft

ein falsches Image – denn es ist eine

tolle Ausbildung mit vielen Chancen

und Möglichkeiten“, ist die Mutter

überzeugt.

„Das Wichtigste ist, etwas zu finden,

das zu einem passt.“

Drei Fragen an ...

Julia:

Wie hat dein Umfeld auf deine

Entscheidung zur Lehre reagiert?

Julia: Obwohl meine Freunde höhere

Schulen besuchen, haben alle

sehr positiv reagiert. Sie finden

meine Lehrausbildung eine gescheite

Idee.

Was würdest du anderen Jugendlichen

raten, die überlegen, eine

Lehre zu machen?

Julia: Ich würde die Lehre empfehlen,

wenn sich die Schule nicht mehr gut

anfühlt und man nicht gerne hingeht.

Man sollte etwas lernen und arbeiten,

das Spaß macht – sonst hat es keinen

Sinn.

Julia

Was ist in deinen Augen das Positive

an der Lehre?

Julia: Man lernt, Aufgaben selbstständig

zu machen, arbeitet in einem

Team und hat einen guten Ausgleich

zwischen Arbeit und Schule.

Infos

Lehrberuf: Bürokauffrau/mann

Lehrzeit: 3 Jahre

Profil: Interesse an wirtschaftlichen

Zusammenhängen, Rechtschreibund

Mathematikkenntnisse sowie

Organisationsgeschick und Zuverlässigkeit.

Mehr zum Lehrberuf Bürokauffrau/mann,

alle Tiroler Ausbildungsbetriebe

und offene Stellen unter:

www.berufsreise.at/berufe/191

© WK Tirol, Franz Oss


HABERinterview Mai 2019, Seite - 14

Dr. Amrei Wittwer ist Apothekerin und hat viele Jahre zu den

Themen ADHS und Schmerz geforscht. Sie war zehn Jahre

Oberassistentin am Collegium Helveticum der ETH/UNI/ZHDK

Zürich und Co-Leiterin dessen Projektes „Kinder fördern.

Eine interdisziplinäre Studie zum Umgang mit ADHS“.

• Sehr geehrte Frau Wittwer, Sie

haben ein Buch über ADHS geschrieben.

Über ADHS hört man viel, könnten

Sie uns kurz erklären was

darunter verstanden wird.

ADHS ist eine psychiatrische Diagnose,

die anhand von einem einfachen

Fragenkatalog (DSM 5 oder ICD‐10)

gestellt wird. Sie misst ausschliesslich

sozial unerwünschte Verhaltensweisen,

also pädagogische Probleme wie

„das Kind platzt häufig mit einer Antwort

heraus, bevor die Frage beendet

ist“. Die Interpretation was zuviel ist

und was noch geduldet wird unterliegt

• Sayın Wittwer ADHS (Dikkat

eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu)

hakkında bir kitap

yazdınız. ADHS üzerine çok şey

duyuluyor. Bundan ne anlaşıldığını

bizlere anlatır mısınız?

ADHS, basit soru kataloğu merkezli

(DSM5 veya ICD10) oluşan

psikiyatrik bir teşhistir. İstenmeyen

toplumsal davranış biçimilerini

ölçer, yani pedagojik

sorunları olan bir çocuğun soru

bitmeden bir cevap vermesi

gibi. ‘‘Ne çok fazladır, neye

daha sabredilebilir’’ yorumu

değerlendirmeyi yapan yetişkinlerdedir,

bu noktada çocuk

dahil edilmez. Bu çocuğun

neden adres değiştirmekle

hasta etiketini aldığını açıklar.

• ADHS’nin bir hastalık olmadığını

iddia ediyorsunuz. O halde

nedir?

Kitap geniş bir araştırma sunuyor,

doğru, bilimsel gerçekler

içeriyor ve kişisel fikirler yok.

Güncel bulgunun olgun olmayan

istenmeyen davranışı ölçtüğü

gösteriliyor. Bundan dolayı

ADHS bir hastalık değil, bir pedagojik

sorundur. Hastalığa işaret

olabilecek acı ve işlevsel

„Nicht das Kind, sondern die

Schulsituation sollte verändert werden“

den bewertenden

Erwachsenen, das

Kind wird nicht einbezogen.

Das erklärt,

warum ein Kind alleine

durch einen

Wohnortwechsel

das Etikett „krank“

erhalten kann.

• Sie behaupten,

dass ADHS keine

Krankheit ist. Was

ist es dann?

Das Buch gibt einen

breiten Forschungsstand

wieder, es enthält

unumstrittene, wissenschaftliche

Fakten und keine persönliche Meinung.

Es wird aufgezeigt, dass die

aktuelle Diagnose unreifes und erwünschtes

Verhalten misst – daher ist

ADHS keine Krankheit, sondern ein pädagogisches

Problem. Leid und funktionale

Einschränkung, die Hinweis auf

Krankheit geben können, werden nicht

erfasst. Die Diagnose wirft damit Gesunde

und Kranke in einen Topf. Viele

Kinder mit ADHS leiden nicht und sind

somit auch nicht krank. Leidet ein Kind

jedoch beispielsweise an der schulischen

Situation, was immer wieder

kısıtlılık ele alınmadı. Bulgu

böylece sağlıklı ve hasta bireyi

aynı kefeye koydu. ADHS’li birçok

çocuk acı çekmiyor, bu nedenle

hasta da değiller. Her

zaman olduğu gibi örneğin

çocuk okul durumu dolayısıyla

acı çekerse, bu çocuk çevre tarafından

hasta ediliyor. Bu, Ritalin

gibi uyarıcıların uygulanmasına

yönelik bir dışlama kriteridir.

Buna uymayan çocuk

değil, bilakis okuldaki durum

değiştirilmelidir.

• Çocuklar günümüzde bilgisayar,

tablet, cep telefonu ve

benzerleri önünde uzun oturuyor,

dışarda az hareket ediyor,

çok tatlı ve çoğunlukla da

faydasız karbonhidrat yiyor.

Birçok çocuğun heyacanlı ve

hiperaktif olmasının bunda bir

açıklaması olabilir mi?

Evet, ADHS bulgusuna götüren

davranış sorunlarında sizin bahsettiğinizden

başka birçok risk

faktörleri mevcuttur. Ama

ADHS’de nedenlerden konuşulmaz.

Bunlar ADHS ile ilgili olmayabilir.

Stres, hareket azlığı,

yetersiz uyku, yetersiz beslenme

ADHS belirtilerine neden

Amrei Wittwer im Interview zu ihrem Buch:

Warum ADHS keine Krankheit ist

vorkommt, so wird das Kind von der

Umgebung krank gemacht. ‐ Dies ist

laut Fachinformation ein Ausschlusskriterium

für die Gabe von Stimulanzien

wie Ritalin. Nicht das unangepasste

Kind sondern die Schulsituation

sollte verändert werden.

• Kinder sitzen heutzutage lange

vor Computer, Tablet, Handy und Co.,

bewegen sich wenig draußen, essen

viel Süßes und viele (meist leere)

Kohlenhydrate. Kann darin auch eine

Erklärung gefunden werden, dass

viele Kinder oft überdreht und

„hyperaktiv“ sind?

Ja, die Verhaltensauffälligkeiten, die zu

einer ADHs Diagnose führen, haben

neben den von Ihnen erwähnten viele

Riskofaktoren. – Von Ursachen kann

man jedoch bei ADHS nicht sprechen,

da die Faktoren nicht unbedingt mit

ADHS einhergehen. Faktoren wie

Stress, Bewegungsmangel, Schlafmangel,

Mangelernährung können zu

ADHS Symptomen führen und mit der

Behebung verschwinden. Auch längerer

Medienkonsum scheint die Gefahr

für Verhaltensanzeichen zu erhöhen.

Die häufig gehörte Behauptung, dass

ADHS durch eine Störung im Gehirn

entsteht, ist jedoch ein Mythos, der

olabilir, giderilmeyle kaybolur.

Uzun süreli medya kullanımı da

davranış belirtileri için tehlikeyi

arttırır. Sık duyulan ADHS beyinde

bir rahatsızlıkla oluşur

iddiası, birçok deneye rağmen

kanıtlanamamış bir efsanedir.

• ADHS’ye bakışınızı tanımlar

mısınız, neyi eleşriyorsunuz ve

bulgu sizce nasıl ele alınmalı?

ADHS, ilgili alanı itibarıyla tıbba

değil pedagojiye dahildir. Toplumda

kabul görene kadar,

bulgu kendi de zarar üretebileceğinden

bulgudan da sakınılmalıdır.

Uyarıcılarla tedaviden,

Methlylphenidat, Amphetaminen

ve diğer benzeri ilaçları kullanımdan

kesinlikle sakınılmalıdır.

Güncel yüzeysel araştırmalar

uyarıcılarla tedavinin çocuklara

yaramadığını, aksine zarar

verdiğini göstermiştir. Bunlar

hiçbir durumda 6 haftadan fazla

da kullanılmamalıdır.

• Kitabınıza tepkiler nasıl?

Öncelikle anlatılan bilimsel gerçekler

henüz pratiğe yol bulamadığından

kitap polemik bir

yazı. Kitap kutuplaştırıcı. Basın

ve endüstri işletmeleri ‘Kişisel

dengesiz görüş’ olarak eleştiriyor.

Bilimsel yargılar ve deneysel

gerçeklerin düşünceyle

alakası olmaz. Onlar yeni ya da

diğer yargıları getirebilirler ama

bilimsel yöntemlerle sansür denemeleriyle

değil. Duruma bireysel

olarak muhatap olmuş

birçoklarından samimi destek

geldi.

• Çocuklarına ADHS teşhisi

konmuş anne babalara ne tavsiye

edersiniz?

Bilgi sahibi olmadan olmaz.

Anne‐babalara kitabımı, sonrasında

bilgilenmeye devam etmelerini

tavsiye ederim. Bilgi

burada ama okunmalı ve tatbik

edilmeli. Muhatap olunacak kişiler

ise eğitmenler, sosyal çalışanlar,

pedagog, psikolog ve

aile terapistleri.

Çocuğun yaşam şartları analiz

edilmeli, yaşam şartlarında ve

çatışmaların çözümü üzerine

çalışılırsa iyileşme de elde edilebilir.

Abur cubur yok, kitap

okuma, hareketli oyunlar, duygusal

yakınlık, ahlaki rehberlik

ve uyku. Zor iş ve öyle kalacak.

Muhtemel okul değişikliği de

gerekebilir.

trotz vieler Versuche nicht bewiesen

werden konnte.

• Können Sie kurz Ihre Sicht zu ADHS

schildern, was Sie kritisieren und wie

man Ihrer Meinung nach mit dieser

Diagnose umgehen soll?

ADHS gehört in den Geltungsbereich

der Pädagogik, nicht der Medizin. Bis

das gesellschaftlich akzeptiert wird,

sollte eine Diagnose vermieden werden,

da die Diagnose selbst schon

Schaden anrichtet. Die Behandlung

mit Stimulanzien, also Methlylphenidat,

Amphetaminen und anderen

Psychopharmaka sollte strikt vermieden

werden, denn aktuelle Überblicksstudien

zeigen, dass die Behandlung

mit Stimulanzien den Kindern

nicht nützt sondern nur schadet.

Sie sollten ausserdem keinesfalls

länger als sechs Wochen angewandt

werden.

• Wie sind die Reaktionen auf Ihr

Buch?

Eine Streitschrift ist das Buch vor allem

deswegen, weil die beschriebenen

wissenschaftlichen Fakten den Weg

in die Praxis noch nicht gefunden

haben. Das Buch polarisiert. Von seiten

des Medizin‐ und Industriebetriebes

kommt durchaus die Kritik, es handle

sich um eine "unausgewogene Privatmeinung".

Wissenschaftliche Erkenntnisse,

empirische Fakten haben aber

mit Meinung nichts zu tun. Sie können

durch neue oder andere Erkenntnisse

widerlegt werden, dies aber mit

wissenschaftlichen Methoden, nicht

mit Zensurversuchen. Von vielen persönlich

Betroffenen kommt warme

Zustimmung.

• Was empfehlen Sie Eltern mit Kindern,

bei denen ADHS diagnostiziert

wurde?

Ohne Kenntnisse geht es nicht. Ich

empfehle den Eltern mein Buch und

sich anschliessend weiter zu informieren.

Das Wissen ist da, es muss aber

gelesen und umgesetzt werden. Die

Ansprechpersonen sind beispielsweise

Erzieher, Sozialarbeiter, Heilpädagogen,

Psychologen und Familientherapeuten.

Die Lebensumstände des

Kindes müssen analysiert werden,

durch Arbeit an Lebensqualität und

Konfliktlösung kann Besserung herbeigeführt

werden. Kein Junk Food, Vorlesen,

Bewegungsspiele, emotionale

Nähe, moralische Führung, Schlaf. ...

Das ist und bleibt harte Arbeit. Möglicherweise

ist ein Schulwechsel nötig.

Amrei Wittwer ile Kitabı ‘ADHS Neden Bir Hastalık Değildir’ Üzerine Röportaj

"Çocuklar değil, okuldaki durum değişmeli"

ADHS: „Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu“

• Amrei Wittwer’in biyografisi

Wittwer eczacıdır, uzun yıllar

ADHS ve ağrı konularını araştırdı.

ETH/UNI/ZHDK Zürih Collegium

Helveticum’da 10 yıl başasistanlık

ve „Kinder fördern. Eine interdisziplinäre

Studie zum Umgang mit

ADHS - Çocukları teşvik etme. ADHS ile ilgili

disiplinlerarası bir çalışma“ projesinin

yardımcı yöneticiliğini yaptı.


HABEReuropawahl2019 Mayıs 2019, Sayfa - 15

Avrupa Toplumu Seçim Öncesi Bölünmüş Durumda

AB Halkının Önceliği Hangi Konular?

Yaklaşan Avrupa Parlamentosu Seçimleri

ile Avrupa halkının tercihleri

Brüksel ve Strassburg’da siyasetin

yönünü belirleyecek. Aşırı sağcı ve

popülistler ve bu partileri destekleyenler,

Avrupa Birliği'ne (AB) karşı

kötümser bakıyorlar. İyimserler ise

Avrupa taraftarı ve AB'yi olumlu değerlendiriyorlar.

Seçim sonuçlarını da

bu iki büyük cepheye bölünmüşler

belirleyecek. En son yapılan ''eupinions''

anketine göre toplumun durumundan

oldukça memnun olan

%49’luk iyimser, daha çok eleştirel ve

memnun olmayan kötümser (%51)

blok mevcut. Bu iki karşıt bloğun

birleştiği bir nokta var: 26 Mayıs’taki

Avrupa Parlamentosu seçimlerine

büyük katılım sağlamak.

Almanya’da iyimserler (%62) ağırlıkta

© bluedesign - stock.adobe.com

ve bu değer 5 büyük AB üyesi ülkeler

arasında en yüksek oran. Almanların

%73’ü ekonomik durumdan memnun.

Anketi düzenleyenlere göre Avrupa

küreselleşme ve teknoloji gibi

dev eğilimleri oluşturmak ve geride

kalmamak için iş yapacak kuvvetli bir

parlamentoya sahip olmalı ve bunun

için de tek sesle konuşmalı.

Büyük AB Ülkelerinde Durum

Almanya’da genel hava olumlu.

Fransa, İtalya, Hollanda, Polonya

ve İspanya gibi diğer büyük AB

üye ülkelerine nazaran Almanya’da

halk toplumun ve ekonominin

durumundan memnun. Aşırı sağcı

AfD Partisi seçmenleri de dahil Almanlar

(%21) partilerine bakılmaksızın

birliğin en önemli meselesini iklim

değişimi olarak görüyor. İkinci sırada

%17’şer oranla barışı sağlama ve terörizmle

mücadele konuları geliyor.

Komşu Avrupa ülkelerinde birliğin en

önemli meselesi vatandaş haklarını

koruma olarak görülüyor. İlginç olan

durum ise Avrupa Parlamentosu seçimlerine

katılacak ilk sıra adaylarını

her 4 Avrupalıdan birinin bile tanımaması.

Almanların yaklaşık %75'i ise

seçime oldukça hakim. Alman halkı

Brüksel yolundaki polemiklere rağmen

AB’nin işleyişi ve görevleri hakkında

donanımlılar.

"Siyasal ve ekonomik uyarı sinyallerine rağmen

Almanlar diğer halklara göre küresel krizi alevlendirenlerden,

küreselleşme ve siyasi akımlardan

daha az etkileniyor." (Isabell Hoffmann,

Bertelsmann Vakfı Avrupa Uzmanı)

Avrupalı, Toplum ve AB’nin Durumu

Konularında Bölünmüş Durumda

Tüm AB üye devletlerinde, toplum ve

AB’nin durumu ile ilgili meselelerde

bir bölünme var. Sosyal ve ekonomik

kaygı taşıyan kişiler AB’nin çalışma biçimini

eleştirme eğilimindeler ve bu

bireyler Brüksel ve Strassburg’un vatandaşın

meselelerini ihmal ettiğini

düşünüyorlar. Buna karşın iyimser kişiler

Avrupa politikası konusunda iyi

bilgilenmiş ve temelde AB’ye olumlu

not veriyor. Sosyal yönden kaygılı

kesimin %75'i AB’nin karmaşık bir

yapıya sahip olduğunu ve %55'i vatandaşın

kaygılarının görmezden gelindiğini

savunuyor. İyimser kişilerin

%54'ü AB’nin karışık olduğunu,

%47'si ise sorunların ihmal edildiğini

belirtiyor. Demokrasi konusunda

ise iyimser Avrupalıların

%60’ı, kaygılıların ise %42’si memnuniyetlerini

bildiriyor. İyimserler

cephesinde ana sorun iklim değişikliği

ile ilgili sıkıntılar ve bu bireyler merkez

partileri destekliyor.

Eupinions Anketi, tüm AB ve genelde

en büyük beş üye ülke içerisinde yapıldı

ve bu ankete Avrupa genelinde

11 bin kişi katıldı.

Europawahl 26. Mai 2019

für uns

Avrupa Halkı

Seçim Tarihini

Bilmiyor...

Yapılan bir araştırmaya

göre Avrupalıların yarısından

fazlası kısa bir

süre sonra gerçekleşecek

Avrupa Parlamentosu

(AP) seçimlerinin

hangi tarihte yapılacağını

bilmiyor.

Sadece %5 Haberdar

Avrupa Parlamentosu

tarafından yayınlanan

Kantar Public adlı araştırma

şirketinin anketi,

halkın sadece yüzde

5'inin Avrupa Parlamentosu

seçimlerinin tarihlerini

net olarak bildiğini

ortaya koydu.

Halkın Çoğu Seçim

Tarihini Bilmiyor

Avrupa’da halkın yaklaşık

yüzde 60'ı, Avrupa

Parlamentosu seçimlerinin

mayıs ayı içerisinde

yapılacağından dahi haberdar

değil.

AP seçimlerinin çok

önemli olduğunun farkında

olan ve ankete

Danimarka, Hollanda,

İsveç ve Belçika gibi

ülkelerden katılanların

çoğu kesinlikle oy kullanacaklarını

ifade etti.

En Büyük Endişe Göç

ve Ekonomi

Avrupalıları en çok endişelendiren

konuların başında

ekonomi, büyüme,

işsizlikle mücadele ve

göç konuları geliyor. Halkın

yüzde 44'ü göç konusunun

bir öncelik olması

gerektiğini düşünüyor.

İklim Değişikliği ve

Terör Ön Sıralarda

Anket sonuçları ayrıca,

terör ve iklim değişikliği

ile mücadele konularının

da büyük önem kazanmaya

başladığını ortaya

koydu.

Araştırmaya göre Avrupalıların

çoğu Avrupa

Birliği taraftarı ancak soruların

yöneltildiği kişilerin

yüzde 27'si "Avrupa

Birliği'nin ne iyi ne de

kötü" olduğu kanısında.

Bu oranın 19 Avrupa

Birliği ülkesinde giderek

arttığı görülüyor.

Kantar Public Anketi

AP seçimleri için yapılan

kamuoyu yoklaması, 28

AB ülkesinde ve 15 yaş

üzerinde olan 27.973 kişiyle

gerçekleştirildi.


HABEReuropawahl2019 Mayıs 2019, Sayfa - 16

Aşırı sağcıları ya da popülistleri destekleyenler artıyor...

Avrupa Parlamentosu (AP)

Seçimlerine Katılım Çok Önemli

Alman Bertelsmann Vakfı'nın

Avrupa Parlamentosu (AP) seçimleri

öncesi yaptırdığı anket,

her 10 seçmenden birinin popülist

ya da aşırı sağ partileri

desteklediğini ortaya koydu.

23‐26 Mayıs tarihleri arasında

düzenlenecek olan AP seçimleri

öncesi 12 AB ülkesinde,

YouGov kuruluşu tarafından

Alman Bertelsmann Vakfı için

yapılan bir anketin sonuçları

açıklandı. İngiltere merkezli

araştırma şirketi YouGov yetkilileri,

ankete katılanların yaklaşık

yüzde 10'nun popülist ya

da aşırı sağ partileri desteklediğini

açıkladı.

Ankete katılanların yüzde

6,2'si kendini radikal sol partiler,

yüzde 4,4'ü ise Yeşillerle

özdeşleştirdi. Olumlu yaklaşım

bakımından yüzde 10,3 ile siyasi

gruplar arasında ilk sırada

yer alan aşırı sağ partiler,

olumsuz yaklaşımda da ön

plana çıktı.

Radikal Sol ve Radikal Sağ

Anket katılımcılarının yüzde

52,8'i radikal sağa asla oy

vermeyeceğini söyledi. Yüzde

52,2 ise radikal sola oy vermesinin

hiçbir şekilde mümkün

olmadığını ifade etti.

Araştırmayı gerçekleştiren uzmanlardan

Robert Vehrkamp,

"Popülist partiler kısa süre

içinde istikrarlı bir seçmen

tabanı oluşturmayı başardı.

Ancak bu partiler aynı zamanda

yüzde 52,8 gibi yüksek

bir oranda reddediliyor. Bu

durum, diğer partilerin popülist

partileri taklit etmesinin ne

kadar tehlikeli olacağını ortaya

koyuyor."

Seçmenlerin Oy Tercihi

Ankete katılanların yüzde

48,8'i "asla" oy vermeyeceği

bir parti ismi söyleyebilirken

sadece yüzde 6,3'ü siyasi bir

kimlikle kendini özdeşleştirdi.

Katılımcıların olumlu değerlerden

ziyade olumsuz değerlerle

kendilerini ifade etmesi, araştırmacıların

önemli bir öngörüde

bulunmasını da sağladı.

Uzmanlara göre bu durum,

23‐26 Mayıs tarihlerindeki AP

seçimlerinde birçok AB vatandaşının,

desteklediği partiden

ziyade karşı olduğu partiyi

göz önünde bulundurarak oy

vereceğine işaret. Vehrkamp,

"Vatandaşlar artık bir parti

seçmiyor. Bunun yerine, en

şiddetli şekilde reddettikleri

partilere karşı oy veriyorlar"

dedi.

"Asla Kime Oy Vermem?"

Ankete katılanlara; Asla oy vermeyeceğiniz

parti hangisidir?

sorusuna yüzde 50,7'si liberal

partilere, yüzde 47,8'i Hristiyan

Demokratlar veya muhafazakârlara,

yüzde 47'si Yeşillere,

yüzde 42'si ise Sosyal Demokratlar

ya da Sosyalistlere asla

oy vermeyeceğini söyledi.

Katılım Artacak

Yapılan araştırma, bu yılki seçimlere

katılım oranının önceki

seçimlere kıyasla çok daha

yüksek olacağını ortaya koyuyor.

YouGov'un yaptığı ankete

katılanların yüzde 68'i, bu seçimlerde

kesin oy kullanacağını

söyledi. Almanya'da bu

oran yüzde 73 oldu. 2014 yılındaki

seçimlere katılım oranı AB

genelinde yüzde 43'tü.

YouGov araştırma şirketi, Avrupa

Parlamentosu (AP) seçimleri

anketi kapsamında AB

üyesi 12 ülkede 23 binin üzerinde

bireyle görüştü.

Avusturya Halkı: AB’nin

Genişlemesi Olumlu

Avusturyalıların Avrupa Birliği’nin

(AB) genişlemesine

bakışı 2004‐2014 arasında

oldukça olumsuzdu. Ancak

bu görüş son beş yılda

önemli ölçüde iyileşti.

Avusturya Avrupa Politikalar

Birliği (ÖGfE) kuruluşunun

Avusturyalıların

Çoğunluğu Kendini

Avrupalı Hissediyor

Linz kökenli düşünce kuruluşu

IMAS’ın yaptığı son bir

ankete göre Avusturya’da çoğunluk,

kendini Avrupalı hissediyor.

Yaklaşık yüzde 80’lik

kesim en azından Avrupa Birliği

(AB) üyeliğinin oldukça

önemli olduğuna ikna olmuş

durumda.

7 kısımlı bir skala üzerinde

%39 kendini AB’ye aitliğin en

üst, %5 en alt basamağında

sıraladı. Ankete katılan %81’lik

kesim 3 pozitif nottan birini,

%11 ise 3 negatif nottan birini

seçti. Sonuçlar kısa süre

önce kamuoyuna duyuruldu.

yaptığı ankete göre katılımcıların

yüzde 55'i, AB’nin Macaristan,

Çek Cumhuriyeti,

Slovakya ve Slovenya’nın

üyeliğe kabul etmesini "iyi

bir karar" olarak görüyor ve

bu katılımların Avusturya'ya

"fayda" getirdiğine inanıyor.

Kültür ve yaşam kalitesi ana

kriterler

Anketi düzenleyen yetkililer

16 yaş üzeri 1000 kişiye, onlara

göre Avrupa’nın dünyanın

geri kalan kısmına

nazaran daha iyi durumda olduğunu

düşündükleri önemli

noktaları sordular. Anket katılımcılarının

verdikleri yanıtlar

yüzdelik oranlarıyla şöyle:

%16’sı Kültür ve tarih (%16),

iyi yaşam kalitesi/standardı

(%15), kültürün, dinlerin, dillerin

çeşitliği (%15), barış

(%8), demokrasi (%5), açık sınırlar,

göç ve mülteciler (%3).

Weitere Magazine dieses Users
Ähnliche Magazine