Fatih Camii: ”Osmanlı” demek Fatih Mosque - Türkiye Seyahat ...

tursab.org.tr

Fatih Camii: ”Osmanlı” demek Fatih Mosque - Türkiye Seyahat ...

Fatih Camii: ”Osmanlı” demek Fatih Mosque: It means the “Ottoman Empire“

Tayyareci Fethi Bey’in ve İkarus’un diyarı: Fethiye Fethiye: The land of

Tayyareci Fethi Bey and Icarus Sıcak ülke: Tayland Friendly country: Thailand


Şimdi Artısı Var

Özel Müzeler, Tiyatrolar, Operalar, Etkinlikler ve

daha neler neler...

/Muzekart #Muzekart

- www.muze.gov.tr - www. muzekart.com


CALL CENTER DESTEĞİ

444 0 830

www.biletbank.com


‹çindekiler Contents

04

Fatih Camii: “Osmanlı” demek

Fatih Mosque: It means the “Ottoman Empire”

Sayı: 325 / Temmuz 2012 • Issue: 325 / 2012 July

26

Turizmde bir “ilk”

A “first” in tourism

30

Şimdi Ladik zamanı

It’s time to visit Ladik

36

Halkidiki ‘cennet kadar güzel’

Chalkidiki is ‘as beautiful as paradise’

42

3 bin yıllık lezzet

A 3 thousand years old flavor

12

Tayyareci Fethi Bey’in ve

İkarus’un diyarı: Fethiye

Fethiye: The land of Tayyareci

Fethi Bey and Icarus

20

Sıcak ülke: Tayland

Friendly country: Thailand

46

Bulutların ve şatoların gölgesinde İrlanda

In the shadow of clouds and castles Ireland

50

Suyun yankısının peşinde Cağaloğlu Hamamı

After the echo of water Cağaloğlu Hamam

54

Dinozorlar çağına seyahat

Journey to the age of dinosaurs

60

Laleler Melbourne’de açıyor

Tulips bloom in Melbourne

62

THY haberler

THY news

TÜRSAB

TÜRK‹YE SEYAHAT ACENTALARI B‹RL‹⁄‹

taraf›ndan ayl›k olarak yay›nlan›r

Published monthly by

ASSOCIATION OF TURKISH TRAVEL AGENCIES

ISSN 1300-3364

Yerel Süreli Yay›n/Local Periodical


TÜRSAB ad›na Sahibi

Owner on behalf of TÜRSAB

Başaran ULUSOY

Sorumlu Yaz› ‹şleri Müdürü/Managing Editor

Feyyaz Yalçın

Yay›n Yönetmeni/Editor

Ayşim ALPMAN

TÜRSAB ad›na Yay›n Koordinatörü

Publication Coordinator on behalf of TÜRSAB

Arzu ÇENG‹L

Görsel Yönetmen/Art Director

Özgür AÇIKBAŞ

Çeviri/Translation

Erkin ÖZALP

Bask›/Printing: Müka Matbaa

Tel: (0.212) 549 68 24

Bask› Tarihi/Print Date: Temmuz/July 2012

TÜRSAB

Tel: (0.212) 259 84 04 Faks: (0.212) 259 06 56

Esentepe Mah. Villa Cad. No: 7

Şişli-İstanbul/Türkiye

www.tursab.org.tr/e-mail:tursab@tursab.org.tr

Editoryal ve Görsel Haz›rl›k

Editorial and Visual Preparation

BRONZ YAYIN

Tel: (0.212) 244 85 37-38 Faks: (0.212) 244 85 34

Pürtelaş mah. Güneşli sk. No:15 D:2

34433 Cihangir-‹stanbul/Türkiye

bronzyayin@gmail.com

TÜRSAB DERG‹, Bas›n Konseyi üyesi olup, Bas›n Meslek ‹lkeleri’ne uymaya söz vermiştir. TÜRSAB DERG‹’de yay›nlanan yaz› ve fotoğraflardan kaynak gösterilmeden al›nt› yap›lamaz. TÜRSAB MAGAZINE is a member

of the Turkish Press Council and has resolved to abide by the Press Code of Ethics. None of the articles and photographs published in the TÜRSAB MAGAZINE maybe quoted without mentioning of resource.


BAŞYAZI

editorial

TURİZM ARTIK

GERÇEK BİR “SEKTÖR”

TOURISM HAS BECOME

A REAL “INDUSTRY”

Geçen yıl 2012 tahminlerimizi yaparken ABD

ve Avrupa odaklı krizin turizmi etkileyeceğini

öngörmüştük. Rakamlar, ne yazık ki bizi

doğruladı. Bu yılın ilk üç ayında, geçen yılın aynı

dönemine oranla turist sayısı yüzde 4.1, turizm

geliri ise yüzde 9.7 azaldı.

Gerçekçi bir tahmin, aynı zamanda

hazırlık demektir. Turizm sektörü,

krize karşı hazırlığını yaptı. Yeni

pazar, yeni eğilim, yeni çözüm

arayışlarını hiç kesmedi.

Hazırlığın en önemli parçası,

turizm sektörünün bütün önemli

aktörlerini bir araya getirecek

Türkiye Turizm Meclisi için

atılan adım oldu. Yıllardır

konuştuklarımızın protokole

bağlanması bile “hedefin

gerçekleşmesi” kadar önemli.

Çünkü kriz, öyle görünüyor ki bu

yılla sınırlı kalmayacak. Türkiye

de, sektörümüz de hazırlığını buna

göre yapacak. Türkiye Turizm

Meclisi, böyle kırılgan bir süreçte

sesimizi çoğaltacak. Turizmin

bir bavul - iki masa/yatak olmadığını daha iyi

anlatabileceğiz.

Turizm; girdisi ithal olmayan, Türkiye’nin cari açık

sorununa sıcak parayla yardım eden, istihdam

yaratan ve kendi imkanlarıyla o istihdamı “kaliteli

insan kaynağına” dönüştüren bir sektör.Bu

önemde bir sektör, yapması gerekeni yaptı ve

gücünü birleştirdi. Hatta denebilir ki, ilk defa bir

“sektör” olduğunu kanıtladı.

BAŞARAN ULUSOY

TÜRSAB Başkan›

The President of TÜRSAB

Last year, while making our estimates for the year of

2012, we predicted that the US- and Europe-based

crisis would affect tourism. Unfortunately, the figures

confirmed us. In the first quarter of this year the

number of tourists decreased by 4.1 percent and

tourism receipts by 9.7 percent compared to the same

period last year.

A realistic estimate means being

prepared. The tourism industry made

preparations against the crisis. It never

ceased to search for new markets, new

trends, and new solutions. The most

important part of the preparation was

the step taken towards the Tourism

Assembly of Turkey, which would bring

all important players of the tourism

industry.The protocol based on what

we have talked about for years is as

important as the “realization of the

target”. Because, it seems that the crisis

will not end this year. Both Turkey and

our industry will make preparations

accordingly. The Tourism Assembly of

Turkey will strengthen our voice in such

a fragile process. We will be able to

make our message stronger: Tourism does not consist of

merely a suitcase and two tables/beds.

Tourism is an industry, the inputs of which are not

imported, which reduces Turkey’s current account

deficit by providing hot money, which creates

employment, and which turns this employment into

“qualified human resources”. This industry unified its

forces, as it was necessary. It can even be said that it

proved to be an “industry”, for the first time.

TÜRSAB DERGİ | TEMMUZ 2012

3


4 TÜRSAB DERGİ | TEMMUZ 2012


TARİH

history

FATİH CAMİİ:

“osmanlı” demek

Sultan Mehmet İstanbul’u iki kez fethetti. İlki Bizans’ın

düşürülmesiydi. İkinci fetih ise İstanbul’a kimliğini

verecek Fatih Camii

2 Aylin Şen Hayri Yanık

FATIH MOSQUE:

It means the “Ottoman Empire”

Sultan Mehmed II conquered İstanbul twice. The first one was

the overthrow of the Byzantine Empire, and the second the

Fatih Mosque, which gave İstanbul its identity

TÜRSAB DERGİ | TEMMUZ 2012

5


Bir cami, bir imparatorluğu

temsil edebilir mi?

Ya da bir camiye

bakıp “Osmanlı’nın

protokolü”nden söz edebilir

miyiz? Söz konusu cami Fatih

Camii olunca, evet! İstanbul’un

fethini simgeler çünkü. Yüzyıllar

boyunca Osmanlı’ya başkent olan

kentteki, “selatin” yani sultanların

yaptırdığı ilk camidir. Dahası,

çevresinde, toprağında öyle

isimleri barındırır ki, o mezar

taşlarına / türbelere bakmak bile

Osmanlı’nın tarihine bakmak

gibidir. Başta adını taşıdığı Fatih

Sultan Mehmet olmak üzere,

Plevne kahramanı Gazi Osman

Paşa, sadrazamlar, pek çok

şeyhülislam ve daha nicesi... Fatih

Camii, sadece bu yanıyla bile

Osmanlı’yı anlatır, tarihi özetler,

bir çağ dönümünün mihenk taşı

olur.

Fatih Sultan Mehmet, öyle

anlaşılıyor ki, yer seçimini tam da

buna göre, bu amaçla yapmış.

İstanbul’da artık yeni bir inancın

hakim olduğunu vurgulamak

istemiş. Tarihçilerin birleştiği bu

yorum boşuna değil. Caminin

yapıldığı tepede, daha önce

Bizans’ın büyük değer verdiği

Oniki Havari (Hagioi Apostoloi)

Can a mosque represent an empire?

Or, can we look at a mosque and talk

about “the protocol of the Ottoman

state”? If it is the Fatih Mosque, yes!

For, it symbolizes the conquest of

İstanbul. And, it is the first selatin

mosque (mosque commissioned by

a sultan) in the city, which served

as the capital of the Ottoman state

for hundreds of years. Furthermore,

there are such names around it,

in its soil, looking at those tombs

is like looking at the history of

the Ottoman state. Mehmed II the

Conqueror (Fatih Sultan Mehmet),

whose name it bears, in particular,

Gazi Osman Pasha, the hero of the

Siege of Plevna, grand viziers, many

seyhulislams, and many others. Only

this aspect makes the Fatih Mosque

narrate the Ottoman era, summarize

the history, be the touchstone of the

beginning of a new age.

It seems that Mehmed II had

chosen the place exactly for this

purpose. He wanted to emphasize

the domination of a new faith

in İstanbul. A common thesis of

historians is not for nothing. The

hill, on which the mosque was built,

had been the site of the Church of

the Holy Apostles (Agioi Apostoloi),

much valued by the Byzantines.

Furthermore, some Byzantine

Kentin ikinci fethi

Fatih Sultan Mehmet, İstanbul’u fethettiğinde kentin nüfusu

yaklaşık 50-60 bin kişiydi. Ve üstelik o nüfusun büyük çoğunluğu

paramparça olan Bizans’ın hıristiyan halkıydı. Fatih Sultan Mehmet,

savaşın harap ettiği kenti onarmak, nüfusu artırmak ve sosyal/ticari

hayatı canlandırmak için harekete geçti. Anadolu’dan ve Mora

yarımadasından Müslümanlar göçe teşvik edildi. Tüccar ve zanaatkar

gibi “nitelikli nüfus” daha sonra Fatih adını alacak yerleşim bölgesine

yerleştirildi. Hatta pek çoğuna evler verildi. Bu nüfus hareketini

kontrol etmek ve ihtiyacı karşılamaya yönelik inşaatları planlamak için

özel bir teşkilat kuruldu. Fatih Sultan Mehmet, o teşkilatın başına Hızır

Çelebi’yi “Şehremini” (bugünün tanımıyla belediye başkanı) olarak

atadı. Müslüman nüfusun artışı ve bir bakıma “ikinci fetih” sonrası,

takvim 1520 yılını gösterdiğinde nüfus 400 bini bulmuştu.

Second conquest of the city

When Mehmed II conquered İstanbul, the population of the city was

around 50-60 thousand. Furthermore, the large majority of this

population was constituted by the Christian people of the Byzantine

Empire. Mehmed II took initiative to repair the city ruined by the war,

to increase the population, and to revitalize the social/commercial

life. Muslims living in Anatolia and Peloponnese were encouraged to

migrate. The “qualified population” including merchants and artisans

were located in the settlement, which was to be called Fatih later.

Furthermore, houses were given to many of them. A special organization

was established to control these population movements and planning

the construction works. Mehmed II appointed Hızır Chelebi as the

“Şehremini” (mayor). By means of the increase of the Muslim population

and, so to say, the “second conquest”, the population of the city had

climbed up to 400 thousand by 1520.

Atik Sinan’ın eseri

olan Fatih Camii’nin

içi olağanüstü

güzellikteki hat ve çini

lerle süslenmiş

The interior of the Fatih

Mosque designed by

Atik Sinan is decorated

with superb calligraphy

and tiles

6

TÜRSAB DERGİ | TEMMUZ 2012


Fatih Camii’nin kubbesinin

çapı 26 metre

The dome of the Fatih Mosque

is 26 m in diameter

TÜRSAB DERGİ | TEMMUZ 2012

7


Kilisesi bulunuyordu. Hatta

bazı Bizans imparatorlarının o

bölgede gömülü olduğu rivayet

ediliyordu. Fetih sonrasında kilise,

Patrikhane olarak kullanıldı.

Ancak bir süre sonra Patrikhane

taşındı. Ve Fatih Camii inşaatına

başlandı.

İstanbul’un müslüman yoğunluğu

bu yeni semtte -yani yüzyıllardır

anıldığı gibi- Fatih’te kendisini

göstermeye başladı. “Müslüman

İstanbul” hedefine doğru en

önemli adım atılmıştı. Artık Fatih

Camii, bu hedefi simgeleyen bir

“anıt” gibi kutsal bir ziyaretgahtı.

“Müslüman İstanbul”

Camiyi de içine alan külliye,

İstanbul’daki yeni hayatın

kalbi sayılıyordu. Külliyede, 16

medrese, darüşşifa (hastane),

imarethane (aşevi) ve kütüphane

vardı. Bir süre sonra, külliyenin

çevresinde hareket arttı.

Merkezinde caminin bulunduğu

bir yapılaşma başladı. Evler inşa

edildi. Hem o evlerde yaşayanlar

hem de kentin başka köşelerinden

gelecekler için çarşı, hamam inşa

edildi. Bütün bunlar, kimi zaman

kendiliğinden gelişti. Ancak

tarihçiler, Fatih Sultan Mehmet’in,

nüfus hareketini kontrol etmek

ve Türk-müslüman bir başkent

yaratmak üzere bilinçli bir

proje yürüttüğü kanaatinde.

Nitekim, o bölge kısa sürede

kültürel/sosyal/dini açıdan bir

“cazibe merkezi” haline geldi.

İki depremin ardından

1462 yılında inşaatına başlanan

cami, 1470 yılında tamamlandı.

Mimarı, Atik Sinan diye anılan

Sinaüddin Yusuf bin Abdullah’tı.

Aslında camiden günümüze

pek az bölümü gelebilmişti.

Zira, 1509 İstanbul depreminde

çok ciddi hasar görmüş, Fatih

Sultan Mehmet’in oğlu ve halefi

II. Bayezid döneminde tamir

ettirilmişti. Ne yazık ki, cami

1766 depreminde de ağır darbe

yedi ve neredeyse harabeye

dönüştü. Bir kez daha onarımdan

geçti. Bu iki büyük deprem

nedeniyle Fatih Camii orijinal

halinden çok uzaklaştı. Ancak

temsil ettiği ruhu hiç kaybetmedi.

2008 yılında başlayan son

onarım/restorasyon çalışmalarının

ardından kapılarını yine açtı. Yine

inananlar ve dualarıyla buluştu.

emperors were reportedly buried

in this region. After the conquest,

the church was used as the

Patriarchate. However, after a while,

the Patriarchate was moved. Later,

the construction of the Fatih Mosque

was initiated.

as it is called for hundreds of years.

This was an important step towards

the target of creating a “Muslim

İstanbul”. From then on, the Fatih

Mosque was a holy place to visit,

like a “monument” symbolizing this

target.

“Muslim İstanbul”

The complex containing the mosque

as well was considered as the

heart of the new life in İstanbul.

There were 16 schools (medrese),

a hospital, a public kitchen and

a library. After a while, the area

around the mosque became more

populated. Houses were built. A

marketplace and a bath were built

for both the inhabitants and visitors.

Sometimes, these were spontaneous

developments. However, according

to historians, Mehmed II consciously

implemented a project to control

population movements and to

create a Turkish-Muslim capital.

In fact, this region soon became a

cultural, social and religious “center

of attraction”. And the Muslim

population in İstanbul became

dominant first in this region, Fatih,

After two earthquakes

The construction of the mosque

began in 1462 and it was completed

in 1470. Its architect was Sinaüddin

Yusuf bin Abdullah, who was called

Atik Sinan. In fact, only a small part

of this mosque survived. For, it was

badly damaged by the 1509 İstanbul

earthquake, and repaired during

the reign of Bayezid II, Mehmed II’s

son and successor. Unfortunately,

the mosque was ruined by the 1766

earthquake as well. It underwent

another repair. Because of these

two earthquakes, the Fatih Mosque

became much different from the

original one. However, it never lost

the spirit it represents. After the

final repair/renovation process that

began in 2008, it opened its doors

again. It met the believers and their

prayers again.

8

TÜRSAB DERGİ | TEMMUZ 2012


Sultanla sanatçı

son uykuda yan yana

Fatih Camii’nde türbesi ve mezarları bulunan isimler, Osmanlı

İmparatorluğu’nun en görkemli dönemini yansıtıyor. Ancak Fatih

Sultan Mehmet, sadrazamları ve din adamlarının yanısıra; şairlerin,

bestecilerin ve hattatların da mezarlarının bulunması, tarihten

bambaşka bir “ders” niteliği taşıyor.

Fatih Sultan Mehmet

Fatih’in eşi ve II. Bayezid’in annesi Gülbahar Valide Sultan

• Plevne kahramanı Gazi Osman Paşa

• Sadrazam Mustafa Naili Paşa

• Sadrazam Abdurrahman Nureddin Paşa

• Sadrazam Gazi Ahmed Muhtar Paşa

• Şeyhülislam Amasyevi Seyyid Halil Efendi

• Şeyhülislam Mehmed Refik Efendi

• Ahmet Cevdet Paşa

• Emrullah Efendi. Maarif Nazırı.

• Yesari Mehmed Esad Efendi. Hattat.

• Yesarizade Mustafa İzzet Efendi. Hattat.

• Sami Efendi. Hattat.

• Amiş Efendi. Mutasavvıf ve Fatih türbedarı.

• Maraşlı Ahmed Tahir Efendi. Amiş Efendi’nin talebesi.

• Kazasker Mardini Yusuf Sıdkı Efendi

• Manastırlı İsmail Hakkı Efendi. Selatin camileri vaizi.

• Şehbenderzade Ahmed Hilmi. Felsefe müderrisi ve edip.

• Bolahenk Mehmed Nuri Bey. Musıkişinas, hoca ve bestekar.

• Ahmed Midhat Efendi

• Köse Raif Paşa

• Akif Paşa

• Sultanzade Mahmud Celaleddin Beyefendi

• Hariciye Nazırı Veliyüddin Paşa

• Hariciye Nazırı Mehmed Raşid Paşa

• Hace İshak Efendi

• Ferik Yanyalı Mustafa Paşa

• General Pertev Demirhan

The sultan and the artist

side by side in their final sleep

Fatih Sultan Mehmet’in türbesi

Tomb of Sultan Mehmed II

The names whose tombs and graves are in the Fatih Mosque reflect the most

magnificent period of the Ottoman Empire. However, the existence of the

graves of poets, composers and calligraphers as well as those of Mehmed II,

his grand viziers and religious functionaries, is a quite different “lesson” from

the history.

• Mehmed II the Conqueror

• Gülbahar Valide Sultan, Mehmed II’s wife and Bayezid II’s mother

• Gazi Osman Pasha, the hero of the Siege of Plevna

• Grand Vizier Mustafa Naili Pasha

• Grand Vizier Abdurrahman Nureddin Pasha

• Grand Vizier Gazi Ahmed Muhtar Pasha

• Seyhulislam Amasyevi Seyyid Halil Efendi

• Seyhulislam Mehmed Refik Efendi

• Ahmet Cevdet Pasha

• Emrullah Efendi. Minister of Education.

• Yesari Mehmed Esad Efendi. Calligrapher.

• Yesarizade Mustafa İzzet Efendi. Calligrapher.

• Sami Efendi. Calligrapher.

• Amiş Efendi. Sufi and tomb-keeper of the Fatih Mosque.

• Maraşlı Ahmed Tahir Efendi. Student of Amiş Efendi.

• Kazasker Mardini Yusuf Sıdkı Efendi

• Manastırlı İsmail Hakkı Efendi. Preacher of selatin mosques.

• Şehbenderzade Ahmed Hilmi. Philosophy professor and writer.

• Bolahenk Mehmed Nuri Bey. Musician, lecturer and composer.

• Ahmed Midhat Efendi

• Köse Raif Pasha

• Akif Pasha

• Sultanzade Mahmud Celaleddin Beyefendi

• Foreign Minister Veliyüddin Pasha

• Foreign Minister Mehmed Raşid Pasha

• Hace İshak Efendi

• Ferik Yanyalı Mustafa Pasha

• General Pertev Demirhan

10 TÜRSAB DERGİ | TEMMUZ 2012


10 bin kez kaşlarınızı çattınız

70 bin kez gün ışığına direndiniz

30 bin kez üzüldünüz

50 bin kez gülümsediniz

20 bin kez gözlerinizi kıstınız

Önce

Sonra

Yılların izlerini bir hareketle silin!

Genç bir görünüme kavuşmak isteyen herkesin büyük ilgi gösterdiği ve tüm dünyada

konuşulan, radyofrekans ile göz çevresi sıkılaştırma teknolojisi şimdi Dünyagöz’de!

Ağrı sızı yok Ameliyat yok Anestezi yok Beklemek yok

TÜRKİYE • İSTANBUL • ALTUNİZADE • ATAKÖY • BEYLİKDÜZÜ • ETİLER • FENERYOLU • MALTEPE

• ADANA • ANKARA • ANTALYA • GAZİANTEP • İZMİT • SAMSUN

AVRUPA • FRANKFURT • KÖLN • AMSTERDAM • LONDRA

DÜNYA GÖRMEYE DEĞER


12 TÜRSAB DERGİ | TEMMUZ 2012

GEZİ

travel


Tayyareci Fethi Bey’in

Ve İkarus’un diyarı

Sadece Türkiye’nin değil, dünyanın en gözde turistik beldelerinden biri. Gitmeseniz de

hakkında pek çok şey okudunuz. Resimlerini gördünüz, eşiniz dostunuzdan methini

duydunuz... Yani tanıyorsunuz. Hayır! Tanıdığınızı sanıyorsanız yanılıyorsunuz. Bu yazı

bile size bilmediğiniz pek çok şey anlatacak. Gerçeği ise kelimelerin asla aktaramayacağı

güzellikler sunacak. İşte Fethiye!

Rasim Konyar

The land of Tayyarecİ Fethİ Bey and Icarus

One of the most popular tourist destinations of not only Turkey, but also of the world. You have

read many things about it, even if you did not visit this district. You saw its pictures, listened to

your acquaintances praising it. So, you know it. No! You do not know it. Even this article will tell

you many things you do not know. On the other hand, the reality will be presented by beauties

that can never be described by words. This is Fethiye!


Fethiye denince aklınıza

neler gelir? Bir yeryüzü

cenneti diye nitelenebilecek

Kelebekler Vadisi... Hem

su altı zenginlikleriyle hem de

plajıyla unutulmazlar arasına giren

Ölüdeniz... İnsana bambaşka bir

gezegende yaşadığı duygusu veren

Saklıkent Kanyonu... Ve güneşe

uçarken kanatları eriyen İkarus’un

kenti Daidala...

Peki, aklınıza “ismi nereden geliyor”

sorusu takıldı mı hiç? Bu benzersiz

ilçenin özelliklerine geçmeden,

yazımıza, işte bu soru ve benzersiz

yanıtıyla başlayalım. Çünkü ilçenin

adı, tam da özelliklerine uygun bir

seçimle konmuş. Çağımızın İkarus’u

diyebileceğimiz bir pilotun, Fethi

Bey’in adı verilmiş.

Tayyareci Fethi Bey, Türk havacılık

tarihinin ilk şehidiydi. Uçağı Şubat

1914’te, İstanbul’dan İskenderiye’ye

giderken Şam yakınlarında

düşmüştü. Ölümü öylesine büyük

bir üzüntü yaratmıştı ki, adına

ağıtlar yakılmıştı. Cumhuriyet

sonrasında da unutulmadı Tayyareci

Fethi Bey. Onun adını ve resmini

taşıyan pullarla hatırası yaşatıldı.

Yetinilmedi, adı sonsuza kadar

yaşasın diye, 1934 yılında adının

bir yere verilmesi kararlaştırıldı. O

güne kadar “Meğri” diye bilinen

ilçede karar kılındı. Gökyüzünü,

güneşi, özgürlüğü simgeleyen bütün

özellikleriyle belki de en uygun yer

seçilmişti. Meğri, artık Fethiye, yani

“Fethi Diyarı” olarak anılacaktı.

Uygarlıkların vatanı

Fethiye’nin tarihi, MÖ 3 binli

yıllarda kurulduğu sanılan antik

Telmessos kentine kadar uzanıyor.

Kent, MÖ 362’de Likya’ya katılmış.

Ardından sırasıyla Pers, Selevkos,

Lagos, Pergamon (Bergama),

Roma, Bizans ve Menteşoğulları’nın

yönetimi altına girmiş. 1424’te de

Osmanlı topraklarına katılmış.

Bu tarih yolculuğu, olağanüstü

güzellikteki tabiatıyla birleşince

Fethiye’yi sıradan bir turizm merkezi

olmaktan çıkartıyor. “Ölmeden

önce görülmesi gereken” mekanlar

listesinin başlarına yerleştiriyor.

Fethiye’den söz edince, elbette tek

bir yeri görmekten söz etmiyoruz.

Zira, o kadar çok gezecek görecek

yeri var ki!

Örneğin Af Kule. Burası tertemiz

deniziyle özellikle dalış için ideal.

Kısık Koyu`nun batısında bulunan

Af Kule`ye gitmek için,Ölüdeniz`den

kalkan teknelere binmeniz ya da

bir araç kiralamanız gerekiyor. Ama

gittiğinizde göreceğiniz manzara

bu yola değiyor. Su altı zenginliği

ise, dünyanın en ünlü dalış

destinasyonları ile yarışıyor.

Antik kentler diyarı

Eski adı Levissi olan Kayaköy ise

Likyalılar döneminde

Karmilassos`un karşısındaki

tepenin eteklerinde

kurulmuş olan

bir yerleşim

bölgesi.

Tlos antik kenti

Ancient city of Tlos

What comes to your mind when you

hear the word “Fethiye”? The Butterfly

Valley, a heaven on the earth. The

Ölüdeniz (Dead Sea), unforgettable

because of its underwater assets and

beach. The Saklıkent Canyon, which

makes one to feel like living in a quite

different planet. Daedalus, the city of

Icarus, whose wings melted during his

flight towards the sun.

Well, did you ever think about the

origin of its name? Let us initiate our

article with this question and its unique

answer, before describing the features

of this unique district. For, the district

was named in accordance with its

features. It was named after Fethi Bey,

a pilot, who can be called as the Icarus

of our age.

Tayyareci (aviator) Fethi Bey was the

first martyr of the Turkish aviation

history. His plane crashed near

Damascus in February 1914, during

its flight from İstanbul to Alexandria.

The public was so sad that elegies were

written for him. Nor was he forgotten

in the Republican Era. Commemorative

stamps bearing his name and

photograph were issued. Furthermore,

in 1934, it was decided to name a place

after him, in order to eternalize his

name. The district, which was

known as the “Meğri” until then,

was chosen. Perhaps, this was

the most suitable place, with

all its features symbolizing

sky, sun and

freedom.

From

then on,

Tayyareci

Fethi Bey

Tayyareci

(aviator)

Fethi Bey

Meğri has been called Fethiye; i.e., “the

Land of Fethi”.

Land of civilizations

The history of Fethiye goes back to the

ancient city of Telmessos, assumedly

built in 3000s BC. In 362 BC, it became

a Lycian city. Later, it was ruled by

Persians, Seleucids, Lagos, Pergamon

(Bergama), Roman Empire, Byzantine

Empire and by the Anatolian beylik of

Menteş. In 1426, it became an Ottoman

city.

This historical journey, together with

its extraordinarily beautiful natural

features, makes Fethiye one of the

most popular destinations among those

included in the “you must see before

you die” list.

Of course, there is not only one place to

visit. In fact, there are too many tourist

attractions!

For example, the Af Kule. This is an

ideal site especially for diving. You

can get to Af Kule located west of the

Kısık Bay by boats departing from

Ölüdeniz or by rented cars. However,

the view of the site will make you forget

the journey. Thanks to its underwater

treasures, the site is competing with

the world’s most renowned diving

destinations.

14 TÜRSAB DERGİ | TEMMUZ 2012


Türk ve Yunan hükümetleri

arasında imzalanan Lozan anlaşması

gereği yapılan nüfus mübadelesi

sonucunda, Kayaköy`de yaşayan

Rum halkı ile Batı Trakya`da

yaşayan Türk halkı karşılıklı olarak

yer değiştirmişler. Mübadeleden

Önce Rum nüfusunun yaşadığı bu

evler, koruma altına alındıkları için

yerleşime kapalı tutulmuş. Bu köy

günümüzde Türk Yunan ilişkilerinde

dostluk ve barışın simgesi haline

gelmiş.Kayaköy evlerinin en belirgin

özelliklerinden biri de birbirinin

manzarasını kapatmaması ve ışığını

kesmemesi.İkişer katlı olan bu taş

evlerin giriş katlarında yağmur

sularının toplandığı yeraltı sarnıçları

var. Kayaköy`de kökboyası tekniği

ile elde edilmiş renklerle yapılan

kaya halılarını ve burada yetiştirilen

üzümlerden yapılmış şarapların

sunulduğu şarap evlerinin ürünlerini

görmek ve satın almak da mümkün.

Fethiye’de görülecek bir diğer

önemli yer Tlos antik kenti. Taş

kemerden yapılmış kapılardan geçip

kemerli yollardan ilerleyerek Roma

hamamlarına ulaşılıyor. Ayrıca bir

de, zamanında sadece konser ve

Kayaköy ve Saklıkent (yanda)

Kayaköy and Saklıkent (on the side)

gösteri için kullanıldığı anlaşılan

amfitiyatro bulunuyor.

Tlos antik kentini gezip yorulduktan

sonra civardaki Yaka Park’ta

dinlenebilirsiniz. Burası asırlık çınar

ağaçları arasına kurulmuş bir doğal

park. Tereyağında kızarmış taze

alabalık buradaki restoranların

alamet-i farikası.

Bir başka gezegen gibi!

Fethiye’ye gidip de Saklıkent’i

görmeden dönmek olmaz.

Akdağ`ın eteklerinde bulunan ve

kelimenin tam anlamı ile bir doğa

harikası olan Saklıkent Kanyonu`na

Fethiye-Antalya karayolu üzerinden

ulaşılabilir. Saklıkent`in en önemli

özelliği binlerce yıl evvel jeolojik

bir çatlama ile oluştuğu tahmin

edilen kanyonun burada bulunması.

Jeolojik “aktivite” sonucunda

Saklıkent`i kanatları altına alan dağ

ikiye ayrılmış ve bugünkü Saklıkent

Vadisini oluşturmuş. Ortalama 200

metre yükseklikte olan bu vadinin

genişliği 20 ila 30 metre arasında.

Tabanı normal bir dere yatağından

farklı olarak sarp kayalarla ve büyük

taşlarla kaplı olduğu için kanyon

içinde yürümek oldukça güç. Ancak

Land of ancient cities

Kayaköy, formerly Levissi, is a

settlement built by the Lycians

on the skirts of a hill opposite to

Carmylessus. As a result of the

population exchange carried out

in accordance with the treaty of

Lausanne signed by the Turkish and

Greek governments, Greeks living in

Kayaköy and Turks living in Western

Thrace were mutually replaced.

For, the houses inhabited by Greeks

before the exchange were taken

under protection, they were closed

to settlement. Today, this village has

become the symbol of friendship and

peace in Turkish-Greek relations.

No house in Kayaköy blocks the

view or light of any other one. There

are underground cisterns collecting

rainwater on the ground floors of

these two-storey stone houses. In

Kayaköy, one can see and buy rock

carpets dyed with madder and the

products of wine houses offering

wines made of local grapes.

Another tourist attraction in Fethiye

is the ancient city of Tlos. The

arched way after the gates made

of stone arches leads to the Roman

baths. Additionally, there is an

amphitheatre, which apparently

had been used only for concerts and

shows.

After walking in the ancient city

of Tlos and getting tired, you can

take a rest at the nearby Yaka

Park. This is a natural park among

age-old plane trees. Fresh trout

fried in butter is the specialty of the

restaurants here.

Like a different planet!

Those visiting Fethiye should not

miss Saklıkent (Hidden City). You

can get to the Saklıkent Canyon,

a natural wonder on the skirts of

Akdağ, via the Fethiye-Antalya

Highway. The most important

feature of Saklıkent is the canyon

supposedly formed thousands of

years ago by a geological fracturing.

Because of geological “activities”,

the mountain taking Saklıkent under

its wings was split into two parts

and the present-day Saklıkent Valley

emerged. The

average height

of the 20-to-

30-meter-wide

valley is 200

meters. Since

its base is

covered by

steep rocks

and large

stones, unlike

an ordinary

streambed, it is

difficult to walk inside the canyon.

However, those who dare to try will

enjoy very pleasant moments.

After entering the canyon, so to say,

you break with the world. All the

voices of our age are replaced by

the voice of the Karaçay, which is

flowing very loudly. In the depths

of the canyon, which is narrow and

high enough to block sunshine, you

forget the heat outside and become

cool.

If you wish to see the Araksa ruins

as well, you can visit this ancient

city located inside the territory

of the Ören village and see the

Byzantine city walls, the bath,

aqueducts, the amphitheatre and the

TÜRSAB DERGİ | TEMMUZ 2012 15


kendine güvenip de deneyenler için

unutulmaz bir keyif.

Kanyona girdikten sonra dünyadan

kopuyorsunuz adeta. Çağımızın

bütün sesleri dışarda kalıyor ve

onların yerini müthiş bir gürültü

ile akan Karaçay`ın sesi alıyor.

Güneş ışınlarının giremeyeceği

kadar dar ve yüksek olan kanyonun

derinliklerinde dışardaki sıcaklığı da

unutuyor ve serinliyorsunuz.

Buraya kadar gelmişken Araksa

harabelerini görmek isterseniz,

Ören köyü sınırları içerisinde yer

alan bu antik kenti ziyaret edebilir,

Bizans Dönemi`nden kalma surları,

hamam, su kemerleri, amfitiyatro

ve Likyalılar’dan kalma kaya

mezarlarını görebilirsiniz.

Kragos Dağı’nın yamaçlarına

kurulmuş Sidyma antik kenti

de mutlaka görülmesi gereken

yerlerden. Sidyma da diğer Likya

kentleri gibi yüksek bir tepede

kurulmuş. Kalıntıların çoğu Roma

Dönemi’ne ait olan Sidyma,

bu dönemde büyük gelişme

göstermiş. Amfitiyatrosu, sarnıçları,

imparatorlara ve Artemis`e adanmış

olan ve çok az kısmı ayakta durmayı

başaran hamam kalıntıları, köyün

kuzey kısmında kalan Likya anıt

mezarları ve Dodurga Köyü’nün

tarlalarına kadar uzanmış olan çok

sayıda gösterişli lahit mezarları var.

Güneşe uçan İkarus

Burada çok sayıda antik kalıntı

var ama en ilgi çekenlerinden

biri Fethiye’ye 22 km uzaklıktaki

İnlice Köyü yakınlarında bulunan

ve kayalara oyularak yapılan

mezarlardan oluşan Daidalos kenti

ve kaya mezarları. Daidalos kenti,

dünyanın en ilginç ve “bilinen”

efsanesinin de yurdu.

Efsaneye göre Daidalos`un oğlu

İkarus ünlü bir avcıymış. Birgün

babasından, avladığı büyük bir

şahinin tüyünden kendisi için iki

kanat yapmasını istemiş. Babası

da uçma sırasında rehberlik etmek

amacı ile kendisine de bir çift kanat

yapmış. Birlikte Daidala`da yüksek

bir uçurumdan havalanmışlar.

Fethiye Körfezi ve İnlice Ovası

üzerinde uçmuşlar. Bu sırada İkarus

babasının “yükseklerde uçma kızgın

güneş kanatlarını yakar” öğüdünü

unutup güneşe doğru yükselmeye

başlamış. Ve efsane bu ya, güneşin

sıcaklığıyla kanatları tutan sakız

ve balmumu eriyince İkarus mavi

sulara düşmüş.

İkarus, çağlar boyunca

insanoğlunun uçma, gökyüzüne

erişme sevdasının simgesi olmuş.

Bugün, bir başka gökyüzü

sevdalısının adını taşıyan Fethiye,

sanki her ikisinin de anısını

yaşatıyor. Yamaç paraşütü yapanlar

gökyüzünde süzülüyor... Rüzgar,

suyun üzerindeki paraşütleri

şişiriyor. İster bizzat deneyin, ister

sadece seyredin, Fethiye’de denizle

gökyüzünün mavisi bambaşka bir

güzellikte buluşuyor.

Her gün yenilenen bir deniz

Ölüdeniz

Fethiye, her köşesiyle insanı

şaşırtan bir tatil beldesi. Ama, belki

de en şaşırtıcı yeri, kendisini her

gün yenileyen denizi! Ölüdeniz,

adı üstünde sakin, dalgasız, sığ

bir deniz. Ama suyu son derece

temiz, berrak. Çünkü Ölüdeniz

gözle görünmeyen üç yolla

kendisini hemen her gün yeniliyor.

Bunlardan ilki, Ölüdeniz’de mevcut

yoğun kaynak suyu çıkışları, dipte

içeriden açıkdenize doğru bir

akıntı yaratıyor. İkincisi, bu kaynak

sularının yarattığı tuz farkından

dolayı açıkdenizden içeriye ve

Yamaçparaşütü Fethiye’ye gelen turistlerin favori

aktivitesi. Bu manzara kuşbakışını hakediyor

Paragliding is the favorite activity of tourists visiting Fethiye.

This view deserves the bird’s-eye

Lycian rock-cut tombs.

The ancient city of Sidyma built

on the slopes of the Mount Cragus

also is one of the “must see”

destinations. It was built on a

high hill, like other Lycian cities.

Most of the remains belong to the

Roman Period, during which Sidyma

prospered. The remains include

an amphitheater, cisterns, mostly

ruined baths dedicated to emperors

and Artemis, Lycian monumental

tombs on the northern part of

the village, and many imposing

sarcophagi extending up to the fields

of the Dodurga Village.

Icarus, who flied to the sun

There are many ancient remains

here, but the city of Daedalus near

the İnlice Village located 22 km

from Fethiye, and its rock-cut tombs

are among the most popular ones.

Additionally, the city of Daedalus

is the homeland of world’s most

interesting and “known” legend.

According to the legend, Icarus,

son of Daedalus, was a renowned

hunter. One day, he asked his father

to construct two wings for him using

the feathers of a big hawk he had

hunted. His father constructed a

pair of wings for himself as well,

to guide his son during the flight.

They took off from a high cliff in

Daedalus. They flied over the Gulf

of Fethiye and the İnlice Plain.

During this flight, Icarus forgot his

fathers advice, “do not fly too high,

otherwise the hot sun will burn your

wings,” and began to rise towards

the sun. And, when the gum and wax

holding the wings together melted

due to the heat of the sun, Icarus fell

into the sea.

Icarus was the symbol of man’s

passion to fly, to reach the sky, for

ages. Fethiye, which bears the name

of another sky lover today, keeps

the memories of both of them alive.

Paraglider pilots sail in the sky. The

wind blows the parachutes over the

sea up. You can either try or just

watch it; in Fethiye, the sea and

the blue of the sky meet in a quite

different beauty.

A sea renewing itself every day

Ölüdeniz

Fethiye is a tourist resort, every

corner of which is astonishing.

However, perhaps its most

astonishing site is its sea, which

renews itself every day. The

Ölüdeniz (Dead Sea) is a quiet,

still and shallow sea. However, its

water is very clean and clear. For,

it renews itself every day through

three invisible means. First, heavy

spring water outflows create an

underwater flow towards the open

sea. Secondly, because of the salt

16 TÜRSAB DERGİ | TEMMUZ 2012


Ölüdeniz dipteki akıntı sayesinde

temiz ve serin

Ölüdeniz is clean and cool, thanks to

deep-sea currents

dışarıya devamlı bir sirkülasyon

oluşuyor. Üçüncüsü ise gel-git etkisi

ile iki-üç günde bir, deniz ortalama

yarım metre yükselip alçalıyor. Bu

da büyük miktarda deniz suyu giriş

ve çıkışı sağlayarak denizi temiz ve

serin tutuyor.

Ölüdeniz’in hikayesi

Eski çağlarda buralardan geçen

gemiler açıkta demirler ve içme

suyu almak üzere kıyıya sandalla

çıkarlarmış. Bir gün yaşlı bir

kaptanın genç, yakışıklı oğlu su

almak için koya çıktığında güzel

mi güzel Belcekız’ı görmüş. Görür

görmez de vurulmuş. Kızın yüreğine

de ateş düşmüş ama delikanlı

suyu alıp dönmek zorundaymış.

Gemi uzaklaşıp gitmiş. Belcekız, o

günden sonra hep kıyıyı kollamış.

Delikanlı da geminin buralardan

her geçişinde su almaya gelmiş.

Bir gün gemi buralardan geçerken

fırtına patlamış. Genç, babasına

burada korunaklı, havuz gibi bir

koy olduğunu söylemiş. İhtiyar ise

oğlunun gönül macerasını bildiği

için oğlunun sevgilisini görmek

uğruna gemiyi parçalamak istediğini

sanmış. Dalgalarla birlikte kavga

da büyümüş baba oğul arasında.

Gemi tam kayalıklara çarpacakken

kaptan bir kürek darbesiyle oğlunu

denize atmış. Ancak o sırada da

denizin dönerek çarşaf gibi bir

koya girdiğini görmüş. Oğlan

orada ölmüş. Kayaların üzerinde

sevdiğini bekleyen Belcekız da

kendini kayalardan atıp ölmüş.

İşte o gün bu gündür kızın öldüğü

yere Belcekız, oğlanın öldüğü yere

Ölüdeniz denmiş.

difference created by spring waters,

there is always a circulation towards

and from the open sea. Thirdly,

because of tides, the sea level rises and

falls by a half meter on the average

every two or three days. The result,

inflows and outflows of high amounts

of seawater, keep the sea clean and

cool.

In the ancient times, ships anchored

off this shore and sailors stepped

the shore from rowing boats to fetch

fresh water. One day, the young and

handsome son of an old captain saw

the beautiful Belcekız, when he landed

in order to fetch water. He fell in love at

first sight. The girl also fell head over

heels in love, but the young man had

to return with water. The ship sailed

away. From that day on, Belcekız

permanently watched the shore. And

the young man came to fetch water,

whenever the ship came close to this

site. One day, a storm blew up when

the ship was near the bay. The young

man told his father that there was a

pool-like bay sheltered from wind here.

The old man, who knew the love affair

of his son, thought that he had wanted

to crash the ship to see his beloved.

Their fight escalated together with the

waves. When the ship was just going

to crash into reef, the captain threw his

son overboard with an oar. However,

at the same moment, the sea calmed

down and the ship entered into a bay

like a millpond. The young man died

there. Belcekız, who was waiting for

her beloved, also threw herself from

the rocks and died. And ever since that

day the place where Belcekız died has

been called Belcekız, and the place

where the young man died Ölüdeniz.

Fethiye’de bunlar yapılır

• Kelebekler Vadisi ziyaret edilir. Hem binlerce çeşit kelebek hem de

50 metre yükseklikten dökülen şelale görülür.

• Babadağ’dan paraşütle atlanır. Babadağ’ın eteklerinde bunun için

size yardımcı olacak firmalar mevcut.

• Fethiye Balık Pazarı gezilir, mekandaki restoranlarda taze balık yenir.

Burası 50 senelik bir yer. 14 restoran var ve denizden az önce çıkmış

balıkları gözünüzün önünde pişirip servis yapıyorlar.

• Fethiye Müzesi ziyaret edilir. Müze sadece pazartesi günleri kapalı.

• Küçük bir mavi yolculuk yapılır, Şövalye Adası ve Turunç Koyu

görülür. Hatta Turunç Koyu’nda bol bol yüzülür.

What to do in Fethiye?

• Visit the Kelebekler (Butterflies) Valley. Both thousands of varieties of

butterflies and a 50-meters-high waterfall can be seen.

• Parachute from Babadağ. On the skirts of Babadağ there are companies

that will help you.

• Visit the Fethiye Fish Market, eat fresh fish in the restaurants at the

site. This is a 50-years-old place. There are 14 restaurants serving newly

caught fishes cooked before your eyes.

• Visit the Fethiye Museum. The museum is closed only on Mondays.

• Participate in a little Blue Cruise, visit the Şövalye (Chevalier) Island

and the Turunç Bay. Furthermore, swim in the Turunç Bay as much as

possible.

18 TÜRSAB DERGİ | TEMMUZ 2012


20 TÜRSAB DERGİ | TEMMUZ 2012

GEZİ

travel


Sıcak Ülke: TAYLAND

Tayland, uzun yıllar tanıtımlarında “güler yüzlü insanların

ülkesi” sloganını kullandı. Gerçekten de Taylandlılar çok sıcak

insanlar. Buna havanın sıcaklığını, acılı ama enfes yemeklerini

de eklerseniz Tayland’ı tarif etmiş olursunuz

2 Ayşim Alpman

Friendly Country: THAILAND

Thailand used the promotion slogan, “Land of Smiles”, for many years. In

fact, Thais are very friendly persons. If you add the hot weather and spicy

but delightful dishes, you have already described Thailand


Altın Tabancalı Adam

filminde James

Bond’u bile gölgede

bırakan doğal

güzelliği hatırlıyor musunuz?

Ya da Leonardo DiCaprio’nun

“The Beach/Kumsal” filmine

adını veren o pırıl pırıl kumsalı?

Tayland, doğal güzelliklerle

“Hollywood boyutunda tanıtım”

elele verdiğinde nasıl sonuçlar

alınacağını gösteriyor. Hem de

son derece çarpıcı verilerle. İşte bir

örnek: Son yılların gözde adresi

Phuket her yıl nüfusunun 16 katı

kadar turist çekiyor.

Phuket ya da benzeri tatil yöreleri

zaman zaman bu yoğunlukla

başa çıkmakta zorlanıyor. Ancak,

Tayland turizm çıtasını yükseltmek

için hızını hiç kesmiyor. Örneğin

aralarında Türkiye’nin de

bulunduğu çok sayıda ülkeye

ciddi vize kolaylıkları getiriliyor.

30 günlük turistik turlarda vize

aranmıyor. Yani Tayland, “valizini

topla gel” diyor. Özellikle Japonya,

Çin gibi gelişmiş Asya ülkeleriyle

Arap ülkelerine 30 günlük vizesiz

seyahat imkanı tanıyor.

Peki, valizinizi toplayıp yola

çıkarsanız Tayland’da sizi neler

bekliyor? Nerelere gitmeli?

TÜRSAB heyeti, bu sorulara birinci

elden yanıt bulabilmek ve işbirliği

için yapılabilecekleri tespit için

Tayland’a uçtu. Özellikle güneşdeniz-kum-su

sporları deyince akla

ilk gelen Güney Tayland’ı ziyaret

etti.

Tayland Körfezi’yle Andaman

Denizi arasında, dar bir şerit gibi

Malezya’ya doğru uzanan Güney

Tayland bölgesi tam bir turizm

cenneti. Her iki kıyısında da uçsuz

bucaksız kumsallar yer alıyor.

Ancak bölgenin batısı turizm

açısından daha gelişmiş. Yüzlerce

irili ufaklı adadan oluşan bu

kıyıların en bilineni Phuket Adası.

Güney Tayland kıyıları

Shores of Southern Thailand

Tayland’ın ünlü Gibon maymunu

Thailand’s renowned Gibbon monkey

Do you remember the natural

beauty that overshadowed even

James Bond in the film The Man

with the Golden Gun? Or, the

spotless beach that gave its name

to Leonardo DiCaprio’s film “The

Beach”? Thailand shows what

kinds of results can be obtained if

natural beauties are supported by

“promotion on the Hollywood scale”.

And, with really striking figures. One

example: The number of tourists

annually attracted by Phuket, the

favorite destination in recent years,

is 16 times the population of the

island.

Phuket and similar tourist resorts

sometimes have trouble in dealing

with this flow. However, Thailand

never stops struggling to raise the

bar in tourism. For instance, the

citizens of many countries including

Turkey are going to benefit from

more flexible visa requirements. No

visas are required for 30-day tourist

tours. So, Thailand says, “pack

your bags”. In particular, developed

Asian countries such as Japan and

China, and Arab countries benefit

from 30-day visa-free travels.

Well, if you pack your bags and

depart, what will you find in

Thailand? Which places should you

visit? The delegation of TÜRSAB

flied to Thailand to find the

answers and to explore cooperation

opportunities. It visited the country,

which comes to mind when one

hears sun-sea-sand-water sports in

particular.

The Southern Thailand region, which

extends towards Malaysia like a

narrow strip between the Golf of

Thailand and the Andaman Sea, is

a real tourist paradise. There are

endless beaches on its both shores.

However, the west part of the region

is more developed in terms of

tourism. Among hundreds of smaller

and larger islands located here,

the most popular one is the Phuket

Island.

Phuket

Phuket, an ideal island for

sunbathing under palms, cooling off

22 TÜRSAB DERGİ | TEMMUZ 2012


Phuket

Palmiye ağaçları altında

güneşlenmek, mavi ile yeşilin

harmanlandığı denizinde

serinlemek ve su sporları yapmak

için ideal bir ada olan Phuket,

hareketli gece hayatı, lüks otelleri

ve restoranlarıyla da deniz tatilinin

gözdesi.

Her yıl dört milyondan fazla

-nüfusunun 16 katı- turist çeken

Phuket’de bunun negatif sonuçları

da görülüyor.

Bölgenin başkenti sayılan Phuket

Şehri’nin 15 km. batısında

bulunan Patong Plajı, turist

istilasından nasibini çokca almış.

Bakir koylara, bembeyaz

kumsallara, turkuaz sulara ulaşmak

için bölgeye özgü uzun kuyruklu

teknelerle ya da daha hızlı deniz

motorlarıyla çevre adalara gitmek

gerekiyor.

in the sea where the blue and the

green meet, and performing water

sports, is a favorite destination of

sea tourism with its active nightlife,

luxury hotels and restaurants.

Phuket displays the negative

outcomes of attracting more than

four million (16 times its population)

tourists every year as well.

The Patong Beach 15 km west of

the Phuket City, the capital of the

region, is overcrowded by tourists.

To reach untouched bays, snowwhite

beaches and turquoise waters,

one has to go to the neighboring

islands via local long-tail boats or

faster motorboats.

Phi Phi Islands

The Phi Phi islands, which are

considered world’s most beautiful

tropical islands, consist of two

islands between Phuket and Krabi:

TÜRSAB’ın ‘5 yılda 60 ülke’ projesi çerçevesinde ikinci kez

gerçekleşen Tayland inceleme gezisine katılan turizmciler ve

gazeteciler, davetlisi oldukları TAT-Tayland Turizm Tanıtma Ofisi

yöneticileri Jittima Sukpalin ve Mario Degl’Innocenti eşliğinde

ülkenin güney sahillerini gezme ve Taylandlı meslekdaşlarıyla

tanışma fırsatı buldular.

Türkiye’nin, Batılıların en gözde tatil yörelerinden olan bu

ülkeyle ilişkileri turizm açısından hem kısıtlı hem de tek taraflı…

Son yıllarda giderek artsa da, Türkiye’den Tayland’a gidenlerin

sayısı yılda 50 bini aşmıyor. Buna karşılık 2011 yılında

Türkiye’ye gelen Taylandlıların sayısı sadece 11 bin.

TÜRSAB’ın bu gezisi iki ülke arasındaki turizm hacmini

büyütmeyi amaçlıyor.

TÜRSAB heyeti

Delegation of TÜRSAB

Tayland’ın meşhur James Bond adası

Thailand’s renowned James Bond island

Tourism professionals and journalists participating in the Thailand

inspection trip, which was realized for the second time within the

framework of TÜRSAB’s project ’60 countries in 5 years’, were able

to visit the southern shores of the country and meet their Thai peers,

together with Jittima Sukpalin and Mario Degl’Innocenti, directors at

the Tourism Authority of Thailand (TAT).

In terms of tourism, the relations of Turkey with this country, which

is one of the most favorite destinations of Western tourists, is both

limited and one-sided. Although there is a steady increase in recent

years, the number of those who go to Thailand from Turkey does not

exceed 50 thousand per year. On the contrary, the number of Thais

who came to Turkey in 2011 was only 11 thousand.

This trip of TÜRSAB aimed at increasing the tourism flows between

the two countries.

TÜRSAB DERGİ | TEMMUZ 2012 23


Phi Phi adaları

Dünyanın en güzel tropik

adalarından biri olarak kabul

edilen Phi Phi adası aslında

Phuket ve Krabi arasındaki iki

adet adadan oluşuyor: Koh Phi

Phi Don ve Koh Phi Phi Leh.

Leonardo DiCaprio’nun

oynadığı, ünlü The Beach

filminin çekildiği Maya plajına

ev sahipliği yapan Phi Phi,

doksanlı yılların ortalarına kadar

sadece az sayıda maceraperest

turistin ziyaret ettiği, fazla

gelişmemiş bir adaydı. Ancak

filmin gösterime girmesinden

sonra Tayland’ın en önemli

turizm merkezlerinden biri

haline geldi.

Fakat bu hareketlilik fazla uzun

sürmedi, 2004 yılındaki tsunami

felaketinde Phi Phi kelimenin

tam anlamıyla yerle bir oldu.

Tayland’da bu büyük felaket

sırasında en çok zarar gören yer

olarak hafızalara geçen Phi Phi,

aradan geçen süreden sonra

tekrar eski ihtişamlı günlerine

döndü ve turistler eskisi gibi

akın akın adaya gelmeye

başladı.

Krabi

Turistik açıdan Phuket’in

gölgesinde kalan Krabi, beyaz

kumlu plajları, ünlü adaları,

tertemiz denizi, tüm bunların

yanında hem karadan, hem

de denizden yükselen kalker

tepeleriyle benzersiz bir

destinasyon.

Ao Nang Beach’den ulaşılan

Koh Poda, Chicken Island

gibi onlarca ada, Andaman

Denizi’nin sualtı zenginliklerini

keşfetmek, binbir renkli

balıklarla birlikte yüzmek için

ideal…

Tayland şimdi Krabi’nin

tanıtımına ağırlık vermek istiyor.

Mavi yengeçler

Thai mutfağının vazgeçilmez

kabuklu deniz ürünlerinden biri

olan mavi yengeçlerin neslini

korumak amacıyla Krabi’de

her yıl ‘Mavi Yengeçlerin Suya

Bırakılması’ festivali yapılıyor.

Çoğunlukla yabancı turistlerin

Phi Phi adaları

Phi Phi islands

Krabi adası

Krabi island

Mavi yengeçleri

suya bırakma

töreni

Ceremony for the

release of blue

crabs to the sea

Ko Phi Phi Don and Ko Phi Phi Lee.

Phi Phi, which is housing the Maya

beach where the famous film The

Beach starred by Leonardo DiCaprio

was produced, had been a less

developed island visited only by a

limited number of adventurers until

mid-90s. However, after the release

of the film, it became Thailand’s

one of the most important tourist

resorts.

However, this dynamism did not

last long. The tsunami disaster of

2004 literally devastated Phi Phi.

The islands, which are remembered

as the most badly damaged places

in Thailand, has returned to its

glorious days since then, and

tourists have begun to flock to the

islands as they had been used to do.

Krabi

Krabi, which is overshadowed by

Phuket in terms of tourism, is a

unique destination with its beaches

with white sand, famous islands,

very clean sea, and additionally

limestone peaks, both on land and

in the sea. Tens of islands such as

Ko Poda and Chicken Island, which

are reached from the Ao Nang

Beach, are ideal for exploring the

underwater assets of the Andaman

Sea, and for swimming together with

the most colorful fishes.

Today, Thailand plans to focus on

the promotion of Krabi.

24 TÜRSAB DERGİ | TEMMUZ 2012


de katıldığı bu etkinlikte yüzlerce

yengeç yavrusu Noppharatthara

kumsalından denize bırakılıyor.

Daha sonra masanıza gelecek

yengeç salatasını düşünmezseniz,

festival, olağanüstü güzellikte

görüntülere sahne oluyor!

Katılan yabancı turistler için

de “unutulmaz anılar” arasında

yerini alıyor.

Deniz Kırlangıçları

Uzak Doğu’da beslenmeyle

sağlık iç içe. Örneğin Phuket

adalarında deniz kırlangıçlarının

sarp kayalıkların tepelerinde

kurdukları yuvalardan yapılan

kuş yuvası çorbasının deri ve

akciğer sorunlarının yanı sıra

iktidarsızlık ve iştahsızlığa

iyi geldiğine inanılıyor. Çok

yükseklerden, yöre halkı

tarafından büyük güçlüklerle,

canları pahasına toplanan bu

yuvalar aynı zamanda adaların

önemli bir ihracat maddesi.

Özellikle Çin restoranlarına

yollanan yuvalara talep öyle

yüksek ki, bazılarının fiyatı 1.000

ABD dolarını buluyor…

Phuket Adası’ndaki Kamala Plajı beyaz kumu ve turkuaz rengi

denizyle turistlerin gözdesi

The Kamala Beach, Pukhet Island is a favorite tourist destination

with its white sand and turquoise sea

Blue crabs

In order to prevent the extinction of blue

crabs, one of the essential shellfishes of

the Thai cuisine, a ‘Releasing Blue Shells

into the Sea” festival is held in Krabi

every year. During these events, usually

attended by foreign tourists as well,

hundreds of juvenile crabs are released

into the sea at the Noppharatthara

beach. If you do not think about the

crab salad that will come to your table

later, the festival provides extraordinary

beautiful scenes! These become a part

of the “unforgettable memories” of the

foreign tourists.

Swiftlets

In the Far East, nourishment and health

are intertwined. For instance, the bird’s

nest soup made from the nests of the

swiftlets on tops of cliffs in the islands

of Phuket, supposedly heals impotency

and anorexia, as well as skin and lung

problems. These nests gathered by the

locals from very high points at the risk

of their lives constitute an important

export item of the islands. The demand

for the nests, which are sent to Chinese

restaurants in particular, is so high, that

some of them cost $1000.

Kendin Tay

kendin ye!

Self-cooking

a la Thai!

Tayland’da yiyeceklerin başında

balık ve deniz ürünleri geliyor.

Ancak hazırlanışları oldukça farklı.

Yemeklerin içine katılan farklı

lezzetlerdeki soslar genellikle

Hindistan cevizi ve acı baharatlarla

yapılmakta. Pilav ve çorba

Taylandlıların vazgeçilmez yemekleri

arasında yer alıyor.

Tayland mutfağının bir diğer özelliği

ise iklimi ve bitki örtüsü nedeniyle

bolca yetişen meyve ve sebzeler.

Phuket’teki Blue Elephant Yemek Okulu, geleneksel Tayland

mutfağını, yeni tatlar katarak geliştirmeyi amaçlıyor. Daha önce

vali konağı olarak kullanılan muhteşem bir eski yapıda konuşlanan

okulda, kullanılan ürünlerin satışı da yapılıyor. Okulun mükemmel

restoranında ağırlanan TÜRSAB heyeti daha önce uygulamalı kısa

bir dersde Tay usulü ‘tavuk satay’ın nasıl yapıldığını öğrendi ve

sonra kendi hazırladığı atıştırmalığı tattı. Her ne kadar restoranın

leziz yemekleriyle mukayese edilmese de bu tay tarzı ‘kendin pişirkendin

ye’ deneyimi heyete keyifli dakikalar yaşattı.

In Thailand, the most popular foods

are fishes and seafood. However, their

preparation methods are quite different.

The sauces added to the dishes generally

contain coconut and hot spices. Rice

and soup are among Thais’ essential

dishes. Another feature of the Thai

cuisine is the use of local fruits and

vegetables available thanks to the

climate and the flora.

The Blue Elephant Cooking School

in Phuket aims at developing the

traditional Thai cuisine by adding

new flavors. In the school housed

by a magnificent old building that

was formerly used as the governor’s house, the products used are on sale.

The delegation of TÜRSAB, which was hosted at the excellent restaurant of

the school, learnt how to prepare ‘chicken satay’ a la Thai during a short

applied course, and afterwards tasted the self-cooked snack. Although it was

incomparable with the delicious dishes of the restaurant, this experience of

‘self-cook self-serve’ a la Thai was a source of pleasant moments.

TÜRSAB DERGİ | TEMMUZ 2012 25


GÜNCEL

actuel

Turizmde bir “ilk”

Dış ticaret açığının yüzde 20’sini karşılıyor. En az 2 milyon

kişiye istihdam yaratıyor. Başka sektörler için de “itici güç” işlevi

görüyor. İşte böylesine hayati bir öneme sahip turizm sektöründe

bir “ilk” yaşandı. Sektörün temel kuruluşları biraraya gelerek bir

protokol imzaladı. Ve “Türkiye Turizm Meclisi” kuruldu

A “first” in tourism

It accounts for 20 percent of the foreign trade deficit. It employs at least

2 million people. It functions as a “driving power” for other industries. The

tourism industry, which is such crucial, experienced a “first”. The leading

institutions of the industry came together, to sign a protocol. The “Tourism

Assembly of Turkey” has been established

26 TÜRSAB DERGİ | TEMMUZ 2012


Kültür ve Turizm Bakanı

Ertuğrul Günay

Ertuğrul Günay, Minister

of Culture and Tourism

Bu, turizmin sadece

çıta yükseltmesi değil,

aynı zamanda “rüştünü

ispat etmesi” anlamına

geliyor. Türkiye Turizm Meclisi

aracılığıyla, sektör artık

sorunlarını ve çözümlerini tek

bir çatı altında konuşabilecek;

yol haritasını o çatının altında

kararlaştırabilecek.

İstanbul Lütfi Kırdar Kongre ve

Sergi Sarayı’nda düzenlenen

toplantı, işte o yol haritasının ilk

adımı oldu. Toplantıyı “en mutlu

günlerimden birini yaşıyorum”

diye değerlendiren Kültür ve

Turizm Bakanı Ertuğrul Günay

şunları söyledi:

“TOBB ya da Türkiye İhracatçılar

Meclisi açıklama yaptığında

Türkiye nasıl dikkat kesiliyorsa,

bu Meclis için de dikkat kesilecek.

Amacımız bütün ekonomik ve

sosyal yaşamı yöneten çevrelerin

turizm sektörüne kulak vermesini

sağlamak. Türkiye’yi kriz

döneminden başarıyla çıkartan

turizm sektörü bunu hakkediyor.”

Tarihi güne düşülen kayıtlar

Turizm sektörünün temel

aktörleri, toplantıda tek tek söz

alarak hedeflerini anlattı. Bir

bakıma bu tarihi gelişmeyi kayda

geçirdi.

TÜRSAB Başkanı Başaran Ulusoy:

Bizim partimiz turizm

Türkiye sadece turist getiren bir

ülke değil, artık karar veren bir

ülkedir. Çevreyi koruyarak turizmi

sürdürebileceğimizi unutmamalıyız.

Dalaman Çayı’nda zehir

topluyorsanız, Kaz Dağları’nda altın

aranıyorsa ve sesimiz çıkmıyorsa, bin

tane Turizm Meclisi kursanız anlamı

yoktur. Bu birlik, çevre sorunlarına

tepki koyacak. Bu birliğin çevre

yüzyılı olan 21’inci yüzyılı yaşatması

gerekiyor. Sektör temsilcileri

olarak egosuz bir şekilde bir araya

gelebildik. Bizim partimiz turizm,

bizim kulübümüz turizm.”

TYD Başkanı Turgut Gür: Güç

birliği bizde

“Hedefimiz 2023’te Türkiye’yi dünya

turizminde ilk beşe sokmak. Ölmek

var, dönmek yok diyoruz. Beyin,

fikir, zikir birliği, güç birliği bizde.”

TÜROFED Başkanı Osman Ayık:

Türk turizmi için dönüm noktası

“20 yılda turizm, kitle turizminin

odağı olan kıyılardan içlere doğru

genişlemeye başladı. Turizmin yüzde

60’ı kıyılarda, yüzde 40’ı diğer

kesimlerde. Turizm gibi stratejik bir

sektör için bu birliğin çok olumlu

olacağı kanısındayım. Bugün, Türk

turizmi için bir dönüm noktası.”

So, the tourism industry not only

raised the bar, but also “proved its

adequacy”. Thanks to the Tourism

Assembly of Turkey, the industry will

be able to discuss its problems and

their solutions under a single roof,

and draw its roadmap.

The meeting held in the İstanbul

Convention and Exhibition Center was

the first step towards that roadmap.

Ertuğrul Günay, Minister of Culture

and Tourism, who said, “this is one

of my happiest days,” added that the

legal framework would be drawn as

soon as possible. He continued:

“The statements of this assembly

will be as influential as those of the

Union of Chambers and Commodity

Exchanges of Turkey and the Turkish

Exporters Assembly. We want all

circles dominating the economic

and social life to regard the tourism

industry. The tourism industry, which

has successfully taken Turkey out of

the crisis, deserves that.”

Records of the historic day

Each of the main actors of the tourism

industry explained their targets

during the meeting. So to say, they

registered this historic event.

Başaran Ulusoy, President of the

Association of Turkish Travel

Agencies: Tourism is our party

“Turkey is no longer a country only

attracting tourists, but also a decision

TÜRSAB Başkanı Başaran Ulusoy

Başaran Ulusoy, President of TÜRSAB

maker. We have to keep in mind that

sustainable tourism necessitates

environmental protection. If you

collect poison from the Dalaman

Stream, if gold diggers operate on

the Mount Ida and you do not make

your voice heard, establishing one

thousand tourism assemblies will

be meaningless. This union has to

oppose environmental problems. This

union has to sustain a 21 st century,

which is the century of environment.

As the representatives of the industry,

we were able to meet without our

egos. Tourism is our party, and

tourism is our club.”

Turgut Gür, President of the

Turkish Tourism Investors

Association: We have united our

forces

“We aim at making Turkey one of the

five leading tourism countries in the

world, in 2023. We are those who

united their brains, ideas, invocations

and forces.”

Osman Ayık, President of the

Turkish Hoteliers Federation:

A milestone for the Turkish

tourism

“In the last 20 years, tourism has

begun to extend towards inner areas,

from the shores, once the focus of

mass tourism. Shores account for

60% of tourism activities, and the

other areas for 40%. I think, this is a


Bakan Günay “Türkiye Turizm Meclisi” için bir araya gelen sektör temsilcileriyle

Minister Günay and industry representatives who met for the “Tourism Assembly of Turkey”

TUROB Başkanı Timur Bayındır:

Turizm öncü güç

“Son on yılda kattığımız

değerin sadece biz farkındayız.

Biz ithal etmiyoruz. Bizim 30

milyar dolar gelirimiz, yüzde

75 oranında ithalata bağlı,

hacmi 120 milyar dolar olan

bazı sektörlere eşdeğerdir. Yeni

ve güçlü bir sektör yaratmak

için çalışıyoruz. Turizm sektörü

AB’ye Türkiye’den önce girmiştir.

Yapısal sorunlar çözülemediği,

günlük çözümlerde kalındığı

için Türkiye bu uluslararası

gücünü kullanamamaktadır.

Öncelikli dileğimiz ufkumuzu

açmamız ve uluslararası rekabette

güçlenmemizi engelleyen

unsurları ortadan kaldırmamızdır.

Bu sinerji ihtiyaç duyduğumuz

temsil gücünü sağlayacaktır.

TUREB Başkanı Şerif Yenen:

İki sevinç bir arada

Rehberler Birliği yasasının bugün

resmi gazetede yayınlanarak

kesinleştiğini duyurmak istiyorum.

Çıkan yasa başka ülkelere de

örnek olacak kadar iyi bir yasadır.

Hemen İngilizceye çevirtip,

diğer ülkelerinde yararlanmasını

sağlayacağız. İkinci sevincimiz

de turizm sektörünün bir araya

gelmesidir.

TÖSHİD Genel Sekreteri Musa

Alioğlu: Ülke için çalışacağız

“Bugün Türk turizmi adına tarihi

bir gün. Bugün THY hariç 13

havayolu şirketimiz, 30 bin

koltuğumuz var. Türkiye’nin

kalkınmasında bir payımız

olacaksa bundan gurur duyarız.

Bu ülke için çalışmaya hazırız.”

DTB Başkanı Ömer Karacalar:

Birliktelik gurur verici

“Turizmde uluslararası rekabet için

bir araya gelmek gerekiyordu.

Bir araya gelmek kolay ancak

sürdürmek de lazım. Bugün

marinalarımızda 18 bin bağlama

yeri var. Türkiye genelinde 22

marinamız var ve yaklaşık turizm

girdilerinin yüzde 20’sini temsil

ediyoruz. Bu birlikteliğin içinde

olmak bize gurur veriyor.”

TURYİD Başkanı Kaya Demirer:

Gastronomi 1. kalem

2023 yılı hedefi için 50 milyon

turist, 50 milyar dolar gelir az.

Artık turist, ülke seçtikten sonra,

nerede yemek yenir, neresi gezilir

gibi sorular için internette daha

çok zaman harcıyor. Gastronomi

sektörü turizmde en çok gelir

getiren kalemlerden biridir.

Yakında kurulacak Türk Mutfağı

Derneği’nin kaliteli aşçılar

yetiştirmekte katkısı büyük olacak.

Dünyanın en iyi 10 lokantası

arasında İspanya’dan üç lokanta

var. Bu bir ülke için çok önemli.

Bu birliğin bizim sektörümüz için

de olumlu yansımaları olacağına

inanıyorum.”

very positive combination for tourism.

Today, we are witnessing a historic

moment, with regard to the Turkish

tourism.”

Timur Bayındır, President of the

Touristic Hotels and Investors

Association: Tourism is the

leading force

“Only we are aware of the value we

have added during the last ten years.

We do not import. Our revenue of

$30 billion dollar is equal to the

revenues of some industries, the

volume of which are about $120

billion dollar with an import ratio of

75%. Our aim is to create a new and

strong industry. The tourism industry

entered into the EU before Turkey.

We have to open up our horizon and

eliminate obstacles hindering our

strengthening in the international

competition. This synergy will provide

the necessary representative power.”

Şerif Yenen, President of the

Federation of Turkish Tourist

Guide Associations: Double

happiness

“I want to announce that the law on

the union of guides has come into

force today by being published in

the Official Gazette. This law will

constitute a model for other countries.

We will soon have it translated to

English, so that other countries can

benefit from it. Secondly, we are

happy to see the unification of the

tourism industry.”

Musa Alioğlu, President of

the Turkish Private Aviation

Enterprises Association: We will

work for our country

“This is a historic day for the Turkish

tourism. Today, we have 13 airline

companies and 30 thousand seats,

excluding the Turkish Airlines. We

are ready to work for this country.”

Ömer Karacalar, President of

the Marine Tourism Association:

The unity is a source of pride

“It was necessary to come together

for international competition. It is

easy to come together, but we also

have to maintain our unity. Today,

we have 18 thousand mooring places

at our marinas. We have 22 marinas

in Turkey and account for about 20

percent of the tourism receipts. Being

in this unity is a source of pride for

us.”

Kaya Demirer, President of

the Turkish Restaurant and

Entertainment Association:

Gastronomy is the No. 1 item

“50 million tourists and a

revenues totaling to $50 billion

are insufficient, as targets for

the year 2023. The gastronomy

industry is one of the biggest

revenue generators. The Turkish

Kitchen Association, which will be

established soon, will increase the

number of qualified cooks. I believe

that our industry also will benefit

from this unity.”

28 TÜRSAB DERGİ | TEMMUZ 2012


GEZİ

travel

Şimdi LADİK zamanı

Kaplıcalarında şifa bulun, saat kulesinin gölgesinde dinlenin.

Ladik’in gölü huzur, dağları sıhhat kaynağı

2 Elif Türkölmez

It’s time to visit LADİK

Recover your health in its thermal springs; take a rest under the

shadow of its clock tower. The lake of Ladik is a source of tranquility;

its mountains are a source of heath

Ladik Saat Kulesi 1906 yılında yaptırılmış

Ladik Clock Tower was built in 1906

30 TÜRSAB DERGİ | TEMMUZ 2012


Anadolu tarihi, insanı

her defasında hayrete

düşürecek kadar

zengin, derin...

Coğrafyasını keşfe ise hakikaten

‘bir ömür yetmez’. Samsun’un

Ladik ilçesi insanda bu duyguları

uyandırıyor. Hani, ‘orada’

olduğunu bildiğimiz ama gündelik

telaş içinde görmediğimiz o eşsiz

güzellikteki yerlerden biri burası.

Kaplıcalarıyla adını duyurmuş olsa

da; SİT alanı ilan edilmiş olan gölü,

hem trekking hem de kayak turizmi

için önemli dağları, gastronomi

dünyasının yeni keşfettiği köy

pazarları, saat kulesi, Seyit Ahmed-i

Kebir Türbesi, Avcı Sultan Mehmet

Camii, Bülbül Hatun Camii,

Sunullah Paşa Türbesi, Cuma Camii,

Eski Hamam’ı, Dikilitaş Türbesi

gibi değerleriyle Ladik, ilgiyi hak

ediyor.

İlçe, MÖ 120-63 yılları arasında

yaşamış olan VI. Mithradates

Eupator tarafından kraliçe

Laodike adına kurulmuş ve kente

‘Laodikeia’ (Laodikya) adı verilmiş.

Sırasıyla Pontus Krallığı, Romalılar,

Doğu Roma, Danişmentliler,

Anadolu Selçukluları, İlhanlılar,

Eretne Beyliği, Kadı Burhanettin

Beyliği ve Osmanlılar tarafından

yönetilen Ladik 1926’da Samsun’a

bağlanmadan Osmanlı’nın son

dönemlerinde Sivas Vilayeti

Amasya Sancağı’nın bir kazası ve

1923-1926 arasında Amasya’nın

ilçesi olmuş.

Hitit ve Pers izleri…

Ladik’te yapılan kazılarda,

başkentleri bugünkü Çorum

-Boğazköy dolaylarındaki

Hattuşaş olan Hititlerin, bu

bölgeye de hakim oldukları

tespit edilmiş. Ladik Kalesi’nde

yapılan kazı çalışmalarında da

Hitit kalıntılarına rastlanması,

Hititlerin Ladik civarında hüküm

sürdürdüklerini ortaya çıkarmış.

Ancak Hititler’in bu bölgedeki

etkisi çok fazla değil. Ladik’te

Persler’in de izleri görülüyor. MÖ

VII. yüzyıl sonlarında orta batı

İran Yaylası’nda bağımsız devlet

kuran Med Oymakları, Asur

Devleti’ni yıktıktan sonra Doğu

Anadolu’yu istila ederler. Medler,

İran’da kurulan Persler karşısında

bozguna uğrayınca Persler,

Karadeniz Kıyıları’ndaki yaylalara

egemen olurlar. Bu arada ‘Samsun

Kapadokya Askeri Valiliği’ denilen

büyük eyaletin sınırları içine

yerleşirler. Yaylalarda hakimiyet

kuran Perslerin, Ladik Yaylası’nda

da yaşadıkları varsayılıyor.

The history of Anatolia is so rich and

so deep that it astonishes one always.

On the other hand, a single lifetime

really does not suffice to explore

its territory. The Ladik district of

Samsun arouses such feelings. This

is one of the extraordinarily beautiful

places, which we miss because of our

everyday concerns, although we are

aware of its existence. Although it

is renowned for its thermal springs,

its lake that is a protected area,

mountains that are important for both

trekking and skiing, village markets

newly discovered by gastronomists,

clock tower, Seyit Ahmed-i Kebir

Tomb, Avcı Sultan Mehmet Mosque,

Bülbül Hatun Mosque, Sunullah Pasha

Tomb, Cuma Mosque, Old Bath and

Dikilitaş (Obelisk) Mosque as well

deserve interest.

The city was built by Mithridates VI

Eupator, who lived between 120 BC

and 63 BC, for Queen Laodice, and it

was named ‘Laodiceia’.

Ladik was ruled successively by the

Kingdom of Mithridates, Romans,

Eastern Romans, Danishmends,

Anatolian Seljuks, the Ilkhanate,

Eretnids, the beylik of Kadı

Burhanettin and Ottomans. It was a

district of the Sanjak of Amasya in the

Province of Sivas in the late Ottoman

era, a district of Amasya in 1923-

1926, and it was attached to Samsun

in 1926.

Traces of the Hittites and

Persians

Excavations at Ladik revealed that

Hittites, whose capital had been

Hattusa located near the present-day

Boğazköy, Çorum, had ruled this

region as well. The Hittite remains

unearthed during excavations at the

Ladik Castle proved that the Hittites

had ruled around Ladik. However, the

influence of the Hittites in this region

was limited. There are traces of the

Persians as well. Median Tribes, which

established an independent state in

the central-west Iranian Plateau in the

end-7 th century BC, invaded Eastern

Anatolia after destroying the Assyrian

Pontus kralı Mithradates (üstte) ve

Ladik ilçe merkezi (yanda)

Mithridates, King of Pontus (above)

and the city center of Ladik

(on the side)

TÜRSAB DERGİ | TEMMUZ 2012 31


Hamamayağı’nda şifa bulun

Ladik’in en büyük kaplıca

merkezlerinden biri Hamamayağı

Kaplıcası. Burası sadece suyu ile

değil, piknik alanları ve dinlenme

tesisleri ile de ilçenin en önemli

turizm alanı. İlçeye uzaklığı 13

km. olan kaplıcanın suyu, içerdiği

mineraller bakımından dünyanın

ünlü kaplıcaları arasında yer alıyor.

Evliya Çelebi’nin Seyahatname’de

söz ettiği kaplıcanın tarihi çok eski

yıllara dayanıyor.

Tesisin içinde iki küçük, iki de

büyük havuz var. Kadın ve erkek

banyoları farklı bölümlerde yer

alıyor. 37 derecelik ısıya sahip olan

kaplıca suyu, romatizmayı, eklem

kireçlenmesini, sinir hastalıklarını;

nevralji, nevrite gibi cilt

hastalıklarını ve kas yorgunluklarını

iyileştirici özelliklere sahip. 1935

yılında yapılan incelemeler

sonucunda suyun maden suyu

özelliğinde olduğu da tespit edilmiş.

Suda yüksek oranda çelik, sodyum

karbonat ve demir bulunuyor.

Dünyanın her yanından turistler bu

State. When the Medes were defeated

by the Persian state established in

Iran, Persians became dominant in the

plateaus on the shores of the Black

Sea. Meanwhile, they settled in the

territory of a large province called

the ‘Samsun Cappadocia Military

Governorship’. Persians, who became

dominant in the plateaus, assumedly

lived in the Ladik Plateau as well.

Recover your health in

Hamamayağı

The Hamamayağı Spring is one of

the largest thermal spring centers in

Ladik. Not only its water, but also its

picnic areas and recreation facilities

make it the most important tourist

destination of the district. The spring,

13 km from the city, is among the

world’s renowned springs in terms of

its mineral content. The history of the

spring, which was mentioned by the

Turkish traveler Evliya Çelebi in his

Seyahatname (Book of Travel), goes

back to very early years.

There are two small and two large

pools inside the facility. Women’s

Hamamayağı Kaplıcaları’nın suyu romatizma ve eklem kireçlenmesine iyi geliyor

The water of Hamamayağı Thermal Springs heals rheumatism and joint calcification

32 TÜRSAB DERGİ | TEMMUZ 2012


Ladik yeşili koruyan bir ilçe

Ladik is a district protecting the green

sularda şifa bulmaya geliyor.

Ladik Gölü, doğal SİT alanı. 870

hektarlık alana sahip olan göl,

üzerinde yüzen adacıkları (Torf

madeni) ile son derece ilgi çekici bir

alan. Turistlerin ilgi gösterdiği bu

gölde en çok turna, sazan ve ıstakoz

yetişiyor.

Depremlere direnen saat kulesi

Ladik’in en ilgi çeken yapılarından

biri meydandaki saat kulesi. 1906

yılında Sivas Valisi Reşat Akif Paşa

tarafından yaptırılmış olan kule,

1943 Ladik depreminde hasar

gördüğü için, bu tarihten sonra

aslına uygun olarak tekrar inşa

edilmiş.

Ladik Saat Kulesi çokgen bir kaide

üzerinde yuvarlak gövdeli ve şerefeli

olarak inşa edilmiş. Minareyi

andıran kulenin kare prizma

şeklindeki şerefe üstü bölümünün

dört yüzüne de yuvarlak kadranlı

birer saat yerleştirilmiş. Kulenin

gövdesi üzerinde pencere yok.

Bezeme olarak yalnızca şerefe

altında şerit halinde kabartma

kuşaklara yer verilmiş. İlçe

merkezindeki kule küçük bir tepe

üzerinde yükseliyor ve bu onu

daha da görkemli yapıyor. Kulenin

üzerinde bulunan kitabede, kulenin

Kaymakam Reşit Bey tarafından

1889 yılında tamamlandığı

yazılıyor. Ancak kule günümüzde

yeniden tadilatta. Ve bu tadilatı

Türkiye’deki tüm saatlerin dilinden

anlayan tek kişi olan Ahmet Acun

gerçekleştiriyor.

‘Tik tak’lar arasında geçen bir

ömür

Ahmet Acun, ömrünü saatlere

adamış bir mekanik saat ustası.

Yükseklikleri 25 ile 85 metre

arasında değişen saat kulelerinin

en üst noktalarına çıkarak saatlerin

bakım ve onarımını yapıyor.

Türkiye’de görmediği, parçalarını

değiştirmediği, bakımını yapmadığı

saat yok. Aynı zamanda İtalyan

Katolik kiliselerinin Türkiye’deki

and men’s baths are in different

sections. The spring water, which

has a temperature of 37 degrees,

heals rheumatism, joint calcification,

nerve diseases, skin diseases such

as neuralgia and neuritis, and

muscle fatigue. According to surveys

conducted in 1935, it also has the

properties of mineral waters. The

water contains high amounts of steel,

sodium carbonate and iron. Tourists

from all over the world come to

recover their health in these waters.

The Lake Ladik is a natural protected

area. The floating islets (sources of

peat) of the lake, which is covering

an area of 870 hectares, attract the

interest of tourists. The lake is a

habitat of cranes, carps and lobsters.

Earthquake-resistant clock tower

One of the most popular buildings of

Ladik is the clock tower in the square.

It was built in 1906 by Reşat Akif

Pasha, governor of Sivas, and rebuilt

after the 1943 Ladik Earthquake in

accordance with the original tower.

The Ladik Clock Tower has a polygonal

base, a circular body and a balcony.

There is a circular clock face on each

of the four faces of the tetragonal

prism above the balcony of the

minaret-like tower. The body of the

tower contains no windows. The only

adornments are the strip-like reliefs

below the balcony. The tower in the

city center is standing on a small

hill that makes it more magnificent.

According to the inscription on the

tower, it was finished by Kaymakam

(district governor) Reşit Bey in 1889.

However, currently, the tower is again

under renovation. This renovation is

carried out by Ahmet Acun, the only

person who knows all clocks in Turkey.

Listening to ‘tick tocks’

during a whole life

Ahmet Acun is a mechanical

clockmaker who devoted his life to

clocks. He performs the maintenance

and repair of the clocks by climbing to

the highest points of 25-to-85-meterhigh

clock towers. There is no clock

in Turkey he did not see, he did not

replace its parts, he did not service.

He also performs the maintenance

and repair of mechanical clocks of

the churches affiliated with the Italian

Catholic Church, in Turkey and in

Italy. Acun spends almost his all

time in clock towers. Some nights,

he remains in a tower until morning

hours, to install a clock. We climbed

the Ladik Clock Tower with Acun, and

learned the details of the job from its

master.

It is very difficult to climb a clock

tower. The interior is hardly more

than one person’s width. We wear a

yellow coverall and a helmet. While we

TÜRSAB DERGİ | TEMMUZ 2012 33


ve İtalya’daki kiliselerin mekanik

saatlerinin bakım ve onarımını

da yapan Acun’un neredeyse

ömrü saat kulelerinde geçiyor.

Bazı geceler, saatin kurulumunu

yapmak için sabaha kadar kulenin

içinde kaldığını söyleyen Acun’la

Ladik Saat Kulesi’ne çıktık, işin

inceliklerini ustasından öğrendik.

Saat kulesine çıkmak çok zor

bir iş. İçerisi bir insanın ancak

sığabileceği genişlikte. Üzerimize

sarı işçi tulumlarından giyip

başımıza da kask takıyoruz. Kulenin

tepesine ulaşmaya çabalarken,

Ahmet Bey Ladik Saat Kulesi’nin

Türkiye’nin en geniş kulelerinden

biri olduğunu söylüyor. En genişi

buysa, Ahmet Bey’in yaptığı iş

gerçekten de çok zor olmalı.

Ladik Saat Kulesi’nin

mekanizmasını tamir ediyor Ahmet

Acun. Daha sonra da dört bir

tarafındaki saatleri asıyor. Bunları

bir cümleyle anlattığıma bakmayın.

Saatler süren bir emek var ortada.

Üstelik tehlikeli de bir iş.

Ahmet Bey Çorum Saat Kulesi’nde

saatlerce asılı kalmış mesela.

İtfaiyenin yoğun çalışmaları

sonucunda kurtulmuş. Ama işini

çok sevdiğini ve tehlikelerinden

korkmadığını anlatıyor.

Ona göre saatlerde kullanılan

malzemeler sıcağa, soğuğa her

türlü hava şartlarına dayanıklı

olmalı. Hassas noktalardan biri

de mekanizmanın yağlanması.

Yağlamada eksi 110 dereceye

kadar dayanabilecek özel bir

yağ kullanıyor. Mekanizmada

değişmesi gereken parçalar

varsa atölyesinde orijinaline

sadık kalarak yenilerini

üretiyor. Kulelerle ilgilenenler

mekanizmanın yağlamasını özenle

yaparsa saat kulelerine 5 yılda

bir periyodik bakım yapılmasının

yeterli olduğunu söylüyor.

Ahmet Acun’un dede mesleği

dediği saatçiliğe maalesef

günümüzde gençler pek ilgi

göstermiyor. Ahmet Bey’in en

üzüldüğü konulardan biri halefinin

olmaması. Saatler hem Osmanlı’nın

hem de Cumhuriyet’in özen

gösterdiği, incelikli bir sanat dalı.

Neyse ki günümüzde tıpkı Ladik

Belediyesi gibi saat kulelerine özen

gösteren belediyeler var.

Ladik Saat Kulesi, bir asırdan fazla

bir zamandır, tüm görkemiyle

Ladik halkına zamanı göstermeye

devam ediyor. Gidip görün. Çınar

ağaçları altındaki çay bahçesinde

bir de Türk kahvesi yudumlayarak

nice medeniyete ev sahipliği

yapmış bu kenti izleyin.

try to climb to the top of the tower,

Ahmet Acun says that that the Ladik

Clock Tower was one of the widest

towers in Turkey. If this is the widest

one, Acun’s job should really be very

difficult.

Ahmet Acun repairs the mechanism

of the Ladik Clock Tower. Then, he

hangs the clocks on the four faces.

But accomplishing this job took many

hours. Furthermore, it is a dangerous

one.

For instance, Acun remained

suspended in the Çorum Clock Tower

for many hours. He was rescued

by firefighters who worked hard.

However, he loves his job much and

he is not afraid of the dangers, he

explains.

Materials used in clocks have to

be able to resist heat, cold and all

kinds of weather conditions, he

says. Another important point is

the lubrication of the mechanism.

A special kind of oil that resists

temperatures down to minus 100

degrees is used. If some parts of the

mechanism needs replacement, he

produces them in his workshop in

accordance with the original ones. The

keepers of towers say that in case of

careful lubrication, clock towers need

maintenance just once every 5 years.

Unfortunately, clockmaking,

the occupation of Ahmet Acun’s

grandfather, does not attract the

interest of young people nowadays.

He is sad about the lack of a

successor. Dealing with clocks is

a fine craft cared during both the

Ottoman and Republican periods.

Fortunately, nowadays, there are

municipalities like the Municipality of

Ladik, which care clock towers.

The magnificent Ladik Clock Tower

has been showing the time to the

people of Ladik for more than

hundred years. Go and see it.

Delicately drink a cup of Turkish

coffee in its tea garden under the

plane trees, and watch this city, which

hosted many civilizations.

Ahmet Acun Ladik Saat Kulesi’nin

bakım ve onarım çalışmalarını

gerçekleştirirken

Ahmet Acun while performing the

maintenance and repair of the

Ladik Clock Tower

34 TÜRSAB DERGİ | TEMMUZ 2012


1981’den bu yana kaliteye, teknolojiye ve hizmete,

önem vererek; müşterilerimizin desteği ile

bugünlere geldik...

• Şirketimiz kuruluşundan bugüne teknolojiyi takip etmekte, yeniliklere anında uyum göstermektedir

• Müşterilerimizin güvenli ve konforlu seyahat etmeleri düşünülerek, filomuzda 2 yaşından büyük araç

bulundurulmamaktadır,

• VIP konfora sahip minibüsler ve midibüsler,

• Uzman ve deneyimli sürücülerimiz,

• Genç ve dinamik yönetici kadromuz ile her türlü turizm organizasyonunda 365 gün 24 saat, hizmete hazırız...

Köybaşı Cad. No: 128/2 Yeniköy - İstanbul

Tel: (0.212) 223 0 409 - 223 0 410 Faks: (0.212) 223 20 96 web adresi: www.miniturizm.com e-posta: info@miniturizm.com


GEZİ

travel

Halkidiki

‘cennet kadar güzel’

İstanbul’a sadece 700 kilometre uzaklıkta bulunan; tarihi, kültürü,

denizi ve eğlence hayatıyla adından söz ettiren Yunanistan’ın şirin

beldesi Halkidiki’yi keşfetmenin tam zamanı

2 Elif Türkölmez

36 TÜRSAB DERGİ | TEMMUZ 2012


Chalkidiki is ‘as beautiful as paradise’

It is the very time to discover the lovely town of Greece, Chalkidiki,

which is only 700 km from İstanbul and which is renowned for its

history, culture, sea and nightlife

TÜRSAB DERGİ | TEMMUZ 2012 37


Denize uzanan üç

koluyla adeta

Ege’yi kucaklıyor

Halkidiki. Burası

Kuzey Yunanistan’ın en güzel

tatil beldesi. Denizi billur, plajları

davetkar. Poseidon’un elinde

tuttuğu üç dişli zıpkına benzeyen

üç yarımadadan -Kassandra,

Sithonia ve Athos- oluşan

Halkidiki öylesine huzur verici

ki, hakkında anlatılan bir fıkraya

göre, öldüğünde cennete giden

bir kişi, kendini tutamayıp şunu

demiş: Halkidiki daha güzeldi!

TÜRSAB’ın 28-31 Mayıs

tarihleri arasında düzenlediği

inceleme gezisinde anladık

ki, gerçekten de Halkidiki’yi

görenler başka yerleri öyle kolay

kolay beğenmez. Burası hem

doğası hem tarihiyle eşsiz bir

yer. Selanik’e bağlı olan bölge,

Selanik havaalanına sadece bir

saat uzaklıkta. Kalabalık turistik

merkezlerin aksine, sakin, huzur

dolu, doğayla ve antik Yunan

kültürüyle iç içe. Üç yarımadadan

Athos bir dini merkez. Kassandra

golf sahaları ve eğlence

merkezleriyle, Sithonia ise

festivalleriyle ünlü.

En doğuda yer alan Athos’un

Arnavut kaldırımı kaplı kasaba

sokaklarında yürümek büyük bir

keyif. Bölgenin büyük kasabası

olan Ouranoupolis plajlarıyla

da gönül çeliyor. Meydandaki

kahvede oturup, çekirdekleri

az kavurdukları için neredeyse

sütlü kahve tadı veren Yunan

kahvesinden bir fincan içtikten

sonra, Maldivler’i aratmayan

denizinde serinleyebilirsiniz.

Bölgenin en meşhur yeri şüphesiz

Athos Dağı. Sadece manastırların

yer aldığı Athos Dağı’na ziyaretçi

girişi yasak. Rahipler arasında en

kıdemli olan kişi, sadece alışveriş

için çarşıya iniyor. Bugüne kadar

Halkidiki, Selanik’ten 1 saat uzaklıkta

Chalkidiki is 1 hour from Thessaloniki

TÜRSAB heyeti Halkidiki inceleme gezisinde

TÜRSAB delegation during the Chalkidiki inspection trip

With its three arms extending

towards sea, Chalkidiki, so to say,

embraces the Aegean Sea. This is

the most beautiful holiday resort in

Northern Greece. Its sea is crystal

clear, its beaches are inviting.

Chalkidiki, which consists of three

peninsulas resembling Poseidon’s

trident (Kassandra, Sithonia and

Athos), is so restful that according

to a joke, a person who ascended to

the heaven could not avoid saying:

Chalkidiki was more beautiful!

During the inspection trip organized

by TÜRSAB between May 28 and

31, we recognized that those who

see Chalkidiki will not be able to

like other places easily. This is a

unique place with both its nature

and history. The region, which is

attached to Thessaloniki, is only

one hour from the airport. Contrary

to crowded tourist resorts, it is

quiet, peaceful, and intertwined

with nature and the ancient Greek

culture. Athos is a religious center.

Kassandra is renowned for its golf

courses and nightclubs, and Sithonia

for its festivals.

Walking on the cobblestone-covered

town streets of Athos is a great

pleasure. Ouranoupoli, the biggest

town in the region, attracts interest

with its beaches. After drinking a

cup of Greek coffee, which almost

gives a taste of coffee with milk

since the seeds are roasted lightly,

in the coffee house at the square,

you can cool off in its sea, which

does not make you long for the

Maldives. Of course, the most

famous place in the region is

the Mount Athos. There are only

monasteries on the mountain,

and visitors are not allowed to

enter. The highest-ranking monk

goes down to the market only for

shopping. Reportedly, no woman

has visited this mountain until

today. The monks can only be

visited by their fathers. However,

they cannot see their mothers, for

women are not allowed to enter.

The nature is fascinating here.

Athos, a green peninsula covered

with vineyards and pine trees,

38 TÜRSAB DERGİ | TEMMUZ 2012


u dağa hiç kadın çıkmamış.

Rahipler sadece babaları

tarafından ziyaret edilebiliniyor.

Kadınların girmesi yasak

olduğu için buraya kapanan

rahiplerin annelerini görmesi

imkansız. Doğası büyüleyici.

Üzüm bağları ve çam ağaçlarıyla

kaplı yemyeşil bir yarımada

olan Athos, Meryem Ana’ya

adanan şapelleri nedeniyle SİT

alanı. Dingin, huzur verici Athos

Dağı’nı tekne turu yaparak

denizden izlemek mümkün.

Tekneden inerken kaptan ya da

yardımcılarından birine bahşiş

vermek adet.

Sithonia, Halkidiki’nin ortada

kalan ayağı. Dağlık bir bölge.

Bu yüzden burada en çok

yapılan aktivitelerden biri de

trekking. Porto Carras sahili ise

dalgasız denizi ve beyaz kumu

ile turistlerin gözdesi.

Halkidiki’nin Kassandra ayağı

ise bir golf merkezi. Buraya

sırf golf oynamak için gelenler

bile var. Aynı zamanda eğlence

hayatının kalbi de burada

atıyor. Yunan müziği sevenler

için özel mekanlar olduğu

gibi dans müziği için özel

olarak tasarlanmış kulüpler

ve barlar da mevcut. Yani

Halkidiki’de isterseniz doğa,

tarih, kültür; isterseniz deniz,

güneş, kum; dilerseniz de spor,

eğlence ve dans dolu bir tatil

geçirilebilirsiniz.

is a protected area because of

the chapels dedicated to Mother

Mary. The quiet and restful Mount

Athos can be seen from the sea

by joining a boat tour. Giving a

tip to the captain or to one of his

assistants while leaving the boat is

customary.

Sithonia, the middle peninsula

of Chalkidiki, is covered with

mountains. Therefore, trekking is

among the most popular activities.

The beach of Porto Carras attracts

the tourists with its calm sea and

white sand.

Kassandra is a center of golf. Some

people visit this peninsula only to

play golf. At the same time, it is

the center of nightlife. There are

clubs and bars for dancing, as well

as special places for Greek music

lovers. In other words, if you go to

Chalkidiki, you can have a vacation

full of nature, history and culture,

or sea, sun and sand, or sports,

entertainment and dancing, as you

wish.

An authentic Ottoman village:

Arnea

If you wish to visit Thessaloniki

before arriving in Chalkidiki, let

us remind that the house in which

Atatürk was born and which has

been converted into a museum

is under renovation and closed,

reportedly until early September.

One of the places that should be

visited is Arnea, an old Ottoman

Halkidiki’nin ‘en’leri…

• En meşhur tadı, Kassandra’daki tüm köylerden alabileceğiniz

kekik balı.

• En güzel restoranları balıkçı köyleri Vourvourou ve Nea

Skioni’dekiler. Lüks değil, salaş. Ama lezzet de ambiyans da tam

puan alıyor.

• En görülesi yerleri Petralo’da, 70 bin yıllık iskeletlerin bulunduğu

yeraltı mağaraları, Nea Fokea’da ünlü Apostole Paul ve Bizans

kuleleri ve ünlü yeldeğirmenleri…

• En güzel şarap Sithonia’nın Porto Carras bölgesindeki Meliton’un

kendi bağlarının mahsülünden yaptığı Cabernet’ler…

• En geniş golf sahaları, Kassandra’daki Sani Beach Resort’takiler.

The ‘most’s of Chalkidiki

• Its most renowned flavor is the thyme honey, which you can buy in any

village in Kassandra.

• Its most beautiful restaurants are those in the fishing villages of

Vourvourou and Nea Skioni. They are not luxury, but shed-like. However,

they are No. 1 in terms of flavor and ambiance.

• Its best attractions are underground caves containing 70 thousand years

old skeletons in Petralona, the renowned Paul the Apostle and Byzantine

towers in Nea Fokea, and the renowned windmills.

• The best wines are the Cabarnet varieties produced by Meliton in the

Porto Carras region using the grapes of its own vineyards.

• The widest golf courses are those in the Sani Beach Resort, Kassandra.

G-Hotels’in

deniz manzaralı

restoranında canlı

müzik de var

In G-Hotels’

restaurant

overlooking the sea

offers live music too

TÜRSAB DERGİ | TEMMUZ 2012 39


Gerçek bir Osmanlı köyü: Arnea

Halkidiki’ye varmadan önce

Selanik’i gezmek isterseniz,

günümüzde müzeye çevrilen

Atatürk’ün doğduğu evin bu

yaz tadilatta ve kapalı olduğunu

hatırlatalım. Tadilatın Eylül ayının

başında bitmesi öngörülüyor.

Halkidiki’ye gidince gezilmesi

gereken yerlerden biri de eski bir

Osmanlı köyü olan Arnea. Deniz

seviyesinden yaklaşık 700 metre

yükseklikte yer alan bu şirin köyde

Osmanlı döneminden kalma

160 ev var. Bunlardan bazıları

orijinalliğini korurken, zamana

yenik düşenler ise orijinaline

sadık kalınarak restore edilmiş

durumda.

Yunanistan, ekonomik krizi aşmak

için turizmden faydalanmak

istiyor. Yunan turizmciler

Türkler’i ülkelerinde daha çok

görmek istediklerini belirtiyor.

Vize probleminin aşılması için

de çalışmalar başlatmışlar.

Midilli, Sakız, Sisam, Rodos ve

Kos adasına vize uygulamasının

kalkması bunun ilk adımı ama

devamı da geleceğe benziyor.

TÜRSAB’ın Halkidiki ziyareti

sırasında Türk turizmcilerle

görüşen Halkidiki Oteller Birliği

Başkanı Grigoris Tassios ve

Halkidiki Valisi Giorgos İoanuis

Türk ziyaretçileri burada daha

çok görmek istediklerini belirtti.

İnceleme gezisi sırasında

Türkiye’nin Selanik Konsolosu

Tuğrul Biltekin ile de bir araya

gelindi. Biltekin, Türk turizmcilere,

Selanik ve Halkidiki bölgesinin

huzurlu bir turizm kenti olduğunu

anlattı. İnsan bazen hemen

yanıbaşındaki güzellikleri

görmüyor. Oysa

Halkidiki bizim kapı komşumuz.

Kültürü, tarihi, doğal güzellikleri

ve misafirperver halkıyla bir

ziyareti hak ediyor.

village. There are 160 houses

dating from the Ottoman period in

this pretty village located about

700 meters above sea level. Some

of those are preserving their

original states, and those who

could not have been renovated

in accordance with their original

designs.

Greece wants to benefit from

tourism in order to overcome the

economic crisis. Greek tourism

professionals say that they would

like to see more Turks in their

country. They have begun to work

to solve the visa problem. The

first step was the removal of visa

requirements at the islands of

Lesbos, Chios, Samos, Rhodes and

Kos. Grigoris Tassios, President of

the Chalkidiki Hotel Association,

and Giorgos Ioannis, Governor of

Chalkidiki, who met Turkish tourism

professionals during TÜRSAB’s

visit, said that they would like to

see more Turkish visitors. During

the inspection trip, participants met

Tuğrul Biltekin, Consul General of

Turkey in Thessaloniki, as well. The

Thessaloniki and Chalkidiki region

is a peaceful tourist destination,

explained Biltekin. Sometimes, one

does not see beauties in the very

close proximity. Chalkidiki is our

next-door neighbor. It deserves

a visit with its culture, history,

natural assets and hospitable

people.

Halkidiki’nin plajları Maldivler’i

aratmıyor. Athos Dağı’ndaki

manastırları bot turu ile

görebilirsiniz

The beaches of Chalkidiki do not

make one long for the Maldives.

Monasteries on the Mount Athos

can bee seen during a boat tour

40 TÜRSAB DERGİ | TEMMUZ 2012


ŞEYLERİN TARİHİ

history of things

3 BİN YILLIK LEZZET

Aylardan Temmuz ise tarih köşesinde ne anlatılır? Elbette

dondurma. Bu sayıda, kimsenin “hayır” diyemeyeceği bu

lezzetin tarihçesine bakacağız. Ancak peşinen uyaralım:

Karşınıza yine Çinliler çıkabilir

2 Aylin Şen

42 TÜRSAB DERGİ | TEMMUZ 2012


Gündelik yaşam tarihiyle

ilgilinenler pek çok

nesnenin, buluşun,

alışkanlığın eski Çin’e

dayandığını bilir. Dondurmada

da durum değişmiyor, pek çok

bulgu, işaretler MÖ 1000’li yıllara

ve Çin’e götürüyor. Hatta Marco

Polo’nun Çin’den getirdiği tariflere

bakılırsa, buzla sütün karışımı

-yani gerçek dondurma- Çinlilerin

imzasını taşıyor.

O döneme, yani MÖ 1000’li

yıllara dönelim. Asya, büyük

uygarlıklara ve onlarla birlikte

büyük buluşlara hazırlanıyor.

Barutun, kağıdın yanında lafı bile

olmaz belki ama buluşlar gündelik

hayatı da etkiliyor. Buzun keşfi

ve kullanımı, bunlardan biri. Buz,

sadece soğutmak için değil yeni

lezzetler için de kullanılıyor. Yaz

sıcağında kimi yiyecek/içeceklere

atılan buz parçaları dondurmanın

habercisi oluyor.

Daha sonra yeniden Çin’e

döneceğiz. Ama şimdi tarih

yumağını sarıp yüzyıllar sonrasına

gideceğiz. Tarih MS 54. Roma

İmparatoru Neron, bilinen

dünyanın en güçlü isimlerinden

biri olarak hükümranlığını

sürdürüyor. Roma sokakları;

fethedilen diyarlardan getirilmiş

yiyecekler, baharatlar ve kölelerle

dolup taşıyor.

Kölelerin çeşitli “görevleri” var.

Kimileri, Neron’un da seyrettiği

Arena şenliklerinde ölecek.

Kimileri, o şenliklerde Neron’a

sunulacak “tatlı” için dağlara kar

toplamaya gidecek.

Malum, tarih kitapları

imparatorları yazar. Köleleri

ya da aşçıları değil. Bu yüzden

ismini asla bilemeyeceğimiz

-muhtemelen yine bir köle olanaşçısı

işte o karlarla tarihin ilk

dondurmalarından birini yaratmış.

Sıkıştırılmış karın üzerine bal

dökmüş, çeşitli meyve parçaları

serpmiş ve imparatora sunmuş.

A 3 THOUSAND YEARS OLD FLAVOR

What is to be dealt with, in the history section, if it is July? Of course,

ice cream. In this issue, we will focus on the history of this flavor,

which cannot be rejected by anyone. However, be cautious: You might

again encounter the Chinese

İmparator Neron

Emperor Nero

Those who are interested in the

history of everyday life know that

many objects, inventions

and habits originate

from the Ancient China.

The same is valid for

the ice cream.

Many findings

indicate the

1000s BC

and China.

Furthermore,

according to

recipes brought

by Marco Polo

from China, the

mixture of ice and

milk -the authentic ice

cream- bears the signature

of the Chinese.

Let’s return to that

period; i.e, 1000s

BC. Asia is preparing

for great civilizations

and great inventions. None of them

was as important as gunpowder or

paper, but the inventions changed

the everyday life as well. The

discovery and use of ice was one

of these inventions. Ice was used

not only to cool, but also to create

new flavors. Ice peaces added to

some foods/beverages in summer

months heralded the ice

cream.

We will return to China

later. But now, we

will go hundreds

of years

forward, to 54

AD. Roman

Emperor Nero

continues to

rule as one of

the most powerful

persons of the

known world. The

streets of Rome are full

of food, spices and slaves

brought from conquered

lands.

The slaves have

several “tasks”. Some

will die during the Arena

events watched by Nero as well.

Some will go to the mountains to

gather snow for the “desert” that

will be presented to Nero during

those events.

As you know, history books speak of

TÜRSAB DERGİ | TEMMUZ 2012 43


Marco Polo sayesinde

Yüzlerce yıl, dondurma buna

benzer tariflerle yenmiş. Ama

1254 - 1324 yılları arasında

Marco Polo tarih sahnesine

çıkmış. Uzun Asya gezisinden,

beraberinde makarnadan

tatlıya binbir tarif ve tatlıyla

dönünce lezzetin tarihini de

değiştirivermiş.

Acaba Marco Polo’nun Çin usulü

dondurma tarifini ilk deneyenler

ne düşündü? Beğendi mi?

Kimbilir! Ancak bir süre sonra

buzla sütü buluşturan formül

öyle bir tutmuş ki, eski yöntemler

unutulup gitmiş. Dahası, dünyaya

Roma dondurması diye özel bir

çeşit bile kazandırmış.

“Roma’da olan Roma’da kalır”

denmiş. Ama bu, dondurma için

söz konusu olmamış. Fransa Kralı

II. Henri ile evlenen Catherine

de Medicis, yanında aşçılarını

da götürmüş. O aşçılar da önce

Fransız sarayına, sonrasında tüm

Avrupa asilzadelerine dondurmayı

tanıtmış. Sıradan insanların bu

özel lezzeti tanıyabilmesi için

elbette zaman geçmesi gerekmiş.

Ama bir kez keşfedilince de

Marco Polo’nun babası ve amcasıyla Çin’e varışını gösteren minyatür

A miniature depicting Marco Polo’s arrival in China with his father and uncle

neredeyse dondurma çılgınlığı

yaşanmaya başlanmış.

Düşünün, kayıtlara göre Marco

Polo’dan sadece 2 yüzyıl kadar

sonra, 1676 senesinde Paris’te

250’ye yakın dondurmacı olduğu

biliniyor. Sayı bu kadar artınca

rekabetin de arttığı ve sürekli

yeni karışımlar denendiği açık.

Dondurmaya çağ atlatansa,

zahmetli yayıkları devre dışı

bırakan soğutucu makineler

olmuş. 1900’lerden itibaren, bu

makineler sayesinde dondurma

daha da yaygınlaşmış. Hem

yemeyi kolaylaştıran hem de

lezzetini katlayan külahı ise,

ilk kez 1904’te ABD’de St.

Louis’de düzenlenen Dünya

Fuarı’nda ortaya çıkmış.

Dünyanın en

lezzetli serüveni,

günümüzde de

devam ediyor.

Dondurma

yaratıcıları

yüzlerce

çeşitle

aklımızı

çeliyor.

Ne

diyelim...

Afiyet

olsun!

emperors, but not slaves or cooks.

His cook, the name of whom will

ever remain unknown (probably

another slave), created one of the

first ice creams in the history with

that snow. He poured honey over

condensed snow, added pieces of

various fruits, and presented it to

the emperor.

Marco Polo’s contribution

The recipes of ice cream did not

differ too much, for hundreds of

years. However, between 1254

and 1324, Marco Polo was on the

stage of history. He changed the

history of flavors as well, when

he returned from his long travel

through Asia with all sorts of

recipes and deserts.

What did the first people who

tasted Marco Polo’s Chinese ice

cream think? Did they like it?

Who knows! However, after a

while, the formula combining ice

and milk became so popular that

old methods fell into oblivion.

Furthermore, it became the origin

of a special sort of ice cream,

the gelato (“Roman ice cream” in

Turkish).

It was said, “What happens

in Rome remains in Rome”.

However, this was not the case

for ice cream. Catherine de’

Medici, who married King Henry

II of France, brought her cooks

to France. They introduced ice

cream first to the French court

and then to the European nobility.

Of course, it took time before

ordinary people could become

familiar with this special flavor.

Nevertheless, once discovered, it

caused, so to say, an ice cream

mania.

According to records, just about

2 hundred years after Marco

Polo, in 1676, there were almost

250 ice cream shops in Paris.

Obviously, such a high number

fueled competition and new

mixtures were tried continuously.

Ice cream was brought into a

new age by freezers that replaced

inconvenient churns. From 1900s

on, ice cream became more

widespread by means of these

machines. Ice cream cones, which

make eating ice cream easier

and adds flavor to it, emerged in

1904, at a World’s Fair held in St.

Louis.

The world’s most delicious

adventure is still going on.

Creators of ice cream allure us

with hundreds of varieties. What

can we say? Bon appétit!


Dün “karsambaç”

Bugün “marka”

Türkiye’nin yarattığı markalar üzerine yapılacak bir araştırma, kaçıncı

sırada olduğunu bilmiyoruz ama, mutlaka MADO’ya yer verecektir.

Maraş dondurmasından üretilen isim, bugün dünyanın pek çok

köşesinde biliniyor. Avustralya, Güney Kore, Hong Kong, Suudi

Arabistan, Dubai ve Bulgaristan’da insanlar maraş dondurması yiyor.

Dondurma tarihinde hiç de mütevazı olmayan böyle bir yer, dört

kuşak boyu süren bir çabanın sonucu. Aslında dondurma, Anadolu’da

1600’lerden itibaren “karsambaç” adıyla biliniyor. El değmemiş kara

eklenen pekmez ve meyve özleriyle “karsambaç”, bazı yörelerde

daha çok sevilip yeniyor. Kahramanmaraş ve onu çevreleyen Ahir

Dağı, o yörelerin başında geliyor. Yaşar ailesinin öyküsü, işte orada,

Osman Ağa’nın karsambaç ustalığı ile başlıyor. 1962 yılında açılan ilk

dükkanla devam ediyor.

25 metrekarelik o ilk dükkanda, Ahir Dağı’ndan getirilen kar, çabuk

erimemesi için öğüntü ya da çeltik kabuğu kullanılarak muhafaza

ediliyor. Kollu makinelerle çevrilen kara, Osman Ağa’dan miras özel

tatlar ekleniyor. Zaman içinde, maraş dondurması diye bildiğimiz o

özel, bıçakla kesilecek kadar sert ama ağızda eriyecek kadar yumuşacık

dondurmaya ulaşılıyor.

Dört kuşak boyunca geliştirilen kıvam, teknolojinin ve elbette hayal

gücünün yardımıyla yurtdışına da taşınıyor. Dünyanın pek çok

köşesinde milyonlarca kişi maraş dondurması ve o dondurmadan

yaratılan bir markayla tanışıyor.

Yesterday the “karsambaç”

Today a “brand”

Any survey on brands created by Turkey would definitely include MADO,

even if we do not know its ranking. The name derived from the Maraş ice

cream (“Maraş dondurması”) is currently known in many corners of the

world. People eat Maraş ice cream in Australia, South Korea, Hong Kong,

Saudi Arabia, Dubai and Bulgaria.

This remarkable place in the history of ice cream is a result of the efforts

of four generations.

In fact, in Anatolia, ice cream was known as “karsambaç” for 300

hundred years beginning from 1600s. The “karsambaç”, made by adding

pekmez (a molasses-like syrup) and nectars to snow, was more popular

in some regions, particularly in Kahramanmaraş near the Mount Ahir.

The story of the Yaşar family began there, with Osman Ağa’s mastery of

karsambaç. It continued with the first shop opened in 1962.

In that first shop covering 25 square meters, snow brought from the

Mount Ahir was stored using fine soil or rice shells to prevent rapid

melting. Special flavors inherited from Osmanağa were added to the snow

in hand-cranked churns. In time, the special ice cream, which is so hard

that it is cut with knife and which is so soft that it melts in the mouth, the

Maraş ice cream was developed.

The texture developed by four generations was transferred to foreign

countries by means of technology, and, of course, imagination. Millions of

people in many corners of the world become familiar with the Maraş ice

cream and with the brand originating from it.

TÜRSAB DERGİ | TEMMUZ 2012 45


GEZİ

travel

Bulutların ve şatoların gölgesinde

İRLANDA

Puslu bir havası, yemyeşil bir doğası, okyanusa

kıyısı var. Daha ne olsun derseniz, bir Ortaçağ

masaldan çıkmışçasına romantik sokaklarını,

mimari harikası kalelerini, insanın başını döndüren

uçurumlarını sayarız. İrlanda sizi çağırıyor!

2 Elif Türkölmez

In the shadow of clouds and castles

IRELAND

It is foggy, it has a very green nature, it has shores

on the ocean. If you find these sufficient, we will

continue: Its streets as romantic as those in the

fairy tales of the Middle Ages, its fortresses that are

architectural masterpieces, and its dizzying cliffs.

Ireland is inviting you

46 TÜRSAB DERGİ | TEMMUZ 2012


Dublin Kalesi ve Kilkenny Kalesi (altta)

Dublin Castle and Kilkenny Castle (below)

İrlanda ya da resmi adıyla

İrlanda Cumhuriyeti;

kuzeybatı Avrupa’nın en yeşil

bahçelerine, en ferah yağmur

sonrası toprak kokusuna ve en

güzel şatolarına sahip ülkesi. Büyük

Britanya Adası’nın batısında yer

alan bir ada ülkesi olan İrlanda’nın

doğusu İrlanda Denizi, batısı

Atlas Okyanusu, güneydoğusu St

George’s Kanalı, güneyi ise Kelt

Denizi ile çevrili. Suyu koyu mavi,

ağacı koyu yeşil. Yani doğası biraz

Karadeniz’i andırıyor. Her mevsim

yağış alan bu ülkeye giderken

yanınıza yağmurluk ve şemsiye

almanızda fayda var.

İrlandalıların ataları olan Keltler

buraya, Demir Çağı sırasında,

yani MÖ 8. yüzyıl ila 1. yüzyıl

arasında yerleşmiş. Günümüzde

daha çok Britanya ve İrlanda

ile sınırlı olan Kelt kültürüne o

dönemde İber yarımadasından

Anadolu’ya kadar Avrupa’nın her

bölgesinde rastlanıyordu. Roma

İmparatorluğu döneminde Roma

kültürü Kelt kültürünü zayıflatınca,

İrlanda ve Britanya gibi Roma

İmparatorluğu’nun sınırları dışında

kalan ya da sınır uçlarında bulunan

bölgelerde etkisini sürdürebilmiş bu

kültür. İrlanda’nın anadili aslında

Keltçe. Alfabe de Kelt alfabesi.

Ama 5. yüzyılda Romalı Palladius

ve Saint Patrick adaya gelerek

Hristiyanlığı yaymaya başlayınca

dil İngilizce’ye, alfabe de Latin

alfabesine dönüşmüş. Bugün yön

tabelalarından sokak adlarına kadar

her şey hem Keltçe hem İngilizce

olarak yazılıyor. Ülkeye Latin

alfabesini getiren Saint Patrick hala

çok önemli bir figür. İrlanda’nın

koruyucu azizi olarak kabul ediliyor

ve her yıl 17 Mart’ta İrlandalılar

tarafından ‘Saint Patrick Günü’

olarak kutlanıyor.

Tarihi işgal ve savaşlarla dolu

İrlanda her zaman savaşların,

Ireland, or officially the Republic

of Ireland is a country that has the

greenest gardens, the most refreshing

after-the-rain soil smell and the most

beautiful castles in northwestern

Europe. This island state located west

of the larger island of Great Britain

is surrounded by the Irish Sea on the

east, by the Atlantic Ocean on the west,

by the St George’s Channel on the

southeast, and by the Celtic Sea on the

south. Its water is dark blue, its trees

are dark green. Thus, it somewhat

resembles the Black Sea Region. Do

not forget your raincoat and umbrella

when you go to this country, which is

always rainy.

The Celts, who are the ancestors of the

Irish, reportedly settled here during the

Iron Age; i.e., between 8 th -1 st centuries

BC. In this period, the Celtic culture,

which is surviving mainly in Britain

and Ireland today, expanded over all

regions of Europe from the Iberian

Peninsula to the Anatolia. In the period

of the Roman Empire, when the Roman

culture weakened the Celtic culture, the

latter could maintain its influence only

in regions out of the territory of the

Roman Empire or in its border regions,

such as Ireland and Britain.

In fact, the native language of Ireland

is Celtic. And its alphabet is the Celtic

alphabet. However, when Palladius,

a Roman, and Saint Patrick came to

the island in the 5 th century and began

to spread Christianity, the English

language and the Latin alphabet were

adopted. Today, from direction signs

to street names, everything is bilingual

(Celtic and English). Saint Patrick is

still recognized as the patron saint of

Ireland and the Irish celebrate every

year the ‘Saint Patrick’s Day’ on

March 17.

Its history is full of occupations

and wars

Wars, conflicts and fights for the

throne never ceased to exist in Ireland.

In about the year of 800, it was subject

TÜRSAB DERGİ | TEMMUZ 2012 47


Cork City’de bulunan Lee Nehri’ndeki St Patrick’s rıhtımı

St Patrick’s Quay on the river Lee in the Cork City

çekişmelerin ve taht kavgalarının

içinde olmuş bir ülke. 800 yılı

civarında Viking akınına uğramış.

Vikingler İrlanda kıyılarında,

Dublin dahil, pek çok yerleşim yeri

kurmuş. Ancak etkileri 11. yüzyıl

civarında ortadan kalkmış. 1167’de

Normanlar tarafından işgal edilmiş.

14. yüzyılda ise İngiltere’nin etkisi

azalmış ve Kelt kültürü ve İrlandaca

tekrar ön plana çıkmış. 15. yüzyılda

İngiltere’de çıkan Güller Savaşı

İngilizlerin İrlanda’yı gözden

çıkarmalarına neden olmuş.

1532 yılında İngiltere kralı VIII.

Henry’nin Protestanlığı kabul etmesi

İrlanda’nın kaderini kökünden

değiştirmiş. İngilizler, Galliler

ve İskoçlar birer birer Protestan

olmalarına rağmen İrlandalılar

Katolik kilisesine bağlı kalmış. Bu

durum Kuzey İrlanda ile günümüzde

de devam eden, mezhep kavgasının

temelini oluşturuyor.

Günümüzde Birleşik Krallık’a bağlı

olan İrlanda ekonomik anlamda

bağımsız bir rejim uyguluyor.

Mezhep kavgası da çoğunlukla

çözülmüş durumda. İngilizlerle

özellikle 70’lerde devam eden

anlaşmazlıklar, 30 Ocak 1972

yılında İngiliz ordusunun Kuzey

İrlanda’daki kurtarılmış Derry

(Londonderry) bölgesindeki insan

hakları için yapılan yasadışı gösteriyi

kanlı biçimde bastırması ve bölgeye

girmesi olayından sonra neredeyse

bitti. Tarihe ‘Kanlı Pazar’ olarak

geçen olayda 17 kişi ölmüş, 34 kişi

yaralanmıştı. Günümüzde halen

her 30 Ocak’ta Derry Meydanı’nda

binlerce insan toplanır ve bu olayı

anmak için tören düzenler.

Bu ülkede ‘yılan yok!’

İrlanda’da gezip görecek çok yer

var. Newgrange‘te bulunan Slane,

Co. Meath, Taş Devri’nden kalma

5 bin yıllık bir mezarlık. Burası

dünyanın ilk astronomik gözlem

yeri olarak biliniyor. İngiltere

Wiltshire’da bulunan Stone Henge

kadar önemli ve ondan daha eski.

Croagh Patrick ise İrlanda’nın kutsal

dağı olarak biliniyor. Rivayete göre

Dublin’deki Saint Patrick Katedrali

Saint Patrick’s Cathedral in Dublin

to Viking raids. The Vikings established

many settlements on the shores of

Ireland, including Dublin. However,

their influence diminished towards

the 11 th century. In 1167, Ireland

was invaded by the Normans. In the

14 th century, the influence of England

decreased and the Celtic culture and

the Irish language became dominant

again. The Wars of the Roses fought

in the 15th century in England had

caused England to lose its interest in

Ireland.

Henry VIII of England’s adoption

of Protestantism in 1532 changed

the fate of Ireland fundamentally.

Although the English, Welsh and

Scottish became Protestant one after

the other, the Irish continued to follow

the Catholic Church. This led to the still

continuing religious struggle with the

Northern Ireland.

Today, the Ireland that is a part of the

United Kingdom has an independent

economic regime. Religious issues

have been solved largely. The conflicts

with the English, especially those

experienced in the 1970s, have almost

finished after the English army’s

bloody suppression of the illegal

protest for human rights organized

in the liberated Derry (Londonderry)

region in the Northern Ireland. 17

persons had died and 34 had wounded

during the ‘Bloody Sunday’. Today,

thousands still gather every year on

January 30 at the Derry Square to

commemorate this incident.

‘There are no snakes’ in this country!

There are many tourist destinations

in Ireland. The Slane, Co. Meath in

Newgrange is a 5 thousand years

old cemetery dating from the Stone

Age. It is known as the world’s first

astronomical observation place. It is as

important as the Stonehenge located

in the English county of Wiltshire, and

older than the latter.

Croagh Patrick is known as the holy

mountain of Ireland. It is narrated that

St. Patrick had banished the snakes in

this region and no snake was seen in

Ireland since then. In the Glendalough

region, early Christian monasteries

can be seen. This region is on a

48 TÜRSAB DERGİ | TEMMUZ 2012


St. Patrick bu bölgede, yılanları yok

etmiş ve o günden beri İrlanda’da

yılan görülmemiş. Glendalough

bölgesinde ise erken dönem

Hristiyan manastırı örneklerini

görmek mümkün. Bu bölge iki

nehrin arasındaki bir vadide

bulunuyor. Manzarası göz okşuyor.

Civarda ilk taş kilise örneklerine de

rastlayabilirsiniz.

İrlanda bir ‘şato ülkesi’. Hepsini

tek tek saymaya kalkarsak

yerimiz yetmez. O yüzden en

önemlilerinden biri olan Dublin

Şatosu’ndan söz edelim. 13.

yüzyılda inşa edilen bina, Vikingler

tarafından askeri kale olarak, daha

sonra İngiltere yönetimindeki

700 sene boyunca ise; hapishane,

hazine, mahkeme binası olarak

kullanılmış. Günümüzde de aktif.

Devlet kabulleri ve başbakanlık

göreve gelme merasimleri burada

yapılıyor. Yine Dublin’de bulunan

dünyanın en görkemli katedrali

Kutsal Teslis Katedrali de bu gezi

sırasında görülebilir.

Şatoları kadar uçurumları da

ünlü İrlanda’nın. Biraz ürkütücü

olmakla birlikte dünyanın en

nefes kesen doğal alanlarından

olan Moher Uçurumları nefis

Atlantik Okyanusu manzarasıyla

insanı heyecanlandırıyor.

Yükseklikleri 120 m. ile 214 m.

arasında değişen uçurumlar her

yıl milyonlarca turist tarafından

ziyaret ediliyor. Buraya giderken

rahat ayakkabılar giymekte ve

dikkatli olmakta fayda var.

İrlanda’ya gidince ‘pub’ları

ziyaret etmeden dönmek olmaz.

Pub, ‘public house’un kısaltması.

Yani buralar halkın buluşup

kaynaştığı, iş çıkışı uğrayıp

arkadaşlarını gördüğü yerler.

İrlanda şehir hayatının kalbi

buralarda atıyor desek abartmış

olmayız. Geleneksel İrlanda

müziği dinlemek isterseniz de bu

‘pub’lara uğrayabilirsiniz. Eski

binaların giriş katlarında yer alan

ve loş aydınlatmalarıyla dikkat

çeken ‘pub’larda en çok İrlanda’ya

özgü kahve likörleri ve siyah

bira tüketiliyor. Siz de bir ‘pub’a

oturun, İrlandalı bir yazardan,

mesela James Joyce’tan Ulysses’i

elinize alın ve hayallere dalın.

Gitmeden önce…

• Havasından mı suyundan mı bilinmez, İrlanda çok iyi yazarlar

çıkarmış. Oscar Wilde, George Bernard Shaw, William Butler Yeats,

Samuel Beckett ve Seamus Heaney gibi yazarların kitaplarını

okuyup, satır aralarında İrlanda hakkında bilgiler edinebilirsiniz.

• U2, The Cranberries, Van Morrison gibi popüler gruplardan

güncel müziği; Nox Arcana, Loreena McKennitt, Lunasa gibi

müzisyenlerden geleneksel Kelt müziğini dinleyebilirsiniz.

• Filmlerine bakalım derseniz, 1995 yapımı Braveheart (Cesur

Yürek) ve 2004 yapımı King Arthur’u (Kral Arthur) izleyebilirsiniz.

Gidince…

• Big Irish breakfast, artık tüm dünyada gelenekselleşmiş bir

kahvaltı çeşidi. Büyük İrlanda kahvaltısını denemeden dönmeyin.

• Shannon Irmağı kıyısında bir günbatımı görün.

• Sevdiklerinize, ülkenin sembolü olan üç yapraklı yonca şeklinde

bir hediye alın. Kolye, yüzük ya da toka…

Before you go...

• For some reason, Ireland produced very fine writers. You can read the

books of writers such as Oscar Wilde, George Bernard Shaw, William

Butler Yeats, Samuel Beckett and Seamus Heaney, and find information

about Ireland between the lines.

• Popular groups such as U2, The Cranberries and Van Morrison are

sources of contemporary music, and musicians such as Nox Arcana,

Loreena McKennitt and Lunasa are sources of traditional Celtic music.

• You can watch the films Braveheart (1995) and King Arthur (2004).

When you are there...

• Do not return without trying the Big Irish breakfast, which has become

traditional all over the world.

• Watch a sunset on the shore of the River Shannon.

• Buy three-leaved-clover-shaped (the symbol of the country) souvenirs

for your loved ones: Necklaces, rings or barrettes.

Donegal’daki Slieve tepeleri

Slieve cliffs in Donegal

valley between two rivers. Its view is

impressing. You can also encounter the

early examples of stone churches in

the neighborhood.

Ireland is a ‘country of castles’. Our

space would not suffice to mention all

of them. Therefore, let’s talk about the

Dublin Castle. The building constructed

in the 13 th century was used by the

Vikings as a military fortress, and later

as a prison, treasury and courthouse

by England for 700 years. It is still

active. Receptions and inaugurations

of presidents take place here. During

the same visit, the Cathedral of the

Holy Trinity, world’s most magnificent

cathedral located in Dublin, can be

seen.

Ireland’s cliffs are as famous as its

castles. The Cliffs of Moher, one of the

world’s most impressing natural areas,

excites one with its excellent view

of the Atlantic Ocean, although it is

somewhat frightening. The 120-to-214-

meter-high cliffs are visited by millions

of tourists every year. If you want to

visit this location, have casual shoes

and be careful. Once in Ireland, you

have to visit the ‘pub’s as well. ‘Pub’

is the abbreviation of ‘public house’.

These are the places where the people,

the employers meet their friends. So

to say, they constitute the center of

Ireland’s city life. You may also visit

the ‘pub’s to listen to the traditional

Irish music. The most consumed

items in these dim pubs located on

the ground floors of old buildings are

coffee liquors peculiar to Ireland and

dark beer. Sit in a ‘pub’, take a novel,

from instance James Joyce’s Ulysses

in your hand, and begin to dream.

TÜRSAB DERGİ | TEMMUZ 2012 49


GÜNCEL

actuel

Suyun yankısının peşinde

CAĞALOĞLU HAMAMI

Türk kültürü denince akla gelen ilk birkaç değerden biri de hamamdır. Dünyanın

neresine gidersek gidelim, geleneksel Tük hamamı ile karşılaşırız. ‘Turkish

delight’ gibi, ‘Turkish bath’ da artık marka olmuş bir gelenektir

After the echo of water

CAĞALOĞLU HAMAM

Baths are among the most popular values of the Turkish culture. We

encounter a traditional Turkish bath everywhere in the world. The ‘Turkish

bath’ is a tradition that has become a brand, like the ‘Turkish delight’

50 TÜRSAB DERGİ | TEMMUZ 2012


Türklerle bütünleşmiş

hamam geleneğinin en

eski temsilcilerinden

biri de şüphesiz

İstanbul’daki Cağaloğlu Hamamı.

Burası, İstanbul’un en büyük çifte

hamamlarından biri. Yerebatan

yakınındaki hamam, I. Mahmut

döneminde, 1740/41 yılları

arasında yaptırılmış.

Yapı, Barok üslubuyla inşa

edilmiş. Soğukluk ve sıcaklık

bölümlerinin düzenlenişinde ise,

klasik Osmanlı mimarisinden farklı

özellikler görülüyor. Erkekler için

düzenlenen bölümde, büyük bir

kubbeyle örtülü soyunmalıktan,

küçük bir kubbe ve yedi tonozla

örtülü soğukluğa geçiliyor. Sıcaklık

da sekiz mermer sütunu bağlayan

kemerlere oturan büyük bir kubbe

ile örtülü. Ortada büyük bir göbek

taşı, köşelerde kubbeli halvet

hücreleri bulunuyor. Cağaloğlu

Hamamı, Sultan III. Mustafa

tarafından şehrin artan su ve

odun ihtiyacı nedeniyle 1768’de

büyük hamamlar yapılmasının

yasaklanmasından önce inşa

edilen son büyük hamam olması

nedeniyle önem taşıyor.

Kadınlar kısmının kapısı yandan

Hamam Sokağı’na, erkekler

kısmının klasik mukarnas başlıklı

iki mermer kolon arasındaki kapısı

ise ana caddeye açılıyor. Cadde

zamanla yükseltildiği için erkekler

kısmına 10 basamak merdivenle

inilmeye başlanmış. Ortada

sanat değeri yüksek,

fıskiyeli havuz

var. Pencereler

tromplar

arasında

üçer üçer

yer alıyor.

Kubbe

merkezinde

bir

aydınlatma

feneri bulunuyor.

Camegahta şirvan ve

şirvanda soyunma

odaları bulunuyor.

Camegahtan çift

kapı ile girilen

soğukluk yarım küre

küçük bir kubbe ve 7

adet beşik tonozla örtülü.

Kubbeler, kemerler ve kolonlar

ile taşınmakta. Külhan her iki

sıcaklığın da arka duvarları

boyunca devam ediyor. Bu arada,

şirket kuruluş tarihlerine göre

yapılan bir sıralamada 1741 tarihli

Cağaloğlu Hamamı en eski Türk

firması olarak gösterilmiş. Tarihi

hamamın böyle bir özelliği de var.

The Cağaloğlu Hamam in İstanbul

is surely one of the oldest

representatives of this tradition.

This is İstanbul’s one of the largest

double baths. The bath near the

Basilica Cistern was built during

the reign of Mahmud I, between

1740 and 1741.

The building is in the

Baroque style. The

arrangement of the

cool and hot rooms has

features different from

those of the classical

Ottoman

architecture.

In the men’s

quarters,

the

undressing

room

covered

by a large

dome leads

to the cold room

covered by a small dome

and seven vaults. The hot room

also is covered by a large dome

resting on arches connecting

eight marble columns. There is a

large navel stone at the center,

and domed private rooms at the

corners. The Cağaloğlu Hamam

was the last large bath built before

the ban imposed in 1768 by Sultan

Mustafa III on the construction

of large baths because of the

aggravated water and wood supply

problems of the city.

The side gate of the women’s

quarters opens to the Hamam

Street, and the gate of the men’s

quarters, located between two

marble columns with classical

muqarnas capitals, opens to the

main street. Since the street was

raised, a stairway with 10 steps

leads down to the men’s quarters.

There is an artistic pool with a

water jet at the center. There

are three windows between each

pair of squinches. There is a

skylight at the center of the dome.

The changing room contains a

shirvan, and the shirvan contains

undressing booths. A pair of doors

leads from the changing room to

the cold room covered by a small

hemispherical dome and 7 barrel

vaults. Domes are supported by

arches and columns. The boiling

room extends along the rear walls

of both hot rooms. By the way, in

a list prepared according to the

foundation dates of companies,

the Cağaloğlu Hamam dating

from 1741 is shown as the oldest

Turkish company.

Cağaloğlu Hamamı’nın

akustiği de övgüye değer.

Hamam zaman zaman

klip çekimlerine ve moda

gösterilerine de ev

sahipliği yapıyor

The acoustics of the

Cağaloğlu Hamam also

deserves praise. The bath

sometimes hosts video

clip shootings and fashion

shows as well

TÜRSAB DERGİ | TEMMUZ 2012 51


Bir gelenek Cağaloğlu

Hamamı’nda yaşatılıyor

Eski Türk geleneklerinde önemli

bir yere sahip olan gelin hamamı

kültürü Cağaloğlu Hamamı’nda

yaşatılmaya devam ediyor. Bu

hamama her ne kadar yabancı

turistler daha çok ilgi gösterse

de, hamam yetkilileri Türk

örf ve adetlerine bağlılığını

göstermekte kararlı. Bunun için

de burada gelin hamamı, kına

gecesi gibi organizasyonlara çok

önem veriliyor.

Gelin adayı ve gelin alayının

düğünden hemen önce

düzenleyebileceği gelin hamamı

ve kına gecesi organizasyonları

için Tarihi Cağaloğlu Hamamı

birçok hizmet sunuyor. Kese,

masaj, lüks Osmanlı köpüklü

masajı gibi servisleri, Cağaloğlu

Hamamı’na özgü bahçesinde

Osmanlı kültürüne uygun açık

büfe servisleri, fasıl grubu,

dansöz ve darbuka eşliğinde

eğlencenin yanında kahve

falı servisi gibi hizmetleri de

bünyesinde bulundurarak gelin

adayına, ailesine ve yakınlarına

eğlence ve keyif dolu bir akşam

geçirtiyor.

Hamam, gelin hamamı, kına

gecesi organizasyonları dışında,

damat hamamı, bekarlığa veda

partileri, doğum günü partileri

ve özel organizasyonlar için kadın

ve erkeklere farklı seçeneklerde

birçok hizmet sunuyor. 21.

yüzyılda 17. yüzyıl nostaljisi

yaşamak isterseniz yolunuzu

Cağaloğlu’na düşürün.

Cağaloğlu Hamamı’nda gelin hamamı kültürü yaşatılıyor

The bridal bath culture is kept alive in the Cağaloğlu Hamam

A tradition is preserved in the

Cağaloğlu Hamam

The “bridal bath”, an important

ritual in the old Turkish traditions,

is preserved in the Cağaloğlu

Bath. Although this bath is more

popular among foreign tourists,

its managers are determined in

displaying their loyalty to Turkish

manners and customs.

Therefore, organizations such as

the “bridal bath” and the “henna

night” are highly valued here.

The historical Cağaloğlu

Hamam offers many services

for bridal bath and henna night

organizations, which are among

the building blocks of the Turkish

culture and which can be organized

by the prospective bride and the

bridal procession just before the

wedding. Rubbing with bath mitt,

massage and luxury Ottoman

bubble massage services, open

buffet services compatible with

the Ottoman culture in the garden

peculiar to the Cağaloğlu Hamam,

and entertainments accompanied

by fasıl (suite) groups, belly

dancers and goblet drums allow

the prospective bride, her family

and friends to enjoy a pleasant

evening.

In addition to bridal bath and

henna night organizations, there

are many other organizations for

women and men, including groom

baths, bachelor parties, birthday

parties and special events.

When you ever want to experience

17 th century nostalgia in the 21 st

century, make a visit to Cağaloğlu.

52 TÜRSAB DERGİ | TEMMUZ 2012


GEZİ

travel

Dinozorlar

çağına seyahat

Türkiye’nin ilk ve en kapsamlı tema parkı olan ‘Jurassic

Land’de dinozorların gizemli dünyasını keşfedin.

İstanbul’daki parkta geçmişe heyecan dolu bir yolculuk

yaparken bilimin sunduklarına da kulak verin

Journey to the age of dinosaurs

Explore the mysterious world of dinosaurs in the ‘Jurassic Land’,

Turkey’s first and most comprehensive theme park. While

enjoying an exciting journey to the past in the park in İstanbul,

listen to the offerings of science as well

Nesilleri bundan 65

milyon yıl önce tükendi

ama onlara olan ilgimiz

hiç bitmedi. Küçük

büyük herkesin; nasıl yaşadıklarını,

nasıl beslendiklerini ve yeryüzünden

nasıl kaybolduklarını merak ettiği

dinozorlar şimdi tekrar ‘aramızda’!

Forum İstanbul Alışveriş ve Yaşam

Merkezi’nde açılan ‘Jurassic Land’ ,

gezegenin en görkemli canlıları olan

dinozorların dünyasını keşfetmek

için birbirinden ilginç alternatifler

sunuyor. Burası bir çeşit eğlence

ve bilim parkı. İngilizce ismindeki

gönderme de bunun altını çiziyor;

eğitimle eğlence sözcüklerini

buluşturarak, etkinliği ‘edutainment’

olarak tanımlıyor.

Türkiye’nin ilk ve en kapsamlı tema

parkı olan Jurassic Land, bu tanımı

fazlasıyla hakkediyor. Ziyaretçilere

bilgiyle eğlenceyi bir arada sunuyor.

Park, dinozorların cüssesine yakışır

biçimde 10 bin metrekarelik dev bir

alana kurulu! İçinde, çağlar önce

yaşamış etçil, otçul, karada yürüyen

ya da uçabilen 70 dinozorun birebir

replikaları yer alıyor.İçeride ayrıca

bir dinozor müzesi, Türkiye’nin

en büyük 4D-6 efektli sineması,

eğlenirken öğrenme imkanı sunan

laboratuvarı, ‘showgarden’ ve

They became extinct 65 million years

ago, but our interest in them has never

exhausted. Everyone, young and old,

is curious about how dinosaurs lived,

how they fed and how they disappeared

from the earth, and now, they are “with

us” again!

The ‘Jurassic Land’ opened in the

Forum İstanbul Life and Shopping

Center offers many alternatives, each

one more interesting than the other, for

those who want to explore the world

of dinosaurs, the most magnificent

creatures of the planet. This place is

a kind of entertainment and science

park. Its name, the combination of the

words education and entertainment in

‘edutainment’, implies the same fact.

As Turkey’s first and most

comprehensive theme park, it quite

deserves this name. It provides

information and entertainment together.

In harmony with the sizes of dinosaurs,

the park was built on a huge area of 10

thousand square meters! It contains

full size replicas of 70 carnivorous,

herbivorous, terrestrial or flying

dinosaurs, which lived ages ago. There

is also a dinosaur museum, Turkey’s

largest 4D-6 movie theatre, a laboratory

combining entertainment and education,

a ‘show garden’ and a shop offering

special products, inside the park.

54 TÜRSAB DERGİ | TEMMUZ 2012


özel ürünlerin yer aldığı mağaza

bulunuyor.

Film gibi gezi!

Bir senaryo dahilinde gezilen

Jurassic Land’in hikayesi ise şöyle

başlıyor; Forum İstanbul’un

inşaatı sırasında bulunan dinozor

kemikleri uzmanların dikkatini çeker,

araştırmalar başlar! Ve böylece

Marmara Denizi’nin derinliklerinde

yepyeni bir dünya keşfedilir: Jurassic

Land ve Dinozorlar. Bu hikaye de,

uygulamaları da o kadar gerçekçi ki

insanın inanası geliyor. Zaten park,

Jurassic Park filmindeki dinozorların

tasarımını da üstlenen Amerikalı

NT&A şirketinin danışmanlığında

kurulmuş. Dinozorların ne kadar

gerçekçi olduğunu, kemik, gövde,

hareket kabiliyeti gibi özelliklerinin

orijinalleri ile ne kadar uyumlu bu

referanstan anlayabilirsiniz.

Parkın dikkat çeken bir bölümü olan

müzede farklı dönemlere ait dinozor

iskeletleri ve yumurtaları sergileniyor

ve dinozorların yaşadığı döneme

ait bilgiler paylaşılıyor. Klasik bir

müzeden farklı olarak çocukların

tırmanabilecekleri mağaralar ve

geçitler olan bu özel bölüm, Kültür

ve Turizm Bakanlığı’ndan müze

sertifikasına sahip.

Juracopter’e biner misiniz!

Jurassic Land’de çocukları bekleyen

sürprizlerden biri de Juracopter.

Türkiye’nin en büyük dört boyutlu,

altı efektli sineması olan Juracopter,

aslında dinozorların dünyasını

keşfetmek için tasarlanmış özel bir

araç.

Juracopter; zorlu hava, deniz altı ve

kara yolculukları için dizayn edilmiş.

Onunla çıkılan yolculukta pek çok

dinozor türü ile karşılaşacaksınız.

Juracopter ile yapılan tur bilim

merkezinin de üzerinde bulunduğu

tropik adada son buluyor.

Ancak heyecan bitmiyor. Bilim

merkezi turu rehberler eşliğinde

gerçekleştirilen kuluçka ünitesi ile

başlıyor. Bilim insanlarının buradaki

çalışmaları yakından gözlemleniyor

ve merak edilen tüm konulara dair

detaylar buradaki görevlilerden

öğrenilebiliyor. Yani çocuklarınızın

dinozorlarla ilgili sorduğu bitmek

tükenmek bilmez sorunların

cevapları burada!

Kuluçka sürecinden itibaren

gerçekleştirilen dinozor

araştırmalarının tamamı da burada

gerçekleştiriliyor. Kuluçka merkezi ile

başlayan gezide sonraki durak yeni

doğan ve veterinerlik hizmetlerinin

verildiği bölümler. Bu bölümlerde

tedavi gören dinozorlar ve tedavi

detayları ile ilgili bilgilendirme

yapılıyor.

Talya tarafından kurulan Jurassic

Land farklı kompleksleri bir

araya getirerek dünyada bir ilki

gerçekleştirdi. Bu dev tesis Türk

mühendisleri tarafından yaklaşık

8 ayda inşa edildi ve geçen sene

hizmet vermeye başladı. Yabancı

turistlerin de büyük ilgi gösterdiği

parkın dünyada bir eşi yok. Pek çok

ülkede dinozor parkları var ama

bunun kadar komplike olanına

rastlamak mümkün değil.

Talya Grup Yönetim Kurulu Başkanı

Rahmi Sayder “Türkiye’nin en büyük

tematik parkı olan

Jurassic Land’in

çocuklar kadar

büyüklerin de

ilgisini çekeceğini”

söylüyor. Gerçekten de

özellikle mağazada satışa

sunulan dinozor maketleri,

dinozorların yaşamını anlatan

kitaplar, CD’ler, DVD’ler insanı

bu görkemli canlıların hayatıyla

ilgili daha çok şey öğrenmeye

sevkediyor.

A film-like trip!

The story of the Jurassic Land, the

visitors of which follow a scenario,

begins as follows: Dinosaur bones

found during the construction of

the Forum İstanbul attract the

attention of experts, and surveys

begin! Consequently, a brand new

world is discovered in the depths of

the Sea of Marmara: The Jurassic

Land and the Dinosaurs. The story

and its implementations are so

realistic that it sounds believable.

In fact, the park was established

under the consultancy of the

American company NT&A, which

had designed the dinosaurs in the

film Jurassic Park as well. Thanks

to this reference, you can imagine

how realistic the dinosaurs are and

how well their features such as

bones, bodies and mobility match

with those of the original ones.

In the museum, one of the attractive

sections of the park, dinosaur

skeletons and eggs dating from

different periods are exhibited

and information about the period

during which dinosaurs lived is

provided. This special section,

which contains caves and

passages for children,

unlike ordinary

museums, has received

a museum certificate

from the Ministry

of Culture and

Tourism.

Jurassic Land’ın tamamlanması 8 ay sürdü. İçinde kuluçka merkezi, dört boyutlu

sinema ve müze bulunuyor

The construction of the Jurassic Land lasted 8 months. It contains an incubation

center, a 4-D movie theatre and a museum

Would you board the

Juracopter!

In the Jurassic Land, another

surprise for children is the

Juracopter. Turkey’s largest 4D

movie theater with six effects is in

fact a special vehicle designed to

explore the world of dinosaurs.

The Juracopter was designed for

difficult air, underwater and land

journeys. During the journey, you

will see many dinosaur species.

The tour with the Juracopter ends

in the tropical island that houses

the science center as well. But this

is not the end of the excitement.

The guided tour in the science

center begins with the incubation

unit. The activities of scientists

here are observed closely and all

kinds of details can be learnt from

the attendants. In other words, the

answers to your children’s endless

questions about dinosaurs are

here!

All dinosaur studies beginning

from the incubation process are

carried out here. During the trip

starting at the incubation center,

the next stops are the sections

where the newborn care and

veterinary services are provided.

In these centers, visitors are

briefed about dinosaurs receiving

treatment and about the details of

treatments.

The Jurassic Land established by

the Talya Group realized a first in

the world, by combining different

complexes. This huge facility was

built by Turkish engineers in 8

months and started to operate last

year. The park, which is a popular

destination for foreign tourists

as well, has no peer in the world.

There are dinosaur parks in many

countries, but none of them are such

complicated.

“Jurassic Land, Turkey’s largest

theme park, will attract the

interest of not only children, but

also adults,” says Rahmi Sayder,

Chairman of the Executive Board

at Talya Group. In fact, especially

dinosaur models and books, CDs

and DVDs about the life of dinosaurs

marketed at the store make one

want to learn more about the life of

these magnificent living beings.

TÜRSAB DERGİ | TEMMUZ 2012 55


NOT DEFTERİ

notebook

RÜYADA KARPUZ

GÖRMEK

Rüyada karpuz yemek ne anlama geliyor, bir fikrimiz yok. Ama

siz siz olun, karpuzu gece 9’dan sonra yemeyin. Ve rüyanızı

yakınlarınızla paylaşın. Bilim böyle diyor

2 Aylin Şen

TO SEE A WATERMELON IN DREAM

We have no idea about the meaning of seeing a watermelon in a dream.

However, never eat your watermelon after 9 pm. And share your dreams

with your friends. Science says so

56 TÜRSAB DERGİ | TEMMUZ 2012


Yüzyıllar önce, insanlar çok kilolu birini gördüklerinde “çok

yemiş de ondan” dermiş. O insanlar Latince konuşurmuş. “Çok

yediğinden dolayı” derken de “OB” takısı ile “yemek” fiilinin

karşılığı “ESUS” sözcüğünü bir araya getirirmiş. Yani, uzun lafın

kısası kilolu insanlar için OBESUS denirmiş. Pekçok tıbbi terim gibi bu tanım

da uzun süre tıpla sınırlı kalmış. Derken, kilolu olmanın neredeyse suç

sayıldığı çağımızda sokağın bile diline düşmüş!

Fazla kilo suçlama ya da aşağılama nedeni olmamalı kuşkusuz. Ama

yine de siz siz olun, kilolardan kurtulmaya bakın. Çünkü malum, fazla kilo

kalpten kemiklere hemen herşey için zararlı. Hatta -bu kadarı da olmaz

demeyin- aşırı yemek işitme kaybına yol açıyormuş! Çok yedikten sonra

konuşulanları anlamakta zorlanıyorsanız şaşırmayın!

Yemenin bir de “saati” var biliyorsunuz. Yemek için en iyi saat 06-07

arasıymış. Bilim insanları, kahvaltınızı bu saatler arasında yapın ve spordan

kaçının diyor. En sakıncalı saat ise 21.00 sonrası. Kişiden kişiye değişse

bile, bu saatten sonra beyin, sindirim organlarına “göreviniz bitti, paydos”

işareti veriyor. Şalteri kapatıyor. O saatten sonra yediğiniz herşey midenizde

kalıyor.

Beyin demişken, biraz da kumanda merkezinde dolaşalım mı!

Beynimizin gün içinde daha aktif olduğunu düşünürüz. Ama aslında

uyurken daha fazla çalışıyor. Herhalde gün boyu yaptıklarımızı gözden

geçirip; duyduklarımızı, gördüklerimizi tasnif ediyor. Gerekenleri arşivleyip

gereksizleri çöpe atıyor.

Siz uyurken harıl harıl çalışan bir “kesim” daha var: Deri hücrelerimiz.

Uyku sırasında deri hücreleri durmadan çalışır, daha sık bölünür. “Güzellik

uykusu” lafı boşuna değil galiba!

Geceyarısı -tam da deri hücrelerimiz harıl harıl bölünürken- rüyalar

başlar. “Rüya” sözcüğü Arapça’dan gelmedir ve “görmek” anlamını

taşır. Uyurken “görülenler” insanlık tarihi boyunca merak ve doğal

olarak araştırma konusu olmuştur. O araştırmaların bazılarına

göre, rüyalar, eğer doğru yorumlayabilirsek bize gelecekten

haber verir. Bazı araştırmalar ise rüyanın tümüyle kimyasal

bir süreç olduğunu ve bu yüzden hiçbir anlam taşımadığını

söyler. Sonuçları bir yana, rüyaları inceleyen bir bilim dalı var:

“Oneiroloji”

Oneiroloji kapsamında yapılan incelemelere

göre, rüya türleri arasında en ilginç olanı “lüsid

rüya” ya da kabaca özetlemek gerekirse

“bilinçli rüya” Yani, kişi rüya görürken rüya

gördüğünün bilincinde oluyor ve hatta

kimi zaman müdahale bile edebiliyor.

Fantezi gibi gelebilir ama, bilim

lüsid rüyanın gerçekliğini doğruluyor.

Dahası, bu konuda çok çarpıcı bir

“örneğe” de yer veriyor. Örnek,

Senoiler. Malezya’nın tropikal

ormanları arasında 1930’larda

keşfedilen Senoiler, antropolog

ve psikologlar tarafından “dünyanın

en mutlu topluluğu” diye niteleniyor.

Bunu da lüsid rüya ustası olmalarına

bağlıyor. İncelemelere göre, Senoiler, daha

çocukluktan itibaren özel bir eğitimden

geçiyor. Rüyaların anlatılması teşvik ediliyor.

Görülenler paylaşılıyor. Ve zamanla rüyaların

nasıl “denetlenebileceği” öğretiliyor.

İlginç notlarımızı bitirirken başa dönelim:

Eğer geç saatte ve çok yerseniz sıkıntılı rüyalar

görürsünüz. Aman dikkat!!!

Supposedly, hundreds of years ago, people said, “because, he ate too

much,” when they sow an overweight person.

They spoke Latin. And while saying so, they were bringing the prefix “OB”

together with “ESUS”, which meant “to eat”. In short, overweight persons

were called OBESUS. Like many medical terms, this definition remained

merely in the medical sphere for a long time.

Then, in our age, when being overweight is considered almost a crime, it

became a colloquial term!

Of course, overweight should not lead to blame or contempt.

Nevertheless, it is the best to lose weight. As you know, overweight is

harmful for almost everything from heart to bones.

Furthermore, eating too much supposedly leads to deafness! Do not wonder

if you have difficulties in understanding what is talked about, after eating

too much!

As you know, eating also has an “hour”. The best time for breakfast

supposedly is between 6:00 am and 7:00 am. Have your breakfast between

these hours and avoid exercising, say scientists. The most inconvenient

hours begin at 21:00 pm. Personal differences aside, after this hour, brain

orders the digestive organs to stop. After that hour, everything you eat

remains in your stomach.

After mentioning brain, let’s stay a while in the control center! We

suppose that it is more active during the day. But in fact it works more while

sleeping. Perhaps, it reviews what we did during the day, and sorts what we

heard and saw. It archives the necessary ones and discards the unnecessary

ones.

There is another section working hard during your sleep: Our skin

cells. They regenerate faster during sleep than during the day. Perhaps, the

“beauty sleep” concept is not a myth!

At midnight -precisely when our skin cells rapidly regeneratedreams

begin. The Turkish word for “dream” is “rüya”, which

means, “to see” in Arabic. What we “see” during our dreams has

been an object of curiosity and research throughout the history.

According to some researches, correctly interpreted dreams tell

the future. According to some other researches, dream is a merely

chemical process and therefore has no meaning. There is a scientific

branch analyzing dreams: “Oneirology”.

According to oneirological investigations, among types

of dreams, the most interesting one is the “lucid dream”,

or, roughly speaking, the “conscious dream”. In other

words, one is aware that he/she is dreaming and

sometimes he/she can even intervene.

It may appear like a fantasy, but science

is confirming the existence of lucid dreams.

Furthermore, there is a very impressive

“example”: The Senoi people. The Senoi

people, who were discovered in the

tropical forests of Malaysia in 1930s, are

described by anthropologists and psychologist

as the “world’s happiest community”. This

is attributed to their being masters of lucid

dreams. According to investigations, Senoi

people receive a special training from their

childhood on. Reporting dreams is encouraged.

The dreams are shared. And in the course of time,

it is taught how to “control” dreams.

At the end of our interesting notes, let’s go

back to the beginning. If you eat at late hours

and too much, you will have unpleasant dreams.

Caution!!!

TÜRSAB DERGİ | TEMMUZ 2012 57


OTEL

hotel

Tarihi yarımadanın

‘pembe köşk’ü

HOTEL DİVALİS

Sultanahmet’in en şık otellerinden Hotel Divalis lüks hizmeti

ev sıcaklığıyla birleştirmiş

The ‘pink villa’ of the historic peninsula

DIVALIS HOTEL

Divalis Hotel, one of the most fashionable hotels in Sultanahmet, combines

luxury services with the warmth of a home

Hotel Divalis’in teras manzarası eşsiz

The view from Hotel Divalis’ terrace is matchless

58 TÜRSAB DERGİ | TEMMUZ 2012


İnsanın evi gibisi yoktur.

Ama temiz, konforlu ve

şık bir otel odası da her

an ‘evim güzel evim’i

unutturabilir. İş dolayısıyla

sık seyahat edenler de,

gezip görmeyi sevenler de

bilir: Güzel bir otel insanın

ikinci evi gibidir. İstanbul

Sultanahmet’te bulunan

Divalis Otel de işte böyle

bir yer. Dünyanın en güzel

coğrafyalarından biri olan,

görkemli camiler, saraylar,

hamamlar ve sayısız tarihi

eserle dolu Sultanahmet’te

ikinci bir eviniz varmış hissi

yaratıyor. Dış cephesi pembe/

beyaz ağırlıklı boyanmış,

odalar sıcak ahşap detaylarla

süslenmiş. Çok büyük olmadığı

için sakin ve huzurlu. Dışarıdaki

kalabalıktan sıyrılmış, dingin

bir köşe…

Otel, tarihi yarımadanın

ortasında, Sultanahmet Camii,

Ayasofya, Topkapı Sarayı ve

Marmara Denizi’ne yürüyüş

mesafesinde yer alıyor.

Modern Osmanlı tarzı ile

tasarlanmış, ev sıcaklığında

dekore edilmiş odalarıyla

sizi evinizdeymiş gibi rahat

ettiriyor. Manzarası da enfes.

Bir yüzü, şehir surlarının

nefes kesici siluetine, diğer

yüzü ise Sultanahmet’in en

popüler yerlerinden Akbıyık

Caddesi’ne bakıyor. Odalar

ferah ve konforlu. Lükse önem

verenler için küçük ayrıntılar

düşünülmüş. Örneğin her

yatağın başucunda doğal

taşlar bulunuyor. Bu taşların

stres alma özelliği var. Yani siz

uyurken vücudunuzda biriken

kötü enerji bu taş tarafından

emiliyor ve siz de güne zinde

başlıyorsunuz.

Divalis Hotel, iş seyahati,

eğlence veya daha uzun

vadeli konaklama için uygun.

Otelin deneyimli personeli,

konforlu, keyifli bir konaklama

sağlamanız ve ihtiyaçlarınızı

karşılamanız için keyifle

çalışıyor. İstanbul Atatürk

Havaalanı, otele sadece 15

kilometre uzaklıkta.

Yerli yabancı turistlerin, iş

dünyasının ve keyifli bir tatil

geçirmek isteyen herkesin

gözdesi olan Divalis Hotel’in

enfes İstanbul manzaralı

bir terası da bulunuyor.

Burada bir kahve içerek

günün yorgunluğunu

atabilirsiniz. Otel, Mısır Çarşısı,

Kapalıçarşı, Laleli gibi alışveriş

merkezlerine de çok yakın.

Yani, otelden dışarı adımınızı

attığınızda hayatın tam içine

karışıyor, geri döndüğünüzde

ev konforuna kavuşuyorsunuz.

10 adet lüks odası bulunan

Divalis Hotel’e 0212 518 44

10 ve info@divalishotel.com

adresinden ulaşabilirsiniz.

Otelde 10 adet lüks oda bulunuyor. Yatakların başında stres alan doğal taşlar var

The hotel has 10 luxury rooms. There are natural anti-stress stones at the head ends

of beds

There is nothing like the comfort

of one’s own home. However,

a clean, comfortable and

fashionable hotel room might

make one forget his ‘sweet home’.

Business and leisure travelers

do know it: A beautiful hotel is

like the second home of a person.

The Divalis Hotel in Sultanahmet,

İstanbul, is such a place. Like a

second home in Sultanahmet, a

destination full of magnificent

mosques, palaces, baths and

countless historic artifacts.

It has a mainly pink and white

facade and rooms decorated with

fine wooden elements. It is quiet

and peaceful, for it is not too

large. A still corner isolated from

the crowd outside.

The hotel is located at the

center of the historic peninsula,

at walking distance to the

Sultanahmet Mosque, the Hagia

Sophia, the Topkapı Palace and

the Sea of Marmara.

Its modern Ottoman style and

home-like decorated rooms make

you feel as comfortable as in your

own home.

The view from the hotel also is

charming. One side of it faces

the breathtaking silhouette of the

city walls, and the other faces the

Akbıyık Street, one of the most

popular places in Sultanahmet.

The rooms are spacious and

comfortable.

Minor details have been taken

care of for luxury lovers. For

instance, there are natural

anti-stress stones at the head

end of each bed. While sleeping,

negative energies accumulated in

your body are absorbed by these

stones and you start your day

fresh.

Divalis Hotel is suitable for

business, leisure or longer-term

stays.

The friendly staff of the hotel

does their best to provide you a

comfortable and pleasant stay

and to satisfy your needs.

The İstanbul Atatürk Airport is

just 15 km from the hotel.

The Divalis Hotel, which is the

favorite place of local and foreign

tourists, business people and

everyone who look for a pleasant

vacation, also has a terrace with

an excellent view of İstanbul.

Here, you can relax while drinking

coffee.

The hotel is very close to the

shopping centers such as the

Spice Bazaar, the Grand Bazaar

and Laleli.

So, when you leave the hotel, you

enter into the heart of life, and

when you return, you have the

comfort of a home.

Contact information for Divalis

Hotel, which has 10 luxury rooms:

+90 212 518 44 10 and

info@divalishotel.com.

TÜRSAB DERGİ | TEMMUZ 2012 59


FESTİVAL

fest

Laleler Melbourne’de

açıyor

Ajandanıza eklemeyi unutmayın! 15-16 Eylül’de

Melbourne’de, ‘Avustralya Türk Lale Festivali’ zamanı

Tulips bloom in Melbourne

Be sure to add to your calendar! The ‘Australian Turkish Tulip Festival’

will be held on September 15-16, in Melbourne

Festivalde mehter takımı ve folklor

ekipleri de gösteriler düzenliyor

A Mehter Band and folk dance groups also

perform during the festival

Avustralya’da, 2005

yılından bu yana

geniş katılımlı ve çok

coşkulu bir ‘Avustralya

Türk Lale Festivali’ düzenlendiğini

biliyor muydunuz? Avustralya

Türk Kültür Platformu’nun özverili

çalışmalarıyla, artık bir geleneğe

dönüşen Lale Festivali, Türk

kültürünün binlerce kilometre

ötelerde bile yaşatıldığının en

güzel kanıtı. Avustralya Türk Kültür

Platformu Başkanı Hilkat Özgün

Eylül ayında gerçekleşecek festivali

ve Avustralya ile Türkiye arasındaki

kültür ve turizm ilişkilerini anlattı…

“Bizler, 2003 yılında dönemin

Melbourne Başkonsolosu Hasan

Aşan’ın desteği ve beş kişilik bir

komite ile Avustralya Türk Kültür

Platformu’nu kurduk. Avustralya

Türk Kültür Platformu, Türkiye

ve Türk kültürünün Avustralya’da

Did you know that an exciting

‘Australian Turkish Tulip Festival’

attracting many people has been

held in Australia since 2005?

The Tulip Festival, which has

become a traditional one thanks to

the devoted work of the Australian

Turkish Cultural Platform, is the

best evidence that the Turkish

culture is made popular even

thousands of kilometers away.

Hilkat Özgün, President at the

Australian Turkish Cultural

Platform, described the festival

that will be held in September and

the cultural and tourism relations

between Australia and Turkey.

We, as a committee of five

persons, established the

Australian Turkish Cultural

Platform in 2003, with the help of

Hasan Aşan, then Consul General

in Melbourne.

60 TÜRSAB DERGİ | TEMMUZ 2012


tanıtılması için çalışmalar yapan bir

sivil toplum kuruluşudur.

2005 yılında, zengin Türk

kültürünü, birlikte yaşadığımız

diğer toplum insanlarına tanıtmak

amacı ile Avustralya Türk Lale

Festivali’ni başlattık. Avustralya,

aynı coğrafyada birden çok

kültürün bir arada uyum içinde

yaşadığı bir ülke. Çokkültürlülük

politikası çerçevesinde kültürlerin

korunması ve diğer toplumlara

tanıtılması oldukça önem taşıyor.

Bu nedenle, bu yıl sekizincisi

düzenlenecek olan Türk Lale

Festivali ile Avustralya’da yaşayan

toplumları bir araya getirmek,

ülkemiz müziği ile tarih ve

kültürünü tanıtmak, kültürlerarası

köprü oluşturmak, toplumumuzun

kendine güvenini güçlendirmek ve

buna paralel olarak da Avustralya

nezdindeki itibarını yükseltmek

açısından büyük önem taşıyor.

Avustralya Türk Kültür Platformu

öncülüğünde 2005 yılında ilki

yapılan Lale Festivali bilgileri

Avustralya Çok Kültürlülük

Vakfı çalışmasıyla UC Printing

Pty tarafından, Avustralya

ilkokullarında yardımcı kitap olarak

okutulmak amacıyla ‘Turkish

Delights-Traditional Music and

Dance’ adı altında basıldı.

Festival, 2008 yılında Viktorya

Çokkültürlülük Komisyonu

tarafından ‘Çokkültürlülük

İlişkilerinde Üstünlük Ödülleri’

kategorisinde değerlendirilerek

‘Kültür Mirası’ ödülünü aldı.

Lale Festivali her yıl daha da

artan bir başarıyla devam ediyor.

Yurtdışından turlarla festivali

ziyarete gelenler oluyor. Festival,

Türk toplumunun diğer toplumlarla

kaynaşmasına katkı sağlıyor.

On binlerce kişiye ülkemizin tarih

ve kültürünü tanıtma imkanı

veren, kültürlerarası köprü

oluşturan bu festivalin bir diğer

amacı ise Türkiye’ye turistik

amaçlı seyahati özendirmek ve

artırmak. Avustralya Türk Kültür

Platformu organizasyonuyla

yapılan bu festival birçok alanda

amacına ulaşmış ve halen başarısını

sürdürme çalışmalarına devam

ediyor. Avustralya Lale Festivali

bu yıl 15-16 Eylül tarihlerinde

gerçekleşecek. Hepinizi festivale

bekliyoruz.”

The platform is an NGO carrying out

activities to promote Turkey and the

Turkish culture in Australia.

In 2005, we initiated the Australian

Turkish Tulip Festival to promote

the rich Turkish culture among other

community members with whom we

live together.

In Australia, many cultures

peacefully co-exist in the same

territory.

The preservation of cultures and

their promotion among other

communities is much valued within

the framework of the policy of

multiculturalism.

Therefore, the Turkish Tulip Festival,

the eighth of which will be held this

year, is very important in terms

of gathering communities living in

Australia, promoting Turkish music,

history and culture, forming an

intercultural bridge, strengthening

the self-confidence of our community,

and parallel to this aim, promoting

the reputation of it in Australia.

Data gathered for the Tulip Festival,

the first one of which was held

in 2005 under the leadership of

the Australian Turkish Cultural

Platform, was printed thanks to the

efforts of the Australian Multicultural

Foundation by the UC Printing Pty

under the title ‘Turkish Delights-

Traditional Music and Dance’, to be

used as a supplementary textbook

in Australian primary schools.

The festival received a ‘Cultural

Heritage’ award in 2008 from

the Victorian Multicultural

Commission, under the category

of ‘Excellency Awards for

Multicultural Relations’.

The Tulip Festival is becoming

more successful every year. Tours

are organized in foreign countries

to visit the festival.

The festival is contributing to the

mixing of the Turkish community

with other communities.

Another aim of the festival, which

allows promoting the Turkish

history and culture among tens

of thousands of people and which

forms an intercultural bridge, is to

encourage and increase tourism

travels to Turkey.

This festival organized by the

Australian Turkish Cultural

Platform has achieved its goals in

many areas and continues to aim

at becoming more successful.

This year, the Australian Tulip

Festival will be held on September

15-16. We are looking forward to

see you.

Avustralya Türk Kültür Platformu Başkanı Hilkat Özgün

Hilkat Özgün, President of the Australian Turkish Cultural Platform

TÜRSAB DERGİ | TEMMUZ 2012 61


Yepyeni uçuş

noktaları

Türk Hava Yolları, 11 Haziran’dan

bu yana Suudi Arabistan’ın Yanbu

şehrine uçuyor. Yeni başlayan

Yanbu seferleri haftada üç gün

yapılacak. Türk Hava Yolları’nın

İstanbul Atatürk Havalimanı -

Kiev arasında yapılan seferlerine

ilave olarak 19 Haziran’dan

itibaren İstanbul Sabiha Gökçen

Havalimanı’ndan Kiev’e haftada

üç sefer daha düzenleniyor. Türk

Hava Yolları, Temmuz ayında

yeni seferleriyle büyümeye devam

ediyor. Ulan Batur (Moğolistan),

Abidjan (Fildişisahili), Aalborg-

Billund (Danimarka) ve Oş

(Kırgızistan) noktaları, Türk Hava

Yolları’nın uçuş ağına katılıyor.

Bunun yanı sıra, Türk Hava

Yolları Londra, Manchester

ve Birmingham’dan sonra

şimdi de İskoçya’nın başkenti

Edinburgh seferlerine başlıyor.

İstanbul–Edinburgh seferleri 16

Temmuz’dan itibaren pazartesi,

salı, perşembe ve cumartesi

günleri olmak üzere haftada dört

gün karşılıklı olarak yapılacak.

Brand new

destinations

Turkish Airlines fly to the

city of Yanbu, Saudi Arabia,

since June 11. The newly

launched Yanbu flights will

operate three days a week. In

addition to Turkish Airlines’

İstanbul Atatürk Airport-Kyiv

flights, three flights from the

İstanbul Sabiha Gökçen Airport

to Kyiv are operated every

week since June 19. Turkish

Airlines will continue to grow

in July with new flights. Ulan

Bator (Mongolia), Abidjan

(Côte d’Ivoire), Aalborg-

Billund (Denmark) and Osh

(Kyrgyzstan) will be added to

Turkish Airline’s flight network.

Besides, with existing services

to London, Manchester and

Birmingham, Turkish Airlines

now adds flights to Edinburgh,

the capital city of Scotland.

İstanbul-Edinburgh flights will

operate from July 16 on, four

times a week, on Mondays,

Tuesdays, Thursdays and

Saturdays, in both directions.

Açılışta, Türk Hava Yolları 1. Bölge Satış Başkanı Akif Konar, Yanbu Havalimanı

Direktörü Süleyman Salih Al Rawaf, Yanbu Belediye Başkanı İbrahim Al Sultan ile

birlikte kurdela kesti

Turkish Airlines’ Senior Vice-President of Sales for Region 1, Akif Konar, cut the ribbon

at the opening with Yanbu Airport Director Süleyman Saleh Al Rawaf and Yanbu

Mayor İbrahim Al Sultan

Yeni codeshare anlaşması

Türk Hava Yolları ortaklığı ile Air Company Tataristan arasında Free

Sale Code Share Anlaşması imzalandı. 1 Haziran 2012 tarihi itibariyle

geçerli olacak anlaşma kapsamında, her iki havayolu İstanbul-Kazan

arasında icra ettikleri tüm seferlere karşılıklı olarak kendi kodlarını

koyarak satış yapabilecekler. Anlaşma sayesinde İstanbul-Kazan

uçuşları için yolculara daha fazla uçuş alternatifi sağlanabilecek.

New codeshare agreement

A Free Sale Code Share Agreement was signed between Turkish Airlines

and Air Company Tatarstan. Within the framework of the agreement, which

will be effective as of June 1, 2012, both airline companies will be able to

market all flights between İstanbul and Kazan operated by the other party,

by putting their codes. The agreement will allow both airlines’ passengers to

have more flight options on İstanbul-Kazan and v.v. routes.

62 TÜRSAB DERGİ | TEMMUZ 2012


THY Kırgız heyetini ağırladı

Türk Hava Yolları, gittikçe genişleyen uçuş ağıyla büyümeye devam

ediyor. 18 Temmuz’dan itibaren Kırgızistan’ın Oş kentine de seferler

başlıyor. Yeni başlayacak Oş seferleri öncesinde, Kırgızistan’dan bir

heyet Türk Hava Yolları Yönetim Kurulu ve İcra Komitesi Başkanı Hamdi

Topçu’yu makamında ziyaret etti. Kırgızistan Başbakanı Omurbek

Babanov, Kırgızistan Dışişleri Bakan Yardımcısı Dinara Kemelova,

Kırgızistan Maliye Bakan Yardımcısı Meder Temirbekov’dan oluşan

heyet, Topçu ile birlikte keyifli bir sohbet gerçekleştirdi.

Turkish Airlines welcomed a Kyrgyz

delegation

Turkish Airlines continues to grow with its steadily expanding flight network.

Flights to the city of Osh in Kyrgyzstan will begin on July 18. Before the

beginning of flights to Osh, a delegation from Kyrgyzstan paid a visit to the

Chairman of Turkish Airlines’ Board of Directors and Executive Committee,

Hamdi Topçu, at his office in İstanbul. The delegation, composed of Kyrgyzstan’s

Prime Minister Omurbek Babanov, Deputy Foreign Minister Dinara Kemelova,

and Deputy Finance Minister Meder Temirbekov, enjoyed a pleasant conversation

with Topcu.

Türk Hava Yolları Yönetim Kurulu ve İcra Komitesi Başkanı Hamdi Topçu,

Kırgızistan Başbakanı Ömürbek Babanov’a maket uçak hediye etti

The Chairman of Turkish Airlines’ Board of Directors and Executive Board, Hamdi

Topçu, gifted a model airplane to the Kyrgyz Prime Minister, Ömürbek Babanov

Latin Amerika ve Karayipler yolunda

Türk Hava Yolları, bölgesel bir havayolu ittifakı olan ALTA’ya katıldı.

Üyelikle birlikte Türk Hava Yolları’nın Latin Amerika ve Karayipler’deki

varlığının genişletilmesi amaçlanıyor. Türk Hava Yolları Genel Müdürü

Doç. Dr. Temel Kotil “Latin Amerika ve Karayipler pazarının uluslararası

taşıyıcılar için önemli olduğuna inanıyoruz. ALTA’ya üye olmamız

bölgede daha verimli operasyonlar gerçekleştirebilmemiz açısından

stratejik bir adımdır.” diyerek ortaklığa katılmanın önemini vurguladı.

Geleceğin yıldızları

Antalya’da

Kadın futbolunda çok hızlı

gelişmeler kaydeden Türkiye, bu

yaz UEFA 19 Yaş Altı Kadınlar

Avrupa Şampiyonası’na ev

sahipliği yapıyor.Türk Hava

Yolları sponsorluğunda Türkiye

Futbol Federasyonu’nun 2-14

Temmuz tarihleri arasında

Antalya’da düzenleyeceği

şampiyonada, Türkiye’nin

yanısıra, kategorisinde

Avrupa’nın en iyi yedi takımı

sahne alacak.

Stars of the future

in Antalya

As a country that has made rapid

progress in women’s football,

Turkey is hosting the UEFA

European Women’s Under-19

Championship this summer.

In addition to Turkey, Europe’s

seven top teams in their

categories will take the stage

in the championship, to be held

in Antalya between July 2 and

14 by the Turkish Football

Federation with Turkish Airlines’

sponsorship.

Towards latin America and the caribbean

Turkish Airlines joined ALTA, a regional airline alliance. Joining the alliance

cements Turkish Airlines´ commitment to expand its presence in the Latin

America & Caribbean region. Turkish Airlines’ Chief Executive Officer, Temel

Kotil, Ph.D. emphasized the importance of this move by saying, “We think that

the Latin American & Caribbean market is important for international carriers.

Joining ALTA is a strategic step to ensure more efficient operations in the region.”

TÜRSAB DERGİ | TEMMUZ 2012 63


İSTANBUL ARKEOLOJİ MÜZELERİ KOLEKSİYONUNDAN

AZIZE EUDOKIA IKONU

Azize Eudokia İkonu,

Lips Manastır Kilisesi’nde

(Fenari İsa Camii)

bulunmuş olan bu ikon, renkli

taşlardan yapılmış elbisesi

içinde Azize Eudokia’yı dua

ederken göstermektedir.

Eudokia, İmparator

VIII. Konstantinos’un hasta

kızı olmalıdır. İkonu çevreleyen

çerçevenin renkli taşlarından

bazıları eksiktir.

Ana Sponsor

İstanbul Arkeoloji Müzeleri

TÜRSAB’ın desteğiyle yenileniyor

İstanbul Arkeoloji Müzeleri

Osman Hamdi Bey Yokuşu Sultanahmet İstanbul • Tel: 212 527 27 00 - 520 77 40 • www.istanbularkeoloji.gov.tr

More magazines by this user
Similar magazines