Peygamberler Şehri: Şanlıurfa City of Prophets ... - Dedeman

dedeman.com

Peygamberler Şehri: Şanlıurfa City of Prophets ... - Dedeman

DQ

D E D E M A N Q U A R T E R L Y

S A Y I - I S S U E 1 0 ‹ L K B A H A R - S P R I N G 2 0 1 1

Peygamberler Şehri: Şanlıurfa

City of Prophets: Şanlıurfa

Yurtta Doğa Yürüyüşleri

Countryside Nature Walks

İspanyol Lezzeti Tapas

Delightful Spanish Tapas


A NEW DEDEMAN DAY IS BEGINNING

IN 4 DIFFERENT COUNTRIES,

17 CITIES AND 19 HOTELS.

Dedeman Hotels & Resorts International offers the same superior quality

of service everyday with the Traditional Dedeman Hospitality to all guests

who visit Dedeman Hotels for over 45 years.

Dedeman is thriving on improving, extending and “hosting the world”

successfully with the responsibility of being the biggest international hotel

chain in Turkey today. We invite companies that invest in the hotel industry

to become part of this success.

www.dedeman.com

+90212 444 4 336

hotels@dedeman.com


DQ

ÖNSÖZ-FOREWORD

1

Değerli Dedeman Dostları,

Bir deste DQ’muz var artık! Yayın hayatına başladığımız Aralık 2008 tarihinden bu yana

pek çok ülkeyi ziyaret ettik, ünlü simalarla söyleştik, lezzetli yemekler tattık, tariflerini

paylaştık, başarılı moda çekimlerine imza attık, ülkemizi daha yakından tanımak için

özellikle Anadolu’daki şehirleri gezdik… Bunları yaparken en çok da, her şeyi sizlerle

dergimiz aracılığı ile paylaşmaktan keyif aldık.

2011 İlkbahar sayımızın içeriği tabii ki 10. sayıya yakışır nitelikte. Halep ve Şanlıurfa

yollarındayız bu kez. Yeni yerler keşfetmek isteyenlere Türkiye’de gidebilecekleri doğa

yürüyüşü destinasyonları bölümümüz var. Nisan ayının en heyecanlı etkinliği İstanbul

Film Festivali’nden seçmece filmler, “The Young Turks” programının sunucusu Cenk

Uygur ile söyleşi, Dedeman Konya’da moda çekimi, küçük porsiyonlarda dev lezzetler

sunan tapas ve Dedeman Cappadocia otel müdürü ile röportaj bu sayımızın konuları

arasında.

Güneşli bir ilkbahar olsun!

Dear Friends of Dedeman,

We now have a dozen DQs! Since December 2008, when we began our publishing

career, we visited many countries, chatted with famous figures, tasted delicious foods,

shared their recipes, undertook successful fashion shoots and toured cities, especially in

Anatolia, in order to get to know our country better… While we did all of this, the part we

enjoyed the most was sharing everything with you via our magazine and reflecting it all in

our pages.

The content of our 2011 Spring issue is, of course, fitting for a 10th issue. This time

we’re on the roads of Aleppo and Şanlıurfa. We have an article on nature hike destinations

in Turkey for those who want to discover new places. Select films from the İstanbul Film

Festival, the most exciting event of April; a chat with Cenk Uygur, the host of the “The

Young Turks” program; a fashion shoot at Dedeman Konya; tapas, which offer colossal

flavours in small portions, and an interview with the general manager of the Dedeman

Cappadocia hotel are all in this month’s issue.

Have a sunny spring!

Tamer Yürükoğlu

Chief Excutive Officer

Dedeman Hotels & Resorts International


2

22

50

DQ ‹Ç‹NDEK‹LER-CONTENTS

10

32

58

64

ajanda-zoom

04 Türkiye’de ve dünyada olup bitenler

The news from Turkey and the world

trend

10 Yurtta doğa yürüyüşleri

Nature hikes in Turkey

röportaj-interview

16 “The Young Turks”ün sevilen yüzü Cenk Uygur

The Beloved Face of “The Young Turks”:

Cenk Uygur

58 Dedeman Kapadokya’dan haberler

News from Dedeman Cappadocia

seyahat-travel

22 Suriye’nin incisi: Halep

Aleppo: The Pearl of Syria

yemek-food

32 İspanyol lezzeti tapaslar!

Spanish Flavours Tapas!

kent-city

44 Peygamberler şehri Şanlıurfa

The City of Prophets: Şanlıurfa

moda-fashion

50 Gel ne olursan ol, gel!

Come, come whatever you are!

kültür&sanat

64 İstanbul Film Festivali

İstanbul Film Festival

haberler-news

70 Dedeman dünyas›ndan haberler

News from Dedeman Hotels

öykü-story

78 Begüm Ahu Ağlaç’tan yine keyifli bir hikâye

Another cosy tale from Begüm Ahu Ağlaç

DQ

DEDEMAN QUARTERLY

‹MT‹YAZ SAHİBİ - CHAIRMAN

Dedeman Hotel&Resorts International ad›na

Tamer Yürükoğlu

YÖNET‹M YER‹ - EXECUTIVE CONTACT

Dedeman Hotel&Resorts International

Y›ld›z Posta Caddesi No.52 34340

Esentepe- ‹stanbul

Tel: 0212 337 39 00

www.dedeman.com

YAPIM - PRODUCTION

AJANS MEDYA

GENEL YAYIN YÖNETMEN‹

EDITOR-IN-CHIEF

Arzu Karacadağ

YAZI ‹ŞLER‹ MÜDÜRÜ (Sorumlu)

MANAGING EDITOR

Nevra Nergiz

‹NG‹L‹ZCE BÖLÜM ED‹TÖRÜ

ENGLISH SECTION EDITOR

Zeynep Güler Tuck

KATKIDA BULUNANLAR - CONTRIBUTORS

Esin Müftüoğlu, Eda Yeşim, Hulusi Nusih

Tütüncü, Belma Saraçç›, Sema Şanl›,

Gizem Ünsalan, Deniz Tarı

REKLAM GRUP BAŞKANI

ADVERTISING GROUP CHAIRMAN

Gonca Alyanak Savc›

REKLAM KOORD‹NATÖRÜ

ADVERTISING COORDINATOR

Tolgay Gülten

MÜŞTER‹ TEMS‹LC‹LER‹

CUSTOMER DIRECTORS

Gözde Çokgezen, Özgür Çokgezen

AJANS MEDYA

Kuruçeşme Caddesi, No: 3

Kuruçeşme 34345 ‹stanbul

Tel: 0212 287 19 90

BASKI VE C‹LT / PRINTING PRESS

Apa Uniprint Bas›m San. ve Tic. A.Ş.

Had›mköy ‹stanbul Asfalt›,

Ömerliköy Mevkii 34555 Had›mköy,

Çatalca- ‹stanbul

Tel: 0212 798 28 42

Yay›n Türü 3 ayl›k, süreli, yerel

Bas›m Yeri ve Tarihi ‹stanbul, Mart 2011

Dedeman Hotel&Resorts International’›n

ücretsiz yay›n›d›r.

Complimentary copy of Dedeman Hotels&Resorts

International.

Dergide yay›mlanan yaz›, fotoğraf ve illüstrasyonlar›n

her hakk› sakl›d›r. Kaynak gösterilmeden al›nt›

yap›lamaz. Yaz›lar›n sorumluluğu yazarlara,

yay›nlanan ilanlar›n sorumluluğu ise sahiplerine aittir.

All rights are reserved that pertain to the written

materials, photographs and illustrations published in

the magazine. Nothing in this magazine may be

borrowed or reproduced without full credit being

given to the source.


Her zaman ve her yerde, sizin için

açılacak bir kapı mutlaka vardır.

3

HSBC Private Bank, uluslararası deneyimi ve bilgi birikimiyle

bugün tüm dünyada seçkin müşterilerine kişiye özel

birikim yönetimi hizmeti veriyor, beklentilerin de ötesinde

çözümler sunuyor. Hayatınızı daha da zenginleştirmek için

size de yeni kapılar açmaya hazırız. Ayrıntılı bilgi için:

(0212) 376 49 75

HSBC Bank A.Ş. tarafından yayımlanmıştır. HSBC Private Bank Türk hukukuna uygun olarak faaliyette bulunan HSBC Bank A.Ş.nin özel bankacılık bölümüdür.


4

AJANDA

DQ

“TEKNOLOJ‹, ‘YEN‹ DOĞA’ OLAB‹L‹R M‹”

İstanbul Modern Müzesi, “Bozulmamış, doğal bir dünya var mıdır”, “Doğa tasarımız aslında kültürel

bir kavram mıdır”, “İnsanın egemenliği geri dönüşü olmayan bir noktaya kadar yayılıp, doğanın yok

olmasına neden olabilir mi”, “Teknoloji, ‘yeni doğa’ olabilir mi” soruları ile sanatseverleri baş başa

bırakıyor. 23 Mart - 24 Temmuz arasında gerçekleşecek “Kayıp Cennet” sergisiyle, yeryüzündeki cennet

arayışımız; sürdürülebilirlik ve gelişme; doğanın kültür, endüstri ve teknolojiyle kaçınılmaz karşılaşması

gibi, bu gezegendeki bugünümüz ve geleceğimiz için büyük önem taşıyan bazı sorunları mercek altına

alınıyor. 19 çağdaş video ve dijital medya sanatçısı eserleri üzerinden ele doğa kavramını ele alıyor ve

geleceğimiz ile bugün arasındaki bazı sorunları mercek altına alıyor.

“CAN TECHNOLOGY BE THE ‘NEW NATURE’”

The İstanbul Modern Museum leaves art enthusiasts asking the questions “Is there an unspoiled,

natural world” “Is our nature design actually a cultural term” “Can human domination expand

until there is no return and lead to the destruction of nature” and “Can technology be the ‘new

nature’” The “Paradise Lost” show, which will take place from March 23- July 24, will focus

on our search for heaven on earth; sustainability and development and various issues such as the

inevitable juncture of nature with culture, industry and technology that carry great importance for

our present and future on this planet. 19 contemporary video and digital media artists tackle the

concept of nature via their works and focus on various issues between our future and today.


ŞEHR‹N

YEN‹ KLAS‹Ğ‹

Klasik müziğin uluslararası büyük ustaları yine dünya salonları ile aynı

takvimlerde İstanbul Resitalleri’ne geliyor. Romantik repertuardaki

mükemmel performansları ve üstün yeteneği ile piyano alanında dünya

çapındaki önemli birkaç isimden biri olan Paola Restani, İstanbul

Resitalleri kapsamında İstanbul’da. İlk resitalini verdiğinde henüz

12 yaşında olan, 1976 doğumlu olan İtalyan virtüöz 16 Mart akşamı,

Fulya Sanat Konser Salonu’nda müzikseverlerle buluşuyor.

5

THE CITY’S NEW CLASSIC

The international masters of classical music are once again visiting the İstanbul

Recitals along with worldwide halls. Paolo Restani, who is one of the few important

international names in the field of piano with his romantic repertoire and flawless

performances, is in İstanbul as part of the İstanbul Recitals. Born in 1976, this

Italian virtuoso was only 12 when he gave his first recital. Restani will meet with

music enthusiasts at Fulya Sanat Concert Hall on the evening of March 16.

MALLORCA

KLASİK ARABA

TUTKUNLARINI

ÇAĞIRIYOR!

Klasik araba tutkunlarından mısınız

Öyleyse rotanızı İspanya’nın cennet adası

Mallorca’ya çevirin. Çünkü Mallorca adası

10-12 Mart tarihleri adasında, Uluslararası

Klasik Araba yarışlarının yedincisini

düzenliyor. 60’tan fazla takım

Avrupa’nın en çekici festivali için

kabul edildi bile. Avrupa’nın her

yerinden gelecek olan takımları fazlasıyla

heyecanlandıran Mallorca Uluslararası

Klasik Araba yarışları, 600 km boyunca

eşsiz bir manzara ile Vintage arabalara

ev sahipliği yapacak. Detaylı bilgi için;

www.rallyislamallorca.com

MALLORCA INVITES FANS OF

CLASSIC CARS!

Are you a classic cars fanatic Then reroute yourself to Mallorca, the

paradise-like island in Spain. The island of Mallorca will be hosting

the seventh International Classic Car rally from March 10-12. Over

60 teams have already been accepted to take part in Europe’s most

attractive festival. The Mallorca International Classic Car rally is an

exciting opportunity for teams from all over Europe, and it will be

home to Vintage cars for 600 kilometres with a one-of-a-kind view.

For detailed information, visit www.rallyislamallorca.com


AJANDA

6 DQ

The Essential of Every Season: Soup!

Her mevsimin

vazgeçilmezi : Çorba!

Sofralarımızın vazgeçilmezi, her yemeğin başlangıcı, her

mevsimin vazgeçilmezi, hastalıkların şifasıdır çorbalar.

Hem Türk mutfağının hem de dünya mutfaklarının

olmazsa olmazı çorbalar, zengin içerikleriyle hem

gözümüzü hem de karnımızı doyuruyor. İlk çorbasını

9 yaşında yapan ve Türkiye’de ilk çorba konseptli

restoranını işleten Ebru Omurcalı birikimini Alfa

Yayınları’ndan çıkan Çorbanın Kitabı’nda okurlarla

paylaşıyor. 30 yıllık yemek yolcuğunda 3000’e yakın

çorba tarifi arşivine sahip olan yazar Omurcalı, kitabında

geleneksel Türk Mutfağı’nın yanı sıra İtalya, İngiltere,

Meksika, Hindistan, Jamaika ve Fas’a kadar gizli kalmış

mutfak lezzetlerinin kapılarını aralıyor. Kitapta bakliyatla

yapılan çorbalardan sebze çorbalarına, etli ve tavuklu

çorbalardan diyet çorbalar ve soğuk çorbalara kadar tam

154 çorba tarifini yer alıyor.

Soups are the can’t-do-without dishes of our tables, the beginners of every meal and the cure for illnesses. Soups are essential dishes in

both Turkish cuisine and world fare, filling both our eyes and our stomachs with their rich ingredients. Ebru Omurcalı, who made her first

soup at the age of nine, runs Turkey’s first restaurant with a soup concept. She shares her expertise with readers in “The Book of Soup,”

released by Alfa Publishing. Author Omurcalı has amassed an archive of nearly 3,000 soup recipes throughout her 30-year journey in the

field of food. In addition to traditional Turkish cuisine, Omurcalı opens the doors to hidden flavours from Italian, English, Mexican, Indian,

Jamaican and Moroccan cuisines. The book features a total of 154 soup recipes, ranging from those made with legumes to those made with

vegetables, soups featuring meat and chicken to diet and cold soups.

Ağızlar tatlanacak!

TO FLAVOURFUL MOUTHS!

The Australian city of Melbourne is counting down the days for the world’s most comprehensive food

and wine festival. Streets and arenas are already being prepared for this feast, which will begin on

March 4 and last for 10 days. Every part of the city has been adorned with posters. The Melbourne

Food and Wine Festival will host events that will spin the heads of those who are after flavours. With

over 250 events, the festival attracts food and wine enthusiasts from all over the world like a magnet.

For detailed information on events and the festival, which usually take place around the same time

each year, visit www.melbournefoodandwinefestival.com

Dünyanın en geniş kapsamlı yemek ve şarap festivali için

Avustralya’nın Melbourne kentinde geri sayım sürüyor. Mart ayının

4’ünde başlayıp 10 gün sürecek şölen için sokaklar, meydanlar

hazırlanmaya başladı. Kentin her köşesi afişlerle donatıldı.

Melbourne Yemek ve Şarap Festivali’nde lezzet avcılarının başını

döndürecek etkinlikler düzenleniyor. 250’den fazla düzenlenen

etkinlerle gerçekleşecek olan festival dünyanın her yerinden yemek

ve şarap meraklılarını bir mıknatıs gibi topluyor. Her yıl tarihleri üç

aşağı beş yukarı aynı olan etkinlikler ve festival ile ilgili detaylı bilgi

için; www.melbournefoodandwinefestival.com


LONDRA’DA

OLİMPİYAT

COŞKUSU

Uluslararası Olimpiyat

Komitesi’nin Singapur’da

yaptığı oylama sonucunda,

son turda Paris ile

yarışan Londra Temmuz

ayında kazandı ve 2012

Olimpiyatlarının ev

sahibi oldu. Olimpiyat

Oyunları’na daha önce

1908’de, son kez ise

1948’de ev sahipliği yapan

ülke 3. kez bu heyecanı

yaşıyor. 27 Temmuz – 12

Ağustos 2011 tarihleri

arasında gerçekleşecek

olan olimpiyat için 8.8

milyon biletin yüzde 75’i

Mart ayından itibaren

satışa sunuldu. Bu coşkuyu

kaçırmak istemiyorsanız,

yerinizi şimdiden ayırtın.

www.london2012.com

THE JOY OF THE OLYMPICS IN LONDON

As a result of the vote that the International Olympics Committee held in Singapore,

London, who was competing with Paris in the last round, won out in July and was

named the host of the 2012 Olympics. The country hosted the Olympic Games in

1908 and 1948, and it will experience this excitement for the third time. 75 percent

of 8.8 million tickets for the Olympics, which will be held from July 27 – August 12,

2011, are on sale as of March. Reserve your place now if you don’t want to miss out

on this joy. For detailed information, visit www.london2012.com

7

EL BULLI

Barselona yakınlarında, Girona’da bulunan El Bulli dünyanın

en iyi restorantı olma sıfatını yıllardır koruyor. Nisan ve Eylül

ayları arasında açık olan restoran dünyanın hiçbir yerinde

rastlayamayacağınız sunum şekilleri kullanıyor. Kızartılmış

Sanghay usulü tatlı çörek, Marakeş usulü yengeç, süt danası

iliğiyle hazırlanmış pita, mutlaka denenmesi gereken lezzetler

arasında. El Bulli’de akşam yemeği için rezervasyon yaptırmak

hemen hemen imkansız. Rezervasyon yaparken hafta sonları ve

Ağustos ayı gibi yoğun zamanları tercih etmeyin ve bu lezzete

ortak olabilmenin keyfini çıkarın.www.elbulli.com

Located in Girona, near Barcelona, El Bulli has carried its reputation as the world’s best restaurant for years. The

restaurant, which is open from April to September, offers a style of presentation you won’t find anywhere else in the

world. The Shanghai-style fried sweet pastry, the Marrakech-style crab and the pita prepared with suckling veal marrow

are among must-try flavours. It’s nearly impossible to make reservations for dinner at El Bulli. Try not to choose busy

times such as weekends and the month of August when making reservations at El Bulli so you can enjoy being part of

this flavour feast. www.elbulli.com


8

AJANDA

DQ

CAM

Türkçeye “Rastlantının Böylesi” diye çevrilen Gwyneth Paltrow’un filmi “Sliding Doors”u izlediniz

mi Hayatın aslında ne büyük rastlantılar üzerine kurulu olduğu, bir saniyelik gecikme ile nelerin nasıl

değişebileceğini gösteren etkileyici bu filmi anımsatan bir senaryo tiyatro sahnesine taşındı geçen aylarda.

Levent Kazak’ın yazdığı “Cam” isimli oyunda Dolunay Soysert, Mete Horozoğlu, Deniz Çakır, Bülent Alkış

ve Selen Uçer oynuyor. Oyun bir resim atölyesinde geçiyor. Hikaye; boşanmak üzere olan Mehmet ve

Rüya’nın üzerine kurulu. Eğer bu sezonda iyi bir oyun izlemek istiyorsanız bu kurgusu ilginç olan oyunu

kaçırmayın! Turne programlarını takip etmek için; www.aysaorg.com

CAM

Have you seen the Gwyneth Paltrow movie, “Sliding Doors” A script

that resembles this film, which showed how life is actually based on

such big coincidences and how a delay of one second can change

everything, took the theatre stage last month. The play “Cam,” written

by Levent Kazak, features actors Dolunay Soysert, Mete Horozoğlu,

Deniz Çakır, Bülent Alkış and Selen Uçer. The play takes place in an

art studio, with the story being based on Mehmet and Rüya, whose

divorce is imminent. If you want to see a great play this season, don’t

miss the interestingly set up “Cam.” For more detailed on their tour

program, visit www.aysaorg.com


D

10 T R E N D - T R E N D

ADIM

ADIM

TÜRKİYE!

Son 4-5

yıldır gittikçe

yaygınlaşan doğa

yürüyüşlerini hala

denemediyseniz

daha fazla

beklemeyin! Gün

boyunca doğanın

içinde olmak ve

tempolu şekilde

hareket etmek hem

ruhunuza hem de

bedeninize çok iyi

gelecek.

D

oğa yürüyüşü ya da ingilizce adıyla trekking, doğal hayatın içinde dağ,

bayır demeden yürümek ve yer yer tırmanmak anlamına geliyor. İş

yaşamının sıkıntılarından, şehir hayatının kargaşasından uzaklaşmak,

haftaiçinin fiziksel hareketsizliğinden haftasonu kurtulmak ya da doğaya yeniden

yakın olmak isteyenler için doğa yürüyüşü ideal bir grup egzersizi. Spor

salonlarının kapalı ortamında yapay yöntemlerle kondisyonunuzu artırmaya

çalışmak yerine doğanın içinde, temiz hava alarak ve yeni dostluklar kurarak spor

yapmak için harika bir seçenek.

Turist yürümeye geliyor

Türkiye, doğa yürüyüşleri için oldukça zengin bir coğrafya sunuyor. Neredeyse

her ilde dere tepe yürümek için değişik iklim, bitki örtüsü, eğim ve zorluk

derecesine sahip parkurlar var. Bugün sadece İstanbul’da 30’a yakın doğa yürüyüşü

firması mevcut. Hatta Türkiye’ye tatil amaçlı gelen turistlerin bir kısmı uzun

zamandır sadece doğa yürüyüşü yapmak için geliyor.

Yürüyüşten önce bunlara dikkat!

Doğa yürüyüşü birçok spora kıyasla oldukça kolay ve masrafsız.

Temelde rahat bir pantolon ve yürüyüş ayakkabısının yanı sıra

çoğunu evden rahatlıkla temin edebileceğiniz basit malzemeler

gerektiriyor. Fiziksel olarak özel bir engeliniz olmadığı

takdirde, en azından başlangıç aşaması parkurları için aşırı bir

kondisyon da gerekmiyor. Ancak bu bilgilerden yola çıkarak bu

işin çocuk oyuncağı olduğunu sanmayın!

YAZI-BY E G E E R ‹ M


TURKEY

STEP BY STEP!

If you still haven’t tried the nature

treks that have become more popular

in the last 4-5 years don’t wait any

longer! Being within nature all day

and paced moving will be great for

your soul as well as your body.

N

ature-walking, or trekking, means

walking around mountains and hills

in natural habitats, even climbing at

times. Trekking is the ideal group exercise for

those who want to get away from the problems

of work life, the chaos of city life, to leave

behind the inactivity of the work week on the

weekend or to be close to nature again. Instead

of trying to condition yourself in the closed

environment of gyms with artificial methods,

trekking in nature, by breathing fresh air and

making new friendships, is a great choice to

take part in sports.

11

Tourists come to walk

Turkey presents a rich geography for

trekking. In almost every province, there are

courses with different climate, flora, incline

and difficulty levels. In İstanbul alone, there

are nearly 30 trekking companies today. In

fact, a portion of the tourists who come to

Turkey for vacation have been coming for a

long time just to do trekking.

Pay attention to these before

walking!

Compared to many sports, walking in nature

is very easy and inexpensive. Basically, in

addition to comfortable pants and walking

shoes, all you need are simple tools, most

of which you can easily provide from

home. Physically, unless you have a special

impediment, you don’t even need extra

conditioning, at least for beginning level

courses. Yet don’t think that this is child’s

play based on this information!


Sağlık durumunuzu kontrol ettirin: 40 yaşın üstündeyseniz ve diyabet, yüksek tansiyon gibi düzenli

ilaç kullanmanızı gerektiren başka bir sağlık sorununuz varsa bir doktora görünmeden düzenli yürüyüşe

başlamanız tavsiye edilmiyor. Ayrıca sağlık durumunuz ne kadar iyi olursa olsun, mevsim normallerini aşan

çok sıcak veya çok soğuk havalarda yürüyüş yapmaktan kaçınmak gerekiyor.

12

Doğru beslenmeye özen gösterin: Doğa yürüyüşleri genellikle sabahın erken saatlerinde başlıyor.

Protein yönünden zengin ancak midenize yük olmayan hafif bir kahvaltı etmeyi ihmal etmeyin. Molalar için

de yanınızda yine hafif yiyecekler bulundurun. Yürüyüş öncesi ve sonrasında vücudunuzu tazelemek için

bol su tüketin.

Giysilerinizi dikkatli seçin: Mevsim şartlarına uygun giyinmek şart. Elbette vücudunuzun sıcağa veya

soğuğa olan direncini ve tepkisini en iyi siz bilebilirsiniz. Yine de içinize terletmeyecek pamuklu tişört

giymeye özen gösterin, soğuk havalarda yünlü giysileri tercih edin. Hazır yürümüşken kilo da vereyim

düşüncesiyle naylonlara sarılmayı ise aklınızdan bile geçirmeyin! Ayakkabı seçimi de yürüyüş kalitenizi

etkiliyen bir faktör. İnce tabanlı, yürüyüşe uygun olmayan, kayan ve ayağınızı tam olarak kavramayan

ayakkabılar, yağmur çamur ve engebeli bir araziyle birleşince ciddi tehlikelere davetiye çıkarabilir.

Yürüyüş parkurunuzu doğru seçin: Ne kadar hevesli olursanız olun, ilk yürüyüş parkurunuzu

seçerken yürüyüş firması yetkililerinin tavsiyelerine mutlaka kulak verin. Mevsime ve başlangıç seviyesine

uygun bir rota seçin. Sulak bir araziden kışın geçmeyi göze almak, bütün bir gün boyunca bataklıklarla

cebelleşmeyi de göze almak demektir, unutmayın!

Yürüyüş sırasında bunlara dikkat!

Sonunda oldu. Parkurunuzu seçtiniz, ekibinize katıldınız ve rehberinizle birlikte yola çıktınız. Doğanın

içinde, temiz havayı ciğerlerinize doldurarak yürümek bu satırları okurken size oldukça romantik görünse

de aslında bütün dikkatinizi o ana odaklamayı gerektiren zihinsel bir aktivite. Özellikle dağ şartlarındaki

yürüyüşlerde şehir hayatında hiç de alışık olmadığınız engebeli araziler, taşlar ve kayalıklarla bezeli dik

yokuş ve inişler çıkacak karşınıza. Paniğe kapılmayın, yalnız değilsiniz! Zaten doğa yürüyüşünün önemli bir

parçası da grup içi dayanışmayla bu zorlukların üstesinden gelmek.

Adım atma tekniğini öğrenin: Uzun ve temposuz adımlar sizi çabuk yorar. Gruptaki hiç kimseye ayak

uydurmak veya onlarla yarışmak durumunda değilsiniz, kendi temponuzu bulup ona göre yürümeye dikkat

edin. Turlarda çoğunlukla katılımcıların düzeyine uygun, orta karar bir tempo tutturulacaktır. Ancak

yürüyüşünüzden fiziksel zarar görmemek icin güvenlik ve enerji tasarrufu sağlayan ayak kitleme tekniğiyle

yürümeyi öğrenebilirsiniz. Bunun için önce adım attığınız ayağınızı yere sağlam şekilde basmak, sonra ise

geride kalan ayağı sürüklercesine çekmek ve yukarı kaldırmak gerekiyor. Bu sırada öndeki bacak tamamen

yükselmeli ve dik olmalı.

Molalarda enerjinizi tazeleyin: Yürüyüşlerde genellikle uzun molalar verilmez. Kısa molalarda

mümkünse sıcak içecekler tüketmeye, vücudunuzu soğuğa ve rüzgara karşı korumaya, sıvı kaybını

engellemek için bolca su içmeye özen gösterin.

İnişlere ekstra dikkat: Kazaların ve sakatlanmaların çoğunun iniş parkurlarında meydana gelmesi

tesadüf değil. Günün yorgunluğu kendini iyiden iyiye hissettirmeye başladığında doğal olarak dikkatiniz

azalacaktır. Bu aşamada kesinlikle acele etmeyin, topuklarınızı toprağa sağlam basarak, zemin müsaitse

saplayarak adım atmaya özen gösterin. Dengenizi sağlamak için dizleri bükerek, öne eğilerek veya batonlar

yardımıyla yürüyün. İnişlerde zarar gören ayak parmaklarınızı korumak için ise ortopedik tabanlardan

destek alabilirsiniz.


Have your health condition checked out: If you’re over the age of 40 and you have a health problem

like high blood pressure or diabetes that requires you to take regular medicine, it is not recommended that you

begin regular walking without first seeking a doctor. Additionally, no matter how good your health condition

is, it is a good idea to avoid walking in weather conditions like extremely heat or cold.

Pay attention to eat right: Nature walks generally begin in the early hours of the morning. Don’t forget

to have a light breakfast rich in protein yet not too heavy on the stomach. Carry light snacks with you for

breaks. Consume lots of water before and after walking to refresh your body.

13

Choose your clothing carefully: It’s necessary to dress according to weather conditions.

Of course you’ll know your body’s resistance and reaction to heat or cold the best. Still, be sure to wear a

cotton t-shirt that won’t make you sweat, and prefer wool clothes in cold weather. Don’t even think about

wearing nylon clothes thinking that you’ll lose weight while you’re already walking! Shoe selection is another

factor that affects your walking quality. Shoes with thin soles that slide and don’t grasp your feet properly

aren’t fit for walking, and they can cause serious injury in rough terrain, especially when they meet with rain

and mud.

Choose the right walking course: No matter how enthusiastic you are, certainly pay attention to the

advice given by walking company officials when choosing your first walking course. Select a route that fits

the weather and beginning level. Don’t forget that walking in a wet terrain in the winter means dealing with

swamps all day!

Pay attention to these while walking!

It’s finally happened. You’ve selected your course, joined your team and started on the road with your guide.

Even though walking in nature and filling your lungs with fresh air may seem romantic as you’re reading

these lines, walking is actually a mental activity that requires you give it all of your attention in the moment.

Especially in mountain treks, you’ll encounter rough terrains, steep hills and descends covered with stones and

rocks that you’re not used to in city life. Don’t panic; you’re not alone! An important part of nature walking is

actually overcoming these difficulties as a group.

Learn the technique of taking steps: Long steps that are not well-timed will tire you quickly. You don’t

have to keep up or compete with anybody in the group, so pay attention to finding your own pace and walking

accordingly. In ours, generally a middle-ground pace will be selected that fits the participants’ level. Yet in

order not to be physically harmed by your trek, you may learn to walk with the foot locking technique that

ensures safety and energy efficiency. In order to do this, you must first step securely on the foot with which

you’re walking, and then you must drag the remaining foot and lift it up. As you do this, the front leg must lift

up completely and be upright.

Refresh your energy during breaks: Generally, long breaks are not taken during treks. On short breaks,

try to consume hot beverages, if possible, to protect your body against the cold and the wind, and to consume

lots of water to prevent dehydration.

Be extra careful while descending: It’s no coincidence that most accidents and injuries occur on descent

courses. When the exhaustion of the day begins to make itself noticeable, naturally your attention will decrease.

At this stage, you must definitely not rush; pay attention to taking steps with your heels securely placed on the

ground and, if possible, thrust something into the ground. In order to secure your balance, walk by bending your

knees, leaning forward or using batons. To protect your toes that are injured during the descent, you may use

orthopaedic soles.


14

Yürüyüş için gerekli malzemeler

Tools necessary for walking

• Rahat bir yürüyüş pantolonu

veya eşofman

• Tişört

• Ayak bileğini kavrayan rahat

bir spor ayakkabı veya yürüyüş

ayakkabısı

• Çorap ve yedek çorap

• Polar veya kazak

• Eldiven, bere, şapka

• Yağmurluk

• El feneri veya alın lambası

• Matara veya termos

• Güneş kremi ve güneş gözlüğü

• Sırt çantası

• Sırt çantası içine eşyalarınızı

koyarken kullanmak üzere

naylon torbalar

• Çakı, kolonyalı mendil, kibrit,

düdük

• Comfortable walking pants or

a track suit

• T-shirt

• A comfortable pair of athletic

shoes or walking shoes that

grasp the ankle

• Socks and extra socks

• Pullover or sweater

• Gloves, beanie, hat

• Raincoat

• Flashlight or forehead light

• Flask or thermos

• Sunblock and sunglasses

• Backpack

• Plastic bags to use while

putting your belongings in your

backpack

• Pocketknife, refreshing towel,

matches, whistle


İstanbul: Ağva-Hacıllı, Sudüşen Şelalesi,

Sultanpınar Yaylası ve Uçmakdere Turu hem

birbirinden güzel doğa manzaraları hem de keyifli

yürüyüş parkurları vaadediyor.

Ankara: Karaören Göleti, Kızılcaören Yaylası,

Beypazarı-Dereli Köyü ve Kızılcahamam Kozlu

Kanyonu en renkli rotalar. Aktaş Vadisi veya Ilgaz

Dağı’nda kar yürüyüşü yapmayı da deneyebilirsiniz.

Antalya: Şelaleleriyle meşhur Antalya’da gezilmeye

değer çok parkur var. Uçansu ve Gizli Cennet

Şelalesi bunların başında geliyor. Biraz da tarih

derseniz Seleukeia yürüyüşünü öneririz.

Rize: Başı dumanlı Kaçkar Dağları profesyonel

dağcıların tercihi. Basit parkurları seçerek bu eşsiz

dağları ucundan da olsa keşfedebilir, dönüşte Ayder

Yaylası’ndaki kaplıcalara uğrayabilirsiniz.

Diyarbakır: Dağlarıyla ünlü bir bölgedesiniz.

Mihrap, Süpliz, Karacadağ, Zarga ve Püsküllü

Dağları doğa yürüyüşleri için ideal rotalar sunuyor.

Şanlıurfa: Halfeti Değirmen Deresi “saklı cennet”

olarak da biliniyor, listenizin başına yazın. Nemrut’ta

gündoğumu veya günbatımına tanıklık edebileceğiniz

parkurları da göz ardı etmeyin.

Konya: Gölleriyle ünlü Konya’da yürüyüş rotaları

da göl manzaralı. Beyşehir Gölü Milli Parkı, Meke

Krater Gölü çevresi, Akşehir Gölü çevresi ve Bolat

Yaylaları doğa yürüyüşlerine elverişli.

Kapadokya: Kapadokya ve çevresini keşfetmek için

çok farklı parkurlar mevcut. Hallaçdere Manastırı,

Devrent Vadisi, Mustafapaşa Köyü, Kızılçukur,

Saraltı Yeraltı Şehri ve elbette Ihlara Vadisi…

Erzurum: Dumlu ve Palandöken Dağları

turistler tarafından da sıkça tercih edilen yürüyüş

parkurlarıyla tanınıyor. Tortum Çağlayanı ve çevresi

ise doğal güzellikleriyle meşhur.

Bodrum: Muğla Kavaklıdere hem yürüyüş hem

de piknik için tercih edilen rotaların başında

geliyor. Tarihle iç içe olmak isteyenlere Küçük

Tavşan (Apostol) Adası ve Peynir Çiçeği Mağarası

yürüyüşleri uygun.

Gaziantep: En görkemli parkur için istikamet

elbette GAP. Hemen arkasından Belkıs Zeugma,

Dülükbaba, Hızır Yaylası ve Rumkale geliyor.

İstanbul: Ağva-Hacıllı, Sudüşen Waterfall, Sultanpınar

Prairie and Uçmakdere Tour offer both magnificent nature

views and enjoyable walking courses.

Ankara: Karaören Puddle, Kızılcaören Prairie,Beypazarı-

Dereli Village and Kızılcahamam Kozlu Canyon are the

most colourful routes. You may also try walking in the

snow in Aktaş Valley and Ilgaz Mountain

Antalya: There are many courses worth touring in

Antalya, which is famous for its waterfalls. The Uçansu

and Gizli Cennet Waterfalls are favourite destinations. If

you want some history, we recommend the Seleukeia walk.

Rize: The smoky Kaçkar Mountains are the choice of

professionals. By choosing easy courses, you can discover

these one-of-a-kind mountains, even if it’s the edge, and

visit the Ayder Prairie thermal spring on your return.

Diyarbakır: You’re in a region famous for its mountains.

The Mihrap, Süpliz, Karacadağ, Zarga and Püsküllü

Mountains offer ideal routes for nature walks.

Şanlıurfa: The Halfeti Değirmen River is also known as a

“hidden paradise,” so be sure to include it at the top of your

list. Don’t miss out on courses where you can watch the

sunrise or sunset at Nemrut.

Konya: Famous for its lakes, Konya’s walking routes also

feature views of the lakes. The Beyşehir Lake National

Park, the area surrounding the Meke Krater Lake, the area

surrounding the Akşehir Lake and the Bolat Prairies are fit

for nature walks.

Cappadocia: There are different courses that let

you discover Cappadocia. The Hallaçdere Monastery,

Devrent Prairie, Mustafapaşa Village, Kızılçukur, Saraltı

Underground City and the Ihlara Prairie…

Erzurum: The Dumlu and Palandöken Mountains are

known for the walking courses frequently preferred by

tourists. The Tortum Cascade and its surroundings are

famous for their natural beauty.

Bodrum: Muğla Kavaklıdere is one of the routes preferred

both for walking and for picnics. Those who want to be

within nature can choose the Küçük Tavşan (Apostol)

Island and Peynir Çiçeği Cave walks.

Gaziantep: For the most magnificent course, the

destination is, of course, GAP (Southeastern Anatolia

Project). Following closely are Belkıs Zeugma, Dülükbaba,

Hızır Prairie and Rumkale.

15


DQ

16 R Ö P O R T A J - I N T E R V I E W

Beware, The Young Turks Are Coming!

RÖPORTAJ / INTERVIEW - Ö Z G E C E Y L A N K U N D U Z

Savulun, Jön Türkler Geliyor!


Cenk Uygur: Çocukluğundan beri Amerika’da

yaşayan, başarılı bir Türk gazeteci. “The Young

Turks” programının yaratıcısı ve sunucusu... Cenk’le

hem programından hem kendisinden konuştuk.

Cenk Uygur, sadece genç değil aynı zamanda çılgın bir Türk.

Kimseden çekinmeden yaptığı dolaysız yorumları, kıvrak zekası,

korkusuz tavrı ve İngilizce’nin arasına istem dışı sıkıştırdığı Türkçe

argosuyla şaşırtan, güldüren, etkileyen; ilk kez izleyenlere “bu da

kimmiş” dedirten ilginç bir adam. Küçük yaşında gittiği Amerika’da,

hukuk gibi, herkesin mezun olmak bir yana kolay giremeyeceği bir

bölümden mezun olan, mesleğini en büyük aşkı olan gazetecilik için

bırakan.

17

Bize The Young Turks’ten biraz bahseder misiniz Özellikle

de pek tanımayan okuyucularımız için...

Biz dünyanın en büyük online haber programıyız. Politikadan pop

kültürüne kadar her türlü konudaki habere dürüst ve ilginç yorumlar

getiriyoruz. Ayda 23 milyon kez izleniyoruz ve seyircimiz bize, onlara

doğru ve gerçek haberleri getireceğimize dair güveniyor.

Böyle bir program yapma fikri nasıl ortaya çıktı

Bu, hep yapmak istediğim şeydi. Bence ister politika alanında olsun,

ister eğlence, ister spor, tüm haberleri size getiren tek bir program

olmalı. Ayrıca bana kalırsa, seyirciler, onlara gerçekten ne olup

bittiğini söylemenizi istiyor. Hükümetin ya da ünlülerin yayıncılarının

istediği gibi sadece haberleri direkt olarak aktarmanızı değil...

Cenk Uygur: A successful Turkish journalist who has been living in the States

since he was a kid. The co-founder and host of the show “The Young

Turks”… We had a talk with Cenk about himself and his show.

He is not only a young but also a crazy Turk. He is an interesting guy who

surprises and impresses people, makes them laugh with his direct comments,

fearless attitude, quick wits and his Turkish slang uttered involuntary

during the show; who makes people ask “who is this guy”. He went to the

States at an early age and he finished law school. Many people cannot even

dream to get in, let alone graduating. He then quit practicing as a lawyer

to be a journalist. Love of his life, his true calling...

Can you tell us about The Young Turks, especially for our readers who are not familiar with it

We are the largest online news show in the world. We do honest, interesting commentary on all of the news ranging from politics

to pop culture. We have 23 million views a month and our audience trusts us to bring them the real news.

How did you come up with the idea of such a show

It’s what I have always wanted to do. I think there should be one show that brings you all of the news, whether it’s in the field

of politics, entertainment or sports. I also believe that the audience wants you to tell them what’s actually going on instead of

just reporting the news straight as the government wants or the publicists for famous people want.


18

Programınız ilk ne zaman yayımlanmıştı İlk konunuz neydi, hatırlıyor musunuz

Biz bir radyo programı olarak başladık ve ilk programımız 14 Şubat 2002’deydi. Temel olarak

pop kültürüyle ve biraz da politikayla ilgiliydi. Ama Amerika Birleşik Devletleri Irak’ı işgal edince

program çok daha politik bir hal aldı çünkü bu o ana kadar gördüğümüz en acayip, anlamsız şeydi.

Kimdir bu Genç Türkler (Young Turks) Genç Türk olmak için ne gerekir Bu bir tavır

mı, politik bir duruş mu ya da bakış açısı mı

Genç Türkler sadece programımızda çalışanlar değil aynı zamanda her bir izleyicimiz. Bu, dürüstlük

gerektiren bir tavır. Program ilerici bir yaklaşıma sahip ama Genç Türk olmak için sizin de ilerici

olmanıza gerek yok. Sadece haberlere dair, dürüst bir fikriniz olmalı. Bunun için de prensipleriniz

yol göstermeli. Size birtakım şeyleri söylemeniz için para veren birileri değil...

Ekibinizi nasıl kurdunuz

Burada çalışan hemen herkes, ben de dahil olmak üzere, programın ilk başlarında para kazanmadan,

bedavaya çalıştı. Herkes, takım içindeki yerine, hak ederek sahip oldu. Zeki, kendini adamış,

çalışkan olduğunu gösterebilirsen seni işe alırız. Buradaki herkesi işe aldık çünkü her biri program

için vazgeçilmez olduklarını kanıtladılar. Onlara mutlak surette ihtiyacımız olduğundan ve çalışmaya

başladıklarında maddi bir karşılık beklemedikleri için burada çalışan herkese karşı inanılmaz bir

sadakat hissediyorum.

Hukuk fakültesi mezunu olduğunuzu biliyoruz. Hiç mesleğinizi yaptınız mı

Evet, dokuz ay boyunca... Nefret ettim. İşten ayrılmak için sabırsızlanıyordum ve şimdi kendime

başka bir meslek bulmuş olduğum için son derece mutluyum.

Avukatlık yapmayı bırakmaya ve yayıncılıkta çalışmaya başlamaya nasıl karar

verdiniz Zor bir karar değil miydi Herhangi biri çıkıp da “Hey, ne yapıyorsun sen

Çıldırdın mı” demedi mi

Evet, herkes deli olduğumu söyledi. Evet, son derece zordu. Babam neredeyse kalp krizi

geçiriyordu. Çok çok az para kazanarak 15 sene geçirdim. Ama en sonunda baktığımda, zor bir karar

değildi diyebiliyorum çünkü eninde sonunda yapacağım şey buydu. Bu zaten olacaktı. Bunu bildikten

sonra başka bir şansın olmuyor.

Programınız online olarak yayımlanıyor. Televizyonda yayımlansaydı daha fazla

seyirciniz olmaz mıydı

Hem evet hem de hayır. Televizyonda hemen o anda, program yayımlandığı anda izleyen daha

geniş bir seyirci kitleniz var ama online olunca genel olarak daha geniş bir izleyici kitlesinie sahip

olursunuz. MSNBC programımı yaptığımda yaklaşık 700 bin kişi beni canlı olarak izliyor ama The

Young Turks gün boyunca 800 bin kez izleniyor. Bunun çok da önemi yok çünkü bir noktada

televizyon ve online birleşecek ve aynı şey olacak. Biz aslında şu anda bu noktaya çok yakınız.

İzleyicinizin profilini çıkartabilir misiniz Ne tip insanlar izliyor sizi

%75’i erkek ama daha fazla kadını programı izlemeye davet ediyoruz, kadınları seviyoruz. %66’sı

25-54 arası yaş grubunda. Medyanın dışındaki insanlar için tuhaf bir yaş aralığı olarak görünse de

medyadaki insanlar için bu, altın bir demografik. Bu yüzden, açıkçası, reklamcıların sevdiği bir

izleyici kitlesine sahip olduğumuz için şanslıyız.

İnternetin size televizyondan daha fazla özgürlük sağladığını düşünüyor musunuz

Kesinlikle... Televizyonda birçok kural var. Bazıları anlamlı ama bazıları kesinlikle değil.


When was the first launch of the show What was the topic,

do you remember

We first stared as a radio show and our first show was on February 14, 2002. That show was

mainly about pop culture and a little bit of politics. But then when the US invaded Iraq the show

became much more political, because that was the most insane thing we’d ever seen.

19

Who are these young Turks What does it take to be a Young Turk

Is it an attitude Is it a political standpoint, a point of view

The Young Turks are not just everyone who works on our show, but also everyone in the audience.

It’s an attitude that demands honesty. The show is progressive but you don’t even have to be

a progressive to be a Young Turk, you just have to have an honest opinion of the news based on

your principles and not based upon what somebody is paying you to say.

How did you build your team

Almost everyone that works here firsts started working for the show for free, including me.

They earned their way on to the team. If you can show that you are smart, dedicated, hard

working, then we hire you. We hired everyone here because they proved they were indispensable

to the show. So, because we absolutely need them and because they started working for nothing, I

feel a sense of tremendous loyalty to everyone who works here.

We know that you are a law school graduate. Have you ever practiced

Yes, for nine months. I hated it. Couldn’t wait to get out and I’m thrilled that I found another

profession.

How did you decide to quit practicing as a lawyer and started working on

broadcasting Wasn’t it a tough decision to make Did anyone say

“Hey, what are you doing Are you crazy”

Yes, everyone said I was crazy. Yes, it was very tough. My father nearly had a heart attack. I

spent fifteen years making very, very little money. But in the end it was not a tough decision

because it was what I was meant to do. Once you know that, you don’t really have a choice

anyway.

Your show is running online. Don’t you think you would have more audience if it

ran on TV

Yes and no. TV has a larger live audience, but online has a larger audience overall. When I do

my MSNBC show I get about 700,000 people who watch me live, but over the course of the day

The Young Turks gets 800,000 views a day. This doesn’t really matter anyway because at some

point TV and online are going to merge and be close to the same thing. We’re actually very close

to that point.

Can you profile your audience What kind of people is watching you

They are 75% male (but we invite more women to watch of course, we love women). They are

66% in the 25-54 age group. For people outside of media that must seem like a weird age

bracket, but for people in media that is the golden demographic. So, honestly, we are lucky that

we just happen to have an audience that advertisers love.

Do you think internet gives you more freedom than if you were running the show

on TV

Absolutely. There are many rules on television, some of them make sense and other do not.


20

Para kazanabiliyor musunuz Çünkü

programınız televizyonda değil, online.

Kesinlikle... Bu zor bir şey ve yine bu zorluk

sebebiyle ülkede kârlı olabilmiş birkaç online

programdan biriyiz ama bizimki kadar geniş bir

izleyici kitlesine sahipseniz önemli miktarlarda

para kazanırsınız ve gelecek bize ait. Bu

noktadan sonra online’a olan eğilim sürekli

olarak yükselişte olacak.

Anavatanınızda insanların sizi yeteri kadar tanıdığını düşünüyor musunuz

Umarım bu konuda bana yardımcı olabilirsiniz. Herkes televizyona takılmış durumda. Ben de artık

televizyonda olduğum için medyadaki insanlar beni daha çok tanıyor, ancak gerçek insanlar söz

konusu olduğunda beni daha çok online programdan tanıyorlar. Bir Türk restoranına gittim ve

kapıdan girdiğimde beni ismimle karşıladılar ve televizyonda da olduğumu bilmiyorlardı. Yani, The

Young Turks’ün ünü Türkiye’ye ulaşmış olmalı.

En çok kiminle röportaj yapmak isterdiniz

Çok kolay: Barack Obama. Ne düşündüğünü bilmek isterdim çünkü benim için tam bir bilmece.

Neden gerçek değişimin mümkün olmadığını düşündüğünü bilmek istiyorum.

The Young Turks projesi, gelecekte başka bir şeye mi çevrilecek yoksa tamamen farklı

bir şey mi yapacaksınız

Online olduğunuzda sürekli olarak evrim geçirirsiniz. Değişim, saatte 100 mil hızıyla gerçekleşir. Şu

anda televizyon-online yayın birleşmesi için hazırlanıyoruz ama eminim yakında bu, başka bir şeye

dönüşecek.

Kaç kişi izliyor programınızı

Toplamda YouTube’da 400 milyon kez izleniyoruz. Her ay da yeni bir 23 milyon ekleniyor.

Programınıza çıkan kişiler arasından konuşmaktan çok zevk aldığınız ve

unutamadığınız biri var mı

Julian Assange. Bence o, yeni çağ gazeteciliğin kahramanı.Bir de Başkan Jimmy Carter var. Hayatını,

bu gezegeni daha iyi bir yer yapmaya adamış. Başkan olarak kararlarına her zaman katılmadım ama

gerçekten önem veriyor ve bu gezegendeki herkese yardım etmek için elinden geleni yapıyor.

Ne kadar sık seyahat ediyorsunuz En çok hangi ülkeyi görmek isterdiniz

Bu sıralar yurt dışında da konuşmalar yapıyorum. Oldukça düzenli bir şekilde... Her sene yaklaşık

iki kez gidiyorum. Ama bunun dışında seyahat etmek için vaktim yok. Bu yüzden konuşma

yaptığım ülkelerde, hazır oradayken etrafı görmeye çalışıyorum. Son iki konuşmam Londra ve

Amsterdam’daydı.

Seyahat ederken en çok nelere dikkat ediyorsunuz İlginizi neler çekiyor

Tarihi severim. Bir kentin veya ülkenin nasıl geliştiğini görmek isterim. Bugün olduğu hale nasıl

geldiğini, kentin nasıl büyüyüp geliştiğini bilmek hoşuma gider. Orada ilk olarak kimler vardı, orası

nasıl gelişti, kültürünü nasıl edindi, dünyadaki yeri nedir Bir anlık bir bakış insana çok fazla şey

söylemiyor. İçinde bulunulan şartlar ve çevre ise herşeyi söyler.

Türkiye’ye ne kadar sık geliyorsunuz

İstediğim kadar sık değil.


Can you make money Because your show is online and not on TV

Absolutely. It’s hard and that’s why we are one of the few profitable online

shows in the country, but once you have an audience as large as ours you make

significant money. And the future is ours, there is only more upside from here.

Do you think people know you well enough in your home country

I hope you can help me with that. Everyone is obsessed with television, so now

that I am on TV people in the media know me more, but as far as real people

go, they know me more from online. I just went to a Turkish restaurant and

they greeted me by name when I walked in the door and they had no idea

I was on TV, too. So, the word must have reached Turkey about The Young

Turks.

21

Who would you like to interview the most

That’s easy -- Barack Obama. I would love to know what he’s thinking because

he is a mystery to me. I want to know why he thinks real change is not possible.

Will the Young Turks project evolve into something else in the

future or will you do something completely different

When you are online you are constantly evolving. Change happens at a

hundred miles an hour. Right now, we’re getting ready for the TV-online

merger, but I’m sure it will be something else soon.

How many people are watching your show

We have 400 million views overall on YouTube, we get a new 23 million views

a month.

Is there anyone you really enjoyed talking to on your show and

you just couldn’t forget

Julian Assange, I think he is a new age journalism hero. And President Jimmy

Carter, he has dedicated his life to make this a better planet. I didn’t always

agree with his decisions as president, but he really cares and is doing his best to

help everyone on the planet.

How often do you travel Which country do you want to see the

most

Now I am giving speeches outside the country fairly regularly. I go about

twice a year. But I have no time for vacation outside of that. So, I try to see

the countries I am in while I am speaking there. The last two speeches were in

London and Amsterdam.

What are the things that you look at when you travel What kind

of things are interesting for you

I love history. I want to see how a city or a country developed. What made it

into what it is today. How did the city grow Who was there originally, how

did it develop, how did it gain its culture, what is its place in the world I

think a snap shot doesn’t tell you very much, context tells you everything.

How often do you come to Turkey

Not as often as I would like.


DQ

22 S E Y A H A T - T R A V E L

Suriye’de

Keşfedilmemiş

Bir Dünya Mirası

Herkesten bir iz taşıyan Halep sürprizlerle dolu. Arapların yanı sıra

bir Süryani, Ermeni, Türkmen, Musevi ve Ortodoks Rum kenti de

olan bu kozmopolit şehir, tarihi ve kültürel zenginliklerle dopdolu.

YAZI-BY Y A S E M ‹ N K A R A M A N R A S H I D


An Undiscovered

23

World Heritage

in Syria

Aleppo, which carries traces from everyone, is full of surprises.

This cosmopolitan city that belongs to the Syrians, the Armenians,

the Turkmen, the Jews and the Orthodox Greeks, as well as the

Arabs, is full of historic and cultural wealth.


24

nlarca yıldır kapalı ve bilinmez bir kutuydu Suriye. Şimdi sınırlardan geçiş

O kolaylaştı ve ülke akın akın misafir ağırlamaya başladı. Peki, ilk aşamadaki

merakın ötesinde, Türkiye ve dünyanın farklı ülkelerinden Suriye ve özellikle

Halep’e bu süregelen ve bitmez trafiğin sebebi nedir Halep’in çekiciliği nereden

kaynaklanıyor

Türkiye sınırına 45 km. uzaklıktaki Halep, Suriye’nin en kalabalık şehri. Ayrıca Şam’dan

sonra Yakın Doğu’da en uzun süreli oturulan şehir: Halep’te M.Ö. 6’ncı yüzyıldan beri

kesintisiz bir şehir yerleşimi bulunmakta. Kentin Akdeniz ve Mezopotamya arasındaki

stratejik konumu, tarih boyunca bu yerleşimin önemini tetiklemiş. Şehir Osmanlı

İmparatorluğu toprakları dâhilindeyken de, İstanbul ve Kahire’den sonra imparatorluğun

en büyük üçüncü vilayeti idi.

Halep’i kendine has kimlik, mimari, kültür, tarih ve coğrafi özellikler bakımından

Suriye’nin geri kalanından, özellikle Şam’dan ayrı tutmak lazım. Birinci Dünya Savaşı

sonrasındaki toprak kaybı, 1939’da Antakya ve İskenderun’un Türkiye Cumhuriyeti

sınırları içine dâhil olması, Suriye’nin açık sulara olan bağlantısını büyük çoğunlukla

kesti. Yıllarca süregelen iktisadi kayıplar ve ekonomik ambargolar bir nevi Halep’in

Ortaçağ mimarisi ve mirasının olduğu gibi bırakılması ve bozulmamasını sağladı. 2006

yılında İslami Kültür Başkenti seçilen Halep bu günlerde yeniden bir doğuş yaşıyor.


25

F

or tens of years, Syria was a closed and unknown box. Now it is easier to cross the

borders, and the country has started to host a slew of guests. Yet beyond the initial stage

of curiosity, what is the reason behind this ceaseless traffic to Turkey and, out of all the

different countries in the world, Syria, especially Aleppo What makes Aleppo so attractive

Located 45 kilometres away from the Turkish border, Aleppo is Syria’s most crowded city. It is also

the city that boasts the longest settlement in the Near East after Damascus: a continuous urban

settlement has taken place in Aleppo since 6th century B.C. The city’s strategic location between

the Mediterranean and Mesopotamia has triggered the importance of settlement throughout history.

When the city was part of the lands of the Ottoman Empire, too, it was the third biggest province of

the empire after İstanbul and Cairo.

Due to its identity, architecture, culture, history and geographic characteristics all to its own, we

must separate Aleppo from the rest of Syria, especially Damascus. The land loss after World War

I, as well as the inclusion of Antakya and İskenderun within the borders of the Turkish Republic in

1939, greatly cut off Syria’s connection to the open seas. The economic losses that went on for years

and the economic embargoes in a sense led to Aleppo’s Middle Age architecture and heritage to be

left as they were, untouched. Having been chosen the Islamic Capital of Culture in 2006, Aleppo is

currently undergoing a rebirth.


26

Halep kuzey ve batısında zeytin ve fıstık

ağaçlarıyla dolu olan tarım alanlarıyla

çevrili. Doğusunda ise Suriye Çölü’nün

kuru arazilerine yakınlaşmakta. Tarih

meraklılarına tanıdık gelecek olan her

medeniyet bu topraklardan geçmiş ve izini

bırakmış. Bunlara dâhil olanlar Yamhadlar,

Hititler, Mittaniler, Aramaikler, Yeni

Babilonlar, Akamenid Parslar, Büyük

İskender, Bizanslılar, Sasanid Parsları,

Araplar, Memluklar, Selçuklular,

Osmanlılar ve son olarak Fransızlar.

Osmanlılar için Halep, stratejik konumu,

zenginliği ve ticaretin gelişmiş olması

sebebiyle İstanbul’dan sonra en önemli

ikinci vilayetti. Macbeth ve Othello

isimli eserlerinde, William Shakspeare

bile Halep’ten önemli bir konum olarak

bahsetmektedir. Ancak Süveyş Kanalı’nın

açılmasıyla, şehir önemini ve zenginliğini

kaybetmeye başladı.

Fransız mandası altındayken, Suriye

topraklarının içinde küçük devletlerin

bulunması sömürgeciler için siyasi fayda

sağlayacağından, Halep Suriye’den kopuk

bir devlet olarak ilan edildi. Ancak bu

taktikler de Fransa’nın işine yaramadı.

Sömürgecilerden bağımsızlık elde

edildikten sonra bile Halep ve Şam arasında

farklı siyasi görüş ve inanışlar nedeniyle

çekişme ve rekabet hep devam etti.

Aleppo is surrounded by agricultural areas

full of olive and pistachio trees to its North

and West. On the East, it approaches the dry

lands of the Syrian Desert. Every civilisation

that may be familiar to history buffs has

gone through these lands and left its mark.

Among these are the Yamhad Kingdom, the

Hittites, the Mittani Kingdom, the Aramaic

Kingdom, the New Babylonians, the

Akamenid-Persians, Alexander the Great, the

Byzantines, the Sassanid Persians, Arabs, the

Mamluks, the Seljuks, the Ottomans and,

lastly, the French.

For Ottomans, Aleppo was the second most

important province after İstanbul due to its

strategic location, its richness and the fact

that commerce had developed there. Even

William Shakespeare talks about Aleppo

as an important location in his works,

“Macbeth” and “Othello.” Yet with the

opening of the Suez Canal, the city began to

lose its importance and richness.

While Syria was under French mandate,

the formation of small states within the

Syrian lands would have proven politically

beneficial for colonialists; therefore, Aleppo

was announced to be a nation separate

from Syria. Yet these strategies did not

prove beneficial for France. Even after

independence was had from the colonialists,

contention and competition between Aleppo

and Damascus continued due to different

political outlooks and beliefs.


27

Halep’te Bugün

Gezginler de Halep Vilayeti’nin Suriye’nin geri

kalanından farkını kolayca gözlemleyecektir.

Yeni Halep Şam’dan çok daha temiz ve düzenli;

hatta gelişmiş gözüküyor. Burada Antakya ve

Gaziantep Yolu gibi yol işaretlerine, Türkçe

tabela ve plakalı arabalara rastlamak mümkün.

Ancak Antakya ve İskenderun’u hala Suriye

haritası içinde gösteriyorlar. Çok sevimli,

misafirperver ve yardımcı olan şoförümüz

Bessam bile şunu dedi: “Halep’te Türklere

rastlamak mümkün. Antakya’da da!” Herhalde

sınırdan geçmek çok zor olmadığı için ve

okulda öyle öğretildikleri için Antakya’yı

gerçekten Suriye sınırları içinde zannediyorlar.

Eski Halep’in sokakları eski Şam sokaklarından

daha geniş, evler daha yeni ve yıkılmak üzere

gibi gözükmüyor. Eski Halep’in mimarisi

ziyaretçileri bir nevi 21’inci yüzyıldan

Ortaçağlara taşıyor. Büyük bir Hıristiyan

topluluğunun olduğu kiliselerin bolluğundan

belli.

Ancak Halep, Şam ve Suriye’de gördüğümüz

diğer yerlere göre daha muhafazakâr.

Şam’da belki bir veya iki tane çarşaflı kadın

gözlemledik. Halep’te ise tüm Müslüman

kadınlar kara çarşaflar içinde. Bazı genç

kadınların yüzleri, hatta gözleri bile tamamen

siyah bir örtüyle kapalı. Yanlarında yürüyen

ve gözleri örtüyle kapanmamış daha yaşlıca

kadınlar, çarşaf nedeniyle önünü göremeyen

gençlerin yürüyebilmeleri için kollarından

tutuyor.

Aleppo Today

Travellers will also easily notice the differences

between the Aleppo Province and the rest of

Syria. The new Aleppo seems much cleaner

and more orderly than Damascus, even more

developed. You may encounter road signs for

Antakya and Gaziantep Roads, as well as

Turkish signs and cars with Turkish license

plates. Yet they still include Antakya and

İskenderun within the map of Syria. Even our

amiable, hospitable and helpful chauffeur,

Bessam, said this: “It’s possible to run into Turks

in Aleppo. In Antakya, too!” Perhaps because it’s

not too difficult to cross the border, and because

they were taught that way in school, they really

think that Antakya is within the borders of

Syria.

The streets of old Aleppo are wider than those of

old Damascus, while the houses are newer and

don’t appear to be imminently falling down. The

architecture of old Aleppo takes visitors from the

21st century to the middle ages, in a sense. It

is evident from the abundance of churches that

there is a great Christian population.

Yet Aleppo is more conservative compared to

Damascus and other places we’ve seen in Syria.

We saw maybe one or two covered women in

Damascus. Yet in Aleppo, all Muslim women

wear black veils. The faces, even the eyes of

some young women are covered completely with

a black cloth. The older women whose eyes are

not covered by cloths walk beside them and hold

the young ones’ arms so they can walk.


28

Halep’te Türkçeyi rahatlıkla konuşan pek çok kişiye rastlamak mümkün. İzledikleri Türk televizyon kanalları ve

programlarından lisanı kendi kendilerine öğrendiklerini iddia ediyorlar. Özellikle Suriyeli gençleri Kenan Doğulu

gibi popüler Türk sanatçılarının müziklerini yüksek sesle dinlerken ve dans ederken görmek mümkün. Tüm şarkı

sözlerini de ezbere tekrar edebiliyorlar.

Siz ne yapın edin, Halep’in size sunduğu çeşitli ve ucuz alışveriş imkanlarının yanı sıra, Halep Müzesi gibi tarihi

bakımdan muazzam zenginlikteki eşsiz olanaklara da vakit ayırın. Halepliler Türklerin şehirlerini sadece alışveriş

için ziyaret etmelerinden biraz şikayetçi. Zengin tarihlerini de tanıtmak istiyorlar. Özellikle Halep Müzesi burada

geçireceğiniz her saniye ve antik tarih hakkında öğreneceğiniz her yeni bilgiye değer.

Ayrıca taş binaların hüküm sürdüğü bu şehirde, Salaeddin Sultan’ın oğlu tarafından inşa edilmiş muhteşem Halep

Kalesi’ni de gezmeden etmeyin. Bambaşka bir Ortaçağ havası soluyacaksınız.

Halep’te zamanınız kısıtlıysa bile, şehrin 45 km. dışındaki Aziz Simeon Manastırı’na da gitmemezlik etmeyin.

Manastıra giderken Kürt köylerinden geçecek ve bölgedeki hayat tarzını daha da iyi algılayacaksınız.

Aziz Simeon Manastırı tepesinden Toros Dağlarını, yani Türkiye topraklarını çıplak gözle görmek mümkün. Bu

alanın coğrafi özelliklerinden dolayı ara ara kendinizi Avrupa’da bile zannedebilirsiniz. Bu tepede, Aziz Simeon

tam 42 yıl boyunca yağmur, kar ve sıcak altında, 15 metre yüksekliğindeki bir sütunun üstünde, zamanını dualarla

geçirerek yaşamış. Sonra bu sütunun etrafına kilise inşa edilmiş. Tarihi bakımdan ilginç, doğa bakımından ise çok hoş

bir yer. Manastırın önünde sarışın ve yeşil gözlü, dünya güzeli utangaç iki Kürt çocuğunu, ellerinde çiçeklerle bize

yaptıkları gibi sizi de karşılarken bulmanız da mümkün.

Halep çevresindeki bir başka gezi olanağı da Apamea Antik Kenti. Apamea, Hellenik dönemde bu bölgenin valisi

olan Selerus’un karısının adıymış. Selerus bu şehri karısının adına inşa etmiş. Kalıntılar iki km. uzunlukta ve iki yanı

sütunlarla çevrili bir ana caddeden oluşuyor. Bizim yaptığımız gibi 40 dakikalık ferah bir sabah yürüyüşü için ideal

bir mekan.

Halep’in çekiciliğinin kaynağı birden çok sebebe dayanıyor: Dünyaya kapılarını yavaş yavaş açan gizemli bir kutu

oluşu, zengin tarihi, çeşitli yaşam tarzları, solunabilecek farklı iklimleri ve coğrafyası ve elbette gözlemlenebilecek

ilginç mimarisi. Halep her türden zevk ve meraka birer deneyim sunuyor. Üstelik Türkiye’den gelen konuklar için

uygun fiyat, konforlu konaklama ve lezzetli tatlar da bu şehrin cazibesini artırıyor.


It’s possible to run into many people who speak Turkish

fluently in Aleppo. They claim to have learned the

language on their own via the Turkish television

channels and programs they watch. It’s especially likely

to see Syrian youths loudly listening to the music of

popular Turkish artists such as Kenan Doğulu and

dancing. They can recite all lyrics by memory.

Whatever you do, make time for unparalleled options

such as the incredible historic wealth of the Aleppo

Museum, in addition to the various and cheap shopping

options that Aleppo offers. Locals in Aleppo are a little

complainant that Turks visit their city only for shopping.

They also want to advertise their rich history. Especially

the Aleppo Museum is worth every second you’ll spend

there and every new bit of information you’ll learn about

antiquity history.

Also, in this city dominated by stone buildings, don’t

forget to visit the incredible Aleppo Castle, constructed by

Salaeddin Sultan’s son. You’ll breathe in a completely

different air of the middle ages.

Even if your time is short in Aleppo, don’t miss out

on going to the Saint Simeon Monastery, located

45 kilometres outside of the city. As you’re going to

the monastery, you’ll pass by Kurdish villages and

understand the life style in the region better.

From the top of the Saint Simeon Monastery, you can

view the Taurus Mountains, or Turkish lands, with

the naked eye. Due to the geographical qualities of

the region, you may occasionally even feel as if you’re

in Europe. Saint Simeon lived on this hill for exactly

42 years under the rain, snow and heat, spending his

time praying on top of a 15-metre column. Later, a

church was built around this column. It’s a place that’s

interesting in terms of history and in terms of lovely

nature. In front of the monastery, you may even find the

two blond-haired and green-eyed lovely shy Kurdish kids

greet you, as they greeted us, with flowers in their hands.

Another touristic option around Aleppo is the Apamea

Ancient City. Apamea was the name of Selerus, who was

the governor of this region in Hellenic times. Selerus

built this city in his wife’s name. The remains consist

of a main avenue two kilometres long and surrounded

by columns on both sides. It’s the ideal place for a

40-minute brisk morning walk, which is what we did.

There are numerous reasons for Aleppo’s attractiveness:

the fact that it’s a mysterious box slowly opening its

doors to the world, its rich history, various lifestyles,

different climates that can be breathed in, its geography

and, of course, its interesting architecture to be seen.

Aleppo offers every taste and curiosity an experience.

The reasonable price, comfortable lodgings and delicious

flavours increase this city’s charm for guests visiting from

Turkey.

29


30

Yeme İçme

Halep’te kalitesine en

güvenilir ve lezzetli

yeme-içme mekanı bir

Ermeni restoranı olan

Sissi House (Beit Sissi).

Bu şık restorandaki

canlı piyano müziği

eşliğinde, Türk

damak tatlarına hiç

de uzak olmayan

mezeler, kebaplar

ve tatlılar yemeniz

mümkün. Ayrıca içecek

seçenekleri de oldukça

zengin. Rezervasyon

yaptırmanız tavsiye

edilir.

Sissi House

(Beit Sissi)

+ 963 21 212 4362

Sissi Sokağı, Jedeideh

Meydanı, Halep-Suriye

Food&Drink

The most trusted

food-drink venue in

terms of its quality and

flavour in Aleppo is the

Armenian restaurant,

Sissi House (Beit Sissi).

You’ll get to taste

appetizers, kebaps and

desserts not so far from

the Turkish cuisine

in terms of flavour in

this elegant restaurant,

accompanied by live

piano music. Their

beverage options

are also rich. It is

recommended that you

make reservations.

Sissi House

(Beit Sissi)

+ 963 21 212 4362

Sissi Street, Jedeideh

Square, Aleppo-Syria


Nerede Kalınır

Dedeman Aleppo

+963 21 2270 100

Louai Kayalı Sok. P.O Box:992

Halep-Suriye

Dedeman Aleppo, şehir merkezine 5 km,

otogara 7 km, Halep Uluslararası Havaalanı’na

30 km uzaklıktaki konumuyla kentin farklı

yönlerini keşfetmek için en uygun nokta ve

mükemmel bir seçim. Erken check– in ve geç

check– out imkanı, kuru temizleme servisi,

çamaşır servisi, resepsiyonda kasa, kuaför,

kablosuz internet, güvenlik kamera sistemi,

lostra, sinema salonları, açık ve kapalı havuz

gibi kendinizi evinizde hissettirecek özellikler

ziyaretçilerini bekliyor.

Where to Stay

Dedeman Aleppo

+963 21 2270 100

Louai Kayalı Street P.O Box: 992 Aleppo-Syria

Dedeman Aleppo is located 5 kilometres from

the city centre, 7 kilometres from the bus station

and 30 kilometres from the Aleppo International

Airport. Its location makes Dedeman Aleppo the

ideal point from which to discover the different

aspects of the city, as well as a perfect choice.

Amenities that will make you feel at home such as

the option to check-in early and check-out late,

dry cleaning service, laundry service, a reception

safe, hair dresser, wireless Internet, security camera

system, shoe shining, movie theatres and indoor

and outdoor swimming pools await you.

31

Nasıl Gidilir

Halep’e Türk Hava Yolları’nın tarifeli seferleri ile

İstanbul’dan aktarmasız ulaşmak mümkün.

How To Go There

You may fly directly from İstanbul to Aleppo via Turkish

Airlines’ scheduled flights.


DQ

32 Y E M E K - F O O D

küçük

küçük

mezeler

TAPAS

Akdeniz’de bir bar... Duvarlarındaki tahtaların arasından gün ışığı sızıyor ve içerideki tozun her

zerresini görünür kılıyor. Masalardaki içki bardaklarının üzerini ekmek dilimleri örtüyor. İçerideki toz

toprak, sinek böcek düşmesin diye... Bu ekmek dilimleri bugünkü süslü, bol malzemeli tapasların

atası, yani ilk tapaslar. YAZI - BY Ceylan Özge Kunduz

small appetizer bites: TAPAS

A bar in the Mediterranean… Daylight seeps in through the planks in the walls, making every speck of dust

visible inside. Slices of bread covers the drink glasses on the tables so that the dust and bugs inside don’t

fall into the glasses… These bread slices are the ancestors of today’s decorated, tapas dishes with lots of

ingredients; they’re the first tapas dishes.


ir rivayete göre tapaslar bu şekilde ortaya çıkmış. Diğer bir

B rivayet ise gerçeğe daha yakın duruyor. Tapa, İspanya’da küçük

tabaklar içinde sunulan mezelere verilen ad. Eskiden şarap

mahzenleri, civardaki esnafa şarabı kadehle satarmış. Aynı bizde,

çarşılardaki çaycılar gibi... Kadehte şarapları götürürken içine toz

toprak, sinek vesaire düşmesin diye üzerini içinde mezeler bulunan bu

tabaklarla kaparmış. Rivayete göre bu kapaklar bazen ekmekken bazen

de bir dilim jambon olabiliyormuş. Zaten tapas adı da İspanyolca’da

“bir şeyin üzerini kapakla kapatmak, örtmek” anlamına gelen “tapar”

fiilinden geliyor. Tapas bir yandan ilk başlarda bu hijyenik görevi

görürken bir yandan da içki içenin midesini doldurarak aniden sarhoş

olmasını engelliyor ve içkiyi daha çok ve uzun süre içilebilir hale getiriyormuş.

Tapasın nasıl ortaya çıktığına dair hikayeler bir değil, iki değil. Bir diğer rivayete göre “tapar” fiilinin

işaret ettiği “kapatmak”, “örtmek” içki bardağı için değil, İspanyolların işlerinden çıkıp eve gittikleri saatle

9-10 gibi yedikleri geç akşam yemeği arasındaki zaman diliminde bastıran açlıkları için “geçiştirmek,

örtmek” anlamında kullanılmış.

33

umour has it that this is how tapas got started. Another rumour stands closer to the truth. “Tapa” is the

R name given to small appetizers served in small plates in Spain. In the olden days, wine cellars used to sell

wine by the glass to surrounding tradesmen. Just like the tea guys we have in the markets… They used to

cover the wine glasses with these small plates containing appetizers so that dust and mosquitoes didn’t fall into the

glasses of wine during transport. According to rumour, these lids

were sometimes bread and, at other times, a slice of ham. The

“tapas” name actually comes from the Spanish verb “tapar,” which

means “to put a lid on or cover something.” While tapas first served

this hygienic purpose, it also allowed the drinker to fill his stomach

and avoid getting suddenly drunk, making it easier to drink more

wine and for longer.

The stories about

how tapas originated

aren’t limited to one

or two. According to

yet another rumour,

the “covering” or

“shrouding” that the

verb “tapar” suggests

isn’t for a glass of

drink but, rather,

for “passing over” or

“covering” the hunger

that sets in between

when Spanish people

go home after work

and the late dinner

they have around 9 or

10 o’clock.


34

Bir hikaye de bizi İspanya sarayına dek götürüyor: Bilge Kral olarak kabul edilen İspanya Kralı 10. Alfonso

bir gün hasta olmuş ve doktoru kendisine, ana öğünlerin arasında şarap içmesini ve şarabın yanında küçük

bir şeyler atıştırmasını salık vermiş. Kral, doktorun verdiği rejime uymuş ve hastalıktan kalktıktan sonra

Katalan topraklarında bundan böyle yanında küçük atıştırmalıklar olmadıkça şarap içilmemesini emretmiş.

Yemeklerini katı yerine sıvı almayı tercih eden İspanyollar şarap içmeyi bırakacak değiller ya, ülkedeki bütün

tavernalar şarabın yanında küçük atıştırmalıkları, bugünün tapası olan mezeleri servis etmeye başlamış.

Tapas, hancılara ve taverna sahiplerine büyük faydalar sağlamış. Şarabın ya da diğer içkilerin yanında verilen

tapas, genellikle tuzlu malzemelerden yapıldığı için müşterilerin daha çok susamasına neden olmuş. Daha çok

susayan müşteriler bir karaf daha şarap söylemiş.

Krala dair bir başka hikaye daha: İspanyol topraklarında gezerken, 10. Alfonso, rüzgarlarıyla ünlü deniz kenti

Cadiz’de bir handa mola vermiş. Krala hizmet eden hancı, kralın istemiş olduğu şeriyi, içine rüzgarla birlikte

havalanan kumlar kaçmasın diye üzerine bir dilim jambon örtülmü halde getirmiş ve tapas işte böyle doğmuş.

Another story dates back to the 16th century. According to rumour, owners of a couple of taverns, which could be classified

as today’s meyhanes or bars, around Castilla-La Mancha noticed that, thanks to the intense smell of mature cheese that’s

been kept waiting too long, the customers didn’t taste the cheap wine they served. After that day, these tavern owners began

serving their customers free cheese alongside the wine. Unlike the first story, where tapas covered the glass, here it is given the

name because it covers the cheap smell and taste of cheap wine.

One story takes us all the way to the Spanish palace. When the Spanish king Alfonso X, known as “Alfonso the Wise,” got

sick one day, his doctor advised him to drink wine between meals and to have a couple of bites with the wine. The king

heeded the doctor’s orders, and after he got better, he ordered that from then on, wine should not be drunk in Catalan lands

unless there were a couple of bites with it. Since the Spanish prefer to have their meals in liquid form instead of solid, they

weren’t about to stop drinking wine; so all of the taverns in the country started to serve the small bites, the appetizers that

are today’s tapas, along with wine.

Tapas brought inn-keepers and tavern owners big benefits. Since the tapas served with wine or other drinks were made mostly

out of salty ingredients, they caused the customers to get thirstier. The thirsty customers, in turn, ordered another carafe of

wine.

Yet another story about the king: while Alfonso X was touring the Spanish lands, he stopped over in an inn in the seaside city

of Cádiz, famous for its winds. The inn-keeper serving the king brought the sherry the king asked for with a slice of ham over

it, so that the sands swirling in the wind didn’t get into the glass. This is how tapas was born.


36

Yine Ortaçağ’dan ama bu kez sarayın dışından gelen

bir hikaye ise, tarlalarda ya da inşaat işlerinde ağır

koşullar altında çalışan işçiler ve çiftçilerin özellikle

kış aylarında içlerini ısıtmak ve güç toplamak

için içtikleri şarabın yanında, iki ağır öğün arası

başlayan açlıklarını bastırmak için bu mezeleri

icat ettiği yönünde. İşçiler bir yandan azıcık güç

kazanacak kadar yemek yemek isterken bir yandan

da uykularının gelmemesi için ağır şeyler yemekten

kaçınıyormuş. Tapasın bugün bu derece tanınıyor

olmasının ardındaki en güçlü faktörlerden biri olarak

bu kadar geniş bir kesimin tapası benimsemiş ve

yaymış olması gösteriliyor.

Hikayeler birbirinden farklı olsa da, tapasın gördüğü

işlev açısından fikir aynı. Birincisi, mutlaka içkiyle

birlikte yeniyor. Aynı bizdeki meze gibi bir işleve

sahip. İkincisi, orijinal işlevi, içkinin yabancı

maddelerle kontamine olmasını engellemek. Ortaya

çıkış sebeplerinden bir diğeri olan “içkinin etkisini

yumuşatmak, mideyi alkolün zararından korumak”

işlevi ise bugün hala önemini koruyor. Sırf bu yüzden

İspanya’daki ilk bol malzemeli tapaslarda alkolü

emecek ve zararlı etkilerini nötralize edecek taze

malzemeler ve otlar kullanılmış.

Tapaslar ortaya bu derece işlevsel bir sebeple

çıkmışken şimdi her çeşidi, zengin malzemelerle

hazırlanıyor ve son derece havalı mekanlarda kimi zaman yüksek meblağlar

ödenerek tüketiliyor. İspanya’da ise tapas geleneksel bir yiyecek olduğu için

bizdeki kadar egzotik bir anlam taşımıyor. Tapaslar İspanya’daki hemen her

yerde sıcak sıcak hazırlanıyor ve özellikle Katalan Bölgesi’nde üzerine kürdan

saplanarak servis ediliyor.Yiyenler kürdanları biriktiriyor ve hesabı öderken

bu kürdanlar sayılıyor.

İspanyol mutfağının olmazsa olmazı tapas, yemeklerden önce servis

edilen ve İspanyolca’da entremése (öğün arası) denen şeyden çok farklı.

Tapas, barlarda servis ediliyor. Mutlaka içkiyle birlikte tüketiliyor

(alkol kullanmıyorsanız bile yanında gazoz değil alkolsüz bira sipariş

etmeniz usülden). Tapası yemekten önce değil başlı başına yemek

olarak tüketiyorsunuz. Zaten tapas barlarının asıl amacı insanların

buluşma noktası olması. Yemek servis etmesi değil... Her İspanyol

şehrinde, birbirinden farklı yapılışlarıyla karşınıza çıksa da mutlaka tapas

buluyorsunuz. Jambonlusundan midyelisine, chorizo’lusundan (İspanyol

sucuğu) zeytinlisine, füme balıklısından enginarlısına, somonlusundan

kuşkonmazlısına kadar... Tapas ustası İspanyol şefler kullandıkları malzeme

konusunda hiçbir sınır tanımıyor. Akıllarına ne gelirse, o gün canları ne

isterse tapası ona göre, o malzemelerle yaratıyorlar. Önce bir parça ekmekle

başlayan, üzerine küçük küçük eklenen zeytin, peynir gibi basit malzemelerle

büyüyen ve şimdi aklınıza gelebilecek her malzemeyle hazırlanan zengin

tapas çeşitleri İspanyol mutfağından çoktan çıkmış ve global olarak tanınmış

durumda. Ancak tapasınızın hangi malzemelerle hazırlandığında şeflerin o

günkü istekleri kadar o tapası nerede yediğinizin de önemi var. Örneğin

İspanya’nın sahil kentlerinde alacağınız tapas muhtemelen deniz mahsulü

ağırlıklı olacakken iç kesimlere girdiğinizde balık ve deniz mahsulleri, yerini

başka etlere bırakıyor olacak.


Another story from the Middle Ages takes as its subject the

workers and farmers working in hard conditions outside of the

palace, in the fields or construction projects. As the story goes,

the workers invented these appetizers to subdue their hunger

with the wine they drank to gain strength and warm up between

meals. While the workers wanted to eat enough to gain strength,

they also avoided eating heavy things that would make them

sleepy. The fact that this large a section of society embraced and

spread the word about tapas is shown as one of the strongest

factors behind why tapas is known to the extent that it is today.

Even if the stories differ from one another, the idea behind the

function of tapas is the same. The first is that it is certainly

consumed with drink. This function is exactly the same as

our appetizer. Second is its original purpose, to prevent the

contamination of drink by foreign ingredients. Another one of

its purposes, “to soften the effects of drink and to protect the

stomach from alcohol’s harm,” still carries importance today.

Just for this purpose, fresh ingredients and herbs that would

absorb the alcohol and neutralize its harmful effects were used in

the first tapas in Spain to contain lots of ingredients.

When tapas came into being with such an operational purpose,

now every variety is prepared with rich ingredients and served

in posh venues, often with high prices. Yet since they are

traditional dishes in Spain, tapas don’t carry such an exotic

meaning there. Tapas are prepared warm almost everywhere

in Spain, and they’re served with toothpicks stuck into them,

especially in the Catalan region. The eaters collect the

toothpicks, which are counted when they’re paying the bill.

The essential dish of Spanish cuisine, tapas is very different

from the dishes served before meals, which are called entremése

(between meals) in Spanish. Tapas are served in bars. They must

be consumed with drinks (even if you don’t drink alcohol, it’s

customary to order non-alcoholic beer as opposed to soft drinks

with tapas). You don’t consume tapas before meals but rather

as a meal by itself. This is actually the main purpose of tapas

bars, to be places where people meet, not where food is served…

Even if you encounter them in different forms in every Spanish

city, you always find tapas. From those with ham to those with

mussels, those with chorizos (Spanish sausages) to those with

olives, those with smoked fish to those with artichokes, those

with salmon to those with asparagus… Spanish chefs who

are masters of tapas shy away from no ingredients. Whatever

they think of, whatever they are craving that day, they create

the tapas accordingly, with those ingredients. Tapas varieties,

which started with a piece of bread, later to be topped with

simple ingredients such as small olives and cheese, have evolved

into rich dishes prepared with every ingredient you can think

of; they’ve far surpassed Spanish cuisine and become globally

known. Yet the ingredients in your tapas have as much to do

with where you consume the tapas as they do with the chef’s

preferences that day. For example, while the tapas you order in

seaside towns in Spain will be rich in seafood, those you consume

in more landlocked regions will feature other meats.

37


38

Tapas Sadece bir Yemek midir

Tapas bir yemekten çok daha fazlasını ifade ediyor. Sosyal ve kültürel olarak... İspanya’nın temel taşlarından

biri olan mutfağa ait bir kültür öğesi de değil yalnızca. Tasca adı verilen tapas barları İspanyollar’ın bir araya

geldiği, buluşup sosyalleştiği mekanlar. Geleneksel tapas barlarında oturmak söz konusu değil. İçkinizi alıp

kokteyl masalarından birine geçerek bir yandan sohbet ediyorsunuz bir yandan da tapasları götürüyorsunuz.

Bu durum, özellikle restoranlarda oturma sisteminin belli bir sınıfı işaret ettiği dönemler düşünüldüğünde

İspanya tarihi açısından son derece demokratikleştirici ve eşitleyici bir amaca hizmet ettiği söylenebilir.

Modern tapas barlarında bile bu eşitleyici duruma şahit olabiliyorsunuz. Bir tasca’da her çeşit insanı bir arada

görmek mümkün. Bu barlar çeşitli insanların bir araya gelip sosyalleştiği ve yemekten çok içkinin söz sahibi

olduğu mekanlar olma özelliğini koruyor.

Tapas barlarındaki sohbetler politika, futbol, boğa güreşleri, piyango gibi günlük konulardan felsefi konulara

kadar çeşitlenirken tapas tabakları da aynı çeşitlilikte masalara geliyor. Kimi tabak basit bir zeytin, peynir,

biber üçlüsüyle gelirken kimi tabakta güveçte pişirilmiş lezzetler bulabiliyorsunuz. Tapas asla restoranlarda

servis edilmiyor. Usulüne uygun olanı, tapası mutlaka ve mutlaka tapas barlarında yemek. İspanyollar akşam

yemeğine dek bir tapas barından diğerine gidiyorlar ve lezzetli tapaslarla birlikte yuvarladıkları içkileriyle

gecenin yarısını ayakta sohbet ederek geçiriyorlar. İspanya’da, Amerika’da en yaygın sosyalleşme yöntemi

olan ev partilerine tamamen aykırı mantıkta olan bir sosyalleşme kültürü var: Tapeo. Tapasın gerçekten de

sadece bir yemek değil, sosyo-kültürel bir olgu oluşunun en iyi göstergesi bu kültürün varlığı. Tapeo tüm

İspanya’da farklı barlarda değişik tapaslar tatma pratiğine verilen ad. Kimilerine göre bu, yemek değil yemek

tadımı olması nedeniyle başlı başına bir sanat. Tapeo’da evden dışarı çıkmak ve sokaklara, tapas barlarına

taşmak gerek zira tapeo’nun en önemli özelliklerinden birisi tanımadığınız insanlarla tapas ve içki yoluyla

tanışma olanağı yaratması. Tapeo’nun önemi büyük kentlerden çok küçük şehirler ve kasabalarda öne çıkıyor.

Tapasın ilk başlarda ortaya çıkma sebeplerinden biri olan “öğünler arası açlık bastırma işlevi” ise halen

geçerliliğini koruyor. İspanyolların öğle yemeklerini 3 civarında, akşam yemeklerini ise 9-10 gibi

yedikleri düşünülürse aradaki açlık bastırma seanslarının, dolayısıyla tapasların önemi iyice anlaşılabilir.

İspanya’daysanız tapas barlarının da zaten özellikle bu saatlerde dolu olduğunu görebilirsiniz. Eğer

açlığınız küçük birkaç tabakla doyacak gibi değilse “raciones” adı verdikleri büyük tapas tabaklarından da

ısmarlayabilirsiniz.


Is Tapas Just a Meal

Tapas express much more than just a meal. Socially and culturally… It is not just a cultural element of the cuisine,

one of Spain’s cornerstones, either. The tapas bars, called tasca, are places where the Spanish come together, meet

and socialize. Sitting is out of the question in traditional tapas bars. You grab your drink and head for one of the

cocktail tables, chatting and enjoying the tapas at once. It can be said that this situation serves a very democratizing

and equalizing purpose in terms of Spanish history, especially when periods when the seating system in restaurants

categorized people into specific classes. You can witness this equalizing force even in modern tapas bars. You can

encounter all types of people in a tasca. These bars continue to be places where various people get together and

socialize, where drinks have the upper hand as compared to food.

The conversations in tapas bars range from daily subjects such as politics, soccer, bullfights and the lottery to

philosophical topics; the tapas dishes arrive at tables with the same variety. While one plate may feature the simple

trio of olive, cheese and pepper, another plate may feature flavours cooked in stew. Tapas are never served in

restaurants. The custom certainly and always consumes tapas in tapas bars. The Spanish visit one tapas bar after the

other until dinner, with their drinks swivelling in their hands, and they spend half the evening standing and chatting.

Spain has a socializing culture that’s completely contradictory to the house parties, the most common socializing

method in America: Tapeo. The existence of this culture is a sign that tapas are really a socio-cultural factor, not

just a meal. Tapeo is the name given to the practice of tasting different tapas in different bars all over Spain. For

some, this is an art all on its own, since it’s not eating but rather tasting food. For tapeo, it’s necessary to get out

of the house and fill into the streets, to tapas bars, since one of tapeo’s most important qualities is that it creates the

opportunity to meet people you’ve never met before via tapas and drinks. The importance of tapeo arises more in small

cities and towns rather than big cities.

The “subduing hunger between meals function,” one of the reasons for tapas’s emergence in the first place, is still

applicable today. When you consider that the Spanish eat lunch around 3 and dinner around 9-10, it’s easy to see

the importance of hunger subduing sessions and, in turn, of tapas. If you’re in Spain, you’ll see that tapas bars are

actually especially full during these hours. If your hunger is more than what can be satisfied with a couple of small

plates, you can also order the big tapas plates, which they call “raciones.”

39


40

Granada Usulü

Tapaslar birbirinden değişik malzemelerle

hazırlanıyor ve servis ediliyor ancak

Granada’daki tapas sistemi eşsiz. Diyelim

bir bara gidip içkinizi sipariş ediyorsunuz.

Bir kadeh kırmızı şarap ya da bir kupa bira,

fark etmez. İçkinizle beraber, masanıza

koca bir tapas tabağı geliyor. Hem de

bunun için ekstra ücret ödemiyorsunuz.

Sevilla, Barselona, Madrid veya Málaga

gibi İspanyol kentlerinde ise tapasınızı satın

almanız gerekiyor. Üstelik Granada’da

masanıza gelen tabak birkaç zeytin veya

cipsten ibaret değil. Gayet cömert bir

tabaktan söz ediyoruz. Bu sistemin

İspanya’nın başka şehirlerinde değil de

Granada’da var olmasının en önemli

nedeni tapasın aslında bir İspanyol değil,

Endülüs geleneği olması. Tapas, özellikle,

Barselona’nın da içinde bulunduğu Katalan

bölgesinde yeni yeni yayılmaya başladı. Zira

Katalan mutfağı lezzet ve gelenek olarak

İspanya mutfağından çok, Fransız ve İtalyan

mutfağına yakın. Basklılar tapaslarına

pintxos adını veriyor. Sözcüğün kökeni

İspanyolca “pinchar”dan geliyor. “Pinchar”,

“batırmak” demek. Bask bölgesindeki

tapaslar, mutlaka ve mutlaka üzerlerinde

kürdanla servis ediliyor.

Siz de Deneyin

Tatması kadar yaratması da bir sanat,

zira tapas yaparken hiçbir sınırınız yok.

Yüzlerce kombinasyon deneyebilir, en

olmadık malzemeleri kullanabilir, en akla

gelmeyecek bileşimleri yaratabilirsiniz.

Peynir, zeytin, ekmek ve çeşitli baharatlar

en yaygın kullanılan malzemeler ama

deniz mahsullerini de unutmamak gerek.

Özellikle de kızartılmış şekilde...

Tapası yeme kolaylığına göre üç grupta

toplamak mümkün. Cosas de picar, pinchos

ve cazuelas. Cosas de picar “ısırılacak

şeyler” ya da “lokma” anlamına geliyor.

Yani Amerikalıların “finger food” olarak

tabir ettiği atıştırmalık yiyecekler...

Zeytinin sıkça kullanıldığı tapas tipleri

bu gruba giriyor. En klasik, en Akdenizli

tapas tipi bu. Eğer kürdan gibi bir gereç

kullanılarak yenebiliyorsa bu tapas tipi de

ikinci gruba yani pinchos’a dahil oluyor.

Cazuelas ise genellikle sos içinde gelen

tapas tiplerine verilen isim. Sarmısaklı

yağda kızartılmış karides ya da köfte gibi...

Tapas dediğimiz şey aslında kolay

hazırlanan ve istediğiniz şekilde doğaçlama

yapabileceğiniz yiyiecekler. Öyle ki

tariflerini vermek çoğu zaman bir satırı

geçmiyor. Evde denemeniz için birkaç

tapas tarifi...


The Granada Custom

Tapas are prepared and served with differing ingredients, yet the tapas system in Granada is one of a kind. Let’s say

you go to a bar and order your drink. A glass of red wine or a cup of beer; it doesn’t matter. A massive tapas plate

arrives at your table with your drink. And you don’t pay any extra for this. By comparison, in Spanish cities such

as Seville, Barcelona, Madrid or Málaga, you need to purchase your tapas. Yet the plate that comes to your table in

Granada doesn’t just contain a couple of olives or chips. We’re talking about a very generous plate. The main reason

that this system exists in Granada and not in other Spanish cities is because tapas is actually not a Spanish tradition

but an Andalusian one. Tapas have recently started to become more widely known specifically in the Catalan region,

which includes Barcelona, since Catalan cuisine resembles French or Italian cuisine more than Spanish in terms of

flavour and tradition. The Basque call their tapas “pintxos.” This word comes from the Spanish “pinchar,” which means

“to dip.” The tapas in the Basque region are absolutely and always served with a toothpick in them.

41

Try It at Home

Creating tapas is as much of an art as tasting them, since you have no limits. You can try hundreds of combinations,

use the most unheard of ingredients and create unthinkable compositions. Cheese, olives, bread and various spices are

the most frequently used ingredients, yet one shouldn’t forget seafood. Especially if it’s fried…

It’s possible to divide tapas into three groups in terms of the ease of consumption: cosas de picar, pinchos and cazuelas.

Cosas de picar means “things to bite” or “bites.” This is what Americans call “finger food”… The tapas types that

frequently use olives are included in this group, which is the most classical, most Mediterranean type of tapas. If

the tapas can be eaten using an instrument such as a toothpick, this type of tapas is included in the second group,

pinchos. Cazuelas is generally the name given to tapas that come in sauce. Just like shrimp fried in garlic oil or köfte

(meatballs)…

What we call tapas is actually easily-prepared foods that you can improvise as you wish. As their recipes usually take

up one line. Here are a couple of tapas recipes for you to try at home…


Chorizo’lu Izgara Midye

42

Malzemeler

4 kaşık zeytinyağı

1 kilo midye

1 tutam safran

İnce doğranmış bir soğan

İnce doğranmış 85 gram chorizo (sucuk kullanabilirsiniz)

3 diş dövülmüş sarmısak

2 kaşık domates püresi

Yarım çay kaşığı kurutulmuş kırmızı biber

5 kaşık galeta unu ya da ekmek kırıntısı

1 limonun suyu

2 kaşık zeytinyağı

Bir tutam maydanoz

Bir kaşık zeytinyağında midyeyi biraz safranla

beraber, üstü kapalı bir tavada pişirin. Midye suyunu

salacağından, kızarmayacak pişecektir. 4-5 dakika

pişirdikten sonra midyelerin kabukları açılmış olacak.

Açılmamış olanları ayırın. Suyunu bir kenara ayırın.

Midyelerin bir kabuğunu kaldırın ve üstü açık şekilde

fırına dayanıklı bir kaba yerleştirin. Bir başka tavada

chorizo (İspanyol sucuğu) ve soğanı renkleri değişinceye

dek, 3-5 dakika çevirerek kızartın. Sarmısak ekleyin

ve birkaç dakika daha, soğanlar yumuşayıncaya dek

pişirin. Domates püresini, biberi ve midyenin piştiği

suyu ekleyin ve ısıtın. Maydanoz, ekmek kırıntısı (galeta

unu), limon suyunu ve zeytinyağını bir kasede karıştırın.

Çok sıcak olmas› koşuluyla fırınınızı veya ızgaranızı

ısıtın. Soğan karışımını midyelerin üzerine dökün ve

ekmek kırıntılarıyla hazırladığınız karışımı da üzerine

serpin. Ekmek kırıntıları altın renginde kızarıp çıtır hale

gelinceye dek fırında kızartın.

Kızarmış Kalamar Calamares Fritos

Temizlenmiş taze kalamarları ince ince dilimleyin,

galeta ununa bulayıp kızartın.

Cut cleaned fresh calamari into small slices, dip them in

galeta (bread) flour and fry them.

Grilled Mussels with Chorizo

Ingredients:

4 spoons olive oil

1 kilo mussels

Pinch of saffron

One finely chopped onion

85 grams finely chopped chorizo (you may use sucuk)

3 heads beaten garlic

2 spoons tomato paste

Half teaspoon red pepper flakes

5 spoons bread flour or breadcrumbs

1 lemon, juiced

2 spoons olive oil

Pinch of parsley

Cook the mussels with one spoon of olive oil and a

little saffron in a covered skillet. Since the mussels

release their juices, they will cook and not be fried.

After cooking for 4-5 minutes, the mussels’ shells

will open. Separate those whose shells remain closed.

Set aside the juice. Lift one shell off the mussels and

place in an oven-ready container with the top open.

In another skillet, fry the chorizo (Spanish sausage)

and onion until their colours change, for 3-5 minutes,

turning them over. Add garlic and cook for several more

minutes, until the onions soften. Add the tomato paste,

the pepper, as well as the juices the mussels were cooked

in, and let them warm. Mix the parsley, breadcrumbs

(or bread flour), lemon juice and olive oil in a bowl.

Turn your oven or grill on until it is very hot. Pour the

onion mixture over the mussels, and sprinkle the mixture

containing the breadcrumbs on top. Roast in oven until

the breadcrumbs are golden-coloured and crispy.


Muhteşem İstanbul manzarası, yeni tatlar,

eğlenceli saatler, yenilenen Dedeman Roof Bar’da!

With a magnificient view of İstanbul, enjoy the new

flavours, live entertainment at the renewed

Dedeman Roof Bar.

canlı müzik | lıve musıc 22:00 - 01:30

pazar hariç her gün | everyday except sunday 18:00 - 02:00

w w w.dedeman.com

0212 337 45 00

is t anbul@d e d e man.com


Efsanelerin Kenti

DQ

44 K E N T - C I T Y

Güneydoğu Anadolu’nun kadim kenti Şanlıurfa

sıra geceleri, güvercinleri, efsaneleri ve görkemli

eski konaklarıyla geçmişi yaşatan büyülü bir yer.

The City of Legends

The ancient city of Southeastern Anatolia, Şanlıurfa is a

magical place that lets you experience the past with its sıra

geceleri (nights of eating and dancing), its pigeons, its

legends and its magnificent old mansions.

YAZI-BY / Z E Y N E P E R E K L İ


M

ezopotamya’nın en eski yerleşim merkezlerinden

biri olan Şanlıurfa, on bir bin yıllık tarihi geçmişi

ile hem zamanda hem mekanda benzersiz bir

yolculuk sunuyor. Saray güzelliğindeki tarihi evleriyle,

sokaklarıyla, hanlarıyla, hamamlarıyla, camileriyle,

kapalıçarşılarıyla ve geleneksel el sanatlarıyla “Müze

Şehir” olarak da tanınıyor. Tarihi çarşıları, enfes

yemekleri, müziği ve sıra geceleri ile tarihin içinde

yolculuk yaptırıyor adeta…

Hz. İbrahim’in Mağarası ve Balıklı Göl

Bu şehirdeki erkeklerin yarısından fazlasına ismini veren

ve bu şehrin “Peygamberler Şehri” olarak anılmasında

büyük payı olan Hz. İbrahim’in kalenin eteklerindeki

bir mağarada doğduğuna inanılıyor. Rivayete göre,

baş kahin, bölgenin hükümdarı Nemrut’a gelir ve o yıl

doğacak bir çocuğun putperestliği ortadan kaldıracağını

ve kendisini öldüreceğini söyler. Bunun üzerine

Kral Nemrut, o yıl doğacak bütün erkek çocukların

öldürülmesini emreder. İbrahim peygamberin annesi ise

peygamberi bu mağarada gizlice doğurarak, yedi yaşına

kadar büyütmüş. İbrahim büyüdüğünde Nemrut’un

askerlerine katılır fakat onların inandığı putlara değil,

dünyadaki her şeyin yaratıcısı olduğuna inandığı tek

Tanrı’ya tapar. Bu uğurda Kral Nemrut’un da taptığı

putları kırar. Nemrut bu olaya çok sinirlenir ve

İbrahim’in öldürülmesini emreder. O gün ülkede yemek

için dahi olsa ateş yakılması yasaklanır, bütün odunlar

toplanır ve büyük bir ateş yakılır. Hazreti İbrahim Urfa

kalesinin burçlarında hazırlanan mancınığa konularak

bugün Balıklı Göl’ün olduğu yere atılır. Bu sıra Tanrı

buyruğuyla ateş suya, odunlar balığa dönüşür. Hazreti

İbrahim ise Balıklı Göl’ün hemen yakınındaki gül

bahçesine düşer. Yine bir rivayete göre Hz. İbrahim’e

inanan tek kişi ve aynı zamanda kralın kızı olan Zeliha da

kendini İbrahim Peygamber’in arkasından atar ve hemen

Balıklı Göl’ün arkasında Ayn-ı Zeliha Gölü oluşur. Başka

bir deyişe göre de, Ayn-ı Zeliha Gölü, Hz. ‹brahim’in

arkasından ağlayan kral kızı Zeliha’nın gözyaşlarından

doğmuştur.

Bugün, Hz. İbrahim’in doğduğu, Mevlid-i Halil

Camii’nin avlusundan geçilerek girilen mağara, haremlik

ve selamlık olarak ikiye ayrılmış. İçeride, şifalı sudan içip

dua edenlerden oluşan bir trafik var.

Ş

anlıurfa, one of the oldest settlements of Mesopotamia,

offers a one-of-a-kind journey in time as well as

place with its 11,000-year historic past. Şanlıurfa is

also known as a “City of Museums” with its historic houses as

beautiful as palaces, its streets, inns, hamams, mosques, covered

bazaars and traditional handcrafts. In a sense, it transports

you in time with its historic markets, delicious dishes, music

and tradition of sıra geceleri…

Hz. Ibrahim’s Cave and Balıklı Lake

It is believed that Hz. Ibrahim, who gives over half the men

in this city their name and who plays a big part in this city

being called “The City of Prophets,” was born in a cave in the

skirts of the castle. Rumour has it that the head diviner goes

to the ruler of the region, Nemrut, and tells him that a child

who will born that year will do away with idolatry and kill

Nemrut. Upon this, King Nemrut orders the murder of all boys

who will born that year. Prophet Ibrahim’s mother secretly

gives birth to the prophet in this cave and raises him until he

is seven. When Ibrahim grows up, he joins Nemrut’s soldiers,

worshipping not the idols they believe in but the only God he

believes is the creator of all things on earth. To this end, he

breaks all the idols that King Nemrut also worships. Nemrut

gets very angry over this and orders Ibrahim’s execution. That

day, fire is banned in the country, even if it is to cook food; all

the firewood is collected and a big fire is built. Hz. Ibrahim is

placed in a catapult prepared in the tower of the Urfa castle

and fired to where Balıklı Lake is today. At this time, upon

God’s command, the fire turns into water and the firewood

into fish. Hz. Ibrahim then falls into a rose garden close to

Balıklı Lake. According to another rumour, the only person

who believed in Hz. Ibrahim, Zeliha, who is also the king’s

daughter, catapults herself right after the Prophet Ibrahim and

the Ayn-ı Zeliha Lake comes into being right behind Balıklı

Lake. Yet another rumour has it that the Ayn-ı Zeliha Lake

was formed by the tears of Zeliha, the king’s daughter, who

cries after Hz. Ibrahim.

Today, the cave where Hz. Ibrahim was born, which can be

reached by crossing the courtyard of the Mevlid-i Halil Mosque,

has been divided into two, as haremlik (the part of the house

occupied by women) and selamlık (the part occupied by men).

There’s a crowd inside who drink the healing water and pray.

45


Geleneksel Urfa Konakları

46

“Odalı–haremli” denilen avlulu, büyük konak

tipi Urfa evlerinin çoğu, şehir merkezindeki

daracık sokaklarda, yüksek duvarlarla çevrili

oldukları için dışarıdan gözükmeyen konaklar.

Bölgede ağaç bulunmadığı için, evler “hevara taşı”

denilen sarımsı bir kalkerden inşa edilmiş. Bu

taşlar, özellikle evlerin avluya bakan cephelerinde

geometrik ve bitkisel motiflerle dantel gibi

işlenmiş. Kent dokusu genelde bozulmuş olsa

da, ara sokaklarda dolaşmak egzotik bir Doğu

şehrinde kaybolma duygusu verebilir. Evlerin

altından geçen tüneller ve çıkmaz sokaklar,

labirent duygusunu güçlendiriyor. Restore edilip

geziye açılan evler arasında, Harran Üniversitesi

Kültür Evi (Akçarlar Evi), Mahmud Nedim

Konağı, Şurkav Kültür Merkezi, Devlet Güzel

Sanatlar Müzesi’ne dönüştürülen Hacı Hafızlar

Evi, restoran olarak hizmet veren Pınarbaşı Konağı

sayılabilir. Kentin en tipik ve bozulmamış sokakları

olan Zincirli Sokak ile Yorgancı Sokak görülmeye

değer.

Traditional Urfa Mansions

Most of the big mansion-type Urfa homes with

courtyards, called “odalı-haremli” (with room and

harem), are surrounded by tall walls and therefore

invisible from the outside. Since there are no trees

in the region, the houses were built with a yellowish

limestone called “hevara stone.” These stones were

embroidered like lace with geometric and botanical

motifs, especially in the front of the houses that

face the courtyard. Even if the city’s texture is

deteriorated on the whole, walking in the alleys can

give one the feeling of getting lost in an Eastern

city. The tunnels beneath the houses and the oneway

streets strengthen the labyrinthine feeling.

Among homes that were restored and opened for

visiting are the Harran University Culture House

(Akçarlar House), the Mahmud Nedim Mansion,

the Şurkav Cultural Center, the Hacı Hafızlar

House that was converted into the State Fine Arts

Museum and the Pınarbaşı Mansion that operates as

a restaurant. The city’s most typical and untouched

streets, Zincirli Sokak and Yorgancı Sokak, are

worth a visit.


Tarihi Çarşı

Balıklı Göl, Ulu Camii ve diğer tarihi noktalar…

Doğrusu hepsinde bir ayin havası, her birinde bir

mistik davet var. İnsanı en çok büyüleyen yer ise

tarihi Urfa Çarşısı. Urfa’nın ortasında bir serap gibi,

renkler, serinlik ve neşe dolu bir yer.

Haşimiye Meydanı’ndaki Tarihi Urfa Çarşı’ndan

içeri adımınızı attığınızda sanki zamanın görünmeyen

kapısından geçip başka bir boyuta adım atıyorsunuz.

Bu 500 yıllık sekiz handan oluşan çarşı 1562 yılında,

Kanuni döneminde yaptırılmış. Hanın ikinci katında

terziler aralıksız kesip biçiyor, sipariş yetiştirmeye

çalışıyorlar. Terzilerin ufacık dükkânlarındaki kaftan,

mintan, aba, şalvar ve bol cepli yelekler geçmiş çağları

bugüne taşıyor.

Han’ın güney kapısından çıkınca, aynı tarihte inşa

edilmiş Kazzaz Pazarı’na adım atılıyor. Beşik tonozlu

ve dört kubbeli yapı, çarşının belki de en otantik ve

egzotik mekânı. Sağlı sollu uzanan, yerden bir metre

yüksekte bulunan dükkânlardan yöresel giysiler,

Suriye işi şal, kaftan, poşu ve kürkler müşteri

bekliyorlar.

47

Historic Market

Balıklı Lake, Ulu Mosque and other historic destinations… To

tell the truth, each has the air of a ritual, a mystical invitation.

Yet the place that mesmerizes people the most is the historic Urfa

Market. In the middle of all the yellow stone that is Urfa, it’s a

mirage-like place, full of colours, freshness and joy.

The second you step into the Historic Urfa Market in Haşimiye

Square, it’s as if you go through the invisible door of time

and step into another dimension. This market, comprised of

eight inns that are 500 years old, was constructed in 1562,

during the period of Kanuni Sultan Süleyman (Süleyman

the Magnificent). On the second floor of the inn, tailors are

ceaselessly cutting and sewing away, trying to get orders out on

time. The kaftans, mintans (shirts), abas (woolen cloths), şalvars

(baggy trousers) and wide-pocketed vests carry past ages into

today.

When you exit the South door of the inn, you step into the

Kazzaz Market, built in the same date. This structure with

a cradle vault and four domes is possibly the most authentic

and exotic place in the market. The local clothes, Syrian-made

shawls, kaftans, poşus (silk headscarves) and furs await customers

in the stores reaching to the right and the left, located about a

metre above ground.


48

Harran

Bir zamanlar Urfa’dan daha önemli bir şehir

olan ve tarihi, 5000 yıl öncesine dayanan

Harran, Urfa’nın 45 km dışında. Tevrat’ta

bile adı geçen ve Hz. İbrahim’in Filistin’e

gitmeden önce bir süre oturduğu söylenen

şehir, Ay, Güneş ve gezegenlere tapan Asur

ve Babillilerin eski pagan inançlarının en

önemli merkezlerinden biriydi. Kaynaklarda,

Harran’da bulunan ve Ay tanrısı Sin’e adanmış

gösterişli bir tapınaktan söz ediliyor. Bu

nedenle astronomide de gelişmiş durumdaki

Harran’da, ilkçağdan beri bir okulun varlığı da

biliniyor. Devrin matematikçi ve filozoflarının

eserlerini Yunanca’dan Arapça’ya çeviren

Said ibn Kurra, dünyadan Ay’a olan uzaklığı

doğru hesaplayan Battani, maddenin en küçük

parçasının müthiş bir enerjiyle parçalanıp

Bağdat’ı bile yıkabileceğini söyleyen Cabir bin

Hayyan, Harran’da yetişmiş. Sayısız istila ve

yıkım gören, son olarak da Moğollar tarafından

1265’te yerle bir edilen Harran’dan geriye

höyük, belli belirsiz seçilen kent surları, kale

ve Ulu Cami kalmış sadece. Konik kubbeli

Harran evleri ise 200 – 300 yıl kadar önce,

Suriye çöllerinden gelip buraya yerleşen bazı

göçebe Arap aşiretlerinin eseri.

Located 45 kilometres outside of Urfa, Harran was

once considered a city more important than Urfa,

with a history dating back 5,000 years. This city

was even mentioned in the Torah, and it is said

that Hz. Ibrahim lived here for some time before

going to Palestine. Harran was also an important

centre for the old pagan beliefs of the Assyrians and

Babylonians, who worshipped the moon, the sun and

planets. Sources talk about a magnificent temple,

dedicated to the moon god Sin, located in Harran.

This is how it is known that a school exists in Harran,

which is also advanced in terms of astronomy, since

the antiquity. Said ibn Kurra, who translated the

works of mathematicians and philosophers of the

age from Greek into Arabic; Battani, who correctly

calculated the distance between Earth and the moon;

and Cabir bin Hayyan, who said that the smallest

part of matter can divide with incredible energy to

destroy even Baghdad, all grew up in Harran. Having

seen infinitely many invasions and demolitions,

Harran was last destroyed by the Mongols in 1265;

all that remains from those times are the mound, the

barely-visible city walls, the castle and Ulu Mosque.

The cone-shaped Harran homes are the works of

various Arab tribes who escaped from the Syrian

Desert and settled here some 200-300 years ago.


Nasıl gidilir

THY ile İstanbul’dan hem direkt (Direkt

uçuşlar 1 saat 45 dakika sürüyor) hem de

Ankara aktarmalı uçuşlar var (444 0 849;

www.thy.com.tr). anl›urfa İstanbul’dan

otobüsle 18-19 saat mesafede.

How to get there

With Turkish Airlines, there are both direct flights

from İstanbul (which last 1 hour 45 minutes) and

flights that transfer in Ankara (444 0 849; www.

thy.com.tr). anl›urfa is 18-19 hours away from

İstanbul by bus.

49

Nerede kalınır

Dedeman Şanlıurfa, şehir merkezindeki konumu

ve detaylara verdiği önemle ehrin ilk zincir oteli.

Burası, yüksek teknolojisi ve modern mimarisi

ile konukları için mükemmel bir ev sahibi.

Balıklıgöl’e yürüme, Harran’a ise yakla›k yarım

saat mesafedeki konumuyla öne çıkan Dedeman

Şanlıurfa, konforlu odaları ile geleneksel Dedeman

misafirperverliğini yaşatıyor.

Where to Stay

Dedeman Şanlıurfa is the largest hotel in the region

with its location in the city centre and the importance

it gives to details. The hotel is a perfect host for guests

with its advanced technology and modern architecture.

Located within walking distance of the Balıklı Lake and

less than half an hour away from Harran, Dedeman

Şanlıurfa lets its guests experience the traditional

Dedeman hospitality in its comfortable rooms.

Nerede yenir

Çardaklı Köşk

Asimetrik geometrisiyle dikkat çeken eski bir

Urfa evindeki restoran, kalenin ve Balıklıgöl’ün

manzarasına açılan harika bir terasa sahip.

Tipik bir öğün, “lebeni” adı verilen dövme

buğdaylı ve yoğurtlu çorba ile başlıyor,

lahmacun, kebap ve çiğ köfte ile devam ediyor

ve şerbetli cevizli bir tür krep olan “şıllık” ile

noktalanıyor.

Urfa Sofrası

Lahmacunda iddialılar. Midenize güveniyorsanız

içinde acılı-acısız bir sürü et ve kebap çeşidinin

olduğu Urfa Tabağı’nı tercih edin.

Where to eat

Çardaklı Köşk

This restaurant is located in an old Urfa house that

draws attention with its asymmetrical geometry.

Çardaklı Köşk also has a wonderful terrace featuring

a view of the castle and Balıklı Lake. A typical meal

begins with “lebeni,” a soup with buckwheat and

yogurt; continues with lahmacun, kebap and çiğ

köfte; and ends with “şıllık,” a type of crepe with

sherbet and walnuts.

Urfa Sofrası

They’re ambitious when it comes to lahmacun. If you

trust your stomach, try the Urfa Plate featuring many

spicy and regular meats and kebap types.


50

NE OLURSAN OL

GEL!

Bu kez Mevlana’nın şehri Konya’da;

türbeler, medreseler ve görkemli

müzeler arasında dolandık.

Mola noktamız tabii ki

Dedeman Konya oldu.

Come, whoever you are, come!

This time we toured among tombs, medreses and spectacular museums in

Konya, the city of Mevlana. Our rest stop was of course Dedeman Konya.

FOTO⁄RAF-PHOTOGRAPHY: ASLI G‹RG‹N STYLING MEHL‹KA AYDO⁄AN

SAÇ/MAKYAJ - HAIR/MAKE-UP: OSMAN NUR‹ BUDUK

ART D‹REKTÖR-ART DIRECTOR: EVR‹M TÜFEKÇ‹OĞLU

MODEL: KATARINA JURCACKOVA / FLASH MODEL

MEKAN/LOCATION DEDEMAN KONYA


PALTO-COAT ÖZLEM SÜER

51


52

PANTOLON-TROUSERS

VAKKORAMA,

GÖMLEK-SHIRT

VAKKO,

KOLYE-NECKLACE

MON REVE,

KEMER-BELT

ÖZEL TASARIM (SPECIAL DESIGN)

AYAKKABI-SHOES

CHRISTIAN LOUBOUTIN.


PALTO-coat

ÖZLEM SÜER,

PANTOLON-trousers

VAKKORAMA,

KOLYE-necklace

MON REVE,

AYAKKABI-SHOES

CHRISTIAN LOUBOUTIN.

53


54

PALTO-coat

ÖZLEM SÜER.


FES-FEZ

KAPALI ÇARI,

TAKILAR-JEWELLERIES

MON REVE,

KAZAK-PULLOVER

VAKKO.

55


56

TAKILAR-JEWELLERIES

MON REVE,

KAZAK-PULLOVER

VAKKO,

ETEK-SKIRT

BEYMEN.


57

Dedeman Konya Hotel & Convention Center

(0332) 221 66 00

Isparta Beyşehir Yolu Sille Kavşağı Özalan Mah. Selçuklu 42080 Konya

Donanımlı salonlarıyla pek çok toplantıya da

ev sahipliği yapan Dedeman Konya Hotel &

Convention Center, havaalanına 14 km, otogara

ise 7 km uzaklıkta. Şehir merkezine yürüme

mesafesindeki 206 odalı otel, açık ve kapalı

yüzme havuzları, fitness center, sauna, Türk

hamamı, buhar odası, masaj odaları, Life Style

Sağlık ve Spa Merkezi, restoranları ve barıyla

her türlü ihtiyaca cevap verecek nitelikte.

Dedeman Konya Hotel & Convention Center is

well-designed to cater to any kind of conference or

convention and is located 14 km from the airport and

7 km from the bus station. It’s just a walk away from

the city center, has 206 rooms, outdoor and indoor

swimming pools, fitness center, sauna, Turkish bath,

steam room, massage rooms, Life Style Health and

Spa Center, restaurants and bars, making it the best

option for accommodation in Konya.


DQ

58 R Ö P O R T A J - I N T E R V I E W

Volkanik Hazine:

Kapadokya

Peribacaları arasında gala yemeği organize etmek ya da vadilerde

kuş cıvıltıları arasında sabah kahvaltısı yapmak isterseniz seçiminiz

Dedeman Cappadocia Hotel & Convention Center olmalı.

Sorularımızı otelin Genel Müdürü İ. Gündüz Yeşil cevapladı.


Bulunduğunuz bölge son derece ayrıcalıklı. Hem yerli hem yabancı turistin gözdesi

bir bölge Kapadokya. Bunun avantajlarını ne şekilde yaşıyorsunuz otelinizde

Kapadokya dünyada benzeri olmayan ve pek çok gezgin tarafından “Ölmeden önce görülmesi

gereken yerler” arasında ilk sıralara yerleştirilen bir dünya mirası. Kapadokya Bölgesi’nde yer alan

Erciyes Dağı, Hasandağı ve Göllüdağ jeolojik devirlerde aktif birer volkanmış. Bu aktif volkanlarla

beraber diğer birçok irili ufaklı volkanların püskürttüğü lavlar bölgede farklı sertliklerde tüf

tabakası oluşturmuşlar. Yıllar sonra vadi yamaçlarından inen sel sularının ve rüzgârın, tüflerden

oluşan yapıyı aşındırmasıyla “Peribacası” adı verilen ilginç oluşumlar ortaya çıkmış. Kapadokya’nın

yazılı tarihi 5000 yıl önce Anadolu’da ticaret kolonileri kuran Asurlularla başlıyor. Bölge Asurlular,

Hititler, Persler, Romalılar, Bizanslılar ve Selçuklular gibi pek çok medeniyete ev sahipliği yapmış.

8. yüzyılda bölgeye yerleşen Hıristiyan keşişler ile birlikte bölge dini bir merkez haline gelmiş ve

pek çok kilise ile yeraltı şehirleri inşa edilmiş. Bugün kullandığımız ”Kapadokya” adının kökeninin

Pers’ler döneminde bölgeye verilen “Katpatuka / Güzel Atlar Ülkesi” adından geldiği ifade

edilmektedir. Tüm bu özellikleri biraraya getirdiğimizde bölgenin hem tarihi hem dini açıdan ne

kadar özellikli ve görülmeye değer olduğu ortaya çıkmaktadır. Bu nedenle özellikle Uzakdoğu’dan

kültür turizmi amaçlı, Avrupa ve Amerika’dan ise hem kültür hem de din amaçlı pek çok turist

bölgeyi ziyaret etmektedir. Her geçen yıl turist sayısı artmakta olup gelen turist sayısı milyonlar

ile ifade edilmektedir. Biz Dedeman Cappadocia Hotel & Convention Center olarak 2010 yılında

yaklaşık olarak 92.000 misafiri otelimizde ağırladık. Nevşehir’in nüfusunun 84.000 kişi olduğunu

düşünürsek ağırladığımız misafir sayısının büyük anlam taşıdığını ifade edebilirim. Bölgeye Japonlar

ağırlıkta olmak üzere dünyanın tüm bölgelerinden ziyaretçi gelmektedir.

59

Volcanic Treasure: Cappadocia

If you want to organize a gala dinner among the fairy chimneys or have breakfast listening to

the sounds of birds chirping in the valleys, your choice should be Dedeman Cappadocia Hotel

& Convention Center. The hotel’s General Manager, İ. Gündüz Yeşil answered our questions.

The area in which you’re located is very exclusive. Cappadocia is a region that’s a

favourite of both local and foreign tourists. How do you experience the advantages of

this at your hotel

Cappadocia is a world heritage site that is one-of-a-kind, and many travellers place it at the top of their

“must see before I die” lists of sights. The Erciyes, Hasan and Göllü mountains, located in the Cappadocia

region, were active volcanoes in the geologic ages. The lava spurted from these active volcanoes, along

with many other large and small volcanoes, created layers of tuff in varying stiffness. Years later, the

flood waters and winds coming down from the valley slopes corroded the structure made of tuffs, and the

interesting formations called “fairy chimneys” were created. The written history of Cappadocia begins

with the Assyrians, who established trade colonies in Anatolia 5,000 years ago. The region hosted many

civilisations such as the Assyrians, Hittites, Persians, Romans, Byzantines and Selçuks. With Christian

priests moving here in the 8th century, the region became a religious centre, and many churches, as well

as underground cities, were built. It is expressed that the “Cappadocia” name we use today comes from

the name “Katpatuka / Land of Beautiful Horses” given to the region in the Persian era. When web ring

together all of these qualities, it is apparent how favoured the region is in terms of both history and

religion, as well as how much it is worth seeing. This is why many tourists visit the region, those from

the Far East for cultural tourism and those from Europe and the United States both for cultural and

religious purposes. The number of tourists increases each year, with the number of visitors now said to be

in the millions. As Dedeman Cappadocia Hotel & Convention Center, we hosted nearly 92,000 guests in

our hotel in 2010. If we consider that Nevşehir has a population of 84,000 people, I can express how

much the number of guests we hosted means. Visitors from all over the world come to this region, with the

Japanese visiting in the greatest numbers.


60

Daha çok hangi

mevsimlerde yoğun

oluyorsunuz Doluluk

oranınız hakkında genel bir

fikir verebilir misiniz

Bölgenin yoğunluğu, kongre

ve seminer organizasyonlarının

da yoğunlaştığı ilkbahar ve

sonbahar aylarında en üst

seviyeye çıkmaktadır. Nevşehir

karasal bir iklime sahip olduğu

için Temmuz ve Ağustos ayları

da serin geçmektedir. Bu

nedenle bu aylarda da talep

yoğunluğu yaşamaktayız. Fakat

kış mevsiminde karlar altında

kalan Peribacalarının son derece

farklı bir görsel şölen yaratması

bazı gezginler için alternatif

oluşturmaktadır. Kısaca ifade edecek olursak bölgemizde turizm 12 ay devam etmektedir ve her

mevsimin yarattığı görsel güzellik bir diğer mevsimi kıskandıracak kadar fark yaratmaktadır.

Hergün İstanbul-Nevşehir-İstanbul uçak seferinin yapılması ayrıca Kayseri Havaalanına 80 km

mesafede olmamız gibi ulaşım kolaylıkları büyük bir avantaj sağlamaktadır.

Kapadokya’ya gelen ziyaretçiler sizce neden Dedeman Cappadocia Hotel &

Convention Center’ı seçmeli

1989 yılında bölgede faaliyete geçen ilk 5 yıldızlı otel olma özelliğine sahibiz. Bölgede 22 yıllık

tecrübemiz ile Kapadokya’nın eşsiz güzellikleri gibi biz de misafirlerimize eşsiz bir konaklama

deneyimi yaşatıyoruz. Tüm Dedeman Hotels & Resorts International otellerinde görebileceğiniz

“Geleneksel Dedeman Misafirperverliği” ile misafirlerimize en iyi kalitede hizmet sunuyoruz. Yine

yılların getirdiği tecrübe ile kongre turizminde de son derece başarılı organizasyonlara ev sahipliği

yapmaktayız. Yüksek ve misafir odaklı hizmet anlayışımız ile bizi tercih eden misafirlerimize

unutamayacakları güzel anılar yaşatmak için çaba harcıyoruz.

Otelinizde konaklayan misafirlere bölgede neler yapmalarını önerirsiniz

Kapadokya bölgesinde adım attığınız her yerde tarihi ve kültürü yaşarsınız. Çevrenizde ne kadar

çok görülmesi gereken yer ve yaşanması gereken dakika olduğuna şaşırır kalırsınız. Fakat nereleri

gezelim ve görelim dediğinizde kısaca şöyle anlatabilirim: Hemen hemen baktığınız her yerde

görebileceğiniz çeşitli ebat ve şekillerdeki Peribacalarını, Uçhisar ve Ortahisar’da bulunan ve

dünyanın ilk gökdelenleri diye tabir edilen içerisinde yaşanmış peribacalarını, Göreme Açıkhava

Müzesini, Zelve Açıkhava Müzesini, Mustafapaşa Beldesini, Avanos çanak atölyelerini ve Kızılırmak

vadisi, Ürgüp İlçesini, Hacıbektaş İlçesini, Kozaklı kaplıcalarını, insanların hayatta kalabilmek için

neler yapabileceğini göstermesi açısından son derece önemli olan Kaymaklı-Özkonak-Derinkuyu-

Acıgöl-Tatlarin-Mazı ve Özlüce gibi pek çok sayıda olan yeraltı şehirlerini, sayısı yüzlerce olan

ve günün her saatinde yürüyüş yapabileceğiniz vadileri ve Ihlara vadisini sıralayabiliriz. Neler

yapabiliriz: Balon turuna çıkıp o gün doğan güneşi ilk siz görebilir peribacalarına yüksekten

bakabilirsiniz. At turlarına, dağ bisikleti turlarına, yürüyüş turlarına katılıp vadilerin ve

peribacalarının arasında unutulmaz saatler geçirebilirsiniz. Yorgunluğunuzu atmak ve açlığınızı

gidermek için bölgede bulunan yöresel lokantalarda testi kebabının, yöreye özgü özel pişirilen kuru

fasülyenin ve gözlemenin en lezzetlisini yiyebilirsiniz. Ama en önemlisi bölge üzümlerinden yapılan

ve artık marka olmuş hem fabrikasyon hem de el yapımı şarapları tatmadan Kapadokya’nın tadına

varamazsınız.


Which seasons are your busiest Could you give us a general idea about your occupancy

rate

The region becomes more hectic in the spring and fall months, when the conferences and seminars are most

frequent. Since Nevşehir has a continental climate, July and August are also cool months. For this reason,

we experience an intensity of demand during these months, as well. Yet the fact that the fairy chimneys

create an entirely different visual feast in the winter months, when they are buried under snow, creates

an alternative for various travellers. To put it briefly, tourism continues for 12 months in our region,

with each season’s visual beauty rivalling those of the others. The fact that scheduled İstanbul-Nevşehir-

İstanbul flights take place each day, as well as the ease of transportation we offer by being 80 kilometres

from the Kayseri Airport, bring great advantages.

61

Why do you think visitors who come to Cappadocia should choose Dedeman Cappadocia

Hotel & Convention Center

Having begun our operations in 1989, we are the first 5-star hotel in the region. With our 22 years

of experience in the region, we offer our guests a one-of-a-kind accommodation experience, similar

to Cappadocia’s one-of-a-kind beauties. We offer our guests the highest quality of service with the

“Traditional Dedeman Hospitality” you’ll witness at all of the Dedeman Hotels & Resorts International

hotels. Again with years of experience, we also host congress tourism events that are extremely successful.

With a great approach to guest-focused service, we work to let our guests who’ve chosen us experience

beautiful memories they won’t forget.

What do you recommend that guests who stay at your hotel do in the region

You’ll experience history and culture everywhere you take a step in the Cappadocia region. You’ll be

amazed by how many places to see and moments to experience there are. Yet when you ask, “Where should

we tour and what should we see” I can explain it briefly like this: We can list the fairy chimneys, which

you may see wherever you look in various sizes and shapes; the fairy chimneys where people lived, which

are located in Uçhisar and Ortahisar and referred to as the first skyscrapers in the world; the Göreme

Open Air Museum; the Zelve Open Air Museum; the town of Mustafapaşa; the Avanos earthenware

ateliers and the Kızılırmak valley; the town of Ürgüp; the town of Hacıbektaş; the Kozaklı thermal

springs; the many underground cities such as Kaymaklı-Özkonak-Derinkuyu-Acıgöl-Tatlarin-Mazı and

Özlüce, which are important in that they show what people will do in order to stay alive; the hundreds

of valleys where you can go for a walk at any hour of the day and the Ihlara valley. Things you can

do: You can take a hot air balloon tour

and be the first to watch the sunrise,

as well as view the fairy chimneys

from high above. You can participate

in horse tours, mountain biking

tours and walking tours to experience

unforgettable hours among the valleys

and fairy chimneys. You can taste

the most flavourful testi kebap (kebap

cooked in an earthenware jug) in the

regional restaurants located in the area,

the kuru fasulye (a Turkish dish made

with cannellini beans) and gözleme (a

Turkish pancake-like dish) cooked in

the region’s special method to shake off

your exhaustion and subdue your hunger.

Yet the most important thing you must

do to experience Cappadocia fully is to

taste the handmade as well as factorymade

wines that have been produced with Japonya Prensi Tomahito Mikasa da otelimizi ziyaret etti.

regional grapes and become brands.


62

Convention Center’dan

ve sunduğu hizmetlerden

bahsedebilir misiniz

Cappadocia Convention Center,

tiyatro düzeninde 900 kişiye,

banket düzeninde 650 kişiye

kadar, Ihlara Kongre Salonu ise

tiyatro düzeninde 300 kişi banket

düzeninde 200 kişiye kadar

hizmet verebilmektedir. Bunların

yanında 80 kişiye kadar hizmet

verebildiğimiz farklı ebatlarda 7

adet daha salonumuz mevcuttur.

Her yıl pek çok uluslararası kongre

ve sempozyuma ev sahipliği

yapmaktayız. Hem ekipman hem de

ekip olarak 22 yıldır kongre turizmi

tecrübesine sahip bir işletme

olmamızın avantajını en iyi şekilde

kullanıyoruz. Otelimiz bünyesinde

yapılan bu tarz organizasyonlar

dışında Kapadokya bölgesinin talep

edilen herhangi bir dış mekanında

da yine 1000 kişiye kadar outside

catering hizmeti verebilme

kapasitesine sahibiz. Dostlarınızla

birlikte, Kızılvadi’de şarap ve

peynir partisi eşliğinde günbatımını

seyretmek, Peribacaları arasında

gala yemeği organize etmek,

vadilerde kuş cıvıltıları arasında

sabah kahvaltısı yapmak veya akşam

yemeği almak istediğinizde size

beklentilerinizin üzerinde hizmet

üretecek tek alternatif olduğumuzu

bilmenizi isterim.

Önümüzdeki dönem için

sunduğunuz promosyonlar,

fırsatlar, paketler var mı

Balayı çiftleri için konaklama,

transfer ve balon turunu içeren

özel paketli fiyatlar hazırlıyoruz.

5-12 Mart tarihleri arasında Fas

yemekleri, 1-8 Nisan tarhileri

arasında Steak House, 12-19 Mayıs

tarihleri arasında Meksika yemekleri

gecesi düzenleyeceğiz. Bunun

yanında Anneler Günü, Tıp Bayramı

ve Mezuniyet Baloları için özel

paketler hazırlıyoruz.


Could you tell us about the Convention Center and the services offered there

Cappadocia Convention Center can host up to 900 people in a theatre set-up and 650 people in a

banquet set-up, while the Ihlara Congress Hall can serve up to 300 people in a theatre set-up and

200 people in a banquet set-up. In addition to these, we also have 7 more halls in various sizes where

we can serve up to 80 people. Each year, we host many international conventions and symposiums. In

terms of both equipment and team, we use our advantage of being an operation that has had 22 years

of congress tourism experience in the best way possible. In addition to these types of events we host

within our hotel, we also have the capacity to offer a catering service for up to 1,000 people at any

outdoor venue requested in the Cappadocia region. When you want to watch the sunset at Kızılvadi

with your friends, accompanied by a wine and cheese party; when you want to organize a gala dinner

among the fairy chimneys; when you want to have breakfast or dinner in the valleys with birds

chirping in the background, I’d like you to know that we are the only alternative that can offer you

service that exceeds your expectations.

63

Are there any promotions, offers or packages you have prepared for the coming

season

We’re preparing exclusively-priced packages that include accommodations, transfers and a balloon tour

for honeymoon couples. We’ll host Moroccan cuisine evenings from March 5 to 12, Steak House cuisine

evenings from April 1 to 8 and Mexican cuisine evenings from May 12 to 19. Additionally, we’re also

offering exclusive packages for Mother’s Day, Medical Holiday and graduation balls.


DQ

64 K Ü L T Ü R & S A N A T - C U L T U R E & A R T

Film gibi 30 yıl!

Sinemaseverlerin heyecanla beklediği İstanbul Film Festivali, 30. yıl sürprizleriyle

geliyor. 2 – 17 Nisan arasında seyre doyuracak olan festivalde bu yıl bizleri neler

bekliyor Fransız sinemasının en özgün yönetmenlerinden Claire Denis ve

filmlerinde sık sık beraber çalıştığı İngiliz rock grubu Tindersticks’i aynı sahnede

buluşturan konserin dünya prömiyeri, zaman makinesi niteliğinde 30. yıl blog’u

ve festivalin en yenileri. Bir de olmazsa olmaz festival vazgeçilmezleri ve kaçmazları…

yıldır İstanbullu sinemaseverleri dünya sinemasının en seçkin ve başarılı filmleriyle;

30 yıldız oyuncular ve usta yönetmenleri buluşturan İstanbul Film Festivali her

zaman olduğu gibi sinemayla dolu iki hafta vadediyor. Geçen yıl 150 bine yakın

izleyiciyle yine Türkiye’nin en büyük sinema etkinliği olan festivalde bu sene, otuzuncu

yıla özel retrospektif bölümlerin yanı sıra, Ocak ayında Sundance ve Şubat’ta Berlin’de

dünya prömiyerlerini yapan yepyeni filmler de yer alıyor. 20’ye yakın bölümde 200’ü aşkın

filmin gösterileceği festival programı, Altın Lale ve İnsan Hakları yarışmalarının yanı sıra,

belgesellerinden çocuk filmlerine kadar oldukça geniş bir yelpaze sunuyor.

30. Yıl Kitabı ve Sergisi

İstanbul Film Festivali’nin 30. yılını kutlaması şerefine hazırlanan “30: 21 Yönetmenden 30

Yıl” adlı kitap, festivalin kişisel tarihimizde oynadığı rolü, festivalle büyümüş, sinemayı bu

festival sayesinde keşfetmiş 21 yönetmenin gözünden anlatacak. Kitapta, sinemamızda son

dönemde uluslararası başarılara imza atmış 21 yönetmenin, İstanbul Film Festivali’nde izlediği

ve etkisinde kaldığı birer film üzerine yazdıkları yazıların yanı sıra, yerli ve yabancı film

eleştirmenlerinin, seçilen film ile yönetmenin sinema yaklaşımı arasındaki ilişkiyi irdeleyen

makaleleri de yer alacak. Ayrıca fotoğraf sanatçısı Muhsin Akgün tarafından çekilen yönetmen

portreleri de hem kitapta yer alacak, hem de bir sergiyle sinemaseverlere ulaşacak.


Movie-esque

30 years!

65

The İstanbul Film Festival that cinephiles have been

awaiting impatiently arrives with surprises in its 30th

year. What awaits us this year at the festival that will

take place from April 2-17 The world premiere of the

concert that brings together one of the most authentic

directors of the French cinema, Claire Denis, and the

British rock group she frequently works with in her films,

Tindersticks, on the same stage; the 30th year blog that

qualifies as a time travel machine and the newest from

the festival. And of course the can’t-do-withouts and

can’t-misses that are essential to the festival…

T

he İstanbul Film Festival, which has been bringing İstanbulite

cinephiles together with the most select and successful films of

world cinema, star actors and masterful directors for 30 years,

as always promises two weeks full of films. With nearly 150,000

viewers, this festival was once again Turkey’s biggest cinematic event

last year; this year, the festival features brand new films that have

made their worldwide premiere at Sundance in January and Berlin in

February, along with retrospective sections specific to the 30th year.

The festival will feature over 200 films in nearly 20 categories, and

the program shows great variety, from Golden Tulip and Human

Rights competitions to documentaries and kids’ films.

30th Year Book and Exhibit

The book prepared in honour of the İstanbul Film Festival’s 30th year,

called “30: 30 Years from 21 Directors,” will describe the role that

the festival plays in our personal history from the eyes of 21 directors

who have grown with the festival and discovered cinema thanks to it.

The book will feature writings by 21 directors who have signed onto

international successes in recent years via Turkish cinema, each on a

movie they’ve seen and been inspired by as part of the İstanbul Film

Festival. The book will also include articles by domestic and foreign

film critics that examine the relationship between the chosen film and

the cinematic approach of the director. Director portraits taken by

photography artist Muhsin Akgün will be part of the book as well as

be displayed to cinephiles in an exhibit.


66

Usta Yönetmenler

21 yönetmenin Festivalin 30. Yıl kitabı için seçtiği filmler, festival programında özel bir

bölümde gösterilecek, böylece bu 21 yönetmen festival programının bir bölümünü hazırlamış

olacaklar. Michelangelo Antonioni’den Ingmar Bergman’a, Jim Jarmusch’tan Carlos Saura’ya,

Abbas Kiarostami’den Andrey Tarkovski’ye sinemaseverlerin de İstanbul Film Festivali’nde

keşfettiği, tanıdığı usta yönetmenlerin filmleri bu vesileyle bir kez daha festival programında

yer almış olacak.

Film Gibi 30 Yıl

Festivalin 30. yılına özel sürprizlerinden biri de geçmişten günümüze tüm festival seyircilerini

buluşturan “Film Gibi 30 Yıl” blog’u. www.filmgibi30yil.com adresinden şubat ayında

yayına başlayan 30. Yıl blog’unda, festival izleyicileri festivalle ilgili anılarını paylaşıp,

eski biletlerinden fotoğraflarına birçok hatırayı sergileme, festival sayesinde edindikleri

arkadaşlardan, dinleme fırsatı buldukları yönetmenlerden bahsetme fırsatı buluyor.

İzleyicilerden büyük ilgi gören festival blog’u, takipçilerini festival anılarını tazelemeye davet

ettiği kadar, sürpriz hediyeler kazanma imkânı da sunuyor. 30. yıl blog’u festival sonuna kadar

yayında kalacak.

Claire Denis ve Tindersticks

Fransız sinemasının en özgün auteur yönetmenlerinden Claire Denis ve filmlerinde sık sık

beraber çalıştığı İngiliz rock grubu Tindersticks’i aynı sahnede buluşturan konser, “Claire Denis

Film Müzikleri 1996-2009 / Tindersticks Konseri – Müzik ve Film” başlığını taşıyor. Bu özel

proje turnesinin ilk ayağı dünyada ilk kez 30. İstanbul Film Festivali kapsamında gerçekleşiyor.

Claire Denis ve Tindersticks işbirliğinin 15. yıldönümü ve Tindersticks’in film müzikleri

albümlerinin yayımlanışı vesilesiyle düzenlenen sine-konser projesinin dünya prömiyeri, 11

Nisan akşamı Fulya Sanat Merkezi’nde gerçekleşecek. Claire Denis’in filmlerinden görüntüler

eşliğinde çok özel bir konser verecek Tindersticks, bu proje için özel olarak bestelediği parçayı

da dünyada ilk kez o gece çalacak.

Festivalin En Yenileri!

Festivalin vazgeçilmezleri bu yıl da tüm hızıyla sinemaseverlere geniş bir yelpaze sunarken,

festivalin yenileri, ayrı bir tat bırakacak.

12. İstanbul Bienali ve İstanbul Film Festivali işbirliğinde İsimsiz (Film) başlıklı özel bir

seçki sunacak. Bienalin sinemasal bir ön gösterimi olacak olan İsimsiz (Film) başlıklı bu özel

bölümde, Bienalin temalarıyla estetik ve politik bağlantı kuran 10 film, izleyiciyle buluşacak.

Ayrıca bu bölüme paralel olarak, bienal küratörlerinden Jens Hoffman moderatörlüğünde,

seçilen 10 filmin yönetmenlerinden üçünün katılacağı bir de panel düzenlenecek.

17 Eylül-13 Kasım tarihleri arasında yapılacak 12. İstanbul Bienali’nin “İsimsiz (12. İstanbul

Bienali), 2011” olarak belirlenen başlığı ve görsel kimliği, minimalist ve kavramsal yapıtlarıyla

20. yüzyıl güncel sanatının en önemli isimleri arasında sayılan Kübalı-Amerikalı sanatçı Felix

Gonzalez-Torres’e (1957–1996) göndermeler içeriyor.

Ayrıca Sinema Yazarları Derneği (SİYAD) üyeleri, İstanbul Film Festivali’nin 30. yılı vesilesiyle

“festivalle keşfettikleri” yönetmenlerin ilk kez festivalde izledikleri filmlerinden özel bir

seçki hazırladı. Festival takipçilerine, bu bölümde, Carlos Reygadas’tan Hal Hartley’e, Tsai

Ming Liang’dan Wong Kar Wai’ye, 10 yönetmenin filmlerini izleme imkânı sunuyor. Bu 10

filmin gösterimleri, SİYAD üyesi sinema yazarlarının film öncesinde yapacakları sunumlarla

gerçekleşecek ve bu özel bölüm kapsamında Cafer Panahi’nin bir filmi de gösterilecek ve bu

filmin bilet gelirleri de yönetmenin ailesine yardım amacıyla gönderilecek.


Master Directors

The films that the 21 directors choose for the festival’s 30th year book will be viewed in a special section

of the festival’s program, so these 21 directors will have prepared one section of the festival program.

With this occasion, films by master directors such as Michelangelo Antonioni, Ingmar Bergman, Jim

Jarmusch, Carlos Saura, Abbas Kiarostami and Andrey Tarkovski, whom cinephiles have also discovered

and got to know via the İstanbul Film Festival, will be part of the festival program once more.

67

30 Movie-esque Years

One of the festival’s surprises exclusive for its 30th year is the “30 Movie-esque Years” blog that brings

together all festival viewers from yesterday and today. Festival viewers get to share their memories

regarding the festival with the 30th Year blog that began to be broadcast in February at www.

filmgibi30yil.com. They also have a chance to display memorabilia, from old tickets to photographs,

as well as talk about friends they’ve made via the festival and the directors they got to hear speak. The

festival blog is met with great interest by viewers, inviting followers to rekindle their memories of the

festival and giving them an opportunity to win surprise gifts. The 30th year blog will be broadcast until

the end of the festival.

Claire Denis and Tindersticks

The concert that brings together Claire Denis, one of the most authentic auteur directors of the French

cinema, with the British rock band she frequently features in her films, Tindersticks, is called “Claire

Denis Film Music 1996-2009 / Tindersticks Concert – Music and Film.” The first leg of this exclusive

project tour takes place for the first time in the world as part of the 30th İstanbul Film Festival. The

world premiere of the cine-concert project, held on the occasion of the 15th anniversary of Claire Denis’s

partnership with Tindersticks and the publication of Tindersticks’ film music albums, will take place at

Fulya Art Centre on the evening of April 11. Tindersticks will give a very special concert accompanied

by scenes from Claire Denis’s films, and they will perform the piece they’ve composed exclusively for this

project for the first time that evening.

The Newest from the Festival!

While the essentials of the festival offer a wide variety to cinephiles in full speed this year, as well, the

new additions of the festival will leave a different taste.

The 12th İstanbul Biennale and the İstanbul Film Festival will partner up to offer a special selection

called Untitled (Film). This special section will be a cinematic preview of the biennale, offering viewers

10 films that have an aesthetic and political connection with the themes of the biennale. Additionally,

in parallel with this section, a panel will be held. Biennale curator Jens Hoffman will moderate the

selection of 10 films, three of whose directors will participate in the panel. Held from September 17 to

November 13, the 12th İstanbul Biennale’s title, “Untitled (12th İstanbul Biennale), 2011” as well as

its visual identity make allusions to Cuban-American artist Felix Gonzalez-Torres (1957-1996), who’s

considered one of the most important names of 20th century contemporary art with his minimalist and

conceptual works.

Additionally, members of the Turkish Film Critics Association (SİYAD) have prepared a special selection

of films they’ve seen for the first time in the festival by directors they “discovered with the festival” in

honour of the 30th year of the İstanbul Film Festival. The festival gives followers the opportunity to

view films by 10 directors, from Carlos Reygadas to Hal Hartley, Tsai Ming Liang to Wong Kar Wai,

in this section. These 10 films will be viewed with screenwriters who are members of SİYAD making

presentations prior to the films. One of Cafer Panahi’s films will also be screened as part of this special

section, and the proceeds from this film’s ticket sales will be sent to the director’s family in order to

provide them with aid.


Kaçmaz!

Can’t Miss!

Geceyarısı Çılgınlığı / Midnight Madness

68

Festivalde, uyarıcı, sarsıcı, kışkırtıcı

filmleri uykuya tercih edenlerin dört

gözle beklediği geleneksel Geceyarısı

Sineması geç saatlere meydan okumaya

devam edecek. Festival boyunca Cuma

ve Cumartesi geceleri saat 24.00’te birer

film uykunuzu kaçıracak.

The traditional Midnight Cinema, which

those who prefer stimulating, jarring and

provocative films to sleep have been awaiting

impatiently, will continue to challenge the

later hours. Throughout the festival, one

film each on Friday and Saturday nights at

24.00 will have you lose sleep.

7. Sokakta Yokoluş / Vanishing on 7th Street

Yönetmen Brad Anderson’ın Sibirya

Ekspresi’nden sonra çektiği filmi Vanishing

on 7th Street, umudun yitirildiği bir kıyamet

sonrası öyküsü anlatıyor. Star Wars serisi

ile büyük bir hayran kitlesi edinen yakışıklı

oyuncu Hayden Christensen’in başrolünde

yer aldığı film, dünya üzerinde ışığın yok

olmasının ardından açıklanamayan bir şekilde

insanların yok olduğu bir gerilim hikâyesi.

“Vanishing on 7th Street” is the film

that director Brad Anderson shot after

“Transsiberian,” and it tells a postapocalyptic

story where all hope is lost.

Hayden Christensen, who garnered a wide

fan base with the Star Wars series, plays

the lead role. The film is a suspense story

where people vanish inexplicably after

light vanishes on earth.

Yıllara Meydan Okuyanlar / Those That Defy the Years

Sinemaseverler, “Yıllara Meydan Okuyanlar”

bölümünde bu sene sinemanın 7 usta

yönetmeninin en son filmlerini izleme fırsatı

bulacaklar.

In the “Those That Defy the Years” section,

this year cinephiles will have a chance to

view the latest films by 7 master directors

of cinema.

How Much Does Your Building Weigh, Mr Foster

Yönetmenliğini Norberto López Amado ve

Carlos Carcas’ın birlikte üstlendiği “How

Much Does Your Building Weigh, Mr

Foster”, 2010’da San Sebastian’da En İyi

Avrupa Filmi İzleyici Ödülü ve Belçika’da

En İyi Belgesel ödüllerini kazandı.

Directed collaboratively by Norberto López

Amado and Carlos Carcas, “How Much Does

Your Building Weigh, Mr Foster”

won the Best European Film Viewer’s Award

in San Sebastian and the Best Documentary

Award in Belgium in 2010.


Genç Ustalar / Young Masters

“Genç Ustalar” bölümünde, ilk ya

da ikinci filmleriyle dünya sinema

endüstrisinin dikkatlerini üzerine

çekmiş başarılı genç yönetmenlerin

filmleri yer alıyor.

The “Young Masters” section

features films by successful young

directors who’ve got the attention

of the world film industry with

their first or second films.

69

Miral

Altın Küre ödüllü Julian Schnabel’ın son

filmi Miral Ortadoğu’daki çatışmalara yeni

bir bakış açısı getiriyor. Başrollerini Filistinli

Hiam Abass ve Slumdog Millionaire filmiyle

ünlenen güzel oyuncu Freida Pinto’nun

paylaştığı film, Filistin’de 1948’de kurulan

bir mülteci yetimhanesi ve birinci intifadanın

eşiğinde Filistinli bir kadının kendi yolunu

çizmesini anlatıyor.

“Miral,” the latest film by Golden Globewinner

Julian Schnabel. Palestinian Hiam

Abass and Freida Pinto, the beautiful

actress who rose to fame with the film,

“Slumdog Millionaire,” share the lead

in “Miral.” The film tells the story of a

refugee orphanage founded in Palestine

in 1948 and the path a woman draws for

herself on the threshold of the first revolt.

Turquaze

Ghent doğumlu Türk yönetmen Kadir

Balcı’nın ilk uzun metrajlı filmi Turquaze

“Ghent’e gelen ve topluma uyum sağlayarak

kendi yaşamını kuran bir Türk ailesinin

öyküsünü anlatan”, otobiyografik özellikler

taşıyan bir yapım.

“Turquaze” is the first feature-length

film by Kadir Balcı, the Turkish director

who was born in Ghent. This work tells

the story of a “Turkish family who arrive

in Ghent and make a life for themselves

by adapting to society,” and it carries

autobiographic qualities.

B‹LETLER TICKETS

30. İstanbul Film Festivali biletleri 19 Mart Cumartesi günü saat 10.00’dan itibaren; Biletix satış noktaları, Biletix çağrı

merkezi (0216 556 98 00), www.biletix.com, Atlas ve Rexx Sinemaları ve İKSV’den satın alınabilecek. Bilet fiyatları

tam 12 TL; öğrenci ile 65 yaş ve üstü sinemaseverler için ise 8 TL olacak. Hafta içi gündüz seanslarındaki indirimli bilet

uygulaması bu yıl da devam edecek. Festival boyunca, hafta içi gündüz seansları (11.00, 13.30 ve 16.00) yalnızca 4 TL

olacak. Festivalde ayrıca 30 bilet ve üzerinde alacak sinemaseverler için %10 özel indirim de olacak.

Tickets for the 30th İstanbul Film Festival can be purchased as of Saturday, March 19 at 10.00 from Biletix sales points, the

Biletix call centre (0216 556 98 00), www.biletix.com, Atlas and Rexx Cinemas and IKSV. Ticket prices are 12 TL for full

admission and 8 TL for students as well as cinephiles 65 years of age or older. Discounted tickets for weekday séances will be

offered this year, as well. Throughout the festival, daytime séances within the week (11.00, 13.30 and 16.00) will cost only 4

TL. There will also be a 10% exclusive discount offered to cinephiles who purchase 30 or more tickets to the festival.


70

DQ HABERLER NEWS

DEDEMAN KONYA’YA

YEŞİL YILDIZ

Dedeman Konya Hotel & Convention Center; T.C.

Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından “Çevreye

Duyarlı Konaklama Tesisi Belgesi”ni almaya

hak kazandı. Çevreci kuruluşlarla işbirliği yapan

Dedeman Konya yılda yaklaşık 2040 kg atık yağı geri

dönüşüme göndererek kaynak sularının kirlenmesini

önlüyor. Ayrıca ofislerindeki atık kağıtları atık kağıt

kutularında toplayarak TEMA’ya teslim eden Dedeman

Konya’nın, her 100 kg’lık atık kağıdı için Tema 1

fidan dikiyor. Otelde kullanılan atık sabunlar toplanıp,

sıvı sabun haline getiriliyor ve böylece hazırlanan

sıvı sabunlar halı ve koltuk temizliğinde kullanılıyor,

çevreye zararlı kimyasal kullanımı azalıyor. Şarjlı

pilleri kullanmaya özen gösteren kurumda atık piller

ise toplanıp, geri dönüşüme kazandırılıyor ve böylece

pillerin kimyasallarından kaynaklanan toprak kirliliği

engelleniyor. Çevre duyarlılığı konusunda Dedeman

Konya’nın diğer bir diğer uygulaması ise; TEB 3. Bölge

İzmir Eczacı Odası “Evsel İlaç Atıklarının Biriktirilmesi

ve İmhası Projesi” öncülüğünde 2010 Haziran itibari

ile atık ilaçları, özel hazırlanmış atık kutusu içerisinde

toplanması. Böylece kullanılmayan ilaçlar, ailemiz,

toplumumuz ve çevremiz için geri dönüşü çok zor

olabilecek risklerden arındırılıyor. Çöpler ayrıştırılarak

geri dönüşüme gönderiliyor, çalışanların çevre bilincini

geliştirilip duyarlılığını artırmak için çevre eğitimleri

veriliyor. Bir başka örnek uygulama olarak Dedeman

Konya, Doğal Hayatı Koruma Derneği işbirliği ile

“deniz kaplumbağalarını evlat edinmeyi” sağlayarak

sertifika veriyor. Dedeman Konya’da düğünü olan

tüm çiftlere, evlat edinilen bir “Deniz Kaplumbağası

Sertifikası” hediye olarak veriliyor.

Bu y›ld›z› kazanmam›zdaki çaba ve katk›lar›ndan ötürü

Dedeman Konya Kat Hizmetleri Müdürümüz Nuray

Sarı ve Teknik Servis Müdürümüz Ayhan Kocabaş’a

teekkürlerimizi sunar›z.

GREEN STAR FOR

DEDEMAN KONYA

Dedeman Konya Hotel & Convention Center was given

the “Document for Nature-Sensitive Accommodation

Facilities” by the Republic of Turkey Ministry of

Culture and Tourism. Dedeman Konya partners with

environmentalist institutions to offer services as a naturefriendly

enterprise, sending nearly 2,040 kg of waste

oil to recycling annually to protect source waters from

contamination. Dedeman Konya also collects the waste

paper in waste paper bins and delivers them to TEMA, who

plants one sapling each year for every 100 kg of waste

paper. The number of Dedeman trees in the TEMA forest

increases each day, while the “Dedeman Memorial Forest”

established by Dedeman Konya employees in Konya grows

each day. The waste soap used in the hotel is collected

to make liquid soap, which is used in cleaning carpets

and couches, reducing the amount of chemicals used that

are detrimental to nature. The company takes care to use

chargeable batteries as a corporation, while waste batteries

are collected and given to recycling, which prevents

soil contamination caused by the chemicals in these

batteries. Another effort by Dedeman Konya regarding

sensitivity to nature is the collection of waste medicine

in specially prepared waste baskets as of June 2010, led

by the “Project for Collecting and Disposing of Domestic

Medical Waste” of the TEB 3rd Region Izmir Chamber of

Pharmacists. With Dedeman Konya’s efforts in this crucial

area, pharmaceuticals that don’t get used are purged of

risks for our families, society and environment that are

hard to retract. The trash is sorted and sent to recycling,

while education regarding nature is given to employees

to develop their awareness and increase their sensitivity.

Another effort is that certificates are given that allow

people to “adopt sea turtles” in partnership with the World

Wildlife Federation. Dedeman Konya takes part in this

project by giving all couples who hold their wedding in the

hotel the gift of a “Sea Turtle Certificate” for a sea turtle

they’ve adopted.

Special thanks to Nuray Sar›, Manager of Housekeeping

and Ayhan Kocaba Manager of Technical Services.


DEDEMAN

DAMASCUS’TAN

ÇOCUKLARA

ÖZEL DAVET

Suriye’nin Başkenti Şam’ın merkezinde

faaliyet gösteren Dedeman Damascus,

Ammal Vakfı’yla birlikte bir sosyal

sorumluluk projesine imza attı. Engelli

çocukların aileleri ve eğitmenleriyle birlikte

ağırlandığı öğle yemeğinde, çocuklar

için çizgi film karakterlerinin başrolde

olduğu aktivitelerle, sihirbazlık gösterileri

düzenlendi. Dedeman Damascus yönetimi,

Dedeman Hotels & Resorts International’ın

Dedeman mutlu anlar yaratır” sloganını

bu kez engelli çocuklar için yaşama geçirdi.

Ammal Vakfı’yla birlikte düzenlenen

davette, sihirbazlık gösterileri ve çizgi film

karakterleriyle doyasıya eğlenen çocukların

ve ailelerinin yüzleri güldü. Muhteşem şehir

manzarasına sahip, iş merkezlerinin yanı

sıra tarihi ve kültürel mekanlara yakınlığıyla

da dikkat çeken Dedeman Damascus, 2009

yılından bu yana geleneksel Dedeman

misafirperverliği ile konuklarını ağırlamaya

devam ediyor.

AN INVITATION EXCLUSIVELY

FOR KIDS FROM DEDEMAN

DAMASCUS

Operating in the centre of Damascus, the capital of Syria,

Dedeman Damascus signed onto a social responsibility project

together with the Ammal Foundation. During the lunch where

children with disabilities, their families and educators were

hosted, magician shows and activities where cartoon characters

played the lead role were performed for kids. The management

at Dedeman Damascus gave life to Dedeman Hotels & Resorts

International’s slogan, “Dedeman creates happy moments,”

for children with disabilities this time. The children and their

families smiled and had utmost fun with magician shows and

cartoon characters at the event held together with the Ammal

Foundation. Dedeman Damascus is preferred for its proximity

to historic and cultural venues as well as business centres,

and it has been hosting its guests with the traditional Dedeman

hospitality since 2009.

71

DEDEMAN’DAN HAFTASONU FIRSATLARI

Önümüzdeki aylarda kış mevsiminin kasvetinden kurtulmanın da etkisiyle pek çok fırsatı tatile dönüştürecek olanlara

Dedeman’dan iyi haberler var! İlkbahara özel hafta sonu konaklama fırsatları ve 19 Mayıs dönemlerine özel paket

programlarla yaza sıkı bir hazırlık yapabilirsiniz. Detaylar için www.dedeman.com’u tıklayın.

WEEKEND

OPPORTUNITIES

FROM DEDEMAN

Good news from Dedeman for those who will turn many

opportunities into vacations in the coming months now that

they’re rid of the gloom of winter! You can prepare well for

summer with weekend accommodation opportunities in

the spring and packages exclusive to May 19 seasons. For

details, visit www.dedeman.com


72

DQ HABERLERNEWS

ALTIN

KEP

AŞÇI

YARIŞMASI

GOLD CAP

CHEF

COMPETITION

AWARDS

Otel Ekipmanları, 22. Uluslararası Konaklama, Ağırlama İkram Sektörü Ekipmanları ve Dekorasyonu İhtisas Fuarı’nda

bu yıl üçüncüsü düzenlenen Uluslararası Altın Kep Aşçı Yarışması’nda Dedeman Antalya Hotel & Convention Center

mutfak ekibi Güzel Sanatlar dalında birincilik, Modern Türk Mutfağı dalında üçüncülük ödülünü aldı. Türkiye Aşçılar

Federasyonu ve Antalya Şefler Birliği tarafından düzenlenen yarışmaya Dedeman Antalya Hotel & Convention Center

ekibi Mutfak Güzel Sanatlar dalındaki yarışmaya, grup lideri Süleyman Fermansız (Su Şefi), Su Şefi Aziz Yanardağ (Su

Şef), İsa Çelik (Aşçı) Modern Türk Mutfağı dalındaki yarışmaya, grup lideri Aziz Yanardağ (Su Şefi) , Mert Cevahir

(Aşçı), Ali Akçan (Demi Şef) katıldılar. Mutfak Güzel Sanatlar dalında birincilik, Modern Türk Mutfağı Dalında

üçüncülük ödülünü alan ekipleri ilk önce Dedeman Antalya Hotel & Convention Center’ın Executive Chef ‘i Ali Doğan

kutladı.

Within the Hotel Equipment, 22nd International Lodging, Hospitality Industry Catering Equipment and Decoration

Trade Fair, the International Competition of Gold Cap Chef which has been held for the third time this year, kitchen

team of Dedeman Antalya Hotel & Convention Center have received the awards in the categories, winner of “Fine Arts”

and the third place of “Modern Turkish Cuisine”. The team of Dedeman Antalya Hotel & Convention Center applied the

competition that organized by the Federation of Cooks and Chefs Association of Turkey, Union of Antalya comprised

with the participants as follows: Kitchen Fine Arts Category; Süleyman Fermansız (Sous Chef) as the group leader, Aziz

Yanardağ (Sous Chef), İsa Çelik (Cook), Modern Turkish Cuisine Category; Aziz Yanardağ (Sous Chef) as the group

leader, Mert Yanardağ (Cook), Ali Akçan (Demi Chef). Executive Chef of Dedeman Antalya Hotel & Convention Center Ali

Doğan congratulated the accomplished team members.


TÜRKİYE’NİN EN

İYİ 25 İŞ OTELİ

Türkiye’nin önde gelen iş ve ekonomi dergisi

CNBC-E Business Ocak 2011 sayısında yer alan

“Türkiye’nin En İyi 25 İş Oteli” değerlendirmesinde,

Dedeman Konya Hotel & Convention Center ve

Dedeman Antalya Hotel & Convention Center olarak

Dedeman grubunun iki oteli yer aldı. Özellikle

sıkça seyahat eden iş adamlarının yakından takip

ettiği CNBC-E Business dergisi, Türkiye’de faaliyet

gösteren iş otellerinin en iyilerini belirlemek amacıyla

gerçekleştirdiği araştırmanın sonuçlarını geçtiğimiz

günlerde açıkladı. Bu sıralamada Türkiye’nin En

İyi 25 İş Oteli” arasında Dedeman Konya Hotel &

Convention Center 15., Dedeman Antalya Hotel &

Convention Center 24. oldu. “Geleneksel Dedeman

Misafirperverliği”ni dünya standartlarında bir hizmetle

birleştiren Dedeman Hotels & Resorts International,

bu değerli ödüller ile Türkiye’nin gururu ve

sektörünün lideri olmaya devam ediyor.

TWO DEDEMAN

HOTELS ARE IN “THE

BEST 25 HOTELS OF

TURKEY” LISTING

One of the best business magazines of Turkey,

CNBC-E Business, has cited 2 hotels, Dedeman

Konya Hotel & Convention Center and Dedeman

Antalya Hotel & Convention Center, among “The

Best 25 Business Hotels of Turkey” in their January

2011 issue. CNBC-E Business magazine, which is

mostly read by frequent-travelling business people,

has recently announced the results of the study to

determine the Turkey’s Best Business hotels.

Dedeman Konya Hotel & Convention Center was

rated the 15th best hotel, meanwhile

Dedeman Antalya Hotel & Convention Center

secured the 24th place among “The Best 25

Business Hotels of Turkey”.

With these highly esteemed rankings, the Dedeman

Hotels & Resorts International which combines the

“Traditional Dedeman Hospitality” and world class

service continues to be a source of pride for Turkey

and a leader in the industry.

73

Dedeman Konya Hotel & Convention Center

Dedeman Antalya Hotel & Convention Center


DQ HABERLERNEWS

74

DEDEMAN, SURİYE

GECELERİNİN İLKİNİ

DÜZENLEDİ

Türkiye’nin ilk uluslararası otel zinciri olan Dedeman

Hotels & Resorts International’ın amiral gemisi

Dedeman İstanbul‘da 10 Şubat’ta “Suriye Gecesi”

düzenlendi. Suriye’deki 3 oteli ve 2013 yılında

hizmete girecek olan Dedeman Latakia oteliyle Türk

otelciliğinin Ortadoğu’daki en önemli temsilcisi

olan Dedeman Hotels & Resorts International

bölgeye verdiği önemi bu geceyle pekiştirdi. Farklı

kültürleri bünyesinde barındıran Türkiye, komşusu

olan Suriye’nin kültürünü ve mutfağını bu gece ile

tanıma fırsatı buldu. Suriye Arap Cumhuriyeti Turizm

Bakanı Saadalla Agha Al Kala’nın himayelerinde

gerçekleştirilen bu özel geceye, Suriye Arap

Cumhuriyeti Turizm Bakanlığı Danışmanı Sayın

Aiad Salama katıldı. Dedeman Hotels & Resorts

International CEO’su Sayın Tamer Yürükoğlu, “2009

yılında zincirimize katılan, Suriye’de faaliyet gösteren

Dedeman Damascus, Dedeman Palmyra ve Dedeman

Aleppo otellerimiz ile Ortadoğu’ya doğru büyük bir

adım attık ve geleneksel misafirperverliğimiz ile takdir

gördüğümüz Suriye’de, büyük bir ilgiyle karşılandık.

2013 yılında da Suriye’nin güzel sahil şehri Latakia’da

4. otelimizi hizmete açacak olmanın mutluluğunu

yaşıyoruz. Bu akşam ilkini düzenlediğimiz, fakat

bundan sonra gelenekselleştirmeyi hedeflediğimiz bu

gecemizde, komşumuz olan Suriye’nin kültürünü ve

mutfağını tanıyarak Suriye ve Türkiye’nin dostluğunda

ileri bir adım daha atılmasına katkıda bulunacağımıza

inanıyorum.” diyerek görüşlerini belirtti.

DEDEMAN

ORGANIZED

THE FIRST OF

THE “SYRIAN NIGHTS”

Dedeman Hotels & Resorts International, Turkey’s first

international hotel chain, organized the “Syrian Night”

on February 10th, 2011 at the flagship hotel of the

chain, Dedeman İstanbul. Dedeman Hotels & Resorts

International, the leader of the Turkish hospitality

sector in Middle East with its 3 operating hotels and the

upcoming fourth hotel in Latakia, highlighted once more

the value of the region by organizing this night.

Turkey, the country whose roots are based on various

cultures had the privilege to discover the culture and

cuisine of Syria. The consultant of the Syria Minister of

Tourism Mr. Aiad Salama attended to the event which

was held under the patronage of the Syrian Minister

of Tourism His Excellency Saadalla Agha Al Kala. The

CEO of Dedeman Hotels & Resorts International, Mr.

Tamer Yürükoğlu stated; “We have taken a big step

towards the Middle East in 2009, with our three new

hotels, Dedeman Damascus, Dedeman Palmyra and

Dedeman Aleppo; all opened in Syria and we received

a warm welcome in Syria, thanks to our “Traditional

Hospitality”. We have the pleasure to open our 4th

hotel in Syria’s seacoast city, Latakia which will host

our guests in 2013. I believe that this Syrian night will

strengthen the relations with Syria even more and I

am glad that we will turn this occasion, the first Syrian

Night, into an annual event.


DEDEMAN’A

HILTON OTELLERİ BAŞKANI ATANDI

Dedeman Turizm Yönetimi A.Ş. Yönetim Kurulu Üyeliğine sektörde 40 yıllık

tecrübesiyle, Hilton Otelleri’nin eski Ortadoğu ve Afrika Başkanı Jean-Paul

Herzog atandı. Jean-Paul Herzog, Türkiye turizm camiasında, 1987 yılında

üstlendiği Ankara Hilton’un Açılış Genel Müdürü ve sonrasında 1991-1995

yılları arasında yürüttüğü İzmir Hilton Açılış Genel Müdürü görevleri sırasında

saygın bir yer edindi. Dedeman Holding A.Ş. ve Dedeman Turizm Yönetimi

A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı Murat Dedeman; “Sayın Jean-Paul Herzog‘un

yönetim kurulumuza katılmasından mutluluk duyuyor, Türkiye ve uluslararası

alandaki tecrübe zenginliği ile şirketimizin yurtiçi ve yurtdışı büyüme

hedeflerine ulaşmasında bize yardımcı olacağına inanıyoruz.” dedi.

75

DEDEMAN APPOINTS THE FORMER PRESIDENT OF HILTON HOTELS

Jean-Paul Herzog, the former President – Middle East & Africa of Hilton Hotels, joined Dedeman Hotels

& Resorts International as the Board Member with his 40 years of experience. Jean-Paul Herzog has a

good reputation with the Turkish tourism sector whilst he held the positions of General Manager at Ankara

Hilton and İzmir Hilton during the opening of the hotels at 1987 and 1991. Regarding the appointment of

Mr. Jean-Paul Herzog, Mr. Murat Dedeman, The Chairman of Dedeman Holding and Dedeman Hotels &

Resorts International, stated “We are delighted to welcome to our Board. Mr. Jean-Paul Herzog whose

wealth of experience both in Turkey and internationally will greatly assist us in achieving the growth

objectives both locally and internationally of our company.”

LA LUNA ROOF

RESTAURANT AÇILDI

Dedeman Gaziantep Hotel &

Conventon Center’daki La Luna

Roof Restaurant çok sayıda seçkin

davetlinin ve basın mensuplarının

katılımıyla, birbirinden leziz

yemek ve tatlılarıyla sezon açılışını

gerçekleştirdi. La Luna Roof

Restaurant 175 kişi kapasitesi ile

misafirlerine başarılı ve profesyonel

personeliyle hizmet veriyor. La

Luna Roof Restaurant’ın zengin

menüsünde; Gaziantep Mutfağı,

Akdeniz Mutfağı, Flambe tatlar,

zengin şarap menüsü, yerli

ve yabancı içecek seçenekleri

bulunuyor.

LA LUNA ROOF

RESTAURANT HAS OPENED

La Luna Roof Restaurant, located in Dedeman Gaziantep Hotel &

Convention Center, held its season opening with the participation of

many select invitees and members of the press, with tasty food and

desserts. La Luna Roof Restaurant serves guests with a capacity of 175

people as well as its successful and professional personnel. La Luna

Roof Restaurant’s rich menu includes Gaziantep cuisine, Mediterranean

cuisine, Flambé flavours, a rich wine menu, local and imported drinks.


DQ HABERLERNEWS

76

“MEHMET KEMAL DEDEMAN ARAŞTIRMA VE

GELİŞTİRME PROJE YARIŞMASI ÖDÜL TÖRENİ”

7. KEZ GERÇEKLEŞTİ

Dedeman Topluluğu’nun kurucusu Mehmet Kemal Dedeman’ın anısını yaşatmak ve ilkelerini yarınlara

taşımak için her yıl geleneksel olarak düzenlenen “Mehmet Kemal Dedeman Araştırma ve Geliştirme Proje

Yarışması’nın bu sene 7’incisi düzenlendi. Türkiye’deki madencilik ve turizm sektörlerinin gelişimine katkıda

bulunmayı ve özgün, uygulanabilir fikirlerin yaratılmasını teşvik etmeyi amaçlayan yarışma sonucunda dereceye

giren projelerin ödülleri sahiplerini buldu. Turizm dalında birinci olan projenin ödülü ise T. C. Kültür

ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay tarafından takdim edildi. 11 Şubat Cuma akşamı Dedeman İstanbul’da

gerçekleşen ödül törenine, yarışmacıların yanı sıra sektörün çok değerli isimleri de katıldılar. Mehmet Kemal

Dedeman Araştırma ve Geliştirme Proje Yarışması’nın 2010 yılı için Madencilik dalındaki konu başlığı

“Türk Madenciliğini Geliştirmeye Yönelik Araştırma ve Projeler”, Turizm dalındaki konu başlığı ise “Turizm

Destinasyon Yönetimine Yönelik Araştırma ve Projeler” olarak belirlenmişti. Ödül töreninde birincilere 20

bin’er TL’lik ödülleri takdim edilirken, ikincilere 10 bin’er TL ve üçüncülere 5 bin’er TL’lik ödüller verildi.

“Madencilik” ve “Turizm” alanlarında 2011 yılının proje konuları da açıklandı. Madencilik dalında 2011 konusu

“Türk Madenciliğini Geliştirmeye Yönelik Araştırma ve Projeler” olarak belirlendi. Turizm alanında 2011

yılının yarışma konusu olarak ise “İnsan kaynakları, Eğitim ve İstihdam” olarak seçildi.


DEDEMAN’A

HILTON

OTELLERİ

BAŞKANI

ATANDI

THE 7 TH OF

THE TRADITIONAL

“MEHMET KEMAL

DEDEMAN RESEARCH

AND DEVELOPMENT

PROJECT COMPETITION

AWARD CEREMONY”

WAS HELD

Dedeman Topluluğu’nun kurucusu

Mehmet Kemal Dedeman’ın anısını

yaşatmak ve ilkelerini yarınlara

taşımak için her yıl geleneksel

olarak düzenlenen “Mehmet Kemal

Dedeman Araştırma ve Geliştirme

Proje Yarışması’nın bu sene 7’incisi

düzenlendi. Türkiye’deki madencilik ve

turizm sektörlerinin gelişimine katkıda

bulunmayı ve özgün, uygulanabilir

fikirlerin yaratılmasını teşvik etmeyi

amaçlayan yarışma sonucunda

dereceye giren projelerin ödülleri

sahiplerini buldu. Turizm dalında

birinci olan projenin ödülü ise T. C.

Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul

Günay tarafından takdim edildi.

11 Şubat Cuma akşamı Dedeman

İstanbul’da gerçekleşen ödül törenine,

yarışmacıların yanı sıra sektörün

çok değerli isimleri de katıldılar.

Mehmet Kemal Dedeman Araştırma

ve Geliştirme Proje Yarışması’nın

2010 yılı için Madencilik dalındaki

konu başlığı “Türk Madenciliğini

Geliştirmeye Yönelik Araştırma ve

Projeler”, Turizm dalındaki konu

başlığı ise “Turizm Destinasyon

Yönetimine Yönelik Araştırma ve

Projeler” olarak belirlenmişti. Ödül

töreninde birincilere 20 bin’er TL’lik

ödülleri takdim edilirken, ikincilere

10 bin’er TL ve üçüncülere 5 bin’er

TL’lik ödüller verildi. “Madencilik”

ve “Turizm” alanlarında 2011

yılının proje konuları da açıklandı.

Madencilik dalında 2011 konusu

“Türk Madenciliğini Geliştirmeye

Yönelik Araştırma ve Projeler” olarak

belirlendi. Turizm alanında 2011

yılının yarışma konusu olarak ise

“İnsan kaynakları, Eğitim ve İstihdam”

olarak seçildi.

77


DQ

78 Ö Y K Ü - S T O R Y

Aşk-ı Tekrar

Love Again

Y A Z I - W O R D S : B E G Ü M A H U A ⁄ L A Ç


“Ben ve Halep gezisi. Bu adam beni hiç

tanımıyor” diye geçirdim içimden Gaziantep’e

20 dakika sonra iniş yapacak uçağımızın

camından bakarken. Dışarıda baharın ilk güneş

ışıklarına karşı göğsünü sonuna kadar açmış

bir hava var. Koray’ın (a.k.a ‘bay meraklı’)

elindeki rehberi yalayıp yutmuş olduğu

gözlerindeki olur olmaz parlamadan belli:

“Hazır mısın bebeğim maceraya”. Yıllanmış bir

ilişki olmasa da bizimki, birbirini tamamlayan

bir çift olarak tanımlanabiliriz. Bazı beğeniler

hariç tabii. “Canım hazırım tabii. Seninleyim

ya o bile yeter bana”. Kadınlar bu cevabın

altında yatan alt yazıyı bilirler. Esas anlamı:

“Sahil şeridinde, daha huzurlu ve bildik bir

yeri tercih edeceğimi biliyorsun ama bu

saatte, seninle bu konuyu tartışmayacağım”.

Hepimiz biliyoruz ki ilişkilerde bazen dengeyi

bulmak gerekiyor. Benim ise Halep tatilinde

dengemi bulmamı sağlayan tek şey kalacağımız

otel. Dedeman Aleppo. Eğer işler istediğim

gibi gitmezse, en kötü Koray ve büyük

keşif tutkusu şehri turlarken ben otelimizin

sunduğu veli nimetlerden yararlanabilirim diye

düşünüyorum. Kaptanımızın yaptığı son çağrıya

uyarak kemerlerimizi takıyoruz. İnişe geçtik.

Gaziantep havaalanından bizi alacak taksiyle

sürecek kısa bir araba yolculuğundan sonra

nihayet 3 günlük tatilimiz başlayacak.

Muhammet bizi taksisiyle Halep’e getirirken

ben kestirmeyi tercih ediyorum. Koray,

adamla 2 saat boyunca hiç bitmek bilmeyen

bir muhabbetin içine girip, tatilimizin rotasını

oracıkta belirliyor. Şehirle ilgili her tür pratik

bilgiyi aldıktan sonra da taksiciyle kucaklaşıyor:

“Sağ ol Muhammet, hadi kal sağlıcakla

kardeşim”. “İyi tatiller Koray abi. Bir isteğiniz

olursa beni cepten arayabilirsiniz”. Girişken bir

adamla beraber olmanın faydalarını sonradan

göreceğimi bildiğimden, Koray’ın bana göre

gereksiz olan bu samimiyetini sorgulamaktan

vazgeçiyorum.

Otele girerken çölde susuz kalmış bedevi

ruh yapısına sahip olan ben hemen karnımızı

doyurmamız gerektiğinin altını kalın bir ses

tonuyla çiziyorum, “Aşkım odaya çıkmadan

bir şeyler atıştırmamız lazım. Biliyorsun

migrenim tutabilir”. Yemek saatine yetişmemiz

harika. Açık büfenin nimetlerinden faydalanıp,

odamıza çıkıyor ve kendimizi Halep’in karanlık

tarafına denk gelen ilk gecemizde hemen yatağa

atıyoruz.

Sabah saat 8’de cep telefonunun alarmından

önce otomatik vücut saatimiz bizi kaldırıyor.

Her ikimiz de uyku düşkünü tipler

“A trip to Aleppo and me. This guy doesn’t know

me at all,” I thought to myself as I looked out

of the window of our planet hat would land in

Gaziantep within 20 minutes. The air outside

bears its chest wide open for the first sunlight of

spring. It’s evident from the unnecessary sparkle

in Koray’s (a.k.a. ‘Mr. Curiosity’s) eyes that

he’s memorized the guide in his hand. “Are you

ready for the adventure, baby” Even if ours isn’t

an aged relationship, we can be described as a

couple that complements one another. Except

for some tastes, of course. “Of course I’m ready,

dear. Even being with you is enough for me.”

Women know the subliminal message beneath

this response. What it really means is: “You know

that I’d prefer a more peaceful and well-known

locale on the beachfront, but I’m not going to

debate this with you at this hour.” As we all

know, sometimes you need to strike a balance in

relationships. Yet the only thing that’s allowing

me to find my balance on this Aleppo vacation

is the hotel in which we’re staying. Dedeman

Aleppo. If things don’t go the way I want, worst

case scenario is I’ll benefit from the blessings our

hotel provides while Koray tours the city with his

great passion for discovery. We heed the captain’s

last announcement and buckle our belts. We’re

landing now. After a short car trip in the cab

that will pick us up from the Gaziantep airport,

our three-day vacation will finally begin.

As Muhammet is taking us to Aleppo in his cab,

I choose to take a nap. Koray enters into a chat

with the man that won’t end for two hours,

and he determines the route of our vacation

right there. After getting every kind of practical

information about the city, he hugs the cabdriver:

“Thank you Muhammet, Godspeed

brother.” “Have a good vacation, brother Koray.

If you need anything, you can call me on my cell

phone.” Since I know that I will reap the benefits

of being with a sociable man later on, I give up

on questioning Koray’s sincerity that I think is

unnecessary.

As we enter the hotel, I, with the constitution of

a Bedouin who’s been left without water in the

desert, underscore with a deep voice that we need

to fill our stomachs immediately. “Sweetheart,

we need to eat something before we go up to the

room. As you know, my migraine my start.” It’s

great that we made it in time for dinner. We

reap the blessings of the open buffet, head up to

the room and immediately get ourselves to bed on

our first night that’s coincided with the dark side

of Aleppo.

At 8 o’clock in the morning, before the cell

phone’s alarm, our bodily clock wakes us up

79


80

olmadığımızdan tatilde erken kalkmak

aramızda husumete dönüşmüyor. Otelde ufak

tefek bir şeyler atıştırdıktan sonra kendimizi

sokağa atıyoruz. Koray, otelin önünde

rotamızı belirledikten sonra, şehrin tarihi

yerlerinden başlamamız gerektiğini söylüyor.

“Halep Osmanlı İmparatorluğunun en önemli

kentleri arasındaymış. Bu yüzden pek çok

tarihçi burayı anlatırken “Doğunun Kraliçesi”

benzetmesini kullanmış”. ‘Bay Meraklı’

şehirle ilgili bildiklerini anlatırken ben de

etrafıma dikkatle bakıyorum. Burada insanlar

fakir olmasına rağmen, yumuşak iklimi, özel

taşların kullanıldığı özgün mimarisi ve kültür

zenginlikleri insanın ilk bakışta olmasa da

gezdikçe, tanıdıkça başını döndürüyor. Meşhur

Halep Kalesi’nin görkemli duruşunu ardımızda

bırakıp, çarşıya doğru yol alıyoruz. Öğlene

doğru uzun ince çarşısında dolaşırken, birden

kendimi buraya kaçırılarak getirildikten sonra

nefret ettiği adama âşık olan bir prenses gibi

hissediyorum. Koray’a bir anda sarılıp, kocaman

bir öpücük konduruyorum dudaklarına. Koray

şaşkın ama mutlu bir şekilde devam ediyor

beni bilgilendirmeye. “Esra hani ‘Halep oraysa

arşın burada’ diye bir laf vardır ya o nereden

geliyor biliyor musun Tarihin en büyük âşıkları

buralardan geçmiş, buralarda aramış, buralarda

yanmış sevgili ardından. Düşünsene Kerem

Aslı’nın aşkından burada yanıp tutuşmuş. Çok

romantik ve gizemli geliyor bana”. Koray’ın

verdiği bu aşk dolu bilgiler, harika bir bahar

gününde, şehrin tek renk duvarlarına çarpıp,

benim ruhumun en derinine sızıveriyor.

Romantizmle karın doymayacağını bildiğimizden

gezinin ikimiz için de en doyurucu kısmına

göz dikiyoruz: Buraya özel doğu mutfağı…

Taksi şoförümüz Muhammet’in bize önerdiği

restorana gidiyoruz. Buranın yöresel lezzeti

olarak bilinen ‘Ful’ siparişimizi veriyoruz. Ful;

bakla, nohut, bol zeytinyağı, yoğurt, tahin, acılı

sos ile servis yapılan bir lezzet. Burada insanlar

genelde kahvaltı için tercih etseler de biz bir

çırpıda öğlen öğlen yiyiveriyoruz.

İnsanlar, tarihi yapılar, muhteşem kebaplar,

ipekli dokumalar, Halep avizeleri, sevgi,

bahar, Koray ve ben… 3 gün su gibi akıp

geçiyor. Havaalanında dönüş uçağımıza

binerken içimizde kalmış hafif bir ürperti ve

sonsuz huzurla birbirimize konuşmadan bakıp,

sarılıyoruz.

Tatil benim için nasıl geçti diye merak

ediyorsanız. Ben Koray’a ender bir bahar

ayında, dünyanın en etkileyici şehirlerinden

biri olan Halep’te bir kere daha âşık oldum.

Anladım ki “Ben ve Halep. Bu adam beni

benden daha iyi tanıyor”…

automatically. Since neither of us is the type

that’s too keen on sleeping, waking up early on

vacation doesn’t lead to animosity. After we grab

a couple of bites at the hotel, we throw ourselves

onto the street. Once he determines our route in

front of the hotel, Koray says we need to start

with the historic parts of the city. “Aleppo was

one of the most important cities of the Ottoman

Empire. This is why many historians used the

term, ‘the Queen of the East,’ when describing

here.” As ‘Mr. Curiosity’ explains what he knows

about the city, I look around carefully. Even

though people are poor here, the soft climate,

the authentic architecture that incorporates

special stones and the cultural wealth makes

one’s head spin, if not at first, then after

touring and growing familiar. Leaving behind

the magnificence of the famous Aleppo Castle,

we start to make our way to the market. As I’m

walking around its long narrow market close

to noon, I feel like a princess who falls in love

with the man she hates after being kidnapped

and brought here. I suddenly give Koray a hug

and a big kiss on the lips. Surprised but happy,

Koray keeps informing me. “Esra, you know how

there’s a saying, ‘If Aleppo is there, the arşın

(Turkish yard) is here.’ Do you know where that

comes from The biggest lovers in history passed

through here, searching and longing after their

lovers around here. Think about it, Kerem was

devastated with Aslı’s love here. To me, that’s

very romantic and mysterious.” This information

full of love that Koray passes onto me on a great

spring day hits the single-coloured walls of the

city to seep into the deepest part of my soul.

Since we both know that romance doesn’t fill the

stomach, we both look to the most filling part of

the trip: the Eastern cuisine exclusive to here…

We go to the restaurant that our cab driver

Muhammet recommended us. We order ‘Ful,’

known as the regional dish here. Ful is a dish

that’s served with fava beans, chickpeas, lots of

olive oil, yogurt, tahini and spicy sauce. Even

though people here usually have it for breakfast,

we eat it in one sitting for lunch.

People, historic formations, incredible kebaps, silk

textiles, Aleppo chandeliers, love, spring, Koray

and me… Three days pass by like nothing. As we

board our return flight at the airport, we look at

each other with a slight shiver that remains in us

and endless peace, devoid of words, and we hug.

If you’re wondering how the vacation went

for me, I fell in love with Koray once again

on a rare spring month in one of the world’s

most impressive cities, Aleppo. I understood,

“Aleppo and me. This man knows me better than

myself…”

More magazines by this user
Similar magazines