NEWS - Dedeman Otelleri

dedeman.com

NEWS - Dedeman Otelleri

DQ

D E D E M A N Q U A R T E R L Y

S A Y I - I S S U E 1 6 S O N B A H A R - A U T U M N 2 0 1 2

Sarp Akkaya ile Oyunculuk

Üzerine Keyifli Bir Röportaj

Interview with Sarp Akkaya on Acting

Bir Başka İspanya

Another Spain

Dedeman Rize Genel Müdürü

Cantuğ Beşgür ile röportaj

Interview with General Manager

Cantuğ Beşgür of Dedeman Rize


DQ

ÖNSÖZ-FOREWORD

Değerli Dedeman Okurları,

Yazın keyifli günlerini geride bırakmaya hazırlanıyoruz. Okullar açılıyor, tatilciler yavaş yavaş şehre

dönüyor ve bu süreçte yoğun bir tempo bizi bekliyor. Biz de Dedeman Otelleri olarak yaz aylarını

yenilenmeye ve sizlere daha iyi hizmet vermeye adadık. Bu doğrultuda yenilenen Dedeman Rize

otelimizle ilgili son gelişmeleri bu sayımızda okuyabilirsiniz. Ayrıca son teknolojik gelişmeler

ışığında sosyal medyada daha çok Dedeman ağırlığını hissedeceksiniz. Facebook ve Twitter

hesaplarımızı takip ederek Dedeman Otelleri’ndeki gelişmelerden ilk siz haberdar olabilirsiniz.

1

Bu sayımızda sonbaharın renklerini yürüyerek keşfetmeniz için size Türkiye’nin en güzel yürüyüş

rotalarını derledik. Sezona formda ve mutlu başlamanız için bu yürüyüşler bire bir olacaktır. Ayrıca

sonbahar demek yeni dizilerin de seyircilerle buluşması demek. Geçen sene fenomen olan yabancı

dizilerin yerini nelerle doldurabileceğinizi şimdiden öğrenmekte fayda var. Yakın zamanda tekrar

tatil planlayanlar içinse önerimiz İspanya’nın yıldızı yeni parlayan Bask Bölgesi. San Sebastian ve

Bilbao sizlere keşfedecek çok şey vaat ediyor. Sonbahar sezonunda trendlerden uzak kalmamanız

içinse Londra, Milano, New York gibi moda başkentlerinde düzenlenen moda haftalarını sizler için

kaleme aldık.

Ayrıca, her yıl Aralık ayında düzenlenen Şeb-i Aruz törenleri öncesi şehri ve Dedeman Konya’yı,

otel Genel Müdürü’müz Recep Altınok’un satırlarından okuyacağız. Dedeman Zonguldak’ın

muhteşem atmosferinde yaptığımız moda çekimi ve Dedeman Otelleri’nden haberlerse yine bu

sayıda bulabileceğiniz konular arasında.

Keyifli okumalar...

Dear Friends of Dedeman,

We are slowly leaving behind the carefree days of summer. A busy schedule awaits us as the time

to go back to school and to return to the city approaches. Dedeman Hotels chain has dedicated the

summer months to renewing itself with the aim of better accommodating you. You can read about

the renovation of Dedeman Rize in this issue. By following our Facebook and Twitter accounts, you

can always be informed about the latest news from our hotels.

We compiled the most beautiful trekking paths in Turkey for you to discover the colours of fall on

foot. Taking long walks is a perfect way to start the new season happy and energized. Fall also

means new shows for avid TV viewers; so you might want to take a look at the best shows of the

season that you dare not miss. For those of you plan to take a vacation again soon, we suggest the

Basque region of Spain; San Sebastián and Bilbao offer so much to discover. If, on the other hand,

what interests you most is keeping up with the latest trends, take a look at our piece on fashion

weeks scheduled to take place in the design capitals of the world, namely London, Milan and New

York.

Prior to the Şeb-i Aruz ceremonies that annually take place in December, Recep Altınok, the

General Manager of Dedeman Konya, has spoken to us about the city and the hotel. The photo

shoot we held at the magnificent atmosphere of Dedeman Zonguldak and news from our other

hotels are among the topics you will find in this issue.

Enjoy reading...

Tamer Yürükoğlu

CEO

Dedeman Hotels & Resorts International


18

46

DQ ‹Ç‹NDEK‹LER-CONTENTS

12

28

32

62

04

ajanda-zoom

Türkiye’de ve dünyada olup bitenler

The news from Turkey and the world

12

trend

Şıklığın haftası

Elegance week

18

seyahat-travel

Bir başka İspanya

A Different Spain

28

röportaj-interview

Ünlü oyuncu Sarp Akkaya ile söyleşi

An interview with famous actor Sarp Akkaya

32

yemek-food

Unutulmuş Lezzetler Haftası

Week of Forgotten Flavors

40

röportaj-interview

Şeytan oyuncağı

Devil toy

46

kent-city

Sonsuz aşkın şehri Konya

Konya, the city of eternal love

52

röportaj-interview

Dedeman Rize Genel Müdürü

Cantuğ Beşgür ile söyleşi

An interview with Cantuğ Beşgür

General Manager of Dedeman Rize

58

hobi - hobby

Yürüyerek gezelim

Let’s wander on foot

62

moda-fashion

Mistik Yolculuk

Mystic Journey

72

kültür&sanat

Fırından yeni çıktı

Fresh out of the oven

78

haberler-news

Dedeman dünyas›ndan haberler

News from Dedeman Hotels

82

öykü-story

Begüm Ahu Ağlaç’dan keyifli bir hikâye

A cosy tale from Begüm Ahu Ağlaç

DQ

DEDEMAN QUARTERLY

‹MT‹YAZ SAHİBİ - CHAIRMAN

Dedeman Hotel&Resorts International ad›na

Tamer Yürükoğlu

YÖNET‹M YER‹ - EXECUTIVE CONTACT

Dedeman Hotel&Resorts International

Y›ld›z Posta Caddesi No.48 34340

Esentepe- ‹stanbul

Tel: 0212 337 39 00

www.dedeman.com

YAPIM - PRODUCTION

AJANS MEDYA

GENEL YAYIN YÖNETMEN‹

EDITOR-IN-CHIEF

Arzu Karacadağ

YAZI ‹ŞLER‹ MÜDÜRÜ (Sorumlu)

MANAGING EDITOR

Pınar Mamak

‹NG‹L‹ZCE BÖLÜM ED‹TÖRÜ

ENGLISH SECTION EDITOR

Gizem Ünsalan

KATKIDA BULUNANLAR - CONTRIBUTORS

Zeynep Bayraktar, Özge Ceylan Kunduz,

Onur Uygun, Elif İnce, Görkem Bereket,

Murat Tekin, Nevra Yaraç, Eda Yeşim,

Pelin Erdem

REKLAM KOORD‹NATÖRÜ

ADVERTISING COORDINATOR

Tolgay Gülten

REKLAM MÜDÜRLERİ

ADVERTISING MANAGERS

Gözde Çokgezen, Özgür Çokgezen

AJANS MEDYA

Kuruçeşme Caddesi, No: 3

Kuruçeşme 34345 ‹stanbul

Tel: 0212 287 19 90

BASKI VE C‹LT / PRINTING PRESS

A4ofset Matbaacılık San. Ve Tic. Ltd. Şti.

Otosanayi Sitesi, Yeşilce Mah.,

Donanma Sok. No:16 Kağıthane – İstanbul

Tel: 0212 281 64 48

Yay›n Türü 3 ayl›k, süreli, yerel

Bas›m Yeri ve Tarihi ‹stanbul, Eylül 2012

Dedeman Hotel&Resorts International’›n

ücretsiz yay›n›d›r.

Complimentary copy of Dedeman Hotels&Resorts

International.

Dergide yay›mlanan yaz›, fotoğraf ve illüstrasyonlar›n

her hakk› sakl›d›r. Kaynak gösterilmeden al›nt›

yap›lamaz. Yaz›lar›n sorumluluğu yazarlara,

yay›nlanan ilanlar›n sorumluluğu ise sahiplerine aittir.

All rights are reserved that pertain to the written

materials, photographs and illustrations published in

the magazine. Nothing in this magazine may be

borrowed or reproduced without full credit being

given to the source.


4

AJANDA

DQ

CIRQUE DU SOLEIL

ALEGRIA İLE TEKRAR

İSTANBUL’DA

Ünlü gösteri sanatları topluluğu Cirque du Soleil’in Eylül ve Ekim ayında

İstanbullularla buluşacak görkemli şovu Alegria, tüm dünyada sahnelenme

rekorları kırıyor. Bugüne kadar 6 kıtada 40’ı aşkın ülke ve 300’den fazla

şehirde, 10 milyonun üzerinde izleyiciye ulaşan; 1994’teki prömiyerinin

ardından, dünyanın farklı yerlerinde toplam 6.154 kez sahnelenen Alegria;

Cirque du Soleil’in en çok izlenen şovu olma özelliğini taşıyor. İspanyolcada

“mutluluk, sevinç ve başarı” anlamına gelse de; tıpkı hayatın kendisi gibi,

melankoli ve acıyı da içeren; insana dair en temel duyguları, bazen canlı

müziğin ve şarkının notalarında, bazen de zıt karakterlerin mimik ve

jestlerinde resmeden bir “yaşam parodisi” Alegria. Tüm dünyada milyonlarca

kişiye unutulmaz bir deneyim yaşatan gösteri, Avrupa’nın barok ve rokoko

öğelerini, Doğu’nun egzotik ve mistik unsurlarıyla harmanlayarak, 15 ülkeden

55 sanatçıyla sahneye taşıyor. 6 kıtayı fetheden “dünya gösterisi” Alegria,

İstanbul’da yapacağı şovlarla, ilk defa aynı şehirde iki farklı kıtada sahne almaya

hazırlanıyor.

22-23-28-29-30 Eylül Ülker Sports Arena, İstanbul

5-6-7-12-13-14 Ekim Ora Arena, İstanbul

CIRQUE DU

SOLEIL IS BACK

IN ISTANBUL

WITH ALEGRIA

Famous performing arts

collective Cirque du Soleil’s

magnificent show Alegria, set

to meet with Istanbulites in

September and October, is

breaking performance records

all over the world. The show’s

reached over 10 million viewers

in over 300 cities in over 40

countries on 6 continents to

date; following its premiere in

1994, Alegria was staged a total

of 6,154 times throughout the

world, earning it the title of the

most watched Cirque du Soleil

show. Although Alegria means

“happiness, joy and success”

in Spanish, it is a “life parody”

that also features melancholy

and pain, just like life itself. It

paints the most basic human

emotions, sometimes in the

notes of live music and songs

and at other times in the

facial expressions of opposing

characters. The show that gave

unforgettable experiences to

millions of people around the

world blends the baroque and

rococo elements of Europe

with the exotic and mystical

components of the East, staged

by 55 artists from 15 countries.

The “world show” that

conquered 6 continents, Alegria

is now ready to take the stage in

the same city on two continents

for the first time.

September 22-23-28-29-30 Ülker

Sports Arena, Istanbul

October 5-6-7-12-13-14 Ora

Arena, Istanbul


www.vw.com.tr

5

Volkswagen’le

tanışmak,

Volkswagenleri

daha yakından

tanımak için...

ster binek ister ticari araç... Tercihiniz ne olursa olsun, gelin hayatınız boyunca

size yol arkadaşı olacak Volkswagenlerle Avek’te tanışın. Avek, güleryüzlü

ekibi ve teknolojik altyapısıyla size kusursuz bir hizmet vermek için çalışıyor.

Volkswagenlerle ilgili dilediğiniz bilgiyi almak, aracınızın hak ettiği servis

hizmetinden faydalanmak için sizi Volkswagen Yetkili Satıcısı Avek’e bekliyoruz.

Volkswagen Yetkili Satıcısı Avek

Tem Otoyolu Tekstilkent Girişi Giyimkent Cad. No: 2 34235 Atışalanı Esenler - İSTANBUL Tel: (0212) 440 25 25 Faks: (0212) 440 25 00

AVEK, BİR DOĞUŞ OTOMOTİV SERVİS VE TİCARET A .Ş. YETKİLİ SATICISIDIR.


AJANDA

6

D Q

İSTANBUL

TASARIM BİENALİ

ISTANBUL DESIGN BIENNIAL

The first Istanbul Design Biennial, which aims to emphasize

the positive effect of design on production, economic

growth, social and cultural development, cultural interaction

and the life quality of individuals, will be held in Istanbul

between October 13-December 12. Held by İKSV, the

biennial is curated by Emre Arolat and Joseph Grima,

and it embarks on its path with the belief that the different

viewpoints from Istanbul and the surrounding geography will

enrich the global design discourse. The biennial seeks to

secure Istanbul’s participation through innovative and creative

works that have become mobilized recently. The theme

of the first Istanbul Design Biennial is Imperfection. As a

theme, imperfection both praises Istanbul’s different creative

potential and supports a wider outlook on design in today’s

world. One of the two main exhibitions of the biennial,

Musibet will take place at İstanbul Modern, while Adhokrasi

will take place at Galata Private Greek Elementary School.

You can reach more information about the other event

venues and programs via İKSV’s website.

October 13 – December 12 At various venues

Tasarımın üretime, ekonomik kalkınmaya,

sosyal ve toplumsal gelişime, kültürel etkileşime

ve bireylerin yaşam kalitesine olumlu etkisini

vurgulamayı hedefleyen İstanbul Tasarım

Bienali’nin ilki 13 Ekim – 12 Aralık tarihleri

arasında İstanbul’da gerçekleştirilecek. İKSV

tarafından düzenlenen ve küratörlüğünü Emre

Arolat ve Joseph Grima’nın üstlendiği bienal,

İstanbul ve çevresindeki coğrafyadan doğan

farklı bakış açılarının küresel çerçevede oluşmuş

tasarım söylemlerini zenginleştireceği inancıyla

yola çıkarak son dönemde hareketlenen

yenilikçi ve yaratıcı çalışmalara İstanbul’un

katılımını sağlamayı amaçlıyor. İlk İstanbul

Tasarım Bienali’nin teması ise Kusurluluk /

Imperfection. Bir tema olarak kusurluluk bir

yandan İstanbul’un farklı yaratıcı potansiyeline

övgü niteliği taşırken, bir yandan da günümüz

dünyasında tasarım ile ilgili geniş bir bakış

açısının oluşumunu destekleyecek. Bienalin

iki ana sergisinden biri olan Musibet İstanbul

Modern’de, Adhokrasi ise Galata Özel Rum

İlköğretim Okulu’nda gerçekleştirilecek. Diğer

etkinlik mekanları ve programlarla ilgili bilgiye

İKSV web sitesinden ulaşabilirsiniz. 13 Ekim –

12 Aralık Çeşitli mekanlarda


HASSAN KHAN’I SALT’TA KEŞFEDİN

Hassan Khan’ın 90’ların başından beri giderek artan cazibesinin çekim alanına girmemek mümkün

değil. Geçtiğimiz yıl Temmuz ayında SALT Beyoğlu’nda ‘Superstructure (The Ammunition of the

Nation)’ adlı müthiş bir performansa imza atmıştı Khan. Bu yıl ise dOCUMENTA (13)’e katılan

sanatçılardan biri olarak yine gözler üzerindeydi. Şimdi ise İstanbul, SALT Beyoğlu sayesinde Khan’ın

uluslararası platformda bugüne kadar gerçekleştirdiği ilk kapsamlı retrospektifine ev sahipliği yapıyor.

Kahire’de yaşayan ve 90’ların sonunda işleri sanat kurumları tarafından sergilenmeye başlamadan

önce underground sanat ve müzik ortamında üretimler yapmış bir sanatçı, müzisyen ve yazar olan

Hassan Khan, daha çok deneysel müzik ve video alanlarında yaptığı işlerle tanınıyor ve öncü sayılıyor.

İşlerinde kendine has bir biçimsel dil oluşturan Khan, video, dijital animasyon, heykel, yazı, fotoğraf,

ses, performans dokümantasyonu ve enstalasyon gibi mecralar üzerinden çok katmanlı bir üretim

anlayışına sahip. Khan’ın SALT Beyoğlu’ndaki sergisi 1990-2012 tarih aralığında Khan’ın daha önce

sadece Mısır’da gösterilmiş ya da hiç gösterilmemiş işlerini bir araya getiriyor. Yılın ilk döneminin en

önemli sergilerinden biri bu, bizden söylemesi.

21 Eylül - 6 Ocak Salt Beyoğlu

7

DISCOVER HASSAN KHAN AT SALT

It’s impossible not to enter the field of gravity of Hassan Khan, which has been growing and

mesmerizing since the early 90’s. Last year in July, Khan put on an incredible performance called

“Superstructure (The Ammunition of the Nation)” at SALT Beyoğlu. This year, he was once again

on the forefront as one of the artists who participated in dOCUMENTA (13). Now Istanbul,

thanks to SALT Beyoğlu, hosts the first comprehensive retrospective that Khan’s put on to date

in an international platform. The artist, musician and writer lives in Cairo and produced works in

the underground art and music scenes before his works began to be exhibited by art institutions

at the end of the 90’s. He’s better known for his works in the fields of experimental music and

video, and he’s considered a pioneer. Khan creates an authentic visual language in his works,

and he has a multi-layered approach to production with channels like video, digital animation,

sculpture, writing, photography, sound, performance documentation and installation. Khan’s

exhibition at SALT Beyoğlu brings together works from 1990-2012 that were only displayed

in Egypt previously or not displayed at all. This is one of the most important exhibitions of the

year’s first season; don’t say you haven’t been warned. September 21 – January 6 Salt Beyoğlu


AJANDA

8

D Q

TENİSİN EN İYİLERİ İSTANBUL’DA

TEB BNP Paribas WTA Championships İstanbul Tenis Turnuvası”, 23 - 28 Ekim 2012

tarihlerinde İstanbul Sinan Erdem Spor Salonu’nda 2. kez gerçekleştirilecek. Turnuva, Türkiye’de

düzenlenmiş en önemli spor organizasyonlarından biri olacak. Dünya genelinde gerçekleşen

toplam 52 adet kadınlar tenis turnuvası sonunda teklerde en iyi 8 tenisçi ve çiftlerde en iyi 4

takım İstanbul’da mücadele edecek. En prestijli WTA organizasyonu olan TEB BNP Paribas WTA

Championships İstanbul, kadın spor organizasyonlarında verilen en büyük ödül olan 4.500.000

doların sahibini bulmasıyla tamamlanacak. 23-28 Ekim Sinan Erdem Spor Salonu, İstanbul

THE BEST OF TENNIS ARE IN ISTANBUL

The TEB BNP Paribas WTA Championships Istanbul Tennis Tournament will be held for the second

time at Istanbul Sinan Erdem Sports Arena from October 23-28 2012. This tournament will be one

of the most important sports organizations to be held in Turkey. As a result of 52 women’s tennis

tournaments held around the world, the best 8 solo tennis players and best 4 doubles teams will

compete in Istanbul. The most prestigious WTA event, TEB BNP Paribas WTA Championships Istanbul

will come to an end with one competitor winning $4,500,000, the largest prize given in a women’s

sports event. October 23-28 Sinan Erdem Sports Arena, Istanbul


DQ

10 T R E N D - T R E N D

Şıklığın Haftası

Elegance Week

Moda haftalarına geri sayım başlıyor. Trendleri belirleyen kentler Londra,

Paris, Milano ve New York, ilkbahar/yaz 2013 modası için hazır. Ya siz

The countdown for fashion weeks has begun. The cities that define trends, London,

Paris, Milano and New York, are ready for spring/summer 2013 fashion. Are you


Y A Z I - B Y C E Y L A N Ö Z G E K U N D U Z

M

oda endüstrisinin gözbebeği, trendlerin

belirleyicisi moda haftaları yıllardır modanın

öncüsü kentlerde düzenleniyor ve bir sonraki

sezonun öne çıkacak eğilimlerini dikte ediyor. Bazen

bir hafta, bazen daha az süren moda haftaları, yeni ve

genç moda tasarımcılarına ve markalara görücüye çıkma

ve tanınma fırsatı sunarken yerlerini sağlamlaştırmış

isimlere de başarılarını yeniden tasdik ettirme ve şov

yapma şansı veriyor. Bir sonraki sezon neyin gözde

olacağı kadar neyin asla el sürülmeyecek, gözden

düşmüş parçalar olduğunu da bu moda haftaları

belirliyor. Berlin, Singapur, Tokyo, Madrid, Toronto,

Barselona ve Los Angeles gibi dünyanın birçok

kentinde düzenlense de sözü geçen moda haftaları

bir elin parmaklarını geçmiyor. En hatrı sayılır moda

haftaları başta New York olmak üzere, Milano, Paris

ve Londra’da, yani dünyanın dört moda başkentinde

gerçekleştiriliyor. Haftaların sırası bile yıllardır belli.

Önce New York, sonra Londra, ardından Milano ve en

son da Paris…

T

he darling of the fashion industry and the

determinant of trends, fashion weeks have

been held for years in leading cities of fashion

around the world to dictate the trends of the upcoming

season. These fashion weeks sometimes last a week and

sometimes less, giving new and young fashion designers

and brands the chance to build an audience while the

established icons get to reestablish their success and

deliver a show. These fashion weeks determine not only

what’s going to be popular in the next season but also

what’s definitely not going to be in style. Even though

they’re held in many cities around the world like Berlin,

Singapore, Tokyo, Madrid, Toronto, Barcelona and Los

Angeles, the fashion weeks we’re talking about are few

enough to be counted with one hand. The most revered

fashion weeks take place primarily in New York, Milan,

Paris and London, or in the four fashion capitals of

the world. Even the order in which the weeks are held

hasn’t changed in years. First New York, then London,

followed by Milan and lastly Paris...

11


12

Moda haftaları senede iki kez gerçekleştiriliyor. Bir

sonraki sezonun trendleri Şubat ve Eylül aylarında

belirleniyor. Şubat ayında bir sonraki sonbahar/kış

kreasyonları görücüye çıkarken, eylül ayında bir sonraki

senenin ilkbahar/yaz modelleri moda severlerle ve

basınla buluşuyor. Bir moda haftasının adı, bu ürünlerin

dükkanlarda bulunabileceği sezonun adıyla anılıyor.

Örneğin bu eylülde gerçekleşen moda haftası 2013SS

(spring/summer) adıyla anılıyor. Arada bu denli bir

zaman farkı bulunması boşuna değil. Kreasyonlar

görücüye çıktıktan sonra mağazaların bu ürünleri sipariş

etmesi, basının da bir sonraki sezona hazırlıklı olup bir

ön izleme şansı bulması sağlanıyor.

Moda haftalarıyla ilgili merak edilen en önemli

konulardan biri tasarımcıların bir sonraki yılın

trendlerini nasıl belirleyebildiği ya da öngörebildiği.

Bu bir sanat olduğu kadar bilim de. İşinin ehli trend

belirleyiciler toplumsal davranış kalıplarını ve tüketici

davranışlarını inceliyor, hatta bunlar üzerinde ciddi

ciddi çalışıyor. Bunun yanı sıra başka disiplinlere ait

(dekorasyon, endüstriyel tasarım, mobilya tasarımı vs)

fuarlara katılıyor ve farklı alanlarda da olsa birbiriyle ve

modayla ilintili trendleri görmeye gayret ediyor. “Alaylı”

tasarımcıların bir kısmı ise bunu “hissediyor”. Böylelikle

bir sonraki senenin trendleri ve modası kâh gözlemle kâh

ilhamla ortaya çıkıyor.

Fashion weeks are held twice a year. The trends of

the upcoming season are determined in February

and September. The fall/winter creations are put

on display in February, with the spring/summer

collections of the next year meeting with fashion

lovers and the press in September. Each fashion week

is named after the season in which these collections

will be offered in stores. For instance, the fashion

week this September is called 2013SS (spring/

summer). This time lapse is not accidental. After these

creations meet with viewers, the stores get to order

them and the press gets a preview to prepare for the

next season.

One of the aspects people wonder about the most

when it comes to fashion weeks is how designers can

determine or predict the trends of the next year.

This is just as much of a science as it is art. Expert

trendsetters observe patterns in societal behavior and

consumer behavior; in fact, they work diligently to do

so. Moreover, they attend fairs in different disciplines

(decor, industrial design, furniture design, etc.) in

an attempt to view fashion trends, even if they are in

different fields. Some of the more “ironic” designers,

on the other hand, “feel” the trends. So the trends of

the next year emerge partially out of observation and

partially out of inspiration.


NEW YORK

MODA

HAFTASI

NEW YORK

FASHION

WEEK

13

1943, ilk New York Moda Haftası’nın gerçekleştiği

yıl oldu. Etkinliğin tek amacı İkinci Dünya Savaşı

sırasında dikkati Fransız modasından alıp Birleşik

Devletler’e çekmekti. Zira savaş sebebiyle moda

endüstrisinde çalışanların Paris’te bulunması ve çalışması

mümkün olmuyordu. 2010’a kadar çeşitli yerlerde

gerçekleştirilen moda haftası bu yıldan itibaren Lincoln

Center’da gerçekleştirilmeye başladı. New York Moda

Haftası 2013 ilkbahar/yaz trendlerini belirlemek için

bu sene 6-13 Eylül tarihleri arasında gerçekleştiriliyor.

Genellikle Londra Moda Haftası başlamadan hemen

önce sona eren New York Moda Haftası’nın bir sonraki

raundu ise 7-14 Şubat 2013 arasında gerçekleşecek

ve bu tarihte 2013-2014 sonbahar/kış trendleri başta

A.B.D. olmak üzere tüm dünya için belirlenecek.

1943 marked the first year New York Fashion Week

was held. The only purpose of the event was to divert

attention from French fashion during World War

II to focus on the United States. Due to the war,

people working in the fashion industry were unable

to visit and work in Paris. The fashion week was

held in various places until 2010, when it relocated

to Lincoln Center. New York Fashion Week will be

held from September 6-13 this year to determine the

spring/summer trends of 2013. New York Fashion

Week generally ends right before London Fashion

Week begins. This year, the second round takes place

from February 7-14, 2013 to set the fall/winter

2013-2014 trends for the United States as well as

the rest of the world.

PARİS

MODA

HAFTASI

PARIS

FASHION

WEEK

Bu sene 25 Eylül-3 Ekim arasında gerçekleştirilecek

Paris Moda Haftası’nda 2013 ilkbahar/yaz trendleri

görücüye çıkıyor. Carrousel du Louvre başta olmak

üzere şehrin birçok yerinde gerçekleştirilen moda

haftası bu senenin başında Yohan Serfati ile açılmış,

Louis Vuitton, Comme des Garcons Homme Plus, Dior

Homme ve Paul Smith’le devam etmişti. Hazır giyim

defilelerinin yanı sıra erkekler ve bir Paris klasiği olan

Haute Couture defileleri de moda severlerin merakla

beklediği şovlar arasında.

Held this year from September 25-October 3, Paris

Fashion Week puts 2013 spring/summer trends on

display. The fashion week was held in many parts of

the city, primarily Carrousel du Louvre, opening with

Yohan Serfati and continuing with Louis Vuitton,

Comme des Garcons Homme Plus, Dior Homme and

Paul Smith. In addition to ready to wear runway

shows, fashion lovers are also excited to view the

men’s shows and a Paris classic, the Haute Couture

runway shows.


14

LONDRA

MODA

HAFTASI

LONDON

FASHION

WEEK

ünyanın belki de en prestijli moda haftasına

Londra ev sahipliği yapıyor. Bu sonbahar 14-18

Eylül tarihleri arasında gerçekleştirilecek moda

haftası 2013 ilkbahar/yaz modasının trendlerini

belirlemeye hazırlanıyor. Modellerin ünlü

kedi yürüyüşü “catwalk”ların en merakla

beklendiği moda haftası kesinlikle Londra’nınki.

Londra Moda Haftası o kadar etkili oluyor ki etkinlik

sonrasında tüm bölgede, moda haftasında kreasyonlarını

sergileme imkanı bulmuş tasarımcılara 100 milyon £’luk

sipariş veriliyor. Londra’nın ekonomisine kendi başına

20 milyon £’luk katkı sağlayan etkinlik, aralarında

A.B.D., Çin ve Birleşik Arap Emirlikleri de dahil olmak

üzere 25’ten fazla ülkeden seyirci topluyor. Somerset

House’da gerçekleştirilen moda haftası 1984’ten beri

yapılıyor. Defilelere ek olarak Somerset House içinde

bir de sergi gerçekleştiriliyor ve 150’nin üzerinde

tasarımcının işlerini izleyiciyle buluşturuyor. Bir

sonraki Londra Moda Haftası 15-19 Şubat 2013 tarihleri

arasında izleyiciyle buluşacak ve 2013-2014 sonbahar/

kış trendlerini dikte edecek. Londra Moda Haftası

ünlüleriyle de adından söz ettiriyor. Moda defilelerinde

ön sıralarda oturan ünlülerin kıyafetleri “catwalk”

yapan modellerin üzerlerindeki tasarımlarla yarışıyor.

Örneğin, şubat ayında gerçekleştirilen moda haftasında

kameralara takılan Kate Moss ve The Kills’in gitaristi

olan eşi Jamie Hince’in kıyafetleri uzun süre moda

gündemini meşgul etmişti. Ünlülerin yanı sıra adlarını

duyurmaya çalışan genç yetenekler için de önemli bir

etkinlik olan moda haftasının yine Şubat ayındaki bir

önceki etkinliğinde moda dünyası, ayakkabı tasarımcısı

Alain Quilici; New York menşeli Alejandro Ingelmo;

Londralı Julian Hakes ve Kat Maconie ile tanıştı. Diğer

yeni gelenler arasında NEWGEN tasarımcıları Huishan

Zhang ve Lucas Nascimento da vardı. Eylül ayındaki

moda haftasının katılımcıları arasında ise hazır giyimden

Daks, Acne, Fashion East, Christopher O’Brien ve

Ashish; çanta ve aksesuardan Maria Grachvogel,

Caroline Charles, Holly Fulton ve J.W.Anderson gibi

isimler yer alıyor. Moschino, Mulberry ve Vivienne

Westwood gibi ünlü tasarımcılar da defilelerin diğer

konuklarından. Türk tasarımcılardan hazır giyim, çanta

ve aksesuarlarıyla Bora Aksu da Londra Moda Haftası’nın

konuklarından.

London hosts perhaps the most prestigious

fashion week in the world. Will be held

this year between September 14-18, the

fashion week is getting ready to determine

the trends of 2013 spring/summer fashion.

London’s fashion week is undoubtedly the

one with the most anticipated catwalks. London

Fashion Week is so effective that, following the event,

designers all over the region who’ve had a chance to

display their creations during fashion week receive

orders of £ 100 million. The event alone contributes

£ 20 million to London’s economy, bringing in

viewers from over 25 countries, including the U.S.,

China and United Arab Emirates. The fashion week

has been held at Somerset House since 1984. In

addition to the runway shows, an exhibition is held

at Somerset House that displays works by over 150

designers. The following London Fashion Week will

take place from February 15-19, 2013, to determine

the trends of fall/winter 2013-2014. London

Fashion Week also draws attention for its celebrities.

The outfits worn by the celebrities sitting front row

during fashion shows compete with the designs worn

by the models on the catwalk. For instance, during

the fashion week held in February, cameras caught

Kate Moss and her husband Jamie Hince, guitarist

for The Kills, who stayed on the fashion agenda for

quite some time with their clothes. In addition to

celebrities, fashion week is also an important event

for young talents who are trying to make a name

for themselves. Again in February, the fashion world

got to meet shoe designer Alain Quilici, New Yorkbased

Alejandro Ingelmo, Londoner Julian Hakes and

Kat Maconie. Other newcomers included NEWGEN

designers Huishan Zhang and Lucas Nascimento.

Participants in the September fashion week include

Daks, Acne, Fashion East, Christopher O’Brien and

Ashish in ready to wear as well as Maria Grachvogel,

Caroline Charles, Holly Fulton and J.W.Anderson in

handbags and accessories. Other guests of the runway

shows are famous designers like Moschino, Mulberry

and Vivienne Westwood. Turkish designer Bora Aksu

is also a guest of London Fashion Week in ready to

wear, handbags and accessories.


15

MİLANO

MODA

HAFTASI

MILAN

FASHION

WEEK

ilano’nun 2013 ilkbahar/kış koleksiyonları

bu yıl 19-25 Eylül tarihleri arasında

izleyicilerle buluşuyor. Camera Nazionale

della Moda Italiana tarafından düzenlenen

etkinlik süresince 170’ten fazla gösteri ve

sunum gerçekleştiriliyor. Etkinlik boyunca

genç yetenekler izleyiciyle buluşma fırsatı buluyor

ve moda dünyası genç tasarımcılar kazanıyor. Şubat-

Mart aylarında bir sonraki sonbahar/kış sezonunun,

Eylül-Ekim aylarında ise bir sonraki ilkbahar/yaz

koleksiyonlarının tanıtıldığı etkinlik 2013 yılında 20-26

Şubat ve 18-24 Eylül tarihlerinde gerçekleştirilecek.

1958 yılından beri gerçekleştirilen Milano Moda Haftası,

New York’u takip eden Londra Moda Haftası’nın

bitişinden sonra başlıyor. Milano Moda Haftası’nın en

belirgin özelliği kadın modasına daha çok yer veriyor

olması. Kadın Hazır Giyim ve Milano Moda Donna,

etkinliğin en önemli iki şovu. Bu senenin başındaki

moda haftasında Corneliani ile başlayan gösteriler ve

defileler Roberto Cavalli, Dolce & Gabanna, Gucci ve

Prada gibi ünlü isimlerin defileleriyle devam etmişti.

Eylül ayındaki moda haftasında kenti yine ünlü moda

isimlerinin şovları süslüyor olacak.

Milan’s 2013 spring/summer collections

meet with viewers from September 19-25

this year. Held by the Camera Nazionale

della Moda Italiana, the event features

over 170 shows and presentations. During

the event, young talents get a chance

to meet with viewers while the fashion

world welcomes young designers. The event introduces

the winter/fall season in February-March and the

spring/summer collections in September-October,

held in 2013 from February 20-26 and September

18-24. Held since 1958, Milan Fashion Week begins

after London Fashion Week, which follows New York

Fashion Week, is over. The most striking feature of

Milan Fashion Week is that it gives preference to

women’s fashion. Women’s Ready to Wear and Milano

Moda Donna are the two most important shows of the

event. During the fashion week held at the beginning

of this year, the shows began with Corneliani and

continued with runway shows by famous designers

like Roberto Cavalli, Dolce & Gabbana, Gucci and

Prada. Shows by famous fashion icons also spice up the

fashion week held in September


DQ

16 S E Y A H A T - T R A V E L

Bir Başka İspanya

A Different Spain


17

İspanya denince aklınıza ne geliyor Barselona mı, Endülüs mü Madrid

mi yoksa İbiza mı Maalesef artık hepsi yanlış cevap: Bask bölgesiyle

tanışma vakti geldi.

What comes to your mind when someone says Spain Barcelona or

Andalucía Madrid or Ibiza Unfortunately, now all of those answers are

wrong: it’s time to meet the Basque region.

YAZI-BY O N U R U Y G U N


18

Dünya gündemine yakın zamana kadar hep ayrılıkçı

istekleri ve ETA ile gelen Bask bölgesinde işler değişeli

epey bir zamana oldu. Şehirler gelişti, kültür atılımları

yapıldı ve Ekim 2011’de de silahlar ebediyen sustu –

bugün Bask bölgesi şık şehirleri, müzeleri, festivalleri

ve de mutfağı ile oldukça farklı bir İspanya deneyimi

yaşatmak üzere ziyaretçilerini bekliyor.

Rüyalar Şehri San Sebastian

Bask bölgesine gitmeniz için sayabileceğimiz onlarca

sebebin en başında San Sebastian geliyor. Avrupa’nın

en güzel şehirlerinden biri olan San Sebastian, Baskçası

ile Donostia, İspanyolların adeta kimseyle paylaşmayıp

kendilerine sakladıkları sırları. Mükemmel bir coğrafya

ile kutsanmış olan şehir okyanusla yüksek yeşil tepeler

arasında sıkışmış halde.

Şehrin merkezinde bulunan Playa de la Concha

Avrupa’nın en iyi şehir plajlarından biri. Okyanusun

dağların arasından usulca karaya doğru sokulduğu ufak

bir körfezin kenarını kaplıyor plaj; üstelik manzarayı

tamamlamak için tepelerin arasında bir de ufak bir ada

yerleştirivermiş şans tanrıları. Bu da yetmezmiş gibi

Playa de la Concha’nın iki adım ötesinde başka bir plaj,

Playa de Gros bulunuyor. Bu durum San Sebastian’ı

özellikle yazın rüyaların şehrine dönüştürüyor. Üstelik

It’s been quite some time since things have changed in the

Basque region, which until recently was a part of the global

agenda only with separation wishes and the ETA. The cities

have developed, cultural feats have been undertaken and in

October 2011 the guns were laid to rest permanently – today,

the Basque region awaits visitors who want to have a different

Spanish experience with its elegant cities, museums, festivals

and cuisine.

The City of Dreams San Sebastian

Out of the tens of reasons we could list for why you should

visit the Basque region, San Sebastian comes first. One of the

most beautiful cities in Europe, San Sebastian, or Donostia

in Basque, is almost like the secret that the Spanish keep

to themselves. Blessed with a perfect geography, the city is

squeezed between the ocean and tall, green hills.

Located in the city center, Playa de la Concha is one of the

best city beaches in Europe. The beach covers the corner of a

small inlet where the ocean gently makes its way in towards

land; what’s even better is that the gods of luck have placed a

small island among the hills to complete the view. As if that’s

not enough, there is another beach, Playa de Gros, two steps

away from Playa de la Concha. This makes San Sebastian

the city of dreams, especially in the summer. Moreover, the

beaches are surrounded by hills covered in green forests.


20

Frank Gehry’nin ikonik mimarisinin meyvesi

olan muhteşem modern sanat müzesi

Guggenheim Bilbao, değişimin ve yeni

Bilbao’nun sembolü oldu.


21

plajlar yemyeşil ormanlarla kaplı tepeler tarafından

çevrelenmiş durumda. Şehre hakim olan şık Avrupa

mimarisinde güzel köprüler yapılabilsin diye bir de

nehir geçiyor plajların arasından. Okyanus meltemini

buram buram içinize çekebileceğiniz, şehre tepeden

bakan parklardan biri olan Monte Urgull’a gidip,

kafanızı çevirip de manzaraya bakınca İspanya’nın en

pahalı evlerinden bazılarının neden San Sebastian’da

olduğunu anlayacaksınız. Monte Urgull’un ucunda

bir de çok sevimli bir akvaryum (Paseo del Muelle

34) bulunuyor. Şehrin denizle içli dışlı binlerce yıllık

tarihine bir müze misali ışık tutan akvaryum, aynı

A river runs through the beaches so that beautiful bridges can

be built in the elegant European architecture that dominates

the city. One of the parks that overlooks the city where you

can breathe in the ocean breeze, Monte Urgull is one of the

parks that overlook the city where you can breathe in the

ocean breeze. With a view so breathtaking, you’ll definitely

understand why some of the most expensive houses in Spain are

located in San Sebastian. At the end of Monte Urgull there is

a lovely aquarium (Paseo del Muelle 34). Just like a museum,

the aquarium sheds light on the city’s close relationship with

the sea that has been going on for thousands of years, while

also hosting hundreds of sea creatures.


22

zamanda yüzlerce çeşit deniz canlısına da ev sahipliği

yapıyor haliyle.

Monte Urgull’un karaya bağlandığı noktada yer alan

Parte Vieja, yani San Sebastian’ın tarihi merkezi, ızgara

şeklindeki dar sokakların ufak bloklar oluşturduğu, kum

rengi eski binalar, süslü meydanlar, pubları andıran tapas

barları ve etkileyici kiliselerle bezeli ufak bir labirent. Ne

yazık ki içinde uzun süre kaybolmak pek mümkün değil,

ama San Sebastian’ın tarihi merkezinde (istemsizce)

attığınız turlardan bile pek şikayetiniz olmayacak.

San Sebastian’ı deniz tarafından kucaklayan bir diğer tepe

olan Monte Igueldo da şehirdeki bir başka önemli park.

Nostaljik bir füniküler hattı ile çıkılan ormanla kaplı

tepe, şehre tepeden bakmayı mümkün kıldığı gibi köşeyi

döndüğünüz an uçsuz bucaksız bir okyanus manzarası ve

sevimli, ufak bir deniz feneri ile başbaşa bırakıyor sizi.

Bilbao’nun En ‘Cool’ Zamanı

Baskların her şeyi San Sebastian değil tabii, San

Sebastian’ın yaklaşık bir saatlik bir otobüs yolculuğu

uzağında bulunan, bölgenin en büyük şehri Bilbao

da gitgide kendine turist rehberlerinde daha kalın

bir bölüm buluyor. 1990’ların sonunda büyük bir

değişimin içine giren eskinin sanayi şehri, kozasından son

Located at the point where Monte Urgull connects to

land, Parte Vieja, or San Sebastian’s historic center, is

a small labyrinth where grill-shaped narrow streets form

small blocks, full of sand-colored old buildings, decorated

squares, tapas bars that look like pubs and impressive

churches. Unfortunately, it’s not possible to get lost there

for a long time, but you won’t really complain about the

tours you take (unwillingly) in the historic center of San

Sebastian.

Another hill that greets San Sebastian from the sea is

Monte Igueldo, which is also another important park in

the city. The forest-covered hill is accessible by a nostalgic

funicular; it not only lets you get a bird’s eye view of the

city but also leaves you eye to eye with an endless ocean

view the moment you turn the corner, as well as a cute,

small lighthouse.

Bilbao’s “Coolest” Time

San Sebastian isn’t all that the Basques have of course.

Located about an hour’s bus ride away from San

Sebastian, the region’s largest city Bilbao is also taking up

a thicker portion of tourist guidebooks. The old industrial

city entered a period of great change at the end of the

1990s, and it’s emerged from its shell as an extremely

modern, art-friendly and “cool” city. The incredible


derece modern, sanatsever ve ‘cool’ bir şehir olarak

çıktı. Frank Gehry’nin ikonik mimarisinin meyvesi

olan muhteşem modern sanat müzesi Guggenheim

Bilbao, değişimin ve yeni Bilbao’nun sembolü oldu.

Guggenheim’ın kendisi, içinde barındırdığı eserlerden

daha dikkat çekici olsa da amacına ulaştı; değişimi

sırtlayarak şehri 21. yüzyıla taşıdı. Titanyumdan

yapılmış göz alıcı Guggenheim Bilbao için şehir adeta

yeniden tasarlandı: metro uzatıldı, liman geri çekildi ve

şehrin hatrı sayılır bir bölümünde alan düzenlemelerine

gidildi. Birçok Avrupa şehrinin gıpta ile izlediği

değişimin sonucu olarak Bilbao modern şehircilik

tarihinde başarılı bir rol modeli olarak kendini kabul

ettirdi.

Ancak Bilbao sadece bu yeni kimliğinden ibaret değil;

şehrin tarihi merkezi de çok sevimli. Dar sokaklar, diğer

Avrupa mimarisinden farklı eski kiliseler, soluk renkli

taş binalar ve bunların arasında kendilerine zar zor yer

bulmuş ufak meydanlar şehri eski ile modern arasında

tadında bir dengede tutuyor. Onun dışında ağaçlarla

bezeli uzun şık caddeleri ve sıra sıra dizilmiş butikleri

ile Bilbao, bölgenin ekonomi ve alışveriş merkezi aynı

zamanda. Bask Bölgesi’nin medarıiftiharı futbol takımı

Atletico Bilbao da gerek bayrakları, gerek taraftarları,

gerek renkleri ile şehrin her köşesinde mevcut.

modern art museum Guggenheim Bilbao, the fruit of

Frank Gehry’s iconic architecture, became the symbol

of change and new Bilbao. Even though Guggenheim

itself is more interesting than the works found within,

it reached its purpose: it took on change and carried the

city to the 21st century. The city was almost redesigned

for the attractive Guggenheim Bilbao, which is made

out of titanium: the metro was extended, the port was

pulled back, and public reconstruction took place in a

significant part of the city. As a result of the changes

that most European cities watched with envy, Bilbao

proved itself as a successful role model in modern urban

development history.

Yet Bilbao isn’t all about its new identity; the city’s

historic center is also very charming. Narrow streets, old

churches that differ from other European architecture,

pale-colored stone buildings and small squares that

barely found themselves a place among all of these

keep the city at a good balance between the old and

the modern. Aside from that, Bilbao is also the region’s

economic and shopping center with long, elegant avenues

covered in trees and boutiques lined up next to each

other. The source of pride for the Basque Region, the

soccer team Atletico Bilbao is also visible in every part of

the city, whether with its flags, fans or colors.

23


24

Acıktık mı

Fakat bir yerden sonra şehirleri bir kenara koyup yemeiçmeye

eğilmek gerekiyor. Bask mutfağının alametifarikası

tapas’lar imdada yetişiyor. Ancak İspanyol mutfağının

bu en bilindik öğesine, anavatanı olan Bask topraklarında

tapas yerine pintxos deniyor; İspanyolcası ile Baskları

gücendirmenin lüzumu yok. Sistem çok basit ve başarılı,

ortalıktaki bir tezgahın üzerine inci gibi dizilmiş, dünyanın

başka herhangi bir yerinde bulması zor pintxo’ların

önünde, elinizde boş bir tabakla kendinizi darı ambarındaki

bir tavuk gibi hissetmeniz olası. Eğer meze tarzında, ufak

porsiyonlarda bol çeşitli uzun masaları seviyorsanız, pintxo

tabağınızın yanında bir de bira açınca Bask bölgesini asla

terk etmek istemeyeceksiniz. Bölgedeki pintxo’ları en

ünlü şehir ise güzeller güzeli San Sebastian (zaten San

Sebastian dünyada kilometrekare başına en çok Michelin

yıldızlı restorana sahip şehri). Bask bölgesindeki tapaslar

ülkenin geri kalanından biraz farklı, mekânın içinde

uzunca bir masaya açık büfe misali dizilen tapasların

neredeyse tamamı ekmek dilimleri üzerine hazırlanmış,

deniz ürünleri/peynir/zeytinyağı ve kekik ağırlıklı kuru

atıştırmalıklar (ve genelde bira ile tüketiliyorlar). Bask

mutfağının incilerini Bar Nagusía’da (Calle Nagusía 4)

deneyimleyebilirsiniz.

Uzun lafın kısası, İspanya’nın diğer klasik

destinasyonlarından kolayca ayrılan modern ve şaşırtıcı

Bask bölgesi, plajları, değişik kültürü, mükemmel mutfağı,

Bilbao ve özellikle de San Sebastian gibi incileri ile

ziyaretçilere hiç beklenmedik bir İspanya sunuyor.

Are we hungry

After a while, you have to leave the city aside and focus

on eating and drinking. The trademark of Basque cuisine,

tapas come to the rescue. Yet this best-known element of

Spanish cuisine is called pintxos instead of tapas in its

birthplace Basque; there’s no reason to insult the Basque

with the Spanish version. The system is very simple and

successful, when you’re standing with an empty plate in

your hand in front of the pintxo that are hard to come by

anywhere else in the world, lined up like pearls on a table,

you might feel like a chicken in a corn maze. If you’re a fan

of long tables with great variety and small portions in the

meze style, you won’t want to leave the Basque region once

you get a beer to go with your pintxo plate. The city with

the most famous pintxo in the region is the beautiful San

Sebastian (San Sebastian is already the city with the most

Michelin-starred restaurants by the kilometer in the world).

The tapas in the Basque region are a little different from

those in the rest of the country, almost all of the tapas lined

up like an open buffet on a long table inside the venues

are prepared on slices of bread, and they’re dry snacks like

seafood/cheese/olive oil & thyme (generally consumed with

beer). You can try the best of Basque cuisine at Bar Nagusía

(Calle Nagusía 4).

The modern and surprising Basque region that can easily

be separated from other classic destinations in Italy offers

a completely unexpected Spain to visitors with gems like

its beaches, different culture, perfect cuisine, Bilbao and

especially San Sebastian.


DQ

26 R Ö P O R T A J - I N T E R V I E W

“İşin Temeli Samimiyet”

Her ne kadar Sarp Akkaya bunu oyunculuk için söylemiş olsa da röportajımız sırasında

görüyoruz ki kendisi bunu bir hayat felsefesi haline getirmiş, her haline yansıtmış.

“The fundamental part of the job is sincerity”

Although Sarp Akkaya made this declaration about acting; it’s clear during our interview

that he’s transformed this into a life philosophy that he strives to uphold in all areas.


RÖPORTAJ-INTERVIEW P I N A R M A M A K

Ablanız Esra Akkaya’nın konservatuvar günlerinden

gördüklerinizle oyuncu olmaya karar verdiğiniz

okumuştum bir röportajınızda. Bize biraz oyunculuğa

karar verme sürecinden bahseder misiniz

O süreç ablamın okuluna gide gele başladı. Kaya’yla

beraber ( Sarp Akkaya’nın ikiz kardeşi) 6 yaşında Esra’nın

okuluna gittiğimizde abi, abla dediğimiz insanları oyun

oynarken görüyorduk ve çok mutlulardı. Biz de o hayatın

içine girdikten sonra 35-40 yaşına geldiğimizde de oyun

oynayabileceksek o zaman bu hayatın güzel olduğuna

karar verdik. Sonra ablamın arkadaşları çalıştırdı bizi

konservatuvar için. Benim için o dönem konservatuvara

girebilmek çok önemliydi ve girdim.

Konservatuvar döneminde gelecekle ilgili nasıl

hayalleriniz vardı Geriye dönüp baktığınızda şu anki

hayatınızla parallellik gösteriyor mu

Açıkcası ben konservatuvara girerken sanata dair, tiyatroya

dair büyük bir bilgiyle girmedim. Ben oyun oynamaya dair

bir istekle girdim. O yüzden ben biraz şaşırdım girdikten

sonra. “ E hani oyun oynayacaktık” noktasına geldim.

Çünkü orada beni işe yabancılaştıran bazı dersler vardı.

Orada bir bocaladım ve birinci sınıfta da bütünlemeye

kaldım. Okul bittikten sonra oyunculukla ilgili başka bir

noktaya vardım. Konservatuvar eğitiminin bugün Türkiye’de

yetersiz ve yanlış olduğunu düşünüyorum.

Neden

Çünkü insan özellikle kurduğu ilişkiler ve sosyalleşme

üzerinden değişen ve dönüşen bir canlı. Oyunculuk da

dolayısıyla değişen bir sanat. Zamanında Sir Laurence

Olivier’in (İngiltere’de Sir unvanı almış bir oyuncu)

Hamlet’teki oyunculuğu dillere destandır, klasikleşmiştir

ama bugün izlediğim zaman bende bir karşılığı yok.

Dolayısıyla dönüşen bir şey bu da; oyuncu da bu

dönüşen şeyi takip etmeli ve ayak uydurabilmeli bence.

Konservatuvar bu dönüşüm sürecini tamamlayamamış bir

kurum. Bu yüzden samimiyetsiz buluyorum. Ama Murat

Karasu ve Müşfik Kenter için bir parantez açmam gerekiyor.

Müşfik Kenter’le usta çırak ilişkisinde çalıştık; Murat

Karasu’yla daha teknik, daha bilgi üzerinden bir çalışma

sürecim oldu ama onlardan öğrendiğim şeyler daha ziyade

insan olmaya ilişkin şeyler. Müşfik Hoca bize sürekli “insan

olun, insan olun” derdi. Ben 16 yaşında “Tamam da 4 sene

boyunca bunu mu söyleyecek” diye düşünürken gördüm

ki ben ölene kadar bunu söyleyeceğim kendime. Bence

en temelde yatan şey bu. Samimi ve insan olabilmek. O

yüzden Müşfik Kenter’in ve Murat Karasu’nun hakkını

hiç ödeyemem. Ama onun dışında öğrendiğim şeylerin bir

kısmını unutmak için çok çaba sarfettim.

I once read in an interview that you decided to become

an actor because of what you witnessed of your sister,

Esra Akkaya’s conservatory experience. Could you tell us

a bit about this decision process

That process started with trips to and from school with my

older sister. When we were 6, my twin brother Kaya and I

would go to Esra’s school and see her and her friends acting,

but we thought they were playing games, and they were so

happy. We decided that if that life meant we could play

games when we were 35-40 years old, then that’s a life we’d

like to have. Then my sister’s friends started preparing us

for the conservatory. That period was very important for my

acceptance, and I made it in.

During your days at the conservatory, what sort of

dreams did you have for the future Looking back today,

do you see any parallels with how your life turned out

Truthfully, when I entered the conservatory I didn’t do so

with a great deal of knowledge in regards to art or theatre. I

wanted to be there to play games. So I was quite surprised and

confused by what I discovered. There were a number of classes

that turned me away from the whole thing. I failed and

had to attend summer school. By the time I’d completed my

schooling, I’d reached a different understanding about acting.

I think that the education system at conservatories in Turkey

is both insufficient and incorrect.

Why is that

Because people are organisms that change and grow because

of their relationships and socialisation. Thus, acting is

a constantly changing art form. Sir Laurence Olivier’s

performance in Hamlet is legendary, it’s achieved classic

status, but when I watch it today, I don’t feel any response

to it. This, too, is a changing thing; and I think that

actors have to be able to follow and adapt to these changes.

Conservatories are establishments that haven’t been able to

complete this period of development. That’s why I find them

insincere. But I have to make an exception for Murat Karasu

and Müşfik Kenter. I worked with Müşfik Kenter in a master

and apprentice relationship; with Murat Karasu, my work was

more technical and knowledge-based, but I learnt a lot about

being a person from them. Müşfik Hoca would constantly

remind us to “be a person, be a person”. As I was 16 and

didn’t know any better at the time, I asked “Okay, but is he

just going to repeat himself for 4 years” but now I see that

I’ll be repeating it to myself as a mantra until the day I die. I

think that’s the foundation: to be sincere and to be a person.

I can never repay Müşfik Kenter and Murat Karasu for what

they taught me. Other than them, I spent a lot of time trying

to forget many of the things I learnt.

27


28

Ekşi Sözlük’te sizin için yazılan 11 sayfa entry’de en kötü

yorum “bir Al Pacino değil”. Ekşi Sözlük gibi eleştiri

dozu yüksek bir yerde bile bunca olumlu eleştiri almayı

nasıl karşılıyorsunuz “Tabii öyle olacak hak ediyorum”

mu yoksa “teveccühünüz” mü

Tabii teveccühleri diyorum. Ben yaptığım işte herhangi

bir insanla kıyaslanmayı çok doğru bulmuyorum. Herkes

bir hayal dünyası kuruyor ve o hayal dünyasının içinde var

olmaya çalışıyor. Benim de bir hayal dünyam var ve onun

içinde kaygım samimi olmak. Bir yarış değil oyun oynamak

benim için, bir aktivite.

Ezel ve Suskunlar’a gelene kadar hayatınızda bir de

Stüdyo Drama Tiyatro Topluluğu, Alchera Tiyatro

Topluluğu ve Tiyatro Adam dönemleri var. Bu

dönemde “Ben istediğim oyunu oynayacağım ve para da

kazanacağım” dürtüsü vardı değil mi

Aslında tiyatrodan para kazandım ama ilk kurduğumuz

zaman değil. Ben Türk Eğitim Vakfı’ndan aldığım bursla

dekora destek oluyordum. Allah rahmet eylesin Onur

Bayraktar, beraber kurmuştuk o tiyatroyu, o da evden

aldığı harçlıklarla tiyatroyu ayakta tutmaya çalışıyordu. Çok

battık, zaten hemen her oyun battık. Sonra Stüdyo Drama

Topluluğu ardından Alchera Tiyatro Topluluğu ki Kerem

Deren benim hayatımda dönüm noktalarından biridir,

oyunculuğa bakış açısı anlamında bana çok şey öğretmiştir.

Üçüncü hoca olarak sayabilirim onu. Onun akabinde de

Serdar Akın’ın süpervizörlüğünde İstanbul ve Mimar Sinan

Üniversitesi Konservatuvar mezunları olan arkadaşlarımla

kurduğum Tiyatro Adam dönemi var. Üç oyun yaptık,

sonra bu televizyon dizilerinin yoğunluğu nedeniyle ben

tiyatro yapamadım.

Among Ekşi Sözlük’s 11 pages of entries, the worst review

I came across about you was “he’s no Al Pacino”. How do

you feel about receiving so many positive comments in a

place like Ekşi Sözlük, that’s known for it’s high level of

criticism Do you respond with, “of course, that’s what I

deserve” or “that’s very kind of you”

Of course I think it’s very kind. Though I don’t think it’s

right to compare people in our field because everyone creates

their own dream world and tries to exist within that world.

I have a dream world too and in that world, my concern is

remaining sincere. It isn’t a competition for me, but a game,

an activity.

Before ‘Ezel’ and ‘Suskunlar’ came into your life, you

were involved in Stüdyo Drama Theatre Company,

Alchera Theatre Company and Tiyatro Adam. During

this period were you motivated by the attitude that “I’ll

act in whatever I want and I’ll earn money”

Well, I did earn money from the theatre, but not when we first

started out. I was covering the set designs with the scholarship I

received from the Education Foundation of Turkey. I’d established

that theatre with Onur Bayraktar, may God rest his soul, and he

would use his pocket money from home to try and keep the theatre

aloft. We went backrupt. Then, after the Stüdyo Drama Company

there came the Alchera Theatre Company and my life reached

a crucial turning point thanks to Kerem Deren who taught me

a lot in terms of my attitude to acting. I count him as my third

teacher. Following that came the Tiyatro Adam period, which

my friends and I formed as İstanbul and Mimar Sinan University

Conservatory graduates under the supervision of Serdar Akın. We

performed three plays; afterwards my intensive television schedule

led me away from the theatre.

Müşfik Kenter’le usta çırak ilişkisinde çalıştık; Murat

Karasu’yla daha teknik, daha bilgi üzerinden bir

çalışma sürecim oldu ama onlardan öğrendiğim

şeyler daha ziyade insan olmaya ilişkin şeyler. Müşfik

Hoca bize sürekli “insan olun, insan olun” derdi.


29

Sarp Akkaya isminin daha geniş kitlelerce tanınması önce

Kurtlar Vadisi Pusu’daki Servet ardından da Ezel’deki

Tefo karakterleri ile gerçekleşti. Bu teklifleri kabul

ederken hem dizilerin hem de karakterlerin böyle bir

fenomene dönüşeceğini bekliyor muydunuz

Ben tahmin edemedim, tahmin edilebilir bir şey mi o onu

da tam bilemiyorum. Orada siz ne kadar iyi ya da kötü

oynarsanız oynayın senaristin hikayesine hizmet ediyorsunuz

aslında. Onu gerçek kılmaya çalışıyorsunuz; dolayısıyla o

rolün büyümesi de kalemin ucunda, biraz yapımcının elinde.

Tabii ki sizin gösterdiğiniz perfomansında bunda bir etkisi

oluyor.

Ezel Türkiye’de seyircinin alışık olmadığı bir senaryoya

sahipti. Bu yüzden çok dikkat çekti. Fakat genelde işlerin

birbirini takip ettiğini görüyoruz. Bölge odaklı diziler,

dönem dizileri, uyarlamalar... Sizce sektör Ezel gibi farklı

işlere ne kadar açık

Ezel de bütün bölümlerinde reyting rekorları kırmadı.

Ezel’den daha çok izlenen başka projeler de çıkmış olabilir

o dönemde ama ben onların içinde olmayı tercih etmezdim.

Eğer genellersek ben seyircinin değişik bir şeyden ziyade

anlaşılır bir şey izlemek istediğini düşünüyorum. Halk buna

hazır mı bilmiyorum ama bence zaten verilmesi gereken

bu. Halka hak ettiğini vermesi gerekenler hazır mı daha

önemli bir soru. Ezel gibi Suskunlar gibi işler, benim zaten

para kazandıran işlerim var bir de prestij çalışmam olsun

diyenlerin yaptığı işler. Ben de mümkün olduğunca o tip

işlerde yer almaya çalışıyorum. O yüzden reytinglere hiç

bakmam, bilmem de. Ben sadece içinde olmak istediğim

projelerde olmak istiyorum.

It’s thanks to the characters of Servet in ‘Kurtlar Vadisi

Pusu’, and then Tefo in ‘Ezel’ that Sarp Akkaya has

become a widely recognisable name. Did you know, when

you accepted those roles, that those shows and characters

would become so immensely popular

I couldn’t foresee it, no, and I’m not even sure that that’s

something that can be predicted. You can act as well or badly as

you want, but in the end you’re a slave to the screenwriter’s story.

You try to bring it to life; so the development of that role rests on

the tip of their pen, and in the hands of the producers. Obviously

your performance has the ability to influence this as well.

Ezel’s plot was unlike anything the Turkish audience had

ever seen before, and so it drew a lot of interest. But it’s

clear that they’ve mostly returned to the standard formulas:

Region-based drama series, period dramas, adaptations...

How open do you think the sector is to deviations like Ezel

It isn’t as though all of Ezel’s episodes broke ratings records.

Different shows with higher ratings may have been on at the

same time as Ezel, but I wouldn’t have wanted to be a part of

them. If we were to generalise, I think viewers want to see things

that they understand more than they want divergence.

I don’t know if viewers are ready but I think it’s what they need

to happen. A more important question is whether the people

responsible for giving the audience what they deserve, are ready

for a change. Shows like ‘Ezel’ or ‘Suskunlar’ are undertaken

by people whose main objective isn’t money, but prestige and

recognition. I try to be a part of projects like that as much as

possible. That’s why I’ve never checked the ratings. I only want

to work on projects that interest me.


30

Ezel’in ardından Suskunlar geldi. İki dizide de duygusal

derinliği yüksek roller de görüyoruz sizi. Bu konuda titiz

davrandığınızı söyleyebilir miyiz

Ben senaristi seçiyorum. Yapım şirketi, senarist ve yönetmen

üçlüsü benim ilgimi çekiyorsa o işte zaten olmak istiyorum.

O işin nereye gideceğini bilmeme gerek yok, o işin nereye

gitmesi istendiği ortada.

Suskunlar, başladığı andan itibaren kendine has bir

seyirci kitlesi yakaladı. Seyircinin bu bağlılığını nasıl

değerlendiriyorsunuz

Bence sadece samimiyet. Diziyi çeken yönetmen samimiyse,

yazar samimiyse ve bize dair bir şeyleri bize dair bir

dille söylüyorsa seyirciye de samimi geliyor. Ben samimi

oynuyorsam seyircide de karşılık buluyor.

Son dönemde ayrıca El Yazısı ve Labirent filmlerinde rol

aldınız. Sinema filmlerinin devamı gelecek mi

Ben ilk defa uzun bir süreçte böyle bir disiplin içinde

bulundum ve sinema filmi çekmek çok keyifliymiş bunu

gördüm. Keşke hep sinema filmi yapsam ve hayatımı öyle

kazansam. Ama ülkenin ve sektörün durumu ortada. Ancak

diziler yaz tatiline girince oyuncu bulunabilen ve film

çekilebilen bir ülke burası. 5-6 günde 90-110 dakikalık

diziler çekilmesi bekleniyor ki bu zaten insan üstü bir şey

ve dünyada bir örneği daha yok. Ne zaman ki o sistem bir

düzene girer o zaman sinema sektörü de kışın iş yapabilir

belki.

Televizyon işlerinin yanı sıra bir de kardeşleriniz Esra ve

Kaya Akkaya ile kurduğunuz AKKAdemi Tiyatro iki yılı

geride bıraktı. Bu projeyi hayata geçirmeye nasıl karar

verdiniz

AKKAdemi aslında çıkış olarak Esra’yla Kaya’nın

projesiydi. Ben onlardan dinledim ve heyecanladım. Ben

heyecanlandıran şey de “Bir kurs, bir okul açalım; oradan

da oyuncu yetiştirelim” değildi. Bizim derdimiz oyunculuk

mesleğinin her türlü meslekle uyum içerisinde olabileceği

You followed up ‘Ezel’ with ‘Suskunlar’. In both shows

you’ve taken on roles with great emotional depth. Would

it be fair to say that that’s something you’re particular

about

I choose the screenwriter. If the producers, screenwriter and

director interest me, then I already want to be involved in their

project. I don’t need to know where it’s going to go, it’s clear

where they want to take it.

Since it first came on the air, ‘Suskunlar’ has gathered a

devoted audience. How do you feel about the viewers’ level

of enthusiasm

I think it all comes down to sincerity. If the director is sincere

during filming, if the screenwriter is sincere, and writes in a

language that the audience is familiar with, then it seems more

sincere to them. If my acting is sincere they the audience can

connect with me.

You recently starred in the films ‘El Yazısı’ and

‘Labirent’. Do you have any plans to continue making

films

The truth is that it’d been a significant amount of time since

I’d been involved in a discipline like film, and discovered that

creating for the big screen is actually a very enjoyable experience.

If only I could devote all my time to films and earn a living that

way. But the future is uncertain for both the country and the

sector. Unfortunately in Turkey films can only be made during

the summer hiatus when actors finally have time. In television,

90-110 minute episodes are filmed in 5-6 days and this, already,

is an extraordinary achievement, the likes of which cannot be seen

anywhere else in the world. Maybe if that system can achieve some

normalcy, then films can start being made in the winter as well.

As well as your work in television, for the past two years

you’ve been a part of AKKAdemi Theatre, which you

created with your siblings, Esra and Kaya. What made

you decide to undertake this project

AKKAdemi was initially Esra and Kaya’s project. I heard about


ve her türlü mesleğe faydalı olabileceğini anlatmak.

Oyunculuk eğitiminin kendini ifade etmede büyük kolaylık

sağlayacağını düşünmemiz üzerine kurs açalım dedik. Benim

en büyük korkum “Bir okulumuz olsun, buradan oyuncu

yetiştirelim” demek. Çünkü öyle bir şey yok. Oyuncu

yetiştirmek sorumluluk isteyen bir iş; hem öyle 20-30

kişilik sınıflarda olabilecek bir şey değil hem de siz oyuncu

yetiştiriyorsunuz ama ona bir iş imkanı yaratamıyorsunuz.

Türkiye’nin her tarafına konservatuvar açıyorlar ama iş

imkanı yok. AKKAdemi de, oyuncu yetiştiriyoruz iddiası ile

değil oyunculukla kendinizi ifade etmeyi denediniz mi sorusu

üzerine çıkmış bir oluşum.

Bir konservatuvar mezunu olarak tiyatro sizin için ne

ifade ediyor İleride tekrar tiyatro projeleri olacak mı

Yaza doğru düşünüyorum ama bu tempoda tiyatro yapmak

olanaksız. Dizi ne zaman ki belli bir sisteme oturur o zaman

tiyatro yapmak istiyorum. Çünkü tek bildiğim şey 3 senedir

tiyatro yapmıyorum bu beni üzüyor, beni mutsuz ediyor.

Türkiye’deki yoğun set koşullarından fırsat bulup arada

ufak seyahat kaçamaklarınız oluyor mu

Yazın sezon tatil olduğu zaman ancak fırsatımız oluyor. Ben

İzmir’i çok seviyorum, Çeşme’yi çok seviyorum. Orada

dinlenebiliyorum. Bir de Ege’de bazı sessiz sakin koylar var;

orada kafa dinlemeyi seviyorum.

Peki Sarp Akkaya setten çıktığında nasıl bir adam olur,

neler yapar

Setten çıktığımda aslında yorgunluktan bayılmış oluyorum.

Daha arabada uyumaya başlıyorum, eve gidince de devam

ediyorum. Onun dışında 10-12 kişilik bir arkadaş grubum

var. Bunların bir kısmı 4 yaşından beri arkadaşım ve hiçbiri

oyuncu değil. Onlarla vakit geçirmek beni çok dinlendiriyor.

Hiç vazgeçemeyeceğim kişiler onlar benim için. Eskiden bir

Kamil Abi’m vardı; sahilde Amatör Balıkçılar Derneği’nde

oraya giderdim. Sonra sağ olsun belediye yıktı orayı. Gayet

üzgünüz onu da söylemem gerek. Denize, suya bakmak

beni çok rahatlatıyor. Zaten başka da bir şey yapacak vaktim

kalmıyor.

it from them and was excited about their plans. What I found so

interesting about it wasn’t the idea that we’d open a course or school

and train actors, our aim was to convey the idea that acting, as a

profession, could co-exist harmoniously with other disciplines and be

useful for other professions. We decided to start this course because

of our collective belief that acting instruction can greatly assist selfexpression.

My biggest fear was that we’d say “let’s have a school

and train actors”. Because that isn’t what this is. Training actors is

a job that requires a lot of responsibility; neither is it suitable in a

class of 20-30 people, nor can you create employment opportunities

for them after their training is complete. Conservatories are opening

all over Turkey but there are no job opportunities. AKKAdemi was

not founded on the idea that we would train actors, but on the

question of being able to express ourselves through acting.

As a conservatory graduate, what does theatre mean to you

Do you see a return to theatre projects in your future

I’ve been considering it for the summer but at this tempo it’s

unlikely. Whenever drama series manage to establish a consistent

system, then I want to do some theatre. All I know is that I haven’t

been involved in theatre in three years and I’m not happy about it.

With the intense conditions on set in Turkey, do you ever find

time for short getaways

We only have time during the summer hiatus. I love İzmir and

Çeşme. I find it very easy to unwind there. There are also a number

of quiet coves in the Aegean where I enjoy relaxing.

What kind of man is Sarp Akkaya when he isn’t on set, what

does he like to do

By the time I leave the set I tend to be completely exhausted. I fall

asleep in the car and just keep sleeping when I get home. Socially,

I have a group of 10-12 friends, some of which I’ve known since I

was 4 years old and aren’t actors themselves. I find it very restful

to spend time with them. They’re people I won’t ever turn my

back on. I used to have a friend, Kamil Abi, who I’d meet at the

seaside because we were both members of the Amateur Fishermen’s

Association. Then the council went and knocked it down. We’re all

rather upset about it. Looking out over the sea relaxes me immensely.

That’s it, really; I don’t have time to do anything else.

31

That’s why I find them insincere. But I have to make

an exception for Murat Karasu and Müşfik Kenter.

I worked with Müşfik Kenter in a master and apprentice

relationship; with Murat Karasu, my work was more

technical and knowledge-based, but I learnt a lot

about being a person from them. Müşfik Hoca would

constantly remind us to “be a person, be a person”.


DQ

32 Y E M E K - F O O D

29-30 Eylül/September

Unutulmuş Lezzetler Haftası

Dedeman Otelleri önemli bir misyon üstlenerek unuttuğumuz lezzetleri

gün ışığına çıkarıyor. Daha önce denemediğiniz tatlar için tüm Dedeman

otelleri öğle ve akşam yemekleri için misafirlerini bekliyor olacak.

Week of Forgotten Flavors

Dedeman Hotels take on an important mission by unearthing the

flavors we’ve forgotten. Dedeman Hotels will be waiting for

you in lunch and dinner to experience the tastes you have never

tried before.


Fish Soup with Wheat (18th c.)

Fish soup with wheat is a painstaking recipe from the 1700s

that makes you spoil lots of plates. The seasoning, water and

ingredients of the soup are prepared and cooked separately.

Just as in almost all Ottoman recipes, vinegar, saffron and

eggs are used together in this soup, as well.

Buğdaylı Balık Çorbası (18.yy)

Buğdaylı balık çorbası 1700’lü yıllarda yapılan, çok emek

isteyen, bolca tabak kirlettiren bir tariftir. Bu çorbanın terbiyesi

ayrı, suyu ayrı, içindeki malzemeleri ayrı yerlerde hazırlanır ve

pişirilir. Osmanlı’nın hemen hemen tüm tariflerinde olduğu gibi

bunda da sirke, safran ve yumurta bir arada kullanılıyor.

Fıstıklı Lor Salatası & Mastabe & Fasulyeli

Çerkez Salatası (15-19.yy)

Osmanlı’daki aşırı salatalık tüketimine şaşıran Batılı seyyahlar,

annelerin acıkıp ağlayan çocukları susturmak için ellerine

salatalık tutuşturduklarını anlatırlar. Salatalıkla süslenen Fıstıklı

Lor Salatası bu yüzden menüde kendine yer buluyor. Diğer

bir meze türümüz olan Mastabe de 15. yüzyılda sultanların

sofrasından eksik olmazmış. Fatih döneminin muhasebe

defterlerinde gün aşırı olarak Mastabe-i Hassa için yoğurt

ve pazı alımları kayıtlıdır. Diğeri ise tarihte Fasulyeli Çerkez

Salatası diye geçen fasulye salatamız. Günümüzdeki Çerkez

salatasından çok farklı olan bu mezeyi ister fındıkla isterseniz

cevizle hazırlayabilirsiniz. Biz sizler için fındığı tercih ettik.

Mahmudiyye (15-16.yy)

Kestaneli bulgur pilavı, 1473 yıllarına ait muhasebe kayıtlarına

göre Has mutfakta pişen pilavların başında geliyormuş. Bu

yüzden 15 ve 16. yüzyıllarda çok revaçta olan kuru meyveli ve

ballı bir tarif olan Mahmudiyye orijinal tarif olan arpa şehriyeli

yapmak yerine kestaneli bulgur pilavı ile servis ediliyor.

Terkib-i Çeşidiyye (15.yy)

Şirvani’nin tarifleri arasından alınan bu enfes yemek hem bol

meyveli olması hem de misk kullanılması ile diğer tariflerden

ayrılıyor. Fakat günümüzde bu yemekte misk yerine gül suyu

kullanılıyor.

Helva-i Hakani (15-19.yy)

1700’lü yılların ortalarında yapılan bu helvanın en büyük özelliği

kaymak kullanılmasıdır. Bu yüzden Helvaların Hakanı ya da

hakanlara layık helva adını almıştır. Diğer helvaları aksine burada

üç çeşit un kullanılmıştır; normal un, pirinç unu ve buğday

nişastası.

Kaymaklı Kayısı Tatlısı (19.yy)

Kaymak, 19. yüzyılda Osmanlıların çok severek tükettikleri süt

ürünlerindendi. Evliya Çelebi Seyahatnamesi’nde İstanbul’da

40 tane kaymakçı dükkanı olduğunu ve en ünlü kaymağın

Üsküdar’ın Beyaz Taze Kaymağı olduğunu yazmıştır. Kaymaklı

kayısı tatlısı da o dönemlerin vazgeçilmezlerindendir.

Curd Cheese Salad with Pistachios & Mastabe

& Circassian Fresh Bean Salad (15th-19th c.)

Western travelers who were surprised by the Ottomans’

excessive cucumber consumption tell stories about mothers

who give their hungry, crying kids cucumbers to quiet them

down. This is why the curd cheese salad with pistachios,

topped with cucumbers, finds itself a place in the menu. One

of other mezes, Mastabe, was a staple on sultans’ tables in

the 15th century. Accounting notebooks that date back to the

Fatih era record daily purchases of yogurt and Swiss chard

for Mastabe-i Hassa. Another flavor is the bean salad that’s

known in history as the Circassian Salad with Beans. This

meze is very different from the current Circassian salad, and

you can prepare it either with hazelnuts or walnuts. We’ve

preferred the hazelnuts for you.

Mahmudiyye (15th-16th c.)

According to accounting records from 1473, cracked wheat

and chestnut pilaf was one of the most frequently cooked

rice recipes in the Has kitchen. That’s why the Mahmudiyye,

a very popular recipe from the 15th and 16th century that

includes dried fruits and honey, is served with cracked wheat

and chestnut pilaf instead of the original recipe, which calls

for orzo rice.

Terkib-i Çeşidiyye (15th c.)

Gathered from among Şirvani’s recipes, this delicious meal

is unique in that it uses lots of fruits as well as a fragrant

ingredient called misk. Today, the dish is made with rose

water instead of misk.

Helva-i Hakani (15th-19th c.)

The most significant characteristic of this helva made in

the mid-1700s is that it uses clotted cream. That’s why it’s

known as the Ruler of Helvas or the helva that’s worthy of

rulers. Unlike other helvas, this one uses three kinds of flour:

regular flour, rice flour and wheat starch.

Apricot Dessert with Clotted Cream (19th c.)

Clotted cream was a dairy product that Ottomans consumed

fondly in the 19th century. In his book of travels called

‘Seyahatname’, Evliya Çelebi wrote that there were 40 clotted

cream shops in Istanbul and that the most famous one was

the fresh white clotted cream from Üsküdar. Apricot dessert

with clotted cream was another essential flavor of the time.

33


34

Buğdaylı Balık Çorbası

(6 kişilik)

Malzemeler: 200 gr. buğday, 1.5 kg. Levrek, 300 gr. soğan, 1

demet maydanoz, 1 demet nane, 90 gr. tereyağ, 60 mlt. sirke, 50

gr. buğday nişastası, 3 adet yumurta, 200 gr. limon, 2 gr. safran,

10 gr. tuz

Yapılışı: Bir gün önceden buğday ıslatılır. Ayrı bir kapta safran ve

sirke 3 saat dinlendirilir. Buğday 5 bardak su ile kaynatılıp piştikten

sonra süzülür. Balıklar temizleyip tuzlanır. Soğanlar kalın halka

şeklinde doğranır. Maydanoz ve nane kabaca doğranır. Tencerede

tereyağı eritilir. Soğanlar kavurulup sonra nane ve maydanoz

eklenip kavurulur. Altı bardak su ve iki fincan sirke ilave edilip

kaynatılır. Hazırlanan bu su başka bir tencereye süzülür ve balıklar

kısık ateşte kaynatılır. Balıklar çıkartılıp etleri ayırılır. Balık suyu

yeniden süzülüp temiz bir tencereye konur. Kaynamaya başlayınca

buğdaylar ilave edilir. Bir iki taşım kaynadıktan sonra sonra kısık

ateşe alınır. Ayrı bir kasede yumurta sarıları iki limonun suyuyla

çırpılır. 2 kaşık nişasta eklenir. Biraz çorba ile inceltilip, safranlı sirke

de ilave edilipp karıştırıldıktan sonra azar azar çorbaya yedirilir.

Yoğunlaşmaya başlayınca tuzu ilave edilir. Balık parçaları servis

tabağına koyulup üzerine çorba ilave edilir. İnce kıyım maydanoz ile

servis edilir.

Fish Soup with Wheat

(serves 6)

Ingredients: 200 gr. wheat, 1.5 kg. sea bass, 300 gr. onion,

1 bunch parsley, 1 bunch mint, 90 gr. butter, 60 ml. vinegar,

50 gr. wheat starch, 3 eggs, 200 gr. lemon, 2 gr. saffron,

10 gr. salt

Directions: Soak the barley one day in advance. Rest the

saffron and vinegar in a separate container for 3 hours. Bring the

wheat to a boil in 5 glasses of water and drain when cooked.

Clean and salt the fish. Cut the onions in rings. Roughly chop

the parsley and mint. Melt the butter in a pan. Roast the onions,

then add the mint and parsley and continue to roast. Add 6

glasses of water and 2 cups of onion. Drain the juice you’ve

prepared in a larger pan and boil the fish over low heat. Remove

the fish and separate the boneless meat. Re-drain the fish juice

into a clean pan. Once it begins to boil, add the wheat. Bring to

a boil twice, and then turn down the heat to low. In a separate

bowl, whisk the egg yolks with the juice of two lemons. Add

2 spoons starch. Thin with some soup, then add the saffronvinegar

mix and stir. Slowly incorporate into the soup. When the

soup begins to thicken, add salt. Place the fish on a serving

platter and add soup. Serve with thinly chopped parsley.


35

Meze Kombinasyonu

(4 kişilik)

Malzemeler: Fasulyeli Çerkez Salatası 300 gr. taze fasulye,

1 dal taze kekik, 150 gram fındık içi, 3 dilim bayat ekmek,

4 diş sarmısak, 40 mlt. zeytinyağı, 20 mlt. sirke, 5 gr. tuz,

5 gr. karabiber, Fıstıklı Lor Salatası 800 gr. salatalık,

100 gr. soğan, 90 gr. limon, 30 mlt. zeytinyağı, 40 gr. antep

fıstığı, 200 gr. lor peyniri, 3 gr. tuz Mastabe 1 demet pazı, 300

gr. süzme yoğurt, 3 diş sarmısak, 5 gr. çörek otu,

30 mlt. zeytinyağı, 5 gr. tuz

Yapılışı: Fasulyeli Çerkez Salatası: Fasulye temizlenip

haşlanır. Ekmek içi, fındık içi, sarmısak ve zeytinyağı ile tarator

yapılır. Sonra yavaş yavaş sirke yedirilip macun kıvamına getirilir.

Haşlanmış fasulyeler doğranıp tarator ile karıştırılır.

Fıstıklı Lor Salatası: Salatalık ve soğan mikserde çekilir. Suyu

sıkılarak süzülür. Tuz, limon ve zeytinyağı ile tadlandırılır. Lor

ilave edilip macun kıvamına gelinceye kadar karıştırılır. Sonra

fıstıklar ilave edilip servis edilir.

Mastabe: Pazının sapları ve yaprakları ayrı ayrı haşlanır. Sonra

kalın saplar hariç hepsi ince doğranır. Suyu sıkılıp süzme yoğurt

ile karıştırılır. Sarmısak ezilip içine atılır. Tuzla tatlandırılıp üzerine

çörek otu serpilerek servis edilir.

Meze Platter

(serves 4)

Ingredients: Circassian Fresh Bean Salad 300 gr. fresh beans,

1 sprig fresh thyme, 150 gr. hazelnut kernels, 3 slices stale bread,

4 cloves garlic, 40 ml. olive oil, 20 ml. vinegar, 5 gr. salt, 5 gr. black

pepper Curd Cheese Salad with Pistachios 800 gr. cucumbers,

100 gr. onion, 90 gr. lemon, 30 ml. olive oil, 40 gr. pistachios, 200

gr. curd cheese, 3 gr. salt Mastabe 1 bunch Swiss chard, 300 gr.

strained yoghurt, 3 cloves garlic, 5 gr. black cumin, 30 ml. olive oil,

5 gr. salt

Directions: Circassian Fresh Bean Salad: Clean and boil the

beans. Make the tarrator sauce with bread crumbs, hazelnut

kernels, garlic and olive oil. Slowly add the vinegar until it reaches

the consistency of paste. Chop the boiled beans and add to tarrator

sauce.

Curd Cheese Salad with Pistachios: Blend cucumbers and

onions in a mixer. Squeeze and drain the water. Flavor with salt,

lemon and olive oil. Add curd cheese and blend until it reaches the

consistency of paste. Add pistachios and serve.

Mastabe: Boil the stems and leaves of the Swiss chard separately.

Thinly chop everything except the thick stems. Squeeze the water

out and mix with strained yoghurt. Crush garlics and mix. Flavor

with salt, then sprinkle with black cumin and serve.


36

Mahmudiyye

(6 kişilik)

Malzemeler: Kestaneli Bulgur Pilavı 300 gr. kalın bulgur,

200 gr. kestane, 200 gr. soğan, 60 gr. tereyağ,

30 gr. kuru üzüm, 10 gr. kimyon, 10 gr. yenibahar,

1 demet dereotu, 10 gr. tuz

Mahmudiyye 1.5 kg. bütün tavuk, 30 gr. bal, 300 gr. kuru

kayısı, 200 gr. kuru üzüm, 150 gr. badem, 30 gr. tereyağ,

10 gr. tuz

Yapılışı: Tavuk tuzlanıp haşlanır. Badem ılık suda bekletilip

kabukları soyulur. Kuru kayısı ve üzüm ılık suda bekletilir.

Tavuğun lop etleri ve suyu ayrılır. Ayrı bir tencerede haşlanan

tavuk etleri tereyağında bir iki dakika çevirilip kuru üzüm, kuru

kayısı, bal ve badem ilave edilir. Bir müddet soteledikten sonra

yeteri kadar tavuk suyu konulup bir taşım kaynatıldıktan sonra

dinlenmeye alınır. Kestaneli bulgur pilavı ile servis edilir.

Mahmudiyye

(serves 6)

Ingredients: Cracked Wheat and Chestnut Pilaf 300 gr.

thick cracked wheat, 200 gr. chestnuts, 200 gr. onion, 60 gr.

butter, 30 gr. raisins, 10 gr. cumin, 10 gr. allspice, 1 bunch dill,

10 gr. salt

Mahmudiyye 1.5 kg. whole chicken, 30 gr. honey, 300 gr.

dried apricots, 200 gr. raisins, 150 gr. almonds, 30 gr. butter,

10 gr. salt

Directions: Salt and boil the chicken. Rest the almonds in

lukewarm water and remove the skin. Rest dried apricots and

raisins in lukewarm water. Separate the boneless chicken from

the water. Boil the chicken in a separate pot for two minutes,

and then add raisins, dried apricots, honey and almonds.

Sautee briefly, then add the chicken juice and bring to a boil.

Rest and serve with the cracked wheat and chestnut pilaf.


Terkib-i Çeşidiyye

(4 kişilik)

Malzemeler: Dane-i Saru

200 gr. pirinç, 60 gr. tereyağ, 200 gr. badem, 2 gr. safran,

20 mlt. gülsuyu, 30 gr. bal, 10 gr. tuz

Terkib-i Çeşidiyye 500 gr. kuzu but, 150 gr. kuzu kıyması,

150 gr. kuru kayısı, 150 gr. kuru erik, 150 gr. badem, 300 gr.

elma, 50 gr. nar ekşisi, 20 gr. bal, 10 gr. nişasta, 30 mlt. gül

suyu, 10 gr. tuz

Yapılışı: Dane-i Saru Safran gül suyunun içinde 2 saat

dinlendirilir. Bademin kabukları soyulur. Pirinçler yıkanıp

süzüldükten sonra bir tencerede tereyağı ile kavrulur. Sonra

badem ilave edilir. Tuz atıldıktan sonra safranlı gül suyu

süzülerek pirince ilave edilir. Yeteri kadar su çekilip kısık ateşte

5 dk bekletilir ve sonra dinlendirilmeye alınır.

Terkib-i Çeşidiyye Bir bardak ılık su, bal ve nar ekşisi

eriyinceye kadar iyice karıştırılır. Kuşbaşı doğranmış kuzu eti

kısık ateşte pişirilir. Kavrulan etlere hazırlanan ballı karışım ve tuz

ilave edilir. Çok kısık ateşte kapağı kapalı şekilde 45 dk pişirilir.

Su azalınca biraz daha su ilave edilebilir. Ayrı bir yerde kıymaya

tuz atıp yoğurulur ve küçük köfteler hazırlanır. Tencerede pişen

et yumuşayınca köfteyi, kabukları soyulmuş bademi, kayısı

ve erik ilave edilir. Tuzu kontrol edilip kısık ateşte 20 dk daha

kaynatılır. Kayısılar yumuşayınca elmaları soyulup yarım ay

şeklinde doğranır ve yemeğin üzerine döşenir. Tüm malzemeler

piştikten sonra yemeğin suyunu nişasta ve gül suyu karışımı ile

koyulaştırılır.

Terkib-i Çeşidiyye

(serves 4)

Ingredients: Dane-i Saru 200 gr. rice, 60 gr. butter,

200 gr. almonds, 2 gr. saffron, 20 ml. rose water, 30 gr. honey,

10 gr. salt

Terkib-i Çeşidiyye 500 gr. lamb rump, 150 gr. minced lamb

meat, 150 gr. dried apricots, 150 gr. prunes, 150 gr. almonds,

300 gr. apple, 50 gr. sour pomegranate sauce, 20 gr. honey, 10 gr.

starch, 30 ml. rose water, 10 gr. salt

Directions: Dane-i Saru Rest the saffron in rose water for 2

hours. Remove the almonds’ skin. Wash and drain rice, then roast

in a pan with butter. Add almonds. Mix in salt, drain saffron-rose

water and add to rice. Once it soaks the water, keep on low heat

for 5 minutes, then rest.

Terkib-i Çeşidiyye; Mix honey and sour pomegranate sauce in a

glass of lukewarm milk until thoroughly blended. Roast the lamb

meat, diced in small chunks, over low heat. Add the honey mixture

and salt to roasted meat. Cook covered for 45 minutes on very low

heat. You may add more water once the water gets soaked up.

In a separate container, knead the minced meat with salt to form

small rounds. Once the meat in the pot softens, add the rounds,

de-skinned almonds, apricots and prunes. Check the salt level and

cook for 20 more minutes over low heat. Once the apricots soften,

de-skin the apples, slicing them in half-moon shapes, and place on

top of the food. Once all of the ingredients are cooked, thicken the

juice with starch and the rose water mixture.

37


38

Helva-i Hakani

(6 Kişilik)

Malzemeler: 75 gr. un, 50 gr. buğday nişastası, 60 gr. pirinç

unu, 300 mlt. süt, 125 gr. tereyağ, 300 gr. bal, 125 gr. badem

içi, 150 gr. kaymak

Yapılışı: Kabukları soyulduktan sonra bir kaç badem süsleme

için ayırılıp kalanı havanda dövülür. Üç çeşit un bir kapta

karıştırılır. Ayrı bir yerde süt kaynatılıp içine bal eklenir ve

sıcak tutulur. Tencerede yağ eritilip, ateş söndürülür, yağ biraz

soğuyunca un ilave edilir. Ateş tekrar açılır ve un tahta kaşıkla

karıştırılarak kavurulur. Bademler ilave edilip kısık ateşte rengi

değişene kadar kavurulur. Sonra ateş iyice kısılıp sıcak süt ve

bal karışımı ilave edilir. Tahta kaşıkla iyice karıştırılır. Tencerenin

ağzına bez örtülür ve kapağı kapatılıp 20 dk dinlenmeye

bırakılır. Kaymak küçük parçalara bölünür ve helva henüz

ılıkken üzerine atılır. Sonra karıştırılıp tercihe göre gül suyu

veya tarçınla servis edilir.

Helva-i Hakani

(serves 6)

Ingredients: 75 gr. flour, 50 gr. wheat starch, 60 gr. rice flour,

300 ml. milk, 125 gr. butter, 300 gr. honey, 125 gr. almond kernels,

150 gr. clotted cream

Directions: De-skin the almonds, setting aside a handful for

decoration and beating the rest with a mortar and pestle. Blend all

three types of flour in a container. In a separate saucer, boil the milk

and add honey, keeping them over heat. Melt butter in a pan, then

turn off the heat and add flour once the butter cools down. Turn the

heat back on and roast the butter, stirring with a wooden spoon.

Add the almonds and cook over low heat until they change color.

Turn down the heat to low, then add the hot milk and honey mixture.

Blend with a wooden spoon. Lay a piece of cloth over the pan,

cover, and then rest for 20 minutes. Separate the clotted cream into

small pieces and place on top of the helva while still warm. Stir and

add rose water or cinnamon based on preference. Serve.


39

Kaymaklı Kayısı

Tatlısı

(6 Kişilik)

Malzemeler: 250 gr. kayısı marmeladı, 400 gr. kaymak, 50

gr. yumurta akı, 200 gr. şam fıstığı

Yapılışı: Kaymağın yarısı bir tepsiye döşenir. Üzerine kayısı

marmeladı yayılır. Şamfıstığı serpiştirilir. En üste kalan

kaymağın yarısı döşenir. Dört yumurta akı çok az tuz ile kar

oluncaya kadar çırpılır ve kaymağın üzerini kaplayacak şekilde

yayılır. Sonra pürmüz ile üzeri yakılır. Soğuduktan sonra

üzerine fıstık dökerek servis edilir.

Apricot Dessert with

Clotted Cream

(serves 6)

Ingredients: 250 gr. apricot marmalade, 400 gr. clotted cream,

50 gr. egg whites, 200 gr. pistachios

Directions: Spread half of the clotted cream in a server, then

spread the apricot marmalade over it and sprinkle pistachios.

Spread the other half of the clotted cream on top. Whisk the egg

whites from four eggs with very little salt, then spread to cover

the clotted cream. Burn with a blowtorch. When cooled, top with

pistachios and serve.


DQ

40 R Ö P O R T A J - I N T E R V I E W

Şeytan Oyuncağı

Elif Güner Geveli ilk kitabı Şeytan Oyuncağı’nı anlatıyor.


41

RÖPORTAJ-INTERVIEW N E V R A Y A R A Ç MEKAN-PLACE D E D E M A N İ S T A N B U L R O O F B A R

Sizi biraz tanıyabilir miyiz

1969, İstanbul doğumluyum. Beş yıl öncesine dayanan bir yazarlık hayatım var. Bu işe

yemek ve gurme yazarlığıyla başladım ama yazdığım dergilerde tarifleri hep bir kurguyla

verdim. Hiçbir zaman yemek isimleri ve ölçülerle bitmedi iş. Yarattığım hikâyeleri

sonunda bir tarife bağladım. Bu çok sevildi. Onur Air ile bir çalışmam oldu, dört yıl Sofra

dergisi için yazdım. Kurgu ile yazmaya Varan grubu ile çalışırken başlamıştım.

Kurgudan kastınız nedir

Olmamış şeyleri kurgulamak. Örneğin “Lizbon’a gittiğim zaman orada bir balık gördük,

hemen arkasından da şöyle bir yemek yaptık” diye verirdim tarifleri. Geri dönüşlerden

bunun çok keyifli olduğunu anladık. Daha sonra aylık Maison Française, Arena ve bazı

dekorasyon dergilerine dekoratif yemekler adı altında yazılar yazdım. Bir süre profesyonel

olarak, bazı büyük markaların yurt dışı katalogları için “food styling” yaptım. Yani yazarlık

işine keyifli tarafından başladım.

Devil Toy

Elif Güner Geveli talks about her first book Şeytan Oyuncağı.

Could we get to know you a little

I was born in Istanbul in 1969. My writing career dates back five years. I started this

profession as a food and gourmet writer, but in the magazines where I wrote, I always gave

the recipes with a setup. It was never just about the names of the foods and measurements. I

created stories and then tied them into a recipe. This was greatly appreciated. I worked with

Onur Air, and I wrote for Sofra magazine for four years. I started writing fiction when I was

working with Varan Group.

What do you mean by fiction

To establish things that haven’t happened. For instance, I used to give recipes by saying things

like, “When I went to Lisbon we saw a fish there, and right afterwards we cooked a meal like

this.” We understood from feedback that this was very enjoyable. I later wrote for monthly

magazines like Maison Française, Arena and other decoration magazines under the name

decorative foods. For a while, I did professional food styling professionally for the international

catalogs of big brands. So, I started the writing profession in an enjoyable way.


42

Yemek yapmayı da seviyorsunuz herhalde…

Çok severim ama ağır sofraları sevmem. Daha çok sürprizli

sofraları severim. Kendim de öyle yapıyorum zaten. Sofra

dergisi için Vodafone ile bir proje yapmıştık. Türkiye’de ilk

internet üzerinden görüntülü yemek tariflerini ben yaptım.

30 gün 30 menü adı altında. Günde altı menü çekiyorduk.

Bir de televizyon programları vardı. Biraz yoruldum,

yemekten sıkılmadım ama yapmaktan sıkıldım açıkçası.

Yazarlıktan önce neler yapıyordunuz

16 yıl işletme müdürlüğü yaptım. Klasik Otomobil

Kulübü’nün ilk üyelerindenim. Hayatımda hep otomobilcilik

oldu. Hatta 10-15 yıl önceki ilk dergi röportajlarımda

“Türkiye’de ilk otomobil toplayan kadın” olarak anıldım.

Son yaptığım iş de Klasik Otomobil Müzesi’nin işletme

müdürlüğüydü. Ama kitap hep kafamda vardı. Herkes

benden yemek kitabı beklerken, roman yazarak büyük bir

sürpriz yaptım.

You probably like cooking too...

I love it, but I don’t like serious dinner tables. I prefer those

with a surprise. That’s what I do anyway. We did a project

with Vodafone for Sofra magazine. I was the first person in

Turkey to do video recipes via the Internet. It was called

30 menus for 30 days. We shot six menus a day. There were

also television programs. I got a little tired, and I was bored

not by eating but by cooking, to tell you the truth.

What did you do before you became a writer

I was an operating manager for 16 years. I’m one of the first

members of the Classic Automobile Club. Motoring has always

been in my life. In fact, in my first magazine interviews

10-15 years ago, I was named “Turkey’s first woman to collect

automobiles.” The last position I held was as the operating

manager for the Classic Automobile Museum. But books were

always on my mind. I surprised everyone by writing a novel

when people were expecting a cookbook from me.

We know that you wrote your novel based on a story in a

newspaper. What was this story

In 2008, when I was flipping through the newspapers

one morning, I saw a story on the corner of page three. It

was about an atrocity that took place in Adana. The word

Facebook really got my attention. It was a much more

heartbreaking version of my story. Istanbul, Ankara, Izmir,

Bursa are all fine, but I was really affected by the fact that

a woman used Facebook to find her old lover in a place like

Adana. But in the end, the woman’s husband murdered her. I

started writing my book with a pen, not a computer. We were

on a blue cruise when I wrote the first lines. The setup was

perfect, but I didn’t have the material. I needed to feed my

characters. I used that trip, and I associated my close friends

with the characters in the book. I actually started very fast

but I have two kids; I had to take breaks for reasons like their

school and exams. When I finalized it, I understood that I

did the right thing. Even though many movies like this were

filmed, not many books had been written at the time.

İnsanların kendi kişiliklerini saklayabilecekleri

büyük bir sahne oldu internet. Herkes hayal

ettiği kişiliklere bürünüyor.


Romanınızı bir gazete haberinden yola çıkarak

yazdığınızı biliyoruz. Neydi bu haber

2008 yılında bir sabah gazeteleri karıştırıken üçüncü

sayfanın kenarında bir haber gördüm. Adana’da yaşanan

bir vahşetle ilgiliydi. Facebook kelimesi çok dikkatimi

çekti. Benim yazdığım hikâyenin çok daha iç acıtan bir

versiyonuydu. İstanbul, Ankara, İzmir, Bursa tamam da

Adana gibi bir yerde, bir kadının eski sevgilisini bulmak

için Facebook kullanması beni çok etkiledi. Ama sonunda

kocası kadını öldürdü. Kitabımı yazmaya kalemle başladım,

bilgisayarla değil. İlk satırları yazdığım sırada bir mavi

yolculuktaydık. Kurgu çok güzel oturdu ama malzemem

yoktu. Karakterlerimi doyurmam gerekiyordu. O seyahati

kullandım, yakın dostlarımı kitaptaki karakterlerle

bağdaştırdım. Aslında çok hızlı başladım ama iki çocuğum

var; okulları, sınavları derken aralar verdim. Finali

koyduğumda doğru bir şey yaptığımı anladım. Buna benzer

çok film çekilse de çok kitap yazılmamıştı o sıralarda.

Karakterlerden kısaca bahsedebilir misiniz

İki ana karakter var. Geçmişini sorgulayan bir kadın büyük

gelgitler yaşayarak sonunda Facebook sayesinde aşık olduğu

Ziya’ya ulaşıyor. Aradan 20 sene geçmiş, ikisi de çok güçlü

noktalara gelmişler. Adam modern yaşantısına rağmen bir

aşiret reisi. Kadın bir medya imparatorluğunda. Bir başka

etkin karakterse, kendime en yakın bulduğum Damla. Her

zaman dinlemeyi bilen, çözümler üreten, inanılmaz fedâkar

ve çok dengeleyici bir karakter. Bir de ana kadın karakterin

bir eşi var. Çok fazla ortaya çıkmasa da, kadının eski

sevgilisini bulmak istemesinde onun da etkisi var. Yani bu

biraz Adana’daki facianın büyükşehir versiyonu.

Could you tell us briefly about the characters

There are two main characters. A woman who’s

questioning her past experiences has many ups and

downs, and in the end she contacts Ziya, whom she

loves, thanks to Facebook. It’s been 20 years and both

of them have reached very important positions. Despite

his very modern lifestyle, the man is the head of a clan.

The woman is in a media empire. Another influential

character is Damla, who’s closest to me. She’s a very

balancing character that always knows how to listen,

comes up with solutions and is incredibly self-sacrificing.

There’s also the husband of the main female character.

Even though he’s not always on the foreground, he plays

a part in the woman’s attempt to find her old lover. So,

this is a little bit like the metropolitan version of the

atrocity in Adana.

Do you think that the Internet’s taken on a

dangerous form

Yes. To me, technology is moving at a very frightening

speed. The age has come where people are turning into

androids. You can’t go anywhere without a phone.

Communication is done with buttons. Even if you’re

really angry at each other, you send messages instead of

fighting in person. This tears people apart and makes

them introverted. You can’t fight the way you want to,

and people avoid eye contact. This is very dangerous.

People display different identities than who they are

on the Internet...

The Internet has become a big stage where people can

43


The Internet has become a big stage where

people can hide their own identities. Everyone

takes on the identity in his fantasies.

44

İnternet tehlikeli bir hale mi geldi sizce

Evet. Bana göre teknoloji çok korkunç bir hızla

ilerliyor. İnsanların android moduna girme çağı başladı.

Telefonsuz bir yere çıkılamıyor. İletişim tuşlara döndü.

Birine çok kızdığında bile karşı karşıya didişmek yerine

mesaj atıyorsunuz. Bu insanları birbirinden koparıyor,

içe kapatıyor. Ağız tadıyla kavga edilemiyor, göz göze

gelmekten kaçınıyor insanlar. Bu çok tehlikeli.

İnsanlar olduklarından farklı kimlikler sergiliyor internet

ortamında…

İnsanların kendi kişiliklerini saklayabilecekleri büyük

bir sahne oldu internet. Herkes hayal ettiği kişiliklere

bürünüyor. Ta ki karşı karşıya gelene kadar. O zaman da işte

depresyonlar başlıyor.

Çalışma sisteminiz var mıdır

Aynı filmlerdeki gibi oluyormuş. Herkes yattıktan sonra,

gece sakinliğinde çok hafif bir müzikle açtığım zaman

makineyi çok iyi ilerliyordum. Gece telefonunuz çalmıyor,

kapınız çalmıyor. Ama saat beşte yatıp altıda çocukları okula

göndermek için kalkınca, bu da aksıyor tabii. Aslında bu işin

bir şablonu yok.

Okurlarınızdan nasıl tepkiler aldınız

Kitap tam bir şezlong kitabı, çok eğlenceli oldu. Çabuk

okunan bir kitap. Kitapta zenginlik var. İnsanların hayallerini

besliyor. Fakir kız - zengin çocuk aşkı bana göre miyadını

doldurdu. Kitaptaki hikâye teknelerde, New York’ta,

İstanbul’da geçiyor. Benim hedefim oydu, hedefime ulaştım.

Pozitif geri dönüşler aldım. Okuyanlar kitabı çok çabuk

bitirdikleni, hikâyeyle birlikte New York’a da gitmiş gibi,

İstanbul’da Lacivert’te balık yemiş gibi olduklarını söyledi.

Karaketerleri çok yakınımda olanlardan beslediğim için

ailemden ilginç tepkiler de geldi. Ana kahramanın eşini

kendi eşim zannedenler de oldu. Karakterleri çok analiz

ettiğime dair bir eleştiri aldım. Kitabı “tek bir gözyaşı

damlasıyla bitirdim” ya da “siz benim hayat hikayemi mi

biliyordunuz” diye yorumlar geldi. Kitapla birlikte ben de

konuşmaktan ziyade yazarak daha iyi anlattığımı anladım.

Kitabı üslup açısından nereye koyuyorsunuz

Üslup çok eğlenceli. Çok devrik cümle kullanan bir yazar

hide their own identities. Everyone takes on the identity

in his fantasies. Until people come face to face. That’s

when depression sets in.

Do you have a working system

Turns out it’s just like it is in the movies. I got very

far when I turned on the machine after everybody

went to sleep, in the calm of the night with some very

light music. At night your phone doesn’t go off, your

doorbell doesn’t ring. But when you go to sleep at five

and wake up at six to send the kids off to school, that

gets hindered too of course. Really, there’s no template

for this.

How have your readers’ reactions been

The book is a perfect sun bed book, it turned out really

fun. It’s a fast read. There’s wealth in the book. It

feeds people’s fantasies. I think the poor girl-rich boy

love story has had its turn. The story in the book takes

place in boats, in New York, in Istanbul. That was

my goal and I reached it. I received positive feedback.

People who read the book said they finished it very

quickly and felt as if they had been to New York or had

fish at Lacivert in Istanbul. Since I fed the characters

from people who were closest to me, I received very

interesting reactions from my family. There were

people who thought the main character’s husband

was my husband. I received criticism for analyzing

the characters too much. There were comments like “I

finished the book with a single teardrop” or “do you

know my life story” Thanks to this book, I understood

that I expressed myself better through writing than

through words.

In terms of style, where do you place the book

The style is very entertaining. I saw that I’m a writer

who uses many inverted sentences, but my editor

restrained me. It flows well. People who read it said

they didn’t have to go back to the previous pages

wondering, “Who is this” It’s very funny. It makes

people laugh because I wrote it in a conversational

tone. That’s also the reason why people don’t get bored

when reading it. We wrote the sections in New York


45

olduğumu gördüm ama editörüm beni frenledi. Çok akıcı.

Okuyanlar “bu kimdi” diyerek önceki sayfalara gitme gereği

duymadıklarını söyledi. Çok komik. Konuşma diliyle

yazdığımdan güldürüyür. Sıkılmadan okunmasının sebebi

de bu. New York’taki bölümleri İngilizce yazdık, altına

Türkçelerini yazdım örneğin…

Etkilendiğiniz edebiyatçılar kimler

Etkilendiğim tek yazar Nermin Bezmen’dir. Aile

dostumuzdur zaten. Kitabımın ham kopyasını da ona

okutmuştum. Jean-Christophe Grangé’ye bayılırım.

Stephen King çok okurum. Türk yazarlardan da Osman

Aysu’yu severim. Tess Gerritsen benim tarzıma hitap

ediyor. Sevmediğim bir kitabı okumam, bırakırım. Felsefi,

sosyal içerikli kitaplar çok sevmem. Ama son kitabına kadar

okuduğum Mehmet Eroğlu vardır. Bilmediğim bir dönemi

onun sayesinde öğrendim. Kendi kitabımı edebi anlamda

değerlendirmek benim için daha çok erken. İkinci kitaptan

sonra kendi tarzım oluşacak diyebilirim. Bu şezlong kitabını

yaza denk getirdik. İkinci kitap başucu kitabı olacak.

Gelelim yeni kitaba…

İlki bittikten hemen sonra bunu yazmaya karar verdim.

İkinci kitap kriminolojik. Yazmaya başlamadan önce

İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nün internette yer alan bütün

adli tıp kayıtlarını okudum. Bu kitapta yine zenginlik var

ama bu kez New York yerine Moskova var, Rus mafyası

var. Aşk yine var. Kurgu tamam, karakterlerimi oturttum,

Moskova’ya gideceğim. Daha kalın ve hareketli olacak.

Araştırmayı tam yapmadan yazmamak lazım. Kitap sahile

vurmuş bir kadın cesediyle başlıyor…

in English, for example, and I wrote the Turkish

underneath...

Which writers inspire you

The only writer who inspires me is Nermin Bezmen.

She’s a family friend anyway. I had her read the

rough draft of my book. I love Jean-Christophe

Grangé. I read a lot of Stephen King. From Turkish

writers, I like Osman Aysu. Tess Gerritsen appeals

to my style. If I don’t like a book, I don’t read it; I

leave it. I don’t really like philosophical books with

social material. But I’ve read every last book by

Mehmet Eroğlu. I learned about a period that I didn’t

know thanks to him. It’s too early for me to evaluate

my book in some sense. I could say that my own style

will form after the second book. We had this sun bed

book coincide with summer. The second book will be a

bedside book.

Let’s talk about the new book …

I decided to write this right after the first one was

finished. The second book is criminological. Before

I started writing it, I read all of the forensics files

on the website of the Istanbul Police Headquarters.

This book also features wealth, but instead of New

York, now there’s Moscow and the Russian mafia.

There’s still love. The setup is complete, I’ve settled

my characters, and I’ll be going to Moscow. It’ll be

thicker and more action-packed. You shouldn’t write

without doing full research first. The book starts out

with the body of a woman washed up on the shore...


DQ

46 K E N T - C I T Y

Sonsuz Aşkın Şehri

Konya

the City of

Eternal Love

Hani bazı insanlar vardır kendini size biraz geç açar. Başta çok sıcak değil gibi gelir

fakat tanıdıkça ve zaman geçtikçe hiç bozulmamak üzere çok güçlü ve köklü bir

dostluk çıkar ortaya. Sırların şehri Konya da zamanla, tanıdıkça ve aradıkça daha da

güzelleşen ve insanın gönlüne yerleşen eşsiz bir kent.


Y A Z I - B Y D E D E M A N K O N Y A G E N E L M Ü D Ü R Ü R E C E P A L T I N O K

K

onya’da turunuza dünyanın en eski yerleşim yerlerinden

biriyle başlayabilirsiniz. Dünyanın en büyük neolitik kenti

olan Çatalhöyük, Konya’nın Çumra ilçesinde bulunuyor

ve Konya şehir merkezine arabayla yaklaşık 50 dakikalık mesafede.

Çatalhöyük evleri incelendiğinde dünyanın ilk toplu konutlarının

9500 yıl önce inşa edildiğini anlıyorsunuz. Bütün evlerin boyutları ve

düzenleri aynı. Ocağın yeri, damından girilen kapısı ve daha birçok

detay… Ölülerini evlerinin içlerine gömen Çatalhöyük halkı kerpiç

evlerinde kadın ve erkeğin eşit statüde olduğu bir barış ortamında

yaşamışlar. Daha detaylı bilgiye sahip olmak için şehir merkezinde

Konya Arkeoloji Müzesi’nin de gezilmesinde fayda var.

47

Konya, Türkiye’nin yüz ölçümü en büyük şehri olması dolayısıyla,

birçok ilçeyi içinde barındırıyor. Bunlardan biri kirazıyla meşhur

Akşehir. Nasrettin Hoca’nın türbesini ziyaret etmek için bile

Akşehir‘e gitmeye değer. Türkiye’nin en büyük tatlısu gölünün

kıyısına kurulmuş Beyşehir ise ayrı bir cennet. 1200’lü yıllarda

yapılan Eşrefoğlu Camii, Semerkand ve Buhara’daki ahşap direkli

camilerin Türkiye’deki tek örneği durumunda.

You know how there are those people who open

up to you a little late. They strike you as a little

cold at first, but as you get to know them, a

strong, deeply rooted friendship emerges with

a bond never to be broken. The city of secrets,

Konya is a unique place that settles in your heart

and grows more beautiful with time, the better

you get to know and discover it.

Y

ou can start your tour in Konya with one of the oldest

settlements in the world. The largest Neolithic town around

the globe, Çatalhöyük, is located in the Çumra district of

Konya, about 50 minutes away from Konya’s city center by car. When

you take a look at the homes in Çatalhöyük, you understand that the

world’s first collective housing units were built 9,500 years ago. The

sizes and set ups of all the homes are identical, from the placement

of the oven to the door found on the roof and many other details...

Çatalhöyük residents were known for burying their dead inside their

homes, and they lived in their mud-brick homes in peace, with women

and men holding equal status. To get more detailed info, we recommend

you to visit the Konya Archeology Museum in the city center.

Since Konya is the city with the largest area in Turkey, it

incorporates many districts. One of these is Akşehir, a district famous

for its cherries. It’s worth visiting Akşehir if only to visit the tomb


48

Kalem işçiliği ile süslenmiş ahşap mimarisi,

kündekari tekniği ile yapılmış minberi

ve çinili mihrabı ile insanı büyüleyen bir

yapısı var. Beyşehir’e gitmişken antika

dükkanlarına uğranılabilir. Bir de Ereğli

var elbet. Ereğli’deki İvriz kaynağına ev

sahipliği yaptığı buz gibi akan ırmağı, Hitit

kaya anıtı ve birbirinden güzel restoranları

ile çok farklı bir kültürü temsil ediyor.

Irmak boyunca sıralanmış restoranların

birinde içkinizi yudumlarken tereyağlı

sosla hazırlanmış alabalığınızın keyfine

varabilirsiniz.

Konya’nın bir imparatorluğa başkentlik

yapmış olmasının sorumluluğunu hala

üzerinde yaşıyor gibi bir hali var. Selçuklu

merkez ilçesine bağlı ve şehir merkezine

15 dakikalık mesafede bulunan Sille

köyünü gezdiğinizde ileride şunu söyleme

hakkını cebinize koymuş oluyorsunuz.

“Ben daha burası meşhur olmadan önce

gezmiştim”. Oyma kaya mabetler, şapeller

ve Aya Elenia kilisesi, tarihi hamamlar,

çeşmeler, köprüler ve daha nice güzel yapı

henüz keşfedilmemiş olmanın rahatlığı

içerisinde sizleri bekliyor olacak. Sille’ye

gitmişken muhakkak sevdiklerinize mum

hediye alın. Tarihi camileri kadar kiliseleri

ile de çok önemli bir kültür hazinesi

Sille’de, hala yaşayan mumculuğun

nereden geldiğini anlamak çok kolay

oluyor.

Karatay Medresesi, İnce Minare Müzesi

ve Alaaddin Camii birbirine yürüme

mesafesinde olan ve yarım günde

gezebileceğiniz yerler. Öğle yemeğini

yerel bir tatla taçlandırmak isterseniz

Tiritçi Mithat veya Somatçı Restoran

çok iyi iki seçim. Somatçı, tarihi bir

Konya evinde hizmet veriyor ve Mevlevi

yemek kültürünü çok rafine bir şekilde

sunuyor. Mevlevilikte yemek rituelleri

de çok önemli. Kaşığı ters çevrilmiş veya

bardağındaki suyu içmeden önce bardağı

öpen birilerini görürseniz bilin ki bir

Mevlevi ile berabersiniz.

Hangi amaçla olursa olsun Konya’ya gelip

de Hazreti Pir’in dergahına uğramadan

olmaz. Yeşil çinili türbesi her görüşte

insanı etkiliyor. Mevlana Müzesi’nin çok

yoğun bir enerjisinin olduğunu hemen

hissediyorsunuz. Bir de ney sesi kulağınıza

çalındı mı, yalnıza yoldaş, dostlara

muhabbet oluyor. Zarafet ve inceliğin

yolu Mevlevilik dendiğinde birçok

sanat aynı anda anılıyor zaten. Musiki,

edebiyat, hat, ebru, raks, keçe…. Geçen

yıl restore edilen derviş hücrelerinde

sergilenen Şems-i Tebrizi’nin başına

taktığı keçe serpuşun formu sizi çok

şaşırtacak. Sema başlı başına bir olay.

Bu ayini izleyip de etkilenmeyen yoktur

sanırım. Her detayı ayrı bir anlam.

Gecenin gündüze, gündüzün geceye

dönüşü. Güneş sistemi, ölüm ve doğum.

Tüm döngüselliği temsil ediyor Sema…

Her Cumartesi akşamı bu ayin-i şerifi

ücretsiz olarak hemen Mevlana Müzesi

yanında bulunan Mevlana Kültür

Merkezi’nde izleyebiliyorsunuz. 7 – 17

Aralık Şeb-i Arus dönemi de Hazreti

Mevlana’nın ölüm, yani kendi ifadesi ile

düğün gecesi yıldönümü olduğundan ayrı

bir öneme sahip. Siz de Şeb-i Arus’u ve

tüm bu güzellikleri yaşamak isterseniz

Dedeman Konya sizleri misafir etmekten

mutluluk duyacaktır.


49

of Nasrettin Hoca. Settled on the shore of the

largest sweet water lake in Turkey, Beyşehir

is yet another haven. Built in the 1200s, the

Eşrefoğlu Mosque is the only example in Turkey

of the mosques with wooden poles built in

Samarkand and Bukhara. It is a mesmerizing

structure, thanks to its wooden architecture

that features Ottoman gold leaf designs, its

minbar made with the wooden crisscrossing

technique as well as its tiled mihrab. While

you’re in Beyşehir, you could also check out

antique shops. There’s also Ereğli, of course.

Here, the ice-cold river which is home to the

Ivriz spring, the Hittite rock monument and

great restaurants represent an entirely different

culture. As you sip your drink in one of the

restaurants lined up along the river, you can

enjoy your trout served in a buttery sauce.

Konya appears to still be carrying the

responsibility on its shoulders of having served

as the capital of an empire. When you tour the

Sille village of the Selçuklu central province,

located 15 minutes away from the city center,

you’ll earn the right to say later, “I toured

that place before it got famous.” The carved

rock sanctuaries, chapels and the Hagia Helena

Church, historical hamams, fountains, bridges

and many other beautiful structures will be

awaiting you in the comfort of not having

been discovered yet. While you’re in Sille,

don’t forget to buy candles as gifts for your

loved ones. In this cultural gem of a city, the

churches are just as important as the historical

mosques; it’s easy to see where the living art of

making candles originates from.

Located within walking distance of one

another, the Karatay Madrasah, İnce Minare

Museum and Alaadin Mosque are places that

you could tour in half a day. If you’d like to

try some local flavors for lunch, Tiritçi Mithat

and Somatçı Restaurant are two good options.

Somatçı is located in a historical Konya home

and serves very refined samples of Mevlevi

cuisine. Dining rituals are also very important

in Mevlevi culture. If you see someone with his

spoon turned over or who kisses the glass before

drinking water from it, know that you’re in the

presence of a Mevlevi.

No matter what your reason for being in

Konya, it’s crucial that you don’t leave without

visiting Hazreti Pir’s dervish lodge. The greentiled

tomb is an impressive sight each time. You

immediately feel that the Mevlana Museum

has a very intense energy. Once you hear the

sound of the ney, it becomes a companion to

the lonely and a conversation starter among

friends. The path of elegance and grace, The

Mevlevi order, incorporates many disciplines of

art: music, literature, calligraphy, marbling,

dance, felting... You’ll be very surprised at

the form of the felt headgear worn by Şems-i

Tebrizi, on display in the dervish cells that

underwent restoration last year.

The sema, or worship ceremony, is an event

all on its own. There’s probably not a single

person who’s seen the ceremony and not

been affected by it. Each detail holds its

own meaning. The transformation of night

into day and day into night. The solar

system, birth and death. The sema ceremony

represents all circularity... You can take in

this ritual of honor each Saturday evening

for free at the Mevlana Cultural Center right

next to the Mevlana Museum. The Şeb-i

Arus, which lasts from December 7-17, holds

importance in that it is Hazreti Mevlana’s

death anniversary or, in his own words, his

wedding night. If you’d like to experience

the full beauty of Şeb-i Arus, Dedeman

Konya will be happy to host you.


50

Nerede Kal›n›r

Dedeman Konya Hotel & Convention Center

Isparta Beyşehir Yolu, Sille Kavşağı Özalan Mahallesi 42080 Selçuklu - Konya

Tel:+90 (332) 221 66 00

Dedeman Konya, toplamda 206 oda, Kongre Merkezi, tam donanımlı ve çok amaçlı toplantı salonları,

açık-kapalı yüzme havuzları, Türk Hamamı , spa ve daha pek çok servisi ile Konya tatilinizde

Dedeman misafirperverliği ile hizmet veriyor. Şehir merkezine yürüme mesafesinde bulunan ve hemen

yanıbaşındaki büyük alışveriş merkezleriyle birlikte Konya’nın yeni sosyal merkezi olan Dedeman

Konya Hotel & Convention Center, ileri teknoloji ve modern mimarlığın, konfor ve estetikle buluştuğu

tasarımıyla kendisine hayran bırakan bir yapı. Otel, Konya Havaalanı’na 14 km, otogara 7 km, Mevlana

Müzesi’ne 4 km, Çatalhöyük’e 45 km uzaklıkta.

Where to stay...

Dedeman Konya Hotel & Convention Center

Isparta Beyşehir Yolu, Sille Kavşağı Özalan Mahallesi 42080 Selçuklu - Konya

Tel:+90 (332) 221 66 00

Dedeman Konya, offers 206 comfortable guest rooms, several spacious multifunctional rooms a

well equipped Business & Congress Center, and a luxurious Health center, as well as many other

facilities to ensure your stay is enjoyable. Within walking distance to the city center and part of a chic

neighborhood in Konya, Turkey with the shopping malls nearby, has become a landmark in the city

for its blend of modern architecture, advanced technology, superior comfort and aesthetic interiors.

Hotel is located 14 km from the airport, 7 km from the coach bus station, 4 km from Mevlana Museum

and 45 km from Çatalhöyük.


DQ

52 R Ö P O R T A J - I N T E R V I E W

Yeşille Mavinin Buluştuğu Yer

Dedeman Rize

Where Green And Blue Meet

Bu sayımızda, Karadeniz’in eşsiz güzellikleriyle bütünleşen Rize’ye uzanıyoruz. Değişen

yüzüyle Dedeman Rize’yi bize otelin Genel Müdürü Cantuğ Beşgür anlatıyor.

In this issue, we reach out to Rize, which coalesces with the one of a kind beauty of the Black Sea.

Dedeman Rize’s General Manager Cantuğ Beşgür tells us about the changes to the hotel.


Dedeman Rize, hem şehri keşfetmek isteyenler hem de

iş için burada olanlar için mükemmel bir lokasyonda

bulunuyor. Sizin misafir profilinizin ağırlığını daha ziyade

hangi grup oluşturuyor

Yıl geneline baktığımızda şirket misafirlerinin yapmış olduğu

konaklamaların ön planda olduğunu görüyoruz. Ancak

Rize’nin mavi ile yeşili buluşturan en güzel sezonlarından

biri olan yaz aylarında turlarla Türkiye’nin her tarafından

ziyaretimize gelen gruplar da önemli bir yer teşkil ediyor.

Ayrıca Dedeman Rize, yıl boyunca Türkiye başta olmak

üzere, Arap ülkeleri ve dünyanın çeşitli ülkelerinden bireysel

seyahat eden turistlerin de tercih ettiği bir otel. Bunun

yanında otelimiz, bünyesinde bulunan farklı büyüklükte dört

ayrı salonuyla toplantı gruplarına da ev sahipliği yapıyor.

Otelimizin konumu da tercih edilmesinde önemli bir etken.

Bu özel konumun otele olan artılarından biraz

bahsedebilir misiniz

Dedeman Rize, Doğu Karadeniz boyunca Trabzon’dan

Hopa’ya kadar olan tesisler içerisinde en güzel konuma

Dedeman Rize is in a perfect location for both people

who want to discover the city and those who are here for

business. Which group constitutes the majority of your

guests

When we look at the year overall, we see that company guests

primarily stay here. Yet tour groups who come here from all

around Turkey make up a significant portion of our visitors

during the summer months, one of the most beautiful seasons

that brings together blue and green in Rize. Dedeman Rize is

also a hotel preferred year-round by tourists from all around the

world, particularly Turkey and Arab countries. Additionally,

our hotel hosts meeting groups with its four meeting rooms that

come in different sizes. Our hotel’s location is an important

factor in its popularity.

Could you tell us about the benefits provided by this

special location

Dedeman Rize has the best location out of all the facilities

that extend along the eastern Black Sea region, from Trabzon

to Hopa. Located 4 km away from Rize, our hotel offers

53


54

sahip. Rize’ye 4 km. mesafede yer alan otelimiz, bir

yarımada üzerinde denize sıfır konumuyla denizle iç

içe bir konaklama sunuyor. Bütün odalarımız deniz

manzaralı. Otelin tam önünden geçen Karadeniz

Otoyolu sayesinde Trabzon Havalimanı’na 45

dakikada ulaşılabiliyor. Ayrıca otelimizin bulunduğu

yer itibarıyla, Ayder Yaylası, Fırtına Deresi, Anzer

Yaylası, Uzungöl gibi turistik lokasyonlara da

kolayca ulaşılabiliyor. Dedeman Rize’de konaklayan

misafirler, tüm bu yerlere otel değiştirme ihtiyacı

duymadan gidebiliyor ve üç gün gibi kısa bir süre

içerisinde Doğu Karadeniz Turu yapabiliyor. Bu özel

konumun sağladığı avantajlardan yararlanabilmek için

tur grupları ve münferit misafirlerimiz, Karadeniz

gezilerinde otelimizi tercih ediyorlar.

Rize, mavinin ve yeşilin buluştuğu bir yer. Şehrin

doğal güzellikleriyle bütünleşen yeni bir Dedeman

Rize var karşımızda. Bize son dönemde otelin

geçirdiği yenilenme sürecinden bahsedebilir

misiniz

Otelimiz Rize’de 1995 senesinden bu yana hizmet

veriyor. Dedeman Rize olarak Rize’de turizmin

gelişmesi ve bölgenin tanıtımı için 17 senedir birçok

çalışma yaptık ve yapmaya devam edeceğiz. Bu zaman

içerisinde otelimiz çeşitli yenilenme süreçlerinden

geçti. En son olarak bu sene Mayıs ayında tamamlanan

accommodation on a peninsula right by the sea. All of our

rooms have a sea view. Thanks to the Black Sea Highway

that passes right in front of our hotel, you can reach the

Trabzon Airport in 45 minutes. Also, due to our hotel’s

location, you can easily reach touristic sites such as the

Ayder Plateau, Storm Creek, Anzer Plateau and Uzungöl.

Guests staying at Dedeman Rize can reach all of these

locations without needing transfer to another hotel, and

they can even take a three-day tour of the eastern Black Sea

region. In order to benefit from the advantages this special

location offers, both tour groups and individual guests prefer

our hotel on their Black Sea tours.

Rize is a place where blue and green meet. We have

a new Dedeman Rize before us that gets unified with

the natural beauties of the city. Could you tell us

about the renovation process that the hotel recently

experienced

Our hotel’s been in operation in Rize since 1995. As

Dedeman Rize, we’ve worked hard at developing tourism and

introducing the region for 17 years, and we will continue

to do so. During this time, our hotel underwent various

renovations. The most recent renovations were completed

in May of this year, with 4 floors in the hotel completely

renewed and redecorated. All of the rooms and the corridor

were decorated with canvas paintings. On our 3 other

floors, we worked to improve the bathrooms in the rooms


yenilenme çalışmalarıyla otelimizin 4 katı tamamen

yenilenerek baştan dekore edildi. Bütün odalar ve

koridorlar kanvas tablolarla süslendi. Diğer 3 katımızda

ise, birkaç sene önce yapılan yenilenme çalışmalarına

ilave olarak, odaların banyolarında iyileştirme

çalışmaları yapıldı. Oda kapıları ve minibarlar

yenilendi. Bütün odalara LCD TV’ler yerleştirildi.

Misafir asansörlerimiz yenilendi ve lobide dekoratif

uygulamalar yapıldı.

Yapılan değişikliklerle beraber hem misafirleriniz

hem de şehir adına nelerin farklılaşacağını

öngörüyorsunuz

Şehrin tek zincir oteli olan Dedeman Rize, yenilenme

çalışmalarının sona ermesiyle, misafirlerimize hak

ettikleri kaliteyi sunmaya devam edecek. Yenilenen

otelimiz, misafirlerimizin konfor ihtiyacını karşılayacak

ve artan imkanlarıyla daha rahat bir konaklama

sağlayacak. Ayrıca, Rize’ye gelip Dedeman Rize’de

konaklayan misafirler nezdinde, şehrin imajına olumlu

anlamda katkı sağlayacağını düşünüyorum.

55

Sizce Dedeman Rize’yi bu bölgedeki otellerden

ayıran özellikler neler

Dedeman Rize, kurumsal kimliği ve geleneksel

Dedeman misafirperverliğiyle şehirdeki diğer otellerden

ayrılıyor. Bizim özellikle misafir odaklı yaklaşımımız,

hizmet kalitemizi sürekli arttırma yönündeki gayretimiz

ve uygulamalarımız fark yaratıyor. Şehrin hemen

yanıbaşında bulunan, gürültüden uzak, mavi ile yeşilin

buluştuğu noktadaki otelimiz, misafirlerin huzur ve

güven içinde konaklamalarına imkan veriyor. Dedeman

Rize ayrca geniş bahçesi ve plajıyla, bütün odalarının

deniz manzaralı olmasıyla bölgedeki diğer otellerden de

fiziki anlamda farklılaşan bir otel.

Otelcilik sektöründe en çok değer verdiğiniz 3 şey

nedir Neden (veya olmazsa olmazlarınız neler)

Misafir memnuniyeti en önem verdiğim hususların

başında geliyor. Bu husus aslında içinde pek çok şeyi

kapsayan bir kavram olduğundan, bana göre hizmet

sektörünün özünü ifade ediyor. Misafir memnuniyetini

sağlamak adına, ekip olmanın da çok önemli olduğuna

inanırım. Misafir odaklı yaklaşım ışığında hizmet

standardını istenilen seviyede tutabilmek de başarı adına

önem verdiğim bir husustur.

Karadeniz Bölgesi’nin kendine has lezzetleri var. Rize

mutfağı da bu konuda iddialı. Dedeman Rize’de bu

geleneksel tatları nasıl sunuyorsunuz

Rize denince aklımıza ilk gelen çaydır. Bunun yanında

balık konusunda da şanslı bir ildir Rize. Mevsimine

göre zargana, istavrit, mezgit ve dört mevsim alabalık

otelimizin menüsünde yer alıyor. Kahvaltılarımızda

to supplement the renovation processes done a couple

of years ago. The doors of the rooms and the minibars

were renewed. LCD TVs were placed in all rooms. Our

guest elevators were renewed, and decorative touches were

applied to the lobby.

How will the changes you’ve made affect the guests

and the city

As the only chain hotel in the city, Dedeman Rize will

continue to offer our guests the quality they deserve now

that our renovations are finalized. Our renovated hotel

will meet our guests’ need for amenities and provide a more

comfortable stay with increased options. Additionally,

I believe that the experience guests who stay at Dedeman

Rize will add positively to the city’s image.

What do you think separates Dedeman Rize from

other hotels in the region

Dedeman Rize distinguishes itself from the other hotels

in the city through its corporate identity and traditional

Dedeman hospitality. Primarily, our guest-focused

approach and our effort to continually increase our

quality of service make a difference. Located right next to

the city and away from the chaos, where blue and green

meet, our hotel allows guests to have a peaceful and safe

stay. Dedeman Rize is also different from other hotels in

the region physically, thanks to its spacious garden and

beach and the fact that all rooms have a sea view.


56

mısır unu ve kolot peyniri ile yapılan “Muhlama” her

sabah misafirlerimize sunulur. Rize’nin vazgeçilmez

tatlarından olan “Rize Kavurması” ise otelimizde tercih

edilen bir yemektir. Özellikle Aralık-Ocak aylarında,

“kulağına kar suyu değmiş” hamsilerin muhteşem tadına

bakmak ve üzerine demli bir Rize çayı içmek için

herkesi Rize’ye davet ediyorum.

Konaklamalar dışında düğün, lansman gibi

aktiviteleriniz oluyor mu Sıklıkla ne zaman

Haziran ayında okulların kapanmasıyla beraber

otelimizde düğün sezonu başlıyor. Yaz aylarında

500 kişilik denize nazır bahçemizde kır düğünleri

gerçekleştiriyoruz. 300 kişilik kapalı mekanımızı da

kullanırsak aynı anda 800 kişilik düğünler organize

edebiliyoruz. Kış aylarında da 500 kişiye kadar

düğünler kapalı mekanda gerçekleşiyor. Otelimizin

bölgede tercih edilme nedenlerinden birine bunu

da ekleyebiliriz. Toplantı ve lansman anlamında ise

otelimiz dört farklı büyüklükte salonuyla hizmet

veriyor. Ana toplantı salonu ve çalıştay salonları

şeklinde modern teknik imkanlarla donatılmış diğer

toplantı salonları ile çeşitli organizasyonlara ev sahipliği

yapıyoruz.

What 3 things do you value the most in the hostelry

industry Why (Or what’s essential to you)

Guest satisfaction is one of my top priorities. Since this is

a concept that encompasses many things, I believe that it

represents the essence of the service industry. I also believe

that it’s very important to act as a team to guarantee

guest satisfaction. In light of a guest-focused approach, I

also care about maintaining a standard of service in order

to achieve success.

The Black Sea region has its own flavors. Rize

cuisine is also ambitious on this front. How do you

present these traditional flavors at Dedeman Rize

The first thing that comes to mind when someone says

Rize is our tea. Rize is also a lucky province in terms of

fish. Depending on the season, garfish, horse mackerel

and whiting are on our hotel menu, with trout offered

year-round. Every morning during breakfast, we serve

our guests “Muhlama,” made with corn flour and kolot

cheese. Another essential Rize flavor, “Rize Roast,” is

a popular dish at our hotel. I invite everyone to Rize

to try the delicious anchovies who’ve been “touched by

snow water” in December and January and to enjoy a

well brewed Rize tea.


Aside from accommodation, do you host events like

weddings and launches How often

As soon as schools close in June, wedding season begins in our

hotel. During the summer months, we hold countryside weddings

in our seaside garden for up to 500 people. If we also use our

300-person indoor space, we can organize wedding of up to 800

people at once. In the winter months, weddings of up to 500

people take place indoors. This is another reason our hotel is

preferred in the region. When it comes to meetings and launches,

our hotel operates with four rooms of varying sizes. We have

a main meeting room and a workshop room, as well as other

meeting rooms equipped with modern technology to host various

events.

57

What attracts your guests’ attention the most about your

hotel

The first thing that strikes them is the view of the hotel. When

they enter the lobby, the view from the terrace balcony makes

them feel as if the Black Sea is beneath their feet. They also like

that all of our rooms come with a sea view.

Misafirlerinizin otelle ilgili en çok neler dikkatini

çekiyor

İlk olarak otelimizin manzarası dikkatlerini çekiyor.

Lobiye girdiklerinde teras balkon Karadeniz sanki

ayaklarının altında hissi veriyor. Bütün odalarımızın

deniz manzaralı olması da oldukça beğeniliyor.

Siz misafirlerinize mutlaka görmeleri gereken

yerlerle ilgili ne gibi önerilerde bulunuyorsunuz

Rize’nin doğa güzelliklerini gezmeleri için öncelikle

en az 3 günlük bir program yapmalılar. Çünkü Rize,

yaylaları, dereleri ve dağları ile tam bir doğa cenneti.

Rize’de öncelikle otele 4 km mesafede yer alan Rize

Kalesi’nden şehri izlemelerini öneriyoruz. Ayder

yolunda yer alan Fırtına Deresi üzerindeki balıkçılarda

doğal kırmızı benekli Alabalık yemelerini özellikle

tavsiye ediyorum. Yazın rafting Fırtına deresinin

vazgeçilmezleri arasında yer alıyor. Ayder Yaylası’nın

muhteşem manzarasını da mutlaka görmeliler. Burada

trekking yapacakları güzergahlar mevcut. Ayder’de

belediyeye ait tesislerde termal havuzları deneyebilirler.

Sonrasında otelimize 50 dakika mesafede yer alan

Uzungöl gidilmesi gereken yerler arasında. Seyahatinizi

yurtdışı tatili ile birleştirmek isterseniz otelimize 1,5

saat mesafede yer alan Gürcistan’ın Batum şehrini

de programınıza alabilirsiniz. Bu sıralar pasaport

istenmiyor ve düşük bir ücretle giriş yapabiliyorsunuz.

What recommendations to you make to your guests about

places they must visit

In order to see the natural beauties of Rize, they first have to

set aside at least 3 days. Because Rize is a true nature’s heaven

thanks to its plateaus, rivers and mountains. We first recommend

that they watch the city from the Rize Castle, located 4 km

from the hotel. I especially recommend that they eat the trout

with natural red spots in the fishermen’s shops around the Storm

River, located on the way to Ayder. During the summer, rafting

on the Storm River is a must. They should also definitely see

the incredible view from the Ayder Plateau. There are routes

here where they can do trekking. They could also try the

thermal spa of the facilities run by the municipality at Ayder.

Uzungöl, located 50 minutes away from our hotel, is also a

must-visit destination. If you want to transform your trip into

an international vacation, you can also plan to visit the city of

Batumi in Georgia, 1.5 hours away from our hotel. These days

you don’t need a passport, and you can enter at a low fee.


Yürüyerek

DQ

58 H O B İ - H O B B Y

Gezelim

Let’s Wander

On Foot

Doğa sonbaharda binbir renge bürünürken, Türkiye’nin

en güzel yürüyüş rotalarını sizin için araştırdık.

As nature takes on a thousand and one colors in the fall,

we’ve researched Turkey’s best walking routes for you.

YAZI-BY G Ö R K E M B E R E K E T

Binkılıç (Saray – Kırklareli)

Kırklareli’nin Saray ilçesinin Binkılıç köyü civarında birden fazla yürüyüş rotası alternatifi

var. Birisi Binkılıç Deresi’ni takip ederken diğeri de derenin oradaki yolda ilerledikten

sonra ormana dalıyor. Ormanda yapacağınız yürüyüş sırasında köylülere mantar toplama

sırasında yardım edebilirsiniz. Karanlığa kalmamak için gidiş dönüş saatinizi ve toplam

harcayacağınız vakti önceden hesaplamakta fayda var. Derenin yanından devam eden

parkurdaysa yol meyve ve ıhlamur ağaçlarıyla dolu. İki saatlik bir yürüyüşün ardından

derenin kaynağı olan tepenin eteklerinde piknik yapabilirsiniz.

Kılıçkaya (Sakarya – Gebze)

Sakarya’nın Geyve ilçesi sınırları içinde bulunan Kılıçkaya bölgesi Kapıorman Dağları’nı

bir kısmını oluşturuyor. Yükseklik 1500 metre civarında ve birçok yürüyüş rotasından öne

çıkan iki tanesinden birii Doğancıl köyünden başlıyor. İstanbul’a dört saat uzaklıktaki bu

köye Geyve – Taraklı arasındaki Kazkıran Geçidi’nden gidiliyor. Konuksever köy halkıyla

biraz vakit geçirdikten sonra sonbaharda pastel renklere bürünen ormanın içine giden

patikaya girebilirsiniz. Daha sonra performansınıza göre diğer küçük patikaları takip ederek

kendinize alternatif bir rota oluşturabilirsiniz. Yürüyüş sizi zorlamıyorsa sırt boyunca

devam edip zirveye ulaşabilirsiniz. Buradan açık havalarda Uludağ’ı görmek mümkün.

İkinci rota da yine köyden başlıyor ve zirvenin etrafından dönüyor, yine aynı yaylada

sonlanıyor. Zirveye çıkmadığınız sürece her iki rota da oldukça keyifli ve yürümesi kolay.


59

Binkılıç (Saray – Kırklareli)

There are two walking route alternatives around the Binkılıç village of the Saray district of

Kırklareli. One of them follows the Binkılıç Creek, while the other veers into the forest after

moving along the road near the creek. As you’re walking in the forest, you can help villagers

pick mushrooms. It’s a good idea to calculate your departure and arrival times and the total

amount of time you’ll spend before leaving so you don’t get lost in the dark. On the route

that extends next to the creek, the road is full of fruit and linden trees. After a two-hour

walk, you can stop for a picnic in the skirts of the hill where the creek originates.

Kılıçkaya (Sakarya – Gebze)

The Kılıçkaya region located in the Geyve district of Sakarya makes up part of the Kapıorman

Mountains. The height is about 1,500 meters and one of the two best walking routes among

many starts from the Doğancıl village. Located four hours away from Istanbul, this village is

accessible through the Kazkıran Passage between Geyve and Taraklı. After spending some time

with the hospitable village locals, you can start on the path that leads into the forest, which

takes on pastel colors in the fall. Later, depending on your performance, you can follow the

smaller paths and draw your own alternative route. If the walking doesn’t wear you out, you

can continue along the shoulder and reach the top. It’s possible to see Uludağ from here in

clear weather. The second route once again starts at the village, going around the apex to

finish in the same valley. As long as you don’t climb to the top, both routes are quite fun and

easy to walk.


60

Yedigöller (Bolu)

Bolu ili sınırları içindeki Yedigöllere’e hem Bolu’nun merkezinden hem de Mengen

tarafından ulaşılıyor. Tabelayı izledikten kısa süre sonra doğanın kucağına atlıyorsunuz.

Toprak olmasına rağmen normal araçların da seyredebileceği yolda her bir viraj ayrı bir

manzaraya açılıyor. Göllerin etrafındaki patikaları dolaşarak tüm göllere ulaşabilir, sudaki

yansımaları izleyebilirsiniz. Yol boyunca mantarlar göreceğiniz için fotoğraf makinanızı

yanınıza almayı unutmayın. Bolu yönündeki çıkış kapısından başlayan bir diğer patikayı

takip edip işaretleri izleyerek anıt çamı ziyaret edebilirsiniz. Yolu takip ettiğinizde manzara

seyir noktasına ulaşıyorsunuz ve buradan Yedigöller’i izlemek kesinlikle muhteşem. Orman

içindeki geyikler sizi korkutmasın, bu yüzden yürürken dikkatli olun.

Yenice Ormanları (Karabük)

Karabük Valiliği’nin çıkardığı çalışmayla ormanlar içinde 15 adet yürüyüş rotası, beş adet

kamplı rota ve iki adet de bisiklet rotası işaretlendi. Sonbaharda binbir rengin kapladığı

Yenice Ormanları, bitki çeşitliliği ve barındırdığı endemik türlerin zenginliğiyle eşsiz bir

yer. İçindeki Çitdere ve Kavaklı bölgeleri ekosistem nedeniyle koruma altında. Çitdere’de

porsuk, fındık, karaçam, akçaağaç, sapsız meşe ve dağ karaağacaı, Kavaklı bölgesinde

ise anıt porsuk ve fındık ağaçları hakim. Kamp kurmak istemeyenler Orman İşletme

Müdürlüğü’nün orman evinde konaklayabilirler. Ormanda işaretlenen birçok yürüyüş rotasını

takip edebilirsiniz fakat vakti dar olanlar için en verimli yol Orman İşletme Müdürlüğü

Tesisleri’nin önünden çıkan yol. Şansınız varsa ve yeni yağmur yağmışsa ormanın tabanı

mantarlarla kaplı olabilir. Gözünüzü açıp yere bakmakta fayda var. Zaman zaman çöken sis

dağıldıktan sonra ortaya çıkan manzara karşısında insanın hayrete düşmemesi işten bile değil.


61

Yedigöller (Bolu)

Located in the Bolu province, Yedigöller is accessible both from the center of Bolu and from the

Mengen side. After following the signs for a little while, you’ll find yourself in the lap of nature.

Every turn leads to a different view on the earthen path where regular vehicles can pass. You can

reach all of the lakes by following the paths around them and watch the reflections in the water.

You’ll see mushrooms all along the road, so don’t forget to take your camera with you. You can

take another path that starts from the exit door in the Bolu direction by following the signs to visit

the pine tree memorial. When you follow the road, you’ll reach the viewpoint, and it’s definitely

incredible to watch Yedigöller from here. Don’t let the deer in the forest scare you, and be careful

while walking.

Yenice Forests (Karabük)

Thanks to an effort by the Karabük Governorate, 15 walking paths, five camping routes and two

bicycle routes have been marked inside the forests. Yenice Forests take on a thousand and one

colors in the fall, while the variety of fauna and the endemic species make it a unique place. The

Çitdere and Kavaklı areas inside it are under protection due to the ecosystem. Çitdere has badgers,

hazelnuts, black pines, maple trees, sessile oaks and mountain elms, while the Kavaklı region has

memorial badgers and hazelnut trees. Those who want to set up camp can stay in the forest house

of the General Directorate of Forestry. You can follow many of the marked walking paths in the

forest, but for those who have a limited amount of time, the best route is the one that starts out

from in front of the General Directorate of Forestry Facilities. If you’re in luck and it just rained,

the floor of the forest might be covered in mushrooms. It’s a good idea to open your eyes and look

on the ground. It’s not at all difficult to be shocked at the view once the occasional fog clears.


DQ

62 M O D A - F A S H I O N

MODERN ZAMAN MASALI

Dedeman Zonguldak’ın mistik manzarası modern

zaman masallarına fon oluştururken sonbaharın en

gözde çizgileri kendini moda çekimimizde gösteriyor.

A FAIRY TALE FOR MODERN TIMES

As the mystical view from Dedeman Zonguldak creates

the perfect backdrop for a modern fairy tale, our photo

shoot captures some of this fall’s favourite lines.

FOTO⁄RAF-PHOTOGRAPHY: DAĞHAN GÜRKANLAR STYLING SEVİN SEVİMLİSOY

SAÇ-HAIR/MAKYAJ-MAKE UP: SELMA ERGİN (AVEDA ÜRÜNLERİYLE / WITH AVEDA PRODUCTS)

MODEL: GANA / JOY MODEL MANAGEMENT


ELBİSE DRESS BEBE,

BOTBOOTS: STEFANEL.

63


64

TRENÇKOT TRENCHCOAT TWıST,

ŞORT SHORTS: VAKKORAMA,

KÜPE EARRINGS EDİTÖRE AİT-

BELONGS TO EDıTOR,

ÇANTA BAG: TWıST,

AYAKKABI SHOES: BCBG VEPA 62.


ELBİSE DRESS VAKKO,

KOLYE NECKLACE TWıST,

AYAKKABI SHOES BCBG VEPA 62.

65


66

TRİKO KNıT BOY. V2K,

PANTOLON PANTS TWıST,

KÜPE EARRINGS TOPSHOP,

PORTFÖY CLUTCH TWıST,

AYAKKABI SHOES JESSıCA

SıMPSON VEPA 62


BLUZ SHIRT VAKKO,

ŞORT SHORTS VAKKORAMA,

ŞAPKA HAT STEFANEL,

ELDİVEN GLOVE EDİTÖRE AİT-

BELONGS TO EDİTOR,

67


68

ELBİSE DRESS VAKKO,

PORTFÖY CLUTCH İPEKYOL,

AYAKKABI SHOES JESSICA

SIMPSON VEPA 62.


CEKET JACKET STEFANEL,

PANTOLON PANTS STEFANEL,

AYAKKABI SHOES BCBG VEPA 62.

69


70

GÖMLEK SHIRT IPEKYOL

ETEK SKIRT VAKKORAMA

KOLYE NECKLACE VAKKORAMA

BOT BOOTS STEFANEL


71

Nerede Kal›n›r

Dedeman Zonguldak İncivez Mahallesi, Milli Egemenlik Caddesi 130, 67000 Zonguldak

Tel: (372) 291 00 00

Dedeman Zonguldak, avantajlı konumu ve sunmuş olduğu geleneksel Dedeman misafirperverliği ile

Karadeniz’in bu sevimli şehrindeki evinizin sıcaklığını aratmıyor. Toplamda 204 oda ile hizmet veren

Dedeman Zonguldak, Kapalı Yüzme Havuzu, Çocuk havuzu, Türk Hamamı, Sauna, Buhar Banyosu,

Dinlenme odası, Masaj, Solaryum ve Fitness olanaklarıyla konforunuza konfor katıyor.

Nasıl gidilir

Otogara 500m ve şehir merkezine 1 km uzaklıkta bulunan Dedeman Zonguldak’a, Zonguldak Karayolu

sayesinde Türkiye’nin her yerinden kalkan otobüslerle ve otomobille ulaşmak oldukça kolay.

Where to stay...

Dedeman Zonguldak İncivez Mahallesi, Milli Egemenlik Caddesi 130, 67000 Zonguldak, Turkey

Tel: +90 (372) 291 00 00

You will not miss the comfort of your home in Dedeman Zonguldak, which has an advantageous

location and offers you traditional Dedeman hospitality within this charming town situated on the Black

Sea coast. Serving its guests with a total of 204 rooms, Dedeman Zonguldak adds more comfort to

your stay with an indoor pool, children’s pool, Turkish bath (hamam), sauna, steam room, relaxing

room, massage services, solarium and fitness facilities.

How to get there...

500 metres to the bus station, 1 km to the city center. Through to Zonguldak Highghway, It’s able to

travel by bus and car all around Turkey.


DQ

72 K Ü L T Ü R & S A N A T - C U L T U R E & A R T

Fırından yeni çıktı

Fresh out of the oven

YAZI-BY Ö Z G E C E Y L A N K U N D U Z


Yeni sezonun merakla beklenen dizileri kadar yepyeni yapımlar da

heyecan yaratıyor. Bitenlerin arkasından ağlamak yerine yenilere göz

atın. Birçoğu içinden seveceğiniz en az bir tanesi mutlaka çıkacak.

İşinizi kolaylaştırmak ve az da olsa fikir vermek için sezonun yeni

yapımlarından altısına sizin için detaylı şekilde baktık.

73

Dizi: Revolution

Kanal: NBC

Oyuncular: Giancarlo Esposito, Billy

Burke, Andrea Roth, JD Pardo

Eylül ayında gösterilmesi planlanan ancak resmi

olarak doğrulanmasa da yayımlanacağına kesin

gözüyle bakılan Revolution, Lost ve Fringe’den

tanıdığımız J.J. Abrams’ın Eric Kripke ile giriştiği

proje. Revolution henüz gösterilmeye başlamadı ama

haberleri kendisinden çok önce ve büyük bir hızla

yayıldı. Dizinin her J.J. Abrams projesinde olduğu

gibi ilginç ve çekici bir konusu var. Hayatlarımızın

elektriğe bağlı olduğu günümüz dünyasında elektrikler

birden hem de tamamen kesilse ne yapardık Abrams

ve Kripke izleyicinin zihnini bu sezon bu soruyla

meşgul edecek gibi görünüyor. Bir gün dünyada

Series: Revolution

Channel: NBC

Actors: Giancarlo Esposito, Billy Burke,

Andrea Roth, JD Pardo

Planned to be aired in September and considered a

sure thing to air even if it wasn’t officially confirmed,

Revolution is the project that J.J. Abrams, whom we

know from Lost and Fringe, entered with Eric Kripke.

Revolution hasn’t aired yet, but news about it has

already spread very fast, well in advance. The series

has an interesting and attractive subject, just like

every J.J. Abrams project. In today’s world where our

lives are dependent on electricity, what would we do

if the electricity went off suddenly and permanently

It looks as though Abrams and Kripke will keep the

audience’s mind busy with this question this season.

One day electricity shuts down completely around

the world and the world enters the same pitch black

that was in the old ages. It would be okay if darkness

was the only problem. As soon as electricity goes off,

planes all over the world fall down, hospitals shut

their doors and communication becomes impossible.

What’s worse is that it’s impossible to know why this

happened without the help of modern technology.

15 years after the event, the world lives through the

same experiences as it did right before the industrial

revolution. Families live in really small rooms, and

lanterns and candles are lit after the sun sets. Life

has slowed down in a way and taken a sweet, livable

form. But is everything really this problem-free and

The brand new productions of the season are just as exciting as the series whose

new seasons are eagerly anticipated. Instead of crying after the ones that are

over, take a look at the new ones. There’s definitely going to be at least one that

you love out of the many. To make your job easier and give you a little bit of an

idea, we’ve taken a detailed look at six of the season’s new productions.


74

elektrikler tamamen kesilir ve dünya eski çağlardaki

zifiri karanlığa geri döner. Sorun sadece karanlık olsa

iyi. Elektrikler kesilir kesilmez tüm dünyada uçaklar

düşer, hastaneler kapılarını kapatır ve iletişim imkansız

hale gelir. İşin kötüsü modern teknolojinin yardımı

olmadan bunun neden olduğunu bilmek de imkansızdır.

Bu olaydan 15 yıl sonra dünya tıpkı endüstri

devriminden hemen önceki zamanlarını yaşamaktadır.

Aileler küçücük odalarda yaşamakta, güneş battıktan

sonra fenerler ve mumlar yakılmaktadır. Hayat bir

şekilde yavaşlamış ve tatlı, yaşanası bir hal almıştır.

Ama her şey gerçekten de bu kadar sorunsuz ve hoş

mudur Küçük tarım topluluklarında tehlike kol

gezmektedir. Genç bir kadının yaşamı ise yerel milisler

gelip de 15 yıl önce meydana gelen bu kararmadan

sorumlu tutulan babasını öldürdüklerinde tamamen

değişecektir. Genç kadın rastlantı eseri kendisine

katılan iki kişiyle birlikte dünyanın neden karanlığa

gömüldüğünün cevabını bulmak için uzun bir yolculuğa

çıkar. Amaçları ise bu cevabı bulmanın yanı sıra

geleceği kurtarmaktır. Konu itibariyle Lost’tan çok The

Walking Dead ile War of the Worlds’ün birleşimini

andıran Revolution’ın başarısının bir zamanlar herkesi

ekran karşısına kilitleyen Lost’a yetişip yetişmeyeceğini

şimdiden kestirmesi güç ancak Abrams’in yine başarılı

bir iş ortaya çıkardığı konusunda TV eleştirmenleri

hemfikir gözüküyor.

Dizi: Animal Practice

Kanal: NBC

Oyuncular: Justin Kirk, JoAnna Garcia

Swisher, Tyler Labine

Geçtiğimiz sezon sona eren House M.D.’yi sevdiyseniz,

özlüyorsanız ve yarattığı boşluğun yerini doldurmaya

çalışıyorsanız Animal Practice’e şans verin. Burada

hastalar insan değil hayvan. Ancak veteriner doktor,

Gregory House karakteri kadar sivri dilli ve acımasız.

Angels in America ve Weeds dizilerinden tanıdığımız

Justin Kirk’ün canlandırdığı Dr. George Coleman

karakteri de aynı House gibi bir mizantrop yani insan

sevmeyen bir kişilik. Her ne kadar insan arası ilişkileri

feci olsa da bunu parlak zekası ve işindeki becerisiyle

hem senaryo içinde hem de seyircinin gözünde

affettiriyor. Çok güleceğiniz bu dizide kahkahaların

baş mimarı ise Kirk’ün kusursuza yakın, samimi

oyunculuğu. Dizide işleri iyice sarpa sardıran durum

ise Coleman’ın aksiliğinden çok, patronunun eski kız

arkadaşı olması. Dr. Rizzo adındaki maymun ise dizinin

en sevimli tiplemesi ve doktorun da en yakın arkadaşı.

Tıpkı Robert Sean Leonard Wilson karakterinin

House’un en hatta tek yakın arkadaşı olduğu gibi…

Hayvanları seven ancak sahiplerinden de bir o kadar

nefret eden bu doktorun hikayesine bir şans verin,

büyük ihtimalle seveceksiniz.

nice Danger lurks in small agricultural societies. A

young woman’s life will be completely changed when

the local militia comes and kills her father, whom they

consider responsible for the blackout that happened 15

years ago. Together with two people who join her by

coincidence, the young woman goes on a long journey

to find out why the world was buried in this darkness.

Their purpose is to find the answer and to save the

future. Subject-wise, Revolution reminds us more of

a combination of The Walking Dead and War of the

World than Lost. It’s hard to tell whether it will be

as successful as Lost, which had people glued in front

of the TV once, but TV critics seem unanimous in that

Abrams once again put out a successful work.

Series: Animal Practice

Channel: NBC

Actors: Justin Kirk, JoAnna Garcia

Swisher, Tyler Labine

If you love, miss and are trying to fill the void created

by House M.D., which ended last season, give Animal

Practice a chance. Here the patients are animals, not

people. Yet the veterinary doctor is just as blunt and

cruel as the Gregory House character. Played by Justin

Kirk, whom we know from Angels in America and Weeds,

Dr. George Coleman is a misanthrope, or person who

doesn’t like people, just like House. Even though his

interpersonal relationships are horrible, he makes up

for it both in the scenario and in the viewers’ eyes with

his bright intelligence and accomplishments at work.

You’ll laugh a lot in this series, and the main architect

of the laughter is Kirk’s almost perfect, genuine acting.

What makes things really complicated in the series isn’t

just Coleman’s moodiness but also that his boss is his

ex-girlfriend. The monkey named Dr. Rizzo is the cutest

character in the series as well as the doctor’s closest

friend. Just like how the Robert Sean Leonard Wilson

character was House’s closest or even only friend... Give

a chance to the story of this doctor who loves animals but

hates their owners; you’ll probably like it.


75

Dizi: The Carrie Diaries

Kanal: The CW

Oyuncular: AnnaSophia Robb, Freema

Agyeman, Chloe Bridges, Austin Butlery

Candace Bushnell’in Sex and the City kitap serisinden

yola çıkan dizi, AnnaSophia Robb’ın canlandırdığı

Carrie Bradshaw karakterine odaklanıyor.” Sex and

the City dizisinden ne farkı var” diye soranlara hoş

bir yanıt geliyor: Dizi Carrie karakterinin 1980’lerin

başında lise öğrencisi olduğu zamanda geçiyor. Sex

and the City’yi sevenlerin bayılacağını düşündüğümüz

dizi yine modayı, kent yaşamını, romantik ilişkileri ve

arkadaşlığı ele alıyor ancak Carrie’nin Manhattan’daki

maceraları bu kez 80’lerin atmosferinde geçiyor.

80’lerin başta modası olmak üzere tüm ruhuna

doyacağınız dizide bu kez evlilikten, olgun ilişkilerden

ve olgun erkeklerden çok ergenlik, yetişkinliğe geçiş

ve lise dönemi sorunları ön planda. Dizi 1984 yılında

Carrie 16 yaşındayken, Connecticut’ta başlıyor.

Anneleri öldüğü için, Carrie, ona ve iyice asileşen

kız kardeşi Dorritt’e bakmakta zorlanan babaları

Tom’la yaşamaktadır. Carrie’nin arkadaşları tatlı

ve birazcık “inek” Mouse, alaycı ve kendinden emin

Maggie ve duygusal Walt, hayatını biraz da olsun

kolaylaştırmaktadır. Okula yeni gelen Sebastian’ın

da bu duruma olumlu bir katkısı olur. Ancak babası

Tom, Manhattan’dan bir iş teklifi aldığında Carrie her

şeyi bırakarak New York’a gitmek için can atar. Yeni

sezonun kesinlikle en iddialı yapımlarından biri olacak

The Carrie Diaries, Sex and the City’den boşalan yeri

rahatlıkla dolduracak gibi görünüyor. Özellikle de o

diziyi seven kuşağın gençliklerinin 80’lerde geçtiği

düşünüldüğünde…

Series: The Carrie Diaries

Channel: The CW

Actors: AnnaSophia Robb, Freema

Agyeman, Chloe Bridges, Austin Butlery

Based on Candace Bushnell’s Sex and the City book series,

this show focuses on the character of Carrie Bradshaw,

played by AnnaSophia Robb. Here’s a nice answer for

those who might be asking, “How is that different from

the Sex and the City series”: The show takes place when

the Carrie character is in high school at the start of the

1980s. The series we think Sex and the City fans will love

again focuses on fashion, city life, romantic relationships

and friendship, but Carrie’s adventures in Manhattan

this time take place in the atmosphere of the 80’s. You’ll

get your fill of the entire soul of the 80’s, especially the

fashion, but here, adolescence, transition into adulthood

and high school problems are more prominent than

marriage, mature relationships and mature men. The

series starts out in Connecticut in 1984, when Carrie is

16. Since their mother died, Carrie lives with her father

Tom, who has trouble looking after her and her rebellious

sister Dorritt. Carrie’s friends are the sweet and slightly

“nerdy” Mouse, the sarcastic and self-assured Maggie

and emotional Walt, and they make her life at least a

little easier. Sebastian, who just started going to the

same school, also has a positive impact on the situation.

Yet when her father Tom gets a job offer in Manhattan,

Carrie is thrilled to leave everything behind and move

to New York. Definitely one of the most ambitious

productions of the new season, The Carrie Diaries looks

like it will easily fill the void left over from Sex and the

City. Especially if you consider that the generation that

loved that series experienced its youth in the 80’s...


76

Dizi: 666 Park Avenue

Kanal: ABC

Oyuncular: Terry O’Quinn, Vanessa

Williams, Rachael Taylor, Dave Annable

ve Robert Buckley

Doğa üstü olaylara meraklı izleyiciler için harika

bir yeni dizi. Fringe’e rakip gösterilen 666 Park

Avenue, Gabriella Pierce’ın aynı adlı romanından

uyarlanmış. Bu sonbaharda başlayacak olan dizide

Lost’un John Locke’u Terry O’Quinn ve hem

Desperate Housewives hem de Ugly Betty’de arz-ı

endam eylemiş eski model yeni oyuncu Vanessa

Williams başrolde. Dizinin yapımcısı Fringe ve

Life on Mars’ın da prodüktörü olan David Wilcox.

Dizide genç bir çift olan (Annable and Taylor)

New York’taki en eski binalardan biri olan tarihi

Drake binasına taşınıyor ve binanın idareciliğini de

üstleniyor. Ne var ki ikisi de binanın sakinlerinin

doğa üstü bir güç tarafından ele geçirildiğinden

habersiz. Bu binada tüm dilekler gerçekleşebiliyor.

Para, servet, seks, aşk, güç hatta intikam… Ancak

ne dilendiğine dikkat edilmesi gerekiyor çünkü

gerçekleştirilen her dileğin bir bedeli var. Sezonun

kuvvetli yapımlarından biri olan 666 Park Avenue,

doğa üstü ve gizemli olaylara ilgi duyanların

listelerine alması gereken bir dizi.

Series: 666 Park Avenue

Channel: ABC

Actors: Terry O’Quinn, Vanessa

Williams, Rachael Taylor, Dave Annable

and Robert Buckley

A great new series for viewers who are interested in

supernatural events. Considered a rival to Fringe, 666

Park Avenue was adapted from Gabriella Pierce’s novel

of the same title. The series that will begin this fall

includes Lost’s John Locke, Terry O’Quinn and old

model new actress Vanessa Williams, who played in

both Desperate Housewives and Ugly Betty in its lead

roles. The producer of the series is David Wilcox, who

also produced Fringe and Life on Mars. In the series,

a young couple (Annabelle and Taylor) live in the

historical Drake building, one of the oldest buildings

in New York, and they manage the building. Yet both

of them are unaware that the building’s residents

have been taken over by a supernatural power. In this

building, all wishes come true. Money, riches, sex,

love, power and even revenge... Yet people have to

be careful what they wish for because every granted

wish comes with a price. One of this season’s strong

productions, 666 Park Avenue is a series worth noting

for those who are interested in supernatural and

mysterious events.


Dizi: Elementary

Kanal: CBS

Oyuncular: Jonny Lee Miller, Lucy Liu ve

Aidan Quinn

Sezonun en merakla beklenen yapımlarından biri.

Sherlock Holmes’un çağdaş bir uyarlaması olan

dizide Jonny Lee Miller yetenekli ve zeki bir dedektif

rolünde. Holmes’un yardımcısı Doktor Watson

rolünde ise bu modern uyarlamada bir kadın yer

alıyor. Ally McBeal’den ve Charlie’nin Melekleri’nden

tanıdığımız Lucy Liu, Joan Watson karakterini

canlandırıyor. Romanlarında kokain bağımlısı olan

Holmes bu sefer karşımıza alkol tedavisi görmüş bir

dedektif olarak çıkıyor. Manhattan’da yeni bir hayata

başlayan Holmes’u gözetme görevi de tabii ki babası

tarafından görevlendirilen Dr. Watson’a ait.

Dizi: Beauty and the Beast

Kanal: CW

Oyuncular: Jay Ryan, Kristin Kreuk,

Yannick Bisson ve Daniel DiTomasso

Çirkinle güzelin hikayesini anlatan dünyaca ünlü masal

dizi oluyor. Beauty and the Beast, Smallville’den

tanıdığımız Kristin Kreuk, Catherine Chandler adında,

annesinin katilini bulmaya and içmiş bir cinayet

dedektifini canlandırıyor. Catherine, annesini öldüren

adamın ikinci hedefidir ancak bir şekilde katilin elinden

kurtulmayı başarmıştır. Yeni Zelandalı oyuncu Jay Ryan

ise masaldaki canavar Vincent Keller’ı canlandırıyor

ve dedektife gizli bir şekilde yardımcı oluyor.

Yakışıklı bir doktor olan Vincent Keller, 2002’de

Afganistan’da görev yaparken öldürülmüştür ancak

işler hiç de göründüğü gibi değildir. Vincent aslında

ölmemiş, son 10 yıldır gizli bir şekilde yaşamaktadır.

Saklanmasının sebebi ise tıpkı yeşil canavar Hulk gibi

sinirlendiğinde bir canavara dönüşmesidir. Bu “canavar”

aslında Catherine’i, yıllar önce annesini öldüren katilin

elinden kurtaran kişiden başkası değildir. Polisiye

ve bilimkurguyu bir araya getiren dizi şimdiden

eleştirmenlerden olumlu notlar almaya başladı. Bakalım

sezonun devamında dizi nasıl bir gidişat izleyecek

Series: Elementary

Channel: CBS

Actors: Jonny Lee Miller, Lucy Liu and

Aidan Quinn

One of the most eagerly anticipated productions of the

season. This series is a modern adaptation of Sherlock

Holmes, with Jonny Lee Miller playing the role of a

talented and smart detective. In this modern adaptation,

a woman plays the role of Holmes’ assistant Doctor

Watson. Lucy Liu, whom we know from Ally McBeal and

Charlie’s Angels, plays the character of Joan Watson. A

cocaine addict in his novels, this time Holmes appears

before us as a detective who underwent alcohol treatment.

Holmes begins a new life in Manhattan, and in charge of

taking care of him is of course his father’s appointee, Dr.

Watson.

Series: Beauty and the Beast

Channel: CW

Actors: Jay Ryan, Kristin Kreuk, Yannick

Bisson and Daniel DiTomasso

The world famous tale that tells the story of the ugly

and the beautiful is made into a television series. In

Beauty and the Beast, Kristin Kreuk, whom we know

from Smallville, plays a murder detective named

Catherine Chandler who’s sworn to find her mother’s

killer. Catherine was the second target of the man who

killed her mother but somehow managed to escape. New

Zealand-born actor Jay Ryan plays the monster in the

story, Vincent Keller, who secretly helps the detective. A

handsome doctor, Vincent Keller was killed on duty in

Afghanistan in 2002, but things aren’t what they seem

at all. Vincent actually didn’t die but has been living

secretly for the last 10 years. The reason he’s hiding

is that, just like the green monster Hulk, he turns into

a monster when he’s angry. This “monster” is actually

none other than the person who saved Catherine from the

murderer who killed his mother years ago. This show that

brings together a detective story and science fiction has

already been receiving positive marks from critics. Let’s

see how the show will progress in the rest of the season.

77


NEWS

DQ HABERLER NEWS

78

HASRETIN VUSLAT’A

DÖNÜŞTÜĞÜ YER

DEDEMAN KONYA

Hz. Mevlâna’nın Hakk’a vuslat günü, kendi ifadesiyle Şeb-i

Arûs, üzerinden 7 asırdan fazla süre geçmesine rağmen başta

Konya olmak üzere Türkiye ve dünya için hala en önemli manevi

değerlerden biri.

Birleşmiş Milletler tarafından 2007 yılının Mevlâna yılı ilan

edilmesinden sonra, Hz. Mevlâna’nın ve Şeb-i Arûs’un uluslararası

bilinirliliğinin daha da artması, sadece ülkemizden değil, dünyanın

her yerinden gelen ziyaretçi sayısının çoğalmasını sağladı. Şeb-i

Arûs, dünyanın her kesiminden insanlara, Hz. Mevlâna gibi önemli

bir hazineyi ve bu hazinenin değerini tanıtmak ve anlatabilmek

açısından bulunmaz bir fırsat niteliği taşıyor.

Bu amaç doğrultusunda yapılan etkinlikler Aralık ayı geldiğinde

ülkemizin her yerinde olduğu gibi özellikle Konya’da yoğunlaşıyor

ve tam manasıyla Şeb-i Arûs Konya’da yaşatılıyor. Her yıl olduğu

gibi bu yıl da Konya’da 7-17 Aralık tarihleri arasında yapılacak

Uluslararası Vuslat Yıl Dönümü törenleri; semâ ayini, sergiler,

Türk Sanat Musiki konserleri, Mesnevi sohbetleri gibi 100’ü aşkın

değişik etkinliğe sahne olacak.

DEDEMAN KONYA, bu kültürel etkinliklerde üzerine düşen görevi

en iyi şekilde yapmak adına misafirlerine, tören davetiyesi temini,

şehir ve etkinlikler hakkında bilgi gibi hizmetlerle, şehrin bu

dönemdeki mistik ve manevi havasını en iyi şekilde yaşamaları

için gayret gösteriyor. Bu mistik havayı Dedeman Konya’da

konaklayan misafirler otel içinde de yaşıyorlar. Bu dönemde

Dedeman Konya’da; lobide canlı ney dinletisi yapılıyor, Semâ

Ayin-i Şerif ile ilgili workshoplar düzenleniyor, Şeb-i Arûs

gecesinde kandiller yakılıyor ve helva dağıtılıyor.

DEDEMAN KONYA, WHERE

LONGING TURNS TO REUNION

The preparations for the 739th anniversary of the Reunion

have commenced.

More than 7 centuries have passed since Mevlana’s death; or

Şeb-i Arus (Wedding Day), in his words, since he considered

death a reunion with the Divine. The day of his death is

observed as a significant spiritual occasion both in Turkey

and the rest of the world.

After the designation of 2007 as the Year of Mevlana by the

United Nations, the international awareness regarding Şeb-i

Arus increased considerably, causing domestic and foreign

tourists to flock to Konya for the ceremonies. Şeb-i Arus

is an important opportunity to introduce Mevlana and his

invaluable philosophy to people from all around the world.

The commemoration events concentrate around Konya during

December. As each year, over 100 events such as Turkish

classical music concerts, whirling dervishes, exhibitions and

conversations on Mathnawi are going to be organized as part

of the International Reunion Anniversary ceremonies set to

take place from 7 to 17 December.

As DEDEMAN KONYA, we aim to accommodate our guests

fully during this spiritual time and offer services such as

purchasing of ceremony tickets and suggestions about the

city and the events. Dedeman Konya guests also experience

the mysticism that surrounds the city within the hotel

through live ney (reed flute) performances, workshops,

lighting of oil lamps on the night of Şeb-i Arus and

complimentary halwa treats.


DEDEMAN ZONGULDAK’LA YENİLENİN

Dedeman Zoguldak’ın ayrıcalıklı “Life Style Spa Center” hizmetiyle isteyen forma giriyor isteyen

dinlenmenin ve rahatlamanın tadını çıkarıyor. Dedeman Zonguldak Life Style Spa Center’da

dilerseniz Pilates, Aerobik, Step, Oryantal, Salsa, Zumba veya Su Aerobiği derslerinden birine

katılabilir dilerseniz deniz manzaralı spor salonunda özel eğitmenler eşliğinde çalışabilirsiniz.

Senenin tüm yorgunluğunu atmak isteyenler ise Spa’da özel masaj ve terapilerle kendilerini

Dedeman Zonguldak’ta yenileyebilirler.

79

RENEW YOURSELF AT DEDEMAN ZONGULDAK

Working out and getting in shape or pampering yourself and relaxing The choice is yours at

Dedeman Zonguldak’s lush Life Style Spa Center. You can opt for one of many fitness classes

such as pilates, aerobics, step, oriental dancing, salsa, Zumba and water aerobics or work out

with private trainers at the gym. For those of you who would like relieve fatigue and stress,

special massages and therapies offered by our spa is going to help revitalize you.


DQ HABERLERNEWS

80

LEZZETİ DEDEMAN

İSTANBUL’DA

KEŞFEDİN

DISCOVER

TASTE

AT DEDEMAN

İSTANBUL

Dedeman İstanbul yaz boyunca birbirinden leziz tatlara ev sahipliği

yapıyor. Gerçek İtalyan pizzasını salata ve bir meşrubatla birlikte 29 TL’ye

tadabileceğiniz Dedeman İstanbul’da çay saati de ayrı bir keyif. Saat 16.00-

18.00 arasında limitsiz çay ve kahve servisinin yanı sıra leziz tatlı çeşitlerinin

ve sandviçlerinin tadını 25 TL’ye çıkarabilirsiniz. İstanbul’un büyüsünü

yeniden keşfetmek isteyenler içinse Roof Bar ideal. Tadına doyamayacağınız

lezzetler ve keyifli anlarla birlikte Dedeman İstanbul Roof Bar size mükemmel

bir İstanbul manzarası sunuyor.

Dedeman Istanbul continues offering delicious flavors. You can taste an

authentic Italian pizza alongside a salad and a soft drink for 29 TL. Tea

time at Dedeman is also a real treat; from 16.00 to 18.00 you can enjoy

tasty sandwiches and pastries with unlimited tea or coffee for 25 TL. For

those of you who would like to rediscover the magical Istanbul, Roof Bar is

ideal; offering a breathtaking panorama and memorable moments.


81

DEDEMAN ANKARA’DAN

BENZERSİZ HİZMET

Artık misafirleri sizin dert etmenize gerek yok. Dedeman

Ankara Catering farkı yla 5 kişiden 5000 kişiye kadar

misafirlerinizi Dedeman hizmet kalitesiyle tanıştırın.

Birbirinden lezzetli tatlar ile yemek işini Dedeman Ankara

sizin için üstleniyor. Siz sadece günün keyfini çıkarın,

gerisinin Dedeman Ankara Catering halletsin.

A UNIQUE SERVICE FROM

DEDEMAN ANKARA

You no longer need to worry about guests. Just sit back

and enjoy yourself as you let Dedeman Ankara Catering

take care of everything. Serving parties of up to 5000

people, Dedeman Ankara offers delicious dishes with

Dedeman’s premium service quality.


DQ

82 Ö Y K Ü - S T O R Y

Abra Kadabra

Abracadabra


Y A Z I - W O R D S : B E G Ü M A H U A Ğ L A Ç

83

Düşlerinden uzak düşüşlerin içinde geçen günler, bütün

gecelerine bağlanıyordu. Bütün geceleri aynıydı: kuru,

isteksiz, kadifesi parlamış eski kaftanlar gibi. Gerçeklerin

üzeri toz tutar mı

Kirli, paslı yenilenmeye muhtaç yaşamların bütün

gerçekleri tozludur, evet.

Rengi griye dönmüş, 20 senelik şortunun cebine ellerini

sokup, üzerine geçirdiği uyumsuz ve ütüsüz gömleğiyle

işlek caddede yürümeye koyuldu. Zayıf bedeni, düşük

omuzlarıyla birleşince kamburmuş hissi yaratıyordu.

Durmaya yakın bir tempoda kaldırım boyunca ilerledi.

Kafasındaki evcil kediler üremeye ve arsızca sürtünmeye

devam ediyordu. Yüzünü daha da zayıf gösteren kirli

sakallarını sıvazladı. “Yeniden başlamalıyım” dedi. Ama

nasıl

Hayatı boyunca birçok işte çalışmıştı ama yazarlık onu

besleyen tek gerçek işti. Ruhunu beslerken bedenini

besleyemeyen bu işten kopmadan yaşamak istiyordu.

Olmamıştı işte. Evini ve içindeki hayat arkadaşını

kaybetmek üzereydi. Maddi borç değil de Ayla’ya olan

gönül borcu düşürüyordu omuzlarını, eskitiyordu bildiği

bütün kelimeleri. Kimilerine göre aylak, kimilerine göre

ayak takımı, kimilerine göre idealist, kimilerine göre de

sefa düşkünü olmuştu. Bir tek Ayla ona prens demişti.

Gel gör ki o prensesine istediği hayatı verememişti. 10

yıllık evliliklerinde Ayla hep onun arkasında durmuş,

onun arzu ettiği hayatı yaşaması için destek olmuş

ama kendini ihmal etmişti. Çocuk istemişti Ayla, ama

onun çocuk yapacak kadar sabit bir hayatı olmadığı için

ertelemişlerdi hep bir sonraki mevsime. Ta ki Ayla için

mevsimler tükenene, içindeki umudun bittiği bu güne

kadar. Ayla, bir süre önce evden ayrılmış, düşünmek

için zaman istemişti. Onsuz bu şehri ne yapacaktı Onsuz

bütün şehirler anlamsızdı ya…

Days spent tumbling down away from his dreams were

connecting to all his nights. All of his nights were the

same: like dry, unwilling old kaftans whose velvet took on

a sheen. Does reality collect dust

Yes, all the realities of dirty, rusty lives in need of renewal

are dusty. He put his hands in the pockets of his greyed,

20-year-old shorts and started walking on the busy avenue

with his mismatched shirt in need of ironing. His thin

body and slouched shoulders gave him the appearance of

being hunchbacked. He moved along the sidewalk at a

tempo that was close enough to stopping. The domestic

cats in his mind kept breeding and rubbing up shamelessly.

He rubbed the stubble that made his face seem even

thinner. “I should start fresh,” he said. But how

He had worked at many jobs throughout his life, but

writing was the only profession that truly fed him. He

wanted to live without giving up this occupation that fed

his soul but not his body. It just didn’t happen. He was

on the verge of losing his home and his life partner in it.

What made his shoulders slouch wasn’t his financial debt

but the emotional debt he had to Ayla, it wore out

all of the words he knew. Some would call him a vagrant,

some a lowlife, some an idealist and still others

a hedonist. Only Ayla called him a prince. Yet he couldn’t

give his princess the life he wanted. In their 10 years

of marriage, Ayla had always supported him in leading

the life he wanted at the cost of neglecting herself. Ayla

wanted a child, but they always pushed it to the next

season because he didn’t have a stable enough life to raise

a child. Until the seasons were over for Ayla and the hope

inside her was gone. Ayla left the house a while ago and

asked for a little time to think. What would he do in this

city without her All the cities were meaningless without

her anyway…


84

Sahil tarafındaki kahvehaneye oturup bir demli çay

istedi. Eskimiş cep telefonunu çıkartıp umutla ekrana

baktı. Belki bir mesaj, belki yeni bir hayatın yeşil ışığını

görürüm diye. Bir derin duman çekti ciğerlerine, çayı

da katık yaparak. Duman içinde kalmış düşüncelerini

karıştırdı sonra, hayallerini aradı orada. Ertelediği,

üstünü çarşafladığı bir iki tanesine rastladı da bir

gülümseme belirdi saatler sonra yüzünde.

Gözü karşı kaldırımdaki otobüs firmasına takıldı.

“Kaybedecek neyim kaldı”

Çay tabağına 2 demir parayı bırakarak, yolun karşısına

geçti.

“Bodrum’a 2 gün sonra için bilet istiyorum”

“Tabii beyefendi gece saat 11.30’da bir otobüs var. Kaç

numara istersiniz Diyerek boş yerleri gösteren şemayı

önüne koydu.

“7 olsun”

Şanslı numarasıydı 7. Belki de şansı dönüyordu.

Hep zeytin işiyle uğraşmak istemişti. Toprağa ayağı

değsin, toprak kokan bir evde zeytinlerin bereketi

altında gelecek yazılara gebe kalsın, sevdiği kadını gebe

bıraksın, doğa isimleri koyacakları çocuklarıyla, küçük

bir köy evinde masallara değen bir hayat yaşasınlar...

Bodrum’da yaşayan can dostu, çocukluk arkadaşı

Hakan’ı aradı heyecanla. “Geliyorum ben Hakan, müsait

misin Sana danışacaklarım var” dedi. Detayları sonraya

bırakarak.

Son 2 günü toparlanarak ve Ayla’ya mektup yazmaya

çalışarak geçirmişti. Otobüs garında beklerken yazın son

günlerini bu şehirde tükettiğini düşündü. Sonbahar’a

hazırdı. Hiç olmadığı kadar. Sonbahar’ı alt üst edecekti.

Hüzünlü, sarı, siyah renklerle donatılmış bu ara

mevsimin yüzünü güldürmeye gidiyordu.

Yeni bir hayata adım attığı koridor onu 12 saat sonra

hayallerine götürecekti. Kim bilir belki Ayla da onun

kurduğu bu yeni hayata dahil olmak isterdi.

Büyücülerin ünlü sözü geldi aklına : “Abra Kadabra” …

Arami dillerinde “Konuşurken Yaratırım” demekti bu

sihirli kelimeler.

Yol boyu tekrarladı: “Abra Kadabra, Abra Kadabra, Abra

Kadabra….”

He sat at the coffeehouse by the shore and ordered a well

brewed tea. He took out his worn down cell phone and looked

at the screen with hope. He hoped he’d see a message or the

green light of a new life. He took a sip of the tea and inhaled

smoke deep into his lungs. He then went through his smoky

thoughts and looked for his dreams there. He came across one

or two that he postponed and threw a sheet over and a smile

appeared on his face hours later.

His eyes got stuck on the bus company across the street.

“What do I have to lose”

He left 2 coins in the tea dish and crossed the road.

“I want a Bodrum ticket in 2 days.”

“Yes sir, there’s a bus at 11.30 at night. What seat would you

like” she asked, laying the chart with the empty seats in front

of him.

“Let’s make it 7.”

7 was his lucky number. Maybe his luck was taking a turn.

He always wanted to get into the olive business. He wanted his

feet to touch the earth, to conceive of writings in a house that

smells like earth with the aide of fertile olives, to impregnate

the woman he loved, to lead a life that would fit any storybook

in a small rustic house with kids they’d name after nature…

He excitedly called his dear childhood friend Hakan, who lived

in Bodrum. “I’m coming Hakan, are you available I have

things to consult you about,” he said, leaving the details for

later.

He spent the last 2 days packing up and trying to write

a letter to Ayla. When he was waiting at the bus station,

he thought about how he wasted the last couple of days of

summer in this city. He was ready for fall. More than ever

before, he would turn fall upside down. He was going to

put a smile on the face of this gloomy, yellow and black

intermediary season.

The hallway where he took a step into his new life would

carry him to his dreams in 12 hours. Who knows, perhaps

Ayla would want to be a part of this new life that he set up.

The thought of the famous magicians’ saying. “Abracadabra.”

In Aramaic languages, these magical words meant “I’ll create

as I speak.”

He repeated it to himself throughout the journey:

“Abracadabra. Abracadabra. Abracadabra…”