Issue - Dedeman

dedeman.com

Issue - Dedeman

DQ

D E D E M A N Q U A R T E R L Y

S A Y I - I S S U E 1 7 K I Ş - W I N T E R 2 0 1 2

Yılbaşı Şehirleri

New Year Cities

Buzlar Şehri Erzurum

Erzurum: The City of Ice

Saklı lezzetler

Hidden tastes


Türk halısı modern zamanın geçmiş hikayesidir.

Geçmişten günümüze geleneğe bağlı Türk el

halılarını sizler için bir araya getirdik.

Biz sizin için varız.

History is the story a modern-day Turkish carpets.

Tradition-bound Turkish handmade carpets from

past to present have put together for you.

We are there for you.

+90 384 511 55 63

www.bizcarpet.com info@bizcarpet.com Çevre yolu Avanos / Nevşehir


DQ

ÖNSÖZ-FOREWORD

Değerli Dedeman Dostları,

Sonbahar yerini kışa bırakırken sizlerle DQ’nun 17. sayısında tekrar buluşmaktan mutluluk

duyuyorum. Bu sayıda sizlerle kış mevsimine en iç açıcı ve keyifli yönleriyle bakmak istedik.

Öncelikle, yeni Park konseptimizin ilk oteli Dedeman Park Denizli’de yapılan moda çekimine

dikkatinizi çekmek isterim. Bu konseptimiz İstanbul da dâhil olmak üzere genişleyecek ve iş

dünyasına yönelik çok önemli bir boşluğu dolduracak. Kış tatili ve yılbaşı denince akla ilk

gelen dünya şehirleri ve Avrupa’nın kış aylarında gerçekleşen karnaval ve festivallerini keyifle

okuyacağınızdan eminim. Tabii buz şehrimiz Erzurum ve mükemmel kayak pistleriyle ön plana

çıkan Palandöken’le ilgili sayfalarımızda da sizi kışın en güzel görüntüleriyle baş başa bırakmak

istedik. Kış sporlarından hoşlanan ve yeni yıla güzel bir başlangıç yapmak isteyenler için Dedeman

Palandöken Ski Lodge ve Dedeman Palandöken otellerimizin en keyifli alternatifler olduğunu

belirtelim.

1

Bu sayımızda yer verdiğimiz çok önemli bir söyleşi var. Bu yıl Dedeman Holding sponsorluğunda

yapılan Kültepe Kaniş-Karum kazıları hakkında Prof. Dr. Fikri Kulakoğlu ile söyleşi yaptık. 4-5

bin yıllık bir medeniyetin gün yüzüne çıkan birbirinden ilginç objelerini de göreceğiniz bu

sayfalarımızda geçmişe bir yolculuk yapacaksınız. Tarihin gizemlerini keşfederken başka bir keşfin

de ilginizi çekeceğinden eminim. Gurmeleri yakından ilgilendirecek bu keşif gezisi de İstanbul’un

gizli kalmış lezzetleriyle ilgili.

Yeni yılın hepimize sağlık ve mutluluk getirmesini dilerim...

Dear Friends of Dedeman,

While autumn turns to winter and the days get shorter, I am happy to welcome you to the 17th

issue of DQ. In this issue we wanted to have a look at winter from an uplifting and fun perspective.

First of all, I would like to draw your attention to our fashion shoot at Dedeman Park Denizli, our

first hotel of Dedeman Park concept. This concept will widen with new additions including Istanbul

and fill an important gap for the business world. As for winter holidays and New Year’s celebrations

we felt that focusing on major cities of the world and winter carnival and festivals in Europe

would make an entertaining read. Off course, we did not forget our very own ice city Erzurum and

Palandöken’s perfect slopes that offer fascinating winter wonderland scenes. If you like winter

sports and want to make a fun start to the New Year please be reminded that Dedeman Palandöken

Ski Lodge and Dedeman Palandöken hotels offer great alternatives.

In this issue we also included an interview of highest importance. This year Dedeman Holding is

sponsoring the famous Kültepe Kaniş-Karum excavations, and we made an exclusive interview

with the head of the team, Prof. Dr. Fikri Kulakoğlu. As you read about this 4-5 thousand year old

civilization being unearthed and witness the curious objects you will feel like a time traveller. While

discovering these historic mysteries another discovery will also attract your attention. I am certain

that our article on discovering hidden tastes of Istanbul will make a fun read four our gourmet

readers.

I wish you a merry Christmas and a happy New Year...

Tamer Yürükoğlu

CEO

Dedeman Hotels & Resorts International


18

44

DQ ‹Ç‹NDEK‹LER-CONTENTS

12

28

36

56

04

ajanda-zoom

Türkiye’de ve dünyada olup bitenler

The news from Turkey and the world

12

trend

Avrupa’da festival & karnaval kışı

Europe’s winter festivals and carnivals

18

seyahat-travel

Yılbaşı Şehirleri

New Year Cities

28

röportaj-interview

Dünü, bugünü, yarınıyla Kültepe

The past, present and future of Kültepe

36

yemek-food

Saklı lezzetler

Hidden tastes

44

kent-city

Buzlar Şehri Erzurum

Erzurum: The City of Ice

50

hobi - hobby

Buz Devri

The Ice Age

56

moda-fashion

Sağlam adımlar

Putting your best foot forward

66

kültür&sanat

“Oyunumuz başlamak üzere...”

“Our play’s about to start...”

72

haberler-news

Dedeman dünyas›ndan haberler

News from Dedeman Hotels

78

öykü-story

Begüm Ahu Ağlaç’dan keyifli bir hikâye

A cosy tale from Begüm Ahu Ağlaç

DQ

DEDEMAN QUARTERLY

‹MT‹YAZ SAHİBİ - CHAIRMAN

Dedeman Hotel&Resorts International ad›na

Tamer Yürükoğlu

YÖNET‹M YER‹ - EXECUTIVE CONTACT

Dedeman Hotel&Resorts International

Y›ld›z Posta Caddesi No.48 34340

Esentepe- ‹stanbul

Tel: 0212 337 39 00

www.dedeman.com

YAPIM - PRODUCTION

AJANS MEDYA

GENEL YAYIN YÖNETMEN‹

EDITOR-IN-CHIEF

Arzu Karacadağ

YAZI ‹ŞLER‹ MÜDÜRÜ (Sorumlu)

MANAGING EDITOR

Pınar Mamak

‹NG‹L‹ZCE BÖLÜM ED‹TÖRÜ

ENGLISH SECTION EDITOR

Gizem Ünsalan

KATKIDA BULUNANLAR - CONTRIBUTORS

Özge Ceylan Kunduz, Ayşegül Tuna, Serra

Günçay, Barış Dede, Gökçe Algan, Begüm

Ahu Ağlaç, Murat Tekin, Eda Yeşim

Reklam Grup Başkanı

Advertisement Group Head

Tolgay Gülten

REKLAM KOORD‹NATÖRÜ

ADVERTISING COORDINATOR

Özgür Çokgezen, Gözde Çevik Çokgezen

AJANS MEDYA

Kuruçeşme Caddesi, No: 3

Kuruçeşme 34345 ‹stanbul

Tel: 0212 287 19 90

BASKI VE C‹LT / PRINTING PRESS

A4ofset Matbaacılık San. Ve Tic. Ltd. Şti.

Otosanayi Sitesi, Yeşilce Mah.,

Donanma Sok. No:16 Kağıthane – İstanbul

Tel: 0212 281 64 48

Sertifika No: 12168

Yay›n Türü 3 ayl›k, süreli, yerel

Bas›m Yeri ve Tarihi ‹stanbul, Aralık 2012

Dedeman Hotel&Resorts International’›n

ücretsiz yay›n›d›r.

Complimentary copy of Dedeman Hotels&Resorts

International.

Dergide yay›mlanan yaz›, fotoğraf ve illüstrasyonlar›n

her hakk› sakl›d›r. Kaynak gösterilmeden al›nt›

yap›lamaz. Yaz›lar›n sorumluluğu yazarlara,

yay›nlanan ilanlar›n sorumluluğu ise sahiplerine aittir.

All rights are reserved that pertain to the written

materials, photographs and illustrations published in

the magazine. Nothing in this magazine may be

borrowed or reproduced without full credit being

given to the source.


4

AJANDA

DQ

BAKIŞ – PORTRE

FOTOĞRAFININ

DEĞİŞEN YÜZÜ

Küratörlüğünü Sena Çakırkaya’nın yaptığı ‘Bakış – Portre Fotoğrafının Değişen

Yüzü’ ile portre fotoğrafçılığındaki öznenin sosyolojik ve tarihsel değişimine

özenli bir seçki üzerinden bakmak mümkün. Bank of America koleksiyonundan

seçilmiş 54 fotoğrafçının çalışmaları aracılığıyla portre fotoğrafının 160 yıllık

geçmişine ışık tutan sergi, yalnızca portre türünün değil, fotoğrafın ortaya

çıkışından günümüze uzanan dönemdeki toplumsal ve sanatsal dönüşümün de

izini sürüyor. Öznenin bakışı sadece objektife değil, gelecekteki izleyiciye de

ulaşır. Portresi çekilen kişi bilinçli bir şekilde poz verirken, içinde bulunduğu

zamandan geleceğe mesaj bırakır. Gelecekteki izleyicileriyle o fotoğraf

aracılığıyla kuracağı ilişkiden doğacak iletişim ve anlam olanakları sınırsızdır.

Bakışların kesiştiği noktada portre, farklı zaman ve mekânlar arasında kurulan

bir ağın tam ortasında yer alır; her bakışta ayrı bir varoluşa kapı açar.

Sergi, Bank of America Merrill Lynch’in sanat yapıtlarını ödünç vermesini

sağlayan Art in our Communities programının bir parçası. Bu özgün girişim,

tüm dünyadaki müzelerin ve kâr amacı gütmeyen galerilerin, hazır veya kendi

ürettikleri sergiler için bedelsiz olarak yapıt ödünç almasına olanak verirken

Shelby Lee Adams, Tina Barney, Mathew B. Brady, Chan Chao, Robert Frank,

Alexander Gardner, Yousuf Karsh gibi farklı dönem ve coğrafyalardan önemli

sanatçıların işlerini de bir arada sunması açısından önemli.

20 Ocak 2013’e kadar. İstanbul Modern, İstanbul

PROSPECT – THE

CHANGING FACE

OF PORTRAIT

PHOTOGRAPHY

It is possible to look at the

sociological and historical

evolution of the subject with

more precision through the work

of Sena Çakırkaya, ‘Prospect

– The changing face of portrait

photography’, which she is also

curating. Through the works of

54 photographers chosen from the

Bank of America collection, the

exhibition casts a new light on the

insights of portrait photography

and its 160-year history. It also

shows us the social and artistic

evolution of photography as a

whole. The prospect of the subject

reaches not only to the objective

but also to the spectators. The

person having their portrait taken

and posing consciously is also

leaving a message for the future

about the present day. Due to

this taken photograph, infinite

amounts of communicative and

denotative opportunities rise from

this exchange between the future

spectators and this photograph

from today. The photograph

expresses the prospects of the

person being portrayed and

instantaneously becomes a tool

of interaction between different

places and times. It opens a door

to different existences over each

prospect.The exhibition is a part

of the ‘Art in our Communities’

program formed by the Bank of

America, which borrowed the

collection from Merrill Lynch. This

original attempt opens the path

for other museums and galleries to

borrow art from different artists

from all around the world. With

such an opportunity artists such as

Shelby Lee Adams, Tina Barney,

Mathew B. Brady, Chan Chao,

Robert Frank, Alexander Garner,

Yousuf Karsh have had the means

to exhibit their art collectively.

Exhibition to be displayed until the

20th of January 2013 at Istanbul

Modern, Istanbul


www.gencdegirmen.com.tr

Anahtar Teslim Un & İrmik Üretim Tesisleri

Turnkey-DeliveryFlour & Semolina Production Plants

Мукомольные и крупомольные комплексы «под ключ»

Download free QR Code Reader (http://reader.kaywa.com)

Scan this QR Code with your mobile phone for more informations.


AJANDA

6

D Q

ISTANBUL

Organised by Turkey’s most active NGO

focused on education, The Educational

Volunteers Foundation of Turkey (TEGV), as

well as Shaman Dance Theatre and a number

of World reowned choreographers, ‘İstanbul’

focuses on the city’s unique culturek heritage,

historical backgrounds and diversity through

the language of dance, and highlights the

places and symbols that constitute the city.

18th of December 09.00 pm. Lütfi Kırdar

Istanbul Convention & Exhibiton Centre, İstanbul

İSTANBUL

Shaman Dans Tiyatrosu’nun dünyaca

ünlü birçok koreografla işbirliği yaparak

hazırladığı ‘İstanbul’ eseri, İstanbul’un eşsiz

kültürel mirası, tarihi birikimi ve çeşitliliğini

dans diliyle sahneye taşırken, bu kenti var

eden mekânların ve simgelerin altını çiziyor.

‘İstanbul’ temsilinin bilet satışlarından elde

edilecek gelir ile TEGV bünyesindeki 20.000

ilköğretim çağındaki çocuğun eğitimine

destek sağlanması hedefleniyor.

18 Aralık 21.00. Lütfi Kırdar Anadolu Auditorium,

İstanbul


FAZIL SAY

Le Figaro “O, sadece dâhi bir piyanist değil; şüphesiz kendisi 21. yüzyılın en büyük sanatçılarından

birisi olacak” demiş zamanında Fazıl Say için. 4 yaşından beri piyanoyla tutkulu bir ilişkisi olan Say,

profesyonel sanat hayatına Ankara Devlet Konservatuarı’nda ‘Üstün Yetenekli Çocuklar İçin Özel

Statü’ öğrenimiyle başladı; sadece 17 yaşındayken konservatuarın piyano ve kompozisyon bölümlerini

bitirdi; çalışmalarını Alman bursuyla Düsseldorf Müzik Yüksek Okulu’nda sürdürdü. Konçerto solisti

diplomasını aldıktan sonra Berlin Tasarım Sanatları ve Müzik Akademisi’nde piyano ve oda müziği

öğretmenliğine getirilen; 1995’te New York’taki kıtalararası yarışmanın birincisi olarak parlak konser

kariyerine başlayan Say, yorumcu olmanın ötesine geçerek oratoryolar, piyano konçertoları, çeşitli

formlarda orkestra, oda müziği ve piyano eserleri, şan ve piyano için çok sayıda eser bestelemiş

bir isim. Bu eserler arasında ‘Nazım’, ‘Metin Altıok Ağıtı’ oratoryoları, piyano konçertosu, Zürih

Üniversitesi’nin siparişi üzerine Albert Einstein’ın anısına yazdığı orkestra eseri, Mozart’ın 250.

doğum yılında Viyana’daki Kutlama Komitesi’nin siparişi dolayısıyla bestelediği ‘Patara’ adlı bale

müzikleri en iyi bilinenleri. Beş kıtada sürdürdüğü konserleri ve yankı uyandıran CD’leriyle tüm

dünyanın en saygın piyanist ve bestecilerinden biri olan Say, müzikal dehasıyla bu sefer Gaziantepli

müzikseverlerle buluşuyor. 25 Aralık 20.30. Dedeman Gaziantep Babil Salonu, Gaziantep

7

FAZIL SAY

Le Figaro stated back then that ‘He is not only a genius as a pianist but shall become one of the greatest

artists of the 21st Century’. Having had a passionate relationship with the piano since the age of 4, Say

continued his professional art education at the Ankara State Conservatory under the ‘Special Status for

Gifted Children’ program. At the age of 17 he graduated from the piano and composition departments of

the conservatory and continued his education by obtaining a scholarship from the Düsseldorf Higher Music

School. After obtaining his concerto soloist diploma he became a piano and chamber music teacher at the

Berlin Design crafts and Music Academy. Having won the 1995 New York Intercontinental Competition he

began his concert career. Not only a great interpreter of many masterpieces he also composed many oratorios,

piano concertos, orchestras, chamber music and piano recitals. Among these compositions are ‘Nazım’,

‘Metin Oluk Ağıtı’ oratorios, piano concertos, the orchestra master piece in dedication of Albert Einstein

composed upon Zurich University’s request, Mozart’s 250th birthday celebration piece, the ‘Patara’ balet

music. Now Fazıl Say is meeting with his fans in Gaziantep on the 25th of December at 8:30 pm at the

Dedeman Gaziantep, Babil Saloon.


AJANDA

8

D Q

!F İSTANBUL

!f İstanbul Uluslararası Bağımsız Filmler Festivali, on iki yılı geride bırakırken, her yıl hazırladığı

programlarla sağlam bir festival takipçisi yakalayarak 70 bin kişilik bir izleyici kitlesi edindi.

Dünyanın her yanından farklı bakışları sinemaseverlerle buluşturan ve düzenlediği partiler,

atölyeler ve çeşitli etkinliklerle programını zenginleştiren bir oluşum aynı zamanda !f İstanbul.

Her yıl İstanbul’un yanı sıra, Ankara’da ve 2012 yılından itibaren İzmir’de AFM ve Cinebonus

Sinemaları’nda izleyicisiyle buluşan festival, filmleri farklı ve güncel bölümler altında toplayarak

izleyicisine ulaştırıyor. Türkiye’den Kısalar bölümüyle yüzlerce genci bir araya getiren !f İstanbul,

dünyanın farklı ülkelerinden gelen filmler ve genç sinema profesyonellerini davet ettiği !f Inspired

/ Keş!f gibi bölümlerle zihin açmaya devam ediyor.

14-24 Şubat 2013. AFM ve Cinebonus Sinemaları, İstanbul

28 Şubat – 3 Mart 2013. AFM ve Cinebonus Sinemaları, Ankara

1-3 Mart 2013. AFM ve Cinebonus Sinemaları, İzmir

!F İSTANBUL

The !f Istanbul International Independent Films Festival has entered its 13th year of successful films

and programs throughout its festival agenda and has obtained 70 thousand loyal spectators who have

become fans of the festival. It is also a formation which brings together many art and cinema lovers

who come together at parties, workshops and various activities conducted by !f Istanbul.

Besides Istanbul, since 2012 the festival has met with its fans in Ankara and Izmir at the AFM and

Cinebonus Cinema’s with films gathered under current and inspirational categories.

The short films from Turkey category brings together the Turkish youth. Also the !f inspired category

forces young cinema professionals to broaden their minds.

14-22 February 2013: AFM and Cinebonus Cinema’s, Istanbul

28 February – 3 March 2013: AFM ve Cinebonus Cinema’s , Ankara

1-3 March 2013: AFM ve Cinebonus Cinema’s, Izmir


10

SARAJEVO WINTER 2013

Balkanların en önemli disiplinlerarası ve uluslararası festivallerinden biri olarak 1984’den beri Saray

Bosna’da gerçekleştirilen bir festival Sarajevo Winter 2013. Bosna Hersek başkentinde düzenlenen

festival ile ülkenin geleneksel sanat yaklaşımının yanı sıra çağdaş sanat sahnesine, değer verilen isimlere,

yakın coğrafyaya ve katılımcılara da göz atmak mümkün. Sergiler, konserler, görsel sanat performansları,

film ve video gösterimleri, performans sanatları, atölye çalışmaları ve çocuklara özel etkinliklerle dolu

bir programa sahip. Bu yılın özel porgramları arasında Kış Olimpiyatlarına Bakış, 200. Doğumgününde

Charles Dickens, Körler Kütüphanesi, Film Arşiv Tiyatrosu gibi pek çok dikkat çekici başlık da

bulunuyor. Şehrin ünlü sanat adresleri kadar alternatif mekânlarına da yayılan festivalle ilgili detayları

sarajevskazima.ba adresinden takip etmek mümkün. 7 Şubat – 21 Mart 2013. Saray Bosna

SARAJEVO WINTER 2013

Sarajevo Winter 2013 is one of the biggest and most important interdisciplinary and international festivals of the

Balkans, executed in Sarajevo since 1984. This festival is setout in the Capital in Bosnia Herzegovina and apart

from the traditional art approach many contemporary art forms are introduced and accredited names from the

sector are also present at the festival for the audience to admire. The program is full of exhibitions, concerts,

visual art performances, film and video releases, performance arts, workshops and special activities for children.

Among the program of this year is a prospect to the Winter Olympics, Charles Dickens on his 200th birthday,

the Blind People’s Library and Film Archives Theatre. For more detail: sarajevskazima.ba Starting

February 7-March 21, Sarajevo


DQ

12 T R E N D - T R E N D

Avrupa’da

festival &

karnaval kışı

Europe’s

winter

festivals &

carnivals


Önümüzdeki aylarda, baharın gelişine dek Avrupa’nın birçok ülkesi

gelenekselleşmiş festivallere ve karnavallara bir kez daha ev sahipliği

yapmaya hazırlanıyor. Bazılarına sizin için göz attık.

In the coming months, up until the arrival of spring, many European countries

are preparing to host a number of now-traditional festivals and carnivals. Here we take

a closer look at some of them for you.

13

Y A Z I - B Y C E Y L A N Ö Z G E K U N D U Z

Ne: Burning The Clocks

Nerede: Brighton, İngiltere

Ne zaman: 21 Aralık

What: Burning the Clocks

Where: Brighton, England

When: December 21

Londra’dan bineceğiniz bir trenle kısa sürede

ulaşabileceğiniz Brighton’da 21 Aralık günü ülkenin en

ilginç ve sıra dışı festivallerinden biri yapılıyor. “Saatleri

yakmak” anlamına gelen adıyla festival, artık ticarîleşmiş

bir Noel anlayışından bunalanlara panzehir olarak

tanımlanıyor. İnsanlar evde yaptıkları kağıt fenerleri

de alarak bir araya geliyor ve sokakları dolaşıyor. En

sonunda kağıt fenerler Brighton Plajı’nda yakılıyor.

Bir turist olarak değil de halktan biri gibi hissetmek

için fırsatınız olur ve yolunuz Londra civarına düşerse

mutlaka uğrayın.

A city accessible via train from London, Brighton

plays host to one of the country’s most interesting

and unusual festivals on December 21. Burning

the Clocks is considered an antidote for the excesses

of the now-thoroughly-commercialized Christmas.

People wander the streets carrying paper lanterns

before coming together on Brighton Beach to burn

them. It’s the perfect opportunity to feel part of the

local population as opposed to a tourist, so if you

find yourself around London at that time of year,

be sure to stop by.


14

Ne: Patras Karnavalı

Nerede: Patras, Yunanistan

Ne zaman: 17 Ocak-27 Şubat

What: Patras Carnival

Where: Patras, Greece

When: January 17-February 27

Yunanistan, tüm medeniyetle birlikte karnavalların da

doğduğu yer olarak tarihe geçmiş durumda. Bir karnavalı

andıran ilk eğlence ve gösterinin milattan önce 500’lerde,

Yunanistan’da yapıldığına dair bilgiler dünyanın bilinen ilk

karnavalının Diyonisos’un heykelinin bir tiyatro oyunun

açılışı için tapınaktan sahneye taşınmasıyla başladığını

iddia ediyor. Tarihsel öyküsü ne olursa olsun Patras

Karnavalı renkli ve büyüleyici bir gösteri sunuyor. Balolar,

yürüyüşler, gösteriler ve hazine avı oyunları altı haftalık bir

döneme yayılıyor. Ancak karnavalın en can alıcı kısmı, son

haftası. Pazar günü gerçekleştirilen yürüyüşte yaklaşık 300

bin kişi caddelerde dans ediyor ve kostümlü dansçıların

gösterilerini izliyor. Şamandıra şeklinde yapılmış Karnaval

Kralı’nın yakılış töreniyle karnaval sona eriyor. Bu

karnavalı diğer Yunan karnavallarından ayıran en belirgin

özellik ise 160 senedir devam eden Patras’ın yoğun bir

Fransız ve İtalyan etkisi altında bugüne gelmiş olması.

Greece holds the historic title as the birthplace of carnivals

thanks to the first carnival-like event that took place there

around 500 BCE, when a statue of Dionysus was carried

from its temple to the stage to celebrate the opening of

a play at the theater. Regardless of its history, Patras

Carnival is a colorful and captivating spectacle. Balls,

parades, performances and a treasure hunt are spread

out over a period of six weeks. The most crucial part of

the carnival, however, takes place during the last week.

The parade organized on Sunday features 300 thousand

people dancing in the streets and watching the costumed

dancers perform. The carnival is brought to a close by

the burning of the float of the Carnival King. The most

obvious characteristic that separates this celebration from

other Greek carnivals is that it has survived 160 years

despite the heavy French and Italian influences imposed

upon Patras.


Ne: La Tamborrada

Nerede: San Sebastiyan, İspanya

Ne zaman: 20 Ocak

What: La Tamborrada

Where: San Sebastián, Spain

When: January 20

İspanya’nın Bask Bölgesi’nde, San Sebastian’da her yıl

düzenlenen ve sadece bir gün süren davul festivali La

Tamborrada gece yarısından bir sonraki günün gece

yarısına kadar süren, son derece gürültülü bir festival.

Plaza de la Constitucion’dan başlayan ve kentin eski

merkezine kadar devam eden davullu yürüyüşün

yarattığı bu festivalin tohumları bir söylentiye göre

1700’lü yıllarda Fransız işgali sırasında atılıyor. Bir gün

bir fırıncı Iglesia de San Vicente kilisesi yakınlarındaki

çeşmeden fıçısına su doldururken şarkı söylemeye

başlıyor ve önünden geçen bir grup genç kız da, Fransız

askerlerinin çaldığı trampetlerden etkileniyor olsa

gerek, fıçılara vurarak fırıncıya eşlik etmeye başlıyor.

Kalabalık gittikçe büyüyor ve bir yandan yürürken bir

yandan da şarkı söyleyip tempo tutuyorlar. Söylentiye

göre bu şekilde başlayan bu gelenek 300 yıldır devam

ediyor. Raimundo Sarriegui’nin bu özel kutlama için

yarattığı “March of San Sebastian” (San Sebastian

Yürüyüşü) festival sırasında her sene çalınıyor.

Held annually in San Sebastián in Spain’s Basque

region, the one-day drum festival La Tamborrada

is a rather loud celebration that starts at midnight

and ends at midnight the next day. Starting at

Plaza de la Constitución and making its way to

the old city center, this drum parade is said to

date back to the French occupation in the 1700s.

According to legend, one day, a baker started

singing while filling his water barrels from a

fountain near the Iglesia de San Vicente and a

group of young girls walking by were motivated by

the drumming of the French soldiers to accompany

the baker by banging on the barrels. The crowd

started to gather and move, singing and drumming

along the way. They say that the tradition started

that day has evolved over the last 300 years.

The festival also sees the annual “March of San

Sebastián,” which was originated to celebrate

Raimundo Sarriegui.

15


Ne: Venedik Karnavalı

Nerede: Venedik, İtalya

Ne zaman: 11-21 Şubat

16

Ne: Carnaval de Dunkerque

Nerede: Dunkerque, Fransa

Ne zaman: 28 Ocak-10 Mart

Tüm Avrupa’nın en eski karnavallarından biri

olan Carnaval de Dunkerque, 17. yüzyıldan beri

gerçekleştiriliyor. Kasabanın ana geçim kaynağının

balıkçılık olduğu bu dönemde, İzlanda sularına açılmadan

önce gemi sahiplerinin balıkçılar için düzenlediği bir çeşit

şölen olarak başlayan gelenek, bugün tüm kent sokaklarına

yayılan bir geçit törenine dönüşmüş. Bu karnavalın en

ilginç özelliği erkeklerin kadın gibi kadınların da son

derece gösterişli giysiler giymesi. Ringa balığı fırlatma

gibi ilginç yarışmalar da yine festivalin dikkat çekici

özelliklerinden. Geceleri ise kıyafet baloları yapılıyor.

What: Carnaval de Dunkerque

Where: Dunkerque, France

When: January 28 -March 10

One of the oldest carnivals in Europe, Carnaval de

Dunkerque has been taking place since the 17th

century. Originally a celebration held by ship-owners

for fishermen prior to setting out for Icelandic waters

in a time when fishing was the town’s primary source

of livelihood, the carnival is now a giant parade held

throughout the entire city. Its most interesting aspect

is that the men dresses like women and the women wear

fancy dresses. Other notable events include the herring

throwing competition and fancy dress balls.

Venedik’te maskeli baloların geçmişi 13. yüzyıla kadar

gidiyor. Venedik’in kültürünün ve tarihinin önemli bir

parçası haline gelen maskeli balolar yüzyıllar öncesinde

kente gelen yabancı tüccarların tanınmadan gezmek ve

türlü “yaramazlıklar” yapmak için kullandıkları iyi bir

fırsattı. Bugün amaç bu olmasa da karnaval yüzyıllardır

olduğu gibi sıra dışı bir eğlence için harikulade bir fırsat

sunuyor. Karnaval dışında maskelerin Venedik’te ayrı

bir işlevi vardı. Her sınıftan insanın şehir merkezinde

anonim şekilde dolaşmasına izin veriyordu. Her sınıftan

insan tanınma endişesi duymadan kentin sokaklarında ve

kanallarında gönlünce gezebiliyordu. Her sene karnavalda

en iyi maskenin seçildiğini ve jürinin uluslararası maske

tasarımcılarından oluştuğunu hatırlatalım. Belki şansınızı

denemek istersiniz.

What: Carnival of Venice

Where: Venice, Italy

When: February 11-21

Having claimed an important place in Venetian culture

and history, masquerade balls date all the way back to the

13 th century, originating when visiting foreign merchants

wore masks in their quest for anonymity and freedom to

cause mischief. Though the purpose has changed, the

carnival still offers a wonderful opportunity for a wholly

unique experience. The masks have yet another function

in Venice beyond the carnival: they negate population

divides, allowing people from all classes to wander the

town anonymously. Every year at the carnival, a jury of

mask designers from around the world chooses the best

mask – why not give it a shot


facebook.com/nestlepurelifetr


DQ

18 S E Y A H A T - T R A V E L

Yılbaşı

Şehirleri

New Year Cities


Saatler 12’yi vurduğunda nerede olmak isterdiniz Eyfel Kulesi’nin parlak ışıkları

altında mı, Sydney Harbor Bridge’in havai fişeklerle aydınlanan suretinin karşısında

mı, yoksa Rio de Janeiro’nun ünlü plajı Copacabana’nın beyaz kumlarında mı

19

Where would you like to be when the clock strikes midnight Under the twinkling

lights of the Eiffel Tower, opposite the Sydney Harbor Bridge as it’s lit up by

fireworks, or on the white sands of Rio de Janeiro’s illustrious Copacabana beach


20

SİDNEY

Kendini ‘dünyanın yılbaşı başkenti’ diye adlandıran

Sidney bu konuda pek de haksız sayılmaz. Doğu’daki

konumundan dolayı dünyada yeni yıla en erken giren

şehirlerden biri olan Sidney’de yılbaşı çok ciddiye

alınıyor, baştan söyleyelim. Şehir genelinde akşamüstü

başlayan yeni yıl kutlamaları aralıksız devam ediyor;

gece yarısı da liman bölgesi efsanevi bir havai fişek

gösterisine sahne oluyor. Sidney’in ikonik köprüsü

Harbor Bridge etrafında yoğunlaşan havai fişek gösterisi

her yıl 1,5 milyon izleyiciyi liman bölgesine çekiyor

ve dünya genelinde yaklaşık bir milyar kişi tarafından

izleniyor.

SYDNEY

Sydney probably has good

reason for naming itself

‘the world’s New Year

capital’. Let’s make one

thing clear from the start:

the city, which is among

the first celebrants of

the New Year due to its

eastern location, takes this

business very seriously. The

festivities, which begin in

the afternoon throughout

the city, reach a point of

climax at midnight with the

legendary fireworks display

in the harbor area. The

show that centers around

Sydney’s iconic Harbor

Bridge draws 1.5 million

spectators and is watched by

approximately one billion

people worldwide.


BERLİN

Şurası kesin ki Berlin, eğer sokak partilerine

meraklıysanız, Avrupa’da yeni yılı (veya Almanlar’ın

dediği gibi Sylsvester’i) kutlamak için en iyi şehir. Her

yıl yüzbinlerce insan Berlin’in ünlü Brandenburg Kapısı

önünde toplanıp kilometrelerce uzanan bir sokak

partisinin parçası oluyor. Berlin yılın bu zamanında

takdir edersiniz ki biraz soğuk oluyor, ancak şehrin

sokaklarını dolduran Berlinliler ve dünyanın dört

bir yanından şehre akın eden turistler bunu hiç dert

etmiyor. Ayrıca yeni yıl için özel olarak ışıklandırılmış

Brandenburg Kapısı’nın görüntüsü de zihninizden kolay

kolay silinmeyecek.

BERLIN

If you are a fan of street parties, it is for certain that

Berlin is the best city in Europe to celebrate New Year’s

(or, as the Germans call it, Sylvester). Every year,

hundreds of thousands of people congregate at Berlin’

famous Brandenburg Gate to take part in a street party

that extends for miles on end. You can appreciate the fact

that it gets mighty cold in Berlin around this time of year

but this doesn’t deter the Berliners and tourists that flock

from the four corners of the world from filling the city

streets. Believe us when we tell you that you won’t be able

to erase the vision of Brandenburg Gate bathed in light

anytime soon.

21


22

RİO DE JANEİRO

Rio de Janeiro için Karnaval ne anlama geliyorsa yılbaşı

- veya Reveillon- da o anlama geliyor. Her yıl iki

milyon kişi Rio’nun dünyaca ünlü plajı Copacabana’ya

akın ediyor ve bitmek tükenmek bilmeyen bir samba ve

dans çılgınlığı bütün, evet, kelimenin gerçek anlamıyla

bütün şehri sarıyor. Copacabana’yı baştan aşağı donatan

40 tane dev hoparlör, akşam 6’da başlayan müziği

herkese ulaştırma görevini üstleniyor. Dev hoparlörler,

DJ’ler ve dans etmeye hazır iki milyon kişi sayesinde,

Rio’da yılbaşı 12 saatten daha fazla süren dev bir sokak

partisi anlamına geliyor. Ayrıca Rio’da Brezilya’ya

özel Afrika-Güney Amerika karışımı geleneklere de

rastlayacaksınız: bembeyaz giyinmeye, okyanusa çiçek

atmaya ve kumsalda çukurlar kazıp içine mum dikmeye

(belki de bir şişe şampanya bırakmaya) hazır olun.

Saatler gece yarısını vurduğunda koşarak okyanusa

girmekten bahsetmiyoruz bile.

RIO DE JANEIRO

New Year’s – or Reveillon – is just as important to

Rio de Janeiro as the Carnival is. Each year, two

million people flood the world famous Copacabana

Beach and thus begins a never-ending dance and

samba craze that sweeps the entire city. Copacabana

is decked out with 40 giant speakers with the sole

purpose of spreading the music to the masses. With

these giant speakers, countless DJs and two million

people eager to dance, New Year at Rio means

a huge street party lasting well over 12 hours.

An added bonus is the African-South American

traditions unique to Brazil: be prepared to wear all

white, throw flowers into the ocean and dig holes on

the beach to place a candle (or maybe even a bottle

of champagne) in. We haven’t even begun talking

about how you’ll run and jump into the ocean as the

clocks strike midnight.


NEW YORK

New York ve yılbaşı denince akıllara gelen ilk nokta

Times Square. Her yıl kendi şehirlerimizdeki ve

Avrupa başkentlerindeki yılbaşı kutlamaları bittikten

sonra televizyonlarda (tüm dünyada bir milyar kişi ile

birlikte) izlediğimiz Times Square kutlamaları, ünlü

şarkıcıların canlı konserlerine, konfeti yağmuruna,

ışık ve havai fişek gösterilerine, bol bol sarılma ve

büyük bir coşkuya sahne oluyor. Öğle saatlerinden

itibaren yaklaşık bir milyon kişinin doldurduğu Times

Square’deki kutlamaların zirvesi ise ‘gökten inen’, altı

ton ağırlığındaki ışıklı kristal top. Eğer kalabalıklar size

göre değilse de telaşa gerek yok - ‘Big Apple’ın her

caddesi, her sokağı yılbaşı ruhunu size muhtemelen bir

ömür yetecek kadar yansıtıyor.

NEW YORK

When you think of New York City and New Year celebrations,

the first place that comes to mind is, undoubtedly, Times

Square. Each year, as our own festivities and those in Europe

draw to a close, we gather around the television (along with

a billion viewers worldwide) to marvel at the Times Square

celebrations with its live concerts, confetti rain, light and

fireworks displays, lots of hugging and major excitement.

The climax of the celebrations, which are watched by almost

one million people who begin to fill the square as early as

midday, is when the light filled crystal ball weighing six tons

‘descends from the sky’. But don’t fret if you’re not a fan

of big crowds – every street and avenue in the ‘Big Apple’

exude a holiday spirit that will definitely make a lifelong

impression.


24

MADRİD

Barselona bütün ilgiyi üstünde toplasa da, tüm dünya

nasıl eğlenileceğini Madrid’den öğrenebilir. Madrid’de

yeni yıl geleneği büyük, istisnai bir akşam yemeği

ile başlıyor, sonra litrelerce içki eşliğinde sokaklara

taşıyor ve gece yarısından sonra da şehrin tüm bar ve

kulüplerinde devam ediyor. Madrid’de ayrıca saat 12’yi

vururken 12 tane üzüm yeme geleneğiyle tanışacaksınız

(yılbaşı döneminde tüm marketlerde 12’lik üzüm

paketlerinin satılmasının sebebi bu). Madridliler

şehrin Calle Alcala, Gran Via, Chueca gibi sokak ve

meydanlarını doldursa da kutlamalar en çok Puerta del

Sol’de yoğunlaşıyor.

MADRID

Maybe Barcelona does attract all the attention, but

it’ Madrid that can teach the world how to party. A

traditional New Year celebration in Madrid kicks off

with a special dinner, followed by crowds roaming

the streets accompanied by liters of alcohol, and

continues after midnight at each and every bar and club

throughout the city. You will also discover the tradition

of eating 12 grapes as the clock strikes midnight (which

explains the grapes sold in packs of 12 in supermarkets).

Although the crowds fill streets and squares such as

Calle Alcala, Gran Via, and Chueca, the revelries

mostly center on Puerta del Sol.


PARİS

Paris yılın her günü, günün her saati kendine has bir

havaya ve ruha sahip, dünyanın en şahsına münhasır

şehirlerinden biri. Ancak Paris de yılbaşında apayrı

bir havaya sahip oluyor. Sokakları, kurşuni çatıları,

köprüleri, Seine kıyısındaki parkları kar ve yılbaşı

dekorları ile kaplanınca ‘Işıklar Şehri’ yeryüzünde

yılbaşını geçirmek için en güzel noktalardan biri

haline geliyor. Kalabalıklar Eyfel Kulesi önündeki

Champs de Mars Parkı’nda toplanıyor. Elinizde ünlü

Fransız şarapları ile Eyfel Kulesi’nden yayılan ışık

şovunu izleyebilir, veya kalabalıklardan bir nebze de

olsa kaçmak istiyorsanız Champs-Elysées’nin geniş

kaldırımlarındaki yılbaşı kutlamalarına katılabilirsiniz.

Gerçi Paris’te geçireceğiniz yılbaşını unutulmaz kılmak

için ne sokak partilerine, ne kalabalıklara, ne de ışık

şovlarına ihtiyacınız var: Şehrin yılbaşı için hazırlanmış

sokaklarında sadece yürümek bile son derece büyülü

bir deneyim.

PARIS

One can definitely say that Paris is a highly unique

city, which flaunts a distinctive flavor every minute

of every day. That being said, even Paris is immersed

in a special New Year spirit on the last day of the

year. And when the streets, the lead roofs, the bridges

and the parks on the banks of the River Seine are

covered in snow and decorations, the ‘City of Light’

is transformed into one of the most beautiful places in

the world to enter the New Year. The crowds gather at

the Champs de Mars Park in front of the Eiffel Tower.

You could choose to watch the light show originating

from the Eiffel Tower with a glass of renowned French

wine, or join the celebrations on the spacious sidewalks

of the Champs-Elysées. Come to think of it, you

probably won’t need street parties, throngs of revelers,

or light shows for your New Year’s night in Paris to be

memorable: just strolling around the decorated streets

is a magical experience.

25


26

PRAG

Yeni yıl ruhu nedense klasik Avrupa şehirlerine ayrı

bir yakışıyor. Prag da bundan faydalanmasını iyi

beceren şehirlerden. Çek Cumhuriyeti’nin başkentinde

kutlamalar dev bir avluyu andıran, nefes kesici

güzellikteki tarihi şehir meydanında yoğunlaşıyor.

Praglılar, turistlerle birlikte koca meydanı doldururken

kalabalığın etrafını çeviren gotik kiliseler, kuleler ve

diğer yapılar sihirli bir atmosfer yaratıyor. Ayrıca

Prag Kalesi tepeden size bakarken, havai fişeklerin

şehrin siluetinden tığ gibi fırlayan kuleler, kiliseler,

köprüler ve kalelerle birleşmesini ve Vltava Nehri

üzerinden yansımasını izlemek de hayatınız boyunca

unutamayacağınız bir deneyim olacak, garanti

edebiliriz. Ayrıca Çek Filarmoni Orkestrası da şehrin

klasikliğini tamamlamak istercesine Prag Devlet

Operası’nda yeni yıla özel bir klasik müzik konseri

veriyor; meraklılarına duyurulur.

PRAGUE

The spirit of New Year seems to really suit

traditional European cities. And Prague

knows exactly how to make the most of this

phenomenon. The New Year festivities in the

Czech capital are centered in the breathtaking

historic main square. The gothic churches,

towers and historic buildings that surround the

revelers assembled in the square add a magical

quality to the ambience. We guarantee that

you will never forget the scene, under the

watchful eye of Prague Castle, of fireworks

becoming one with the towers, churches,

bridges and castles that make up the silhouette

of the city as it’s reflected on the Vltava

River. And adding to the tradition, the Czech

Philharmonic Orchestra gives a classical music

concert at the Prague State Opera House.


DQ

28 R Ö P O R T A J - I N T E R V I E W

Dünü, bugünü, yarınıyla The past, present and future of

Kültepe

Kültepe kazıları, 65. yılını geride bırakırken dönemin en büyük kenti

olması, çok kültürlü ortamı, zengin ticaret hayatıyla arkeoloji dünyasını

şaşırtan sonuçlar vermeye devam ediyor. Bu yıl Dedeman Holding

sponsorluğunda yapılan kazılarla ilgili merak ettiklerimizi, Kültepe

Kaniş-Karum Kazıları Başkanı Prof. Dr. Fikri Kulakoğlu’na sorduk.

The Kültepe excavations, dating back 4 thousand years is continuing

to make history as artifacts continue to come out of the archeological

excavations in the area. We spoke about the project with Prof. Dr. Fikri

Kulakoğlu, the President of the Kültepe Kaniş – Karum excavation project

sponsored by Dedeman Holding this year.


RÖPORTAJ-INTERVIEW A Y Ş E G Ü L T U N A

Kültepe Kaniş – Karum kazılarının detaylarına girmeden

önce öğrenmek isterim. Şu an 4 ve 5 bin yıllık kültürleri

açığa çıkarıyorsunuz. Arkeoloji sürprizlere gebe; bir o

kadar heyacan ve emek yoğun bir bilim dalı. Yıllardır

sahadasınız. Bize sahanın ruhunu, sizi mesleğinize

bağlayan kilit noktaları paylaşır mısınız

Belirttiğiniz gibi, arkeoloji ve arkeolojinin en temel aracı

kazı, çok yoğun bir mesai gerektiren zor bir iş. Ama bu

zorluğuna karşın bir o kadar da heyecanlı. Arkeolojiye

ve kazıya ‘iş’ demek istemiyorum; çünkü, ona ‘iş’ diye

bakarsanız o zaman heyecanınız yok demektir. Bir de, bu iş

para karşılığı yapılabilecek bir iş değil. Zaten hiç bir zaman

da arkeoloji ,‘para getiren’ bir iş olmamıştır.

Bizim en önemli motivasyonumuz ‘merak’. Ama bu merak

geçici bir heves gibi, sadece ‘o an’ yaşanan bir

şey değil. Merak ettiğiniz şey; sizin akademik

anlamda kafanızı kurcalayan, çözümü için

yıllardır pek çok kişinin kafa yorduğu ve

halen çözülemeyen sorunların cevaplarıdır.

Hayalinizde hiçbir zaman altın, gümüş,

hazine gibi parasal bir buluntu yoktur. Tam

tersine, belki pahada para etmeyen, ama

küçük, belki topraktan, kilden bir buluntu

hayalinizi süsler. Onun içerdiği bilginin,

çözümlenemeyen birçok sorunu çözdüğünü

hayal edersiniz.

Kültepe, Kaniş Krallığı’nın merkezi ve

Asur Ticaret Kolonileri sisteminin Anadolu’daki başşehri

olarak biliniyor. Bugüne kadar arkeoloji dünyası için özel

önem taşıyan nelerle karşılaştınız; bulgular hangi müze ya

da müzelerde izlenebilir

Sistemli bilimsel Kültepe Kazıları , 1948 yılında rahmetli

hocamız Prof.Dr. Tahsin Özgüç tarafından başlatıldı. 2012

yılında 65. yılını tamamladık. Daha ilk mevsim kazılarından

bu yana keşfedilen buluntularıyla Kültepe Kazıları, tüm

bilim dünyası tarafından dikkatle takip edildi. Çünkü, ilk

buluntular dahi, o zamana kadar bilinmeyenleri ve cevapları

bulunamayan pek çok sorunu çözüyordu.

İlk yıllardan itibaren Kültepe’den keyşfedilen en önemli

buluntu grubunu, şimdilerde sayıları 23.500’ü geçen

çivi yazılı tabletler oluşturmaktadır. Bunlar Anadolu’nun

ilk yazılı belgeleri olup, Anadolu’nun ‘tarihi devirlere’

geçişini sağlıyordu. Bunların yanında ele geçen çok çok

özel buluntular da Anadolu arkeolojisinin temel taşlarını

oluşturmakta. Şöyle bir örnek vererek Kültepe’nin önemini

sunmak isterim. Eski Çağ Anadolu’su üzerine yazılmış bütün

Before going into the details of the Kültepe Kaniş-Karum

excavations I would like to state that you are bringing

to light a 4 to 5 thousand year old culture. Archeology is

prune to many surprises and is an exciting and strenuous

discipline. Could you share the spirit you feel on the field,

the motivational factors contributing to scientists

One should not see archeology as a source of income since it

is not an occupation to be done for money. It is not a routine

8 to 5 job either, thus those who have the aims to earn

money and work on a routine basis should not consider going

into archeology. Archeology and excavation is a hard and

intense occupation. But it is also exciting and intriguing. But

you should not look at it as ‘work’ because then all of it’s

excitement would fade away. I enjoy my occupation and my

most important motivational factor is ‘curiosity’.

But this curiosity is not an instant on the spot

thrill. What you wonder about academically is

the answers to the problems for which for many

years many people have been trying to solve.

There is never the will to find gold, silver,

treasure or material substance in mind. On the

contrary maybe a small piece of clay or artifact

found buried under the soil covers your dreams.

You dream of solving the many questions on

the minds of people who have dedicated their

lives to this occupation.

Kültepe is known as the center of the Kaniş

Kingdom and the capital city of the Assyrian Commercial

Colonies in Anatolia. Being a historical and commercial

kingdom it has been the center of excavation for more

than half a century. What have you encountered till

today in your excavations that are of great importance

for the world of archeology Where can we see these

findings In which museums are they exhibited

The systematic scientific Kültepe excavations started in 1948

by our deceased Prof. Dr. Tahsin Özgüç. In 2012 it reached

its 65th year. The findings and pieces obtained from these

excavations have been followed by the scientific vicinity in

great depth. Because even the first findings are able to answer

some of the unsolvable questions.

The 23.500 Cuneiform script tablets are the most important

findings found at Kültepe. These are the first written

documents of Anatolia dating from that period. In order to

understand the pre-historic Anatolian civilization you should

first analyze the findings from Kültepe. The same goes for

understanding the Central Asian, new Mesopotamian and

29


30

bilimsel eserlerde, makalelerde veya kitaplarda Kültepe

en önemli yeri tutar. Kültepe’yi zikretmeden, Kültepe’yi

referans göstermeden böyle bir eser yazmanızın imkanı

yoktur. Dahası, aynı durum, tüm Önasya arkeolojisi, yani

Mezopotamya ve Suriye gibi önemli uygarlıkların yaşadığı

yerler için de geçerlidir. Kültepe’siz Önasya arkeolojisi

olmaz.

Kültepe’de şimdiye kadar keşfedilen onbinlerce çivi

yazılı tablet ve arkeolojik buluntular Ankara Anadolu

Medeniyetleri Müzesi, Kayseri Müzesi ve kısmen de İstanbul

Arkeoloji Müzeleri’nde sergilenmekte. Ayrıca, az da olsa

çeşitli dünya müzelerinde de, 19., 20. yüzyıllarda çıkarılmış

eserler bulunuyor. Tabii ki, sergide olanlar, buluntuların

çok çok az bir kısmıdır. Maalesef, eserlerimizin büyük bir

kısmı müzelerin depolarında, tekrar gün ışığına çıkacakları

günü beklemekte. Sadece Kültepe’de keşfedilmiş eserler ile

en az 10 tane müze kurabilirsiniz. Dahası sadece bulunan

tabletler ile bir o kadar müze kurabilirsiniz. Zaten en büyük

hedeflerimden birisi bir tablet müzesi kurabilmek. Dünyada

böyle bir müze yok.

Yeryüzüne çıkardığınız eserlerin ortaya konduğu 4 bin yıl

öncesinin kültür iklimini özetler misiniz Kanişliler nasıl

yaşardı Nelere inanırdı

Kültepe’nin önemini vurgulayan en özel buluntular,

bizim ‘Asur Ticaret Kolonileri Çağı’ dediğimiz ve kabaca

günümüzden 4 bin yıl öncesine tarihlenen yerleşim

tabakalarından gelmekte. Demin bahsettiğim gibi bu

buluntuların en önemlileri çivi yazılı tabletlerdir. Bu çivi

yazılı tabletlerin büyük bir çoğunluğu ekonomik içerikli;

ancak parasal işlemlerin yazıldığı bu metinler, aynı zamanda

günlük hayatla ilgili çok önemli bilgiler de vermekte.

Örneğin bir boşanma ile ilgili bilgileri biz, bir parasal alacakverecek

ile ilgili bir metinden öğrenebiliyoruz. Çünkü,

boşanma sırasında verilecek nafaka parasal bir aktivite

gerektirdiği için kayda geçirilmiş. Dolayısıyla, o zamanın

Anadolu insanının günlük hayatına ilişkin çok çok özel

bilgileri de bu tabletlerde görebiliyoruz.

Syrian civilizations and their habitats. There cannot be a

Central Asia without Kültepe. The findings and Cuneiform

script tablets can be found at the Anatolian Civilizations

Museum in Ankara, Kayseri Museum and some are at the

Istanbul Archeological Museum.

With the findings at Kültepe alone you can open 10 museums.

And our most important goal is to open a tablet museum.

There is no tablet museum anywhere in the world. And it is a

waste to let these tablets rot in the storage of museums.

Could you summarize the cultural climate of the period

to which these artifacts belong to How did the Kaniş’s

live What did they believe in

The special findings, which state the importance of Kültepe

are from the ‘Assyrian Commercial Colonial Era’ and the

inhabitants living there that date back 4 thousand years.

The most important of the findings are the Cuneiform script

tablets. We can find out about that époque in Anatolia from

these tablets.

Most of these tablets include financial data but this data

gives us insight into the day-to-day lives of the people from

that period. Divorce and alimony problems and such decisions

were engraved on these tablets, thus giving us insight on the

financial and social data of the Kaniş’s.

There are lots of books, information and data on how the

Kaniş’s lived. Kültepe was a metropolitan city of that period.

There were at least 50 thousand people living there. If you

come to think that the world population was only a couple

of million people then its grandeur would be more apparent.

Kültepe is one of the biggest cities in Anatolia and Central

Asia. The inhabitants are also just as rich, developed and

colorful. Not only did the local Kaniş people live there but

also people from different parts of Anatolia lived there as well.

We could compare it to the Istanbul of today. It is also a city

where mixed marriages happened with tradesmen from Syria

and Mesopotamia, who came for commerce, got married and

settled.

It is not only a civilization where local languages such as

Anlayabildiğimiz kadarıyla yapının henüz çeyreğini

kazmış durumdayız. Bu ölçülerde bir yapı

şimdiye kadar Anadolu’da açığa çıkarılmadı.

Aslında, o çağda benzer ölçülerde bir yapı

Anadolu’nun dışında da yok.


“Kanişliler nasıl yaşardı” sorusu, aslında üzerinde ciltlerce

kitaplar yazılmış pek çok bilgiyi içermekte. Ama şöyle

kısaltmak lazım; Kültepe, o çağın bir metropolitan şehri.

En kötü ihtimalle 50 bin kişinin yaşadığı bir büyük şehir.

Dünya nüfusunun bir-kaç milyon olduğunu düşünürseniz,

Kültepe’nin büyüklüğü o zaman ortaya çıkıyor. Kültepe,

Anadolu’nun ve tüm Önasya’nın en büyük şehirlerinden

birisi. İçinde yaşayan insanlar da, o derecede gelişmiş, zengin

ve çok renkli. Çok renkli derken, şunu kastediyorum.

Sadece yerli Kanişli değil, Anadolu’nun pek çok bölgesinden

gelmiş insanları barındıran bir şehir. Aynı zamanda, Suriye

ve Mezopotamya’dan da gelen tüccarların yaşadığı ve hatta

evlenip burada oturduğu bir yer. Sadece Hattice, Hititçe

gibi yerli dillerin değil aynı zamanda Asurca ve Samice gibi

birçok yabancı dilin konuşulduğu bir yer. Tabii böyle çok

renkli, farklı kökenden gelen insanların bir arada oturduğu,

yaşadığı bir yer olan Kaniş’te, çok farklı inanış sistemine

sahip olan insanların da olduğunu kabul etmek gerekir. Hem

yazılı belgelerden, hem de arkeolojik buluntulardan bunun

izlerini görmek mümkün. Yazılı belgelerde, onlarca yerli,

Anadolulu tanrı isimleri geçmekte. Bir de, Mezopotamya ve

Suriye’den gelen kişilerin getirdiği birçok yabancı tanrı ismi

ve tanrılar topluluğu gittikçe kalabalıklaşmaktadır. Bunların

yanında, kazılarda keşfedilen çok sayıdaki dini tapınım

objesi, bu zenginliğin somut örneklerini oluşturmaktadır.

Hemen hemen her evde bulunan bu objeler, yani

heykelcikler, kutsal içki kapları ve mühür gibi tasvirli

eserlerde rastlanan tanrısal semboller, Önasya’nın en zengin

inanış sistemlerinden birine işaret etmekte. Biliyorsunuz;

Hititler için ‘1000 Tanrılı Halk’ tabiri kullanılır. Hititlerin

bu inanış sisteminin kurucusu ve öncüsü, işte Kültepe’de bu

çağdaki oluşumdur.

31

Peki bu dönemde beslenme ve alet çantalarından neler

çıktı

Daha önce de bahsettiğimiz gibi çivi yazılı tabletler, o zaman

insanının beslenme alışkanlıkları hakkında da bilgi veriyor.

Aslında, Anadolu’nun pek çok yerinde olduğu gibi burada a

tahıl ağırlıklı beslenme yaygın. Çivi yazılı belgelerde, tahıl

üretimi ve bunların fiyatlarıyla ilgili bilgiler mevcut. Diğer

taraftan yoğun bir et tüketimi de söz konusu. Yenilebilen

her türlü hayvan, inek, koyun, keçi, kuş ve çeşitli av

hayvanları tüketilmiş. Şehrin gelişmişliği hakkında şöyle bir

örnek verilebilir. Bugün büyük şehirlerde veya kasabalarda

besi hayvanları özel kesim yerlerinde kesilerek, hayvanlar

profesyonel biçimde parçalanarak tüketime sunulmakta.

Kültepe dışındaki kazı yerlerinde ele geçen hayvan

kemikleri kalıntılarına baktığınız zaman, onların gelişigüzel

kesilmiş, belli bir standart göstermeyen kemikler olduğunu

görürsünüz. Kültepe’de ise, toplanan hayvan kemiklerinde

belli bir kesim standartı vardır. Yani et, bir büyük şehirde

olması gerektiği gibi, profesyonel bir kasap tarafından

kesilmiş ve öyle satışa sunulmuştur. Bunun dışında,

şarap, bira, süt gibi içecekler ve yağ, bal, incir, soğan gibi

yiyeceklere ilişkin birçok bilgi mevcut. İlginç bir bilgi olarak

şunu ekleyeyim; çivi yazılı tabletlerde de zikredilen fındığın


32

We obviously came across a monumental

complex. And still we have only been able to

excavate a very small part of this complex. Such

a complex has not yet been found in Anatolia and

maybe does not even exist outside of Anatolia.

Kaniş’te tüketildiğini biliyorduk. Son yıllarda fındığın

arkeolojik bulgularına da kazılarda rastladık.

Peki toplumda kadının konumu nasıldı

Son derece gelişmiş bu metropolitan şehirde kadının rolü

muhakkak ki çok önemliydi. Kadın, çoğu zaman çok özel

bir statüye sahipti. Çivi yazılı belgelerde bu durum çok

bellidir. Tabii ki Asurlu tüccarların, memleketlerinden

getirdiği pek çok alışkanlık ve gelenek, Anadolu kadınının

statüsünü yükseltmiş. Ama diğer taraftan da kadının

Anadolu geleneğindeki konumu, bu yüksek statüde çok

etkili olmuştur. Kadınların ticaret yapabildiği, hatta devlet

yönetiminde yer aldığını biliyoruz. Bazı yazılı antlaşmalarda

kraliçenin de mührünün gerektiği ve öyle yapıldığı biliniyor.

Kazılara 1948’de başlandığını belirttiniz; biraz da

öncesinden bahseder misiniz

Bilimsel dünyada Kültepe’nin tanınması 19. yüzyılda

Avrupa’da, antika pazarında ortaya çıkan ve geldikleri yer

itibariyle ‘Kapadokya Tabletleri’ olarak adlandırılan çivi

yazılı tabletler ve boyalı seramiklerle başladı. İlk bilimsel

makalelerde ve kısa süreli kazılar ile bu eserlerin kökeni

sorgulanmış, ama yeterli bilgi toplanamamıştır. 1925

yılında, Prusya Ordusu’nda görevli bir subay olan Bedrich

Hrozny, araştırma ve kazı yapmak Kültepe’ye gelir. İlk

denemelerinde yeteri kadar bilgi edinememiş olsa da sonraki

çalışmalarında bu eserlerin Kültepe’den çıktığını ispatlar.

Daha sonra sistemli kazılara başlayan hocamız Prof.Dr.

Tahsin Özgüç ise bu eserlerin stratigrafik ve kronolojik

özelliklerini ortaya koyar.

Örenyerinin önemini “Sistemli kazılarda keşfedilen

çivi yazılı tabletlerin Anadolu tarihini başlatttığı

yer olan Kültepe’de sürdürülen kazılar, sadece

Anadolu’nun değil, aynı zamanda tüm eski Önasya’nın

tarihine ışık tutmaktadır” sözleriyle vurguluyorsunuz.

Kazıların geneline baktığınızda dönemin sosyoloji

ve antropolojisine dair sizi en çok heyecanlandıran

çıkarımlar nelerdir

Kültepe’de keşfedilmiş çivi yazılı tabletler, sadece eski

Anadolu tarihini değil, tüm eski Yakındoğu dediğimiz

coğrafyanın da tarihini aydınlatmaktadır. Bu nasıl oluyor

Yani, Anadolu’daki bir şehirde ele geçen veriler, Irak’taki

veya Suriye’deki bir şehrin tarihini nasıl aydınlatabiliyor

Hattusha and Hittite were spoken but also Assyrian and

Sami languages were spoken. With such a multi-cultural

background it is normal to state that there were many different

beliefs and traditions where many cultures assimilated with

each other and made Kaniş what it was.

It is possible to see the traces of this civilization from the

written documents and archeological findings. In the written

documents many Anatolian, Syrian and Mesopotamian God’s

names are mentioned. Also many religious worship objects that

were found during these excavations shows the richness and

cultural cohesion of this civilization. The many artifacts found

in each home such as statutes, Holy Spirit cups and seals and

the God symbols engraved on these objects show the many

different belief systems of that era. These symbols and godlike

symbols points to one of the most enriched belief systems of

Central Asia. The Hittites were called ‘the people with 1000

Gods’. This is due to the development and happenings in

Kültepe during that period.

What came out of their tool boxes from that period and

what were their eating habits

As mentioned before, the Cuneiform script tablets give us

information about the eating habits of the people of that

era. Just like in other parts of Anatolia, wheat plays an

important role in the alimentation of these people. There

is information on wheat production and its prices on these

tablets. There is also a heavy consumption of meat. Cows,

sheep, goats, birds and various game meat were eaten. Like

today they had butcher shops and places where these animals

were cut according to hygienic norms and categorized under

minced, entrecote, chopped and steak meat. This show how

developed this civilization was. Apart from this, beverages

such as wine, beer, milk and oil, honey, figs, and onions were

also consumed. And surprisingly nuts were also consumed back

then.

How was the status of women in society

Women had special privileges and had special statuses. In a

metropolitan city such as Kaniş the role of women was very

important. This is evident in the Cuneiform script tablets. The

Assyrian tradesmen and their traditions and habits improved

the status of women in Anatolia. Women were able to do

commerce, work and even have a role in state affairs. And even


33

Daha önce de belirttiğim gibi günümüzden 4 bin yıl

önce, bugünkü Irak’ta yer alan Asur şehrinden gelen

tüccarlar sayesinde, Anadolu insanı ilk kez yazıyla

tanışıyor. Tüccarların geldiği bu şehir, daha sonraki

çağlarda üzerine yapılan başka büyük yapılar nedeniyle

kazılamaz, araştırılamaz hale geliyor. Dolayısıyla,

Kültepe ile çağdaş tabakaları bugünkü şartlar altında

bilinmiyor. Asur şehrinin 4 bin yıl öncesine ait veriler,

ancak Kültepe’de bulunan tabletlerden geliyor. Aynı

şekilde, o coğrafyanın, o dönemdeki siyasi, politik,

ekonomik ve sosyal hayatına ilişkin verilerini de,

Kültepe sağlıyor. Bu coğrafya sadece Asur veya

Kültepe’yi kapsamıyor. O dönemde ilişkili oldukları tüm

Mezopotamya ve Suriye’yi de içeriyor.

Kültepe kazılarına baktığınızda, buna benzer pek çok

veriyle karşılaşırsınız. Anadolu tarihini başlatan bir yer

olmasının dışında, tüm bölgenin sanat, din ve kültürüne

ilişkin çok özel verileri de burada bulabilirsiniz.

Kazılarımızı son yıllarda ören yerinin tepe kısmında

yoğunlaştırdık. Tepe’de idareciler ve yüksek rütbeli

kişiler oturmaktaydı. Sıradan vatandaşlar ise tepeyi

çeviren aşağı şehirde oturmaktaydı. Bu aşağı şehir sadece

Asur Ticaret Kolonileri Çağı’nda iskan edilmişti. Tepe

ise, en azından 5 bin yıl öncesinden başlayarak oturulmuş

bir alan. Kazılarımızı ‘Tepe’ kısmında yoğunlaştırmaktaki

amacımız, bu çağın daha erken dönemlerine inmek, Asur

Ticaret Kolonileri Çağı’nı hazırlayan evrelere ulaşmak,

yani Eski Tunç Çağı denilen ve günümüzden önce 5 bin

yıllık sürece anlamaktı.

Prof. Dr. Fikri Kulakoğlu


in some international agreements between states the seal

of the queen was needed.

34

You stated that the excavations started in 1948, can

you speak a little about the time prior to 1948

Kültepe’s discovery happened in the 19th century in

Europe in an antiques market where these Cuneiform

script tablets then known as ‘Cappadocia tablets’ were

sold. In 1925 an army officer from Prussia named Bedrich

Hrozny came to Kültepe to do some excavations and

research. Even though he was not able to find the origins

of these tablets he later proved that these cuneiform script

tablets (Cappadocia tablets) came from Kültepe. Later

on in this century our teacher Prof. Dr. Tahsin Özgüç

revealed the chronological characteristics and statistics of

these tablets.

Son yıllarda beni ve tüm heyetimizi heyecanlandıran en

önemli gelişmeler, işte bu kazılarda gerçekleşiyor. Kazılarda

muhakkak idari bir özelliği olan ve şimdilik ölçüleri 70

metreye ulaşan, çok kalın duvarlı, beyaz badanalı anıtsal bir

yapı kompleksini ortaya çıkartıyoruz. Halen de bu kompleksin

çok az bir kısmını kazabildik. Anlayabildiğimiz kadarıyla

yapının henüz çeyreğini kazmış durumdayız. Bu ölçülerde

bir yapı şimdiye kadar Anadolu’da açığa çıkarılmadı. Aslında,

o çağda benzer ölçülerde bir yapı Anadolu’nun dışında da

yok. Bu anıtsal yapının yanında bizi heyecanlandıran bir

başka buluntu grubu da, çok sayıda mühür baskısı bulmamız.

Bulunan mühür baskıları arasında yer alan ‘silindir mühür’

baskıları, bize o dönemde Anadolu’nun uluslararası ilişkilerini

gösteriyor. Yani, Asurlu tüccarlardan yaklaşık 400-500 yıl

kadar önce başka tüccarlar Kültepe’ye gelmiş ve ilk sistemli

ticareti başlatmış olmalılar. Dahası 2012 yılında bulunan iki

çivi yazıtlı silindir mühür, gelen bu tüccarların bu dönemde

yazıyı bilen insanlar olduğunu göstermektedir. Bunun önemi

şudur: Anadolu’da yazı ilk kez günümüzden 4 bin yıl önce

kullanılmıştır. Son kazılarda elde edilen veriler, bize bu

tarihin daha erkene çekilebileceğini gösteriyor. Eğer bu

gerçekleşirse, yani bu anıtsal yapının yaşadığı dönemde çivi

yazılı belgelere ulaşırsak, Anadolu tarihi değişecektir. Bu, kimi

heyecanlandırmaz

65 yıldır desteksiz bir şekilde devam eden kazının ilk

sponsoru Dedeman oldu. Bu destekle sahada neler

değişecek Türkiye gibi tarih zengini bir ülkede, bu

tür bilimsel çalışmalara destek olma bilincinin önemini

belirtmek açısından bunları biraz anlatır mısınız

Kültepe kazıları, 1948 yılında Türk Tarih Kurumu ve Ankara

These excavations and findings in Kültepe bring life

to the history of Central Asia as well as Anatolia you

say, what are the sociological and anthropological

acquisitions from these excavations that excite you

the most

The cuneiform script tablets acquired from Kültepe

not only shed lights on the history of Anatolia but

also its surrounding neighbors such as Iraq and

Syria, which are on the same geographical location.

How do these findings shed light on the history of

our neighbors

Our Anatolian ancestors were introduced to scripts

and writing with the merchandisers who came from

the city of Assyria in Iraq. The information about

Assyria is found on the cuneiform script tablets found

in Kültepe. The economic, social, political, religious

and artistic information about the Assyrian region and

habitants comes from these tablets. It includes the whole

Mesopotamia and Syria regions too.

We have moved our excavations to the hill top in the past

few years since the administrative and higher ranking

population lived on hill tops. The common public lived in

the skirts of the hills. The Assyrian Commercial Colonial

era and the history of this era belong there in the hill

tops. The information obtained from these findings date

back 5 thousand years.

We come against a thick stoned, white washed wall 70

meters under the ground. We obviously came across a

monumental complex. And still we have been only able

to excavate a very small part of this complex. Such a

complex has not yet been found in Anatolia and maybe

does not even exist outside of Anatolia.

State seals were also found in these excavations. These

seals points out that they were used for international

transactions in Anatolia. Most probably other merchants

from other regions must have come to Kültepe and started

trading before the Assyrians did. The seals also prove that

these merchants were literate. Reading and writing existed


Üniversitesi’nin katkılarıyla başlatıldı. Daha sonraları, Kültür

Bakanlık’ı tarafından desteklendi. 2007’den itibaren en

önemli destekçimiz Kayseri Büyükşehir Belediyesi oldu. Bu

vesileyle başta Başkanımız Sayın Mehmet Özhaseki olmak

üzere tüm hemşehrilerimize teşekkür etmek isterim. 2012

yılında ise ilk kez özel bir firma tarafından, sayın Murat

Dedeman şahsında Dedeman Holding, Kültepe kazılarını

destekledi.

Bu, tabii ki bizim için çok özel bir durumdu. Şöyle ki;

ülkemizde yabancı arkeologlar tarafından yürütülen

birçok kazı Türk firmalar tarafından desteklenmekteydi.

Ama, iş Türk kazılarına gelince maalesef bu talebimiz

karşılık bulamıyordu. Dahası, yaptığınız iş ne olursa olsun,

önemsenmiyordunuz. Bu anlamda, bir Türk firmasının

bir Türk kazısını desteklemeye başlaması bizim için çok

önemliydi.

Bir diğer husus ve aslında en önemlisi de, hemşehrimiz olan

bir teşebbüsün bunu yapması. Doğup büyüdüğü toprakların

kültürüne sahip çıkabilmek bambaşka bir duygu olmalı.

Bu vesile ile bizim için manevi anlamı çok yüksek olan bu

destek için, Dedeman Holding’in kurucusu sayın Kemal

Dedeman’ı rahmetle anmak isterim. Son yıllarda muzdarip

olduğumuz, restorasyon, güvenlik, koruma ve diğer projeler

konusunda Bakanlıktan yeterli desteği alamıyorduk. Şimdi ise

bu tür projeleri uygulama potansiyelimiz olacak. Özellikle

Kültepe’nin, başta Kayserili hemşehrilerimiz olmak üzere,

önce ülkemize ve daha sonra da yabancılara tanıtmak

açısından önemli bir gücümüz olacak. Aslında, bu destek, bize

daha çok yük getiriyor. Desteğin hakkını vermek, mahçup

olmamak için tüm Kültepe bilim heyeti olarak çok daha fazla

çalışmak, daha fazla üretmek durumundayız.

Bu çok önemli destek için Sayın Murat Dedeman’a, sadece

Kültepe Kazısı Heyeti olarak değil, bütün Türk arkeologlar

adına da teşekkür etmek isterim. Umarım yakın gelecekte

tüm özel teşebbüs sahipleri, şehirlerinde, doğdukları yerde,

çok önemli kültürel faaliyet gösteren tüm Türk bilim

adamlarına destek olurlar.

4000 years prior to today. So if we are able to reach

documents with nail inscriptions that date back to the era

of this monumental structure, this will change the course of

history in Anatolia. Who wouldn’t be excited by that

Dedeman became the first sponsor of the excavation

that’s been going on without support for the past 65

years. What changes will this support bring about

in the field Could you briefly talk us through the

importance that awareness about supporting such

scientific research holds in a country as historically

rich as Turkey

The Kültepe excavations began in 1948 with the support

of the Turkish Historical Society and Ankara University.

Later, the project also drew support from the Ministry

of Culture. Since 2007, our biggest supporter’s been

the Kayseri Metropolitan Municipality. I’d like to take

this opportunity to thank all of my fellow countrymen,

especially our esteemed mayor, Mehmet Özhaseki. In 2012,

Dedeman Holding became the first private firm to support

the Kültepe excavations, thanks to Murat Dedeman.

This was obviously a very special situation for us. Consider

this: Turkish firms supported many excavations done

by foreign archeologists in Turkey. Yet when it came to

Turkish excavations, unfortunately our requests were met

with no response. What’s more, no matter what you did,

you weren’t taken seriously. In this sense, it was very

important for us that a Turkish firm started to support a

Turkish excavation.

Another point, and perhaps the most important one, is

that this was done by an enterprise that’s from the same

city as us. It must be a wholly unique experience to be

able to take ownership of the culture of the lands where

one was born and grew up. That’s why this support is very

important to us spiritually, and I’d like to pay my respects

to the memory of Dedeman Holding’s founder, the esteemed

Kemal Dedeman. In recent years, we weren’t able to draw

sufficient support from the Ministry in areas where we

were suffering, like restoration, security, protection and

other projects. Now, we’ll have the potential to take on

these projects. We’ll have a significant force to introduce

Kültepe to our nation and later to foreigners, starting with

our fellow Kayseri locals. Actually, this support puts more

weight on our shoulders. In order to do it justice and to

avoid embarrassment, we, as the whole scientific committee

in Kültepe, have to work harder and produce more.

I’d like to thank the esteemed Murat Dedeman for this very

significant support, not only for the Kültepe Excavation

Board but on behalf of all Turkish archeologists, as

well. I hope that all private enterprise owners will soon

begin supporting all Turkish scientists carrying out very

important cultural activities in their own cities and the

places where they were born.

35


DQ

36 Y E M E K - F O O D

Saklı lezzetler

Şehrin arka sokaklarına saklanmış öyle mekanlar, o mekanlarda da

öyle lezzetleri vardır ki bir kere tattınız mı bir daha vazgeçemezsiniz.

Hatta mekandan içeri adım attığınız anda hissedersiniz o tılsımı. İşte

bu mekanlardan birkaçı…

Hidden tastes

There are such hidden and unknown places and tastes in the

back streets of the city that once you get a glimpse of them and

their delights you simply can’t resist going back. You even feel

the synergy the moment you step inside. Here are some of

these delightful places…


37

BeBeQ Ballets

BeBeQ Ballets, Bebek’in popülaritesinden uzak bir lokasyonda,

ufacık bir restoran. Bu, BeBeQ Ballets’nin görünen yüzü. Bir de

tanıştığınızda karşılaşacağınız yüzü var ki dillere destan. Henüz

tanışmamış olanlara ise, BeBeQ Ballets’nin sahibi ve mutfak

şefinin Chaine des Rotisseurs’den şövalye unvanlı uluslararası

gurme Haldun Tüzel olduğunu söylersek bir fikir vermiş oluruz

herhalde. Haldun Tüzel üç yıl önce açtı BeBeQ Ballets’yi.

Dünya mutfaklarından yemekler yapıyor. Menü günlük

olarak değişiyor. Bir gün Fas mutfağından zeytinli, erikli tajin

buluyorsunuz menüde, bir başka gün Güneydoğu mutfağından

Babagannuş… Hint mutfağından chicken tikka massala, Texas

BBQ lezzetleri, Fransız mutfağından Beef Stragonof, Osmanlı

saray mutfağından kavun dolması, vişneli yaprak dolması ve

zeytinyağlılara kadar türlü mutfaklardan türlü lezzetler çıkıyor

BeBeQ Ballets mutfağından. Menüde yemekler günlük olarak

değişse de çorba, et, balık, tavuk ve sebze çeşitleri mutlaka

bulunuyor. Her gün 12.00’de hazır yemekler. 15.00 civarında

ise neredeyse tamamı tükenmiş oluyor. BeBeQ Ballets’nin pek

çok müdavimi var. İşin sırrı Haldun Tüzel’in maharetinde ve

hazırladığı menülerin renginde, hareketinde saklı. Yemeklerin

makul fiyatlarla sunulması da müdavim kitlesini genişletiyor

elbette. 12.00 ila 14.00 arasında uğrarsanız 10-15 dakika

kadar kapıda beklemek ihtimal dahilinde. BeBeQ Ballets

akşamları kapalı. Ancak önceden haber verdiğiniz takdirde

(av etleri için dört gün, diğer mutfaklar için iki gün önceden)

10 kişiden 30 kişiye kadar gruplar için açıyorlar. Av eti, deniz

mahsulleri, suşi, Fransız, Fas ya da Osmanlı saray mutfağından

ne isterseniz... Eve sipariş için ise 24 saat önceden haber

vermeniz gerekiyor. Ne yapın edin bir öğle vakti yolunuzu

BeBeQ Ballets’ye düşürün!

BeBeQ Ballets (0212) 257 70 29 Manolya Sokak 9, Bebek

Pazar hariç her gün 10.00-20.00 arasında açık. Kredi

kartları geçerli.

BeBeQ Ballets

BeBeQ Ballets is a small restaurant further away from Bebek

and its popularity. This is the outside façade of BeBeQ Ballets,

what we see from the exterior. Then there is its legendary

interior façade which you meet as you enter. For those who

haven’t visited it yet it might be sufficient to say that its chef is

Haldun Tüzel, gourmet and certified chevalier from Chaine des

Rotisseurs. Haldun Tüzel opened BeBeQ Ballets three years

ago, which specializes on world cuisines. The menu changes

Daily, one day there might be olive and plum tajin from Morocco,

another day there might be babagannush from Turkey, chicken

tikka massala from India, BBQ from Texas and beef straganof

from France. To top it all, melon dolma, cherry stuffed leaves,

and various types of olive oil hors d’oeuvre dishes from Ottoman

recipes come out of the kitchen at BeBeQ Ballets.

Even though the menu changes daily, soup, meat, fish, chicken

and vegetables are always ready to be served at 12:00 pm but

around 3:00 pm they all finish. It has a lot of frequent customers

and the success behind this lays in the variety of dishes and

colorful menus Haldun Tüzel prepares with great care. The

reasonable prices add to the number of frequent customers.

It is quite busy and crowded between 12 pm and 2 pm and

you will probably have to wait in line. BeBeQ Ballets is closed at

night. But if you give notice in advance you can make a group

reservation for 10 to 30 people and open the restaurant. You

should notify four days in advance if you wish to eat game meat,

and two days in advance for the other cuisines.

Game meat, seafood, sushi, French, Moroccan or Ottoman

cuisine, whatever you wish exists. You should call 24 hours in

advance for home take-away. Do make time to visit BeBeQ

Ballets because it is worth it.

BeBeQ Ballets (0212) 257 70 29 Manolya Street 9, Bebek

Open every day except Sunday between 10 am and 8 pm

Credit Cards are valid.


38

Klemantin

Bağdat Caddesi’nin çok da hareketli sayılamayacak tarafında,

Çiftehavuzlar’da; üstüne üstlük cadde üzerinde değil, ara

sokaklardan birinde konuşlanmış bir pasta evi Klemantin.

Genç şef Deniz Orhun’un başarısı mekanın konumunu göz

ardı etmeniz için yeterli. Bir pasta evinden çıkabilecek her şey

ve çok daha fazlası var Klemantin’de. Poğaçalar, börekler,

kişler, unsuz kekler, envai çeşit kurabiye, çikolata, macaron,

pasta, cheesecake ve daha neler neler… Hele bir karamelli

cheeseake’leri var ki müptelası olacağınızı garanti ediyoruz.

Klemantin’de, hiçbir üründe katkı maddesi kullanılmıyor,

dolayısıyla her şey günlük olarak hazırlanıyor. Mutfaklarına

margarin girmiyor, sadece tereyağ ve sıvıyağ kullanıyorlar.

Çocuklar, sağlıklı beslenme peşinde olanlar, katkı maddesine

alerjisi olanlar buradaki her şeyi gönül rahatlığıyla tüketebilir.

Sipariş üzerine nişan, düğün, doğum günü gibi özel günler

için pasta başta olmak üzere istediğiniz her şeyi hazırlıyorlar

sizin için. Pazartesi günü çalışmıyorlar. Pazar günleri ise erken

kapatabiliyorlar, gitmeden aramakta yarar var.

Klemantin (0216) 467 21 24 G-3 Sokak Hanem Apartmanı

4A, Çiftehavuzlar Pazartesi hariç her gün 08.00-19.00

arasında açık. Kredi kartları geçerli.

Klemantin

Klemantin is a patisserie (bakery) located in one of

the cross streets in Çiftehavuzlar, on the quieter

part of Bağdat Boulevard. The success of its young

chef Deniz Orhun suppresses this minute location

disadvantage. Klemantin is a lot more than just a

simple bakery. From tasty treats like flaky pastry

(poğaça), flans (börek), quiches, floorless cakes,

various cookies, chocolate, macaroons, wet cakes,

to cheesecakes and more; the caramel cheesecake

especially is to die for. No additives are used at

Klemantin and thus everything is prepared on a daily

basis. Only butter and vegetable oil are used. Children,

healthy eaters, and those who are allergic to additives

can eat at Klemantins with a clear mind. Fiancees,

weddings, birthday and special day cakes and menus

are prepared upon order. It is closed on Mondays and

sometimes they leave early on Sunday.

Klemantin (0216) 467 21 24 G-3 Street, Hanem

apartment 4A, Çiftehavuzlar Open every day

except Mondays between 8 am and 7 pm Credit

Cards are valid.


39

Sihirli Spatula

Masal kitaplarından bir sayfa… Sihirli Spatula’dan içeri adım

attığınız anda bu hisse kapılıyorsunuz. En güzel yanı ise

gördüklerinizin hayal değil, gerçek olması. Acıbadem’in ara

sokaklarından birinde ufak, sevimli mi sevimli bir dükkan burası.

Mutfağından çıkan lezzetler ise mekanın adıyla birebir örtüşüyor;

her biri adeta sihirli... Sadece gördükleriniz değil, etrafı saran koku

da oldukça cezbedici. Cheesecake’ler, muffin’ler, tartlar, kişler,

tatlı&tuzlu kurabiyeler, pastalar… Pastaları çok rağbet görüyor.

Düğün pastaları, esprili pastalar, çocuklar için eğlenceli maketler

de var. 15-20 kişilik çocuk doğum günleri için de son derece

müsait bir yer burası. Mekânın sahipleri ikiz kardeşler Ayça ve

Gökçe İlkel, diyetisyen Aysun-Murat Gökçen danışmanlığında

sipariş üzerine diyet tuzlular ve tatlılar da yapıyorlar. Sihirli

Spatula’nın sihirli lezzetleri mutlaka tadılmalı. Yolunuz düşmezse

arayın onlar gelsin.

Sihirli Spatula (0216) 428 38 28 Acıbadem Caddesi Palmiye

Sokak 1, Acıbadem Pazar 09.00-20.00, diğer günler 09.00-

21.00 arasında açık. Kredi kartları geçerli.

Sihirli Spatula

The moment you step foot into Sihirli Spatula (Magical Spatula)

you feel as if you have opened a page from a fairy tale book.

The best thing about it is that what you see is real and not

imaginary. It is a small and cute shop in one of the cross streets

of Acıbadem. And the dishes presented here definitely suit its

name since they are all very magical, not to mention the enticing

savour engulfing the entire shop. Cheesecakes, muffins, tarts,

quiches, sweet & salty cookies, and cakes are baked fresh daily.

Wedding cakes, humor cakes, model cakes for children are also

sold at Sihirli Spatula. It is perfect for children birthday parties.

Diet cakes and sweet & salty cookies are also available upon

order. The twin sisters Ayça and Gökçe İlkel accomplish this

with the consultancy of dietician Murat Gökçen. If it is not on

your way, give them a call and they shall come to you.

Sihirli Spatula (0216) 428 38 28 Acıbadem Boulevard,

Palmiye Street 1, Acıbadem Open on Sundays between

9 am and 8 pm, and Monday through Saturday between

9 am and 9 pm Credit cards are valid.


40

Meşhur Köfteci

Recep Usta

Çengelköy’ün dar sokaklarından birinin hemen girişinde, sıkı

müdavimleri olan ufak bir köfteci dükkanı burası. Şehrin en temiz,

en iyi pişmiş leziz minik köftelerini burada yiyebilirsiniz. 1951’de

Recep Güldiken’in açtığı dükkânı şimdi oğlu Yavuz Güldiken

çalıştırıyor. Yavuz Bey sadece köfteleri hazırlamakla kalmıyor,

ocağın başında kendisi pişiriyor. Misafirlerini tek tek selamlayıp

hatırlarını sorarken gösterdiği nezaketten ve üslûbundan İstanbul

beyefendilerinden olduğunu anlıyorsunuz. Köfteleri ızgaranın

üzerine dizişindeki ustalığı profesyonelliğinin, bembeyaz önlüğü

ise titizliğinin kanıtı. Köftenin yanında piyaz, çoban salata ve ev

yapımı ayran iyi gidiyor. Tatlı faslına geçeceklere tel kadayıf tavsiye

ediyoruz. Dilerseniz köftelerinizi paket olarak da alabilirsiniz.

Meşhur Köfteci Recep Usta (0216) 321 49 77

Cakalı Sokak 4, Çengelköy Çarşamba hariç her gün 12.00-

20.00 arasında açık.Kredi kartları geçerli.

Famous Meetball

Shop Recep Usta

It is a small meatball shop with frequent customers

located in a narrow street in Çengelköy. You can eat

the most delicious meatballs of the city here. Recep

Güldiken opened this shop in 1951 and now his

son Yavuz Güldiken is running it. Not only does he

prepares the meatballs but he also cooks them. You

understand from his poise and politeness that he is a

true Istanbulite gentleman. His shop is clean and neat

which is evident from his clean apron. Bean salad,

greeneries and ayran (yogurt drink) go well with the

meatball dish and one must have the tel kadayıf for

desert. Famous Meetball Shop Recep Usta

(0216) 321 49 77 Cakalı Street 4, Çengelköy Open

every day between 12 pm and 8 pm Credit Cards

are valid.


Kosinitza

42

Boğaz’ın tüm samimiyetini hissettiren Kuzguncuk’ta, ara

sokaklardan birinde ufacık samimi bir mekan Kosinitza. Deniz

ürünleriyle arası iyi olanların kaçırmaması gereken lezzetler var

menüde. Kosinitza’ya gitmeye karar verdiğinizde değişikliklere

hazır olun. Hiç tatmadığınız bir lezzetle karşılaşabilir ya da

yakından tanıdığınız bir deniz ürününü yeniden keşfedebilirsiniz.

Levrek, kılıç, dülger, sinarit, lagos, kefal, sardalya, dil, barbun

ve ıstakoz… Thermidor usülü (konyak ile flambe edilerek ızgara)

ıstakoz ya da ıstakozlu makarna da yapıyorlar. Bakla püresi

yatağında St. Jacques, karides, langustin gibi kabuklu deniz

mahsulleri, güveçte baharatlı akya balığı, milföy hamuru ile karides

ve enginarlı börek, güveçte hiç yağsız sebzeli levrek yahni de

Kosinitza lezzetleri arasında... Denizden gelen lezzetleri Akdeniz’li

bir anlayışla yorumlayan Kosinitza’nın harika bir çorba menüsü

de var. Marsilya’dan Bouillabaisse, İspanya Katalan Mutfağı’ndan

Zarzuela, İtalya Linguria’dan Cioppino, bir başka İtalyan

Cacciucco, Yunan Mutfağı’ndan Kakavia ve Fransızların meşhur

Bourride’i… Henüz keşfetmeyenlere duyurulur!

Kosinitza (0216) 334 04 00 www.kosinitzarest.com

İcadiye Caddesi Bereketli Sokak 2/A, Kuzguncuk

Pazartesi kapalı; pazar 14.30-22.00, diğer günler 12.00 –

23.00 arasında açık. Kredi kartları geçerli.

Kosinitza

Kosinitza is a cozy little restaurant in one of the little streets

of Kuzguncuk, overlooking the Bosphorous. People who love

seafood should pay a visit to Kosinitza and be prepared for

a gourmet experience. The palate presented on the menu is

simply mind blowing. Sea bass, sword fish, dory, grey mullet,

sinarit, lagos, sole, red mullet and lobster; they also make pasta

with lobster a la Thermidor (grilled lobster flambé with Cognac),

St. Jacques on a mash of fava beans, shrimps, langoustines

and other seafood products. Spicy akya fish casserole and

shrimp, artichoke stuffed milföy pastry, oil free sea bass and

vegetable stew are also among the many dishes at Kosinitza. It

also has a great variety of soup dishes, like bouillabaisse from

Marseille, zarzuela from the Spanish Catalan cuisine, caccacio

and cioppino from Linguria-Italy, kakavia from Greece and

bourride from France.

Kosinitza (0216) 334 04 00 www.kosinitzarest.com

İcadiye Boulevard, Bereketli Street 2/A, Kuzguncuk

Closed on Monday; Open Sunday between 2:30 pm and

10 pm, other days between 12 pm and 11 pm

Credit Cards are valid.


OMG

43

OMG

Batı Ataşehir’in Barbaros mevkiinde, aramadan bulunamayacak

bir mekan OMG. Restoranın sahipleri Aykut Altın, Levend

İşanlar ve Önder Moğol... Yıllardır ‘muhabbette’ olan bu

üç ortak Anadolu’nun çeşitli yerlerinde yıllar içinde severek

yedikleri yemekleri modernize ediyor ve OMG’de sunuyorlar.

Temel konsept Akşehirli ustalar Samet ve Kenan’ın ellerinden

Anadolu’nun fırın lezzetleri üzerine kurulu. Bu fırında pişen 120 cm

uzunluğunda, incecik pideler çok özel bir hamurla yapılıyor. Beyaz

unun yanı sıra sarı un ve kepekli unun da olduğu dört farklı un

kullanıyorlar. Menüde klasik Konya pidelerinden kıymalı olan etli

ekmek, kuşbaşılı olan bıçakarası ve Konya’da Mevlana adı verilen

ancak burada Meram adıyla menüde yer alan kıymalı-peynirli

var. Enfes iki icatları pastırmalı humuslu ve kokoreçli pide ise

mutlaka denenmeli. Hatay işi tuzda tavuk favori yemeklerinden.

Gitmeden iki saat önce haber vermenizde yarar var, zira yapılışı

bir saat 45 dakika kadar sürüyor. Kuzu tandır ya da diğer adıyla

Konya Fırın Kebabı kuzu yemeyenlerin bile pişman olmayacakları

lezzette... Kuş üzümü, fıstık ve kuzu ciğerle yapılmış iç pilavla

servis ediliyor. Firik pilavı ve Kayseri’den gelen çavdar ve arpa

bulgurunun da içlerinde olduğu pilavları isterseniz ayrıca da

sipariş edebiliyorsunuz. Tuzda tavuk ve kuzu tandırdan yaptıkları

dürümlerinin lavaşlarını kendi fırınlarında hazırlıyorlar. Sebahat

Ustanın mantısı ve Adana usulü haşlama içli köfteyi özellikle

tavsiye ediyorlar. Tüm yemeklerden önce masaya gelen minik

tabağın bir bölümünde ham haliyle Hatay’ın kırma zeytini Cunda

zeytinyağı içinde geliyor; bir bölümünde ise acur turşusu ve zahter

var. Kuru çiçek bamya çorbası, kabak borani çorbası, ayvalı

portakallı kereviz, pırasa dolması ve soğan dolması, yoğurtlu

pancar da et yemek istemeyenlere alternatif… Nev-i şahsına

münhasır Niğde gazozunu şuruplarıyla denemeniz tavsiyemiz.

Özellikle nane şurubuyla yapılan Niğde Menta ve kavun şurubuyla

yapılan Niğde Melon…

OMG (216) 470 12 12 omgyoresel.com

Mimar Sinan Caddesi Timur Sokak 2, Barbaros/Batı

Ataşehir Her gün 11.00-22.00 arasında açık. Kredi kartları

geçerli.

OMG is an easy to find place located in the Barbaros quarter

in West Ataşehir. Aykut Altın, Levent İşanlar and Önder Moğol,

are the three partners who wanted to modernize the dishes

they love from various parts of Anatolia and present them at

OMG. The main concept is based on dishes baked in firewood

stoves. The 120 cm special pides (typical Turkish dish, thin

and long pastry with garnish on top, baked in firewood stove)

are made out of a special kind of flour. Consisting of white,

wheat and yellow flour this combination makes the pides

delicious. A variety of pides from Konya can be found in the

menu. Some of them are meat bread made of minced meat,

bıçakarası which is made of lamb and Meram which is made

of minced meat and cheese. Their two original makings are the

roasted sheep intestines and humus, pastrami pides. Chicken

in salt is a favourite as well. Lamb tandoori served with stuffed

rice full of currants, pistachios and lamb liver is a delight. Firik

rice (green whole wheat rice) and rye and wheat rice from

Kayseri can also be ordered here. The Turkish ravioli (mantı)

and Adana style boiled stuffed meatball prepared by Sebahat

Usta is also recommended. Before the main dish many side

dishes are served. Olives from Hatay in olive oil from Cunda,

acur pickles and Zahter are on the house. For vegetarians

and vegetable lovers, dry flower okra soup, zucchini soup,

quince and orange celery, stuffed leek and stuffed onion, and

beets with yoghurt are among the many alternatives. The

Niğde Menta is a mixture of soda pop and melon syrup and

something everyone should try.

OMG

0 (216) 470 12 12 omgyoresel.com Mimar Sinan

Boulevard, Timur Street 2, Barbaros/Batı Ataşehir Open

every day between 11 am and 10 pm Credit cards are

valid.


DQ

44 K E N T - C I T Y

Buzlar Şehri

Erzurum

Kayak destinasyonları arasında son senelerde iyice sivrilen Erzurum’a

ayak basan Serra Gürçay, kabuk değiştiren bir şehir ve dünya

liginde kayak pistleri ile karşılaşıyor.


Ş

ehir merkezine giden çift şeritli bulvarlar, süs havuzlu

meydanlar, alttan aydınlatma ve üzeri buz tutmasın diye

ısıtmalı kaldırımları ile Erzurum son senelerde ciddi bir

makyajdan geçti. Tüm bu değişimin en önemli nedenlerinden

biri 2011’de Erzurum’da yapılan Universiade (üniversiteler arası

olimpiyatlar) organizasyonu. Aslında Erzurum eski çağlardan beri

geniş toplulukların hep dikkatini çekmişti. Eskiden Selçuklu’ların

başkentiyken onlardan miras kalan: ‘iki dünya arasında köprü ve

şehirlerin koruyucusu’ anlamına gelen çift başlı kartal Erzurum’un

sembolü olmaya devam ediyor. Bu toprakların büyüttüğü savaş

kahramanı Nene Hatun ise bölge kadınının güçlü karakterine iyi bir

örnek. Aziziye tabyasında türbesi bulunan zamanının devrimcisi

Nene Hatun, 1877 senesinde Osmanlı ve Ruslar arasında çıkan

savaşta yeni doğmuş bebeğini evde bırakıp cephede kahramanlık

göstermiş ve Türk kadınının güç sembolü olmuştu. Bugün işte aynı

Erzurum’da, ayağına kayaklarını takmış Palandöken’in tepelerinden

aşağıya cesurca kayan genç kızlara rastlamak mümkün. Erzurum

kültürel olarak uzun süre yerinde saymış olmanın sancılarını

hala çekse de, genç neslin kayak sporuna artan ilgisi, uluslararası

organizasyonlar, altyapı çalışmaları ve her sene artan turist sayısı

Erzurum’un önemli bir kış destinasyonu haline geldiğinin kanıtları.

45

Serra Gürçay visits Erzurum, which has recently been on the rise as a skiing destination,

and is welcomed by a city in transformation and world standard ski slopes.

Erzurum:

The City

of Ice

W

ith its four-lane boulevards leading in to the city center,

town squares decked out with fountains, decorative lighting

and in-ground heating to prevent ice on the sidewalks, it’s

obvious that Erzurum has recently gone through a major facelift. One

of the most important factors has been the intercollegiate olympics

event Universiade, that was held in Erzurum in 2011. Erzurum has,

in fact, been a center of attraction for large populations throughout

history. The city was the capital of the Seljuks and still uses their

two-headed eagle, representing ‘a bridge between two worlds and

the protector of cities’ as its symbol. Erzurum’s own historical folk

heroine Nene Hatun is a perfect example to the strong character of

the region’s women. The revolutionary Nene Hatun legendarily left

her new-born baby to join the war front during the Turco-Russian war

of 1877 thus becoming a symbol of the strength that Turkish women

possess. In today’s Erzurum, young girls courageously take on the

slopes of Palandöken with their skis. Although Erzurum still suffers

the consequences of having initially stagnated culturally, the young

generation’s growing interest in skiing, international organizations,

developing infrastructure, and the increasing rate of tourism are all

proof that the city has become a prime winter destination.


46

Palandöken’de Kar Keyfi

Aslında Erzurum’un kış sporlarıyla turizme

açılması 20 seneyi buldu. Palandöken Kar

Sporları Merkezi 3271 metre rakımda 5

telesiyej, 1 teleski, 2 baby lift ve 1 gondola

sahip. Snowboard’cular için Türkiye’nin

ilk ‘half pipe’ ve ‘boarding cruise’ pistleri

de burada. Sadece Palandöken Kar Sporları

Merkezi’ne son senelerde 45 milyon TL’lik

bir yatırım yapıldı. Şu an Palandöken’de beş

otel bulunuyor. Bunlar arasında özellikle

Dedeman Palandöken pistlerin tam içinde

yer alıyor. Palandöken’in havaalanına çok

yakın olması, uçaktan inip kayak pistlerine

sadece 20 dakikada ulaşım imkanı sağlaması

kış turizmi için büyük bir avantaj.

Kayak ile Atlama Kuleleri

2011 yılında Kiremitliktepe’de inşa

edilen Türkiye’nin ilk, Avrupa’nın ise en

yüksek kayakla atlama kulelerinin ne Orta

Doğu’da ne de Balkanlar’da bir eşi var.

Gece ışıklandırılan iki kulesi ve iki atlama

rampası, üç antrenman rampası bulunan

yapı şehrin siluetine modern bir özellik

kazandırmış. Yapının içinde restoran ve

sporcular için düşünülmüş misafirhane de

mevcut. Kulelerin en tepesine tırmanıp

bakınca Atatürk Üniversitesi’nin büyük ve

yeşil kampüsü görülüyor.

Erzurum Merkez

Dar sokaklarda oltu taşı atölyelerinin

arasından geçerek kısaca Taşhan diye

adlandırılan Rüstem Paşa bedestenine

varılıyor. Erzurum’a özel siyah renkte yarı

kıymetli oltu taşı fosilleşmiş reçinelerden

elde ediliyor. Özellikle gümüşle

birleştiğinde çok şık duruyor. Şehrin içi

tarihi binalar ile dolu: 1179’dan kalan Ulu

Cami ve 13 yüzyılda yapılmış yanındaki

Çifte Minareli Medrese, Selçuklu taş

işlemeleri ile bezenmiş iki büyüleyici

yapı. Şehrin ana caddesi Cumhuriyet

caddesinden (halk arasında mecburiyet

caddesi deniyor) Saat Kulesi’nin de

bulunduğu yöne doğru ilerleyin. Oltu

taşı atölyeleri ve eski evlerin içine de

Skiing at Palandöken

It’s been 20 years since Erzurum welcomed

its first tourists for winter sports. Palandöken

Snow Sports Center, located at an altitude

of 3271 meters boasts 5 chairlifts, one ski

lift, two baby lifts and a gondola. Turkey’s

first half pipe and boarding cruise slopes for

snowboarding were also built here. Investment

in Palandöken Snow Sports Center in the past

few years has reached 45 million Turkish

Lira. The resort currently has five hotels.

Among those, the Dedeman Palandöken is

located right on the slopes. Another great

advantage of Palandöken in terms of winter

tourism is its proximity to the airport; which

means visitors can hit the slopes within a

mere twenty minutes of leaving the airport.

Ski Jumping Towers

Turkey’s first jumping towers erected at

Kiremitliktepe in 2011, are the highest ski

jumping towers in Europe. They have no

equivalent in the Middle East or the Balkans

either. The structure, which is made up

of two towers that light up at night, two

jumping slopes and three training slopes, has

added a modern look to the city’s silhouette.

The structure also has a restaurant and a

guesthouse for visiting athletes. You can even

catch a glimpse of the lush campus at Atatürk

University from the very top of the towers.

Central Erzurum

Winding through the narrow streets, pass the

traditional black stone workshops, you reach

the Rüstem Pasha covered bazaar, also known

as Taşhan. Erzurum’s famous semi-precious

black stone is made out of fossilized resin and

looks absolutely beautiful when combined

with silver. The city is full to the brim with

historical buildings: the Ulu Cami Mosque

constructed in 1179 and the adjoining

Çifte Minareli Medrese (Madrasa With Two

Minarets) from the 13th century, are just two

fascinating examples of structures displaying

Seljuk stonework. As you walk down the main

boulevard, Cumhuriyet Street, towards the

Clock Tower, drop by the stone workshops

and historical houses before stopping at

Ulu Cami. The mosque’s wooden ‘dovetail’

ceilings, shaped like sparrow nests, serve

as natural air conditioning units and help


47

girdikten sonra Ulu Cami’ye mutlaka uğramak

gerek. Caminin ahşap Kırlangıç tavanları çok

ilgi çekici. Kırlangıç yuvası şeklinde yapılmış

tavanlar, doğal klima görevi görüyor ve

yapıların nefes almasını sağlıyor. Ulu Cami’nin

içinin nasıl bu kadar temiz olduğunu ve mis gibi

koktuğunu şimdi daha iyi anlamak mümkün.

Binanın sadeliği, yakutlar ve Erzurum taşıyla

bezenmiş ahşap minberi gerçekten de etkileyici.

Erzurum Lezzetleri

‘Erzurum Evleri’ 11 adet yöresel evin

birleştirilerek restorana dönüştürülmüş mekânın

ismi. Yöresel lezzetlerin köy evi geleneğine

uygun olarak yer sofralarında sunulduğu

bu restoran üzeri tamamen kapatılmış bir

sokakta yer alıyor. Duvarları antika hedikler

(karda batmadan yürümek için ayağa takılan

kafesli alet) süslüyor. Buranın çağ kebabı çok

meşhur. Şehir içinde Lala Paşa Cami’nin hemen

karşısında tarihi bir başka adres ise Güzelyurt

Restoran. Klasik tarzdaki mekan 1928 yılında

ilk kez kapılarını açmış. Yemekler lezzetli,

servis çok iyi. Buranın bir diğer özelliği de

şehirde alkol servisi yapan ailecek

gidilebilecek tek yer olması. Kebap çeşitleri

ve bölgeye mahsus kadayıf dolması denemeye

değer.

structures breathe. This is why the interior

of Ulu Cami is so clean and smells so good.

The simplicity of the building, together with

the wooden pulpit encrusted with rubies

and Erzurum’s own stone is absolutely

breathtaking.

Flavors of Erzurum

A great place to try regional specialties

on floor tables is the restaurant called

‘Erzurum Evleri’ which is actually made

up of 11 traditional houses. The houses

have been restored and joined together,

while the street they lie on has been closed

off to create little, cheerful spaces. The

restaurant, whose walls are decorated with

antique snowshoes, is most famous for its

‘çağ’ kebabs. Another historical place to try

is Güzelyurt Restaurant, located downtown,

straight across from the Lala Paşa mosque.

This traditional restaurant opened its doors

in 1928 and has both good food and good

service. An advantage to dining here is that

it’s the only family restaurant in the city

that serves alcohol. Make sure you try the

kebab varieties and the regional specialty,

‘kadayıf dolması’; angel hair pastry in

syrup.


48

Nerede Kal›n›r

Dedeman Palandöken Ski Lodge ve Dedeman Palandöken

(0442) 317 05 00 / (0442) 316 2414 Palandöken Kayak Merkezi, Erzurum

Erzurum’da Dedeman’›n sizlere sundu¤u iki ayr› konaklama seçene¤i var. Havaalan›na 17, şehir

merkezine 8 km uzakl›ktaki Dedeman Palandöken Ski Lodge, az alternatifli Palandöken konaklama

seçenekleri içinde en ideali. Fitness salonu, bilardo ve kapal› yüzme havuzuyla, kayak d›ş›nda da

sporun her çeşidine f›rsat veren otel, şömine baş› sohbetleri yapabilece¤iniz s›cac›k bir ortam

sunuyor. 66 konforlu odas›, bar ve restoranlar›, güleryüzlü servisiyle Dedeman Palandöken Ski Lodge,

kayakseverlere iyi bir tatili garantiliyor. Dedeman Palandöken ise, 183 odas›yla hizmet veriyor. Ayr›ca;

kapal› yüzme havuzu, kayak pisti, farkl› uzunluklarda 9 lift, solaryum, sauna, masaj, bilardo salonu,

spor ve sa¤l›k kulübü, kuru temizleme gibi hizmetler sunuyor.

Where to stay...

Dedeman Palandöken Ski Lodge and Dedeman Palandöken

(0442) 317 05 00/ (0442) 316 2414 Palandöken Ski Center, Erzurum

Dedeman offers two different accommodation selections in Erzurum. 17 km from the airport and

8 km from city center, Dedeman Palandöken Ski Lodge is the ideal choice among Palandöken’s

limited accommodation options. It has a fitness area, billiards and indoor swimming pool. The hotel

offers many alternatives to skiing and is the perfect place to sit and chat by the fireplace. With its 66

comfortable rooms, bar and restaurants, pleasant service, Dedeman Palandöken Ski Lodge guarantees

a perfect holiday for snow and ski lovers. Dedeman Palandöken has 183 rooms as well as an indoor

swimming pool, ski slope, 9 chair lifts of different lengths, solarium, sauna, massages, billiards

lounge, sports and health clubs, and dry cleaning.


DQ

50 H O B İ - H O B B Y

Buz

Devri

The Ice Age

Önümüzdeki birkaç ay boyunca Whistler Blackcomb,

Kitzbuhel, Zermatt gibi dünyaca ünlü kayak merkezleri depresif

kış aylarından sıkılan pek çok tatilcinin akınına uğrayacak.

For the next few months it is expected that popular ski

destinations like Whistler Blackcomb, Kitzbühel and Zermatt

will be flooded by tourists who are bored during the gloomy

winter months.

YAZI-BY B A R I Ş D E D E

P

ek çoğumuzun coğrafya derslerinden hatırlayacağı üzere, Türkiye’nin özellikle

doğusu, tatilini kayak ve snowboard gibi kış sporları ile geçirmek isteyenler için

cennet niteliğinde. Erzurum Palandöken, Kayseri Erciyes gibi kayak merkezleri,

kış aylarında Türkiye’yi tercih eden tüm tatilcilere hem eğlenme hem dinlenme fırsatı

sunuyor.

Dünyadaki ve Türkiye’deki belli başlı kayak merkezleri bu mevsimde olimpik

sporculardan, elinde kiralık kayak malzemesiyle eğitmeninin koluna girmiş tatilcilere

kadar her seviyede kayak meraklısını ağırlıyor. Peki birçok dünyaca ünlü, olimpik tescilli

kayak merkezinden size hitap eden hangisi

A

s many of us will remember from our geography classes the eastern parts of Turkey

offer a paradise for people who want to spend their holiday doing winter sports such

as skiing or snowboarding. Ski centers like Erzurum Palandöken and Kayseri Erciyes

welcome holidaymakers who preferred Turkey to rest and enjoy themselves throughout winter.

Ski resorts in Turkey and around the world invite visitors of all levels of skill, from Olympic

athletes to amateurs skiing behind an instructor with their rented equipment. Which of these

world-renowned, Olympic-certified ski destinations appeal to you


Kitzbühel

Avusturya’nın Tirol eyaletinin merkezi Innsbruck’un 100 kilometre doğusunda

yer alan, 700 yıllık geçmişe sahip küçük bir Ortaçağ kasabası olan Kitzbühel,

Avusturya’nın en ünlü kayak merkezlerinden biri. 1892 yılından beri kayak etkinlikleri

düzenleyen bu sevimli Avusturya kasabası, Almanya’nın Münih şehrine karayolu

ile 2 saat uzaklıkta. Kitzbühel aynı zamanda uluslararası üne sahip bir kayak okulu

barındırıyor. Kitzbühel küçük olsa da gece hayatına öncelik veren genç kayakçılara

hitap etmesini iyi biliyor. Dünya Kupası’nın en önemli pistlerinden Hahenkamm

burada yer alırken, Kitzbüheler Horn ve Bichlalm gibi yeni başlayanlar için uygun olan

bölgeleri de mevcut.

51

Kitzbühel

Kitzbühel is a small village 100 km east of Innsbruch in the Tirol state of Austria whose

700-year history dates back to the Middle Ages. Since 1892, it’s also served as one of the

most popular ski centers in Austria. Located 2 hours away from Munich, Germany by car,

Kitzbühel is home to an internationally renowned ski school. Although this charming village

is rather small, it knows how to appeal to young skiers who value nightlife. One of the most

important courses of the World Cup, Hahenkamm, is located here, as are other areas more

appropriate for beginners such as Kitzbüheler Horn and Bichlalm.


52

Whistler Blackcomb

Kanada’nın Vancouver şehrinin 125 kilometre kuzeyinde,

2182 metre yüksekliğindeki Whistler ve 2240 metrelik

Blackcomb dağları üzerinde yer alan Whistler Blackcomb

kayak merkezi Kuzey Amerika’nın en büyüğü olarak

ünlenmiş durumda. Dik yamaçlarıyla ünlü merkez,

Whistler ve Blackcomb zirveleri arasındaki gondol

sistemiyle dünyanın en büyük desteksiz kablolu araç

düzeneğine sahip. Yılda 2 milyon ziyaretçiyi ağırlayan

Whistler Blackcomb’da slalom, büyük slalom, super

combined, super-G ve downhill yarışmaları için tescilli

pistler bulunuyor. İlk olarak Whistler ve Blackcomb

olarak ayrı ayrı, 1968 Kış Olimpiyatları için kurulan

kayak merkezi, 1966’da faaliyete geçti. 1997 yılında iki

tesisin birleştirilmesinin ardından, Whistler Blackcomb

1968 yılında ev sahipliği yapma fırsatını kaçırdığı Kış

Olimpiyatlarını 2010’da alarak, kuruluşundan 50 yıl sonra

amacını gerçekleştirdi.

Whistler Blackcomb kayak merkezi, dik yamaçlarının yanı

sıra, başta Japonya olmak üzere dünyanın dört bir yanından

gelen ziyaretçilerine Çin, Fransız, Yunan, İtalyan, Meksika,

Tayland ve Akdeniz mutfaklarından örnekler sunan yüzün

üzerinde restoran, kafeler ve uluslararası mağazalar gibi

pek çok hizmet sunuyor.

Chamonix

Güneydoğu Fransa’da yer alan ve 1924’deki ilk Kış

Olimpiyatları’na ev sahipliği yapmış ve ülkenin en eski

kış sporları merkezi olan Chamonix, Batı Avrupa’nın en

yüksek zirvesi Mont Blanc’ta bulunuyor. Uzun mesafeler,

Whistler Blackcomb

125 km north of Vancouver, Canada are Whistler and

Blackcomb, the two mountains at an altitude of

2182 m and 2240 m, respectively. Here you’ll find

Whistler Blackcomb, North America’s biggest ski resort

that’s famous for its steep slopes. The PEAK 2 PEAK

Gondola running between Whistler and Blackcomb is

the world’s longest unsupported continuous lift system.

Hosting 2 million guests annually, Whistler Blackcomb

has ski runs certified for slalom, giant slalom, super

combined, super-G and downhill races. The resort was first

established in 1966 in preparation for the 1968 Winter

Olympics as two separate resorts called Whistler and

Blackcomb. Following the unification of the two facilities

in 1997, Whistler Blackcomb was able to host the

2010 Winter Olympics after missing its chance in 1968,

finally achieving its purpose 50 years after the fact.

In addition to steep slopes, Whistler Blackcomb ski resort

offers a variety of services, including over a hundred

restaurants serving Japanese, Chinese, French, Greek,

Italian, Mexican, Thai and Mediterranean cuisine, cafés

and international stores.

Chamonix

Chamonix is located on Mount Blanc in southeastern

France, also known as the highest point in Western

Europe. This host of the 1924 Winter Olympic Games is

also the country’s oldest winter sports destination, which

draws in skiers with its extensive slopes, trustworthy

snow peaks and steep ski runs. The town of Chamonix


güvenilir kar tepeleri ve dik kayak parkurlarıyla kayak

müdavimlerini toplayan Chamonix, Pierce Brosnan’ın

canlandırdığı Bond filmi “The World is Not Enough”, Les

Intouchables gibi pek çok film setine ev sahipliği yapması

sayesinde oldukça popüler bir kasaba. Chamonix’de kayak

merkezlerinin yanı sıra pek çok butik ve çarşılar, açık hava

istiridye büfeleri var. Toplam yedi kayak pistinin merkeze

en yakın olanı Le Brivent, orta seviyedeki kayakçılar için

olanı Le Flighre, en iddialısı ise Grands Montets. Tam

3048 metreye kadar çıkan teleferikten sonra basamakları da

çıkabilecek yüreğiniz varsa gözlem terasından Alpler’in en

iyi manzaralarından birini izleyebiliyorsunuz.

Zermatt

İsviçre’nin en önemli kayak merkezlerinden biri

olan Zermatt, kayak pistlerinin yanı sıra nefes kesen

olağanüstü manzaralarıyla da Avrupa’nın en ünlü kayak

merkezlerinden biri olmayı hak ediyor. Uzun bir vadinin

sonunda yer alan bu ıssız kasabaya araç girişi olmadığı

için ziyaretçiler buraya sadece atlı veya elektrikli

kızaklarla ulaşabiliyor. Tarihi Gornergat treniyle yapılacak

bir yolculuk sonrası Alpler’in simgesi haline gelmiş

Matterhorn’u izleyebilmek de mümkün. Manzaranın

dışında kolay, orta ve iyi zorluk derecelerinde birçok kayak

pisti bulunuyor. Sunnega bölgesinde genelde başlangıç

düzeyi kayakseverler çalışırken, ileri düzeyde kayakçılar

1430 metrelik Plateau Rosa’dan İtalya’daki Cervinia’ya

doğru kayabiliyor.

has gained popularity through its appearances in

a number of films, including “The World is Not

Enough,” the Bond film starring Pierce Brosnan,

and “Les Intouchables”. In addition to ski centers,

Chamonix is home to a large number of boutiques,

shops and outdoor oyster kiosks. Of the seven ski

runs, the one closest to the town center is Le Brivent,

while Le Flighre is most appropriate for intermediate

skiers and Grands Montets is the toughest. After

taking the cable car up 3842 m to the summit

(Aiguille du Midi), you’ll find yourself with a

360-degree view of the French, Swiss and Italian

Alps.

Zermatt

One of the leading ski centers in Switzerland,

Zermatt is known all around Europe for its ski

courses as well as its breathtaking views. This

isolated village at the end of a long valley is

inaccessible by vehicle, so visitors can only enter

Zermatt via horse-drawn or electric sleds. After

taking a trip on the historic Gornergat train, you

can take in the Alps’ symbolic Matterhorn or hit any

of the many slopes for beginners, intermediates and

advanced skiers. The beginners are generally found

around the Sunnega region, while the advanced

skiers go from the 1430-m-high Plateau Rosa to

Cervinia in Italy.

53


54

Cortina

Kuzey İtalya’daki popüler bir kış sporları merkezi olan

Cortina d’Amprezzo kasabasını görenler, burada düzenlenen

1956 Kış Olimipyatları’nı hatırlamasalar da Roger Moore’un

James Bond’u canlandırdığı ‘For Your Eyes Only’yi, 1963

yapımı ‘Pembe Panter’i, onlar da olmadı otobüs ve uçak

yolculuklarının değişmez klasiği Sylvester Stallone’un

oynadığı ‘Dağcı’ filmini hatırlayacaklardır. Avrupa aristokrasi

ve jet setinin favori ‘kayak ve kayak sonrası eğlence ve

aktivite’ merkezi olan Cortina, kayak kalitesi olarak

Alpler’deki kayak merkezlerini aratmazken, kalabalıklardan

azat, butik ve pazarlarla dolu canlı bir turistik belde olması,

çok yüksek standartta tesislere ev sahipliği yapması ile

dikkat çekiyor. Buraya gelen turistlerin bazıları yamaçlara

bile yaklaşmadan alışveriş yaparken, bazılarıysa saatte 75

kilometre hızla Cortina’dan aşağı kızak kayabiliyor.

Palandöken

Türkiye’nin en yüksek ve soğuk illerinden Erzurum’un 13

kilometre güneyinde yer alan, doğu-batı doğrultusunda

uzanan, 3185 metre zirveye sahip Palandöken dağlarında

bululanan Palandöken Kayak Merkezi, Anadolu’nun en

popüler kayak merkezlerinden. Yılın 150 günü karla örtülü

olan Palandöken normal kış koşullarında 2-3 metre kadar

kar yağışı alırken, Kasım’dan Mayıs’a kadar süren kayak

mevsimi boyunca iklim koşulları sayesinde kar “toz kar”,

yani üzerinde kayak yapılması için kaliteli olan kar, niteliğini

koruyor.

Cortina

Today, those who visit the Cortina d’Amprezzo village, aka

the most popular winter sports center in Northern Italy,

might not remember the 1956 Winter Olympics held here

– but they’ll certainly remember “For Your Eyes Only,”

in which Roger Moore played James Bond, or the 1963-

made “Pink Panther,” or, failing that, Sylvester Stallone’s

classic bus and plane ride flick, “Rambo.” A favorite skiing

and post-skiing entertainment and activity center of the

European aristocracy and jet-setters, Cortina’s ski quality

is comparable to those in the Alps, and the area is known

as a lively yet uncrowded touristic region full of boutiques

and markets as well as facilities with the highest standards.

Some of the tourists who come here don’t even see the slopes

while they’re shopping, while others prefer to sled down from

Cortina at 75 kilometers per hour.

Palandöken

Stretching from east to west and located 13 kilometers

south of Erzurum, one of the coldest and highest provinces

in Turkey, Palandöken Mountains have a summit at 3185

meters. Here you’ll find Palandöken Ski Center, one of the

most popular facilities in Anatolia. Palandöken is covered by

snow 150 days out of the year; in regular winter conditions

it receives 2-3 meters of snow, while during the snow season

that lasts from November until May, climate conditions

cause snow to be “dust snow,” the best kind for skiing.

From Palandöken, you can reach Istanbul via direct flight in


55

Palandöken’e İstanbul’dan doğrudan uçuşla 2 saat,

Ankara aktarmalı uçuşla ise 3 saat 15 dakikada ulaşmak

mümkün. Ankara’dan ise uçakla yolculuk 1 saat 35

dakika sürüyor.

1147 yatak kapasiteli Palandöken Kayak Merkezi’nin

3125 metrelik pisti Türkiye’nin en yüksek rakımlı

pisti olma özelliğine sahip. Ayrıca 3125 metreden

2100 metreye hiç durmadan kayarak inmek mümkün.

Palandöken’deki 12 kilometrelik pistler de kayakçılara

kolay, orta ve zor seviyelerde kayma imkânı sunuyor.

Otelde kayak eğitmenleri ve kayak malzemesi

kiralanabilecek mağazalar bulmak da mümkün. Ayrıca,

snowboard’çular için de teleski ve telesiyejlerle

ulaşılabilen ezilmemiş doğal pistler de mevcut.

2011 Winter Universiade Oyunları’na ev sahipliği

yapan Palandöken Kayak Merkezi’nin pistlerinin

toplam uzunluğu 28 kilometreyi buluyor. İleri

düzeyde kayak ile ilgilenenler, slalom ve büyük

slalom yarışmaları için Uluslararası Kayak Federasyonu

tarafından tescil edilmiş Ejder ve Kapıkaya pistlerini

bir kenara not etse iyi olur.

Ayrıca Erzurum’a gitmişken, hele bir de temiz dağ

havasında kayak yapıp enerji yakıp acıkmışken şehre

yapılacak 15 dakikalık bir yolculukla Erzurum’un

meşhur Cağ kebabını yememek olmaz. Zamanınız

varsa, Cağ kebabını Tortum’da yiyebilir, Ilıca

Kaplıcaları, Yakutiye medresesi, Tabyalar, Kongre

Binası ve Kale’yi de ziyaret edebilirsiniz.

2 hours or via layover in Ankara in 3 hours and 15

minutes. From Ankara, you can reach Palandöken by

a 1-hour 35-minute flight.

The Palandöken Ski Center has a capacity of 1147

beds as well as a 3125-meter course that’s also the

one with the highest elevation in Turkey. You can

also ski continuously from 3125 meters down to

2100 meters. The 12-kilometer slope at Palandöken

also offers skiers the opportunity to ski in beginner,

intermediate or advanced levels. There are rental

shops for ski equipment as well as ski instructors

available at the hotel. Snowboarders can also benefit

from draglifts and chairlifts that take them up to

natural snowboarding courses.

Host of the 2011 Winter Universiade Games, the

Palandöken Ski Center has a total course length of 28

kilometers. Those interested in advanced skiing can

check out the Ejder and Kapıkaya courses certified by

the International Skiing Federation for slalom and

grand slalom competitions.

While you’re in Erzurum and taking in the clear

mountain air, expending energy skiing and working

up an appetite, why not take a 15-minute trip down

to the city and try Erzurum’s famous Cağ kebap. If

you’ve got the time, you can also eat the Cağ kebap

in Tortum and visit the Ilıca Thermal Springs,

Yakutiye Medrese, bastion, Congress Building and the

fortress.


DQ

56 M O D A - F A S H I O N

SAĞLAM ADIMLAR

Gücünüzü ve kararlılığınızı keskin formlarla açığa çıkarın.

PUTTING YOUR BEST FOOT FORWARD

Through sharp silhouettes, reveal your inner strength and determination.

FOTO⁄RAF-PHOTOGRAPHY: DAĞHAN GÜRKANLAR STYLING SEVİN SEVİMLİSOY

SAÇ-HAIR/MAKYAJ-MAKE UP: SELMA ERGİN /K.U.M AGENCY (AVEDA ÜRÜNLERİYLE / WITH AVEDA PRODUCTS)

MODEL: MAJA / JOY MODEL MANAGEMENT MEKAN-PLACE: DEDEMAN PARK DENİZLİ


BLUZ BLOUSE

STEFANEL 119 TL,

PARKA PARKA

LINE DOT V2K 495 TL,

ETEK SKIRT

MACHKA 295 TL,

ÇANTA BAG

STEFANEL 299 TL.


58

ELBİSE DRESS İPEKYOL 399 TL,

ÇİZME BOOT MATRAŞ 495 TL.


KAZAK SWEATER

STEFANEL 349 TL,

PANTOLON TROUSERS

MACHKA 355 TL,

ELDİVEN GLOVES

BANANA REPUBLIC 165 TL,

I-PAD KILIFI I-PAD COVER

BANANA REPUBLIC 79 TL,

BOOTIE MATRAŞ 695 TL.

59


60

TRİKO TRIKO VAKKORAMA 195 TL,

PALTO COAT VAKKO 1,695 TL,

PANTOLON TROUSERS

IPEKYOL 179 TL,

KOLYE NECKLACE EDİTÖRE AİT

BOOTIE MATRAŞ 495 TL.


62

GÖMLEK SHIRT İPEKYOL 159 TL,

TUNİK TUNIC VAKKORAMA 350 TL,

PALTO COAT TOMMY HILFIGER 979 TL,

ÇİZME BOOT MATRAŞ 789 TL.


TİŞÖRT T-SHIRTS FRED PERRY 225 TL,

HIRKA CARDIGAN STEFANEL 349 TL,

PANTOLON TROUSERS STEFANEL 299 TL,

ŞAPKA HAT STEFANEL 199 TL,

ASKI HANGER EDİTÖRE AİT,

ÇİZME BOOT MATRAŞ 789 TL.

63


64

Nerede Kal›n›r

Dedeman Park Denizli Karşıyaka Mahallesi, 2394 Sokak, No: 4, Denizli Tel: (258) 268 80 00

Dedeman Park konseptinin ilk oteli Dedeman Park Denizli, geleneksel Dedeman misafirperverliği,

konforu ve iş dünyasının tüm ihtiyaçlarına cevap veren hizmet anlayışıyla misafirlerini Denizli’ye bekliyor.

Bu yıl Nisan ayında hizmete açılan ve toplam 120 odaya sahip olan otel, iş için şehre gelen beklentisi

yüksek misafirlerine hizmet odaklı üstün konaklama ve toplantı olanakları sunuyor. Antik şehir, modern

iş ve sanayi bölgelerine elverişli bir konumda bulunan Dedeman Park Denizli; toplantı yapmak, çevredeki

ormanın geniş manzarasının keyfine varmak ve bu bölgeyi keşfetmek için en ideal adres.

Where to stay...

Dedeman Park Denizli Karşıyaka Mahallesi, 2394 Sokak, No: 4, Denizli Tel: (258) 268 80 00

First hotel of Dedeman Park concept, Dedeman Park Denizli boasts Dedeman’s traditional hospitality,

comfort and service understanding aimed at meeting every need of the corporate world. The hotel, which

opened in April this year, is comprised of 120 rooms catering to the high expectations of its guests

with convenient meeting and accommodation facilities. Located in close proximity to the Old City,

modern business districts and industrial zones, Dedeman Park Denizli is the perfect address to organize

meetings, enjoy the greenery surrounding the hotel and discover the region.


DQ

66 K Ü L T Ü R & S A N A T - C U L T U R E & A R T

“Oyunumuz

Başlamak Üzere...”

YAZI-BY G Ö K Ç E A L G A N


T

iyatro sevdalıları ışıkların söndüğü ve

perdenin açıldığı o sihirli andan az önce

kulaklarına çalınan malum “Oyunumuz

başlamak üzere” anonsuna bol güneşli bir yaz mevsimi

boyunca hasret kaldı. Neyse ki her ayrılığın bir

kavuşma anı var, sonbaharla birlikte gerek devlet

ve şehir tiyatrolarının, gerekse özel tiyatroların iple

çektiğimiz oyunları bir bir seyirci karşısına çıkmaya

başladılar. Biz de sizler için sezonun öne çıkan 5

oyununu seçtik. İşte elinizi çabuk tutup ilk fırsatta

biletinizi almanızı şiddetle tavsiye ettiğimiz

5 yepyeni oyun!

SARI AY - DOT

Sıradışı oyunları ile Türk tiyatro seyircisini uzun

zamandır hasret kaldığı heyecanla buluşturan Dot, 8.

yılında perdesini “Sarı Ay” ile açtı. Pınar Töre’nin ilk

yönetmenlik denemesinde farklı bir biçim arayışının

da etkisiyle, şahsına münhasır bir üslupla ve güçlü

oyunculuklarla öne çıkan “Sarı Ay”, zaman ve mekan

algısıyla oynayarak çok katmanlı, epik bir anlatım

sunuyor. Geçtiğimiz sezon “Süpernova” ile bedensel

anlatıma dayalı bir biçime yönelen Dot, bu üslubu

“Sarı Ay” ile birkaç basamak yukarıya taşıyor. Tiyatro

sanatı denildiğinde ilk akla gelen dekor, kostüm,

saç, makyaj gibi öğelerden tamamen arındırılmış

“Our Play’s

About To Start...”

T

hroughout the sunny summer season, theater

buffs felt the absence of the inevitable “our play

is about to start” announcement made right

before the magical moment when the lights are dimmed

and the curtains opened. Thankfully, every separation

has a moment of coming together, with state- and cityrun

theaters as well as private ones putting on their

long-awaited shows one after the other with the arrival

of fall. We’ve picked the season’s 5 leading plays for

you. Here are the 5 brand new plays for which we urge

you to hurry up and get your tickets as soon as you can!

YELLOW MOON – DOT

A company whose unusual plays reintroduced Turkish

theater viewers to the excitement they long needed,

Dot opened its curtains on its eighth year with “Yellow

Moon.” Under the influence of Pınar Töre’s search

for a new style, her directorial debut sets itself apart

with its authentic style and strong acting, offering a

multi-layered, epic story that plays with the concepts

of time and space. Dot takes this style based on

physical storytelling, which it favored with last season’s

“Supernova,” to a new level with “Yellow Moon.” The

play is purified completely of elements that first come

to mind in terms of the art of theater, like décor,

costume, hair and makeup, to offer an acting experience

67

Sarı Ay


68

Çehov Makinesi

oyun, oyuncuların en gündelik halleriyle sahnede

belirdikleri andan itibaren daha önce tanık olmadığınız

bir oyunculuk deneyimi yaşatıyor. 4 sandalye ve bir

şapkadan daha fazlasına ihtiyaç duymadan hikayelerini

ustaca anlatan, yer yer sahnede devleşen genç oyuncular

Gizem Erdem, İbrahim Erdem, Kaan Turgut ve Su

Olgaç ve Ayşecan Tatari’nin performansları ayakta

alkışlanacak cinsten. Sistemde kaybolmuş ruhların

varlıklarını yeniden betimlemeleri için ihtiyaç

duydukları hikayelere dair bir oyun olan “Sarı Ay”, bu

sezon kaçırılmaması gerekenler listesinde başı çekiyor.

ÇEHOV MAKİNESİ - DEVLET TİYATROLARI

Anton Çehov oyunlarının sıkı takipçileri bu sezon

İstanbul Şehir Tiyatroları’nın da “Vişne Bahçesi”ni

sahnelediğini fark etmişlerdir, yaşadığı dönemin

koşullarından ve toplumsal gerçekliğinden yola

we haven’t witnessed before, one in which the actors

appear onstage in their everyday disguises. Young

actors Gizem Erdem, İbrahim Erdem, Kaan Turgut, Su

Olgaç and Ayşecan Tatari don’t need anything more

than 4 chairs and a hat to masterfully tell their stories

and put on a performance that’s worthy of a standing

ovation. A play about the stories that lost souls in the

system need in order to redefine themselves, “Yellow

Moon” is the top can’t-miss play of the season.

THE CHEKHOV MACHINE –

STATE THEATERS

Avid fans of Anton Chekhov plays will have noticed

that the Istanbul State Theaters are putting on “The

Cherry Orchard” this season. A playwright whose

timeless works were inspired by the conditions and

social realities of the era in which he lived, Chekhov’s


69

çıkarak yazdığı oyunlarıyla yüzyıllara hükmeden

Çehov eserlerinin farklı yorumları, her sezon

tiyatroseverlerin çekim alanında. İşte bu noktada

Matei Visniec imzalı “Çehov Makinesi”, şiirsel

gerçekçiliğin üstadı yazarı kendi yarattığı karakterlerle

buluşturuyor ve Çehov’a yaraşır gerçeküstü bir

serüven sunuyor. Oyunda Uğur Polat Çehov’a hayat

verirken bu yolculukta kendisine Levent Öktem,

Hakan Vanlı, Erkan Taşdöğen ve Dolunay Soysert

gibi ünlü oyuncular eşlik ediyor. Etkileyici bir sahne

tasarımıyla seyirciyi daha ilk andan içine alan oyun,

Çehov karakterlerinin o kimi zaman abartılı, kimi

zaman absürd halleri ve gündelik koşuşturmaları

içinde hayatlarının farklı yönlere savrulmasını

anlatıyor. Anton Çehov hasta yatağında can çekişirken

Ivanov, Martı, Üç Kızkardeş, Vişne Bahçesi ve Vanya

Dayı’nın kahramanlarıyla bir bir yüzleşiyor, her

plays are staged with different interpretations each season.

Now, Matei Visniec’s “The Chekhov Machine” introduces

the master writer of poetic reality to the characters he

created to offer an adventure that’s worthy of Chekhov.

In the play, Uğur Polat plays the part of Chekhov, with

famous actors like Levent Öktem, Hakan Vanlı, Erkan

Taşdöğen and Dolunay Soysert accompanying him

onstage. The impressive stage design draws the viewer

in right at the get-go in this play that focuses on the

occasionally exaggerated and sometimes-absurd states of

Chekhov’s characters as well as the different paths their

lives take amidst all the daily hustle and bustle. As Anton

Chekhov fights for his life in his sickbed, he faces the

characters in “Ivanov,” “The Seagull,” “Three Sisters,”

“The Cherry Orchard” and “Uncle Vanya” one by one. The

play blurs the line between the real and the surreal based

on the characters’ hypothetical encounters with the writer.


70

Macbeth

birinin yazar ile farazi karşılaşmaları özelinde oyun

gerçek ile gerçeküstünün sınırlarını silikleştiriyor.

MACBETH - PANGAR

Geçtiğimiz yıl Demet Evgar öncülüğünde kurulan

Pangar Tiyatro’nun ilk oyunu Macbeth, ilk kez

geçtiğimiz İstanbul Tiyatro Festivali kapsamında

sergilenmişti. Yeni sezonda farklı mekanlarda

izleyicilerle buluşacak olan Macbeth’te Lady

Macbeth’i son dönemde özellikle 1 Kadın 1 Erkek

dizisiyle ses getiren Demet Evgar, Macbeth’i ise

Erkan Bektaş canlandırıyor. İktidar hırsı ve “muktedir

olma hali”nin, insanın özünde bulunan kötülükten

kaynaklandığı ön kabulünden yola çıkarak Macbeth’i

yorumlayan yönetmen Mehmet Birkiye, eyleme

geçme halinin verdiği keyfi kanlı bir iktidar tutkusu

üzerinden ele alarak Shakespeare’in ölümsüz eserini

farklı bir dramatürjiyle sergiliyor. “Tek adam” olma

mücadelesini ve bu mücadelenin sonunda kişinin içine

düştüğü bataklıkta çırpınışını, teknolojinin sağladığı

olanakların da etkisiyle hayranlık verici bir sahne

tasarımı içinde sunan Pangar Tiyatro, Türk tiyatrosuna

yeni bir soluk getireceğe benziyor. Lady Macbeth’i eli

kanlı bir zalimden ziyade, kendisini getirdiği

noktayı ruhsal olarak taşıyamayan, kırılgan bir kadın

olarak yorumlayan Demet Evgar’ın performansı

dikkat çekici.

MACBETH – PANGAR

This first play by Tiyatro Pangar, established a year ago

by Demet Evgar, saw its premiere at last year’s Istanbul

Theatre Festival. Set to be performed in different venues

in the new season, ‘Macbeth’ features Demet Evgar

(whose popularity’s been on the rise thanks to her role

in the TV series “1 Kadın 1 Erkek”) as Lady Macbeth

and Erkan Bektaş as Macbeth. Director Mehmet Birkiye

reinterprets ‘Macbeth’ based on the premise that the desire

for power and the state of being in power are born out of

the evil found in the essence of mankind. Birkiye stages

Shakespeare’s timeless piece with a different dramaturgy,

one that focuses on the joy of taking action via a bloody

desire for power. Tiyatro Pangar stages the struggle to be

“the only man” and the resulting state of floundering in

a quagmire via an awe-inspiring stage design that makes

use of technological advancements. Tiyatro Pangar looks

as though it’ll bring a breath of fresh air to Turkish

theater. Of particular note is Demet Evgar’s performance,

which paints Lady Macbeth as a fragile woman who

cannot psychologically fathom the state she’s in as

opposed to a cold-blooded murderer.

NOT IN OUR CUSTODY – TİYATRO ARTI

While we’re surrounded by great reminders of the ’90s,

we sometimes tend to forget the hard truths of our

geography amidst the pink clouds of popular culture.


BİZDE YOK - TİYATRO ARTI

90’lı yıllara dair güzellemeler dört bir yanımızı sarmışken

popüler kültürün pembe bulutları arasında coğrafyamızın

acı gerçeklerini kimi zaman unutabiliyoruz. Cumartesi

Anneleri de toplumsal bilincimize kazınması gereken bu

gerçeklerden biri. Son yıllarda algıyı farklılaştırmak adına

farklı sahneleme biçimlerine kafa yoran ve bu arayışın

sonucunda bizi özgün fikirlerle tanıştıran Tiyatro Artı,

“gözaltında olmak” halet-i ruhiyesini, seyirciyi oyunun

tam ortasına yerleştirerek hissettirmeyi amaçlamış. Bu

doğrultuda, salona alınmadan önce gözleriniz siyah bir

bantla bağlanıyor; hikayeyi görme harici duyularınızı

zorlayarak ve gözaltında bulunma hissinin anbean artan

tedirginlikle başa çıkarak takip ediyorsunuz. Esir alınma,

otoriteye boyun eğme, isyan etme ve bastırılma hislerini

seyirciye birebir yaşatarak oyuna dahil eden kurgunun

yaratıcısı, “Bizde Yok”u yazan ve yöneten Ufuk Tan

Altunkaya. Bayhan Ekici, Cihan Esen, Cihat Süvarioğlu,

Demet Ergün ve Efe Can Erdal’ın oyunculuklarıyla

zenginleşen oyun, seyircilerini hafızalarını zorlamaya ve

bir dönemle yüzleşmeye davet ediyor.

DAR AYAKKABIYLA YAŞAMAK -

İBB ŞEHİR TİYATROLARI

Ülkemizde senelerdir kapalı gişe oynayan

“Profesyonel”in ardından Duşan Kovaçeviç’in “Dar

Ayakkabıyla Yaşamak” adlı oyunu yeni sezonda, İBB

Şehir Tiyatroları’nda M. Nurullah Tuncer’in rejisiyle

seyirci karşısına çıktı. “Profesyonel” ile ülkemizde

hatırı sayılır başarı kazanan yazarın, 2011 yılında “en

iyi metin” ödülü kazanmış oyunu “Dar Ayakkabıyla

Yaşamak”ın Sırbistan’ın ardından ilk kez Türkiye’de

sergileniyor olması da ülkemiz adına ayrıca gurur

verici. Önce özelleştirilen, daha sonra da zarar

ettiği gerekçesiyle kapanan bir ayakkabı fabrikasını

terk etmeyi reddeden ve bu uğurda açlık grevine

başlayan 5 işçinin hikayesi çerçevesinde bir kapitalist

sistem eleştirisini merkezine oturtan oyun, “dar

ayakkabıyla” yaşamak zorunda olanların durumunu

bile kendi çıkarına çeviren sisteme oklarını yöneltiyor.

Traji-komik bir üslupla, bir açlık grevini medya

kuruluşlarının nasıl bir rating aracına çevirebildiğini

konu alan oyun, günümüz gerçeklerine de ışık tutuyor.

Bizde Yok

Dar Ayakkabıyla Yaşamak

Saturday Mothers is one of these truths that must be a

part of our awareness as a society. A collective that’s been

working on different staging techniques in recent years

to add variety to our perception and introducing us to

new ideas, Tiyatro Altı now seeks to give the audience an

experience of what it’s like to be “under surveillance” by

placing them right in the middle of the play. So your eyes

are covered with a black band before you’re taken into the

theater; you follow the story by making use of all your

senses but sight and by dealing with the ever-increasing

anxiety of being under surveillance. Written and directed

by Ufuk Tan Altunkaya, “Not in Our Custody” is a play

that focuses on the notions of captivation, submission to

authority, rebellion and being under pressure by having

the audience experience them firsthand. Actors Bayhan

Ekici, Cihan Esen, Cihat Süvarioğlu, Demet Ergün and

Efe Can Erdal invite the audience to force their memory

and face a difficult task.

LIFE IN TIGHT SHOES – IMM CITY

THEATRES

Following the success of “The Professional,” the soldout

play that’s been staged in Turkey for years, another

Dušan Kovacevic play, “Life in Tight Shoes,” meets with

viewers in the new season thanks to IMM City Theatres

and M. Nurullah Tuncer’s stage direction. It’s a matter

of national pride that Turkey is the second country (after

Serbia) to stage this 2011 “best script” award-winner

play by the author who achieved considerable fame

hereabouts with “The Professional.” The play offers a

critique of the capitalist system by focusing on the story

of 5 workers who begin a hunger strike in their refusal

to leave a shoe factory that first gets privatized and later

shut down based on claims that it’s losing money. “Life

in Tight Shoes” points its arrows to a system that uses to

its advantage even the circumstances of those who have

to live in “tight shoes.” Its tragicomic take on how media

outlets can turn a hunger strike into a ratings tool sheds

light on the reality of today.

71


NEWS

DQ HABERLER NEWS

72

DEDEMAN SILK ROAD

TASHKENT’E WORLD

TRAVEL AWARDS ÖDÜLÜ

Dünya seyahat ve turizm endüstrisinin en prestijli, ilgi gören

ve kapsamlı ödülü World Travel Awards işletmeler için adeta

bir başarı nişanı niteliğini taşıyor. World Travel Awards’un

bu itibarlı ödüle layık gördüğü Dedeman Silk Road Tashkent,

ödülünü Singapur’da gerçekleşen galada aldı. Bu ödül ile birlikte

Dedeman Silk Road Tashkent “Özbekistan’ın Lider Oteli” seçildi.

Türkiye’nin ilk uluslararası otel zinciri Dedeman Hotels &

Resorts International’ın Özbekistan’daki oteli Dedeman Silk Road

Tashkent Genel Müdürü Gianluca Tozzo yaptığı açıklamada;

”Böylesine büyük bir ödüle layık görülmüş olmanın haklı

gururunu yaşarken, bizi ödüle layık gören jüriye teşekkürlerimizi

sunuyoruz. Bu ödül, kendimizi geliştirirken bizim için motivasyon

kaynağı olacaktır” dedi.

WORLD TRAVEL AWARDS FOR

DEDEMAN SILK ROAD TASHKENT

World Travel Awards is the most prestigious, comprehensive

and sought after awards programme in the global travel

and tourism industry. To be voted a World Travel Awards

winner is an accolade which many strive for but few achieve.

Dedeman Silk Road Tashkent, which is a part of Turkey’s

first international hotel chain Dedeman Hotels & Resorts

International was the recent recipient of this prestigious award

and obtained the “The Leading Hotel of Ozbekistan” title.

During the award ceremony the hotel’s general manager

Gianluca Tozzo said “We are very proud of receiving such an

important award and recognition. We are very thankful to the

jury who voted for us, and this recognition will serve us as an

additional motivation for further improvement.”


BIRTHDAY PARTY HOSTED BY DEDEMAN FOR

BABIES BORN ON 11.11.11

Dedeman Hotels & Resorts International realized a very special

corporate social responsibility project last year for babies born

on 11.11.2011. As part of the project, babies who had opened

their eyes to the world at 11:00 in the 11 cities where Dedeman

Hotels & Resorts International operates, were treated to special

gifts. Besides donating cash and gifts to the babies born on this

special date, Dedeman Hotels had also pledged to celebrate the

babies’ birthdays by hosting exclusive celebrations with their

families every year until they turned 11. Dedeman Hotels kept its

promise and hosted the first party this year.

DEDEMAN’DAN

11.11.11 BEBEKLERİNE

DOĞUMGÜNÜ PARTİSİ

Dedeman Hotels & Resorts International,

geçtiğimiz yıl 11.11.2011 tarihinde

doğan bebekler için özel bir sosyal

sorumluluk projesine imza atmıştı. Proje

kapsamında, Dedeman Hotels & Resorts

International’ın otellerinin bulunduğu

11 farklı ilde, saat 11:00’de dünyaya

gözlerini açan bebekler özel imkanlara

kavuşmuştu. Bu özel tarihte dünyaya

gelen bebeklere nakit para yardımı ve

özel hediyeler veren Dedeman Otelleri,

ayrıca bebekleri 11 yaşına gelinceye

kadar da yalnız bırakmayarak onları her

yıl doğum günlerinde aileleriyle birlikte

gerçekleştirecekleri özel kutlamalarla

ağırlayacağına söz vermişti ve bu sene

aynı tarihte sözünü yerine getirdi.

73

YENİLENEN

DEDEMAN.COM’DAN

ÇİFTE FIRSAT!

Dedeman Hotels & Resorts

International’ın kurumsal web

sitesi yenilendi. Yeni web sitesinin

açılışını kutlamak amacıyla Dedeman

misafirlerine, 31 Aralık 2012 tarihine

kadar, 15 otelinden birine, her ikisi

de yenilenen dedeman.com veya 444

43 36’dan rezervasyon yaptıranlara,

hem “2 kat Miles & Smiles mili” hem

de “2 kat Dedeman Loyal Club puanı”

“ kazanma fırsatı sunuyor. Daha

kullanıcı dostu bir deneyim sunmayı

ve bilgi erişimini kolaylaştırmayı

hedefleyen Dedeman.com, Dedeman

Oteller zincirinde faaliyet gösteren

15 oteli ile ilgili bilgi almak isteyen

ziyaretçilerin keyifle gezip, istedikleri

bilgiye kolayca ulaşabilecekleri bir

tasarımda hazırlandı.

DOUBLE OFFER FROM RENEWED DEDEMAN.COM

Dedeman Hotels & Resorts International has renewed its corporate website. Marking the

launch of its new website, Dedeman Hotels & Resorts International has come up with two

amazing offers that allow visitors to earn “Double Miles & Smiles miles” and “Double

Dedeman Loyal Club points” for booking at one of the 15 hotels, via either renewed dedeman.

com or 444 43 36 Dedeman Reservation Center. The new website offers a more user-friendly

experience and aims to facilitate easy access to information about 15 hotels in the chain.


DQ HABERLERNEWS

74

YILBAŞI

KUTLAMALARI

İÇİN EN İYİ

TERCİH: DEDEMAN

PALANDÖKEN

OTELLERİ

BEST CHOICE

FOR NEW YEAR

CELEBRATIONS:

DEDEMAN

PALANDÖKEN HOTELS

Dedeman Hotels & Resorts International’ın Palandöken’deki gözde iki oteli

Dedeman Palandöken ve Dedeman Palandöken Ski Lodge, yılbaşı gecesine özel

fırsatlarıyla yeni yıl planlarına nokta koyuyor. Yeni yıl coşkusunu, Türkiye’nin

en iyi pistlerine sahip Palandöken’de yaşamak isteyenlere, Dedeman Palandöken

ve Dedeman Palandöken Ski Lodge’da 1 Kasım 2012 - 31 Aralık 2012 tarihleri

arasında yapacakları rezervasyonlarında 1 gece konaklama hediye ediliyor.

‘Geleneksel Dedeman Misafirperverliği’ ve özel yılbaşı kampanyası kapsamında,

1 Kasım 2012 - 31 Aralık 2012 tarihleri arası rezervasyonlardaki

4 gece konaklamanın 1 gecesi Dedeman Palandöken Otelleri’nden misafirlerine

hediye ediliyor. 26 Aralık 2012 - 4 Ocak 2013 tarihlerinde gerçekleşecek

konaklamalarda geçerli olan kampanya Gala Yemeği ve Yeni Yıl Balosu’nu

da kapsıyor. Yeni yıl coşkusunu Dedeman Palandöken Otelleri’nde yaşamak

isteyenler eğlencenin yanı sıra Türk hamamı, kapalı havuz, sauna ve fitness

gibi dinlendirici aktivitelerden faydalanıyor. Bu arada kampanya kapsamında

Dedeman Palandöken otellerinde ebeveynleriyle aynı odada konaklayan 6 yaş ve

altı çocuklardan ücret alınmazken, 7 ve 12 yaş arası çocuklar için %50 indirim

uygulanıyor.

Dedeman Hotels & Resorts International’s two popular hotels in Palandöken,

Dedeman Palandöken and Dedeman Palandöken Ski Lodge are running special

New Year’s offers. For those who wish to celebrate the new year at Palandöken, on

some of Turkey’s best ski slopes, the company will be awarding a complimentary

one-night stay at the Dedeman Palandöken or Dedeman Palandöken Ski Lodge

between November 1st 2012 and December 31st 2012. Say hello to 2013

with ‘Dedeman’s Traditional Hospitality’. As a special New Year’s promotion,

Dedeman is giving the fourth-night free for each four-night reservation made

between November 1st 2012 and December 31st 2012. The promotion applies to

stays between December 26, 2012 and January 4, 2013 and includes the Gala

Dinner and the New Year’s Ball. Guests who will be celebrating the new year at

Dedeman Palandöken Hotels will also enjoy relaxing amenities such as a Turkish

hammam, an indoor swimming pool, a sauna and fitness center. Also, as part

of this special promotion, children under six accompanying their parents at the

Dedeman Palandöken hotels stay free of charge while children between the ages of

7 and 12 enjoy a 50% discount.


DEDEMAN

PALANDÖKEN

OTELLERİ’NDE ERKEN

REZERVASYON FIRSATI

VE SUNEXPRESS

İŞBİRLİĞİ

Ayrıcalıklı kampanyalarıyla misafirlerine benzersiz fırsatlar

sunan Dedeman Palandöken ve Dedeman Palandöken Ski

Lodge, Sunexpress işbirliğiyle en az 2 gece konaklamalarda

uçak bileti dahil kişi başı 255 TL’den başlayan fiyatlar

sunuyor. Türkiye’nin en yaygın ve köklü otel zinciri Dedeman

Hotels & Resorts International’ın Palandöken’deki gözde

iki oteli Dedeman Palandöken ve Dedeman Palandöken Ski

Lodge, 1-31 Aralık tarihleri arasında 2013 yılı konaklamaları

için rezervasyon yaptıran, misafirlerine %30 erken

rezervasyon indirim fırsatı sunuyor. Sunexpress işbirliği ile

gerçekleşen kampanya paketi sadece İstanbul Sabiha Gökçen

ve İzmir hava alanlarından yapılan uçuşlarda geçerli olup

kontenjanla sınırlı.

EARLY RESERVATION OPPORTUNITY

AND JOINT OFFERS WITH SUNEXPRESS

AT DEDEMAN PALANDÖKEN HOTELS

Always presenting guests with unique deals and

exclusive offers, the Dedeman Palandöken and the

Dedeman Palandöken Ski Lodge has partnered with

Sunexpress for minimum 2 nights stay including flight

tickets and accommodation for prices starting from

255 TL per night. Two of the most popular hotels

belonging to Turkey’s largest and most well

established hotel chain Dedeman Hotels & Resorts

International, the Dedeman Palandöken and the

Dedeman Palandöken Ski Lodge are offering guests

30% discount on 2013 accommodations for early

bookings between December 1st and 31st. The special

package offer in partnership with Sunexpress is valid

only for flights form İstanbul Sabiha Gökçen Airport

and İzmir Airport, and is subject to limited availability.

75


DQ HABERLERNEWS

76

DEDEMAN HOTELS & RESORTS

INTERNATIONAL SIGNED AN

AGREEMENT FOR HALK GYO’S FIRST

HOTEL PROJECT

Dedeman Hotels & Resorts International rented a

hotel building at Levent for 10 years, which is still in

construction. The hotel is scheduled for completion in 24

months. As Halk GYO’s first investment in tourism sector

the project has a special importance. With its architecture

and location, the building will be one of the finest examples

of city hotels in Mecidiyeköy-Maslak line and aims to meet

the need for the “business hotel”. Dedeman Park Levent

will take place under the umbrella of Dedeman Park

brand, which is the second brand developed with business

hotel concept by Dedeman Hotels & Resorts International.

The hotel is expected to host 670 thousand guests in

10 years. The 240 room Dedeman Park Levent is being

built on 2791 square meters area on the main artery

of Mecidiyeköy-Maslak line nearby the most important

business districts and in the middle of the Buyukdere Street

that connects Fatih Sultan Mehmet and Bosphorus bridges.

The hotel will feature 24 m 2 rooms, 700 m 2 of floor

space containing meeting rooms and Restaurant & Cafe ‘s

serving with “Traditional Dedeman Hospitality”. Dedeman

Park Levent building is planned to be an eco-friendly,

LEED (Leadership in Energy and Environmental Design)

certification candidate.

DEDEMAN HOTELS &

RESORTS INTERNATIONAL,

HALK GYO’NUN İLK OTEL

PROJESİ İÇİN ANLAŞMA

İMZALADI

Dedeman Hotels & Resorts International, iş dünyasının

kalbindeki konumuyla Halk GYO’nun portföyündeki en önemli

varlıklardan biri olan ve inşaatı devam eden Levent’teki oteli 10

yıllığına kiraladı. 240 oda olarak hedeflenerek inşasına başlanan

ve 24 ayda tamamlanması planlanan proje Halk GYO’nun

turizm sektöründeki ilk yatırımı olması bakımından önem

taşıyor. Mimarisi ve konumuyla şehir otelciliğinin en güzel

örneklerinden biri olacak binanın Mecidiyeköy-Maslak hattındaki

‘iş oteli’ ihtiyacını karşılaması hedefleniyor. Dedeman Hotels &

Resorts International tarafından iş oteli konseptiyle geliştirilen

Dedeman Park markasını alacak otelin, 10 Yılda 670 bin kişiyi

ağırlaması hedefleniyor. Halk GYO tarafından anahtar teslim

olarak Dedeman Hotels & Resorts International’a kiralanan bina,

2.791 metrekare alana inşa ediliyor. İstanbul’un en önemli iş

merkezlerinin yer aldığı Maslak ve Mecidiyeköy hattının ana

arterinde, Fatih Sultan Mehmet ve Boğaziçi köprülerinin bağlantı

yolu olan Büyükdere Caddesi’nin ortasında yer alan konumuyla

Dedeman Park Levent, iş otelciliğine önemli bir katkı

sağlayacak. Otelin dekorasyonunda Selçuklu Çini ve Osmanlı

Minyatür dokunuşları hâkim olacak. 24 m 2 odalar, 700 m 2 alana

yayılı farklı büyüklükte toplantı salonları ve 200 kişi kapasiteli

Restaurant ve Cafe’nin yer alacağı Dedeman Park Levent, alışık

olduğunuz ‘Geleneksel Dedeman Misafirperverliği’ ile hizmet

verecek. Çevre dostu bir yapı olması hedeflenen Dedeman Park

Levent, LEED (Enerji ve Çevre Dostu Tasarım’da Liderlik)

sertifikası adayı.


Hijyen,

güvencemiz altında.

Oteller

Çamaşırhaneler

Okullar

Restoranlar

Avm’ler

Ofisler

www.girisimendustriyel.com

Markalarımız, gücünüz


DQ

78 Ö Y K Ü - S T O R Y

Uçan Adamlar

The Flying Men


Y A Z I - W O R D S : B E G Ü M A H U A Ğ L A Ç

79

Sarp sol elini havada salladı ve hızlı bir dönüşle beyazın

içinde kayboldu. Onu renkli board’un üzerinde parıltılı

kıyafetiyle, havada kar tanelerine karışmış gördüğümde

her şey birden değişti. İşten izin alıp, kayak derslerine

başlayacaktım! Ben de uçan adamlardan biri olacak,

ayaklarımı yerden kesen beyaz afetin içine karışacak,

doğaya teslim olacaktım!

Bazıları hayallerini gerçekleştirmek için sadece

rüyaya yatarlar, ama ben havayollarını tercih ettim.

Kış aylarında alınan yıllık izinlere daha sıcak bakan

patronum, beni neredeyse mutlulukla uğurladı. Sarp’ı

kandırmak içinse bedava uçak bileti ve Dedeman

Palandöken Ski Lodge’da bir oda yetti. Alışveriş kısmı

tahminimden daha sıkıntılı geçti. Biraz daha uzun

bacaklarım olsaydı belki ergen çocuk reyonuna bakmam

gerekmezdi, ama neon renkli havalı montum ortamı

yumuşatmaya yetti.

Umut Hoca kapıyı açtı, beyaz kayak kıyafetinin üzerinde

kırmızı bir mont vardı. Rahatlığı baş döndürücüydü.

Bense bayramlıklarıyla yatmış çocuk gibi henüz hakkını

veremiyordum kıyafetimin. 3,278 metrelik bir dağın

Sarp waved his left hand in the air and with a quick

turn, disappeared in a sea of white. When I saw him

on his colorful snowboard with his sparkling outfit, lost

among the snowflakes in the air, everything changed there

and then. I was going to take time off work and start

snowboarding lessons! I would be one of those flying men,

I would mingle with this white sensation that swept me off

my feet, I would surrender to nature!

Some people only hope to realize their dreams, but I

decided to hop on a flight to do this. My boss, who will

gladly grant us time off during the winter months was

almost happy to see me go. All it took to convince Sarp

was a free plane ticket and a room at the Dedeman

Palandöken Ski Lodge. However, shopping for my

snowboarding gear didn’t turn out to be as fun as I had

expected. If only my legs were slightly longer, then I

wouldn’t have had to shop at the young boys’ section.

Nevertheless, my cool neon jacket immediately improved

my mood.

My instructor Umut ‘Hoca’ opened the door in a white ski

outfit and a red jacket. His easygoing style was amazing.


80 zirvesinden sadece bin metre aşağıda durmanın da bu

tedirginlikte rol oynadığını düşünüyordum o sırada.

“Umut Hoca, yaşım var biliyorum ama ben de uçan

adamlardan biri olmak istiyorum” diye niyetimi belli

eden bir cümle kurdum. Bana baştan aşağı teknik

bir bakış atan hoca “Eminim cesur birisinizdir” dedi.

“Uçmadan önce bazı tekniklere hakim olmanız

gerekiyor; duruş, düşme-kalkma, düz kayma, kar

sapanı, yamaç kayma, yan kayma…” Ne diyeceğimi

bilemediğim için dudaklarımı ısırıp, dinlemeye

devam ettim. Hocanın başarılı grafiğini etkilememek

için ona spor geçmişimden ve düşük kas oranımdan

bahsetmemeye karar verdim.

Otele döndüğümde, Sarp lobi barda kahvesini

yudumluyordu. Yüzünde evine zaferle dönmüş

adamların dinç ifadesi vardı. “Nasıl geçti şampiyon”

diye kıkırdadı. “Ben hiç bir zaman karları savuşturan

biri olamayacağım, biliyorsun değil mi diye

mızıldandım. “Saçmalama ilk günden beyaz bayrak

mı çekiyorsun Nerede senin savaşçı ruhun”.

“Bilmiyorum bugün kendisi ile karşılaşmadım”

diyerek odama yöneldim.

Sıcak bir duş aldıktan sonra, pes etmemeye karar

verdim: Burayı sonuna kadar yaşamalıyım! Üzerime

kazağımı geçirip, dışarıda ateş başında diğer

konuklarla kaynaşmış, muhabbet eden Sarp’ın yanına

yürüdüm. Ayaklarımın altında otelden süzülen loş

ışıkla aydınlanan beyaz bir köpük vardı. “Masal

kahramanı yapar adamı bu ortam” dedim derin bir

nefes çekerek. İlerideki ateşin ısısı yüzümü yalamaya

başlamıştı. Yaklaştıkça soğukla tazelenmiş havaya

sıcak şarap içinden sızan nefis bir tarçın kokusu

karışıyordu. Bugüne kadar nasıl ıskalamıştım bu

ortamı Tatil anlayışımı doğduğum ılıman iklim

belirlemişti belki de. Deniz ve kumsaldan ibaret

sanıyordum doğayı ben. Ne büyük kayıp...

Ateşten kopan filizler, her düşüncenin üzerine

konup, sönerken o an anladım uçan adamların neden

buradan vaz geçemediklerini...

I, on the other hand, looked like a birthday boy in his best

outfit. Maybe the fact that we were only a thousand meters

below the peak of a 3,278 meter-high mountain may also

have sparked my uneasiness.

I put together a sentence to express my goal “Umut Hoca,

I know I’m not young, but I really want to be one of those

flying men.” The instructor looked me over with a technical

glance and replied “I’m sure you’re a courageous man.” “But

before taking flight, you need to master several techniques;

posture, falling and getting back up, straight skiing, the

snowplough, the slalom, sideslipping …” I was lost for words

so I just bit my lip and continued listening. I decided that

I didn’t want to affect my instructor’s successful profile by

mentioning my sporting history or my low muscle mass ratio.

When I got back to the hotel, Sarp was at the lobby bar,

sipping his coffee. He had the robust look of a victorious

man who’s just returned home. “So, how did it go champ”

he giggled. “You know that I’ll never be someone who whisks

the snow in the air, right“ I mumbled. “That’s ridiculous,

are you waving the white flag from day one Where is your

fighter spirit” As I headed back to my room I muttered “I

don’t know, I didn’t see him today.”

After a nice warm shower, I changed my mind about quitting:

I should experience this place to the end! I threw on my

sweater and headed outside to find Sarp who had already

bonded with the other guests around a campfire. The snow

under my feet was like white foam, lit up by the low lights

streaming from I took a deep breath and thought, “This place

can turn a man into the hero of a story.”

The heat from the fire ahead was already stroking my face.

As I neared the campfire, I could smell the cinnamon from the

mulled wine wafting into the cool night air. How had I not

known about this place until now Maybe it was because the

mild climate of my hometown had shaped my perception of

what a vacation should be. I always believed nature was only

about sea and sand. What a loss…

As the sparks from the fire sprinkled on these thoughts and

burned out, I realized why these flying men couldn’t give up

this place...

More magazines by this user
Similar magazines