DÜNYANIN YENİ YEDİ HARİKASI SEVEN NEW WONDERS ... - MÜZE

muze.gov.tr

DÜNYANIN YENİ YEDİ HARİKASI SEVEN NEW WONDERS ... - MÜZE

Key to the Hıstorymuseum pass İstanbulMUSEUMS YOU CAN VISIT WITHMUSEUM PASS İSTANBUL:Hagia Sophia Museumİstanbul Archaeological Museumsİstanbul Mosaic MuseumChora MuseumTopkapı Palace Museum andHarem ApartmentsMuseum of Turkish and Islamic ArtsADVANTAGE POINTS:GES Shopsİstanbul Aquariumİstanbul Archaeological Museums ShopJurassic LandRahmi M. Koç MuseumSakıp Sabancı MuseumSapphire Observation DeskTorium SnowparkTouring Club Publications andİstanbul Handicrafts CenterTurkuazoo AquariumTürvak Cinema -Theater MuseumVehbi Koç Foundation’s Sadberk Hanım MuseumThe gates of history are wide open with the Museum Pass İstanbul. With thiscard, you will be able to visit the historical and cultural treasures of İstanbul,the capital city of three empires, whose history dates back over more than9 thousand years, free of charge and without having to queue.The advantages offered to holders of the Museum Pass İstanbul aren’t justlimited to this; attractive discounts await at the city’s elite private museums,together with arts and entertainments venues, museum shops and GES Shops.www.muze.gov.tr - www. museum.gov.trMuseums can be closed without prior notice for restoration. Müzeler restorasyon için önceden haber vermeksizin kapanabilir.


Antik kentler diyarı ANTALYABİR YÖRE veANTİK KENTLEROne RegionOne Ancient CityYazı-TextElif TürkölmezFotoğraflar-PhotosRasim Konyar6


ntalya ve çevresi sayısız antik kente ev sahipliğiyapıyor. Aspendos, Side, Olympos gibi görece ünlüolanları duymuş, ziyaret etmiş olabilirsiniz. AmaAntalya sadece bu adını saydığımız antik kentlerdenibaret değil. Kentte Simena’dan Termessos’a,Patara’dan Selinus’a irili ufaklı pek çok antik kent ve örenyeri bulunuyor.Bunda, bölgenin çok kültürlü yapısının MÖ 3 binli yıllarauzanmasının payı büyük. Gelin, Antalya ve çevresinde bir tarih-kültürturuna çıkalım.Tiyatrosu ve suyolları ile ünlü AspendosAspendos (Belkıs), sadece Anadolu’nun değil tüm Akdeniz bölgesininen iyi korunmuş Roma Dönemi tiyatrosuna sahip olmasıyla ünlübir antik şehir. MÖ 5. yüzyılda basılmış sikkelerde adının Estvediysolarak geçtiğini görebiliriz. Akdeniz ile ulaşımını ve gelişmesini yakınındakinehre ve dolayısıyla çevresindeki bereketli topraklara borçluolan Aspendos’ta bugün çoğunlukla tiyatro ve suyolları ziyaretediliyor. Şehre ait diğer yapıların kalıntıları ise tiyatronun yaslandığıtepenin düzlüğünde yer alıyor. Tanrılara ve devrin imparatorlarınaadanan tiyatro, Roma tiyatro mimarisinin ve yapım tekniğinin sonçizgilerini sergilemesi bakımından önemli. Yarım daire planlı oditoryum,yan duvarların oditoryuma paralel konumda bulunması Romadönemi tiyatro mimari özellikleri. Aspendos Tiyatrosu, Kültür veTurizm Bakanlığı organizatörlüğünde, kendi adıyla anılan ‘Opera veBale Festivali’ne her yıl yaz aylarında ev sahipliği yapıyor.Ticaret kenti PergeAntalya’nın en önemli antik kentlerinden biri de Perge. Antalya`nın18 km doğusunda, Aksu Bucağı`nın sınırları içinde bulunan bu antikkent Kilikya - Pisidya ticaret yolunun üstünde yer aldığı için önemlibir Pamphylia şehri olmuş. Şehrin kuruluşu diğer Pamphylia şehirleriyleaynı zamana yani MÖ VII. yüzyıla rastlıyor.Ana tanrıçası Perge Artemisi olan Perge, yüzyıllar boyunca Hristiyanlariçin önemli bir kent olmuş. Aziz Paulos ve Barnabas gibi önemlidin adamları Perge`ye gelmiş, uzun süre burada yaşamış. Varlıklıkişilerin, gerek doğası gerek ticari önemi bakımından gözdesi olanşehir, görkemli anıtlarla doldurulmuş.Antalya and its surrounding area are home to countless ancient cities.Aspendos, Side and Olympos are best known. Simena, Termessos,Patara and Selinus are some of the other historical sites of thearea. The multicultural historical background of the region goes backto the 3 rd millennium BC. Let us embark upon a journey through thehistory and culture of Antalya.Aspendos Theatre and its famous waterwaysAspendos (Belkis Kale) is an ancient city known for having the bestpreserved Roman Theatre not just in Anatolia but in the entireMediterranean region. The adjective Estvedijys inscribed on coinsminted in the 5 th century BC indicates that Aspendos was calledESTVEDYS more anciently in the native language. It was a city ofPamphylia, established on an isolated hill on the right bank of theRiver Eurymedon (Köprüçay) at the point where the river issues fromthe Taurus. Convenient access to the Mediterranean through theriver and surrounding fertile lands contributed to the developmentof Aspendos. The ancient city is now mostly visited for its theatreand waterways. The ruins of other buildings of the city are locatedon the plateau on top of the hill against the flanks of which leansthe amphitheatre. The theatre dedicated to the gods and emperorsembodies the characteristics of Roman theatre architecture andconstruction techniques. The semi-circular auditorium and the sidewalls situated parallel to the auditorium are particular features ofRoman theatre architecture. Nowadays, the Aspendos Theatre hostsevery summer a popular ‘Opera and Ballet Festival’ organized by theMinistry of Culture and Tourism.Commercial city of PergePerge situated 18 km east of Antalya, within the present-day AksuSub-district is an ancient city of Pamphylia, owing its significanceto its geographic location on the trade route between Cilicia andPisidia. It was founded at the same time with the other cities ofPamphylia in the 7 th century BC.Originally worshipping the mother goddess Artemis of Perge, thecity has also been an important hub for Christians throughout thecenturies. St. Paul and Barnabas came to Perge and lived there for along period of time. A city favoured by wealthy people, both in termsof its commercial importance and its soothing nature, was adornedSimena’da suların içine uzanan antik kent merdivenleri ile denizdeki ünlü lahit (solsayfa). Aspendos Tiyatrosu’ndan bir görünüm (sağ üst), Termessos’da Alketas’ınmezarından detay (sağ orta), Perge’de hamam kalıntısı (sağ altta). Pataralahitlerinden biri (sağ sayfa, solda).The stairs of the ancient city of Simena stretching into the water and its famoussarcophagus in the sea (left page). A view from the Aspendos Theatre (top right),detail from the grave of Alketas in Termessos (right centre), bath ruins in Perge(bottom right). One of the Patara tombs (right page, left).8


Antik kentteki en önemli kalıntılar 12 bin seyirci kapasiteli Helen-Roma tipindeki Tiyatro, MÖ 2. yüzyıla tarihlenen ve çok iyi korunmuşolan Stadion, Agora ve ortasında bir su kanalı olan Sütunlu Cadde.Perge’deki diğer önemli yapılarsa, nekropol, surlar, gymnasium,Roma Hamamı, anıtsal çeşme, Helenistik ve Roma kapıları.Bir Roma kenti OlymposAntalya’nın en önemli liman kentlerinden biri Olympos. Bu limantarihte korsan yatağı olarak bilinir. Kilikyalı korsanların başı ‘Zeniketes’şehri üs olarak kullandığı için bu sayede Doğu kökenli Işık TanrısıMitras’ın kültü bu liman şehrinin en önemli antik kültlerinden olmuştur.Şehir en parlak dönemini Roma Dönemi’nde yaşamış. Geç HristiyanlıkDönemi’nde önemini yitirmeye başlayan Olympos, 11. ve 12.yüzyılda Venedikli ve Cenevizli tüccarların ticari merkezi olmuş, ancakbu aktivite 15. yüzyıldaki Osmanlı deniz üstünlüğüyle son bulmuş.Görülmesi gereken en önemli kalıntılar Kaptan Eudomus’un lahdi veiç duvarları yer yer freskolarla süslü Bizans Kilisesi.Liman kenti PhaselisBey Dağları Olympos Ulusal Parkı’nın çam ve sedir ormanları arasındakiantik Phaselis kenti Kemer’in 16 km batısında yer alıyor. MÖ 7.yüzyılda Rodos’lular tarafından kurulan Phaselis’in üç adet limanıvar. Kentin ortasından geçen 20 metre genişliğindeki cadde, HadrianSu Yolu Kapısı, Hamamlar, Agora ve Tiyatro gibi yapı kalıntıları dikkatçekiyor.Side önemli bir liman kentiAntik Dönemde Pamphylia’nın en önemli liman kenti olan Side, MÖ7. yüzyılda önemli bir yerleşim merkezi olmuş. MÖ 25 yılından sonraise Augustus, Pamphylia bölgesini doğrudan doğruya kendisine bağlıbir eyalet haline getirmiş. Bu tarihten sonra Side Roma’ya bağlı eyaletinbir kenti olmuş. Günümüzde görülen kalıntılar çoğunlukla RomaDönemi’ne ait. Side Tiyatrosu’nun mimarlık tarihi açısından önemi,diğer kentlerde olduğu gibi bir dağ yamacına yaslanmayıp, kemertonozlutemeller üzerine inşa edilmiş olması. Antik kentteki bir diğerönemli yapı ise Manavgat Çayı’nın kaynağından şehre su getiren sukemerleri. Kemerler takriben 40 km.lik bir mesafeyi kat ettikten sonraSide’ye ulaşıyor. Bizans Dönemi’ne dek çok tanrılı bir dini benimseyenSideliler, kentte tanrılar adına tapınaklar yapmışlar. Bunlardanbazıları Athena, Apollon, Men isimleriyle anılıyor.Hububat deposu PataraHititçe’de Patar, Likya dilinde Pattara olarak anılan Patara’nın geçmişi,MÖ 8. yüzyıla uzanıyor. Kent, Roma Dönemi’nde çok önemli birhale gelmiş ve Likya-Pamphylia eyaletlerinin başkentliğini yapmış.Patara limanı, hububat deposu ve sevki açısından tarih boyuncabüyük önem taşımıştı. Doğu Akdeniz’in üç hububat deposundanbiri (Granarium) Patara’da bulunur. BizansDönemi’nde de gelişmesini sürdüren kent, Hristiyanlarcada önemli sayılmış. Noel Baba olarakbilinen Aziz Nicholas’ın da Pataralı olduğusöylenir. Bugün ayakta kalan yapıların çoğuRoma-Bizans ve hatta Ortaçağ’a ait. Önemlikalıntılar arasında yamaçlardaki Likya tipilahitler, tiyatro, doğu girişindeki kitabe,Vespasian Hamamları ve Korinth Tapınağıyer alıyor.Myra’da kaya mezarlarıMyra antik kenti Hristiyanlığın ilk zamanlarındaLikya’nın metropolüydü. GünümüzdeNoel Baba olarak da bilinen AzizNicholas 4. yüzyılda Myra’nın piskoposluğunuyapıyordu. Aziz Nicholas Kilisesi ilekentin iki Likya nekropolü görülmeye değer.Özellikle tiyatronun üzerindeki kayalıktasıralanan kaya mezarları uzaktan muhteşembir görünüm sergiler.9


Grain barn PataraKnown as Patar in Hittite language and Pattara in theLycian language, Patara’s history goes back to the8 th century BC. The city has become very importantduring the Roman period and served as the capitalof Lycia-Pamphylia provinces. Patara was a crucialport for the storage and distribution of grain. One ofthe three major grain stores (granarium) of the EasternMediterranean region was in Patara. Having continued itsdevelopment during the Byzantine period, the city was also consideredimportant by Christians. Saint Nicholas, known as Santa Claus, is saidto be from Patara. Most of the buildings still standing today date fromthe Roman-Byzantine and even Medieval periods. The Lycian rock-cutsarcophagi on the hill slopes, the Theatre, the inscription on the easternentrance gate, the Vespasian Baths and the Corinthian Temple are amongthe significant ruins of the ancient city.Rock-cut tombs in MyraThe ancient city of Myra was Lycia’s metropolis in the early days ofChristianity. Saint Nicholas, also known today as Santa Claus, was theBishop of the diocese of Myra in the 4 th century. St. Nicholas Church andthe city’s two Lycian necropolises are worth seeing. Especially the rockcuttombs situated on the cliff above the theatre offer a magnificent viewfrom distance.Simena composed of islandsThe ancient city Simena, nowadays known as Kaleköy, has no road connectionto its hinterland. This ancient city is usually reached by sea fromnearby Çayağzı. The city situated at the shores of Kekova Bay, is one ofthe settlements under heritage protection. The place has an interestingnatural topography. It consists of a group of islands with sarcophagi ontop. Simena offering a unique view also with its strong castle was mentionedfor the first time in ancient sources during the 2 nd century BC. Theinscriptions in Lycian language on the rock tombs north of the Castle,testify to the old age of the city. The castle contains a small theatre carvedinto the rock which is a most interesting landmark.The mountaintop TermessosOne of the most striking historical sites protected in the forest is Termessos.The ruins of the city start with the Hellenistic walls situated on theroad from Antalya to Korkuteli and extend all the way to the summit ofMount Güllük. The monumental entrance and the steps leading to thetemple built during the reign of Emperor Hadrian and the ruins of theGymnasium are still visible. Most of the ruins in the city belong to theHellenistic and Roman periods. The most outstanding ruin is the tomb ofAlketas, one of the important generals of Alexander the Great’s era.Tombs of XanthosLocated at the westernmost of Antalya, Xanthos which served as the capitalof Lycia in ancient times was an important station. Rock-cut tombs,sarcophagi, tombs and funerary monuments stand out among the ruins ofthe city dating back to the 8 th century BC.Selge, Kaş and othersThe list of ancient cities in the province of Antalya is quite long. Forexample, the district of Kaş is surrounded with ruins of smaller antiquetowns such as Istlada, Apollonia, Isinda and Kyaenai. Selge, which is oneof the mountain cities of ancient Pisidia, is situated at an altitude of 1250meters on the southern slopes of the Taurus Mountains. The city walls,the temple, agora, fountain and ruins of the necropolis are remains thatcan be seen.Xantos buluntularından altın taç (en üst solda), Myra’da kaya mezarları (üst solda),Xanthos kent görüntüsü (üst sağda), Kaş’daki antik tiyatro (ortada), Phaselis sukemerleri (sol altta) ve Kaş’ın merkezinde yer alan ünlü Likya lahdi (sağ altta).Xanthos’ gold crown (top most left), rock-cut tombs in Myra (top left), view of the cityof Xanthos (top right), ancient theatre in Kaş (centre), Phaselis aqueducts (bottomleft) and the famous Lycian sarcophagus located in the heart of Kaş (bottom right).12


Tokugawa şogunluğu tarafından İmparator Go-Mizuno içinyaptırılmış.Altın Tapınak’ın ihtişamıBatı Kyoto’da turistler için mutlaka görülmesi gereken yerlerdendiğer iki tanesi ise Kinkakuji ve Ryoanji Tapınakları. Altın Tapınakolarak da anılan gösterişli Kinkakuji Tapınağı, yalnızca taşlar vebeyaz kumla dekore edilmiş ve kendi başına sadeliği temsil edentaş bahçesiyle ünlü Ryoanji Tapınağı ile tam bir tezat içinde.Kyoto’nun merkezinden trenle 20 dakikada varılan Arashiyamabölgesinde de sayısız tapınak bulunuyor. Burası özellikle güzelhavalarda yürüyerek ya da bisikletle gezmek için de ideal.The Katsura Imperial Villa in western Kyoto is considered as oneof the finest examples of traditional Japanese architecture andgarden landscaping. The Shugakuin Imperial Villa was constructedin the 17 th century by the Tokugawa Shogunate for EmperorGo-Mizunoo.The splendour of the Golden TempleThe other two of the must-see places for tourists in western Kyotoare the Kinkaku-ji and Ryoan-ji Zen Buddhist Temples. Alsoknown as the Golden Pavilion, the sumptuous Kinkaku-ji Templestands in stark contrast to the Temple Ryoan-ji with its famousrock garden decorated only with white sand and stones, representingsimplicity on its own.There are also numerous temples at the Arashiyama districtwhich can be reached by a 20 minutes train ride from the centreof Kyoto. This is an ideal place for strolling around in fineweather on foot or by bicycle.Sol sayfa: Kyoto Ulusal Müzesi (solda), bambu ormanı (üstte), Gion Tepesi(altta).Sağ sayfa: Ryoanji Tapınağı ‘nın Zen Bahçesi olarak da bilinen TaşBahçesinden bir bölüm (üstte), Japon kadınları Kyoto’da düzenlenenfestivalde geleneksel kıyafetlerini sergiliyorlar (altta), Katsura İmparatorlukSarayı (sağ üstte), Gümüş Köşk olarak da bilinen Ginkakuji Tapınağı(ortada) ve Kiyomizu Tapınağı (sağ altta).Left page: Kyoto National Museum (left), bamboo forest (top), Gion Hill(below).Right page: Section from Ryoanji Temple‘s Zen Garden also known as RockGarden (above), Japanese women in traditional costumes during a festivalheld in Kyoto (bottom), Katsura Imperial Villa (top right), Ginkakuji Temple,also known as the Silver Pavilion (centre), and Kiyomizu Temple (bottomright).


lasik Osmanlı kent mimarisini yansıtan tarihievleriyle olduğu kadar; huzur veren doğası, sakinyaşam biçimi, tarihi ve kültürüyle de ünlü birilçe Safranbolu. Karabük’e bağlı olan ilçe aynızamanda, Türkiye’de UNESCO’nun Dünya KültürMirası Listesi’nde yer alan dokuz kültürel varlıktan biri. Bu yönüyleturistlerin gözdesi olan Safranbolu’nun isminin, bölgede yetişen venadir bir bitki olan safrandan geldiğini de hemen hatırlatalım.Özel bir mimari anlayışla inşa edilen ve en genci 200 yaşında olanSafranbolu evleri korunarak restore edildiği için, ilçeye adım attığınızanda 18. yüzyılda bir Osmanlı kentinde geziyormuş gibi hissediyorsunuz.Evler genellikle geniş bir bahçe içinde, erkek ve kadıngirişi ayrı olarak inşa edilmiş. Her odada duvar içine gömme banyobulunuyor. Duvarlar ve tavan ahşap işçiliğinin en iyi örnekleriyledetaylandırılmış. Pencereler, evlerin içinin aydınlık olmasını sağlamakamacı ile oldukça dar ve uzun yapılmış. Kök boyasıyla boyanmışiplerle elde dokunan halılar ise hiçbir özelliğini yitirmeden, ilkgünkü gibi duruyor.Safranbolu evlerinin bazıları halkın gezip görebilmesi için düzenlenmişkenbazıları da müze olarak hizmet veriyor. Bunlardan biri,Kaymakamlar Gezi Evi.The town, adorned with traditional houses reflecting classical Ottomanarchitecture is famous for its cultural heritage, as well as for itsquiet way of life and soothing natural environment. Safranbolu, adistrict of the Province of Karabük, is one of the nine cultural assets inTurkey inscribed on the UNESCO World Cultural Heritage List; and assuch, an important tourist destination. It owes its name to saffron, arare plant growing in the region.The Safranbolu houses which were originally built in a particulararchitectural style were recently restored within the framework ofa special project aimed at preserving the authentic texture of therelatively well-preserved old city. The youngest of these houses isalmost 200 years old. Hence, you feel like strolling through an 18 thcentury Ottoman city as soon as you step into the district. Most ofthe famed Safranbolu houses are mansions usually situated on largecourtyards, with separate entries for men and women. Each room isequipped with a let-in bathtub built in the wall. The walls and ceilingsare decorated with the best examples of wooden craft. The windowsof the houses are narrow but sufficiently high to allow the maximumamount of daylight to penetrate inside. Rugs hand-woven fromÖzgün bir Türk evi18. ve 19. yy. Türk toplumunun kültür ve yaşam biçimini yansıtanSafranbolu evleri arasında önemli bir örnek. Yapının tam olarak nezaman inşa edildiği bilinmiyor ancak 18. yy. başlarında yapıldığısanılıyor. Bu güzel evin sahibi Safranbolu kışlası kumandanı HacıMehmet Efendi.Hacı Mehmet Efendi’ye Yarbay rütbesinin karşılığı olan ‘Kaim-Makam’denilmesi nedeniyle ev de bu isimle anılır olmuş.Tüm mimari özelliklerini günümüze dek koruyabilmiş olan KaymakamlarEvi; 16.12.1981 tarihinde Eğitim Merkezi olarak hizmete22


Arkeoloji Alanında da ZenginSafranbolu arkeolojik değerler bakımından da zenginbir yerleşim. İlçede bulunan, MÖ 4.yüzyıla aitolduğu tahmin edilen Büyük Göztepe Tümülüsü’ndekazılar geçen yıldan bu yana sürdürülüyor.Yaklaşık 25 metre yüksekliğindeki Tümülüs’tekiçalışmalar şu yüzden önemli: Kentin 16. yüzyıldanönceki tarihi bilinmiyor ancak bu Tümülüs’le birlikteortaya çıkacak olan buluntular, Safranbolu’nunAntik Çağ’daki yeri ile ilgili bilgiler verecek.Çok büyük bir Tümülüs olması nedeniyle kazılaruzun soluklu olacak. Ancak buluntular buranınönemli bir kişinin mezarı olduğunu gösteriyor.Safranbolu’da 100 civarında Tümülüs var. Buralardayapılacak kazılarla kentin geçmişi gün ışığınaçıkacak.Tümülüs, kral ve kral ailesi için inşa edilen mezarodası üzerine yığılan toprak veya taşlardan oluşturulanyapay tepe anlamına geliyor.Also rich in terms of ArchaeologyThe Safranbolu area is also rich in terms of archaeologicalassets. Excavation work was launched lastyear at the 25 meters high Great Göztepe Tumulus(mound) located in the district, estimated to be ofthe 4 th century BC.This effort is important from the point of view ofgathering data on Safranbolu’s yet unknown historyprevious to the 16 th century. The excavations atGöztepe Tumulus are expected to shed light on thearea’s history in the Antique Age.The excavations will be a long-term endeavour dueto the very large size of the tumulus. However, theearly findings show already that this place sheltersthe tomb of an important person. Safranbolu hasaround 100 such mounds so that further excavationswill have to be performed to discover more onthe city’s history. A tumulus is an artificial moundconsisting of a pile of stones and earth stacked onburial chambers built for the kings and/or the royalfamily members.Aynı zamanda müzenin içinde, Eczacılık Müzesi, Lokumculuk Müzesi gibi altbölümler ile Yemenici, Baharatçı, Kunduracı, Semerci, Demirci, Kalaycı, Bakırcıve Esnaf Kahvesi gibi Safranbolu’daki önemli esnaf kollarının çalışma ortamlarınıncanlandırıldığı bölümler yer alıyor.Tarihi Cinci Hanı ve HamamıÇin’den Anadolu topraklarına uzanan tarihi İpekyolu üzerinde kurulmuş iriliufaklı yüzlerce kervansaraydan biri de Safranbolu’daki Cinci Han. Cinci HanSafranbolulu Karabaşzade Hüseyin Efendi (Cinci Hoca) tarafından 1645 yılındayapılmış. Mimarı kesin olarak bilinmiyor, Koca Mimar Kazım Ağa tarafındanyapıldığı sanılmakta. Tarihi İpekyolu’nun etkinliğini yitirmeye başladığı 20.yüzyıla kadar kervansaray olarak kullanılan Cinci Han 20. yüzyıl başlarından itibarenSafranbolu esnafı tarafından depo olarak kullanılmış, 20. yüzyıl sonlarınadoğru bu özelliğini yitirmiş. Restore edilen Cinci Han, günümüzde otel olarakkullanılmakta. Cinci Hamamı da günümüzde halen hizmet vermekte.Safranbolu Saat KulesiSultan III. Selim Dönemi’nde, Sadrazam İzzet Mehmet Paşa tarafından 1797yılında yaptırılmış olan bu saat kulesi zembereksiz, kare planlı bir saat kulesiolarak biliniyor. 10 metre yüksekliğindeki bu kule, Safranbolu’nun her yerinigörmesi ve her yerinden görülmesi bakımından önemli.24


of timber frames filled with adobe. Fine handiwork decorationson the walls stand out. The main entrance ofthe mansion is on the Kışlayanı Street and theladies’ entrance is located on the Akpınar Street.Samples of the period’s table cloths, garments,cushions, tables, couches, sewing machines can beseen inside the house.Kaymakamlar Evi binası, Saat Kulesi, kente adını veren safran bitkisi soğanı ilesafran baharatı (sol sayfada, üstte). Cinci Hamamı kubbeleri (sol altta). Tarihiyemenici dükkanı ve yemeni örnekleri (üstte), Kent Tarihi binası ile Cinci Han (altta).District Governor’s House, the Clock Tower, and the bulb of the saffron plant whichgives its name to the city and saffron spice (left page, top). Cinci Bath domes (leftpage, bottom). Historic scarves shop and scarf samples (top), the City Historybuilding and the Cinci Han (below).City History MuseumSafranbolu City History Museum was built between 1904 and 1906 withthe financial support of the people on “Castle Hill”. Completely made ofcut stone, the building has a total of 800 square meters covered spaceand a cellar section.The museum consists of three floors; ground floor, entrance and firstfloor. The museum presents the different periods of Safranbolu’s history,life and culture in a chronological order. You can also walk through anold Safranbolu Bazaar in the museum.On the ground floor there are the items related to the history of thebuilding and of the city; maps, cultural publications, satellite images, anexhibition hall and conference hall. In the Ethnography Hall, you find theRepublican Period garments and old furnishings typical of Safranbolu.Information materiel on Safranbolu history from the Ottoman periodto the Republic Period such as visuals is on display at the ‘SafranboluPictures Hall’. Roman, Ottoman and Republican coins as well as oldmanuscripts are also exhibited in this hall. On the ground floor, the historyof Safranbolu commercial life and handicrafts is presented through aseries of photographs.The museum includes also sub-sections such as a Pharmacy Museum,a Turkish Delight (Locum) Museum and, life-size working space modelsof various Safranbolu trades and handicrafts, such as Spice-seller, Scarfmanufacturer, Shoemaker, Saddler, Ironsmith, Tinsmith, Coppersmithand an Artisan’s Coffee House.Historic Cinci Inn and BathOne of the hundreds of large and small caravanserais established on theSilk Road extending from China to Anatolia is the Cinci Han in Safranbolu,which had been built in 1645 by Karabaşzade Hüseyin Efendi, a notableof Safranbolu called Cinci Hoca (the Spiritualist Hodja). Althoughits architect is not known for certain, the inn is believed to be built byMaster Architect Kazım Agha. It was used as a caravanserai for centuriesup until the twentieth century where the Historical Silk Road beganto lose of its significance. Henceforth it was utilized as a warehouse bythe merchants of Safranbolu. Nowadays, the restored and refurbishedstructure serves as a hotel accommodating tourists from everywhere. TheCinci Hammam which is part of it is still operational.Safranbolu Clock TowerThe square shaped 10 meters high Clock Tower which had been built in1797 by the Grand Vizier İzzet Mehmet Pasha, during the time of SultanSelim III, is overlooking the entire city and can be seen from almost everycorner of Safranbolu.25


Çok zengin bir koleksiyonAskeri Müze yaklaşık 45 bin parçadan oluşançok zengin bir koleksiyona sahip. Sınırlı sergilemealanlarında bu koleksiyonun ancak 5 bin’iziyaretçilerle paylaşılabiliyor. Dönem, konu gibideğişik açılardan ele alınarak gruplandırılan eserlerarasında tüfek, tabanca, top ve kılıçlar, zarifsüslemeleri ve kitabeleriyle zırhlar, kalkanlar vemiğferler, Osmanlı ordusunun görkemini vurgulayacaknitelikteki altın görünümünde tombaklarve Osmanlı saray çadırlarının en nadide örneklerivar.Askeri Müze gezi rehberiGiriş Salonu: Burada Harbiye Askeri Müze veKültür Sitesi binasının maketi ve müze koleksiyonundanseçme bazı objelerin yer aldığı ‘TanıtımVitrini’ bulunuyor.Tanıtım Salonu: Askeri Müze’nin tarihi; 1846’dangünümüze kadar uzanan bir periyod içinde çeşitlifotoğraf ve yayınlarla belgesel olarak anlatılıyor.Atıcı Silahlar Salonu: Bu salonda ok ve okçuluklailgili eserler sergileniyor. 17-19. yüzyıl arasındakiOsmanlı ok ve yayları, ok hedefleri, ok-yaymuhafazaları, yay germe gereçleri, ok yatakları,yayı gererken parmağa takılan şestler salonunana malzemeleri.Binicilik Salonu: Bu salonda 19.-20. yy. binicilikve süvari sınıfı ile ilgili malzemeler sergileniyor.Fatih ve Yavuz Köşesi: Fatih Sultan Mehmet(1451-1481) ve Yavuz Sultan Selim’in (1512-1520)atlı mankenleri, İstanbul’un fethinde Osmanlı gemilerininkaradan Haliç’e indirilmesini gösterenpanoramik bir maket yer alıyor.Kesici Silahlar Salonu: Avrupa kökenli kesici vedelici silahların en eski örneklerini Orta Çağ Avrupakılıçları ve sırıklı silahlar grubu oluşturuyor.Savunma Silahları Salonu: Avrupa savunmasilahlarının büyük bölümünü Avrupa miğferlerioluşturuyor.Atatürk Dershanesi: Mustafa Kemal Atatürk,Harp Okulu ve Harp Akademisi öğreniminiAskeri Müze Binası`nda tamamlamıştı. MustafaKemal`in Harp Akademisi 3. sınıfını okuduğudershane O`nun anısına düzenlenmiş. SınıftaAtatürk`ün okul yaşamı ile ilgili fotoğraf ve belgelerde sergileniyor.Ateşli Silahlar Salonu: 16. yüzyıldan 20. yüzyılbaşına kadar imal edilmiş çeşitli Avrupa ve İslamateşli silahları bulunuyor.Top Maketleri ve Küçük Çaplı Top Teşhir Salonu:15-20. yüzyıllar arasına tarihlenen OsmanlıDönemi ahşap ve metal toplar ile yabancı devletlereait modeller yer alıyor.Somali-Bosna-Kosova-İç Güvenlik Salonu:Somali, Bosna ve Kosova’da görev yapan TürkBirlikleri’ne ait sancak, üniforma, nişan ve madalyagibi malzemeler ile fotoğraflar var.Askeri Kıyafetler Salonu: Osmanlı Devleti’ndeYeniçeri Ocağı’nın kurulması ile birlikte ordudaAskeri Müze’de sergilenen en ilginç parçalardan biri.İstanbul’un fethinde Haliç’e gerilen zincir (sol sayfa).Müzenin salonlarından görüntüler (sağda).One of the most interesting pieces on display at theMilitary Museum the chain stretched across the GoldenHorn by the Byzantines to keep out the Ottoman navyduring the siege of Istanbul in 1453 (left page). Viewsfrom the halls of the Museum (right).29


görev yapan kişilerin ayrı bir kıyafet giymeleri kabul edilmiş ve öncelerielbiseden çok başlıklara önem verilmişti. Bu salonda o kostümler sergileniyor.Bayrak ve Sancaklar Salonu: Osmanlı ve Cumhuriyet Dönemi’ne aitsancaklar ile yabancı devletlere ait bayraklar sergileniyor.Çadırlar Salonu: 17. yüzyıldan bu yana Osmanlı Dönemi’ne ait çadır veçadır parçaları yer alıyor.Şehitler Galerisi: Tarih boyunca bağımsızlık uğruna büyük zaferlerkazanırken, yine aynı uğurda canlarını feda eden tüm şehitlerimize ithafedilmiş.Müzede ayrıca Meşrutiyet Salonu, I. Dünya Savaşı Salonu, ÇanakkaleSavaşı Salonu, Kurtuluş Savaşı Salonu, Kore-Kıbrıs Salonu, EtnografikEserler Salonu, Genelkurmay Başkanları Salonu, Kenan Evren Salonu,Atatürk Salonu, Mehter Enstrümanları Salonu, Harbiye Hamamı, III.Selim Köşesi, Fermanlar, Beratlar, Yazma Eserler Salonu gibi diğer bazısalonlar bulunmakta.Mehter Takımı ilgi görüyorMüze’nin en ilgi çeken etkinliklerinden biri şüphesiz Mehter Takımıkonserleri. 500 kişilik modern Atatürk Salonu’nda müzenin açık olduğugünlerde (Pazartesi-Salı dışında) her gün 15.00 -16.00 saatleri arasındaMehter’in tarihçesini anlatan İngilizce ve Türkçe multivizyon ile 20’şerdakikalık iki seans halinde verilen konser ziyaretçiler tarafından büyükilgi görüyor.Askeri Müze; dini bayramların birinci günü, yeni yılın ilk günü ile Pazartesive Salı günleri dışında her gün 09:00-17:00 saatleri arasında ziyareteaçık.century Ottoman wood and cast metal cannons and other nations’cannon models are presented here.Somalia, Bosnia and Kosovo-Internal Security Hall: Flags, uniforms,insignia, medals and photos of recent Turkish peacekeepingunits who served in Somalia, Bosnia and Kosovo.Military Clothing Hall: With the establishment of the Janissary Corpsin the Ottoman Empire, a special type of clothing reserved to peopleserving in the army was adopted. At that initial stage, more importancewas attached to headgears rather than the costumes proper.Clothing items of that era are on display in this room.Flags and Banners Hall: Ottoman and Republican periods’ flags andbanners and, flags of other nations are on display in this hall.Tents Hall: This hall houses Ottoman field and campaign tents andtent equipments from the 17 th century onwards.Martyrs Gallery: This room is devoted to all the martyrs who sacrificedtheir lives for the cause of independence and contributed togreat victories throughout history.The museum also includes the Constitutional Monarchy Hall, theFirst World War Hall, the Gallipoli War Hall, the War of IndependenceHall, the Korea and Cyprus Hall, the Ethnographical Objects Hall, theChiefs of Staff Hall, General Kenan Evren Hall, the Atatürk Hall, theMehter-Janissary Band Instruments Hall, the Harbiye Bath, the SultanSelim III Corner and other sections allocated to Fermans-ImperialOrders and Edicts, Insignia Certificates, Letters Patents and Manuscripts.Mehter-Janissary Band performances attract interestUndoubtedly the Janissary Band concerts are among the mostinteresting activities of the Museum. The multivision documentarychronicling the history of Mehter which is presented in Turkish andEnglish languages daily (except for Mondays and Tuesdays) between15:00 and 16:00 hours at the modern Atatürk Hall with a capacity of500 spectators, followed by a musical show performed by the JanissaryBand in two sessions of 20 minutes, is a greatly appreciated event bythe audience and attracts the keen interest of the museum visitors.The Military Museum is open to the public daily between 09:00 and17:00 hours except on Mondays and Tuesdays, the first days of religiousholidays and the first day of the New Year.Mehter Takımı gösterileri (sol üstte), müze binası (sol altta) ve tarihi toplarınsergilendiği salondan bir görüntü (altta).Janissary Band performance (top left), the museum building (bottom left) anda view from the historic cannons hall (below).30


aşınızı nereye çevirirseniz tarihi biryapı, nereye girseniz önemli bir sanateseri var. muhteşem mimari çeşitliliğiyle,kanalları ve köprüleriyle venedik,dünyanın en romantik şehri…VENICEThe city of Arts, Culture and FestivalsWherever you turn your head to there is a historic building, wherever youenter there is a significant work of art. With its great variety of architecture,its canals and bridges, Venice is the most romantic city in the world...MÜZE KENTMuseum City32


Sanat, kültür ve festivaller kentiVENEDİK33


obelli romancı Orhan Pamuk “Bu dünyada mutluolunabileceğini, Venedik manzarasının derinliğiniiçimizde duyunca anlıyoruz” der. Hakikatende bu romantik İtalyan kenti insanı; havası,mimarisi, sanatı ve doğasıyla mutlu eder.Kuzey İtalya’nın doğusunda Adriyatik Denizi kıyılarında karaya 4kilometre uzunluğunda kara ve demir yolu köprüsü ile bağlanan,yaklaşık 118 adacık üzerine kurulu bir ada şehri olan Venedik’teadacıkları birbirinden ayıran 170 kanal ve birbirine bağlayan 400köprü bulunur.İşte, nereye dönseniz sizi önemli bir tarihi eserin, görkemli birbinanın, yüce bir katedralin ya da dünyaca ünlü bir müzenin karşıladığıbu kentte göreceklerinizden bazıları...San Marco Meydanı ve Dükler SarayıPiazza San Marco, yani San Marco Meydanı Venedik’in kalbi. Dolayısıylaen kalabalık yerlerinden biri. Kente gelen herkes, büyüleyicigüzellikleri görmeye buradan başlıyor. Fransız Yazar Alfred deMusset’nin ‘Avrupa’nın Salonu’ dediği meydan 175 metre uzunluğunda,82 metre genişliğinde.34Nobel laureate novelist Orhan Pamuk says, “We realize that happinessis possible on earth when we intimately feel the depth of Venice’s beauty”.Indeed, this romantic Italian city is a magic place which inspireshappiness with its people, architecture, art and atmosphere.Venice is an island city on the eastern coast of the Adriatic Sea innorthern Italy, built on an archipelago of more than 118 islets. Connectedto the mainland by a road and rail bridge of 4 kilometres, Venicehas 170 canals dividing the islets and 400 bridges connecting them toeach other.San Marco Square and the Doge’s Palace (Palace of the Dukes)Piazza San Marco i.e. San Marco Square is the heart of Venice. Everyonewho comes to Venice starts to tour this fascinating city from here.The square that French writer Alfred de Musset called ‘Europe’s LivingRoom’ measures 175 meters in length and 82 meters in width.In the 9 th century it used to be a small area in front of the MarcosChurch where the Dukes made public announcements. It reached itscurrent configuration between the 13 th and 16 th centuries.The Doge’s Palace with its main entrance Porta della Carta, the ClockTower, Procuratie Vecchie, Procuratie Nove, the Campanile and theBiblioteca Marciana are among the famous landmarks of the square.The Doge’s Palace - the Palace of theDukes (Palazzo Ducale) which servedas the governing centre of the empirefor 900 years was originally built inthe 9 th century as a castle in Byzantinestyle. The gothic elements of thebuilding were added to it 500 yearslater. Today an exhibition hall, thebuilding looks sumptuous with itscountless number of arches and itswhite façade decorated with pink ornaments.The palace is connected to theadjacent prison through a limestonebridge built in 1603 which is known asthe Bridge of Sighs (Ponte dei Sospiri).The name originates from the storythat prisoners would sigh at their finalview of beautiful Venice through thebridge’s window before being takendown to their cells.Turkish Traces in VeniceVenice’s famous Fondaco dei Turchi(“The Turks’ Inn”) is a palazzo on theGrand Canal built by Giacomo Palmierin the first half of the 13 th century. Itis one of the oldest palaces in Veniceand a typical example of the Veneto-Byzantine style architecture withits meandering contours and thincolumns. From 1621 through to 1838,the Fondaco served as the venue ofVenice’s Ottoman Turkish population(thus “dei Turchi”). The Fondaco (fromArab: fonduk: hotel) then served asa combination of home, warehouse,and market for the Turkish traders,who partially changed its architectureand built a mosque and a Turkishbath inside the building. Later, duringthe renovation work launched in thesecond half of the 19 th century, domeshaped additions were made to therooftop of the palace. Since 1923 thepalace is used as the Venice Museumof Natural History (Museo di StoriaNaturale di Venezia).


Meydanın geçmişi 9. yüzyıla dayanıyor.O zamanlar meydan düklerinaldıkları kararları açıkladıkları,Markus Kilisesi’nin önündeki küçükbir alanmış. Bugünkü konumuna 13.ve 16. yüzyıllar arasındaki çalışmalarsonucunda ulaşmış.Büyük Kanal’dan başlandığında, meydandasırasıyla şu binalar yer alıyor:Dükler Sarayı, Porta della Carta, SaatKulesi, Procuratie Vecchie, ProcuratieNove, Campanile ve Biblioteca Marciana.Güvercinlerle dolu meydanda dörtbir yanınız muazzam binalarla çevrili.Bunlardan biri de Dükler Sarayı(Plazza Ducale). 900 yıl boyuncaimparatorluğun merkezi olan saray,9. yüzyılda Bizans tarzında bir şatoolarak inşa edilmiş ancak şatoya500 yıl sonra gotik ögeler eklenmiş.Dışı beyaz ve açık pembe bezemelerlesüslü, bol kemerli ve oldukçaihtişamlı olan bu yapı günümüzdesergi alanı olarak kullanılıyor. Saray,1603 yılında taş bir köprüyle hemenyanındaki hapishaneye bağlanmış.İtalyanlar bu pencereli köprüye ‘Sonnefes (Sospiri) köprüsü’ diyor, çünküidam mahkumları dünyayı son kez bupencerelerden görüyormuş.Venedik’te Türk izleriVenedik Doğa Tarihi Müzesi olarakkullanılan ünlü Fondaco dei Turchi13. yüzyılın ilk yarısında GiacomoPalmier tarafından inşa edilmiş birsaray. Venedik’in en eski saraylarındanbirisi olan Fontego dei Turchikıvrımlı bağlantıları ve ince sütunlarıile Bizans Dönemi mimarisinin tipikbir örneği. 1621’den itibaren Türktüccarlar sarayı ticaret merkezi olarakkullanmaya başlamış. 1838’e kadarolan bu süreçte orada ikamet edenTürkler binaya bir cami ve hamaminşa etmişler ve sarayın mimarisinikısmen değiştirmişler. Ayrıca 19. yüzyılınikinci yarısında başlayan restorasyonçalışmaları esnasında sarayınüst kısmına kubbe biçimde eklemeleryapılmış. Saray 1923’den beri VenedikDoğa Tarihi Müzesi (Museo di StoriaNaturale di Venezia) olarak kullanılıyor.Canaletto’nun 1730’da yaptığı San Marcomeydanı tablosu, meydanın bugünkügörünümü (sol sayfa), Leonardo da Vinci’ninVitruvius Adamı (üstte), Carpaccio’nunGalleria dell’Accademia’da sergilenen ‘TheHealing of the Madman’ tablosu (ortada) veSan Marco Bazilikası’nın ön cephe detayı.San Marco Square painting (1730) byCanaletto and present-day view of the square(left page), Leonardo da Vinci’s VitruvianMan (above), Carpaccio’s ‘The Healing of theMadman’ painting exhibited at the Galleriadell’Accademia (centre) and St. Mark Basilica’sfaçade detail.Thousands of famous paintingsAmong the most visited places in Veniceis the Galleria dell’Accademia which hasthe most beautiful collection of Venetianart. Its collection comprises canvasespainted between the 14 th and 18 th centuries.The artworks are exhibited in 24halls in a chronological order. World-famousworks of world-famous artists, the‘Crucifixion of Ten Thousand Martyrs’ byCarpaccio, Mantegna’s ‘St. George’, Giorgione’s‘Portrait of an Elderly Woman’,Paolo Veronese’s ‘The Feast in theHouse of Levi’ and Tiziano’s Pietà awaitvisitors here. The famous ‘Vitruvian Man’drawing created by Leonardo da Vinci in1490, various canvases of Gentile Bellini,the painter who was sent to Istanbul in1479 by the Republic of Venice and whopresumably painted Sultan Mehmet theConqueror’s portrait (currently at theNational Gallery in London); as wellas Giovanni Battista Tiepolo’s Neptunepainting; three of the St Mark paintingsby Jacopo Comin, known as Tintoretto,‘St Mark’s Body Brought to Venice’, ‘StMark Rescuing a Saracen from Shipwreck’and ‘Miracle of the Slave’ are ondisplay here. (The fourth painting of theseries ‘Finding of the body of St Mark’is now held in the Pinacoteca di Brera inMilan.)Basilica of San Marco akathe Golden ChurchThe San Marco Basilica at Piazza SanMarco, one of the best known examplesof Byzantine architecture originallybuilt as the chapel of the rulers ofVenice was completed in 1617. Used asthe residence of the Patriarch of Venicesince 1807, the building’s interiordesign is known for its opulence. It hasbeen adorned with quite spectaculardecorations to illustrate and demonstratethe power of Venice. Since realgold chips were used in its mosaics theedifice is also known under the nameof ‘Chiesa d’Oro’, the Golden Church.An area of approximately 4 thousandsquare metres of the church is coveredwith mosaics depicting scenes from theBible. On the other hand, the acousticconfiguration of this church contributedto the stylistic development of Baroquemusic. It is one of the finest examples ofRomanesque church architecture. The 4bronze horses placed at the centre of thebalcony called ‘Horses lodge ‘facing thesquare, are exact replicas of the TriumphalQuadriga or Horses of Saint Markfrom the Classical Antiquity which wereinstalled on the basilica in about 1254.They were brought to Venice as part ofthe loot sacked from Constantinople inthe Fourth Crusade. The originals thatunderwent a long restoration are kept inSt Mark’s Museum (inside the basilica)35


Binlerce ünlü tablo buradaVenedik sanatının en güzel koleksiyonuna sahip olan Galleriadell’Accademia, Venedik’te en çok ziyaret edilen yerlerarasında. Buradaki koleksiyon 14. ve 18. yüzyıllar arasındayapılmış resimleri kapsıyor. Eserler 24 salonda kronolojikbir sırayla sergileniyor. Dünyaca ünlü ressamların dünyacaünlü eserlerini bu galeride görebilirsiniz. Carpaccio’nun OnBin Şehidin Çarmıha Gerilmesi, Mantegna’nın Aziz George,Giorgione’nin Yaşlı Bir Kadının Portresi, Veronese’nin LevillilerinEvinde Şenlik, Tintoretto’nun Aziz Markos’un Kaçırılışı,Tiziano’nun Pieta çalışmaları burada ziyaretçilerini bekliyor.Ayrıca dünyanın en ünlü çizimlerinden Leonardo’nunünlü Vitruvius Adamı, Fatih Sultan Mehmet’in portreleriniyapması için 1479 yılında Venedik Cumhuriyeti tarafındanİstanbul’a gönderilen Venedik doğumlu ressam GentileBellini’nin Restello başta olmak üzere diğer eserleri, GiovanniBattista Tiepolo’nun Neptün tablosu, Tintoretto olaraktanınan ressam Jacobo Comin’in ‘Finding of the body of StMark’, ‘The St Mark’s Body Brought to Venice’, ‘A St MarkRescuing a Saracen from Shipwreck’ ve ‘The Miracle of theSlave’ adlı tabloları da burada sergileniyor.since the 1990’s to prevent decay. It is interestingto note that the surface of the horses is fullof scratches, said to have been deliberatelyapplied on them to better reflect the sun.The bell tower of St Mark Basilica, the 98.6 metrestall Campanile (Campanile di San Marco)with its belfry housing five bells, stands alonein a corner of Piazza San Marco near the frontof the basilica, as one of the most recognizablesymbols of the city.Another architecturally significant building inVenice, the Clock Tower is an early Renaissancebuilding on the north side of the Piazza SanMarco built in the 15 th century and attributedto the Italian architect Mauro Coducci. On theterrace at the top of the tower are two greatMoorish looking bronze figures which strikethe hours on a bell. The tower has also anastrological clock showing time on one sidewith Roman and on the other side with Arabicnumerals.Kent araç trafiğine kapalıVenedik’in alameti farikası ‘su üzerinde’ kurulmuş olması. Evlerin altındabinlerce kazık var. Kazıklarsa çamur üzerine kurulmuş. Bu kazıklar, suyunbinaları çürütmesini engelliyor. Araç trafiğinin olmaması, bu mimarisiyleünlü kentte rahatça gezebilmenizi sağlıyor. Kanallar ve lagünler ortamımelankolikleştiriyor. Bu sıradışı doğal yapı kentin turistik imajı için eşsizbir fırsat. Venedik yüzyıllar boyunca sel baskınlarıyla mücadele etmiş birkent. Günümüzde de zaman zaman bu tip tehlikeler yaşıyor. UNESCOtarafından koruma altına alınan kentin ve görkemli yapıların zarar görmemesiiçin çabalar halen sürüyor.Venice a pedestrian urban centreTrademark of Venice is to be a city established on the water. The buildings ofVenice are constructed on closely spaced wooden piles protecting them fromthe potential decay of salty sea water. The foundations rest on the piles, andbuildings of brick or stone sit above these footings. The piles penetrate a softerlayer of sand and mud before reaching the bottom of the lagoon consisting ofa much harder layer of compressed clay ensuring stability. The lack of vehicletraffic allows visitors to tour the city easily. The canals and lagoons providefor the city’s romantic atmosphere which makes out its magnetism for tourists.Unfortunately, this unique city has had to fight throughout the centuries andstill has to deal with acqua alta or ‘high water’, the lagoon flooding San MarcoSquare. Efforts to preserve this jewel of the world are currently supported bythe international community. The city in its entirety is declared aWorld HeritageSite by UNESCO.36


San Marco Bazilikası namı diğer Altın KiliseSan Marco Meydanı’nda yer alan ve Bizans mimarisinin en iyibilinen örneklerinden biri olan San Marco Katedrali aslındaVenedik hükümdarlarının şapeli olarak 1617’de tamamlanmış.1807 yılından bu yana Venedik Patriği’nin ikametgahı olarakkullanılıyor. Yapı zengin iç dizaynı ile ünlü. Venedik’in gücünügöstermek için süslemeler oldukça görkemli yapılmış. Kullanılanmozaiklerde gerçekten altın parçaları olduğu için yapıChiesa d’Oro yani Altın Kilise olarak bilinir.Bu kilise akustik yapısı ile, Barok müziğin stilistik gelişiminede ev sahipliği yapmıştır. Romanesk mimarinin en güzelörneklerinden olan bu yapının yaklaşık 4 bin metrekarelik biralanı mozaiklerle süslüdür ve bu mozaikler İncil’den bölümlergösterir. ‘Atların locası’ denilen balkondaki bronz atlar aslınınkopyasıdır çünkü orijinalleri çürüme tehlikesine karşı önlemalmak amacıyla bir müzede korunmaktadır. Atların üzeri çiziklerledoludur, bunun da güneşi yansıtmak için bilinçli olarakyapıldığı söylenir.San Marco Bazilikası’nın çan kulesi de Venedik’in önemli yapılarındanbiri. Çan kulesi aynı isimdeki meydanda yer alır. 98,6metre yüksekliğindeki kule basit bir forma sahiptir ve beş adetçana ev sahipliği yapar.Kentteki Saat Kulesi ise bir başka önemli mimari eser.Piazza’nın kuzeyinde bulunan ve Rönesans dokusu içeren busaat kulesi, 15. yüzyılda Mauro Coducci tarafından tasarlanmış.Arap ve Romen rakamlarıyla zamanı gösteren astrolojiksaate de sahip olan kulede iki bronz ‘Mağribi’ figürü ellerindekiçekici çana vurur.Büyük Kanal ve girişinde yükselen Santa Maria della Salute (Sağlık) Bazilikası(sol üstte). Kanallar ve gondollar (sol altta). Son Nefes (Sospiri) Köprüsü (sağüstte), Caffe Florian’ın içi ve meydana taşmış masaları (sağ altta).The Grand Canal with the Basilica di Santa Maria della Salute at its entrance(upper left). Canals and gondolas (bottom left). The (Sospiri) Bridge of Sighs(top right), Caffe Florian interior and its tables outside on Piazza San Marco(bottom right).Sanatçıların buluşma mekanıCaffe Florian1720’de inşa edilen Caffe Florian, yüzlerce yıldır pek çok yazar,şair ve müzisyenin buluşma yeri oldu. Goethe, Thomas Mann,Marcel Proust, Hemingway ve Mark Twain gibi pek çok ünlü kahveiçmek ve dostlarıyla sohbet etmek için oraya giderdi. San MarcoMeydanı’nda bulunankafe, tarihi dekoru velezzetli kahveleriyle kentiziyaret edenlerin gözdesiolmaya devam ediyor.Kafeyle ilgili rivayet çok.Bunlardan birine göreise ünlü besteci RichardWagner, zamanın diğerünlü bestecisi GiuseppeVerdi ile karşılaşmamakiçin meydanın diğer tarafındakiCaffe Lavena’yagidermiş. Onlar birbirlerinigörmek istemese deikisinin besteleri de bugünkafenin duvarlarındayankılanmaya devamediyor.Caffe Florian Meeting place of artistsCaffe Florian built in 1720 was the meeting place of writers, poets and musicians,for hundreds of years. Many great geniuses such as Goethe, ThomasMann, Marcel Proust, Hemingway and Mark Twain went there to chat withtheir friends while sipping coffee. The café at the San Marco Square with itshistoric decor and delicious coffees continues to be a favourite with visitors tothe city. Numerous rumours exist about the place. According to one of them,the famous composer Richard Wagner used to prefer the Caffe Lavena on theother side of the Piazza, because he wanted to avoid seeing his equally famouscontemporaneous rival, Italian composer Giuseppe Verdi... The musical compositionsof both continue today to resonate on the walls of the café notwithstandingthose rumours.39


lkemizin en zengin arkeoloji müzelerinden biride Nevşehir’de bulunan Hacıbektaş Arkeoloji veEtnografya Müzesi.Müze, 1988 yılında ziyarete açılmış. ÇoğunluklaKarahöyük kazılarında elde edilen arkeolojikbuluntular sergileniyor. Müzenin giriş bölümünde Hacıbektaştaşçılığında kullanılan araç ve gereçler var. Hacıbektaş taş işçiliğinedair bilgilerin sunulduğu bu bölümde, Hacıbektaş taşı diye tanınan,‘Onyx’den yapılmış hediyelik eşya örnekleri de sergileniyor.Karahöyük’te 1967-1976 yılları arasında Prof. Dr. Kemal Balkan başkanlığındayapılan arkeolojik kazılarda, Eski Tunç Çağı, Asur TicaretKolonileri Çağı, Eski Hitit Devleti, Hitit Orta Krallık Dönemi, BüyükHitit İmparatorluğu Devri, Geç Hitit ve Frig Dönemi, Asur-Med vePers Egemenliği Dönemi, Hellenistik Devir ve Roma Dönemi’ne aitbuluntular ortaya çıkmıştı. İşte bu kazılardan elde edilen zenginbuluntu koleksiyonunu bu müzede görmek mümkün.Modern müze binası, konforlu bir geziMüze planı, birbirine geçmeli üç ana bölümden oluşuyor. Giriştensonraki ilk bölümde Eski Tunç Çağı ve Hitit Dönemi’ne aitarkeolojik buluntular, ikinci bölümde Frig, Helenistikve Roma Devirleri’ne ait arkeolojik buluntular veüçüncü bölümde Osmanlı Dönemi’nde kullanılaneşyalar sergileniyor.Girişi takip eden ilk bölümde, Eski Tunç Çağıve Hitit Dönemi’ne ait çanak ve çömleklervar. Tek renkli ve az boya ile süslenmişgaga ağızlı testiler, yuvarlak ağızlı testiler,geniş karınlı çömlekler, tek kulplu kase vefincanlar, çift kulplu vazolar ve depaslarbu dönemin özelliklerini taşıyan örneklerarasında yer alıyor.İkinci salonda ise, Frig, Helenistik ve RomaDönemleri’ne ait arkeolojik buluntularsergileniyor.MÖ 8. yüzyılda Kayseri (Mazaka),Kapadokya bölgesinin başşehri olarak,Frig Devleti sınırları içerisindekalmış; 695’de Frig’lerin yıkılmasıylakısa bir süre Medler’in, 550’lerdeise Persler’in hakimiyetine geçmişti.Kayseri (Mazaka) Persler’e bağlandıktansonra, göç ile gelen İranlısoyluların etkisiyle bölgeye yerleşenİran Kültürü, yüzyıllar boyunca etkisinisürdürmüş. Bu bölümdeki eserlerde İranetkisini görmek mümkün.The Hacıbektaş Archaeology and Ethnography Museum in Nevşehiris one of the richest archaeological museums in Turkey. Opened tovisitors in 1988, the museum is mainly home to archaeological findsoriginating from the neighbouring Karahöyük excavations. Tools andmaterials used in the local stone-carving craft of the Hacıbektaş regionare on display at the entrance section of the museum. Souvenirs madeof the typical onyx rock of the Hacıbektaş area are also available there.The archaeological collection of the museum consists primarily ofartefacts found at the excavations headed by Prof. Dr. Kemal Balkanbetween 1967 and 1976 at the Karahöyük mound and dated to theEarly Bronze Age, Assyrian Trade Colonies Period, the Ancient HittiteEmpire, the Hittite Middle Kingdom Period, the Great Hittite EmpirePeriod, the Late Hittite and Phrygian Period, Assyrian-Median andPersian domination periods as well as from the Hellenistic and RomanPeriods.A modern museum buildingThe museum building consists of three interlocked sections. The firstsection is reserved to the Early Bronze Age and Hittite archaeologicalfinds, the second section shelters Phrygian, Hellenistic and Romanarchaeological finds and the third section OttomanPeriod objects.Early Bronze Age and Hittite pottery samples displayedat the first section include monochromeand slightly coloured beak mouthed pitchers,round mouthed jugs, wide-bellied pots,bowls and cups with a single handle, doublehandle vases.In the second hall, archaeological findsfrom Phrygian, Hellenistic and Romanperiods are on display.During the 8 th century BC, Kayseri (Mazaca)remained within the boundaries of thePhrygian State as the capital of the Cappadociaregion; following the collapseof the Phrygian Kingdom in 695 BC,it came under the domination of theMedes for a short period of time.In 550 BC, it was included in theterritory of the Persian AchaemenidEmpire. The Iranian nobility whomigrated to Kayseri during that timeis at the origin of the Iranian culturalimpact which survived for centuriesin the area. The artefacts in this sectionbear characteristic traits of the era’sIranian culture.41


Priapos heykelcikleri de bu müzedeMÖ 333 yılında, Büyük İskender’in Kızılırmak’ın batısındaki Anadolutopraklarını ele geçirmesi ile bölgedeki Pers hakimiyeti sona ermişve Makedonya hakimiyeti başlamıştı. Büyük İskender’in ölümü ileMakedonya İmparatorluğu toprakları, komutanları tarafından paylaşılmış,bu arada Kayseri ve çevresi, Antigonoslar’la Seleukoslararasındaki savaşlara sahne olmuştu. Satraplar tarafından yönetilenKapadokya Krallığı, Ariaratres III (MÖ 255-220) zamanında bağımsızlığınakavuştu. I. yüzyılda Roma akınına maruz kalan KapadokyaKrallığı, MS 17 yılında bir Roma eyaleti haline gelmiş, 395 yılındaRoma İmparatorluğu’nun ikiye bölünmesi ile bölge, Doğu Romaİmparatorluk sınırları içinde kalmıştı. İşte müzenin bu bölümündetüm bu tarihe tanıklık yapmış olan eserler sergileniyor.İnsan bu müzeyi gezerken Anadolu topraklarının ne kadar zengin birkültüre sahip olduğunu bir kez daha anlıyor.Bu tarihsel sürece ait eserlerden olan Frig kapları, çanak çömleğintek ve çok renkli örneklerini oluşturuyor. Gri astarlı ve perdahlı tekrenkli çömlekler, madeni kapların etkisinde imal edilmiş örnekleroldukça yaygın. Helenistik ve Roma Dönemi eserleri ise genelolarak, bezekli ve desenli testiler ile tabaklar, kaseler ve emzikliküpler olarak karşımıza çıkıyor. Bu bölümün en önemli objesi, bağve şarapçılık tanrısı Dionysos’un çocuğu Priapos heykelcikleri.Müzenin üçüncü salonunda ise, Osmanlı Dönemi’ne ait giysiler,başlıklar, mekik, kilim gibi etnografik eserler ve bazı silahlar sergileniyor.Hacı Bektaş Arkeoloji ve Etnografya Müzesi, Orta Anadolu topraklarınınve Kapadokya bölgesinin zenginliğini gözler önüne serenbir mekan. Ziyaretten sonra kendinizi kültür alanında bir zamanyolculuğuna çıkmış gibi hissedeceksiniz.Priapos sculpturesIn 333 BC, Alexander the Great conquered Anatolian lands west of thepresent-day Kızılırmak (Red) River putting an end to Persian rule inthe region. With the death of Alexander the Great, the territory of theMacedonian Empire was divided among his generals. Kayseri becamethe seat of a transient satrapy by Alexander’s former general Eumenesof Cardia. The area was subsequently passed to the Seleucid Empireafter the battle of Ipsus but became once again the centre of an autonomousGreater Cappadocian Kingdom under Ariarathes III (255-220BC). Cappadocia passed under formal Roman rule in 17 AD, becominga province of the Empire. Following the division of the Roman Empirein 395 AD, the province remained within the boundaries of the EasternRoman Empire. The second section of the museum is home to theartefacts of the above-mentioned period, testifying to the richness ofAnatolian historical heritage.The Phrygian monochrome and polychrome jars in the museum aresamples of their time’s art of pottery. Gray slipped and burnished monochromepottery items are representative of the era. In the Hellenisticand Roman period section, jugs and plates decorated with patterns,bowls and spouted jars represent the characteristics of their time. Themost important pieces in this chapter are the sculpted figurines representingPriapos, the son of Dionysos, the god of vineyard and wine.42


PİRİ REİS’in DÜNYA HARİTASIbeş yüz yaşındapiri reis’indünyaharitası’nın500. yılıolmasısebebiyleunesco, 2013yılını ‘pirireis yılı’ ilanetti. dünyacaünlü türk denizciçeşitli etkinliklerleanılıyor.World Map of Piri Reisis 500 years oldThe year 2013 was declared ‘Year of PiriReis’ by UNESCO to celebrate the fivecentennial of the World Map of Piri Reis. Theworld-famous Turkish admiral and cartographeris being commemorated through various eventsorganized around the world.44


Topkapı SarayıMüzesi’nde anılıyorAkdeniz’de bazı seferlere çıktıysa da daha çok Gelibolu’da kalıp haritaları ve kitabıüzerinde çalışır. Bu haritalardan ve kendi gözlemlerinden yararlanarak 1513 tarihli ilkDünya Haritası’nı çizer. Atlas Okyanusu, İber Yarımadası, Afrika’nın batısı ile ‘yeni dünya’Amerika’nın doğu kıyılarını kapsayan parça, bu haritanın günümüzde elde bulunanbölümü. Bu haritayı dünya ölçeğinde önemli kılan ise, günümüze gelememiş olan ancakKristof Kolomb’un Amerika Haritası’ndaki bilgileri içeriyor olması rivayetidir.1521’de yazdığı Kitab-ı Bahriye ise denizcilere Akdeniz kıyıları, adaları, geçitleri, boğazları,körfezleri, fırtına halinde nereye sığınılacağı, limanlara nasıl yaklaşılacağı hakkındabilgiler, ayrıca limanlar arasında gitmek için kesin rotalar verir.Karadeniz (en üstte), Venedik(üstte küçük resim) ve TopkapıSarayı sergisinde yer alaneserlerden Venedik (üstte),Alanya (sol altta), Korfu adası(sağda).Black Sea (top), Venice (smallpicture above) and some of thedisplays at the Topkapı PalaceExhibition, Venice (above),Alanya (below left), KorfuIsland (on the right).2013, Piri Reis’in ‘ilk’ Dünya Haritası’nıçizişinin 500. yılı olması sebebiyle hazırlananetkinliklerin ilki Topkapı SarayıMüzesi’nde açılan sergi oldu. Sergiyle eşzamanlı olarak müzenin hediyelik eşyadükkanında da bir Piri Reis koleksiyonusatışa sunuldu.Piri Reis haritası, Topkapı SarayıMüzesi’nin kurulduğu ilk zamanlarda,1929 senesinde, Milli Müzeler MüdürüHalil Ethem tarafından bulunmuştu. Odönemden bu yana dünyanın pek çokyerinde sergilenen harita, haritacılık tarihininen önemli parçalarından biri oldu.Birçok ülkede, farklı müzelerde sergilenenPiri Reis Haritası’nın bir parçasıve Kitab-ı Bahriye adlı eserinden bazıbölümler, on dokuz yıl aradan sonrayeniden Topkapı Sarayı Müzesi’ndesergilenmeye başlandı. Kültür ve TurizmBakanlığı himayesinde açılan sergi, uzunyıllardır haritanın ‘yeterli korunamadığıiçin bozulduğu’ iddialarının da asılsızolduğunu kanıtladı. İlk kez 1970 yılındaMilli Savunma Bakanlığı tarafındanAnkara’da sergilenen haritaya, 1966’lardaAmerika’da sonrasında İngiltere veAlmanya’da çeşitli müze ve sergilerde yerverilmiş. Piri Reis’in Türk Haritacılığınınve denizciliğinin en önemli kişilerindenbirisi olduğunu vurgulayan TopkapıSarayı Müzesi Müdürü Doç. Dr. HalukDursun, haritanın Güney Batı Avrupa,Kuzey Batı Afrika, Güney Doğu ve OrtaAmerika hakkında da bilgiler içerdiğinisöylüyor. Dursun, ‘ Bu haritanınçiziminde Piri Reis’in kendi ifadesiyleKristof Kolomb’un Amerika Haritasıile daha önce yapılmış, Avrupa ve İslamharitalarından faydalandığı ve aynızamanda kendi tecrübelerine dayanarakbu çizimi yaptığı anlatılmaktadır. PiriReis’in ikinci haritası ise 1528-29 yıllarıarasında hazırlanmış. Sadece bir parçasıgünümüze kadar gelen bu harita, KuzeyAtlas Okyanusu’nu, Kuzey ve OrtaAmerika’da yeni keşfedilen yerleri içinealmaktadır’ diyor.Piri Reis’in çizimleri yıllardır ÇanakkalePiri Reis Müzesi’nde sergilendi. PiriReis’in Kitab-ı Bahriye’sini yazdığı tarihtenitibaren değişik tarihlerde çizdiği üçadet Çanakkale Haritası, Dünya Haritası,Piri Reis’in yaşadığı devre ait bayrakve sancaklar, Osmanlı resim sanatı olanManzaralı Resim Sanatı’nın üstadı NasuhMatrakçı’ya ait kitaplardan örneklerde bu müzede yer alıyor. Kaptan-ı DeryaPiri Reis çalışmalarının büyük bölümünüÇanakkale’de tamamlamıştı.


antik çağın yediharikası’ndan geriyebir tek mısır’daki keopspiramidi kaldı. klasik yediharikanın üçü anadolutopraklarında yeralıyordu ama yeni yediiçin aday gösterilenayasofya ne yazık kilisteye giremedi.Antik çağın Yedi Harikası’ndangeriye bir tek Mısır’dakiKeops piramidi kaldı. Klasikyedi harikanın üçü Anadolutopraklarında yer alıyorduama yeni yedi için adaygösterilen Ayasofya ne yazıkki listeye giremedi.48


DÜNYANIN YENİ7HARİKASISEVEN NEW WONDERS OF THE WORLDYou certainly knew about the Seven Wonders of the Ancient World,but did you know that an alternative list of ‘Seven New Wondersof the World’ was established? The Coliseum, Machu Picchu, theGreat Wall of China, Statue of Christ the Redeemer are among these‘World’s New Seven Wonders’.From the Seven Wonders of the Ancient World, only the GreatCheops Pyramid of Giza, Egypt has survived up to our present-day.On the other hand, three of the Classical Seven Wonders were onAnatolian soil. But unfortunately, Istanbul’s Hagia Sophia whichwas nominated for the list of the new seven wonders was not selectedat the final stage.49


Dünya harikaları kavramı ilk olarak MÖ 5. yüzyılda tarihçi Heredottarafından ortaya atılmıştı. MÖ 2. yüzyılda Sidon’lu Antipatrostarafından da ilk olarak ‘Dünya’nın yedi harikası üzerine’ adlı eserleoluşturulmuştu. Günümüzde geçerli kabul ettiğimiz yedi harikalistesi, MÖ 2. yüzyılda son şeklini almıştı: Keops Piramidi, Babil’inAsma Bahçeleri, Artemis Tapınağı, Zeus Heykeli, Rodos Heykeli,İskenderiye Feneri ve Kral Mausollos’un Mezarı (Halikarnas Mozolesi)...Hepsi insan eliyle yapılmış, olağanüstü güzellikte yapılar.Ancak saydığımız bu ‘Dünyanın Yedi Harikası’ listesinde ayaktakalan tek yapı Mısır’da bulunan Keops Piramidi.İşte şimdi, ‘Dünyanın Yedi Harikası’na alternatif yeni bir listeoluşturuldu, bir başka deyişle liste güncellendi. ‘Dünyanın YeniYedi Harikası’ başlıklı liste uzun süren oylamalar sonucunda tümdünya halkları tarafından belirlendi.Bu yeni liste, İsviçre’de bir cep telefonu firmasının katkılarıylave internet aracılığıyla yapılan bir oylama sonucunda, DünyanınYedi Harikası’na alternatif olarak seçilip 7 Temmuz 2007 tarihindeaçıklandı. UNESCO’nun tavrı ise listeye bir nevi gölge düşürdü.UNESCO bu seçimi, oy kullananların şahsi görüşlerini yansıttığıgerekçesiyle desteklemediğini ve klasik ‘Dünyanın Yedi Harikası’listesinin korunmaya ve benimsenmeye devam edileceğiniaçıkladı.Dünyanın yeni yedi harikasını belirlemek için başlatılan yarışmayaaralarında Ayasofya’nın da bulunduğu 21 finalist eser katıldı.Dünyanın dört bir yanından yaklaşık 100 milyon kişi cep telefonuve Yeni Yedi Harika adlı internet sitesinde 6 yıl boyunca oy kullanarakdünyanın yeni yedi harikasını seçti. Cep telefonu ve internetoylarıyla belirlenen liste, Portekiz’in başkenti Lizbon’da ilan edildi.Dünyanın Yeni Yedi Harikası; Ürdün’deki Petra Antik Kenti, ÇinSeddi, Brezilya’daki Kurtarıcı İsa Heykeli, Peru’daki Machu PicchuAntik Kenti, Meksika’daki Chichen Itza Piramidi, İtalya’nın Romakentindeki Kolezyum ve Hindistan’daki Tac Mahal anıtmezarışeklinde sıralandı.The concept of the wonders of the world was put forward for the firsttime by the historian Herodotos in the 5 th century BC. However, the listof the Seven Wonders of the Ancient World as we know today is attributedto Antipatros of Sidon, a Greek poet who lived in the second halfof the 2 nd century BC and who described the Seven Wonders in a poemcomposed about 140 BC. The Great Pyramid of Giza, Hanging Gardensof Babylon, Temple of Artemis at Ephesus, Statue of Zeus at Olympia,the Colossus of Rhodes, Lighthouse of Alexandria and the King MausollosTomb (Mausoleum of Halicarnassus)... From the ‘Seven Wondersof the Ancient World’, all of them man-made structures of exceptionalbeauty, the only surviving one is the Great Cheops Pyramid of Giza inEgypt.Meanwhile, an alternative list of the Seven ‘New’ Wonders of the Worldhas been drawn up following a worldwide survey conducted through internetand phone messages in the framework of a private undertaking.However, the critical stance taken by the United Nations Educational,Scientific and Cultural Organization - UNESCO concerning this list hassomewhat marred the initiative. UNESCO declared the list irrelevantsince it could only reflect the views of the individuals with access tointernet having participated in the vote. Hence, UNESCO continues toadhere to the classical concept of the “Seven Wonders of the AncientWorld”.The initial competition for the new list was launched in 2001 with aselection of 200 existing monuments. The final vote took place between21 finalist monuments and historical sites including the HagiaSophia. Nearly 100 million people from around the world cast theirvotes through SMS or e-mail within a period of six years. The resultswere made public on 7 July 2007, at Portugal’s Capital Lisbon. The NewSeven Wonders of the World, according to this list were, the ancient cityof Petra in Jordan, the Great Wall of China, Christ the Redeemer Statuein Brazil, the ancient city of Machu Picchu in Peru, Chichen Itza Pyramidin Mexico, the Coliseum in Rome, Italy, and India’s Taj Mahal Monument.Petra Antik Kenti / Ma’an, ÜrdünÜrdün’ün Lut Gölü ile Akabe Körfezi arasındaki toprakları üzerinde yer alanantik kent Petra, MÖ 400 ile MS 106 yılları arasında Nebatiler’e başkentlikyapmış. Roma İmparatorluğu tarafından işgal edilene kadar başkent olarak varlığınısürdüren kent, MS 400 yıllarından sonra deprem ve ekonomik sıkıntılardandolayı gözden düşmüş ve zaman içinde unutulmuş. Petra Antik Kenti’nde tiyatro,tapınak, ev gibi yapılar kireç taşına oyularak yapılmış. Roma Dönemi’nde yapılanamfitiyatro ise en bilinen yapısı.“Peki ama diğer antik kentlerden farkıne?” derseniz söyleyelim: Kireç taşı.Bu taşın yapısı kente büyülü bir havaveriyor. Bu sebepten, antik kentte pekçok film çekimi de yapılıyor. 1989 yılındaçekilen Indiana Jones: Son Macera yada Mumya Geri Dönüyor bu filmlerdenbazıları. Etrafındaki kanyonların cazibeside kenti çekici kılan bir başka etken.The ancient city of Petra / Ma’an, JordanThe Ancient City of Petra, famous for its rock-cut architecture and water conduit system, located between theGulf of Aqaba and the Dead Sea in Jordan, was the capital of the Nabataeans, between 400 BC and 106 AD.The city which continued to be the capital until it was occupied by the Roman Empire declined after 400 ADdue to seism and economic difficulties and was forgotten in time. In Petra, buildings such as theatre, templeand homes were carved into limestone. The best known structure in the ancient city is the amphitheatre datingfrom the Roman period. To the question, “what is so different from other ancient cities?” the answer is definitely“limestone”! This stone provides a magic atmosphere to the city. It is also the reason why many adventure movieswere shot in Petra. Among the best known are, ‘Indiana Jones and the Last Crusade’ produced in 1989, and‘The Mummy Returns’. The surrounding canyons are yet another factor of attraction.


İsa Heykeli / Rio de Janeiro, BrezilyaDünyanın en ünlü heykellerinden biri olan Kurtarıcı İsa heykeliBrezilya’nın Rio de Janeiro şehrinde Corcovado Dağı üzerinde yeralıyor ve şehrin sembollerinden biri olarak görülüyor.Dağın aşağı kısmında Tijuca Milli Parkı’nda bulunan bu devasaheykel 30.1 metre yükseklikte. Üzerinde bulunduğu CorcovadoDağı ise 710 metre yükseklikte. Bu durumda heykel, kentin heryerinden görülebilir konumda. Heitor Silva Costa tarafındantasarlanan ve Fransız heykeltraş Paul Landowski tarafından beş yıliçinde bitirilen heykelin iki yana açılmış kolları ise 30 metre genişliğinde.Hristiyanların sık sık ziyaret ettiği heykelle ilgili küçük veilginç bir bilgi verelim: 1 Aralık 1999’da Avusturyalı hava dalışçısıFelix Baumgartner, heykelin sağ kolundan paraşüt ile atlamıştı.Baumgartner daha sonra, 14 Ekim 2012 tarihinde 39 km yüksekliktendünyaya atlayıp 833.9 mph’lik hıza ulaşarak dünya rekorunukırmıştı.Chichen Itza Piramidi / Yucatan, MeksikaChichen Itza (Çiçen İtza), Meksika’nın Yucatan Yarımadası’nda, Valladolidve Mérida arasında yer alan, Kristof Kolomb öncesi dönemdekurulmuş bir İtza Maya kenti. Günümüzde Meksika’nın en çok ziyaretedilen ikinci arkeolojik sit alanı olan bu kent, Yucatan’ın da dini merkezi.Merdivenlerle yükselen piramit şeklindeki kent, Caracol Gözlemevi,Maya dilinde ‘esrarlı yazıların evi’ anlamına gelen Akab Dzib, Baş RahipTapınağı, Savaşçılar Tapınağı, Top Sahası, İspanyollarca ‘rahibelermanastırı’ adı verilmiş Yönetim Sarayı ve çeşitli tapınakları içeren, ‘eskiChichen’ yapılar grubundan oluşuyor.Chichen Itzá Pyramid / Yucatán, MexicoChichen Itzá located between Valladolid and Mérida, at Mexico’sYucatán Peninsula, was an Itza Mayan city founded in the pre-Columbian period. Known also as Yucatán’s religious centre, the cityis today the second most visited archaeological site in Mexico.Chichen Itzá is a pyramid-shaped city rising on several levels inladder form. The Great North Platform includes the monuments ofEl Castillo: the step-pyramid Temple of Kukulkan dominating thecity centre, the Temple of Warriors and the Great Ball Court; theCentral Group includes the Caracol Observatory, the GovernmentPalace called Casa de las Monjas (Nuns’ Monastery) by the Spaniardsand, Akab Dzib which means ‘home of the crypticscriptures’ in Mayan language.Jesus Statue / Rio de Janeiro,BrazilOne of the world’s most famous statues is the giant‘Christ the Redeemer Statue’ in Rio de Janeiro, Brazil,which is seen as one of the symbols of the city.It is located at the lower part of the CorcovadoMountain at an altitude of 710 metres in the TijucaForest National Park overlooking the city. Designedby Brazilian civil engineer Heitor da Silva Costa andcompleted in five years (1931) by French sculptor PaulLandowski, the statue is 30.1 metres tall, placed on a9.5 metres high pedestal; and the width of the openarms of Jesus from one hand to the other is 30 metres.The landmark can be seen from everywhere in thecity.The Austrian skydiver and parachute jumper FelixBaumgartner who recently set the world record forskydiving from an altitude of 39 kilometres, reachinga speed of 1,342 kilometres per hour on 14October 2012, and became the first personto break the sound barrier without vehicularpower on his descent, had executed a jumpof 29 metres from the right arm ofthe statue on 1 st December 1999.


Çin Seddi / ÇinMachu Picchu / Cusco, PeruMachu Picchu bir İnka kenti. And Dağları’nın zirvesinde, 2 bin 360metre yükseklikte, Urubamba Vadisi üzerinde kurulmuş olan buantik kent görenleri güzelliğiyle büyülüyor. Peru’nun Cusco şehrine88 km mesafede olan kent, İnka’lı bir hükümdar olan PachacutecYupanqui tarafından 1450 yılları civarında inşa ettirilmiş. İspanyolistilacılar 1532 yılında buraları işgal ederken sık dağlar arasındakalmış bu şehir, istilacılar tarafından fark edilmemiş ve bu sayedezarar görmemiş. Machu Picchu 200’den fazla, merdiven sistemiylebirbirine bağlı bir taş yapıdan oluşuyor. Şehrin 3 bin basamağı bugünhala sapasağlam. En büyük özelliği, adeta gökyüzünde konumlanmışgibi durması ve bulutların arasında saklanması. NationalGeographic Society’nin Nisan 1913 sayısını Machu Picchu şehrineithaf etmesiyle kent bir anda meşhur olmuş ve turist akınına uğramıştı.Uzaydan bile göründüğüiddia edilen bir yapının, listeyioylayanlar tarafından gözdenkaçması imkansızdı. NitekimÇin Seddi de yeni yedi harikaarasında yerini aldı. Çin’in kuzeybatısıboyunca uzanan, dünyanınen uzun savunma duvarıTürk boylarının saldırısındankorunmak amacıyla yapılmıştı.Yapımı MÖ 403-221 yıllarıarasında süren surların temelinde Chu, Qi, Yan, Wei, Han, Zhao,Qin gibi 20’den fazla krallığın izi var. Çin Seddi savunma amacınınyanı sıra uzun savaşlar sonunda yıkılan beyliklerin esir düşenyöneticilerini ağır işe sürerek cezalandırmak, ülkeden kaçışlarıönlemek ve ülkenin tek yönetim altında birleştiğini içeriye ve dışarıyagöstermek amacıyla da yapılmıştı. Duvar üzerinde yer yersaray ve tapınaklara da rastlanır. Seddin yıkılmış olan kısımlarıylabirlikte uzunluğu 21.196 km’yi bulur.Great Wall of China / ChinaIt was of course predictable that the voters would not miss the GreatWall of China controversially reputed to be the only structure onearth which allegedly could be seen from space and, that it would takeits place among the new seven wonders. The world’s longest defensivewall extending along China’s Northwest borders was supposedly builtin order to halt the attacks of the Turkic tribes.The construction of the walls which lasted from 403 BC trough to221 BC bears the signature of more than 20 Chinese dynasties, amongother, the Chu, Qi, Yan, Wei, Han, Zhao, and Qin Kingdoms. TheGreat Wall of China was not only built for defence purposes, butalso to punish the enslaved leaders of the principalities dismantledat the end of long wars, by imposing heavy chores upon them; toprevent people from escaping out of the country and to demonstrateto friends and foes, inside and outside the country, that China wasunited under a single rule.Machu Picchu / Cusco, PeruMachu Picchu is an Inca city. The beauty of this ancient city, situatedin the Urubamba Valley at the summit of the Andes, at analtitude of 2 thousand 360 metres fascinates everyone. At a distanceof 88 km from the Peruvian city of Cusco, it was established around1450 by the Inca ruler Pachacutec Yupanqui. It was safeguardedfrom the Spanish conquistadors who invaded these lands in 1532,thanks to its hidden position in the mountains and remained untouchedby the invaders.Machu Picchu is a scaliform city consisting of more than 200 stonestructures interconnected with each other through a ladder system.3 thousand of the city’s stairs are still intact today. Its salient featureis the fact that the city looks like a place hanging in the sky andhidden between the top of the clouds. After the National GeographicSociety dedicated the April 1913 issue of its magazine to Machu Picchu,the city gained sudden fame and became an important touristattraction.52


Kolezyum / Roma, İtalyaİtalya’nın başkenti Roma’da bulunan,Flavianus Amfitiyatro olarak da bilinenKolezyum aslında bir arena olarakinşa edilmiş. Usta bir komutan olanVespasianus tarafından MÖ 72 yılındayapımına başlanan Kolezyum, MS 80yılında Titus Dönemi’nde tamamlanmış.Kolezyum tarih boyunca pek çok kanlıdövüşe ev sahipliği yapmıştı. İmparatorlarburada Roma halkını ve en baştakendilerini eğlendirmek için gladyatördövüşleri düzenlerdi. Ayrıca zamanzaman halk gösterileri, taklit denizsavaşları, hayvan avcılığı, infazlar,meşhur savaşların yeniden canlandırılması,klasik mitolojiye dayanandramalar da sahnelenirdi. Kolezyumdaha sonra barınma yeri, iş dükkânları,dini kışla, taş ocağı, Hristiyan türbesiolarak çeşitli amaçlarla kullanıldı. Günümüzdeturistik bir yapı olarak ziyaretedilen Kolezyum’da her Paskalya öncesiPapa’nın da katılımıyla büyük bir feneralayı düzenleniyor.Colosseum / Rome, ItalyThe Colosseum, or the Coliseum, originally the Amphitheatrum Flavium is an elliptical amphitheatre in thecentre of the city of Rome, Italy, the largest ever built in the Roman Empire, constructed of concrete andstone, which was initially built as an arena. It is considered one of the greatest works of Roman architectureand engineering. Its construction started in 72 AD under Emperor Vespasian and was completed in 80 ADunder Emperor Titus.Throughout history, the Coliseum hosted many a bloody fight. Roman Emperors organized here gladiatorfights to entertain the people of the city and foremost to entertain themselves. In addition, from time to time,public demonstrations, staged sea battles, animal hunting demonstrations, executions, revitalization of famouswars, tragedies based on classical mythology took place in this arena. The Coliseum was later used forvarious purposes, as shelter, for workshops, as religious barracks, as quarry and as Christian shrine. Today,the Coliseum is mainly a historical site visited by tourists. A great torchlight procession is organized here withthe participation of the Pope each year before Easter.Tac Mahal /Agra,HindistanTac Mahal,Hindistan’ın sembolü,bir mimari hazine vebüyük bir tutkununanıtı olarak bilinir. 17.yüzyılda Babür İmparatoruŞah Cihantarafından hayatınınaşkı, eşi Mümtaz Mahalonuruna inşa ettirilenyapı, aslında ‘aşkın binayadönüşmüş hali’dir.Efsaneye göre MümtazMahal doğum sırasındaölen eşi için benzerigörülmemiş bir anıt mezar ister. Agra’daki Yamuna Irmağı’nın kıyısınainşa edilen Tac Mahal’in yapımında imparatorluğun en usta zanaatkarlarıdahil 20 bin’den fazla işçi çalışır. Kusursuz beyaz mermerin altına döşenenmilyonlarca tuğla inşaat alanında pişirilir. Bulunduğu şehrin birçok noktasındanaçıkça görülebilen Tac Mahal, Türk-İslam Mimarisi’nin en önemliyapıtları arasında yer alır. Tac Mahal’in yüz binlerce akik, sedef ve firuzegömülü olan duvarlarında ayrıca 42 zümrüt, 142 yakut, 625 pırlanta ve 50adet çok iri inci bulunur.Romantik görünüşü ile herkesi büyüleyen, Doğulu Batılı birçok ünlü yazarve şaire ilham kaynağı olan Tac Mahal, mehtaplı gecelerde bile aydan dahaparlak görünür.Taj Mahal / Agra, IndiaTaj Mahal is known as India’s symbol, an architectural treasureand the monumental expression of a great passion. Built in the17 th century, the monument commissioned by the Mughal EmperorShah Jahan in remembrance of the love of his life, his wifeMumtaz Mahal, is more than just a structure; it is the embodimentof love converted into a building. Reportedly Shah Jahanwanted to build an unprecedented monument for his beloved andbeautiful wife Mumtaz Mahal who died whilegiving birth to their fourteenth child. Morethan 20 thousand workers including the mostskilled craftsmen of the empire worked in theconstruction of Taj Mahal built on thebanks of the Yamuna River in Agra.Visible from many points of the cityof Agra, it is a leading example ofTurkish-Islamic Architecture.In addition to thousands ofagate, mother of pearl andturquoise, 42 emeralds,142 rubies, 625 diamondsand 50 very largesize pearls are embeddedin its walls.Taj Mahal who inspiredmany a poet in the Eastand the West as a romanticapparition shinesbrighter than the mooneven in moonlit nights.


Vazoda Oniki Ayçiçeği, 1888 (solda), YıldızlıGece, 1889 (altta), Rhone Üzerine Yıldızlı BirGece, 1888 (sağ üstte), Kargalarla BuğdayTarlası, 1890 (ortada) ve Teras Kafe, 1888(en altta).Vase with Twelve Sunflowers, 1888 (left),Starry Night, 1889 (bottom), Starry Night onthe Rhône, 1888 (top right), Wheatfield withcrows, 1890 (middle) and the Terrace Café,1888 (at the bottom).Rivayet o ki, Cezanne, çağdaşı VanGogh’un eserlerini “deli resimleri”diye nitelemiş. Bu nitelemenin enönemli nedeni, Van Gogh tablolarındakirenk patlamaları olsa gerek.Gerçekte de Van Gogh’un ruhsalsağlığı üzerine çok şey yazılmış, çokşey iddia edilmiştir. Ancak, dehasınaeşlik eden deli sarılar / deli yeşiller/ deli maviler ruhsal durumunundışavurumu gibidir. Renkleri veonları tabloya aktaran fırça darbelerisahiden de patlar!Ama şimdi, o tablolar bir tehlikenineşiğinde. Çünkü, Van Gogh’u“biricik” kılan o deli renkler soluyor.Krom sarıları yavaş yavaş kahverengiyedönüyor. Ve işte bu tehlike,ziyaretçilere açık galerilere yansımasada müzelerin sandık odalarınıtelaşa veriyor.Tehlikenin nedeni, dünya müzelerive sanat galerilerinde son yıllardaçok yaygın biçimde kullanılan LEDışıklandırma sistemi. Enerji tasarrufugibi faydalarından dolayı tercihedilen LED sistemi, bir tehdidedönüştü. Uzmanlar, bu ışıklandırmanıntabloları bozduğunu, renklerinisoldurduğunu ortaya çıkardı.Böyle bir konuya Van Gogh ile başlamamızınnedeni, sadece renklerinustası sayılması değil. Uzmanların,onun tablolarındaki sarıların “nedenyavaş yavaş kahverengiye dönmeyebaşladığını” sorgulaması... Ayçiçekleriserisindeki resimlerle başlayankuşkunun, giderek vahim bir gerçeğedönüşmesi ihtimali...Peki, 1920’lerde Rusya’da icatedilen, daha sonra 1962 yılındanitibaren ABD’de pratik olarak uygulanmayabaşlanan LED ışıklar nedenLegend has it that Cézanne, who, viewing Van Gogh’s compositionsfor the first time, calmly re-marked to the youngartist, “Sincerely, you paint like a crazy man.” The mostunderstandable reason for this characterization had to bethe bursting colours in Van Gogh’s paintings. On the otherhand, a lot has been written on the mental health of VanGogh, a lot has been alleged. The mad yellows/mad greens/mad blues accompanying his genius seem like an expressionof his psychology. The colours and the brush strokestransmitting them onto the painting are really explosive!But now, these artworks are faced with a serious threat.The crazy colours which made Van Gogh “unique” arewithering. Chrome yellows are slowly turning brown. This isalarming the art world. The cause of the threat is said to bethe LED lighting system installed worldwide in art galleriesand museums and preferred for its energy saving properties.Experts discovered that exposure to some types of LEDlights was changing the colours of certain paintings, including,in particular, Van Gogh’s famous “Sunflowers”. They aresome of his best-known work and the colour yellow was, forVincent van Gogh, a symbol of happiness. So the idea thatany of his series of vivid masterpieces -Sunflowers- is slowlyturning brown would surely have been painful to the Dutchpainter. Scientists have discovered that the bright-yellow55


ACI RENKLERrenkleri bozuyor? Bir sanat dergisinin boyutunuaşan bu teknik sorunun en basit yanıtı,“kimyasal bir tepkime”.Herşeyden önce boyalar kimyasal bileşimler.Güneş ışığının, tabloların yüzeyinden içeri“birkaç mikrometre” girerek o kimyasal bileşimietkilediği biliniyordu. Çok kısaca ve kabaca“güneşin tabloları soldurması” diye anlatılabilecekbu etki, müze ve galerilerde söz konusudeğildi. O kapalı mekanlarda tablolar korunuyordu.Daha doğrusu, yakın zamana kadarböyle sanılıyordu!Ancak, ne zaman ki Van Gogh’un tutkuyla resmettiğikrom sarılarında “pigment bozulması”görülmeye başlandı... Ne zaman ki, o bozulmalarnedeniyle deli sarılar kasvetli kahverenginedönüşme eğilimi gösterdi... Alarm çanlarıçaldı. Uzmanlar arka odalarda inceleme üstüneinceleme yaptı. Ve suçlayan parmaklar LEDsistemine döndü.Dahası, bu sistemin, sadece renklerin patladığıVan Gogh tablolarında değil başka ressamlarınyapıtlarında da etkili olduğu görüldü. ÖrneğinVan Gogh’un resimlerini “delilik sınırında” görenCezanne de nasibini almıştı... Gauguin’intabiatı tuvale taşıyan tabloları da...Uzmanlar şimdi, resimleri korumanın yollarınıgeliştiriyor. Onları güneşten, ultraviyole ışınlarındankorumaya çalışıyor. Çalışıyor ki, gelecekkuşaklar o ölümsüz eserleri orijinal hallerinde-en azından orijinaline yakın biçimde- görebilsin...Bir asır sonra da insanoğlunun gözleri,Van Gogh’un deli sarıları,yeşilleriyle buluşabilsin...56Selvilerle Mısır Tarlası, 1889(üstte) ve 1887’de yaptığı kendiportresi.Corn Field with Cypresses, 1889(top) and his self portrait of 1887.pigment featured in several famous artworksbecomes unstable under LED lights and, overtime, turns a shade of brownish green. Well,why would the LED lights that were invented inRussia in the 1920’s, and started to be utilizedin the United States from 1962 onwards, causethe colours to change? The simplest answer tothis technical problem, exceeding the scope ofan art magazine would probably be, “a chemicalreaction”. First of all, colours are chemicalmixtures. Sunlight is known to affect the chemicalcomposition of colours by penetrating thesurface of the canvases for “a few micrometers”.The phenomenon that can be briefly referredto as the discolouring effect of the sun is ofcourse out of question with regard to museumsand galleries, which are covered spaces whereartworks are supposed to be under protection.More accurately, it was thought so until recently!However, when curators began to observe “pigmentdegradation” on the chrome yellows sopassionately used by Van Gogh and that themad yellows tended to turn into dreary brown asa consequence of this deterioration, alarm bellsstarted to ring. And accusing fingers turned tothe LED system. Moreover, this system was notonly harming Van Gogh’s paintings with burstingcolours but also works of other painters of thesame period. For instance, Gauguin’s paintingsdepicting nature and the canvases of Cézannewho thought that Van Gogh’s paintings were at“the edge of madness”, took their share of thisnegative effect as well. Researchers have nowwarned galleries and museums to reconsiderthe use of LED lighting to prevent the colours insuch paintings from deteriorating further. It isimportant to preserve these paintings for futuregenerations because they are part of the culturalheritage of humankind. The public should beable to admire Van Gogh’s mad yellows andgreens also in the coming centuries.Vincent Van Gogh, kardeşi Theo ileçok yakındı. Onunla kişisel sorunlarını,ruh halini de paylaşırdı, ekonomik sıkıntılarınıda... Ancak bir mektubundanyaptığımız alıntı, sanatını da -üstelikçok ilginç boyutlardaki ayrıntılarlapaylaştığınıgösteriyor. Van Gogh,kardeşine “ısmarladığı son renkleri”anlatıyor:Sevgili Theo,Sipariş ettiğim bütün boyalar üç krom(turuncu, sarı, limon sarısı), Prusyamavisi, zümrüt yeşili.. Bütün burenklere Maris Mauve ve İsraels gibiHollandalılar’ın paletinde rastlanmaz.Oysa Delacroix’ninkinde görülür. O,limon sarısı ve Prusya mavisi gibi,haklı olarak hor görülen iki renge çokdüşkündü. Ve bunların, mavilerin velimon sarılarının en nefislerini elde etti.Empresyonistlerin moda haline getirdiğirenkler değişkendir. Bu yüzden enacılarını kullanmalı. Nasılsa tatlılaşırlarzamanla...RAW COLOURSVincent Van Gogh was very close withhis brother Theo. He shared with himhis personal and psychological anxietiesas well as economic problems... But notonly! He was also dwelling upon his artwith him in a surprisingly detailed manneras to be seen from the followingexcerpt of a letter addressed to TheoVan Gogh on the “latest colours heordered”:“...all the colours that Impressionismhas made fashionable are unstable, allthe more reason boldly to use them tooraw, time will only soften them toomuch. So the whole order I made up, inother words the 3 chromes (the orange,the yellow, the lemon), the Prussianblue, the emerald, the madder lakes, theVeronese green, the orange lead, all ofthat is hardly found in the Dutch palette,that of Maris, Mauve and Israëls.But it’s found in that of Delacroix, whohad a passion for the two colours mostdisapproved of, and for the best of reasons,lemon and Prussian blue. All thesame, I think he did superb things withthem, blues and lemon yellows...”


sarıyer’de bulunan sadberkhanım müzesi osmanlıimparatorluğu dönemi’neait geniş koleksiyonuyladikkat çekiyor.SADBERK HANIM MUSEUMTurkey’s first private museumSadberk Hanım Museum in Sarıyer enjoysworldwide prestige for its large collection ofworks from the period of the Ottoman Empire.59


ürkiye ilk özel müzesiyle 14 Ekim 1980’de tanıştı.Vehbi Koç Vakfı Sadberk Hanım Müzesi,Sarıyer-Büyükdere’deki Azaryan Yalısı olarakadlandırılan yapıda, Vehbi Koç’un eşi SadberkKoç’un anısına, O’nun kişisel koleksiyonunusergilemek üzere açılarak, Türkiye’nin ilk özel müzesi olarak tarihtekiyerini aldı.Sadberk Koç da, müzenin koleksiyonu da üzerinde uzun uzun durulmasınıgerektiriyor ama gelin biz önce müze binasını tanıyalım.19. yüzyıl sonlarında inşa edilmiş olan Azaryan Yalısı, 1950 yılındaKoç ailesi tarafından satın alınmış ve müzeye dönüştürülmesinekarar verilen 1978 yılına kadar da yazlık olarak kullanılmış bir yapı.Bina, 1978-1980 yılları arasında, Sedat Hakkı Eldem’in hazırladığırestorasyon projesinin uygulanmasıyla müzeye dönüştürülmüş.Boğaz’ın en güzel noktalarından birinde konuşlanıyor.Europa Nostra ödüllü müzeSadberk Koç’un kişisel koleksiyonunda yer alan geleneksel kıyafet,işleme, tuğralı gümüş ve porselen gibi eserlerden oluşan müzekoleksiyonu zaman içinde hibe ve satın alma yoluyla zenginleşmiş.Türkiye’nin büyük koleksiyonerlerinden Hüseyin Kocabaş’ınvefatından sonra, eserler Sadberk Hanım Müzesi koleksiyonunakatılmış. Vehbi Koç Vakfı’nın 1983 yılında Sadberk Hanım Müzesikoleksiyonlarına kattığı bu arkeolojik eserlerin sergilenebilmesiiçin mevcut binanın hemen yanındaki 20. yüzyıl başlarında inşaedildiği sanılan yalı da satın alınmış ve ön cephesi aslına uygunolarak restore edilmiş. Restorasyon projesi Mimar İbrahim Yalçıntarafından hazırlanan bu yalı, 24 Ekim 1988 tarihinde ‘Sevgi GönülBinası’ adıyla ek müze binası olarak hizmete açılmış. Sergilemedüzeni bakımından çağdaş bir müze uygulamasına uygun bulunanbu müze, 1988 ‘Europa Nostra’ Ödülü’ne layık görülmüş.18 bin eser varSadberk Hanım Müzesi kuruluşunda yaklaşık 3 bin esere sahipken,bugün 18 bini aşkın eseri bünyesinde toplamış bir özel müze.MÖ 6 bin yıllarından Bizans Dönemi sonuna kadar Anadolu’da yaşayanuygarlıkların kültür kalıntılarını yansıtan arkeolojik eserlerSevgi Gönül Binası’nda, Osmanlı Dönemi ağırlıklı İslâm eserleri,Osmanlılar için yapılmış Avrupa, Uzak ve Yakın Doğu eserleri ile60The Vehbi Koç Foundation’s ‘Sadberk Hanım’ Museum was establishedin memory of Lady Sadberk Koç, late wife of Vehbi Koç whopassed away in 1973, to host her personal art collection. It wasinaugurated on 14 October 1980 at a historical venue known as theAzaryan Waterfront Mansion in Sarıyer-Büyükdere on the shoresof the Bosphorus and took its place in history as the country’s firstprivate museum.The late 19 th century built Azaryan Mansion was purchased by theKoç family in 1950 and used as summer residence until 1978. Thebuilding was then converted into a museum between the years1978-1980, according to a plan conceived by the renowned Turkisharchitect Sedat Hakkı Eldem. It occupies one of the most beautifulspots of the Bosphorus.Europa Nostra Award-winning museumThe core of the Museum’s collection consists of the traditionalcostumes, embroideries, Ottoman imperial silverware, porcelain andother objects collected by the late Sadberk Koç since the days of heryouth. This collection has grown very significantly in size throughgrants and new acquisitions made over time.Following the demise of Hüseyin Kocabaş, an internationally renownedexpert in Turkish, Ottoman and Anatolian art and antiquities,Sadberk Hanım Museum acquired in 1983 an extensive part ofhis collection consisting of archaeological objects dating from the6 th millennium BC to the Byzantine era and reflecting the history ofthe Anatolian civilizations. The museum’s Archaeology Collectionis housed in the Sevgi Gönül Wing, inaugurated in 1988 in a neighbouringearly 20 th century mansion restored under a project preservingits original façade, developed by the architect İbrahim Yalçın.The Museum was awarded the “Europa Nostra” Award in 1988 for itssuccessful application of modern exhibition schemes. Since 2001,the Museum’s management, experts and the Museum itself aremembers of ICOM, the International Council of Museums.A collection of 18 thousand piecesThe collections of the museum which included 3 thousand pieces atthe outset have increased six-fold to reach a current total of 18,000objects. While, as mentioned above, the Sevgi Gönül Wing is hometo the archaeological collection, the Turkish-Ottoman and Islamic


Arkeoloji bölümü vitrinleri (sol sayfa), kına gecesi sahnelemesi (solda),İznik çinilerinin sergilendiği vitrin ve Sünnet Odası.Archaeology section showcases (left page), “henna night” staging (left),showcase displaying Iznik tiles and Circumcision Room.61


Arkeoloji bölümü vitrinleri (sol sayfa), Roma dönemi heykeltraşlık eserleri(yukarıda), antropomorfik kap (sağda) ve Çin porselenleri vitrini (altta).Archaeology section showcases (left page), Roman period sculptures(above), anthropomorphic vessel (right) and Chinese porcelain cabinet(below).art along with European, Far and Near Eastern works of art made for the Ottomansand Ottoman period textiles, costumes and embroideries are housedin the main Azaryan Wing.The Museum is particularly focused on gathering rare samples of Ottoman andTurkish art. It acquired global recognition as owner of a significant collectionof Iznik tiles and ceramics, next to its rich collection of Ottoman women’scostumes, textiles and fine art objects, remarkable in terms of quality andrefinement. Alongside with archaeological artefacts and Early Islamic Periodartwork, the museum’s works of calligraphy and silk fabrics samples representthe legacy of a 600-year-long imperial culture andcivilization. Sadberk Hanım Museum, with itsshowcases representing the Ottoman householdand lifestyle, is also a good example of its kind.The museum is dedicated to transmitting thisvast historical heritage to future generations.It organizes workshops and various educationalprojects aimed at introducing Turkey’s culturalheritage and traditions to children and peoplefrom all walks of life. In addition to its preciouspermanent collections and itsstate-of -the art displaying schemes,Sadberk Hanım Museum is alsoa nationally and internationallyvalued institution amongst theICOM community, for the temporarythemed exhibitions organized underits roof as well as for its scientificpublications.63


Kültür ve Turizm Bakanlığı’ndan alınan kazı ruhsatı ile MarmarayProjesi güzergahı üzerinde yer alan Pendik Höyük’te 3 Ekim 2012tarihinde İstanbul Arkeoloji Müzeleri Başkanlığında arkeolojikkazı çalışmaları başlatılmıştı. İşte o kazılarda gün yüzüne çıkarılanbuluntular gösterdi ki, Pendik, günümüzden 8 bin 500 yıl önceİstanbul’un en eski köyüne ev sahipliği yapmış.Pendik ilçe merkezinin 1.5 km. doğusunda, Kaynarca tren istasyonunun500-600 metre batısında, denizden 50 metre uzaklıkta yeralan köy, ilk belirlemelere göre Neolitik Dönem’e ait.1908 İstanbul Bağdat tren inşaatı sırasında demiryolu işçisi Millipulostarafından keşfedilen bu yerleşim, bilimsel yöntemlerle ilkkez 1961 yılında Prof. Dr. Aziz Şevket Kansu tarafından kazılmıştı.1981 ve 1992 yılları arasında ise İstanbul Arkeoloji Müzeleri veİstanbul Üniversitesi tarafından bölgede geniş çaplı çalışmalaryapılmıştı.Şu an yapılan çalışma ise Pendik- Gebze tren hattı inşaatının 26 bin400 ve 26 bin 200 km.leri arasında 200 metrelik bir alanda sürüyor.Bugüne kadar alanda Bizans ve Neolitik döneme tarihlenenkalıntılara ulaşılmış. 34 adet insan mezarı iki adet neolitik kulübe,bir adet neolitik ocak, iki adet sığır başı, çok sayıda hayvan kemiğive çanak-çömlek parçaları bulunmuş. Neolitik Dönem’e ait bızlar,mablaklar, kemik kaşıklar, taş aletler, el baltaları, obsidyen ve çakmaktaşlarıgörülmüş. Çakmaktaşları, obsidyen, el baltaları ve keskiham maddelerinin bu alanda olmadığı ve başka bir yerden taşındığıbiliniyor.Ayrıca bölgede Bizans Dönemi’ne ait iki evreli bir mimari yapı vebeş adet su kanalı görüldü. Bu alanlarda sikke ve klasik dönemkaseleri bulundu.Bu kazı, İstanbul’daki Neolitik yerleşimlerin tarihini anlamak içinçok önemli. Buluntular, Asya ve Mezopotamya’dan gelen kavimlerinAvrupa’ya geçişleri hakkında önemli bilgiler veriyor.Sol sayfa: İçi kırmızı Horasan harcı ile sıvanmış Bizans dönemi su gideri (ensolda), kazı alanının genel görünümü (orta üst), MÖ 6500’e tarihlenen ceninpozisyonunda mezar buluntusu (ortada altta), arazideki seviye inim çalışmaları(sağda).Sağ sayfa: Bizans dönemi mimari kalıntıların buluduğu alan.Left page: Byzantine period sewage aqueduct coated with red Khorasan mortar(far left), the general view of the excavation area (centre top), grave with bodyin foetal position dating to 6,500 BC (centre bottom), land level lowering work(right).Right page: Byzantine architectural ruins area.Following the issuance of the necessary permit by the Ministry ofCulture and Tourism, the archaeological excavations were initiatedon 3 rd October 2012, under the leadership of Istanbul ArchaeologicalMuseums at the Pendik Mound situated on the itinerary ofthe Marmaray railway project.From the findings obtained through these excavations it wasconcluded that Pendik had been home to the oldest village of theIstanbul area, 8 thousand 500 years before our time.According to the early findings, the ancient village located at 1,5km east of the centre of the Pendik district, 500-600 meters west ofthe Kaynarca train station, 50 meters from the sea, is estimated tohave been a settlement of the Neolithic Age.The village was initially discovered in 1908 by a railroad workernamed Millipulos during the construction of the Istanbul-Baghdadrailway. It was excavated for the first time through scientific methodsby Prof. Dr. Aziz Şevket Kansu in 1961. Extensive research hadbeen conducted in the area by the Istanbul Archaeological Museumsand the University of Istanbul between 1981 and 1992.The current excavation is being performed in a 200 meters largezone between the 26 thousand 400 and 26 thousand 200 kilometresof the Pendik-Gebze train line construction. The remainsuncovered up to this date belong to the Byzantine and Neolithicperiods. 34 human graves, two shacks and one hearth from theNeolithic Age, two heads of cattle, numerous animal bones andpieces of pottery were found. Neolithic awls, spatulas, bonespoons, stone tools, hand axes, obsidian and flint tools wereseen. It is believed that, since the raw materials such as flint andobsidian from which were made these hand axes and chisels donot exist in this region, they were probably imported from elsewhere.In addition, a two-stage architectural structure from the Byzantineperiod and five water channels were discovered in the area.Also, ancient coins and classical era vessels were found in theseenclaves.These excavations are crucial for understanding the history ofNeolithic settlements in the greater Istanbul area. The findingsoffer valuable clues on the movements of the tribes coming fromMesopotamia and Asia, on their route towards the Europeancontinent and, provide in particular important information abouttheir journey through Anatolia.65


Bir Müze Sevdalısıdünyanın hemenher metropolündekimüzeleri -üstelikdefalarca- gezmiş...türkiye’deki müzelerigezmekle kalmamış,gönüllü olarakarkadaşlarınıgezdirmiş... hemenher hafta sonunubu özel etkinliğeayırmış... cnn türkekonomi editörüemin çapa, müzeleretutkusunu dergimizeanlattı. türkiyeve dünyadanörneklerle 21.yüzyılın müzeciliğinebakışını paylaştı.İstanbul Arkeoloji Müzeleri bahçesi ile Çini Müzesi binasından bakış (sol sayfa). Quai BranlyMüzesi’nden bir görünüm (sağ üstte), Emin Çapa (sağ altta).Istanbul Archaeological Museums courtyard and a look from the Tile Museum building (left page). Aview from the Quai Branly Museum (top right), Emin Çapa (bottom right).A Museum EnthusiastCNN TURK EconomicsEditor Emin Çapa whohas been more than onceat most museums of theworld in major cities of theplanet is our guest todayfor an in-depth conversationabout his passion formuseums. Not only hashe visited almost everymuseum in Turkey himself,but he is also the voluntaryinitiator of groups createdto perform guided museumtours. He devotes his freetime on weekends to suchorganizations. Emin Çapashared with us his viewson the museums conceptof the 21 st century withexamples from home andabroad.SÖYLEŞİInterviewYazı -TextAylin Şen66Emin Çapa: “Ben lisansımı İstanbul Üniversitesi’nde yaptım. Herkes dersçalışmaya öğrenci kahvelerine giderken biz İbrahim Paşa Sarayı’ndaki Türkİslam Eserleri Müzesi, Arkeoloji Müzesi ve Maslak Kasırları’nın kafelerinegiderdik. Orada, o eşsiz mekanda bulunmak bile zihnimizi açardı. Aynı anda birhuzur, bir bedenden yükselme hissi sarardı her yanımızı. Hala da sarıyor.”Emin Çapa: “I completed my undergraduate degree at the University of Istanbul.While the others went to students’ coffee shops, we were visiting the Museum ofTurkish Islamic Art at the İbrahim Paşa Palace, the Archaeological Museums andthe Maslak Pavilions. Even just being there was a sufficient stimulus to open ourminds. A feeling of serenity and spiritual elevation was grabbing all nooks of ourbeing. It still does.”


CNN Türk Ekonomi Editörü Emin Çapa öğrencilik yıllarından bu yana bir‘tutku’ya dönüştürdüğü müze gezilerini çevresiyle de paylaşmaya karar verdive artık bulduğu her fırsatta arkadaşlarıyla birlikte müzeleri gezmeye başladı.Sıkı bir ‘müzesever’ olan ve “Müzeler yaşayan mekanlar olmalı” diyen Çapa iledünyadaki ve ülkemizdeki müzeler üzerine konuştuk.MÜZE DERGİ: Müzelere tutkunuz olduğunu biliyoruz. Nedir bu tutkunun nedeni,kaynağı?Emin ÇAPA: İnsanlar hep “bir zaman makinesi olsa ve geçmişe ışınlansak,geleceğe gitsek” diye düşünür. Geleceğe ışınlanmak kuantum fiziğinin karmaşıkhesaplarında saklı, ama geçmişe gitmek için makineye ihtiyaç yok. Basit birmüze bileti bizi geçmişe götürür. Ancak sürekli müze müze gezen birisi olarak,Türkiye’deki müzelerde gördüklerim beni kahrediyor. Topkapı Sarayı gibi sembolikdeğeri yüksek birkaç müzeyi bir tarafa bırakırsak müzelerimiz tamamenyabancı ziyaretçilere terkedilmiş gibi. Halbuki müzelerde neolitik çağ insanlarıylaava, Likya halkıyla aşka, Romalılar’la arenaya, Bizanslılar’la taç giymetörenlerine, Osmanlılar’la ibadete gidebiliriz. İşte ben müzelerde bunu ararım.O eserleri yapanlara, onu kullananlara dokunabilir, onları hissedebilir miyim?Zaten bunu hissetmiyorsanız müze müze gezmenin pek de bir anlamı yok. Amabunları yapabilmek için, kültürlerarası ilişkileri bilmek, tarihin arka planına azda olsa hakim olmak gerekir. Bizim en çok sıkıntısını çektiğimiz de bu. İnsanlarhikayeler duymak istiyor, arkada ne olduğunu bilmek istiyor ama onlara bunuanlatan az. Üstelik hiçbir kurmaca, gerçek bir hikayenin yerini tutamaz.MÜZE DERGİ: “Anlatan az” dediniz. Siz, dokunmak ve anlamak kadar “anlatmayı”da seviyorsunuz..Emin ÇAPA: Yaklaşık 5 yıldır değişik gruplarla, bizim “Kültür Turu” dediğimizşeyler yapıyoruz. Öğrenciler, gazeteciler, yaşlı akrabalar, ortaokul öğrencilerindenoluşan gruplarımız var. Hiçbir şekilde parayı işin içine sokmadan müzeleri,sergileri, camileri geziyoruz. Ayasofya’yı, Sultanahmet’i, Süleymaniye’yi gezdiktensonra minibüs kiralayıp Edirne’ye gidip Selimiye ve diğer camileri dolaşıyoruz.Olayın çığrından çıkmaması ve rehber arkadaşları rahatsız eden bir noktayagelmemesi için artık aramıza yeni üye almıyoruz. Ama öyle büyük bir talep olu-67


CNN TURK Economics Editor Emin Çapa decided to share withpeople around him the passion he developed for museums as fromhis college years. He now uses every opportunity to perform museumvisits with his friends. We had an interesting conversation aboutmuseums at home and abroad with Emin Çapa who is an enthusiasticmuseum-goer and claims that “Museums should be spaces for living”.Emin Çapa: “En sevdiğim müze eserlerini şöyle sıralayabilirim. M.d’Orsay’daFrançois Pompon’un Polar Bear adlı heykeli. Kutup ayısının saf gücünü mermerebu kadar güzel yansıtan ustanın önünde saygıyla eğiliyorum. İstanbul ArkeolojiMüzesi’ndeki Diana (Artemis) heykeli ve Sappho’nun bütün muzipliğini bize aktaranbüstü. National Gallery’deki Botticelli’nin Venüs ve Mars’ı… Kadının güzelliği,gözlerdeki derin mana… Her Londra’ya gittiğimde koşarak gider önünde biraz vakitgeçiririm… Tabii Turner’a uğramadan da olmaz...”Emin Çapa: “My favorite artworks are: Polar Bear statue of François Pompon atthe Musée d ‘Orsay, beautifully reflecting the bear’s pure power on marble; Diana(Artemis) statue and bust of Sappho catching her teasing character at IstanbulArchaeology Museum; Botticelli’s Venus and Mars at the National Gallery…Femalebeauty coupled with the deep expression of the eyes... Every time I am in London, Irun there to spend some time in front of the painting... Also, it would be remiss notto stop by Turner when in London…”yor ki, buradan “insanların gerçek hikayeler” duymak istediklerinianlıyorum. Ayasofya’da “imparatorluk ve mimari, büyük kubbeyapmanın teknik zorluklarını” bilmek istiyorlar. İnsanlar TopkapıSarayı’nda “saray ve ritüel”, Arkeoloji Müzesi’nde “insan zihnindeyolculuk” yapmak istiyorlar. Örneğin son yıllarda SabancıMüzesi’nin yaptığı gibi, bize bir dönem ya da sanatçının hayatındayolculuk yaptıran sergiler görmek istiyorlar. Süleymaniye’niniçine girip kubbeye, kemerlere, çinilere bakıp çıkmak Sinan’ıanlamaya yetmiyor. O muhteşem mabede giden herkes bir şeylerhissediyor. Ama, Süleymaniye’de Sinan’ın mimariye getirdiğiharika çözümler neler, insanların asıl bunu bilmeye ihtiyaçlarıvar. Sinan’ın İtalyan Rönesansı ile paralelliğine dair bir şeylerduymaları lazım.MÜZE DERGİ: Dünyada müzecilik, bir süredir Türkiye’de de hayatageçirilmeye başlanan bir anlayışa döndü: Yaşayan müzecilik!Sizin anlattıklarınızda buna göndermeler var sanki..Emin ÇAPA: Evet. Müzeler yaşayan mekanlar olmalı. Çünkümüzeleri canlandırmanın başka yolu yok. Bir kere müzeler sergilediklerieserler geçmişe ait olduğu için ölü bir kültürü/uygarlığı/sanatçıyı bize getiriyor. İkincisi, kökü çok derinlere giden; sanatı,kültürü çok seçkin, sadece iyi eğitimlilerin anlayabileceği bir şeyolarak gören görüş, müzeleri cenaze evine çeviriyor. Bu, kesinlikleaşmamız gereken bir görüş. Bu yüzden klasik müzik konserlerinde,tiyatrolarda, balelerde seyircilerin büyük kısmı yaşlıinsanlar. Çok az genç görüyoruz buralarda. Gezdiğim müzelerinbir kısmında da bu durum var. Çünkü müzeleri birer kütüphaneyeya da cenaze evine çeviriyoruz. İnternet-wikipedia çağındaçocukları kütüphaneye sokamıyoruz. Kütüphanelere sokamadığımızinsanları cenaze evlerine sokabilir miyiz? Hayır...MÜZE DERGİ: Peki, dünya müzeleri bu sorunu aşmak için neleryapıyor?Emin ÇAPA: Bence bunun dünyadaki en iyi örneklerindenbir tanesi Paris’teki Musee du Quai Branly. Ben ne olduğunuanlatabilmek için “bilmediğimiz uygarlıklar müzesi” diyorumoraya. Polinezya, Mikronezya, Afrika boynuzu, Doğu Sibirya gibibölgelerden eserler var. Zaten müzenin binası direkler üzerindebir kargo gemisi şeklinde. İnsan uygarlığı gemisinin küçük68MUSEUMS JOURNAL: We know that you are a passionate museumsenthusiast. What is the origin, the source of this passion?Emin ÇAPA: People often fantasize about being beamed into thethe past through a time machine. To be teleported into the futuremay be a possibility hidden somewhere in the complex calculationsof quantum physics, but there is no need for a machine to go to thepast; a simple museum ticket offers you that chance. However, as aperson who constantly visits museums, I am appalled at what I see atour museums in Turkey. Aside from a couple of museums with highsymbolic value, such as the Topkapı Palace, our museums seem liketotally abandoned to foreign tourists. Yet we could go hunting withthe people of the Neolithic Age, sense love with the people of Lycia,go into the arena with the Romans, and watch the Byzantine coronationceremonies and go to pray with the Ottomans at these museums.This is the kind of thing I am interested at in museums; to establish avirtual link to those who created the exhibited artefacts, to reach theirsoul and feel their presence. Otherwise it does not mean much to visita museum. But such an approach requires an adequate knowledge ofthe historical background and interrelationships between cultures.This is what we lack the most. People want to hear stories, to knowwhat is behind. There are not many knowledgeable people explainingthings to them. Moreover, no fiction can be a substitute for the realstory.MUSEUMS JOURNAL: You said there are not many knowledgeablepeople to explain things. But, isn’t it so that you personally like toexplain as much as you like to touch and understand?Emin ÇAPA: Roughly for the last five years, we have been organizingwhat we call “Cultural Tours” with diverse groups; groups of students,journalists, elderly relatives, middle school students etc. We visitmuseums, exhibitions and mosques together. After touring the HagiaSophia Museum and the Sultanahmet and Süleymaniye mosques,we hire a small bus to go and visit Selimiye and the other mosquesin Edirne. Currently, we are no longer accepting new members in ourgroups since too big crowds are difficult to manage and would runthe risk of disturbing the guides and the other groups. But there isa great demand for “real stories”. At Hagia Sophia many questionsrelate to “empire and architecture, the technical difficulties of buildinga great dome”. At the Topkapı Palace, they want to know about the“court and its rituals”. At the Archaeological Museum, they want to setforth on a “journey inside the human mind”. The public is interestedin exhibitions providing an insight into a particular period or the lifeof an artist, such as the exhibitions organized in recent years by theSabancı Museum. Entering the Süleymaniye mosque, looking at thedome, arches and tiles of the building and then leaving the venue isnot enough to understand its architect Sinan. Anyone who enters thatmagnificent sanctuary feels some emotion. But what are the genial architecturalsolutions devised by Sinan while building the Süleymaniyemosque; in which terms can we describe Sinan’s correlation with theRenaissance? Those are the genuine issues people should hear about.MUSEUMS JOURNAL: A new approach to museums is prevailing inthe world as well as in Turkey: the Living Museum! It seems like yourwords include some reference to that concept.Emin ÇAPA: Yes. Museums should be living places, because there’sno other way to revive museums since they basically bring to us adead culture / civilization / artist by exhibiting the works of the past.On the other hand, the unfortunately deep-rooted misconception thatart and culture are the privilege of, and can only be understood by asmall elite of highly educated people is turning museums into funeralhomes. This must definitely be overcome. Classical music concerts,


küçük parçalardan oluştuğunu simgeliyor. İçeride neredeyse hereser grubunun yanında küçük bölmelerde videolar, kısa belgesellerseyredebiliyorsunuz. Quai Branly, bildiğimiz soğuk, mesafelimüzelerden değil. Çocuklar, gençler, yaşlılar güle oynaya, konuşarak,sohbet ederek geziyorlar müzeyi. İçeride ölüm sessizliği yok vemüze bilinçli bir şekilde bunu kırmaya, aşmaya çalışıyor. Videolarve belgesellerin kulaklıkla dinlenmemesinin, bir arada toplanıpeserlerin yanında seyredileceği odacıkların oluşturulmasının nedenibu. Bu kadar da değil, müzenin altında sürekli olarak bir sergioluyor. Örneğin bir gidişimde çok az bildiğimiz Aztek kentlerindenbirinin sergisi vardı ve yağmura rağmen uzun mu uzun bir kuyruktabekleniyordu. Ama herkes, çıkışta orada olmuş olmaktan mutluolacaklarını bilmenin huzuruyla kuyrukta sohbet ediyordu. İşte yenimüzecilik anlayışı bu. İnsanları eğlendirebilmek.MÜZE DERGİ: Türkiye’de gezmekten en çok keyif aldığınız, etkilendiğinizmüze hangisi?Emin ÇAPA: Sadece Türkiye için değil; bir insanın dünyada bulunmaktanen çok etkileneceği müzelerden bir tanesi bence İstanbulArkeoloji Müzesi’dir. Birbirinden farklı üç ayrı mimariyle yapılmışbinaların çevrelediği bir avlunun kenarındaki kafesi insanı kendindenalır. Senede en az 4-5 kez giderim. Tabii bahçesindeki karayemişlerinbunda birazcık etkisi olsa bile, o kafenin nefes kesengüzelliğini hiç kimse inkar edemez. İçerideki eserler için bir şeyanlatmaya bile gerek yok. İnsan sadece İskender Lahdi’ni görmekiçin bile yılda birkaç kez gidebilir. Ya Türk-İslam Eserleri Müzesi?Bilmiyorum onun kafesinde oturup, Sultanahmet Meydanı’nıseyretmenin keyfi başka nerede var? Ya taşa ve ahşaba ruhunu veinancını işleyen atalarımızın yarattığı içerideki o muhteşem eserler?Türkiye’nin her yerinde eşsiz eserlerle dolu küçük müzeler var.Örneğin her sene milyonlarca kişi Bodrum’a gitmek için Milas’ınyanından geçer. Ama bunlardan hemen hiçbiri Milas Müzesi’neuğramaz. Halbuki bir gidenin bir daha unutamayacağı bir minikmüzedir. Oysa, ister Xantos’a, ister Milet’e, ister Afrodisyas’a gidin,sonuç değişmiyor, ziyaretçilerin büyük kısmının yabancı olduğunugörüyorsunuz. Bu insanın içini acıtan bir durum. Antik kentler, arkeolojimüzeleri böyle de, Türk-İslam eserleri farklı mı? Hayır değil.Anadolu’nun dört bir yanındaki beylikler dönemi, ya da Selçuklueserlerine gidin bakın. Örneğin Konya’da Türk tarihinin en eşsizkahramanlarından Kılıç Aslan’ın kümbetinin nerede olduğunu bilenkaç kişi var? Ya şehrin ortasındaki bu kümbeti ziyaret eden? Üzülereksöyleyeyim hiçbir gidişimde orada insan göremedim. Müzeler,yaşlıların gezdiği yerler olmaktan çıkıp, gençleri çeken, onları eğlendiren,eğiten yerler haline dönmeli. Bunu başaramazsak, sadeceyabancıların gezdiği müzeleri, şekil olarak ayakta tutan bir ülkeolarak kalmaktan korkarım.Emin Çapa: “Bu kare, Quai Branly’deki Aztek Sergisi’nden. Çok ilginç bir öyküsü olduğuiçin özellikle paylaşmak istedim. Fotoğraftaki heykeller, Aztekler dönemine ait. ‘Azteksosyetesinin fotoğrafları’ diyebiliriz. Malum, fotoğrafın icat edilmediği çağlarda Avrupaasilleri, zenginleri tablolarını yaptırırmış. Aztekler’de ise heykeller yapılırmış. Sergidehem bu heykellerden bazıları sergileniyor. Hem de bir köşede, Meksika’dan özel olarakgetirtilen bir heykeltraş, küçük bir para karşılığında isteyenin heykelini yapıp anındasunuyor. Gelin de bu sergiye gitmeyin!”Emin Çapa: “This photo is from the Aztec Exposition at Quai Branly. There is aninteresting background to it that I want to share. The sculptures on the photos belongto the period of the Aztecs. One could call it ‘Aztec socialites’ photos’. As you know,before the invention of the photo European nobles had their portraits painted. Likewise,the noble Aztecs had their sculptures made. Some of these statues were on displayin the exhibition. In addition, a sculptor specially brought from Mexico was makingsculptures of people in a corner of the museum for a small amount of money. Isn’t thatgreat?”theatre and ballet performances are mostly attended by elderlypeople. Very few young people are seen in the audience at suchevents. The same goes for the museums. But, how can we turnmuseums into attractive places for Internet-Wikipedia-age childrenwho stay away from libraries in the first place?MUSEUMS JOURNAL: So, what is done by the museums of theworld to overcome this problem?Emin ÇAPA: I think that a leading example in this regard is the‘Musée du Quai Branly’ in Paris. To explain its genuineness I callit “the museum of unknown civilizations”. Artefacts from areassuch as Polynesia, Micronesia, Horn of Africa, and Eastern Siberiaare displayed at this museum. Already the fact that the museumdwelling is a cargo vessel on poles makes it interesting. It representsthe ship of human civilization consisting of multiple smallcomponents. Next to each group of objects, there are short documentaries,explanatory videos. Quai Branly is not one of those museumscold and distant as we know them. Children, young people,and old people tour the museum in a joyful atmosphere, talking,chatting. The place is not held hostage by a deadly silence. This isa situation deliberately intended by the management whose policyis to create a museum beyond the ordinary. The fact that thereare no individual headsets, but instead alcoves where informativevideos can be watched together by the visitors is yet another componentof this different museum concept. This is not all. There areconstantly some thematic temporary exhibitions at the museum.For example, during one of my visits at Branly, there was an exhibitionabout a little known Aztec city and I witnessed a long queue ofpeople who did not mind waiting in line despite a heavy rain, sincethey knew that an informative as well as entertaining experiencewas awaiting them inside. That is to give you an idea of the newmuseum concept.MUSEUMS JOURNAL: Which museum in Turkey do you particularlyenjoy visiting and find the most impressive?Emin ÇAPA: The Istanbul Archaeological Museum is one of themost impressive museums, not only in Turkey but in the wholeworld. The café located at its cherry laurelled courtyard surroundedby buildings of three different architectural styles is of such breathtakingbeauty that it takes you out of yourself. I go there at least4-5 times a year. When it comes to the artefacts on display inside,it would be almost redundant to pronounce any qualificationabout them. Suffice to say that one could visit the museum severaltimes a year just to see the Alexander Sarcophagus alone. Not tomention the Museum of Turkish -Islamic Arts and its magnificentcollection reflecting the spirit and faith of our ancestors engravedin stone and wood! Moreover, where else can you better enjoywatching the Sultanahmet Square than sitting at its café?There are small museums full of unique works all over Turkey. Forexample millions of people pass by Milas every year on their wayto Bodrum. Butnone of them cares about visiting the Museum of Milas. Yet againit is an unforgettable tiny museum. In any event, whether you goto Xanthos or Miletus or Aphrodisias, the result does not change,the majority of visitors at these historical sites are foreign tourists.This is a painful situation for me to observe. The same goes forancient cities and archaeological museums. Is it any different forTurkish-Islamic treasures? Unfortunately neither the period of theBeyliks (Principalities), having left traces all over Anatolia, nor theSeljuk heritage triggers the interest of our own people. For example,how many people know where the tomb of one of the greatestheroes of Turkish history, the Seljuk Sultan Kılıç Arslan II is locatedin Konya? Or how many people are visiting this tomb which is inthe middle of the city? Sadly, I must say that I never saw anyonethere during my visits. We have to transform museums into interesting,instructive but also recreating places for the youth. Failingthat, I’m afraid that we are going to be reduced into a country thatupholds its museums only formally, for the sake of foreign tourists.69


KÜTÜPHANELibraryavrupa kültürünün oluşmasında osmanlıimparatorluğu’nun önemli bir etkisi olduğunubiliyor muydunuz? meğer ‘osmanlı yaşambiçimi’, giyim kuşamdan yeme içmeye, gündelikhayattan sanata avrupa’yı derinden etkilemiş...avrupa’da esen osmanlı rüzgarıOttoman winds blowing in EuropeWere you aware of the Ottoman Empire’s crucial impact onEuropean culture? Indeed, the Ottoman lifestyle exerteda substantial influence on Europe, from clothing styles toculinary habits, from everyday life to various forms of art...70Avrupalılar’ın kıyafetlerindeOsmanlı figürlerine rastlamakmümkün.European costumes wereoften ornamented withOttoman design patterns.


Bizler bunu, sanat tarihçisi Prof. Dr. Nurhan Atasoy ve tarihçi LâleUluç’un altı yıllık saha çalışmasıyla oluşturdukları, ‘Osmanlı KültürününAvrupa’daki Yansımaları: 1453- 1699’ adlı kitaptan öğreniyoruz.Türk Kültür Vakfı katkılarıyla ARMAGGAN Yayınları tarafındanyayımlanan bu kitap 14 ülkede yapılan çalışmalar sonucu ortayaçıkan eşsiz içeriği ve 400 adet görseliyle, karanlıkta kalan bir konuyuaydınlatıyor.Kitap, İstanbul’un fethedildiği 1453 yılıyla, Viyana yenilgisi sonucundaAvrupa devletlerinin gözünde yenilmezliğin kaybedildiğiKarlofça Anlaşması (1699) arasındaki dönemi kapsıyor. Bu dönemözellikle seçilmiş. Osmanlı İmparatorluğu’nun Avrupa’daki etkisininyükseliş dönemlerine tekabül ettiği düşünülüyor. Ortaçağda kültüreletkileşimin boyutları üzerine yapılmış en kapsamlı çalışmalardanbiri olan kitaba göre Osmanlı ipekli dokumalarının en büyük pazarıBalkanlar, doğu Avrupa ve Moskova Prensliği olduğu söylenebilir.Eflak Boğdan ve Erdel gibi Osmanlı Devleti’ne bağlı özerk prensliklerinsaraylarında Osmanlı kumaşlarına hayranlığın anlaşılır bir yanıvardı; Osmanlı kumaşından Osmanlı kalıbı ve kesimiyle dikilmişkaftanlar bu eyaletlerdeki aristokrasinin giyim tarzının temeliniteşkil ediyordu. Avrupa çiçek ve bitki konusunda da Osmanlı’danetkilenmişti. İstanbul ve Anadolu’daki çiçek çeşitliliği ve bunlarıngündelik hayattaki yaygın kullanımı Avrupalı seyyah ve elçileri kendinehayran bırakıyordu. Buradan Avrupa’ya giden tek çiçek de laledeğildi. Çiğdem, siklamen, sümbül, zambak, şakayık, karanfil, farklınergis ve iris türleri 1600’lerden önce Avrupa’ya ithal edilmiş.Etkileşim alanlarından biri de halı ve kilimler. Osmanlı coğrafyasıve Anadolu’da dokunan halılar bir zenginlik göstergesi. Mediciler’indefterlerinde dönemin sanat eserlerinden bile daha pahalı çok sayıda‘Türk halısı’ndan söz ediliyor. Bu halılar İngiltere’de masa örtüsüya da duvar halısı gibi dekoratif olarak kullanılıyor. Estetik değerlerinedeniyle dönemin tablolarında kendine yer buluyor. Mesela HansHolbein imzalı bir tabloda ünlü Kral VIII. Henry bir Türk halısınınüzerinde duruyor.Osmanlı silahlarıyla poz vermek modaydıAvrupalılar, Osmanlılar’ın kullandığı savaş araç gereçlerini uzunyıllar taklit etmiş. Batı, kılıçlardan zırhlara, miğferlerden silahlarapek çok savaş eşyasında Osmanlı’dan gördüğü şekilleri ve motiflerikullanmış. Hatta Almanya’da 16. yüzyılın ikinci yarısında Osmanlımodelleri örnek alınarak miğferler yapılmış. Almanya’da yapılan bumiğferlerin örnekleri Poldi Pezzoli Museum’da sergileniyor. KontNikolaus Esterhazy’nin tören zırhının yapımında da Osmanlı törenzırhları örnek alınmış. Tablolarda Osmanlı silahlarıyla poz vermekise özellikle Doğu Avrupa asilzadeleri arasında moda olmuş. Buadeta bir ‘güç gösterisi’ne dönüşmüş. Avrupa’daki çeşitli müzelerdeYeniçeri kıyafetleri içinde Polonyalı ve Alman birliklerini gösterenresimler görmek mümkün. Polonya ordusu ise Osmanlı tarzı hafifsüvari birlikleri oluşturmuş, ‘karabela’, ‘nacak’, ‘kalkan’ gibi bazıOsmanlı silahlarının benzerlerini kullanıp onları bu isimlerle anmış.Prof. Dr. Nurhan Atasoy ve Lale UluçProf. Dr. Nurhan Atasoy and Lale UluçThe book “Reflections of Ottoman Culture in Europe: 1453-1699”,comprising 400 illustrations, based on a six years long field studyconducted by art historian Prof. Dr. Nurhan Atasoy and historian LâleUluç in 14 countries and published by ARMAGGAN Publishing Housewith the support of the Turkish Cultural Foundation, sheds light on thiscaptivating subject.The book deals with the period beginning with the conquest of Istanbulin 1453 and ending with the conclusion - in the aftermath of the unsuccessfulsiege of Vienna, which, in the eyes of European Powers, terminatedOttoman invincibility - of the Treaty of Karlowitz in 1699, markingthe end of the Ottoman Empire’s centuries-long period of expansion inEurope. That era of the rise of the Ottoman Empire was chosen on purposeby the authors, since it also corresponded to the time of the mosttangible cultural interaction between the Ottomans and Europe. TheBalkans, Eastern Europe and the Principality of Moscow constitutedthe most important markets for Ottoman silk products. In autonomousprincipalities under Ottoman control such as Wallachia, Moldavia,Transylvania, caftans made of Ottoman silk decorated with Ottomanpatterns constituted the basic clothing style for aristocracy. The richvariety of flowers from Istanbul and Anatolia and their extensive usagein daily life genuinely impressed European travellers and ambassadors.Before the much renowned tulips, a great number of other flowers suchas crocus, cyclamen, hyacinths, lilies, peonies, carnations, various sortsof daffodils and iris were exported to Europe before the 1600’s.Carpets and rugs were another area of interplay. Carpets woven inAnatolia and other parts of the Ottoman Empire were signs of wealth atEuropean palaces and mansions. In the register books of the Medicis,Turkish carpets were recorded as much more expensive articles thanthe era’s precious works of art. In Great Britain, they were used as decorativetable cloths or wall decorations. They appeared in major paintingsdue to their aesthetical value. In a famous Hans Holbein paintingdepicting Henry the VIII, the renowned king is standing on a Turkishcarpet.It was in the fashion to posture with Ottoman weaponryFor several centuries, Europeans were intrigued and inspired by Ottomanwar equipment. The Occident used the forms and patternsseen on Ottoman swords, shields, armours and helmets on their ownarmaments. Helmets emulating Ottoman style headgear manufacturedin Germany in the second half of the 16 th century are on display at thePoldi Pezzoli Museum in Milan. Ottoman ceremonial armours wereused as model in the manufacturing of Hungarian Count NikolausEsterházy’s ceremonial coat of mail. To pose for paintings in Ottomanmilitary accoutrements became a fashionable habit, particularly cherishedby Eastern European aristocrats. This almost turned into a showof power. Many a painting in European museums depicts Polish andGerman troops in Janissary outfit. The Polish army created Ottomanstyle light cavalry units, equipped with arms similar to Ottoman weaponssuch as karabela sabres, hatchets, and shields and kept referring tothose under their Turkish names as ‘karabela’, ‘nacak’, ‘kalkan’.71


Türkiye’nin ilk kapı müzesiÇorum’da kurulacakHABER TURUNEWS IN OVERVIEWÇorum’un ahşap evleri, asırlık çeşmeleri ve tarihi yapılarıyla ünlü İskilip ilçesinde,Türkiye’nin ilk ‘kapı müzesi’ kurulacak. İskilip Belediye Başkanı NumanSezer yaptığı açıklamada, Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın desteğiyle yaklaşık ikiyıl önce ilçedeki tarihi yapılara yönelik restorasyon çalışmalarına başladıklarınıbelirterek, çalışmalar kapsamında tarihi niteliği olan konak, ev ve arastalarınrestore edildiğini söyledi. İlk olarak 200 yıldan fazla geçmişe sahip ayakkabıcılar,semerciler ve bakırcılar arastasının restorasyonuna başladıklarını dile getiren Sezer,çalışmaların devam ettiğini belirtti.Turkey’s first door museum will beestablished in ÇorumTurkey’s first ‘door museum’ will be established in the Iskilip district of the Çorumprovince, a district known for its wooden houses, centuries-old fountains and historicalbuildings. Iskilip Mayor Numan Sezer said that the restoration of historicstructures in the district was launched two years ago with the support of the Ministryof Culture and Tourism and that mansions, houses and shops and workshopsof historical status were being restored within that framework.He stated that they first began with the restoration of the more than 200 years-oldarasta (a row of shops or workshops) of shoemakers, saddlers and coppersmithsand that the work was still carrying on.TRT’den Yayıncılık Tarihi MüzesiTRT Genel Müdürlüğü, TRT Yayıncılık Tarihi Müzesi Ankara’da kapılarınıaçtı. Yayıncılık tarihinin en eski mikrofonlarından günümüzün sanalstüdyolarına, tarihi giysilerden Atatürk’ün kullandığı arabalara, radyotiyatrolarından tarihi filmlerde kullanılan oklara kadar TRT YayıncılıkTarihi Müzesi’nde bulunan binlerce eser basın mensuplarına tanıtıldı. TRTYayıncılık Tarihi Müzesi 200’ün üzerinde çalışanın dört yıllık çalışmasısonucu hazırlandı. Müze, Türkiye’nin ilk radyo yayınlarının başladığı1927’den itibaren ülkemizin yayıncılık ve toplumsal alanda geçirdiği hertürlü teknolojik, sosyolojik, ekonomik ve kültürel gelişmenin günümüze vesonraki nesillere taşınması amacıyla hazırlandı.TRT Broadcasting HistoryMuseumThe Turkish Radio and Television (TRT)Broadcasting History Museum was inauguratedin Ankara by the Directorate General ofTurkish Radio and Television Corporation. Fromthe earliest microphones of broadcasting history tothe latest virtual studios; from historic costumes toautomobiles used by Atatürk; from radio theatrerecordings to arrows and bows used in the shootingof historical period movies, thousands of piecesincluded in the TRT Museum of BroadcastingHistory collection were introduced to the membersof the press. The TRT Broadcasting HistoryMuseum was created through a four-year jointeffort of over 200 employees. The museum’smission was conceived as the introduction tothe present-day and transmission to future generationsof the various phases of Turkey’sbroadcasting history as well as of thecountry’s social, economic, culturaland technological evolution occurredsince the first radio broadcastingin 1927.Dünyada eşi benzeri yokAntalya’nın Kaş ilçesinde Patara antik kentinde Akdeniz Üniversitesi Edebiyat FakültesiArkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Havva İşkan Işık başkanlığındayürütülen kazılarda geçen yaz bulunan bronz Herme heykeli, Kültür ve TurizmBakanlığı tarafından tanıtıldı.Toplantıda konuşan Prof. Dr. Işık, 95.5 cm yüksekliğindeki, 15.5 cm enindeki Hermeheykelinin Antalya Müzesi’nde restore edildiğini kaydetti. Işık, “Herme, sütunbiçiminde olan, kolları bacakları olmayan, sadece baş taşıyan bir heykel türüdür.Çok rastlanan bir tür değil. Yaptığımız araştırmalarda ne dünya müzelerinde nede Türkiye’de eşine rastlamadık. Roma Dönemi eseri olduğunu düşünüyoruz” dedi.Unprecedented in the worldThe bronze ‘Herma’ (a head sculpture of the god Hermes surmounting a squarepillar) statue uncovered last summer at the Patara ancient city excavations conductedin the Kaş district of the Antalya province, under the leadership of Prof. Dr.Havva İşkan Işık, Member of the Department of Archaeology of Akdeniz University’sFaculty of Arts and Letters, was introduced to the members of the media bythe Ministry of Culture and Tourism.Speaking at the meeting, Prof. Dr.Işık declared that the 95.5 cm high and 15.5 cmwide bronze Herma statue was restored at the Antalya Museum. Işık stated: “Hermais a sculpture type with only a head on top of a column without arms and legs.It is a rather rare type of statue. Our research indicated that this type of statue wasneither seen in Turkish nor in other world museums. We think that it is an artefactof the Roman Period.”72


Göbeklitepe’de merdiven izleriDünyanın en eski tapınak merkezi olarak kabul edilen ve buyönüyle ‘Tarihin sıfır noktası’ şeklinde nitelendirilen Göbeklitepe’dekikazı çalışmalarında merdiven izlerine rastlandı.Göbeklitepe Kazı Başkanı Prof. Dr. Schmidt: ”Hiç beklemediğimizşekilde bir mimari kalıntıya rastladık, merdivenaçıkça bizi kapı deliği taşına götürüyor, fakat merdiveningenel olarak kompleksini tam olarak bulmuş ve anlayabilmişdeğiliz” dedi.Traces of staircase at GöbeklitepeArchaeologists came across traces of stairs during excavationsconducted at Göbeklitepe considered the centre of the world’soldest temple and qualified as ‘point zero of history’ under thisaspect. Head of the Göbeklitepe Excavation Team, Prof. Dr.Schmidt declared: “We came across architectural ruins in a totallyunexpected form. The staircase leads us clearly to a stonedoor hole, but we were not yet able to find out and fully understandthe ladder complex in the general sense.”Laodikya’yı Frigyalılar kurmuşLaodikya Kazı Heyeti Başkanı Prof. Dr. Celal Şimşek, Efes antik kentininardından Anadolu’daki en büyük ve önemli ikinci büyük antik kent olanLaodikya’nın, Anadolu’nun bölgesel kavimlerinden Frigyalılar tarafındankurulduğunun tespit edildiğini bildirdi. Şimşek, kazı çalışmalarında Laodikyaantik kentinin, bugüne kadar bilinenin aksine Yunan medeniyeti tarafındankurulmuş bir şehir olmadığını tespit ettiklerini belirtti.Kentin kuruluşundaki adının “Rhoas” olduğunu ve bu adın önce “Diospolis”ardından MÖ 3. yüzyıl ortalarında Seleukoslar Kralı II. Antiokhos tarafındaneşi Laodike’nin adı verilerek “Laodikya” olarak değiştirildiğinin bilindiğinianlatan Şimşek, “Son elde edilen bulgularla bölgenin antik dönemde Frigyasınırları içinde yer aldığı ve kentte ağırlıklı olarak Frigyalıların yaşadıklarınetleşti” dedi.Laodicea was established by PhrygiansHead of the Laodicea Excavation Team, Prof. Dr. Celal Şimşek, declared thatthe Phrygians who were an Anatolian local nation were identified as the foundersof Laodicea, the second largest Anatolian ancient city next to Ephesus.Dr. Şimşek said that the findings resulting from their excavations proved thatthe ancient city of Laodicea, contrary to the previously accepted theory, wasnot a settlement established by the Greek civilization.“The city which was originally founded under the name of “Rhoas” and latercalled “Diospolis”, was finally renamed Laodicea in the middle of the 3rd centuryBC by the Seleucid King Antiochus II after the name of his wife Laodice”,reminded Prof. Şimşek and added that it was now clearly defined through thelatest findings that the region was situated in ancient times within the boundariesof the Phrygian State and the majority of Laodicea’s population was composedof Phrygians.700 yıllık Noel Baba KilisesiAntalya Demre’deki Myra antik kentinde çamurların altından çıkan ve 2009yılından bu yana kazı çalışmaları devam eden Bizans dönemine ait 700 yıllık‘Noel Baba Kilisesi’ New York Times gazetesine konu oldu.ABD’nin etkili gazetesi New York Times, Antalya Demre’deki Myra antikkentinde çamurların altından çıkan Bizans dönemine ait 700 yıllık ‘Noel BabaKilisesi’ni yazdı. Tam 800 yıl boyunca Bizans İmparatorluğu’nun önde gelenhac merkezlerinden biri olarak kalan; ancak daha sonra Myra Çayı’nın(Demre Çayı) azgın sularının etkisiyle yaklaşık beş buçuk metre yerin altınagömülen bu tarihi alan, 700 yıl sonra yeniden keşfedilmişti. 2009 yılındabaşlatılan çalışmayla etrafındaki alüvyonlar temizlenen Noel Baba Kilisesi veRoma döneminden kalma amfitiyatronun bir kısmıyla bazı mezarlar şimdiyeniden ortaya çıktı.700 years old Church of Santa ClausLeading US newspaper New York Times reported about the 700 years old Byzantineperiod Santa Claus Church being unearthed from under a five and a halfmeters thick layer of mud in the framework of excavations carried out since2009 at the ancient city of Myra in Demre, Antalya.The historical site which was one of the foremost Christian pilgrimage centresfor 800 years during the era of the Byzantine Empire and later buried under theearth as a result of silt carried by the raging waters of the Myra (Demre) River,was rediscovered after 700 years. Cleared from the alluvial deposits covering itthrough a cleanup action launched in the area in 2009, the Church of SaintNicholas, a part of the Roman amphitheatre and some tombs re-emerged to thesurface of the earth.73


20. uluslararasıAspendosOpera ve Bale festivaliINTERNATIONALOpera & BalletFESTIVALASPENDOS ANTİK TİYATROSU / ANCIENT THEATER


20. YILDÖNÜMÜ 20. YILDÖNÜMÜ GALA GECESİ GALA / 20 GECESİ th ANNIVERSARY / 20 th ANNIVERSARY GALA NIGHT GALA NIGHT2 20. YILDÖNÜMÜ GALA GECESİ / 20 th ANNIVERSARY GALA NIGHT20. YILDÖNÜMÜ GALA GECESİ / 20Konser2Şef / Conductor JOSÉ CURAth KonserŞef / Conductor Şef / Conductor JOSÉ CURA JOSÉ ANNIVERSARY CURA GALA NIGHTConcertHaziran / June Haziran / JuneConcertHaziran / JuneAntalya Devlet Antalya Opera Şef ve Devlet Balesi / Conductor Opera / Antalya ve Balesi State JOSÉ / Opera Antalya and State CURABallet Opera and BalletHaziran / June25Haziran / June5Haziran / JuneHaziran / JuneHaziran / June1212512Haziran / June12Haziran / JuneHaziran / JuneHaziran / JuneAntalya Devlet Opera ve Balesi / Antalya State Opera and BalletAntalya Devlet Opera ve Balesi / Antalya State Opera and BalletASPENDOS ASPENDOSASPENDOSASPENDOSYÜZYILLARIN YÜZYILLARIN AŞKI / THE AŞKI LOVE / THE OF CENTURIESLOVE OF CENTURIESYÜZYILLARIN AŞKI / THE LOVE OF CENTURIESYÜZYILLARIN AŞKI / THE LOVE OF CENTURIESAntalya Devlet Antalya Opera ve Devlet Balesi Opera / Antalya ve Balesi State / Opera Antalya and State Ballet Opera and BalletAntalya Devlet Opera ve Balesi / Antalya State Opera and BalletAntalya Devlet Opera ve Balesi / Antalya State Opera and BalletAIDAAIDAAIDAAIDAUlusal Brno Tiyatrosu, Ulusal Brno Çek Tiyatrosu, Cumhuriyeti Çek / National Cumhuriyeti Theater / National Brno,Czech Theater Republic Brno,Czech RepublicAnkara Ulusal Devlet Brno Ankara Opera Tiyatrosu, ve Devlet Balesi Çek Opera Cumhuriyeti Orkestrası ve Balesi / Ankara National Orkestrası State Theater / Opera Ankara Brno,Czech and State Ballet Opera Republic Orchestra and Ballet OrchestraAnkara Devlet Opera Ulusal ve Brno Balesi Tiyatrosu, Orkestrası Çek / Ankara Cumhuriyeti State / Opera National and Theater Ballet Orchestra Brno,Czech RepublicAnkara Devlet Opera ve Balesi Orkestrası / Ankara State Opera and Ballet OrchestraBaleBaleBalletBalletOperaOpera1515Haziran / June15Haziran / JuneHaziran / JuneHaziran / June1919Haziran / June19Haziran / JuneHaziran / JuneHaziran / June2222151922Haziran / June22Haziran / JuneHaziran / JuneHaziran / JuneRIGOLETTO RIGOLETTORIGOLETTORIGOLETTOAnkara Devlet Ankara Opera ve Devlet Balesi Opera / Ankara ve Balesi State / Opera Ankara and State Ballet Opera and BalletAnkara Devlet Opera ve Balesi / Ankara State Opera and BalletAnkara Devlet Opera ve Balesi / Ankara State Opera and BalletKUĞU KUĞU GÖLÜ GÖLÜ / SWAN / SWAN LAKE LAKEKUĞUKUĞUGÖLÜGÖLÜ SWAN/ SWANLAKELAKEİstanbul Devlet İstanbul Opera ve Devlet Balesi Opera / İstanbul ve Balesi State / İstanbul Opera and State Ballet Opera and Balletİstanbul Devlet Opera ve Balesi / İstanbul State Opera and Balletİstanbul Devlet Opera ve Balesi / İstanbul State Opera and BalletCARMEN CARMENCARMENCARMENMersin Devlet Mersin Opera ve Devlet Balesi Opera / Mersin ve Balesi State / Opera Mersin and State Ballet Opera and BalletMersin Devlet Opera ve Balesi / Mersin State Opera and BalletMersin Devlet Opera ve Balesi / Mersin State Opera and BalletOperaOperaBaleBaleBalletBalletOperaOperaBütün temsiller 21:00’de Bütün temsiller başlar. 21:00’de / All the performances başlar. / All the start performances at 21:00 hrs. start at 21:00 hrs.Bütün temsiller 21:00’de başlar. / All the performances start at 21:00 hrs.Bütün temsiller 21:00’de başlar. / All the performances start at 21:00 hrs.www.aspendosfestival.gov.trwww.aspendosfestival.gov.trwww.aspendosfestival.gov.tr


TÜRSAB-MTMMÜZE REHBERİTÜRSAB-MTM MUSEUMS GUIDEİLCITYMÜZEMUSEUMKAPALICLOSEDKASIM-MARTNOVEMBER-MARCHNİSAN-EKİMAPRIL-OCTOBERİLETİŞİMCONTACTAksaray Ihlara Vadisi Örenyeri Ihlara Valley • 08:00 - 17:00 08:30 - 18:30 (382) 453 7701AnkaraAnadolu Medeniyetleri MüzesiMuseum of Anatolian Civilizations• 08:30 - 17:30 08:30 - 19:00 (312) 324 3160Alanya Kalesi Castle of Alanya • 08:30 - 17:00 09:00 - 19:30 (242) 735 7337Aspendos ÖrenyeriAspendos Archaeological Site• 08:00 - 17:00 09:00 - 19:00 (242) 238 5688Noel Baba Müzesi St. Nicholas Museum Pazartesi Monday 08:00 - 17:30 09:00 - 19:00 (242) 871 6820Simena ÖrenyeriSimena Archaeological Site• 08:00 - 17:00 09:00 - 19:00 (242) 874 2022Antalya Müzesi Antalya Museum • 08:00 - 17:00 09:00 - 19:00 (242) 238 5688Myra Örenyeri Myra Archaeological Site • 08:00 - 17:00 09:00 - 19:00 (242) 871 6821AntalyaOlympos ÖrenyeriOlympos Archaeological SitePatara ÖrenyeriPatara Archaeological SitePerge ÖrenyeriPerge Archaeological SitePhaselis ÖrenyeriPhaselis Archaeological Site• 08:00 - 17:00 09:00 - 19:00 (242) 892 1325• 08:00 - 17:00 09:00 - 19:00 (242) 843 5018• 08:00 - 17:30 09:00 - 19:00 (242) 426 2748• 08:30 - 17:00 09:00 - 19:00 (242) 821 4506Side Müzesi Side Museum Pazartesi Monday 08:00 - 17:00 09:00 - 19:00 (242) 753 1006Side Antik Tiyatrosu Side Antique Theatre • 08:00 - 17:00 08:00 - 17:00 (242) 753 1542Termessos ÖrenyeriTermessos Archaeological Site• 08:00 - 17:00 09:00 - 19:00 (242) 423 7477AydınAfrodisias ÖrenyeriAphrodisias Archaeological Site• 08:00 - 17:00 08:00 - 19:00 (256) 448 8086Milet Örenyeri Miletus Archaeological Site • 08:00 - 19:00 08:00 - 19:00 (256) 875 5562Didim ÖrenyeriDidyma Archaeological Site• 08:00 - 19:00 08:00 - 19:00 (256) 811 5707ÇanakkaleAssos Örenyeri Assos Archaeological Site • 08:00 - 17:00 08:00 - 19:00 (286) 721 7218Troia Örenyeri Troia Archaeological Site • 08:00 - 17:00 08:00 - 19:00 (286) 283 0061GaziantepGaziantep Zeugma Mozaik MüzesiGaziantep Zeugma Mosaic MuseumPazartesi Monday 08:00 - 17:00 08:00 - 17:00 (342) 324 8809Hatay Hatay Müzesi Hatay Museum Pazartesi Monday 08:00 - 16:30 09:00 - 18:30 (326) 214 616876


İstanbul Arkeoloji Müzeleriİstanbul Archaeological MuseumsAyasofya MüzesiHagia Sophia MuseumPazartesi Monday 09:00 - 17:00 09:00 - 19:00 (212) 520 7740Pazartesi Monday 09:00 - 16:30 09:00 - 19:00 (212) 522 1750Kariye Müzesi Chora MuseumÇarşambaWednesday09:00 - 16:30 09:00 - 19:00 (212) 631 9241İstanbulİstanbul Büyük Saray Mozaikleri Müzesiİstanbul Mosaic MuseumTürk ve İslam Eserleri MüzesiMuseum of Turkish and Islamic ArtsPazartesi Monday (212) 518 1205Pazartesi Monday 09:00 - 17:00 09:00 - 19:00 (212) 518 1805Topkapı Sarayı MüzesiTopkapı Palace MuseumSalıTuesday09:00 - 17:00 09:00 - 19:00 (212) 512 0480Topkapı Sarayı Müzesi Harem DairesiHarem ApartmentsBergama Asklepion ÖrenyeriBergama Asklepion Archaeological SiteSalı / Tuesday 09:00 - 15:30 09:00 - 17:00 (212) 512 0480• 08:00 - 17:30 08:30 - 19:00 (232) 631 2886Efes Müzesi Ephesus Museum • 08:00 - 17:00 08:30 - 19:00 (232) 892 6010İzmirEfes Örenyeri YamaçevlerThe Terrace Houses• 08:00 - 17:00 08:00 - 19:00 (232) 892 6010St. Jean Anıtı St. Jean • 08:00 - 17:00 08:30 - 19:00 (232) 892 6011MersinBergama Akropol ÖrenyeriBergama Akropolis Archaeological SiteEfes ÖrenyeriEphesus Archaeological SiteCennet-Cehennem ÖrenyeriChasm of Heaven and Hell• 08:00 - 17:00 08:30 - 19:00 (232) 631 0778• 08:00 - 17:00 08:30 - 19:00 (232) 892 6010• 08:00 - 17:00 08:00 - 20:00 •Kayaköy Örenyeri Kayaköy • 08:30 - 20:00 08:30 - 20:00 (252) 614 1150Sedir Adası Sedir Island • 08:00 - 18:00 (252) 214 6948MuğlaNevşehirKaunos ÖrenyeriKaunos Archaeological SiteKnidos ÖrenyeriKnidos Archaeological SiteBodrum Mausoleion Anıt MüzesiMausoleionBodrum Sualtı Arkeoloji MüzesiBodrum Museum of UnderwaterArchaeologyGöreme Açıkhava Müzesi Karanlık KiliseThe Dark ChurchÖzkonak Yeraltı ŞehriÖzkonak Underground CityDerinkuyu Yeraltı ŞehriDerinkuyu Underground CityGöreme Açıkhava MüzesiGöreme Open Air MuseumKaymaklı Yeraltı ŞehriKaymaklı Underground CityZelve Örenyeri-Paşabağlar ÖrenyeriZelve - Paşabağlar Underground City• 08:30 - 20:30 08:30 - 20:30 (252) 614 1150• 08:30 - 19:00 08:30 - 19:00 (252) 726 1011Pazartesi Monday 08:00 -17:00 08:00 -19:00 (252) 316 1219Pazartesi Monday 08:00 - 17:00 08:00 -19:00 (252) 316 2516• 08:00 - 17:00 08:00 - 19:00 (384) 271 2167• 08:00 - 17:00 08:00 - 19:00 (384) 513 5168• 08:00 - 17:00 08:00 - 19:00 (384) 271 2167• 08:00 - 17:00 08:00 - 19:00 (384) 271 2167• 08:00 - 17:00 08:00 - 19:00 (384) 278 2500• 08:00 - 17:00 08:00 - 19:00 (384) 271 3535TrabzonSümela Manastırı Sümela Monastery Pazartesi Monday 09:00 - 16:00 09:00 - 16:00 (462) 531 1064Trabzon Ayasofya MüzesiTrabzon Hagia Sophia Museum• 08:00 - 17:00 09:00 - 19:00 (462) 223 304377


istanbul arkeoloji müzeleriayasofya müzesikariye müzesiistanbul büyük saray mozaikleri müzesitürk ve islam eserleri müzesitopkapı sarayı müzesitopkapı sarayı müzesi harem dairesitroıa örenyeriassos örenyeribergama asklepıon örenyeribergama akropol örenyeriefes müzesiefes örenyeriefes örenyeri yamaçevlerst. jean anıtıafrodısıas örenyerimilet örenyerididim örenyerikayaköy örenyerisedir adasıkaunos örenyeriknıdos örenyeribodrum mausoleıon anıt müzesibodrum sualtı arkeoloji müzesialanya kalesiaspendos örenyerinoel baba müzesisimena örenyeriantalya müzesimyra örenyeriolympos örenyeripatara örenyeriperge örenyeriphaselis örenyeriside müzesiside antik tiyatrosutermessos örenyeri78


göreme açıkhava müzesi karanlık kiliseözkonak yeraltı şehriderinkuyu yeraltı şehrigöreme açıkhava müzesikaymaklı yeraltı şehrizelve örenyerisümela manastırıtrabzon ayasofya müzesicennet-cehennem örenyerigaziantep zeugma mozaik müzesihatay müzesiTÜRSAB-MTM İŞ ORTAKLIĞI’NDAKİMÜZE ve ÖRENYERLERİıhlara vadisi örenyerianadolu medeniyetleri müzesiMUSEUMS AND ARCHAEOLOGICALSITES UNDER THE MANAGEMENT OFTÜRSAB-MTM BUSINESS PARTNERSHIP79


ARTISI ÇOKÖzel Müzeler, Tiyatrolar, Operalar, Etkinlikler ve daha neler neler...- www.muze.gov.tr - www. muzekart.com

More magazines by this user
Similar magazines