Medikal Teknik December 2020

istmagmagazin

Medikal Teknik December 2020

Publisher

H. Ferruh IŞIK

on behalf of

İstmag Magazin Gazetecilik

İç ve Diş Tic. Ltd. Şti.

Managing Editor

(Responsible)

Mehmet SÖZTUTAN

mehmet.soztutan@img.com.tr

Advertising Coordinator

Recep ARSLANTAŞ

recep.arslantas@img.com.tr

+90 537 441 97 68

Editors

Duygu SAZAN

duygu.sazan@img.com.tr

Recep ARSLANTAŞ

recep.arslantas@img.com.tr

Foreign Relations Manager

Ayça SARIOGLU

ayca.sarioglu@img.com.tr

Graphic & Design

Sami Aktaş

sami.aktas@img.com.tr

Accounting Manager

Cuma KARAMAN

cuma.karaman@img.com.tr

Finance Manager

Yusuf DEMİRKAZIK

yusuf.demirkazik@img.com.tr

Digital Assets Manager

Emre YENER

emre.yener@img.com.tr

Web Designer

Amine Nur Yılmaz

amine.yilmaz@img.com.tr

Subscription

İsmail Özçelik

ismail.ozcelik@img.com.tr

Bursa Represantation

Ömer Faruk GÖRÜN

omer.gorun@img.com.tr

Buttim Plaza D Blok Kat: 4 No:1267 BURSA

Tel:+90 224 211 44 50 / Fax: 224 211 4481

Printing

CTP • BASKI

İHLAS GAZETECİLİK A.Ş.

Merkez Mah. 29 Ekim Cad.

İhlas Plaza No: 11 A/41

Yenibosna - Bahçelievler / İSTANBUL

+90.212 454 30 00

Head Office

İstanbul Magazin Grubu

İHLAS MEDIA CENTER

Merkez Mahallesi 29 Ekim Caddesi

No:11 Medya Blok Kat:1

34197 Yenibosna / İstanbul / Turkey

Tel: 0212 454 22 22

Faks: 0212 454 22 93

www.medikalteknik.com.tr

e-mail: info@medikalteknik.com.tr

İMG - Medikal Teknik dergisinde

yer alan makalelerdeki fikirler

yazarlarına aittir.

Yayınlanan ilanların sorumluluğu

reklam verene aittir.

İMG - Medikal Teknik dergisinin

bütün yayın hakları İstmag Magazin Gazetecilik İç

Ve Dış Tic. Ltd. Şti.’ne aittir.

Yazılar kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.

6

1

2

1

6

2

2

3

8

A Nasal Mucoadhesive Gel Proven to

Work on Common Cold Viruses may

Reduce SARS-CoV-2 Coronavirus

Infection of Cells

Nazal Mukoadhezif Jel, Hücrelerdeki

SARS-CoV-2 Koronavirüs Enfeksiyonunu

Azaltabiliyor!

10 Goals to Make Fight Against

COVID-19 Successful

COVID-19’la Mücadeleyi

Başarılı Kılacak 10 Hedef

Akfen Holding Invested $ 1.1 Billion in 3

City Hospitals

Akfen Holding 3 Şehir Hastanesine

1,1 Milyar $ Yatırdı

Did You Know Covid-19

Fear Leads to Delayed the Diagnosis

of Breast Cancer?

Covid-19 Korkusunun,

Meme Kanseri Tanısını Geciktirdiğini

Biliyor Muydunuz?

Messe Frankfurt Istanbul Pushes

Turkish Exports up!

Messe Frankfurt İstanbul Türk İhracatını

Arttırıyor!


ZOR GÜNLERE İNAT GÜZEL

HABERLER DE VAR!

Günden güne büyük umutlarla iyileşmesini beklediğimiz Covid-19 tablosu, ne

yazık ki beklentilerimize yanıt vermiyor. Medikal ve sağlık sektörü olarak, firma

paydaşlarımız ellerinden geleni fazlasıyla yapsa da, pandeminin yayılmasını

önlemek adına önlemler sıklaştırılsa da, maske, mesafe ve temizliğin önemi her

gün yüzlerce defa tekrarlansa da eksik bir şeyler baki kalıyor. Galiba bu kötü

gelişmelerin çaresi bilimsel çalışmaların yanı sıra biraz da zamana bağlı. Umarım

zaman güzel gelişmelere gebedir ve sonraki sayılarımızda artık salgından hiç

bahsetmiyor oluruz.

İKMİB’den güzel haberlerimiz var. 9. Kimya Ar-Ge Proje Pazarı’nda ödüller

sahiplerini buldu. Ödül töreninin kapanışında konuşan İKMİB Yönetim Kurulu

Başkanı Adil Pelister: “İKMİB olarak ülkemizin geleceğinde önemli bir yere

sahip olacağını düşündüğümüz bir projeye start verdik. İçinde referans test

laboratuvarları, uluslararası sertifikasyon ve bilimsel araştırma geliştirme

merkezi, start-up kuluçka merkezi ve dijital kütüphane barındıracak olan Kimya

Teknoloji Merkezi kuruyoruz. Amacımız hayatın her alanına dokunan ve beş ana

stratejik endüstriyel sektörden biri olan kimya endüstrimizin gelecek vizyonunda

değer yaratabilecek şekilde yol alabilmesine katkıda bulunmak. Sektörümüzü

ve tabii ki ekonomimizi daha da büyütebilmek ve küresel rekabette hak ettiği

yere ulaşabilmesini sağlamak için var gücümüzle çalışmaya devam edeceğiz.”

diyerek, bu olumlu gelişmeler ile tüm sektörümüzü heyecanlandırdı.

Sektörümüz başarılı, heyecanlı, inançlı, bilinçli ve sorumluluk sahibi. Bu zor

zamanların aşılmasındaki en kritik yerde yer alıyor. Bizler de her yeni günde

sağlığa dair olumlu haberler verebilmenin hevesindeyiz.

Bir sonraki sayımızda görüşünceye dek, sağlıkla kalın!

DUYGU SAZAN

Editor

GOOD NEWS FOR TOUGH TIMES!

The Covid-19 table, which we expect to improve day by day with great hopes,

unfortunately does not respond to our expectations. As the medical and health

sector, although our partners do their best, even if the measures are tightened

to prevent the spread of the pandemic, the importance of masks, social distance

and hygiene is repeated hundreds of times every day, but something missing

remains. I think the remedy for these bad developments depends on time as

well as scientific studies. I hope time is pregnant with good developments and

we will not be talking about the epidemic anymore in our next issues.

We have good news from IKMIB. Awards found their owners in the 9th Chemistry

R&D Project Market. Speaking at the closing of the awards ceremony, Adil

Pelister, Chairman of IKMIB, said, “As IKMIB, we started a project that we think

will have an important place in the future of our country. We are establishing a

Chemistry Technology Center, which will house reference test laboratories, an

international certification and scientific research development center, a startup

incubator and a digital library. Our goal is to contribute to the ability of our

chemical industry, which touches every aspect of life and is one of the five main

strategic industrial sectors, to move forward in a way that can generate value

in its future vision. We will continue to work with all our strength to grow our

industry and, of course, our economy, and to ensure that it reaches the place

it deserves in global competition,” he excited our entire industry with these

positive developments.

Our industry is successful, exciting, faithful, conscious and responsible. It is at

the most critical place in overcoming these difficult times. We are also eager to

be able to give positive news about health every new day.

Stay healthy, see you our next issue!


6

A Nasal Mucoadhesive Gel Proven to Work on Common Cold

Viruses may Reduce SARS-CoV-2 Coronavirus Infection of Cells

Nazal Mukoadhezif Jel, Hücrelerdeki SARS-CoV-2 Koronavirüs

Enfeksiyonunu Azaltabiliyor!

NEW Pre-clinical research shows that a nasal

mucoadhesive gel proven to work on common cold

viruses may reduce SARS-CoV-2 coronavirus infection

of cells.

P&G Health, the health care division of The Procter &

Gamble Company, has a long-term research interest in

viruses particularly with respect to rhinoviruses and the

common cold. With the outbreak of COVID-19, the research

team was interested to know if their nasal mucoadhesive

gel technology, which works against common cold viruses

as an intranasal spray, could work in the same way against

the SARS-CoV-2 coronavirus causing COVID-19.

A laboratory test was conducted to look at the technology’s

ability to trap and prevent the SARS-CoV-2 virus from

infecting cells it needs for replication. A standard antiviral

laboratory test with the SARS-CoV-2 virus was performed.

YENİ preklinik araştırmalar, yaygın soğuk algınlığı

virüsleri üzerinde etkili olduğu kanıtlanmış nazal

mukoadhezif bir jelin, hücrelerdeki SARS-CoV-2

koronavirüs enfeksiyonunu azaltabileceğini

göstermektedir.

Procter & Gamble şirketinin sağlık ürünleri bölümünü

oluşturan P&G Health, özellikle rinovirüsler ve yaygın soğuk

algınlığı virüsleri başta olmak üzere virüsler konusunda

uzun soluklu araştırmalar yürütmektedir. Araştırma

ekibi, burun içi spreyde kullanıldığında yaygın soğuk

algınlığı virüslerine karşı etkili olan nazal mukoadhezif

jel teknolojilerinin, COVID-19 salgınının ortaya çıkmasının

ardından COVID-19’a neden olan SARS-CoV-2 koronavirüsü

üzerinde de aynı şekilde etkili olup olmadığını araştırmak

istemişlerdir.

Söz konusu teknolojinin, SARS-CoV-2 virüsünü hapsetme

Kasım - November 2020


7

The in vitro test was conducted using the European

Standard EN 14476 in a laboratory based in Virginia,

United States. In the test, the nasal mucoadhesive gel

formulation was mixed with the virus for various times (1,

5 and 10 minutes). After the reaction was stopped, the

mixture was added to cell monolayers. Virus quantity was

then assessed from the cells after a 7-day incubation. The

nasal mucoadhesive gel was shown to reduce the level of

SARS-CoV-2 viruses by 99.5% at 1-minute exposure, with

even greater reductions observed with 5 and 10 minutes of

exposure.

This suggests the nasal mucoadhesive gel may reduce

SARS-CoV-2 virus infection of cells. Whilst this laboratory

test demonstrates that the technology has a similar

mechanistic impact on SARS-CoV-2, to that it has on

rhinoviruses, further clinical research is needed to

determine whether this technology could provide a

protective benefit against SARS-CoV-2 in humans.

P&G Health is considering a number of research

proposals to further investigate the efficacy of the nasal

mucoadhesive gel against a range of respiratory viruses

including SARS-CoV-2.

Professor Alyn Morice, Head of Cardiorespiratory studies

at Hull York Medical School, comments “COVID-19 has

had a devastating impact on all our lives and any welldesigned

research to explore every possible treatment

option in the fight against COVID-19 is to be welcomed.

P&G Health’s pre-clinical study is a very interesting piece of

research which suggests a potential link between the nasal

mucoadhesive gel technology and a reduction in the ability

of SARS-CoV-2 virus to infect cells, in a similar fashion to its

proven activity against the common cold.

This pre-clinical research is a good first step and an

essential preliminary to conducting human clinical research,

even with a previously tested technology. We have

fantastic COVID-19 research capabilities across universities

and institutions in the UK, so I’d encourage P&G Health to

tap into this as they develop their research plans on this

promising technology”.

Note: The nasal mucoadhesive gel comprises 1%

Hydroxypropyl Methylcellulose, 1% Succinic Acid, 0.44%

Disodium Succinate and 0.35% Pyrrolidone Carboxylic

Acid (PCA) and is currently used in Vicks First Defence ®

intranasal spray which is a Medical Device in Europe that

is only certified to work on common cold viruses. It is NOT

authorised in every market outside Europe but P&G Health

plans to seek approval in other countries in the world to

market it for common cold viruses.

ve virüsün çoğalmak için ihtiyaç duyduğu hücreleri

enfekte etmesini önleme yetkinliğini incelemek üzere

bir laboratuvar testi yapılmıştır. Bu doğrultuda SARS-

CoV-2 virüsü ile standart bir antiviral laboratuvar testi

gerçekleştirilmiştir. İn vitro test, Avrupa Standardı EN

14476 kullanılarak, Amerika Birleşik Devletleri’nin Virginia

eyaletindeki bir laboratuvarda gerçekleştirilmiştir. Test

sırasında, nazal mukoadhezif jel formülasyonu, çeşitli

zamanlarda (1, 5 ve 10 dakika) virüs ile muamele edilmiştir.

Reaksiyon durdurulduktan sonra karışım, tek tabakalı

hücrelere ilave edilmiştir. Hücrelerdeki virüs miktarı 7

günlük inkübasyon döneminden sonra değerlendirilmiştir.

Nazal mukoadhezif jelin SARS-CoV-2 virüs seviyesini 1

dakika maruziyette %99,5 oranında düşürdüğü; 5 ve 10

dakikalık maruziyette virüs seviyelerinde daha da büyük

azalmalar olduğu gözlemlenmiştir.

Bu sonuç, nazal mukoadhezif jelin hücrelerdeki

SARS-CoV-2 virüs enfeksiyonunu azaltabileceğini

düşündürmektedir. Bu laboratuvar testi, söz konusu

teknolojinin SARS-CoV-2 üzerinde rinovirüslere yönelik

olarak sahip olduğuna benzer bir mekanizma etkisine sahip

olduğunu gösterse de, bu teknolojinin insanlarda SARS-

CoV-2’ye karşı koruyucu bir fayda sağlayıp sağlamayacağını

belirlemek için ileri klinik araştırmaya ihtiyaç vardır.

P&G Health, nazal mukoadhezif jelin SARS-CoV-2

dahil bir dizi solunum yolu virüsüne karşı etkinliğini

daha fazla araştırmak için çeşitli araştırma önerilerini

değerlendirmektedir.

İngiltere’de bulunan Hull York Tıp Fakültesi’nde

Kardiyorespiratuar Çalışmalar Başkanı Profesör Alyn

Morice, “COVID-19, hepimizin hayatları üzerinde tahrip

edici bir etki yarattı ve COVID-19 ile mücadelede mümkün

olan her tedavi seçeneğini araştırmak için iyi biçimde

tasarlanmış araştırmalar memnuniyetle karşılanacaktır.

P&G Health’in preklinik çalışması, nazal mukoadhezif jel

teknolojisinin yaygın soğuk algınlığına karşı kanıtlanmış

etkisine benzer bir şekilde, bu teknolojiyle SARS-CoV-2

virüsünün hücreleri enfekte etme yetkinliğinde azalma

arasında potansiyel bir bağlantı olduğunu gösteren çok

ilginç bir araştırma.

Bu preklinik araştırma, daha önce test edilmiş bir teknoloji

üzerine olmasına rağmen, insanlar üzerinde klinik

araştırmaları yürütme öncesinde iyi bir ilk adım ve gerekli

bir başlangıç aşamasıdır. P&G Health’i bu umut verici

teknoloji üzerine araştırma planlarını geliştirirken, Birleşik

Krallık’ta sahip olduğumuz olağanüstü COVID-19 araştırma

yetkinlikleri bulunan üniversiteler ve kurumların da

imkanlarından faydalanmaya teşvik ediyorum”, diye belirtti.

Not: Bu nazal mukoadhezif jel, %1 Hidroksipropil

Metilselüloz, %1 Süksinik Asit, %0,44 Disodyum Süksinat

ve %0,35 Pirolidon Karboksilik Asit içerir ve şu anda

yalnızca yaygın soğuk algınlığı virüsleri üzerinde etkili

olduğu teyit edilmiş Avrupa’da bir Tıbbi Cihaz olan Vicks

First Defence ® burun spreyinde kullanılmaktadır. Bu ürün,

Avrupa dışındaki her pazarda ruhsatlı DEĞİLDİR, ancak

P&G Health, bu ürünün yaygın soğuk algınlığı virüslerine

karşı kullanımı için dünyanın diğer ülkelerinde onay almayı

planlamaktadır.

Kasım - November 2020


8

Philips World COPD Day Survey Reveals Global Shifts in

Awareness and Action Surrounding Respiratory Health

COVID-19 KOAH Hastalarını Etkiledi

Survey confirms COVID-19 pandemic impacted

ability of COPD patients and informal caregivers

to receive and administer care, but brought

increased awareness to the disease

Philips World COPD Day Survey Reveals Global Shifts in

Awareness and Action Surrounding Respiratory Health

Royal Philips (NYSE: PHG, AEX: PHIA), a global leader in

health technology, announced findings from its first ever

World COPD Day survey ahead of the awareness day on

November 18. Philips surveyed more than 4,000 adults

in China, India, Russia and the U.S. to gather insights on

global awareness of respiratory conditions, such as chronic

obstructive pulmonary disease (COPD), and how the

COVID-19 pandemic has influenced overall perceptions

of respiratory health. Responses show that while action

to improve respiratory health is on the rise, significant

differences exist between the COPD and non-COPD

populations in how they seek care. Findings also revealed

that while the pandemic created unique challenges for

the COPD community, it also increased awareness for the

condition and pushed COPD patients to pursue alternative

care options.

Philips, Dünya Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı

(KOAH) Günü özelinde yaptığı araştırma ile

solunum sistemi sağlığına ve KOAH hakkındaki

küresel çaplı değişimlere dikkat çekiyor.

Araştırma, KOAH hastalarının aldıkları sağlık hizmetinin

ve tedavileriyle yakından ilgili kişilerin COVID-19’dan

etkilendiğini doğrularken; COVID-19’un

KOAH hakkında farkındalığı da arttırdığını gösteriyor.

Sağlık teknolojilerinde küresel bir lider olan Royal Philips

(NYSE: PHG, AEX: PHIA), Dünya KOAH Günü ile ilgili ilk

araştırmasının sonuçlarını paylaştı.

Philips bu araştırmayla Çin, Hindistan, Rusya ve Amerika

Birleşik Devletleri’nde 4000’den fazla yetişkinin görüşlerini

alarak “Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı (KOAH)”

gibi solunum yolu hastalıkları ile ilgili küresel çaptaki

farkındalığın tespit edilmesini hedefliyor. Araştırmada

COVID-19’un solunum sistemi sağlığı ile ilgili genel

algıları nasıl etkilediği yer alırken, ankete verilen yanıtlar

solunum sistemi sağlığını iyileştirme konusunda atılan

adımların arttığına işaret ediyor. Araştırma sonuçlarına

Kasım - November 2020


9

“Due to the nature of the COVID-19 virus, respiratory

health has become a daily conversation across the globe,”

said Huiling Zhang, Head of Medical Office for Connected

Care at Philips. “Despite impacting millions of people

around the world, COPD isn’t talked about as often as

other chronic conditions like heart disease. We conducted

this survey to shed light on the unique burdens and

stresses that COPD patients face every day, intensified

during this time. The survey results show that more than

ever, respiratory health – and taking action to improve

it – is a priority, but that the impacts of the pandemic have

been especially felt by the COPD community, whom we

work so hard to support with our respiratory solutions.”

COPD patients facing care challenges throughout

COVID-19

For those living with COPD, the pandemic impacted the

care they required and received. 56% of COPD patients

report COVID-19 has made it difficult for them to get COPD

treatment, 58% report that managing their COPD during

the pandemic has been completely overwhelming, and

68% report they worry much more than they used to about

their chronic condition because of the pandemic. COVID-19

also presented challenges for informal caregivers of COPD

patients, with 79% specifically citing the pandemic as the

factor that influenced the amount of care they provided to

the COPD patient.

COPD awareness rising amid knowledge gaps

While COVID-19 may have exacerbated individual concerns

for the nearly 65 million people [1] currently living with

göre; COVID-19, KOAH hastaları ve hasta yakınları için

daha önce görülmemiş zorlukları getirirken, hastalıkla ilgili

farkındalığı artırdı ve KOAH hastalarının alternatif bakım

seçeneklerine yönelmesini sağladı.

Philips Bağlantılı Sağlık Teknolojileri İş Birimi Başkanı

Huiling Zhang, “COVID-19 ile birlikte solunum sistemi

sağlığı tüm dünyada gündelik hayatta konuşulan önemli bir

konu hâline geldi” dedi.

Zhang değerlendirmesini şu şekilde sürdürdü: “KOAH

dünya çapında milyonlarca insanı etkilemesine rağmen

kalp hastalığı gibi kronik vakalar kadar çok konuşulmuyor.

Bu araştırmayı, KOAH hastalarının her gün yaşadığı strese

ve zorluklara ışık tutmak için yaptık. İçinde bulunduğumuz

dönemde bu zorluklar ve stres iyice artmış durumda.

Araştırma sonuçlarına göre, solunum sistemi sağlığı ve

bunu geliştirmek için atılan adımlar hiç olmadığı kadar

öncelikli hale gelirken, COVID-19’un etkileri özellikle KOAH

hastaları tarafından oldukça çok hissediliyor.”

COVID-19 ile birlikte KOAH hastalarının

karşılaştığı sorunlar

COVID-19, KOAH hastalarının ihtiyacı olan sağlık

hizmetlerine erişimini etkiledi. KOAH hastalarının %56’sı

COVID-19’un KOAH tedavisi almalarını zorlaştırdığını

söylerken, %58’i ise COVID-19 süresince hastalıklarıyla

başa çıkma durumlarının onları çok yorduğunu belirtti.

Hastaların %68’i, kronik hastalıkları nedeniyle COVID-19

sürecinde daha fazla endişe duyduklarını söyledi. COVID-19,

KOAH hastalarının evde bakımını üstlenen aile üyelerini de

Kasım - November 2020


10

COPD, it also brought increased awareness for the chronic

condition across the globe. Nearly three in five people report

being more familiar with COPD now compared to prior

to the COVID-19 pandemic, which may be directly linked

with increased education around respiratory illnesses due

to the nature of COVID-19. Prior to the pandemic, 52% of

respondents reported being familiar with COPD; that number

is now up to 72%.

Emphasis on respiratory health, virtual care options

increases

With concern growing around in-person care, willingness for

telehealth visits has been on the rise since the onset of the

pandemic, according to survey respondents. Particularly for

wellness visits (56% to 62%), regular check-ins for a chronic

health issue (57% to 64%), and to discuss a new health issue

(57% to 63%). This increase was surprisingly more prevalent

among the non-COPD population, with 55% willing to use

telehealth to receive treatment for a chronic health issue

before COVID-19, now up to 62%. Additionally, COPD patients

looked for better ways to manage their condition because of

COVID-19 (75%).

Philips’ broad portfolio of connected solutions and services

is designed to address the needs of patients with chronic

respiratory conditions like COPD and enable providers and

physicians to more effectively manage patient care. For

additional survey findings and data, or to learn more about

how Philips is working to increase awareness this World COPD

Day, please visit: Philips.com/WorldCOPDDay.

About the Survey

This survey was conducted online by KJT Group, Inc. on behalf

of Philips from October 8-17, 2020 among 4,001 adults ages

18 and older in 4 countries (China.: n=1,000; India: n=1,000;

Russia: n=1,001; and the U.S.: n=1,000). The survey was webbased

and self-administered in the primary language(s) of

each country. These were non-probability samples and thus a

margin of error cannot be accurately estimated.

zorlarken, bu kişilerin %79’u COVID-19 ile birlikte KOAH

hastası olan yakınlarının evdeki bakımına eskisinden çok

daha fazla özen gösterdiklerini dile getiriyor.

KOAH farkındalığı artıyor ancak edinilen

bilgiler arasında da ciddi farklılıklar var

COVID-19, KOAH hastası olan yaklaşık 65 milyon insan

için bireysel endişeleri arttırsa da dünya çapında bu

kronik rahatsızlığa yönelik farkındalığı da artırdı.

COVID-19 öncesine kıyasla şu anda her beş kişiden

yaklaşık üçünün KOAH hakkında daha fazla bilgi sahibi

olduğunu belirten araştırma, bu durumun COVID-19’a

bağlı olarak solunum sistemi hastalıkları konusundaki

bilgilendirmenin artmasıyla ilgili olabileceğini ortaya

koydu. COVID-19’dan önce araştırmaya katılanların

%52’si KOAH hakkında bilgi sahibi olduğunu belirtirken

bu sayı şu anda %72’ye çıkmış durumda.

Solunum sağlığına önem ve tele-sağlık

hizmetlerine ilgi artıyor

Araştırmaya katılanlara göre, COVID-19’un başından

beri yüz yüze sağlık hizmetleri ile ilgili endişeler

artarken tele-sağlığa olan talep de yükselişte. Telesağlık

hizmetleri özellikle genel muayene (%56 ile %62

arası), kronik sağlık sorunları ile ilgili rutin kontroller

(%57 ile %64) ve yeni bir sağlık sorununu ele alma (%57

ile %63) amacıyla tercih ediliyor. Bu artış şaşırtıcı bir

şekilde KOAH olmayan nüfus arasında daha yaygın. Bu

kişilerin %55’i COVID-19 öncesinde kronik bir sağlık

durumu için tedavi almak üzere tele-sağlığı tercih

etmeye istekli olduğunu belirtirken, şu an bu oran

%62. Ayrıca, KOAH hastaları COVID-19 sebebiyle kendi

durumlarını yönetmek için daha iyi yollar aradıklarını

belirtiyorlar (%75).

Philips’in bağlantılı sağlık teknolojileri ürün portföyü,

KOAH gibi kronik solunum rahatsızlıkları olan

hastaların ihtiyaçlarına cevap vermek ve hasta bakıcılar

ile doktorların hasta bakımı konusunda daha etkin

çalışabilmesini sağlamak için tasarlanmıştır. Daha fazla

araştırma verisine erişebilmek veya Philips’in Dünya

KOAH Günü’nde farkındalığı arttırmak üzere yaptığı

çalışmalar hakkında bilgi sahibi olmak için web sitesini

ziyaret edebilirsiniz: Philips.com/WorldCOPDDay.

Anket Hakkında

Bu anket, KJT Group, Inc. tarafından Philips adına

online ortamda, 8-17 Ekim 2020’de ve 4 ülkede yaşları

18’den büyük olan 4,001 yetişkin üzerinde uygulanmıştır.

(Çin.: n=1000; Hindistan: n=1000; Rusya: n=1001;

ABD: n=1000). İnternet tabanlı bu anketi katılımcılar

kendileri ve yaşadıkları ülkenin ana dilinde yanıtlamıştır.

Örneklemler olasılıklı olmayan örneklemler olup hata

marjı tam bir kesinlikte tahmin edilememektedir.

Kasım - November 2020


12

10 Goals to Make Fight Against COVID-19 Successful

COVID-19’la Mücadeleyi Başarılı Kılacak 10 Hedef

The “Online Common Mind Meeting for COVID-19

R&D Strategies” organized in cooperation with

SANKO University and Turkishtime brought

together professionals from the health sector.

While underlined that it is necessary not to

consider the products to be developed with the

pandemic process only in terms of drugs and

vaccines, but also being a self-sufficient country

that also produces and develops masks and

respirators in the country and constantly makes R

& D of this issue, it was also stated that long-term

investment in the biological system is important.

The “COVID-19 R&D Strategies Common Mind Meeting”

held in cooperation with SANKO University and Turkishtime

became the meeting point of important names in the

health sector on Tuesday, on Tuesday 8th September.

Among the names attending the meeting, which

moderated by Prof. Ayşen Bayram, Faculty of Medicine

Vice Dean, SANKO University / Director of Graduate

Education Institute, were Prof. Hasan Mandal, TÜBİTAK

President, Prof. Alpay Azap, Academic Member, Faculty

of Medicine, Ankara University / Deputy Chief Physician,

Ibni Sina Hospital, Demet Russ, Supervisory Board

Member, Association of Research-Based Pharmaceutical

Companies and Chairman of Strategic Management and

Innovation Policy Committee, General Manager of Janssen

SANKO Üniversitesi ve Turkishtime’ın iş birliğinde

düzenlenen “COVID-19 Ar-Ge Stratejileri Online

Ortak Akıl Toplantısı” sağlık sektöründen

paydaşları bir araya getirdi. Pandemi süreci ile

birlikte geliştirilecek ürünleri sadece ilaç ve aşı

özelinde düşünmemek, ülke nezdinde maske

ve solunum cihazları da üreten, geliştiren ve

bu konunun sürekli olarak Ar-Ge’sini de yapan,

kendine yeter bir ülke olunması gerektiğinin altı

çizilirken biyolojik sistemde uzun vadeli yatırımın

önemli olduğu ifade edildi.

SANKO Üniversitesi ve Turkishtime iş birliğinde

gerçekleştirilen “COVID-19 Ar-Ge Stratejileri Ortak Akıl

Toplantısı” 8 Eylül Salı günü sağlık sektöründeki önemli

isimlerin buluşma noktası oldu. SANKO Üniversitesi Tıp

Fakültesi Dekan Yardımcısı / Lisansüstü Eğitim Enstitüsü

Müdürü Prof. Dr. Ayşen Bayram’ın moderatörlüğünü

üstlendiği toplantıya katılan isimler arasında; TÜBİTAK

Başkanı Prof. Dr. Hasan Mandal, Ankara Üniversitesi Tıp

Fakültesi Öğretim Üyesi / İbni Sina Hastanesi Başhekim

Yardımcısı Prof. Dr. Alpay Azap, Araştırmacı İlaç Firmaları

Derneği Denetleme Kurulu Üyesi ve Yenilik Politikaları

Stratejik Yönetim Komitesi Başkanı / Janssen Türkiye Genel

Müdürü Demet Russ, Jackson Laboratuvarı Genomik Tıp

Bölümü Profesörü Prof. Dr. Derya Unutmaz, Cerrahpaşa

Tıp Fakültesi Tıbbi Mikrobiyoloji Anabilim Dalı Tıbbi

Viroloji Bilim Dalı Başkanı / Sağlık Bakanlığı Koronavirüs

Bilimsel Danışma Kurulu Üyesi Prof. Dr. Kenan Midilli,

Kasım - November 2020


13

Turkey, Prof. Derya Unutmaz, Professor of Genomic

Medicine, Jackson Laboratory, Prof. Kenan Midilli, Head

of Medical Virology Department, Medical Microbiology

Department, Cerrahpaşa Faculty of Medicine / Ministry

of Health Coronavirus Scientific Advisory Board Member,

Assoc. Dr. Mustafa Güzel, Head of Molecular Medicine

and Biotechnology Department, International Faculty of

Medicine, Istanbul Medipol University / Health Science

and Technology Research Institute Drug Discovery and

Development Center Manager, Prof. Önder Ergönül,

Head of Department of Infectious Diseases and Clinical

Microbiology, School of Medicine, Koç University, / Director

of Koç University İşbank Infectious Diseases Research

Center, Assoc. Dr. Urartu Özgür Şafak Şeker, Academic

Member, UNAM - Materials Science and Nanotechnology

Research Institute, Bilkent University, and Filiz Özkan,

Chairman of Turkishtime.

It is important to make the ecosystem efficient

and suitable for innovation

It was pointed out that during the pandemic period

when we need R&D activities more than ever, innovative

approaches to be carried out especially in the health

sector are needed more than before at the common mind

meeting. It was pointed out that during the pandemic

process, where studies in areas such as vaccination,

diagnosis and diagnosis have become more important,

all stakeholders in the health sector must come together

and fight against COVID-19, which is interpreted as a

never-ending disaster. It was emphasized that initiatives

supporting infrastructures, especially animal experiments,

should be undertaken to support research in medicine, and

it was emphasized that interdisciplinary work should be

done in targeted products and services in order to make

the ecosystem surrounding the health sector effective and

suitable for innovation.

With the COVID-19 process, experts stated that serious

excellence centers should be developed in order to both

fund R&D projects and contribute to trained manpower

in this field, and that a serious coordination between

ministries should be established and an executive

institution especially for infectious infectious diseases.

underlined that it is necessary.

10 goals that will make the fight against

COVID-19 successful

At the meeting, a consensus was released on the following

10 goals with the participation of sector representatives in

order to generate a main idea that could make the health

sector’s fight against COVID-19 successful.

1-The need for new collaboration models

Experts agree that instead of working on the basis of

individual centers, new cooperation models will generate

power from the union. Some experts pointed out that the

infrastructure and experiences of research centers are

concentrated in certain areas, therefore it is difficult or

İstanbul Medipol Üniversitesi Uluslararası Tıp Fakültesi

Moleküler Tıp ve Biyoteknoloji AD Başkanı / Sağlık Bilim

ve Teknoloji Araştırma Enstitüsü İlaç Keşif ve Geliştirme

Merkezi Müdürü Doç. Dr. Mustafa Güzel, Koç Üniversitesi

Tıp Fakültesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji

Anabilim Dalı Başkanı / Koç Üniversitesi İş Bankası

Enfeksiyon Hastalıkları Araştırma Merkezi Direktörü Prof.

Dr. Önder Ergönül, Bilkent Üniversitesi UNAM- Malzeme

Bilimi ve Nanoteknoloji Araştırma Enstitüsü Öğretim Üyesi

Doç. Dr. Urartu Özgür Şafak Şeker ve Turkishtime Yönetim

Kurulu Başkanı Filiz Özkan yer aldı.

Ekosistemin etkin ve inovasyona elverişli hale

getirilmesi önemli

Ortak akıl toplantısında; Ar-Ge faaliyetlerine her

zamankinden daha fazla ihtiyacımızın olduğu pandemi

döneminde, özellikle sağlık sektöründe yürütülecek

yenilikçi yaklaşımlara, eskisinden daha fazla gereksinim

duyulduğuna dikkat çekildi. Aşı, tanı ve teşhis gibi alanlarda

yapılacak çalışmaların daha da önem kazandığı pandemi

sürecinde, sağlık sektöründeki tüm paydaşların bir araya

gelerek, bitmeyen felaket olarak yorumlanan COVID-19’a

karşı birlikte mücadele etmesi gerektiğine işaret edeildi.

Tıpta araştırmaların desteklenmesi için başta hayvan

deneyleri olmak üzere altyapıları destekleyici girişimlerin

yapılması gerektiği vurgulanırken, sağlık sektörünü

çevreleyen ekosistemin etkin ve inovasyona elverişli

hale getirilmesi için hedeflenen ürün ve hizmetlerde

disiplinlerarası çalışılması gerektiği üzerinde duruldu.

COVID-19 süreciyle birlikte hem Ar-Ge projelerinin

fonlanması, hem de bu konuda yetişmiş insan gücüne

katkı sağlanması için ciddi anlamda mükemmeliyet

merkezlerinin geliştirilmesi gerektiğini belirten uzmanlar,

bununla ilgili bakanlıklar arası ciddi bir koordinasyonun

oluşturularak, özellikle bulaşıcı enfeksiyon hastalıkları ile

ilgili icracı bir kurumun olması gerektiğinin altını çizdi.

COVID-19’la mücadeleyi başarılı kılacak 10 hedef

Toplantıda, sağlık sektörünün COVID-19 ile mücadelesini

başarılı kılabilecek bir tablonun oluşabilmesi için sektör

temsilcilerinin katılımıyla aşağıdaki 10 hedef konusunda

görüş birliğine varıldı.

Kasım - November 2020


14

even impossible to carry out comprehensive and largescale

studies in a single center, and the importance of

cooperation between centers, for example, he states that

they are currently working on the virus in their laboratories,

but when it comes to the experimental stage on animals, it

is inevitable for them to cooperate with other centers. At

this point, it is emphasized that all centers should work with

each other by going to a new cooperation model.

2-Generating a certain capacity for certain

periods

Stating that problems similar to the problems experienced

by the west in terms of masks in the COVID-19 process, were

also experienced for a very simple materials all over the

world, including Turkey, the experts reported that they had

difficulty to find plastic materials and essential enzymes. In

this context, it was stated that after the pandemic period

is over, these issues should be put on the agenda and not

only to support innovative research, but also to generate

production capacities in certain basic areas for such periods

and keep them in one place. It was evaluated that when

entering special periods such as pandemic periods, rapid

commissioning of these spare capacities is an important

issue in terms of the success of the struggles with the

current problem and not being interrupted.

3-Planning to be done correctly

Turkey’s knowledge in both vaccine and drug trials with the

pandemic process and information load was found to be

of high human capacity. The need for planning processes

is increasing in order to continue to use this potential,

which is owned and rapidly flowed through new scholarship

programs, effectively in the future.

4-The need for centers of excellence

With the COVID-19 process, it is necessary to develop

centers of excellence seriously in order to both fund

R&D projects and contribute to the manpower trained in

this field. Experts state that with COVID-19, it becomes

clear that an executive agency should be established

especially for infectious infectious diseases by generating

a serious coordination between ministries regarding this.

It is emphasized that the distance taken in defense can

be similarly taken in health technologies together with

the centers of excellence by establishing Health Industry

Presidency / Board affiliated directly to the Presidency.

5-Encouraging the young generation to science

While there is a serious trained human potential in

Turkey, further channeling this potential into science and

scientific research careers is very important that career

reputation continues to be enhanced. There is an important

contribution of the outbreak for Turkey is the importance

of scientific approach and scientific research is understood

by large segments of the society. While it is stated that this

should be kept on the agenda as a government policy, the

young generation should be encouraged to science and

awareness should be raised about the possibilities.

1-Yeni iş birliği modelleri ihtiyacı

Uzmanlar, tek tek merkezler bazında çalışmalar yürütmek

yerine yeni iş birliği modellerine giderek birlikten güç

doğacağı noktasında hem fikir. Araştırma merkezlerinin

altyapı ve deneyimlerinin belli alanlarda yoğunlaştığını, bu

nedenle geniş kapsamlı ve büyük ölçekli çalışmaların tek

bir merkezde yapabilmesinin zor, hatta imkansız olduğuna

ve merkezler arasında iş birliklerinin önemine dikkat çeken

bazı uzmanlar, örneğin şu anda laboratuvarlarında virüsle

ilgili çalışmalarını sürdürdüklerini fakat hayvanlara dair

deney aşamasına gelindiğinde başka merkezlerle iş birliği

yapmalarının kaçınılmaz olduğunu belirtiyor. Bu noktada

yeni iş birliği modeline gidilerek tüm merkezlerin birbirleri

ile çalışmasının gerektiğine vurgu yapılıyor.

2-Belli bir kapasitenin belli dönemler için

oluşturulması

COVID-19 sürecinde maske konusunda batının yaşadığı

sıkıntılara benzer sıkıntıların Türkiye dahil olmak üzere

tüm dünyada çok basit malzemeler için de yaşadığını

belirten uzman isimler, plastik malzemeler, temel enzimleri

bulmakta güçlük çekildiğini ifade ediyor. Bu bağlamda

pandemi dönemi atlatıldıktan sonra bu konuların gündeme

alınıp, sadece yenilikçi araştırmaların desteklenmesi ile

yetinilmeyip, belli temel alanlarda üretim kapasitelerin bu

tarz dönemler için oluşturulması, bir yerde bekletilmesi

gerektiği belirtiliyor. Pandemi dönemleri gibi özel

dönemlere girildiğinde, bu yedek kapasitelerin hızla

devreye girmesi o anki sorunla mücadelelerin başarısı ve

kesintiye uğramaması açısından önemli bir konu olarak

değerlendiriliyor.

3-Planlamanın doğru yapılması

Pandemi süreci ile birlikte Türkiye’nin hem aşı hem ilaç

çalışmalarında bilgi birikimi ve bilgi yükü yüksek olan

insan kapasitesinin olduğu görüldü. Sahip olunan ve

yeni burs programları aracılığıyla hızla akışa çevrilen bu

potansiyelden gelecekte de etkin bir şekilde yararlanmaya

devam edilmesi için planlama süreçlerine olan ihtiyaç

artıyor.

4-Mükemmeliyet merkezlerine duyulan ihtiyaç

COVID-19 süreciyle birlikte hem Ar-Ge projelerinin

fonlanması, hem de bu konuda yetişmiş insan gücüne

katkı sağlanması için ciddi anlamda mükemmeliyet

merkezlerinin geliştirilmesi gerekiyor. Uzmanlar,

bununla ilgili bakanlıklar arası ciddi bir koordinasyonun

oluşturularak, özellikle bulaşıcı enfeksiyon hastalıkları

ile ilgili icracı bir kurumun olması gerektiğinin COVID-19

ile birlikte net bir şekilde açığa çıktığını belirtiyor.

Mükemmeliyet merkezleriyle birlikte, doğrudan

Cumhurbaşkanlığı’na bağlı Sağlık Sanayi Başkanlığı/Kurulu

kurulup, savunmada alınan mesafenin benzer şekilde sağlık

teknolojilerinde alınabileceğinin altı çiziliyor.

5-Genç neslin bilime özendirilmesi

Türkiye’de ciddi bir yetişmiş insan potansiyali bulunurken

bu potansiyelin bilim ve bilimsel araştırma kariyerlerine

daha fazla yönlendirilmesi, kariyer itibarının da artırılmaya

devam etmesi yüksek önem taşıyor. Bu salgının Türkiye’ye

Kasım - November 2020


15

6-Putting forward long and sustainable

R&D strategies

It is extremely important to develop products and ensure

sustainability by generating a competitive environment.

We should not consider the products to be developed only

in the context of medicines and vaccines, we need to be a

self-sufficient country that also manufactures and develops

masks and respirators in the country and constantly makes

R & D of this issue. Because biological systems require

continuous observation and monitoring as well as longterm

investments and experiences in order to detect and

prevent threats.

7-Adopting the co-development model

Considering the transformation in R & D and innovation

processes, it is seen that the method of doing business

together based on co-development gains importance.

In the global epidemic process, focusing on vaccines

and drugs, Covidien-19 Turkey Platform is seems to be a

nice achievement to co-develop and achieve together in

the ecosystem. There are efforts to realize this model,

which includes a significant mobilization, in other sectors.

Looking at the scientific and technological solutions that

strengthen the society against COVID-19 and the new

areas that the global epidemic will bring to the agenda in

the future, it is seen that some new technologies come to

the fore. It is predicted that the success to be achieved in

these areas will be based on the approach of developing

together.

8-Global perspective with high standards

Increasing the collaboration with a global network of

projects and works to reach the world market of an original

drug to be released on Turkey has become a necessity. In

this sense, it is necessary to take the necessary steps to

direct global exports by thinking around the world. In order

to be a world-class player, it is extremely important not to

compromise on high quality and standards.

9-A strong ecosystem involving all stakeholders

It is extremely important to maintain the stronger

cooperation that has now been initiated thanks to the

coronavirus. It is emphasized that the health sector can

be carried to better positions by maintaining a strong

ecosystem with public, private sector, academia and startups.

10-Generating a solid infrastructure for the

future

In the next step of vaccine studies that accelerate

with COVID-19, it is of great importance to develop

these vaccines better and to generate the necessary

infrastructure for their production in the next step.

Generating this infrastructure means that we will be able

to produce other vaccines in the future. For example, it

means that we are in a position to able to produce flu shot.

açısından önemli bir katkısı; bilimsel yaklaşım ve bilimsel

araştırmaların öneminin toplumun geniş kesimleri

tarafından kavranmış olması. Bunun hükümet politikası

olarak hep gündemde tutulması gerektiği belirtilirken

genç neslin bilime özendirilmesi ve olanaklar hakkında

farkındalık oluşturulması gerekiyor.

6-Uzun ve sürdürülebilir Ar-Ge stratejilerinin

ortaya konulması

Rekabetçi bir ortam oluşturarak ürünlerin geliştirilmesi

ve sürdürülebilirliğin sağlanması son derece önemli.

Geliştirilecek ürünleri de sadece ilaç ve aşı özelinde

düşünmemek, ülke nezdinde maske ve solunum cihazları

da üreten, geliştiren ve bu konunun sürekli olarak Ar-

Ge’sini de yapan, kendine yeter bir ülke olmamız gerekiyor.

Çünkü biyolojik sistemler tehditlerin saptanması ve

engellenmesi için uzun soluklu yatırım ve deneyimlerin yanı

sıra sürekli gözlem ve izlem gerektiriyor.

7-Birlikte geliştirme modelinin benimsenmesi

Ar-Ge ve yenilik süreçlerinde gerçekleşen dönüşüm dikkate

alındığında birlikte geliştirmeye dayalı birlikte iş yapma

yönteminin önem kazandığı görülüyor. Küresel salgın

sürecinde aşı ve ilaç odağında oluşturulan COVID-19 Türkiye

Platformu’nun ekosistemde birlikte geliştirme ve birlikte

başarma için güzel bir kazanım olduğu anlaşılıyor. Önemli

bir seferberlik içeren bu modelin diğer sektörler boyutunda

da gerçekleştirme çabaları söz konusu. COVID-19’a karşı

toplumu güçlendiren bilimsel ve teknolojik çözümler ve

küresel salgının gelecekte gündeme getireceği yeni alanlara

bakıldığında bir takım yeni teknolojilerin de ön plana çıktığı

görülüyor. Bu alanlarda da elde edilecek başarının yine

birlikte geliştirme yaklaşımına dayalı olacağı öngörülüyor.

8-Yüksek standartlarla küresel bakış açısı

Türkiye’den çıkacak olan orijinal bir ilacın dünya pazarına

ulaşması için küresel proje ve çalışma ağları ile ortak

çalışmaların artırılması artık bir gereklilik haline geldi. Bu

anlamda dünya çapında düşünülerek, küresel anlamda

ihracata yönenilmesi için gerekli adımların atılması lazım.

Dünya çapında bir oyuncu olabilmek için de yüksek kalite ve

standartlardan ödün verilmemesi son derece önemli.

9-Tüm paydaşların içinde olduğu güçlü bir

ekosistem

Şu anda coronavirüs sayesinde başlatılmış olan daha

güçlü iş birliğini sürdürmek son derece önemli. Kamu,

özel sektör, akademi ve start-up’ların olduğu güçlü bir

ekosistemi sürdürerek sağlık sektörünün daha iyi noktalara

taşınabileceğine vurgu yapılıyor.

10-Geleceğe yönelik sağlam bir alt yapının

oluşturulması

COVID-19 ile birlikte hızlanan aşı çalışmalarının sonraki

adımında bu aşıların daha iyi geliştirilmesi, bir sonraki

adımında ise bunların üretimi konusunda da gereken alt

yapının oluşturulması ciddi önem taşıyor. Bu alt yapının

oluşturulması demek, ileride diğer aşıları da üretebilecek

hale gelmemiz anlamına geliyor. Örneğin grip aşısı

yapabilecek durumda olmamız anlamına geliyor.

Kasım - November 2020


16

Akfen Holding Invested $ 1.1 Billion in 3 City Hospitals

Akfen Holding 3 Şehir Hastanesine 1,1 Milyar $ Yatırdı

Hamdi Akın, Chairman of Akfen Holding:

“We invested $ 1.1 billion in 3 city hospitals, and

implemented 2 thousand 402 beds.”

Tekirdağ İsmail Fethi Cumalıoğlu City Hospital, whose

construction was completed by Akfen Construction with

the Public-Private Partnership (PPP) model, was put into

service with the participation of President Recep Tayyip

Erdoğan.

Stating that with Isparta, Eskişehir and Tekirdağ City

Hospitals, they put into practice 3 hospitals with a

bed capacity of 2 thousand 402 with an investment of

approximately 1.1 billion dollars, Hamdi Akın, Chairman

of Akfen Holding, said, “We are happy to be instrumental

in enabling our nation to benefit from world-class health

services free of charge.”

Tekirdağ İsmail Fethi Cumalıoğlu City Hospital, whose

construction was completed by Akfen Construction with

the Public-Private Partnership (PPP) model, was put into

service yesterday with the participation of President Recep

Tayyip Erdoğan.

Hamdi Akın presented the painting named “Marmara” by

Akfen Holding Yönetim Kurulu Başkanı Hamdi

Akın: “3 şehir hastanesine 1,1 milyar $ yatırdık,

2 bin 402 yatağı hayata geçirdik.”

Akfen İnşaat tarafından Kamu-Özel İşbirliği (PPP) modeliyle

yapımı tamamlanan Tekirdağ İsmail Fethi Cumalıoğlu

Şehir Hastanesi, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın

katılımıyla gerçekleştirilen törenle hizmete açıldı.

Akfen Holding Yönetim Kurulu Başkanı Hamdi Akın, Isparta,

Eskişehir ve Tekirdağ Şehir Hastaneleri ile yaklaşık 1,1

milyar dolarlık yatırımla 2 bin 402 yatak kapasitesine sahip

3 hastaneyi hayata geçirdiklerini belirterek, “Milletimizin

dünya standartlarında sağlık hizmetlerinden ücretsiz

faydalanmasına vesile olmaktan dolayı mutluyuz” diye

konuştu. Akfen İnşaat tarafından Kamu-Özel İşbirliği

(PPP) modeliyle yapımı tamamlanan Tekirdağ İsmail Fethi

Cumalıoğlu Şehir Hastanesi, dün Cumhurbaşkanı Recep

Tayyip Erdoğan’ın katılımıyla gerçekleştirilen törenle

hizmete açıldı.

Hamdi Akın açılış töreninde Cumhurbaşkanı Erdoğan’a

minyatür ustası Nasuhi Hasan Çolpan’ın “Marmara”

isimli tablosunu takdim ederken, tören sonrasında

Kasım - November 2020


17

the master of miniature Nasuhi Hasan Çolpan to President

Erdoğan at the opening ceremony, and gave information

about the facility during the hospital trip with the President

and his delegation after the ceremony.

$ 1.1 Billion Investment in 3 City Hospitals

In his speech after the opening ceremony, Hamdi Akın,

Chairman of Akfen Holding, stated that they are proud of

completing the Isparta and Eskişehir City Hospitals and

making Tekirdağ City Hospital ready for service.

Akın said, “We are happy to be instrumental in enabling

our nation to benefit from world-class health services

free of charge by implementing 2,402 beds in these 3

city hospitals, which we signed, with a total of 1.1 billion

dollars.”

Pointing out that Eskişehir and Isparta City Hospitals,

which Akfen Construction has undertaken, are in the first

two places in the Health Quality Standards surveys, which

are continuously measured by the Ministry of Health for

hospitals, Hamdi Akın said, “We will continue this high

satisfaction in Tekirdağ City Hospital.”

“The PPP Model Should Continue by Simplifying”

Referring to the Public - Private Partnership model on

which Tekirdağ City Hospital was built, Akın said, “PPP

projects that have been successfully implemented all

over the world for many years by paving the way for giant

investments in our country in a short time. Turkey also has

significant contribution in the investment rush has entered

into in recent years, instead of losing time with debate

to foreclose the PPP model is simplified as compatible

according to the present conditions of the contract, I think

we need to continue to make new investments.”

There are 124 polyclinics, 18 operating rooms and 102

intensive care units in the 566-bed City Hospital, which

will make Tekirdağ a center of attraction in the field of

health. In the Tekirdağ City Hospital, which costs 1 billion

500 million TL, indirect employment will be provided for

approximately 2800 people as service personnel in addition

to the health personnel.

Cumhurbaşkanı ve beraberindeki heyetle yapılan hastane

gezisinde tesis hakkında bilgi verdi.

3 Şehir Hastanesine 1,1 Milyar $’lık Yatırım

Akfen Holding Yönetim Kurulu Başkanı Hamdi Akın, tören

sonrasında yaptığı konuşmada, Isparta ve Eskişehir Şehir

Hastaneleri’nin ardından Tekirdağ Şehir Hastanesi’ni de

tamamlayarak hizmete hazır hale getirmenin gururunu

yaşadıklarını ifade etti.

Akın, “İmzamızı attığımız toplam 1,1 milyar dolarlık bu

3 şehir hastanesinde 2 bin 402 yatağı hayata geçirerek

milletimizin dünya standartlarında sağlık hizmetlerinden

ücretsiz faydalanmasına vesile olmaktan dolayı mutluyuz”

diye konuştu. Sağlık Bakanlığı tarafından hastanelere

yönelik olarak sürekli ölçümü gerçekleştirilen Sağlıkta

Kalite Standartları anketlerinde Akfen İnşaat’ın yapımını

üstlendiği Eskişehir ve Isparta Şehir Hastaneleri’nin ilk iki

sırada yer aldığına dikkat çeken Hamdi Akın, “Bu yüksek

memnuniyeti Tekirdağ Şehir Hastanesi’nde de devam

ettireceğiz” dedi.

“PPP Modeli Sadeleşerek Devam Etmeli”

Tekirdağ Şehir Hastanesi’nin inşa edildiği Kamu – Özel

İşbirliği modeline de değinen Akın, “Ülkemize kısa zamanda

çağ atlatan dev yatırımların önünü açarak vatandaşlarımızın

hayat kalitesini artıran PPP projeleri uzun yıllardır tüm

dünyada başarıyla uygulanan bir finans modeli olarak öne

çıkıyor.

Türkiye’nin de son yıllarda içine girdiği yatırım atağında

büyük katkısı olan PPP modelinin önünü tıkayacak

tartışmalarla zaman kaybedilmesi yerine, sözleşmelerin

günümüz şartlarına göre uyumlu olarak sadeleştirilerek

yeni yatırımlara devam edilmesi gerektiğini düşünüyorum”

ifadelerini kullandı.

Tekirdağ’ı sağlık alanında bir çekim merkezi haline

getirecek 566 yataklı Şehir Hastanesi’nde 124 poliklinik, 18

ameliyathane ve 102 yoğun bakım ünitesi yer alıyor. 1 milyar

500 milyon TL’ye mal olan Tekirdağ Şehir Hastanesi’nde

sağlık personeli haricinde hizmet personeli olarak da

yaklaşık 2800 kişiye dolaylı istihdam sağlanacak.

Kasım - November 2020


20

The New Route of Medical Imaging Service in the Anatolian Side;

Sonomed Ataşehir Branch is Opened ...

Tıbbi Görüntüleme Hizmetinin Anadolu Yakası’ndaki Yeni Rotası;

Sonomed Ataşehir Şubesi Açılıyor…

Integrating technologies that shape the future

with medical diagnosis methods, Sonomed takes

the “Human Health First” mission as a guide in

its every step. In this context, Sonomed Medical

Imaging Center and Laboratory, which continues

to grow and invest, is finally coming into service

with a brand-new branch in Ataşehir, one of the

most central locations on the Anatolian Side of

Istanbul.

Having been in service for many years with its high quality

and high standards of service at its branches in Kadıköy and

in its Fulya branch entering the service in the past months,

Sonomed has launched a major success in order to add

value to Turkey’s health services. Aiming to be a pioneer

in the field of health with the many privileges it offers,

Sonomed aims to continue the success it has achieved in

Kadıköy and Fulya in Ataşehir after Fulya.

“Our Ataşehir branch will raise the bar in this area

one step further”

underlining that they strengthen the ties that they have

built with confidence with their high technology devices

Geleceği şekillendiren teknolojileri tıbbi tanı

yöntemlerine entegre eden Sonomed, attığı

her adımda ‘Önce İnsan Sağlığı’ misyonunu

rehber kabul ediyor. Bu kapsamda büyümeye

ve yatırımlarına devam eden Sonomed Tıbbi

Görüntüleme Merkezi ve Laboratuvarı, son

olarak İstanbul Anadolu Yakası’nın en merkezi

konumlarından Ataşehir’de yepyeni bir şubeyle

hizmete giriyor.

Uzun yıllardır Kadıköy’deki ve geçen aylarda hizmete

giren Fulya’daki şubelerinde verdiği kaliteli ve yüksek

standartlardaki hizmet anlayışıyla farklı bir noktada

konumlanan Sonomed, Türkiye’nin sağlık hizmetlerine

değer katabilmek amacıyla önemli bir başarıya imza atıyor.

Sunduğu birçok ayrıcalıkla sağlık alanında öncü olmayı

hedefleyen Sonomed, Kadıköy’de ve Fulya ‘da yakaladığı

başarıyı Fulya’dan sonra Ataşehir’de de devam ettirmeyi

hedefliyor.

“Ataşehir şubemiz, bu alandaki çıtayı bir adım

öteye taşıyacak”

Güvenle inşa ettiği bağları yüksek teknolojik cihazlarıyla

Kasım - November 2020


21

and that they are one of the most important imaging

centers in Istanbul, Dr. Serdar Mutlu, Chairman of

Sonomed, said, “While we started our journey in Kadıköy

years ago, we have adopted criteria and arguments such as

comfort, speed, patient-oriented and sustainability as our

principle. We have worked to carry these principles to other

points and not only to meet the expectations in the field of

medical imaging service, but also to raise the bar one step

further. This year’s stop of our life journey was Ataşehir.

Our new branch includes services and devices such as

3 Tesla Open Tube Magnetic Resonance (MR), Multi-

Section Computed Tomography (CT), 3D Tomosynthesis

Mammography, Color Doppler Ultrasonography, Digital

X-ray, Bone Densitometer. In addition to these, additional

services such as Laboratory Services, Biopsies, Check Up

Programs, QCT Bone Density, Fusion Prostate Biopsy,

Home-Work Laboratory are also available on this list.”

“A privileged experience awaits our guests, not

just a health service”

Stating that Sonomed Ataşehir has a very central location

and that they have made an investment that reflects the

brand culture, Dr. Serdar Mutlu said, “In our centers in

Kadıköy and Fulya, our guests can have a comfortable and

trouble-free experience in addition to medical imaging and

laboratory services. Keeping the same standards in our

Ataşehir branch, the places where our customers can rest

before getting results have been prepared with great care.

While lobby and waiting areas were created in the building,

a relaxing ambience was aimed for our guests. Comfort

and hygiene were prioritized. It can be cleaned easily and

quickly in frequently used areas such as corridors, lobby

and waiting areas, toilets, doors and stairs; materials that

allow easy hygiene application were preferred. While

considering all these, we also aimed a visual space where

our guests can feel themselves in a peaceful environment.”

Dr. Serdar Mutlu, Chairman of Sonomed

güçlendirdiklerini ve İstanbul’un en önemli görüntüleme

merkezlerinden biri olduklarının altını çizen Sonomed

Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Serdar Mutlu “Biz yıllar

önce Kadıköy’deki yolculuğumuza başlarken; konfor, hız,

hasta odaklı, sürdürülebilirlik gibi kriter ve argümanları

kendimize ilke edindik. Bu ilkeleri başka noktalara taşımak

ve tıbbi görüntüleme hizmeti alanında sadece beklentiyi

karşılamak değil aynı zamanda çıtayı bir adım öteye taşımak

için çalıştık. Bizim hayat yolculuğumuzun bu yılki durağı ise

Ataşehir oldu. Yeni şubemizde 3 Tesla Açık Tüp Manyetik

Rezonans (MR), Çok Kesitli Bilgisayarlı Tomografi (BT), 3D

Tomosentez Mamografi, Renkli Doppler Ultrasonografi,

Dijital Röntgen, Kemik Dansitometre gibi hizmet ve cihazlar

yer alıyor. Bunların yanı sıra Laboratuvar Hizmetleri,

Biyopsiler, Check Up Programları, QCT Kemik Yoğunluğu,

Füzyon Prostat Biyopsi, Evde-İş Yerinde Laboratuvar gibi ek

hizmetler de bu listede mevcut” dedi.

“Misafirlerimizi sadece bir sağlık hizmeti değil,

ayrıcalıklı bir deneyim bekliyor”

Sonomed Ataşehir’in çok merkezi bir lokasyona sahip

olduğunu ve marka kültürünü yansıtacak bir yatırımı

gerçekleştirdiklerini söyleyen Dr. Serdar Mutlu “Kadıköy

ve Fulya merkezlerimizde misafirlerimiz tıbbi görüntüleme

ve laboratuvar hizmetlerinin yanı sıra rahat ve sorunsuz

bir deneyim fırsatı elde edebiliyor. Biz Ataşehir şubemizde

de aynı standartları koruyarak müşterilerimizin sonuçları

almadan önce dinlenebilecekleri mekanlar büyük bir

titizlikle hazırlandı. Bina içerisinde lobi ve bekleme

alanları oluşturulurken misafirlerimizi rahatlatıcı bir

ambiyans hedeflendi. Rahatlık ve hijyen ön planda tutuldu.

Koridorlar, lobi ve bekleme alanları, tuvaletler, kapılar ve

merdivenler gibi sık kullanılan bölgelerde kolay ve hızlı

bir şekilde temizlenebilen; hijyen uygulamanın rahatlıkla

gerçekleştirilebildiği materyaller tercih edildi. Tüm bunlar

düşünülürken aynı zamanda misafirlerimizin kendilerini

huzurlu bir ortamda hissedebileceği görsel mekan da

hedeflendi” dedi.

Kasım - November 2020


22

Did You Know Covid-19

Fear Leads to Delayed the Diagnosis of Breast Cancer?

Covid-19 Korkusunun,

Meme Kanseri Tanısını Geciktirdiğini Biliyor Muydunuz?

Prof. Dr. Gökhan Demir, Medical Oncology Specialist,

Acıbadem Maslak Hospital

Prof. Dr. Nuran Beşe, Radiation Oncology Specialist,

Acıbadem Maslak Hospital

Breast cancer is one of the most common cancers in

women. Studies show that one in 8 women will get breast

cancer. Every year, 15 thousand women are diagnosed with

breast cancer in our country. Although it is common, early

diagnosis increases treatment success to 90 percent. And

yet, especially due to the fear of contamination caused by

the pandemic that has affected the world this year, many

women postpone annual screening tests or going to the

doctor despite noticing symptoms. Experts point out that

this situation reduces the chance of early diagnosis of

breast cancer, and warn women to have screening tests and

to consult a doctor as soon as they see symptoms.

Prof. Dr. Gökhan Demir, Medical Oncology Specialist from

Acıbadem Maslak Hospital, and Prof. Dr. Nuran Beşe,

Radiation Oncology Specialist, stated that especially early

diagnosed breast cancer is not a scary disease today, and

they shared new developments in treatment.

Pay attention to the factors that increase the risk!

Prof. Dr. Gökhan Demir, Medical Oncology Specialist from

Acıbadem Maslak Hospital, told about the incidence of

breast cancer, “Breast cancer is seen in one out of every

eight women. In our country, every year 15 thousand

women are diagnosed with breast cancer.” So, who is the

most common with breast cancer? Among the risk factors

that lead to an uncontrolled increase of cells in the breast

are the period of menstruation and late menopause;

not giving birth; not breastfeeding and taking long-term

Meme kanseri, kadınlarda en sık görülen kanserlerin

başında geliyor. Araştırmalar, her 8 kadından birinin meme

kanseri olacağını gösteriyor. Ülkemizde her yıl, 15 bin kadın

meme kanseri tanısı alıyor. Sık görülmesine rağmen erken

teşhis, tedavi başarısını yüzde 90’a çıkarıyor. Hal böyle iken,

özellikle bu yıl tüm dünyayı etkisi altına alan pandeminin

oluşturduğu bulaşma korkusu nedeniyle pek çok kadın,

yıllık tarama testlerini yaptırmayı ya da belirtileri fark

etmesine rağmen doktora gitmeyi erteliyor. Uzmanlar, bu

durumun meme kanserinin erken tanı şansını düşürdüğüne

dikkat çekerek, kadınları tarama testlerini yaptırma ve

belirti görür görmez doktora başvurmaları gerektiği

konusunda uyarıyorlar.

Acıbadem Maslak Hastanesi’nden Tıbbi Onkoloji Uzmanı

Prof. Dr. Gökhan Demir ve Radyasyon Onkolojisi Uzmanı

Prof. Dr. Nuran Beşe; özellikle erken teşhis edilen meme

kanserinin günümüzde korkutucu bir hastalık olmadığını

belirterek, tedavideki yeni gelişmeleri anlattılar.

Riski artıran faktörlere dikkat!

Acıbadem Maslak Hastanesi Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr.

Gökhan Demir, meme kanserinin görülme sıklığı hakkında

“Her sekiz kadından birinde meme kanseri görülüyor.

Ülkemizde de her yıl 15 bin kadına meme kanseri tanısı

konuyor” diye bilgi veriyor. Peki, meme kanseri en çok

kimlerde görülüyor? Memede hücrelerin kontrolsüz artışına

yol açan risk faktörleri arasında erken adet görmek ve geç

menopoza girmek; doğum yapmamış olmak; emzirmemek

Ekim - October 2020


23

uncontrolled hormonal treatments. In addition, sedentary

lifestyle, irregular sleep and prolonged exposure to

artificial light at night, excess weight, alcohol and animal

fat consumption are also added to this list.

Ways to be protected

In order to reduce the risk of breast cancer, it is important

to be at the ideal weight, to exercise regularly, to eat a

Mediterranean diet, to consume a small amount of sugar

and salt, to avoid excessive animal fat and processed

foods, to consume less alcohol. However, even if all these

are taken into consideration, Professor pointed out that

women with relatives diagnosed with breast cancer at an

early age in their family are also at greater risk. Prof. Demir

said the following about the symptoms of the disease,

“Breast cancer gives no symptoms in its early stages. When

the tumor grows, it may give symptoms such as a painful or

painless mass in the breast, shrinkage in the nipple, bloody

discharge from the nipple, enlarged lymph nodes under the

armpit, redness of the breast skin, warmth and an orange

peel appearance. However, our aim is to diagnose the

tumor at an early stage, without giving all these symptoms

and while it is still limited to the breast tissue. This can only

be achieved by performing mammographic screening.”

Do not ignore the symptoms!

Stating that even if these symptoms occur especially

during the pandemic process, women can delay going

to the doctor due to the risk of getting Covid-19, Prof.

Demir warned, “Women should perform a manual breast

examination every month. If the above symptoms occur,

she should apply to the health institution immediately.”

While the increase in awareness of breast cancer provides

significant progress in the early diagnosis of the disease,

the intense studies of the medical world bring good

results in treatment. “Today we have a very rich arsenal

in the treatment of breast cancer; In addition to surgery,

radiotherapy, chemotherapy, hormonal treatments,

targeted therapies are also being used effectively today,”

said Prof. Demir emphasizes that the choice of treatment

depends on the stage of the disease.

ve uzun süreli kontrolsüz hormonal tedaviler almak yer

alıyor. Ayrıca hareketsiz yaşam tarzı, düzensiz uyku ve gece

yapay ışığa uzun süre maruz kalmak, aşırı kilo, alkol ve

hayvansal yağ tüketiminde aşırılık da bu listeye ekleniyor.

Korunmanın yolları

Meme kanseri riskini azaltmak için ideal kiloda olmak,

düzenli egzersiz yapmak, Akdeniz diyeti ağırlıklı beslenmek,

az miktarda şeker ve tuz tüketmek, aşırı hayvansal yağdan

ve işlenmiş gıdalardan uzak durmak, alkolü az tüketmek

önemli. Ancak tüm bunlara dikkat edilse bile ailesinde

erken yaşta meme kanseri tanısı alan yakını bulunan

kadınların da daha büyük risk altında olduğuna işaret eden

Prof. Dr. Gökhan Demir, hastalığın belirtileri hakkında

şunları söylüyor:

“Meme kanseri erken dönemlerinde hiçbir belirti vermez.

Tümör büyüdüğü zaman memede ele gelen ağrılı veya

ağrısız kitle, meme başında çekinti, meme başından

kanlı akıntı, koltuk altındaki lenf düğümlerinde büyüme,

meme derisinde kızarıklık, ısı artışı ve portakal kabuğu

görüntüsü gibi belirtiler verebilir. Ancak amacımız tümörü

erken evrede, bütün bu belirtileri vermeden ve henüz

meme dokusuna sınırlı iken teşhis edebilmek. Bu ancak

mamografik taramaların yapılması ile sağlanabilir.”

Belirtileri görmezden gelmeyin!

Özellikle pandemi sürecinde bu belirtiler ortaya çıksa

bile kadınların Covid-19’a yakalanma riski nedeniyle

doktora gitmeyi erteleyebildiğini belirten Prof. Dr. Gökhan

Demir, “Kadınlar her ay elle meme muayenesini yapmalı.

Yukarıdaki belirtiler ortaya çıkmışsa vakit kaybetmeden

sağlık kuruluşuna başvurmalı” uyarısında bulunuyor.

Meme kanseri farkındalığındaki artış hastalığın erken

tanısında önemli yol alınmasını sağlarken tıp dünyasının

yoğun çalışmaları da tedavi konusunda yüz güldürücü

sonuçları beraberinde getiriyor. “Meme kanserinin

tedavisinde bugün elimizde çok zengin bir cephaneliğimiz

var; cerrahi, radyoterapi, kemoterapi, hormonal tedaviler

yanında bugün hedefli tedaviler de etkin olarak kullanılıyor”

diyen Prof. Dr. Gökhan Demir, tedavi seçiminin hastalığın

evresine bağlı olduğunu vurguluyor.

Ekim - October 2020


24

Treatment depends on

the type and stage of the

cancer

In the periods when the

disease does not spread to

the lymph nodes and is limited

to the breast, the treatment is

started primarily with surgery.

Stating that the entire breast

and armpit lymph nodes were

removed in the past, Prof.

Demir said, “Now only a part

of the breast is removed with

breast conserving surgery

techniques and armpit lymph

nodes can be preserved in

most of the patients. With this

method, called the sentinel (guard) lymph node sampling

technique, unnecessary armpit surgeries have been

significantly reduced.”

Chemotherapies and breast conserving surgeries are

performed in tumors with a large tumor diameter or locally

progressing to the armpit lymph nodes. According to the

characteristics of the tumor removed by surgery, patients

are decided to prevent relapse. These preventive treatment

options include chemotherapy, targeted treatments called

smart molecules popularly, radiotherapy and hormonal

treatments. According to the information given by Prof.

Demir, if the disease has spread to organs other than the

breast, then the surgical removal of the tumor in the breast

loses its importance. Chemotherapy, hormonal therapy

targeted therapies and the use of smart molecules are

considered in the first place to ensure systemic control

of the disease. Prof. Demir said, “The use of hormonal

therapies and smart drugs together and the use of

immunotherapy in some breast tumor types are also the

most important developments in recent years.”

Side effects of chemotherapy are reduced

While research on breast cancer provides a detailed

description of these types of cancer, it allows the choice

of drugs according to the type and stage of the disease

in chemotherapy treatment. Emphasizing that the

drugs developed with the latest technology reduce the

side effects related to chemotherapy and increase the

effectiveness of the treatment. Prof. Demir states that they

follow all developments closely and apply them to patients.

Intact cells can regenerate even when exposed to

radiation.

Stating that besides surgery and chemotherapy,

radiotherapy (radiotherapy) is applied in cancer treatment

Prof. Dr. Nuran Beşe, Radiation Oncology Specialist,

Acıbadem Maslak Hospital, shares the following

information, “Radiation is a very important treatment

method in cancer treatment. Specially designed

radiotherapy devices are used for this. Every healthy

Tedavi, kanserin türüne

ve evresine göre

belirleniyor

Hastalığın lenf bezlerine

yayılmadığı sadece memede

sınırlı olduğu dönemlerde

tedaviye öncelikle cerrahiyle

başlanıyor. Eskiden memenin

tamamının ve koltuk altı lenf

bezlerinin tümünün alındığını

belirten Prof. Dr. Gökhan

Demir, “Artık meme koruyucu

cerrahi teknikleriyle memenin

sadece bir kısmı çıkarılıyor ve

hastaların büyük bir kısmında

koltuk altı lenf düğümleri

korunabiliyor. Sentinel (bekçi) lenf bezi örnekleme tekniği

adı verilen bu yöntemle gereksiz koltuk altı ameliyatları

önemli oranda azaldı” diyor.

Tümör çapı büyük veya bölgesel olarak ilerleyerek koltukaltı

lenf düğümlerine yayılmış olan tümörlerde kemoterapiler

ile meme koruyucu cerrahiler yapılıyor. Ameliyatla çıkarılan

tümörün özelliklerine göre hastalarda nüksten koruyucu

tedavilere karar veriliyor. Bu koruyucu tedavi seçenekleri

arasında kemoterapi, halk arasında akıllı moleküller olarak

adlandırılan hedefli tedaviler, radyoterapi ve hormonal

tedaviler yer alıyor. Prof. Dr. Gökhan Demir’in verdiği

bilgilere göre eğer hastalık meme dışında organlara

da yayılmışsa o zaman memedeki tümörün ameliyatla

çıkartılması önemini yitiriyor. Hastalığın sistemik

kontrolünü sağlamak için kemoterapi, hormonal tedavi

hedefli tedaviler ve akıllı moleküllerin kullanımı ilk planda

düşünülüyor. Prof. Dr. Gökhan Demir “Hormonal tedaviler

ve akıllı ilaçların birlikte kullanılması ve bazı meme tümörü

cinslerinde immünoterapi kullanımı da son yıllardaki en

önemli gelişmelerdir” diyor.

Kemoterapinin yan etkileri azalıyor

Meme kanseri hakkında yapılan araştırmalar bu kanser

türlerinin ayrıntılı bir şekilde ortaya konmasını sağlarken

kemoterapi tedavisinde de hastalığın türüne ve evresine

göre ilaçların tercih edilmesine olanak veriyor. Son

teknolojiyle geliştirilen ilaçların kemoterapiye bağlı yan

etkileri azalttığını ve tedavi etkinliğini artırdığını vurgulayan

Prof. Dr. Gökhan Demir, tüm gelişmeleri yakından takip

ederek hastalara uyguladıklarını belirtiyor.

Işın alsa bile sağlam hücreler kendisini

yenileyebiliyor

Acıbadem Maslak Hastanesi Radyasyon Onkolojisi Uzmanı

Prof. Dr. Nuran Beşe de kanser tedavisinde cerrahi

ve kemoterapinin yanı sıra radyoterapi (ışın tedavisi)

uygulandığını belirterek şu bilgileri veriyor: “Radyasyon,

kanser tedavisinde çok önemli bir tedavi yöntemidir. Bunun

için özel olarak tasarlanmış radyoterapi cihazları kullanılır.

Kasım - November 2020


25

organ has a certain sensitivity to radiation. The radiation

oncologist makes the treatment planning of the patient

by considering the doses and volumes of exposure to

the radiation of these organs and the possibility of side

effects that may develop. Even if some intact tissues

are in the irradiation area, intact cells have the ability to

renew themselves. Tumor cells are not so smart. This is a

mechanism that works in our favor in radiation therapy.”

Ray duration decreases to 1 week

Noting that the total radiotherapy dose and duration

is different for each tumor type and stage, Prof. Beşe,

said, “Radiotherapy can be applied before, during, after

surgery or without a surgical method or simultaneously

with systemic treatment. This application again varies

according to the stage, patient and factors related

to the tumor. In early stage breast cancer, it is often

applied after surgery and chemotherapy. The radiation

oncologist determines whether the radiotherapy method

is necessary, and the total dose and duration.” Pointing

out that there are innovations in radiotherapy in parallel

with the developments in other treatment methods of

cancer, Prof. Beşe said, “The most important development

in radiotherapy in recent years is reducing the treatment

period to one week in early stage patients who are not

irradiated with lymphatic (lymph regions). Since the study

results are only 5 years old, it is now practically applied to

selected patients. However, it may be considered as the

new standard in the future. In cases with limited lymph

metastasis (cancer spreading to lymph), arm edema is

less common in patients with radiotherapy instead of

removing the lymph nodes under the armpit. The standard

of irradiation taking into account respiratory movements

during treatment also reduces the risk of heart disease.”

Her sağlam organın radyasyona karşı belirli bir duyarlılığı

var. Radyasyon onkoloğu, bu organların ışından etkilenme

doz ve hacimleri, ayrıca gelişebilecek yan etki olasılıklarını

düşünerek hastanın tedavi planlamasını yapar. Bir takım

sağlam dokular ışınlama alanı içinde bulunsa dahi, sağlam

hücrelerin kendini yenileme özelliği vardır. Tümör hücreleri

ise bu kadar akıllı değildir. Bu radyasyon tedavisinde

lehimize işleyen bir mekanizmadır.”

Işın süresi 1 haftaya iniyor

Toplam radyoterapi doz ve süresinin her tümör tipi ve

evresi için farklı olduğunu kaydeden Prof. Dr. Nuran Beşe,

“Radyoterapi; cerrahi öncesi, sırası, sonrası ya da cerrahi

yöntem olmadan ya da sistemik tedavi ile eş zamanlı

uygulanabilir. Bu uygulama yine evre, hasta ve tümöre

bağlı faktörlere göre değişir. Erken evre meme kanserinde

sıklıkla cerrahi ve kemoterapiden sonra uygulama yapılır.

Radyoterapi yönteminin gerekli olup olmadığını, toplam

doz ve süreyi radyasyon onkoloğu belirler” diyor. Kanserin

diğer tedavi yöntemlerindeki gelişmelere paralel olarak

radyoterapide de yenilikler olduğuna işaret eden Prof. Dr.

Nuran Beşe, şunları söylüyor: “Radyoterapi konusunda son

yıllardaki en önemli gelişme; lenfatik ışınlanmayan (lenf

bölgelerine ışın gerekmeyen) erken evre hastalarda tedavi

süresinin bir haftaya indirilmesi. Henüz çalışma sonuçları

5 yıllık olduğu için şu an pratikte seçilmiş hastalara

uygulanıyor. Ancak gelecekte yeni standart olarak kabul

edilebilir. Sınırlı sayıda lenf metastazı (kanserin lenflere

sıçraması) olan olgularda koltuk altındaki lenf bezlerinin

tamamen alınması yerine radyoterapi uygulanması ile

hastada kol ödemine daha az rastlanıyor. Tedavi sırasında

solunum hareketlerinin hesaba katılarak ışın verilmesinin

standart olması da kalp hastalığı riskini azaltıyor.”

Kasım - November 2020


26

Coming Together to Increase Awareness of

Malnutrition in Turkey

Türkiye’de Malnütrisyon Farkındalığını

Artırmak İçin Bir Araya Geliyoruz!

Malnutrition, a Global Challenge

Malnutrition is a significant problem all over the world. Around 20 million people in the world today live at risk of malnutrition.

Clinical Enteral Parenteral Nutrition Association (KEPAN) which aims to raise awareness of malnutrition on November 12-World

Nutrition Day, and Abbott, a global health company which develops science-based nutrition products for people of all ages,

underline that addressing malnutrition can be possible with a multidisciplinary approach.

Last year, according to the Nutrition Awareness Movement in cooperation with Abbott and KEPAN, the nutritional need was

15% in patients who applied to surgical clinics, this rate was 18% in geriatric clinics, 6% in neurology clinics, 25% in radiation

oncology clinics and 44% in medical oncology clinics. Therefore, the correct and adequate nutritional support of the patients is

of great importance in the success of the treatment.

Below are several quotes that you may use from experts on this topic:

Kötü beslenme tüm dünya için önemli bir sorundur. Öyle ki, dünya genelinde 20 milyon insan yetersiz beslenme riski altındadır.

Bu nedenle, yetersiz beslenme konusunda farkındalık yaratmayı amaçlayan Klinik Enteral Parenteral Nütrisyon Derneği

(KEPAN) ve her yaştan insan için bilime dayalı beslenme ürünleri geliştiren küresel sağlık şirketi Abbott, Dünya Beslenme

Günü’nde bir araya gelerek yetersiz beslenmenin multidisipliner bir yaklaşımla mümkün olabileceğinin altını çiziyor.

Yetersiz Beslenme, Küresel Bir Engel

Kötü beslenme tüm dünyada önemli bir sorundur. Bugün dünyada yaklaşık 20 milyon insan yetersiz beslenme riski altında

yaşıyor. Yetersiz beslenme konusunda farkındalık yaratmayı amaçlayan Klinik Enteral Parenteral Nütrisyon Derneği (KEPAN)

ve her yaştan insana yönelik bilime dayalı beslenme ürünleri geliştiren küresel bir sağlık şirketi Abbott, yetersiz beslenmenin

multidisipliner bir yaklaşımla çözülebileceğinin altını çiziyor.

Geçtiğimiz yıl Abbott ve KEPAN iş birliğiyle gerçekleştirilen Beslenme Farkındalık Hareketi’ne göre cerrahi kliniklere başvuran

hastalarda beslenme ihtiyacı %15 iken bu oran geriatri kliniklerinde %18, nöroloji kliniklerinde %6, radyasyon onkoloji

kliniklerinde %25 ve tıbbi onkoloji kliniklerinde %44 olmuştur. Bu nedenle hastalara doğru ve yeterli beslenme desteği

verilmesi, tedavinin başarısında büyük önem taşımaktadır.

Aşağıda, bu konuyla ilgili uzmanlarla yapılan röportajlardan birkaç alıntıya ulaşabilirsiniz:

Kasım - November 2020


27

KEPAN Association President, Prof. Dr. Osman Abbasoğlu: “It is very important

that nutritional evaluation is at the time of diagnosis, providing nutritional support

with routine follow-up and evaluation when necessary, positively contributing to

treatment and quality of life. Weight loss of just 5 percent reduces patients’ response

to treatment and their survival. Therefore, patients who come to the polyclinic should

be evaluated in the early period and nutritional support should be given if necessary.”

KEPAN Derneği Başkanı Prof. Dr. Osman Abbasoğlu: “Nütrisyonel değerlendirmenin

tanı anında olması, rutin takip ve değerlendirmeyle gerektiğinde nütrisyon desteği

sağlamanın, tedavi ve yaşam kalitesi üzerine olumlu katkısı çok önemli. Sadece yüzde

5’lik kilo kaybı bile, hastaların tedaviye cevabını ve sağ kalım sürelerini azaltıyor.

Dolayısıyla polikliniğe gelen hastalarda erken dönemde beslenme değerlendirmesinin

yapılması ve gerekiyorsa besin desteğinin verilmesi gerekiyor.”

General Manager of Abbott’s Nutrition Business in Turkey, Ebru Kaya: “Recently,

under the leadership of Abbott, in approximately 80 centers in the United States,

different patient groups (diabetes, chronic heart disease, chronic obstructive pulmonary

disease (COPD), pneumonia, acute myocardial infarction) evaluated the nutritional status

and the effect of medical nutrition product use on the disease of nearly 43 thousand

cases. The results of the study were striking. It has been scientifically demonstrated

that the survival rates of the patients increase, complications decrease, the need for

intensive care and the duration of hospital stay are shortened. Today, we are aware of

the importance of medical nutritional support treatment and we know its contribution

to primary treatment, especially in progressive diseases such as cancer and Alzheimer’s.

At Abbott, we strive to ensure that physicians, patients and patient relatives have access

to accurate, up-to-date and scientific information on this subject and to increase their

awareness so that people can have the nutrition they need to live their fullest life.”

The Role of Nutrition in Cancer, Neurological Diseases, Muscle Loss, Weight Loss, and More

Progressive deterioration of the nutritional status is a common condition in patients with cancer, and it is estimated that

the incidence of malnutrition in cancer patients is more than 50 percent in inpatients and around 30 percent in outpatients.

Recent studies in Europe also show that the prevalence of malnutrition in adult patients with cancer can reach 30.9 percent

and up to 83 percent in the elderly population. The development of cancer-related malnutrition (CBM) is observed in 50 to 80

percent of patients with cancer, and it is estimated that it is the primary cause of death in 20 to 40 percent of patients with

cancer.

Additionally:

-Numerous neurological diseases have a profound effect on the nutritional status of affected patients. Nutritional support is

needed in stroke, epilepsy, Alzheimer’s, dementia, Parkinson, MS, ALS, head trauma and neuromuscular diseases.

-In surgical patients, malnutrition and related muscle and weight loss can often develop.

-One third of elderly individuals are at risk for malnutrition.

-Approximately 90 percent of stroke patients are at risk of malnutrition, due to a loss of impaired consciousness, swallowing

problems, decreased mobilization, communication problems, fatigue, depression, visual and perceptual disorders.Below are

additional quotes that you may use from experts on these important topics:

Abbott Nütrisyon Genel Müdürü Ebru Kaya: “Yakın zamanda Abbott’un liderliğinde, Amerika Birleşik Devletleri’nde, yaklaşık

80 merkezde, farklı hasta gruplarından (diyabet, kronik kalp hastalığı, kronik obstrüktif akciğer hastalığı (KOAH), pnömoni,

akut miyokard enfarktüsü) 43 bine yakın vakanın beslenme durumu ve medikal beslenme ürünü kullanımının hastalık üzerine

etkisi değerlendirdi. Çalışma sonuçları çok çarpıcıydı. Hastaların sağ kalım oranları artarken, komplikasyonların azaldığı,

yoğun bakım ihtiyacı ve hastanede kalış süresinin kısaldığı bilimsel olarak gösterilmiştir. Bugün artık medikal beslenme destek

tedavisinin öneminin farkındayız ve özellikle kanser, alzheimer gibi yıkıcı ve ilerleyici hastalıklarda primer tedaviye olan katkısını

biliyoruz. Abbott olarak hem hekimlerin hem hastaların hem de hasta yakınlarının bu konuda doğru, güncel, bilimsel bilgilere

ulaşmalarını sağlamak ve farkındalıklarını artırmak için bütün gayretimizle çalışıyoruz.”

Kanser hastalarında yetersiz beslenme görülme oranının yatan hastalarda yüzde 50’den daha fazla ve poliklinik hastalarında

yaklaşık yüzde 30 dolayında olduğu tahmin ediliyor. Avrupa’daki son araştırmalar da kanserli yetişkin hastalarda yetersiz

Kasım - November 2020


28

beslenme sıklığının yüzde 30,9’a, yaşlı nüfusa bakıldığında ise yüzde 83’e kadar çıkabildiğini gösteriyor. Kansere bağlı yetersiz

beslenme gelişimi ise kanserli hastaların yüzde 50 ila 80’inde gözleniyor ve kanserli hastaların yüzde 20 ila 40’ında birincil ölüm

sebebi olduğu tahmin ediliyor.

Bunlara ek olarak:

• Çok sayıda nörolojik hastalığın, bu hastaların beslenme durumu üzerinde derin bir etkisi vardır. İnme, epilepsi, alzheimer,

demans, parkinson, MS, ALS, kafa travması ve nöromüsküler hastalıklarda beslenme desteğine ihtiyaç vardır.

• Cerrahi hastalarda yetersiz beslenme ve buna bağlı kas ve kilo kaybı sıklıkla gelişebilir.

• Yaşlı bireylerin üçte biri yetersiz beslenme riski altındadır.

• İnme hastalarının yaklaşık yüzde 90’ı, bilinç kaybı, yutma sorunları, azalan hareketlilik, iletişim sorunları, yorgunluk,

depresyon, görsel ve algısal bozukluklar nedeniyle yetersiz beslenme riski altındadır.

Aşağıda, uzmanlarla bu önemli konularla ilgili olarak yapılan röportajlardan alıntılara ulaşabilirsiniz:

President of Turkish Cancer Research and Fight against Cancer Association, Prof.

Dr. Şuayib Yalçın: “In the research participated by 50 clinics from various disciplines

and studied 3,500 patients’ nutritional status it has been found that among patients

admitted to outpatient clinics the worst ones are the oncology patients. When

evaluated and supported in the early period, “improving nutritional status” is an area

that we can plan and manage much more easily than managing cancer treatment in

our patients, so let’s not forget that evaluating and supporting the nutritional status

of the patient with the diagnosis without delay is a very important factor affecting the

treatment success.”

Türk Kanser Araştırma ve Savaş Kurumu Derneği Genel Başkanı Prof. Dr. Şuayib

Yalçın: “Türkiye’den farklı disiplinlerden 50 kliniğin katıldığı 3500 hastanın beslenme

açısından değerlendirildiği çalışmada, polikliniklere başvuran hastalar arasında

beslenme durumu en kötü hasta grubunun onkoloji hastaları olduğu görülmüştür.

Erken dönemde değerlendirildiğinde ve desteklendiğinde “beslenme durumunu

iyileştirmek” hastalarımızda kanser tedavisini yönetmeye göre çok daha kolayca planlayabileceğimiz ve yönetebileceğimiz bir

alan, bu yüzden geç kalmadan tanı ile birlikte hastanın beslenme durumunun değerlendirilmesinin ve desteklenmesinin tedavi

başarısını etkileyen çok önemli bir faktör olduğunu unutmayalım.”

Türk Akciğer Kanseri Derneği Başkanı Turkish Lung Cancer Association

President, Prof. Dr. Erdem Göker: “When cancer-related malnutrition is not treated,

we see higher recurrent hospitalization rates, longer hospital stay, lower tolerance

to cancer treatment, worse quality of life and a decrease in survival. The application

of nutritional support in cancer patients simultaneously with the diagnosis of cancer,

following the presence of malnutrition or nutritional risk detected by screening,

instead of a routine support to chemotherapy or radiation therapy, is a globally

accepted approach. I would like to recommend my colleagues that they should employ

a holistic approach while planning cancer treatment for their patients, not only in

terms of cancer treatment or nutritional needs, but also as the person to accompany

the patient throughout the cancer journey; I would like to remind once again the

importance of their psychological, social and emotional support and guiding their

patients about how they can overcome this fight.”

Prof. Dr. Erdem Göker: “Kansere bağlı malnütrisyon tedavi edilmediğinde, daha yüksek tekrarlayan hastane yatış oranları,

daha uzun hastanede kalış süresi, kanser tedavisine daha düşük tolerans, daha kötü yaşam kalitesi ve sağ kalımda azalma

görülmektedir. Kanserli hastalarda, nütrisyonel desteğin, kemoterapi veya ışın tedavisine ek rutin bir destek yerine, kanser

tanısıyla eş-zamanlı olarak tarama-bazlı tespit edilen malnütrisyon veya nütrisyonel risk varlığını takiben uygulanması dünya

çapında kabul görmüş bir yaklaşımdır. Meslektaşlarıma, hastalarına kanser tedavisi planlarken, bütüncül bir yaklaşımla

değerlendirme yaparak, sadece kanser tedavisi ya da beslenme ihtiyaçları olarak değil, aynı zamanda hastanın kanser

yolculuğu boyunca ona eşlik edecek kişi olarak; psikolojik, sosyal ve duygusal açıdan da destek olmalarını ve bu savaşın

üstesinden gelebilecekleri konusunda hastalarına rehberlik etmelerinin önemini bir kere daha hatırlatmak isterim.”

Kasım - November 2020


29

KEPAN Radiation Oncology Working Group Member, Dr. Müge Akmansu:

“Radiation oncology clinics are outpatient clinics and they apply long-term treatments.

Today, more than 70% of cancer patients apply to our clinics both for cure purposes

and to eliminate their complaints. We believe that the nutritional status of all patients

who come to our clinics should be questioned from the first day and nutritional

supplements should be started early. Especially since radiotherapy and chemotherapy

may cause disruption in the sense of taste, if possible, nutritional arrangements should

be made before starting cancer treatment, if nutritional support is required, products

should be tasted and selected in order to create a “taste memory” at this stage,

namely before chemo or radio therapy begins. taking. It should not be forgotten that

there is a serious destruction in cancer patients, so while the patient is fed for his own

body and health, he should be fed almost as much to overcome the disease and stop

the destruction. While these patients who already experience loss of appetite and

weakness cannot consume even the amount they normally eat, it is unfortunately

not possible with conventional diets to make them consume 1.5 times more food than a healthy person. At this point, the

presence of supportive nutritional products is very important.”

KEPAN Radyasyon Onkolojisi Çalışma Grubu Üyesi Dr. Müge Akmansu: “Radyasyon onkolojisi klinikleri, hastaları ayakta

gören klinikler olup uzun süreli tedaviler uygularlar. Günümüzde kanser hastalarının %70’den fazlası hem kür amaçlı hem de

şikayetlerini gidermek amacıyla kliniklerimize başvuruyorlar. Kliniklerimize gelen tüm hastalarda beslenme durumunun ilk

günden itibaren sorgulanması ve besin desteklerine erken dönemde başlanması gerektiğine inanıyoruz. Özellikle radyoterapi

ve kemoterapi ile tad duyusunda bozulmalar meydana gelebileceği için, mümkünse hastanın kanser tedavisine başlamadan

önce beslenme düzenlemelerinin yapılması, beslenme desteği gerekiyorsa ürünlerin daha bu evrede yani kemo ya da radyo

terapi başlamadan “bir tad hafızası” oluşturabilmek için tattırılması ve seçimlerinin yapılması önerilerimiz arasında yer

alıyor. Unutmamak gerekiyor ki kanser hastalarında ciddi bir yıkım söz konusu o nedenle hasta kendi bedeni ve sağlığı için

beslenirken neredeyse bir o kadar miktarda da hastalığı yenmek ve yıkımı durdurmak için beslenmelidir. Zaten iştah kaybı ve

halsizlik yaşayan bu hastalarda normalde yedikleri miktarı bile tüketememeleri söz konusu iken, sağlıklı bir kişiye göre 1,5

kat daha fazla tüketmeleri gereken besini onlara tükettirmek ne yazık ki konvansiyonel diyetlerle mümkün olamamaktadır. Bu

noktada destekleyici beslenme ürünlerinin varlığı çok önem taşımaktadır.”

President of Turkish Cerebrovascular Diseases Association, Prof. Dr. Mehmet

Akif Topçuoğlu: “Alzheimer’s patients are at increased risk of malnutrition due

to various nutritional problems and maintaining adequate nutritional intake and

nutritional status is very important in the course of the disease. Malnutrition is also

common in ALS patients, and their quality of life can be impaired when patients are

not properly nourished. Nutritional evaluation is recommended at diagnosis and

quarterly during follow-up. Possible causes of weight loss and malnutrition in MS

patients are reduced mobility and fatigue, improper diet, physical difficulty for eating

or drinking, anorexia, poor vision, decreased cognition and dysphagia.

Türk Beyin Damar Hastalıkları Derneği Başkanı Prof. Dr. Mehmet Akif Topçuoğlu:

“Alzheimer hastaları, çeşitli beslenme sorunları nedeniyle artan malnütrisyon riski

altındadır ve yeterli besin alımı ve beslenme durumunu sürdürme hastalık seyrinde

oldukça önemlidir. ALS hastalarında da malnütrisyon yaygın olarak görülmektedir

ve hastalar uygun şekilde beslenmediklerinde yaşam kaliteleri azalabilmektedir. Beslenme değerlendirmesi tanı sırasında ve

takip sırasında üç ayda bir önerilmektedir. MS hastalarında ise kilo kaybının ve yetersiz beslenmenin olası nedenleri; azalan

hareketlilik ve yorgunluk, uygun olmayan beslenme, yeme veya içme için fiziksel zorluk, iştahsızlık, zayıf görme, azalmış biliş ve

disfaji olarak tanımlanmıştır.”

The Second President of KEPAN, Prof. Dr. Mutlu Doğanay: “It is in favor of the patient and the physician to provide

nutritional support in a complete and timely manner and to use it effectively for surgical patients, especially oncological

surgery patients. Supporting nutrition positively affects surgical technique results, recovery and hospitalization time, and

treatment costs. For this reason, nutritional status and care should be evaluated and monitored in all treatment steps, and any

deficiencies should be replaced. On the other hand, inactivity and hospitalization are factors that accelerate muscle loss. We

lose approximately 10% of our muscles physiologically every 10 years from the age of 40. This rate doubles after the age of

70, that is to say 20%. The lost muscles are replaced by non-functional adipose tissue. In case of illness, muscle loss accelerates

Kasım - November 2020


30

even more and quality of life is negatively affected. In healthy young people who remain

immobile for 28 days, 0.5 kg muscle loss is observed, healthy elderly people who are inactive

for 10 days and in the elderly who are inactive for 3 days 1 kg muscle loss are observed. Muscle

loss brings along a delay in recovery, prolonged hospitalization, and a decrease in the mobility

of people causing disability. Nutrition evaluation and planning should be done for each patient,

including after discharge, so that patients can return to society and life much faster.

KEPAN Derneği 2. Başkanı Prof. Dr. Mutlu Doğanay: “Cerrahi hastalarında, özellikle onkolojik

cerrahi hastalarında, beslenme desteğinin tam ve zamanında yapılması ve etkin bir süre

kullanılması hasta ve hekim lehinedir. Beslenmenin desteklenmesi, cerrahi teknik sonuçları,

iyileşme ve yatış süresini, tedavi maliyetlerini olumlu yönde etkiler. Bu nedenle beslenme durumu

ve bakımı tüm tedavi basamaklarında değerlendirilmeli, takip edilmeli ve varsa eksikler yerine

konmalıdır. Öte yandan hareketsizlik, hastanede yatış kas kaybını hızlandıran faktörlerdir. 40

yaşından itibaren fizyolojik olarak her 10 yılda bir kaslarımızın yaklaşık %10’unu kaybediyoruz. Bu oran 70 yaş sonrasında

iki katına, yani %20’ye çıkıyor. Kaybedilen kasların yerini fonksiyonel olmayan yağ dokusu alıyor. Hastalık durumunda kas

kaybı daha da hızlanıyor ve hayat kalitesi olumsuz etkileniyor. 28 gün boyunca hareketsiz kalan sağlıklı gençlerde 0,5 kg kas

kaybı, 10 gün boyunca hareketsiz kalan sağlıklı yaşlılarda ve 3 gün boyunca hareketsiz kalan hastanede yatan yaşlılarda ise

1 kg kas kaybı gözlemleniyor. Kas kaybı beraberinde iyileşmede gecikmeyi, hastane yatışının uzamasını ve kişilerin hareket

kabiliyetinde azalma ve düşkünlüğü de beraberinde getiriyor. Taburculuk sonrası dahil olmak üzere, her hasta için beslenme

değerlendirmesi ve planlaması yapılmalıdır, bu sayede hastaların çok daha hızla topluma ve hayata geri dönmesi sağlanabilir.”

KEPAN Board Member and ESPEN Council Member, Prof. Dr. Meltem Halil:

“Malnutrition is a common clinical condition especially in the geriatric age group. For this

reason, every elderly patient should be evaluated in terms of malnutrition first when

they are admitted to the hospital for whatever reason. Elderly patients with malnutrition

are hospitalized more frequently, stay longer when hospitalized, experience more

complications, and have higher mortality, or death rates. Malnutrition risk increases

especially in elderly patients with accompanying dementia, depression, cancer, heart failure,

chronic obstructive pulmonary disease (COPD), chronic kidney disease and chronic liver

diseases. Diseases and the drugs used in their treatment can also reduce food intake by

reducing appetite. It should be kept in mind that especially dental problems and swallowing

difficulties will reduce food intake in elderly patients. Especially in elderly people with

progressive neurological diseases such as dementia or Alzheimer’s, swallowing difficulties

reach up to 85 percent.”

KEPAN Derneği ve ESPEN Konsey Üyesi olan Prof. Dr. Meltem Halil: “Malnütrisyon özellikle geriatrik yaş grubunda sık

görülen klinik bir durumdur. Bu nedenle her yaşlı hasta ne sebeple olursa olsun hastaneye başvurduğunda öncelikle mutlaka

malnütrisyon açısından değerlendirilmelidir. Malnütrisyonu olan yaşlı hastalar, daha sık hastaneye yatıyor, hastaneye yattığında

daha uzun süre kalıyor, daha fazla komplikasyonla karşılaşıyor ve mortaliteleri yani kaybedilme oranları da daha fazla oluyor.

Özellikle yaşlı hastada eşlik eden demans, depresyon, kanser, kalp yetmezliği, kronik obstrüktif akciğer hastalığı (KOAH), kronik

böbrek hastalığı ve kronik karaciğer hastalıklarında malnütrisyon riski artıyor. Hastalıklar ve tedavisinde kullanılan ilaçlar da

iştahı azaltarak yine besin alımını azaltabiliyor. Yaşlı hastalarda özellikle diş problemlerinin, yutma zorluklarının besin alımını

azaltacağı göz önünde bulundurulmalıdır. Özellikle Demans veya Alzheimer gibi ilerleyici nörolojik hastalığı olan yaşlı kişilerde

yutma güçlüğü yüzde 85’lere varıyor.”

Board member of the Turkish Cerebrovascular Diseases Association, Prof. Dr. Murat Arsava:

“Approximately 90 percent of stroke patients are at risk of malnutrition. The rate of malnutrition

detected at the time of admission to the hospital in acute stroke patients increases up to 32

percent. This rate increases approximately twice at the end of the second week in the hospital, to 35

percent. Especially in patients in rehabilitation centers, the risk of malnutrition is very common and

malnutrition rate in the chronic period can reach up to 30-49 percent.”

Türk Beyin Damar Hastalıkları Derneği Yön. Kur. Üyesi Prof. Dr. Murat Arsava: “İnme hastalarının

yaklaşık yüzde 90’ı malnütrisyon riski taşır. Akut inme hastalarının yaklaşık dörtte biri hastaneye

başvuru sırasında hali hazırda malnütrisyon tanı kriterlerini karşılamaktadır. Bu oran, hastanedeki

ikinci haftanın sonunda yaklaşık iki kat artarak, yüzde 50’lilerin üzerine çıkmaktadır. Özellikle rehabilitasyon merkezlerindeki

hastalarda yetersiz beslenme riski çok sıktır ve kronik dönemde malnütrisyon oranı yüzde 60’a kadar çıkabilir.”

Kasım - November 2020


32

Familial Hypercholesterolaemia Patients Can Live a

Completely Normal Life With Early Diagnosis and Treatment

Ailevi Hiperkolesterolemi Hastaları, Erken Tanı Ve Tedavi ile

Tamamen Normal Bir Hayat Yaşayabilirler

Erken tanı ve tedavi ile hastaların tamamen normal

bir hayat yaşayabileceklerini belirten Prof. Dr. Meral

Kayıkçıoğlu, bu sayede genç kalp krizlerinin ve erken

ölümlerin engellenmesinin mümkün olabileceğini söyledi.

Hastalığın tedavisinin kolesterol düzeylerinin sürekli olarak

düşük tutulması anlamına geldiğini ifade eden Kayıkçıoğlu

ayrıca şu bilgileri paylaştı.

Prof. Dr. Meral Kayıkçıoğlu,

Cardiology Department, Faculty of Medicine, Ege University

Ailevi hiperkolesterolemi, ülkemizde diğer

ülkelere göre daha sık görülen bir hastalık…

Ailevi hiperkolesterolemi hastalığında; LDL-kolesterol

yani kötü kolesterolün yıkımındaki kalıtsal bir bozukluğa

bağlı olarak kan kolesterol düzeylerinin çok yükselmesi

söz konusudur. Aşırı yükselen kolesterol de damarlarda ve

dokularda birikerek kalp damar hastalıklarına yol açıyor.

Üstelik bu hastalarda doğdukları andan itibaren yüksek

kolesterole maruz kaldıklarından çok erken yaşlarda kalp

krizleri, inme ve ani ölümler görülebiliyor.

“Ailevi yüksek kolesterol olarak da tanımlayabileceğimiz bu

hastalıkta en büyük sorun yüksek kolesterole uzun süreli

maruziyet sonucunda damarlarda biriken kolesterolün

sertleşme yapması ve erken kalp krizlerine yol açması.”

Prof. Dr. Meral

Kayıkçıoğlu, Cardiology

Department, Faculty of

Medicine, Ege University,

who made a press

release for the Family

Hypercholesterolemia

Awareness Day, whose

aim is to raise awareness

about the disease

worldwide, drew attention

to the importance of early

diagnosis and treatment.

Stating that with

early diagnosis

and treatment,

patients can live a

completely normal

life, Prof. Dr.

Meral Kayıkçıoğlu

said that it would

be possible to

prevent young

heart attacks

and premature

deaths. Stating

that the treatment

of the disease

means keeping

cholesterol

levels constantly

low, Kayıkçıoğlu

also shared

the following

information.

Tanısı kolay!

Hastalığın tanısını

koymak oldukça

basittir. Sadece

kan lipit (yağ)

düzeylerinin

ölçülmesi, fizik

muayene ve aile

öyküsünde erken

kalp krizleri

(55 yaş öncesi)

sorgulaması

ile rahatça tanı

konulabilmektedir.

Tanı kriteri olarak

LDL-kolesterol

düzeyinin ilaç

kullanmazken

190 mg/dl’nin

üzerinde olması

(çocuklarda 160

mg/dl’nin üzerinde)

ve kişinin kendinde

Amacı dünya genelinde

hastalıkla ilgili

farkındalığı artırmak olan

Ailevi Hiperkolesterolemi

Farkındalık Günü

nedeniyle basın

açıklaması yapan Ege

Üniversitesi Tıp Fakültesi

Kardiyoloji Anabilim Dalı

Öğretim Üyesi Prof. Dr.

Meral Kayıkçıoğlu erken

tanı ve tedavinin önemini

dikkat çekti.

Kasım - November 2020


34

Familial hypercholesterolemia is a disease that

is more common in our country than in other

countries.

Due to an inherited disorder in the destruction of LDLcholesterol,

that is, bad cholesterol, blood cholesterol

levels increase too much in familial hypercholesterolemia.

The excessively high cholesterol accumulates in the vessels

and tissues, causing cardiovascular diseases. Moreover,

since these patients are exposed to high cholesterol from

the moment they are born, heart attacks, strokes and

sudden deaths can be seen at a very early age.

“The biggest problem in this disease, which we can

define as familial high cholesterol, is that the cholesterol

accumulated in the vessels as a result of long-term

exposure to high cholesterol causes hardening and early

heart attacks.”

It’s easy to diagnose!

It is quite simple to diagnose the disease. Diagnosis

can be made easily only by measuring blood lipid (fat)

levels, physical examination, and questioning of early

heart attacks (before 55 years of age) in family history.

As the diagnostic criteria, the LDL-cholesterol level is

above 190 mg / dl while not using medication (above

160 mg / dl in children) and the presence of early heart

attacks in the person or his relatives. Although familial

hypercholesterolaemia is genetic, there is no need for

genetic testing for its diagnosis.

Although the diagnosis is made simply, the biggest

problem is that the high cholesterol does not cause a

feeling of distress and symptoms in the patient until it

causes cardiovascular disease. Therefore, patients are

late to apply to the doctor. I think this situation can be

overcome to a great extent with awareness.

The course of the disease is directly related to

the blood cholesterol level

The higher the cholesterol, the earlier cardiovascular

disease begins. If LDL-cholesterol levels are higher than

500 mg / dl, in these patients, there is the presence of

faulty genes from both mother and father, in such patients,

occlusion in the heart vessels can start from the age of 8-9.

If they are left untreated, unfortunately, they can lose their

lives before they reach the age of 20-30. In heterozygotes,

that is, in patients who receive the genetic disorder from

a single parent, LDL levels range from 190 to 400 and they

often come across with early heart attacks at the ages of

30-40. This disease actually constitutes evidence of the

damages of high cholesterol: as a matter of fact, the higher

the blood cholesterol level in these patients, the earlier the

blockage in the heart vessels begins.

veya akrabalarında erken kalp krizlerinin varlığı

değerlendirilmektedir. Ailevi hiperkolesterolemi, genetik

olmasına rağmen tanısı için genetik test yapmaya ihtiyaç

duyulmaz.

Tanısı basitçe konmasına karşın en büyük sıkıntı, kolesterol

yüksekliğinin kalp damar hastalığı yapana kadar hastada bir

sıkıntı hissi, bulgu oluşturmamasıdır. Bu nedenle hastalar

hekime başvuruda geç kalıyorlar. Farkındalıkla bu durumun

üstesinden büyük oranda gelinebileceğini düşünüyorum.

Hastalığın seyri doğrudan kan kolesterol düzeyine

bağlı

Kolesterol ne kadar yüksekse, kalp damar hastalıkları o

kadar erken yaşta başlıyor. Eğer LDL-kolesterol düzeyleri

500 mg/dl’den yüksekse ki bu hastalarda hem anne hem

babadan gelen hatalı genlerin varlığı söz konusudur, bu tip

hastalarda daha 8-9 yaşından itibaren kalp damarlarında

tıkanıklık başlayabiliyor. Eğer tedavisiz kalırlarsa maalesef

20-30’lu yaşlara varmadan hayatlarını kaybedebiliyorlar.

Heterozigotlar yani genetik bozukluğu tek ebeveynden alan

hastalarda ise LDL düzeyleri 190 ila 400 arası değişiyor ve

sıklıkla karşımıza 30-40’lı yaşlarda erken kalp krizleriyle

geliyorlar. Bu hastalık aslında kolesterol yüksekliğinin

zararlarının da kanıtını oluşturmakta: nitekim bu hastalarda

kan kolesterol düzeyi ne kadar yüksekse, kalp damarlarında

tıkanmalar o kadar erken başlamaktadır.

Türkiye’de 50 yaş öncesi kalp krizleri görülme

oranı %20 iken Avrupa’da erken kalp krizleri

%10’u geçmiyor

Ülkemizde erken yani genç yaşta kalp krizleri görülme

oranı Avrupa ile kıyasladığımızda çok daha sık. Hatta rakam

vermek gerekirse bizde kalp krizlerinin %20’si 50 yaş öncesi

gelişirken Avrupa’da görülen erken kalp krizleri oranı

%10’nu geçmiyor. Avrupa’da ortalama kalp krizi yaşı 60-65

arası iken ülkemizde tam 10 yaş daha erken bir ortalama

görüyoruz. İşte ülkemizdeki bu erken kalp krizlerinde Ailevi

Hiperkolesterolemi (AH), önemli bir etken olarak karşımıza

çıkıyor.

Hekimler bir hastaya AH tanısı koyduklarında

mutlaka bütün aileyi taramalı!

Genetik bir hastalık olduğundan ve kalıtım şekli de baskın

olduğundan bu hastalık, değişik dereceden de olsa birinci

derece akrabaları etkilemektedir. Hekim arkadaşlar, AH

The incidence of heart attacks before age 50 is

20% in Turkey, while early heart attacks do not

exceed 10% in Europe

The rate of early heart attacks in our country is much more

common when compared to Europe. To give numbers, 20%

Kasım - November 2020


36

of heart attacks develop before the age of 50, while the

rate of early heart attacks in Europe does not exceed 10%.

While the average age of heart attack in Europe is between

60 and 65, we see an average of 10 years earlier in our

country. Familial Hypercholesterolemia (FH) appears as an

important factor in these early heart attacks in our country.

When physicians diagnose a patient with FH, they

should definitely scan the whole family!

Since it is a genetic disease and its inheritance is dominant,

this disease affects first-degree relatives, albeit to varying

degrees. Physicians should definitely scan the whole family

and invite them for treatment when they are diagnosed

with FH. Otherwise, it is not possible to prevent young

heart attacks and premature death.

The incidence of the disease is higher, especially

in societies where consanguineous marriages are

common!

Until recently, it was thought that the disease was rare

because of its genetic origin. However, the frequency rate

is high, especially in closed societies where consanguineous

marriages are common. We do not know exactly, but in

Turkey the frequency carrier (heterozygous type) rate is

estimated at between 1 in 300 and 1 in 100. This is a very

high rate. Its homozygous form is within the scope of rare

diseases.

FH is a treatable disease

Our goal in treatment is reducing cholesterol levels quickly

and preventing heart attacks. Since these patients have

been exposed to high cholesterol since birth, the heart

high risk for vascular diseases. Therefore, it is necessary to

reduce the LDL level below 70 mg / dl with treatment. The

sooner it is detected and the cholesterol levels can be kept

under treatment, the longer patients live.

Are medications enough?

Depending on the type of underlying genetic disorder,

response to treatment varies. While statin-like drugs work

in mild forms, unfortunately the drugs are ineffective

in homozygotes. In these patients, cholesterol must be

removed and filtered from the blood with LDL-apheresis.

The effect of this life-saving treatment lasts only one

week and it should be applied regularly once a week for a

lifetime. It is very important to start this treatment from

the age of 6-7 years in order to prevent the development of

cardiovascular disease.

Therefore, generating awareness will save lives. It should

not be forgotten that; FAMILY HYPERCHOLESTEROLEMIA,

which is a common health problem in our country,

causes exposure to high cholesterol from birth and

causes early cardiovascular diseases. In individuals with

LDL levels> 190 m / dl (in a child> 160 mg / dl), familial

hypercholesterolaemia should be investigated if there is

a family or a cardiovascular disease before the age of 50.

However, we can prevent young heart attacks and deaths in

this patient group with early diagnosis and treatment.

tanısı koyduklarında mutlaka bütün aileyi taramalı ve

tedaviye davet etmelidirler. Aksi halde genç kalp krizlerinin

ve erken ölümün önüne geçmek mümkün değil.

Özellikle akraba evliliklerinin yaygın olduğu

toplumlarda hastalık görülme sıklığı daha yüksek!

Yakın zamana kadar hastalığın genetik kökenli olması

nedeniyle nadir görüldüğü sanılıyordu. Ancak özellikle

akraba evliliklerinin yaygın görüldüğü kapalı toplumlarda

sıklık oranı yüksek. Türkiye’deki sıklığını tam olarak

bilmiyoruz ama taşıyıcılık (heterozigot tip) oranı tahminen

100’de 1 ile 300’de 1 arasında değişiyor. Bu çok yüksek bir

oran. Homozigot formu ise nadir hastalıklar kapsamında.

AH tedavi edilebilir bir hastalık

Tedavide hedefimiz: kolesterol düzeylerinin hızlıca

düşürülmesi ve kalp krizlerinin engellenmesi. Bu hastalar

doğdukları andan beri yüksek kolesterole maruz kaldıkları

için kalp damar hastalıkları için yüksek riskliler. Bu yüzden

tedavi ile LDL düzeyinin 70 mg/dl’nin altına düşürmek

gerekiyor. Ne kadar erken saptanır ve kolesterol düzeyleri

tedavi altında tutulabilirse hastalar o kadar uzun bir yaşama

kavuşuyor.

İlaçlar yeterli mi?

Altta yatan genetik bozukluğun tipine bağlı olarak tedaviye

verilen yanıt değişkenlik gösteriyor. Hafif formlarında statin

benzeri ilaçlar işe yararken homozigotlarda maalesef

ilaçlar etkisiz kalıyor. Bu hastalarda LDL-aferezi ile kandan

kolesterolün uzaklaştırılması ve süzülmesi gerekiyor.

Hayat kurtarıcı olan bu tedavinin etkisi ancak en fazla bir

hafta sürmekte ve düzenli olarak bu işlemin ömür boyu

haftada bir defa uygulanması gerekmektedir. Kalp damar

hastalığının gelişimini engelleyebilmemiz için bu tedaviye

6-7 yaş döneminden başlanması oldukça önemli.

Dolayısı ile farkındalık oluşturmak hayat kurtaracaktır.

Unutulmamalıdır ki; Ülkemizde yaygın bir sağlık sorunu

olan AİLEVİ HİPERKOLESTEROLEMİ, doğumdan itibaren

yüksek kolesterole maruziyete neden olmakta ve erken kalp

damar hastalıklarına yol açmaktadır.

LDL düzeyleri > 190 m/dl (çocukta >160 mg/dl) olan

kişilerde ailesinde veya kendisinde 50 yaş öncesi kalp

damar hastalığı varsa mutlaka ailevi hiperkolesterolemi

araştırılmalıdır. Ancak erken tanı ve tedavi ile bu hasta

grubunda genç kalp krizlerini ve ölümleri engelleyebiliriz.

Kasım - November 2020


38

Messe Frankfurt Istanbul Pushes Turkish Exports up!

Messe Frankfurt İstanbul Türk İhracatını Arttırıyor!

780 yıllık başarılı geçmişi ile dünya etkinlik

sektörünün lider ve efsane kuruluşu Messe

Frankfurt’un önemli bir parçası olan Messe

Frankfurt İstanbul 20. Yılını kutluyor.

Yaklaşık 800 yıllık deneyime sahip olan Messe Frankfurt,

fuar düzenleme endüstrisinde küresel liderdir. Yaklaşık 30

ülkede 100’den fazla fuardan oluşan portföyü, katılımcılara

uluslararası ticaret hacimlerini artırma ve dünyanın en

dinamik pazarlarını keşfetme fırsatı sunuyor. Pandemi,

şirketin programlarında birçok iptal veya ertelemeye neden

oldu. Türkiye’deki Messe Frankfurt fuarlarını temsil eden

Messe Frankfurt İstanbul, 20. yılını başarıyla dolduruyor.

Messe Frankfurt İstanbul Genel Müdürü Tayfun Yardım ile

pandeminin etkilerini, hastalığın ticaret rahatsızlıklarına

reçete, sektörün mevcut durumu, katılımcı ve ziyaretçilere

öneri ve önerileri sormak için özel bir röportaj

gerçekleştirdik. Röportajda daha fazlasını sundu.

Tayfun Yardım, General Manager of Messe Frankfurt Istanbul

As an important part of 780-year-old Messe

Frankfurt, the leader and the legendary

establishment of event organizing industry in

the world, Messe Frankfurt Istanbul has been

celebrating its 20th anniversary.

Fuarcılıkta bir efsane olan ve neredeyse

800. Yılını kutlayan Messe Frankfurt’un yurt

dışı yapılanmasından ve onlar içinde Messe

İstanbul’un öneminden ve pozisyonundan

bahseder misiniz?

Messe Frankfurt, kendi fuar alanına sahip olan, dünyanın

en büyük fuar, kongre ve etkinlik organizatörüdür. Messe

Frankfurt, 190 ülkeye hizmet veren 30 iştirakı ile dünya

With almost 800-year experience, Messe Frankfurt is the

global leader in the fair organizing industry. Its portfolio

of over 100 fairs in around 30 countries offers the

exhibitors the opportunity to increase their international

trade volume and discover the world’s most dynamic

markets. The pandemic has caused a lot of cancellations or

postponements in the schedules of the company.

Representing Messe Frankfurt fairs in Turkey, Messe

Frankfurt Istanbul has been successfully turning its 20th

year. We conducted an exclusive interview with Tayfun

Yardım, general manager of Messe Frankfurt Istanbul, to

ask the effects of the pandemic, the prescription to the

trade disturbances of the disease, the present situation of

the industry, suggestions and recommendations for the

exhibitors and visitors. He offered more in the talk.

Kasım - November 2020


39

Would you start with furnishing us with the

information about the foreign structure of Messe

Frankfurt, a legendary fair organizing company

which celebrates its almost 800th anniversary, in

general and about the position of Messe Istanbul

in particular?

Messe Frankfurt is the largest fair, congress and event

organizer of the world in its field. The company has been

serving to 190 countries with its 30 affiliated companies

employing 2,600 people. Our company, which organizes

over 150 fairs of which more than half are in Germany, is a

public establishment owned 60% by Frankfurt Municipality

and 40% by Hessen State.

Messe Frankfurt Istanbul International Fair Organization

Ltd. was established in the year 2000. The main idea behind

establishing a company in Turkey was to determine the

Turkish market and to adopt the manufacturing areas.

Our company has been striding to lead Turkish exporters

to new markets. It gives us a special pride to see that the

companies which we serve have been influential players

in international markets and to contribute to the export

volume of our country.

Can you tell us the main headlines of the

milestones of 20 years of Messe Frankfurt

Istanbul?

More than 3000 Turkish companies had the opportunity

to exhibit their products and services and establish new

business connections in our fairs organized for different

sectors in 40 cities around the world for 20 years. We

are proud to have successfully organized dozens of

successful organizations notably Automechanika Istanbul

and Motobike Turkey, during last 20 years. However,

what makes us happy as the Messe Frankfurt Istanbul

family is the growth of our companies in 20 years and

the contribution we have made to the export volume our

country has reached.

You organize the world’s largest fairs in their

sectors such as Heimtextil, Ambiente and

Automechanika. Are there other fairs in which

Turkey is in the first-three national exhibitors?

Does Messe Frankfurt Istanbul Turkey assume

a role for Messe Frankfurt events or operations

outside Turkey or its only mission is about the

participation of Turkish companies in Frankfurt

fairs and organizations held in Turkey such as

Automechanika Istanbul?

Not only in Frankfurt but in many of our international fairs,

our companies clearly reflect the production potential of

our country with the increasing participation rate every

year. Over 300 companies participated in Heimtextil, the

most leading home textile fair of the world, this year and

the largest exhibition space belonged to us. At Texworld

Paris, one of our clothing fabric fairs, we are the second

country with the highest number of exhibitors after

China, with the interest shown by our exhibitors to the

çapında 2600 kişiye istihdam sağlamaktadır. Her yıl,

yarısından çoğu Almanya dışında olmak üzere 150’dan

fazla fuar organize eden şirketimiz, %60 oranındaki hissesi

Frankfurt Belediyesi’ne, %40 oranındaki hissesi ise Hessen

Eyaleti’ne ait olan bir kamu kuruluşudur.

Messe Frankfurt İstanbul Uluslararası Fuarcılık Limited

Şirketi, 2000 yılında kurulmuştur. Türkiye’de bir şirket

kurmanın altında yatan temel fikir, Türkiye pazarının

tanımlanması ve üretim alanlarının benimsenmesidir.

Firmamız, Türk ihracatçılarına yeni pazarlara açılması

konusunda özel bir çaba göstermektedir. Hizmet verdiğimiz

firmaların uluslararası pazarlara etkin birer oyuncu

olduklarını görmek ve ülkemizin ihracatına katkı sağlamak

bizlere büyük gurur veriyor.

Messe Frankfurt İstanbul’un 20 yılının kilometre

taşlarının ana başlıklarını söyler misiniz?

20 yıl boyunca dünya çapında 40 şehirde farklı sektörlere

yönelik düzenlenen fuarlarımızda 3000’in üzerinde Türk

firması ürün ve hizmetlerini sergileme, yeni iş bağlantıları

kurma fırsatı buldular. Türkiye’de de başta Automechanika

Istanbul ve Motobike Istanbul olmak üzere, geçen 20

yılda onlarca başarılı organizasyona imza atmış olmanın

haklı gururunu yaşıyoruz. Ancak bizleri asıl mutlu eden,

firmalarımızın 20 yılda kaydettiği büyüme ve Messe

Frankfurt İstanbul ailesi olarak ülkece ulaştığımız ihracat

hacmine sağladığımız katkıdır.

Heimtextil, Ambiente ve Automechanika gibi

sektörlerinde dünyanın en büyük fuarlarını

organize ediyorsunuz. Bunlarda ve diğer

fuarlarınızda Türkiye’nin katılımda ilk üçe girdiği

fuarlar var mıdır? Messe Frankfurt İstanbul’un

Türkiye operasyonları dışında Messe Frankfurt

etkinliklerinde rolü var mıdır yoksa sadece Türk

firmalarının Frankfurt fuarlarına katılımı ile

Automechanika İstanbul’un organizasyonu ile mi

ilgileniyor?

Sadece Frankfurt değil, yurtdışı fuarlarımızın birçoğunda

Kasım - November 2020


40

fair for many years. Leading automotive industry fair

Automechanika, the ISH trade fair for our construction

and energy sectors, and many more in our fair Light +

Building, Turkey is among the countries with the greatest

participation. As Messe Frankfurt Istanbul, we also intend

to ensure the continuity of this development. Not only in

Istanbul Motobike and Automechanika Istanbul which we

organize in Turkey, no matter where in the world, we are

aiming minimum one Turkish exhibitor to take place in all of

our fairs.

During the pandemic, the fair industry was one of

the most affected industries. What do you expect

during and after the normalization process?

Recently, we often hear the expressions of “normalization”

and “new normal”. From the beginning of 2020, the global

coronavirus pandemic is challenging the event industry, as

there are numerous reasons that have forced humanity to

change their daily lives and living conditions throughout its

nearly 200,000-year history. But as you may understand,

in the 780-year period many pandemics, wars, economic

and political crises have passed. During this period, both

in Turkey and around the world it will be the beginning of

a new era and although the expectations as an exhibition

area will undergo a change in perception; tough periods

such as a pandemic actually accelerate or slow down

ongoing processes. Issues such as digitalization and security

were already on our agenda, the pandemic accelerates the

process only at this point. At the end of the day, whether

it is lighting, automotive or textile, both the manufacturer

and the consumer are human. As a social being, human

always prefers to meet face to face. In cases where physical

meeting is restricted or there is no feasibility, digital

platforms are of course a very good opportunity offered by

technology. However, as long as humanity remains on the

stage of history, and as Messe Frankfurt’s platforms have

made possible for 780 years, the most important success

factor of the trade fair industry will continue to be face-toface

meetings.

As Messe Frankfurt, we take measures to maintain social

distance on the basis of increasing corridor widths and

minimum stand areas, one / two-way traffic practices in

the corridors, regulations in food and beverage areas and

regular health checks in all the organizations we organize

after the pandemic and will organize in the upcoming

period.

Will there be any new events Messe Frankfurt will

organize Istanbul in Turkey?

We welcome a lot of suggestions from the collaboration of

exporters’ unions and associations which we cooperate in

our foreign fairs about organizing a new event in Turkey. Of

course, we continue our evaluations for a fair organization

firmalarımız, her yıl yükselen katılım grafiği ile ülkemizin

üretim potansiyelini net bir biçimde yansıtıyor. Dünyanın

lider ev tekstili fuarı Heimtextil’de bu yıl Türkiye’den

300’ün üzerinde firma standı yer aldı ve katılım gösteren

ülkeler arasında en büyük sergi alanı ülkemize aitti.

Giyimlik kumaş fuarlarımızdan Texworld Paris’te uzun

yıllardır katılımcılarımızın fuara gösterdikleri ilgi ile Çin’in

ardından en çok katılımcısı olan 2. ülke konumundayız. Lider

otomotiv endüstrisi fuarı Automechanika, yapı ve enerji

sektörlerine yönelik fuarlarımızdan ISH, Light+Building ve

daha birçok fuarımızda Türkiye, en fazla katılım gösteren

ülkeler arasında yer alıyor. Messe Frankfurt İstanbul olarak

bizler de bu gelişimin sürekliliğini sağlamak niyetindeyiz.

Sadece Türkiye’de düzenlediğimiz Motobike Istanbul ve

Automechanika Istanbul değil, dünyanın neresinde olursa

olsun her fuarımızda en az 1 Türk firmanın katılımcı olarak

yer almasını hedefliyoruz.

Pandemi sürecinde fuarcılık sektörü fazla

etkilenen sektörlerden birisi oldu. Normalleşme

sürecinde ve sonrasında neler bekliyorsunuz?

Son dönemde “normalleşme” ve “yeni normal” ifadelerini

sıklıkla duyuyoruz. İnsanoğlunun yaklaşık 200 bin yıllık

tarihi boyunca günlük yaşamlarını ve yaşam koşullarını

değiştirmeye zorlayan sayısız nedenlerde olduğu gibi,

2020’nin başından itibaren küresel korona virüs pandemisi

etkinlik endüstrisine meydan okuyor. Fakat takdir edersiniz

ki 780 yıllık süreçte birçok pandemi, savaş, ekonomik ve

politik kriz döneminden geçildi. Bu dönem hem dünyada

hem de Türkiye’de yeni bir dönemin başlangıcı olacak ve

fuar alanı algısı da değişime uğrayacak gibi bir beklenti

olsa da; pandemi gibi sıkıntılı dönemler aslında süregelen

süreçleri hızlandırıyor ya da yavaşlatıyor. Dijitalleşme ve

güvenlik gibi konular zaten gündemimizdeydi, pandemi

sadece bu noktada süreci hızlandırıyor. Günün sonunda

ister aydınlatma, ister otomotiv, ister tekstil işi yapın üretici

de, tüketici de insan. İnsan sosyal bir varlık olarak her

zaman yüz yüze görüşmeyi tercih eder. Fiziksel görüşmenin

kısıtlandığı ya da fizibilitesinin olmadığı durumlarda dijital

platformlar elbette ki teknolojinin bizlere sunduğu çok

güzel bir fırsat. Ancak, insanlık tarih sahnesinde olmaya

devam ettiği sürece ve Messe Frankfurt’un platformlarının

780 yıldır mümkün kıldığı gibi, ticari fuar endüstrisinin en

önemli başarı faktörü, yüz yüze görüşmeler olmaya devam

edecektir. Messe Frankfurt olarak pandemiden sonra

düzenlediğimiz ve önümüzdeki dönemde düzenleyeceğimiz

tüm organizasyonlarda koridor genişliklerinin ve minimum

stant alanlarının artırılması, koridorlarda tek/çift yön trafik

uygulamaları, yeme-içme alanlarındaki düzenlemeler ve

düzenli sağlık kontrolleri ile temelinde sosyal mesafeyi

korumaya yönelik önlemler alıyoruz.

Messe Frankfurt İstanbul’un Türkiye’de organize

edeceği yeni etkinlikler var mı?

Yurtdışı fuarlarımızda işbirliği içinde olduğumuz ihracatçı

birlikleri ve derneklerden Türkiye’de yeni bir etkinlik

Kasım - November 2020


41

for the right sectors at the right

time. We will provide platform

infrastructure for the Virtual

Hometex Turkey 2020 digital

event, which will be organized

by Denizli Exporters Association

and Denizli Chamber of Industry

between 18-20 November 2020,

and bring international visitors

from the home textile industry

together with our companies,

and we will provide international

marketing services for more

than 100,000 company officials

all over the world. In the near

future, we will work on similar

digital projects in different

sectors with our other export

associations.

What are your

recommendations to

prospective exhibitors and

visitors for the new term?

We are in a period where

pandemic and international

travel restrictions continue.

In this process, postponing

or canceling international

trade fairs for future dates

has generated a need for new

product arrangements and new

business connections for both

manufacturers and purchasers.

Unless trade fairs are organized, manufacturers cannot find

the opportunity to present their new products and services

to their potential customers and purchasing professionals

cannot find the chance to meet new suppliers that will

meet the demand in their markets. When the international

trade fairs reopen, the effect of the pandemic will

continue, and it will take time for the number of exhibitors

and visitors to reach the previous level. However, our

advice to our companies is that they take all personal

health precautions as long as they can travel to the fair

and take part in our fairs, not to miss the chance to “turn

the crisis into an opportunity” arising from the pandemic.

With our hybrid fair applications, as long as you are

participating in our fairs, even visitors who cannot travel

will be able to view your products in digital environment

and communicate with you live thanks to your presence

in both physical and digital platforms. In this way, you can

convert your fair investment to export in a short time by

establishing new business connections.

düzenlemememiz

yönünde sık sık öneriler

alıyoruz. Elbette bizler de

doğru zamanda, doğru

sektörlere yönelik bir

fuar organizasyonu için

değerlendirmelerimizi

sürdürüyoruz. 18-20 Kasım

2020 tarihleri arasında

Denizli İhracatçılar Birliği

ve Denizli Sanayi Odası’nın

organize edeceği, ev tekstili

sektöründen uluslararası

ziyaretçileri firmalarımızla

buluşturacak ‘Virtual

Hometex Turkey 2020

dijital etkinliği için platform

altyapısı ve tüm dünyada

100.000’in üzerinde firma

yetkilisine yönelik uluslararası

pazarlama hizmeti sunacağız.

Yakın gelecekte diğer

ihracatçı birliklerimizle de

farklı sektörlerde benzer

dijital projeler üzerinde

çalışmalarımız olacaktır.

Yeni dönem için

potansiyel katılımcı

ve ziyaretçilere

tavsiyeleriniz nelerdir?

Pandemi ve uluslararası

seyahat kısıtlamalarnın

devam ettiği bir dönemdeyiz.

Bu süreçte, uluslararası ticaret

fuarlarının ileri tarihlere ertelenmesi veya iptal edilmesi

hem üretici hem de satın almacı firmalar için yeni ürünler ve

yeni iş bağlantılarına yönelik aylardır devam eden bir ihtiyaç

doğurmuş durumdadır. Ticaret fuarları düzenlenmediği

sürece üretici firmalar yeni ürün ve hizmetlerini potansiyel

müşterilerine sergileme imkanı bulamazken, satın alma

profesyonelleri de kendi pazarlarındaki talebi karşılayacak

yeni tedarikçilerle buluşma şansı bulamıyor. Uluslararası

ticaret fuarları tekrar açıldığında pandeminin etkisi devam

edecek, katılımcı ve ziyaretçi sayılarının eski seviyeye

ulaşması elbette zaman alacaktır. Ancak firmalarımıza

tavsiyemiz, fuar için seyahat edebildikleri müddetçe

tüm kişisel sağlık önlemlerini alarak fuarlarımıza iştirak

etmeleri, pandemi ile doğan “krizi fırsata çevirme” şansını

kaçırmamaları yönündedir. Hibrit fuar uygulamalarımızla,

sizler fuarlarımızda katılımcı olduğunuz sürece, aynı

anda hem fiziksel hem de dijital platformdaki varlığınız

sayesinde seyahat edemeyen ziyaretçiler bile ürünlerinizi

dijital ortamda görüntüleyecek, sizinle canlı iletişime

geçebileceklerdir. Bu sayede yeni iş bağlantıları kurarak kısa

sürede fuar yatırımınızı ihracata dönüştürebilirsiniz.

Kasım - November 2020


44

“Cold Storage and Transport of the Coronavirus Vaccine

is not as hard as Finding The Vaccine”

“Koronavirüs Aşısının Soğuk Muhafazası ve

Taşınması, Aşıyı Bulmak Kadar Zor Değil”

SOSİAD, dünyayı umutlandıran Koronavirüs

Aşısının bulunmasının ardından, soğuk muhafaza

ve taşınması ile ilgili endişeleri yanıtladı:

Turgay Karakuş, Chairman of Association of Turkish Refrigeration

Industry and Business People (SOSIAD)

SOSİAD responded to the concerns about cold

storage and transportation after the coronavirus

vaccine, which made the world hope, was found:

The experimental coronavirus vaccine developed by Pfizer

and BioNTech SE also raised concern about cold storage

and transportation. It is said that it may take years before

the vaccine can be used widely in the world, given the

insufficiency of the available opportunities for the storage

and distribution of the vaccine, which is announced to

provide 90% protection. Because the vaccine in question

must be kept at -70 ° C or even lower at -80 ° C. Many

existing hospitals and medical facilities do not have ultralow

temperature storage facilities.

Turgay Karakuş, Chairman of Association of Turkish

Refrigeration Industry and Business People (SOSIAD), said,

“The cold storage and transportation of the coronavirus

vaccine is not as difficult as finding the vaccine” and

continues as follows: demonstrated the importance of the

cold chain. The world is going through a critical juncture.

The Coronavirus, which threatens all humanity, brings to

light the needs of humanity in the struggle for survival. As

professionals in the cooling industry, we know that we have

serious responsibilities in this process. Food is essential

Pfizer ve BioNTech SE tarafından geliştirilen deneysel

koronavirüs aşısı, soğuk muhafaza ve nakliyesi konularında

endişeyi de gündeme taşıdı. %90 koruma sağladığı

açıklanan aşının saklanması ve dağıtımı konusunda mevcut

olanakların yetersizliği karşısında, aşının dünya genelinde

yaygın olarak kullanılabilmesinin yılları bulabileceği

söyleniyor. Zira, söz konusu aşının -70 °C, hatta daha düşük

sıcaklıkta -80 °C’de bulundurulması gerekiyor. Mevcut

pek çok hastane ve medikal tesis, ultra düşük sıcaklıkta

muhafaza olanaklarına sahip değil.

SOSİAD (Soğutma Sanayi İş İnsanları Derneği) Yönetim

Kurulu Başkanı Turgay Karakuş, “Koronavirüs aşısının

soğuk muhafazası ve taşınması, aşıyı bulmak kadar zor

değil” diyor ve sözlerine şöyle devam ediyor: “Covid-19

pandemisi, hiçbir zaman olmadığı kadar, soğuk muhafaza

ve bütünüyle soğuk zincirin önemini gözler önüne serdi.

Dünya kritik bir dönemeçten geçiyor. Tüm insanlığı

tehdit eden Koronavirüs, insanlığın hayatta kalma

mücadelesindeki gereksinimleri gün yüzüne çıkarıyor.

Soğutma sektörü profesyonelleri olarak, bu süreçte ciddi

sorumluluklarımız olduğunu biliyoruz. Hayatta kalmak

için gıda, insanlar için temel gereksinimdir, doğru ve

sağlıklı beslenme için soğuk zincir çok önemlidir. Gıda için

önemli olan soğuk zincir, içinde bulunduğumuz dönemde

virüsü durduracak aşı çalışmaları için de hayati öneme

sahiptir. Aşı çalışmalarında görev alan bilim insanları

aşının sağlıklı koşullarda muhafazası ve taşınması

için -80 °C’nin sağlanması gerektiğini belirtiyor. Bunu

sağlayabilmek, bazı zorluklarına rağmen şüphesiz ki

teknik açıdan mümkündür ve Covid-19’dan kurtulmak için

verilen mücadeleden daha zor değildir. Biz sektör olarak

bu kadar önemli bir sorumluluğu taşıyabilecek yetkinlikte

olduğumuzu ve bu sorumluluğu çok yüksek hassasiyetle

yerine getirebileceğimizi biliyoruz. Temennimiz bu virüsün

daha fazla insana zarar vermeden ve hayattan koparmadan

durdurulmasıdır. İstenen bu kritik koşullar, vakit

kaybetmeden alınacak yatırım kararları ile mümkün olabilir.

Kasım - November 2020


45

for survival, and the cold chain is essential for proper and

healthy nutrition. The cold chain, which is important for

food, is also vital for vaccine studies that will stop the

virus in the current period. Scientists involved in vaccine

studies state that -80 ° C should be provided for the vaccine

to be stored and transported in healthy conditions. To

achieve this is, of course, technically possible despite some

difficulties, and it is not more difficult than the struggle

to get rid of Covid-19. As a sector, we know that we are

competent to carry such an important responsibility

and that we can fulfill this responsibility with very high

precision. Our hope is to stop this virus without harming

more people and breaking away from life. These critical

conditions can be possible with investment decisions

taken without delay. The new and innovative technologies

we use in the facilities we have already designed and

implemented are capable of providing the desired critical

conditions, they will only need extensions such as cascade

systems. If it is in the face of such importance, it can

generate an acceptable investment cost difference. In

this context of investment decisions should be taken and

the implementation, SOSIAD and Turkey to provide all the

necessary technical support in the refrigeration industry,

we are ready to participate in the study. Our hope is that

the vaccine will be successful and stop the virus quickly.

On behalf of our association and our industry, we invite all

humanity to take the necessary precautions, obey the rules

and be patient.”

Hali hazırda projelendirdiğimiz, hayata geçirdiğimiz

tesislerde kullandığımız yeni ve yenilikçi teknolojiler,

istenen kritik koşulları sağlamaya muktedirdir, sadece

kaskad sistemler gibi genişletmelere ihtiyacı olacaktır. Bu

ise; böylesi bir önem karşısında kabul edilebilir bir yatırım

maliyeti farkı yaratabilir. Bu doğrultuda gereken yatırım

kararlarının alınması ve hayata geçirilmesinde, SOSİAD ve

tüm Türkiye soğutma sektörü olarak gerekli teknik desteği

sunmaya, çalışmalara katılmaya hazırız.

Temennimiz aşının başarılı olması ve hızlı bir şekilde virüsü

durdurmasıdır. Derneğimiz ve sektörümüz adına tüm

insanlığı gerekli önlemleri almaya, kurallara uymaya ve

sabırlı olmaya davet ediyoruz.”

Kasım - November 2020


46

$ 4 Million Trade in Healthcare Products!

Sağlık Ürünlerinde 4 Milyon Dolarlık Ticaret!

Zeynep Ünal Öztop, Member of Tüyap Board of Directors and Assistant General Manager for Strategic Marketing

The 27th Expomed Eurasia Fair, where the health

and medical device industry, whose importance

and responsibility have increased even more due

to the pandemic, was flooded with foreign buyers.

Nearly 2 thousand international visitors from

73 countries came to the fair organized by Reed

Tüyap Fair, one of the group companies of Tüyap,

and nearly 1500 international online visitors via

the digital business network platform Business

Connect Program. Nearly 4 million dollars of trade

took place at the fair.

The most effective health and medical device industry

meeting platform, which is increasingly important in the

fight against the pandemic, 27th edition of Expomedia

Eurasia Fair was visited by close to 9 thousand business

people from 74 countries including Turkey. 27th Expomed

Eurasia International Medical Anaylsis, Diagnosis,

Treatment, Rehabilitation, Laboratory Product, Device,

System, Technology, Equipment and Hospital Fair organized

by Reed Tüyap Fair, one of the group companies of Tüyap,

was carried out in Istanbul between 5 and 7 November.

Pandemi nedeniyle önemi ve sorumluluğu daha da

artan sağlık ve tıbbi cihaz sektörünün buluştuğu

27’nci Expomed Eurasia Fuarı, yabancı alıcı

akınına uğradı. Tüyap’ın grup şirketlerinden Reed

Tüyap Fuarcılık’ın İstanbul’da düzenlediği fuara,

73 ülkeden 2 bine yakın uluslararası ziyaretçi

gelirken, dijital iş ağı platformu Business Connect

Programı üzerinden ise 1500’e yakın uluslararası

online ziyaretçi katıldı. Fuarda 4 milyon dolara

yakın ticaret gerçekleşti.

Pandemiyle mücadelede gittikçe önem kazanan sağlık ve

tıbbi cihaz sektörünün en etkin buluşma platformu olan 27.

Expomed Eurasia Fuarı’nı Türkiye dahil 74 ülkeden 9 bine

yakın iş insanı ziyaret etti.

Tüyap’ın grup şirketlerinden Reed Tüyap Fuarcılık’ın

düzenlediği 27. Expomed Eurasia Uluslararası İstanbul

Tıbbi Analiz, Teşhis, Tedavi, Koruma, Rehabilitasyon,

Laboratuvar Ürün, Cihaz, Sistem, Teknoloji, Donanım ve

Hastaneler Fuarı, İstanbul’da 5-7 Kasım tarihleri arasında

gerçekleştirildi.

Kasım - November 2020


47

Pandemic materials attracted attention

Nearly 200 companies participated in Expomed Eurasia,

where innovative products manufactured with the latest

technology in the fields of health and medical devices

met with visitors. More needed in the fight against the

pandemic at the fair was also observed that there was

a high demand for consumables such as gloves, masks,

life support systems, stainless hospital equipment

including hospital and intensive care beds, laboratory and

biotechnology products and immune system enhancing,

OTC products and food supplements. Thanks to the

MyTüyap digital platform, which Tüyap Fair Organization

Group offers its participants free of charge this year, all

products in the Expomed Eurasia fair were also exhibited

online throughout the year. The products on the website,

predominantly of these products for the pandemic, were

examined 1 million 374 thousand times by domestic and

foreign buyers this year.

The largest audience of visitors on the platform was

European and American buyers. The most reviewed

products are as follows;

1) Consumables (Gloves and masks)

2) Life support system

3) Intensive care bed

4) Laboratory and Biotechnology Products

$ 4 million in trade with visitors from 73 countries

The pandemic has generated great interest satisfaction

of foreign visitors for the Expomed Eurasia, which is

followed with interest for 27 years, despite exceptional

circumstances and travel restrictions in Turkey and close

to the geography of the world. 1941 of the 8 thousand 58

visitors who visited the fair were foreign visitors.

250 international VIP purchasing delegation members were

invited to the fair. These VIP visitors came from Russia,

Ukraine, Uzbekistan, Kazakhstan, Egypt, Libya, Morocco,

Kosovo, Macedonia, Azerbaijan, Serbia, Iran and Iraq. The

Pandemi malzemeleri ilgi çekti

Sağlık ve tıbbi cihaz alanlarında son teknolojiyle üretilen

inovatif ürünlerin ziyaretçilerle buluştuğu Expomed

Eurasia’ya 200’ye yakın firma katıldı. Fuarda pandemiyle

mücadelede daha fazla ihtiyaç duyulan; eldiven, maske

gibi sarf malzemelerine, yaşam destek sistemlerine,

hastane ve yoğun bakım yatakları dahil paslanmaz hastane

ekipmanlarına, laboratuvar ve biyoteknoloji ürünleri ile

bağışıklık sistemini güçlendirici, OTC ürünleri ve gıda

takviyelerine yüksek talep olduğu da gözlemlendi. Tüyap

Fuarcılık Grubu’nun katılımcılarına bu yıl tüm özelliklerini

ücretsiz sunduğu MyTüyap dijital platformu sayesinde,

Expomed Eurasia fuarında yer alan tüm ürünler yıl boyunca

online olarak da sergilendi. Ağırlığını pandemiye yönelik bu

ürünlerin oluşturduğu web sitesindeki ürünler bu yıl yerli ve

yabancı alıcılar tarafından 1 milyon 374 bin kere incelendi.

Platform üzerinde en büyük ziyaretçi kitlesini ise Avrupalı

ve Amerikalı alıcılar oluşturdu. En çok incelenen ürünler ise

şöyle;

1)Sarf Malzemeleri (Eldiven ve maske)

2)Yaşam destek sistemi

3)Yoğun bakım yatağı

4)Laboratuvar ve Biyoteknoloji Ürünleri

73 ülkeden ziyaretçiyle 4 milyon dolarlık ticaret

Türkiye ve yakın coğrafyada 27 yıldır ilgiyle takip edilen

Expomed Eurasia’ya dünyadaki olağanüstü pandemi

koşullarına ve seyahat kısıtlamalarına rağmen yabancı

ziyaretçilerin ilgisi memnuniyet yarattı. Fuarı ziyaret eden 8

bin 58 ziyaretçinin 1941’i yabancı ziyaretçilerden oluştu.

250 uluslararası VIP alım heyeti üyesi fuarda davetli olarak

yer aldı. Bu VIP ziyaretçiler; Rusya, Ukrayna, Özbekistan,

Kazakistan, Mısır, Libya, Fas, Kosova, Makedonya,

Azerbaycan, Sırbistan, İran ve Irak’tan geldiler. Fuara

katılan firmalar, özellikle Özbekistan, Libya, Irak ve Fas’a

yönelik ciddi satışlar yaptıklarını belirttiler. Medikal

Kasım - November 2020


48

companies participating in the fair stated that they made

serious sales especially to Uzbekistan, Libya, Iraq and

Morocco. Visitors from Uzbekistan, which is an important

market in the medical sector, opened the doors of export

to fair participants. Nearly 4 million dollars of trade took

place at the fair.

In addition, international visitors came from 73 countries,

of which the majority of European countries, including

Germany, Austria, Finland, Norway, Ukraine and Russia.

Approximately 1500 international online visitors attended

Expomed Eurasia, visited by Tüyap, through the Business

Connect Program, the digital business network platform

launched by Tüyap. Dozens of visitors who could not come

to the fair due to travel restrictions were allowed to meet

online with the participants.

“Those who physically unable to come together

were gathered on the online platform”

Stating that they have raised the bar in hybrid fairs at

Expomed Eurasia, Zeynep Ünal Öztop, Member of Tüyap

Board of Directors and Assistant General Manager for

Strategic Marketing, explained the application they carried

out for the first time as follows: “This year, we provided a

remote fair experience for our exhibitors and visitors who

could not attend the fair due to pandemic reasons. The

profiles of our exhibitors were also available on the online

platform where pre-fair meetings were arranged, and they

had the opportunity to meet online with buyers interested

in their products and services. Over 50 follow-up meetings

were held with our participants on the platform, where

nearly 1500 foreign buyers entered.”

Domestic and national products showcased

Domestic and national medical devices were also

showcased at Expomed Eurasia, where the latest

innovations and developments in products such as

masks and disinfectants, which are widely used during

the pandemic process, were also displayed. The most

interesting of these was a domestic electroshock device

developed by ASELSAN. Turkey’s industrial imparted to the

health sector in line with local and national objectives of

ASELSAN Heartline of automated external defibrillators

(OED) and health professionals, investors have found the

opportunity to examine for the first time Expomedia.

ASELSAN’s Heartline Automatic External Defibrillator

(OED), which performs critical intervention in sudden

cardiac arrest, got full marks from the fair visitors.

sektörde önemli bir pazar niteliği taşıyan Özbekistan’dan

gelen ziyaretçiler, fuar katılımcılarına ihracat kapılarını

araladı. Fuarda 4 milyon dolara yakın ticaret gerçekleşti.

Ayrıca Almanya, Avusturya, Finlandiya, Norveç, Ukrayna ve

Rusya’nın da aralarında bulunduğu Avrupa ülkelerinin de

çoğunluğu oluşturduğu 73 ülkeden uluslararası ziyaretçinin

gezdiği Expomed Eurasia’ya Tüyap’ın hayata geçirdiği dijital

iş ağı platformu olan Business Connect Programı üzerinden

1500’e yakın uluslararası online ziyaretçi katıldı. Seyahat

kısıtlarından dolayı fuara gelemeyen onlarca ziyaretçinin

katılımcılarla online olarak toplantı yapabilmesine olanak

sağlandı.

“Fiziki olarak gelemeyen online platformda

buluştu”

Expomed Eurasia’da hibrit fuarcılıkta çıtayı biraz daha

yükselttiklerini söyleyen TÜYAP Yönetim Kurulu Üyesi

ve Stratejik Pazarlama Genel Müdür Yardımcısı Zeynep

Ünal Öztop, ilk kez gerçekleştirdikleri uygulamayı şöyle

anlattı: “Bu sene pandemiye bağlı nedenlerden dolayı fuara

gelemeyen katılımcı ve ziyaretçilerimiz için uzaktan fuar

deneyimi yaşamalarını sağladık. Fuar öncesi toplantıların

ayarlandığı online platformda da katılımcılarımızın profilleri

yer aldı ve online olarak ürün ve hizmetleri ile ilgilenen

alıcılarla online toplantı yapma şansı buldular. 1500’e yakın

yabancı alıcının giriş yaptığı platformda, katılımcılarımız ile

50’nin üzerinde takip edilebilir toplantı gerçekleştirildi.”

Yerli ve milli ürünler görücüye çıktı

Pandemi sürecinde çok kullanılan maske, dezenfaktan gibi

ürünlerdeki en son yenilik ve gelişmelerin de sergilendiği

Expomed Eurasia’da yerli ve milli tıbbi cihazlar da görücüye

çıktı. Bunlardan en ilgi çekeni ise; ASELSAN’ın geliştirdiği

yerli elektroşok cihazıydı.

Türkiye’nin sanayide yerli ve milli hedefleri doğrultusunda

sağlık sektörüne kazandırılan ASELSAN Heartline

Otomatik Eksternal Defibrilator’ü (OED) yatırımcılar

ve sağlık profesyonelleri ilk kez Expomed’de inceleme

şansını buldular. Ani kalp durmalarında kritik müdahaleyi

gerçekleştiren ASELSAN Heartline Otomatik Eksternal

Defibrilator (OED), fuar ziyaretçilerinden tam not aldı.

Kasım - November 2020


50

Santa Farma And Mealis Announce Strategic Cooperation

Santa Farma ve Mealis’den Stratejik İş Birliği

Santa Farma, one of the most well-rooted

domestic pharmaceutical companies in Turkey,

entered into a strategic cooperation agreement

with MEALIS Middle East Life Sciences under

which MEALIS has been assigned the selling,

marketing and distribution rights of a drug

formulated with duloxetine hydrochloride and

used for treatment of moderate and severe stress

type urinary incontinence affecting women.

Santa Farma proudly invested EUR 150 million in its stateof-the-art

manufacturing plant which was commissioned

for the benefit of Turkish pharmaceutical industry with

a closed space of 43 thousand sqm in Dilovası, Kocaeli in

2015. The manufacturing plant which boasts of the capacity

to manufacture annually 150 million boxes in a single shift

based on EU-GMP, TR-GMP and Jordanian GMP certificates

not only manufactures products for Turkey and countries of

export but also provides localization support to global and

domestic pharmaceutical companies which are engaged in

importing pharmaceutical products.

Recognized for its dedication to ensuring “healthy life at

every age”, MEALIS started its operations in Dubai and

Beirut in 2013, to be followed with Turkey in 2014. MEALIS

currently undertakes services for drugs, medical devices

and supplements in 35 different countries, including

Turkey, in Eastern Europe, Middle East and Northern

Türkiye’nin en köklü yerli ilaç şirketleri arasında

yer alan Santa Farma, MEALIS Ortadoğu Yaşam

Bilimleri ile yapmış olduğu stratejik iş birliği

anlaşmasıyla, kadınlarda orta dereceli ve şiddetli

stres tip idrar kaçırma tedavisinde kullanılan

duloksetin hidroklorür etkin maddeli ilacın satış,

pazarlama ve dağıtım haklarını MEALIS’e devretti.

Santa Farma, Kocaeli’nin Dilovası ilçesinde 150 milyon

avroluk yatırımla faaliyete geçirilen 43 bin metrekare

kapalı alana sahip en son üretim ve bina teknolojileri

kullanılan üretim tesisini 2015 yılında Türk İlaç sanayinin

hizmetine sunmuştur. Yıllık tek vardiyada 150 milyon kutu

üretim kapasitesine, EU-GMP, TR-GMP ve Ürdün GMP

sertifikalarına sahip tesiste, yalnızca Türkiye ve ihracat

yapılan ülkeler için Santa Farma ürünleri üretilmekle

kalmayıp, yurtdışından ürün ithal edilmekte olan global ve

yerli ilaç firmalarına yerelleşme adına destek verilmektedir.

Her yaşta sağlıklı yaşam kavramını kendisine ilke edinerek,

2013 yılında Dubai ve Beyrut’ta faaliyetlerine başlayan

MEALIS, Türkiye faaliyetlerine ise 2014 yılında başlamıştır.

MEALIS Türkiye dahil 35 farklı ülke olmak üzere Doğu

Avrupa, Ortadoğu ve Kuzey Afrika’daki faaliyetlerine ilaç,

tıbbi cihaz ve takviye edici gıda alanında devam etmektedir.

Kasım - November 2020


51

Africa. MEALIS Turkey undertakes promotion, marketing,

selling and distribution operations for original and generic

drugs with a view to contributing to the development and

sustainability of pharmaceutical industry in addition to

improving the future of public health.

Under the strategic cooperation agreement, Mealis was

granted the selling, marketing and distribution rights of a

drug formulated with duloxetine hydrochloride and used

for treatment of moderate and severe stress type urinary

incontinence affecting women since 2015 when it was

launched in Turkey by Santa Farma.

Urinary Incontinence

Urinary incontinence is a disorder which frequently

affects the seniors and women. 1 out of 3 patients with

urinary incontinence disorder seeks medical help in the

world. The disease is known to disrupt the life quality of

the remaining 2 out of 3 patients due to lack of medical

intervention. In Turkey, solely 12% of women with urinary

incontinence seek medical help. In general, patients are

prone to consider urinary incontinence as a byproduct of

old age but it is a treatable disorder. There are three types

of urinary incontinence which are stress incontinence,

urge incontinence and mixed incontinence. According

to scientific research, stress incontinence is the most

common type of incontinence as it affects 49% of all

patients. Patients with stress incontinence leak urine when

coughing, sneezing, lifting weight and physical exercise.

Patients who suffer from urinary incontinence are advised

to seek help at the closest healthcare institution.

İlaç endüstrisinin gelişimine, sürdürülebilirliğine ve toplum

sağlığının geleceğine katkı sağlamayı ilke edinen MEALIS

Türkiye orijinal, jenerik ilaç ürünlerinin tanıtım, pazarlama,

satış ve dağıtımını gerçekleştirmektedir.

İmzalanan stratejik iş birliği anlaşmasıyla, Santa Farma

tarafından 2015 yılında Türk tıbbının hizmetine sunulan,

kadınlarda orta dereceli ve şiddetli stres tip idrar

kaçırmanın tedavisinde kullanılan duloksetin hidroklorür

etkin maddeli ilacın satış, pazarlama ve dağıtım hakları

Mealis’e devredilmiştir.

İdrar Kaçırma

İdrar kaçırma, yaşlılarda ve kadınlarda sık görülen bir

hastalıktır. Dünyada her 3 idrar kaçırma hastasından 1’i

hekime başvururken, hekime başvurmayan her 3 hastadan

2’sinin yaşam kaliteleri bozulmaktadır. Türkiye’de ise idrar

kaçıran kadınların sadece %12’si hekime başvurmaktadır.

Genel olarak hastalar, idrar kaçırma durumunu yaşlılık

kaynaklı olarak düşünmektedirler, ancak idrar kaçırma,

tedavisi mümkün bir hastalıktır. İdrar kaçırmanın stres tip,

sıkışma tipi ve karışık tip olmak üzere üç farklı tipi vardır.

Yapılan çalışmalara göre %49 ile en sık karşılaşılan durum,

stres tip idrar kaçırmadır. Stres tipte hastalar; öksürme,

hapşırma, ağır kaldırma ve fiziksel egzersiz esnasında idrar

kaçırmaktadırlar. İdrar kaçırma şikayeti yaşayan hastaların

en yakın sağlık kuruluşlarına başvurmaları önerilmektedir.

Kasım - November 2020


52

Rüya Koşkun was Appointed as New Diabetes and Vaccines

as Business Unit Director at MSD Turkey

Rüya Koşkun MSD Türkiye Diyabet ve Aşı İş Birimi

Direktörü Olarak Atandı

MSD Türkiye Kurumsal İletişim ve Koordinasyon

Müdürlüğü görevini yürüten Rüya Koşkun, 1 Kasım

2020 tarihi itibarı ile MSD Türkiye Diyabet ve Aşı

İş Birimi’ne İş Birimi Direktörü olarak atandı.

Rüya Koşkun, Diabetes and Vaccines as

Business Unit Director at MSD Turkey

Carrying out the task of Corporate

Communications and Coordination Directorate

at MSD Turkey, Rüya Koşkun was appointed as

the new Director of Business Unit of Diabetes

and Vaccines Business Unit at Turkey MSD as of

November 1, 2020.

MSD has held senior appointments in Turkey. Finally, MSD

Turkey Corporate Communications and Coordination

Manager who served as the Dream pavilion was brought to

Turkey MSD Diabetes and Vaccines Business Unit Director.

Rüya Koşkun, who received her master’s degree in

Sociology from Oxford University after completing her

university education in the Department of Sociology at

Boğaziçi University, started her career in 2009 as a Research

Analyst in the field of Management Consulting. After

completing her master’s degree, working as Business

Analyst by Nielsen in the United Kingdom between

2011-2012 years, Koşkun was back in Turkey in 2012 and

worked in various positions in Human Resources, Business

Development and Marketing Pfizer Turkey. Joining MSD

Turkey in 2015 as Product Manager Immunology, Rüya

Koşkun was to carry out the tasks Coordination Directorate

since May 2018. Rüya Koşkun, who also took the role of

Corporate Communication Leadership as of October 2019,

was managing the strategic communication and social

media management processes. Koşkun will lead Diabetes

and Vaccines Business Unit as a member of leadership team

at MSD Turkey.

MSD Türkiye’de üst düzey atama gerçekleşti. Son olarak

MSD Türkiye Kurumsal İletişim ve Koordinasyon Müdürü

görevini yürüten Rüya Koşkun, MSD Türkiye Diyabet ve Aşı

İş Birimi Direktörlüğü görevine getirildi.

Boğaziçi Üniversitesi Sosyoloji bölümünde tamamladığı

üniversite eğitiminin ardından Oxford Üniversitesi’nden

Sosyoloji yüksek lisans diplomasını alan Rüya Koşkun,

kariyerine 2009 yılında Yönetim Danışmanlığı alanında

Araştırma Analisti olarak başladı. Yüksek lisansını

tamamladıktan sonra, 2011-2012 yılları arasında Nielsen

İngiltere’de İş Analisti olarak çalışan Koşkun, 2012 yılında

Türkiye’ye dönerek Pfizer’da İnsan Kaynakları, Strateji ve İş

Geliştirme ve Pazarlama alanlarında çeşitli pozisyonlarda

görev aldı. 2015’te MSD Türkiye’ye İmmünoloji Ürün

Müdürü olarak katılan Rüya Koşkun, Mayıs 2018’den

beri Koordinasyon Müdürlüğü görevini yürütmekteydi.

Ekim 2019 itibariyle Kurumsal İletişim Liderliği rolünü de

üstlenen Rüya Koşkun, stratejik iletişim ve sosyal medya

yönetimi süreçlerini yönetiyordu. Rüya MSD Türkiye Liderlik

Takımı’nın bir üyesi olarak Diyabet ve Aşı İş Birimi’ne

liderlik edecek.

Kasım - November 2020


54

Aslı Ekren was Appointed as the New Hospital and

Immunology Business Unit Director at MSD Turkey

Aslı Ekren MSD Türkiye Hastane ve İmmünoloji

İş Birimi Direktörü Olarak Atandı

A senior appointment

was carried out in MSD

Turkey. Aslı Ekren

is the new Director

of Hospital and

Immunology Business

Unit at MSD Turkey

Graduated from

Galatasaray High School,

Aslı Ekren completed her

undergraduate education

at Boğaziçi University

with a double major in

Business and Economics

departments. Beginning

her professional career

as Marketing Manager

Candidate at Roche in 2007,

she continued in this role

until 2009 in Turkey and

Switzerland. Ekren worked

as the Product Manager

of Hematology Business

Unit, and as Senior Product

Manager of Oncology

Business Unit in Roche

Turkey between 2009

and 2016 years. Entering Takeda İlaç as Director of Drug

Gastroenterology Business Unit in 2016, undertaking the

establishment and management of mission of this unit, by

2017, she joined Gastroenterology Business Unit Leader

as Takeda Turkey Management Team. Besides sales and

marketing responsibility, she also directed the Takeda -

Shire merger operations in Turkey.

She joined INSEAD - Leadership Program in 2017. Finally

serving as a member of the Leadership Team as Unit Leader

of Pulmonary Arterial Hypertension Business at Janssen

Turkey, Ekren began her new duty of MSD Turkey as of

November 2, 2020 in Turkey. She will lead Hospital and

Immunology Business Unit as a member of the Leadership

Team at MSD Turkey in the new era.

Aslı Ekren, Hospital and Immunology

Business Unit Director at MSD Turkey

MSD Türkiye’de

üst düzey atama

gerçekleşti.

MSD Türkiye’nin

yeni Hastane ve

İmmünoloji İş Birimi

Direktörü Aslı Ekren

oldu.

Galatasaray Lisesi’nden

mezun olan Aslı Ekren,

lisans eğitimini Boğaziçi

Üniversitesi’nde İşletme

ve Ekonomi bölümlerinde

çift anadal yaparak

tamamladı. Profesyonel

kariyerine 2007 yılında

Roche’ta Pazarlama

Yönetici Adayı olarak

başlayan Ekren, 2009

yılına kadar bu görevini

Türkiye ve İsviçre’de

sürdürdü. Ekren, 2009-

2016 yılları arasında

Roche Türkiye’de

Ürün Müdürü olarak

Hematoloji İş Birimi’nde;

Kıdemli Ürün Müdürü

olarak Onkoloji İş Birimi’nde görev aldı.

2016 yılında Takeda İlaç’a Gastroenteroloji İş Birim Müdürü

olarak geçen ve bu birimin kurulması ve yönetilmesi

görevini üstlenen Aslı Ekren, 2017 yılında Gastroenteroloji

İş Birimi Lideri olarak Takeda Türkiye Yönetim Ekibi’ne

katıldı. Satış ve pazarlama sorumluluğunun yanı sıra

Takeda–Shire birleşmesinin Türkiye operasyonunu da

yönetti. 2017 yılında INSEAD - Liderlik Programı’na

katıldı. Son olarak Janssen Türkiye’de Pulmoner Arteriyel

Hipertansiyon İş Birim Lideri ve Liderlik Ekibi üyesi olarak

görev yapan Ekren, 2 Kasım 2020 tarihi itibariyle MSD

Türkiye’deki yeni görevine başladı. Yeni dönemde MSD

Türkiye Liderlik Takımı’nın bir üyesi olarak Hastane ve

İmmünoloji İş Birimi’ne liderlik edecek.

Kasım - November 2020


55

Gözde Ünverdi Arslan to be Appointed Roche Diabetes

Marketing and Market Access Director Responsible for

Eastern Europe and Developing Countries

Roche Diyabet Doğu Avrupa ve

Gelişmekte Olan Ülkelerden Sorumlu

Pazarlama ve Pazar Erişim Direktörü

Gözde Ünverdi Arslan oldu

Gözde Ünverdi Arslan, Roche Diabetes Marketing

and Market Access Director Responsible for Eastern

Europe and Developing Countries

With her 20 years of experience in various positions in

the healthcare sector Gözde Ünverdi Arslan joined Roche

Diagnostics Turkey, Diabetes Team as of September 21,

2020 and started her new career as Marketing and Market

Access Director in charge of the countries within the

Eastern Europe and Developing Countries.

Gözde Ünverdi Arslan graduated from Boğaziçi University

Chemical Engineering Department and completed her

master’s degree in Business Administration at the same

university. Unverdi, who started her career in Bayer, worked

as a manager in the fields of sales, marketing, operations

and strategic planning in the countries and regional

organizations of AstraZeneca and Novartis, respectively.

Sağlık sektöründe çeşitli görevlerde 20 yıllık deneyimi

bulunan Gözde Ünverdi Arslan, 21 Eylül 2020 tarihi itibariyle

Roche Diagnostik Türkiye Diyabet ekibine katılarak,

Türkiye’nin de içinde yer aldığı Doğu Avrupa ve Gelişmekte

Olan Ülkelerden sorumlu Pazarlama ve Pazar Erişim

Direktörü olarak göreve başladı.

Boğaziçi Üniversitesi Kimya Mühendisliği bölümünden

mezun olan Gözde Ünverdi Arslan, aynı üniversitede

İşletme alanında da yüksek lisans yaptı. Kariyer

yolculuğuna Bayer’de başlayan Ünverdi, sonrasında

sırasıyla AstraZeneca ve Novartis şirketlerinin ülke ve bölge

organizasyonları dahilindeki satış, pazarlama, operasyon ve

stratejik planlama alanlarında yönetici olarak çalıştı.

Kasım - November 2020


56

Movement is Essential for Cartilage Health

Kıkırdak Sağlığı için Hareket Şart

Aktif yaşamın olmazsa olmaz en önemli vücut

bölümü olan eklemlerin hareketini sağlayan

kıkırdak dokusunun zarar görmesi, geri dönüşümü

olmayan sağlık problemlerine neden olabilir. İzmir

Ekonomi Üniversitesi Medical Park Hastanesi

Ortopedi ve Travmatoloji Kliniği’nden Prof. Dr.

Ahmet Ekin, kıkırdak sağlığının korunması ve

tedavisi için neler yapılması gerektiği konusunda

önemli bilgiler verdi.

Professor Dr. Ahmet Ekin, Orthopedics and Traumatology Clinic,

Medical Park Hospital

Damage to the cartilage tissue that provides

the movement of the joints, which is the most

important body part indispensable for active life,

can cause irreversible health problems. Professor

Dr. Ahmet Ekin, Orthopedics and Traumatology

Clinic, Medical Park Hospital, Izmir Economy

University of gave important information about

what should be done for the protection and

treatment of cartilage health.

Declaring that the number of cartilage tissue in our body

is more than 200, Ekin said, “Cartilage tissue is the tissue

that allows us to move and covers the inner surface of

our joints. It is a flexible, fragile, slippery texture. Besides

the structural features that provide lubricity, the most

important formation is joint fluid. The decrease and

proliferation of joint fluid causes many problems.”

Kıkırdak dokusunun vücudumuzdaki sayısının 200’den fazla

olduğunu söyleyen Ekin: “Kıkırdak dokusu hareket etmemizi

sağlayan, eklemlerimizin iç yüzeyini kaplayan dokudur.

Esnek, kırılgan, kaygan bir dokudur. Kayganlığını sağlayan

yapısal özelliklerin yanında en önemli oluşum eklem

sıvısıdır. Eklem sıvısının azalması ve çoğalması beraberinde

birçok soruna neden olur.” dedi.

Vücut ağırlığı olumsuz etkiliyor

Genç yaşlarda belli bir kalınlığa sahip olan kıkırdak

dokusunun yaş ile beraber incelip aynı zamanda yapısal

özelliklerini kaybetmeye başladığını söyleyen Ekin: “Kıkırdak

sağlığını en çok etkileyen nedenlerin başında vücut ağırlığı

gelir. Vücut ağırlığının normal yürüme esnasında kalça ve

diz eklemi gibi eklemler üzerinde oluşturduğu baskı bir

katından fazladır ancak bu baskı merdiven çıkma sırasında

üç katına merdiven inme esnasında beş katına çıkmaktadır.

Yerde dizleri kıvırarak oturma ve çömelme pozisyonuna

gelindiğinde ise bu ağırlık 8 katın üzerine çıkmaktadır. 50

kg ağırlığında bir kişinin yerde oturarak veya çömelerek

dizler üzerinde çalışması halinde vücut ağırlığını 8 katı olan

400 kg diz eklemi kıkırdağın üzerine binmektedir. Bu kadar

yüksek ağırlık altında kalan kıkırdak sağlıklı olduğu takdirde

kendini korumakta ancak yapısal özellikleri bozulmuş

bir kıkırdak dokusu böyle bir ağırlığa maalesef ki uzun

Kasım - November 2020


58

Body weight negatively affects

Stating that the cartilage tissue, which has a certain

thickness at a young age, gets thinner with age and at the

same time begins to lose its structural properties, Ekin

said, “Body weight is one of the most important factors

affecting cartilage health. The pressure exerted by the

body weight on joints such as the hip and knee joints

during normal walking is more than one-fold, but this

pressure increases three times while climbing the stairs

and five times during the stairs. When it comes to the

sitting and squatting position by bending the knees on the

ground, this weight goes over 8 times. If a person weighing

50 kg works on the knees by sitting on the ground or

squatting, the 400 kg knee joint, which is 8 times his body

weight, overlaps the cartilage. If the cartilage under such a

high weight is healthy, it protects itself, but unfortunately,

a cartilage tissue with impaired structural features

cannot withstand such a weight for a long time and the

emergence of degenerative changes cannot be prevented.

In addition to the excessive load on the knee and hip joints

during straight running, the load on the spine also creates

a significant pressure on these joints, but this does not

create a serious problem for people with healthy cartilage

structure.”

Cartilage health requires regular exercise

Pointing out that the biggest joints of our body, the knees,

hips and ankles, are the joints with the most common

cartilage problems, Ekin stated that exercise, physical

therapy and proper nutrition are priorities in case of

cartilage deterioration. Prof. Dr. Ekin said, “Conscious

exercises slow the course of the disease. Especially the

exercises to be done in water provide abundant movement

of the joints due to the buoyancy of the water and there

is no excessive load on the joint. However, after a certain

age, in high-tempo sports such as football and basketball,

the pressure on the surface of the joints is high and may

cause more erosion of the cartilage. The effect of massage

to regulate local blood circulation is also important. Again,

many important studies are published that some foods are

beneficial on joint health. Substances such as cigarettes,

alcohol and caffeine have identified significant damages on

bone and joint health.” Ekin added that surgeries such as

joint and knee prostheses were performed on future dates.

süre dayanamamakta ve dejeneratif değişikliklerin ortaya

çıkması engellenememektedir. Düz koşu esnasında diz ve

kalça eklemi üzerine binen aşırı yük yanında aynı zamanda

omurga üzerine de binen yük bu eklemler üzerinde

belirgin bir bası oluşturmaktadır ancak sağlıklı kıkırdak

yapısına sahip olan kişilerde bu durum ciddi bir sorun

yaratmamaktadır.” dedi.

Kıkırdak sağlığı için düzenli egzersiz yapmak

gerekiyor

Vücudumuzun en büyük eklemleri olan diz, kalça ve ayak

bileklerinin en sık kıkırdak sorunlarının yaşandığı eklemler

olduğunu söyleyen Ekin, kıkırdak yapısının bozulması

durumunda egzersiz, fizik tedavi, doğru beslenmenin

öncelikli olduğunu belirtti. Prof. Dr. Ekin, “Bilinçli yapılacak

egzersizler hastalığın seyrini yavaşlatır. Özellikle su içinde

yapılacak egzersizler, suyun kaldırma kuvveti nedeniyle

eklemlerin bol hareketini sağlar ve ekleme aşırı yük

binmesi söz konusu olmaz. Fakat belli bir yaştan sonra

futbol, basketbol gibi yüksek tempolu spor dallarında

eklemlerin yüzeyine olan basınç fazladır ve kıkırdağın

daha fazla aşınmasına neden olabilir. Masajın lokal kan

dolaşımını düzenleyici etkisi de önemlidir. Yine bazı

gıdaların eklem sağlığı üzerinde faydalı olduğu yönünde

çok önemli sayıda çalışma yayınlanmaktadır. Sigara, alkol

ve kafein gibi maddelerin kemik ve eklem sağlığı üzerinde

tanımlanmış önemli zararları mevcuttur.” dedi. Ekin, ileri

dönemlerde ise eklem ve diz protezi gibi ameliyatların

yapıldığını sözlerine ekledi.

Kasım - November 2020


60

It Is a Big Mistake to Expect

Benefits from a Set of

Medical Devices without

Moving the Patient in

Physical Therapy

Fizik Tedavide Hastayı Hareket

Ettirmeden, Bir Takım Tıbbi

Cihazlardan Fayda Beklemek

Büyük Yanlış

Physical therapy, which has become more

important in recent years, is of great importance

in the solution of many health problems such as

lumbar and neck hernias, rheumatic diseases,

fibromyalgia, stroke, scoliosis, osteoporosis and

calcification. The best way to live a healthy

and pain-free life is through exercises that

are done properly and in a balanced way.

Emphasizing that the biggest medicine

of a physical therapy doctor is TOUCH

and MOVE his/her patient, Assoc. Dr.

Levent Tekin, Romatem Hospital Physical

Medicine and Rehabilitation Specialist

said, “Unfortunately, today, we often

witness that the patient is diagnosed and

treated by looking at the radiological images

(Emar, MR) or other laboratory tests, without

Bel - boyun fıtıkları, romatizmal rahatsızlıklar,

fibromiyalji, inme, skolyoz, kemik erimesi, kireçlenme

gibi birçok sağlık sorununun çözümünde son yıllarda

önemi daha da çok fark edilen fizik tedavi büyük önem

taşıyor. Sağlıklı ve ağrısız bir yaşam sürmenin en

doğru yolu dengeli ve doğru bir şekilde yapılan

egzersizlerden yani hareketten geçmektedir.

Bir fizik tedavi doktorunun en büyük ilacı

hastasına DOKUNMAK ve HAREKET

olduğunun altını çizen Romatem Hastanesi

Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Uzmanı Doç.

Dr. Levent Tekin, “ Maalesef günümüzde

sıklıkla hastaya hiç dokunmadan, hastanın

sadece radyolojik görüntülerine (Emar, MR)

veya diğer laboratuvar tetkiklerine bakılarak

tanı konulduğunu ve tedavi düzenlendiğine

şahit oluyoruz. Ancak doğru bir tanı için hatta

Kasım - November 2020

Assoc. Dr. Levent Tekin, Romatem

Hospital Physical Medicine and

Rehabilitation Specialist


62

touching the patient. However, it is absolutely necessary

to touch (examine) the patient for a correct diagnosis and

even the beginning of treatment. It is very important to

do appropriate exercises for the treatment process to be

healthier and the recovery obtained to be permanent.”

No one has heard of physical therapy, but do you really

know what it is or how it can help you? Physical therapy

plays a major role in improving the loss of movement and

function of people after various situations, relieving pain

and preventing possible discomfort.

Noting that the patients find physical therapy as

educational, Assoc. Dr. Levent Tekin, Romatem Hospital

Physical Medicine and Rehabilitation Specialist said,

“Patients rightly want to trust and care from their

doctors. Listening to the patient and examining his / her

examinations as well as examining the patient in detail

has a great role in gaining this trust. After the patient

has confidence, everything becomes easier for both the

physician and the patient. Most patients think they act right

until they start treatment. During the treatment process,

patients learn about their body and learn the wrong they

know right. Although physicians from different branches

recommend resting to their patients to recover the body

after surgery or traumas, we witness every day how

important it is to start an exercise as soon as possible. It is

very wrong to expect benefits from some medical devices

by recommending rest (immobility) without moving the

patient. Therefore, our biggest medicine is to touch our

patient and exercise.”

tedavinin de başlangıcı için hastaya dokunmak (muayene

etmek) mutlak gereklidir. Tedavi sürecinin daha sağlıklı

olması ve elde edilen iyileşmenin kalıcı olması için de uygun

egzersizleri yapmak çok çok önemlidir” ifadelerini kullandı.

Fizik tedaviyi duymayan yoktur ancak bunun ne olduğunu

veya size nasıl yardımcı olabileceğini gerçekten biliyor

musunuz? Her yaşta veya hayatın evresinde karşımıza

çıkabilen bu tedavi şekli kişilerin çeşitli durumlardan sonra

oluşan hareket ve fonksiyon kaybının iyileştirilmesinde,

ağrıların giderilmesinde ve olası rahatsızlıkların

önlenmesinde fizik tedavi büyük bir rol oynamaktadır.

Hastaların fizik tedaviyi eğitici bulduğuna dikkat çeken

Romatem Hastanesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Uzmanı

Doç. Dr. Levent Tekin, “Hastalar haklı olarak doktorlarına

güvenmek ve ilgi isterler. Bu güvenin kazanılmasında

hastayı dinlemenin, tetkiklerini incelemenin yanı sıra

hastayı detaylı bir şekilde muayene etmenin de rolü çok

büyüktür. Hastanın güveni olduktan sonra hem hekim hem

de hasta açısından her şey daha kolay olmaktadır. Çoğu

hasta tedaviye başlayana kadar doğru hareket ettiğini

düşünüyor. Tedavi sürecinde hastalar vücudu hakkında bilgi

sahibi olurken doğru bildiği yanlışları da öğrenmektedirler.

Ameliyat veya travmalar sonrasında farklı branşlardan

hekimler vücudun toparlaması için hastalarına istirahati

önermesine rağmen, bizler bir an önce harekete

(egzersize) başlamanın ne kadar önemli olduğuna her gün

şahit olmaktayız. Hastayı hareket ettirmeden, istirahat

(hareketsizlik) tavsiye ederek bir takım tıbbi cihazlardan

fayda beklemek çok yanlış. Bu nedenle en büyük ilacımız

hastamıza dokunmak ve egzersizdir ” dedi.

Kasım - November 2020

More magazines by this user
Similar magazines