Medikal Teknik Aralık 2025
Medikal Teknik December 2025
Medikal Teknik December 2025
- TAGS
- medikal teknik
- medikal
- medical
Transform your PDFs into Flipbooks and boost your revenue!
Leverage SEO-optimized Flipbooks, powerful backlinks, and multimedia content to professionally showcase your products and significantly increase your reach.
Publisher
H. Ferruh IŞIK
on behalf of
İstmag Magazin Gazetecilik
İç ve Diş Tic. Ltd. Şti.
Managing Editor
(Responsible)
Mehmet SÖZTUTAN
mehmet.soztutan@img.com.tr
Editor–in–Chief
Dilara Cica Yılmaz
dilara.cica@img.com.tr
Editors
Recep ARSLANTAŞ
recep.arslantas@img.com.tr
Didem IŞIK
didem.isik@img.com.tr
Germany Correspondent
Abdulkadir Blum
Advertising Coordinator
Recep ARSLANTAŞ
recep.arslantas@img.com.tr
+90 537 441 97 68
Correspondent
Serhan IŞIK
serhan.isik@img.com.tr
Foreign Relations Manager
Ayça SARIOGLU
ayca.sarioglu@img.com.tr
Accounting Manager
Cuma KARAMAN
cuma.karaman@img.com.tr
Finance Manager
Yusuf DEMİiRKAZIK
yusuf.demirkazik@img.com.tr
Digital Assets Manager
Emre YENER
emre.yener@img.com.tr
Graphic & Design Advisor
Sami AKTAŞ
sami.aktas@img.com.tr
Subscription
İsmail ÖZÇELIK
ismail.ozcelik@img.com.tr
Bursa Represantation
Ömer Faruk GÖRÜN
omer.gorun@img.com.tr
Buttim Plaza D Blok Kat: 4 No:1267 BURSA
Tel:+90 224 211 44 50 / Fax: 224 211 4481
Head Office
İstanbul Magazin Grubu
İHLAS MEDIA CENTER
Merkez Mahallesi 29 Ekim Caddesi
No:11 Medya Blok Kat:1
34197 Yenibosna / İstanbul / Turkey
Tel: 0212 454 22 22 Faks: 0212 454 22 93
www.medikalteknik.com.tr
e-mail: info@medikalteknik.com.tr
PRINTED BY:
İHLAS GAZETECİLİK A.Ş.
Merkez Mahallesi 29 Ekim Caddesi İhlas Plaza
No:11 A/41 Yenibosna–Bahçelievler/ İSTANBUL
Tel: 0212 454 30 00
www.ihlasmatbaacilik.com
İMG - Medikal Teknik dergisinde
yer alan makalelerdeki fikirler
yazarlarına aittir.
Yayınlanan ilanların sorumluluğu
reklam verene aittir.
İMG - Medikal Teknik dergisinin
bütün yayın hakları İstmag Magazin Gazetecilik
İç ve Dış Tic. Ltd. Şti.’ne aittir.
Yazılar kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
1
4
1
6
3
0
4
8
5
8
It shows late symptoms and
spreads rapidly
Geç belirti veriyor, hızla yayılıyor!
A new era for rare
diseases in Türkiye!
Türkiye’de nadir hastalıklar
için yeni dönem!
Survival rates in pancreatic
cancer reach record levels
Pankreas kanserinde sağ kalım
oranları rekor seviyeye yükseldi
A silent, progressive danger
Sessiz ilerleyen tehlike
The silent face of
amblyopia in adults
Yetişkinlerde göz tembelliğinin
sessiz yüzü
medikalteknik
Recep Arslantaş
After 2025…
Dilara Cica Yılmaz
From the
Editorin-Chief
December represents not only the end of the year for the medical sector,
but also a moment when the industry approaches the threshold of a new
paradigm. Throughout 2025, the momentum of healthcare technologies
finally reached a long-awaited clarity: artificial intelligence is no longer
merely a support tool, but an organic part of clinical decision-making.
This breakthrough—especially in early diagnostic algorithms—not only
eased clinicians’ workloads but also enabled the personalization of the
entire patient journey. As we quietly take stock of these developments
this month, we see that the foundations of the future architecture of
healthcare have already been firmly laid.
As of December 2025, the medical sector is no longer simply chasing
innovation; it is building a vision that is sustainable, scalable, and directly
connected to public health. This new ecosystem—where healthcare
professionals, manufacturers, regulatory bodies, and technology
developers intersect—signals a more integrated healthcare model as
we step into 2026. Our task, however, is not merely to observe this
transformation; it is to question it, strengthen it, and most importantly,
to redefine human-centered care together with technology. Because the
future is no longer something that just arrives; it is a space we design
collaboratively…
2025’in ardından…
Aralık ayı, medikal sektörünün yalnızca yılın sonuna değil; aynı zamanda
yeni bir paradigmanın eşiğine yaklaştığı bir dönemi temsil ediyor. 2025
boyunca sağlık teknolojilerinin ivmesi, yıllardır beklenilen bir netliğe
kavuştu: Yapay zekâ artık yalnızca bir destek aracı değil, klinik karar
süreçlerinin organik bir parçası. Özellikle erken teşhis algoritmalarında
yaşanan bu atılım, hem klinisyenlerin iş yükünü hafifletti hem de
hasta yolculuğunun kişiselleştirilmesini mümkün kıldı. Bu ay, tüm bu
gelişmelerin sessiz bir bilançosunu çıkarırken aslında geleceğin sağlık
mimarisinin temellerinin çoktan atıldığını görüyoruz.
Aralık 2025 itibarıyla medikal sektör, artık sadece inovasyonu kovalamıyor;
sürdürülebilir, ölçeklenebilir ve toplum sağlığına doğrudan dokunan bir
vizyon inşa ediyor. Sağlık profesyonelleri, üreticiler, düzenleyici kurumlar
ve teknoloji geliştiricilerinin kesiştiği bu yeni ekosistem, 2026’ya girerken
daha bütünleşik bir sağlık modelinin sinyallerini veriyor. Bize düşen ise bu
dönüşümü yalnızca izlemek değil; sorgulamak, geliştirmek ve en önemlisi,
sağlıkta insan odaklı yaklaşımı teknolojiyle birlikte yeniden tanımlamak.
Çünkü gelecek, artık sadece gelen değil; birlikte tasarladığımız bir alan…
4
A new era in Türkiye’s SMA roadmap
Türkiye’nin SMA yol haritasında yeni dönem
A critical milestone has been reached for Türkiye’s
first domestically developed SMA medicine as Polifarma
and TÜSEB shook hands for clinical studies.
One of Türkiye’s strongest steps toward pharmaceutical
independence in rare diseases was taken at the 11th
Turkish Medical World Congress. Polifarma, the only
company in Türkiye producing the active ingredient of
the SMA medication, and the Turkish Health Institutes
Presidency (TÜSEB) officially signed a strategic collaboration
protocol covering the clinical research of Nusinersen
Sodium. This protocol is not just an R&D partnership;
it sets forth a scientific and industrial roadmap that
marks a turning point for Türkiye’s localization goals in
pharmaceuticals.
A local success story at a summit of global health
authorities
Held under the auspices of the Presidency and organized
with the coordination of the Ministry of Health and
TÜSEB, the 11th Turkish Medical World Congress took
place this year with the theme “Productive Health.”
The congress brought together health ministers from
Türkiye’nin ilk yerli SMA ilacı için kritik eşik geçildi,
Polifarma ve TÜSEB klinik çalışmalar için el sıkıştı.
Türkiye’nin nadir hastalıklarda ilaç bağımsızlığına yönelik
en güçlü adımlarından biri, 11. Türk Tıp Dünyası Kurultayı’nda
atıldı. Türkiye’de SMA ilacının etken maddesini
üreten tek firma olan Polifarma ile Türkiye Sağlık Enstitüleri
Başkanlığı (TÜSEB), Nusinersen Sodyum’un klinik
araştırmalarını kapsayan stratejik bir iş birliği protokolüne
resmen imza attı. Bu protokol, yalnızca bir Ar-Ge
ortaklığı değil; Türkiye’nin ilaçta yerelleşme hedefi için
dönüm noktası niteliğinde bir bilimsel ve endüstriyel yol
haritası ortaya koyuyor.
Küresel sağlık otoritelerinin buluştuğu zirvede yerli
bir başarı hikâyesi
Cumhurbaşkanlığı himayelerinde, Sağlık Bakanlığı ve TÜ-
SEB koordinasyonuyla düzenlenen 11. Türk Tıp Dünyası
Kurultayı, bu yıl “Üreten Sağlık” temasıyla gerçekleştirildi.
Yaklaşık 20 ülkenin sağlık bakanı, uluslararası otoriteler,
bilim insanları ve sektör liderlerinin bir araya geldiği
kurultayda, Polifarma’nın SMA’ya yönelik yerli etkin
madde üretimi ve ilaç geliştirme projesi örnek gösterilen
Aralık - December 2025
5
around 20 countries, international authorities, scientists
and sector leaders. Polifarma’s domestic active ingredient
production and drug development project for SMA
stood out among the exemplary initiatives. The participation
of Nobel laureate Prof. Dr. Aziz Sancar further
strengthened the scientific atmosphere.
Within this context, the “Domestic Drug and Active Ingredient
Production Project – Clinical Research Collaboration
Protocol” signed between Polifarma and TÜSEB is
considered the beginning of long-term strategic projects
that will reduce Türkiye’s external dependence in the
field of rare diseases.
“A project born from a mother’s inner voice has
turned into Türkiye’s R&D strength”
Vildan Kumrulu, Responsible Manager at Polifarma İlaç,
emphasized that the protocol carries not only scientific
but also humanitarian motivation. Kumrulu shared her
remarks in an emotional and determined tone:
“Seven years ago, this journey began with a responsibility
born from a mother’s heart, and today, with our 70-person
R&D team and more than 1,700 employees, it has
evolved into Türkiye’s strongest production and research
capacity in the field of SMA. Through this collaboration
with TÜSEB, we will be able to reach critical data, scientific
outcomes and, most importantly, our patients much
faster.”
Kumrulu underlined that this partnership, centered on
Türkiye’s vision of full independence in pharmaceuticals,
will both increase domestic production and accelerate
accessible treatment processes for patients in the long
term.
çalışmalar arasında öne çıktı. Nobel ödüllü Prof. Dr. Aziz
Sancar’ın katılımı ise bilimsel atmosferi daha da güçlendirdi.
Bu kapsamda Polifarma ve TÜSEB arasında imzalanan
“Yerli İlaç ve Etkin Madde Üretimi Projesi – Klinik Araştırma
İş Birliği Protokolü”, Türkiye’nin nadir hastalıklar
alanında dışa bağımlılığı azaltacak uzun vadeli stratejik
projelerin başlangıcı olarak değerlendiriliyor.
“Bir annenin iç sesinden doğan proje, Türkiye’nin
Ar-Ge gücüne dönüştü”
Polifarma Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Vildan
Kumrulu, protokolün yalnızca bilimsel değil, aynı zamanda
insani bir motivasyon taşıdığını vurguladı. Kumrulu
duygusal ve kararlı tonuyla şunları aktardı:
“Yedi yıl önce, bir annenin yüreğinden doğan bir sorumlulukla
başlayan bu yolculuk, bugün 70 kişilik Ar-Ge
kadromuz ve 1.700’ü aşkın çalışanımızla Türkiye’nin SMA
alanındaki en güçlü üretim ve araştırma kapasitesine dönüştü.
TÜSEB ile kurduğumuz bu iş birliği sayesinde kritik
verilere, bilimsel sonuçlara ve en önemlisi hastalarımıza
çok daha hızlı ulaşabileceğiz.”
Kumrulu, Türkiye’nin ilaçta tam bağımsızlık vizyonunu
merkeze alan bu ortaklığın uzun vadede hem yerli
üretimi artıracağını hem de hastalar için erişilebilir tedavi
süreçlerini hızlandıracağını vurguladı.
Türkiye’nin en kapsamlı Ar-Ge merkezi
Polifarma Yönetim Kurulu Başkanı Ufuk Süleyman Kumrulu,
yakın zamanda açılan Ar-Ge merkezinin bu dönüşümde
kritik rol oynayacağını belirterek önemli yatırım
detaylarını paylaştı:
Aralık - December 2025
6
Türkiye’s most comprehensive R&D center
Ufuk Süleyman Kumrulu, Chairman of the Board of Directors
at Polifarma İlaç, stated that the recently opened R&D
center will play a critical role in this transformation and
shared important investment details:
“On September 19, with the participation of our Minister
of Health, Mr. Kemal Memişoğlu, we launched Türkiye’s
most comprehensive R&D center in the field of pharmaceuticals.
So far, we have invested approximately 14
million dollars in the active ingredient of Nusinersen and
the raw material of the SMA medication. This investment
is not limited to SMA alone; on the same platform, we
are continuing production processes for four new active
ingredients for rare diseases. In the coming years, we will
continue our investments without slowing down.”
“Full independence is possible through sustainable localization”
Speaking at the “Localization in Pharmaceuticals: Science,
R&D and the Future” panel, Kumrulu emphasized the
importance of the technological transformation that will
reduce Türkiye’s foreign dependency in the pharmaceutical
sector. Highlighting the strategic value of domestic
production of active ingredients, she stated that Polifarma,
as a 100% domestically funded Turkish brand, is
positioned in line with this vision.
“Full independence in pharmaceuticals is possible through
sustainable localization and a strong R&D ecosystem. As
Polifarma, we will continue to be an active part of this
transformation.”
A new health industry model for Türkiye
The strategic protocol signed between Polifarma and
TÜSEB marks a critical stage in accelerating domestic drug
development processes, strengthening clinical research in
rare diseases and reducing the fragile points in Türkiye’s
pharmaceutical supply chain.
Türkiye is moving forward with confidence toward
establishing a new production and innovation model in
the global healthcare sector with the active ingredients it
develops itself.
Polifarma Yönetim Kurulu Başkanı Ufuk Süleyman Kumrulu, TÜSEB Başkanı Prof. Dr. Ümit KERVAN,
Polifarma Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Vildan Kumrulu
“19 Eylül’de Sağlık Bakanımız Sayın Kemal Memişoğlu’nun
katılımıyla Türkiye’nin ilaç alanındaki en kapsamlı Ar-Ge
merkezimizi faaliyete geçirdik. Sadece Nusinersen etkin
maddesi ve SMA ilacının ham maddesine yönelik şu ana
kadar yaklaşık 14 milyon dolar yatırım yaptık. Bu yatırım,
yalnızca SMA ile sınırlı değil; aynı platformda nadir hastalıklara
yönelik dört yeni etkin madde için de üretim süreçlerimizi
sürdürüyoruz. Önümüzdeki yıllarda yatırımlarımıza hız
kesmeden devam edeceğiz.”
“Tam bağımsızlık sürdürülebilir yerelleşmeyle mümkün”
Kurultayda “İlaçta Yerlileşme: Bilim, Ar-Ge ve Gelecek”
panelinde konuşan Vildan Kumrulu, Türkiye’nin ilaç sektöründe
dışa bağımlılığı azaltacak teknolojik dönüşümün
önemine vurgu yaptı.
Etkin maddelerin yerli üretiminin stratejik değerine dikkat
çeken Kumrulu, Polifarma’nın yüzde 100 yerli sermayeli bir
Türk markası olarak bu vizyon doğrultusunda konumlandığını
ifade etti.
“İlaçta tam bağımsızlık, sürdürülebilir yerelleşme ve güçlü
bir Ar-Ge ekosistemiyle mümkün. Polifarma olarak bu dönüşümün
aktif bir parçası olmaya devam edeceğiz.”
Türkiye için yeni bir sağlık endüstrisi modeli
Polifarma ve TÜSEB arasında imzalanan bu stratejik
protokol; yerli ilaç geliştirme süreçlerinin hızlanması, nadir
hastalıklar alanında klinik araştırmaların güçlenmesi ve
Türkiye’nin ilaç tedarik zincirindeki kırılgan noktalarının
azaltılması açısından kritik bir aşamaya işaret ediyor.
Türkiye, kendi geliştirdiği etkin maddelerle global sağlık
sektöründe yeni bir üretim ve inovasyon modeli oluşturma
yolunda emin adımlarla ilerliyor.
Aralık - December 2025
8
MEDICA and COMPAMED 2025 hosted the health industry in Düsseldorf
MEDICA ve COMPAMED 2025 Düsseldorf’ta sağlık sektörünü ağırladı
2026’da kararlı biçimde sürdürülen gelişimle
trend belirleyici değişim
Trendsetting change with consistent further
development in 2026
DUSSELDORF – “With numerous programmatic changes
and the new theme ‘Meet Health. Future. People.’, we
have made this year’s MEDICA the starting point for a
process of change that addresses the transformation
of the international healthcare industry and underlines
our commitment to actively shaping this change with
forward-looking concepts. We will continue to pursue
this path of change consistently with innovations in 2026
as well,” says Marius Berlemann, Managing Director of
Messe Düsseldorf, summarizing the events at MEDICA
2025 and the parallel COMPAMED 2025. A total of more
than 5,300 exhibitors from 70 nations presented their
complete portfolio for modern outpatient and inpatient
care in the Düsseldorf exhibition halls from November
17 to 20 – unique worldwide, including an impressive
variety of high-tech supplier solutions. By the time
exhibitor registration for MEDICA 2026 and COMPAMED
2026 opens on January 20, the main topics will be restructured
in line with current trends based on numerous
interviews conducted during the trade fair.
At the end of this year’s event, Carmen Berger, responsible
for MEDICA and COMPAMED, looks ahead with ambition:
“Starting in 2026, we want to break new ground
DÜSSELDORF – “Çok sayıda programatik yenilik ve
yeni ‘Meet Health. Future. People.’ teması ile bu yılki
MEDICA’yı, uluslararası sağlık sektöründeki dönüşümü
ele alan ve bu değişimi ileriye dönük konseptlerle aktif
olarak şekillendirme kararlılığımızı vurgulayan bir değişim
sürecinin başlangıç noktası haline getirdik. Bu değişim
yolculuğunu 2026’da da yeniliklerle tutarlı bir şekilde
sürdüreceğiz,” diyor Messe Düsseldorf Genel Müdürü
Marius Berlemann, MEDICA 2025 ile paralel düzenlenen
COMPAMED 2025’i özetlerken. 70 ülkeden 5.300’ü aşkın
katılımcı, 17–20 Kasım tarihleri arasında Düsseldorf fuar
alanlarında modern ayakta ve yatarak tedavi için sunulan
eksiksiz ürün portföyünü — benzersiz bir çeşitlilikle ve
yüksek teknoloji tedarikçi çözümleriyle — sergiledi. 20
Ocak’ta MEDICA 2026 ve COMPAMED 2026 için katılımcı
kayıtlarının açılmasına kadar ana konular, fuar sırasında
gerçekleştirilen çok sayıda görüşmeye dayanarak güncel
eğilimlere uygun şekilde yeniden yapılandırılacak.
Bu yılki etkinliğin sonunda MEDICA ve COMPAMED’den
sorumlu Carmen Berger, iddialı bir şekilde geleceğe
bakıyor: “2026’dan itibaren, ortaklarımızla birlikte yeni
yollar açmak istiyoruz. Amacımız, MEDICA ve COMPA-
MED formatlarını gelecekte çok daha yakın entegre
Aralık - December 2025
9
etmek, sinerjilerden faydalanmak ve uluslararası önemlerini
daha da artırmak. Ayrıca forumları ve etkileşim
platformlarını hedefe yönelik şekilde geliştirmeye devam
edeceğiz — sektör, bilim, siyaset ve uygulama arasında
çok daha yoğun bir disiplinler arası diyaloğa doğru.
MEDICA ve COMPAMED 2026’nın modern tıbbın olması
gerektiği gibi hissedilmesini istiyoruz: bağlantılı, sezgisel
ve doğrudan.”
together with our partners. Our goal is to integrate the
two formats MEDICA and COMPAMED even more closely
in the future, leverage synergies, and further expand
their international relevance. In addition, we will continue
to develop the forums and exchange platforms in a
targeted manner – toward an even more intensive interdisciplinary
dialogue between industry, science, politics,
and practice. We want MEDICA and COMPAMED 2026
to feel like modern medicine is meant to be: connected,
intuitive, and to the point.”
MEDİKAL & TEKNİK – the international voice of the
Turkish industry
As always, MEDIKAL & TEKNIK has been the only medium
from Türkiye to represent the Turkish industry at this
most important global arena of the health industry.
With regard to the trade fair visits and roundtable discussions
by Federal Health Minister Nina Warken and EU
Health Commissioner Oliver Váhelyi, Marius Berlemann
emphasizes the appeal of the events as the “place to be”
for the industry’s decision-making elite: “MEDICA and
COMPAMED are developing into community platforms
where the highest national and international levels of
politics, healthcare, industry, and science discuss opportunities
and challenges. In Düsseldorf, the way is being
paved for successful healthcare business.”
Carmen Berger, who took over as the new head of MEDI-
CA and COMPAMED at Messe Düsseldorf on 1 October,
adds: ‘The confidential roundtable meetings held by Minister
Nina Warken with leading industry representatives
at the start of MEDICA and by EU Commissioner Oliver
Váhelyi on the second day of the fair made it clear that
regulatory processes must finally be accelerated so that
effective procedures and technologies can be implemented
more quickly in everyday healthcare.’ A tour of the
exhibition halls impressively demonstrated the enor-
MEDİKAL & TEKNİK – Türk endüstrisinin uluslararası sesi
Her zaman olduğu gibi MEDİKAL & TEKNİK, Türkiye’den
sağlık sektörünün bu en önemli küresel arenasında Türk
endüstrisini temsil eden tek medya kuruluşu oldu.
Almanya Federal Sağlık Bakanı Nina Warken ve AB Sağlık
Komiseri Oliver Váhelyi’nin fuar ziyaretleri ve yuvarlak
masa toplantılarına ilişkin olarak Marius Berlemann, etkinliklerin
sektörün karar verici elitleri için bir “bulunması
gereken yer” olma niteliğine vurgu yapıyor: “MEDICA ve
COMPAMED, siyasetin, sağlık hizmetlerinin, endüstrinin
ve bilimin en üst ulusal ve uluslararası düzeyde fırsatları
ve zorlukları tartıştığı topluluk platformlarına dönüşüyor.
Düsseldorf’ta başarılı sağlık işlerinin yolu açılıyor.”
1 Ekim’de Messe Düsseldorf’ta MEDICA ve COMPA-
MED’in yeni direktörü olarak görevi devralan Carmen
Berger şunları ekliyor: “MEDICA’nın başlangıcında Bakan
Nina Warken’ın ve fuarın ikinci gününde AB Komiseri
Oliver Váhelyi’nin önde gelen sektör temsilcileriyle gerçekleştirdiği
gizli yuvarlak masa toplantıları, düzenleyici
süreçlerin artık kesinlikle hızlandırılması gerektiğini açıkça
ortaya koydu; böylece etkili prosedürler ve teknolojiler
günlük sağlık hizmetlerinde çok daha hızlı uygulanabilir.”
Fuar salonlarına yapılan tur, tıbbi teknoloji endüstrisi ve
araştırma kuruluşlarının muazzam yenilik gücünü etkileyici
bir şekilde gözler önüne serdi. “Arz tarafında koşullar
Aralık - December 2025
10
mükemmel. Sektör, açığa çıkmayı bekleyen olağanüstü
bir büyüme potansiyeline sahip,” diyor Carmen Berger.
MEDICA ve COMPAMED’in yüksek kaliteli temasların
garantisi olduğu gerçeği rakamlarda bir kez daha görülüyor:
78.000 ziyaretçinin dörtte üçü şirketlerinin veya
organizasyonlarının üst yönetiminde yer alıyor. Ziyaretçilerin
yüzde 75’i 160 ülkeden geldi. Körfez ülkeleri, Afrika
ve İngiltere Ulusal Sağlık Servisi (NHS) gibi uluslararası
prestijli alım heyetleri, etkinliklerin küresel erişimini daha
da güçlendirdi.
mous innovative strength of the medical technology
industry and research institutions. ‘On the supply side,
the conditions are excellent. The industry has enormous
growth potential that is just waiting to be unleashed,’
said Carmen Berger.
The fact that MEDICA and COMPAMED are a guarantee
for high-quality contacts is once again reflected in the figures:
three-quarters of the total of 78,000 trade visitors
belong to the top management of their companies or
organizations. Seventy-five percent of the trade visitors
traveled from 160 countries. International, renowned
buyer delegations, including from the Gulf States, Africa,
and the UK’s National Health Service (NHS), reinforced
The focus of MEDICA:
Global business with growth prospects
Tim Walz, Governor of Minnesota (and US vice-presidential
candidate for 2024), took advantage of the presence
of the high-profile NHS delegation from the UK to hold
a meeting during his visit to MEDICA. He then visited the
large joint stand of North Rhine-Westphalia to find out
about cutting-edge technology from NRW on the one
hand and the potential applications of medical technology
in the state’s high-performance care facilities on the
other. This demonstrates that the two most important
markets for medical technology – North America and
Europe (with Germany at the forefront) – are best able
to defy a global climate of increasing trade restrictions
through intensive dialogue and long-term partnerships.
In this regard, there is likely to be increased demand
for robotics applications, as presented by MEDICA
exhibitors and discussed in the stage program. Medical
robotics is currently experiencing strong growth rates –
up to 16 percent annually over the next five years. This
is according to the study “Robotics in Healthcare,” which
Messe Düsseldorf developed in cooperation with the
industry association SPECTARIS and presented during
the trade fair.
MEDICA’nın odak noktası:
Büyüme potansiyeli yüksek küresel ticaret
Minnesota Valisi (ve 2024 ABD başkan yardımcısı adayı)
Tim Walz, İngiltere’den üst düzey NHS heyetinin varlığını
fırsat bilerek MEDICA ziyareti kapsamında bir toplantı
gerçekleştirdi. Ardından Kuzey Ren-Vestfalya’nın büyük
ortak standını ziyaret ederek bir yandan eyaletteki son
teknoloji ürünler hakkında bilgi aldı, diğer yandan yüksek
performanslı bakım tesislerinde tıbbi teknolojinin uygulanma
potansiyellerini inceledi. Bu durum, tıbbi teknoloji
için en önemli iki pazar olan Kuzey Amerika ve Avrupa’nın
(başta Almanya olmak üzere), yoğun diyalog ve uzun vadeli
ortaklıklar sayesinde artan küresel ticari kısıtlamalara
rağmen güçlü durabildiğini gösteriyor.
Bu bağlamda, MEDICA katılımcılarının sergilediği ve sahne
programında tartışılan robotik uygulamalara yönelik
talebin artması bekleniyor. Tıbbi robotik şu anda güçlü
büyüme oranlarına sahip — önümüzdeki beş yılda yıllık
yüzde 16’ya kadar. Bu bilgi, Messe Düsseldorf’un sektör
birliği SPECTARIS ile iş birliği içinde geliştirdiği ve fuar
sırasında sunduğu “Sağlıkta Robotik” başlıklı çalışmadan
elde edildi.
Germany Correspondent Abdulkadir Bluhm
Almanya Muhabiri Abdulkadir Bluhm
Aralık - December 2025
12
A powerful commitment from Novo Nordisk in the fight against obesity
Novo Nordisk’ten obeziteye karşı güçlü imza
With more than a century of global expertise in
chronic disease management, Novo Nordisk has
achieved a significant milestone in Türkiye with
its “90-100 Obesity Awareness Project,” winning
a Felis Award for its impact on public health
communication. During the Brand Week Istanbul
2025 awards ceremony, the campaign received the
Felis in the “Health – Education and Awareness
Campaign” category, highlighting its strong
contribution to raising awareness around obesity.
For over 30 years, Novo Nordisk has been advancing
innovative treatments and awareness initiatives in
Türkiye across diabetes, obesity, and rare diseases.
With the launch of the “90-100 Obesity Awareness
Campaign” on World Obesity Day, the company once
again captured the attention of both the healthcare
and communications sectors. Designed to shift public
perception, the campaign underscores the scientific
reality that obesity is not merely an aesthetic concern
but a serious chronic disease.
Receiving a Felis during the 20th anniversary of one of
the advertising industry’s most prestigious platforms
demonstrates that the campaign excelled in measurable
impact, clarity of message, and social transformation.
Kronik hastalıklarla mücadelede 100 yılı aşkın global
deneyimiyle öne çıkan Novo Nordisk, Türkiye’de
obezite farkındalığını artırmak için hayata geçirdiği
“90-100 Obezite Farkındalık Projesi” ile Felis
Ödülleri’nde önemli bir başarıya imza attı. Brand
Week Istanbul 2025 kapsamında düzenlenen ödül
töreninde “Sağlık – Bilinçlendirme ve Farkındalık
Kampanyası” kategorisinde Felis kazanan
kampanya, kamu sağlığı iletişimine yaptığı güçlü
katkıyla dikkat çekti.
Türkiye’de 30 yılı aşkın süredir diyabet, obezite ve
nadir hastalıklar alanında yenilikçi tedavi ve farkındalık
projeleri yürüten Novo Nordisk, Dünya Obezite Günü’nde
başlattığı “90-100 Obezite Farkındalık Kampanyası” ile
bir kez daha sektörün dikkatini üzerine çekti. Obezitenin
yalnızca estetik bir mesele olmadığını, ciddi bir kronik
hastalık olduğunu bilimsel verilerle ortaya koyan
kampanya, toplumun bu alandaki algısını değiştirme
hedefiyle kurgulandı.
Reklam sektörünün en prestijli platformlarından biri
olan Felis Ödülleri’nin 20’nci yılında, kampanyanın
ödüllendirilmesi; sağlık iletişiminde ölçülebilir etki, güçlü
mesaj ve toplumsal dönüşüm açısından yüksek puan
aldığını gösteriyor.
Aralık - December 2025
13
A campaign built on societal impact: “90-100”
Developed under Novo Nordisk’s vision of “Leading the
Change in Obesity,” the campaign aims to raise strong
public awareness amid rising obesity rates in Türkiye.
Emphasizing that a waist circumference above 90 cm for
women and 100 cm for men is a significant indicator of
obesity risk, the project encourages people to turn this
simple measurement into a routine health check.
Considering that 1 in 3 people in Türkiye lives with
obesity and another third is overweight, the relevance
of the message becomes even more evident. Exceeding
these waist measurements signals increased risk for
nearly 200 serious health problems—from cardiovascular
disease and type 2 diabetes to fatty liver disease and
sleep apnea.
The campaign’s main slogan is short, direct, and
memorable:
“Wrap the tape around your waist, ask your doctor for
the solution.”
A film that conveys a health reality through an
aesthetic lens
A key driver of the campaign’s reach is the striking
commercial film featuring renowned actress Müge Boz.
Beginning with the glossy aesthetic of a fashion shoot,
the film introduces viewers to a familiar, light-toned
visual world before sharply transitioning to reveal the
hidden health risks associated with obesity. This contrast
creates a powerful moment of awareness, highlighting
that obesity is tied not to appearance but to critical
health outcomes.
With its strong narrative, visual elegance, and scientific
grounding, the film was recognized by the Felis jury as an
example of effective, distinctive, and socially impactful
communication.
Setting a new standard in health communication
By earning this award, Novo Nordisk’s “90-100 Obesity
Awareness Project” showcases more than just a
campaign achievement—it signals the emergence
of a cross-sector collaboration model dedicated to
strengthening obesity awareness in Türkiye. The project
also stands as an important milestone, demonstrating
that a science-centered approach in health
communication is not only possible but highly effective.
Toplumsal etkiye odaklanan bir kampanya: “90-100”
Novo Nordisk’in “Obezitede Değişimin Öncülüğü”
vizyonuyla şekillenen kampanya, Türkiye’de giderek
artan obezite oranlarına karşı güçlü bir farkındalık
çağrısı yapmayı hedefliyor. Kadınlarda 90 cm,
erkeklerde 100 cm bel çevresi sınırının, obezite riskinin
önemli göstergelerinden biri olduğuna dikkat çeken
proje, toplumun bu veriyi basit bir sağlık kontrolüne
dönüştürmesini amaçlıyor.
Türkiye’de her 3 kişiden 1’inin obeziteli, bir diğerinin
ise fazla kilolu olduğu düşünüldüğünde, kampanyanın
mesajı daha da anlam kazanıyor. Bel çevresinin bu sınırları
aşması; kalp-damar hastalıklarından tip 2 diyabete,
karaciğer yağlanmasından uyku apnesine kadar 200’e
yakın ciddi sağlık riskine işaret ediyor.
Kampanyanın ana sloganı ise kısa, sade ve vurucu:
“Mezurayı Beline Sar, Çözümü Hekime Sor.”
Sağlık gerçeğini estetik bir dille anlatan film
Kampanyanın geniş kitlelere ulaşmasında, ünlü oyuncu
Müge Boz’un yer aldığı etkileyici reklam filmi önemli rol
oynuyor. Moda çekimi estetiğiyle başlayan film, izleyiciyi
hafif ve alışıldık bir görsel dünyaya sokarken, bir anda
obezitenin görünmeyen yüzünü ortaya çıkaran çarpıcı bir
geçiş yapıyor. Bu dönüşüm, obezitenin sadece görünüşle
değil, sağlıkla doğrudan ilişkili olduğuna dair güçlü bir
farkındalık oluşturuyor.
Kurgusu, görsel dili ve bilimsel temeli ile film; Felis
jürisinin “etkili, farklı ve toplumsal fayda odaklı iletişim”
kriterlerine uygun bir örnek olarak değerlendirildi.
Yeni bir sağlık iletişimi standardı
Novo Nordisk’in “90-100 Obezite Farkındalık Projesi”,
aldığı ödülle yalnızca bir kampanya başarısını değil,
Türkiye’de obezite bilincinin güçlendirilmesi için sektörler
arası bir iş birliği modelini de temsil ediyor. Proje, sağlık
iletişiminde bilimin merkezde olduğu farklı bir yaklaşımın
mümkün ve etkili olduğunu göstermesi açısından da
önemli bir kilometre taşı niteliği taşıyor.
Aralık - December 2025
14
It shows late symptoms and spreads rapidly
Geç belirti veriyor, hızla yayılıyor!
Lung cancer, which causes the death of
approximately 1.69 million people worldwide each
year, remains one of the most serious public health
challenges. The picture is even more striking in
Türkiye: according to experts, nearly 90% of lung
cancer cases are linked to smoking. In other words,
tackling tobacco alone could prevent around 25,000
new cases annually.
Non-tobacco risk factors are also significant. Family
history, COPD, long-term exposure to air pollution,
asbestos, and radon gas all contribute to the disease.
Yet these risks share one common feature: they are
preventable and manageable. For this reason, specialists
emphasize the vital importance of early awareness and
strengthening screening culture.
The term “silent disease” is no coincidence
One of the most dangerous aspects of lung cancer is its
ability to progress for years without causing noticeable
symptoms. Most patients seek medical help only at an
advanced stage, as complaints vary depending on the
location of the tumor and how quickly it spreads.
Dünya genelinde her yıl yaklaşık 1,69 milyon insanın
yaşamını kaybetmesine yol açan akciğer kanseri,
toplumsal sağlık gündeminin en ağır sorunlarından
biri olmaya devam ediyor. Türkiye özelinde tablo
daha çarpıcı: Uzmanlara göre akciğer kanseri
vakalarının yaklaşık yüzde 90’ı sigara kullanımına
bağlı olarak gelişiyor. Yani yalnızca tütünle mücadele
bile her yıl 25 bin yeni vakayı önleyebilir.
Tütün dışındaki risk faktörleri de önemli; aile öyküsü,
KOAH, uzun süreli hava kirliliği maruziyeti, asbest ve
radon gazı gibi unsurlar hastalığa zemin hazırlıyor.
Ancak tüm bu risklerin ortak noktası aynı: korunabilir
ve yönetilebilir olmaları. Bu nedenle uzmanlar, erken
farkındalığın ve tarama kültürünün güçlendirilmesinin
hayati önem taşıdığını vurguluyor.
“Sinsi hastalık” tanımlaması boşa değil
Akciğer kanserinin en tehlikeli yönlerinden biri, yıllar
boyunca belirti vermeden ilerleyebilmesi. Hastaların
büyük bir kısmı ancak ileri evrede doktora başvuruyor.
Çünkü şikâyetler, tümörün yerine ve yayılım hızına göre
değişiklik gösteriyor.
Aralık - December 2025
15
The most common symptoms include:
• A persistent or worsening cough
• Bloody sputum
• Shortness of breath
• Chest pain that increases with coughing
• Recurrent episodes of bronchitis or pneumonia
• Loss of appetite, fatigue, and significant weight loss
Imaging methods, bronchoscopy, and tissue analysis
play key roles in diagnosis, while treatment requires a
multidisciplinary approach. Options range from surgical
procedures and chemotherapy to immunotherapy and
targeted therapies.
“Personalized treatment is essential”
Prof. Dr. Fidan Yıldız Ünal, Chest Diseases Specialist at
İstanbul Okan University Hospital, highlights that lung
cancer may progress differently in each individual. She
underlines that factors such as the stage of the disease,
the tumor’s location, the patient’s age, and coexisting
conditions all shape the treatment plan.
Prof. Dr. Ünal particularly urges high-risk groups to participate
in screening programs and warns against ignoring
early symptoms.
Protecting lung health is possible
Prof. Dr. Fidan Yıldız Ünal shares five practical and
effective golden recommendations for protecting lung
health:
• Avoid tobacco and tobacco products. Even reducing
consumption significantly decreases the risk.
• Choose smoke-free indoor environments. Secondhand
smoke can be just as dangerous as active smoking.
• Individuals working with chemicals should never neglect
protective equipment, as occupational exposure
increases risk.
• Limit time outdoors on days with high air pollution. Mask
use in high-risk areas can provide additional protection.
• Maintain a balanced diet and incorporate regular
exercise into daily life. A strong immune system reduces
vulnerability to disease.
Prof. Dr. Fidan Yıldız Ünal
En sık görülen belirtiler arasında:
Geçmeyen veya giderek kötüleşen öksürük,
Kanlı balgam,
Nefes darlığı,
Öksürürken artan göğüs ağrısı,
Tekrarlayan bronşit ve zatürre atakları,
İştahsızlık, halsizlik ve belirgin kilo kaybı yer alıyor.
Tanıda görüntüleme yöntemleri, bronkoskopi ve doku
örneği analizleri öne çıkarken, tedavide ise multidisipliner
bir yaklaşım şart. Cerrahi operasyonlardan kemoterapiye,
immunoterapiden hedefe yönelik tedavilere kadar çok
sayıda seçenek bulunuyor.
Tedavide kişiye özel yaklaşım şart”
İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Göğüs Hastalıkları
Uzmanı Prof. Dr. Fidan Yıldız Ünal, akciğer kanserinin her
bireyde farklı bir seyir gösterebileceğine dikkat çekerek
tedavi planlamasında evre, tümörün yeri, hastanın yaşı ve
eşlik eden hastalıkların belirleyici olduğunu vurguluyor.
Prof. Dr. Ünal, özellikle risk gruplarının taramalara
katılmasını ve erken bulgunun hafife alınmamasını
öneriyor.
Akciğer sağlığını korumak mümkün
Prof. Dr. Fidan Yıldız Ünal, akciğer sağlığını korumak için
uygulanabilir, etkili beş altın öneri paylaşıyor:
Tütün ve tütün ürünlerinden uzak durun. Sadece
azaltmak bile hastalık riskini çarpıcı şekilde düşürüyor.
Kapalı alanlarda dumansız ortamları tercih edin. Pasif
içicilik de aktif içicilik kadar tehlikeli olabiliyor.
Kimyasal maddelerle çalışanlar koruyucu ekipmanı asla
ihmal etmemeli. Mesleki maruziyetler risk katıyor.
Hava kirliliğinin yoğun olduğu günlerde dışarı çıkmamaya
özen gösterin. Riskli bölgelerde maske kullanımı fayda
sağlıyor.
Dengeli beslenin ve düzenli egzersizi hayatınıza entegre
edin. Bağışıklık sistemi güçlü olan bireylerde hastalık riski
azalıyor.
Aralık - December 2025
16
A new era for rare diseases in Türkiye!
Türkiye’de nadir hastalıklar için yeni dönem!
A new chapter is beginning in the diagnosis of rare
diseases in Türkiye, where the diagnostic process
currently takes an average of eight years. A technology-driven
early diagnosis project is being
launched nationwide through the joint efforts of the
Ministry of Health, Ankara University NADİR Center,
and Sanofi Türkiye.
The fact that the diagnosis of rare diseases in Türkiye
can take up to eight years stands as a critical challenge,
affecting both patients’ quality of life and the
sustainability of the healthcare system. This lengthy
process often leads to irreversible organ damage and
delayed treatments, while patients must visit numerous
healthcare institutions over the years to receive a
definitive diagnosis. For this reason, the need for a
national transformation to accelerate early diagnosis has
long been on the agenda.
In line with this need, a letter of intent signed between
the Ministry of Health, Ankara University Rare Diseases
Application and Research Center (NADİR), and Sanofi
Türkiye is considered a major milestone in the country’s
fight against rare diseases. The three institutions have
launched a joint initiative to implement a technologybased
ecosystem designed to accelerate diagnosis
across Türkiye.
Türkiye’de ortalama 8 yıl süren nadir hastalık
tanısında yeni bir sayfa açılıyor. Sağlık Bakanlığı,
Ankara Üniversitesi NADİR Merkezi ve Sanofi
Türkiye’nin güç birliğiyle teknoloji tabanlı erken
tanı projesi ülke genelinde hayata geçiyor.
Türkiye’de nadir hastalıkların teşhis süresinin ortalama
sekiz yılı bulması hem hastaların yaşam kalitesini hem
de sağlık sisteminin sürdürülebilirliğini zorlayan kritik
bir başlık olarak karşımızda duruyor. Bu gecikme, geri
dönüşü olmayan organ hasarlarına ve geç kalınmış
tedavi süreçlerine yol açarken, hastalar tanıya
ulaşabilmek için yıllar içinde çok sayıda farklı sağlık
kuruluşuna başvurmak zorunda kalıyor. İşte bu nedenle
nadir hastalıklarda erken tanıyı hızlandıracak ulusal bir
dönüşüm ihtiyacı uzun süredir gündemdeydi.
Bu ihtiyaç doğrultusunda T.C. Sağlık Bakanlığı,
Ankara Üniversitesi Nadir Hastalıklar Uygulama ve
Araştırma Merkezi (NADİR) ve Sanofi Türkiye arasında
imzalanan iş birliği niyet mektubu, Türkiye’de nadir
hastalıklarla mücadelede yeni bir kilometre taşı
olarak kabul ediliyor. Bu üç kurum, nadir hastalıklarda
tanıyı hızlandıracak teknoloji tabanlı bir ekosistemi
ülke çapında devreye almak üzere ortak bir çalışma
başlatıyor.
Aralık - December 2025
17
A technology-driven support system to shorten the
diagnostic journey
In preliminary studies initiated last year, Sanofi Türkiye
and Ankara University developed a comprehensive
roadmap in the field of “early diagnosis and prevention”
in accordance with the Rare Diseases Health Strategy
and Action Plan published by the Ministry of Health.
During a meeting held today at the Ministry, concrete
steps of this roadmap were officially announced.
The newly developed Technology-Based Early
Diagnosis Support Project aims to identify signs of
rare diseases at earlier stages, strengthen decisionsupport
mechanisms for healthcare professionals, and
accelerate the diagnostic process. With AI-supported
analytical tools, digital data integration, and clinical
decision-support modules, the time required for
patients to access a diagnosis is expected to decrease
significantly.
Türkiye’s strong digital health infrastructure offers a
major advantage for the effective implementation of
this transformation. Another goal of the project is to
improve treatment adherence, enhance patient quality
of life, and reduce the burden caused by repeated
healthcare visits.
NADİR Center expands its national footprint
Founded in 2022 in collaboration with Ankara
University, the Rare Diseases Application and Research
Center (NADİR) has achieved significant progress
in education, clinical research, laboratory capacity
development, and contributions to the national
newborn screening program. The center’s activities
go beyond academic expertise; its technology-based
decision-support solutions continue to create the
necessary infrastructure to assist clinicians throughout
the diagnostic pathway. With the newly signed
agreement, the goals include expanding NADİR’s
newborn screening capacity, integrating diagnostic
support programs into more hospitals, and establishing
a stronger nationwide data network. With the project
set to expand across Türkiye in the coming period, the
aim is to create a sustainable early diagnosis model
for rare diseases. This model will accelerate clinical
decision-making processes for healthcare professionals
while ensuring that patients have fairer and more
accessible access to healthcare services.
MAT-TR-2502099
Tanı süresini kısaltacak teknoloji tabanlı destek
sistemi
Geçtiğimiz yıl başlayan ön çalışmalarda Sanofi Türkiye
ve Ankara Üniversitesi, Sağlık Bakanlığı tarafından
yayımlanan Nadir Hastalıklar Sağlık Strateji ve Eylem
Planı doğrultusunda “erken tanı ve önleme” alanında
kapsamlı bir yol haritası belirlemişti. Bugün ise
Bakanlık’ta düzenlenen toplantıda bu yol haritasının
somut adımları duyuruldu.
Geliştirilen Teknoloji Tabanlı Erken Tanı Destek
Projesi, nadir hastalık belirtilerini daha erken aşamada
tespit etmeyi, sağlık profesyonelleri için karar destek
mekanizmalarını güçlendirmeyi ve tanı sürecine hız
kazandırmayı hedefliyor. Yapay zeka destekli analiz
araçları, dijital veri entegrasyonu ve klinik karar destek
modülleri sayesinde hastaların tanıya erişim süresinin
önemli ölçüde kısalması bekleniyor.
Türkiye’nin güçlü dijital sağlık altyapısı, bu dönüşümün
etkili bir şekilde hayata geçmesi için önemli bir avantaj
sunuyor. Projenin bir diğer amacı da tedaviye uyumu
artırarak hastaların yaşam kalitesini yükseltmek ve
sağlık sistemi üzerindeki tekrarlayan başvuruların
oluşturduğu yükü azaltmak.
NADİR Merkezi ulusal etki alanını genişletiyor
Ankara Üniversitesi iş birliğiyle 2022 yılında kurulan
Nadir Hastalıklar Uygulama ve Araştırma Merkezi
(NADİR), bugüne kadar eğitim, klinik araştırma,
laboratuvar kapasitesi geliştirme ve ulusal yenidoğan
tarama programına katkı konularında güçlü bir ilerleme
kaydetti.
Merkezde yürütülen faaliyetler sadece akademik
birikimle sınırlı kalmıyor; teknoloji tabanlı karar destek
çözümleri, klinisyenlerin tanı yolculuğunda ihtiyaç
duyduğu altyapıyı oluşturmaya devam ediyor. İmzalanan
yeni sözleşme ile birlikte NADİR’in yenidoğan tarama
kapasitesinin genişletilmesi, tanı destek programlarının
daha fazla hastaneye entegre edilmesi ve ulusal çapta
daha güçlü bir veri ağı oluşturulması hedefleniyor.
Projenin önümüzdeki dönemde Türkiye genelinde
yaygınlaştırılmasıyla birlikte nadir hastalıkların erken
tanısına yönelik sürdürülebilir bir model oluşturulması
planlanıyor. Bu model, hem sağlık profesyonellerinin
karar süreçlerini hızlandıracak hem de hastaların
daha adil ve erişilebilir sağlık hizmetine ulaşmasını
sağlayacak.
MAT-TR-2502099
Aralık - December 2025
20
The 4 golden rules for protecting eye health when using contact lenses
Kontakt lens kullanırken göz sağlığını korumanın 4 altın kuralı
Kontakt lens kullanımı, yalnızca görme konforu
sunmakla kalmıyor; aynı zamanda özellikle kadın
kullanıcıların makyaj ve cilt bakım rutinleriyle iç içe
geçen bir yaşam pratiğine dönüşüyor. Ancak lenslerle
kozmetik ürünlerin temas hâline gelmesi, göz
sağlığı açısından riskleri de beraberinde getiriyor.
Türk Oftalmoloji Derneği Kontakt Lens Birimi Başkanı
Prof. Dr. Zeynep Özbek, 59. Ulusal Türk Oftalmoloji
Derneği Kongresi kapsamında yaptığı açıklamada,
lens kullanımında yapılan küçük hataların bile ciddi
sorunlara yol açabileceğine dikkat çekerek, güvenli
kullanım için “4 Altın Kural”ı anlattı.
Prof. Dr. Zeynep Özbek
Using contact lenses not only improves visual
comfort but also becomes a daily practice
intertwined with the makeup and skincare routines
of many women. However, when lenses come into
contact with cosmetic products, they may pose risks
to eye health. Prof. Dr. Zeynep Özbek, Chair of the
Contact Lens Unit of the Turkish Ophthalmological
Association, emphasized during the 59th National
Congress of the Turkish Ophthalmological
Association that even minor mistakes in lens use
can lead to serious problems. She outlined the “4
Golden Rules” for safe and healthy lens wear.
Founded in 1928, the Turkish Ophthalmological
Association—one of Türkiye’s most established medical
organizations—opened the floor to scientific discussions
on eye health at its 59th National Congress held this
year in Antalya. Among the key public health topics
addressed during the event was contact lens safety.
Prof. Dr. Özbek warned, “People who cannot tolerate
glasses or who use lenses for cosmetic reasons may face
serious complications ranging from corneal infections to
allergic reactions when lenses are not used properly.”
Makeup and contact lenses: A more critical
connection than expected
Prof. Dr. Özbek highlighted that contact lenses sit
directly on the ocular surface, remaining in constant
contact with the eyelids, eyelashes, and tear film
1928 yılında kurulan ve Türkiye’nin en köklü tıp
derneklerinden biri olan Türk Oftalmoloji Derneği, bu yıl
Antalya’da düzenlenen 59. Ulusal Kongresi ile göz sağlığı
alanındaki bilimsel gelişmeleri tartışmaya açtı. Kongre
kapsamında halk sağlığını ilgilendiren önemli başlıklar
arasında kontakt lens güvenliği de yer aldı. Prof. Dr.
Özbek, “Gözlükle rahat edemeyen veya kozmetik amaçla
lens kullanan kişiler, lenslerini doğru kullanmadıklarında
kornea enfeksiyonlarından alerjik reaksiyonlara kadar
uzanan ciddi sonuçlarla karşılaşabilir” diyerek uyarılarda
bulundu.
Makyaj ve kontakt lens ilişkisi sanıldığından daha kritik
Prof. Dr. Özbek, kontakt lenslerin doğrudan göz yüzeyine
yerleşmesi nedeniyle göz kapağı, kirpik ve gözyaşı ile gün
boyu temas halinde olduğunu hatırlatarak şu bilgileri
paylaştı:
“Gün içinde 12 ila 20 bin kez göz kırpıyoruz. Bu hareket
sırasında göz altı kremleri, rimel, eyeliner ve far gibi
ürünler lens yüzeyine kolaylıkla bulaşabilir. Bilimsel
çalışmalar, özellikle yağ bazlı kozmetik ürünlerin lens
yüzeyinde kalıcı birikimler oluşturduğunu, bu birikimlerin
ise zamanla alerjiye ve bağışıklık sistemine bağlı
reaksiyonlara yol açabileceğini gösteriyor.”
Bu nedenle, yalnızca lens bakımı değil; makyaj ve cilt
bakım rutinlerinin de göz sağlığını koruyacak şekilde
planlanması gerekiyor.
Kontakt lens kullanıcıları için 4 altın kural
-Hijyen her şeyin başında gelir
Lens takmadan önce eller mutlaka sabunla iyice
yıkanmalı, durulanmalı ve tamamen kurulanmalıdır. Uzun
tırnakların lens yüzeyini çizme ve kir biriktirme olasılığı
Aralık - December 2025
21
throughout the day. She explained:
“We blink 12,000 to 20,000 times a day. During this
movement, products such as under-eye creams, mascara,
eyeliner, and eyeshadow can easily transfer onto the lens
surface. Scientific studies show that oil-based cosmetic
products, in particular, tend to accumulate on lenses,
and these deposits may lead to allergies and immunerelated
reactions over time.”
For this reason, not only lens care routines but also
makeup and skincare habits need to be planned with eye
health in mind.
The 4 golden rules for contact lens users
– Hygiene comes first
Hands should always be washed thoroughly with soap,
rinsed, and completely dried before inserting lenses.
Short nails are recommended, as long nails can scratch
the lens surface or collect dirt.
– Lenses first, makeup second; makeup removal last
Lenses should always be inserted before applying
skincare products, makeup bases, or creams.
To avoid product transfer onto the lens surface, heavy
eyeliner along the lash line and creamy cosmetic
products should be avoided while applying makeup.
– The removal order matters
The same hygiene rule applies when removing
lenses:
Hands should be washed first, lenses removed and
placed into their case with fresh solution, and only then
should makeup be removed.
Prof. Dr. Özbek warned, “Using makeup removal
products while the lens is still in the eye can seriously
damage the structure of the lens.”
– Be cautious with permanent makeup and artificial
lashes
Permanent eyeliner, lash lifting, and artificial lash
applications may damage the Meibomian glands, which
produce the tear film’s essential oil layer. Since these
procedures can trigger allergies, infections, and chronic
dry eye, the choice of practitioner and materials used is
of critical importance.
olduğundan kısa tırnak kullanımı önerilir.
-Makyajdan önce lens, makyajdan sonra temizlik
Lensler; yüz bakım ürünleri, makyaj bazları ve kremler
uygulanmadan önce takılmalıdır.
Makyaj yaparken lens yüzeyine ürün bulaşmasını
önlemek için kirpik dibine yoğun eyeliner ve krem ürün
uygulamaktan kaçınılmalıdır.
-Çıkarma sırası çok önemli
Lens çıkarırken de aynı hijyen kuralı geçerlidir:
Önce eller yıkanır, lens çıkarılır ve solüsyonla kabına
yerleştirilir , ardından makyaj temizlenir.
Prof. Dr. Özbek, “Lens gözdeyken makyaj temizleme
ürünleri kullanmak lensin yapısına ciddi zarar verebilir”
uyarısında bulundu.
-Kalıcı makyaj ve yapay kirpiklere dikkat
Kalıcı eyeliner, kirpik liftingi ve takma kirpik uygulamaları;
gözyaşının yağ tabakasını üreten Meibomian bezlerine
zarar verebilir. Bu tür işlemler alerji, enfeksiyon ve kronik
göz kuruluğuna yol açabileceğinden uygulayıcı seçimi ve
kullanılan malzemeler büyük önem taşır.
Gözde acil belirti varsa gecikmeyin
Kontakt lens kullanımında gözde ağrı, kızarıklık, yanma,
batma, görmede bulanıklık gibi belirtiler ortaya çıktığında
lens hemen çıkarılmalı ve lens kabı ile solüsyon da hekime
götürülmelidir. Prof. Dr. Özbek, “Eğer enfeksiyon varsa
örnek almak için lens ve lens kabı çok değerlidir” diyerek
lens kullanıcılarını uyardı.
Güzellik ve bakım rutininin ayrılmaz bir parçası olan
kontakt lenslerin, doğru kullanım ve uygun kozmetik
tercihleriyle güvenli bir şekilde kullanılabileceğini
belirten Türk Oftalmoloji Derneği, lens kullanıcılarını
bilinçli adımlar atmaya davet ediyor. Göz sağlığının,
yalnızca estetik kaygılardan değil, uzun vadeli yaşam
kalitesinden de sorumlu olduğu unutulmamalı.
Do not delay if there are warning signs
If symptoms such as pain, redness, burning, stinging, or
blurred vision occur during contact lens use, the lens
should be removed immediately, and both the lens and
its case should be taken to the doctor. “If an infection is
present, the lens and the case are extremely valuable for
sampling,” Prof. Dr. Özbek reminded lens users.
Emphasizing that contact lenses—an inseparable part
of beauty and care routines—can be used safely with
proper handling and conscious cosmetic choices, the
Turkish Ophthalmological Association urges users to act
responsibly. Eye health should be regarded not only as
a matter of aesthetics but as an essential factor in longterm
quality of life.
Aralık - December 2025
22
Türkiye proves its strength once again at MEDICA 2025
Türkiye, MEDICA 2025’te gücünü bir kez daha kanıtladı
Türkiye showcased not only its products but also its
ambition in global health technologies at MEDICA,
the world’s largest medical trade fair. With the
national participation organized by İKMİB for the
16th time, Turkish companies captured the attention
of international buyers through their innovative
solutions.
MEDICA 2025, one of the world’s most prominent medical
and health technology exhibitions, generated strong
global visibility once again with Türkiye’s strategic and
impactful participation. Within the scope of the national
participation organized for the 16th time by the Istanbul
Chemicals and Chemical Products Exporters’ Association
(İKMİB), Turkish companies introduced their advanced
manufacturing capabilities, innovative solutions, and
openness to global cooperation to a broad international
audience.
Held in Düsseldorf from 17–20 November 2025, the
fair welcomed 24 Turkish companies under the national
participation scheme, while a total of 196 companies from
Türkiye took part individually. More than 4,800 exhibitors
Türkiye, dünyanın en büyük medikal fuarı
MEDICA’da sadece ürünlerini değil, küresel sağlık
teknolojilerindeki iddiasını da sergiledi. İKMİB
organizasyonuyla 16’ncı kez fuara milli katılım
sağlayan Türk firmaları, yenilikçi çözümleriyle
uluslararası alıcıların odak noktası oldu.
Dünyanın en önemli medikal ve sağlık teknolojileri
fuarlarından MEDICA 2025, Türkiye’nin güçlü ve
stratejik katılımıyla bu yıl da uluslararası arenada yankı
uyandırdı. İstanbul Kimyevi Maddeler ve Mamulleri
İhracatçıları Birliği’nin (İKMİB) 16’ncı kez gerçekleştirdiği
milli katılım organizasyonu kapsamında Türk firmaları,
yüksek teknolojiye sahip üretim kabiliyetlerini, yenilikçi
çözümlerini ve küresel iş birliğine açık yapısını geniş bir
kitleye tanıttı.
17–20 Kasım 2025 tarihleri arasında Düsseldorf’ta
düzenlenen fuara, Türkiye’den 24 firma milli katılım
Aralık - December 2025
23
from 70 countries and approximately 78,000 professional
visitors from 160 countries had the opportunity to explore
the advanced technological solutions offered by Turkish
manufacturers.
Türkiye’s medical strength on the global stage
The exhibition featured a wide range of products,
including:
-Advanced medical device technologies
-Diagnostic and imaging solutions
-Laboratory systems
-Consumables
-Orthopedic products
-Digital health applications and innovative hospital
equipment
Turkish manufacturers drew strong interest from
international buyers with their technical quality and rapid
production capabilities.
The presence of T.R. Düsseldorf Consul General Ali İhsan
İzbul, Commercial Attachés Dilara Zümreoğlu Tek and
Pınar Aslan, İKMİB Chairman Adil Pelister, İKMİB Vice
Chairman Tayfun Demir, and sector representatives once
again underlined the importance attributed to Türkiye’s
healthcare industry. During booth visits, the delegation
expressed support for companies and contributed to the
establishment of new commercial partnerships.
Strengthening global competitiveness
İKMİB Chairman Adil Pelister highlighted the rising
momentum of Türkiye’s healthcare and medical device
industry, stating:
“MEDICA is the meeting point of the global healthcare
sector. With their design capabilities, technical expertise,
production strength, and competitive pricing, our
companies are now not only participants but key
influencers shaping the future of the fair. The increase
in our pharmaceutical exports to 1.44 billion dollars in
the first ten months of the year is a clear indicator of the
sector’s steady growth.”
Pelister also emphasized ongoing efforts to enhance the
global visibility of Türkiye’s medical sector:
while continuously expanding export opportunities. I
believe that MEDICA 2025 will bring new collaborations
for our companies.”
organizasyonuyla, toplamda ise 196 firma bireysel
olarak katıldı. 70 ülkeden 4.800’ün üzerinde katılımcı ve
160 ülkeden yaklaşık 78 bin profesyonel ziyaretçi, Türk
firmalarının sunduğu ileri teknoloji çözümleri yakından
inceleme fırsatı buldu.
Türkiye’nin medikal gücü uluslararası
sahnedeydi Fuarda;
-İleri seviye tıbbi cihaz teknolojileri,
-Tanı ve görüntüleme çözümleri,
-Laboratuvar sistemleri,
-Sarf malzemeleri,
-Ortopedik ürünler,
-Dijital sağlık uygulamaları ve yenilikçi hastane ekipmanları
gibi geniş bir ürün gamı sergilendi. Türk üreticiler, hem
teknik kalite hem de üretim hızıyla uluslararası alıcıların iş
gündemine oturdu.
Fuara T.C. Düsseldorf Başkonsolosu Ali İhsan İzbul,
Ticaret Ataşeleri Dilara Zümreoğlu Tek ve Pınar Aslan,
İKMİB Yönetim Kurulu Başkanı Adil Pelister, İKMİB
Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Tayfun Demir ve
sektör temsilcilerinin katılımı, Türk sağlık endüstrisine
verilen önemi bir kez daha ortaya koydu. Heyet, stand
ziyaretlerinde firmalara destek mesajı verdi ve yeni ticaret
köprülerinin kurulmasına katkıda bulundu.
Aralık - December 2025
24
A strategic platform for new partnerships
MEDICA is not merely a product showcase; it is a
business development hub where high-value commercial
connections emerge among investors, distributors,
suppliers, and manufacturers. The strong interest shown
toward Turkish companies this year opened significant
doors to new partnerships, particularly in Europe, as
well as in the Middle Eastern, Latin American, and Asian
markets.
A new chapter in Türkiye’s global healthcare journey
Türkiye’s healthcare industry continues to grow as a
stronger global player by expanding both its production
capacity and innovation capabilities. The visibility
achieved at MEDICA 2025 stands as a concrete reflection
of this transformation. With high-tech products and
internationally compliant production standards, Türkiye
is steadily strengthening its position in global health
technology competition.
Küresel rekabet gücü artıyor
İKMİB Yönetim Kurulu Başkanı Adil Pelister, Türk sağlık ve
tıbbi cihaz endüstrisinin yükselen grafiğine dikkat çekerek
şunları söyledi:
“MEDICA, dünya sağlık sektörünün buluşma noktası. Türk
firmalarımız tasarım kabiliyeti, teknik uzmanlığı, üretim
gücü ve rekabetçi fiyat avantajıyla artık sadece fuara
katılan değil, fuarın geleceğini şekillendiren aktörlerden
biri. Eczacılık ürünleri ihracatımızın yılın ilk on ayında 1,44
milyar dolara yükselmesi, sektörün istikrarlı büyümesinin
en net göstergesi.”
Pelister, Türk medikal sektörünün global arenadaki
görünürlüğünü artırmak için sürdürülen çalışmalara
değinerek “Sektörün sorunlarını ve ihtiyaçlarını düzenli
olarak değerlendiren, ihracat fırsatlarını sürekli geliştiren
bir yapıya sahibiz. MEDICA 2025’in firmalarımıza yeni iş
birlikleri kazandıracağına inanıyorum” dedi.
Yeni iş birlikleri için stratejik bir platform
MEDICA, yalnızca ürün teşhirinin yapıldığı bir fuar değil;
aynı zamanda yatırımcı, distribütör, tedarikçi ve üreticiler
arasında yüksek hacimli ticaret bağlantılarının doğduğu bir
iş geliştirme alanı. Bu yıl Türk firmalarına gösterilen yoğun
ilgi, başta Avrupa olmak üzere Orta Doğu, Latin Amerika
ve Asya pazarlarında yeni iş birlikleri için önemli kapılar
araladı.
Türkiye’nin küresel sağlık endüstrisi yolculuğunda
yeni bir aşama
Türk sağlık sektörü, hem üretim hem inovasyon
kapasitesini artırarak dünyada daha güçlü bir oyuncu
hâline geliyor. MEDICA 2025’te elde edilen görünürlük, bu
dönüşümün somut bir yansıması niteliğinde. Gerek yüksek
teknoloji ürünleri gerekse uluslararası standartlardaki
üretim kalitesiyle Türkiye, sağlık teknolojilerinde küresel
rekabette yükselen konumunu pekiştiriyor.
Aralık - December 2025
26
Lilly sends a strong message on Türkiye’s health transformation
Lilly’den Türkiye’nin sağlık dönüşümüne güçlü bir mesaj
HIMSS Eurasia 2025 highlights a new “ecosystem-driven
health model” for tackling obesity:
digitalization, collaboration and scientific innovation
coming together in one equation.
Held in Antalya, HIMSS Eurasia 2025 hosted not only
discussions on the future of health technologies but
also a deep and timely debate on one of the world’s
most pressing public-health challenges: obesity.
With 5 million deaths each year, the global obesity
crisis is no longer viewed as a clinical diagnosis alone;
it is becoming a shared burden for societies, health
systems and economies.
Reaffirming its vision to turn scientific innovation into
public benefit, Lilly emphasized its commitment to
play an active role in Türkiye’s digital-health transformation.
By bringing the perspective that “obesity is
a treatable chronic disease” to the core of the HIMSS
agenda, the company underlined that real progress
requires a multi-stakeholder, sustainable and digitally
supported ecosystem.
HIMSS Eurasia 2025’te obeziteyle mücadele için
“ekosistem odaklı yeni sağlık modeli” çağrısı:
Dijitalleşme, iş birliği ve bilimsel yenilik aynı
denklemde buluşuyor.
Antalya’da düzenlenen HIMSS Eurasia 2025, bu yıl
yalnızca sağlık teknolojilerinin geleceğine değil, aynı
zamanda dünyanın karşı karşıya olduğu en kritik halk
sağlığı sorunlarından biri olan obeziteye odaklanan
kapsamlı bir tartışmaya ev sahipliği yaptı. Küresel ölçekte
yılda 5 milyon kişinin hayatını kaybetmesine yol açan
obezite krizi, artık yalnızca bir klinik tanı olmaktan çıkıp
toplumun, sağlık sistemlerinin ve ekonomilerin ortak
sorunu hâline geliyor. Lilly, bilimsel yenilik kapasitesini
toplum sağlığına dönüştürme vizyonunu bir kez daha
yineleyerek Türkiye’nin dijital sağlık dönüşümünde
aktif rol alma kararlılığını güçlü bir şekilde vurguladı.
Şirket, “obezite tedavi edilebilir bir kronik hastalıktır”
yaklaşımını HIMSS Eurasia’nın ana gündemine taşıyarak,
gerçek ilerlemenin ancak çok paydaşlı, sürdürülebilir
ve dijital destekli bir ekosistem iş birliği ile mümkün
olabileceğinin altını çizdi.
Aralık - December 2025
27
Science accelerating healthcare:
Drug development drops from 11 years to 6…
Lilly’s global R&D investments are redefining the pace
and quality of innovation. The company managed to
shorten development timelines from 11 years to as little
as 6, creating an infrastructure that delivers scientific
progress to patients faster than ever. Yet, according to
Lilly, speed alone is not enough. The true value emerges
when innovative solutions become accessible within
health systems.
For this reason, Lilly continues to deepen its collaborations
in Türkiye to strengthen digital-health solutions,
real-world evidence and data-driven treatment models.
Chronic yet manageable: The real face of obesity
More than 1 billion people worldwide live with obesity,
and scientific evidence now draws a clear conclusion:
—Obesity is not a personal choice; it is a chronic, multifactorial
and treatable disease.
Throughout its HIMSS Eurasia sessions, Lilly stressed the
need for:
—Recognizing obesity as a disease
—Strengthening long-term care models
—Expanding access to evidence-based treatments
The discussions also highlighted the importance of
reducing stigma, noting that without a scientific approach,
meaningful progress in obesity management is not
possible.
“Türkiye’s digital-health infrastructure is a unique
opportunity for obesity management”
Ryan Dawson, General Manager of Lilly Türkiye, described
Türkiye’s health-technology ecosystem as a powerful
lever for next-generation obesity care:
“Obesity is a serious, chronic disease that leads to more
than 200 complications.
Sağlıkta hızlanan bilim:
İlaç geliştirme 11 yıldan 6 yıla…
Lilly’nin küresel Ar-Ge yatırımları, inovasyonun hızını ve
niteliğini yeniden tanımlıyor. Şirket, geliştirme süreçlerini
dünya çapında 11 yıldan 6 yıla kadar kısaltmayı başararak
bilimsel ilerlemeyi hastalara çok daha hızlı ulaştırabilen
bir altyapı oluşturdu. Ancak Lilly’ye göre bu hız tek başına
yeterli değil. Gerçek değer, yenilikçi çözümlerin sağlık
sistemleri içinde erişime açıldığı anda ortaya çıkıyor.
Bu nedenle Lilly, Türkiye’de dijital sağlık çözümlerinin,
gerçek yaşam verisinin ve veri odaklı tedavi modellerinin
güçlendirilmesine yönelik iş birliklerini her geçen yıl
derinleştiriyor.
Kronik ama yönetilebilir: Obezitenin gerçek yüzü
Dünya genelinde 1 milyardan fazla insan obezite ile
yaşarken, bilimsel veriler artık net bir gerçeği ortaya
koyuyor:
-Obezite bireysel bir tercih değil; kronik, çok faktörlü ve
tedavi edilebilir bir hastalıktır.
Bu nedenle Lilly, HIMSS Eurasia’daki tüm
oturumlarında;
-Obezitenin hastalık olarak kabul edilmesi,
-Uzun vadeli bakım modellerinin güçlendirilmesi,
-Kanıta dayalı tedavilere erişimin artırılması gerektiğini
vurguladı.
Toplantılarda “stigmanın azaltılması” da kritik bir başlık
olarak öne çıktı. Çünkü bilimsel yaklaşım olmaksızın
obezite yönetiminde gerçek bir ilerleme mümkün değil.
“Türkiye’nin dijital sağlık altyapısı obezite yönetimi
için benzersiz bir fırsat”
Lilly Türkiye Genel Müdürü Ryan Dawson, Türkiye’nin
sağlık teknoloji altyapısını obezite yönetiminin yeni nesil
modeli için önemli bir kaldıraç olarak değerlendirdi:
Aralık - December 2025
28
Managing such a complex issue is only possible through
long-term, evidence-based and digitally supported care
models.”
He underlined that Türkiye’s robust digital-health environment—from
e-Nabız and big-data initiatives to AI-driven
clinical decision-support systems—offers a strong
foundation for early diagnosis, personalized therapy and
outcomes monitoring.
“This is why we are elevating our collaboration with the
public sector, academia, regulators and civil society,” he
added, summarizing the company’s strategy in Türkiye.
High-level engagement with the Ministry:
“Flux” project on the HIMSS agenda
On 27 November, Minister of Health Prof. Dr. Kemal Memişoğlu
and Deputy Minister Assoc. Prof. Dr. Şuayıp Birinci
visited the Lilly booth to review “Flux,” a digital-art
project developed with the Türkiye Obesity Research
Association (TOAD) to raise obesity awareness.
The project received the 2025 Bronze Stevie Award,
gaining international recognition.
“Flux” aims to increase the visibility of individuals living
with obesity, promote knowledge-based awareness and
introduce a new model of health communication through
digital art.
Multi-Stakeholder Obesity Coalition: “An ecosystem
aligned with the National Action Plan”
During the coalition meeting held on the second day of
the event, key topics in parallel with Türkiye’s National
Obesity Action Plan were discussed, including:
—Sustainable care models
—Digital-health solutions
—Patient-centered service design
—Data sharing and measurable health outcomes
“Obezite 200’ü aşkın komplikasyona yol açan ciddi ve
kronik bir hastalıktır.
Bu kadar kompleks bir sağlık sorununu yönetmek ancak
uzun vadeli, kanıta dayalı ve dijital olarak desteklenen
bakım modelleriyle mümkün olabilir.”
Dawson, Türkiye’nin güçlü dijital sağlık ekosisteminin
e-Nabız’dan büyük veri çalışmalarına, yapay zekâ tabanlı
klinik karar destek sistemlerine kadar erken tanı,
bireyselleştirilmiş tedavi ve sonuç takibi için çok değerli bir
zemin sunduğunu belirtti.
“Bu yüzden kamu, akademi, düzenleyiciler ve sivil toplum
ile iş birliğimizi yeni bir aşamaya taşıyoruz” sözleri, Lilly’nin
Türkiye’deki stratejisinin ana hatlarını çizdi.
Bakanlıkla üst düzey temaslar:
“Flux” projesi HIMSS gündeminde
27 Kasım’da Sağlık Bakanı Prof. Dr. Kemal Memişoğlu ve
Sağlık Bakan Yardımcısı Doç. Dr. Şuayıp Birinci, Lilly standını
ziyaret ederek, obezite farkındalığını artırmak amacıyla
Türkiye Obezite Araştırma Derneği (TOAD) ile birlikte
hayata geçirilen “Flux” dijital sanat projesini inceledi.
Proje, 2025 Bronze Stevie Ödülü kazanarak uluslararası
platformda da dikkat çekti.
“Flux”, obeziteyle yaşayan bireylerin görünürlüğünü
artırmayı, toplumda bilgi temelli farkındalık sağlamayı
ve dijital sanat aracılığıyla yeni bir sağlık iletişimi modeli
oluşturmayı amaçlıyor.
Çok Paydaşlı Obezite Koalisyonu:
“Ulusal Eylem Planı ile uyumlu ekosistem modeli”
Etkinliğin ikinci gününde düzenlenen koalisyon
toplantısında, Türkiye’nin Ulusal Obezite Eylem Planı’na
paralel olarak:
-Sürdürülebilir bakım modelleri
-Dijital sağlık çözümleri
-Hasta odaklı hizmet tasarımı
-Veri paylaşımı ve ölçülebilir sağlık çıktıları gibi kritik
başlıklar ele alındı.
Sağlık Bakan Yardımcısı Birinci:
Dijitalleşme obezite yönetiminde kritik eşik
Doç. Dr. Şuayıp Birinci oturumda şu mesajı verdi:
“Türkiye’nin dijital sağlık dönüşümü, obezite yönetimi için
sadece destekleyici değil, dönüştürücü bir araçtır. Teknoloji
okuryazarlığı ve bireylerin dijital sağlık araçlarını aktif
kullanabilmesi, önümüzdeki yıllarda başarıyı belirleyecek
en önemli faktörlerden biri olacak.”
Birinci’nin değerlendirmesi, Türkiye’nin hem altyapı hem
de stratejik yol haritası açısından obeziteyle mücadelede
güçlü bir pozisyona sahip olduğunun altını çiziyor.
“Obezite bir tercih değil; tıbbi bir durumdur”
TOAD Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Dilek Yazıcı, obezitenin
bilimsel temellerine dikkat çekerek:
“Obezite bireysel bir seçim değildir; kronik, tekrarlayıcı bir
hastalıktır.
Yönetilmediğinde diyabet, kalp-damar hastalıkları ve bazı
kanser türleri gibi ağır sonuçlar doğurabilir.”
Aralık - December 2025
29
Deputy Minister Birinci: Digitalization is a turning
point in obesity management
Assoc. Prof. Dr. Birinci emphasized:
“Türkiye’s digital-health transformation is not only
supportive but transformative for obesity management.
Digital-health literacy and individuals’ active use of digital
tools will become key determinants of success in the
coming years.”
His assessment underscores Türkiye’s strong position in
obesity management from both an infrastructure and
strategic-planning perspective.
“Obesity is not a choice; it is a medical condition”
TOAD Vice President Prof. Dr. Dilek Yazıcı highlighted the
scientific foundations of the disease:
“Obesity is not a personal decision; it is a chronic, recurrent
condition.
If left unmanaged, it can lead to diabetes, cardiovascular
diseases and several types of cancer.”
This perspective is essential for shaping public policy and
clinical practice in Türkiye.
Economic burden rising rapidly:
USD 4.32 trillion by 2035
Tala Mokdad, Lilly META Regional President, summarized
obesity’s global economic impact:
“Obesity is projected to reach USD 4.32 trillion by 2035.
This makes obesity management a strategic priority for
economic sustainability.”
Mokdad also pointed to the importance of value-based
healthcare:
—Improving patient outcomes
—Enhancing quality-of-life gains
—Reducing long-term healthcare costs
This model stands out as the common ground where
Lilly’s global R&D investments intersect with Türkiye’s
health system.
Bu perspektif, Türkiye’de kamu politikalarının ve klinik
uygulamaların şekillenmesinde kritik önem taşıyor.
Ekonomik yük hızla artıyor: 2035’te 4,32 trilyon dolar
Lilly META Bölge Başkanı Tala Mokdad, katıldığı panelde
obezitenin küresel ekonomik etkisini çarpıcı bir şekilde
özetledi:
“Obezitenin 2035’te 4,32 trilyon dolara ulaşacağı
öngörülüyor.
Bu nedenle obezite yönetimi, ekonomik sürdürülebilirlik
açısından da stratejik bir öncelik hâline geliyor.”
Mokdad ayrıca, değer bazlı sağlık modelinin önemine
dikkat çekti:
-Hasta sonuçlarını iyileştirme
-Yaşam kalitesi kazanımlarını artırma
-Sağlık sistemi maliyetlerini uzun vadede azaltma
Bu model, Lilly’nin küresel Ar-Ge yatırımlarının
Türkiye’deki sağlık sistemi ile buluştuğu ortak zemin
olarak öne çıkıyor.
Lilly’den Türkiye’ye net taahhüt: “Bilimsel yenilikleri
gerçek dünyaya taşıyacağız”
Lilly, Türkiye’nin Ulusal Obezite Stratejik Planı
kapsamında iş birliklerini genişletme kararlılığını HIMSS
Eurasia’da yeniden teyit etti.
Şirketin odağında:
-Bilimsel yenilikleri toplum sağlığına aktarmak
-Dijital destekli tedavi modelleri geliştirmek
-Sağlık sistemlerinin uzun vadeli yükünü azaltmak
-Obeziteyle yaşayan bireylerin yaşam kalitesini
yükseltmek yer alıyor.
HIMSS Eurasia 2025, bir teknoloji zirvesinden çok daha
fazlası olarak bu yıl “yeni nesil obezite mücadelesinin yol
haritasını” çizen stratejik bir platforma dönüştü.
Lilly’nin bu vizyoner çağrısı ise Türkiye’de sağlık
ekosisteminin geleceğine dair önemli bir dönüm noktası
niteliği taşıyor.
Lilly’s clear commitment to Türkiye: “We will bring
scientific innovation into the real world”
At HIMSS Eurasia, Lilly reaffirmed its commitment to
expand collaborations aligned with Türkiye’s National
Obesity Strategic Plan.
The company’s focus includes:
—Translating scientific innovation into public benefit
—Developing digitally supported treatment models
—Reducing the long-term burden on health systems
—Improving the quality of life for individuals living with
obesity
HIMSS Eurasia 2025 emerged as more than a technology
summit—it became a strategic platform shaping the
“next-generation roadmap for obesity management.”
Lilly’s vision marks a significant turning point for the
future of Türkiye’s health ecosystem.
Aralık - December 2025
30
Survival rates in pancreatic cancer reach record levels
Pankreas kanserinde sağ kalım oranları rekor seviyeye yükseldi
During a panel held as part of Pancreatic Cancer
Awareness Month, specialists highlighted scientific
advances—from early diagnosis to new treatment
approaches—and the remarkable rise in survival
rates.
The event titled “These stories are about science, courage,
and hope”, held this year at Acıbadem Maslak Hospital,
brought together both patients and experts for an
inspiring scientific and emotional gathering. Moderated
by presenter Leyla Yıldırım, the session featured General
Surgery Specialists Prof. Dr. Güralp Onur Ceyhan and
Prof. Dr. Mert Erkan, Medical Oncology Specialist Prof.
Dr. Özlem Er, Radiation Oncology Specialist Prof. Dr. Enis
Özyar, and Gastroenterology Specialist Prof. Dr. Yaşar
Çolak. They shared the latest developments in pancreatic
cancer and the major progress achieved in treatment.
Patients attending the event reinforced the hopeful
atmosphere with their own experiences.
Pankreas Kanseri Farkındalık Ayı kapsamında
düzenlenen söyleşide uzmanlar, erken tanıdan yeni
tedavilere uzanan bilimsel ilerlemeleri ve sağkalım
oranlarındaki çarpıcı artışı aktardı.
Pankreas Kanseri Farkındalık Ayı kapsamında bu yıl Acıbadem
Maslak Hastanesi’nde düzenlenen “Bu öykülerde
bilim, cesaret, umut var” başlıklı söyleşi, hem hastaların
hem de uzmanların katılımıyla dikkat çekici bir bilimsel
ve duygusal buluşmaya dönüştü. Sunucu Leyla Yıldırım’ın
moderatörlüğünde gerçekleştirilen etkinlikte Genel
Cerrahi Uzmanları Prof. Dr. Güralp Onur Ceyhan ve Prof.
Dr. Mert Erkan, Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Özlem
Er, Radyasyon Onkolojisi Uzmanı Prof. Dr. Enis Özyar ve
Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Yaşar Çolak, pankreas
kanserindeki son gelişmeleri ve tedavideki büyük ilerlemeleri
kamuoyuyla paylaştı. Etkinliğe katılan hastalar da
kendi deneyimleriyle salondaki umudu pekiştirdi.
Aralık - December 2025
31
A growing global threat
Each year, more than 500,000 people worldwide and
approximately 8,000 people in Türkiye are diagnosed
with pancreatic cancer. The incidence of this disease
is rising steadily, and it is projected to climb from the
4th to the 2nd leading cause of cancer-related deaths
by 2030. Despite this alarming trend, public awareness
remains low. The event was therefore organized to make
scientific data more visible, highlight the importance of
early diagnosis, and share the hope offered by emerging
treatment methods with a broader audience.
“Five-year survival has reached 54%”
In his presentation, Prof. Dr. Güralp Onur Ceyhan described
the current state of pancreatic cancer treatment as
“a new era.” Emphasizing the scientific progress achieved
in the past quarter-century, he shared the following:
“When I first started my career, the five-year survival
rate of patients we operated on was only 12%. Thanks to
the neoadjuvant treatments, chemotherapy protocols,
surgical techniques, and multidisciplinary approach we
now apply, this rate first rose to 35–40%, and in the most
recent studies, it reached 54%. This shows that pancreatic
cancer can now be controlled much more effectively.”
Prof. Dr. Ceyhan added that modern oncology and
advanced surgical methods now work in strong synergy,
predicting that the survival rate could rise as high as 75%
in the future.
Giderek artan bir tehdit
Dünya genelinde her yıl 500 binden fazla, Türkiye’de
ise yaklaşık 8 bin kişiye pankreas kanseri tanısı konuyor.
Görülme sıklığının giderek arttığı bu kanser türünün 2030
yılına kadar, kanser kaynaklı ölümler arasında 4. sıradan
2. sıraya yükselme riski bulunuyor. Buna karşın toplumsal
farkındalık hâlâ düşük seviyelerde. Etkinlik, tam da bu
nedenle bilimsel veriyi görünür kılmak, erken tanının
önemini vurgulamak ve yeni tedavi yöntemlerinin sağladığı
umut ışığını daha geniş kitlelere ulaştırmak amacıyla
düzenlendi.
“5 yıllık sağ kalım %54’e ulaştı”
Prof. Dr. Güralp Onur Ceyhan etkinlikte yaptığı konuşmada,
pankreas kanseri tedavisinde gelinen noktayı “yeni bir
çağ” olarak nitelendirdi. Bilimsel çalışmaların son çeyrek
yüzyılda gösterdiği ilerlemeye dikkat çeken Prof. Dr.
Ceyhan şu bilgileri paylaştı:
“Ben mesleğe başladığımda ameliyat ettiğimiz hastaların
5 yıllık sağ kalım oranı yalnızca %12 idi. Son yıllarda uyguladığımız
ön tedaviler, kemoterapi protokolleri, cerrahi
teknikler ve multidisipliner yaklaşım sayesinde bu oran
önce %35–40’lara, en güncel çalışmalarla ise %54’e kadar
çıktı. Bu, pankreas kanserinin artık çok daha iyi kontrol
edilebildiğini gösteriyor.”
Prof. Dr. Ceyhan, onkolojik tedaviler ve modern cerrahinin
günümüzde güçlü bir sinerjiyle çalıştığını belirterek, gelecekte
bu oranın %75’e kadar yükselebileceğini ifade etti.
Aralık - December 2025
32
Hope even in locally advanced disease
Discussing cases with vascular involvement and even
limited metastasis, Prof. Dr. Ceyhan explained that chemotherapy
can render patients operable—something
previously thought to be impossible:
“With the right treatment strategies, we are achieving
highly valuable outcomes even in these challenging cases.
This development represents a true paradigm shift
in pancreatic cancer.”
“If you were diagnosed with diabetes in the last 6 months,
be cautious!”
General Surgery Specialist Prof. Dr. Mert Erkan emphasized
that although pancreatic cancer is relatively rare,
its aggressive nature makes it especially concerning. He
pointed out that in individuals over the age of 50, a new
diabetes diagnosis within the last six months is a critical
warning sign:
“In this group, the risk increases from 1 in 10,000 to 1 in
150—an almost 70-fold increase. If weight loss accompanies
the diabetes diagnosis, these individuals must
undergo thorough evaluation.”
Prof. Dr. Erkan added that pancreatic cancer does not
occur only in older adults; although rare, it can also be
seen in young adults and even children, underlining the
need for awareness across all age groups.
New opportunities in early diagnosis and vaccine
research
Prof. Dr. Erkan also noted that risk groups have become
more clearly defined in recent years and that patients
with pancreatic cysts are monitored more closely. Some
types of cysts carry a potential for malignant transformation,
prompting careful follow-up:
“Early diagnosis is now becoming possible in pancreatic
cancer. New-onset diabetes and cyst surveillance are extremely
important for us. The pancreatic cancer vaccines
developed in the last year and a half also offer strong
hope for the future.”
Lokal ileri evrede bile umut var
Özellikle damar tutulumunun görüldüğü lokal ileri
pankreas kanserlerinde, hatta sınırlı metastaz varlığında
bile kemoterapinin hastaları ameliyata uygun hale
getirdiğini anlatan Prof. Dr. Ceyhan, geçmişte “tedavi
edilemez” gözüyle bakılan birçok hastanın artık şans
yakaladığını söyledi:
“Doğru tedavi stratejileriyle bu hastalarda da çok değerli
sonuçlar elde ediyoruz. Bu gelişme, pankreas kanseri için
adeta bir paradigma değişimidir.”
“Son 6 ayda diyabet tanısı aldıysanız, dikkat!”
Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Mert Erkan ise pankreas
kanserinin nadir görülmesine rağmen agresif yapısı
nedeniyle çok daha dikkat gerektirdiğini vurguladı.
Özellikle 50 yaş üzerindeki bireylerde son 6 ay içerisinde
ortaya çıkan yeni diyabet tanısının kritik bir uyarı işareti
olduğunu belirtti:
“Bu grupta risk 10 binde 1’den 150’de 1’e çıkıyor. Yani
yaklaşık 70 kat artış söz konusu. Diyabetle birlikte kilo
kaybı da eşlik ediyorsa bu kişilerin mutlaka ayrıntılı olarak
değerlendirilmesi gerekiyor.”
Prof. Dr. Erkan, pankreas kanserinin sadece ileri yaşlarda
değil, nadir de olsa genç erişkinlerde ve hatta çocuklarda
bile görülebildiğini hatırlatarak farkındalığın tüm yaş
gruplarını kapsaması gerektiğini ifade etti.
Erken tanıda yeni olanaklar ve aşı çalışmaları
Prof. Dr. Erkan ayrıca son yıllarda risk gruplarının daha
net tanımlandığını ve pankreas kisti bulunan hastaların
çok daha yakından izlendiğini söyledi. Bazı kist türlerinin
kansere dönüşme potansiyeline sahip olduğunu
belirterek:
“Artık pankreas kanserinde erken tanı mümkün olmaya
başladı. Yeni tanı diyabet ve kistik yapıların takibi bizim
için çok önemli. Son 1,5 yılda geliştirilen pankreas kanseri
aşıları da geleceğe dair güçlü bir umut sunuyor.”
Aralık - December 2025
34
Norovirus alert: Spreading rapidly in crowded environments!
Norovirüs alarmı: Toplu alanlarda hızla yayılıyor!
12–48 saat içinde başlayan ani kusma ve ishalle
seyreden Norovirüs enfeksiyonu, kış aylarında toplu
alanlarda kolayca yayılıyor. Uzmanlar, hijyen önlemlerinin
sıkılaştırılması gerektiği konusunda uyarıyor.
Dr. Füsun Topçugil
Norovirus infection, which involves sudden vomiting
and diarrhea starting within 12–48 hours, spreads
easily in crowded environments during the winter
months. Experts warn that hygiene measures must
be tightened.
Kış aylarında hızla artan ani kusma ve ishal vakalarının
ardında Norovirüs olabilir. Dayanıklı yapısı ve yüksek bulaşıcılık
oranıyla bilinen virüs; okullardan bakım evlerine,
işyerlerinden hastanelere kadar pek çok toplu yaşam
alanında hızla yayılıyor. Uzmanlar, özellikle el hijyeninin
hayati önem taşıdığı konusunda uyarıyor.
Sonbahar ve kış mevsimleri, akut gastroenterit şikâyetlerinde
belirgin bir artışın yaşandığı dönemler olarak
biliniyor. Toplu alanlarda kısa sürede yayılabilen Norovirüs,
bu dönemde birçok kişiyi ani başlayan bulantı, kusma
ve ishal şikâyetleriyle hastanelere yönlendiriyor. Batıgöz
Balçova Cerrahi Tıp Merkezi İç Hastalıkları Uzmanı Dr.
Füsun Topçugil, virüsün son derece bulaşıcı olduğunu
vurgulayarak şu uyarıda bulunuyor:
“Norovirüs çok küçük miktarda bile bulaşmaya yeten,
çevresel koşullara dayanıklı bir virüstür. En önemli bulaşma
yolu kirli ellere temastır.”
Norovirüs: ‘Kusma Hastalığı’ olarak bilinen yüksek
bulaşıcı enfeksiyon
Norovirüs, mide ve bağırsak sistemini etkileyerek hızla
gelişen gastroenterite neden olan bir virüs grubudur.
Norovirus may be behind the rapidly increasing cases of
sudden vomiting and diarrhea seen during the winter
months. Known for its resilient structure and high
transmission rate, the virus spreads quickly in many
communal settings — from schools and care facilities to
workplaces and hospitals. Experts emphasize that hand
hygiene holds critical importance.
Autumn and winter are known as periods when complaints
of acute gastroenteritis increase significantly. Norovirus,
which can spread rapidly in crowded environments,
sends many people to hospitals during this season with
sudden onset nausea, vomiting, and diarrhea. Dr. Füsun
Topçugil, Internal Medicine Specialist at Batıgöz Balçova
Surgical Medical Center, highlights the virus’s high contagiousness
and warns:
“Norovirus is extremely resilient and requires only a very
small amount to cause infection. The most important
transmission route is contact with contaminated hands.”
Aralık - December 2025
35
Norovirus: A highly contagious infection known
as the ‘vomiting illness’
Norovirus is a group of viruses that affects the stomach
and intestines, causing rapidly developing gastroenteritis.
Commonly known as the “vomiting illness,” the infection
presents with sudden onset nausea, intense vomiting, diarrhea,
and abdominal cramps.
Key characteristics of the infection:
-Symptoms usually appear within 12–48 hours after
exposure.
-The illness often resolves on its own within 2–3 days.
-It can occur at any age, but elderly individuals and those
with weakened immune systems experience more severe
cases. According to Dr. Topçugil, the ability of Norovirus to
infect many people within a short time is one of the most
critical factors that distinguish it from other viral gastroenteritis
infections.
Symptoms begin suddenly, and fluid loss
may become severe
Symptoms of Norovirus infection usually begin rapidly and
abruptly. The most common symptoms include:
-Severe nausea and persistent vomiting
-Watery diarrhea
-Abdominal pain and cramps
-Weakness, loss of appetite, and marked fatigue
-Mild fever and headache
Fluid and mineral loss can develop quickly due to vomiting
and diarrhea. Dr. Topçugil warns that this may pose risks
especially for children, the elderly, and individuals with
chronic illnesses.
How does Norovirus spread?
Norovirus spreads very quickly in environments with poor hygiene.
Even tiny particles can be enough to cause infection.
Halk arasında “kusma hastalığı” olarak anılan enfeksiyon;
özellikle ani başlayan mide bulantısı, yoğun kusma, ishal
ve karın kramplarıyla seyreder.
Enfeksiyonun öne çıkan özellikleri:
-Belirtiler genellikle bulaşmayı takip eden 12–48 saat
içinde ortaya çıkar.
-Hastalık çoğu zaman 2–3 gün içinde kendiliğinden
geriler.
-Her yaşta görülebilir; ancak yaşlılar ve bağışıklık sistemi
zayıf bireylerde tablo daha ağır seyreder.
Dr. Topçugil’e göre, hastalığın kısa sürede pek çok kişiye
bulaşabilmesi Norovirüs enfeksiyonunu diğer viral gastroenteritlerden
ayıran en kritik noktalardan biri.
Belirtiler hızlı başlar, sıvı kaybı ağırlaşabilir
Norovirüs enfeksiyonunda belirtiler genellikle hızlı ve ani
başlar. En sık görülen semptomlar:
- Şiddetli mide bulantısı ve aralıksız kusma
- Sulu ishal
- Karın ağrısı ve kasılmalar
-Halsizlik, iştahsızlık ve belirgin yorgunluk
- Hafif ateş ve baş ağrısı
Kusma ve ishal nedeniyle sıvı ve mineral kaybı hızla gelişebilir.
Dr. Topçugil, özellikle çocuklar, yaşlılar ve kronik
hastalığı olan bireylerde sıvı kaybının risk oluşturduğunu
belirterek dikkatli olunmasını öneriyor.
Norovirüs nasıl bulaşıyor?
Norovirüs, hijyenin zayıf olduğu ortamlarda çok hızlı yayılabilen
bir virüstür. Çok küçük partiküller bile enfeksiyon
için yeterlidir.
Başlıca bulaşma yolları:
-Virüs bulaşmış yüzeye dokunduktan sonra ellerin ağız,
burun veya göze teması
-Kontamine gıdaların ve içeceklerin tüketimi
-Enfekte kişilerle yakın temas
-Kusma sırasında yayılan partiküllerin solunması
Önemli bir not: Alkol bazlı el antiseptikleri bazı durumlarda
Norovirüs üzerinde etkili değildir. Bu nedenle sabun
ve suyla en az 20 saniye el yıkamak, koruyuculuğu en
yüksek yöntemdir.
Riskli gıdalar ve ortamlar
Norovirüs, gıda kaynaklı enfeksiyonlar arasında en yaygın
nedenlerden biridir. Hijyen koşullarının tam sağlanmadığı
toplu yemek üretim alanları virüsün yayılması için uygun
zemin oluşturur.
Riskli durumlar:
-Yıkanmadan tüketilen yeşil yapraklı sebzeler
-Kabuğu soyulmadan veya yıkanmadan yenen meyveler
-Çiğ veya az pişmiş kabuklu deniz ürünleri
-Açık büfe ve toplu yemek hazırlanmasında hijyen
eksikliği
Aralık - December 2025
36
Main transmission routes:
-Touching the mouth, nose, or eyes after contact with
contaminated surfaces
-Consumption of contaminated food and beverages
-Close contact with infected individuals
-Inhalation of particles released during vomiting
An important note: Alcohol-based hand sanitizers may
sometimes be ineffective against Norovirus. Therefore,
washing hands with soap and water for at least 20
seconds is the most protective method.
High-risk foods and environments
Norovirus is one of the most common causes of foodborne
infections. Communal food preparation areas
with inadequate hygiene provide ideal conditions for the
virus to spread.
Risky situations include:
-Unwashed leafy greens
-Fruits eaten without washing or peeling
-Raw or undercooked shellfish
-Lack of hygiene in buffet-style or bulk food service
How is it treated?
There is no specific antiviral treatment for Norovirus.
Management focuses on relieving symptoms and maintaining
fluid and electrolyte balance.
Tedavi nasıl yapılır?
Norovirüs için özel bir antiviral tedavi bulunmamaktadır.
Tedavi, semptomları hafifletmeye ve sıvı-elektrolit dengesini
korumaya yöneliktir.
Önerilen yaklaşım:
-Bol su ve elektrolit içeren sıvıların tüketilmesi
-İlk 24–48 saat boyunca yağlı, baharatlı ve sindirimi zor
gıdalardan kaçınmak
-Sindirimi kolay, az ve sık porsiyonlarla beslenmek
-İshal ve kusmanın arttığı perdidlerde istirahat etmek
Belirtilerin ağırlaştığı, sıvı kaybının arttığı veya kişinin risk
grubunda olduğu durumlarda tıbbi destek alınmalıdır.
En etkili korunma: sabun ve su
Dr. Füsun Topçugil, Norovirüsün yayılmasını önlemenin
temel yolunun el hijyeni olduğunu vurguluyor:
Ellerinizi sabun ve suyla yıkamadan yüzünüze, ağzınıza
veya yiyeceklere dokunmayın. Şikâyetleriniz şiddetliyse,
özellikle sıvı kaybı riski taşıyan bireylerin vakit kaybetmeden
sağlık kuruluşuna başvurması gerekir.
Kış aylarında artan kusma–ishal vakalarının önemli bir
bölümünün Norovirüs kaynaklı olabileceğini belirten
uzmanlar, toplu yaşam alanlarında hijyen kurallarının
sıkı şekilde uygulanmasının hastalığın yayılmasını büyük
ölçüde engelleyebileceğini hatırlatıyor.
Recommended approach:
-Drinking plenty of water and electrolyte-containing
fluids
-Avoiding fatty, spicy, and hard-to-digest foods
for the first 24–48 hours
-Eating small, easy-to-digest portions frequently
-Resting when vomiting and diarrhea worsen
Medical support should be sought if symptoms
intensify, fluid loss increases, or if the person is
in a high-risk group.
The most effective protection:
soap and water
Dr. Füsun Topçugil emphasizes that the primary
way to prevent the spread of Norovirus is hand
hygiene:
“Do not touch your face, mouth, or food without
washing your hands with soap and water.
If your symptoms are severe, especially individuals
at risk of fluid loss should seek medical
care without delay.”
Experts remind that a significant portion of
the increased vomiting–diarrhea cases during
winter may be caused by Norovirus, and strict
implementation of hygiene measures in communal
environments can greatly reduce the
spread of the disease.
Aralık - December 2025
38
Discipline or a dangerous cycle of control?
Disiplin mi, tehlikeli bir kontrol döngüsü mü?
Pressure to succeed, perfectionism, and the influence
of social media… Anorexia Athletica, increasingly
seen among athletes, is far more than weight restriction;
it creates profound distortions in body image,
self-esteem, and performance focus. Experts warn:
“At this point, sport is no longer about health— it
becomes an obsession with control,” emphasizing
the importance of early intervention.
Anorexia Athletica:
The invisible cost of chasing performance
Sport is often associated with health, discipline, and
well-being. Yet for some athletes, this discipline
gradually shifts from a balanced lifestyle to a rigid
“control battle.”
Anorexia Athletica—rising rapidly among both
professional and amateur athletes in recent years—is
characterized by the intentional restriction of food
intake in the pursuit of performance enhancement,
accompanied by distorted body perception and
disordered eating behaviors.
Psychiatrist Dr. Sema Bayçın explains that this condition
is not merely a quest for thinness:
Başarı baskısı, mükemmeliyetçilik ve sosyal medya
etkisi… Sporcularda giderek artan Anoreksiya Athletica,
yalnızca kilo kısıtlaması değil; beden algısında,
benlik saygısında ve performans odağında derin bir
çarpılma oluşturuyor. Uzmanlar, “Bu noktada spor
artık sağlık değil, kontrol saplantısına dönüşür”
diyerek erken müdahalenin önemini vurguluyor.
Anoreksiya Athletica:
Performans arayışının görünmez bedeli
Spor, sağlık ve disiplinle özdeşleşen bir yaşam biçimi…
Ancak bazı sporcular için bu disiplin, zamanla bedenle
barış içinde yürütülen bir yolculuk olmaktan çıkıp “kontrol
mücadelesine” dönüşebiliyor. Özellikle son yıllarda
profesyonel ve amatör sporcularda hızlı bir artış gösteren
Anoreksiya Athletica, performansı artırma amacıyla
beslenmenin bilinçsizce kısıtlandığı, beden algısının
bozulduğu bir yeme davranışı bozukluğu olarak dikkat
çekiyor.
Psikiyatri Uzmanı Dr. Sema Bayçın, bu bozukluğun yalnızca
fiziksel bir zayıflık arayışı olmadığını belirterek durumu
şöyle tarif ediyor:
Aralık - December 2025
39
“In Anorexia Athletica, the athlete no longer views the
body as a supportive partner. Instead, it becomes a
project to manage, an object to shape. Eating behavior
stops being part of performance and turns into a way of
suppressing anxiety.”
When does athletic discipline become dangerous?
The onset of Anorexia Athletica often looks
harmless:
– “If I were a little lighter, I’d run faster…”
– “If I train on an empty stomach, my performance will
improve…”
– “Lower body fat means better aesthetics…”
These thoughts appear more frequently in sports where
aesthetics are emphasized—such as gymnastics, dance,
running, and swimming—yet today, similar patterns are
increasingly observed in amateur athletes as well, fueled
by social media, perfectionism, and competition.
Over time, eating becomes a measure of discipline.
Skipping meals, obsessively counting calories, and
avoiding food despite intense training begin to dominate
daily life.
Dr. Bayçın notes how quickly the picture escalates:
“The athlete’s goal is no longer weight loss; it is
controlling anxiety through weight control. The mind
stops listening to the body’s needs and even perceives
them as a threat.”
How performance pressure alters body perception
Perfectionism, competitive pressure, and external
expectations often lie beneath Anorexia Athletica. When
an athlete equates achievement with being “lighter,” the
process of detaching from their own body begins.
During this stage:
• Signals of fatigue are ignored
• Hunger becomes difficult to recognize
• Performance decline is attributed to “not trying hard
enough”
• The mirror reflects constant criticism, reinforcing
feelings of inadequacy
As the condition progresses, not only eating habits but
also sleep patterns, focus, mood, and motivation begin
to deteriorate. Mental resilience weakens, and the risk of
burnout increases.
The psychological dynamics of disordered eating
Anorexia Athletica is not a “weight problem”; it is
fundamentally a disorder of control.
The athlete attempts to manage life’s uncertainties by
exerting strict control over the body. Food becomes
counted, restricted, delayed—and eventually replaces
the sense of safety.
For this reason, treatment cannot rely solely on
nutritional adjustments.
Dr. Bayçın highlights an essential goal:
Dr. Sema Bayçın
“Anoreksiya Athletica’da sporcu artık bedenini destekleyen
bir partner olarak görmez. Onu yönetilmesi gereken
bir proje, şekil verilmesi gereken bir araç olarak algılar.
Yeme davranışı performansın parçası olmaktan çıkar,
kaygıyı bastırma yoluna dönüşür.”
Sporcu disiplini ne zaman tehlikeye dönüşür?
Anoreksiya Athletica’nın ilk aşaması genellikle
masum başlar:
– “Biraz daha hafif olsam daha hızlı koşarım…”
– “Bu antrenmana aç girersem performans artar…”
– “Daha düşük yağ oranı daha iyi estetik demektir…”
Bu düşünceler, özellikle estetik kriterlerin ön planda
olduğu jimnastik, dans, koşu, yüzme gibi branşlarda daha
belirgin olsa da artık amatör sporcularda dahi sosyal
medya etkisi, mükemmeliyetçilik ve rekabet duygusu
nedeniyle benzer bir tabloya rastlanıyor.
Sporcu, bir süre sonra yeme davranışını bir disiplin göstergesi
olarak görmeye başlıyor. Öğün atlamalar, kaloriyi
obsesif şekilde takip etme, yoğun antrenmanlara rağmen
yemek yememe eğilimi günlük yaşantının merkezine
yerleşiyor.
Dr. Bayçın, bu noktadan sonra tablonun hızla değiştiğini
aktarıyor:
“Sporcunun amacı kilo vermek değil; kilo kontrolü üzerinden
kaygıyı kontrol etmektir. Zihin artık bedenin ihtiyaçlarına
kulak vermez, hatta o ihtiyaçları tehdit olarak algılar.”
Başarı baskısı beden algısını nasıl değiştiriyor?
Anoreksiya Athletica’nın ardında çoğunlukla mükemmeliyetçilik,
rekabet baskısı ve çevresel beklentiler bulunuyor.
Sporcu başarıyı “daha hafif” olmakla özdeşleştirmeye
başladığında, bedenine yabancılaşma süreci başlıyor.
Bu aşamada:
Yorgunluk sinyalleri bastırılıyor,
Açlık fark edilmez hale geliyor,
Aralık - December 2025
40
Performans düşüşü “yeterince çaba göstermedim”
düşüncesiyle açıklanıyor,
Aynadaki beden sürekli eleştirilerek değersizlik duygusunu
tetikliyor.
Süreç ilerledikçe yalnızca yemek değil; uyku düzeni,
odaklanma kapasitesi, ruh hali ve motivasyon da etkileniyor.
Sporcunun zihinsel dayanıklılığı zayıflıyor, tükenmişlik
riski artıyor.
Yeme davranışının psikolojik dinamiği
Anoreksiya Athletica bir “kilo bozukluğu” değil; derin bir
kontrol bozukluğu.
Sporcu, hayatındaki belirsizlikleri yönetmek için bedeni
üzerinden bir kontrol alanı sağlamaya çalışıyor. Yemek
sayılarak, kısıtlanarak, geciktirilerek güven duygusunun
yerini almaya başlıyor. Bu nedenle tedavi yalnızca beslenme
düzenlemeleriyle sınırlı olamaz.
Dr. Bayçın şu noktanın altını çiziyor:
“Bu bozuklukta asıl hedef, kontrolü bedenden zihne taşımaktır.
Yani sporcuya yeniden bedenin ihtiyaçlarını fark
ettirmek ve performansın sağlıklı beslenme olmadan
sürdürülemeyeceğini göstermek.”
Tedavi
Anoreksiya Athletica’da en etkili yaklaşım multidisipliner
bir çalışma:
Psikiyatrik değerlendirme,
Bilişsel-davranışçı terapi,
Diyetisyen desteği,
Gerektiğinde aile ve antrenör eğitimi.
Tedavide amaç sporcunun beden algısını yeniden yapılandırmak,
yeme davranışını kaygıdan değil ihtiyaçtan
beslenen bir düzleme taşımak.
“The aim is to shift control from the body back to the
mind. Athletes must relearn to recognize the body’s
needs and understand that sustainable performance is
impossible without healthy nutrition.”
Treatment
The most effective approach in Anorexia Athletica is
multidisciplinary, combining:
• Psychiatric evaluation
• Cognitive-behavioral therapy
• Nutrition counseling
• When needed, education for families and coaches
The goal is to rebuild body perception and reshape
eating behavior based on physiological needs rather
than anxiety.
Early intervention
Anorexia Athletica progresses along a delicate line
between the healthy nature of sport and the harsh
reality of competitive pressure. Especially in young
athletes, early symptoms should never be overlooked;
paying attention to them is just as important as
maintaining training routines.
After all, athletes can only perform when they draw
strength from their bodies.
And the body—before being a project or a shape to
refine—is the foundation of life itself.
Erken müdahale
Anoreksiya Athletica, sporun sağlıklı doğası ile rekabetin
sert yüzü arasındaki ince hatta ilerleyen bir bozukluk.
Özellikle genç sporcularda erken belirtilerin göz ardı
edilmemesi, sporcunun antrenmanlarını aksatmaması
kadar önem taşıyor.
Çünkü bir sporcu ancak bedeninden güç aldığında
performans gösterebilir. Beden ise bir projeden, şekil
verilecek bir nesneden önce yaşamın temelidir.
Aralık - December 2025
42
A new era of personalized treatment
with monoclonal antibody injections
Monoklonal antikor enjeksiyonlarıyla kişiye özel çözüm dönemi
Migraine, which affects a significant portion of
the population, is no longer a condition managed
solely with painkillers. Specialists emphasize that
monoclonal antibody treatments—popularly known
in recent years as the “migraine vaccine”—offer
promising results, especially in chronic and treatment-resistant
cases.
Severe headaches, light sensitivity, nausea, and attacks
lasting for days… Migraine is not just a headache;
it is a neurological disorder that directly affects daily
life, work performance, and social functioning. More
common among women, migraine significantly reduces
the quality of life for hundreds of thousands of people
in Türkiye.
The new treatment method commonly referred to as
the “migraine vaccine” is opening an important door in
migraine management. However, experts underline that
Toplumun önemli bir kısmını etkileyen migren,
artık yalnızca ağrı kesicilerle yönetilen bir hastalık
olmaktan çıkıyor. Uzmanlar, son yıllarda “migren
aşısı” olarak bilinen monoklonal antikor tedavilerinin
özellikle kronik ve dirençli migren vakalarında yüz
güldüren sonuçlar sunduğunu vurguluyor.
Şiddetli baş ağrıları, ışığa duyarlılık, bulantı ve günler
süren ataklar… Migren, yalnızca bir baş ağrısı değil; günlük
yaşamı, iş performansını ve sosyal hayatı doğrudan
etkileyen nörolojik bir hastalık. Üstelik kadınlarda daha
sık görülen bu rahatsızlık, Türkiye’de yüz binlerce kişinin
yaşam kalitesini belirgin şekilde düşürüyor.
Son yıllarda gündeme gelen ve halk arasında “migren
aşısı” olarak adlandırılan yeni tedavi yöntemi ise migrenle
mücadelede önemli bir kapı aralıyor. Ancak uzmanlara
göre bu uygulama teknik olarak bir aşı değil; migrenin
Aralık - December 2025
43
Güvenilirlik konusunda öne çıkan profil
Yeni tedaviler söz konusu olduğunda en sık sorulan
sorulardan biri “Yan etkileri var mı?” oluyor. Migren enjeksiyonlarında
ise şimdiye kadar ciddi bir yan etki bildirilmethe
application is not technically a vaccine, but a modern
therapeutic option consisting of injections containing
monoclonal antibodies that target the neural transmission
pathways involved in migraine formation.
Promising results for patients unresponsive to traditional
treatments
Many individuals continue to experience chronic attacks
despite using standard migraine medications. This is
where monoclonal antibody therapies come to the forefront,
offering an effective alternative particularly for
patients classified as having refractory migraine.
Neurology Specialist Dr. Rıza Caferzade of Çamlıca Erdem
Hospital explains the scientific basis of this treatment:
“Monoclonal antibodies target neuropeptides involved
in migraine pathways, suppressing the processes that
trigger attacks. We observe significant improvement
especially in chronic migraine patients who experience
10–15 attacks per month and do not respond to medication.
It offers a modern, long-term preventive approach.”
Comfortable treatment with once-monthly injections
The therapy is typically administered via subcutaneous
injection. While the standard protocol is monthly application,
some patients achieve favorable outcomes even
with injections given every two to three months.
Dr. Caferzade summarizes the treatment plan as follows:
“We usually plan a 5–6-month course. However, in some
patients, administering injections at two- or three-month
intervals has also yielded satisfactory results. The treatment
is completely personalized based on the patient’s
clinical condition.”
oluşumunda rol oynayan sinirsel iletim mekanizmalarını
hedef alan monoklonal antikor içeren enjeksiyonlardan
oluşan modern bir tedavi seçeneği.
Klasik tedavilere yanıt vermeyen hastalarda yüz
güldüren sonuçlar
Migren tedavisinde kullanılan ilaçlara rağmen atak sıklığı
azalmayan pek çok kişi, kronik ağrılarla yaşamaya devam
ediyor. İşte bu noktada devreye giren monoklonal antikor
tedavileri, özellikle inatçı migren olarak tanımlanan bu
grupta etkili bir alternatif sunuyor.
Çamlıca Erdem Hastanesi Nöroloji Uzmanı Uzm. Dr. Rıza
Caferzade, bu tedavinin bilimsel temeline dikkat çekerek
şunları söylüyor:
“Monoklonal antikorlar, migren oluşumunda rol alan
nöropeptidleri hedef alarak atakların tetikleyici süreçlerini
baskılıyor. Özellikle ilaç tedavilerine yanıt vermeyen,
ayda 10–15 kez atak yaşayan kronik migren hastalarında
ciddi iyileşme oranları görüyoruz. Uzun vadede koruyuculuk
sağlayan modern bir yaklaşım.”
Ayda bir uygulama ile konforlu tedavi
Tedavi genellikle subkutan yani cilt altı enjeksiyon yoluyla
uygulanıyor. Standart protokol ayda bir uygulama yönünde
olsa da bazı hastalarda iki–üç ayda bir yapılan enjeksiyonlarla
dahi olumlu sonuçlar alınabildiği belirtiliyor.
Caferzade, tedavi programını şu sözlerle özetliyor:
“Genellikle 5–6 aylık bir plan yapıyoruz. Ancak bazı hastalarımızda
iki–üç ay arayla uyguladığımızda da tatmin
edici sonuçlar elde ettik. Tedavi tamamen hastanın klinik
tablosuna göre düzenleniyor.”
Aralık - December 2025
44
A strong safety profile
One of the most common questions regarding new
treatments is: “Are there any side effects?” In migraine
injections, no severe side effects have been reported
to date. Mild redness or local irritation may occur but is
considered temporary.
Dr. Caferzade emphasizes, “We have not encountered
any side effect requiring discontinuation of treatment
so far. The safety profile is quite high,” highlighting the
reassuring aspect of the therapy.
Who is eligible?
Monoclonal antibody treatments are particularly
considered for individuals who:
-Have a diagnosis of chronic migraine
-Do not respond adequately to medication
-Experience more than 8–10 attacks per month
-Are negatively affected by frequent attacks due to a
busy work schedule
According to Dr. Caferzade, the treatment not only reduces
the frequency of pain but also significantly improves
participation in daily activities, work performance, and
overall quality of life.
Awareness and accurate guidance are essential
Although migraine is common, many people seek treatment
late or turn to methods that do not offer longterm
solutions. Specialists emphasize the importance of
evaluating and planning modern treatments through a
neurologist.
Drawing attention to misinformation in society, Dr.
Caferzade makes the following call:
“Not every migraine patient needs the same treatment.
Therefore, proper patient selection is
critical. When monoclonal antibody therapy
is planned individually, it provides
dramatic improvement in quality of
life. Conscious consultation and accurate
guidance are essential.”
Monoclonal antibody injections are
opening the doors to a new era in
migraine treatment. Guided by
specialists, this therapy offers
hope for chronic migraine
patients and stands out as
one of the most effective
methods modern
medicine has developed.7
diği ifade ediliyor. Gözlenen hafif kızarıklık, lokal tahriş
gibi etkilerin geçici olduğu belirtiliyor.
Uzm. Dr. Caferzade, “Bugüne kadar tedaviyi kesmemizi
gerektirecek bir yan etkiyle karşılaşmadık. Güvenilirlik
profili oldukça yüksek” diyerek sürecin güven verici yönünü
vurguluyor.
Kimler için uygun?
Monoklonal antikor tedavileri özellikle:
-Kronik migren tanısı olanlar,
-İlaç tedavilerinden yeterli yanıt alamayanlar,
-Ayda 8–10’dan fazla atak yaşayan hastalar,
-Yoğun iş temposu nedeniyle sık ataklardan etkilenen
kişiler için değerlendiriliyor.
Caferzade’ye göre tedavi yalnızca ağrı sıklığını azaltmakla
kalmıyor; hastaların günlük yaşama katılımını, iş performansını
ve genel yaşam kalitesini de belirgin şekilde
artırıyor.
Farkındalık ve doğru bilgilendirme şart
Migren toplumda yaygın olmasına rağmen pek çok kişi
tedaviye geç başvuruyor veya kalıcı çözüm sunmayan
yöntemlere yöneliyor. Bu noktada uzmanlar, modern tedavilerin
bir nöroloji hekimi tarafından değerlendirilerek
planlanması gerektiğinin altını çiziyor.
Caferzade, toplumdaki bilgi kirliliğine dikkat çekerek
şu çağrıda bulunuyor:
“Her migren hastası aynı tedaviye ihtiyaç duymuyor. Bu
nedenle uygun hasta seçimi kritik. Monoklonal antikor
tedavisi kişiye özel planlandığında yaşam kalitesinde
dramatik bir iyileşme sağlıyor. Bilinçli başvuru ve doğru
yönlendirme çok önemli.”
Monoklonal antikor enjeksiyonları, migrenle mücadelede
yeni bir dönemin kapılarını aralıyor. Uzmanların
yönlendirmesiyle uygulanan bu tedavi,
kronik migren hastalarının yaşamına
umut veriyor ve modern tıbbın sunduğu
en etkili yöntemlerden biri
olarak öne çıkıyor.
Aralık - December 2025
48
A silent, progressive danger
Sessiz ilerleyen tehlike
Gün sonunda artan bacak şişliği, ağrı, dolgunluk
hissi… Birçok kişinin yorgunlukla ilişkilendirip
geçiştirdiği bu belirtiler aslında kronik venöz
yetmezliğin habercisi olabilir. Kapakçık
bozukluklarına bağlı gelişen bu damar hastalığının
kadınlarda daha sık görülmesine karşın, hareketsiz
yaşam ve obezite nedeniyle artık genç yaşta da
belirgin şekilde arttığına dikkat çeken Kalp ve Damar
Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Baran Şimşek, “Erken
tanı ile ilerleyici hasarı durdurmak mümkün. Tedavi
edilmediğinde ise tablo ciddi cilt problemlerine ve
yaralara kadar ilerleyebiliyor” diyor.
Evening leg swelling, pain, and a persistent
feeling of heaviness… Many people dismiss these
symptoms as simple fatigue, yet they may actually
signal chronic venous insufficiency. Cardiovascular
Surgeon Assoc. Prof. Baran Şimşek emphasizes
that although this valve-related vascular disorder is
more common in women, a sedentary lifestyle and
obesity have caused cases to rise significantly—
even among younger adults. “With early diagnosis,
it is possible to stop progressive damage. If left
untreated, the condition can advance to severe skin
problems and non-healing ulcers,” he warns.
Toplardamar kapakçıklarının işlevini yitirmesiyle
bacaklarda kan göllenmesine neden olan kronik venöz
yetmezlik, toplumda sık görülmesine rağmen çoğu
zaman geç fark edilen bir hastalık. Estetik bir sorun gibi
algılansa da ilerlediğinde kalıcı cilt hasarlarına, kronik
ağrıya ve iyileşmeyen yaralara yol açabildiği için erken
tanı kritik önem taşıyor.
Yeditepe Üniversitesi Kozyatağı Hastanesi Kalp ve Damar
Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Baran Şimşek, özellikle genç
nüfusta artan vakalara dikkat çekerek kronik venöz
yetmezliğin giderek daha büyük bir halk sağlığı sorununa
dönüştüğünü söylüyor.
Chronic venous insufficiency occurs when
malfunctioning venous valves cause blood to pool in the
legs. Despite being common, it often goes unnoticed
in its early stages. While many view it as a cosmetic
concern, its progression can result in permanent skin
changes, chronic pain, and ulcers, making early detection
critically important.
Assoc. Prof. Şimşek, Cardiovascular Surgery Specialist at
Yeditepe University Kozyatağı Hospital, notes that the
condition is increasingly seen in the younger population,
turning it into a growing public health issue.
Higher risk in women, rising prevalence among
young adults
Aralık - December 2025
49
Assoc. Prof. Şimşek explains that chronic venous
insufficiency is more common in women due to
hormonal factors and highlights pregnancy as a
significant contributor:
“Estrogen causes relaxation of the vein walls, which is
why venous insufficiency is more frequent in women.
During the later months of pregnancy, increased intraabdominal
pressure further raises the risk of venous
reflux. The more pregnancies a woman has, the more
severe the complications become.”
++However, he also underlines an alarming trend:
“We now see venous insufficiency even in individuals
under the age of 21. Congenital venous anomalies can
lead to early onset, and the rise in obesity and sedentary
habits accelerates this process.”
Post-pandemic weight gain and prolonged inactivity
have contributed to a marked increase in cases.
Symptoms often mistaken for fatigue
Assoc. Prof. Şimşek lists the most common early
symptoms, which are frequently ignored:
• Leg pain and heaviness that worsen by the end of the
day
• Noticeable swelling in the legs and ankles
• Night-time cramps
• Symptoms worsening with prolonged standing and
improving with rest
In advanced stages, more serious signs can appear:
• Skin discoloration
• Hardening and thickening of the skin
• Ulcers (non-healing wounds)
“Our aim is to begin treatment before patients reach
Kadınlar daha risk altında, ancak artık gençlerde de
sıklık artıyor
Kronik venöz yetmezliğin kadınlarda hormonal
nedenlerle daha sık görüldüğünü belirten Doç. Dr.
Şimşek, gebeliğin de etkili bir risk faktörü olduğunun
altını çiziyor:
“Östrojen, damar duvarında gevşemeye yol açtığı için
kadınlarda toplardamar yetmezliği daha sık görülüyor.
Gebeliğin özellikle son aylarında karın içi basıncın artması
da venöz kaçak riskini yükseltiyor. Gebelik sayısı arttıkça
komplikasyon şiddeti de artıyor.”
Ancak hastalığın günümüzde yalnızca orta yaş ve
üzeri bireylerde değil, 21 yaş altı gençlerde dahi
görülebildiğine dikkat çekiyor:
“Damar gelişim anomalileri nedeniyle çok genç yaşta
bile venöz yetmezliğe rastlıyoruz. Obezite ve hareketsiz
yaşamın artması bu tabloyu daha da hızlandırıyor.”
Özellikle pandemi sonrası artan kilo sorunları ve uzun
süreli hareketsizlik, kronik venöz yetmezliğin görülme
sıklığını belirgin biçimde artırmış durumda.
Belirtiler yorgunlukla karıştırılıyor
Hastalığın başlangıç aşamasında belirtilerin çoğu
zaman ihmal edildiğini söyleyen Doç. Dr. Şimşek, en sık
karşılaşılan semptomları şöyle sıralıyor:
Bacaklarda gün sonunda artan ağrı ve dolgunluk hissi
Ayak bileği ve bacaklarda belirgin şişlik
Özellikle geceleri artan kramplar
Ayakta kalınca şikayetlerin artması, dinlenince azalması
Hastalığın ilerleyen dönemlerinde ise:
Ciltte renk değişiklikleri
Sertleşme
Yaralar (ülserler)
gibi ciddi tablolar ortaya çıkabiliyor.
“Bizim amacımız hastayı bu aşamalara gelmeden tedaviye
almak. Venöz Doppler ultrasonografi, tanı koymada ve
tedavi planlamasında altın standarttır.”
Aralık - December 2025
50
these advanced stages. Venous Doppler ultrasonography
is the gold standard for diagnosis and treatment
planning.”
Venous insufficiency vs. varicose veins: one is the
disease, the other its result
Assoc. Prof. Şimşek also clarifies a common misconception:
“Chronic venous insufficiency begins with increased
venous pressure caused by reflux. Varicose veins are the
visible outcome of this process—not the cause. We classify
varicose veins from C0 to C6; C0 has no visible signs, while
C6 involves persistent ulcers.”
Three-step treatment: from compression stockings to
laser ablation
Treatment varies according to the disease stage. Assoc.
Prof. Şimşek summarizes the main approaches:
1. Conservative Methods
• Compression stockings
• Regular exercise
• Weight management
These measures help reduce symptoms and slow
progression in early stages.
2. Medication
• Oral venotonics
• Anticoagulant therapy in moderate to advanced disease
3. Interventional and Surgical Methods
Modern, minimally invasive techniques have largely
replaced open surgery:
• Endovenous laser ablation (EVLA)
• Radiofrequency ablation (RFA)
• Foam sclerotherapy (for small varicose veins)
“With these procedures, the faulty vein is closed, disease
progression stops, and symptoms improve significantly.”
Early diagnosis, exercise, and weight control
Assoc. Prof. Şimşek concludes by emphasizing that
chronic venous insufficiency is manageable when
recognized early:
“The disease is progressive but controllable. Early
diagnosis, weight control, an active lifestyle, and regular
follow-up are the most critical components of treatment.
With these measures, quality of life improves and
advanced complications can be prevented.”
Venöz yetmezlik ve varis arasındaki fark: Biri hastalık,
diğeri sonucu
Toplumda sıkça karıştırılan bir konuya da dikkat çeken Doç.
Dr. Şimşek, varisin neden değil sonuç olduğunu vurguluyor:
“Kronik venöz yetmezlik, toplardamar içindeki kaçak
nedeniyle basıncın artmasıyla başlar. Varis, bu durumun
dışa yansıyan sonucudur. Varisleri C0’dan C6’ya kadar
sınıflıyoruz; C0’da görünüm yokken C6 evresinde
iyileşmeyen yaralar görülebilir.”
Erken tanı, egzersiz ve kilo kontrolü
Doç. Dr. Şimşek, kronik venöz yetmezliğin erken dönemde
fark edilirse tamamen kontrol altına alınabileceğini
vurgulayarak sözlerini şöyle tamamlıyor:
“Hastalık ilerleyici ama yönetilebilir. Erken tanı koymak,
kilo kontrolü, hareketli yaşam ve düzenli takip tedavinin
en kritik parçalarıdır. Bu adımlarla hem yaşam kalitesi
yükseliyor hem de ileri evre komplikasyonların önüne
geçilebiliyor.”
Tedavide üç basamak: Çoraptan lazer ablasyona
Kronik venöz yetmezlikte tedavi hastalığın evresine göre
değişiyor. Doç. Dr. Şimşek tedavi yöntemlerini şöyle
özetliyor:
1. Koruyucu Yöntemler
Varis çorapları
Düzenli egzersiz
Kilo kontrolü
Bu yöntemler erken evrede şikayetleri azaltıyor ve
ilerlemeyi yavaşlatıyor.
2. İlaç Tedavisi
Ağızdan alınan venotonikler
Orta–ileri evrede kan sulandırıcı tedaviler
3. Girişimsel ve Cerrahi Yöntemler
Artık açık cerrahi yerine modern ve minimal invaziv
teknikler kullanılıyor:
Endovenöz lazer ablasyon (EVLA)
Radyofrekans ablasyon (RFA)
Köpük skleroterapi (küçük varisler için)
“Bu işlemlerle kaçak yapan damar kapatılır, hastalığın
ilerlemesi durdurulur ve şikayetler belirgin şekilde azalır.”
Aralık - December 2025
54
Adenoid enlargement is now much more common!
Geniz eti büyümesi artık çok daha yaygın!
Adenoid enlargement, which can lead to a
wide range of problems from sleep apnea and
impaired facial development to decreased school
performance and recurrent ear infections, is
becoming a critical topic in pediatric health. Experts
emphasize that the rise in viral infections and
allergies in recent years is fueling this trend.
Children’s airways are blocked, and their quality of
life quietly declines
Adenoid enlargement, one of the most common issues
in childhood, has now evolved into a comprehensive
health problem that is no longer limited to nasal
blockage but also affects physical, cognitive, and
emotional development. This condition increases
rapidly especially between the ages of 2 and 5, becomes
more noticeable when children reach school age, and
negatively affects both learning and social life.
Prof. Dr. Çiğdem Kalaycık Ertugay, Ear, Nose and Throat
(ENT) Specialist at Acıbadem Kozyatağı Hospital, explains
Uyku apnesinden yüz gelişiminde bozulmaya,
okul başarısında düşüşten tekrarlayan kulak
enfeksiyonlarına kadar pek çok soruna yol açan
geniz eti büyümesi, çocuk sağlığında kritik bir
gündem başlığına dönüşüyor. Uzmanlar, son yıllarda
artan viral enfeksiyonlar ve alerjilerin bu tabloyu
tetiklediğini vurguluyor.
Çocuklarda nefes yolu tıkanıyor, yaşam kalitesi
sessizce düşüyor
Çocukluk döneminde en sık karşılaşılan sorunlardan biri
olan geniz eti büyümesi, artık yalnızca burun tıkanıklığıyla
sınırlı kalmayan; fiziksel, bilişsel ve duygusal gelişimi
etkileyen kapsamlı bir sağlık problemine dönüşmüş
durumda. Özellikle 2–5 yaş arasında hızla artış gösteren
bu tablo, okul çağına gelen çocuklarda daha belirgin hale
gelerek hem öğrenmeyi hem de sosyal yaşamı olumsuz
etkiliyor.
Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Kulak, Burun ve Boğaz
(KBB) Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Çiğdem Kalaycık
Aralık - December 2025
55
the reasons behind the remarkable increase in recent
years as follows:
“The rise in viral infections and allergies causes us to
see adenoid enlargement much more often. When
this condition is not noticed early, it can lead to health
issues such as sleep apnea, which may even pose lifethreatening
risks.”
A vital defense mechanism threatens health
when it grows
Located behind the nasal cavity and serving as an
important part of the immune system, the adenoid
produces special antibodies to fight viruses, bacteria,
and allergens entering the body. However, when this
tissue enlarges, many symptoms begin to appear in
children — often unnoticed — that progressively reduce
their quality of life.
Prof. Dr. Ertugay states that this process is often
underestimated by families and lists the signals that
should be recognized:
-Constant mouth breathing
-Nighttime snoring and restless sleep
-Waking up sweating, morning fatigue
-Pauses in breathing or difficulty breathing during sleep
Emphasizing that these signs should not be considered
“normal for the growth period,” Ertugay adds: “A
child’s frequent movement during sleep is often
misinterpreted, but this is a natural result of adenoid
enlargement narrowing the airway.”
Hearing loss and decline in school performance:
The invisible effects
Because the adenoid is positioned behind the nose, it
can block the Eustachian tube and predispose children to
middle ear infections. This not only causes pain but also
leads to hearing loss, which negatively impacts school
performance.
Prof. Dr. Çiğdem Kalaycık Ertugay
Ertugay, son yıllardaki yaygınlığın dikkat çekici boyutlara
ulaşmasının nedenlerini şöyle anlatıyor:
“Viral enfeksiyonlarda ve alerjideki artış, geniz eti
büyümesini çok daha sık görmemize neden oluyor. Bu
durum erken dönemde fark edilmediğinde uyku apnesi
gibi hayati tehlike oluşturabilen sağlık sorunlarına kadar
uzanabiliyor.”
Hayati bir savunma mekanizması, büyüdüğünde
sağlığı tehdit ediyor
Burun boşluğunun arkasında yer alan ve bağışıklık
sisteminin önemli bir parçası olan geniz eti, vücuda giren
virüs, bakteri ve alerjenlerle savaşmak için özel antikorlar
üretiyor. Ancak söz konusu doku büyüdüğünde,
çocuklarda fark edilmeyen ama yaşam kalitesini giderek
düşüren birçok belirti ortaya çıkıyor.
Prof. Dr. Ertugay, bu sürecin çoğu aile tarafından hafife
alındığını belirterek fark edilmesi gereken sinyalleri
sıralıyor:
-Sürekli ağızdan nefes alma
-Gece horlaması ve huzursuz uyku
-Terleyerek uyanma, sabah yorgunluğu
-Uyku sırasında nefes durması ya da zorlanması
Bu belirtilerin “büyüme çağında normal” kabul
edilmemesi gerektiğinin altını çizen Ertugay, “Çocuğun
uyku sırasında sık hareket etmesi çoğu zaman yanlış
yorumlanıyor ancak bu, geniz eti büyümesinin nefes
yolunu daraltmasının doğal bir sonucudur” diye
vurguluyor.
İşitme kaybı ve okul başarısında düşüş:
Görünmeyen etkiler
Geniz eti, burnun arkasına yerleştiği için östaki
borusunu tıkayarak orta kulak enfeksiyonlarına zemin
hazırlayabiliyor. Bu durum yalnızca ağrıya değil, işitme
kaybına da neden olarak çocuğun okul performansını
olumsuz etkiliyor.
Aralık - December 2025
56
The symptoms that Prof. Dr. Ertugay especially
highlights are as follows:
-Watching TV from too close
-Frequently asking “What did you say?”
-Daydreaming, difficulty concentrating
-Learning difficulties and poor performance
“This situation is often mistaken for a behavioral
problem by many families. However, the underlying
cause is very often hearing loss, and adenoid
enlargement can be the unseen factor behind it,” she
states.
Even facial structure can change:
Adenoid face syndrome
Children who cannot breathe through the nose may
develop facial bone deformities over time. Known for
its long and narrow facial appearance, “adenoid face” is
not only an aesthetic issue but also leads to functional
problems in chewing, speech, and dental alignment.
Prof. Dr. Ertugay notes that these effects can even
deeply influence a child’s psychology:
“Not only their breathing but also their self-confidence,
social communication, and sleep quality are affected by
this condition. It is important not to allow a treatable
If untreated, it may lead to sleep apnea and
hormonal problems
As adenoid enlargement progresses, it can cause
serious health issues such as:
-Sleep apnea
-Hypertension
-Cardiac problems
-Insulin resistance
-Developmental delay
Therefore, early diagnosis is extremely important.
A call to families: “Observe your children carefully”
Prof. Dr. Ertugay emphasizes that parents have a critical
responsibility in this process:
“Sometimes a few small signs can be a warning for much
more serious health conditions. With early diagnosis
and proper treatment, both the physical development
and the quality of life of children can be significantly
improved.”
Prof. Dr. Ertugay’ın özellikle dikkat çektiği belirtiler şöyle:
-Televizyonu yakından izleme
-Sık sık “Ne dedin?” diye sorma
-Dalgınlık, derse konsantre olamama
-Öğrenme güçlüğü ve başarısızlık
“Bu tablo çoğu aile tarafından davranış problemi
zannediliyor. Oysa altta yatan sebep çoğu kez işitme
kaybıdır ve geniz eti büyümesi bunun görünmeyen
mimarı olabilir” diye belirtiyor.
Yüz şekli bile değişebiliyor: Adenoid yüz sendromu
Burundan nefes alamayan çocukların zamanla yüz
kemiklerinde şekil bozukluğu oluşabiliyor. Uzun ve dar
yüz görünümüyle tanımlanan “adenoid yüz”, yalnızca
estetik bir sorun değil; çiğneme, konuşma ve diş
diziliminde de fonksiyonel problemlere yol açıyor.
Prof. Dr. Ertugay, bu etkilerin çocuk psikolojisini bile
derinden etkileyebildiğini söylüyor:
“Çocukların yalnızca nefes alışverişi değil, özgüveni,
sosyal iletişimi ve uyku kalitesi de bu tablodan
etkileniyor. Düzeltilebilir bir durumun kronikleşmesine
izin vermemek gerekir.”
Tedavi edilmezse uyku apnesi ve hormonal
sorunlara zemin hazırlıyor
Geniz eti büyümesi ilerlediğinde:
-Uyku apnesi,
-Hipertansiyon,
-Kalp sorunları,
-İnsülin direnci,
-Gelişim geriliği gibi ciddi sağlık problemlerinin ortaya
çıkmasına neden olabiliyor. Bu nedenle erken tanı büyük
önem taşıyor.
Ailelere çağrı: “Çocuklarınızı dikkatle gözlemleyin”
Prof. Dr. Ertugay, ebeveynlerin bu süreçte kritik bir
sorumluluğu olduğunun altını çiziyor:
“Bazen birkaç küçük belirti, çok daha büyük sağlık
sorunlarının habercisi olabilir. Erken tanı ve doğru
tedaviyle çocukların hem fiziksel gelişimi hem de yaşam
kalitesi belirgin şekilde iyileştirilebilir.”
Aralık - December 2025
58
The silent face of amblyopia in adults
Yetişkinlerde göz tembelliğinin sessiz yüzü
Amblyopia that goes unnoticed in childhood may
manifest years later as blurred vision and impaired
depth perception—yet specialists now emphasize
that the brain’s visual center can be reactivated even
in adulthood. Op. Dr. Aziz Serkan Topaloğlu notes:
“Amblyopia is not destiny. Any adult who thinks
it’s too late should feel encouraged to take the first
step.”
Is amblyopia still treatable in adults?
Sometimes a small detail in daily life becomes the turning
point:
You may struggle to read text clearly with one eye, feel
uncertain when walking down the stairs, or experience
rapid visual fatigue after prolonged screen use. Many
adults dismiss these symptoms as “habit,” “asymmetry,”
or “a natural difference,” but a long-overlooked underlying
issue may be present: amblyopia.
One of the most common misconceptions is the belief
Çocukluk döneminde fark edilmeyen göz tembelliği,
yıllar boyunca bulanık görme ve derinlik algısında
bozulma gibi sorunlarla kendini gösterse de uzmanlar
artık yetişkinlerde de görme merkezinin yeniden
aktive edilebileceğini söylüyor. Op. Dr. Aziz Serkan
Topaloğlu: “Göz tembelliği kader değildir. Geç kaldım
diye düşünen her yetişkin, ilk adımı atmaktan
çekinmemeli.”
Göz tembelliği hâlâ tedavi edilebilir mi?
Günlük yaşamda bardağı taşıran küçük bir detay olabilir:
Bir gözüyle yazıları net okuyamazsınız, merdiven inerken
derinlik algınız zorlanır, uzun süre ekrana baktığınızda
yorgunluk hızla artar. Pek çok yetişkin bu şikayetleri
“alışkanlık”, “asimetri”, “doğuştan fark” diye geçiştirirken,
altında yıllardır fark edilmeyen bir sorun yatıyor olabilir:
göz tembelliği (ambliyopi).
Toplumda en sık yapılan yanlışlardan biri, göz tembelliğinin
çocukluktan sonra artık tedavi edilemeyeceğine dair
Aralık - December 2025
59
that amblyopia cannot be treated after childhood.
However, Op. Dr. Aziz Serkan Topaloğlu, Ophthalmology
Specialist at Batıgöz Health Group Çankaya Branch,
stresses that adults still have a meaningful chance of
improvement:
“The first step in amblyopia is an eye examination. The
visual cortex remains more responsive to stimulation
than we previously assumed.”
What is amblyopia?
Amblyopia is a condition in which the eye is structurally
healthy but visual acuity is reduced. The primary cause is
usually a childhood “preference” made by the brain: the
clearer-seeing eye becomes dominant, while the weaker
eye is suppressed and fails to develop fully.
The most common contributing factors include:
• Strabismus:
When the eyes point in different directions, the brain
suppresses input from the misaligned eye to avoid double
vision.
• Significant refractive asymmetry (anisometropia):
A notable difference in myopia, hyperopia, or astigmatism
between the eyes.
• Obstruction of the visual axis:
Conditions such as ptosis, congenital cataract, or anything
that blocks light from entering the eye during
childhood.
As a result, the “lazy eye” cannot send sufficient, high-quality
signals to the visual center, and the brain gradually
inanç. Oysa Batıgöz Sağlık Grubu Çankaya Şubesi Göz
Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Aziz Serkan Topaloğlu, yetişkinlerin
hâlâ önemli bir şansa sahip olduğunu vurguluyor:
“Göz tembelliğinde ilk adım muayenedir. Beynin görme
merkezine yönelik uyarılabilirlik sandığımızdan daha uzun
süre devam ediyor.”
Göz tembelliği nedir?
Göz tembelliği, gözün yapısal olarak sağlıklı olmasına rağmen
görme keskinliğinin düşük olması durumudur. Sorunun
kaynağı ise genellikle çocukluk döneminde beyin
tarafından yapılan bir “tercih”: Net görüntüyü sağlayan
göz aktif kullanılırken, az gören göz zamanla baskılanır ve
gelişimi geri planda kalır.
Bu süreçte en sık rol oynayan nedenler:
-Şaşılık (Strabismus)
Gözlerin farklı yönlere bakması nedeniyle beyin çift görmeyi
engellemek için kayan gözün görüntüsünü devre
dışı bırakır.
-Kırma Kusurlarındaki Büyük Fark (Anizometropi)
Miyopi, hipermetropi veya astigmatizmanın iki gözde
belirgin şekilde farklı olması.
-Görme Ekseni Kapanıklığı
Çocukluk döneminde göz kapağı düşüklüğü, katarakt
veya ışığın göze ulaşmasını engelleyen diğer durumlar.
Bu nedenlerle tembel göz, görme merkezine yeterli ve
kaliteli sinyal gönderemez. Beyin zamanla bu gözden
gelen görüntüyü önemsemeyi bırakır.
Op. Dr.
Aziz Serkan Topaloğlu
Aralık - December 2025
60
stops prioritizing this input.
Amblyopia in adulthood
Amblyopia does not begin in adulthood; its origins
almost always lie in childhood. However, when undetected,
it becomes fixed over time, leading many individuals
to assume that nothing can change.
Dr. Topaloğlu explains this misconception:
“Many adults delay eye examinations because they
believe, ‘It won’t improve at my age.’ Yet today we have
advanced treatment approaches that aim to stimulate
the visual center again.”
The scientific basis for this approach lies in the fact that
the brain’s visual plasticity persists longer than previously
believed. In other words, with the right stimuli, the
lazy eye can be reactivated even in adulthood.
The key mechanism behind adult amblyopia: persistent
suppression
During development, the eye that fails to deliver a clear
image becomes subject to the brain’s “use it or lose it”
strategy. Over time, suppression becomes long-standing
and results in symptoms such as:
• Blurred vision in one eye
• Impaired depth perception
• Rapid fatigue during screen use
• Headaches
• Difficulty maintaining focus
Adults often perceive these issues as “normal,” though
they frequently stem from amblyopia.
A new era in treatment
Current research shows that the visual center can be retrained
in adults. Treatment focuses on correcting refractive
imbalances, encouraging active use of the amblyopic
eye, and restructuring brain–eye communication.
Treatment options include:
• Correcting refractive differences with glasses or contact
lenses
• Specialized training programs designed to shift the
brain’s focus back to the amblyopic eye
• Digital visual therapy applications
• In rare cases, surgical correction of underlying causes
It’s time to let go of the “too late” misconception
Although childhood remains the ideal period for treating
amblyopia, adulthood is far from a closed door. With
accurate assessment, personalized treatment planning,
and regular follow-up, even a long-accepted visual deficit
can show meaningful improvement.
The first step in protecting eye health is to stop postponing
care.
A single examination can open the door to clear vision
for many adults.
Yetişkinlikte göz tembelliği:
Göz tembelliği yetişkinlikte başlamaz; kökeni neredeyse
her zaman çocukluktadır. Ancak fark edilmediğinde
yıllarca sabitlenir ve kişi, artık değişmeyeceğine inanarak
durumu kabullenir.
Op. Dr. Topaloğlu bu yanlış algıyı şöyle açıklıyor:
“Birçok yetişkin ‘Bu yaştan sonra düzelmez.’ düşüncesiyle
göz muayenesini bile geciktiriyor. Oysa bugün görme
merkezini yeniden uyarmaya yönelik gelişmiş tedavi
seçenekleri var.”
Bu yaklaşımın altında yatan bilimsel gerçek:
Beynin görsel plastisitesi, sanıldığından daha uzun süre
devam eden bir yetidir. Yani yetişkinlikte de doğru uyarılarla
tembel göz yeniden aktive edilebilir.
Yetişkinlerde göz tembelliğini ortaya çıkaran temel
mekanizma
Kalıcı Baskılanma
Gelişim döneminde net görüntü sağlayamayan göz, beynin
“kullanılmayanı devre dışı bırakma” stratejisine takılır.
Bu baskılama yıllar içinde kalıcı hale gelir ve yetişkinlikte
şu şikayetlerle devam eder:
Tek gözle bulanık görme
Derinlik algısında bozulma
Ekran karşısında hızlı yorulma
Baş ağrıları
Odaklanma güçlüğü
Yetişkinler genellikle bu şikayetleri “normal” kabul eder;
oysa çoğu durumda tembel gözden kaynaklanır.
Tedavide yeni dönem
Güncel çalışmalar, yetişkinlerde görme merkezinin yeniden
eğitilebildiğini gösteriyor. Tedavi; görme farklılıklarının
düzeltilmesini, tembel gözün aktif kullanılmasını ve beyin-göz
iletişiminin yeniden yapılandırılmasını hedefliyor.
Tedavi seçenekleri arasında:
Kırma kusuru farkının giderilmesi (gözlük veya kontakt
lens)
Beyni yeniden “tembel göze” odaklamayı amaçlayan özel
eğitim programları
Dijital görsel terapi uygulamaları
Nadiren cerrahi yöntemlerle altta yatan sebebin
düzeltilmesi
“Artık çok geç” yanılgısına son vermek gerekiyor
Göz tembelliği, çocukluk döneminde tedavi edilmesi
ideal bir durum olsa da yetişkinlikte de kapılar tamamen
kapanmaz. Doğru değerlendirme, kişiye özel planlama ve
düzenli takip sayesinde, yıllardır kabullenilmiş bir görme
sorunu bile anlamlı ölçüde düzelebilir.
Göz sağlığında ilk adım, ertelemeyi bırakmaktır.
Bir muayene ile başlayacak bu süreç, birçok yetişkin için
yeniden net görmenin kapısını aralayabilir.
Aralık - December 2025