Medikal Teknik Şubat 2026
Medikal Teknik February 2026
Medikal Teknik February 2026
Transform your PDFs into Flipbooks and boost your revenue!
Leverage SEO-optimized Flipbooks, powerful backlinks, and multimedia content to professionally showcase your products and significantly increase your reach.
Publisher
H. Ferruh IŞIK
on behalf of
İstmag Magazin Gazetecilik
İç ve Diş Tic. Ltd. Şti.
Managing Editor
(Responsible)
Mehmet SÖZTUTAN
mehmet.soztutan@img.com.tr
Editor–in–Chief
Dilara Cica Yılmaz
dilara.cica@img.com.tr
Advisory Coordinator
Recep Arslantaş
recep.arslantas@img.com.tr
+90 537 441 97 68
Germany Correspondent
Abdulkadir Blum
Correspondent
Serhan IŞIK
serhan.isik@img.com.tr
Foreign Relations Manager
Ayça SARIOGLU
ayca.sarioglu@img.com.tr
Accounting Manager
Cuma KARAMAN
cuma.karaman@img.com.tr
Finance Manager
Yusuf DEMİiRKAZIK
yusuf.demirkazik@img.com.tr
Digital Assets Manager
Emre YENER
emre.yener@img.com.tr
Graphic & Design Advisor
Sami AKTAŞ
sami.aktas@img.com.tr
Subscription
İsmail ÖZÇELIK
ismail.ozcelik@img.com.tr
Bursa Represantation
Ömer Faruk GÖRÜN
omer.gorun@img.com.tr
Buttim Plaza D Blok Kat: 4 No:1267 BURSA
Tel:+90 224 211 44 50 / Fax: 224 211 4481
Head Office
İstanbul Magazin Grubu
İHLAS MEDIA CENTER
Merkez Mahallesi 29 Ekim Caddesi
No:11 Medya Blok Kat:1
34197 Yenibosna / İstanbul / Turkey
Tel: 0212 454 22 22 Faks: 0212 454 22 93
www.medikalteknik.com.tr
e-mail: info@medikalteknik.com.tr
PRINTED BY:
İHLAS GAZETECİLİK A.Ş.
Merkez Mahallesi 29 Ekim Caddesi İhlas Plaza
No:11 A/41 Yenibosna–Bahçelievler/ İSTANBUL
Tel: 0212 454 30 00
www.ihlasmatbaacilik.com
İMG - Medikal Teknik dergisinde
yer alan makalelerdeki fikirler
yazarlarına aittir.
Yayınlanan ilanların sorumluluğu
reklam verene aittir.
İMG - Medikal Teknik dergisinin
bütün yayın hakları İstmag Magazin Gazetecilik
İç ve Dış Tic. Ltd. Şti.’ne aittir.
Yazılar kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
0
6
1
8
2
2
3
0
5
4
P&G’s health legacy built on trust
P&G’nin güvenle büyüyen
sağlık mirası
Bocavirus infections may
increase the risk of wheezing
and pneumonia
Bocavirüs enfeksiyonları, hırıltılı
solunum ve zatürre riskini artırabiliyor
A new way to face fears:
Virtual reality therapy
Korkularla yüzleşmenin yeni yolu:
Sanal gerçeklik terapisi
Nutrition designed by science:
A personal biological roadmap
Bilimle tasarlanan beslenme:
Kişisel biyolojik yol haritası
Myopia no longer stops
in adulthood
Miyopi artık yetişkinlikte
de durmuyor
medikalteknik
Recep Arslantaş
İnovasyon, klinik gerçekle yüzleşiyor
Şubat, medikal sektör için hızdan çok derinliğin konuşulduğu bir ara
istasyon. Yılın ilk heyecanı yerini daha net sorulara bırakırken; yapay
zekâ çözümleri klinik fayda testinden geçiyor, dijital sağlık projeleri “olur
mu?”dan “nasıl daha iyi olur?” noktasına taşınıyor. Global fuarlar, sektörel
buluşmalar ve regülasyon gündemleri, inovasyonun yalnızca teknik değil;
etik, güvenlik ve sürdürülebilirlik boyutlarıyla da ele alınması gerektiğini
hatırlatıyor. Şubat, parlayan fikirlerin değil, ayakta kalan sistemlerin ayı.
Bu ay, medikal teknolojiler dünyasında sesini yükseltenler değil;
verisi, klinik karşılığı ve uzun vadeli vizyonu olanlar öne çıkıyor. Klinik
beklentilerle mühendisliğin daha sert biçimde yüzleştiği, pazarlama
dilinin daha sofistike hâle geldiği bir eşiğin tam ortasındayız. Gelecek artık
vitrinde değil, masada tartışılıyor. Biz de bu sayımızda; geçici trendlerin
değil, kalıcı dönüşümlerin izini sürüyor, Şubat’ın arka planında şekillenen
medikal aklı mercek altına alıyoruz.
Dilara Cica Yılmaz
From the
Editorin-Chief
Innovation meets clinical reality
February stands as an interim moment for the medical sector—one
defined less by speed and more by depth. As the initial excitement of the
year gives way to sharper, more precise questions, artificial intelligence
solutions are put to the test of clinical value, and digital health initiatives
move beyond “Can this work?” toward “How can it work better?” Global
trade shows, industry gatherings, and regulatory agendas collectively
underscore a crucial reminder: innovation must be addressed not only
through a technical lens, but also through ethics, safety, and long-term
sustainability. February is not the month of ideas that simply shine—it is
the month of systems that endure.
This month, it is not the loudest voices in medical technology that
command attention, but those grounded in data, validated by clinical
relevance, and guided by long-term vision. We find ourselves at a critical
threshold where clinical expectations confront engineering realities
more directly, and where marketing language becomes increasingly
sophisticated and accountable. The future is no longer on display—it
is under discussion. In this issue, we turn our focus away from fleeting
trends and toward lasting transformations, examining the medical
mindset taking shape beneath February’s surface.
6
P&G’s health legacy built on trust
P&G’nin güvenle büyüyen sağlık mirası
Sağlık kategorisinde global ölçekte güven inşa
eden P&G, Vicks’in 130 yıla yaklaşan köklü mirasını
yenilikçi vizyonuyla buluşturuyor. Klinik veri, güçlü
Ar-Ge yetkinliği ve regülasyon uyumunu odağına
alan bu yaklaşım, markanın sağlık çözümlerini dünya
genelinde daha erişilebilir kılma hedefini destekliyor.
P&G Türkiye, Kafkasya ve Orta Asya Pazarlama,
Sağlık ve Ağız Bakım Ticari Operasyonlarından
Sorumlu Başkanı Özge Erdem ile gerçekleştirdiğimiz
bu keyifli röportajda, markanın sağlıkta güvene
dayalı yolculuğunu ve gelecek vizyonunu konuştuk.
P&G Türkiye, Kafkasya ve Orta Asya Pazarlama,
Sağlık ve Ağız Bakım Ticari Operasyonlarından Sorumlu Başkanı Özge Erdem
Building global trust in the health category, P&G
brings together Vicks’ nearly 130-year heritage
with its forward-looking, innovation-driven vision.
Anchored in clinical data, strong R&D capabilities,
and regulatory compliance, this approach supports
the company’s goal of making health solutions more
accessible worldwide. In this engaging interview,
we spoke with Özge Erdem, President of Marketing,
Health and Oral Care Commercial Operations for
P&G Türkiye, Caucasus and Central Asia, about the
brand’s trust-based journey in health and its vision
for the future.
Could you share P&G’s journey to date in building
global trust within the health category?
“At P&G, our focus in health is on improving quality
of life by delivering modern, reliable, and innovative
solutions that are present at every stage of life. With our
extensive global health portfolio and deep expertise, we
offer consumers a comprehensive range of treatment
solutions.
This portfolio, which reaches consumers around the
world, addresses a wide spectrum of health needs, including
healthy pregnancy, respiratory health, sleep, pain
management, nerve care, digestive health, insect bites,
and micronutrient supplementation. These products are
designed to support the well-being of all age groups—
Sağlık kategorisinde global ölçekte güven inşa eden
P&G’nin bugüne uzanan yolculuğunu sizden dinleyebilir
miyiz?
“P&G olarak sağlıkta yaşam kalitesini artırarak; çağdaş,
güvenilir, yenilikçi çözümlerle hayatın her evresinde yer
almaya odaklanmaktayız.Küresel ölçekte geniş sağlık
ürünleri portföyümüz ve uzmanlığımızla tüketicilere kapsamlı
bir tedavi çözümü yelpazesi sunmaktayız. Dünyanın
dört bir yanında tüketiciler ulaşan bu portföy; sağlıklı
gebelik, solunum sağlığı, uyku, ağrı yönetimi, sinir bakımı,
sindirim sağlığı, böcek ısırıkları ve mikro besin takviyesi
gibi farklı sağlık ihtiyaçlarını kapsamaktadır. Bu ürünler,
çocuklardan yetişkinlere tüm yaş gruplarının refahını
desteklemek ve yaşlanan nüfusun özel gereksinimlerine
yanıt vermek üzere tasarlanmaktadır.
P&G’nin sağlık kategorisindeki yolculuğunun merkezinde
yer alan ana markalardan biri, Vicks. 130 yıla yaklaşan
geçmişiyle bu markamız soğuk algınlığı ve öksürük
alanında yalnızca ürün geliştiren değil, nesiller boyunca
güven inşa eden bir marka olarak öne çıkmaktadır.
Markamızın hikâyesi, 1890’lı yıllarda eczacı Lunsford
Richardson’ın solunum yolu şikâyetlerine yönelik çözümler
geliştirmesiyle başlamıştır. 1985 yılında P&G’nin bu
markayıi bünyesine katmasıyla birlikte, bu köklü miras
güçlü bir bilimsel yaklaşım, klinik araştırmalar ve yüksek
üretim standartlarıyla daha da ileri taşınmıştır. P&G, markanın
tarihsel güvenini korurken, markayı küresel ölçekte
erişilebilir, regülasyonlara uyumlu sağlık çözümleri sunan
bir yapıya dönüştürmüştür.
Bugün Vicks markası sunduğu ürünlerle 5 kıtada, 71
ülkede varlık göstermektedir. Yılda satılan paket sayısına
göre dünyanın bir numaralı öksürük ve soğuk algınlığı
markası olarak P&G’nin sağlık kategorisinde global güven
inşasının en somut örneklerinden biridir. Bu yolculuk,
Şubat - February 2026
7
from children to adults—while also responding to the
specific needs of an aging population.
One of the cornerstone brands at the heart of P&G’s
journey in the health category is Vicks. With a history
spanning nearly 130 years, Vicks stands out not only as a
brand developing solutions for cold and cough relief, but
also as one that has built trust across generations.
The story of the brand began in the 1890s, when pharmacist
Lunsford Richardson developed remedies for respiratory
complaints. Following P&G’s acquisition of the
brand in 1985, this strong heritage was further advanced
through a robust scientific approach, clinical research,
and high manufacturing standards. While preserving the
brand’s historical trust, P&G transformed Vicks into a
globally accessible provider of health solutions that fully
comply with regulatory requirements.
Today, Vicks is present across five continents and in 71
countries. Based on annual unit sales, it is the world’s
number one cough and cold brand, making it one of the
clearest examples of P&G’s ability to build global trust
within the health category. This journey demonstrates
how P&G’s long-term vision in health, when combined
with scientific depth and manufacturing excellence,
creates sustainable trust.”
FROM GLOBAL SCALE TO REGIONAL GROWTH
How does P&G’s health category—particularly the
Vicks brand—fit into the company’s global and
regional growth strategy?
“Vicks is positioned as one of the strongest and most
widely recognized brands within P&G’s global health
portfolio. The solutions it offers make it a key brand in
both our global and regional growth strategies.
With an annual production volume of approximately 23
million units and a presence in 71 countries, Vicks clearly
demonstrates its scale and sustainability within P&G’s
health portfolio. This scale directly supports P&G’s objective
to deliver reliable, clinically proven health solutions
that reach broad consumer audiences.
Health accounts for 14% of P&G’s total net sales. This
figure clearly highlights the quantitative contribution of
the Vicks brand to P&G’s long-term growth strategy.”
Vicks is a long-established brand with a strong emotional
bond with consumers. In the face of rapidly evolving
consumer expectations, what strategic steps are being
taken to keep Vicks relevant and trustworthy today?
“Understanding and anticipating the current and future
needs of users around the world is critically important in
unlocking new innovative health solutions. Transforming
consumer feedback into new product technologies takes
time. However, our deep scientific knowledge of cold
symptoms, combined with strong market insight, regulatory
expertise, and manufacturing excellence, provides a
solid foundation for this process.
We recognize that the common cold affects not only
physical health, but also emotional and social well-being.
P&G’nin sağlık alanında uzun vadeli bakış açısının, bilimsel
derinlik ve üretim mükemmeliyetiyle birleştiğinde nasıl
sürdürülebilir bir güven oluşturduğunu göstermektedir.”
GLOBAL ÖLÇEKTEN BÖLGESEL BÜYÜMEYE
P&G’nin sağlık kategorisi, özellikle de Vicks markası,
şirketin global ve bölgesel büyüme stratejisinde
nasıl bir konumda yer alıyor?
“Vicks, P&G’nin sağlık kategorisi içinde küresel ölçekte en
güçlü ve en yaygın markalardan biri olarak konumlanmaktadır.
Sunduğu çözümler, P&G için onu hem global hem
de bölgesel büyüme stratejilerinde önemli bir marka
haline getirmektedir.
Bugün yılda yaklaşık 23 milyon kutuya ulaşan üretim
hacmine ve 71 ülkeye ulaşması, Vicks markamızın P&G
sağlık portföyü içerisindeki ölçeğini ve sürdürülebilirliğini
ortaya koymaktadır. Bu ölçek, P&G’nin sağlık kategorisinde
güvenilir, klinik olarak kanıtlanmış ve geniş kitlelere
ulaşabilen çözümler sunma hedefini doğrudan desteklemektedir.
P&G’nin toplam net satışlarında sağlık kategorisinin payı
%14’tür. Bu oran, Vicks markasının P&G’nin uzun vadeli
büyüme stratejisindeki nicel katkısı net bir şekilde ortaya
koymaktadır.”
Vicks, uzun yıllardır tüketicilerle güçlü bir bağ kurmuş
köklü bir marka. Bugünün hızla değişen tüketici
beklentileri karşısında Vicks’i güncel ve güvenilir
kılmak için hangi stratejik adımlar atılıyor?
“Dünyanın dört bir yanındaki kullanıcılarımızın bugüne ve
yarına ilişkin ihtiyaçlarını anlamak ve öngörmek yeni inovatif
sağlık çözümlerinin kilidini açmak için büyük öneme
sahiptir. Kullanıcılardan alınan geri bildirimlerin yeni bir
ürün teknolojisine dönüştürmek zaman almaktadır. Ancak
soğuk algınlığı belirtilerinin arkasındaki derin bilimsel
birikim, bulunduğumuz pazara ilişkin bilgi ve düzenleyici
Şubat - February 2026
8
We believe that recovery is strengthened through rich
sensory experiences and the support of family and friends.
Guided by this understanding, Vicks has become one
of the most widely recognized brands worldwide.
The brand’s long-standing trust continues to grow
through the systematic listening of user feedback and
the integration of these insights into scientifically driven
product development processes.”
THE INTERSECTION OF CLINICAL
DATA, R&D, AND INNOVATION
How do you strike a balance between clinical data,
R&D, and innovation in your product development
processes?
“In Vicks’ product development
approach, clinical data, R&D,
and innovation are not treated
as separate elements, but as
complementary components
that reinforce one another.
Regulatory expertise, manufacturing
capabilities, and quality
standards are also integral
parts of our R&D processes,
ensuring that innovative solutions
are brought to life within a
robust and reliable framework.”
A SUSTAINABLE BALANCE BETWEEN TRADITION
AND INNOVATION
How do you maintain a balance between tradition
and innovation while carrying a brand as strong as
Vicks into the future?
“The core approach to future-proofing the brand lies in
preserving the elements that define its essence, while
reinterpreting that essence in line with today’s needs.
For Vicks, tradition and innovation are not a choice
between two paths, but two fundamental elements that
coexist and ensure long-term sustainability.”
BEYOND TREATMENT
How would you summarize P&G’s vision for the health
category in a single framework moving forward?
“At P&G, we believe that personal care plays a vital role
for both individuals and society by saving time, money,
and stress. Without personal care, the healthcare system
would not be sustainable; unmet personal care needs
would lead to an increase in illness, placing greater pressure
on healthcare professionals and increasing patient
load per physician.
Based on this understanding, P&G’s approach to the health
category is built on a holistic concept of well-being
that goes beyond treatment alone. This vision focuses
on deeply understanding users’ health needs and making
reliable solutions accessible within a framework of
trusted manufacturing and regulatory compliance.”
ortamı ve üretim kapasitemizdeki mükemmeliyet sayesinde
sağlam bir zemine oturmaktadır.
Soğuk algınlığının yalnızca fiziksel sağlığı değil, aynı
zamanda duygusal ve sosyal iyi oluşu da etkilediğinin
farkındayız. İyileşme sürecinin zengin duyusal deneyimler
ve aile ile arkadaşların desteği sayesinde güçlendiğine
inanmaktayız. Bu yaklaşımlarımız doğrultusunda Vicks,
dünya genelinde en çok tanınan markalardan biri olmayı
başarmıştır.
Markanın uzun yıllara dayanan güven ilişkisi, kullanıcı
geri bildirimlerinin sistematik olarak dinlenmesi ve bu
içgörülerin bilimsel temelli ürün geliştirme süreçlerine
aktarılmasıyla güçlenmeye devam etmektedir.”
KLİNİK VERİLER, AR-GE VE İNOVASYONUN
KESİŞİM NOKTASI
Ürün geliştirme süreçlerinde klinik veriler, Ar-Ge ve
inovasyon dengesini nasıl kuruyorsunuz?
“Vicks’in ürün geliştirme yaklaşımında klinik veriler, Ar-Ge
ve inovasyon birbirinden ayrışan değil, birbirini tamamlayan
unsurlar olarak ele alınmaktadır.
Aynı zamanda, regülasyon bilgisi, üretim kapasitesi ve
kalite standartları, Ar-Ge süreçlerinin ayrılmaz bir parçası
olarak ele alınmakta; böylece yenilikçi çözümler güvenilir
bir çerçeve içinde hayata geçirilmektedir.”
GELENEK İLE YENİLİK ARASINDA
SÜRDÜRÜLEBİLİR BİR DENGE
Vicks gibi güçlü bir markayı geleceğe taşırken,
gelenek ile yenilik arasında nasıl bir denge
kuruyorsunuz?
“Bu markanın geleceğe taşınmasında temel yaklaşım,
markanın özünü oluşturan unsurları korurken, bu özü
günümüz ihtiyaçlarına uygun şekilde yeniden yorumlamaktır.
Vicks markası için gelenek ve yenilik bir tercih değil,
birlikte var olan ve sürdürülebilirliğini sağlayan iki temel
unsurdur.”
TEDAVİNİN ÖTESİNDE
Önümüzdeki dönemde P&G’nin sağlık kategorisi
vizyonunu tek bir çerçevede nasıl özetlersiniz?
“P&G olarak kişisel bakımın birey için zaman, para ve
stresten tasarruf sağlayarak hem birey hem toplum için
önemli bir rol oynadığına inanmaktayız. Kişisel bakım
olmadan sağlık sistemi sürdürülemez olacaktır çünkü bu
bakım yapılmadığında hastalıklar daha baskın gelecek,
bunun sonucunda doktor başına düşen hasta sayısı ve iş
yükü artacaktır. Bu anlayış doğrultusunda P&G’nin sağlık
kategorisine yaklaşımı, tedavinin ötesine geçen bütüncül
bir iyilik hali anlayışı üzerine kuruludur. Bu vizyon; kullanıcıların
sağlık ihtiyaçlarını derinlemesine anlamayı, bu
çözümleri güvenilir üretim ve regülasyon çerçevesi içinde
erişilebilir kılmayı hedeflemektedir.”
Şubat - February 2026
10
ADHD is on the rise globally, affecting nearly
7 out of every 100 children in Türkiye
DEHB dünya genelinde yükseliyor,
Türkiye’de her 100 çocuktan yaklaşık 7’sini etkiliyor!
Dersin ortasında dalıp giden bakışlar, yarım kalan
ödevler, bitmek bilmeyen hareket… Çoğu zaman “şımarıklık”
ya da “ilgisizlik” diye geçiştirilen bu işaretler,
aslında beynin dikkat ve öz denetim sistemlerine
dair önemli sinyaller olabilir.
Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB),
çocukluk çağında başlayan ancak etkileri çoğu zaman
yetişkinlik dönemine de taşan en yaygın nörogelişimsel
bozukluklardan biri olarak öne çıkıyor. Eğitim hayatından
sosyal ilişkilere, akademik başarıdan iş yaşamına kadar
birçok alanda günlük işlevselliği etkileyebilen DEHB,
günümüzde yalnızca klinik bir tanı değil, aynı zamanda
küresel bir halk sağlığı meselesi olarak değerlendiriliyor.
Uzmanlara göre erken tanı, aile desteği ve kişiye özel
müdahale programlarıyla DEHB yönetilebilir bir durum.
Bu noktada, geleneksel tedavi yaklaşımlarını destekleyen
yenilikçi nöroteknolojik yöntemler de giderek daha fazla
gündeme geliyor.
A gaze drifting off in the middle of a lesson, unfinished
homework, endless movement… Often dismissed as
“spoiled behavior” or “lack of interest,” these signs may
in fact be important signals related to the brain’s attention
and self-regulation systems.
Attention Deficit Hyperactivity Disorder (ADHD) stands
out as one of the most common neurodevelopmental
disorders, beginning in childhood and often extending
into adulthood. Affecting daily functioning across many
areas—from education and social relationships to academic
performance and professional life—ADHD is now
regarded not only as a clinical diagnosis, but also as a
global public health issue.
According to experts, ADHD can be managed with early
diagnosis, family support, and individualized intervention
programs. In this context, innovative neurotechnological
approaches that complement traditional treatment
methods are increasingly coming into focus.
+++Rates in Türkiye approach 7 percent
Türkiye’de oran yüzde 7’ye yaklaşıyor
Sağlık Bakanlığı verilerine göre, DEHB’nin Türkiye’de çocukluk
çağındaki görülme oranı yüzde 5–7 aralığında seyrediyor.
Erkek çocuklarda tanı oranı, kız çocuklara göre 2
ila 3 kat daha yüksek. Ancak uzmanlar, kız çocuklarında
belirtilerin daha içe dönük seyretmesi nedeniyle tanının
sıklıkla geciktiğine dikkat çekiyor.
Dünya genelinde ise tablo daha da çarpıcı. Ulusal Çocuk
Sağlığı Araştırması’ndan elde edilen verilere göre, Amerika
Birleşik Devletleri’nde bugün yaklaşık 6 milyon çocuk
DEHB tanısı almış durumda. Bu, her 11 çocuktan birinden
fazlası anlamına geliyor. Avustralya’da ise 2013–2020
yılları arasında DEHB tanısı konan çocuk sayısının iki
katından fazla arttığı bildiriliyor.
Uzmanlara göre bu artış, yalnızca tanı kriterlerindeki
değişimi değil; aynı zamanda çevresel uyaranların yoğunluğu,
dijital ekran maruziyeti ve modern yaşamın beyin
üzerindeki yükünü de işaret ediyor.
“Sorun davranışta değil, beynin
düzenleme sistemlerinde”
Ders sırasında birkaç dakika içinde dikkatin dağılması, sı-
Şubat - February 2026
11
According to data from the Ministry of Health, the prevalence
of ADHD among children in Türkiye ranges between
5 and 7 percent. Diagnosis rates are 2 to 3 times
higher in boys than in girls. However, experts emphasize
that symptoms in girls often present in a more internalized
manner, which can lead to delayed diagnosis.
Globally, the picture is even more striking. Data from the
National Survey of Children’s Health indicate that approximately
6 million children in the United States have
been diagnosed with ADHD—more than one in every
eleven children. In Australia, the number of children
diagnosed with ADHD more than doubled between 2013
and 2020.
Experts note that this increase reflects not only changes
in diagnostic criteria, but also the growing intensity of
environmental stimuli, digital screen exposure, and the
cognitive load imposed by modern life.
“The issue is not behavior, but the brain’s regulation
systems”
Losing focus within minutes during class, being unable to
stay still while waiting in line, jumping from topic to topic
while speaking, or constantly postponing daily tasks…
These behaviors are often interpreted as “unwillingness”
or “lack of discipline.” However, according to experts,
ADHD is associated with developmental differences in
the brain networks responsible for attention, planning,
and impulse control—independent of a child’s intentions.
rada beklerken yerinde duramama, konuşurken konudan
konuya atlama ya da günlük görevleri sürekli erteleme…
Bu davranışlar çoğu zaman “isteksizlik” ya da “disiplinsizlik”
olarak yorumlanıyor. Oysa uzmanlara göre DEHB,
çocuğun niyetinden bağımsız olarak, beynin dikkat,
planlama ve dürtü kontrolüyle ilgili ağlarındaki gelişimsel
farklılıklarla ilişkili bir durum.
Bu nedenle DEHB’ye yaklaşımda cezalandırıcı ya da
etiketleyici tutumlar yerine, çocuğun beyin gelişimini
destekleyen bütüncül yöntemler önem kazanıyor.
Beyin de antrenmanla güçlenebilir mi?
Artan tanı oranlarının, etkili ve sürdürülebilir müdahale
yöntemlerine olan ihtiyacı da beraberinde getirdiğini
vurgulayan Auto Train Brain CEO’su Dr. Günet Eroğlu,
DEHB yönetiminde nörogeribildirim (neurofeedback) gibi
yöntemlerin önemine dikkat çekiyor:
“DEHB’de hedefimiz yalnızca belirtileri bastırmak değil,
beynin kendi düzenleme kapasitesini güçlendirmek.
Nörogeribildirim, kişinin kendi beyin dalgalarını gerçek
zamanlı olarak gözlemlemesini ve bu aktiviteyi bilinçli
biçimde düzenlemeyi öğrenmesini sağlar. Bu da dikkat,
odaklanma ve öz denetim becerilerinin gelişmesine
destek olur.”
Dr. Eroğlu’na göre bu yaklaşım, ilaç tedavileri ve davranışçı
terapilerin yerine geçmekten ziyade, onları tamamlayan
bir ‘beyin antrenmanı’ modeli sunuyor.
Şubat - February 2026
12
For this reason, punitive or labeling approaches are
increasingly being replaced by holistic methods that
support brain development.
Can the brain be strengthened through training?
Emphasizing that rising diagnosis rates also increase the
need for effective and sustainable intervention methods,
Dr. Günet Eroğlu, CEO at Auto Train Brain, highlights
the role of approaches such as neurofeedback in ADHD
management:
“In ADHD, our goal is not merely to suppress symptoms,
but to strengthen the brain’s own capacity for self-regulation.
Neurofeedback allows individuals to observe their
brain waves in real time and learn how to consciously
regulate this activity. This supports the development of
attention, focus, and self-control skills.”
According to Dr. Eroğlu, this approach does not replace
medication or behavioral therapies, but rather offers a
complementary ‘brain training’ model.
How does neurofeedback work?
In neurofeedback applications, brain signals are measured
through specialized sensors and converted into
real-time visual or auditory feedback. For example, while
watching a video, the image becomes clearer when attention
levels increase; when focus decreases, the image
may blur or the sound may be interrupted.
Through this system, the brain learns to recognize and
regulate its own activity. Dr. Günet Eroğlu, CEO at Auto
Train Brain, summarizes the process as follows:
“With regular, personalized sessions, brain waves
responsible for focus can be strengthened, while waves
associated with impulsivity and distractibility can be
better regulated. The brain, much like muscles, becomes
stronger with training.”
This method plays a supportive role particularly in
long-term attention maintenance, task completion, and
impulse control.
Nörogeribildirim nasıl çalışıyor?
Nörogeribildirim uygulamalarında kişinin beyin sinyalleri,
özel sensörler aracılığıyla ölçülüyor ve bu sinyaller
anlık olarak görsel ya da işitsel geri bildirimlere dönüştürülüyor.
Örneğin kişi bir video izlerken, dikkat seviyesi
arttığında görüntü netleşiyor; odak düştüğünde bulanıklaşıyor
ya da ses kesintiye uğruyor.
Bu sistem sayesinde beyin, kendi aktivitesini tanımayı
ve düzenlemeyi öğreniyor. Dr. Günet Eroğlu süreci şöyle
özetliyor:
“Düzenli ve kişiye özel yapılan seanslarla, odaklanmadan
sorumlu beyin dalgaları güçlendirilirken; dürtüsellik ve
dikkat dağınıklığıyla ilişkili dalgaların yönetimi sağlanabiliyor.
Beyin de tıpkı kaslar gibi çalıştırıldıkça güçleniyor.”
Bu yöntem, özellikle uzun vadeli dikkat sürdürme, görev
tamamlama ve dürtü kontrolü alanlarında destekleyici
bir rol üstleniyor.
Erken tanı, doğru yaklaşım, uzun vadeli kazanım
Uzmanlar, DEHB’nin erken dönemde fark edilmesinin
hem akademik hem de psikososyal gelişim açısından
kritik olduğunun altını çiziyor. Etkili bir yönetim planı, yalnızca
çocuğu değil; aileyi, öğretmenleri ve sosyal çevreyi
de kapsayan çok paydaşlı bir yaklaşım gerektiriyor.
DEHB, doğru yöntemlerle ele alındığında çocuğun potansiyelini
sınırlayan değil; doğru şekilde yönlendirildiğinde
güçlü yanlarını ortaya çıkarabilen bir nörogelişimsel
farklılık olarak değerlendiriliyor.
Artan farkındalık, bilimsel gelişmeler ve yenilikçi yöntemlerle
birlikte, dikkat dağınıklığı artık kader değil; yönetilebilir
bir süreç olarak yeniden tanımlanıyor.
Early diagnosis, the right approach, long-term gains
Experts underline that recognizing ADHD at an early
stage is critical for both academic and psychosocial
development. An effective management plan requires
a multi-stakeholder approach involving not only the
child, but also families, teachers, and the broader social
environment.
When addressed with appropriate methods, ADHD is not
a condition that limits a child’s potential; rather, when
properly guided, it can be understood as a neurodevelopmental
difference that allows strengths to emerge.
With increasing awareness, scientific advances, and innovative
approaches, attention difficulties are no longer
seen as fate, but are being redefined as a manageable
process.
Şubat - February 2026
14
If colors are fading, your eyes may be sounding the alarm
Renkler soluyorsa gözleriniz alarm veriyor olabilir
Assoc. Prof. Alper Yazıcı
If whites appear gray and reds look dull, the cause
may not be fatigue—it could be optic nerve or retinal
disease.
Eye health is built on a delicate balance that often
deteriorates unnoticed yet directly affects quality of life.
Color fading that is brushed off as “a bit of tiredness”
amid daily hustle may, in fact, be an important warning
signal originating from the deeper layers of the eye. A
reduced perception of color vibrancy, whites shifting
to dirty tones, or difficulty distinguishing between red
and green are considered early indicators of conditions
related to the optic nerve or the retina.
Assoc. Prof. Alper Yazıcı, MD, Ophthalmology Specialist
at Batıgöz Health Group Çankaya Branch, emphasizes
that changes in color perception are frequently mistaken
for eye strain but, in some cases, may be the first sign of
damage that is difficult to reverse.
Color perception reflects the brain–eye connection
The ability to see colors is made possible by specialized
cells located in the retina. These light-sensitive cells
transmit visual information to the brain via the optic ner-
Beyazlar griye, kırmızılar matlaşıyorsa sebebi yorgunluk
değil; görme siniri ya da retina hastalıkları
olabilir.
Göz sağlığı, çoğu zaman fark edilmeden bozulan ama
yaşam kalitesini doğrudan etkileyen hassas bir denge
üzerine kurulu. Günlük koşuşturma içinde “biraz yorgunluk”
olarak geçiştirilen renk solmaları, aslında gözün
derin tabakalarından gelen önemli bir uyarı sinyali
olabilir. Özellikle renklerin eskisi kadar canlı algılanmaması,
beyazların kirli tonlara dönmesi ya da kırmızı ve yeşil
ayrımının zorlaşması; görme siniri veya retina kaynaklı
hastalıkların erken habercisi olarak değerlendiriliyor.
Batıgöz Sağlık Grubu Çankaya Şubesi Göz Hastalıkları
Uzmanı Doç. Dr. Alper Yazıcı, renk algısındaki değişimlerin
çoğu zaman göz yorgunluğuyla karıştırıldığını ancak
bazı durumlarda geri dönüşü zor hasarların ilk belirtisi
olabildiğini vurguluyor.
Renk algısı beynin gözle kurduğu hassas iletişimin
aynasıdır
Renkleri görme yetisi, retina tabakasında yer alan özel
hücreler sayesinde mümkün olur. Işığı algılayan bu hücre-
Şubat - February 2026
15
ve. Damage occurring at any point along this transmission
pathway directly affects how colors are perceived.
Assoc. Prof. Yazıcı explains the process as follows:
“When colors are perceived as pale, hazy, or grayish, it
suggests that the optic nerve is not transmitting signals
to the brain properly. If this change is more pronounced
in one eye, simple fatigue becomes a less likely explanation,
and detailed examination becomes essential.”
An early clue to silently progressing diseases
Disruptions in color perception often do not cause pain
and tend to progress gradually. As a result, patients
may adapt to the change over time and fail to notice
it. However, color fading can be the earliest and most
significant sign of diseases affecting the deeper tissues
of the eye.
If color fading is accompanied by the following symptoms,
specialist evaluation is strongly recommended:
-Difficulty distinguishing colors (especially red–green
tones),
-Blurred, shadowed, or faded central vision,
-Increased light sensitivity and reduced contrast,
-Objects appearing dull and lifeless,
-Worsening vision in low-light conditions.
These complaints may become more noticeable in the
morning, in dim environments, or after prolonged screen
use.
Which conditions may be associated?
Assoc. Prof. Alper Yazıcı notes that color fading is not a
disease in itself but may be an early sign of several serious
ocular conditions:
Optic Neuropathy (Optic Nerve Damage): May present
with sudden color vision loss and blurred vision, often
affecting one eye.
Macular Degeneration: Affects central vision, leading to
reading difficulty and dulling of colors.
ler, gelen bilgiyi görme siniri aracılığıyla beyne iletir. Ancak
bu iletim zincirinin herhangi bir noktasında yaşanan
hasar, renklerin algılanma biçimini doğrudan etkiler.
Doç. Dr. Yazıcı bu süreci şöyle açıklıyor:
“Renklerin soluk, puslu ya da gri tonlarda algılanması;
görme sinirinin beyne sağlıklı sinyal gönderemediğini
düşündürür. Özellikle bu durum tek gözde daha belirgin
hissediliyorsa, basit bir yorgunluk ihtimali geri planda
kalır ve detaylı inceleme şart hale gelir.”
Sessiz ilerleyen hastalıkların ilk ipucu olabilir
Renk algısındaki bozulmalar çoğu zaman ağrıya neden
olmaz ve yavaş ilerler. Bu nedenle hastalar uzun süre bu
değişime adapte olur ve fark etmez. Oysa renklerdeki
solma, gözün derin dokularını etkileyen bazı hastalıkların
ilk ve en önemli bulgusu olabilir.
Aşağıdaki belirtiler renk solmasıyla birlikte görülüyorsa
mutlaka uzman değerlendirmesi gerekir:
-Renkleri ayırt etmede zorlanma (özellikle kırmızı–yeşil
tonlarda),
-Merkezi görmede bulanıklık, gölgelenme veya silikleşme,
-Işığa karşı aşırı hassasiyet ve kontrast kaybı,
-Nesnelerin mat ve cansız görünmesi,
-Düşük ışıkta görme güçlüğünün artması.
Bu yakınmalar özellikle sabah saatlerinde, loş ortamlarda
ya da uzun süre ekran kullanımı sonrası daha belirgin hale
gelebilir.
Hangi hastalıklarla ilişkili olabilir?
Doç. Dr. Alper Yazıcı, renk solmasının tek başına bir hastalık
olmadığını ancak birçok ciddi göz probleminin erken
işareti olabileceğini belirtiyor:
Optik Nöropati (Görme Siniri Hasarı): Ani başlayan renk
algısı kaybı ve görme bulanıklığıyla ortaya çıkabilir.
Şubat - February 2026
16
Glaucoma: Progresses silently over time; pressure on the
optic nerve reduces color contrast.
Diabetic Retinopathy: Damage to retinal vessels may
reduce color sensitivity.
The common denominator of these conditions is that
early detection allows disease progression to be largely
controlled.
Small changes may signal major problems
Alterations in color perception are often attributed to
“natural aging.” However, in individuals with diabetes,
hypertension, smoking habits, or a family history of eye
disease, these symptoms should be evaluated with much
greater care.
“The eye does not signal problems with pain, but with
a loss of quality,” says Assoc. Prof. Yazıcı, stressing that
even the slightest visual change should be taken seriously.
Five golden rules for protecting eye health
Protecting the eyes is not only about preventing refractive
errors—it also means maintaining long-term retinal
and optic nerve health.
Make digital breaks a habit
The 20-20-20 rule (every 20 minutes, look 6 meters away
for 20 seconds) relaxes eye muscles and reduces digital
strain.
Pay attention to lighting balance
Neither overly dim nor excessively bright environments
are ideal. Diffused lighting at eye level is recommended.
Adopt a retina-friendly diet
Foods rich in omega-3, lutein, and zeaxanthin help protect
retinal cells against oxidative damage.
Limit smoking and alcohol consumption
These habits impair optic nerve oxygenation and reduce
color sensitivity.
Do not neglect regular eye examinations
OCT, color vision tests, and visual field analyses can detect
problems before damage occurs.
Early diagnosis prevents vision loss
Assoc. Prof. Alper Yazıcı concludes with the following
remarks:
“When you notice colors becoming dull, do not attribute
it solely to age or fatigue. In conditions such as cataracts,
glaucoma, and macular degeneration, success depends
on early diagnosis and proper follow-up. Regular eye
examinations are our strongest tool for slowing vision
loss and preserving quality of life.”
Çoğunlukla tek göz etkilenir.
Makula Dejenerasyonu (Sarı Nokta Hastalığı): Merkezi
görmeyi etkileyerek okuma güçlüğü ve renklerde donuklaşmaya
yol açar.
Glokom (Göz Tansiyonu): Uzun süre belirti vermeden ilerler;
görme sinirine baskı yaparak renk kontrastını azaltır.
Diyabetik Retinopati: Retina damarlarının hasarı, renk
hassasiyetinin azalmasına neden olabilir.
Bu hastalıkların ortak noktası ise erken fark edildiğinde
ilerlemenin büyük ölçüde kontrol altına alınabilmesidir.
Küçük değişiklikler büyük sorunların habercisi
olabilir
Renk algısındaki bozulmalar genellikle “yaşlanmanın
doğal sonucu” olarak değerlendirilir. Ancak özellikle
diyabet, hipertansiyon, sigara kullanımı ve ailesinde göz
hastalığı öyküsü olan bireylerde bu belirtiler çok daha
dikkatli ele alınmalıdır.
“Göz, ağrı ile değil kalite kaybı ile sinyal verir,” diyen Doç.
Dr. Yazıcı, bu nedenle en ufak görsel değişikliğin bile
ciddiye alınması gerektiğinin altını çiziyor.
Göz sağlığını korumak için 5 altın kural
Gözleri korumak yalnızca görme kusurlarını önlemek değil;
retina ve görme sinirini uzun vadede sağlıklı tutmak
anlamına gelir.
Dijital molaları alışkanlık haline getirin
20-20-20 kuralı (20 dakikada bir, 20 saniye boyunca 6
metre uzağa bakmak), göz kaslarını rahatlatır ve dijital
yorgunluğu azaltır.
Işık dengesine dikkat edin
Ne çok loş ne de aşırı parlak ortamlar idealdir. Dağınık ve
göz hizasında aydınlatma tercih edilmelidir.
Retina dostu beslenin
Omega-3, lutein ve zeaksantin içeren besinler; retina
hücrelerini oksidatif hasara karşı korur.
Sigara ve alkolü sınırlandırın
Bu alışkanlıklar, göz sinirinin oksijenlenmesini bozarak
renk hassasiyetini azaltır.
Düzenli göz kontrollerini ihmal etmeyin
OCT, renk görme testleri ve görme alanı analizleri, hasar
oluşmadan önce sorunları yakalayabilir.
Erken tanı görme kaybının önüne geçer
Doç. Dr. Alper Yazıcı bülteni şu sözlerle noktalıyor:
“Renklerin soluklaştığını fark ettiğinizde bunu yalnızca
yaşla veya yorgunlukla açıklamayın. Katarakt, glokom ve
sarı nokta gibi hastalıklarda başarı; erken tanı ve doğru
takipten geçer. Görme kaybını yavaşlatmak ve yaşam
kalitesini korumak için düzenli göz muayenesi en güçlü
silahımızdır.”
Şubat - February 2026
18
Bocavirus infections may increase the risk of wheezing and pneumonia
Bocavirüs enfeksiyonları, hırıltılı solunum ve zatürre riskini artırabiliyor
Dr. Fikret İşbilir
Respiratory tract infections are common in childhood
and often present with similar symptoms. While
complaints such as fever, cough, and runny nose
are now almost considered “routine” by families,
some viruses progress quietly, worsen the clinical
picture, and are easily confused with other illnesses.
Bocavirus (Human Bocavirus – HBoV) is among the
leading infections in this group.
Dr. Fikret İşbilir, Pediatric Health and Diseases Specialist
at Batıgöz Balçova Surgical Medical Center, notes that
with advances in diagnostic methods in recent years, Bocavirus
has been identified more clearly in many patients
presenting with prolonged cough and wheezing.
+++Nearly all children under five encounter it
Bocavirus infections typically peak in late winter and early
spring. Emphasizing that the virus is far more common
than generally assumed, Dr. İşbilir states:
Çocukluk çağında sıkça karşılaşılan solunum
yolu enfeksiyonları çoğu zaman benzer belirtilerle
seyrediyor. Ateş, öksürük ve burun akıntısı gibi
şikâyetler aileler için artık neredeyse “olağan”
kabul edilirken; bazı virüsler var ki sessizce
ilerliyor, tabloyu ağırlaştırabiliyor ve kolayca başka
hastalıklarla karıştırılabiliyor. Bocavirüs (Human
Bocavirus – HBoV) da bu enfeksiyonların başında
geliyor.
Batıgöz Balçova Cerrahi Tıp Merkezi Çocuk Sağlığı ve
Hastalıkları Uzmanı Dr. Fikret İşbilir, son yıllarda tanı
yöntemlerinin gelişmesiyle birlikte özellikle uzamış
öksürük ve hırıltılı solunum şikâyetiyle başvuran
birçok vakada Bocavirüsün daha net biçimde ortaya
konabildiğini söylüyor.
Şubat - February 2026
19
“Epidemiological data show that almost all children
under the age of five encounter Bocavirus at least once.
Because other viral infections often accompany it, the
infection may pass unnoticed.”
Not limited to a simple common cold
Bocavirus is a DNA virus belonging to the Parvoviridae family.
Its most distinguishing feature compared to other
respiratory viruses is its strong tendency to affect the
lower respiratory tract.
“This virus may not be limited to nasal discharge and
mild cough,” says Dr. İşbilir, summarizing the clinical
picture as follows:
“In clinical practice, we most frequently see cases described
as ‘acute wheezing children,’ where whistling-like
sounds are heard during breathing. Bocavirus can trigger
asthma-like attacks and, in some children, may pave the
way for the development of pneumonia.”
Persistent fever should raise alarm bells
The symptoms of Bocavirus infections largely overlap
with those of other viruses such as RSV, influenza, or
adenovirus. This similarity may lead families to underestimate
the condition.
At this point, Dr. İşbilir offers a clear warning to parents:
“If fever lasts longer than three to four days, cough progressively
worsens, the child’s appetite decreases, or their
general condition deteriorates, a medical evaluation is
essential. The assumption of ‘it’s viral, it will pass’ is not
5 yaş altındaki çocukların neredeyse tamamı
karşılaşıyor
Bocavirüs enfeksiyonları özellikle kış sonu ve ilkbahar
başında pik yapıyor. Dr. İşbilir, bu virüsün sanıldığından
çok daha yaygın olduğunu vurgulayarak şunları söylüyor:
“Epidemiyolojik veriler bize gösteriyor ki 5 yaş altındaki
çocukların neredeyse tamamı Bocavirüs ile en az bir kez
karşılaşıyor. Çoğu zaman başka viral enfeksiyonlar eşlik
ettiği için fark edilmeden atlatılabiliyor.”
Basit bir soğuk algınlığıyla sınırlı değil
Bocavirüs, Parvoviridae ailesine ait, DNA yapılı bir virüs.
Onu diğer solunum yolu virüslerinden ayıran en önemli
özellik ise alt solunum yollarını tutma eğiliminin yüksek
olması.
“Bu virüs sadece burun akıntısı ve hafif öksürükle sınırlı
kalmayabilir,” diyen Dr. İşbilir, tabloyu şöyle özetliyor:
“Klinikte en sık ‘akut hışıltılı çocuk’ dediğimiz, nefes
alırken ıslık benzeri seslerin duyulduğu vakalarla
karşılaşıyoruz. Bocavirüs, astım benzeri atakları
tetikleyebildiği gibi bazı çocuklarda zatürre gelişimine de
zemin hazırlayabiliyor.”
Ateş uzuyorsa alarm zilleri çalmalı
Bocavirüs enfeksiyonlarının belirtileri RSV, influenza
ya da adenovirüs gibi diğer virüslerle büyük ölçüde
benzerlik gösteriyor. Bu durum, ailelerin tabloyu hafife
almasına yol açabiliyor.
Şubat - February 2026
20
The course differs from child to child
Although Bocavirus usually causes a mild, self-limiting
infection in healthy children, it may follow a more severe
course in certain risk groups.
Dr. İşbilir points out that in premature infants, children
with chronic lung disease, and immunocompromised
individuals, the infection may last longer and hospital
follow-up may be required.
Gold standard in diagnosis: respiratory panel PCR
Stating that it is not possible to distinguish viruses based
solely on clinical symptoms, Dr. İşbilir emphasizes the
importance of definitive diagnosis:
“Clinically, Bocavirus is almost indistinguishable from
RSV or influenza. For a definitive diagnosis, we use
respiratory panel PCR tests. These nasal swab tests allow
us to identify the responsible virus and, in some cases,
detect co-infections caused by two viruses simultaneously.
This helps prevent unnecessary antibiotic use.”
Supportive care, not antibiotics, is key to treatment
Underlining that Bocavirus is a viral infection, Dr. İşbilir
notes that one of the most common misconceptions in
the community is the expectation of antibiotics:
“The main approach in treatment is to control symptoms.
Fever-reducing measures, keeping nasal passages
open with saline solutions, ensuring adequate fluid
intake, and bronchodilator support when necessary are
the most important steps. Antibiotics only come into
consideration if a bacterial infection is added.”
Dr. İşbilir bu noktada ebeveynleri özellikle uyarıyor:
“Ateşin 3–4 günden uzun sürmesi, öksürüğün giderek
artması, çocuğun beslenme isteğinin azalması ya
da genel durumunun bozulması mutlaka hekim
değerlendirmesi gerektirir. ‘Nasıl olsa viraldir, geçer’
yaklaşımı her zaman doğru değildir.”
Her çocukta aynı seyri izlemiyor
Bocavirüs çoğu sağlıklı çocukta hafif ve kendiliğinden
düzelen bir enfeksiyon oluştursa da, bazı risk gruplarında
daha ağır seyredebilir.
Prematüre bebekler, kronik akciğer hastalığı olan
çocuklar ve bağışıklık sistemi baskılanmış bireylerde
enfeksiyonun daha uzun sürebileceğini belirten Dr. İşbilir,
bu gruplarda hastane takibinin gerekebileceğine dikkat
çekiyor.
Tanıda altın standart: Solunum paneli PCR
Klinik belirtilerle virüsleri ayırt etmenin mümkün
olmadığını söyleyen Dr. İşbilir, kesin tanının önemini şu
sözlerle vurguluyor:
“Bocavirüs, klinik olarak RSV ya da influenza ile
neredeyse ayırt edilemez. Kesin tanı için solunum
paneli PCR testlerini kullanıyoruz. Burun sürüntüsüyle
yapılan bu testler sayesinde hangi virüsün sorumlu
olduğunu, hatta bazen iki virüsün aynı anda yaptığı
ko-enfeksiyonları saptayabiliyoruz. Bu da gereksiz
antibiyotik kullanımının önüne geçiyor.”
Şubat - February 2026
21
It may affect digestion as well as breathing
Dr. İşbilir explains that some Bocavirus subtypes (HBoV-
2, 3, and 4) can also involve the gastrointestinal system,
adding diarrhea and vomiting to a clinical picture that
starts with cough and fever.
“This worries families, but it is often related to the
systemic spread of the virus. During this period, plenty of
fluids, appropriate nutrition, and probiotic support help
speed up recovery.”
Toys and surfaces may be hidden carriers
Drawing attention to the virus’s high resistance to environmental
conditions, Dr. İşbilir stresses the importance
of breaking the chain of transmission:
“It can remain viable for hours on door handles, table
surfaces, and toys. Therefore, not only hand contact but
also shared toys are sufficient for transmission. Schools
and families should be especially meticulous about cleaning
and ventilation during these periods.”
Golden advice for parents from an expert
Dr. Fikret İşbilir concludes with the following recommendations:
“It is natural for children to experience viral infections
several times a year as part of immune system development.
However, with viruses like Bocavirus that affect
the lower respiratory tract, waiting can sometimes
increase risk.
If there is persistent cough, rapid breathing, chest retractions,
or feeding difficulties, specialist evaluation is
essential. With timely and appropriate supportive care,
the risk can be significantly reduced. Healthy breathing is
the foundation of a healthy future.”
Tedavide antibiyotik değil, doğru destek önemli
Bocavirüsün viral bir enfeksiyon olduğunun altını çizen
Dr. İşbilir, toplumdaki en büyük yanlışlardan birinin
antibiyotik beklentisi olduğunu belirtiyor:
“Tedavide temel yaklaşım semptomları kontrol
altına almaktır. Ateş düşürücü uygulamalar, burun
kanallarının serum fizyolojik ile açık tutulması, yeterli
sıvı alımı ve gerekirse bronş genişletici destekler en
önemli adımlardır. Antibiyotik ancak bakteriyel bir
enfeksiyon eklenmişse gündeme gelir.”
Sadece solunumu değil, sindirimi de etkileyebilir
Bocavirüsün bazı alt tiplerinin (HBoV-2, 3 ve 4)
bağırsak sistemini de tutabildiğini belirten Dr. İşbilir,
öksürük ve ateşle başlayan tabloya ishal ve kusmanın
eklenebileceğini söylüyor.
“Bu durum aileleri endişelendiriyor ancak çoğu zaman
virüsün sistemik yayılımına bağlıdır. Bu süreçte bol
sıvı, uygun beslenme ve probiyotik desteği iyileşmeyi
hızlandırır.”
Oyuncaklar ve yüzeyler gizli taşıyıcı olabilir
Bocavirüsün çevresel koşullara oldukça dayanıklı
olduğuna dikkat çeken Dr. İşbilir, bulaş zincirini
kırmanın önemini vurguluyor:
“Kapı kolları, masa yüzeyleri ve oyuncaklar üzerinde
saatlerce canlı kalabilir. Bu nedenle sadece el teması
değil, ortak kullanılan oyuncaklar da bulaş için
yeterlidir. Okullar ve aileler bu dönemlerde temizlik ve
havalandırma konusunda daha titiz olmalıdır.”
Ebeveynlere uzmanından altın öneriler
Dr. Fikret İşbilir sözlerini şu uyarılarla tamamlıyor:
“Çocukların yılda birkaç kez viral enfeksiyon geçirmesi
bağışıklık sisteminin gelişimi açısından doğaldır. Ancak
Bocavirüs gibi alt solunum yollarını tutan virüslerde
beklemek bazen riski artırabilir.
Geçmeyen öksürük, hızlı nefes alıp verme, göğüs
kafesinde çekilmeler veya beslenme güçlüğü varsa
mutlaka uzman değerlendirmesi gerekir. Erken
dönemde doğru destek tedavisiyle risk büyük oranda
azaltılabilir. Sağlıklı bir nefes, sağlıklı bir geleceğin
temelidir.”
Şubat - February 2026
22
A new way to face fears: Virtual reality therapy
Korkularla yüzleşmenin yeni yolu: Sanal gerçeklik terapisi
When words are not enough, experience becomes
healing… VR therapy opens the door to safe confrontation
in psychotherapy.
Fears are often deeply embodied experiences that are
difficult to put into words. Phobias that are suppressed
for years, avoided, or postponed with the belief that they
will “fade over time” can quietly restrict daily life, health-related
behaviors, and self-confidence. In recent years,
virtual reality (VR) technology used in psychotherapy has
begun to change this picture by offering a safe, controlled,
and scientifically grounded way to confront fears.
Can Karpat, Clinical Psychologist at NPİSTANBUL Hospital
of Üsküdar University, explains how VR therapy strengthens
classical psychotherapy methods—especially in
anxiety disorders and phobias—why it offers a therapy
experience that is “lived rather than told,” and under
which conditions it delivers effective results.
Anlatmak yetmediğinde, yaşamak iyileştiriyor…
VR terapisi psikoterapide güvenli yüzleşmenin kapısını
aralıyor.
Korkular, çoğu zaman kelimelerle anlatılamayacak kadar
derin ve bedensel bir deneyimdir. Yıllarca bastırılan, kaçınılan
ya da “zamanla geçer” denilerek ertelenen fobiler;
kişinin günlük yaşamını, sağlık davranışlarını ve özgüvenini
sessizce sınırlandırabilir. Son yıllarda psikoterapide
kullanılan sanal gerçeklik (VR) teknolojisi ise korkularla
yüzleşmenin güvenli, kontrollü ve bilimsel bir yolunu
sunarak bu tabloyu değiştirmeye aday görünüyor.
Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik
Psikolog Can Karpat, VR terapinin özellikle kaygı bozuklukları
ve fobilerde klasik psikoterapi yöntemlerini nasıl
güçlendirdiğini, neden “anlatılan değil yaşanan” bir terapi
deneyimi sunduğunu ve hangi koşullarda etkili sonuçlar
verdiğini anlattı.
Şubat - February 2026
23
VR therapy is not a school of thought, but a strategic
tool that strengthens the therapeutic process
Emphasizing that psychotherapy fundamentally provides
access to an individual’s inner world, Can Karpat notes
that some fears cannot be transformed solely by talking
about them or imagining them:
“In psychotherapy, clients often describe what they are
afraid of. However, there are experiences for which putting
them into words is simply not enough. This is where
VR therapy comes in. It is not a standalone therapeutic
school; rather, it is a powerful tool that enhances the
effectiveness of evidence-based approaches such as
cognitive behavioral therapy.”
Karpat explains that VR therapy enables clients to confront
situations they avoid in real life, allowing many environments
that cannot be recreated in a therapy room
to be integrated into the therapeutic process in a safe
and structured way through virtual reality. In this sense,
VR functions as an ‘intermediate space’ that prepares
the client for real life.
In this therapy, fear is not described—it is experienced
in a controlled way
The most fundamental difference between VR therapy
and traditional methods is that fear shifts from an
abstract narrative to a concrete experience. Can Karpat
summarizes this distinction as follows:
“In traditional therapies, the client either talks about the
feared situation or visualizes it mentally. In VR therapy,
the experience is lived. The client enters the fear visually
and auditorily. The therapist can control the intensity,
duration, and triggering elements of the environment in
real time, making the process both safe and measurable.”
Through this structure, clients encounter situations they
are not yet ready to face in real life, but within a controlled
setting. Avoidance behaviors decrease; panic responses
from the body are recognized earlier and become
more manageable. All of this contributes to both faster
and deeper therapeutic progress.
From dental anxiety to fear of heights: scenarios are
tailored to the individual
Karpat notes that VR therapy is effective not only for
common phobias but also for specific fears—such as
dental anxiety—that significantly affect quality of life,
adding that this fear is often more complex than it
appears:
“Dental fear is rarely just about pain. Loss of control,
feelings of helplessness, and past traumatic experiences
often lie at its core.”
In VR therapy, this fear is addressed step by step. Karpat
describes the process as follows:
The client first finds themselves in a dental clinic waiting
room, then sits in the dental chair, hears the sounds of
instruments, and finally approaches the intervention
itself. All scenarios are carefully structured according to
Can Karpat, Clinical Psychologist at NPİSTANBUL Hospital of Üsküdar University
VR terapisi bir ekol değil; terapötik süreci
güçlendiren stratejik bir araç
Psikoterapinin temelde kişinin iç dünyasına açılan bir
alan sunduğunu vurgulayan Klinik Psikolog Can Karpat,
bazı korkuların sadece konuşarak ya da hayal edilerek
dönüştürülemediğine dikkat çekiyor:
“Psikoterapide danışan çoğu zaman korktuğu şeyi
anlatır. Ancak bazı deneyimler vardır ki, onları kelimelere
dökmek yeterli olmaz. VR terapisi tam da burada devreye
girer. Bu yöntem, başlı başına bir terapi ekolü değil;
bilişsel davranışçı terapi gibi kanıta dayalı yaklaşımların
etkisini artıran güçlü bir araçtır.”
VR terapisinin, danışanın gerçek hayatta kaçındığı
durumlarla yüzleşmesini sağladığını belirten Karpat,
seans odasında oluşturulması mümkün olmayan
pek çok ortamın sanal gerçeklik sayesinde güvenli
ve yapılandırılmış biçimde terapötik sürece dâhil
edilebildiğini söylüyor. Bu yönüyle VR, danışanı gerçek
yaşama hazırlayan bir “ara alan” işlevi görüyor.
Bu terapide korku anlatılmaz, kontrollü
biçimde yaşanır
VR terapisini geleneksel yöntemlerden ayıran en temel
fark, korkunun soyut bir anlatı olmaktan çıkıp somut bir
deneyime dönüşmesidir. Klinik Psikolog Can Karpat, bu
farkı şöyle özetliyor:
“Geleneksel terapilerde danışan, korktuğu durumu
ya anlatır ya da zihninde canlandırır. VR terapide ise
bu deneyim yaşanır. Danışan, görsel ve işitsel olarak
korkunun içine girer. Terapist, ortamın yoğunluğunu,
süresini ve tetikleyici unsurlarını anlık olarak kontrol eder.
Bu da süreci hem güvenli hem ölçülebilir kılar.”
Bu yapı sayesinde danışan, gerçek hayatta henüz hazır
olmadığı durumlarla ilk kez kontrollü bir ortamda
karşılaşır. Kaçınma davranışları azalır; bedenin verdiği
panik tepkileri daha erken fark edilir ve yönetilebilir hâle
gelir. Tüm bunlar terapi sürecinin hem hızlanmasına hem
de derinleşmesine katkı sağlar.
Şubat - February 2026
24
the client’s fear level, past experiences, and therapeutic
goals.
“The aim is not to throw the client directly into fear, but
to help them experience—step by step—that they can
cope with it,” says Karpat, adding that noticeable relief is
often observed within just a few sessions, particularly in
mild to moderate phobias.
A short-term impact that builds long-term confidence
One of the most striking aspects of VR therapy is that its
effects can often be observed relatively quickly. Many
clients begin to believe, sometimes for the first time,
that a real appointment or confrontation may actually
be possible. This threshold represents a critical turning
point in therapy.
However, the benefits of VR therapy extend beyond a
single fear. Drawing attention to its long-term impact,
Can Karpat states:
“The most valuable outcome of VR therapy is that the
client internalizes the feeling of ‘I can cope.’ As sessions
progress, avoidance behaviors decrease and physical
anxiety responses become milder. Over time, this resilience
extends to other medical procedures and stressful
life situations.”
Like any powerful tool, it must be
used by the right hands
Despite its high potential, Karpat emphasizes that VR
therapy must be applied carefully and ethically. One of
the main risks is exposing a client to a level of intensity
they are not yet ready for. He also notes that some
clients may perceive the technology as a ‘game,’ while
others may experience physical side effects such as
dizziness or nausea.
For this reason, he stresses that VR therapy requires
clinical experience and professional expertise:
“VR therapy is not a magical solution on its own. If not
structured properly, it can even have adverse effects.
However, when applied based on scientific principles
and within ethical boundaries, it does not only transform
a single fear—it also reshapes the individual’s confidence
in themselves.”
Dişçi korkusundan yükseklik fobisine: Senaryolar
kişiye özel hazırlanıyor
VR terapisinin yalnızca yaygın fobilerde değil, dişçi
korkusu gibi spesifik ama yaşam kalitesini ciddi biçimde
etkileyen durumlarda da etkili biçimde kullanıldığını belirten
Karpat, bu korkunun çoğu zaman sanılandan daha
karmaşık bir temele dayandığını söylüyor:
“Dişçi korkusu genellikle sadece ağrıdan ibaret değildir.
Kontrol kaybı, çaresizlik hissi ve geçmişte yaşanan travmatik
deneyimler bu korkunun temelini oluşturur.”
VR terapide bu korkunun adım adım ele alındığını aktaran
Karpat, süreci şöyle anlatıyor:
Danışan önce bir dişçi kliniğinin bekleme salonunda bulunur,
ardından dişçi koltuğuna oturur, alet seslerini duyar
ve en son müdahaleye yaklaşır. Tüm bu senaryolar danışanın
korku düzeyine, geçmiş deneyimlerine ve terapötik
hedeflere göre özel olarak yapılandırılır.
“Buradaki amaç danışanı bir anda korkunun içine atmak
değildir. Amaç, korkuyla baş edebildiğini adım adım deneyimlemesini
sağlamaktır,” diyen Karpat, özellikle hafif
ve orta düzey fobilerde birkaç seans içinde belirgin bir
rahatlama gözlemlendiğini ifade ediyor.
Kısa sürede fark edilen etki, uzun vadede güçlenen
özgüven
VR terapisinin en dikkat çekici yanlarından biri, etkisinin
görece kısa sürede gözlemlenebilmesidir. Birçok danışan,
bu terapi sonrasında ilk kez gerçek bir randevunun ya da
yüzleşmenin mümkün olabileceğini düşünmeye başlar.
Bu eşik, terapi sürecinde kritik bir dönüm noktasıdır.
Ancak VR terapinin sağladığı kazanımlar yalnızca tek bir
korkuyla sınırlı kalmaz. Klinik Psikolog Can Karpat, uzun
vadeli etkiye dikkat çekerek şunları söylüyor:
“VR terapinin en değerli çıktısı, danışanın ‘başa çıkabilirim’
duygusunu içselleştirmesidir. Seanslar ilerledikçe kaçınma
davranışları azalır, bedensel kaygı tepkileri hafifler.
Zamanla bu dayanıklılık, diğer tıbbi işlemlere ve stresli
yaşam durumlarına da yayılır.”
Her güçlü araç gibi, doğru ellerde kullanılmalı
VR terapinin yüksek potansiyeline rağmen dikkatli ve
etik biçimde uygulanması gerektiğini vurgulayan Karpat,
en büyük risklerden birinin danışanın hazır olmadığı
bir düzeyde maruz bırakılması olduğunu söylüyor. Bazı
danışanların teknolojiyi bir “oyun” gibi algılayabildiğini,
bazılarında ise baş dönmesi ve mide bulantısı gibi fiziksel
yan etkiler görülebileceğini belirtiyor.
Bu nedenle VR terapisinin, klinik deneyim ve uzmanlık
gerektirdiğinin altını çiziyor:
“VR terapi tek başına mucizevi bir çözüm değildir. Doğru
yapılandırılmadığında ters etki oluşturabilir. Ancak
bilimsel temellere dayanarak, etik ilkeler çerçevesinde
uygulandığında; sadece bir korkuyu değil, kişinin kendine
olan güvenini de dönüştürür.”
Şubat - February 2026
26
A brain organoid model is being developed for
TBL1XR1 disease for the first time in Türkiye
Türkiye’de ilk kez TBL1XR1 hastalığı için beyin
organoidi modeli geliştiriliyor
The rare neurodevelopmental disorder associated
with the TBL1XR1 gene is attracting growing attention
in the scientific community. While the TBL1XR1
gene has long been known for its various biological
functions, recent research has clearly established
its direct link to developmental delays, epilepsy, and
autism-like symptoms observed in children. Now,
for the first time in Türkiye, a brain organoid–based
study is being launched to better understand this
rare condition.
The research project, carried out in collaboration with
Acıbadem University, Altınbaş University, and the HER-
DEM Çare Association, aims not only to deepen scientific
understanding of TBL1XR1 disease but also to explore
potential treatment pathways for this genetic disorder.
The scientific leadership of the study is undertaken by
the Rare Diseases and Orphan Drugs Application and
Research Center (ACURARE), operating under Acıbadem
University.
What makes this initiative particularly significant is that
a disease-specific “brain organoid” will be developed for
TBL1XR1 for the first time in Türkiye. These laborator-
TBL1XR1 geniyle ilişkili nadir nörogelişimsel
hastalık, bilim dünyasının gündeminde giderek daha
fazla yer buluyor. Uzun yıllar boyunca farklı biyolojik
görevleriyle tanınan TBL1XR1 geninin, çocuklarda
görülen gelişimsel gecikmeler, epilepsi ve otizm
benzeri belirtilerle doğrudan ilişkili olduğu son
dönemde netlik kazandı. Şimdi ise bu nadir hastalık
için Türkiye’de ilk kez beyin organoidi temelli bir
araştırma başlatılıyor.
Acıbadem Üniversitesi, Altınbaş Üniversitesi ve HERDEM
Çare Derneği’nin iş birliğiyle yürütülecek çalışma,
yalnızca TBL1XR1 hastalığını anlamayı değil; aynı
zamanda bu genetik bozukluğun olası tedavi yollarını
araştırmayı hedefliyor. Araştırmanın bilimsel liderliğini
ise Acıbadem Üniversitesi bünyesinde faaliyet gösteren
Nadir Hastalıklar ve Yetim İlaçlar Uygulama ve Araştırma
Merkezi (ACURARE) üstleniyor.
Bu çalışma, Türkiye’de ilk kez TBL1XR1 hastalığına özgü
“beyin organoidi” geliştirilecek olmasıyla dikkat çekiyor.
Laboratuvar ortamında oluşturulan bu “mini beyin”
modelleri sayesinde hastalık, insan beynine en yakın
biyolojik yapıda incelenecek.
Şubat - February 2026
27
y-generated “mini brain” models allow researchers to
examine the disease within a biological structure that
closely resembles the human brain.
“Rare,” but not as uncommon as it seems
It is estimated that more than 6,000 rare diseases exist
worldwide. The figures are striking: approximately 300
million people globally live with a rare disease. When
adapted to Türkiye, this corresponds to an estimated 5–6
million individuals.
Speaking at a conference held at Acıbadem University,
Prof. Dr. Yasemin Alanay, Director at ACURARE and Pediatric
Genetics Specialist, emphasized that the concept of
“rare” is often misunderstood:
“Diseases may be labeled as rare, but the number of people
affected is far from small. Many rare diseases today
are not even reflected in statistics because they remain
undiagnosed.”
According to Prof. Dr. Alanay, a significant proportion
of rare diseases are caused by single-gene mutations.
TBL1XR1 disease falls into this category and is often confused
with diagnoses such as autism, epilepsy, or intellectual
disability. For families, this frequently means years
of uncertainty. Globally, the average time to reach an
accurate diagnosis for a rare disease is around five years.
From patient cells to a ‘mini brain’
Despite the fact that genetic diagnostic capabilities are
highly advanced in Türkiye, Prof. Dr. Alanay points out
that treatment remains the key challenge:
“Today, only about 5 percent of rare genetic diseases
have an available treatment. However, science is advancing
rapidly. We believe this ratio will be reversed in the
coming years. To achieve this, we must understand the
disease at the cellular level.”
This is where brain organoid technology becomes central
to the study. Brain organoids are microscopic brain models
developed in laboratory settings from patients’ skin
or hair follicle cells, carrying the genetic and functional
characteristics of the human brain.
Using this method, disruptions in the TBL1XR1 gene can
be observed in an environment that closely mirrors the
human brain, allowing researchers to examine in detail
which cells and developmental stages are affected by
the disease.
“Without animal testing, using the patient’s own
genetics”
One of the researchers involved in the project, Assoc.
Prof. Dr. Kaya Bilgüvar, Head of the Department of Medical
Genetics at Acıbadem University, summarized the
scientific value of brain organoids as follows:
“The greatest advantage of this technology is that it
allows us to work directly with a model carrying the patient’s
own genetic makeup, without the need for animal
experiments. This enables us to clearly observe where
and how the disease emerges in the brain.”
The next step of the research involves gene-editing
techniques. According to Assoc. Prof. Dr. Bilgüvar, the
key question is:
“Nadir” ama sanıldığı kadar az değil
Dünya genelinde 6 binden fazla nadir hastalık olduğu
tahmin ediliyor. Rakamlar ise düşündürücü: Yaklaşık 300
milyon insan nadir bir hastalıkla yaşıyor. Bu sayı Türkiye’ye
uyarlandığında 5–6 milyon kişiye karşılık geliyor.
Acıbadem Üniversitesi’nde düzenlenen konferansta
konuşan ACURARE Müdürü ve Çocuk Genetik Hastalıkları
Uzmanı Prof. Dr. Yasemin Alanay, “nadir” tanımının yanlış
algılandığını vurguluyor:
“İsimleri nadir olabilir ama etkiledikleri kişi sayısı hiç de
az değil. Bugün pek çok nadir hastalık, tanı alamadığı için
istatistiklere bile giremiyor.”
Prof. Dr. Alanay’a göre nadir hastalıkların önemli bir
bölümü tek gen mutasyonlarından kaynaklanıyor.
TBL1XR1 hastalığı da bu grupta yer alıyor ve çoğu
zaman otizm, epilepsi veya zihinsel yetersizlik tanılarıyla
karışabiliyor. Bu durum, aileler için yıllar süren belirsizlik
anlamına geliyor. Dünya genelinde nadir hastalıklarda
doğru tanıya ulaşma süresi ortalama 5 yılı buluyor.
Hasta hücresinden “mini beyin”e
Genetik tanı olanaklarının Türkiye’de oldukça gelişmiş
olmasına rağmen, asıl sorunun tedavi olduğuna dikkat
çeken Prof. Dr. Yasemin Alanay, çarpıcı bir verinin altını
çiziyor:
“Bugün nadir genetik hastalıkların yalnızca yüzde 5’inin
tedavisi var. Ancak bilim hızla ilerliyor. Önümüzdeki
yıllarda bu oranın tersine döneceğine inanıyoruz. Bunun
için hastalığı hücresel düzeyde anlamamız şart.”
Bu noktada devreye giren beyin organoidi teknolojisi,
araştırmanın omurgasını oluşturuyor. Beyin organoidleri;
hastadan alınan cilt veya saç kökü hücrelerinden
laboratuvar ortamında geliştirilen, beynin genetik ve
işlevsel özelliklerini taşıyan mikroskobik beyin modelleri
olarak tanımlanıyor.
Bu yöntem sayesinde TBL1XR1 genindeki bozulma, insan
beynine en yakın ortamda gözlemlenebiliyor; hastalığın
hangi hücreleri, hangi gelişim aşamalarını etkilediği
detaylı biçimde incelenebiliyor.
“Hayvan deneyi olmadan, hastanın kendi genetiğiyle”
Çalışmayı yürüten isimler arasında yer alan Acıbadem
Üniversitesi Tıbbi Genetik Anabilim Dalı Başkanı Doç. Dr.
Kaya Bilgüvar, beyin organoidlerinin bilimsel değerini şu
sözlerle özetliyor:
“Bu teknolojinin en büyük avantajı, hayvan deneylerine
ihtiyaç duymadan, doğrudan hastanın kendi genetik
yapısını taşıyan bir modelle çalışmamıza olanak
sağlaması. Hastalığın beyinde nerede ve nasıl ortaya
çıktığını bu şekilde net biçimde görebiliyoruz.”
Araştırmanın bir adım ötesinde ise gen düzenleme
teknikleri yer alıyor. Doç. Dr. Bilgüvar’a göre temel soru
şu:
“Laboratuvar ortamında mutasyonu düzelttiğimizde,
hücreler normale dönüyor mu? Eğer dönüyorsa, bu
gelecekte geliştirilecek tedaviler için son derece güçlü bir
umut anlamına gelir.”
Şubat - February 2026
28
“If we correct the mutation in the laboratory environment,
do the cells return to normal? If they do, this represents an
extremely strong source of hope for future therapies.”
A bridge between science and hope: HERDEM Çare
Association
One of the most important elements ensuring that the
research extends beyond the laboratory is the HERDEM
Çare Association. Its Chair, Dr. Ayşegül Altınbaş, explains
that the organization was founded following her personal
journey after her son Erdem was diagnosed with TBL1XR1
disease.
“For eight years, we went from doctor to doctor. When we
finally received a diagnosis, we felt relieved—but then we
were faced with the question, ‘What happens now?’”
According to Dr. Altınbaş, loneliness is one of the biggest
challenges in rare diseases:
“The more patients and families come together, the more
data becomes available for science. Through our association,
we have reached more than 13 families across Türkiye.
Rare diseases can be isolating, but no one is alone. One
day, single-gene diseases will certainly have treatments.”
In parallel with the research, awareness initiatives are
also being conducted to help guide undiagnosed families
toward the appropriate medical centers.
Genetic data
Rare diseases and gene therapies involve not only medical,
but also legal and social dimensions. Prof. Dr. Tekin Memiş,
who works in the field of health law and genetic data,
highlights the importance of a clear legal framework in
this area:
“Genetic data is extremely sensitive information. We need
transparent and secure regulations that protect individual
rights while also enabling scientific research. Without
establishing this balance, it will not be possible to develop
new treatments.”
Bilimle umut arasında bir köprü: HERDEM çare
derneği
Bu araştırmanın yalnızca laboratuvarlarda sınırlı
kalmamasını sağlayan en önemli yapılardan biri ise
HERDEM Çare Derneği. Derneğin Başkanı Dr. Ayşegül
Altınbaş, oğlu Erdem’e TBL1XR1 tanısı konulmasının
ardından yaşadıkları sürecin, bu yapının doğmasına vesile
olduğunu anlatıyor.
“Sekiz yıl boyunca doktor doktor dolaştık. Tanı aldığımızda
rahatladık ama bu kez ‘Şimdi ne olacak?’ sorusuyla baş
başa kaldık.”
Dr. Altınbaş’a göre nadir hastalıklarda en büyük
sorunlardan biri yalnızlık:
“Ne kadar çok hasta ve aile bir araya gelirse, bilim için o
kadar çok veri oluşuyor. Derneğimiz sayesinde Türkiye
genelinde 13’ten fazla aileye ulaştık. Nadir hastalıklar
insanı yalnızlaştırıyor ama kimse yalnız değil. Tek gen
hastalıklarının bir gün mutlaka tedavisi olacak.”
Araştırmaya paralel yürütülen farkındalık çalışmaları, tanı
alamayan ailelerin doğru merkezlere yönlendirilmesini de
amaçlıyor.
Genetik veriler
Nadir hastalıklar ve gen tedavileri, yalnızca tıbbi değil aynı
zamanda hukuki ve toplumsal boyutlar da taşıyor. Sağlık
hukuku ve genetik veriler alanında çalışan Prof. Dr. Tekin
Memiş, bu alanda net bir yasal çerçevenin önemine dikkat
çekiyor:
“Genetik veriler son derece hassas bilgiler. Bireyin haklarını
koruyan, ancak bilimsel araştırmaların da önünü açan
şeffaf ve güvenli düzenlemelere ihtiyaç var. Bu denge
kurulmadan yeni tedavilerin geliştirilmesi mümkün değil.”
Şubat - February 2026
30
Nutrition designed by science: A personal biological roadmap
Bilimle tasarlanan beslenme: Kişisel biyolojik yol haritası
For many years, the “one-size-fits-all” approach
dominated the world of nutrition. Today, this mindset
is steadily giving way to more personalized, more
scientific, and more sustainable solutions. Extensive
scientific research conducted in recent years clearly
shows that metabolic responses to the same foods,
the same calorie intake, or the same diet programs
can differ significantly from person to person.
At the core of these differences lie genetic variations.
From carbohydrate and fat metabolism to vitamin and
mineral utilization, from insulin sensitivity to energy
balance, many biological processes are shaped by an
individual’s genetic code. This reality makes it clear that
nutrition can no longer be addressed solely through
calorie counting or macronutrient distribution, but must
be evaluated on the basis of biological infrastructure.
Why the era of standardized diets has come to an end
Scientific evidence demonstrates that individual
metabolic responses cannot be explained only by
Uzun yıllar boyunca beslenme dünyasında hâkim
olan “herkese uyan tek model” yaklaşımı, yerini
giderek daha kişisel, daha bilimsel ve daha sürdürülebilir
çözümlere bırakıyor. Son yıllarda yapılan
kapsamlı bilimsel çalışmalar; aynı besinlere, aynı
kalori miktarına ya da aynı diyet programlarına verilen
metabolik yanıtların kişiden kişiye ciddi biçimde
farklılaştığını ortaya koyuyor.
Bu farkların temelinde ise genetik varyasyonlar yer alıyor.
Karbonhidrat ve yağ metabolizmasından vitamin–mineral
kullanımına, insülin duyarlılığından enerji dengesine kadar
pek çok biyolojik süreç; bireyin genetik koduna göre
şekilleniyor. Bu tablo, beslenmenin artık yalnızca kalori
hesabı ya da makro dağılımı üzerinden değil, biyolojik altyapı
temelinde ele alınması gerektiğini açıkça gösteriyor.
Tek tip diyet dönemi neden sona erdi?
Bilimsel veriler, bireylerin metabolik yanıtlarının yalnızca
yaşam tarzı ya da irade gücüyle açıklanamayacağını
ortaya koyuyor. Aynı diyeti uygulayan iki kişi arasında kilo
Şubat - February 2026
31
lifestyle or willpower. Two people following the same
diet may experience dramatic differences in weight
loss, fat–muscle distribution, satiety duration, and
blood glucose balance.
Behind these differences are numerous genetic
factors, including:
* genetic responses to carbohydrates,
* the speed of fat metabolism,
* micronutrient absorption capacity,
* predisposition to inflammation,
* insulin and leptin sensitivity.
For this reason, taking genetic variant analyses into
account is no longer an option for dietitians and
healthcare professionals; it has become a fundamental
requirement of scientific accuracy.
A personal biological roadmap
Offering a concrete and applicable solution at this
point, Epigenext Biotechnology integrates genetic
science into daily life with its Nutriform DNA Test.
Designed with the expertise of dietitians, the Nutriform
DNA Test enables deeper analysis of individuals’
responses to macro- and micronutrients, weight
management potential, and metabolic risks. Going
beyond conventional diet lists, test results support the
development of sustainable and measurable nutrition
strategies aligned with each individual’s biological
reality.
In this way, genetic data becomes more than a test
result—it turns into a personal life guide. Which food
groups are supportive, which should be limited, and
which metabolic pathways function more effectively
during weight loss or weight maintenance become
clearly visible on a scientific basis.
kaybı, yağ–kas dağılımı, tokluk süresi ve kan şekeri dengesi
açısından dramatik farklar oluşabiliyor.
Bu farklılıkların arkasında;
-karbonhidratlara verilen genetik yanıt,
-yağ metabolizmasının hızı,
-mikro besin emilim kapasitesi,
-inflamasyona yatkınlık,
insülin ve leptin duyarlılığı gibi çok sayıda genetik faktör
bulunuyor. Dolayısıyla diyetisyenler ve sağlık profesyonelleri
için genetik varyant analizlerini dikkate almak,
artık bir tercih değil; bilimsel doğruluğun temel gerekliliği
olarak öne çıkıyor.
Kişisel biyolojik yol haritası
Kişiselleştirilmiş sağlık anlayışına bu noktada somut ve
uygulanabilir bir çözüm sunan Epigenext Biyoteknoloji,
geliştirdiği Nutriform DNA Testi ile genetik bilimi günlük
yaşama entegre ediyor.
Diyetisyenlerin uzman görüşleriyle dizayn edilen Nutriform
DNA Testi; bireylerin makro ve mikro besinlere
verdikleri yanıtları, kilo yönetimi potansiyellerini ve metabolik
risklerini daha derinlemesine analiz etmeye olanak
tanıyor. Test sonuçları, klasik diyet listelerinin ötesinde;
kişinin biyolojik gerçekliğine uygun, sürdürülebilir ve ölçülebilir
beslenme stratejileri oluşturulmasını destekliyor.
Böylece genetik veriler, yalnızca bir analiz sonucu değil;
kişisel bir yaşam rehberine dönüşüyor. Hangi besin
A new tool for nutrition professionals
The Nutriform DNA Test offers not only individuals but
also dietitians a powerful decision-support mechanism.
Thanks to this genetics-based approach, nutrition
professionals can:
* provide more targeted recommendations to their
clients,
* reduce trial-and-error periods,
* improve long-term adherence and sustainability.
This model strengthens personal motivation while also
enhancing trust and predictability in the dietitian–client
relationship.
Epigenext Biotechnology: A vision beyond testing
Epigenext Biotechnology positions itself not merely
as a technology company developing DNA tests, but
as a pioneer of personalized living. The company aims
to transform genetic data from a simple analysis into
actionable decisions applicable to everyday life.
Şubat - February 2026
32
Within this vision, the following tests have been
developed:
* Nutriform DNA Test (nutrition and metabolism),
* Epifit DNA Test (sports and physical performance),
* Derma Regen DNA Test (skin health and aging).
Each offers genetics-based guidance designed to
improve quality of life and stands out as a tangible step
toward truly personalized healthcare.
Genetics-based life guidance
Epigenext Biotechnology’s approach does not limit health
to a single domain. It is built on the understanding
that nutrition, sports, skin health, and daily habits are all
directly linked to genetic infrastructure.
The company summarizes this approach as follows:
“At Epigenext Biotechnology, our goal is to develop measurable
and scientific life guides based on genetic data.”
Personalized healthcare delivers lasting
transformation
Today, nutrition science has entered a new phase—one
that goes beyond calorie counting and places individual
biological differences at its core. Personalized healthcare
offers not only short-term weight goals, but also
a strong foundation for long-term metabolic balance,
quality of life, and sustainable health.
With the end of the standardized diet era, the new norm
in nutrition is clear: science-based, personalized, and
practical solutions.
grubunun destekleyici, hangisinin sınırlayıcı olduğu;
kilo verme veya koruma sürecinde hangi metabolik
yolların daha etkin çalıştığı bilimsel temelde görünür
hâle geliyor.
Beslenme profesyonelleri için yeni bir araç
Nutriform DNA Testi, yalnızca bireylere değil; diyetisyenler
için de güçlü bir karar destek mekanizması
sunuyor. Genetik veriye dayalı bu yaklaşım sayesinde
beslenme uzmanları:
-danışanlarına daha hedefli öneriler sunabiliyor,
-deneme–yanılma süresini kısaltabiliyor,
-uzun vadede uyum ve sürdürülebilirliği artırabiliyor.
Bu model, kişisel motivasyonu güçlendirdiği gibi,
diyet–danışan ilişkisinde güven ve öngörülebilirlik de
sağlıyor.
Epigenext Biyoteknoloji: Testten öte bir vizyon
Epigenext Biyoteknoloji, yalnızca DNA testleri geliştiren
bir teknoloji şirketi olmanın ötesinde; kişiselleştirilmiş
yaşam anlayışının öncüsü olarak konumlanıyor.
Şirket, genetik verinin yalnızca analiz edilmekle kalmayıp,
gündelik hayatta uygulanabilir kararlara dönüştürülmesini
hedefliyor.
Bu vizyon doğrultusunda geliştirilen:
-Nutriform DNA Testi (beslenme ve metabolizma),
-Epifit DNA Testi (spor ve fiziksel performans),
-Derma Regen DNA Testi (cilt sağlığı ve yaşlanma)
Bireylerin yaşam kalitesini artırmayı amaçlayan genetik
tabanlı rehberler sunuyor. Her biri, “kişiye özel sağlık”
anlayışının hayata geçen somut adımları olarak öne
çıkıyor.
Genetik veriye dayalı yaşam rehberleri
Epigenext Biyoteknoloji’nin yaklaşımı, sağlığı tek bir
alana indirgemiyor. Beslenmeden spora, cilt sağlığından
günlük alışkanlıklara kadar pek çok alanın genetik
altyapıyla doğrudan ilişkili olduğu gerçeğinden yola
çıkıyor.
Bu yaklaşımı şirket şu sözlerle özetliyor:
“Epigenext Biyoteknoloji olarak hedefimiz; genetik
veriye dayalı, ölçülebilir ve bilimsel yaşam rehberleri
oluşturmaktır.”
Kişiselleştirilmiş sağlık, kalıcı dönüşüm sağlıyor
Bugün beslenme bilimi; kalori saymanın ötesine geçen,
bireyin biyolojik farklılıklarını merkeze alan yeni bir
evreye girmiş durumda. Kişiselleştirilmiş sağlık anlayışı,
yalnızca kısa vadeli kilo hedefleri değil; uzun vadeli metabolik
denge, yaşam kalitesi ve sürdürülebilir sağlık
için güçlü bir zemin oluşturuyor. Tek tip diyet döneminin
kapanmasıyla birlikte, beslenmede yeni norm artık
net: Bilime dayalı, kişiye özel, uygulanabilir çözümler.
Şubat - February 2026
34
Foam sclerotherapy helps restore healthy circulation
Köpük skleroterapi ile dolaşım yeniden düzenleniyor
Estetik kaygıdan öte bir sorun olan varis
hastalığında, doğru hasta için doğru yöntem hayat
kalitesini belirliyor.
Op. Dr. Şükrü Özbek
In varicose vein disease—more than an aesthetic
concern—the right method for the right patient determines
quality of life.
Although varicose vein disease is often associated solely
with visible vein enlargements on the skin surface, it is
fundamentally a chronic and progressive circulatory disorder
stemming from dysfunction of the venous system
in the legs. If left untreated, it may lead to symptoms
such as leg pain, a feeling of heaviness, swelling, night
cramps, and, over time, skin changes.
Today, alongside surgical approaches, minimally invasive
techniques that can be applied without disrupting a patient’s
daily comfort have become an important option
in varicose vein treatment. Among these, foam sclerotherapy
stands out for delivering successful outcomes in
appropriately selected patients.
Op. Dr. Şükrü Özbek, General Surgery Specialist at Batıgöz
Balçova Surgical Medical Center, draws attention to
the advantages foam sclerotherapy offers in terms of
both aesthetics and circulatory health.
Varis hastalığı, çoğu zaman yalnızca cilt yüzeyinde
görülen damar genişlemeleriyle ilişkilendirilse de,
temelde bacaklardaki toplardamar sisteminin işlev
bozukluğuna dayanan kronik ve ilerleyici bir dolaşım
hastalığıdır. Tedavi edilmediğinde bacaklarda ağrı,
dolgunluk hissi, ödem, gece krampları ve uzun vadede
cilt değişiklikleri gibi şikâyetlere yol açabilir.
Günümüzde varis tedavisinde cerrahi yöntemlerin yanı
sıra, hastanın yaşam konforunu bozmadan uygulanabilen
minimal invaziv teknikler de önemli bir seçenek haline
gelmiştir. Bu yöntemlerin başında ise, uygun hasta
grubunda başarılı sonuçlar sunan köpük skleroterapi
gelmektedir.
Batıgöz Balçova Cerrahi Tıp Merkezi Genel Cerrahi
Uzmanı Op. Dr. Şükrü Özbek, köpük skleroterapinin
hem estetik hem de dolaşım sağlığı açısından sunduğu
avantajlara dikkat çekiyor.
Köpük skleroterapi nedir, nasıl etki eder?
Köpük skleroterapi; varisli damarın içine, özel tekniklerle
köpük formuna getirilmiş bir ilacın enjeksiyonu ile
uygulanan bir tedavi yöntemidir.
What is foam sclerotherapy and how does it work?
Foam sclerotherapy is a treatment method performed
by injecting a medication—converted into a foam form
using special techniques—directly into the varicose vein.
The foam form increases the contact time between the
Şubat - February 2026
35
medication and the vein wall, enabling the vein to close
in a controlled manner. Over time, the treated vein is
absorbed by the body, and circulation continues through
healthy veins.
Op. Dr. Şükrü Özbek explains the mechanism as follows:
“Foam sclerotherapy provides a targeted effect, particularly
in superficial and medium-diameter varicose veins. It
creates a controlled reaction on the inner surface of the
vein, removing that vein from the circulatory system. As
a result, blood is redirected to healthy veins.”
With this feature, foam sclerotherapy emerges as an
alternative treatment option to conventional surgical
interventions.
Not all varicose veins are the same: the right treatment
for the right patient
Varicose vein disease does not present as a single uniform
condition. Vein diameter, depth, valve structure,
and underlying circulatory disorders vary from person
to person. Therefore, foam sclerotherapy may not be
suitable for every patient.
Emphasizing that a detailed evaluation of the venous
structure using color Doppler ultrasound is essential
before treatment, Op. Dr. Özbek highlights the following
point:
“The most critical step in varicose vein treatment is
correct patient selection. Doppler ultrasound allows us
Köpük formu, ilacın damar duvarıyla temas süresini
artırarak kontrollü bir şekilde damarın kapanmasını
sağlar. Tedavi edilen damar zaman içerisinde vücut
tarafından emilir ve dolaşım, sağlıklı damarlar
üzerinden devam eder.
Op. Dr. Şükrü Özbek, yöntemin etki mekanizmasını
şöyle açıklıyor:
“Köpük skleroterapi, özellikle yüzeyel ve orta çaplı
varislerde hedefe yönelik bir etki sağlar. Damarın iç
yüzeyinde kontrollü bir reaksiyon oluşturur ve bu
damar artık dolaşım dışında bırakılır. Böylece kanın
sağlıklı damarlara yönelmesi sağlanır.”
Bu yönüyle köpük skleroterapi, klasik cerrahi
girişimlere alternatif bir tedavi seçeneği olarak öne
çıkmaktadır.
Her varis aynı değildir: Doğru tedavi, doğru hasta
Varis hastalığı tek tip bir tablo değildir; damarın
çapı, derinliği, kapak yapısı ve altta yatan dolaşım
bozuklukları kişiden kişiye değişiklik gösterir. Bu
nedenle köpük skleroterapi her hasta için uygun bir
seçenek olmayabilir.
Tedavi öncesinde mutlaka renkli doppler ultrason ile
damar yapısının ayrıntılı bir şekilde değerlendirilmesi
gerektiğini vurgulayan Op. Dr. Özbek, şu noktaların
altını çiziyor:
“Varis tedavisinde en önemli aşama doğru hasta
Şubat - February 2026
36
to clearly determine which veins should be treated and
the direction of blood flow. Without this assessment,
no method can provide lasting and healthy results.”
Foam sclerotherapy is generally preferred in patients who:
Have superficial varicose veins,
Experience medium-diameter varicose vein complaints,
Are not suitable for surgery or do not wish to undergo
surgery, Have recurrent varicose veins after previous
treatments.
The goal is not only cosmetic improvement, but
circulatory relief
Although foam sclerotherapy is often perceived as a
cosmetic procedure, the primary aim of treatment is
to reduce circulatory load in the legs and improve the
patient’s quality of life.
In suitable patients, functional benefits may include:
Reduction in leg pain and burning sensation,
Relief from feelings of heaviness and fullness,
Decrease in end-of-day swelling.
The absence of surgical incisions, no need for general
or local anesthesia, and the ability for patients to return
to daily life the same day are among the key advantages
of this method.
Post-treatment follow-up is part of success
Foam sclerotherapy is typically a short procedure. After
treatment, an individualized follow-up plan is initiated.
During this period, patients may be advised to wear
compression stockings for a duration recommended by
their physician. Temporary effects such as mild bruising,
firmness, or tenderness may occur after the procedure,
but these usually resolve on their own in a short time.
Treatment effectiveness is assessed during scheduled
follow-up visits, and additional sessions may be performed
if needed.
Specialist evaluation is essential
Foam sclerotherapy may not be suitable for patients
with advanced deep vein insufficiency, during pregnancy,
or in certain specific medical conditions. Therefore,
the treatment decision should be made by considering
all of the patient’s health data.
Op. Dr. Şükrü Özbek summarizes the core principle of
varicose vein treatment as follows:
“Foam sclerotherapy is an effective, surgery-alternative
method for treating varicose veins in appropriately
selected patients. However, not every varicose vein
should be evaluated in the same way. The best outcomes
are achieved through a detailed assessment of the
patient’s venous structure and the creation of a personalized
treatment plan. Our goal is not merely aesthetic
improvement, but healthy and sustainable circulation.”
seçimidir. Doppler ultrason ile hangi damarların tedavi
edileceğini, dolaşımın hangi yönde olduğunu net
şekilde belirlemek gerekir.
Bu değerlendirme yapılmadan uygulanacak hiçbir
yöntem kalıcı ve sağlıklı sonuç vermez.”
Köpük skleroterapi genellikle;
Yüzeyel varisleri bulunan,
Orta çaplı varis şikâyeti olan,
Cerrahi tedaviye uygun olmayan ya da cerrahi istemeyen,
Daha önce tedavi görmüş ancak varisleri tekrarlayan
hastalarda tercih edilebilmektedir.
Amaç yalnızca görünümü düzeltmek değil, dolaşımı
rahatlatmak
Köpük skleroterapi çoğu zaman estetik bir işlem gibi
algılansa da, tedavinin temel hedefi bacaklardaki
dolaşım yükünü azaltmak ve hastanın yaşam kalitesini
artırmaktır.
Uygun hastalarda;
Bacaklarda ağrı ve yanma hissinin azalması,
Ağırlık ve dolgunluk hissinin hafiflemesi,
Gün sonu şişliklerinin gerilemesi
gibi fonksiyonel faydalar da elde edilebilmektedir.
Cerrahi kesi gerektirmemesi, genel ya da lokal anesteziye
ihtiyaç duyulmaması ve hastanın aynı gün günlük
yaşamına dönebilmesi yöntemin önemli avantajları
arasında yer almaktadır.
Tedavi sonrası süreç de başarının bir parçası
Köpük skleroterapi genellikle kısa sürede tamamlanan
bir işlemdir. Uygulama sonrasında hastaya özel olarak
planlanan bir takip süreci başlar. Bu süreçte hekimin
önerdiği süre boyunca varis çorabı kullanımı gerekebilir.
İşlem sonrası hafif morarma, sertlik veya hassasiyet
gibi geçici etkiler görülebilir. Bunlar çoğunlukla kısa
sürede kendiliğinden düzelir. Tedavinin etkinliği ise
planlanan kontrol muayeneleri ile değerlendirilir; ihtiyaç
halinde ek seanslar uygulanabilir.
Uzman değerlendirmesi şart
İleri derecede derin ven yetmezliği bulunan hastalarda,
gebelik döneminde ya da bazı özel sağlık durumlarında
köpük skleroterapi uygun olmayabilir. Bu nedenle
tedavi kararı, hastanın tüm sağlık verileri göz önünde
bulundurularak verilmelidir.
Op. Dr. Şükrü Özbek, varis tedavisine yaklaşımın temel
ilkesini şu sözlerle özetliyor:
“Köpük skleroterapi, uygun hastalarda varis tedavisinde
cerrahiye alternatif, etkili bir yöntemdir. Ancak her
varis aynı şekilde değerlendirilmemelidir. En doğru
sonuç; hastanın damar yapısının ayrıntılı şekilde incelenmesi
ve kişiye özel bir tedavi planı oluşturulmasıyla
elde edilir. Tedavide hedefimiz yalnızca estetik iyileşme
değil, sağlıklı ve sürdürülebilir bir dolaşımdır.”
Şubat - February 2026
38
Menarini Türkiye brings science and social ımpact together
With a broad impact area
ranging from clinical decisionmaking
processes to young
people’s psychological
resilience, Menarini Türkiye
was recognized with awards
in two separate categories
at the Golden Pulse Awards.
From AI-powered clinical
education to youth-focused
social responsibility initiatives,
this achievement highlighted
the company’s multidimensional
approach to health
communication.
Known for its deep-rooted global
heritage in healthcare, Menarini
continues to invest in Türkiye
not only in therapeutic areas,
Zekiye Taş Aydin_
Pazarlama Müdürü & Ecem
Uzel_Kıdemli Ürün Müdürü
but also in the way knowledge is delivered and social
value is created. This vision earned Menarini Türkiye
two prestigious awards at the Golden Pulse Awards—
one of the most respected platforms in healthcare
communications.
Menarini Türkiye received:
the Jury Special Award for its AI-powered “CaseTalk”
project in the field of hypertension,
and the Best Social Responsibility
Project of the Year Award for the
“Manage Your Anxiety, Discover
Your Potential” initiative, carried out
in collaboration with the Community
Volunteers Foundation (TOG),
once again affirming its scienceand
human-centered approach to
healthcare communication.
A new AI-supported language for
clinical
decision-making: CaseTalk
Honored with the Jury Special
Award, CaseTalk stands out as an
innovative case simulation project
that enables physicians to experience
patient profiles encountered in
daily clinical practice within a virtual,
real-time, and interactive environment.
As a first of its kind in Türkiye in the field of hypertension,
the project included:
implementation across seven different cities in Türkiye,
eight separate meetings, and active participation by 269
physicians, who worked directly on AI-supported virtual
patient cases.
Menarini Türkiye, bilimle toplumsal etkiyi buluşturdu
Klinik karar süreçlerinden gençlerin psikolojik
dayanıklılığına uzanan geniş bir etki alanıyla
Menarini Türkiye, Golden Pulse Ödülleri’nde iki ayrı
kategoride ödüle layık görüldü. Yapay zekâ destekli
klinik eğitimden sosyal sorumluluk odaklı gençlik
projelerine uzanan bu başarı, şirketin sağlık iletişimine
bakış açısındaki çok boyutlu yaklaşımı gözler önüne
serdi.
Sağlık sektöründe köklü global mirasıyla bilinen Menarini,
Türkiye operasyonlarında yalnızca tedavi alanlarına değil,
bilginin aktarım biçimine ve toplumsal faydaya da yatırım
yapmayı sürdürüyor. Bu vizyon, sağlık iletişiminin en
saygın platformlarından Golden Pulse Awards’ta Menarini
Türkiye’ye iki önemli ödül kazandırdı.
Menarini Türkiye;
Hipertansiyon alanında hayata geçirdiği yapay zekâ
destekli “CaseTalk” projesiyle Jüri Özel Ödülü,
Toplum Gönüllüleri Vakfı (TOG) iş birliğiyle yürüttüğü
“Kaygını Yönet, Potansiyelini Keşfet” projesiyle ise Yılın
En Başarılı Sosyal Sorumluluk Projesi Ödülü alarak sağlık
iletişiminde bilimi ve insanı merkeze alan yaklaşımını bir
kez daha tescilledi.
Klinik karar süreçlerine yapay zekâ destekli
yeni bir dil: CaseTalk
Jüri Özel Ödülü’ne layık görülen CaseTalk, hekimlerin
günlük klinik pratiklerinde karşılaştıkları hasta profillerini
sanal ortamda, gerçek zamanlı ve interaktif bir şekilde
deneyimlemelerine olanak tanıyan yenilikçi bir vaka
simülasyon projesi olarak öne çıkıyor.
Hipertansiyon alanında Türkiye’de bir ilk olma özelliği
taşıyan proje kapsamında;
Türkiye’nin 7 farklı şehrinde,
8 ayrı toplantı düzenlendi,
269 hekim, yapay zekâ destekli sanal hasta vakaları
üzerinde aktif olarak çalıştı.
Proje süresince yapay zekâ destekli sistem, 1.500’ün
üzerinde klinik soruya anlık yanıt üretti. Sanal hastalar
üzerinden geliştirilen 292 farklı tedavi senaryosu,
hekimlerin karar verme süreçlerini zenginleştirirken,
katılımcılara klasik sunum formatlarının ötesinde
Şubat - February 2026
39
Throughout the project, the AI-powered system generated
instant responses to more than 1,500 clinical
questions. A total of 292 different treatment scenarios
developed through virtual patients enriched physicians’
decision-making processes and provided participants with
an experiential learning environment that went beyond
conventional presentation formats.
CaseTalk is regarded as a strong example of how clinical
knowledge can move beyond passive transfer to become
an interactive and sustainable learning model.
A social impact model extending to
youth mental health
Menarini Türkiye’s second award reflected its broader
understanding of health—one that is not limited to
physiological well-being alone. The “Manage Your Anxiety,
Discover Your Potential” project was selected as Best
Social Responsibility Project of the Year for its model aimed
at strengthening young people’s ability to cope with
exam-related stress and future anxiety.
Implemented in collaboration with the Community Volunteers
Foundation (TOG), the project reached more than
800 students during the last academic year. It is planned
to expand its scope and reach an even wider audience in
the 2025–2026 academic year.
At the core of the model lies peer-to-peer communication.
Within the project, volunteer university students—following
specialized training—visited high schools to engage
primarily with 10th and 11th grade students, sharing
knowledge and experiences related to exam anxiety,
stress management, self-confidence development, and
psychological resilience.
This approach helps young people feel that they are not
alone, while supporting them in viewing anxiety not as
something to suppress, but as an emotion that can be
managed constructively.
“We address health from a multi-dimensional
perspective”
Commenting on the awards, Işıl Çelik Uzunçakmak, Marketing
and Corporate Communications Director at Menarini
Türkiye, shared the following message:
“At Menarini Türkiye, we embrace the power of science
without ever losing sight of the human perspective. With
CaseTalk, we support physicians’ clinical decision-making
processes through an innovative, interactive, and technology-driven
platform, while with the ‘Manage Your
Anxiety, Discover Your Potential’ project, we contribute to
helping young people approach life with greater strength
and hope.
These two awards from Golden Pulse are a powerful
reflection of our mission of ‘more health, more happiness,
more life.’ I would like to thank all our team members and
stakeholders who contributed to this journey.”
deneyimsel bir öğrenme ortamı
sundu.
CaseTalk, klinik bilginin pasif
aktarımından çıkıp, etkileşimli ve
sürdürülebilir bir öğrenme modeline
dönüşmesinin güçlü bir örneği olarak
değerlendiriliyor.
Gençlerin ruh sağlığına uzanan bir
sosyal etki modeli
Menarini Türkiye’nin ikinci ödülü ise,
sağlık kavramını yalnızca fizyolojik
iyilik haliyle sınırlamayan yaklaşımının
bir yansıması oldu. “Kaygını Yönet,
Potansiyelini Keşfet” projesi,
gençlerin sınav ve gelecek kaygısıyla
baş etme becerilerini güçlendirmeyi
hedefleyen sosyal sorumluluk
modeliyle Yılın En Başarılı Sosyal
Sorumluluk Projesi seçildi.
Toplum Gönüllüleri Vakfı (TOG) iş
birliğiyle hayata geçirilen proje,
geçtiğimiz eğitim-öğretim döneminde 800’den fazla
öğrenciye ulaştı. Projenin, 2025–2026 eğitim yılında daha
geniş bir kapsama alanıyla büyümesi planlanıyor.
Modelin temelinde akran iletişimi yer alıyor. Proje
kapsamında gönüllü üniversite öğrencileri, aldıkları özel
eğitimlerin ardından liselere giderek; özellikle 10. ve 11.
Duygu Başak Mumcu_Kurumsal İletişim
Süreç Yöneticisi & Süheyla Taş_Kurumsal İletişim Uzmanı
sınıf öğrencileriyle sınav kaygısı, stres
yönetimi, özgüven geliştirme ve
psikolojik dayanıklılık üzerine bilgi ve
deneyim paylaşıyor.
Bu yaklaşım, gençlerin yalnız
olmadıklarını hissetmelerini
sağlarken, kaygıyı bastırmak yerine
yönetilebilir bir duygu olarak ele
almalarına destek oluyor.
“Sağlığı çok boyutlu ele alıyoruz”
Menarini Türkiye Pazarlama ve
Kurumsal İletişim Direktörü Işıl
Çelik Uzunçakmak, ödüllere ilişkin
değerlendirmesinde şu mesajı verdi:
“Menarini Türkiye olarak, bilimin
gücünü insan odağından hiç
koparmadan ele alıyoruz. CaseTalk ile
hekimlerimizin klinik karar süreçlerini
yenilikçi, etkileşimli ve teknolojik
bir platformda desteklerken;
‘Kaygını Yönet, Potansiyelini Keşfet’
projesiyle gençlerimizin hayata daha güçlü ve umutlu
bakabilmelerine katkı sunuyoruz.
Golden Pulse’tan aldığımız bu iki ödül, ‘daha fazla sağlık,
daha fazla mutluluk, daha fazla hayat’ misyonumuzun
güçlü bir yansıması. Bu yolculukta emeği geçen tüm ekip
arkadaşlarımıza ve paydaşlarımıza teşekkür ediyorum.”
Şubat - February 2026
40
A global scientific leadership
appointment at Pfizer from Türkiye
Standing out for the successful medical and scientific
work carried out within Pfizer Türkiye, Oldaç Uras
Dursun, Clinical Science Director for Vaccines at Pfizer,
has been appointed to a global role. This appointment
serves as a strong indicator of the contribution made by
scientists trained in Türkiye to Pfizer’s global scientific
vision.
Pfizer continues to strengthen its global organization with
professionals distinguished by their scientific expertise and
leadership potential. In this context, Oldaç Uras Dursun,
Clinical Science Director for Vaccines at Pfizer, who has
taken on key responsibilities across different therapeutic
areas at Pfizer Türkiye since 2019, has been appointed to
the global position of Clinical Science Director for Vaccines
at Pfizer.
In this new role, Dursun will play an active part in shaping
Pfizer’s clinical science strategies in the field of vaccines and
in managing global scientific output processes.
A scientific journey from Türkiye to the global stage
Graduating from Marmara University Faculty of Pharmacy
Pfizer’de global bilimsel liderliğe
Türkiye’den bir imza
Pfizer Türkiye bünyesinde başarıyla yürüttüğü medikal
ve bilimsel çalışmalarıyla öne çıkan Ecz. Oldaç Uras
Dursun, Pfizer Aşı Klinik Bilim Direktörü olarak global
göreve atandı. Bu atama, Türkiye’den yetişen bilim
insanlarının Pfizer’in küresel bilimsel vizyonuna
katkısının güçlü bir göstergesi oldu.
Pfizer, bilimsel uzmanlığı ve liderlik potansiyeliyle dikkat
çeken kadrolarını global ölçekte güçlendirmeye devam
ediyor. Bu kapsamda Pfizer Türkiye’de 2019 yılından
bu yana farklı terapötik alanlarda önemli sorumluluklar
üstlenen Ecz. Oldaç Uras Dursun, global bir görev olan
Pfizer Aşı Klinik Bilim Direktörlüğü pozisyonuna atandı.
Yeni göreviyle birlikte Dursun, Pfizer’in aşı alanındaki klinik
bilim stratejilerinin şekillendirilmesinde ve küresel bilimsel
üretim süreçlerinin yönetiminde aktif rol üstlenecek.
Türkiye’den globale uzanan bir bilim yolculuğu
Marmara Üniversitesi Eczacılık Fakültesi’nden 2019 yılında
mezun olan Ecz. Oldaç Uras Dursun, akademik ve mesleki
gelişimini uluslararası düzeyde sürdürdü. Hacettepe
Üniversitesi Sağlık Ekonomisi ve Farmakoekonomi
Şubat - February 2026
41
in 2019, Oldaç Uras Dursun, Clinical Science Director
for Vaccines at Pfizer, has pursued academic and
professional development at an international level. He
completed a master’s degree in Health Economics and
Pharmacoeconomics at Hacettepe University in 2024
and also gained international academic experience in
pharmacology at the Faculty of Pharmacy of Jagiellonian
University.
This multidimensional educational background, supported
by clinical and real-world data, has formed the foundation
of the roles undertaken at Pfizer.
Broad therapeutic experience, strong scientific
contributions
Joining Pfizer Türkiye as a Medical Project Manager,
Dursun has led critical initiatives throughout his career in
a wide range of therapeutic areas, including breast cancer,
lung cancer, biosimilars, meningitis, and RSV.
In his role as Medical Project Manager, he oversaw
Expanded Access Programs and conducted observational
studies. As Oncology Medical Lead, he led launch
processes for new treatment areas. In particular, through
numerous scientific publications focused on lung cancer,
he contributed to the generation of data supporting
clinical practice.
In the field of vaccines, he has taken on key roles in
publications and projects that strengthened scientific
dialogue and supported data-driven decision-making
processes.
Shaping the clinical science roadmap in a global role
Having assumed his position as Clinical Science Director
for Vaccines at Pfizer, Oldaç Uras Dursun, Clinical Science
Director for Vaccines at Pfizer, will be responsible for
critical areas including:
•Structuring real-world evidence (Real World Evidence),
•Scientifically clarifying disease definitions,
•Defining clinical and observational study methodologies,
•Establishing data management and scientific quality
standards. This role aims to sustainably strengthen Pfizer’s
global scientific approach in the field of vaccines.
A global scientific value originating from Türkiye
This appointment once again demonstrates that Pfizer
Türkiye is a key reference point within the global
organization not only through its commercial success,
but also through its scientific capabilities and strength
in developing human capital. The new role undertaken
by Oldaç Uras Dursun, Clinical Science Director for
Vaccines at Pfizer, stands out as a concrete example of
the contribution made by experts trained in Türkiye to the
international healthcare ecosystem.
alanındaki yüksek lisans eğitimini 2024 yılında tamamlayan
Dursun, ayrıca Jagiellonian Üniversitesi Eczacılık
Fakültesi’nde farmakoloji alanında uluslararası akademik
deneyim kazandı.
Bilimsel altyapısını klinik ve gerçek yaşam verileriyle
destekleyen bu çok yönlü eğitim süreci, Dursun’un
Pfizer’de üstlendiği rollerin temel yapı taşlarını oluşturdu.
Geniş terapötik deneyim, güçlü bilimsel katkılar
Pfizer Türkiye’ye Medikal Proje Müdürü olarak katılan
Dursun, kariyeri boyunca meme kanseri, akciğer kanseri,
biyobenzerler, menenjit ve RSV başta olmak üzere pek çok
terapötik alanda kritik çalışmalara imza attı.
Medikal Proje Yöneticisi rolünde, Genişletilmiş Erişim
Programları’nın yönetimini üstlenen ve gözlemsel
çalışmalar yürüten Dursun; Onkoloji Medikal Alan Müdürü
olarak ise yeni tedavi alanlarının lansman süreçlerine
liderlik etti. Özellikle akciğer kanseri odağında hazırladığı
çok sayıda bilimsel yayınla, klinik pratiğe katkı sağlayan
verilerin oluşmasına öncülük etti.
Aşı alanındaki çalışmalarında ise, bilimsel diyaloğu
güçlendiren ve veri temelli karar süreçlerini destekleyen
yayın ve projelerde kilit roller üstlendi.
Global görevde klinik bilimin yol haritasını
şekillendirecek
Pfizer Aşı Klinik Bilim Direktörü olarak görevine başlayan
Ecz. Oldaç Uras Dursun, yeni rolünde:
-Gerçek yaşam verilerinin (Real World Evidence)
yapılandırılması,
-Hastalık tanımlarının bilimsel olarak netleştirilmesi,
-Klinik ve gözlemsel çalışma metodolojilerinin
belirlenmesi,
-Veri yönetimi ve bilimsel kalite standartlarının
oluşturulması gibi kritik sorumluluklar üstlenecek. Bu
görev, Pfizer’in aşı alanındaki küresel bilimsel yaklaşımının
sürdürülebilir biçimde güçlendirilmesini hedefliyor.
Türkiye’den çıkan global bilimsel değer
Bu atama, Pfizer Türkiye’nin yalnızca ticari başarısıyla
değil; aynı zamanda bilimsel yetkinlik ve insan kaynağı
yetiştirme gücüyle de global organizasyon içinde
önemli bir referans noktası olduğunu bir kez daha
ortaya koyuyor. Ecz. Oldaç Uras Dursun’un yeni görevi,
Türkiye’den yetişen uzmanların uluslararası sağlık
ekosistemine sunduğu katkının somut bir göstergesi
olarak öne çıkıyor.
Şubat - February 2026
42
Global recognition of a people-centric culture:
Boehringer Ingelheim named Global Top Employer for the sixth time
İnsan odaklı kültürün küresel tescili:
Boehringer Ingelheim Altıncı Kez Global En İyi İşveren
Boehringer Ingelheim has been named a “Global
Top Employer” for the sixth consecutive time by
the Top Employers Institute, in recognition of its
corporate culture that places employee well-being
and continuous development at its core. The
company also earned the title of “Regional Top
Employer” for the third year in a row in the IMETA
Region and in Türkiye.
With more than 135 years of experience in developing
innovative and groundbreaking solutions in human and
animal health, Boehringer Ingelheim has once again
received global recognition for its people-focused
corporate culture. The company was awarded the
“Global Top Employer” title for the sixth consecutive
Boehringer Ingelheim, çalışan esenliğini ve sürekli
gelişimi merkeze alan kurum kültürüyle Top Employers
Institute tarafından altıncı kez “Global Top Employer”
seçildi. Şirket, IMETA Bölgesi ve Türkiye’de
ise üst üste üçüncü kez “Bölgesel En İyi İşveren”
unvanının sahibi oldu.
135 yılı aşkın süredir insan ve hayvan sağlığı alanlarında
yenilikçi ve çığır açan çözümler geliştiren Boehringer Ingelheim,
çalışanlarını merkeze alan kurum kültürünü bir
kez daha global ölçekte tescilledi. Şirket, Top Employers
Institute (En İyi İşverenler Enstitüsü) tarafından üst üste
altıncı kez “Global Top Employer” unvanına layık görülürken;
IMETA (Hindistan, Ortadoğu, Türkiye ve Afrika
Şubat - February 2026
43
year by the Top Employers Institute, while also being
named “Regional Top Employer” for the third year in a
row in the IMETA Region (India, Middle East, Türkiye and
Africa) and specifically in Türkiye.
This achievement highlights not only Boehringer
Ingelheim’s strong position in science and R&D, but
also the strategic importance it places on employee
experience at an international level.
++A consistent and sustainable people strategy
As part of the Top Employers Institute’s 2025
evaluations, Boehringer Ingelheim earned this
prestigious certification in 31 countries. By also
receiving the “Regional Top Employer” title across Asia
Pacific, Europe, Latin America and the Middle East, the
company once again demonstrated its commitment
to a consistent and sustainable people management
approach on a global scale.
Boehringer Ingelheim has remained among the world’s
top employers across different countries and regions for
the past 12 years, maintaining stability and a strong longterm
vision in this field.
A multi-dimensional employee experience
At the core of this success lies a holistic corporate
culture that supports employees not only professionally,
but also physically, mentally, socially and financially.
Boehringer Ingelheim’s approach to employee wellbeing
aims to foster a sustainable state of well-being
that encompasses every aspect of an individual’s life.
Key initiatives include regular health screenings, fitness
and movement programs, specially designed mental
health training for employees and leaders, psychological
counseling services, and employee assistance programs.
In addition, the company encourages volunteering
activities and offers financial education and retirement
planning opportunities to support employees in
investing in both their present and future.
Continuous learning, flexibility and strong career
journeys
Boehringer Ingelheim addresses well-being alongside
career development. Within a lifelong learning
framework, employees benefit from tailor-made
development tools and flexible working models.
Boehringer Ingelheim University, a dedicated foreign
language learning platform, mentoring and coaching
programs are among the key tools supporting individual
and team development. Global assignments, crossdepartmental
mobility and international career
opportunities further strengthen employees’ long-term
career journeys.
Work-life balance is tangibly supported through remote
Ülkeleri) Bölgesi ve Türkiye özelinde ise üst üste üçüncü
kez “Bölgesel En İyi İşveren” seçildi.
Bu başarı, Boehringer Ingelheim’ın yalnızca bilim ve Ar-Ge
alanındaki güçlü konumunu değil; aynı zamanda çalışan
deneyimine verdiği stratejik önemi de uluslararası ölçekte
ortaya koyuyor.
Tutarlı ve sürdürülebilir bir insan politikası
Top Employers Institute’un 2025 yılı değerlendirmeleri
kapsamında Boehringer Ingelheim, 31 ülkede bu prestijli
ödülü almaya hak kazandı. Şirket; Asya Pasifik, Avrupa,
Latin Amerika ve Orta Doğu bölgelerinde de “Bölgesel
En İyi İşveren” unvanını elde ederek, küresel ölçekte
tutarlı ve sürdürülebilir bir insan yönetimi yaklaşımı
benimsediğini bir kez daha gösterdi.
Boehringer Ingelheim, son 12 yıldır dünyanın farklı
ülkelerinde ve bölgelerinde en iyi işverenler arasında yer
alarak, bu alandaki istikrarını ve uzun vadeli vizyonunu
korumayı sürdürüyor.
Çok boyutlu bir çalışan deneyimi
Şirketin bu başarısının temelinde, çalışanların yalnızca
profesyonel değil; fiziksel, zihinsel, sosyal ve finansal
açıdan da desteklendiği bütüncül bir kurum kültürü
bulunuyor. Boehringer Ingelheim’ın çalışan esenliği
yaklaşımı, bireyin tüm yaşamını kapsayan sürdürülebilir
bir iyi olma hâlini hedefliyor.
Bu kapsamda sunulan uygulamalar arasında;
-Düzenli sağlık taramaları,
-Fitness ve hareket programları,
-Çalışanlar ve liderler için özel olarak yapılandırılmış ruh
sağlığı eğitimleri,
-Psikolojik danışmanlık hizmetleri ve çalışan destek
programları öne çıkıyor.
Şirket, bunun yanı sıra gönüllülük faaliyetlerini teşvik
ederken, çalışanların bugününe ve geleceğine yatırım
yapmalarını desteklemek amacıyla finansal eğitimler ve
emeklilik planlaması olanakları da sunuyor.
Sürekli öğrenme, esneklik ve güçlü kariyer
yolculukları
Boehringer Ingelheim, iyi olma hâlini kariyer gelişimiyle
birlikte ele alıyor. Çalışanlar; yaşam boyu öğrenme
yaklaşımı çerçevesinde, özel olarak tasarlanmış
gelişim araçlarından ve esnek çalışma modellerinden
yararlanıyor.
Boehringer Ingelheim Üniversitesi, çalışanlara özel
yabancı dil öğrenme platformu, mentorluk ve koçluk
programları; bireysel ve ekip gelişimini destekleyen
önemli araçlar arasında yer alıyor. Global görevler,
departmanlar arası geçiş imkânları ve uluslararası kariyer
Şubat - February 2026
44
and hybrid working models, team and company social
events, additional annual leave and volunteering leave.
Third consecutive year as a top employer in Türkiye
Boehringer Ingelheim also continued its global success
in Türkiye. Boehringer Ingelheim Türkiye was named
“Top Employer” for the third consecutive year by the Top
Employers Institute, reinforcing its value proposition for
employees and its people-centric approach at the local
level. Commenting on the achievement, Okan Güner,
General Manager at Boehringer Ingelheim Türkiye, said:
“Adding value to human and animal health has always
placed our employees at the center of our mission.
Building a culture in which our people feel safe, valued
and open to development forms the foundation of our
long-term success. Receiving the Global Top Employer
title for the sixth time demonstrates that this approach
resonates internationally and serves as a strong source
of motivation for us.”
Özlem Kar, Human Resources Director at Boehringer
Ingelheim Türkiye, added:
“We prioritize providing an inclusive working
environment where our employees can realize their
potential and where learning and development are
actively encouraged. Our holistic approach—ranging
from flexible working models and personal development
opportunities to well-being initiatives and volunteering
activities—enables us to continuously enhance the
employee experience. This award is a strong indicator of
our sustainable success in this area.”
fırsatları ise çalışanların uzun vadeli yolculuklarını
güçlendiren unsurlar olarak öne çıkıyor.
Uzaktan ve hibrit çalışma modelleri, takım ve şirket
içi sosyal etkinlikler, ek yıllık izinler ve gönüllülük izni
gibi uygulamalarla iş-yaşam dengesi somut bir şekilde
destekleniyor.
Türkiye’de üst üste üçüncü kez en iyi işveren
Boehringer Ingelheim, küresel başarısını Türkiye’de de
sürdürdü. Boehringer Ingelheim Türkiye, Top Employers
Institute tarafından üst üste üçüncü kez “En İyi İşveren”
seçilerek, çalışanlarına sunduğu değer önerisini ve insan
odaklı yaklaşımını yerel düzeyde de tescillemiş oldu.
Boehringer Ingelheim Türkiye Genel Müdürü Okan
Güner, elde edilen başarıya ilişkin şunları söyledi:
“İnsan ve hayvan sağlığı için değer katma hedefimizin
merkezinde her zaman çalışanlarımız yer alıyor.
Çalışanlarımızın kendilerini güvende, değerli ve gelişime
açık hissettikleri bir kültür inşa etmek, uzun vadeli
başarımızın temelini oluşturuyor. Global Top Employer
unvanını altıncı kez almak, bu yaklaşımımızın uluslararası
ölçekte karşılık bulduğunu gösterirken, bizim için de
güçlü bir motivasyon kaynağı oluyor.”
Boehringer Ingelheim Türkiye İnsan Kaynakları Direktörü
Özlem Kar ise şu değerlendirmede bulundu:
“Çalışanlarımızın potansiyellerini ortaya koyabilecekleri,
öğrenmenin ve gelişimin teşvik edildiği kapsayıcı bir çalışma
ortamı sağlamayı önceliklendiriyoruz. Esnek çalışma
modellerinden kişisel gelişim fırsatlarına, esenliği destekleyen
uygulamalardan gönüllülük çalışmalarına uzanan
bütüncül yaklaşımımız, çalışan deneyimini sürekli olarak
ileri taşımamıza olanak sağlıyor. Bu ödül, bu alandaki
sürdürülebilir başarımızın önemli bir göstergesi.”
Şubat - February 2026
46
A 70-year journey, eight years of consistency:
Sandoz Türkiye once again among Top Employers
70 yıllık yolculuk, 8 yıllık istikrar:
Sandoz Türkiye Yeniden En İyi İşverenler arasında
Sandoz Türkiye, insanı merkeze alan kurum kültürü
ve sürdürülebilir İK uygulamalarıyla Top Employers
Institute tarafından üst üste sekizinci kez “En İyi
İşveren” seçildi. 70 yıllık köklü geçmişini geleceğe
taşıyan şirket, güçlü çalışan deneyimiyle fark katıyor.
Serkan Binici, Human Resources Director at Sandoz Türkiye
With its people-centered corporate culture and
sustainable HR practices, Sandoz Türkiye has been
named a “Top Employer” for the eighth consecutive
year by the Top Employers Institute. Carrying its 70-
year legacy into the future, the company continues
to stand out with a strong employee experience.
Having begun its operations in Türkiye in 1955 and
celebrating its 70th anniversary as of 2025, Sandoz Türkiye
has once again had its consistent success in human
resources officially recognized. With an approach that
places corporate culture and employee experience at its
core, the company was awarded the “Top Employer” title
by the Top Employers Institute for the eighth consecutive
time.
This significant achievement highlights not only Sandoz
Türkiye’s deep-rooted history, but also its future-oriented,
people-first corporate structure that successfully
adapts to the evolving world of work.
Comprehensive assessment, sustainable success
The Top Employers Institute evaluates organizations
through a detailed assessment process covering 20 key
criteria across six core HR domains, including Human
Resources Strategy, Work Environment, Talent Management,
Performance Management, Career Development,
Learning, Well-being, Diversity and Inclusion.
Following this comprehensive evaluation, Sandoz Türkiye
once again met high standards in 2025, proving for
the eighth time that it offers one of the best working
environments in Türkiye. This continuity in HR excellen-
1955 yılında Türkiye’deki faaliyetlerine başlayan ve 2025
itibarıyla 70. yılını kutlayan Sandoz Türkiye, insan kaynakları
alanındaki istikrarlı başarısını bir kez daha tescilledi.
Şirket, kurum kültürü ve çalışan deneyimini odağına alan
yaklaşımıyla, Top Employers Institute tarafından üst
üste 8. kez “En İyi İşveren (Top Employer)” unvanına layık
görüldü.
Bu önemli başarı, Sandoz Türkiye’nin yalnızca köklü
geçmişini değil; aynı zamanda değişen çalışma dünyasına
uyum sağlayan, insanı önceleyen ve geleceğe odaklanan
kurumsal yapısını da ortaya koyuyor.
Kapsamlı değerlendirme, sürdürülebilir başarı
Top Employers Institute, şirketleri;
İnsan Stratejisi, Çalışma Ortamı, Yetenek Yönetimi,
Performans Yönetimi, Kariyer Gelişimi, Öğrenme, Esenlik,
Çeşitlilik ve Dahil Etme başlıkları başta olmak üzere 20
ana kriter ve 6 temel İK alanında detaylı bir değerlendirme
sürecinden geçiriyor.
Sandoz Türkiye, bu kapsamlı analizler sonucunda 2025
yılında da yüksek standartları karşılayarak, Türkiye’nin en
iyi çalışma ortamlarından birine sahip olduğunu sekizinci
kez kanıtladı. Şirketin İK alanındaki bu sürekliliği, güçlü
kurum kültürünün ve uzun vadeli insan politikalarının
somut bir göstergesi olarak öne çıkıyor.
Üretimde de aynı başarı
Sandoz’un dünya genelindeki en büyük üç üretim tesisinden
biri olan Gebze Fabrikası da bu başarıyı sürdürdü.
Geçtiğimiz yıl ilk kez “En İyi İşveren” unvanını alan fabrika,
bu yıl da aynı ödüle layık görülerek, üretim sahasında da
insan odaklı yaklaşımın istikrarlı biçimde hayata geçirildiğini
gösterdi.
Cengiz Zaim: “70 yıldır olduğu gibi, çalışanlarımızla
geleceğe yürüyoruz”
Sandoz META Bölgesi ve Türkiye Ülke Başkanı Cengiz
Zaim, ödüle ilişkin değerlendirmesinde çalışanların rolüne
dikkat çekti:
“Sandoz Türkiye olarak 2025 yılında 70. yılımızı kutladık.
Şubat - February 2026
47
ce stands out as a tangible reflection of the company’s
strong corporate culture and long-term people strategies.
The same success in manufacturing
One of Sandoz’s three largest manufacturing sites
worldwide, the Gebze Plant, also continued this success.
After receiving the “Top Employer” title for the first time
last year, the facility was once again awarded the same
recognition this year, demonstrating that a people-focused
approach is being consistently implemented on the
production floor as well.
Cengiz Zaim: “As we have for 70 years, we move
forward together with our employees”
Commenting on the award, Cengiz Zaim, META Region
and Türkiye Country President at Sandoz, emphasized
the role of employees:
“As Sandoz Türkiye, we celebrated our 70th anniversary
in 2025. Since 1955, for a full 70 years, we have continued
our journey with the commitment of ‘We are committed
to Türkiye’s health.’ Winning the ‘Top Employer’
award for the eighth consecutive time is a reflection of
our strong corporate culture, which we have built year
after year, and the value we place on our employees.
From our headquarters to our field teams and our factory
in Gebze, our top priority is ensuring that every colleague
feels like a valued member of the Sandoz family.
In the period ahead, we will continue to work shoulder
to shoulder with our employees to deliver solutions that
enable more people in Türkiye to access more medicines
as quickly as possible.”
Serkan Binici: “Sandoz is not just a workplace, but a
space for growing together”
Highlighting the company’s people-centric approach,
Serkan Binici, Human Resources Director at Sandoz
Türkiye, said:
“At Sandoz, people are at the heart of our culture. Being
selected as a ‘Top Employer’ for the eighth time is a
strong indicator of our approach, which unlocks our
employees’ potential, supports their development, and
provides an inclusive working environment.
For us, Sandoz is not merely a workplace; it is a center for
learning, sharing, and growing together. We will continue
to listen to our employees’ voices and to further
strengthen the Sandoz culture through innovative and
value-adding HR policies.”
A global reference point
Recognized as a global authority in human resources,
the Top Employers Institute has positively impacted the
lives of more than 12 million employees by certifying
over 2,300 employers across 121 countries and regions
worldwide. Sandoz Türkiye’s inclusion on this platform
for eight consecutive years further reinforces its strong
position at both national and international levels.
Cengiz Zaim, META Region and Türkiye Country President at Sandoz
1955’ten bu yana, tam 70 yıldır olduğu gibi bugün de
‘Türkiye’nin sağlığındayız’ diyerek yolumuza devam ediyoruz.
Üst üste sekizinci kez kazandığımız ‘En İyi İşveren’
ödülü, her yıl üzerine koyarak inşa ettiğimiz güçlü kurum
kültürümüzün ve çalışanlarımıza verdiğimiz değerin bir
yansımasıdır.
Merkez ofisimizden sahamıza, Gebze’deki fabrikamıza
kadar her bir çalışma arkadaşımızın Sandoz ailesinin bir
parçası olduğunu hissetmesi en büyük önceliğimizdir.
Önümüzdeki dönemde de çalışanlarımızla omuz omuza
vererek, Türkiye’de daha fazla yurttaşın daha fazla ilaca
en hızlı şekilde erişmesine katkı sağlayacak çözümler
üretmeye devam edeceğiz.”
Serkan Binici: “Sandoz, sadece bir iş yeri değil;
birlikte büyüme alanı”
Sandoz Türkiye İnsan Kaynakları Direktörü Serkan Binici
ise insan odaklı yaklaşımın altını çizdi:
“Sandoz’da kültürümüzün merkezinde insan var. Sekizinci
kez ‘En İyi İşveren’ seçilmemiz; çalışanlarımızın
potansiyelini ortaya çıkaran, gelişimlerini destekleyen ve
kapsayıcı bir çalışma ortamı sunan yaklaşımımızın önemli
bir göstergesi.
Bizim için Sandoz yalnızca bir iş yeri değil; öğrenmenin,
paylaşmanın ve birlikte büyümenin merkezi. Çalışanlarımızın
sesini dinlemeye, yenilikçi ve fark katan İK politikalarımızla
Sandoz kültürünü daha da güçlendirmeye
kararlılıkla devam edeceğiz.”
Global bir referans noktası
Top Employers Institute, dünya genelinde 121 ülke ve
bölgede, 2.300’ü aşkın işvereni sertifikalandırarak 12
milyondan fazla çalışanın hayatına olumlu katkı sağlayan,
insan kaynakları alanında küresel bir otorite olarak kabul
ediliyor. Sandoz Türkiye’nin bu platformda üst üste sekiz
yıl yer alması, ulusal ve uluslararası ölçekteki güçlü konumunu
pekiştiriyor.
Şubat - February 2026
50
When is “pigeon-toed walking” harmless,
and when does it require follow-up?
“Güvercin Yürüyüşü” ne zaman masum, ne zaman takip gerektirir?
Yürümeye yeni başlayan ya da koşarken ayaklarını
içe doğru çeviren çocuklar, ebeveynlerin en sık endişelendiği
konuların başında geliyor. Halk arasında
“güvercin ayaklılık” olarak adlandırılan bu yürüyüş
şekli, çoğu zaman büyümenin doğal bir parçası olsa
da bazı durumlarda ortopedik değerlendirme gerektirebiliyor.
Children who are just starting to walk or who turn
their feet inward while running are among the most
common sources of concern for parents. Commonly
referred to as “pigeon-toed walking,” this gait
pattern is often a natural part of growth. However, in
some cases, it may require orthopedic evaluation.
In-toeing is particularly common between the ages of 1
and 4 and is often linked to the fact that bones, muscles,
and joints have not yet fully matured. İbrahim Akmaz,
Associate Professor of Orthopedics and Traumatology at
Anadolu Medical Center, emphasizes that this condition,
which frequently worries parents, is usually temporary
and resolves on its own as part of normal development.
“Walking with the feet turned inward is one of the most
common reasons families visit orthopedic clinics. In most
cases, however, this is not a permanent problem and improves
over time without the need for treatment,” says
Akmaz, underlining the importance of avoiding unnecessary
interventions.
How does in-toeing develop?
In-toeing is usually first noticed at the level of the feet.
While walking or running, the feet point inward rather
than remaining parallel to a straight line. In some children,
this can place pressure on the sole muscles and soft
tissues, leading to complaints such as pain, a burning
sensation, or early fatigue.
Özellikle 1–4 yaş aralığında sık görülen içe basma, kemik,
kas ve eklem yapısının henüz tam olarak olgunlaşmamış
olmasına bağlı olarak ortaya çıkabiliyor. Anadolu Sağlık
Merkezi Hastanesi’nden Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı
Doç. Dr. İbrahim Akmaz, ebeveynleri kaygılandıran
bu durumun büyük çoğunlukla geçici ve kendiliğinden
düzelen bir gelişim süreci olduğunu vurguluyor.
“Çocukların ayaklarını içe basarak yürümesi, ailelerin
ortopedi polikliniklerine en sık başvurma nedenlerinden
biri. Ancak çoğu vakada bu durum kalıcı bir sorun değildir
ve tedavi gerektirmeden zamanla düzelir,” diyen Doç. Dr.
Akmaz, gereksiz müdahalelerden kaçınılması gerektiğinin
altını çiziyor.
İçe basma nasıl ortaya çıkar?
İçe basma genellikle ayak tabanından başlayarak fark edilir.
Yürürken ya da koşarken ayakların düz hatta paralel
değil, içe doğru yönelmesiyle kendini gösterir. Bu durum
bazı çocuklarda ayak tabanı kasları ve yumuşak dokular
üzerinde baskı oluşturarak ağrı, yanma veya çabuk yorulma
gibi şikâyetlere de yol açabilir.
Doç. Dr. İbrahim Akmaz’a göre içe basmanın en yaygın
nedenleri arasında şunlar yer alıyor:
-Kaval kemiğinin (tibia) içe dönük yapısı: Dizler düz baksa
bile ayaklar içe dönebilir.
-Bebeklik döneminde anne karnındaki pozisyon: Bazı
bebeklerde ayaklar doğuştan hafif içe kıvrık olabilir.
-Kas dengesizlikleri: Kasların gergin ya da yeterince güçlü
olmaması yürüyüş şeklini etkileyebilir.
“Sağlıklı çocuklarda görülen içe basma çoğu zaman
büyüme sürecinin doğal bir parçasıdır. Kemiklerin gelişimi
tamamlandıkça ve kaslar güçlendikçe yürüyüş de
kendiliğinden düzelir,” diyen Akmaz, erken yaşlarda bu
durumun daha belirgin görülebildiğini ifade ediyor.
Özel ayakkabı gerekir mi?
Toplumda yaygın olan inanışın aksine, içe basan her çocuk
için özel ayakkabı, tabanlık ya da atel kullanımı gerek-
Şubat - February 2026
51
According to İbrahim Akmaz, Associate Professor of
Orthopedics and Traumatology at Anadolu Medical
Center, the most common causes of in-toeing include:
* Inward rotation of the shinbone (tibia): Even when
the knees face forward, the feet may turn inward.
* Position in the womb during infancy: Some babies are
born with feet that are naturally turned slightly inward.
* Muscle imbalances: Tight or insufficiently strong
muscles can affect walking patterns.
“In healthy children, in-toeing is usually a natural part
of the growth process. As bone development progresses
and muscles strengthen, gait typically corrects
itself,” Akmaz explains, noting that the condition tends
to be more pronounced at younger ages.
Are special shoes necessary?
Contrary to popular belief, not every child with in-toeing
needs special shoes, insoles, or braces. According
to experts, natural movement and appropriate activities
are sufficient in most cases.
Akmaz shares several simple yet effective recommendations:
* Activities that encourage outward foot use, such as
ballet, horseback riding, and martial arts
* Swimming styles like the frog kick, which work the
lower extremity muscles in a balanced way
* Simple stretching and strengthening exercises performed
through play
These activities support muscle development and
contribute to the gradual improvement of walking
patterns.
When should parents be more cautious?
Not every case of in-toeing is entirely benign. In some
children, this walking pattern may be a sign of an underlying
neurological or musculoskeletal condition. The
primary goal of orthopedic assessment is to determine
whether the situation is harmless or requires further
investigation.
“During examination, we assess muscle strength, range
of motion, and nervous system functions. We also
review birth history, developmental milestones, and
whether there is a family history of hereditary muscle
or nerve disorders,” says Akmaz, adding that even rare
but significant conditions can be ruled out early through
this approach.
li değil. Uzmanlara göre çoğu çocukta bu tür müdahaleler
yerine doğal hareket ve uygun aktiviteler yeterli oluyor.
Doç. Dr. Akmaz, basit ama etkili önerileri şöyle sıralıyor:
-Ayakların dışa doğru kullanımını teşvik eden bale, binicilik,
dövüş sporları
-Kurbağa stili yüzme gibi alt ekstremite kaslarını dengeli
çalıştıran aktiviteler
-Oyun yoluyla yapılan basit germe ve güçlendirme egzersizleri
Bu tür aktiviteler, hem kas gelişimini destekliyor hem de
yürüyüş modelinin zamanla düzelmesine katkı sağlıyor.
Ne zaman dikkatli olunmalı?
Her içe basma durumu masum olmayabilir. Bazı çocuklarda
bu yürüyüş şekli, altta yatan nörolojik veya kas-iskelet
sistemiyle ilgili bir problemin işareti olabilir. Bu nedenle
ortopedik değerlendirmenin temel amacı, durumun iyi
huylu mu yoksa ileri inceleme gerektiren bir tablo mu
olduğunun ayrımını yapmaktır.
“Muayenede çocuğun kas gücü, hareket açıklığı ve sinir
sistemi fonksiyonlarını değerlendiriyoruz. Aynı zamanda
doğum öyküsü, gelişim basamakları ve ailede kas ya da
sinir sistemiyle ilgili kalıtsal bir hastalık olup olmadığını
sorguluyoruz,” diyen Akmaz, nadir de olsa önemli sorunların
bu şekilde erkenden dışlanabildiğini belirtiyor.
İzleyin, ama panik yapmayın
Uzmanlar, içe basmanın büyük çoğunlukla zamana bırakılması
gereken bir gelişim süreci olduğunu vurguluyor.
Düzenli kontroller, çocuğun genel gelişiminin izlenmesi
ve gerektiğinde uzman görüşü alınması çoğu zaman
yeterli oluyor.
“Her çocuğun büyüme hızı ve gelişim paterni farklıdır.
Önemli olan aceleci davranmamak, kulaktan dolma bilgilerle
müdahaleye yönelmemek ve gerektiğinde uzman
değerlendirmesini ihmal etmemektir.”
Doğru bilgilendirme ve bilinçli takip sayesinde, içe basma
çoğu çocuk için sağlıklı büyüme yolculuğunun geçici bir
durağı olarak geride kalıyor.
Observe, but don’t panic
Experts emphasize that in most cases, in-toeing is a
developmental phase that should be monitored over
time. Regular check-ups, observing the child’s overall
development, and seeking specialist advice when needed
are usually sufficient.
“Every child’s growth rate and developmental pattern
are different. The key is not to rush, to avoid acting
on hearsay, and to ensure timely specialist evaluation
when necessary.”
With accurate information and conscious follow-up,
in-toeing often remains a temporary stop along a
healthy child’s growth journey.
Şubat - February 2026
52
“This is not a treatment, but a temporary optical illusion”
“Bu bir tedavi değil, geçici bir optik illüzyon”
Son dönemde sosyal medya platformlarında hızla
yayılan estetik trendlerden biri olan yüz germe
bantları, “invaziv olmayan”, “doğal botoks etkili” ve
“anında gençleştiren” çözümler olarak pazarlanıyor.
Kısa sürede geniş kitlelere ulaşan bu ürünler, pratik
kullanımı ve anlık görsel değişim vaadiyle özellikle
kamera karşısında daha pürüzsüz bir görünüm
arayan kullanıcıların ilgisini çekiyor.
One of the aesthetic trends that has recently spread
rapidly across social media platforms is facial
lifting tapes, marketed as “non-invasive,” “naturally
botox-like,” and “instantly rejuvenating” solutions.
Reaching wide audiences in a short time, these
products attract particular attention from users
seeking a smoother appearance on camera, thanks
to their practical use and promise of immediate
visual change.
Uzmanlar, bu yöntemin kalıcı bir gençleşme
sağlamadığını, üstelik yanlış beklentiler oluşturarak cilt
sağlığı açısından riskler barındırabildiğini vurguluyor.
Medikal Estetik Hekimi Dr. Asel Seda Bal, yüz germe
bantlarının etki mekanizmasını ve sınırlarını net bir dille
açıklıyor: “Yüz germe bantları cilt üzerinde tamamen
mekanik bir germe etkisi oluşturur. Bant ciltteyken
kırışıklıkların görünümü azalabilir, yüz daha gergin
görünebilir. Ancak bu etki bant çıkarıldığı anda ortadan
kalkar. Cilt dokusunda herhangi bir yenilenme, kolajen
artışı ya da kalıcı toparlanma söz konusu değildir.”
Dr. Bal’a göre bu uygulamayı bir gençleştirme yöntemi
olarak konumlandırmak hem tıbbi gerçeklikten uzak hem
de tüketici açısından yanıltıcı.
“Bilimsel dayanak yok, risk göz ardı edilmemeli”
Yüz germe bantlarının popülerliğine karşın, bu ürünlerin
cilt yaşlanmasını azalttığına ya da cilt dokusunu
However, experts emphasize that this method does not
provide permanent rejuvenation and may even pose
risks to skin health by creating unrealistic expectations.
Dr. Asel Seda Bal, Medical Aesthetic Physician, explains
the mechanism and limitations of facial lifting tapes in
clear terms:
“Facial lifting tapes create a purely mechanical
tightening effect on the skin. While the tape is on, the
appearance of wrinkles may decrease and the face
may look more lifted. However, this effect disappears
the moment the tape is removed. There is no tissue
regeneration, increase in collagen, or permanent
tightening of the skin.”
According to Dr. Bal, positioning this practice as a
rejuvenation method is both medically inaccurate and
misleading for consumers.
Şubat - February 2026
53
“No scientific evidence, risks should not be
overlooked”
Despite their popularity, there is no scientifically proven
study showing that facial lifting tapes reduce skin aging
or improve skin structure. On the contrary, various
side effects may occur, particularly in individuals with
sensitive skin or when the tapes are used frequently and
for extended periods.
“Repeated stretching and adhesive application on the
skin can, over time, lead to irritation, redness, sensitivity,
and even micro-level tissue stress,” says Dr. Asel Seda
Bal, emphasizing that these products should not be
viewed as harmless accessories.
Skin aging is not a one-dimensional process
Dr. Bal reminds that skin aging is not limited to wrinkles
alone; it is a multi-layered process involving collagen loss,
decreased elasticity, volume loss, the impact of facial
muscles, and lifestyle factors.
“Skin aging is not a superficial problem. Therefore, it
cannot be managed with temporary and surface-level
methods such as tapes. Lasting and healthy results can
only be achieved through scientifically based treatments
planned according to the needs of the skin.”
Expert opinion, not trends, should be decisive
Emphasizing that aesthetic trends spreading rapidly
on social media should not be confused with medical
practices, Dr. Bal notes that especially younger users can
be misled by such content.
“Aesthetic procedures are personalized and always
require a physician’s evaluation. Temporary solutions
may seem attractive, but in the long term, protecting
skin health depends on scientific, safe, and controlled
approaches.”
The right address for lasting
results: science and planning
For healthier and more
sustainable outcomes, Dr.
Asel Seda Bal states that
skin-specific medical skincare
treatments, injection-based
applications, energy-based
device technologies, and
lifestyle adjustments should be
considered together.
Concluding her remarks
by saying, “Rejuvenation
is not a moment, but a
process,” Bal underlines that
in aesthetic applications,
accurate information should
take precedence over quick
promises, and scientific
evidence over popularity.
iyileştirdiğine dair bilimsel olarak kanıtlanmış bir çalışma
bulunmuyor.
Aksine, özellikle hassas cilt yapısına sahip bireylerde veya
bantların uzun süreli ve sık kullanımı halinde çeşitli yan
etkiler ortaya çıkabiliyor.
“Cilde tekrar eden germe ve yapıştırma işlemleri,
zamanla tahrişe, kızarıklığa, hassasiyete hatta mikro
düzeyde doku stresine yol açabilir,” diyen Dr. Asel Seda
Bal, bu ürünlerin masum bir aksesuar gibi görülmemesi
gerektiğinin altını çiziyor.
Cilt yaşlanması tek boyutlu bir süreç değil
Dr. Bal, cilt yaşlanmasının yalnızca kırışıklıklarla sınırlı
olmadığını; kolajen kaybı, elastikiyet azalması, hacim
kaybı, mimik kaslarının etkisi ve yaşam tarzı faktörlerinin
birlikte rol oynadığı çok katmanlı bir süreç olduğunu
hatırlatıyor.
“Cilt yaşlanması yüzeysel bir problem değildir. Dolayısıyla
bant gibi geçici ve yüzeysel yöntemlerle yönetilmesi
mümkün değildir. Kalıcı ve sağlıklı sonuçlar ancak
cildin ihtiyacına göre planlanan, bilimsel temele dayalı
uygulamalarla elde edilebilir.”
Trendler değil, uzman görüşü belirleyici olmalı
Sosyal medyada hızla yayılan estetik trendlerin, tıbbi
uygulamalarla karıştırılmaması gerektiğini vurgulayan
Dr. Bal, özellikle genç kullanıcıların bu tür içeriklerden
etkilenerek yanlış yönlenebildiğine dikkat çekiyor.
“Estetik uygulamalar kişiye özeldir ve mutlaka hekim
değerlendirmesi gerektirir. Geçici çözümler cazip
görünebilir ancak uzun vadede cilt sağlığını korumanın
yolu bilimsel, güvenli ve kontrollü yaklaşımlardan geçer.”
Kalıcı etki için doğru adres: Bilim ve planlama
Dr. Asel Seda Bal, daha sağlıklı ve sürdürülebilir sonuçlar
için; cilt yapısına
uygun medikal cilt
bakımları, enjeksiyon
bazlı uygulamalar,
enerji temelli cihaz
teknolojileri ve yaşam
tarzı düzenlemelerinin
birlikte ele alınması
gerektiğini belirtiyor.
“Gençleşme bir
‘an’ değil, süreçtir”
diyen Bal, estetik
uygulamalarda hızlı
vaatler yerine doğru
bilginin, popülerlik
yerine bilimsel
kanıtların esas
alınması gerektiğini
vurgulayarak sözlerini
tamamlıyor.
Şubat - February 2026
54
Myopia no longer stops in adulthood
Miyopi artık yetişkinlikte de durmuyor
In the digital age, eyes are raising the alarm—and a
non-surgical alternative comes into focus: Ortho-K
Once thought to be limited to childhood and adolescence,
myopia is now crossing age boundaries under the influence
of today’s digital habits. Prolonged screen time,
uninterrupted near-work, and constant visual stimulation
can cause eye prescriptions to continue progressing
well into the twenties and beyond.
The long-standing belief that “eye numbers stabilize after
the age of 18–20” is steadily losing validity in modern
living conditions. Prof. Dr. Sinan Emre, Ophthalmology
Specialist at Batıgöz Health Group Balçova Surgical Medical
Center, draws attention to the increasing number
of myopia cases in adults and evaluates the possibilities
offered by Ortho-K (Orthokeratology), a non-surgical
and reversible treatment option.
Why does modern life accelerate myopia?
Myopia is a refractive error closely linked to the eye’s
focusing mechanism. However, this mechanism is continuously
strained by all-day exposure to digital screens.
Prof. Dr. Sinan Emre explains the rise of myopia in adults
as follows:
Dijital çağda gözler alarm veriyor, cerrahiye alternatif
bir yöntem öne çıkıyor: Ortho-K
Bir zamanlar yalnızca çocukluk ve ergenlik dönemiyle
sınırlı olduğu düşünülen miyopi, günümüzün dijital
alışkanlıklarıyla birlikte yaş sınırlarını aşıyor. Uzayan ekran
süreleri, kesintisiz yakın mesafe çalışmaları ve yoğun
görsel uyarı, 20’li yaşlardan sonra da göz numarasının
ilerlemesine yol açabiliyor.
Toplumda hâlâ yaygın olan “18–20 yaşından sonra göz
numarası sabitlenir” algısı, modern yaşam koşullarıyla
birlikte geçerliliğini yitiriyor. Batıgöz Sağlık Grubu Balçova
Cerrahi Tıp Merkezi’nden Göz Hastalıkları Uzmanı
Prof. Dr. Sinan Emre, erişkin yaş grubunda artan miyopi
vakalarına dikkat çekerek, cerrahi dışı ve geri dönüşümlü
bir yöntem olan Ortho-K (Ortokeratoloji) tedavisinin
sunduğu olanakları değerlendiriyor.
Modern yaşam miyopiyi neden körüklüyor?
Miyopi, gözün odaklanma mekanizmasıyla yakından
ilişkili bir kırma kusuru. Ancak bu mekanizma, gün boyu
süren dijital ekran maruziyetiyle sürekli zorlanıyor. Prof.
Dr. Sinan Emre, erişkinlerde görülen miyopi artışını şöyle
açıklıyor:
“Üniversite yılları, uzun süreli okuma, bilgisayar ve
Şubat - February 2026
55
“University years, prolonged reading, and constant
exposure to computer and phone screens cause the eye
to remain locked at near distance. This can lead to the
progression of myopia not only in children, but also in
adults. Therefore, neglecting eye examinations under
the assumption that ‘my prescription has stabilized’
poses a significant risk.”
According to experts, office workers, academics, students,
and professionals with intensive screen exposure
are among the highest-risk groups.
What is Ortho-K? Can vision really change during
sleep?
Ortho-K (Orthokeratology) is a special contact lens method
designed to control myopia and mild astigmatism
without surgical intervention. The treatment is applied
using rigid, high oxygen-permeable lenses worn only
during sleep.
These lenses temporarily and precisely reshape the outermost
layer of the cornea, enabling clear vision during
the day without the need for glasses or contact lenses.
How does Ortho-K work?
* Lenses are worn before going to sleep
* During sleep, the cornea is gently flattened
* In the morning, lenses are removed and clear vision is achieved
throughout the day without additional visual aids
* The effect is reversible; when treatment is discontinued,
the cornea gradually returns to its original shape
Why is it gaining attention among adults?
While Ortho-K has long been used to slow myopia progression
in children, its appeal in adults lies primarily in
the quality-of-life advantages it offers. According to Prof.
Prof. Dr. Sinan Emre
telefon ekranına maruz kalma, gözün yakın mesafeye
kilitlenmesine neden oluyor. Bu durum yalnızca çocuklarda
değil, yetişkinlerde de miyopinin ilerlemesine yol
açabiliyor. Dolayısıyla ‘numaram artık sabitlendi’ düşüncesiyle
göz muayenelerini ihmal etmek önemli bir risk
oluşturuyor.”
Uzmanlara göre özellikle masa başı çalışanlar, akademisyenler,
öğrenciler ve dijital ekranla yoğun temas halinde
olan meslek grupları bu risk grubunun başında geliyor.
Ortho-K nedir? görme uykuda değişebilir mi?
Ortho-K (Ortokeratoloji), miyopi ve hafif astigmatı cerrahi
müdahale olmaksızın kontrol altına almayı hedefleyen
özel bir kontakt lens yöntemidir. Tedavi, yalnızca uyku
sırasında takılan, yüksek oksijen geçirgenliğine sahip, sert
yapılı özel lenslerle uygulanır.
Şubat - February 2026
56
Dr. Sinan Emre, the key benefits for adults include:
* May reduce dry eye complaints: Continuous daytime
use of soft contact lenses often causes dryness and
irritation. Since no lenses are worn during the day with
Ortho-K, these symptoms may be significantly reduced.
* A reversible alternative to surgery: It offers an important
option for patients who are hesitant about laser
surgery or whose corneal structure is not suitable for
surgical procedures.
* Compatible with an active lifestyle: Ideal for athletes,
swimmers, and individuals working in dusty or high-intensity
environments, providing freedom throughout
the day.
Is Ortho-K suitable for every case of myopia?
Like any treatment method, Ortho-K is not ideal for
every patient. Success largely depends on proper patient
selection. Prof. Dr. Sinan Emre summarizes the suitability
criteria as follows:
“We generally achieve very satisfactory results in myopia
up to –6.00 diopters and in cases of mild astigmatism.
However, before making a decision, corneal topography,
ocular surface health, and a comprehensive eye examination
are essential.”
In addition, strict adherence to hygiene rules, proper
lens care, and regular follow-up examinations are critical
both for treatment success and overall eye health.
“There is no single right option—there is a personalized
roadmap”
Emphasizing that multiple options exist for managing
progressive myopia in adulthood, Prof. Dr. Sinan Emre
highlights the importance of an individualized approach:
“Ortho-K is a very strong non-surgical alternative for
suitable patients. However, there is no single correct
solution in the management of refractive errors. What
truly matters is determining the most appropriate method
by evaluating the individual’s lifestyle, expectations,
and eye structure through a detailed examination.”
Experts underline that protecting eye health in the
digital age is possible through regular check-ups and
informed choices, noting that myopia is no longer only a
childhood issue—but one that also requires close attention
in adulthood.
Bu lensler, korneanın en üst tabakasını geçici ve kontrollü
biçimde yeniden şekillendirerek gündüz saatlerinde ek
bir görme aracına ihtiyaç duyulmadan net görüş sağlamayı
amaçlar.
Ortho-K nasıl etki gösterir?
-Lensler gece yatmadan önce takılır
-Uyku süresi boyunca kornea hafifçe düzleştirilir
-Sabah lensler çıkarıldığında, gün boyu gözlük veya kontakt
lense gerek kalmadan net görüş elde edilebilir
-Etkisi geri dönüşümlüdür; tedavi bırakıldığında kornea
zamanla eski formuna döner.
Yetişkinler için neden öne çıkıyor?
Ortho-K, çocuklarda miyopi ilerlemesini yavaşlatmak
amacıyla uzun süredir kullanılsa da, erişkinlerde tercih
edilme nedeni daha çok yaşam kalitesini artırmaya yönelik
avantajlar sunmasıdır. Prof. Dr. Sinan Emre’ye göre,
yöntemin yetişkinlerde öne çıkan yönleri şöyle:
Kuru Göz Şikâyetlerini Azaltabilir: Gün boyu yumuşak
kontakt lens kullanımı, birçok yetişkinde kuruluk ve batma
hissine yol açar. Ortho-K’de gündüz göze lens takılmadığı
için bu şikâyetler büyük oranda ortadan kalkabilir.
Cerrahiye Alternatif ve Geri Dönüşümlü: Lazer operasyonundan
çekinen ya da kornea yapısı cerrahiye uygun
olmayan hastalar için önemli bir seçenek sunar.
Aktif Yaşam Uyumlu: Spor yapanlar, yüzücüler, tozlu ya
da yoğun tempolu ortamlarda çalışan kişiler için gün
içinde özgürlük sağlar.
Her miyopi Ortho-K İçin uygun mu?
Her tedavi yöntemi gibi Ortho-K de her hasta için ideal
bir çözüm olmayabilir. Başarının temelinde doğru hasta
seçimi yatar. Prof. Dr. Sinan Emre, uygunluk kriterlerini şu
sözlerle özetliyor:
“Genellikle –6.00 diyoptriye kadar olan miyopilerde ve
hafif astigmatlarda yüz güldürücü sonuçlar alıyoruz. Ancak
karar vermeden önce kornea topografisi, göz yüzeyi
sağlığı ve detaylı bir göz muayenesi mutlaka yapılmalı.”
Ayrıca tedavi sürecinde hijyen kurallarına titizlikle uyulması,
lens bakımının doğru yapılması ve düzenli hekim
kontrollerinin aksatılmaması hem tedavinin başarısı hem
de göz sağlığı açısından kritik önem taşıyor.
“Tek bir doğru yok, kişiye özel yol haritası var”
Erişkin yaşta ilerleyen miyopinin yönetiminde farklı seçenekler
bulunduğunun altını çizen Prof. Dr. Sinan Emre,
yaklaşımın kişiye özel olması gerektiğini vurguluyor:
“Ortho-K, uygun hastalarda cerrahi dışı çok güçlü bir
alternatiftir. Ancak görme kusurlarının yönetiminde tek
bir doğru yoktur. Asıl önemli olan, ayrıntılı muayene ile
kişinin yaşam tarzını, beklentilerini ve göz yapısını birlikte
değerlendirerek en doğru yöntemi belirlemektir.”
Dijital çağda göz sağlığını korumanın, düzenli kontroller
ve bilinçli tercihlerle mümkün olduğuna dikkat çeken
uzmanlar, miyopinin artık yalnızca çocukluk çağının değil,
erişkinliğin de dikkatle izlenmesi gereken bir sorunu
olduğuna işaret ediyor.
Şubat - February 2026
58
“Consult Your Doctor, Regain Your Health”
“Doktoruna Danış, Sağlığına Kavuş”
Novo Nordisk aims to transform the way obesity is
perceived through its “Consult Your Doctor, Regain
Your Health” campaign, emphasizing that obesity
is not a condition to be managed through individual
effort alone, but a chronic disease that requires
medical support.
Today, obesity is no longer a problem limited to excess
weight; it has become one of the most significant public
health challenges of modern societies. With this reality in
mind, Novo Nordisk Türkiye has launched the “Consult Your
Doctor, Regain Your Health” awareness campaign to draw
attention to obesity and challenge widespread misconceptions
surrounding the disease.
Rather than focusing solely on diet and exercise for weight
management, the campaign highlights the importance of
addressing the complex biological mechanisms underlying
obesity under physician supervision. Through this approach,
Novo Nordisk underscores that obesity is not a matter
of “willpower,” but a serious and chronic disease that requires
proper diagnosis, treatment, and long-term follow-up.
Novo Nordisk, obezitenin bireysel çabalarla değil,
hekim desteğiyle yönetilmesi gereken kronik bir
hastalık olduğuna dikkat çeken “Doktoruna Danış,
Sağlığına Kavuş” kampanyasıyla obeziteye bakış
açısını dönüştürmeyi hedefliyor.
Obezite, günümüzde yalnızca kilo fazlalığıyla sınırlı bir
sorun olmaktan çıkıp, modern toplumların en önemli
halk sağlığı problemlerinden biri haline gelmiş durumda.
Novo Nordisk Türkiye, bu gerçeğe dikkat çekmek ve
obeziteye yönelik yanlış algıları dönüştürmek amacıyla
“Doktoruna Danış, Sağlığına Kavuş” farkındalık kampanyasını
hayata geçirdi.
Kampanya, kilo yönetiminde tek başına diyet ve egzersize
odaklanmak yerine, obezitenin altında yatan karmaşık
biyolojik süreçlerin hekim kontrolünde ele alınması
gerektiğini vurguluyor. Novo Nordisk, bu yaklaşımıyla
obezitenin bir “irade sorunu” değil; tanı, tedavi ve uzun
dönemli takip gerektiren ciddi ve kronik bir hastalık olduğunun
altını çiziyor.
Şubat - February 2026
59
Not a weight issue, but a health issue
Defined as a disease by the World Health Organization
(WHO) nearly 30 years ago, obesity is now recognized
as a progressive health condition associated with more
than 200 diseases, including cardiovascular diseases,
type 2 diabetes, certain types of cancer, musculoskeletal
disorders, and mental health conditions.
As in many parts of the world, obesity prevalence in
Türkiye has reached alarming levels. One in three adults
in Türkiye lives with obesity, while one in four is overweight.
Affecting more than half of the adult population,
this situation makes obesity not only an individual concern
but also a top priority for healthcare systems.
Despite this, studies show that the majority of individuals
living with obesity or excess weight attempt to manage
their weight on their own, relying on diets, short-term
exercise programs, or methods lacking scientific evidence.
Low rates of physician consultation, in turn, contribute
to unsustainable weight loss and the progression of
obesity-related diseases.
A reliable source of scientific information:
kilovesaglik.com
One of the key components of the “Consult Your Doctor,
Regain Your Health” campaign is the kilovesaglik.com
platform, which aims to bring reliable and science-based
information to the public. As part of the campaign,
individuals are directed to this digital platform to access
accurate information on obesity and weight management.
Kilovesaglik.com offers up-to-date, evidence-based, and
easy-to-understand content on the causes of obesity and
overweight, their impact on health, treatment approaches,
and weight management. By doing so, the platform
seeks to prevent misinformation and help individuals
ask the right questions before consulting a physician,
enabling a more informed and conscious approach to
the process.
Kilo sorunu değil, sağlık sorunu
Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) yaklaşık 30 yıl önce hastalık
olarak tanımladığı obezite; bugün kalp-damar hastalıkları,
tip 2 diyabet, bazı kanser türleri, kas-iskelet sistemi
problemleri ve ruh sağlığı bozuklukları dahil olmak üzere
200’den fazla hastalıkla ilişkili, ilerleyici bir sağlık sorunu
olarak kabul ediliyor.
Dünya genelinde olduğu gibi Türkiye’de de obezite prevalansı
alarm verici düzeylere ulaşmış durumda. Türkiye’de
yetişkin her üç kişiden biri obeziteyle yaşarken, her
dört kişiden biri fazla kilolu. Yetişkin nüfusun yarısından
fazlasını etkileyen bu tablo, obeziteyi yalnızca bireylerin
değil, sağlık sistemlerinin de öncelikli gündem maddelerinden
biri haline getiriyor.
Buna karşın yapılan araştırmalar, obezite veya fazla kilo
ile yaşayan bireylerin büyük bölümünün kilo yönetimini
çoğunlukla kendi başına, diyetler, kısa süreli egzersiz
programları veya bilimsel dayanağı olmayan yöntemlerle
sürdürmeye çalıştığını gösteriyor. Hekime başvurma
oranlarının düşük olması ise, sürdürülebilir olmayan kilo
kayıplarına ve obeziteye bağlı hastalıkların ilerlemesine
zemin hazırlıyor.
Bilimsel bilgiye güvenilir bir kaynak:
kilovesaglik.com
“Doktoruna Danış, Sağlığına Kavuş” kampanyasının
önemli bileşenlerinden biri de toplumu güvenilir ve
bilimsel içeriklerle buluşturmayı amaçlayan kilovesaglik.
com platformu. Kampanya kapsamında bireyler, obezite
ve kilo yönetimiyle ilgili doğru bilgiye ulaşmaları için bu
dijital platforma yönlendiriliyor.
Kilovesaglik.com; obezite ve fazla kilonun nedenleri,
sağlık üzerindeki etkileri, tedavi yaklaşımları ve kilo
yönetimine dair güncel, kanıta dayalı ve anlaşılır içerikler
sunarak, bilgi kirliliğinin önüne geçmeyi hedefliyor.
Platform, bireylerin hekime başvurmadan önce doğru
soruları sormasına ve süreci daha bilinçli yönetmesine
katkı sağlamayı amaçlıyor.
“Obesity is not a simple matter of energy balance”
Endocrinology and Metabolic Diseases Specialist Prof.
Dr. Hasan Aydın points out that public perception of
obesity does not align with scientific facts and shares the
following insights:
“Explaining obesity solely through calories consumed
and calories burned is no longer sufficient. Hormones
that regulate hunger and satiety, genetic predisposition,
metabolic mechanisms, psychological state, and environmental
factors all play a decisive role in weight control.
For this reason, obesity can no longer be considered a
problem that can be resolved in a short time through
individual willpower alone.
Effective and sustainable weight management requires a
long-term treatment process conducted under physician
supervision, taking into account accompanying diseases
and individual medical history. Early professional support
Şubat - February 2026
60
not only increases success in weight management but
also plays a critical role in preventing obesity-related
conditions such as diabetes, hypertension, and cardiovascular
diseases.”
A long-term social responsibility approach from
Novo Nordisk
With nearly 20 years of expertise in obesity treatment,
Novo Nordisk aims to transform its scientific knowledge
in this field into societal benefit. Novo Nordisk Türkiye
General Manager Bike Başaklar summarizes the core
approach behind the campaign as follows:
“As Novo Nordisk, we are a healthcare company with
a foundation-owned structure, focused on diabetes
and obesity for over 100 years and guided by the vision
of a ‘healthier future.’ Nearly 20 years ago, under the
guidance of science, we demonstrated that obesity is
not merely the result of lifestyle choices, but a condition
driven by a strong and complex biology.
Through our ‘Consult Your Doctor, Regain Your Health’
campaign, we emphasize that obesity is a health issue
that cannot be resolved without physician support, and
that the path to health begins with consulting a doctor.
Our goal is to change the way individuals approach
obesity and to ensure they meet the right specialist at
the right time.”
Broad impact through multi-channel communication
The “Consult Your Doctor, Regain Your Health” campaign
reaches wide audiences through influencer collaborations
on digital platforms such as Instagram and YouTube,
as well as outdoor applications in gyms, shopping malls,
and metro screens. With this multi-channel communication
strategy, Novo Nordisk Türkiye aims to increase awareness
of obesity and its treatment, ultimately driving a
meaningful societal transformation.
More information about the campaign and obesity is
available at kilovesaglik.com.
“Obezite basit bir enerji dengesi meselesi değil”
Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Prof.
Dr. Hasan Aydın, obeziteye dair toplumsal algının bilimsel
gerçeklerle örtüşmediğine dikkat çekerek şu değerlendirmelerde
bulunuyor:
“Obeziteyi yalnızca alınan ve harcanan kalori üzerinden
açıklamak artık yeterli değil. Açlık ve tokluk hissini
düzenleyen hormonlar, genetik yatkınlık, metabolik
mekanizmalar, psikolojik durum ve çevresel faktörler kilo
kontrolünde belirleyici rol oynuyor. Bu nedenle obezite,
bireysel iradeyle kısa sürede çözülebilecek bir sorun
olmaktan çıkıyor.
Etkili ve sürdürülebilir kilo yönetimi; eşlik eden hastalıkların
ve bireysel öykünün değerlendirilmesiyle, hekim
kontrolünde yürütülen uzun soluklu bir tedavi sürecini
gerektiriyor. Erken dönemde alınan profesyonel destek
hem kilo yönetiminde başarıyı artırıyor hem de diyabet,
hipertansiyon ve kalp-damar hastalıkları gibi obeziteyle
ilişkili hastalıkların önlenmesinde kritik rol oynuyor.”
Novo Nordisk’ten uzun vadeli bir toplumsal
sorumluluk yaklaşımı
Obezite tedavisinde yaklaşık 20 yıllık uzmanlığa sahip
olan Novo Nordisk, bu alandaki bilimsel birikimini toplumsal
faydaya dönüştürmeyi hedefliyor. Novo Nordisk
Türkiye Genel Müdürü Bike Başaklar, kampanyanın arkasındaki
temel yaklaşımı şu sözlerle özetliyor:
“Novo Nordisk olarak 100 yılı aşkın süredir diyabet ve
obezite alanlarına odaklanan, vakıf şirketi kimliğine sahip
ve ‘daha sağlıklı bir gelecek’ vizyonuyla hareket eden bir
sağlık şirketiyiz. Yaklaşık 20 yıl önce, obezitenin yalnızca
yaşam tarzı tercihlerinden ibaret olmadığını; arkasında
güçlü ve karmaşık bir biyoloji bulunduğunu bilimin rehberliğinde
ortaya koyduk.
‘Doktoruna Danış, Sağlığına Kavuş’ kampanyamızla, obezitenin
hekim desteği olmadan çözülemeyecek bir sağlık
sorunu olduğuna ve sağlığa giden yolun doktora danışmaktan
geçtiğine dikkat çekiyoruz. Amacımız, bireylerin
obeziteye yaklaşımını değiştirmek ve doğru zamanda
doğru uzmanla buluşmalarını sağlamak.”
Çok kanallı iletişimle geniş etki
“Doktoruna Danış, Sağlığına Kavuş” kampanyası; Instagram
ve YouTube başta olmak üzere dijital mecralarda
influencer iş birlikleriyle, aynı zamanda spor salonları,
alışveriş merkezleri ve metro ekranlarında yer alan outdoor
uygulamalarla geniş kitlelere ulaşıyor. Novo Nordisk
Türkiye, bu çok kanallı iletişim stratejisiyle obezite ve
tedavisi konusundaki farkındalığı artırmayı ve toplumsal
bir dönüşüm sağlamayı amaçlıyor.
Kampanya ve obezite hakkında daha fazla bilgiye kilovesaglik.com
web sitesi üzerinden ulaşılabiliyor.
Şubat - February 2026
62
Türkiye makes its mark at AEEDC Dubai with İKMİB’s national participation
İKMİB’in milli katılım organizasyonuyla AEEDC Dubai’de Türkiye imzası
Türkiye’nin kimya ve medikal sanayideki ihracat
gücünü uluslararası platformlara taşıyan İstanbul
Kimyevi Maddeler ve Mamulleri İhracatçıları Birliği
(İKMİB), ağız ve diş sağlığı alanında dünyanın en
prestijli buluşma noktalarından biri olan AEEDC Dubai
Fuarı’na bu yıl 7’nci kez milli katılım organizasyonu
gerçekleştirdi. Dental sektörde faaliyet gösteren
39 Türk firması, ileri teknolojiye sahip ürünleri ve
yüksek katma değerli çözümleriyle Türkiye’yi küresel
vitrine taşıdı.
Carrying Türkiye’s export strength in the chemical
and medical industries to international platforms, the
Istanbul Chemicals and Chemical Products Exporters’
Association (İKMİB) organized the national
participation at AEEDC Dubai for the seventh time
this year. Recognized as one of the world’s most
prestigious meeting points in the field of oral and
dental health, AEEDC Dubai once again provided a
global showcase for Türkiye. A total of 39 Turkish
companies operating in the dental sector represented
the country with advanced-technology products
and high value-added solutions.
85 bini aşkın profesyonel, binlerce yenilikçi çözüm
Bu yıl 19–21 Ocak 2026 tarihleri arasında Birleşik Arap
Emirlikleri’nin Dubai kentinde düzenlenen AEEDC Dubai
Fuarı, 30 yılı aşkın köklü geçmişiyle dental sektörünün en
önemli uluslararası etkinlikleri arasında yer alıyor. Ağız
ve diş sağlığı alanındaki en son bilimsel gelişmelerin, ileri
teknolojik çözümlerin ve yenilikçi ürünlerin sergilendiği
fuar, bu yıl 85 binden fazla ziyaretçiyi ağırladı.
Toplamda 3 bin 900’ün üzerinde katılımcı firmanın yer
aldığı organizasyon, Orta Doğu’dan Afrika’ya, Asya’dan
Avrupa’ya uzanan geniş bir ticaret coğrafyasını tek çatı
altında buluşturdu. İKMİB öncülüğünde gerçekleştirilen
milli katılım kapsamında 19 firma, bireysel katılımla ise 20
Türk firması fuarda yer aldı. Türk dental sektörü; üretim
gücü, kalite standartları ve teknoloji odaklı yaklaşımıyla
ziyaretçilerin ilgi odağı oldu.
Over 85,000 professionals, thousands of innovative
solutions
Held in Dubai, United Arab Emirates, from 19–21 January
2026, AEEDC Dubai boasts a history of more than 30
years and ranks among the most important international
events in the global dental industry. Showcasing the
latest scientific developments, advanced technological
solutions, and innovative products in oral and dental health,
the exhibition welcomed more than 85,000 visitors
this year.
With over 3,900 exhibiting companies, the event brought
together a vast commercial geography spanning
the Middle East, Africa, Asia, and Europe under one
Şubat - February 2026
63
roof. Within the framework of the national participation
organized by İKMİB, 19 companies took part, while an additional
20 Turkish companies participated individually.
Türkiye’s dental sector drew significant attention with its
strong manufacturing capabilities, high quality standards,
and technology-driven approach.
Official engagements and sectoral cooperation
During the exhibition, İKMİB Chairman of the Board Adil
Pelister, together with İKMİB Medical and Medical Devices
Sector Representatives Mehmet Ahmet Ünlü and
Namık Kemal Ayhan, visited the stands of Turkish companies,
offering direct support to sector representatives.
The exhibition was also visited by H.E. Onur Şaylan,
Consul General of the Republic of Türkiye in Dubai; Trade
Counsellors of the Republic of Türkiye in Dubai, Hacı Hasan
Kaygısız and Muhammed Emin Erkal; and Erkan Uçar,
Chairman of the Board of DİŞSİAD. They conveyed their
best wishes to Turkish exhibitors, reinforcing the visibility
of Türkiye’s institutional strength and public–private
sector cooperation in the dental field on an international
stage.
Adil Pelister: “The Turkish dental sector exports
trust and quality”
Commenting on AEEDC Dubai, İKMİB Chairman Adil
Pelister highlighted the Turkish dental sector’s position
in global markets, stating:
Resmî temaslar, sektörel güç birliği
Fuar süresince İKMİB Yönetim Kurulu Başkanı Adil
Pelister, İKMİB Medikal–Tıbbi Cihaz sektör temsilcileri
Mehmet Ahmet Ünlü ve Namık Kemal Ayhan ile birlikte
Türk firmalarının stantlarını ziyaret ederek sektöre
destek verdi.
Ayrıca fuar; T.C. Dubai Başkonsolosu Onur Şaylan, T.C.
Dubai Ticaret Ataşeleri Hacı Hasan Kaygısız ve Muhammed
Emin Erkal, DİŞSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Erkan
Uçar tarafından da ziyaret edilerek Türk firmalarına
başarı dilekleri iletildi. Bu temaslar, Türkiye’nin dental
alandaki kurumsal gücünü ve kamusal–özel sektör iş
birliğini uluslararası platformda görünür kıldı.
Adil Pelister: “Türk dental sektörü güveni ve kaliteyi
ihraç ediyor”
AEEDC Dubai Fuarı’na ilişkin değerlendirmelerde bulunan
İKMİB Yönetim Kurulu Başkanı Adil Pelister, Türk dental
sektörünün küresel pazarlardaki konumuna dikkat çekerek
şu açıklamalarda bulundu:
“AEEDC Dubai, Türk ağız ve diş sağlığı sektörü için yalnızca
bir fuar değil; Orta Doğu, Afrika ve Asya pazarlarına
açılan stratejik bir ticaret kapısıdır. İKMİB olarak bu yıl
yedinci kez milli katılım organizasyonunu üstlendiğimiz
bu önemli buluşmada, ülkemizden 39 firmayla yer aldık.”
Pelister, Türk dental sektörünün sahip olduğu yetkinliklere
de vurgu yaptı:
Şubat - February 2026
64
“AEEDC Dubai is not merely a trade fair for Türkiye’s oral
and dental health sector; it is a strategic gateway to the
markets of the Middle East, Africa, and Asia. This year, as
İKMİB, we proudly organized our national participation for
the seventh time and took part in this major event with 39
companies from Türkiye.”
Pelister also emphasized the sector’s core strengths:
“The Turkish dental sector stands out in global markets as
a reliable solution partner, thanks to its strong manufacturing
infrastructure, high quality standards, competitive
pricing advantage, and flexible production capabilities.
A global platform such as AEEDC—one of the world’s
largest dental exhibitions—offers an extremely strategic
environment for bringing these strengths together with
international buyers.”
Showcasing not only products, but the Türkiye brand
Stressing that participating companies represented not
only their products but also Türkiye’s engineering strength,
R&D capabilities, and identity as a reliable supplier,
Pelister continued:
“Our companies demonstrated a performance that further
strengthened the perception of ‘Made in Türkiye.’ We
firmly believe that this exhibition, where the foundations
of new partnerships and long-term commercial relationships
were laid, will make tangible contributions to the
export performance of our dental sector.”
İKMİB’s determined steps toward global targets
İKMİB continues to position the dental sector as one of
the strategic pillars of Türkiye’s chemical and medical
exports. The strong interest and high level of engagement
achieved at AEEDC Dubai once again highlighted the
Turkish dental sector’s growth potential in global markets.
“As İKMİB, we will continue with determination to enhance
the international visibility of the Turkish dental sector,
open new markets for our companies, and expand our
export targets.”
“Türk dental sektörü; güçlü üretim altyapısı, yüksek kalite
standartları, rekabetçi fiyat avantajı ve esnek üretim kabiliyetiyle
küresel pazarlarda güvenilir bir çözüm ortağı olarak öne
çıkıyor. AEEDC gibi dünyanın en büyük dental fuarlarından
biri, bu yetkinliklerin uluslararası alıcılarla buluşması açısından
son derece stratejik bir zemin sunuyor.”
Yalnızca ürün değil, Türkiye markası da sergilendi
Fuara katılan firmaların yalnızca ürünlerini değil, aynı zamanda
Türkiye’nin mühendislik gücünü, Ar-Ge yetkinliğini ve güvenilir
tedarikçi kimliğini de başarıyla temsil ettiğini belirten
Pelister, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Firmalarımız bu organizasyonda, ‘Made in Türkiye’ algısını
güçlendiren bir performans sergiledi. Yeni iş birliklerinin ve
uzun vadeli ticari ilişkilerin temellerinin atıldığı bu fuarın,
dental sektörümüzün ihracat performansına somut katkılar
sağlayacağına inanıyoruz.”
İKMİB’den küresel hedeflere kararlı adımlar
İKMİB, dental sektörünü; Türkiye’nin kimya ve medikal
ihracatının stratejik başlıklarından biri olarak konumlandırmayı
sürdürüyor. AEEDC Dubai Fuarı’nda elde edilen yüksek
temas trafiği ve güçlü ilgi, Türk dental sektörünün küresel
pazarlardaki büyüme potansiyelini bir kez daha ortaya koydu.
“İKMİB olarak Türk dental sektörünün uluslararası pazarlardaki
görünürlüğünü artırmaya, firmalarımızı yeni pazarlara
açmaya ve ihracat hedeflerimizi büyütmeye kararlılıkla
devam edeceğiz.”
Şubat - February 2026
66
Allergan Aesthetics Türkiye appoints Esin Tekce to lead the Allergan Medical Institute
Allergan Aesthetics Türkiye, a division
of AbbVie, has announced a strategic
appointment that further strengthens
its vision of placing scientific education
at the center of medical aesthetics.
Esin Tekce, who stands out with many
years of industry experience, has been
appointed as Director of the Allergan
Medical Institute (AMI), an initiative established
to support the professional
development of physicians.
This appointment is considered a strong
indication of Allergan Aesthetics Türkiye’s
determination to shape the sector not
only through products and technologies, but also through
knowledge, education, and a focus on clinical excellence.
Leadership centered on scientific education
Since its establishment, the Allergan Medical Institute
has supported the development of healthcare professionals
through training programs that place a scientific
approach, ethical practices, and clinical competence at
the core of medical aesthetics. In her new role, Esin Tekce
will further advance AMI’s mission and lead the vision of
positioning Türkiye as an international-standard education
hub in the field of medical aesthetics.
Under Tekce’s leadership, AMI aims to expand
the scope and accessibility of scientific training
programs designed to enhance physicians’
knowledge and technical competencies in areas
such as:
* patient consultation,
* application techniques,
* complication management,
* and case-based clinical training.
A sector vision shaped by education
Allergan Aesthetics Türkiye believes that sustainable
success in medical aesthetics is achieved
not only through innovative products, but also through
clinically sound practices supported by accurate and upto-date
knowledge. Positioned with this understanding,
the Allergan Medical Institute continues to serve as a
trusted reference point throughout physicians’ continuous
learning journeys.
With Esin Tekce’s leadership, AMI is expected to become a
key driver of education-focused transformation in the medical
aesthetics sector through training content supported
by current scientific data, international expertise sharing,
and a multidisciplinary approach.
Allergan Aesthetics Türkiye, Allergan Medical Institute liderliğini Esin Tekce’ye emanet etti
Bir AbbVie divizyonu olan Allergan Aesthetics Türkiye,
medikal estetik alanında bilimsel eğitimi merkeze alan
vizyonunu güçlendiren stratejik bir atamaya imza attı.
Hekimlerin mesleki gelişimini desteklemek amacıyla
hayata geçirilen Allergan Medical Institute’un (AMI)
Direktörlüğü görevine, sektörde uzun yıllara dayanan
deneyimiyle öne çıkan Esin Tekce atandı.
Bu atama, Allergan Aesthetics Türkiye’nin yalnızca ürün ve
teknolojilerle değil, bilgi, eğitim ve klinik mükemmeliyet
odağında da sektöre yön verme kararlılığının güçlü bir
göstergesi olarak değerlendiriliyor.
Bilimsel eğitimi merkeze alan bir liderlik
Allergan Medical Institute, kurulduğu günden bu yana
medikal estetikte bilimsel yaklaşımı, etik uygulamaları
ve klinik yetkinliği merkeze alan eğitim programlarıyla
sağlık profesyonellerinin gelişimini destekliyor. Esin
Tekce, yeni görevinde AMI’nin bu misyonunu daha da ileri
taşıyarak, Türkiye’yi medikal estetik alanında uluslararası
standartlarda bir eğitim merkezi haline getirme vizyonuna
liderlik edecek.
Tekce’nin öncülüğünde AMI çatısı altında;
-hasta konsültasyonu,
-uygulama teknikleri,
-komplikasyon yönetimi,
vaka bazlı klinik eğitimler gibi alanlarda hekimlerin bilgi
birikimini ve teknik yetkinliklerini artırmaya yönelik
bilimsel eğitim programlarının kapsamının ve erişiminin
güçlendirilmesi hedefleniyor.
Eğitimle şekillenen bir sektör vizyonu
Allergan Aesthetics Türkiye, medikal estetikte kalıcı
başarının yalnızca inovatif ürünlerle değil, doğru bilgiyle
desteklenen klinik uygulamalarla mümkün olduğuna
inanıyor. Bu anlayışla konumlanan Allergan Medical
Institute, hekimlerin sürekli öğrenme yolculuklarında
güvenilir bir referans noktası olmayı sürdürüyor.
Esin Tekce’nin liderliğiyle birlikte AMI’nin, güncel bilimsel
verilerle desteklenen eğitim içerikleri, uluslararası
uzmanlık paylaşımları ve çok disiplinli yaklaşımıyla medikal
estetik sektöründe eğitim odaklı dönüşümün önemli bir
aktörü olması amaçlanıyor.
Şubat - February 2026
70
Significant appointment from Pfizer Türkiye
Pfizer Türkiye’den önemli atama
Aytaç Yeğin has been appointed
as Hospital Portfolio and
Operations Lead at the Pfizer
International Commercial
Office.
Standing out in the healthcare
sector with its innovative approach,
strong scientific foundation,
and global impact, Pfizer draws
attention with a significant
appointment from Türkiye to
its international organization.
Aytaç Yeğin, who has held various
strategic roles at Pfizer Türkiye
for many years and most recently
served in a Commercial Leadership position, assumed
his new role as Hospital Portfolio and Operations Lead
within the Specialty Category of the Pfizer International
Commercial Office as of February 1, 2026.
This appointment not only represents a strong indicator
of Pfizer Türkiye’s vision to bring its qualified talent pool
into the global organization, but also marks an important
milestone in Aytaç Yeğin’s multi-layered career
journey.
New role: Shaping international hospital strategies
In his new role, Aytaç Yeğin will lead the commercial
and operational strategies of the hospital portfolio
within the Specialty Category of the Pfizer International
Commercial Office. His responsibilities will include
hospital-focused portfolio management across international
markets, the implementation of market-shaping
initiatives, the development of diagnostic capabilities for
next-generation therapies, and the delivery of operational
excellence.
This critical role supports Pfizer’s objective of expanding
access to innovative solutions within its hospital
portfolio across broader patient populations, while also
enabling Aytaç Yeğin to leverage his diverse experience
across different therapy areas on a global scale.
Extending from Pfizer Türkiye to the international
organization, this appointment stands out as a reflection
of both the company’s global talent strategy and the
strong professional expertise developed within Türkiye’s
healthcare sector on the international stage.
Aytaç Yeğin, Pfizer Uluslararası
Ticari Ofisi’nde
Hastane Portföyü ve Operasyonlar
Liderliği görevine
atandı.
Sağlık sektöründe yenilikçi
yaklaşımı, güçlü bilimsel altyapısı
ve küresel ölçekte sağladığı
etkiyle öne çıkan Pfizer,
Türkiye’den uluslararası organizasyonuna
gerçekleştirdiği
önemli bir atamayla dikkat
çekiyor. Pfizer Türkiye’de uzun
yıllardır farklı stratejik rollerde
görev alan ve son olarak Ticari
Liderlik pozisyonunu üstlenen Aytaç Yeğin, 1 Şubat 2026
itibarıyla Pfizer Uluslararası Ticari Ofisi Uzmanlık Kategorisi
bünyesinde Hastane Portföyü ve Operasyonlar Lideri
olarak yeni görevine başladı.
Bu atama, Pfizer Türkiye’nin global organizasyon içindeki
yetkin insan kaynağını uluslararası platformlara taşıma
vizyonunun güçlü bir göstergesi olmasının yanı sıra, Aytaç
Yeğin’in çok katmanlı kariyer yolculuğunda da önemli
bir kilometre taşı niteliği taşıyor.
Yeni Görev: Uluslararası Hastane Stratejilerinin
Mimarlığı
Aytaç Yeğin, yeni görevinde Pfizer Uluslararası Ticari Ofisi
Uzmanlık Kategorisi bünyesinde yer alan hastane portföyünün
ticari ve operasyonel stratejilerine liderlik edecek.
Uluslararası pazarlarda hastane odaklı portföy yönetiminin
yanı sıra, pazarı dönüştüren girişimlerin hayata geçirilmesi,
yeni nesil tedavilere yönelik tanı olanaklarının
geliştirilmesi ve operasyonel mükemmeliyetin sağlanması
Yeğin’in sorumluluk alanları arasında yer alacak.
Bu kritik rol, Pfizer’in hastane portföyünde yenilikçi
çözümleri daha geniş hasta popülasyonlarına ulaştırma
hedefini desteklerken, Aytaç Yeğin’in farklı terapi alanlarında
edindiği çok yönlü deneyimi de global ölçekte
değerlendirmesine olanak tanıyacak.
Pfizer Türkiye’den uluslararası organizasyona uzanan bu
atama, hem şirketin global insan kaynağı stratejisinin
hem de Türkiye’nin sağlık sektöründeki güçlü profesyonel
birikiminin uluslararası arenadaki yansımalarından biri
olarak öne çıkıyor.
Şubat - February 2026
72
A new strategic chapter begins at Gilead Türkiye
Gilead Türkiye’de stratejik bir dönem başlıyor
Leadership in market access
and health policy entrusted
to Esra Koç.
Gilead Sciences, a global pioneer
in innovative therapies,
has announced a significant
leadership appointment within
its Türkiye organization. With
many years of experience in
market access, health policy,
and public affairs in the
pharmaceutical industry, Esra
Koç has assumed her new role
as Market Access Director at
Gilead Türkiye.
This appointment is regarded
as a strong reflection of Gilead’s
commitment to further
advancing its vision of supporting
timely, sustainable, and
equitable access to innovative
treatments for patients in
Türkiye.
Strategic strengthening in
access to innovative therapies
With its science-driven approach
and patient-focused
solutions, Gilead Türkiye not
only develops innovative
treatments but also designs holistic strategies aimed at
reducing structural barriers to access. Strengthening its
organizational structure in this direction, the company
will continue its efforts in market access and health
policy with a more strategic and long-term perspective
under the leadership of Esra Koç.
In her new role, Esra Koç will lead Gilead Türkiye across a
broad scope of responsibilities, ranging from reimbursement
and pricing strategies to health economics models,
from collaborations with public authorities to multi-stakeholder
policy development processes.
This key appointment in the field of market access once
again demonstrates Gilead Türkiye’s determination and
long-term vision to connect innovative therapies with
healthcare systems.
Pazar erişimi ve sağlık politikaları
alanındaki liderlik,
Esra Koç’a emanet…
Yenilikçi tedaviler alanında
küresel ölçekte çığır açan
çalışmalara imza atan Gilead
Sciences, Türkiye organizasyonunda
önemli bir liderlik
atamasını duyurdu. İlaç sektöründe
pazar erişimi, sağlık
politikaları ve kamu ilişkileri
alanlarında uzun yıllara dayanan
deneyimiyle öne çıkan
Esra Koç, Gilead Türkiye’nin
yeni Pazar Erişimi Direktörü
olarak göreve başladı.
Bu atama, Gilead’ın Türkiye’de
hastaların yenilikçi tedavilere
zamanında, sürdürülebilir
ve eşit koşullarda erişimini
destekleme vizyonunu daha
da ileri taşıma hedefinin güçlü
bir yansıması olarak değerlendiriliyor.
Yenilikçi tedavilere erişimde
stratejik bir güçlenme
Gilead Türkiye, bilim temelli
yaklaşımı ve hasta odaklı
çözümleriyle yalnızca tedavi
geliştirmekle kalmıyor; bu tedavilere
erişimin önündeki yapısal engelleri azaltmaya
yönelik bütüncül stratejiler de geliştiriyor. Organizasyon
yapısını bu doğrultuda güçlendiren şirket, pazar
erişimi ve sağlık politikaları alanındaki çalışmalarını
Esra Koç’un liderliğinde daha stratejik ve uzun vadeli
bir bakış açısıyla sürdürecek.
Yeni görevinde Esra Koç; geri ödeme ve fiyatlandırma
stratejilerinden sağlık ekonomisi modellerine, kamu
otoriteleriyle yürütülen iş birliklerinden çok paydaşlı
politika geliştirme süreçlerine kadar geniş bir alanda
Gilead Türkiye’ye liderlik edecek.
Gilead Türkiye’nin pazar erişimi alanındaki bu önemli
ataması, şirketin yenilikçi tedavileri sağlık sistemleriyle
buluşturma konusundaki kararlılığını ve uzun vadeli
vizyonunu bir kez daha ortaya koyuyor.
Şubat - February 2026
Yurdumuzun
her yerindeyiz
Şimdi daha güvenli
Sektörde 23 yıldır varlığını sürdüren Benay tıbbi gaz
sistemleri, medikal gaz sistemlerinin kurulum, danışmanlık
ve bakım-onarım işlerini yaparken yenilikçi, etkili ve hızlı
çözümler sunmaktadır.
Gaz sistemlerinin hayati öneminin farkında olan firmamız
7/ 24 hizmet sonrası Periyodik bakım ve onarım konusunda
sektörde lider konumdadır.
FALİYET KONUSU: Merkezi medikal gaz sistemleri,
hastanelerde , laboratuvarlar ’da sağlık kuruluşlarında
kullanılan medikal gazların ; Oksijen (O2) , Azotprotoksit
(N2O) , Vakum ( Vac ) , Medikal ve Cerrahi Hava (MA4 –
MA7) , Atık gaz tahliye (AGSS) merkezden elde edilerek
, bakır boru hattı ile gerekli ünitelere dağılımını sağlayan
emniyetli ve uzun ömürlü sistemlerdir.
• Merkezi medikal gaz sistemi hastanelere ve sağlık
kuruluşlarında pratik kullanımlı, emniyetli ve kalıcı bir
çözüm sunar.
• Tüplerin hastane içerisinde dağıtılmasını ve tekrar
toplanmasını engeller.
• Tüplerin hastane içerisine transferi sırasında hijyen
kurallarının ihlal edilmesini önler.
• Gaz kullanım sarfiyatını azaltır.
• Cihazların tek bir noktadan kontrol ve müdahale edilmesine
olanak sağlar.
• Bakım ve onarım maliyetlerinin düşük olmasını sağlar.
HİZMETLER:
Medikal Gaz Santralleri
Bakır Boru Tesisatı
Gaz Prizleri
Flowmetre ve Aksesuarları
Hastabaşı ve Yoğunbakım Üniteleri
Pendant Üniteleri
Medikal Gaz Sistemleri Periyodik Bakım Onarım Hizmetleri
BENAY TIBBI GAZ SİSTEMLERİ SAN. TİC. LTD. ŞTİ.
ADRES: BEŞİKKAYA MAH. 1916 CAD 37/G
ALTINDAĞ / ANKARA
YÖNETİCİ BÜŞRA GÜMÜŞ :0533 472 99 10
TEKNİK MÜDÜR SERVET ÇAĞLAYAN :
0551 830 40 74
WEB: www.benaymedikal.com
E-MAİL:info@benaymedikal.com
We are everywhere
in our country
Now safer
Benay Medical Gas Systems, which has been in the
sector for 23 years, offers innovative, effective and fast
solutions while performing installation, consultancy and
maintenance-repair works of medical gas systems.
Our company, which is aware of the vital importance of gas
systems, is the leader in the sector in periodic maintenance
and repair after 7/24 service.
SUBJECT OF ACTIVITY: Central medical gas systems are
safe and long-lasting systems that provide the distribution
of medical gases used in hospitals, laboratories and health
institutions; Oxygen (O2), Nitrogenprotoxide (N2O),
Vacuum (Vac), Medical and Surgical Air (MA4 - MA7),
Waste gas discharge (AGSS) from the center and distribute
them to the necessary units with copper pipeline.
- Central medical gas system offers a practical, safe and
permanent solution for hospitals and health institutions.
- It prevents the distribution and re-collection of cylinders
within the hospital.
- Prevents violation of hygiene rules during the transfer of
cylinders into the hospital.
- Reduces gas consumption.
- Allows control and intervention of devices from a single
point.
- Ensures low maintenance and repair costs.
SERVICES:
Medical Gas Plants
Copper Pipe Installation
Gas Sockets
Flowmeters and Accessories
Bedside and Intensive Care Units
Pendant Units
Medical Gas Systems Periodic Maintenance and Repair
Services
BENAY MEDICAL GAS SYSTEMS
ADDRESS: BEŞİKKAYA MAH. 1916 CAD 37/G
ALTINDAĞ / ANKARA
DIRECTOR: BÜŞRA GÜMÜŞ :0533 472 99 10
TECHNICAL MANAGER: SERVET ÇAĞLAYAN :
0551 830 40 74
WEB: www.benaymedikal.com
E-MAIL: info@benaymedikal.com
76
A strategic threshold from local strength to global player
Yerli güçten küresel oyunculuğa stratejik bir eşik
Polifarma enters a new phase in
its globalization journey with the
TURQUALITY Support Program.
Building a strong ecosystem spanning
production, R&D, exports, and
branding with nearly 40 years of
deep-rooted experience in the Turkish
pharmaceutical industry, Polifarma
has been included in the TURQUALITY
Support Program implemented by
the Ministry of Trade of the Republic
of Türkiye. For Polifarma, this development
goes beyond participation
in a support program; it represents
the official recognition of corporate
maturity, brand strength, and global
competitiveness.
Ranked among Türkiye’s top 500
industrial enterprises, Polifarma has
passed a significant milestone in its globalization journey
by being accepted into the TURQUALITY program, while
aiming to increase its export capacity and represent the
Turkish pharmaceutical industry more strongly in international
markets.
A strong validation mechanism in branding and
institutionalization
As the world’s first and only state-supported branding
program, TURQUALITY offers a comprehensive development
model designed to enable Turkish brands to
achieve sustainable success in international markets and
become globally competitive players. Beyond financial
support, the program aims to strengthen companies’
entire value chain—from production infrastructure and
supply chain management to marketing strategies and
after-sales services—through a holistic approach.
Polifarma’s inclusion in the TURQUALITY program demonstrates
not only its production and export strength,
but also that its brand strategy, corporate governance
structure, and long-term vision have been shaped in line
with international standards.
The global reflection of 40 years of expertise
Contributing to public health and the healthcare sector
for nearly four decades, Polifarma maintains its leading
position in the industry with its modern production
facilities built on a 62,000-square-meter site in Tekirdağ–
Ergene, a strong R&D infrastructure, and advanced tech-
Şubat - February 2026
Vildan Kumrulu, Vice Chairman of the Board of Polifarma
Polifarma, TURQUALITY
Destek Programı’yla
globalleşme yolculuğunda
yeni bir faza geçiyor.
Türk ilaç sektöründe 40 yıla
yaklaşan köklü birikimiyle
üretimden Ar-Ge’ye, ihracattan
markalaşmaya uzanan
güçlü bir ekosistem inşa
eden Polifarma, T.C. Ticaret
Bakanlığı tarafından yürütülen
TURQUALITY Destek
Programı kapsamına alındı.
Polifarma için bu gelişme,
yalnızca bir destek programına
dahil olmanın ötesinde;
kurumsal olgunluğun, marka
gücünün ve küresel rekabet
yetkinliğinin resmî olarak
tescillenmesi anlamını taşıyor.
Türkiye’nin en büyük 500 sanayi kuruluşu arasında yer
alan Polifarma, TURQUALITY kapsamına alınarak globalleşme
yolculuğunda önemli bir eşiği geride bırakırken,
ihracat kapasitesini artırmayı ve Türk ilaç sektörünü uluslararası
pazarlarda daha güçlü bir şekilde temsil etmeyi
hedefliyor.
Markalaşma ve kurumsallaşmada güçlü bir onay
mekanizması
Devlet destekli ilk ve tek markalaşma programı olan
TURQUALITY; Türk markalarının uluslararası pazarlarda
sürdürülebilir başarı elde etmesini, küresel ölçekte
rekabet edebilen oyuncular haline gelmesini amaçlayan
kapsamlı bir gelişim modeli sunuyor. Program; finansal
desteklerin yanı sıra, şirketlerin üretim altyapısından
tedarik zincirine, pazarlama stratejilerinden satış sonrası
hizmetlere kadar tüm süreçlerini bütüncül bir bakış açısıyla
güçlendirmeyi hedefliyor.
Polifarma’nın TURQUALITY programına dahil edilmesi,
şirketin yalnızca üretim ve ihracat gücünü değil; marka
stratejisini, kurumsal yönetişim yapısını ve uzun vadeli
vizyonunu da uluslararası standartlarda yapılandırdığını
ortaya koyuyor.
40 yıllık birikimin küresel sahnedeki karşılığı
Yaklaşık 40 yıldır toplum sağlığına ve sağlık sektörüne
katkı sağlayan Polifarma; Tekirdağ-Ergene’de 62 bin metrekare
alan üzerine kurulu modern üretim tesisleri, güçlü
78
nology-based manufacturing capacity. Holding GMP
certifications from 14 different countries, including
EU-GMP, the company meets international quality
standards and has an annual production capacity of
approximately 500 million boxes and serum units.
With more than 650 domestic and international
licenses and exports to over 50 countries, Polifarma
builds a strong healthcare bridge extending from
Türkiye to the world. Its steady rise in the ISO 500
list each year stands as a concrete indicator of this
sustainable growth.
“This step is the result of our shared vision and
disciplined work”
Evaluating their acceptance into the TURQUALITY
Support Program, Vildan Kumrulu, Vice Chairman of
the Board of Polifarma, described the development
as a critical turning point in the company’s long-term
journey:
“On the path we embarked on 40 years ago as a
100% locally owned company in the pharmaceutical
industry, we now operate as a stronger Polifarma
in global markets. Our production strength, R&D
capabilities, and international quality certifications
reflect the importance we place on sustainable
growth. Being included in the TURQUALITY program
is a strong indication of the efforts we have demonstrated
over the years, our disciplined working
culture, and our shared vision. At the same time, it is
an important validation of the investments we have
made in our brand and our consistent institutionalization
process.”
Kumrulu also emphasized the human capital behind
this achievement, thanking all employees who have
contributed to Polifarma’s journey to date.
A new era: Innovation, R&D, and the goal of becoming
a global hub
Sharing insights into Polifarma’s future goals, Kumrulu
highlighted the special significance of the company’s
40th year:
“This year, we are celebrating our 40th anniversary
and defining this period as our ‘Ruby Year.’ Like a
ruby, we are talking about a structure that is strong,
resilient, and long-lasting. For 40 years, we have
progressed with an approach that places people
at the center, science as our guide, and healing as
a responsibility. In the coming period, especially in
2026, we aim to further strengthen our production
and R&D capacity through advanced technology
investments.”
Increasing the number of export destinations and
enhancing the global visibility of Türkiye’s pharmaceutical
industry are also among Polifarma’s strategic
priorities. Inclusion in the TURQUALITY program is
expected to create strong momentum toward achieving
these goals.
Ar-Ge altyapısı ve ileri teknolojiye dayalı üretim kapasitesiyle
sektördeki öncü konumunu sürdürüyor. Şirket; EU-GMP dahil
olmak üzere 14 farklı ülkeden aldığı GMP sertifikalarıyla uluslararası
kalite standartlarını karşılarken, yıllık yaklaşık 500
milyon kutu ve serum üretim kapasitesine sahip bulunuyor.
650’den fazla yurt içi ve yurt dışı ruhsatı ve 50’den fazla ülkeye
gerçekleştirdiği ihracat ile Polifarma, Türkiye’den dünyaya
uzanan güçlü bir sağlık köprüsü kuruyor. İSO 500 listesinde
her yıl daha üst sıralara yükselmesi ise bu istikrarlı büyümenin
somut bir göstergesi niteliğinde.
“Bu adım, ortak vizyonumuzun ve disiplinli çalışmamızın
bir sonucu”
Polifarma Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Vildan Kumrulu,
TURQUALITY Destek Programı’na kabul edilmelerini, şirketin
uzun soluklu yolculuğunda kritik bir dönüm noktası olarak
değerlendirdi:
“İlaç sektöründe 40 yıl önce yüzde 100 yerli sermayeli bir
kuruluş olarak çıktığımız bu yolculukta; bugün global pazarlarda
daha güçlü bir Polifarma olarak varlık gösteriyoruz.
Sahip olduğumuz üretim gücü, Ar-Ge yetkinliği ve uluslararası
kalite sertifikasyonları, sürdürülebilir büyümeye verdiğimiz
önemin bir yansımasıdır. TURQUALITY programına dahil
edilmemiz, yıllardır ortaya koyduğumuz emeğin, disiplinli
çalışma anlayışımızın ve ortak vizyonumuzun güçlü bir göstergesidir.
Aynı zamanda markamıza yaptığımız yatırımların
ve istikrarlı kurumsallaşma sürecimizin önemli bir teyididir.”
Kumrulu, bu başarının arkasındaki insan kaynağına da vurgu
yaparak, Polifarma’nın bugünlere gelmesinde emeği geçen
tüm çalışanlara teşekkür etti.
Yeni dönem: İnovasyon, Ar-Ge ve küresel üs hedefi
Polifarma’nın gelecek dönem hedeflerine ilişkin değerlendirmelerde
bulunan Kumrulu, 40. yılın şirket için ayrı bir anlam
taşıdığına dikkat çekti:
“Bu yıl 40’ıncı yılımızı kutluyoruz ve bu dönemi ‘Yakut yılımız’
olarak tanımlıyoruz. Yakut gibi; güçlü, dayanıklı ve uzun
ömürlü bir yapıdan söz ediyoruz. 40 yıldır insanı merkeze
alan, bilimi rehber edinen ve şifayı bir sorumluluk olarak
gören bir anlayışla ilerliyoruz. Önümüzdeki dönemde, özellikle
2026 yılında üretim ve Ar-Ge kapasitemizi ileri teknoloji
yatırımlarıyla daha da güçlendirmeyi hedefliyoruz.”
İhracat yapılan ülke sayısının artırılması ve Türkiye’nin ilaç
sektöründeki gücünün global ölçekte daha görünür kılınması
da Polifarma’nın stratejik öncelikleri arasında yer alıyor.
TURQUALITY programına dahil edilmenin, bu hedefler doğrultusunda
güçlü bir ivme oluşturması bekleniyor.
Şubat - February 2026