09.04.2026 Views

Pharma Turkiye March April 2026

Pharma Turkiye Mart Nisan 2026

Pharma Turkiye Mart Nisan 2026

SHOW MORE
SHOW LESS

Transform your PDFs into Flipbooks and boost your revenue!

Leverage SEO-optimized Flipbooks, powerful backlinks, and multimedia content to professionally showcase your products and significantly increase your reach.

March April 2026

THE JOURNEY

OF MEDICINE UNITED

WITH SCIENCE

ON MEDICINE DAY

TIP BAYRAMI’NDA

HEKIMLIĞIN BILIMLE

BÜTÜNLEŞEN

YOLCULUĞU




Publisher

H. Ferruh IŞIK

on behalf of

İSTMAG Magazin Gazetecilik

İç ve Dış Tic. Ltd. Şti.

Managing Editor

(Responsible)

Mehmet SÖZTUTAN

mehmet.soztutan@img.com.tr

Editor–in–Chief

Dilara CİCA YILMAZ

dilara.cica@img.com.tr

Editors

Didem IŞIK

didem.isik@img.com.tr

Correspondent

Tayfun AYDIN

tayfun.aydin@img.com.tr

Graphic & Design

Sami AKTAŞ

sami.aktas@img.com.tr

Foreign Relations Manager

Ayça SARİOĞLU

ayca.sarioglu@img.com.tr

Digital Assets Manager

Emre YENER

emre.yener@img.com.tr

Accounting Manager

Cuma KARAMAN

cuma.karaman@img.com.tr

Finance Manager

Yusuf Demirkazık

yusuf.demirkazik@img.com.tr

Subscription

İsmail ÖZÇELİK

ismail.özcelik@img.com.tr

Head Office

İHLAS MEDIA CENTER

Merkez Mahallesi 29 Ekim

Caddesi No:11 Medya Blok Kat:1

34197 Yenibosna / İstanbul / Turkey

Tel: 0212 454 22 22 Faks: 0212 454 22 93

Printing

İhlas Gazetecilik A.Ş

Merkez Mahallesi 29 Ekim Cad.

İhlas Plaza NO: 11/A 41

Yenibosna / İstanbul / TURKEY

Tel: 0 212 454 30 00

Index

İçindekiler

4

P&G’s health legacy built on trust

P&G’nin güvenle büyüyen sağlık mirası

10

The hidden barrier to breathing: Septoplasty

Nefesin önündeki engel: Septoplasti

14

Docplanner accelerates its AI-driven growth

Docplanner, yapay zekâ odaklı büyümesini hızlandırıyor

28

Orzax brings science to skin

Orzax ile bilimin cilde dokunuşu

40

A digital show of strength in pharmacy

Eczacılıkta dijital güç gösterisi


The new era of science,

technology and medicine

The healthcare sector is evolving from a structure that only treats

diseases into a dynamic ecosystem positioned at the center of

data, technology and scientific innovation. Artificial intelligence

supported diagnostic systems, remote patient monitoring solutions

and personalized treatment approaches are making clinical decision

processes faster, more measurable and more effective.

In particular, cell and gene based research advancing in oncology and

chronic disease management is offering new opportunities for early

diagnosis and targeted therapies. Secure management of health data

and big data analytics are also contributing to stronger progress in

both clinical research and drug development processes.

At the center of this transformation, as always, stands the human

being. We celebrate the March 14 Medicine Day of all physicians and

healthcare professionals who bring science into practice, give meaning

to technology and form the foundation of the healthcare system, and

we thank them for their dedicated work.

Dilara CİCA YILMAZ

Bilim, teknoloji ve

hekimliğin yeni dönemi

Sağlık sektörü, yalnızca hastalıkları tedavi eden bir yapı olmaktan

çıkarak veri, teknoloji ve bilimsel inovasyonun merkezinde yer alan

dinamik bir ekosisteme dönüşüyor. Yapay zekâ destekli tanı sistemleri,

uzaktan hasta izleme çözümleri ve kişiselleştirilmiş tedavi yaklaşımları;

klinik karar süreçlerini daha hızlı, ölçülebilir ve etkin hale getiriyor.

Özellikle onkoloji ve kronik hastalık yönetiminde gelişen hücre ve gen

temelli araştırmalar, erken teşhis ve hedefe yönelik tedaviler açısından

yeni fırsatlar sunuyor. Sağlık verisinin güvenli yönetimi ve büyük

veri analitiği de hem klinik araştırmaların hem de ilaç geliştirme

süreçlerinin daha güçlü ilerlemesine katkı sağlıyor.

Bu dönüşümün merkezinde ise her zaman olduğu gibi insan yer alıyor.

Bilimi pratiğe taşıyan, teknolojiyi anlamlı kılan ve sağlık sisteminin

temelini oluşturan tüm hekimlerin ve sağlık profesyonellerinin 14 Mart

Tıp Bayramı’nı kutluyor, özverili çalışmaları için teşekkür ediyoruz.

from the

editorin-chief


P&G’s health legacy built on trust

P&G’nin güvenle büyüyen sağlık mirası

Sağlık kategorisinde global ölçekte güven inşa

eden P&G, Vicks’in 130 yıla yaklaşan köklü

mirasını yenilikçi vizyonuyla buluşturuyor.

Klinik veri, güçlü Ar-Ge yetkinliği ve regülasyon

uyumunu odağına alan bu yaklaşım, markanın

sağlık çözümlerini dünya genelinde daha

erişilebilir kılma hedefini destekliyor. P&G

Türkiye, Kafkasya ve Orta Asya Pazarlama,

Sağlık ve Ağız Bakım Ticari Operasyonlarından

Sorumlu Başkanı Özge Erdem ile

gerçekleştirdiğimiz bu keyifli röportajda,

markanın sağlıkta güvene dayalı yolculuğunu ve

gelecek vizyonunu konuştuk.

4 Pharma

P&G Türkiye, Kafkasya ve Orta Asya Pazarlama,

Sağlık ve Ağız Bakım Ticari Operasyonlarından Sorumlu Başkanı Özge Erdem

Building global trust in the health category,

P&G brings together Vicks’ nearly 130-year

heritage with its forward-looking, innovationdriven

vision. Anchored in clinical data, strong

R&D capabilities, and regulatory compliance,

this approach supports the company’s goal

of making health solutions more accessible

worldwide. In this engaging interview, we spoke

with Özge Erdem, President of Marketing,

Health and Oral Care Commercial Operations

for P&G Türkiye, Caucasus and Central Asia,

about the brand’s trust-based journey in health

and its vision for the future.

Could you share P&G’s journey to date in

building global trust within the health

category?

“At P&G, our focus in health is on improving quality

of life by delivering modern, reliable, and innovative

solutions that are present at every stage of life. With our

extensive global health portfolio and deep expertise, we

offer consumers a comprehensive range of treatment

solutions.

This portfolio, which reaches consumers around the

world, addresses a wide spectrum of health needs, including

healthy pregnancy, respiratory health, sleep, pain

management, nerve care, digestive health, insect bites,

and micronutrient supplementation. These products are

designed to support the well-being of all age groups—

from children to adults—while also responding to the

specific needs of an aging population.

Sağlık kategorisinde global ölçekte güven

inşa eden P&G’nin bugüne uzanan yolculuğunu

sizden dinleyebilir miyiz?

“P&G olarak sağlıkta yaşam kalitesini artırarak; çağdaş,

güvenilir, yenilikçi çözümlerle hayatın her evresinde yer

almaya odaklanmaktayız.Küresel ölçekte geniş sağlık

ürünleri portföyümüz ve uzmanlığımızla tüketicilere kapsamlı

bir tedavi çözümü yelpazesi sunmaktayız. Dünyanın

dört bir yanında tüketiciler ulaşan bu portföy; sağlıklı

gebelik, solunum sağlığı, uyku, ağrı yönetimi, sinir bakımı,

sindirim sağlığı, böcek ısırıkları ve mikro besin takviyesi

gibi farklı sağlık ihtiyaçlarını kapsamaktadır. Bu ürünler,

çocuklardan yetişkinlere tüm yaş gruplarının refahını

desteklemek ve yaşlanan nüfusun özel gereksinimlerine

yanıt vermek üzere tasarlanmaktadır.

P&G’nin sağlık kategorisindeki yolculuğunun merkezinde

yer alan ana markalardan biri, Vicks. 130 yıla yaklaşan

geçmişiyle bu markamız soğuk algınlığı ve öksürük

alanında yalnızca ürün geliştiren değil, nesiller boyunca

güven inşa eden bir marka olarak öne çıkmaktadır.

Markamızın hikâyesi, 1890’lı yıllarda eczacı Lunsford

Richardson’ın solunum yolu şikâyetlerine yönelik çözümler

geliştirmesiyle başlamıştır. 1985 yılında P&G’nin bu

markayıi bünyesine katmasıyla birlikte, bu köklü miras

güçlü bir bilimsel yaklaşım, klinik araştırmalar ve yüksek

üretim standartlarıyla daha da ileri taşınmıştır. P&G, markanın

tarihsel güvenini korurken, markayı küresel ölçekte

erişilebilir, regülasyonlara uyumlu sağlık çözümleri sunan

bir yapıya dönüştürmüştür.

Bugün Vicks markası sunduğu ürünlerle 5 kıtada, 71

ülkede varlık göstermektedir. Yılda satılan paket sayısına

göre dünyanın bir numaralı öksürük ve soğuk algınlığı

markası olarak P&G’nin sağlık kategorisinde global güven

inşasının en somut örneklerinden biridir.


One of the cornerstone brands at the heart of P&G’s

journey in the health category is Vicks. With a history

spanning nearly 130 years, Vicks stands out not only as a

brand developing solutions for cold and cough relief, but

also as one that has built trust across generations.

The story of the brand began in the 1890s, when pharmacist

Lunsford Richardson developed remedies for respiratory

complaints. Following P&G’s acquisition of the

brand in 1985, this strong heritage was further advanced

through a robust scientific approach, clinical research,

and high manufacturing standards. While preserving the

brand’s historical trust, P&G transformed Vicks into a

globally accessible provider of health solutions that fully

comply with regulatory requirements.

Today, Vicks is present across five continents and in 71

countries. Based on annual unit sales, it is the world’s

number one cough and cold brand, making it one of the

clearest examples of P&G’s ability to build global trust

within the health category. This journey demonstrates

how P&G’s long-term vision in health, when combined

with scientific depth and manufacturing excellence,

creates sustainable trust.”

FROM GLOBAL SCALE TO REGIONAL GROWTH

How does P&G’s health category—particularly

the Vicks brand—fit into the company’s global

and regional growth strategy?

“Vicks is positioned as one of the strongest and most

widely recognized brands within P&G’s global health

portfolio. The solutions it offers make it a key brand in

both our global and regional growth strategies.

With an annual production volume of approximately 23

million units and a presence in 71 countries, Vicks clearly

demonstrates its scale and sustainability within P&G’s

health portfolio. This scale directly supports P&G’s objective

to deliver reliable, clinically proven health solutions

that reach broad consumer audiences.

Health accounts for 14% of P&G’s total net sales. This

figure clearly highlights the quantitative contribution of

the Vicks brand to P&G’s long-term growth strategy.”

Vicks is a long-established brand with a strong emotional

bond with consumers. In the face of rapidly evolving

consumer expectations, what strategic steps are being

taken to keep Vicks relevant and trustworthy today?

“Understanding and anticipating the current and future

needs of users around the world is critically important in

unlocking new innovative health solutions. Transforming

consumer feedback into new product technologies takes

time. However, our deep scientific knowledge of cold

symptoms, combined with strong market insight, regulatory

expertise, and manufacturing excellence, provides a

solid foundation for this process.

We recognize that the common cold affects not only

physical health, but also emotional and social well-being.

We believe that recovery is strengthened through rich

sensory experiences and the support of family and frien-

Bu yolculuk, P&G’nin sağlık alanında uzun vadeli bakış

açısının, bilimsel derinlik ve üretim mükemmeliyetiyle

birleştiğinde nasıl sürdürülebilir bir güven oluşturduğunu

göstermektedir.”

GLOBAL ÖLÇEKTEN BÖLGESEL BÜYÜMEYE

P&G’nin sağlık kategorisi, özellikle de Vicks

markası, şirketin global ve bölgesel büyüme

stratejisinde nasıl bir konumda yer alıyor?

“Vicks, P&G’nin sağlık kategorisi içinde küresel ölçekte

en güçlü ve en yaygın markalardan biri olarak konumlanmaktadır.

Sunduğu çözümler, P&G için onu hem global

hem de bölgesel büyüme stratejilerinde önemli bir

marka haline getirmektedir.

Bugün yılda yaklaşık 23 milyon kutuya ulaşan üretim

hacmine ve 71 ülkeye ulaşması, Vicks markamızın P&G

sağlık portföyü içerisindeki ölçeğini ve sürdürülebilirliğini

ortaya koymaktadır. Bu ölçek, P&G’nin sağlık kategorisinde

güvenilir, klinik olarak kanıtlanmış ve geniş kitlelere

ulaşabilen çözümler sunma hedefini doğrudan desteklemektedir.

P&G’nin toplam net satışlarında sağlık kategorisinin payı

%14’tür. Bu oran, Vicks markasının P&G’nin uzun vadeli

büyüme stratejisindeki nicel katkısı net bir şekilde ortaya

koymaktadır.”

Vicks, uzun yıllardır tüketicilerle güçlü bir bağ

kurmuş köklü bir marka. Bugünün hızla değişen

tüketici beklentileri karşısında Vicks’i güncel

ve güvenilir kılmak için hangi stratejik adımlar

atılıyor?

“Dünyanın dört bir yanındaki kullanıcılarımızın bugüne

ve yarına ilişkin ihtiyaçlarını anlamak ve öngörmek yeni

inovatif sağlık çözümlerinin kilidini açmak için büyük

öneme sahiptir. Kullanıcılardan alınan geri bildirimlerin

yeni bir ürün teknolojisine dönüştürmek zaman almaktadır.

Ancak soğuk algınlığı belirtilerinin arkasındaki derin

bilimsel birikim, bulunduğumuz pazara ilişkin bilgi ve

Pharma

5


6 Pharma

ds. Guided by this understanding, Vicks has become one

of the most widely recognized brands worldwide.

The brand’s long-standing trust continues to grow

through the systematic listening of user feedback and

the integration of these insights into scientifically driven

product development processes.”

THE INTERSECTION OF CLINICAL

DATA, R&D, AND INNOVATION

How do you strike a balance between clinical

data, R&D, and innovation in your product

development processes?

“In Vicks’ product development

approach, clinical data, R&D,

and innovation are not treated

as separate elements, but as

complementary components

that reinforce one another.

Regulatory expertise, manufacturing

capabilities, and quality

standards are also integral parts

of our R&D processes, ensuring

that innovative solutions are

brought to life within a robust

and reliable framework.”

A SUSTAINABLE BALANCE BETWEEN

TRADITION AND INNOVATION

How do you maintain a balance between

tradition and innovation while carrying a brand

as strong as Vicks into the future?

“The core approach to future-proofing the brand lies in

preserving the elements that define its essence, while

reinterpreting that essence in line with today’s needs.

For Vicks, tradition and innovation are not a choice

between two paths, but two fundamental elements that

coexist and ensure long-term sustainability.”

BEYOND TREATMENT

How would you summarize P&G’s vision for the

health category in a single framework moving

forward?

“At P&G, we believe that personal care plays a vital role

for both individuals and society by saving time, money,

and stress. Without personal care, the healthcare system

would not be sustainable; unmet personal care needs

would lead to an increase in illness, placing greater pressure

on healthcare professionals and increasing patient

load per physician.

Based on this understanding, P&G’s approach to the health

category is built on a holistic concept of well-being

that goes beyond treatment alone. This vision focuses

on deeply understanding users’ health needs and making

reliable solutions accessible within a framework of

trusted manufacturing and regulatory compliance.”

düzenleyici ortamı ve üretim kapasitemizdeki mükemmeliyet

sayesinde sağlam bir zemine oturmaktadır.

Soğuk algınlığının yalnızca fiziksel sağlığı değil, aynı

zamanda duygusal ve sosyal iyi oluşu da etkilediğinin

farkındayız. İyileşme sürecinin zengin duyusal deneyimler

ve aile ile arkadaşların desteği sayesinde güçlendiğine

inanmaktayız. Bu yaklaşımlarımız doğrultusunda Vicks,

dünya genelinde en çok tanınan markalardan biri olmayı

başarmıştır.

Markanın uzun yıllara dayanan güven ilişkisi, kullanıcı

geri bildirimlerinin sistematik olarak dinlenmesi ve bu

içgörülerin bilimsel temelli ürün geliştirme süreçlerine

aktarılmasıyla güçlenmeye devam etmektedir.”

KLİNİK VERİLER, AR-GE VE İNOVASYONUN

KESİŞİM NOKTASI

Ürün geliştirme süreçlerinde klinik veriler, Ar-

Ge ve inovasyon dengesini nasıl kuruyorsunuz?

“Vicks’in ürün geliştirme yaklaşımında klinik veriler, Ar-Ge

ve inovasyon birbirinden ayrışan değil, birbirini tamamlayan

unsurlar olarak ele alınmaktadır.

Aynı zamanda, regülasyon bilgisi, üretim kapasitesi ve

kalite standartları, Ar-Ge süreçlerinin ayrılmaz bir parçası

olarak ele alınmakta; böylece yenilikçi çözümler güvenilir

bir çerçeve içinde hayata geçirilmektedir.”

GELENEK İLE YENİLİK ARASINDA

SÜRDÜRÜLEBİLİR BİR DENGE

Vicks gibi güçlü bir markayı geleceğe taşırken,

gelenek ile yenilik arasında nasıl bir denge

kuruyorsunuz?

“Bu markanın geleceğe taşınmasında temel yaklaşım,

markanın özünü oluşturan unsurları korurken, bu özü

günümüz ihtiyaçlarına uygun şekilde yeniden yorumlamaktır.

Vicks markası için gelenek ve yenilik bir tercih değil,

birlikte var olan ve sürdürülebilirliğini sağlayan iki temel

unsurdur.”

TEDAVİNİN ÖTESİNDE

Önümüzdeki dönemde P&G’nin sağlık kategorisi

vizyonunu tek bir çerçevede nasıl özetlersiniz?

“P&G olarak kişisel bakımın birey için zaman, para ve

stresten tasarruf sağlayarak hem birey hem toplum için

önemli bir rol oynadığına inanmaktayız. Kişisel bakım

olmadan sağlık sistemi sürdürülemez olacaktır çünkü bu

bakım yapılmadığında hastalıklar daha baskın gelecek,

bunun sonucunda doktor başına düşen hasta sayısı ve iş

yükü artacaktır. Bu anlayış doğrultusunda P&G’nin sağlık

kategorisine yaklaşımı, tedavinin ötesine geçen bütüncül

bir iyilik hali anlayışı üzerine kuruludur. Bu vizyon; kullanıcıların

sağlık ihtiyaçlarını derinlemesine anlamayı, bu

çözümleri güvenilir üretim ve regülasyon çerçevesi içinde

erişilebilir kılmayı hedeflemektedir.”



A strong voice from youth for health

Gençlerden sağlığa güçlü ses

Erdal Kiraz, Director

of Corporate Affairs,

AstraZeneca Türkiye

Starting from the premise that equity in healthcare is achieved

not only through service delivery but also through access to

information, the “Next Generation Health Movement” has

completed its second train-the-trainer program. Launched

by AstraZeneca Türkiye in collaboration with Needs Map

and the Health Right Association, the project prepares young

people to become well-equipped “health ambassadors” in the

field of health literacy.

The second phase of the three-year program was held on

February 3–5. The core objective of the training is not only to

ensure that young participants understand their own health

rights, but also to empower them to become advocates capable

of effectively conveying this knowledge to their peers and

communities.

From health literacy to advocacy

Throughout the three-day program, participants engaged with

comprehensive content focused on health literacy, a rightsbased

approach, and social awareness.

The training progressed through interactive case studies and

role-playing exercises, aiming not only to provide knowledge

but also to build the confidence necessary to apply what was

learned in real-life settings. Practical sessions were conducted

on developing an advocacy language, designing impactful

messages, and communicating effectively before an audience.

The involvement of volunteer AstraZeneca employees in the

process enabled young participants to engage with a corporate

perspective and receive feedback from diverse viewpoints.

Following the training, youth health ambassadors will

implement initiatives within their own communities to enhance

health literacy.

“We go beyond informing young people”

Erdal Kiraz, Director of Corporate Affairs at AstraZeneca

Türkiye, described the vision behind the program as follows:

“At AstraZeneca Türkiye, we define equity in healthcare not

only as access to treatment but also as access to information.

Through the Next Generation Health Movement, we aim to

support young people in developing healthy lifestyle habits,

becoming role models, and generating ideas that advance

Sağlıkta eşitliğin yalnızca hizmet sunumuyla değil, bilgiye

erişimle mümkün olduğu gerçeğinden yola çıkan “Yeni

Nesil Sağlık Hareketi”, ikinci eğitmen eğitimini tamamladı.

AstraZeneca Türkiye’nin, İhtiyaç Haritası ve Sağlık Hakkı

Derneği iş birliğiyle hayata geçirdiği proje kapsamında gençler,

sağlık okuryazarlığı alanında donanımlı birer “sağlık elçisi”

olmaya hazırlanıyor.

Üç yıl sürecek programın ikinci eğitmen eğitimi, 3-5 Şubat

tarihlerinde gerçekleştirildi. Eğitimlerin temel amacı;

gençlerin yalnızca kendi sağlık haklarını öğrenmeleri değil,

edindikleri bilgileri akranlarına ve topluluklarına etkili biçimde

aktarabilecek savunucular haline gelmeleri.

Sağlık okuryazarlığından savunuculuğa

Üç gün süren program boyunca katılımcılar, sağlık

okuryazarlığı, hak temelli yaklaşım ve toplumsal farkındalık

odağında kapsamlı içeriklerle buluştu.

Vaka çalışmaları ve rol canlandırmalarıyla interaktif bir zeminde

ilerleyen eğitimlerde, gençlerin yalnızca bilgi edinmeleri değil;

öğrendiklerini sahada uygulayabilecek özgüvene ulaşmaları

hedeflendi. Savunuculuk dili oluşturma, etkili mesaj tasarlama

ve topluluk önünde iletişim kurma gibi başlıklarda uygulamalı

çalışmalar yapıldı.

Program kapsamında gönüllü AstraZeneca çalışanlarının da

sürece dahil olması, gençlerin kurumsal bakış açısıyla temas

etmesini ve farklı perspektiflerden geri bildirim almasını sağladı.

Eğitimlerin ardından genç sağlık elçileri, kendi topluluklarında

sağlık okuryazarlığını artırmaya yönelik projelerini hayata

geçirecek.

“Gençleri bilgilendirmenin ötesine geçiyoruz”

AstraZeneca Türkiye Kurumsal İlişkiler Direktörü Erdal Kiraz,

programın arkasındaki vizyonu şu sözlerle değerlendirdi:

“AstraZeneca Türkiye olarak sağlıkta eşitliği yalnızca tedaviye

erişim değil, bilgiye erişim olarak da tanımlıyoruz. Yeni Nesil

Sağlık Hareketi ile gençlerin sağlıklı yaşam alışkanlıkları

geliştirmelerini, rol model olmalarını ve sağlıkta eşitlik

alanında fikir üreten bireyler haline gelmelerini amaçlıyoruz.

Bu eğitimlerle gençleri yalnızca bilgilendirmiyor; onları çözüm

üreten ve etki katan liderler olarak güçlendiriyoruz.”

Kiraz, gönüllü çalışanların programa dahil olmasının da sosyal

etkinin sürdürülebilirliği açısından önemli olduğunu vurguladı.

Sivil toplum ve özel sektörün ortak etkisi

İhtiyaç Haritası Yönetim Kurulu Üyesi Esra Arslan Seyithanoğlu

ise projenin kolektif etki modeline dikkat çekti:

“Sağlık alanında kalıcı bir toplumsal dönüşüm için bilginin

erişilebilir olması kadar paylaşılabilir ve sahada karşılık bulur

hale gelmesi gerekiyor. Bu proje, gençleri merkeze alan ve

onları yalnızca bilgilendirmekle kalmayıp güçlendiren yapısıyla

önemli bir fark sağlayacak. Özel sektör ile sivil toplumun ortak

8 Pharma


health equity. With these trainings, we are not merely informing young

people; we are empowering them as solution-oriented leaders who

create meaningful impact.”

Kiraz also emphasized that the participation of volunteer employees is

essential for ensuring the sustainability of social impact.

The collective impact of civil society and the private sector

Esra Arslan Seyithanoğlu, Board Member, Needs Map, highlighted the

project’s collective impact model:

“For lasting social transformation in healthcare, information must be

not only accessible but also shareable and actionable in the field. With

its structure centered on youth and focused on empowerment rather

than simple awareness, this project will make a significant difference.

It stands as a concrete example of how strong social impact can emerge

when the private sector and civil society unite around a common

purpose.”

Dr. Eşref Bilge Uğurlu, Vice President of the Health Right Association,

stated that access to healthcare services is possible only through

informed individuals, adding that the program aligns closely with the

association’s objectives of promoting awareness of health rights.

A long-term model under the Youth Health Program

The Next Generation Health Movement has been designed as a strategic

social responsibility initiative launched in Türkiye under AstraZeneca’s

Youth Health Program, with a three-year implementation horizon.

Within the scope of the program, young people aged 18–24 are

expected to:

* Access reliable health information

* Increase awareness of chronic diseases

* Develop consciousness regarding harmful habits

* Obtain accurate information on nutrition, sexual and reproductive

health

* Understand the health impacts of the climate crisis

* Gain knowledge about health rights

At the conclusion of the program, a comprehensive report containing

policy recommendations for youth health will be prepared and shared

with the public. In this way, the initiative aims not only to foster

individual awareness but also to contribute at the policy level.

Young leaders in building a healthier society

The Next Generation Health Movement positions health literacy as

more than a field of knowledge, framing it as a key driver of social

transformation. The goal is for young people to become not only

consumers of information but also multipliers and advocates of

knowledge.

This approach envisions youth taking an active role in building a more

equitable, more informed, and healthier society.

With the completion of the second phase of training, new health

ambassadors across different regions of Türkiye are preparing to step

into the field. Over the next three years, the impact of this movement

will be felt not only in training halls but within every community

where young people live.

Esra Arslan Seyithanoğlu, Board Member, Needs Map

Dr. Eşref Bilge Uğurlu, Vice President, Health Right Association

amaç etrafında bir araya geldiğinde nasıl güçlü bir sosyal

etki ortaya koyabileceğinin somut bir örneğini görüyoruz.”

Sağlık Hakkı Derneği Başkan Yardımcısı Dr. Eşref Bilge

Uğurlu da sağlık hizmetlerine erişimin ancak bilinçli

bireylerle mümkün olabileceğini belirterek, programın

sağlık hakkı bilincini yaygınlaştırma hedefleriyle

örtüştüğünü ifade etti.

Genç sağlığı programı kapsamında uzun soluklu model

Yeni Nesil Sağlık Hareketi, AstraZeneca’nın Genç Sağlığı

Programı çerçevesinde Türkiye’de başlatılan ve üç yıl

boyunca devam edecek stratejik bir sosyal sorumluluk

projesi olarak tasarlandı.

Program kapsamında 18-24 yaş aralığındaki gençlerin:

-Güvenilir sağlık bilgilerine erişimi

-Kronik hastalıklar konusunda farkındalığı

-Zararlı alışkanlıklar hakkında bilinç geliştirmesi

-Beslenme, cinsel ve üreme sağlığı alanlarında doğru

bilgiye ulaşması

-İklim krizinin sağlık üzerindeki etkilerini anlaması

-Sağlık hakları konusunda bilgi sahibi olması hedefleniyor.

Programın sonunda genç sağlığına yönelik politika

önerilerini içeren kapsamlı bir raporun hazırlanarak

kamuoyuyla paylaşılması planlanıyor. Böylece proje,

yalnızca bireysel farkındalık üretmekle kalmayacak;

politika düzeyinde de katkı sunmayı amaçlayacak.

Sağlıklı toplumun inşasında genç liderler

Yeni Nesil Sağlık Hareketi, sağlık okuryazarlığını bir bilgi

alanı olmanın ötesine taşıyarak toplumsal dönüşümün

ana unsurlarından biri olarak konumlandırıyor. Gençlerin

yalnızca bilgi tüketen değil; bilgiyi çoğaltan ve savunan

bireyler haline gelmesi hedefleniyor.

Bu yaklaşım, daha adil, daha bilinçli ve daha sağlıklı bir

toplumun inşasında gençlerin aktif rol üstlenmesini

öngörüyor.

İkinci etap eğitimlerin tamamlanmasıyla birlikte

Türkiye’nin farklı bölgelerinde yeni sağlık elçileri sahaya

çıkmaya hazırlanıyor. Önümüzdeki üç yıl boyunca

bu hareketin etkisi yalnızca eğitim salonlarında değil,

gençlerin yaşadığı her toplulukta hissedilecek.

Pharma

9


The hidden barrier to breathing: Septoplasty

Nefesin önündeki engel: Septoplasti

“Basit bir burun tıkanıklığı” sandığınız sorun, uyku

kalitesinden kalp sağlığına kadar pek çok alanı etkiliyor;

uzmanlar kalıcı çözüm için geç kalınmaması gerektiğini

vurguluyor.

Burun tıkanıklığı çoğu zaman mevsimsel alerji, nezle ya da

geçici bir enfeksiyonun sonucu olarak görülüyor. Ancak altta

yatan neden burun orta bölmesindeki yapısal bir eğrilikse, sorun

yıllarca sürebiliyor ve kişinin yaşam kalitesini fark edilmeden

aşağı çekebiliyor. Sürekli ağızdan nefes alma, horlama, sabah

yorgun uyanma ve tekrarlayan sinüzit atakları… Tüm bunlar,

sanıldığından daha büyük bir sorunun habercisi olabilir.

Çakmak Erdem Hastanesi Kulak Burun Boğaz Hastalıkları

Uzmanı Fatih Eraslan, burun orta bölmesindeki eğriliklerin

cerrahi olarak düzeltilmesini sağlayan septoplasti ameliyatına

ilişkin toplumda doğru bilinen yanlışlara açıklık getiriyor.

ENT Specialist Fatih Eraslan

What may seem like “a simple nasal congestion” can affect

everything from sleep quality to heart health; specialists

stress that permanent solutions should not be delayed.

Nasal congestion is often perceived as the result of seasonal

allergies, a cold, or a temporary infection. However, if the

underlying cause is a structural curvature in the nasal septum,

the problem can persist for years, silently diminishing quality

of life. Constant mouth breathing, snoring, waking up tired in

the morning, and recurrent sinus infections… All of these may

signal a more significant issue than expected.

Fatih Eraslan, ENT Specialist at Çakmak Erdem Hospital,

clarifies common misconceptions about septoplasty, the surgical

procedure performed to correct deviations of the nasal septum.

Septum deviasyonu nedir, kimlerde görülür?

Burun boşluğunu ikiye ayıran kıkırdak ve kemik yapı “septum”

olarak adlandırılır. Bu yapının sağa ya da sola eğri olması

ise tıpta “septum deviasyonu” olarak tanımlanır. Toplumda

oldukça yaygın görülen bu durum, bazı kişilerde hiçbir belirtiye

yol açmazken bazı hastalarda ciddi nefes alma sorunlarına

neden olabilir.

Op. Dr. Fatih Eraslan’a göre hastalar çoğu zaman belirtileri

farklı nedenlere bağlayabiliyor: “Birçok kişi burun tıkanıklığını

alerji ya da geçici bir üst solunum yolu enfeksiyonu olarak

değerlendiriyor. Oysa yapısal bir eğrilik söz konusuysa bu

durum kendiliğinden düzelmez. Sürekli burun tıkanıklığı,

horlama, ağızdan nefes alma zorunluluğu ve sık sinüzit atakları

septum deviasyonunun en önemli işaretleridir.”

10 Pharma

What is septum deviation and who does it affect?

The cartilage and bone structure that divides the nasal cavity

into two passages is called the “septum.” When this structure

is curved to the right or left, it is medically defined as “septum

deviation.” Although quite common in the general population,

this condition may cause no symptoms in some individuals,

while leading to serious breathing difficulties in others.

According to Op. Dr. Fatih Eraslan, patients often attribute

their symptoms to other causes: “Many people consider nasal

congestion to be the result of allergies or a temporary upper

respiratory tract infection. However, if there is a structural

deviation, it does not resolve on its own. Persistent nasal

blockage, snoring, the need to breathe through the mouth, and

frequent sinus infections are among the most important signs

of septum deviation.”


The perception of a ‘major and difficult surgery’ does not

reflect reality

Although septoplasty is often described as an intimidating

procedure, specialists emphasize that it is much shorter and

more comfortable than commonly believed.

Op. Dr. Eraslan summarizes the surgical process as follows:

* The operation takes approximately 45 minutes.

* It is performed under general anesthesia.

* It does not require prolonged hospitalization.

* Most patients are discharged on the same day.

* Postoperative pain is generally mild.

Therefore, septoplasty is not considered a complex or high-risk

surgical intervention; in experienced hands, it is regarded as a

routine functional operation.

The recovery process

For most patients, the postoperative period is also comfortable.

Silicone splints placed inside the nose are usually removed on

the third day. Regular nasal irrigation is recommended, and

within one week, the internal nasal tissues are largely healed.

At the end of this process, patients report that the long-standing

obstruction has resolved and that they can breathe much more

comfortably.

Is it a permanent solution?

Because septoplasty corrects the structural deviation, it

generally offers a permanent solution. However, some patients

may experience swelling due to allergic reactions in the

postoperative period. According to specialists, this condition is

not related to septum deviation but rather to mucosal sensitivity

inside the nose.

“Büyük ve zor bir ameliyat” algısı gerçeği yansıtmıyor

Septoplasti, halk arasında sıklıkla göz korkutan bir ameliyat

olarak anlatılsa da uzmanlara göre işlem sanıldığından çok daha

kısa ve konforlu.

Op. Dr. Eraslan, ameliyat sürecini şu sözlerle özetliyor:

-Operasyon ortalama 45 dakika sürüyor.

-Genel anestezi altında gerçekleştiriliyor.

-Hastanede uzun süreli yatış gerektirmiyor.

-Çoğu hasta aynı gün taburcu ediliyor.

-Ağrı genellikle hafif düzeyde seyrediyor.

Dolayısıyla septoplasti, karmaşık ve yüksek riskli bir cerrahi

girişim değil; deneyimli ellerde rutin uygulanan fonksiyonel bir

operasyon olarak değerlendiriliyor.

İyileşme süreci

Ameliyat sonrası süreç de çoğu hasta için rahat geçiyor.

Burun içine yerleştirilen silikon destekler genellikle üçüncü

gün çıkarılıyor. Hastalara düzenli nazal yıkama öneriliyor ve

bir hafta içinde burun içi dokuların büyük oranda iyileştiği

görülüyor.

Bu sürecin sonunda hastalar, uzun süredir yaşadıkları

tıkanıklığın ortadan kalktığını ve çok daha rahat nefes

alabildiklerini ifade ediyor.

Kalıcı çözüm mü?

Septoplasti, yapısal eğriliği düzelttiği için genellikle kalıcı

bir çözüm sunuyor. Ancak bazı hastalarda ameliyat sonrası

dönemde alerjik reaksiyonlara bağlı şişlikler görülebiliyor.

Uzmanlara göre bu durum septum eğriliğiyle değil, burun içi

mukozal hassasiyetle ilişkilidir.

Pharma

11


Op. Dr. Eraslan states, “Septoplasty performed with the correct

indication provides long-term, often lifelong relief. Swelling

caused by allergic factors is a separate issue and should be

evaluated independently.”

Is septoplasty the same as rhinoplasty?

Another frequently confused topic is the difference between

septoplasty and rhinoplasty. Septoplasty is a functional surgery

aimed at correcting internal structural deviations that obstruct

breathing. It does not alter the external shape of the nose.

Rhinoplasty, on the other hand, is performed for aesthetic

purposes and changes the appearance of the nose.

In some patients who have both functional and aesthetic needs,

the two procedures can be planned and performed during the

same surgical session.

Why is nasal breathing so important?

The nose is not merely a structure that allows air to enter; it also

filters, warms, and humidifies it. Continuous mouth breathing

means that this natural filtration system is bypassed.

According to specialists, chronic nasal congestion may lead to:

* Snoring and sleep apnea

* Daytime fatigue

* Impaired concentration

* Long-term negative effects on the cardiovascular system

At this point, Op. Dr. Eraslan offers a clear warning: “Breathing is

not a need that can be postponed. Long-standing nasal congestion

must be taken seriously. Patients often become accustomed

to their symptoms and accept them as ‘normal.’ However, with

proper evaluation and appropriate surgery, quality of life can

improve significantly.”

Do not postpone, seek evaluation

Nasal congestion is not merely a comfort issue; it is a condition

that affects overall health. In cases of persistent obstruction that

reduces quality of life, especially when it disrupts nighttime sleep,

specialist examination should not be neglected.

Rather than relying on hearsay about septoplasty, making

a decision based on accurate diagnosis and individualized

assessment eliminates unnecessary concerns and opens the way

to healthy breathing.

Op. Dr. Eraslan, “Doğru endikasyonla yapılan septoplasti

ameliyatı, büyük oranda ömür boyu sürecek bir rahatlama

sağlar. Alerjik nedenli şişlikler farklı bir başlıktır ve ayrı

değerlendirilmelidir,” diyor.

Septoplasti ile rinoplasti aynı şey mi?

Toplumda sıkça karıştırılan bir diğer konu da septoplasti ile

rinoplasti arasındaki fark Septoplasti, nefes almayı engelleyen iç

yapı eğriliklerini düzeltmeye yönelik fonksiyonel bir ameliyattır.

Burun şekline müdahale edilmez. Rinoplasti ise, estetik amaçlıdır;

burun görünümünü değiştirir.

Bazı hastalarda hem fonksiyonel hem estetik ihtiyaç söz

konusuysa, iki operasyon aynı seansta birlikte planlanabiliyor.

Burundan nefes almak neden bu kadar önemli?

Burun yalnızca havayı içeri alan bir yapı değil; aynı zamanda

filtreleyen, ısıtan ve nemlendiren bir organdır. Sürekli ağızdan

nefes almak, bu doğal filtreleme sisteminin devre dışı kalması

anlamına gelir.

Uzmanlara göre kronik burun tıkanıklığı:

-Horlama ve uyku apnesine

-Gündüz yorgunluğuna

-Konsantrasyon bozukluğuna

-Uzun vadede kalp-damar sistemi üzerinde olumsuz etkilere

zemin hazırlayabiliyor.

Op. Dr. Eraslan, bu noktada şu uyarıda bulunuyor: “Nefes almak

ertelenebilecek bir ihtiyaç değildir. Uzun süredir devam eden

burun tıkanıklıkları mutlaka ciddiye alınmalıdır. Hastalar çoğu

zaman şikâyetlerine alışıyor ve bunu ‘normal’ kabul ediyor. Oysa

doğru değerlendirme ve uygun cerrahiyle yaşam kalitesi belirgin

şekilde artabilir.”

Ertelemeyin, değerlendirin

Burun tıkanıklığı basit bir konfor sorunu değil; bütüncül sağlık

üzerinde etkisi olan bir durum. Sürekli devam eden, yaşam

kalitesini düşüren ve özellikle gece uykusunu bozan tıkanıklık

şikâyetlerinde uzman muayenesi ihmal edilmemeli.

Septoplasti hakkında kulaktan dolma bilgiler yerine, doğru tanı ve

kişiye özel değerlendirme ile karar vermek hem gereksiz kaygıları

ortadan kaldırıyor hem de sağlıklı nefese giden yolu açıyor.

12 Pharma



Docplanner accelerates its AI-driven growth

Docplanner, yapay zekâ odaklı büyümesini hızlandırıyor

Docplanner has transitioned to a self-financing structure by

reaching EBITDA profitability; the rapid adoption of Noa

has triggered a new phase of growth.

Recognized as one of the category-defining players in digital

health globally, Docplanner announced that it achieved

EBITDA profitability for two consecutive quarters in the

second half of 2025, enabling the company to fully finance its

operations through its own cash flow. This milestone represents

not only a financial threshold, but also the beginning of a new

era in which the company is scaling its AI-powered healthcare

solutions.

Operating in Türkiye under the DoktorTakvimi brand, the

group recorded 20–30 percent revenue growth on a constant

currency basis in recent quarters, gaining strong momentum

across EMEA and Latin American markets. This performance

has progressed in parallel with the accelerating adoption of AIdriven

solutions.

Developed in 2024 for healthcare professionals, Docplanner’s

AI assistant Noa sits at the center of this transformation vision.

Within its first year, Noa was adopted by more than 15,000

paying physicians. The solution:

* Automates documentation processes during consultations

* Reduces administrative workload

* Enhances clinical efficiency

* Increases the time physicians can dedicate to each patient

To date, Noa has been used in more than 18 million consultations,

with usage volume growing at an average monthly rate of

approximately 30 percent. Noa operates in full integration with

Docplanner’s practice management and patient engagement

software, a product suite that serves more than 300,000 paying

healthcare professionals overall.

For the company, the early and strong adoption of Noa is viewed

not only as product success, but also as a cornerstone of longterm

financial sustainability.

“Healthcare cannot scale because doctors cannot scale”

Docplanner CEO Mariusz Gralewski summarizes the company’s

new phase as follows:

Docplanner, EBITDA kârlılığına ulaşarak kendi kendini

finanse eden yapıya geçti; Noa’nın hızlı benimsenmesi yeni

büyüme fazını tetikledi.

Dijital sağlıkta küresel ölçekte kategori tanımlayıcı oyuncular

arasında gösterilen Docplanner, 2025’in ikinci yarısında üst üste

iki çeyrek EBITDA kârlılığına ulaşarak operasyonlarını tamamen

kendi nakit akışıyla finanse eden bir yapıya geçtiğini duyurdu.

Bu gelişme, yalnızca finansal bir eşik değil; aynı zamanda

şirketin yapay zekâ destekli sağlık çözümlerini ölçeklendirdiği

yeni bir dönemin başlangıcı olarak değerlendiriliyor.

Türkiye’de DoktorTakvimi markasıyla faaliyet gösteren grup

şirketi, son çeyreklerde kur etkisinden arındırılmış yüzde

20–30 gelir büyümesi kaydederek EMEA ve Latin Amerika

pazarlarında güçlü bir ivme yakaladı. Bu performans, özellikle

yapay zekâ destekli çözümlerin benimsenme hızındaki artışla

paralel ilerliyor.

Docplanner’ın 2024 yılında sağlık profesyonelleri için

geliştirdiği yapay zekâ asistanı Noa, şirketin bu dönüşüm

vizyonunun merkezinde yer alıyor.

Henüz ilk yılında 15 binden fazla ücretli hekim tarafından

kullanılmaya başlanan Noa:

-Muayene sırasında dokümantasyon süreçlerini

otomatikleştiriyor

-İdari işleri azaltıyor

-Klinik verimliliği artırıyor

-Hekimlerin hasta başına ayırdığı zamanı yükseltiyor

Bugüne kadar 18 milyondan fazla muayenede kullanılan Noa’nın

kullanım hacmi aylık yaklaşık yüzde 30 oranında artıyor. Noa,

Docplanner’ın muayenehane yönetimi ve hasta etkileşimi

yazılımlarıyla entegre çalışıyor; bu ürün paketi toplamda 300

binden fazla ücretli sağlık profesyoneline hizmet veriyor.

Şirket açısından Noa’nın erken ve güçlü benimsenmesi, yalnızca

ürün başarısı değil; uzun vadeli finansal sürdürülebilirliğin de

temel taşlarından biri olarak görülüyor.

“Sağlık sistemi ölçeklenemiyor, çünkü doktorlar

ölçeklenemiyor”

Docplanner CEO’su Mariusz Gralewski, şirketin yeni fazını şu

sözlerle özetliyor:

“Sağlık sistemi ölçeklenemiyor; çünkü doktorlar ölçeklenemiyor.

Yapay zekâ bunu değiştiriyor. On yılı aşkın süredir dünyanın

en büyük sağlık pazar yerini inşa ettik. Şimdi sistemdeki en

büyük kısıtı ortadan kaldırmak için yapay zekâyı kullanıyoruz.

Kârlılık, bunu küresel ölçekte ve sorumlu şekilde büyütme

özgürlüğü sağlıyor.”

Gralewski’ye göre Docplanner’ın her ay platformu kullanan

100 milyondan fazla hasta üzerinden oluşturduğu veri ve

etkileşim ölçeği, yapay zekâ tabanlı klinik destek sistemlerini

yaygınlaştırmak açısından benzersiz bir avantaj sunuyor.

Yeni büyüme fazı kapsamında şirket, kurumsal yönetişim

14 Pharma


“Healthcare cannot scale because doctors cannot scale. Artificial

intelligence changes that. For more than a decade, we have built

the world’s largest healthcare marketplace. Now we are using AI

to remove the system’s biggest constraint. Profitability gives us

the freedom to grow this responsibly and at global scale.”

According to Gralewski, the scale of data and interactions

generated by more than 100 million patients using the platform

each month provides a unique advantage in expanding AIbased

clinical support systems.

As part of its new growth phase, the company has also

strengthened its corporate governance structure. David

Buttress, Co-Founder and former CEO of Just Eat, has joined as

a management advisor.

Docplanner is further reinforcing:

* Its financial reporting capacity

* Its information security infrastructure

* Its compliance and operational capabilities

While keeping a potential IPO as a strategic mid-term option.

A secondary share sale planned for the first quarter of 2026 will

provide liquidity to long-term investors and vested employees.

A new era at the intersection of healthcare and AI

Docplanner’s achievement of EBITDA profitability is regarded

not only as a financial accomplishment, but also as tangible

proof that AI-based clinical and administrative infrastructures

can be scaled sustainably.

Offering an integrated experience ranging from helping

patients find the right specialist to appointment scheduling

and document management, the platform improves both

patient experience and practice economics through automated

workflows and optimized scheduling tools for healthcare

professionals.

Built on profitability and accelerating AI adoption, Docplanner

is evolving from a digital healthcare marketplace into an

integrated AI infrastructure provider. Positioned at the

intersection of healthcare and artificial intelligence, the company

aims to further strengthen its long-term and sustainable growth

strategy on a global scale.

yapısını da güçlendirme adımları attı. Just Eat’in kurucu ortağı

ve eski CEO’su David Buttress yönetim danışmanı olarak göreve

başladı.

Docplanner ayrıca:

-Finansal raporlama kapasitesini

-Bilgi güvenliği altyapısını

-Uyum ve operasyon yetkinliklerini güçlendirerek orta vadede

halka arz seçeneğini de stratejik gündeminde tutuyor.

2026’nın ilk çeyreğinde planlanan ikincil hisse satışı, uzun

süredir yatırım yapan yatırımcılara ve hak kazanmış çalışanlara

likidite imkânı sunacak.

Sağlık ve yapay zekânın kesişiminde yeni dönem

Docplanner’ın ulaştığı EBITDA kârlılığı, yalnızca finansal

bir başarı göstergesi değil; yapay zekâ tabanlı klinik ve idari

altyapıların sürdürülebilir biçimde ölçeklenebileceğini gösteren

önemli bir kanıt olarak değerlendiriliyor.

Hastalar için doğru uzmana ulaşmaktan randevu planlamasına

ve doküman yönetimine uzanan bütüncül bir deneyim sunan

platform; sağlık profesyonelleri için de otomatik iş akışları ve

optimize edilmiş randevu planlaması sayesinde hem hasta

deneyimini hem de muayenehane ekonomisini iyileştiriyor.

Kârlılık ve hızlanan yapay zekâ benimsenmesi üzerine inşa

edilen bu yeni dönemde Docplanner, dijital sağlık pazar

yerinden entegre yapay zekâ altyapı sağlayıcısına evrilen bir

modelle yoluna devam ediyor. Sağlık ve yapay zekânın kesişim

noktasunda konumlanan şirket, uzun vadeli ve sürdürülebilir

büyüme stratejisini küresel ölçekte güçlendirmeyi hedefliyor.

Pharma

15


Biological support

for tissue repair with

exosome therapies

Eksozom tedavileriyle doku

onarımına biyolojik destek

Orthopedics and

Traumatology Specialist

Mehmet Hakan Özer

Exosome applications, increasingly discussed in conditions

ranging from sports injuries to osteoarthritis, aim to activate

the body’s own healing potential.

Musculoskeletal disorders are among the most common

health problems faced not only by professional athletes but

also by individuals with active lifestyles. Knee pain, shoulder

impingement, tendon degeneration, cartilage wear… Today,

non-surgical supportive approaches for these conditions are

gaining growing attention. One of the methods that has stood

out in recent years is exosome-based therapy.

Providing insights on the subject, Mehmet Hakan Özer,

Orthopedics and Traumatology Specialist at Batıgöz Balçova

Surgical Medical Center, emphasizes that exosome applications

should be considered a supportive and regenerative approach

when backed by proper patient selection and scientific planning.

What exosomes are and what they are not

Exosomes are sometimes confused with stem cells in public

discourse; however, they are not stem cells. Exosomes are

membrane-bound microscopic structures, measuring 30–150

nanometers, secreted by cells. They play a role in intercellular

communication. Through the growth factors, proteins, and

genetic material they contain, they can transmit “repair and

regeneration” signals to tissues.

Dr. Mehmet Hakan Özer summarizes this mechanism as

follows: “Exosome therapy is a modern approach that aims to

activate the body’s own healing potential.”

Supporting the body’s natural repair process

Exosome applications are not surgical interventions. They do

not provide direct mechanical or structural repair.

The primary goal is to support the biological healing

environment around damaged tissue, regulate inflammation,

and accelerate functional recovery. In this respect, exosome

therapy is evaluated within regenerative medicine approaches.

According to specialists, when properly planned, it may

contribute to pain reduction, improved mobility, and support of

the healing process. However, it is not suitable for every patient.

In which orthopedic conditions is it considered?

Dr. Özer particularly underlines that exosome therapy cannot

be automatically applied to every muscle or joint pain.

Spor yaralanmalarından eklem kireçlenmesine kadar birçok

sorunda gündeme gelen eksozom uygulamaları, vücudun

kendi iyileşme potansiyelini harekete geçirmeyi hedefliyor.

Kas-iskelet sistemi sorunları yalnızca profesyonel sporcuların

değil, aktif yaşam süren herkesin karşılaştığı önemli sağlık

problemleri arasında yer alıyor. Diz ağrıları, omuz sıkışmaları,

tendon yıpranmaları ve kıkırdak aşınmaları… Günümüzde

bu sorunlara yönelik cerrahi dışı destekleyici yaklaşımlar da

giderek daha fazla konuşuluyor. Son yıllarda dikkat çeken

yöntemlerden biri ise eksozom temelli tedaviler.

Konuyla ilgili değerlendirmelerde bulunan Batıgöz Balçova

Cerrahi Tıp Merkezi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Mehmet

Hakan Özer, eksozom uygulamalarının doğru hasta seçimi ve

bilimsel planlama ile destekleyici, rejeneratif bir yaklaşım

olarak ele alınması gerektiğini vurguluyor.

Eksozom nedir, ne değildir?

Kamuoyunda zaman zaman kök hücreyle karıştırılan

eksozomlar, aslında kök hücre değildir. Eksozomlar; hücreler

tarafından salgılanan, 30–150 nanometre boyutunda, zarla

çevrili mikroskobik yapılardır. Hücreler arası iletişimde rol

oynarlar. İçerdikleri, büyüme faktörleri, proteinler, genetik

materyaller sayesinde dokulara “onarım ve yenilenme” sinyalleri

iletebilirler.

Op. Dr. Mehmet Hakan Özer, bu mekanizmayı şöyle özetliyor:

“Eksozom tedavisi, vücudun kendi iyileşme potansiyelini

harekete geçirmeyi hedefleyen modern bir yaklaşımdır.”

Vücudun doğal onarım sürecini desteklemek

Eksozom uygulamaları cerrahi bir müdahale değildir. Doğrudan

mekanik ya da yapısal bir onarım sağlamaz.

Temel hedef; hasarlı doku çevresinde biyolojik iyileşme

ortamını desteklemek, inflamasyonu düzenlemek ve

fonksiyonel toparlanmayı hızlandırmaktır. Bu yönüyle eksozom

tedavisi, rejeneratif (doku yenileyici) tıp yaklaşımları içinde

değerlendirilir.

Uzmanlara göre doğru planlandığında; ağrının azalmasına,

hareket kapasitesinin artmasına ve iyileşme sürecinin

desteklenmesine katkı sağlayabilir. Ancak her hasta için uygun

değildir.

Hangi ortopedik sorunlarda gündeme gelir?

Op. Dr. Özer, eksozom tedavisinin her kas ya da eklem ağrısında

16 Pharma


Following a detailed orthopedic examination and necessary

imaging methods, it may be evaluated as a supportive approach

in selected patients.

In clinical practice, it is most commonly considered in:

* Cartilage wear and osteoarthritis in the knee, hip, and

shoulder joints

* Tendon and ligament injuries

* Shoulder impingement syndrome and rotator cuff problems

* Muscle and soft tissue injuries related to sports trauma

* Certain lower back and neck problems that do not require

surgery or where surgery can be postponed

In such cases, exosome application is assessed not as a substitute

for primary treatment but as a supportive component of a

comprehensive treatment plan.

An alternative option especially for active individuals

For athletes and individuals engaged in intense physical activity,

shortening recovery time is a key objective. When planned

with the correct indication, exosome-based approaches may

contribute to supporting this process.

However, the most critical factors are careful evaluation of

the patient’s age, activity level, severity of damage, and overall

health status.

A personalized application process

* Exosome therapy is generally administered via injection to the

affected area.

* The number of sessions is not standardized.

* Application intervals vary from patient to patient.

* There is no single uniform protocol.

Planning for each patient is carried out in light of clinical

findings, imaging results, and functional assessments.

Dr. Mehmet Hakan Özer offers the following caution:

“Exosome therapy is one of the regenerative approaches in

orthopedics and, when planned with the correct indication,

can support tissue healing. However, it is not suitable for every

patient; the treatment decision must always be made through

individualized evaluation.”

Scientific framework and realistic expectations are essential

With the growing popularity of regenerative medicine

applications, patients may sometimes expect rapid and

definitive results. Specialists emphasize that such treatments are

not miraculous solutions but biological support mechanisms.

When planned with proper patient selection, timely

intervention, and appropriate follow-up, exosome applications

hold an important place among orthopedic treatment options.

However, the decision-making process should always be guided

by specialist evaluation, and realistic expectations should be

established for each patient.

In musculoskeletal health, the goal is not only to reduce pain

but also to preserve functional mobility and improve quality of

life. Exosome therapies continue to attract attention as part of

this comprehensive approach.

otomatik olarak uygulanamayacağını özellikle vurguluyor.

Ayrıntılı ortopedik muayene ve gerekli görüntüleme yöntemleri

sonrasında, bazı hastalarda destekleyici yaklaşım olarak

değerlendirilebilir.

Klinik pratiğe bakıldığında en sık şu alanlarda gündeme gelir:

-Diz, kalça ve omuz eklemlerinde kıkırdak aşınması ve

kireçlenme

-Tendon ve bağ dokusu hasarları

-Omuz sıkışma sendromu ve rotator manşet problemleri

-Spor yaralanmalarına bağlı kas ve yumuşak doku hasarları

-Cerrahi gerektirmeyen ya da operasyonu ertelenebilen bazı bel

ve boyun problemleri

Bu tür durumlarda eksozom uygulaması, ana tedavinin yerine

değil; bütüncül tedavi planının destekleyici bir parçası olarak

değerlendiriliyor.

Özellikle aktif yaşam sürenler için alternatif bir seçenek

Sporcular ve yoğun fiziksel aktiviteye sahip bireylerde iyileşme

süresinin kısaltılması önemli bir hedef. Eksozom temelli

yaklaşımlar, doğru endikasyonda planlandığında, bu sürecin

desteklenmesine katkı sağlayabiliyor.

Ancak burada en kritik nokta; hastanın yaşı, aktivite düzeyi,

hasarın derecesi ve mevcut genel sağlık durumunun dikkatle

değerlendirilmesi.

Uygulama süreci kişiye özel planlanır

-Eksozom tedavisi genellikle problemli bölgeye enjeksiyon

yoluyla uygulanır.

-Seans sayısı standart değildir.

-Uygulama aralıkları kişiye göre değişir.

-Tek tip bir protokol bulunmaz.

Her hasta için planlama; klinik bulgular, görüntüleme sonuçları

ve fonksiyonel değerlendirmeler ışığında yapılır.

Op. Dr. Mehmet Hakan Özer, bu noktada şu uyarıda bulunuyor:

“Eksozom tedavisi ortopedide rejeneratif yaklaşımlar

arasında yer alan ve doğru endikasyonla planlandığında doku

iyileşmesini destekleyebilen bir uygulamadır. Ancak her hastaya

uygun değildir; tedavi kararı mutlaka kişiye özel değerlendirme

ile verilmelidir.”

Bilimsel çerçeve ve gerçekçi beklenti önemli

Rejeneratif tıp uygulamalarının popülerleşmesiyle birlikte,

hastalar bazen hızlı ve kesin sonuç beklentisi içine girebiliyor.

Uzmanlar ise bu tür tedavilerin mucizevi değil, biyolojik destek

mekanizmaları olduğunu hatırlatıyor.

Eksozom uygulamaları; doğru hasta seçimi, doğru zamanda

müdahale ve uygun takip ile planlandığında ortopedik tedavi

seçenekleri arasında önemli bir yer tutuyor. Ancak karar süreci

mutlaka uzman değerlendirmesi ile yürütülmeli ve her hasta

için gerçekçi beklentiler oluşturulmalı.

Kas-iskelet sistemi sağlığında amaç; yalnızca ağrıyı azaltmak

değil, fonksiyonel hareket kapasitesini korumak ve yaşam

kalitesini artırmak. Eksozom tedavileri de bu bütüncül

yaklaşımın bir parçası olarak dikkat çekmeye devam ediyor.

Pharma

17


Glaucoma can lead to permanent blindness

Glokom kalıcı körlüğe yol açabiliyor!

Uzmanlara göre hastalık, erken evrede yakalandığında

kontrol altına alınabiliyor; ancak geç kalındığında ortaya

çıkan görme kaybı geri döndürülemiyor.

Bu kritik tabloya dikkat çekmek amacıyla Türk Oftalmoloji

Derneği, toplumda farkındalığı artırmaya yönelik uyarılarda

bulundu. Dernek Genel Başkanı Kıvanç Güngör, glokomun

sinsi seyri nedeniyle düzenli göz muayenesinin hayati önem

taşıdığını vurguladı.

Kıvanç Güngör,

President of the Turkish Ophthalmological Association

According to specialists, the disease can be controlled when

detected at an early stage; however, vision loss that occurs

due to delayed diagnosis is irreversible.

To draw attention to this critical issue, the Turkish

Ophthalmological Association has issued warnings aimed

at increasing public awareness. The Association’s President,

Kıvanç Güngör, emphasized that regular eye examinations are

vital due to the insidious progression of glaucoma.

What is intraocular pressure and why does it matter?

Glaucoma is a group of diseases associated with increased

intraocular pressure resulting from impaired fluid circulation

within the eye. Over time, this pressure elevation can cause

permanent damage to the optic nerve.

Prof. Dr. Kıvanç Güngör noted that eye pressure differs from

systemic blood pressure and shared the following information:

* Normal intraocular pressure is considered to be between 10–

21 mmHg.

* Elevated pressure can cause irreversible damage to the optic

nerve.

* In the early stages, most patients may not experience noticeable

symptoms.

* The most dangerous aspect of the disease is that it often goes

unnoticed until it progresses. By the time visual field loss begins,

part of the damage may already be permanent.

Göz içi basıncı nedir, neden önemlidir?

Glokom, göz içindeki sıvı dolaşımının bozulması sonucu göz içi

basıncının artmasıyla ilişkilendirilen bir hastalık grubudur. Bu

basınç artışı zamanla görme sinirinde kalıcı hasara yol açabilir.

Prof. Dr. Kıvanç Güngör, göz tansiyonunun sistemik kan

basıncından farklı olduğunu belirterek şu bilgileri paylaştı:

-Normal göz içi basıncı 10–21 mmHg aralığında kabul edilir.

-Yüksek basınç, görme sinirinde geri dönüşü olmayan hasar

oluşturabilir.

-Erken dönemde çoğu hastada belirgin şikâyet görülmeyebilir.

-Hastalığın en riskli yönü ise ilerleyene kadar fark edilmemesi.

Görme alanı kaybı başladığında, hasarın bir kısmı kalıcı hale

gelmiş olabilir.

Küresel ve ulusal boyutuyla glokom

Dünya genelinde önemli bir halk sağlığı sorunu olan glokoma

ilişkin veriler çarpıcı boyutta.

Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre:

-Dünya genelinde yaklaşık 70 milyon kişi glokomdan

etkileniyor.

-6,5–7 milyon kişi glokoma bağlı körlükle yaşıyor.

-Tüm körlük nedenleri içinde yaklaşık yüzde 15’lik paya sahip.

-Bu da her 6–7 körlük vakasından birinin glokoma bağlı geliştiği

anlamına geliyor.

Türkiye’de ise 40 yaş üzerindeki nüfusta glokom sıklığının yüzde

3–3,5 oranında olduğu tahmin ediliyor. Dünya genelinde 40 yaş

üzeri bireylerde görülme sıklığı ortalama yüzde 2 civarında

seyrediyor.

18 Pharma

Glaucoma from a global and national perspective

Glaucoma represents a significant public health issue worldwide,

with striking data highlighting its impact.

According to the World Health Organization:

* Approximately 70 million people worldwide are affected by

glaucoma.


* Between 6.5 and 7 million people live with blindness due to

glaucoma.

* It accounts for roughly 15 percent of all causes of blindness.

* This means that one in every six to seven cases of blindness is

related to glaucoma.

In Türkiye, the prevalence of glaucoma among individuals over

the age of 40 is estimated at 3–3.5 percent. Globally, the average

prevalence in this age group is around 2 percent.

Do not delay if you are in a risk group

Although glaucoma can occur at any age, certain groups are at

higher risk:

* Individuals over 40 years of age

* Those over 60 (with a definite increase in risk)

* Individuals with a family history of glaucoma

* Patients with systemic diseases such as diabetes or hypertension

Prof. Dr. Güngör stressed that individuals with a family history of

glaucoma should not neglect regular check-ups, stating, “Family

history is a significant risk factor. Periodic examinations are of

great importance for those who have relatives with glaucoma.”

It can also occur in newborns

Glaucoma is not solely a disease of older age. Although rare,

congenital glaucoma can also be seen in infants.

Warning signs in babies include:

* Excessive tearing

* Sensitivity to light

* Persistent redness

* Enlargement of the eye

* Corneal edema

While most congenital glaucoma cases are bilateral,

approximately 25 percent may be unilateral. If not diagnosed

early, it can lead to severe vision loss or even blindness. However,

successful outcomes can be achieved with appropriate surgical

intervention.

Health authorities underline the importance of screening

programs during the first 3 and 6 months of life in this regard.

Early diagnosis preserves vision

Specialists emphasize that vision lost due to glaucoma cannot be

restored, and that early diagnosis is the only way to slow disease

progression. Through regular eye examinations:

* Intraocular pressure can be measured,

* Early damage can be detected with visual field testing,

* The optic nerve can be evaluated in detail,

* Appropriate treatment can be initiated without delay.

Today, glaucoma can be controlled with medical treatments,

laser applications, and surgical methods. However, the success

of treatment largely depends on early initiation.

It progresses silently, leaves permanent marks

Glaucoma may progress without causing pain or noticeable

discomfort. Therefore, the belief that “my vision is fine, I have

no problem” can be misleading. Vision loss that begins in the

peripheral visual field often goes unnoticed by the patient.

Risk grubundaysanız gecikmeyin

Glokom her yaşta görülebilmekle birlikte bazı gruplarda risk

daha yüksek:

-40 yaş üzerindeki bireyler

-60 yaş üstü kişiler (kesin risk artışı)

-Ailesinde glokom öyküsü bulunanlar

-Diyabet veya hipertansiyon gibi sistemik hastalıkları olanlar

Prof. Dr. Güngör, özellikle ailesinde glokom bulunan kişilerin

düzenli kontrollerini ihmal etmemesi gerektiğini belirterek,

“Aile öyküsü önemli bir risk faktörüdür. Akrabasında glokom

olan bireylerin periyodik muayene yaptırması büyük önem

taşır,” dedi.

Yenidoğanlarda da görülebiliyor

Glokom yalnızca ileri yaş hastalığı değil. Nadir de olsa

bebeklerde de doğuştan glokom görülebiliyor.

Bebeklerde dikkat edilmesi gereken belirtiler arasında:

-Gözlerde sulanma

-Işığa hassasiyet

-Sürekli kızarıklık

-Göz boyutunda büyüme

-Kornea ödemi yer alıyor.

Doğuştan glokom vakalarının çoğu çift taraflı olsa da yüzde

25 oranında tek taraflı görülebiliyor. Erken teşhis edilmezse

ciddi görme kaybına hatta körlüğe yol açabiliyor. Ancak uygun

cerrahi müdahaleyle başarılı sonuçlar alınabiliyor.

Sağlık otoritelerinin yenidoğan dönemindeki ilk 3 ay ve 6

ay tarama programlarının bu açıdan büyük önem taşıdığı

belirtiliyor.

Erken tanı, görmeyi korur

Glokomda kaybedilen görmenin geri getirilemediğini hatırlatan

uzmanlar, hastalığın seyrini yavaşlatmanın tek yolunun erken

Pharma

19


Specialists emphasize that individuals over 40 should undergo a

comprehensive eye examination at least once a year, while those

with a family history should be monitored more frequently to

prevent permanent vision loss.

Glaucoma progresses silently, but it can be controlled with early

diagnosis. Do not neglect regular eye examinations to protect

your vision.

teşhis olduğunu ifade ediyor. Düzenli göz muayenesi sayesinde:

-Göz içi basıncı ölçümü yapılabiliyor,

-Görme alanı testleriyle erken hasar saptanabiliyor,

-Görme siniri detaylı şekilde değerlendirilebiliyor,

-Uygun tedavi planı gecikmeden başlatılabiliyor.

Günümüzde ilaç tedavileri, lazer uygulamaları ve cerrahi

yöntemlerle glokom kontrol altına alınabiliyor. Ancak tedavinin

başarısı, büyük ölçüde erken evrede başlatılmasına bağlı.

Sessiz ilerler, kalıcı iz bırakır

Glokom, ağrı ya da belirgin rahatsızlık hissi oluşturmadan

ilerleyebilir. Bu nedenle “görmem iyi, sorunum yok” düşüncesi

yanıltıcı olabilir. Görme alanının çevresel bölgelerinde başlayan

kayıplar, çoğu zaman hasta tarafından fark edilmez.

Uzmanlar, 40 yaş sonrası bireylerin yılda en az bir kez kapsamlı

göz muayenesi yaptırmasının, aile öyküsü bulunanların ise

daha sık kontrol edilmesinin kalıcı görme kayıplarını önlemede

kritik rol oynadığını vurguluyor.

Glokom sinsi ilerler, ancak erken tanıyla kontrol altına

alınabilir. Görmenizi korumak için düzenli göz muayenesini

ihmal etmeyin.

20 Pharma



Pay attention to childhood eye infections!

Çocukluk çağı enfeksiyonlarına dikkat!

Ophthalmologist İsmail Diri

Seemingly minor redness and discharge can negatively affect

visual development if left untreated.

Eye infections, which are common in childhood, are often

underestimated with the assumption that they will resolve

on their own. However, specialists warn that infections not

properly managed in the early stages can disrupt a child’s daily

comfort and put visual development at risk. Particularly in

preschool and school-age children, the immune system is not

yet fully mature, creating conditions for infections to spread

more rapidly.

Providing insights on the issue, İsmail Diri, Ophthalmologist

at Batıgöz Health Group Balçova Surgical Medical Center,

emphasizes that eye infections in children should not be

neglected and urges parents to remain vigilant.

Nursery and school environments increase the risk

Children are more susceptible to infections due to

underdeveloped hygiene habits and frequent close contact in

shared environments.

* Hands that touch the eyes without proper hygiene

* Shared towels

* Toys and stationery items

* Close contact within classrooms

All of these factors can accelerate the chain of transmission.

Op. Dr. İsmail Diri states, “Eye infections in children are more

common than we think. Contagion spreads more quickly,

especially during nursery and school years. Therefore, instilling

proper hygiene habits at an early age is of great importance.”

Basit görünen kızarıklık ve çapaklanma, tedavi edilmediğinde

görme gelişimini olumsuz etkileyebilir!

Çocukluk çağında sık rastlanan göz enfeksiyonları çoğu zaman

“geçer” düşüncesiyle hafife alınabiliyor. Oysa uzmanlara göre

erken dönemde doğru şekilde yönetilmeyen enfeksiyonlar,

hem çocuğun günlük yaşam konforunu bozabiliyor hem de

görme gelişimini riske atabiliyor. Özellikle okul öncesi ve

okul çağındaki çocuklarda bağışıklık sisteminin henüz tam

olgunlaşmamış olması, enfeksiyonların daha hızlı yayılmasına

zemin hazırlıyor.

Konuya ilişkin değerlendirmelerde bulunan Batıgöz Sağlık

Grubu Balçova Cerrahi Tıp Merkezi Göz Hastalıkları Uzmanı

İsmail Diri, çocuklarda göz enfeksiyonlarının ihmal edilmemesi

gerektiğini vurgulayarak ebeveynleri uyarıyor.

Kreş ve Okul Ortamı Riski Artırıyor Çocuklar, hijyen

alışkanlıklarının henüz tam gelişmemiş olması ve yakın temasın

yoğun olduğu ortamlarda bulunmaları nedeniyle enfeksiyonlara

daha açık bir grubu oluşturuyor.

-Gözle temas eden kirli eller

-Ortak kullanılan havlular

-Oyuncaklar ve kırtasiye malzemeleri

-Sınıf içindeki yakın temas enfeksiyon zincirini hızlandırabiliyor.

Op. Dr. İsmail Diri, “Çocuklarda göz enfeksiyonları

sandığımızdan daha yaygındır. Özellikle kreş ve okul

döneminde bulaşıcılık daha hızlı gerçekleşir. Bu nedenle hijyen

alışkanlıklarının erken yaşta kazandırılması büyük önem taşır,”

diyor.

En sık karşılaşılan göz enfeksiyonları

Çocukluk çağında görülen göz enfeksiyonları benzer belirtilerle

ortaya çıksa da nedenleri ve tedavi yaklaşımları farklılık

gösterebilir. En sık görülen tablolar şunlardır:

-Konjonktivit

-Kızarıklık

-Sulanma

-Çapaklanma

-Batma hissi ile kendini gösterir.

Bakteriyel konjonktivitlerde sarı-yeşil yoğun akıntı ön

plandayken, viral türlerde sulanma ve ışık hassasiyeti daha

belirgindir. Alerjik konjonktivitlerde ise kaşıntı baskındır ve

genellikle iki gözü birden etkiler.

-Blefarit

Kirpik diplerinde kızarıklık, kabuklanma ve hassasiyetle ortaya

çıkar.

-Arpacık

Genellikle göz kapağında ağrılı, kızarık ve şiş bir oluşum

şeklinde görülür.

-Gözyaşı Kanalı Enfeksiyonları

Özellikle bebeklik döneminde karşılaşılır.

22 Pharma


The most common eye infections

Although childhood eye infections often present with similar

symptoms, their causes and treatment approaches may differ. The

most frequently encountered conditions include:

* Conjunctivitis

Characterized by redness, tearing, discharge, and a stinging

sensation.

In bacterial conjunctivitis, thick yellow-green discharge is

prominent, whereas viral types are more associated with tearing

and light sensitivity. In allergic conjunctivitis, itching is the

dominant symptom and usually affects both eyes.

* Blepharitis

Appears with redness, crusting, and tenderness at the base of the

eyelashes.

* Stye

Typically presents as a painful, red, swollen lump on the eyelid.

* Tear duct infections

More commonly observed during infancy.

Discharge in infants does not always mean infection

Frequent eye discharge in newborns and infants does not

necessarily indicate infection. Tearing and mild discharge caused

by tear duct obstruction can produce similar findings.

However, if redness, swelling, increased discharge, and irritability

accompany these symptoms, specialist evaluation is essential.

Random use of eye drops at home can be risky

One of the most common mistakes parents make is administering

previously used or recommended eye drops without consulting a

physician. Since the cause of each infection differs, the treatment

must also vary.

Incorrect medication use may lead to:

* Prolonged infection

* Worsening symptoms

* Development of resistance

* Additional damage to the ocular surface

Specialists advise that if redness and discharge do not improve

within a few days, an ophthalmologist should be consulted

without delay.

Early intervention protects visual development

Although eye infections in childhood are often mild, prolonged

or recurrent cases may negatively affect visual development.

Since visual development continues during school age, chronic

infections require careful monitoring.

Op. Dr. İsmail Diri offers the following warning:

“If redness, discharge, and tearing in a child’s eye do not resolve

within a few days, an ophthalmology specialist should be

consulted. Early diagnosis and appropriate treatment are critical

for healthy visual development.”

It should not be forgotten that good vision is fundamental for

children to explore the world in a healthy way. Rather than

underestimating seemingly simple eye infections, early diagnosis

and proper treatment can help prevent permanent complications.

Bebeklerde çapaklanma her zaman enfeksiyon değildir

Yenidoğan ve bebeklerde sık görülen göz çapaklanması, her

zaman enfeksiyon anlamına gelmeyebilir. Gözyaşı kanalı

tıkanıklığına bağlı olarak gelişen sulanma ve hafif akıntı da

benzer bulgulara yol açabilir.

Ancak kızarıklık, şişlik, artan akıntı ve huzursuzluk gibi

belirtiler eşlik ediyorsa mutlaka uzman değerlendirmesi gerekir.

Evde rastgele damla kullanımı tehlikeli olabilir

Ebeveynlerin en sık yaptığı hatalardan biri, daha önce kullanılan

ya da çevreden önerilen göz damlalarını doktora danışmadan

çocuklarına uygulamak. Oysa her enfeksiyonun nedeni farklı

olduğu için tedavi de farklıdır.

Yanlış ilaç kullanımı:

-Enfeksiyonun uzamasına

-Belirtilerin artmasına

-Direnç gelişimine

-Göz yüzeyinde ek hasara neden olabilir.

Uzmanlar, birkaç gün içinde düzelmeyen kızarıklık ve

çapaklanma durumlarında vakit kaybetmeden göz hastalıkları

uzmanına başvurulması gerektiğini belirtiyor.

Erken müdahale görme gelişimini korur

Çocukluk çağında geçirilen göz enfeksiyonları genellikle

basit seyretse de uzun süren ya da tekrarlayan durumlarda

görme gelişimi olumsuz etkilenebilir. Özellikle okul çağındaki

çocuklarda görme gelişimi devam ettiği için kronikleşen

enfeksiyonlar dikkatle izlenmelidir.

Op. Dr. İsmail Diri, şu uyarıda bulunuyor:

“Çocuklarda gözde kızarıklık, çapaklanma ve sulanma birkaç

gün içinde düzelmiyorsa mutlaka göz hastalıkları uzmanına

başvurulmalıdır. Erken tanı ve doğru tedavi, sağlıklı bir görme

gelişimi için kritik önem taşır.”

Unutulmamalı ki, çocukların dünyayı sağlıklı bir şekilde

keşfedebilmesi için iyi bir görme yetisi temel gerekliliklerden

biri. Basit gibi görünen göz enfeksiyonlarını hafife almamak,

erken teşhis ve doğru tedaviyle kalıcı sorunların önüne geçmek

mümkün.

Pharma

23


Five technological innovations in Parkinson’s surgery

Parkinson cerrahisinde 5 teknolojik yenilik!

Parkinson artık yalnızca ileri yaş hastalığı değil. Uzmanlara

göre erken başlangıçlı vakalar artarken, beyin pili tedavisinde

yönlendirilebilir elektrotlardan akıllı sistemlere, genel

anestezi altında milimetrik yerleştirmeden 15 yıla kadar

ömürlü şarjlı pillere uzanan 5 önemli teknolojik yenilik

cerrahide yeni bir dönemi başlattı.

Beyinde dopamin üreten hücrelerin kaybıyla ilerleyen Parkinson

hastalığı, görülme sıklığı açısından Alzheimer’dan sonra ikinci

sırada yer alıyor. Uzun yıllar ileri yaş hastalığı olarak bilinse de

artık tablo değişiyor.

Acıbadem Maslak Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı

Hüseyin Hayri Kertmen, son yıllarda erken başlangıçlı

Parkinson vakalarının dikkat çekici biçimde arttığını belirtiyor:

“Günümüzde Parkinson hastalarının yaklaşık yüzde 5–10’unda

hastalık 40 yaşından önce başlıyor. Genetik yatkınlık önemli

bir faktör. Bunun yanında tarım ilaçları, ağır metaller ve hava

kirliliği gibi çevresel etkenler de riski artırabiliyor.”

Neurosurgery Specialist Hüseyin Hayri Kertmen

Parkinson’s is no longer considered solely a disease of

advanced age. As early-onset cases increase, five major

technological innovations in deep brain stimulation, ranging

from directional electrodes to smart systems and long-lasting

rechargeable devices, have ushered in a new era in surgical

treatment.

Parkinson’s disease, which progresses due to the loss of

dopamine-producing cells in the brain, ranks second after

Alzheimer’s in terms of prevalence. Although it was long known

as a disease of older adults, this perception is changing.

Hüseyin Hayri Kertmen, Neurosurgery Specialist at Acıbadem

Maslak Hospital, notes a remarkable rise in early-onset

Parkinson’s cases in recent years:

“Today, approximately 5–10 percent of Parkinson’s patients

develop the disease before the age of 40. Genetic predisposition

is an important factor. In addition, environmental influences

such as pesticides, heavy metals, and air pollution may also

increase the risk.”

Symptoms are not limited to tremors

Parkinson’s manifests with symptoms such as tremors, slowed

movements, muscle rigidity, and loss of balance. However, the

course of the disease may vary from patient to patient.

Belirtiler sadece titremeden ibaret değil

Parkinson; titreme, hareketlerde yavaşlama, kas sertliği ve

denge kaybı gibi belirtilerle ortaya çıkıyor. Ancak her hastada

aynı seyretmeyebiliyor.

Tanı çoğunlukla 50–55 yaş civarında konulsa da, artan

farkındalık ve gelişmiş görüntüleme yöntemleri sayesinde

hastalık artık daha erken ve daha doğru teşhis edilebiliyor.

Hastalığın ilk basamağında ilaç tedavisi yer alıyor. Özellikle

dopamin içerikli ilaçlar başlangıç döneminde oldukça etkili

oluyor. Halk arasında “balayı dönemi” olarak adlandırılan

bu süreçte belirtiler büyük ölçüde kontrol altına alınabiliyor.

Ancak zamanla ilaçların etki süresi kısalabiliyor ve yaşam

kalitesi düşebiliyor.

Doğru hasta, doğru zaman

İlaçlara yanıtın azaldığı, titremenin kontrol altına alınamadığı

veya ilaca bağlı istemsiz hareketlerin arttığı durumlarda cerrahi

seçenek gündeme geliyor.

Halk arasında “beyin pili” olarak bilinen Derin Beyin

Stimülasyonu (DBS), uygun hastalarda yaşam kalitesini belirgin

şekilde artırabiliyor. Prof. Dr. Kertmen’e göre cerrahi her hastaya

uygulanmıyor; ancak doğru zamanda planlanan ameliyat,

hastanın bağımlılığını azaltabiliyor ve günlük becerilerini geri

kazanmasına yardımcı olabiliyor.

“Amaç acele etmek değil; hastaya en fazla faydayı sağlayacak

doğru zamanı belirlemektir. Karar, nöroloji ve beyin cerrahisi

uzmanlarının yer aldığı deneyimli bir ekip tarafından

verilmelidir.”

24 Pharma


Although diagnosis is most commonly made around the ages of

50–55, increasing awareness and advanced imaging techniques

now enable earlier and more accurate detection.

Medication constitutes the first-line treatment. Dopaminebased

therapies are particularly effective in the early stages.

During what is commonly referred to as the “honeymoon

period,” symptoms can be largely controlled. Over time,

however, the duration of drug efficacy may shorten, and quality

of life may decline.

The right patient, the right timing

When the response to medication diminishes, tremors cannot be

adequately controlled, or drug-induced involuntary movements

increase, surgical options come to the forefront.

Deep Brain Stimulation (DBS), commonly known as a

“brain pacemaker,” can significantly improve quality of life in

appropriate patients. According to Prof. Dr. Kertmen, surgery

is not suitable for every patient; however, when planned at the

right time, it can reduce dependency and help patients regain

daily functional abilities.

“The goal is not to rush, but to determine the optimal timing

that will provide the greatest benefit to the patient. The decision

should be made by an experienced team including both

neurology and neurosurgery specialists.”

Waiting years for a brain pacemaker is no longer necessary

The previous approach of “waiting many years before surgery”

has given way to a more flexible and patient-centered model.

Once the diagnosis is confirmed and sufficient benefit from

medication cannot be achieved, surgery may be considered

earlier in suitable patients.

Technological advancements

Recent years have brought significant progress in surgical

practice with the contribution of advanced technologies:

* Directional electrodes: More precise targeting with fewer side

effects

* Smart (adaptive) brain pacemaker systems: Personalized and

balanced stimulation

* Advanced surgical techniques: In many cases, the need to

remain awake during surgery has been eliminated

* Millimetric imaging systems: High accuracy in electrode

placement

* Next-generation rechargeable devices: 10–15 years of battery

life and reduced need for repeat surgeries

An independent and safer life

Regular follow-ups, device programming, and exercise

programs are integral parts of post-surgical care. With

appropriate monitoring, many patients regain essential daily

functions such as eating independently, buttoning a shirt, and

walking more safely.

While the rise in early-onset Parkinson’s cases is noteworthy,

continuous advances in medical technology are providing

increasingly promising options for patients.

Beyin pili için yıllarca beklemek gerekmiyor

Geçmişte benimsenen “ameliyat için uzun yıllar beklemek

gerekir” yaklaşımı artık yerini daha esnek, hasta odaklı

bir modele bırakmış durumda. Tanı netleştikten ve ilaç

tedavisinden yeterli fayda sağlanamadığı gösterildikten sonra

uygun hastalarda cerrahi daha erken planlanabiliyor.

Teknolojik yenilikler

Son yıllarda ileri teknolojinin katkısıyla cerrahi uygulamalarda

önemli gelişmeler yaşandı:

-Yönlendirilebilir elektrotlar: Daha hassas hedefleme, daha az

yan etki

-Akıllı (adaptif) beyin pili sistemleri: Kişiye özel ve dengeli

uyarım

-Gelişmiş cerrahi teknikler: Çoğu hastada ameliyat sırasında

uyanık kalma zorunluluğu ortadan kalktı

-Milimetrik görüntüleme sistemleri: Elektrot yerleşiminde

yüksek doğruluk

Yeni nesil şarj edilebilir piller: 10–15 yıl kullanım süresi ve daha

az tekrar ameliyat ihtiyacı

Bağımsız ve güvenli bir yaşam

Cerrahi sonrası düzenli kontroller, pil ayarları ve egzersiz

programları tedavinin ayrılmaz parçası. Uygun takip

sağlandığında birçok hasta; kendi yemeğini yiyebilme,

düğmesini ilikleyebilme ve daha güvenli yürüyebilme gibi temel

günlük aktivitelerini yeniden kazanabiliyor.

Genç yaşta görülen Parkinson vakalarındaki artış dikkat çekici

olsa da, tıp teknolojisindeki ilerlemeler sayesinde hastalar için

umut verici seçenekler her geçen gün gelişmeye devam ediyor.

Pharma

25


The journey of medicine united with science

on Medicine Day

Tıp Bayramı’nda hekimliğin

bilimle bütünleşen yolculuğu

26 Pharma

March 14 represents not only

a professional day, but also the

transformation of a science devoted

to human life. Today, medicine is being

redefined at the intersection of clinical intuition, advanced

pharmaceutical technologies, and molecular engineering.

Medicine Day is a moment to make visible the scientific

strength behind the white coat.

Throughout history, physicians have assumed the responsibility

of standing beside people in their most vulnerable moments. In

the modern era, however, this responsibility is supported not

only by knowledge and experience, but also by advanced drug

technologies, biotechnology, and data science.

Today’s physician is not only the one who diagnoses disease, but

also the clinical guide of therapies designed at the molecular

level. Medicine is no longer merely a treatment tool; it is a hightechnology

intervention shaped by scientific engineering.

Between clinical intuition and molecular intelligence

Modern drug development processes rely on a complex

scientific infrastructure, ranging from genomic analyses to

bioinformatic modeling. Yet all this technology finds its true

meaning in the clinic.

Even the most advanced molecule remains a theoretical

potential unless it reaches the right patient. This is where the

physician’s knowledge, experience, and ethical stance come into

play.

Medicine Day reminds us that this profession, standing at such

a critical threshold, carries not only historical significance but

also scientific leadership.

Medicine in the age of biotechnology

In recent years, biotechnology has become one of the strongest

drivers of pharmaceutical innovation. Cell-based production

14 Mart yalnızca bir meslek gününü değil, insan hayatına

adanmış bir bilimin dönüşümünü temsil ediyor. Bugün

hekimlik; klinik sezginin, ileri ilaç teknolojilerinin ve

moleküler mühendisliğin kesişim noktasında yeniden

tanımlanıyor. Tıp Bayramı, beyaz önlüğün arkasındaki bilim

gücünü görünür kılma zamanı.

Tarih boyunca hekimlik, insanın en savunmasız anında

yanında olma sorumluluğunu üstlendi. Ancak

modern çağda bu sorumluluk yalnızca bilgi ve

deneyimle değil; ileri ilaç teknolojileri, biyoteknoloji

ve veri bilimiyle destekleniyor.

Bugünün hekimi; yalnızca hastalığı teşhis eden değil,

aynı zamanda moleküler düzeyde tasarlanmış tedavilerin

klinik rehberi konumunda. İlaç artık sadece bir tedavi aracı

değil; bilimsel mühendisliğin ürünü olan yüksek teknoloji bir

müdahale biçimi.

Klinik sezgi ile moleküler akıl arasında

Modern ilaç geliştirme süreçleri; genomik analizlerden

biyoinformatik modellemelere kadar uzanan karmaşık bir

bilimsel altyapıya dayanıyor. Ancak bütün bu teknoloji, gerçek

anlamını klinikte buluyor.

En gelişmiş molekül dahi, doğru hastaya ulaşmadığı sürece

teorik bir potansiyelden ibaret kalır. İşte burada hekimliğin

bilgisi, deneyimi ve etik duruşu devreye giriyor.

Tıp Bayramı; bu kritik eşikte duran mesleğin yalnızca tarihsel

değil, bilimsel liderliğini de hatırlatıyor.

Biyoteknoloji çağında hekimlik

Biyoteknoloji, son yıllarda farmasötik inovasyonun en güçlü

alanı haline geldi. Hücre temelli üretim süreçleri, hedefe yönelik

tedaviler ve genetik düzeyde müdahaleler; özellikle kompleks

ve kronik hastalıklarda yeni kapılar açıyor.

Bu gelişmeler, hekimin tedavi seçeneklerini genişletirken; karar

süreçlerini de daha analitik bir zemine taşıyor. Artık tedavi

planı oluşturmak, sadece klinik tabloyu değil, moleküler profili

de okumayı gerektiriyor. Dolayısıyla modern hekim; bilginin

tüketicisi değil, bilimin uygulayıcı stratejisti konumunda.

Akıllı ilaç teknolojileri ve klinik güven

İlaç teknolojileri yalnızca yeni moleküller üretmiyor; ilacı

daha akıllı hale getiriyor. Nano-taşıyıcı sistemler, kontrollü


processes, targeted therapies, and genetic-level interventions

are opening new pathways, particularly in the treatment of

complex and chronic diseases.

While these developments expand therapeutic options, they

also move decision-making processes onto a more analytical

foundation. Designing a treatment plan now requires reading

not only the clinical picture but also the molecular profile.

The modern physician is therefore not a passive consumer of

knowledge, but a strategic practitioner of science.

Smart drug technologies and clinical trust

Pharmaceutical technologies are not only

producing new molecules; they are making

medicines smarter. Nano-carrier

systems, controlled release

mechanisms, and targeted

delivery technologies aim

to optimize the efficacy and

safety profile of treatments.

At this point, the physician’s

role becomes even more

critical. Dose adjustment,

patient adherence, side effect

management, and treatment

monitoring determine the realworld

success of high-technology products.

Technology may advance, but at the center of the treatment

process remains the human being and the trust that defines this

relationship.

Clinical leadership in the age of data

Digital health solutions, real-world data, and AI-supported

decision systems are transforming medicine. From the design

of clinical trials to pharmacovigilance processes, every stage

is increasingly shaped by data. Algorithms may suggest, but

the final decision belongs to the physician. For this reason,

Medicine Day symbolizes not only the dedication of the past,

but also the scientific leadership of the future.

Ethics, regulation, and responsibility

The rapid pace of pharmaceutical innovation requires a

strong regulatory and ethical framework. Patient safety, an

evidence-based approach, and transparency are indispensable

principles of modern medicine. The medical profession serves

as the guarantor of these principles in practice. Even the most

innovative treatment loses its value without a clear sense of

ethical responsibility.

Today, the white coat is not only the symbol of a profession,

but the conscience of science. Pharmaceutical technologies will

continue to advance. Molecules will become more targeted,

carrier systems smarter, and data analytics faster. Yet for all this

transformation to gain meaning, clinical guidance, professional

intuition, and human touch remain essential. Science progresses

and technology evolves. But what ultimately guides treatment is

the responsibility represented by the white coat.

salım mekanizmaları ve hedefe yönelik dağılım teknolojileri;

tedavinin etkinlik ve güvenlilik profilini optimize etmeyi

amaçlıyor.

Bu noktada hekimin rolü daha da kritik: Doz ayarlaması,

hasta uyumu, yan etki yönetimi ve tedavi

takibi gibi süreçler; yüksek teknoloji

ürünlerin gerçek

yaşam başarısını belirliyor.

Teknoloji ilerliyor olabilir; ancak

tedavi sürecinin merkezinde hâlâ insan ve

onun güven ilişkisi var.

Veri çağında klinik liderlik

Dijital sağlık çözümleri, gerçek yaşam verileri ve yapay zekâ

destekli karar sistemleri; hekimliği dönüştürüyor. Klinik

çalışmaların tasarımından farmakovijilans süreçlerine kadar

her aşama veriyle şekilleniyor. Ancak algoritmalar önerir; nihai

kararı hekim verir. Bu nedenle Tıp Bayramı, yalnızca geçmişin

fedakârlığını değil; geleceğin bilimsel liderliğini de simgeliyor.

Etik, regülasyon ve sorumluluk

İlaç teknolojilerindeki hız, güçlü bir regülasyon ve etik çerçeve

gerektiriyor. Hasta güvenliği, kanıta dayalı yaklaşım ve şeffaflık;

modern tıbbın vazgeçilmez ilkeleri. Hekimlik mesleği bu

ilkelerin uygulamadaki garantörüdür. En yenilikçi tedavi bile,

etik sorumluluk bilinci olmadan değerini yitirir.

Bugün beyaz önlük; yalnızca bir mesleğin simgesi değil, bilimin

vicdanıdır. İlaç teknolojileri gelişmeye devam edecek.

Moleküller daha hedefe yönelik olacak,

taşıyıcı sistemler daha akıllı hale

gelecek, veri analitiği daha

hızlanacak. Ancak bütün bu

dönüşümün anlam kazanması

için klinik rehberliğe, mesleki

sezgiye ve insani dokunuşa

ihtiyaç var. Bilim ilerler,

teknoloji gelişir. Ama tedaviye

yön veren; beyaz önlüğün temsil

ettiği sorumluluktur.

Pharma

27


Orzax brings science to skin

Orzax ile bilimin cilde dokunuşu

Takviye edici gıdada 20 yıllık uzmanlığını şimdi cilt sağlığına

taşıyan Orzax, Shiniq markasıyla dermokozmetik pazarına

güçlü bir giriş yaptı. Eczane kanalında konumlanan marka,

bilim temelli formülleri ve bütüncül cilt yaklaşımıyla dikkat

çekiyor.

Orzax, iki dekadı aşan bilimsel birikimini yeni bir kulvara

taşıyor. Türkiye’nin önde gelen takviye edici gıda markalarından

Orzax, cilt sağlığına odaklanan yeni markası Shiniq ile

dermokozmetik pazarına adım attı.

Şirketin Ar-Ge gücünden beslenen Shiniq, cildi yalnızca estetik

bir yüzey olarak değil, canlı ve dinamik bir ekosistem olarak

ele alıyor. Prebiyotik ve postbiyotik içeriklerle geliştirilen ürün

gamı; temiz içerik anlayışı, dermatolojik güvenilirlik kriterleri

ve yüksek üretim standartlarıyla konumlanıyor.

Yunus Emre Alimoğlu, Chairman of the Board, Orzax

Building on 20 years of expertise in dietary supplements,

Orzax has now extended its know-how to skin health, making

a strong entry into the dermocosmetics market with its

new brand, Shiniq. Positioned exclusively in the pharmacy

channel, the brand stands out with its science-based

formulations and holistic approach to skin care.

Orzax is carrying its more than two decades of scientific

expertise into a new arena. One of Türkiye’s leading dietary

supplement brands, Orzax has stepped into the dermocosmetics

market with Shiniq, a brand focused on skin health.

Powered by the company’s R&D capabilities, Shiniq approaches

the skin not merely as an aesthetic surface but as a living and

dynamic ecosystem. Developed with prebiotic and postbiotic

ingredients, the product portfolio is positioned around a clean

content philosophy, dermatological reliability criteria, and high

production standards.

Local strength, global ambition

Yunus Emre Alimoğlu, Chairman of the Board of Orzax,

highlights the institutional confidence behind the brand:

“Thanks to our experience in healthcare, Shiniq entered the

market with a more informed and stronger brand perception.

In a dermocosmetics market dominated almost entirely by

imported products, we aim to offer consumers locally produced,

science-based alternatives.”

While the global dermocosmetics market, valued at 45–50

billion dollars, continues to expand, the pharmacy channel is

gaining particular momentum within Türkiye’s approximately 4

billion dollar cosmetics market. For Orzax, this step represents

not only commercial expansion but also a natural extension

of its responsibility to deliver science-supported skin health

solutions.

Yerli güç, küresel hedef

Orzax Yönetim Kurulu Başkanı Yunus Emre Alimoğlu,

markanın arkasındaki kurumsal güvene dikkat çekiyor:

“Sağlık alanındaki deneyimimiz sayesinde Shiniq pazara daha

bilinçli ve güçlü bir marka algısıyla giriş yaptı. Neredeyse

tamamen ithal ürünlerin hâkim olduğu dermokozmetik

pazarında, tüketicilerimize yerli ve bilim temelli alternatifler

sunmayı hedefliyoruz.”

45–50 milyar dolar seviyesine ulaşan küresel dermokozmetik

pazarı büyümeye devam ederken, Türkiye’de yaklaşık 4 milyar

dolarlık kozmetik hacmi içinde özellikle eczane kanalı ivme

kazanıyor. Orzax için bu adım yalnızca ticari bir genişleme

değil; bilimle desteklenen cilt sağlığı çözümleri üretme

sorumluluğunun doğal bir uzantısı.

Berk Apak, General Manager of Orzax Human

Pharmaceuticals and Dermocosmetics

28 Pharma


“Every skin has its own story”

Berk Apak, General Manager of Orzax Human Pharmaceuticals

and Dermocosmetics, summarizes Shiniq’s approach:

“What differentiates Shiniq is our focus on the entire skin

ecosystem rather than isolated concerns. We addressed acneprone,

sensitive, atopy-prone, and environmentally stressed skin

types as distinct areas of need. With a portfolio of 45 products

across 8 categories, we offer personalized solutions that support

the skin’s natural balance over the long term.”

This perspective places sustainable skin health at the center

rather than short-term cosmetic effects.

Science positioned in the pharmacy channel

Shiniq’s exclusive availability in pharmacies reflects the brand’s

emphasis on professional guidance and accurate information.

Developed in line with dermatological tolerance, efficacy, and

safety criteria, the formulations are designed to be suitable for

all skin types, including sensitive skin.

Shiniq represents the new face of Orzax’s 20-year healthcare

perspective translated into skin care. With its scientific

foundation, local production vision, and global growth

ambitions, the brand signals its determination to become a

lasting player in the dermocosmetics market.

“Her cildin ayrı bir hikâyesi var”

Orzax Beşeri İlaç ve Dermokozmetik Genel Müdürü Berk

Apak, Shiniq’in yaklaşımını şu sözlerle özetliyor:

“Shiniq’i farklı kılan, tekil sorunlara değil cilt ekosisteminin

bütününe odaklanmamız. Akneye eğilimli, hassas, atopiye

yatkın ya da çevresel etkenlerle zayıflamış ciltlerin her birini

ayrı bir ihtiyaç alanı olarak ele aldık. 8 kategori ve 45 üründen

oluşan portföyümüzle, cildin doğal dengesini uzun vadede

destekleyen, kişiselleştirilmiş çözümler sunuyoruz.”

Bu yaklaşım, kısa vadeli kozmetik etki yerine sürdürülebilir cilt

sağlığını merkeze alıyor.

Eczane kanalında konumlanan bilim

Shiniq’in yalnızca eczanelerde sunulması, markanın uzman

danışmanlığına ve doğru bilgilendirmeye verdiği önemin

bir göstergesi. Dermatolojik tolerans, etkinlik ve güvenilirlik

kriterleri doğrultusunda geliştirilen formüller; hassas ciltler

dahil tüm cilt tiplerinin güvenle kullanımına uygun olarak

tasarlandı.

Shiniq, Orzax’ın 20 yıllık sağlık perspektifinin cilt bakımına

yansıyan yeni yüzü. Bilimsel altyapı, yerli üretim vizyonu ve

global büyüme hedefiyle marka; dermokozmetik pazarında

kalıcı bir oyuncu olma iddiasını ortaya koyuyor.

Pharma

29


A digital breakthrough in diabetes:

Corpy earns a triple crown at the Golden Pulse Awards

Diyabette dijital atılım: Corpy’ye Golden Pulse Awards’tan üçlü taç

30 Pharma

Developed by Sanofi in collaboration with Corpal Health,

the Corpy application has crowned its digital health vision by

winning awards in three separate categories with its patientcentered

approach.

Positioning technology not merely as a supportive tool but as a

core component of a holistic ecosystem in diabetes management,

Sanofi drew significant attention at the Golden Pulse Awards

with three distinctions. Corpy, the mobile application developed

in partnership with Corpal Health, was honored by the jury in

three different categories for its digital approach focused on

improving patient experience.

According to the results announced on January 22, 2026, in

Istanbul, Corpy received awards in the following categories:

* “Most Successful Patient Experience Application of the Year”

* “Most Successful Healthcare Communication of the Year”

* “Most Successful Health & Wellness and Awareness

Application of the Year”

This achievement at the Golden Pulse Awards, one of Türkiye’s

respected organizations in health and wellness, is regarded

as a strong indicator of Sanofi’s patient-centered digital

transformation strategy.

An integrated digital system in diabetes management

Developed within Sanofi’s integrated digital health ecosystem,

Corpy offers a comprehensive mobile solution designed to

facilitate disease management for individuals living with

diabetes.

Through the application, users can:

* Regularly monitor their blood glucose data,

* Record personal health information,

* Track their treatment processes in a digital environment.

Healthcare professionals, meanwhile, can evaluate their patients’

conditions in a more holistic, data-driven, and effective manner

through the data uploaded to the system.

Sanofi’nin Corpal Health iş birliğiyle geliştirdiği Corpy

uygulaması, hasta deneyimini merkeze alan yaklaşımıyla

üç ayrı kategoride ödül kazanarak dijital sağlık vizyonunu

taçlandırdı.

Diyabet yönetiminde teknolojiyi yalnızca destekleyici bir

araç değil, bütüncül bir ekosistemin temel bileşeni olarak

konumlayan Sanofi, Golden Pulse Awards’ta üç ödülle

dikkatleri üzerine çekti. Şirketin Corpal Health iş birliğiyle

geliştirdiği mobil uygulama Corpy, hasta deneyimini iyileştiren

dijital yaklaşımıyla jüri tarafından üç ayrı kategoride ödüle layık

görüldü.

22 Ocak 2026 tarihinde İstanbul’da açıklanan sonuçlara göre

Corpy;

“Yılın En Başarılı Hasta Deneyimi Uygulaması”

“Yılın En Başarılı Sağlık Hizmetleri İletişimi”

“Yılın En Başarılı Health & Wellness ve Bilinçlendirme

Uygulaması”

kategorilerinde ödül kazandı. Türkiye’nin sağlık ve iyi yaşam

alanındaki saygın organizasyonlarından biri olan Golden

Pulse Awards’ta elde edilen bu başarı, Sanofi’nin hasta odaklı

dijital dönüşüm stratejisinin güçlü bir göstergesi olarak

değerlendiriliyor.

Diyabet yönetiminde entegre dijital sistem

Sanofi’nin entegre dijital sağlık ekosistemi kapsamında

geliştirilen Corpy, diyabetli bireylerin hastalık yönetimini

kolaylaştırmayı hedefleyen kapsamlı bir mobil çözüm sunuyor.

Uygulama sayesinde kullanıcılar;

-Kan şekeri verilerini düzenli takip edebiliyor,

-Kişisel sağlık verilerini kaydedebiliyor,

-Tedavi süreçlerini dijital ortamda izleyebiliyor.

Sağlık profesyonelleri ise sisteme yüklenen veriler üzerinden

hastalarının durumunu daha bütüncül, veri odaklı ve etkin

biçimde değerlendirme imkânı buluyor.

“Sağlıkta dönüşümü ekosistemle inşa ediyoruz”

Sanofi Avrasya Bölgesi Yerleşik Ürünler Direktörü Gözde

Haksal, Corpy’nin şirketin dijital dönüşüm vizyonundaki yerini

şu sözlerle değerlendirdi:

“Bilimsel atılımları hızlandırmak ve hasta yolculuğunu

iyileştirmek için teknolojik iş birliklerini stratejik öncelik

olarak görüyoruz. PharmUp programımızın girişimcilerinden

Corpal ile hayata geçirdiğimiz Corpy, diyabeti ilaca indirgenmiş

tek boyutlu bir alan olarak değil; hastaların kendi sağlıklarını

aktif biçimde yönetebildiği bütüncül bir süreç olarak ele alma

vizyonumuzun önemli bir örneği.


“We are building transformation in healthcare through an

ecosystem”

Gözde Haksal, Eurasia Region Established Products Director

at Sanofi, commented on Corpy’s place within the company’s

digital transformation vision:

“We view technological collaborations as a strategic priority

to accelerate scientific advances and enhance the patient

journey. Corpy, which we brought to life with Corpal, one of the

entrepreneurs in our PharmUp program, represents our vision

of addressing diabetes not as a one-dimensional field reduced

to medication, but as a holistic process in which patients can

actively manage their own health. Receiving awards in three

separate categories at the Golden Pulse Awards demonstrates

that we have responded to a genuine area of need.”

Sanofi’s integrated model, which combines clinical treatment

with communication and technology, aims to provide digital

support for the continuity of care required particularly in

chronic diseases.

From entrepreneurship to strategic collaboration

Behind Corpy lies a collaboration that emerged from Sanofi’s

entrepreneurship program, PharmUp. Göksel Çinier, CEO of

Corpal, shared the following remarks about the project:

“This project has been a journey shaped by field feedback

and evolving according to needs, rather than a rigid structure

defined at the outset. Diabetes requires a holistic and evidencebased

approach that concerns many stakeholders, from patients’

daily lives to physicians’ clinical decision-making processes.

When designing Corpy, our goal was to develop a digital health

solution that brings together diverse needs on a single platform,

is strengthened by data, and can generate long-term impact.”

Çinier added that receiving awards in three different categories

underscores the growing need for holistic solutions in the field

of diabetes.

A long-term strategy in digital health

Sanofi advances its investments in digital health not through

isolated projects but within the framework of a broad strategic

vision. The company aims to build an integrated healthcare

ecosystem through:

* Entrepreneurial collaborations,

* Data-driven decision support mechanisms,

* Solutions that strengthen patient-physician communication.

Continuity of care, accurate data monitoring, and patient

engagement are critical in the management of chronic diseases.

Corpy’s triple achievement at the Golden Pulse Awards stands

out as a strong indication that digitalization is not merely

a technological innovation, but a strategic approach that

transforms patient experience.

Sanofi aims to continue developing digital solutions that

contribute to the more effective, sustainable, and science-based

management of chronic diseases, particularly diabetes, in the

coming period.

Golden Pulse Awards’ta üç ayrı kategoride ödül almak, doğru

bir ihtiyaç alanına dokunduğumuzun göstergesi.”

Sanofi’nin, klinik tedaviyi iletişim ve teknolojiyle bir araya

getiren entegre modeli, özellikle kronik hastalıklarda süreklilik

gerektiren bakım anlayışına dijital destek sağlamayı amaçlıyor.

Girişimcilikten stratejik iş birliğine

Corpy’nin arkasında, Sanofi’nin girişimcilik programı

PharmUp’tan doğan bir iş birliği bulunuyor. Corpal CEO’su

Göksel Çinier, projeye ilişkin şu değerlendirmede bulundu:

“Bu proje baştan tanımlanmış sabit bir yapıdan çok, sahadan

gelen geri bildirimlerle şekillenen, ihtiyaçlara göre evrilen

bir yolculuk oldu. Diyabet; hastaların günlük yaşamından

hekimlerin klinik karar süreçlerine kadar pek çok paydaşı

ilgilendiren, bütüncül ve kanıta dayalı bir yaklaşım gerektiriyor.

Corpy’yi tasarlarken hedefimiz, farklı ihtiyaçları aynı platformda

buluşturan, veriyle güçlenen ve uzun vadeli etki oluşturabilen

bir dijital sağlık çözümü geliştirmekti.”

Çinier, üç farklı kategoride alınan ödüllerin, diyabet alanında

bütüncül çözümlere duyulan ihtiyacın altını çizdiğini de

sözlerine ekledi.

Dijital sağlıkta uzun vadeli strateji

Sanofi, dijital sağlık alanındaki yatırımlarını yalnızca tekil

projeler üzerinden değil, geniş kapsamlı bir strateji çerçevesinde

yürütüyor.

Şirket;

-Girişimcilik iş birlikleri,

-Veri odaklı karar destek mekanizmaları,

-Hasta-hekim iletişimini güçlendiren çözümler üzerinden

entegre bir sağlık ekosistemi inşa etmeyi hedefliyor.

Kronik hastalıkların yönetiminde süreklilik, doğru veri takibi

ve hasta katılımı kritik önem taşıyor. Corpy uygulamasının

Golden Pulse Awards’taki üçlü başarısı, dijitalleşmenin yalnızca

teknolojik bir yenilik değil, hasta deneyimini dönüştüren

stratejik bir yaklaşım olduğunun güçlü bir göstergesi olarak öne

çıkıyor.

Sanofi, önümüzdeki dönemde de özellikle diyabet gibi kronik

hastalıkların daha etkin, sürdürülebilir ve bilimsel temelli

şekilde yönetilmesine katkı sağlayacak dijital çözümler

geliştirmeye devam etmeyi hedefliyor.

Pharma

31


Santa Farma included

in the TURQUALITY Support Program

Santa Farma, TURQUALITY Destek Programı kapsamına alındı

80 yılı aşkın köklü geçmişiyle Türk ilaç sanayisinin öncü

şirketlerinden Santa Farma, TURQUALITY Destek

Programı’na kabul edilerek dünya pazarlarındaki büyüme

yolculuğunda stratejik bir eşiği geride bıraktı.

Türkiye’nin yüzde 100 yerli sermayeli köklü ilaç firmalarından

Santa Farma, küresel marka yolculuğunda yeni ve güçlü bir

sayfa açtı. Şirket, Ticaret Bakanlığı tarafından yürütülen ve Türk

markalarının uluslararası rekabet gücünü artırmayı hedefleyen

TURQUALITY Destek Programı kapsamına alındı.

1944 yılında İstanbul Edirnekapı’da temelleri atılan Santa

Farma, bugün üçüncü kuşağın yönetiminde; “sağlık alanında,

dünya pazarlarındaki yerel ihtiyaçları global standartlarla

buluşturan referans şirket olmak” vizyonuyla faaliyetlerini

sürdürüyor. TURQUALITY programına kabul edilmesi ise bu

vizyonun kurumsal ve stratejik düzeyde uluslararası ölçekte

onaylandığını gösteriyor.

32 Pharma

Sami Kiresepi, CEO of Santa Farma

With a history spanning more than 80 years, Santa Farma,

one of the leading companies in the Turkish pharmaceutical

industry, has crossed a strategic milestone in its global

growth journey by being accepted into the TURQUALITY

Support Program.

Santa Farma, one of Türkiye’s well-established pharmaceutical

companies with 100 percent domestic capital, has opened a

strong new chapter in its global brand journey. The company

has been included in the TURQUALITY Support Program,

conducted by the Ministry of Trade to enhance the international

competitiveness of Turkish brands.

Founded in 1944 in Istanbul’s Edirnekapı district, Santa Farma

is now managed by the third generation and continues its

operations with the vision of “becoming a reference company

in healthcare that combines local needs in global markets with

international standards.” Its acceptance into the TURQUALITY

program demonstrates that this vision has been endorsed at

both a corporate and strategic level on an international scale.

Ready for global competition with production strength and

R&D capability

Santa Farma operates one of Türkiye’s strong pharmaceutical

manufacturing infrastructures, with a modern production

Üretim gücü ve Ar-Ge yetkinliğiyle küresel rekabete hazır

Santa Farma, 80 bin metrekarelik alan üzerine kurulu 40 bin

metrekarelik modern üretim tesisi ve T.C. Sağlık Bakanlığı

onaylı Ar-Ge merkezi ile Türkiye’nin güçlü ilaç üretim

altyapılarından birine sahip.

Akut ürünlerden kardiyometabolik hastalıkların tedavisine

uzanan geniş ürün portföyüyle faaliyet gösteren şirket; aynı

zamanda Türkiye’yi ilk biyoteknolojik ilaçla buluşturan öncü

firmalar arasında yer alıyor.

TURQUALITY kapsamına dahil edilmesi, şirketin:

-Uluslararası pazarlardaki marka konumlandırmasını

güçlendirmesine,

-Operasyonel yetkinliklerini küresel ölçekte geliştirmesine,

-İhracat ve stratejik iş birliklerini daha sistematik biçimde

büyütmesini olanak sağlayacak.

5 yıllık “gelişim yol haritası” ile yeni atılım

TURQUALITY programı çerçevesinde hazırlanan 5 yıllık

“Gelişim Yol Haritası”, Santa Farma’nın 2020 yılında Avrupa’da

başlattığı stratejik açılımı bir üst seviyeye taşıyacak.

Bu yol haritası; marka yönetimi, kurumsal kapasite,

organizasyonel gelişim, dijitalleşme ve global operasyonlar

gibi alanlarda şirketin sistematik biçimde güçlendirilmesini

hedefliyor. Böylece Santa Farma, yerel bilgi birikimini küresel

standartlarla daha entegre şekilde buluşturmayı amaçlıyor.

Program kapsamında sağlanacak stratejik danışmanlık ve

performans odaklı dönüşüm yaklaşımı, şirketin uzun vadeli

küresel büyüme planlarına ivme kazandıracak.


facility of 40,000 square meters built on an 80,000-square-meter

site, along with an R&D center approved by the Republic of

Türkiye Ministry of Health.

With a broad product portfolio ranging from acute therapies

to the treatment of cardiometabolic diseases, the company is

also among the pioneers that introduced Türkiye to its first

biotechnological medicine.

Inclusion in TURQUALITY will enable the company to:

* Strengthen its brand positioning in international markets,

* Enhance its operational competencies on a global scale,

* Expand exports and strategic partnerships in a more systematic

manner.

A new momentum with a five-year development roadmap

The five-year “Development Roadmap” prepared within the

scope of the TURQUALITY program will elevate the strategic

expansion Santa Farma initiated in Europe in 2020 to the next

level.

This roadmap aims to systematically reinforce the company

in areas such as brand management, corporate capacity,

organizational development, digitalization, and global

operations. Through this structured approach, Santa Farma

seeks to further integrate its local expertise with global

standards.

The strategic consultancy and performance-oriented

transformation model provided under the program are expected

to accelerate the company’s long-term global growth plans.

“We are closer than ever to becoming a reference company”

Santa Farma CEO Sami Kiresepi commented on the

TURQUALITY achievement: “Our journey began more than

80 years ago with our promise to ‘serve health in a healthy way,’

and that promise continues to guide us today. Our acceptance

into the TURQUALITY program reflects the global recognition

of the ethical values we have carefully preserved for three

generations and our production strength. With the visionary

support offered by this program, we are combining the expertise

rooted in our homeland with our international growth strategies.

We are closer than ever to our goal of positioning Santa Farma

as a ‘reference company’ symbolizing trust and science in global

markets.”

A brand journey from local roots to global reach

Today, Santa Farma stands out not only for its production

capacity but also for its approach to corporate sustainability,

ethical values, and long-term brand investments.

Its inclusion in the TURQUALITY program reinforces the

company’s ambition to be recognized in global markets not

merely as an exporter, but as a strong, reliable, and long-term

brand player.

Advancing with the goal of carrying the knowledge and

production strength of the Turkish pharmaceutical industry

onto the global stage, Santa Farma continues its preparations

for a more visible, competitive, and strategically positioned

presence in international markets in the new era.

“Referans şirket olma hedefimize daha yakınız”

Santa Farma CEO’su Sami Kiresepi, TURQUALITY başarısını

şu sözlerle değerlendirdi: “Bizim yolculuğumuz 80 yılı aşkın süre

önce ‘sağlığa sağlıklı hizmet verme’ sözümüz ile başladı ve bu söz

bugün hâlâ yolumuzu aydınlatıyor. TURQUALITY programına

kabul edilmemiz, üç kuşaktır titizlikle koruduğumuz etik

değerlerimizin ve üretim gücümüzün küresel ölçekte kabul

görmesinin bir yansımasıdır. Bu programın sunduğu vizyoner

destekle; kendi topraklarımızdan doğan bilgi birikimimizi, yurt

dışında büyüme stratejilerimizle birleştiriyoruz. Santa Farma’yı

dünya pazarlarında güvenin ve bilimin simgesi bir ‘referans

şirket’ yapma hedefimize her zamankinden daha yakınız.”

Yerelden küresele uzanan bir marka yolculuğu

Bugün geldiği noktada Santa Farma; yalnızca üretim

kapasitesiyle değil, kurumsal sürdürülebilirlik anlayışı, etik

değerleri ve uzun soluklu marka yatırımlarıyla da öne çıkıyor.

TURQUALITY programına dahil edilmesi, şirketin küresel

pazarlarda sadece bir ihracatçı değil; güçlü, güvenilir ve uzun

vadeli bir marka oyuncusu olma iddiasını da pekiştiriyor.

Türk ilaç sanayisinin bilgi birikimini ve üretim gücünü dünya

sahnesine taşıma hedefiyle ilerleyen Santa Farma, yeni dönemde

uluslararası pazarlarda daha görünür, daha rekabetçi ve daha

stratejik bir konumlanma için hazırlıklarını sürdürüyor.

Pharma

33


Double support from Wellcare for the journey

to well-being

Wellcare’den iyi yaşam yolculuğuna çifte destek

Modern yaşamın hızlanan ritmi, iyi olma halini yalnızca

bir tercih değil, bilinçli bir yaşam pratiği haline getiriyor.

Artık tüketiciler; içerik listesini okuyan, bilimsel dayanağı

sorgulayan ve günlük rutinine uyum sağlayan çözümler

arıyor. İLKO İlaç’ın tüketici sağlığı markası Wellcare, bu

değişen beklentilere yanıt veren iki yeni takviye edici gıda

ürününü kullanıcılarla buluşturuyor: Wellcare Bromelain

Trio ve Wellcare Seramid Kompleks.

İLKO İlaç’ın köklü sağlık deneyiminden güç alan Wellcare,

ürün portföyünü yalnızca genişletmekle kalmıyor; “iyi yaşam”

yaklaşımını içerik, formülasyon ve kullanım pratiği ekseninde

yeniden tanımlıyor.

The accelerating pace of modern life is transforming wellbeing

from a simple preference into a conscious lifestyle

practice. Today’s consumers read ingredient lists, question

scientific foundations, and seek solutions that integrate

seamlessly into their daily routines. Wellcare, the consumer

health brand of İLKO Pharmaceuticals, is introducing two

new dietary supplement products that respond to these

evolving expectations: Wellcare Bromelain Trio and Wellcare

Ceramide Complex.

Drawing strength from İLKO Pharmaceuticals’ longstanding

expertise in healthcare, Wellcare is not only expanding its

portfolio but also redefining its “well-being” approach across

content, formulation, and daily usability.

A functional ingredient approach: Wellcare Bromelain Trio

In nutritional supplements, combinations of synergistic

ingredients are increasingly preferred over single-component

formulations. Consumers are opting for practical, powerful,

and content-rich solutions.

Wellcare Bromelain Trio is positioned as a notable example of

this approach. Its formulation includes:

* 750 mg bromelain

* Quercetin

* Chromium

Each tablet contains 750 mg of bromelain, offering a high

content density compared to many products in the same

category. The bromelain and quercetin combination has

emerged as a prominent pairing in recent functional ingredient

trends, while chromium serves as a complementary component

Fonksiyonel içerik yaklaşımı: Wellcare Bromelain Trio

Besin desteklerinde artık tek bir bileşenden ziyade, birlikte

çalışan içerik kombinasyonları öne çıkıyor. Kullanıcılar; pratik,

güçlü ve içerik açısından zengin formülleri tercih ediyor.

Wellcare Bromelain Trio, bu yaklaşımın dikkat çekici

örneklerinden biri olarak konumlanıyor. Ürün formülünde:

-750 mg bromelain

-Kuersetin

-Krom bir arada yer alıyor.

Her tablette bulunan 750 mg bromelain içeriği, benzer

kategorideki birçok ürüne kıyasla yüksek içerik yoğunluğu

sunuyor. Bromelain ve kuersetin kombinasyonu, son yıllarda

fonksiyonel içerik tercihleri arasında öne çıkan birlikteliklerden

biri olarak dikkat çekerken; krom desteği de formülün

tamamlayıcı bileşenlerinden biri olarak yer alıyor.

Wellcare’in bu üründe benimsediği yaklaşım, yalnızca içerik

eklemek değil; birlikte çalışan, rasyonel biçimde tasarlanmış bir

kombinasyon oluşturmak üzerine kurulu. Günlük kullanıma

uygun formu sayesinde Bromelain Trio, yoğun yaşam

temposuna pratik bir şekilde entegre edilebilecek bir seçenek

sunuyor.

Güzelliğe bütünsel bakış: Wellcare Seramid Kompleks

Güzellik ve bakım kavramı artık yalnızca dışarıdan uygulanan

ürünlerle sınırlı değil. İçten desteklenen, bütünsel bir yaklaşım

giderek daha fazla ön plana çıkıyor.

Wellcare Seramid Kompleks, bu anlayış doğrultusunda

geliştirilen ve cilt, saç ile tırnak bakımını birlikte ele alan

kapsamlı bir formül sunuyor. Ürünün içeriğinde, Fransa

merkezli SEPPIC firması tarafından geliştirilen patentli

Ceramosides fitoseramid bulunuyor. Buğdaydan elde edilen

bu özel içerik; doğal, vegan ve glutensiz özellikleriyle ayrışıyor.

Seramid Kompleks’in formülünde ayrıca:

-Silisyum

34 Pharma


within the formulation.

Wellcare’s approach with this product is not simply about

adding ingredients, but about designing a rational combination

of components that work together. With its daily-use format,

Bromelain Trio offers a practical option that can be easily

integrated into a busy lifestyle.

A holistic view of beauty: Wellcare Ceramide Complex

The concept of beauty and care is no longer limited to topical

applications. An inside-out, holistic approach is increasingly

gaining ground.

Wellcare Ceramide Complex has been developed in line with

this perspective, offering a comprehensive formulation that

addresses skin, hair, and nail care together. The product contains

patented Ceramosides phytoceramides developed by Francebased

SEPPIC. Derived from wheat, this distinctive ingredient

stands out for being natural, vegan, and gluten-free.

The formulation of Ceramide Complex also includes:

* Silicon

* Resveratrol

* Biotin

* Zinc

* Copper

* Selenium

This combination presents beauty not merely as an aesthetic

concept, but as a natural extension of internal balance and care.

Product development inspired by ingredients

Wellcare’s new launches reflect a product development

approach aligned with the increasing awareness in consumer

health. The brand focuses on delivering functional, innovative,

and ingredient-transparent solutions that adapt to the needs of

modern life.

Backed by İLKO Pharmaceuticals’ scientific expertise and highquality

manufacturing tradition, Wellcare positions its products

not merely as category expansions but as complementary

solutions that accompany everyday lifestyles.

A diversified portfolio aligned with daily routines

While Wellcare Bromelain Trio and Wellcare Ceramide

Complex address two distinct needs, they converge under a

shared objective: supporting daily life balance and sustaining

overall well-being.

With these two new additions, the brand continues to diversify

its consumer health portfolio, offering options tailored to

different expectations. A functional ingredient philosophy and

a holistic health perspective remain at the core of Wellcare’s

launch strategy.

Wellcare continues to grow by translating the concept of wellbeing

into tangible actions at the ingredient and formulation

level. By responding to the informed choices of modern

consumers, the brand strengthens its position in the consumer

health category with solutions that align with the pace of

everyday life.

-Resveratrol

-Biotin

-Çinko

-Bakır

-Selenyum yer alıyor.

Bu içerik kombinasyonu, güzelliği yalnızca estetik bir kavram

olarak değil; içsel denge ve bakımın doğal bir uzantısı olarak ele

alan bir perspektif sunuyor.

İçerikten ilham alan ürün geliştirme

Wellcare’in yeni lansmanları, tüketici sağlığı alanında artan

bilinç düzeyine paralel olarak tasarlanan bir ürün geliştirme

yaklaşımını yansıtıyor. Markanın temel odağı, modern yaşamın

ihtiyaçlarına uyum sağlayan; fonksiyonel, yenilikçi ve içerik

açısından şeffaf çözümler sunmak.

Wellcare, İLKO İlaç’ın bilimsel ve kaliteli üretim geleneğinden

aldığı güçle, ürünlerini yalnızca bir kategori genişlemesi olarak

değil; yaşam tarzına eşlik eden tamamlayıcı seçenekler olarak

konumlandırıyor.

Günlük rutinlere uyumlu, farklı ihtiyaçlara yanıt veren

portföy

Wellcare Bromelain Trio ve Wellcare Seramid Kompleks, iki

farklı ihtiyaca odaklanırken aynı çatı altında birleşiyor: günlük

yaşam dengesini desteklemek ve iyi olma halini sürdürülebilir

kılmak.

Marka, bu iki yeni ürünle birlikte tüketici sağlığı alanındaki

portföyünü daha da çeşitlendirerek, farklı beklentilere yönelik

seçenekler sunmayı sürdürüyor. Fonksiyonel içerik yaklaşımı

ve bütünsel sağlık perspektifi, Wellcare’in lansman stratejisinin

merkezinde yer alıyor.

Wellcare, iyi yaşam kavramını yalnızca bir söylem olarak

değil; içerik ve formülasyon düzeyinde somutlaştıran

adımlarla büyümesini sürdürüyor. Modern tüketicinin bilinçli

tercihlerine yanıt veren marka, günlük hayatın temposuna

uyumlu çözümlerle tüketici sağlığı kategorisinde konumunu

güçlendirmeye devam ediyor.

Pharma

35


Do not underestimate sudden changes in the face

Yüzdeki ani değişimi hafife almayın

Yüz felci çoğu zaman tek taraflı başlıyor; erken tanı ve doğru

tedavi, kalıcı hasarı önlemede belirleyici rol oynuyor.

Sabah aynaya bakıldığında fark edilen hafif bir ağız kayması, göz

kapağını tam kapatamama ya da yüzün bir tarafında hissedilen

güçsüzlük… Çoğu kişi bu belirtileri geçici bir durum olarak

değerlendirebiliyor. Oysa bu tablo, fasiyal sinirin hasar görmesi

sonucu ortaya çıkan yüz felcinin ilk işaretleri olabilir.

İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Nöroloji Uzmanı Daryuş

Heydari, yüzde ani gelişen asimetri ve mimik kaybı gibi

bulguların mutlaka ciddiye alınması gerektiğini belirterek,

erken müdahalenin iyileşme sürecini doğrudan etkilediğini

vurguluyor.

Neurology Specialist Daryuş Heydari

Facial paralysis often begins on one side; early diagnosis

and appropriate treatment play a decisive role in preventing

permanent damage.

A slight drooping of the mouth noticed in the mirror in the

morning, difficulty fully closing one eyelid, or weakness felt

on one side of the face… Many people may interpret these

symptoms as temporary. However, this picture may represent

the first signs of facial paralysis resulting from damage to the

facial nerve.

Daryuş Heydari, Neurology Specialist at İstanbul Okan

University Hospital, emphasizes that findings such as sudden

facial asymmetry and loss of expression must be taken seriously,

noting that early intervention directly affects the recovery

process.

What is facial paralysis?

Facial paralysis occurs when the facial nerve, which controls the

muscles responsible for facial expressions, is damaged. It is most

commonly seen on one side of the face and may present with:

* Drooping at the corner of the mouth

* Inability to fully close the eyelid

* Loss of forehead wrinkles

* Weakness in facial expressions

* Difficulty speaking or eating

Dr. Heydari states, “Symptoms begin suddenly, and patients

often notice them when they wake up in the morning. At this

point, prompt neurological evaluation is of great importance.”

Yüz felci nedir?

Yüz felci, yüz mimik kaslarını kontrol eden fasiyal sinirin hasar

görmesiyle ortaya çıkar. En sık tek taraflı görülür ve etkilenen

tarafta:

-Ağız köşesinde aşağı doğru kayma

-Göz kapağını tam kapatamama

-Alın kırışıklıklarının kaybolması

-Yüzde mimik zayıflığı

-Konuşma ve yeme sırasında zorlanma gibi belirtilerle kendini

gösterir.

Dr. Heydari, “Belirtiler aniden başlar ve hastalar çoğu zaman

sabah uyandıklarında fark ederler. Bu noktada zaman

kaybetmeden nörolojik değerlendirme yapılması büyük önem

taşır,” diyor.

En sık neden: Bell paralizi

Yüz felcinin en yaygın nedeni “Bell paralizisi” olarak bilinen

durumdur. Bu tabloda fasiyal sinir, geçtiği kemik kanal içinde

ödem nedeniyle sıkışır ve sinirin kanlanması bozulur. Çoğu

vakada süreç viral enfeksiyonların ardından gelişir. Ancak

yüz felcine benzer belirtiler her zaman Bell paralizisine bağlı

olmayabilir.

-Travmalar

-Orta kulak enfeksiyonları

-Tümörler

-İnme gibi ciddi tablolar da benzer bulgulara yol açabilir. Bu

nedenle ayrıntılı kulak muayenesi ve nörolojik değerlendirme

hayati önem taşır.

Kimler risk altında?

Yapılan değerlendirmelere göre yüz felci kadın ve erkeklerde

benzer oranlarda görülüyor. Ancak bazı gruplarda risk artışı

söz konusu:

-Hamile kadınlar

-Diyabet hastaları

-Tiroit hastalığı bulunan bireyler

36 Pharma


The most common cause: Bell’s palsy

The most frequent cause of facial paralysis is a condition

known as Bell’s palsy. In this situation, the facial nerve becomes

compressed within the bony canal it passes through due to

edema, leading to impaired blood supply. In most cases, the

process develops following viral infections. However, symptoms

resembling facial paralysis are not always due to Bell’s palsy.

* Trauma

* Middle ear infections

* Tumors

* Serious conditions such as stroke

may also cause similar findings. Therefore, a detailed ear

examination and neurological assessment are vital.

Who is at risk?

Facial paralysis affects men and women at similar rates.

However, the risk is higher in certain groups:

* Pregnant women

* Individuals with diabetes

* Patients with thyroid disorders

Changes in the immune system and circulation in these groups

may increase nerve sensitivity.

Is the belief in “exposure to cold” accurate?

In society, facial paralysis is often attributed to exposure to cold

weather. Dr. Daryuş Heydari notes that this belief has not been

Bu gruplarda bağışıklık sistemi ve dolaşım değişiklikleri, sinir

hassasiyetini artırabiliyor.

“Soğuk çarptı” inancı ne kadar doğru?

Toplumda yüz felcinin en yaygın nedeninin “soğuk hava

çarpması” olduğu düşünülüyor. Dr. Daryuş Heydari, bu inancın

bilimsel olarak doğrudan kanıtlanmadığını belirtiyor:

“Soğuk hava yüz felcini doğrudan oluşturmaz. Ancak bazı

kişilerde dolaylı bir tetikleyici faktör olabilir. Asıl neden

çoğunlukla viral enfeksiyonlara bağlı gelişen sinir ödemidir.”

Bu nedenle sadece hava koşullarına bağlayarak vakit kaybetmek

yerine, tıbbi değerlendirme yapılması gerekiyor.

Tedavide çoğu zaman cerrahi gerekmiyor

Yüz felci vakalarının büyük bölümü cerrahi müdahale

olmaksızın tedavi edilebiliyor.

Tedavi sürecinde:

-İltihabı azaltmaya yönelik steroid ilaçlar

-Gerekli durumlarda antiviral tedavi

-Yüz kaslarına yönelik egzersizler

-Fizik tedavi uygulamaları

-Masaj teknikleri iyileşmeyi destekliyor.

Ayrıca göz kapağının tam kapanamadığı durumlarda göz

kuruluğunu önlemek için koruyucu damlalar ve özel bakım

öneriliyor.

Pharma

37


directly proven scientifically:

“Cold air does not directly cause facial paralysis. However, in

some individuals, it may act as an indirect triggering factor.

The primary cause is usually nerve edema associated with viral

infections.”

For this reason, rather than attributing symptoms solely to weather

conditions and losing time, medical evaluation is necessary.

Surgery is rarely required

The majority of facial paralysis cases can be treated without

surgical intervention.

During the treatment process:

* Steroid medications to reduce inflammation

* Antiviral therapy when necessary

* Facial muscle exercises

* Physical therapy applications

* Massage techniques

support recovery.

Additionally, in cases where the eyelid cannot fully close,

protective eye drops and special care are recommended to

prevent dryness.

Recovery time varies for each patient

* The degree of damage to the facial nerve is the most important

factor determining recovery time.

* In mild cases, noticeable improvement may occur within days

or weeks.

* In moderate to severe cases, recovery may take months.

* Early initiation of treatment reduces the risk of permanent

muscle weakness.

Dr. Heydari warns, “The first days in facial paralysis are critical.

The earlier the intervention, the higher the chance of recovery.”

Take sudden symptoms seriously

Although facial paralysis can be alarming, it is largely a treatable

condition. However, it should not be forgotten that similar

symptoms may also be associated with conditions such as stroke,

which require urgent intervention.

Therefore, in cases of sudden facial weakness, drooping, or loss of

expression, seeking medical attention without delay is critical for

accurate diagnosis and effective treatment.

Early diagnosis, appropriate therapy, and regular follow-up make

it possible to achieve satisfactory results both functionally and

aesthetically in facial paralysis.

İyileşme süresi her hastada farklı

-Yüz sinirindeki hasarın derecesi, iyileşme

süresini belirleyen en önemli faktör.

-Hafif vakalarda birkaç gün ya da hafta

içinde belirgin düzelme görülebiliyor.

-Orta ve ileri düzey vakalarda iyileşme

aylar sürebiliyor.

-Erken başlanan tedavi ise kalıcı kas

zayıflığı riskini azaltıyor.

Dr. Heydari, “Yüz felcinde ilk günler kritik

önemdedir. Ne kadar erken müdahale

edilirse, iyileşme şansı o kadar artar,”

uyarısında bulunuyor.

Ani belirtiyi ciddiye alın

Yüz felci çoğu zaman korkutucu bir

tablo oluştursa da, büyük oranda tedavi

edilebilir bir durumdur. Ancak benzer

belirtilerin inme gibi acil müdahale

gerektiren hastalıklarla da ilişkili

olabileceği unutulmamalıdır.

Bu nedenle yüzde ani gelişen güçsüzlük,

kayma ya da mimik kaybı durumunda

zaman kaybetmeden bir sağlık kuruluşuna

başvurmak hem doğru tanı hem de etkili

tedavi açısından kritik önem taşıyor.

Erken tanı, doğru tedavi ve düzenli takip;

yüz felcinde hem fonksiyonel hem de

estetik açıdan yüz güldüren sonuçlar elde

edilmesini mümkün kılıyor.

38 Pharma


Approved

International

Event

7 th International Exhibition for Cosmetics, Beauty, Hair

Cleaning, Private Label, Packaging and Ingredients

Member

INTERNATIONAL EXHIBITIONS LTD.

+90 533 4843030

www.beauty-istanbul.com

7-9 MAY 2026

TUYAP Fair Center 1400 Exhibitors

Istanbul - Türkiye

from 65 Countries

THIS FAIR IS ORGANIZED UNDER SUPERVISION OF TOBB (THE UNION OF CHAMBERS AND COMMODITY EXCHANGES OF TURKEY) IN ACCORDANCE WITH THE LAW NO. 5174


A digital show of strength in pharmacy

Eczacılıkta dijital güç gösterisi

Eczacımın Dijital Dünyası 2026, yaklaşık bin katılımcı ve

100’ü aşkın firma ile sektörün nabzını tuttu; teknoloji ve

ticareti aynı zeminde buluşturarak rekor düzeyde değer

üretti.

Eczacılık ekosistemini yalnızca ticari bir buluşma zemini olarak

değil; dönüşüm, iş birliği ve sürdürülebilir büyüme platformu

olarak kurgulayan Lokman Group, 13’üncü kez düzenlediği

“Eczacımın Dijital Dünyası – Değişimin Şifası” etkinliğiyle

sektörel ölçekte güçlü bir etki oluşturdu.

Lokman Group çatısı altında faaliyet gösteren Lokman Ecza

Deposu ve Tane Itriyat tarafından Antalya’da hayata geçirilen

organizasyon; yaklaşık bin katılımcı ve 100’ün üzerinde

firmanın yer aldığı yapısıyla hem içerik hem de ticari hacim

açısından dikkat çekici bir başarıya imza attı. Etkinlik boyunca

binlerce ürünün tanıtımı, lansmanı ve satışı gerçekleştirilirken,

toplamda yaklaşık 700 milyon liralık ekonomik hacim

oluşturuldu.

Hatice Öz, Chairwoman of the Board of Lokman Group

Eczacımın Dijital Dünyası 2026 brought together nearly

1,000 participants and over 100 companies, capturing the

pulse of the sector and generating record value by uniting

technology and commerce on the same platform.

Positioning the pharmacy ecosystem not merely as a commercial

meeting ground but as a platform for transformation,

collaboration, and sustainable growth, Lokman Group delivered

a strong sector-wide impact with the 13th edition of “Eczacımın

Dijital Dünyası – The Remedy of Change.”

Organized in Antalya by Lokman Ecza Deposu and Tane Itriyat

under the umbrella of Lokman Group, the event stood out both

in terms of content and commercial volume, hosting nearly

1,000 participants and more than 100 companies. Throughout

the event, thousands of products were showcased, launched, and

sold, generating an overall economic volume of approximately

TRY 700 million.

Sadece fuar değil, dönüşüm platformu

Eczacımın Dijital Dünyası, klasik bir sektör buluşmasının

ötesine geçerek; eczacının ticari gücünü, mesleki gelişimini ve

dijital yetkinliğini aynı potada birleştiren bütüncül bir model

sunuyor.

Organizasyon boyunca:

-İlaç dışı ürün segmentinde yenilikçi markalar eczacılarla

buluştu,

-Yeni ürün lansmanları doğrudan sahada karşılık buldu,

More than a fair, a transformation platform

Going beyond a conventional industry gathering, Eczacımın

Dijital Dünyası offers a holistic model that combines

pharmacists’ commercial strength, professional development,

and digital competence within a single framework.

During the organization:

* Innovative brands in the non-pharmaceutical products

segment met directly with pharmacists.

* New product launches found immediate market response on

site.

40 Pharma


* Pharmacist–company collaborations were further

strengthened.

As one of the most diversified depots serving pharmacies across

Türkiye in non-pharmaceutical products, Lokman Ecza Deposu

plays a significant role in supporting pharmacists in building

sustainable revenue models. For 13 years, the organization has

brought together more than 100 companies with pharmacists,

forming a strong value chain for the sector. The delivery of

products to society through pharmacist consultancy also

establishes a qualified point of contact in healthcare.

Hatice Öz, Chairwoman of the Board of Lokman Group,

stated in her post-event evaluation: “We are positioning

pharmacy beyond today’s needs in line with the healthcare

ecosystem of the future. We design Eczacımın Dijital Dünyası

as a transformation platform that simultaneously strengthens

pharmacists’ commercial power, professional competence,

and digital capabilities. The approximately TRY 700 million

economic volume is not merely an outcome for us; it is a strong

indicator of how our sector can scale with the right model and

the right collaborations.”

As emphasized by Öz, the economic value generated is seen not

only as the success of an event but as concrete proof that the

business model resonates strongly in the field.

A new technology-focused experience area: Lokman AI

Introduced for the first time this year, the “Lokman AI”

character and the digital content produced on-site reflected

the organization’s technology-driven vision. Interactive and

experience-oriented digital applications demonstrated that

transformation in the pharmacy sector is shaped not only by

-Eczacı–firma iş birlikleri güçlendirildi.

Lokman Ecza Deposu’nun, ilaç dışı ürünlerde Türkiye

genelinde eczanelere hizmet veren en çeşitli depolardan biri

olarak konumlanması, eczacıların sürdürülebilir gelir modelleri

oluşturmasına önemli katkı sağlıyor. 13 yıldır 100’ün üzerinde

firmayı eczacılarla bir araya getiren organizasyon, sektör

için güçlü bir değer zinciri oluşturuyor. Ürünlerin eczacı

danışmanlığıyla topluma ulaşması ise sağlık alanında nitelikli

bir temas noktası oluşturuyor.

Lokman Group Yönetim Kurulu Başkanı Hatice Öz, etkinlik

sonrası yaptığı değerlendirmede şu ifadeleri kullandı:

“Eczacılığı bugünün ihtiyaçlarının ötesine taşıyarak, geleceğin

sağlık ekosistemine göre konumlandırıyoruz. Eczacımın Dijital

Dünyası’nı; eczacının ticari gücünü, mesleki yetkinliğini ve

dijital kaslarını birlikte geliştiren bir dönüşüm platformu olarak

kurguluyoruz. Yaklaşık 700 milyon liralık ekonomik hacim

bizim için yalnızca bir sonuç değil; doğru model ve doğru iş

birlikleriyle sektörümüzün nasıl ölçeklenebileceğinin güçlü bir

göstergesi.”

Öz’ün vurguladığı gibi, elde edilen ekonomik değer sadece

bir organizasyon başarısı değil; iş modelinin sahada karşılık

bulduğunun somut bir kanıtı olarak görülüyor.

Teknoloji odaklı yeni deneyim alanı: Lokman AI

Bu yıl etkinlik kapsamında ilk kez tanıtılan “Lokman AI”

karakteri ve etkinlik alanından üretilen dijital içerikler,

organizasyonun teknoloji temelli vizyonunu gözler önüne serdi.

Katılımcılara interaktif ve deneyim odaklı bir alan sunan dijital

uygulamalar, eczacılık sektöründe dönüşümün yalnızca ürünle

değil, veri ve teknolojiyle de şekillendiğini ortaya koydu.

Pharma

41


42 Pharma

products but also by data and technology.

By integrating digitalization, field experience, and commercial

modeling into a unified structure, Eczacımın Dijital Dünyası

distinguishes itself from a conventional purchasing event and

evolves into a strategic meeting platform for the sector.

Preparations begin for 2027

Highlighting that the strong and positive feedback from the

sector has reinforced the trust built by the organization, Hatice

Öz stated that Eczacımın Dijital Dünyası will expand in the

coming years to include more international brands and business

partners.

Lokman Group aims to further develop and sustain this

gathering, which supports pharmacists’ professional strength,

enhances their commercial capacity, and carries the sector into

the future. Preparations for the next edition have already begun,

with plans to broaden the scope and impact of Eczacımın Dijital

Dünyası 2027.

The picture emerging from Antalya clearly demonstrates how

the right collaborations, digital transformation, and fieldoriented

business models can scale effectively in the evolving

world of pharmacy.

Dijitalleşme, saha deneyimi ve ticari modelin bir arada

kurgulanması; Eczacımın Dijital Dünyası’nı klasik bir alım

organizasyonundan ayırarak, sektör için stratejik bir buluşma

platformuna dönüştürüyor.

2027 için hazırlıklar başladı

Sektörden gelen yoğun ve olumlu geri bildirimlerin,

organizasyonun oluşturduğu güven zeminini güçlendirdiğini

belirten Hatice Öz; Eczacımın Dijital Dünyası’nın önümüzdeki

yıllarda daha fazla uluslararası marka ve iş ortağını kapsayacak

şekilde büyütüleceğini ifade etti.

Lokman Group, eczacıların mesleki gücünü destekleyen, ticari

kapasitesini artıran ve sektörü geleceğe taşıyan bu buluşmayı

daha da geliştirerek sürdürmeyi hedefliyor. Organizasyonun bir

sonraki ayağı için hazırlıklar şimdiden başlarken, Eczacımın

Dijital Dünyası 2027’nin kapsam ve etki bakımından daha da

genişletilmesi planlanıyor.

Antalya’dan yükselen bu tablo, eczacılığın değişen dünyasında

doğru iş birliklerinin, dijital dönüşümün ve sahaya temas eden

modellerin nasıl ölçeklenebileceğini güçlü biçimde ortaya

koyuyor.



A paradigm shift offering hope with the definition of

“Type 2 in remission”

“Remisyonda Tip 2” tanımıyla umut veren paradigma değişimi

Uluslararası hastalık sınıflandırmasına giren “Remisyondaki

Diyabet” kodu, Tip 2 diyabette yaşam tarzı temelli

yoğun müdahalelerin klinik karşılığını güçlendirirken;

uzmanlar sürecin disiplinli ve çok yönlü bir tıbbi yaklaşım

gerektirdiğini vurguluyor.

Tıp dünyasında uzun yıllardır “kronik ve ilerleyici” bir hastalık

olarak tanımlanan Tip 2 Diyabet için literatürde önemli

bir kavramsal güncelleme yapıldı. Dünya Sağlık Örgütü ve

uluslararası sağlık otoritelerinin kabul ettiği yeni düzenlemeyle,

“Remisyondaki Diyabet” ifadesi uluslararası hastalık

sınıflandırma sistemi ICD-10 kodları arasına dahil edildi.

Bu gelişmeyle birlikte hekimler, belirli kriterleri karşılayan

hastalar için “Remisyonda Tip 2 Diyabet Mellitus” tanımını

kullanabiliyor. Ancak uzmanlar, bu durumu “hastalık tamamen

ortadan kalktı” şeklinde değil; yoğun ve sürdürülebilir yaşam

tarzı değişiklikleriyle kan şekeri değerlerinin ilaçsız olarak

normal aralıklarda seyretmesi şeklinde değerlendirmek

gerektiğinin altını çiziyor.

44 Pharma

Hande Namal Türkyılmaz, Specialist MD

The inclusion of the “Diabetes in Remission” code in the

international disease classification system strengthens the

clinical recognition of intensive lifestyle-based interventions

in Type 2 diabetes, while experts emphasize that the process

requires a disciplined and multidimensional medical

approach.

A significant conceptual update has been introduced in the

literature for Type 2 Diabetes, long defined in the medical world

as a “chronic and progressive” disease. With a new regulation

accepted by the World Health Organization and international

health authorities, the term “Diabetes in Remission” has been

incorporated into the ICD-10 international disease classification

codes.

With this development, physicians can now use the definition

“Type 2 Diabetes Mellitus in Remission” for patients who meet

specific criteria. However, experts underline that this situation

should not be interpreted as “the disease has completely

disappeared,” but rather as the maintenance of normal blood

glucose levels without medication through intensive and

sustainable lifestyle changes.

From a chronic disease to a manageable process

Type 2 Diabetes Mellitus (T2DM) remains the most common

type of diabetes both in Türkiye and worldwide. When left

untreated,

Kronik hastalıktan yönetilebilir sürece

Tip 2 Diyabet Mellitus (T2DM), hem Türkiye’de hem de dünyada

en sık görülen diyabet türü olmaya devam ediyor. Tedavi

edilmediğinde kalp-damar hastalıkları, böbrek hasarı, nöropati

ve görme kaybı gibi ciddi komplikasyonlara yol açabiliyor.

Son yıllarda özellikle “yoğun terapötik yaşam tarzı müdahaleleri”

ve modern yaşam tarzı tıbbı programları, belirli hasta

gruplarında kan şekeri kontrolünün ilaçsız sağlanabileceğine

dair bilimsel veriler ortaya koydu. Bu çerçevede “remisyon”

kavramı, klinik pratiğe daha net şekilde dahil edilmiş oldu.

“Bu bir şeker kesme diyeti değil, metabolik onarım süreci”

Konuya ilişkin değerlendirmede bulunan Uzm. Dr.

Hande Namal Türkyılmaz, sürecin yüzeysel bir beslenme

değişikliğinden ibaret olmadığını vurguluyor:

“Diyabeti geri döndürmek, kişiye özel tasarlanmış biyokimyasal

bir tamir sürecidir. Fonksiyonel tıp bakış açısıyla temel hedef;

hücrenin insülin direncini kırmak, bağırsak mikrobiyotasını

düzenlemek, stres aksını yönetmek ve sirkadiyen ritmi yeniden

dengelemektir. Uygulanan yoğun ve disiplinli programlarda

bazı hastalar ilaç ihtiyacı olmadan normal glisemik değerlere

ulaşabiliyor.”

Uzmanlar, burada kritik noktanın “doğru hasta seçimi, düzenli

takip ve multidisipliner yaklaşım” olduğunu belirtiyor. Her

diyabet hastasının remisyona gireceği şeklinde bir genellemenin

doğru olmadığı özellikle vurgulanıyor.


it can lead to serious complications such as cardiovascular

diseases, kidney damage, neuropathy, and vision loss.

In recent years, scientific data have shown that particularly

“intensive therapeutic lifestyle interventions” and modern

lifestyle medicine programs can enable medication-free

glycemic control in certain patient groups. Within this

framework, the concept of “remission” has been more clearly

integrated into clinical practice.

“This is not a sugar-cutting diet, but a metabolic repair

process”

Commenting on the subject, Hande Namal Türkyılmaz,

Specialist MD, emphasizes that the process is far from a

superficial dietary change:

“Reversing diabetes is a biochemically designed repair

process tailored to the individual. From a functional medicine

perspective, the primary goals are to break insulin resistance

at the cellular level, regulate the gut microbiota, manage the

stress axis, and rebalance the circadian rhythm. In intensive

and disciplined programs, some patients can achieve normal

glycemic values without the need for medication.”

Experts highlight that the critical points are proper patient

selection, regular follow-up, and a multidisciplinary approach.

It is particularly emphasized that not every diabetes patient will

enter remission.

What does functional and lifestyle medicine include?

Intensive lifestyle-based intervention programs differ

significantly from conventional diet lists. Conducted with a

multidisciplinary team approach, these programs generally

include the following components:

1. Continuous Glucose Monitoring (CGM)

The impact of foods on blood glucose is analyzed individually,

focusing on personalized glycemic responses rather than

standard calorie calculations.

2. Therapeutic Nutrition Protocols

The aim is not only weight loss, but also reducing insulin

resistance and increasing metabolic flexibility.

3. Cellular and Micronutrient Support

Vitamin and mineral deficiencies are evaluated and addressed

based on individualized testing.

4. Stress and Sleep Management

Cortisol balance and circadian rhythm are considered

fundamental components of metabolic health.

5. Holistic Coaching and Behavioral Change

Sustainable habit transformation is targeted to ensure longterm

results.

These programs are carried out under physician leadership

with interdisciplinary teams that may include psychologists,

dietitians, physiotherapists, sports coaches, and health coaches.

“Recovery” or “remission”?

In medical terminology, remission refers to the clinical

disappearance of disease findings without the complete

elimination of the underlying potential. In other words,

Fonksiyonel/ yaşam tarzı tıbbı neleri kapsıyor?

Yaşam tarzı temelli yoğun müdahale programları, klasik diyet

listelerinden oldukça farklı bir yapıya sahip. Multidisipliner

bir ekip yaklaşımıyla yürütülen bu programlarda genellikle şu

başlıklar yer alıyor:

1. Sürekli Glukoz Takibi (CGM)

Besinlerin kan şekeri üzerindeki etkisi kişiye özel olarak analiz

edilir. Böylece standart kalori hesaplaması yerine bireysel

glisemik yanıt esas alınır.

2. Terapötik Beslenme Protokolleri

Amaç yalnızca kilo kaybı değil; insülin direncinin azaltılması ve

metabolik esnekliğin artırılmasıdır.

3. Hücresel Destek ve Mikronutrient Desteği

Vitamin ve mineral eksiklikleri, kişiye özel testler doğrultusunda

değerlendirilir ve tamamlanır.

4. Stres ve Uyku Yönetimi

Kortizol dengesi ve sirkadiyen ritim, metabolik sağlığın temel

bileşenleri olarak ele alınır.

5. Bütünsel Koçluk ve Davranış Değişikliği

Kalıcı sonuç için sürdürülebilir alışkanlık dönüşümü hedeflenir.

Programlar; hekim liderliğinde psikolog, diyetisyen,

fizyoterapist, spor koçu ve sağlık koçunun yer aldığı disiplinler

arası ekiplerle yürütülür.

“İyileşme” mi, “Remisyon” mu?

Tıp terminolojisinde remisyon; hastalık bulgularının klinik

Pharma

45


46 Pharma

if the patient returns to previous lifestyle habits, blood glucose

levels may rise again.

For this reason, experts state that the term “entered remission”

is more accurate than saying “Type 2 diabetes has been cured.”

The addition of the new ICD code is considered a reflection of

this clinical reality within the official classification system.

What does this mean for Türkiye?

The increasing rates of obesity and sedentary lifestyles in

Türkiye are also driving up the prevalence of Type 2 diabetes.

While the new remission definition offers a hopeful framework,

particularly for patients diagnosed at an early stage, experts

underline the following points:

* Early diagnosis is critical

* Programs must be conducted under physician supervision

* Individualized planning is essential

* Long-term follow-up is required

Pharmacological and insulin therapies remain vital for many

patients in diabetes management. Lifestyle-based programs,

when applied to appropriate patients with the correct protocols,

stand out as a powerful supportive strategy.

A new perspective in diabetes

The inclusion of the “Diabetes in Remission” code in the

international disease classification system marks an important

development, demonstrating that diabetes should not be

regarded as destiny. According to experts, however, this

transformation gains meaning not through popular discourse,

but through scientific discipline and long-term behavioral

change.

Type 2 diabetes is no longer an area where only medication

doses are discussed; it has become part of a new medical

approach in which metabolic health is addressed holistically

and lifestyle stands at the center. This paradigm shift appears

poised to reshape both clinical practice and patients’ perception

of the disease in the years ahead.

olarak ortadan kalkması ancak potansiyelin tamamen yok

olmaması anlamına gelir. Yani hasta, eski yaşam tarzına geri

dönerse kan şekeri değerleri yeniden yükselebilir.

Bu nedenle uzmanlar, “Tip 2 diyabet iyileşti” ifadesi yerine

“remisyona girdi” tanımının daha doğru olduğunu belirtiyor.

Yeni ICD kodunun eklenmesi ise bu klinik gerçeğin resmi

sınıflandırma sistemine yansıması olarak değerlendiriliyor.

Türkiye için ne anlama geliyor?

Türkiye’de obezite ve hareketsiz yaşam oranlarının artışı, Tip 2

diyabet görülme sıklığını da yükseltiyor. Yeni remisyon tanımı,

özellikle erken dönemde yakalanan hastalar için umut verici bir

çerçeve sunsa da uzmanlar şu noktaların altını çiziyor:

-Erken teşhis kritik önemde

-Programlar mutlaka hekim kontrolünde yürütülmeli

-Kişiye özel planlama şart

-Uzun vadeli takip gerekli

Diyabet yönetiminde ilaç ve insülin tedavisi halen birçok hasta

için hayati öneme sahip olmaya devam ediyor. Yaşam tarzı

temelli programlar ise uygun hastalarda, doğru protokolle

uygulandığında güçlü bir destek stratejisi olarak öne çıkıyor.

Diyabette yeni bakış açısı

“Remisyondaki Diyabet” kodunun uluslararası hastalık

sınıflandırmasına dahil edilmesi, diyabetin kader olarak

görülmemesi gerektiğini ortaya koyan önemli bir gelişme.

Ancak uzmanlara göre bu dönüşüm; popüler söylemlerden çok,

bilimsel disiplin ve uzun vadeli davranış değişikliği ile anlam

kazanıyor.

Tip 2 diyabet artık sadece ilaç dozlarının konuşulduğu bir alan

değil; metabolik sağlığın bütüncül olarak ele alındığı, yaşam

tarzının merkezde olduğu yeni bir tıbbi yaklaşımın parçası. Bu

paradigma değişimi, önümüzdeki yıllarda hem klinik pratiği

hem de hastaların hastalık algısını yeniden şekillendirecek gibi

görünüyor.





Hooray! Your file is uploaded and ready to be published.

Saved successfully!

Ooh no, something went wrong!