14.04.2026 Views

Medikal Teknik Nisan 2026

Medikal Teknik April 2026

Medikal Teknik April 2026

SHOW MORE
SHOW LESS

Transform your PDFs into Flipbooks and boost your revenue!

Leverage SEO-optimized Flipbooks, powerful backlinks, and multimedia content to professionally showcase your products and significantly increase your reach.




Publisher

H. Ferruh IŞIK

on behalf of

İstmag Magazin Gazetecilik

İç ve Diş Tic. Ltd. Şti.

Managing Editor

(Responsible)

Mehmet SÖZTUTAN

mehmet.soztutan@img.com.tr

Advertising Coordinator

İSMAİL ÇAKIR

ismail.cakir@img.com.trr

Editor–in–Chief

Dilara Cica Yılmaz

dilara.cica@img.com.tr

Germany Correspondent

Abdulkadir Blum

Correspondent

Serhan IŞIK

serhan.isik@img.com.tr

Foreign Relations Manager

Ayça SARIOGLU

ayca.sarioglu@img.com.tr

Accounting Manager

Cuma KARAMAN

cuma.karaman@img.com.tr

Finance Manager

Yusuf DEMİiRKAZIK

yusuf.demirkazik@img.com.tr

Graphic & Design Advisor

Sami AKTAŞ

sami.aktas@img.com.tr

Digital Assets Manager

Emre YENER

emre.yener@img.com.tr

Bursa Represantation

Ömer Faruk GÖRÜN

omer.gorun@img.com.tr

Buttim Plaza D Blok Kat: 4 No:1267 BURSA

Tel:+90 224 211 44 50 / Fax: 224 211 4481

Head Office

İstanbul Magazin Grubu

İHLAS MEDIA CENTER

Merkez Mahallesi 29 Ekim Caddesi

No:11 Medya Blok Kat:1

34197 Yenibosna / İstanbul / Turkey

Tel: 0212 454 22 22 Faks: 0212 454 22 93

www.medikalteknik.com.tr

e-mail: info@medikalteknik.com.tr

PRINTED BY:

İHLAS GAZETECİLİK A.Ş.

Merkez Mahallesi 29 Ekim Caddesi İhlas Plaza

No:11 A/41 Yenibosna–Bahçelievler/ İSTANBUL

Tel: 0212 454 30 00

www.ihlasmatbaacilik.com

İMG - Medikal Teknik dergisinde

yer alan makalelerdeki fikirler

yazarlarına aittir.

Yayınlanan ilanların sorumluluğu

reklam verene aittir.

İMG - Medikal Teknik dergisinin

bütün yayın hakları İstmag Magazin Gazetecilik

İç ve Dış Tic. Ltd. Şti.’ne aittir.

Yazılar kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.

0

6

1

6

3

2

3

6

3

8

Orsa Orthopedics strengthens

trust in healthcare with 50

years of expertise

Orsa Ortopedi, 50 yıllık gücüyle

sağlıkta güveni büyütüyor

New horizons in cancer

treatment

Kanser tedavisinde yeni ufuklar

Indoor air from a health perspective

Sağlık perspektifinden iç mekân havası

Koç University Hospital

tops the list

Koç Üniversitesi Hastanesi zirvede!

Screening can stop the hidden

threat in colon cancer

Kolon kanserinde gizli tehlikeyi

tarama durdurabiliyor

medikalteknik



Sağlığın geleceği Expomed

Eurasia’da buluşuyor!

Dilara Cica Yılmaz

Sağlık sektörü, teknolojinin baş döndürücü bir hızla ilerlediği çağımızda

yalnızca tedavi yöntemlerini değil, iş yapış biçimlerini de köklü bir

dönüşümden geçiriyor. Bu dönüşümün en güçlü ve etkileyici yansımalarından

biri ise sektör profesyonellerini, yenilikçi çözümleri ve küresel vizyonu

bir araya getiren uluslararası organizasyonlarda hayat buluyor. Expomed

Eurasia, medikal teknolojilerden dijital sağlık uygulamalarına, hastane

ekipmanlarından ileri tanı sistemlerine kadar geniş bir yelpazeyi tek çatı

altında buluşturarak sağlık dünyasının en prestijli platformlarından biri olarak

öne çıkıyor. Bu büyük buluşma, bilginin paylaşılmasına, inovasyonun teşvik

edilmesine ve sektörün geleceğine yön verecek stratejik adımların atılmasına

zemin hazırlıyor.

Medikal Teknik dergisi olarak bizler de sağlık endüstrisinin nabzını tutan

Expomed Eurasia’nın, iş birliklerini güçlendiren ve sürdürülebilir büyümeyi

destekleyen rolüne yürekten inanıyoruz. Yerli üreticiler ile uluslararası

paydaşlar arasında kurulan güçlü köprüler, yalnızca ekonomik değer

sağlamakla kalmıyor; aynı zamanda sağlık hizmetlerinin kalitesini ve

erişilebilirliğini de artırıyor. Çünkü biliyoruz ki güçlü iş birlikleri, yenilikçi

çözümler ve ortak vizyonlar, sağlığın geleceğini şekillendiren en değerli

yatırımlardır. Expomed Eurasia, bu vizyonun en güçlü temsilcisi olarak

sektörün yarınlarına ışık tutmaya devam ediyor.

From the

Editorin-Chief

The future of healthcare comes

together at Expomed Eurasia!

In today’s era, where technology is advancing at a breathtaking pace, the

healthcare sector is undergoing a profound transformation, not only in

treatment methods but also in the way business is conducted. One of the

most powerful and striking reflections of this transformation comes to life

through international platforms that bring together industry professionals,

innovative solutions, and a global vision. Expomed Eurasia stands out as one

of the most prestigious platforms in the healthcare world, uniting a wide

range of fields under one roof, from medical technologies to digital health

applications, from hospital equipment to advanced diagnostic systems. This

major gathering provides a foundation for knowledge sharing, encourages

innovation, and paves the way for strategic steps that will shape the future of

the industry.

As Medikal Teknik magazine, we strongly believe in the role of Expomed

Eurasia as a key driver that strengthens collaborations and supports

sustainable growth within the healthcare industry. The strong bridges

built between local manufacturers and international stakeholders not only

generate economic value but also enhance the quality and accessibility of

healthcare services. Because we know that strong partnerships, innovative

solutions, and shared visions are the most valuable investments shaping the

future of healthcare. As a powerful representative of this vision, Expomed

Eurasia continues to illuminate the path forward for the industry.



6

Orsa Orthopedics strengthens trust

in healthcare with 50 years of expertise

Orsa Ortopedi, 50 yıllık gücüyle sağlıkta güveni büyütüyor

50 yıllık uzmanlığıyla küresel büyümesini sürdüren

Orsa Ortopedi, sertifikalı kalite anlayışı, güçlü Ar-Ge

yapısı ve hasta odaklı inovasyon yaklaşımıyla Türkiye

ve uluslararası pazarlardaki konumunu güçlendiriyor.

Orsa Ortopedi Sanayi Dış Ticaret Müdürü Alperen Çapa

Driving global growth with 50 years of expertise,

Orsa Orthopedics reinforces its position in Türkiye

and international markets through certified quality,

strong R&D capabilities, and a patient-focused innovation

approach.

A global success story strengthened by quality

certifications

As one of the well-established companies of the Çapa

Group, Orsa Orthopedics has been operating in the

orthopedic and medical manufacturing sector in Türkiye

since 1976, becoming one of the strongest brands in the

industry. With a broad product portfolio ranging from

medical corsets to orthopedic devices, rehabilitation

products to prosthetics and orthotics, the company now

reaches 580 sales points across Türkiye and exports to

more than 40 countries, securing a solid place in the

global market.

Adopting the principle of “A Healthy Choice for Health,”

Orsa Orthopedics embraces a patient-centered perspective

at every stage of production, positioning quality not

only as a standard but at the core of its corporate culture.

With its strong engineering infrastructure, qualified

human resources, and commitment to R&D, the company

continuously improves its processes and delivers

products that meet international standards.

Supported by ISO 9001 and ISO 13485 certifications, CE

marking, and clinical and microclimate tests conducted

in accredited European laboratories, Orsa Orthopedics’

production structure places the company in a privileged

position in the sector. The toxicological safety, clinical

Kalite belgeleriyle güçlenen global başarı hikâyesi

Çapa Grubu’nun köklü kuruluşlarından Orsa Ortopedi,

1976 yılından bu yana Türkiye’de ortopedik ve medikal

üretim alanında faaliyet göstererek sektörün en güçlü

markalarından biri haline geldi. Tıbbi korselerden ortopedik

cihazlara, rehabilitasyon ürünlerinden protez ve ortezlere

kadar uzanan geniş ürün gamıyla dikkat çeken firma, bugün

Türkiye genelinde 580 satış noktasına ulaşırken, ürünlerini

40’tan fazla ülkeye ihraç ederek global pazarda sağlam bir

yer edinmiş durumda.

“Sağlık için sağlıklı seçim” anlayışıyla hareket eden Orsa

Ortopedi, üretimin her aşamasında hasta odaklı bir

bakış açısını benimseyerek kaliteyi bir standart olmanın

ötesinde kurum kültürünün merkezine yerleştiriyor. Güçlü

mühendislik altyapısı, nitelikli insan kaynağı ve Ar-Ge’ye

verdiği önem sayesinde süreçlerini sürekli geliştiren

firma, uluslararası standartlara uygun testlerden geçmiş

ürünleriyle güven veriyor.

ISO 9001 ve ISO 13485 kalite belgeleri, CE işareti ve

Avrupa’daki akredite laboratuvarlarda gerçekleştirilen

klinik ve mikroklima testleriyle desteklenen üretim yapısı,

Orsa Ortopedi’yi sektöründe ayrıcalıklı bir konuma taşıyor.

Ürünlerinin toksikolojik güvenliği, klinik etkinliği ve kullanıcı

konforu titizlikle doğrulanırken, bu disiplinli yaklaşım

markanın hem Türkiye’de hem de uluslararası pazarlarda

güvenle tercih edilmesini sağlıyor.

Uluslararası kalite belgeleri, Avrupa standartlarında

gerçekleştirilen klinik testler ve Ar-Ge odaklı yaklaşımı

sayesinde sektörde fark oluşturan Orsa Ortopedi, yalnızca

üretim gücüyle değil, güvenilirliği ve yenilikçi bakış açısıyla

da dikkat çekiyor. İngiltere merkezli Global Health & Pharma

gibi pek çok uluslararası kuruluştan ödüllere layık görülmesi

de bu başarının önemli göstergeleri arasında yer alıyor.

Orsa Ortopedi Sanayi Dış Ticaret Müdürü Elektrik Elektronik

Mühendisi Alperen Çapa, firmaya ilişkin tüm detayları,

büyüme vizyonunu ve global hedeflerini anlattı.

“50 yıldır sağlık için üretiyoruz”

Öncelikle, Orsa Ortopedi ne zaman kuruldu?

Bize biraz tarihçesinden ve üretim altyapısından

bahseder misiniz?

“Orsa Ortopedi, Türkiye’nin ortopedik ürünler konusunda

yurtdışına bağımlılığını azaltmak, yüksek fiyatlı ithal mal

April - Nisan 2026


7

effectiveness, and user comfort of its products are meticulously

verified, ensuring that the brand is trusted both

in Türkiye and international markets.

Standing out with international quality certifications,

European-standard clinical testing, and an R&D-driven

approach, Orsa Orthopedics attracts attention not only

with its production strength but also with its reliability

and innovative vision. Being recognized with awards

from international organizations such as the UK-based

Global Health & Pharma is among the key indicators of

this success.

Alperen Çapa, Electrical and Electronics Engineer and

Foreign Trade Manager of Orsa Orthopedics, shared all

the details about the company, its growth vision, and its

global goals.

“We have been producing for health for 50 years”

First of all, when was Orsa Orthopedics founded?

Could you tell us about its history and production

infrastructure?

“Orsa Orthopedics was founded in 1976 by my grandfather,

Niyazi Çapa, with the aim of reducing Türkiye’s

dependence on imported orthopedic products and

eliminating high-cost imported inputs.

Over the years, under the leadership of my father,

Pharmacist Necdet Çapa, the company grew and became

one of the leading firms in our sector. As the second

generation, his goal was to expand abroad and generate

foreign currency for the country. Step by step, we

achieved this goal and now sell our products to nearly 50

countries, introducing high-quality, cost-effective Orsa

products to these markets.

Today, as the third-generation representative of the

company, I am taking over the flag. I aim to establish

Orsa distributorships in countries where we have not yet

reached. Hopefully, we will leave no place in the world

where Orsa is not present.

Since its establishment, our company has operated with

a commitment to quality, trust, and sustainable production,

and today it has become one of the largest brands

in the sector with its modern production facilities and

strong engineering infrastructure.

With our wide product range, we serve with more than

800 products, from orthopedic support products to medical

solutions. Thanks to our production processes that

comply with high-quality standards and our continuously

evolving technological infrastructure, we hold a strong

position both domestically and in the global market.”

girdisine son vermek amacıyla 1976 yılında dedem

Niyazi Çapa tarafından kurularak ortopedi ve medikal

sektöründe faaliyetlerine başlamıştır.

Yıllar içinde babam Ecz. Necdet Çapa liderliğinde

büyüyerek sektörümüzde öncü firmalardan biri haline

geldi. İkinci kuşak olarak babamın hedefi yurtdışına

açılarak ülkeye döviz kazandırmak oldu. Bu hedefte adım

adım ilerleyip, dünyada 50’ye yakın ülkeye ürünlerimizi

satarak, bu ülkeleri yüksek kaliteli uygun fiyatlı Orsa

ürünleriyle buluşturdu.

Şu an, firmanın üçüncü nesil temsilcisi olarak bayrağı

ben devralıyorum. Yurtdışında ulaşamadığımız ülkelerde

Orsa bayilikleri kurmayı hedefliyorum. İnşallah Dünyada

Orsa’nın ulaşmadığı nokta bırakmayacağız.

Kurulduğu günden bu yana kalite, güven ve sürdürülebilir

üretim anlayışıyla hareket eden firmamız, bugün

modern üretim tesisleri ve güçlü mühendislik altyapısıyla

sektörün en büyük markalarından biri haline gelmiştir.

Geniş ürün çeşitliliğimizle ortopedik destek ürünlerinden

medikal çözümlere kadar 800’den fazla ürünle hizmet

veriyoruz. Yüksek kalite standartlarına uygun üretim

süreçlerimiz ve sürekli gelişen teknolojik altyapımız

sayesinde hem yurt içinde hem de global pazarda güçlü

bir konumdayız.”

50 yıllık bu yolculuğun temelinde üç ana unsur

bulunuyor: Kalite, inovasyon ve güven

Orsa 50. yaşını kutluyor. Bu başarının arkasındaki en

önemli etkenler nelerdir?

“Kurulduğumuz ilk günden itibaren ürün kalitesinden

ödün vermeden ilerledik. Aynı zamanda Ar-Ge

yatırımlarına büyük önem vererek sektördeki yenilikleri

yakından takip ettik ve üretim süreçlerimize entegre

ettik.

“Sağlık için Sağlıklı Seçim” sloganımız oldu. Müşteri

memnuniyetini her zaman önceliğimiz haline getirerek,

yalnızca ürün sunan değil, aynı zamanda çözüm üreten

Three key pillars behind this 50-year journey: quality,

innovation, and trust

Orsa is celebrating its 50th anniversary. What are the

key factors behind this success?

“From the very first day, we have progressed without

compromising on product quality. At the same time, we

have placed great importance on R&D investments, closely

following innovations in the sector and integrating

them into our production processes.

April - Nisan 2026


8

Our motto has been ‘A Healthy Choice for Health.’ By

always prioritizing customer satisfaction, we have become

not only a brand that offers products but also one that

provides solutions. This approach has made us a strong

and preferred brand in international markets today.

Because we are human-focused, our aim has never been

solely to make money. That is why ORSA has been the

address of trust in healthcare for 50 years. We have

spent what we earn on social and cultural activities for

our country.

With our 50 years of experience, we have even established

a museum of this field. Our museum, which can also

be visited virtually via www.beylerbeyimuzesi.com, has

become a unique cultural asset in the world in the fields

of medicine, pharmacy, and orthopedics.”

At what stage are your smart orthopedic devices and

innovative solutions?

“Our R&D studies continue on smart orthopedic devices,

sensor-supported products, and biomechanical analysis

systems. Our goal is to develop products that increase

user comfort, support treatment processes, and offer

data-driven solutions.

In this context, we integrate technology into our production

processes to produce more ergonomic, more

durable, and more functional products.

We are also interested in medical electronic devices that

are not produced in our country. With the mindset of the

Çapa Family of producing what does not exist in Türkiye,

we have medical devices that we aim to manufacture.”

Growing competitive strength in the global market-

Competition in the global market is quite intense.

What strategy does Orsa follow in this environment?

“The foundation of our strategy includes high quality,

competitive pricing, fast delivery, and customer-focused

solutions. At the same time, thanks to our strong

distributor network and international collaborations, we

achieve sustainable growth in the global market.

The most important factor that makes a difference is our

ability to correctly analyze the needs of countries and

our customers and offer tailored solutions.”

Your exports have exceeded 50 countries.

What lies behind this success?

“In our 50th year, we export to 50 countries. The foundation

of this success lies in quality production, a reliable

brand image, and strong business partnerships.

Among the most important reasons we are preferred in

international markets are:

• Our product quality

• Our certification processes

• Our reliable delivery system

• Our ability to establish long-term business relationships”

What are Orsa Orthopedics’ future plans and goals?

“With the aging world population, the need for orthopedic

products will continue to increase. The use of

bir marka olduk. Bu yaklaşım, bizi bugün uluslararası

pazarda tercih edilen güçlü bir marka haline getirdi.

İnsan odaklı olduğumuz için amacımız sadece para

kazanmak olmadı. Bu yüzden de 50 yıldır ORSA sağlıkta

güvenin adresi oldu. Kazandığımız parayı Sosyal ve

kültürel faaliyetler yaparak ülkemiz için harcadık.

Hatta 50 yıllık birikimimizle bu işin müzesini kurduk.

www.beylerbeyimuzesi.com sitemizden sanal olarakta

gezilen müzemiz ilaç, eczacılık ve ortopedi alanında

dünyada benzeri olmayan bir kültür eseri oldu.”

Akıllı ortopedik cihazlar ve yenilikçi çözümleriniz ne

aşamada?

“Akıllı ortopedik cihazlar, sensör destekli ürünler

ve biyomekanik analiz sistemleri üzerine Ar-Ge

çalışmalarımız devam ediyor. Amacımız; kullanıcı

konforunu artıran, tedavi süreçlerini destekleyen ve veri

odaklı çözümler sunan ürünler geliştirmek.

Bu kapsamda, daha ergonomik, daha dayanıklı ve daha

fonksiyonel ürünler üretmek için teknolojiyi üretim

süreçlerimize entegre ediyoruz.

Ayrıca ülkemizde üretimi olmayan tıbbi elektronik

cihazlar ile ilgileniyoruz. Çapa Ailesi Türkiye’de olmayanı

yapar anlayışıyla üretimini yapmayı hedeflediğimiz tıbbi

cihazlar mevcut.”

Global pazarda büyüyen rekabet gücü

Küresel pazarda rekabet oldukça yoğun. Orsa bu

rekabet ortamında nasıl bir strateji izliyor?

“Stratejimizin temelinde; yüksek kalite, rekabetçi fiyat,

hızlı teslimat ve müşteri odaklı çözümler yer alıyor.

Aynı zamanda güçlü distribütör ağımız ve uluslararası iş

birliklerimiz sayesinde global pazarda sürdürülebilir bir

büyüme sağlıyoruz.

Fark yaratan en önemli unsur ise ülkelerin ve

müşterilerimizin ihtiyaçlarını doğru analiz ederek onlara

özel çözümler sunabilmemizdir.”

İhracatınız 50 ülkeyi aştı.

Bu başarının arkasında ne var?

“50. yılımızda 50 ülkeye ihracat gerçekleştiriyoruz. Bu

başarının temelinde; kaliteli üretim, güvenilir marka imajı

ve güçlü iş ortaklıkları yer alıyor.

Uluslararası pazarda tercih edilmemizin en önemli

nedenleri arasında:

• Ürün kalitemiz

• Sertifikasyon süreçlerimiz

• Güvenilir teslimat sistemimiz

• Uzun vadeli iş ilişkileri kurmamız

bulunuyor.”

Orsa Ortopedi’nin gelecek planları

ve hedefleri nelerdir?

“Yaşlanan dünya nüfusu ile birlikte ortopedik

ürünlere olan ihtiyaç artmaya devam edecek. Yaşlı

kişilerin konforlu yaşam sürmek için destek ürünlerini

kullanımı artarak devam edecek. Bu doğrultuda sektör,

daha yenilikçi ve daha kişiselleştirilmiş çözümlere

April - Nisan 2026


9

support products by elderly individuals to maintain a comfortable

life will continue to grow. Accordingly, the sector

is moving towards more innovative and more personalized

solutions.

In the coming period, we aim to continue growing both in

the domestic market and internationally. Expanding into

new markets, increasing the number of countries we export

to, and further strengthening our global brand awareness

are among our priorities.

We are also focused on medical products that are not produced

in Türkiye in order to reduce the country’s dependence

on foreign sources in the healthcare field. The healthcare

sector is very broad. Every company should work in its own

field to reduce this dependency. As a 100% domestic company,

we are doing our best in this regard. With our 50 years

of experience, we will continue to produce solutions that

touch human health and add value to our country.”

The goal in the orthopedics of the future: more countries,

stronger domestic production

What are Orsa Orthopedics’ future plans and goals?

“With the aging world population, the need for orthopedic

products will continue to increase. The use of support

products by elderly individuals to maintain a comfortable

life will continue to grow. Accordingly, the sector is moving

towards more innovative and more personalized solutions.

In the coming period, we aim to continue growing both in

the domestic market and internationally. Expanding into

new markets, increasing the number of countries we export

to, and further strengthening our global brand awareness

are among our priorities.

We are also focused on medical products that are not produced

in Türkiye in order to reduce the country’s dependence

on foreign sources in the healthcare field. The healthcare

sector is very broad. Every company should work in its own

field to reduce this dependency. As a 100% domestic company,

we are doing our best in this regard. With our 50 years

of experience, we will continue to produce solutions that

touch human health and add value to our country.”

yöneliyor. Önümüzdeki dönemde hem yurt içi hem

de uluslararası pazarda büyümeye devam etmeyi

hedefliyoruz.

Yeni pazarlara açılmak, ihracat yaptığımız ülke sayısını

artırmak ve global marka bilinirliğimizi daha da

güçlendirmek önceliklerimiz arasında yer alıyor.

Ayrıca ülkemizin sağlık alanında dışa bağımlılığını

azaltmak için Türkiye’de üretimi olmayan tıbbi ürünlere

odaklanmış durumdayız. Sağlık sektörü çok geniş

bir alan. Her firma kendi alanında ülkemizin dışa

bağımlılığını azaltmak için çalışmalıdır. %100 Yerli

%100 Milli bir firma olarak biz de bu konuda elimizden

geleni yapıyoruz. 50 yıllık tecrübemizle, insan sağlığına

dokunan çözümler üretmeye ve Ülkemize değer

katmaya devam edeceğiz.”

Geleceğin ortopedisinde hedef: daha fazla ülke,

daha güçlü yerli üretim

Orsa Ortopedi’nin gelecek planları ve hedefleri

nelerdir?

“Yaşlanan dünya nüfusu ile birlikte ortopedik

ürünlere olan ihtiyaç artmaya devam edecek. Yaşlı

kişilerin konforlu yaşam sürmek için destek ürünlerini

kullanımı artarak devam edecek. Bu doğrultuda sektör,

daha yenilikçi ve daha kişiselleştirilmiş çözümlere

yöneliyor. Önümüzdeki dönemde hem yurt içi hem

de uluslararası pazarda büyümeye devam etmeyi

hedefliyoruz.

Yeni pazarlara açılmak, ihracat yaptığımız ülke sayısını

artırmak ve global marka bilinirliğimizi daha da

güçlendirmek önceliklerimiz arasında yer alıyor.

Ayrıca ülkemizin sağlık alanında dışa bağımlılığını

azaltmak için Türkiye’de üretimi olmayan tıbbi ürünlere

odaklanmış durumdayız. Sağlık sektörü çok geniş

bir alan. Her firma kendi alanında ülkemizin dışa

bağımlılığını azaltmak için çalışmalıdır. %100 Yerli

%100 Milli bir firma olarak biz de bu konuda elimizden

geleni yapıyoruz. 50 yıllık tecrübemizle, insan sağlığına

dokunan çözümler üretmeye ve Ülkemize değer

katmaya devam edeceğiz.”

April - Nisan 2026


10

You can freeze under extreme stress!

Aşırı stresten donabilirsiniz!

Psychiatry Specialist Sema Bayçın

Many people who experience sudden episodes of

immobility and inability to speak apply to hospitals

with the suspicion of a neurological disorder.

However, this condition may actually be the nervous

system’s “freeze” response to overwhelming stress.

In daily life, sometimes during an argument and sometimes

in the middle of an intense wave of stress, some individuals

suddenly report that they cannot move, cannot

speak, or feel as if their bodies are locked. These people

often say they can hear and perceive their surroundings

but cannot respond. Many of them go to emergency

services believing they may be having a stroke.

However, neurological examinations and imaging tests

may reveal no serious organic damage. In such cases, the

condition may indicate a stress-based nervous system

response described in psychiatric literature as “functional

freeze.”

Sema Bayçın, Psychiatry Specialist at Batıgöz Health

Group Balçova Surgical Medical Center, emphasizes

that functional freezing is a real and biological defense

mechanism.

Ani hareketsizlik ve konuşamama atakları yaşayan

birçok kişi nörolojik bir hastalık şüphesiyle

hastaneye başvuruyor. Oysa bu tablo, sinir

sisteminin aşırı strese verdiği “donma” yanıtı

olabilir.

Günlük hayatın içinde, kimi zaman bir tartışma anında,

kimi zaman yoğun bir stres dalgasının ortasında

bazı insanlar bir anda hareket edemediklerini,

konuşamadıklarını ya da bedenlerinin kilitlendiğini ifade

ediyor. Çevresini duyduğunu ancak tepki veremediğini

söyleyen bu kişiler, çoğu zaman felç geçirdiklerini

düşünerek acil servise başvuruyor.

Ancak yapılan nörolojik muayeneler ve görüntüleme

testlerinde ciddi bir organik hasar saptanmayabiliyor.

Bu durumda tablo, psikiyatrik literatürde “fonksiyonel

donma” olarak tanımlanan stres temelli bir sinir sistemi

tepkisine işaret edebiliyor.

Konuya ilişkin değerlendirmelerde bulunan Batıgöz Sağlık

Grubu Balçova Cerrahi Tıp Merkezi Psikiyatri Uzmanı

Sema Bayçın, fonksiyonel donmanın gerçek ve biyolojik

bir savunma mekanizması olduğunun altını çiziyor.

April - Nisan 2026


11

“This is not an act, it is the automatic response of

the nervous system”

According to Dr. Sema Bayçın, functional freezing is a

natural biological reaction of the brain when faced with

intense stress or perceived threat:

“When the perception of danger increases, the nervous

system chooses one of the ‘fight, flight, or freeze’

responses. The freeze response appears as the person

remaining motionless from the outside. This is not a

conscious control or acting behavior; it is the automatic

defense mechanism of the nervous system.”

During this process, a person may:

* Have difficulty speaking

* Feel weakness or numbness in the muscles

* State that they perceive their surroundings but cannot

respond

These episodes are usually temporary; however, when

they recur, they can create a serious burden on quality

of life.

“Functional” does not mean unreal

Many people who experience functional freezing encounter

the response “Nothing is wrong with you” after

neurological tests appear normal. This situation can

often lead to misunderstandings.

Dr. Bayçın highlights an important distinction at this

point:

“Functional freezing may not originate from neurological

damage, but that does not mean it is not real. Communication

between the brain and the body temporarily

disrupts. The individual does not consciously produce

these symptoms.”

This psychologically based reaction can produce measurable

physiological changes in the body. Changes in

muscle tone, speech blockage, or temporary immobility

are real experiences.

For this reason, approaches such as “You are exaggerating”

or “You are pretending” not only lead to stigmatization

but may also worsen symptoms and delay the

process of seeking help.

Why is social awareness important?

People experiencing functional symptoms often face feelings

of shame, guilt, and fear of being judged. Especially

in the workplace or social environments, the feeling of

being misunderstood can further increase stress levels.

Dr. Sema Bayçın points out that a supportive environment

plays a decisive role in the treatment process:

“Individuals with functional symptoms should not be

labeled as ‘doing it for attention.’ This approach increases

the person’s stress level. A supportive environment is

one of the cornerstones of recovery.”

Social awareness positively affects not only the individual’s

recovery process but also the willingness to seek

help.

“Bu bir rol değil, sinir sisteminin otomatik tepkisi”

Uzm. Dr. Sema Bayçın’a göre fonksiyonel donma, beynin

yoğun stres ya da tehdit algısı karşısında verdiği doğal bir

biyolojik yanıt:

“Tehlike algısı yükseldiğinde sinir sistemi ‘savaş, kaç ya

da don’ tepkilerinden birini seçer. Donma tepkisi, kişinin

dışarıdan bakıldığında hareketsiz kalmasıyla görülür. Bu

bilinçli bir kontrol ya da rol yapma durumu değildir; sinir

sisteminin otomatik savunma mekanizmasıdır.”

Bu süreçte kişi:

-Konuşmakta zorlanabilir

-Kaslarında güçsüzlük ya da uyuşma hissedebilir

-Çevresini algılasa bile tepki veremediğini ifade edebilir

-Ataklar genellikle geçicidir; ancak tekrar ettiğinde yaşam

kalitesi üzerinde ciddi bir yük oluşturabilir.

“Fonksiyonel” gerçek değil anlamına gelmez

Fonksiyonel donma yaşayan birçok kişi, nörolojik testlerin

normal çıkması sonrası “Bir şeyin yok” yanıtıyla karşılaşabiliyor.

Bu durum ise çoğu zaman yanlış anlaşılmaya yol

açıyor.

Uzm. Dr. Bayçın bu noktada önemli bir ayrımı vurguluyor:

“Fonksiyonel donma nörolojik bir hasardan kaynaklanmayabilir

ama bu gerçek olmadığı anlamına gelmez. Beyin

ve beden arasındaki iletişim geçici olarak bozulur. Kişi

belirtileri bilinçli olarak üretmez.”

Psikolojik kökenli bu tepki, bedende ölçülebilir fizyolojik

değişiklikler oluşturabilir. Kas tonusunda değişiklikler,

konuşma blokajı ya da geçici hareketsizlik gerçek bir

deneyimdir.

Bu nedenle “abartıyorsun”, “numara yapıyorsun” gibi

yaklaşımlar yalnızca damgalamaya yol açmakla kalmaz;

belirtilerin şiddetlenmesine ve yardım arama sürecinin

gecikmesine de neden olabilir.

Toplumsal farkındalık neden önemli?

Fonksiyonel belirtiler yaşayan kişiler sıklıkla utanma,

suçluluk ve yargılanma korkusuyla karşı karşıya kalabilir.

Özellikle iş ortamında ya da sosyal çevrede anlaşılmama

duygusu stres seviyesini daha da artırabilir.

Uzm. Dr. Sema Bayçın, destekleyici çevrenin tedavi sürecinde

belirleyici olduğuna dikkat çekiyor:

“Fonksiyonel belirtiler yaşayan bireyler ‘ilgi çekmek için

yapıyor’ şeklinde etiketlenmemelidir. Bu yaklaşım kişinin

stres düzeyini artırır. Destekleyici bir çevre, iyileşmenin

temel taşlarından biridir.”

Toplumsal bilinçlenme, yalnızca bireyin iyileşme sürecini

değil, yardım arama davranışını da olumlu etkiliyor.

Fonksiyonel donma hangi durumlarla birlikte görülebilir?

Fonksiyonel donma tek başına ortaya çıkabileceği gibi;

-Anksiyete bozuklukları

-Travma sonrası stres bozukluğu

-Yoğun yaşam stresi

-Bastırılmış duygusal yük gibi durumlarla birlikte de

April - Nisan 2026


12

In which situations can functional freezing

occur?

Functional freezing may occur on its own, but it can

also be seen together with:

* Anxiety disorders

* Post-traumatic stress disorder

* Intense life stress

* Suppressed emotional burden

An increase in the frequency of symptoms may affect

a person’s social relationships and professional performance.

When episodes occur unexpectedly, the

fear of losing control may become stronger.

Early support prevents chronic conditions

According to Dr. Sema Bayçın, the most critical step

in such cases is early intervention:

“The earlier the symptoms are addressed, the faster

the recovery will be. Receiving psychiatric support is

not a weakness; it is a scientific approach aimed at

regulating the burden on the nervous system.”

With psychiatric evaluation, identification of stress

sources, and appropriate therapy methods, many

patients can show significant improvement.

Individuals experiencing functional freezing do not

actually “lose control”; their nervous systems are

simply under excessive load. With proper support,

the brain can regain balance.

görülebilir.

Belirtilerin sıklaşması, kişinin sosyal ilişkilerini ve mesleki

performansını etkileyebilir. Özellikle atakların beklenmedik

anlarda ortaya çıkması, kişinin kontrol kaybı korkusunu

artırabilir.

Erken destek, kronikleşmeyi önler

Uzm. Dr. Sema Bayçın’a göre bu tabloda en kritik adım

erken başvuru:

“Belirtiler ne kadar erken ele alınırsa, iyileşme o kadar

hızlı olur. Psikiyatrik destek almak zayıflık değil; sinir

sisteminin yükünü düzenlemeye yönelik bilimsel bir

yaklaşımdır.”

Psikiyatrik değerlendirme, stres kaynaklarının belirlenmesi

ve uygun terapi yöntemleri ile birçok hasta belirgin

iyileşme gösterebilir.

Fonksiyonel donma yaşayan bireyler “kontrolü kaybetmez”;

aslında sinir sistemleri aşırı yük altındadır. Uygun

destekle beyin yeniden denge kurabilir.

Yargılamak değil, anlamaya çalışmak

Fonksiyonel donma, modern yaşamın artan stres yüküyle

daha görünür hale gelen psikobiyolojik bir savunma

mekanizmasıdır.

Bu tabloyu anlamak; yalnızca bireyin iyiliği için değil,

toplumsal ruh sağlığı açısından da önem taşır.

Not judging, but trying to understand

Functional freezing is a psychobiological defense

mechanism that has become more visible with the

increasing stress load of modern life.

Understanding this condition is important not only

for the well-being of individuals but also for public

mental health.

April - Nisan 2026



14

Alexion Türkiye receives Great Place To Work ® certification

Alexion Türkiye’ye Great Place To Work ® sertifikası

Alexion AstraZeneca Rare Diseases Türkiye,

the Türkiye organization of Alexion, has been

awarded the Great Place To Work ® certification

after participating for the first time in the globally

recognized employee experience research program.

Achieving an 87% participation rate and a 79% trust

score, the company drew attention with its culture of

trust and employee-focused approach.

Biotechnology company Alexion, which operates in the

field of rare diseases, achieved an important milestone

by participating for the first time in Türkiye in the Great

Place To Work research program, one of the globally

recognized evaluations of employee experience.

The company’s Türkiye organization, Alexion

AstraZeneca Rare Diseases Türkiye, completed the

survey, conducted with the voluntary participation of

employees, with an 87% participation rate and a 79%

trust score. These results enabled the organization to

qualify for the Great Place To Work ® certification.

Alexion’un Türkiye organizasyonu olan Alexion

AstraZeneca Nadir Hastalıklar Türkiye, çalışan

deneyimini ölçen küresel araştırma programı Great

Place To Work değerlendirmesine ilk kez katılarak

sertifika almaya hak kazandı. %87 katılım oranı ve

%79 güven skoru elde eden şirket, kurum içi güven

kültürü ve çalışan odaklı yaklaşımıyla dikkat çekti.

Nadir hastalıklar alanında faaliyet gösteren

biyoteknoloji şirketi Alexion, çalışan deneyimine

yönelik küresel ölçekte kabul gören değerlendirme

programlarından biri olan Great Place To Work

araştırmasına Türkiye’de ilk kez katılarak önemli bir

başarı elde etti.

Şirketin Türkiye organizasyonu Alexion AstraZeneca

Nadir Hastalıklar Türkiye, çalışanların gönüllü katılımıyla

gerçekleştirilen araştırmayı %87 katılım oranı ve %79

güven skoru ile tamamladı. Bu sonuç, kurumun Great

Place To Work ® sertifikasını almaya hak kazanmasını

sağladı.

April - Nisan 2026


15

A culture of trust and collaboration

The Great Place To Work ® certification is considered

a global employer branding indicator that evaluates

workplace culture based on employee feedback

and measures the levels of trust, transparency, and

collaboration within organizations.

The results obtained are regarded as a strong reflection

of Alexion Türkiye’s employee-centered approach and

the culture of trust within the organization.

“Employee experience is at the center of our

corporate culture”

Commenting on the achievement, Ali Kurt emphasized

that employee feedback plays a critical role in the

development of corporate culture.

Kurt stated that strengthening employee experience is

positioned at the center of the company’s culture and

noted that the results achieved in the Great Place To

Work ® survey are an important indicator of the trust and

collaboration culture built with the contribution of their

teams.

Alexion Türkiye, which views employee feedback as one

of the key elements of corporate development, aims to

continue strengthening its people-centered corporate

culture and improving employee experience in the

coming period.

Kurum kültüründe güven ve iş birliği

Great Place To Work ® sertifikası, çalışanların iş yeri

deneyimlerine ilişkin geri bildirimleri doğrultusunda

verilen ve kurumların güven, şeffaflık ve iş birliği

kültürünü ölçen küresel bir işveren markası göstergesi

olarak kabul ediliyor.

Elde edilen sonuçlar, Alexion Türkiye’nin çalışan odaklı

yaklaşımının ve kurum içindeki güven kültürünün güçlü

bir yansıması olarak değerlendiriliyor.

“Çalışan deneyimi kurum kültürümüzün

merkezinde”

Başarıya ilişkin değerlendirmede bulunan Ali Kurt,

çalışan geri bildirimlerinin kurum kültürünün

gelişiminde kritik rol oynadığını vurguladı.

Kurt, çalışan deneyimini güçlendirmeyi kurum

kültürünün merkezinde konumlandırdıklarını

belirterek, Great Place To Work ® araştırmasında elde

edilen sonucun ekiplerin katkısıyla oluşan güven ve

iş birliği kültürünün önemli bir göstergesi olduğunu

ifade etti. Çalışan geri bildirimlerini kurumsal gelişimin

temel unsurlarından biri olarak değerlendiren Alexion

Türkiye, önümüzdeki dönemde de insan odaklı kurum

kültürünü güçlendirmeye ve çalışan deneyimini

geliştirmeye yönelik çalışmalarını sürdürmeyi

hedefliyor.

April - Nisan 2026


16

Kanser tedavisinde yeni ufuklar

New horizons in cancer treatment

Artan kanser vakaları sağlık sistemlerini daha

hedefli, daha hızlı ve hasta odaklı çözümler

geliştirmeye zorlarken; tıbbi görüntüleme

teknolojileri yalnızca tanı aracı olmaktan çıkıp kanser

tedavisinin her aşamasında kritik bir rol üstleniyor.

Avrupa Radyoloji Kongresi’nde (ECR 2026) bir araya

gelen uzmanlar, radyolojinin onkolojideki dönüşen

rolünü ve geleceğin hasta odaklı tedavi yaklaşımını

masaya yatırdı.

Ahmed Ba-Ssalamah, Head of Abdominal MRI and Head of Contrast Media

Research at the Medical University of Vienna

As rising cancer cases push healthcare systems to

develop more targeted, faster, and patient-focused

solutions, medical imaging technologies are evolving

beyond diagnostic tools and taking on a critical

role at every stage of cancer care. Experts who

gathered at the European Congress of Radiology

(ECR 2026) discussed the evolving role of radiology

in oncology and the future of patient-centered treatment

approaches.

Cancer continues to be one of the most significant global

health challenges facing modern healthcare systems.

The growing number of cases worldwide is driving healthcare

infrastructures and treatment processes toward

more innovative, faster, and more accurate solutions.

One of the most notable areas of this transformation is

medical imaging technologies.

During a media event held as part of the European

Congress of Radiology 2026 in Vienna, Austria, experts

discussed the role of radiology in cancer treatment and

the future of imaging technologies. The event was hosted

by Bayer to evaluate developments in radiology and

explore how these technologies can improve patient

outcomes in cancer care.

Kanser, günümüz sağlık sistemlerinin karşı karşıya

olduğu en büyük küresel sağlık sorunlarından biri olmaya

devam ediyor. Dünya genelinde artan vakalar hem sağlık

altyapısını hem de tedavi süreçlerini daha yenilikçi, daha

hızlı ve daha doğru çözümler geliştirmeye yönlendiriyor.

Bu dönüşümde en dikkat çekici alanlardan biri ise tıbbi

görüntüleme teknolojileri.

Avusturya’nın başkenti Vienna’da düzenlenen European

Congress of Radiology 2026 kapsamında gerçekleştirilen

medya etkinliğinde, radyolojinin kanser tedavisindeki

rolü ve görüntüleme teknolojilerinin geleceği ele

alındı. Etkinlik, radyoloji alanındaki gelişmeleri ve bu

teknolojilerin kanser tedavisinde hasta sonuçlarını nasıl

iyileştirebileceğini değerlendirmek amacıyla Bayer’in ev

sahipliğinde gerçekleştirildi.

Artan kanser vakaları sağlık sistemlerini zorluyor

Küresel ölçekte artan kanser vakaları sağlık sistemleri

üzerinde ciddi bir baskı oluşturuyor. Avrupa Birliği

verilerine göre yeni kanser vakalarının sayısı 2022–2024

yılları arasında 4,5 milyondan 5,4 milyona yükseldi. Bu

artış, sağlık profesyonellerini tanı ve tedavi süreçlerinde

daha hızlı, daha doğru ve daha kişiselleştirilmiş

yöntemler geliştirmeye yönlendiriyor.

Uzmanlara göre bu noktada tıbbi görüntüleme

teknolojileri yalnızca hastalığı tespit etmek için değil,

aynı zamanda hastalığın tüm seyrini anlamak için de kritik

bir araç haline geliyor. Günümüzde radyoloji; kanserin

erken tespitinden tedavi planlamasına, tedavi sürecinin

izlenmesinden hastalığın yeniden değerlendirilmesine

kadar geniş bir klinik süreçte aktif rol oynuyor.

Tanının ötesinde: tedaviyi yönlendiren görüntüleme

Günümüzde gelişmiş görüntüleme teknolojileri, kanser

tedavisinde yalnızca tanı koymayı kolaylaştırmakla

kalmıyor; aynı zamanda hastalığın biyolojisini anlamaya

yardımcı olan değerli veriler de sunuyor.

Modern görüntüleme yöntemleri sayesinde tümörler

April - Nisan 2026


17

Rising cancer cases are putting pressure on

healthcare systems

The global increase in cancer cases is placing serious

pressure on healthcare systems. According to European

Union data, the number of new cancer cases rose from

4.5 million to 5.4 million between 2022 and 2024. This

rise is encouraging healthcare professionals to develop

faster, more accurate, and more personalized methods

in diagnosis and treatment processes.

According to experts, medical imaging technologies are

becoming a critical tool not only for detecting disease

but also for understanding its entire course. Today, radiology

plays an active role across a broad clinical spectrum,

from early cancer detection to treatment planning,

monitoring therapy, and reassessing the disease.

Beyond diagnosis: imaging that guides treatment

Today’s advanced imaging technologies not only facilitate

cancer diagnosis but also provide valuable data that

help clinicians understand the biology of the disease.

Modern imaging methods allow tumors to be evaluated

more comprehensively without invasive procedures. This

enables physicians to go beyond the limited information

obtained through methods such as biopsies and conduct

more detailed analyses of tumor size, spread, and

behavior.

Peter Seidensticker, Global Head of Medical Affairs Radiology

at Bayer, highlighted the role of medical imaging

in clinical decision-making:

“Imaging is no longer just a diagnostic tool; it has become

a critical source of information for clinical decisions.

invaziv işlemler gerektirmeden daha kapsamlı şekilde

değerlendirilebiliyor. Bu sayede biyopsi gibi yöntemlerle

elde edilen sınırlı bilgilerin ötesine geçilerek tümörün

büyüklüğü, yayılımı ve davranışı hakkında daha ayrıntılı

analiz yapılabiliyor.

Peter Seidensticker, Bayer Radyoloji Global Medikal İşler

Başkanı, tıbbi görüntülemenin klinik karar süreçlerindeki

rolüne dikkat çekerek şu değerlendirmeyi yaptı:

Peter Seidensticker, Global Head of Medical Affairs Radiology at Bayer

“Görüntüleme artık yalnızca bir tanı aracı değil; klinik

kararlar için kritik bir bilgi kaynağı haline geldi. Tümörün

yalnızca belirli bir anda nasıl göründüğünü değil, zaman

içindeki değişimini de izleyebiliyoruz. Bu da hastayı

April - Nisan 2026


18

We can observe not only how a tumor appears at a

specific moment but also how it changes over time. This

contributes to more precise and personalized treatment

decisions that place the patient at the center.”

According to Seidensticker, these developments are

making personalized cancer treatments, often referred

to as “precision oncology,” increasingly feasible.

The role of imaging technologies

in different cancer types

Experts speaking at the event also emphasized the

advantages offered by medical imaging technologies in

different cancer types.

For example, in women with dense breast tissue, conventional

screening methods may sometimes struggle to detect

tumors. Advanced imaging techniques can help identify

breast cancer at earlier stages in such cases.

Similarly, in prostate cancer, magnetic resonance imaging

(MRI)-supported assessments can help determine the

need for biopsies more accurately. This approach can

reduce unnecessary invasive procedures while enabling

more targeted detection of clinically significant tumors.

In liver cancer, advanced imaging techniques help physicians

better analyze tumor characteristics and determine

the stage of the disease.

The critical role of imaging in liver cancer

Ahmed Ba-Ssalamah, Head of Abdominal MRI and Head of

Contrast Media Research at the Medical University of Vienna,

emphasized the clinical value that imaging provides in

complex diseases such as liver cancer.

According to Ba-Ssalamah, advanced imaging technologies

play a key role in evaluating both primary liver cancers and

tumors that metastasize to the liver from other organs.

merkeze alan, daha hassas ve kişiselleştirilmiş tedavi

kararlarının alınmasına katkı sağlıyor.”

Seidensticker’a göre bu gelişmeler, özellikle “hassas

onkoloji” olarak adlandırılan kişiselleştirilmiş kanser

tedavilerinin daha uygulanabilir hale gelmesini sağlıyor.

Farklı kanser türlerinde görüntüleme

teknolojilerinin rolü

Etkinlikte konuşan uzmanlar, tıbbi görüntüleme

teknolojilerinin farklı kanser türlerinde sunduğu

avantajlara da dikkat çekti.

Örneğin yoğun meme dokusuna sahip kadınlarda

geleneksel tarama yöntemleri bazen tümörleri

tespit etmekte zorlanabiliyor. Bu noktada gelişmiş

görüntüleme yöntemleri, meme kanserinin daha erken

aşamada belirlenmesine yardımcı olabiliyor.

Benzer şekilde prostat kanserinde manyetik rezonans

görüntüleme (MRG) destekli değerlendirmeler, biyopsi

gereksiniminin daha doğru belirlenmesine katkı

sağlayabiliyor. Bu sayede hem gereksiz invaziv işlemler

azaltılabiliyor hem de klinik açıdan önemli tümörlerin

daha hedefli şekilde tespit edilmesi mümkün olabiliyor.

Karaciğer kanserinde ise gelişmiş görüntüleme

yöntemleri, tümörün özelliklerinin daha iyi analiz

edilmesine ve hastalığın hangi aşamada olduğunun

anlaşılmasına yardımcı oluyor.

Karaciğer kanserinde görüntülemenin kritik rolü

Ahmed Ba‐Ssalamah, Medical University of Vienna

bünyesinde Abdominal MRG Başkanı ve Kontrast

Madde Araştırmaları Başkanı olarak görev yapıyor. Ba-

Ssalamah, karaciğer kanseri gibi kompleks hastalıklarda

görüntülemenin sunduğu klinik değere dikkat çekti.

Ba-Ssalamah’a göre gelişmiş görüntüleme teknolojileri

hem primer karaciğer kanserleri hem de başka

April - Nisan 2026


19

“Imaging can help detect liver cancer at an early stage

and improve understanding of how the disease

progresses. By supporting diagnosis, assisting in the

evaluation of treatment options, and enabling monitoring

at different stages of treatment, physicians

can develop patient-specific treatment plans.”

Innovation is essential for patient-centered

treatment

As cancer treatment becomes increasingly complex,

experts stress that healthcare systems need

to adopt integrated approaches in which different

disciplines work together.

Through collaboration among fields such as radiology,

oncology, surgery, and data analytics, more

effective and personalized treatment models can be

developed for patients.

Highlighting the critical role of innovation in this

process, Seidensticker emphasized the importance

of cooperation among stakeholders in the healthcare

ecosystem:

“At Bayer, we aim to support innovation in medical

imaging and contribute to cancer treatment

through a patient-centered approach. By working

together with healthcare professionals, researchers,

and technology developers, we seek to further

strengthen the role of radiology in the treatment

process.”

The future of cancer treatment will be smarter

and more personalized

Rapid advances in medical imaging technologies are

seen as one of the most important factors shaping

the future of cancer treatment.

With artificial intelligence-supported image analysis,

advanced contrast agents, and high-resolution

imaging systems, physicians

can now access far more

comprehensive information

about disease. These developments

not only enable

earlier detection but also

support faster and more

accurate decision-making at

every stage of the treatment

process.

organlardan karaciğere metastaz yapan tümörlerin

değerlendirilmesinde önemli rol oynuyor.

“Görüntüleme, karaciğer kanserinin erken dönemde tespit

edilmesine ve hastalığın seyrinin daha iyi anlaşılmasına

yardımcı olabilir. Tanıyı desteklemesi, tedavi seçeneklerinin

değerlendirilmesine katkı sağlaması ve tedavi sürecinin farklı

aşamalarında takip imkânı sunması sayesinde hekimler hastaya

özel tedavi planları oluşturabiliyor.”

Hasta odaklı tedavi için inovasyon şart

Kanser tedavisi giderek daha karmaşık hale gelirken, uzmanlar

sağlık sistemlerinin farklı disiplinlerin birlikte çalıştığı entegre

bir yaklaşımı benimsemesi gerektiğini vurguluyor.

Radyoloji, onkoloji, cerrahi ve veri analitiği gibi alanların

birlikte çalışması sayesinde hastalar için daha etkili ve daha

kişiselleştirilmiş tedavi modelleri geliştirilebiliyor.

Bu noktada inovasyonun kritik rol oynadığını vurgulayan

Seidensticker, sağlık ekosistemindeki paydaşlar arasında

kurulacak iş birliklerinin önemine dikkat çekiyor:

“Bayer olarak tıbbi görüntüleme alanındaki inovasyonları

desteklemeyi ve hasta odaklı yaklaşımla kanser tedavisine

katkı sağlamayı hedefliyoruz. Sağlık profesyonelleri,

araştırmacılar ve teknoloji geliştiricileriyle birlikte çalışarak

radyolojinin tedavi sürecindeki rolünü daha da güçlendirmeyi

amaçlıyoruz.”

Geleceğin kanser tedavisi daha akıllı ve daha kişisel

Tıbbi görüntüleme teknolojilerindeki hızlı gelişmeler, kanser

tedavisinin geleceğini şekillendiren en önemli faktörlerden biri

olarak görülüyor.

Yapay zekâ destekli görüntü analizleri, gelişmiş kontrast

maddeler ve yüksek çözünürlüklü görüntüleme sistemleri

sayesinde hekimler artık hastalık hakkında çok daha kapsamlı

bilgiye ulaşabiliyor. Bu gelişmeler yalnızca hastalığın daha

erken tespit edilmesini sağlamakla kalmıyor; aynı zamanda

tedavi sürecinin her aşamasında daha doğru ve daha hızlı

kararlar alınmasına da yardımcı oluyor.

April - Nisan 2026


20

A stronger life during cancer

Kanserde güçlü yaşam dönemi

Associate Professor Özlem Feyzioğlu

In cancer care, the goal is no longer only to extend

life expectancy but also to improve the quality of

life. Oncological rehabilitation is now considered a

strategic component of treatment rather than merely

supportive care.

The paradigm in cancer treatment has changed. The aim

is no longer only to shrink tumors or control the disease,

but also to preserve the patient’s physical capacity,

enable them to maintain daily activities, and strengthen

psychological resilience.

Each year, approximately 20 million people worldwide

are diagnosed with cancer. Thanks to early detection

methods and targeted therapies, survival rates are increasing,

and cancer is becoming a chronic health condition

for many patients. However, the physical effects left by

treatment, such as muscle loss, balance problems, mobility

limitations, lymphedema, and chronic fatigue, can

significantly affect patients’ quality of life.

According to experts, two out of every three cancer

patients develop noticeable muscle strength loss during

treatment. At this point, oncological rehabilitation is no

longer seen as complementary care but as an integral

part of the treatment strategy.

Kanser bakımında yalnızca yaşam süresini değil,

yaşamın niteliğini de artırmak hedefleniyor.

Onkolojik rehabilitasyon artık destek değil, tedavinin

stratejik bir parçası.

Kanser tedavisinde paradigma değişti. Artık hedef

yalnızca tümörü küçültmek ya da hastalığı kontrol altına

almak değil; hastanın fiziksel kapasitesini korumak,

günlük yaşam aktivitelerini sürdürebilmesini sağlamak ve

psikolojik dayanıklılığını güçlendirmek.

Her yıl dünya genelinde yaklaşık 20 milyon kişiye kanser

tanısı konuluyor. Erken teşhis yöntemleri ve hedefe

yönelik tedaviler sayesinde sağ kalım oranları artarken,

kanser birçok hasta için kronik bir sağlık durumuna

dönüşüyor. Ancak tedavi sürecinin bıraktığı fiziksel

etkiler; kas kaybı, denge problemleri, hareket kısıtlılığı,

lenfödem ve kronik yorgunluk gibi sorunlarla hastaların

yaşam kalitesini ciddi biçimde etkileyebiliyor.

Uzmanlara göre kanser tedavisi gören her üç hastadan

ikisinde belirgin kas gücü kaybı gelişiyor. Bu noktada

devreye giren onkolojik rehabilitasyon, artık tamamlayıcı

değil; tedavi stratejisinin ayrılmaz bir parçası olarak

görülüyor.

April - Nisan 2026


21

“Cancer treatment has functional goals as well as

oncological ones”

Özlem Feyzioğlu, Associate Professor at the Department

of Physiotherapy and Rehabilitation at Acıbadem University,

emphasizes the importance of a holistic approach in

cancer care.

“In cancer treatment, reducing or eliminating the tumor

is important, but preserving the patient’s muscle strength

and endurance and enabling them to maintain daily

activities are equally critical.”

Feyzioğlu notes that the loss of muscle mass during

chemotherapy not only causes physical weakness but

also reduces tolerance to treatment. Patients who experience

severe muscle loss have higher complication rates.

However, personalized exercise programs started at an

early stage can significantly reduce this loss.

Strategic intervention against the physical effects of

treatment

Oncological rehabilitation includes different targets

depending on the type of cancer and the treatment applied.

The main goal of this approach is to maintain the

patient’s functional capacity at the highest possible level.

After breast cancer: Early exercise and manual therapy

play a key role in reducing the risk of lymphedema, which

can be seen in one out of five patients.

After lung cancer: Exercises designed to maintain res-

“Kanser tedavisinin sadece onkolojik değil,

fonksiyonel hedefleri de var”

Konuya ilişkin değerlendirmelerde bulunan Acıbadem

Üniversitesi Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Bölümü

Öğretim Üyesi Özlem Feyzioğlu, kanser bakımında

bütüncül yaklaşımın önemini vurguluyor:

“Kanser tedavisinde tümörü küçültmek ya da ortadan

kaldırmak kadar, hastanın kas gücünü ve dayanıklılığını

korumak, günlük yaşam aktivitelerini sürdürebilmesini

sağlamak da büyük önem taşıyor.”

Kemoterapi sürecinde ortaya çıkan kas kütlesi kaybının

yalnızca fiziksel zayıflığa değil, tedaviye toleransın

azalmasına da yol açtığını belirten Feyzioğlu, ciddi kas

kaybı yaşayan hastalarda komplikasyon oranlarının daha

yüksek olduğuna dikkat çekiyor. Ancak erken dönemde

başlanan kişiye özel egzersiz programlarının bu kaybı

önemli ölçüde azaltabildiğini vurguluyor.

Tedavinin bedensel izlerine karşı stratejik müdahale

Onkolojik rehabilitasyon, kanser türüne ve uygulanan

tedaviye göre farklı hedefler içeriyor. Bu yaklaşımın

temel amacı, hastanın fonksiyonel kapasitesini mümkün

olan en üst düzeyde korumak.

Meme kanseri sonrası: Her beş hastadan birinde

görülebilen lenfödem riskini azaltmak için erken başlanan

egzersiz ve manuel terapi uygulamaları önemli rol

oynuyor.

April - Nisan 2026


22

piratory capacity can support lung volume and improve

quality of life.

Colon and rectal cancer surgeries

Strengthening abdominal muscles is critical for both posture

and daily activities.

After prostate cancer

Pelvic floor exercises can play a decisive role in functional

independence.

Brain tumor surgeries

Structured rehabilitation programs are applied to help

patients regain balance and coordination.

Strong scientific evidence

Studies published in reputable international journals

show that structured exercise programs significantly

reduce cancer-related fatigue and improve physical

functions. Rehabilitation practices integrated into the

treatment process are also reported to increase quality of

life and strengthen psychological well-being.

These findings demonstrate that oncological rehabilitation

is not merely a “supportive service,” but a scientifically

based complementary component of cancer treatment.

The paradox of chronic fatigue

Between 70 and 80 percent of cancer patients experience

fatigue during treatment that does not improve with rest.

However, controlled and planned exercise can reduce this

fatigue.

Özlem Feyzioğlu, Associate Professor, highlights an important

point:

“Although it may seem paradoxical, controlled exercise reduces

fatigue. Strong scientific evidence shows that light

to moderate aerobic and resistance exercises performed

a few days a week significantly reduce fatigue.”

The key factor here is not intensity but consistency.

Low-intensity but sustainable movement programs are

recommended.

Simple exercises that can be done at home

Provided they are planned under expert supervision, patients

can perform the following basic exercises at home:

* Light-paced walking for 20–30 minutes a day

* Breathing exercises involving deep inhalation and controlled

exhalation

* Controlled sit-to-stand exercises from a chair

* Shoulder mobility exercises after breast surgery

Feyzioğlu states that exercise should be considered like

medication:

“Exercise must be applied in the right dose and tailored

to the individual. Programs should be planned specifically

for each patient and always conducted under expert

supervision.”

Akciğer kanseri sonrası: Solunum kapasitesini korumaya

yönelik egzersizler, akciğer hacmini destekleyerek yaşam

kalitesini artırabiliyor.

Kolon ve rektum kanseri cerrahileri

Karın kaslarının güçlendirilmesi hem postür hem de

günlük yaşam aktiviteleri açısından kritik öneme sahip.

Prostat kanseri sonrası

Pelvik taban egzersizleri fonksiyonel bağımsızlık üzerinde

belirleyici olabiliyor.

Beyin tümörü cerrahileri

Denge ve koordinasyonun yeniden kazanılması için

yapılandırılmış rehabilitasyon programları uygulanıyor.

Bilimsel kanıt güçlü

Saygın uluslararası yayınlarda yer alan çalışmalar,

yapılandırılmış egzersiz programlarının kanserle ilişkili

yorgunluğu belirgin şekilde azalttığını ve fiziksel

fonksiyonları iyileştirdiğini ortaya koyuyor. Aynı

şekilde tedavi sürecine entegre edilen rehabilitasyon

uygulamalarının yaşam kalitesini artırdığı ve psikolojik

iyilik halini güçlendirdiği bildiriliyor.

Bu bulgular, onkolojik rehabilitasyonun yalnızca

“destekleyici bir hizmet” değil; kanser tedavisinin bilimsel

temelli tamamlayıcı bir bileşeni olduğunu gösteriyor.

Kronik yorgunlukta paradoks

Kanser hastalarının yüzde 70 ila 80’i tedavi sürecinde

dinlenmekle geçmeyen bir yorgunluk yaşıyor. Ancak

kontrollü ve planlı egzersiz, bu yorgunluğu azaltabiliyor.

Doç. Dr. Özlem Feyzioğlu, şu noktaya dikkat çekiyor:

“Paradoks gibi görünse de kontrollü egzersiz yorgunluğu

azaltıyor. Haftada birkaç gün yapılan hafif ve orta

şiddette aerobik ve dirençli egzersizlerin yorgunluğu

belirgin biçimde azalttığını gösteren güçlü bilimsel

veriler var.”

Burada kritik olan yoğunluk değil; düzenlilik. Düşük

yoğunluklu ama sürdürülebilir hareket programları

öneriliyor.

Evde uygulanabilecek basit egzersizler

Uzman kontrolünde planlanmak kaydıyla, hastaların evde

sürdürebileceği temel egzersizler şunlar:

-Günde 20–30 dakikalık hafif tempolu yürüyüş

-Derin nefes alıp kontrollü verme şeklinde solunum

egzersizleri

-Sandalyeden kontrollü otur-kalk çalışmaları

-Meme cerrahisi sonrası omuz hareket açıklığını koruyucu

egzersizler

Feyzioğlu, egzersizin ilaç gibi değerlendirilmesi

gerektiğini belirtiyor:

“Egzersiz doğru dozda ve kişiye özel uygulanmalıdır. Her

hasta için program farklı planlanmalı ve mutlaka uzman

kontrolünde ilerlenmelidir.”

April - Nisan 2026



24

New horizons in keratoconus

Keratokonusta yeni ufuk

Laser-assisted PEACE CXL and 3D-planned collagen

segment applications are marking a new era in

keratoconus treatment based on personalized and

topography-guided approaches.

Keratoconus is a progressive eye disease, mostly seen in

young individuals, characterized by the thinning of the

cornea and its gradual protrusion into a cone-like shape.

This conical deformation prevents light from focusing

properly on the retina, leading to reduced visual quality,

night vision problems, and irregular astigmatism.

While traditional treatments have mainly aimed to stop

the progression of the disease, the current approach is

evolving. Today, the goal is not only stabilization but also

the planned and personalized regulation of the corneal

surface. İlker Biçer, Ophthalmology Specialist at BatıGöz

Health Group Manisa Branch, shared insights about the

laser-assisted PEACE CXL protocol and 3D-planned collagen

support applications.

Lazer destekli PEACE CXL ve 3D planlı kolajen segment

uygulamaları, keratokonus tedavisinde kişiselleştirilmiş

ve topografiye dayalı yeni bir dönemi

işaret ediyor.

Keratokonus; korneanın zaman içinde incelerek öne

doğru sivrileşmesiyle karakterize, çoğunlukla genç yaş

grubunda görülen ilerleyici bir göz hastalığı. Korneadaki

bu konikleşme, ışığın retina üzerine düzgün odaklanmasını

engelleyerek görme kalitesinde azalmaya, gece görüş

sorunlarına ve düzensiz astigmata yol açabiliyor.

Geleneksel tedavilerin temel hedefi hastalığın ilerlemesini

durdurmak olsa da günümüzde yaklaşım değişiyor: Sadece

stabilizasyon değil, aynı zamanda kornea yüzeyinin

planlı ve kişiye özel biçimde düzenlenmesi hedefleniyor.

Konuya ilişkin değerlendirmelerde bulunan BatıGöz

Sağlık Grubu Manisa Şubesi Göz Hastalıkları Uzmanı İlker

Biçer, lazer destekli PEACE CXL protokolü ve 3D planlı

kolajen destek uygulamalarına ilişkin bilgiler paylaştı.

April - Nisan 2026


25

From conventional CXL to personalized protocols

Cross-Linking (CXL) therapy has long been used in

keratoconus treatment to increase the biomechanical

strength of the corneal tissue. The primary goal has been

to control the progression of the disease and stabilize

the cornea.

However, according to Dr. İlker Biçer, the goals of treatment

are expanding in current approaches.

“Traditional CXL applications generally aim not to change

the existing corneal shape but to stop the progression.

Today, however, the corneal surface can be planned and

regulated according to topographic mapping data. The

aim of treatment is not only to stop the disease but also

to plan the shape.”

PEACE CXL: Topography-guided personalized

planning

The PEACE (Photorefractive Epithelial-Assisted Customized

Cross-Linking) protocol differs from classical CXL

in several aspects. In this method, the treatment plan is

based on detailed corneal topography analysis.

Dr. Biçer summarizes the process as follows:

“In the PEACE protocol, the corneal topographic map

is analyzed in detail. First, surface regulation is planned

with laser, and then the Cross-Linking procedure is

performed using personalized energy and application

parameters according to the map.”

Key features of this approach include:

* The epithelial layer is not completely removed as in

classical methods; instead, it can be selectively regulated

according to the laser ablation profile.

Ophthalmology Specialist İlker Biçer

Klasik CXL’den kişiselleştirilmiş protokollere

Cross-Linking (CXL) tedavisi, keratokonusta uzun yıllardır

uygulanan ve kornea dokusunun biyomekanik dayanıklılığını

artırmayı amaçlayan bir yöntem. Amaç; hastalığın

ilerleyişini kontrol altına almak ve korneayı stabilize

etmek.

Ancak Op. Dr. İlker Biçer’e göre güncel yaklaşımlarda

tedavi hedefi genişliyor:

April - Nisan 2026


26

* The CXL application is planned by considering thickness

and structural characteristics in different regions of

the cornea.

The aim is to provide biomechanical strengthening while

also creating a planned effect to reduce surface irregularity.

Thus, not only the progression of the disease can

be controlled, but an approach that also supports the

optical quality of the cornea can be applied.

3D-planned collagen tissue support in advanced

stages

In advanced stages of keratoconus, biological collagen

segment applications may come into consideration. In

these procedures, the key difference is that segment

placement is not standard but planned individually according

to a three-dimensional corneal map.

Dr. İlker Biçer explains the planning process as follows:

“According to the corneal map, segment placement and

support direction are individually planned. Segments

produced from biological collagen tissue are designed in

three dimensions according to the axis of the cone and

the curvature of the cornea.”

The basic principles of 3D planning include:

* Segment placement is not symmetrical but determined

according to the location of the cone and the axis of

inclination.

* The aim is to mechanically balance the corneal surface

and help reduce optical irregularity.

* The entire planning process is based on detailed topographic

mapping and corneal thickness measurements.

“Geleneksel CXL uygulamaları çoğunlukla mevcut kornea

formunu değiştirmeyi değil, ilerlemeyi durdurmayı

hedefler. Günümüzde ise topografik haritalama verileri

doğrultusunda kornea yüzeyi planlı şekilde düzenlenebiliyor.

Tedavide amaç sadece durdurmak değil, şekli de

planlamak.”

PEACE CXL: Topografiye dayalı kişisel planlama

PEACE (Photorefractive Epithelial-Assisted Customized

Cross-Linking) protokolü, klasik CXL’den bazı yönleriyle

ayrılıyor. Bu yöntemde tedavi planı, ayrıntılı kornea

topografisi analizine dayanıyor.

Op. Dr. Biçer, süreci şöyle özetliyor:

“PEACE protokolünde korneanın topografik haritası

detaylı biçimde analiz edilir. Önce lazer ile yüzey düzenlemesi

planlanır, ardından Cross-Linking uygulaması haritaya

göre kişiselleştirilmiş enerji ve uygulama parametreleriyle

gerçekleştirilir.”

Bu yaklaşımın öne çıkan özellikleri:

-Epitel tabakası klasik yöntemlerde olduğu gibi tamamen

kaldırılmak yerine, lazer ablasyon profiline göre seçici

biçimde düzenlenebiliyor.

-CXL uygulaması, korneanın farklı bölgelerindeki kalınlık

ve yapısal özellikler dikkate alınarak planlanıyor.

Amaç, hem biyomekanik güçlendirme sağlamak hem

de yüzey düzensizliğini azaltmaya yönelik planlı bir etki

oluşturmak.

Bu sayede yalnızca hastalığın ilerlemesi kontrol altına

alınmakla kalmıyor; korneanın optik kalitesini desteklemeye

yönelik bir yaklaşım da uygulanmış oluyor.

April - Nisan 2026


27

This approach addresses both mechanical support and

optical regulation together.

“The same treatment cannot be applied to every

patient”

Emphasizing that there is no single standard protocol

in keratoconus treatment, Dr. İlker Biçer highlights the

importance of individual evaluation.

“The treatment plan is determined by considering the

stage of the disease, corneal thickness, and topographic

characteristics. Not every method may be suitable for

every patient.”

For this reason, detailed eye examinations, corneal topography,

pachymetry, and biomechanical analyses form

the basis of treatment planning.

Early diagnosis increases treatment options

Keratoconus usually appears during adolescence or early

adulthood. Rapidly increasing astigmatism, frequent

changes in eyeglass prescriptions, deterioration in night

vision, and habitual eye rubbing are among the important

warning signs.

With early diagnosis:

* Disease progression can be controlled at an earlier

stage

* The need for surgical options can be reduced

* Personalized protocols can be planned on time

According to experts, regular follow-up and early intervention

play a critical role in preserving visual quality.

A new era in the cornea: Stabilization + planning

Today, the focus in keratoconus treatment has shifted.

The emphasis is no longer only on biomechanical strengthening

but also on personalized planning based on

topographic data.

PEACE CXL and 3D-planned collagen segment applications

represent examples of this new approach centered

on the corneal map.

İleri evrede 3D planlı kolajen doku desteği

Keratokonusun ileri evrelerinde ise biyolojik kolajen

segment uygulamaları gündeme gelebiliyor. Bu uygulamalarda

temel fark, segment yerleşiminin standart değil;

üç boyutlu kornea haritasına göre kişiye özel planlanması.

Op. Dr. İlker Biçer, bu yöntemin planlama sürecini şöyle

anlatıyor:

“Kornea haritasına göre segment yerleşimi ve destek

yönü bireysel olarak planlanır. Biyolojik kolajen dokudan

üretilen segmentler, koninin eksenine ve kornea eğriliğine

göre üç boyutlu tasarlanıyor.”

3D planlamanın temel prensipleri:

Segment yerleşimi simetrik değil, koninin yerleşimine ve

eğim eksenine göre belirleniyor.

Amaç, kornea yüzeyini mekanik olarak dengelemek ve

optik düzensizliği azaltmaya yardımcı olmak.

Tüm planlama süreci ayrıntılı topografik haritalama ve

kornea kalınlık ölçümlerine dayanıyor.

Bu yaklaşım, mekanik destek ile optik düzenleme hedefini

birlikte ele alıyor.

“Her hastaya aynı tedavi uygulanamaz”

Keratokonus tedavisinde standart tek bir protokol bulunmadığını

vurgulayan Op. Dr. İlker Biçer, bireysel değerlendirme

sürecinin önemine dikkat çekiyor:

“Tedavi planı; hastalığın evresi, kornea kalınlığı ve topografik

özellikler dikkate alınarak belirlenir. Her yöntem her

hasta için uygun olmayabilir.”

Bu nedenle ayrıntılı göz muayenesi, kornea topografisi,

pakimetri ve biyomekanik analizler tedavi planlamasının

temelini oluşturuyor.

Erken tanı, tedavi seçeneklerini artırıyor

Keratokonus çoğunlukla ergenlik ve genç erişkinlik

döneminde ortaya çıkıyor. Hızla artan astigmat, gözlük

numarasının kısa sürede değişmesi, gece görüşte bozulma

ve sık göz kaşıma alışkanlığı önemli ipuçları arasında

yer alıyor.

Erken tanı sayesinde:

-İlerleme daha erken dönemde kontrol altına

alınabiliyor

-Cerrahi seçeneklere ihtiyaç azalabiliyor

-Kişiselleştirilmiş protokoller zamanında planlanabiliyor

Uzmanlara göre düzenli takip ve erken müdahale,

görme kalitesinin korunmasında kritik rol oynuyor.

Korneada yeni dönem:

Stabilizasyon + Planlama

Bugün keratokonus tedavisinde odak noktası değişmiş

durumda. Artık yalnızca biyomekanik güçlendirme

değil; topografik verilere dayalı, kişiye özel

planlama ön planda.

PEACE CXL ve 3D planlı kolajen segment uygulamaları,

kornea haritasını merkeze alan bu yeni

yaklaşımın örneklerini oluşturuyor.

April - Nisan 2026


28

The hidden foundation of dental implants

İmplantın görünmeyen temeli

Success in dental implant treatment is determined

not only by the placement of the implant but also by

the strength of the jawbone. According to experts,

bone augmentation procedures are among the most

critical steps for achieving a long-lasting and healthy

implant outcome.

Dental implants, widely considered one of the most

successful solutions in modern dentistry for treating

missing teeth, help restore both aesthetic appearance

and chewing function. However, contrary to common

belief, implant treatment is not limited to the placement

of the implant alone. Experts emphasize that the success

of the treatment is directly related to the quality and

volume of the jawbone where the implant will be placed.

Especially in individuals who have experienced tooth

loss for a long time, bone resorption that occurs in the

jaw over time is one of the most significant barriers to

implant procedures. In such cases, bone augmentation

procedures performed before the implant form the

foundation of the treatment.

Diş implantı tedavisinde başarı yalnızca implantın

yerleştirilmesiyle değil, çene kemiğinin gücüyle

belirleniyor. Uzmanlara göre kemik artırım işlemleri,

uzun ömürlü ve sağlıklı bir implant tedavisinin en

kritik adımlarından biri.

Eksik dişlerin tedavisinde modern diş hekimliğinin en

başarılı çözümlerinden biri olarak kabul edilen dental

implantlar, estetik görünüm ve çiğneme fonksiyonunun

yeniden kazanılmasını sağlıyor. Ancak implant tedavisi

çoğu zaman sanıldığının aksine yalnızca implantın

yerleştirilmesiyle sınırlı bir süreç değil. Uzmanlara

göre tedavinin başarısı, implantın yerleştirileceği çene

kemiğinin kalitesi ve hacmiyle doğrudan bağlantılı.

Özellikle uzun süre diş eksikliği yaşayan kişilerde çene

kemiğinde zamanla meydana gelen erime, implant

uygulamasının önündeki en önemli engellerden biri

olarak karşımıza çıkıyor. Bu gibi durumlarda implanttan

önce gerçekleştirilen kemik artırım işlemleri tedavinin

temelini oluşturuyor.

April - Nisan 2026


29

Prosthodontics Specialist İlker Arslan emphasizes that

this procedure, also known as a bone graft, is often

an invisible yet extremely critical stage of implant

treatment.

The first step in implant treatment: bone health

Dental implants are regarded as one of the most

advanced treatment methods for restoring the function

and aesthetics of natural teeth. However, for an implant

to be placed in the jawbone and remain functional for

many years, the bone tissue must have sufficient density.

After tooth loss, the jawbone begins to shrink and lose

volume over time due to lack of use. This process, known

in medicine as atrophy, can cause the bone that supports

the implant to become thinner or weaker.

At this point, bone graft applications come into play.

Through bone augmentation procedures, the volume

and density of the jawbone can be strengthened again,

creating a solid foundation for the implant.

According to Dr. Dt. İlker Arslan, the long-term success of

implant treatment largely depends on this preparation

phase:

“The most critical factor in implant treatment is strong

bone tissue. If the bone is insufficient, it is not possible

for the implant to integrate with the jawbone. For this

reason, in many patients the treatment begins not

with the implant itself, but with bone strengthening

procedures.”

Dr. Dt. İlker Arslan

Protez Uzmanı İlker Arslan, kemik grefti olarak da bilinen

bu işlemin implant tedavisinde çoğu zaman görünmeyen

ancak son derece kritik bir aşama olduğunu vurguluyor.

İmplant tedavisinin ilk adımı: kemik sağlığı

Dental implantlar, kaybedilen dişlerin yerine doğal diş

fonksiyonunu ve estetiğini yeniden kazandıran en ileri

tedavi yöntemlerinden biri olarak kabul ediliyor. Ancak

implantın çene kemiğine yerleştirilebilmesi ve uzun yıllar

sağlıklı bir şekilde kullanılabilmesi için kemik dokusunun

yeterli yoğunlukta olması gerekiyor.

April - Nisan 2026


30

What is a bone graft?

A bone graft is a surgical procedure performed to

rebuild missing or weakened tissue in the jawbone.

During this procedure, bone tissue is supported either

with bone taken from the patient’s own body or with

biocompatible synthetic materials.

Over time, the graft material integrates with the body’s

natural bone tissue and forms the strong structural

base required for an implant. This process supports the

healthy development of a biological mechanism called

osseointegration, which allows the implant to fuse with

the bone.

According to experts, bone graft procedures not only

make implant placement possible but also help preserve

the natural shape of the jawbone.

Dr. Arslan emphasizes that strengthening the bone is

critical for the long-term durability of implants:

“An implant can integrate with the jawbone only if

there is sufficient bone tissue. Therefore, bone graft

procedures are one of the fundamental stages that

determine the success of the treatment.”

Most common bone augmentation methods

Bone graft procedures are planned according to each

patient’s needs. Depending on the condition of the

jawbone, the duration of tooth loss, and the location

where the implant will be placed, different techniques

may be preferred.

Dr. Dt. İlker Arslan lists the three most commonly used

bone augmentation methods in implant treatment as

follows:

Socket Preservation

This method is applied immediately after tooth

extraction and aims to prevent bone loss in the empty

socket where the tooth was located. Graft material is

placed into the socket after extraction to help preserve

bone tissue.

The healing period for this method usually ranges

between 3 and 6 months.

Ridge Augmentation

This procedure is used to correct the loss of volume

in the jawbone caused by long-term tooth loss. With

this technique, the contour of the jawbone is reshaped

and an appropriate structure for implant placement is

created.

In this method, the healing of the bone tissue generally

takes between 6 and 9 months.

Sinus Lift

This technique is applied when the bone thickness in

the posterior region of the upper jaw is insufficient.

By placing graft material under the sinus membrane,

adequate bone volume for the implant can be created.

The healing period for this procedure may vary between

Diş kaybı sonrasında çene kemiği, zaman içinde

kullanılmadığı için küçülmeye ve hacim kaybetmeye

başlıyor. Tıpta atrofi olarak adlandırılan bu süreç,

implantın tutunacağı kemiğin incelmesine veya

zayıflamasına yol açabiliyor.

Bu noktada kemik grefti uygulamaları devreye giriyor.

Kemik artırım işlemleri sayesinde çene kemiğinin hacmi

ve yoğunluğu yeniden güçlendirilerek implant için

sağlam bir zemin oluşturuluyor.

Dr. Dt. İlker Arslan’a göre implant tedavisinin uzun vadeli

başarısı, büyük ölçüde bu hazırlık aşamasına bağlı:

“İmplant tedavisinde en kritik unsur sağlam kemik

dokusudur. Eğer kemik yeterli değilse implantın çene

kemiğiyle bütünleşmesi mümkün olmaz. Bu nedenle

birçok hastada tedavi implantla değil, kemik güçlendirme

işlemleriyle başlar.”

Kemik grefti nedir?

Kemik grefti, çene kemiğinde eksilen veya zayıflayan

dokunun yeniden oluşturulması için uygulanan cerrahi bir

işlemdir. Bu işlem sırasında kemik dokusu, hastanın kendi

vücudundan alınan kemik parçalarıyla ya da biyouyumlu

sentetik materyallerle desteklenir.

Yerleştirilen greft materyali zaman içinde vücudun doğal

kemik dokusuyla bütünleşir ve implant için gerekli olan

sağlam altyapıyı oluşturur. Bu süreç, implantın kemikle

kaynaşmasını sağlayan osseointegrasyon adı verilen

biyolojik mekanizmanın sağlıklı şekilde gerçekleşmesine

yardımcı olur.

Uzmanlara göre kemik grefti uygulamaları yalnızca

implantın yerleştirilebilmesini sağlamakla kalmaz; aynı

zamanda çene kemiğinin doğal formunun korunmasına

da katkıda bulunur.

Dr. Arslan’a göre implantın uzun ömürlü olması için

kemiğin güçlendirilmesi kritik önem taşıyor:

“İmplantın çene kemiğiyle bütünleşmesi ancak yeterli

kemik dokusu varsa mümkündür. Bu yüzden kemik

grefti uygulamaları tedavinin başarısını belirleyen temel

aşamalardan biridir.”

En yaygın kemik artırım yöntemleri

Kemik grefti uygulamaları her hastanın ihtiyacına göre

planlanır. Çene kemiğinin durumu, diş eksikliğinin süresi

ve implantın yerleştirileceği bölgeye göre farklı teknikler

tercih edilebilir.

Dr. Dt. İlker Arslan, implant tedavisinde en sık kullanılan

üç kemik artırım yöntemini şöyle sıralıyor:

Soket Koruma (Socket Preservation)

Diş çekiminden hemen sonra uygulanan bu yöntem,

dişin bulunduğu boşlukta kemik kaybını önlemeyi

amaçlar. Çekim sonrası oluşan yuvaya greft materyali

yerleştirilerek kemik dokusunun korunması sağlanır.

Bu yöntemde iyileşme süresi genellikle 3 ila 6 ay arasında

değişir.

April - Nisan 2026


31

A process that requires patience but delivers lasting

results

Although bone augmentation procedures may extend the

duration of implant treatment, they help achieve healthier

results in the long term. Dr. Dt. İlker Arslan explains that

implant treatment should be considered like a marathon:

“Implant treatment is not a quick procedure; it is a process

that requires proper planning. Bone graft procedures may

extend the treatment time slightly, but when a strong

foundation is created, the success and lifespan of implants

increase significantly.”

Strong bone, a healthy smile

Dr. Dt. İlker Arslan summarizes the importance of bone

health in implant treatment with the following words:

“Dental implant treatment is a process that requires

patience. Implant applications performed without

establishing a strong bone foundation may lead to

problems in the long term. The stronger your bone

structure is, the more lasting your smile will be.”

Sırt Büyütme (Ridge Augmentation)

Uzun süreli diş eksikliğine bağlı olarak çene kemiğinde

meydana gelen hacim kaybını düzeltmek için uygulanır.

Bu işlem sayesinde çene kemiğinin konturu yeniden

şekillendirilir ve implant için uygun bir yapı oluşturulur.

Bu yöntemde kemik dokusunun iyileşmesi genellikle 6 ila

9 ay sürer.

Sinüs Kaldırma (Sinus Lift)

Üst çene arka bölgede kemik kalınlığının yetersiz olduğu

durumlarda uygulanır. Sinüs zarının altına yerleştirilen

greft materyali sayesinde implant için yeterli kemik hacmi

oluşturulur. Bu işlemin iyileşme süresi ise 8 ila 12 ay

arasında değişebilir.

Sabır gerektiren ama kalıcı sonuçlar sunan bir süreç

Kemik artırım işlemleri, implant tedavisinin süresini

uzatabilen bir hazırlık aşaması olsa da uzun vadede daha

sağlıklı sonuçlar elde edilmesini sağlar. Dr. Dt. İlker

Arslan, implant tedavisinin bir maraton gibi düşünülmesi

gerektiğini belirterek şu değerlendirmeyi yapıyor: “İmplant

tedavisi hızlı bir işlem değil, doğru planlama gerektiren

bir süreçtir. Kemik grefti uygulamaları tedavi süresini

biraz uzatabilir ancak sağlam bir temel oluşturulduğunda

implantların başarısı ve kullanım süresi önemli ölçüde

artar.”

Sağlam kemik, sağlıklı gülüş

Dr. Dt. İlker Arslan, implant tedavisinde kemik sağlığının

önemini şu sözlerle özetliyor:

“Diş implantı sabırla yürütülmesi gereken bir tedavidir.

Sağlam bir kemik altyapısı oluşturulmadan yapılan implant

uygulamaları uzun vadede sorun çıkarabilir. Kemiğiniz ne

kadar sağlamsa, gülümsemeniz de o kadar kalıcı olur.”

April - Nisan 2026


32

Indoor air from a health perspective

Sağlık perspektifinden iç mekân havası

A large part of modern life is spent indoors. Homes,

offices, schools, and healthcare facilities form the

main source of the air we breathe throughout the

day. However, there is a reality that is discussed

far less than outdoor pollution: indoor air can often

be more polluted than the air outside. Dust mites,

pollen, mold spores, pet dander, volatile organic

compounds, and fine particles accumulate in enclosed

environments and form an invisible but significant

health risk. Indoor air quality is becoming an

increasingly critical issue, especially in relation to

allergic diseases, respiratory sensitivity, and children’s

health.

Allergen load: invisible triggers

One of the reasons for the rapid increase in allergic

diseases worldwide is the transformation of living

environments and the growing amount of time people

Modern yaşamın büyük bölümü kapalı alanlarda

geçiyor. Evler, ofisler, okullar ve sağlık kuruluşları

gün içinde soluduğumuz havanın ana kaynağını

oluşturuyor. Ancak dış ortam kirliliği kadar konuşulmayan

bir gerçek var: İç mekân havası çoğu zaman

dışarıdan daha kirli olabiliyor. Toz akarları, polenler,

küf sporları, evcil hayvan tüyleri, uçucu organik bileşikler

ve ince partiküller, kapalı ortamlarda birikerek

görünmez fakat etkili bir sağlık riski oluşturuyor.

Özellikle alerjik hastalıklar, solunum yolu hassasiyeti

ve çocuk sağlığı söz konusu olduğunda iç mekân

hava kalitesi giderek daha kritik bir başlık haline

geliyor.

Alerjen yükü: görünmeyen tetikleyiciler

Alerjik hastalıkların dünya genelinde hızla artmasının

nedenlerinden biri de yaşam alanlarının değişmesi ve

insanların daha fazla kapalı ortamda bulunması. Polen-

April - Nisan 2026


33

spend indoors. While pollen is a natural part of outdoor

ecological cycles, once it enters indoor spaces it can

remain suspended in the air for long periods. Similarly,

dust mites, mold spores, and microscopic particles may

accumulate, particularly in environments where ventilation

is insufficient.

These particles not only trigger conditions such as

allergic rhinitis and asthma but are also associated with

symptoms including burning eyes, throat irritation, headaches,

and chronic fatigue. Children, elderly individuals,

and people with respiratory diseases tend to be affected

much more quickly. Experts emphasize that indoor air

quality should be considered not only a comfort issue

but also a matter of public health.

Why air purification technologies matter for health

Although proper ventilation is the first step in improving

indoor air quality, it is not always sufficient in urban

environments. Heavy traffic, industrial emissions, and

seasonal pollen density may also carry pollutants into

indoor spaces through outdoor air. At this point, air purification

technologies come into play, aiming to reduce

the particle load by filtering indoor air.

Advanced filtration systems are designed to capture

particles at the micron level. High-efficiency particulate

filters, in particular, can retain a significant portion of

pollen, dust mites, and fine particles. In some systems,

activated carbon layers are used to reduce odors and volatile

organic compounds. In this way, the goal is not only

to control particulate matter but also to limit chemical

pollutants.

From particle management to smart air monitoring

Next-generation air purification systems go beyond

simple filtration. With sensors capable of detecting

particle concentrations in indoor air, air quality can be

monitored in real time. When particle levels increase,

these sensors automatically enhance the operating

performance of the device, enabling a more effective

purification process.

Real-time air quality data offers an important advantage,

particularly in environments where allergic individuals

live. During pollen seasons, urban pollution peaks, or

certain indoor activities, particle concentrations can rise

rapidly. Smart monitoring systems help detect these

changes at an early stage, allowing indoor air to be managed

in a more controlled manner.

ler açık havada doğal döngünün parçası olsa da kapalı

alanlara taşındığında uzun süre havada asılı kalabiliyor.

Aynı şekilde toz akarları, küf sporları ve mikroskobik

partiküller de özellikle havalandırmanın yetersiz olduğu

ortamlarda yoğunlaşabiliyor.

Bu partiküller yalnızca alerjik rinit ve astım gibi hastalıkları

tetiklemekle kalmıyor; aynı zamanda gözlerde yanma,

boğazda tahriş, baş ağrısı ve kronik yorgunluk gibi belirtilerle

de ilişkilendiriliyor. Çocuklar, yaşlılar ve solunum

hastalığı olan bireyler ise bu etkilerden çok daha hızlı

etkilenebiliyor. Uzmanlar, iç mekân hava kalitesinin yalnızca

konfor değil aynı zamanda bir halk sağlığı meselesi

olduğuna dikkat çekiyor.

Hava temizleme teknolojileri sağlık için neden önemli?

Kapalı alanlarda hava kalitesini iyileştirmenin ilk adımı

doğru havalandırma olsa da şehir yaşamında bu her

zaman yeterli olmayabiliyor. Yoğun trafik, sanayi kaynaklı

kirlilik ve mevsimsel polen yoğunluğu, dışarıdan gelen

havanın da kirletici taşımasına yol açabiliyor. Bu noktada

devreye giren hava temizleme teknolojileri, iç ortam havasını

filtreleyerek partikül yükünü azaltmayı hedefliyor.

Gelişmiş filtreleme sistemleri, mikron seviyesindeki

partikülleri yakalayabilecek şekilde tasarlanıyor. Özellikle

yüksek verimli partikül filtreleri, polenler, toz akarları ve

ince partiküllerin önemli bir bölümünü tutabiliyor. Bazı

sistemlerde ise aktif karbon tabakaları kullanılarak koku

ve uçucu organik bileşiklerin azaltılması amaçlanıyor.

Böylece yalnızca partikül değil, kimyasal kirleticilerin de

kontrol altına alınması hedefleniyor.

Partikül yönetiminden akıllı hava takibine

Yeni nesil hava temizleme sistemleri yalnızca filtreleme

ile sınırlı kalmıyor. Ortam havasındaki partikül yoğunluğunu

algılayabilen sensörler sayesinde hava kalitesi anlık

olarak izlenebiliyor.

Invisible risks in indoor environments

In recent years, research has increasingly highlighted

the relationship between indoor air quality and respiratory

health. Clean air plays an important role not only in

allergic diseases but also in the management of chronic

respiratory conditions. In individuals with asthma, reducing

particle concentrations can contribute to alleviating

symptoms.

April - Nisan 2026


34

According to experts, effective indoor air management requires a combination

of regular cleaning, adequate ventilation, humidity control, and efficient

filtration systems. A single approach alone may not be sufficient to eliminate

the complex mixture of pollutants present in enclosed environments.

Future living spaces: cleaner air

Urbanization, climate change, and the growing prevalence of allergic diseases

suggest that indoor air quality will become an even more significant

health topic in the coming years. For this reason, air purification technologies

are increasingly considered not merely comfort products but an integral part

of the health infrastructure of living spaces.

The air we breathe indoors is often an unnoticed determinant of health. Invisible

particles and allergens can quietly influence quality of life. Therefore,

technological solutions aimed at improving indoor air quality are emerging as

key tools shaping healthier living environments for the future.

Bu sensörler, partikül miktarı arttığında cihazın çalışma

performansını otomatik olarak artırarak daha etkin bir

temizleme süreci sağlıyor.

Gerçek zamanlı hava kalitesi verileri, özellikle alerjik

bireylerin yaşadığı ortamlarda önemli bir avantaj sunuyor.

Çünkü polen sezonu, şehir içi kirlilik dalgaları veya kapalı

alan aktiviteleri sırasında partikül yoğunluğu hızla artabiliyor.

Akıllı izleme sistemleri, bu değişimleri erken aşamada

tespit ederek iç mekân havasının daha kontrollü yönetilmesine

yardımcı oluyor.

İç mekânlarda görünmeyen riskler

Son yıllarda yapılan araştırmalar, iç mekân hava kalitesi ile

solunum sağlığı arasındaki ilişkiye daha fazla dikkat çekiyor.

Alerjik hastalıkların yanı sıra kronik solunum yolu rahatsızlıklarının

kontrolünde de temiz hava önemli bir rol oynuyor.

Özellikle astım hastalarında partikül yoğunluğunun azaltılması,

semptomların hafifletilmesine katkı sağlayabiliyor.

Uzmanlara göre iç mekân hava yönetimi; düzenli temizlik,

yeterli havalandırma, nem kontrolü ve etkili filtreleme

sistemlerinin birlikte uygulanmasını gerektiriyor. Çünkü tek

başına herhangi bir yöntem, kapalı alanlardaki karmaşık kirletici

yapısını tamamen ortadan kaldırmaya yetmeyebiliyor.

Geleceğin yaşam alanları: daha temiz hava

Kentleşme, iklim değişikliği ve artan alerjik hastalıklar, iç

mekân hava kalitesini önümüzdeki yıllarda daha da önemli

bir sağlık başlığı haline getirecek gibi görünüyor. Bu nedenle

hava temizleme teknolojileri yalnızca bir konfor ürünü

değil, yaşam alanlarının sağlık altyapısının bir parçası olarak

değerlendiriliyor. Kapalı ortamlarda soluduğumuz hava,

çoğu zaman fark etmediğimiz bir sağlık belirleyicisi. Görünmeyen

partiküller ve alerjenler, yaşam kalitesini sessizce

etkileyebiliyor. Bu nedenle iç mekân hava kalitesine yönelik

teknolojik çözümler, geleceğin daha sağlıklı yaşam alanlarını

şekillendiren kritik araçlar arasında yer alıyor.

April - Nisan 2026



36

Koç University Hospital tops the list

Koç Üniversitesi Hastanesi zirvede!

Koç Üniversitesi Hastanesi, Newsweek ve küresel

veri platformu Statista iş birliğiyle hazırlanan 2026

World’s Best Hospitals araştırmasında Türkiye’nin

en iyi hastanesi seçildi. 91.80 puan alan hastane,

dünya genelinde ilk 250 sağlık kuruluşu arasında yer

alarak uluslararası sağlık sahnesindeki güçlü konumunu

bir kez daha tescilledi.

Koç University Hospital has been named the best

hospital in Türkiye in the 2026 World’s Best Hospitals

ranking prepared by Newsweek in collaboration

with global data platform Statista. With a score of

91.80, the hospital ranked among the world’s top

250 healthcare institutions, once again confirming

its strong position on the international healthcare

stage.

Sağlık alanında uluslararası karşılaştırmalar, yalnızca tıbbi

başarıyı değil aynı zamanda hasta güvenliği, teknoloji

kullanımı ve klinik kalite standartlarını da ortaya koyuyor.

Bu yıl Newsweek ve Statista tarafından hazırlanan 2026

World’s Best Hospitals listesinde Koç Üniversitesi Hastanesi,

Türkiye’de 1. sırada yer aldı ve dünya genelinde ilk

250 hastane arasına girerek önemli bir başarıya imza attı.

32 ülkeden 2.500’den fazla sağlık kuruluşunun değerlendirildiği

araştırmada hastaneler; klinik performans, hasta

deneyimi, hijyen standartları, sağlık profesyonellerinin

önerileri ve hasta başına düşen hekim–hemşire oranı gibi

çok sayıda kriter üzerinden analiz edildi. Ayrıca değerlendirmede

Hasta Bildirimli Sonuç Ölçütleri (PROMs)

araştırmaları da önemli bir rol oynadı.

Bu kapsamlı analiz sonucunda Koç Üniversitesi Hastanesi,

91.80 puan alarak Türkiye’de listenin zirvesine yerleşti ve

küresel sıralamada 213. sıraya yükseldi.

International comparisons in healthcare reveal not only

medical success but also patient safety, technology

utilization, and clinical quality standards. In this year’s

2026 World’s Best Hospitals list compiled by Newsweek

and Statista, Koç University Hospital ranked first in

Türkiye and secured a place among the top 250 hospitals

worldwide, marking a significant achievement.

In the study, which evaluated more than 2,500 healthcare

institutions from 32 countries, hospitals were

analyzed based on numerous criteria including clinical

performance, patient experience, hygiene standards,

recommendations from healthcare professionals, and

the physician–nurse-to-patient ratio. Patient-Reported

Outcome Measures (PROMs) also played a key role in the

evaluation process.

As a result of this comprehensive analysis, Koç University

Hospital achieved a score of 91.80, placing it at the top

of the list in Türkiye and ranking 213th globally.

April - Nisan 2026


37

“Excellence is the combination of trust and

innovation”

Commenting on the achievement, Dr. Erhan Bulutcu,

CEO of Koç Healthcare, emphasized that the result

reflects long-term investments and a scientific approach

in healthcare.

Bulutcu stated that the hospital continues to pursue a

strategy centered on clinical excellence, patient safety,

and innovation, adding that its research infrastructure,

advanced medical technologies, and highly qualified

human resources played a decisive role in this success.

A regional reference center for healthcare

Koç University Hospital stands out as one of the region’s

leading reference centers with its structure that combines

academic medicine with advanced technology, particularly

in fields such as oncology, organ transplantation,

cardiovascular medicine, and robotic surgery.

The hospital also incorporates Patient-Reported

Outcome Measures

(PROMs) into its clinical processes, enabling

patients’ post-treatment experiences

to directly contribute to the improvement

of healthcare services.

With artificial intelligence-supported diagnostic

systems, robotic surgery platforms,

and personalized treatment approaches,

the institution is positioned as one

of the pioneers of innovative healthcare

practices both in Türkiye and within the

international healthcare ecosystem.

“Mükemmellik, güven ve inovasyonun birleşimidir”

Başarıya ilişkin değerlendirmede bulunan Koç Healthcare

CEO’su Dr. Erhan Bulutcu, elde edilen sonucun sağlık

alanındaki uzun vadeli yatırım ve bilimsel yaklaşımın bir

göstergesi olduğunu vurguladı.

Bulutcu, hastanenin klinik mükemmeliyet, hasta güvenliği

ve inovasyon odaklı yaklaşımını sürdürdüğünü belirterek;

araştırma altyapısı, ileri tıbbi teknolojiler ve nitelikli

insan kaynağının bu başarıda belirleyici rol oynadığını

ifade etti.

Bölgesel sağlık referans merkezi

Koç Üniversitesi Hastanesi, akademik tıp yaklaşımını ileri

teknoloji ile birleştiren yapısıyla özellikle onkoloji, organ

nakli, kardiyovasküler tıp ve robotik cerrahi alanlarında

bölgesel ölçekte referans merkezlerinden biri olarak öne

çıkıyor. Hastane ayrıca klinik süreçlerinde Hasta Bildirimli

Sonuç Ölçütleri (PROMs) uygulamalarını kullanarak

hastaların tedavi sonrası deneyimlerini

doğrudan sağlık

hizmetinin geliştirilmesine

dahil ediyor.

Yapay zekâ destekli tanı sistemleri,

robotik cerrahi platformları

ve kişiselleştirilmiş

tedavi yaklaşımları sayesinde

kurum, hem Türkiye’de

hem de uluslararası sağlık

ekosisteminde yenilikçi

uygulamaların öncülerinden

biri olarak konumlanıyor.

April - Nisan 2026


38

Screening can stop the hidden threat in colon cancer

Kolon kanserinde gizli tehlikeyi tarama durdurabiliyor

Colon cancer, which often progresses silently for

years without causing symptoms, is largely preventable

and treatable when detected early. According

to experts, regular screening programs can identify

and remove precancerous polyps before they turn

into cancer, preventing the disease from developing.

Colon cancer continues to be one of the most significant

global health concerns in terms of both incidence and

mortality. Each year, approximately 1.9 million people

worldwide are diagnosed with colon cancer, while in Türkiye

this number exceeds 20,000. Although long considered

a disease of older age, colon cancer has increasingly

been observed in people in their 40s and even younger

individuals in recent years. Experts point out that

obesity, sedentary lifestyles, and diets rich in processed

foods play an important role in this rise.

Colon cancer ranks among the leading causes of cancer-related

deaths. One of the main reasons is that the

disease often progresses without symptoms until advanced

stages. For this reason, screening programs play a

critical role in controlling the disease.

Genellikle yıllarca hiçbir belirti vermeden ilerleyen

kolon kanseri, erken tanı konulduğunda büyük ölçüde

önlenebilen ve tedavi edilebilen bir hastalık. Uzmanlara

göre düzenli tarama programları sayesinde

kanser öncülü polipler henüz kansere dönüşmeden

tespit edilip çıkarılabiliyor; bu da hastalığın gelişmesini

engelleyebiliyor.

Kolon kanseri, görülme sıklığı ve ölüm oranlarıyla dünyada

en önemli sağlık sorunlarından biri olmaya devam ediyor.

Her yıl dünya genelinde yaklaşık 1,9 milyon kişi kolon

kanseri tanısı alırken, Türkiye’de bu sayı 20 binin üzerine

çıkıyor. Uzun yıllar ileri yaş hastalığı olarak kabul edilen

kolon kanserinin son yıllarda 40’lı yaşlarda ve hatta daha

genç bireylerde daha sık görülmeye başlaması ise dikkat

çekiyor. Uzmanlara göre bu artışta obezite, hareketsiz yaşam

tarzı ve işlenmiş gıdaların ağırlıkta olduğu beslenme

alışkanlıkları önemli rol oynuyor.

Kolon kanseri hem görülme sıklığı hem de kansere bağlı

ölüm oranları açısından üst sıralarda yer alıyor. Bunun

en önemli nedeni ise hastalığın çoğu zaman ileri evreye

kadar belirti vermeden ilerlemesi. Bu nedenle tarama

April - Nisan 2026


39

Prof. Özlem Sönmez, Medical Oncology Specialist at

Acıbadem Maslak Hospital, emphasizes that a significant

proportion of colon cancer cases can be prevented

through regular screening programs and healthy lifestyle

habits. Prof. Sönmez states:

“When colon cancer is diagnosed at an advanced stage, it

can become a life-threatening disease. However, one of

the most important features of this cancer type is that it

can be detected early and in some cases even completely

prevented. Removing polyps detected during colonoscopy

before they become cancerous is an effective method

that can stop the development of the disease.”

Screening programs save lives

Within the scope of the national screening program

carried out by the Turkish Ministry of Health, individuals

aged 50–70 are offered a fecal occult blood test every

two years. In addition, colonoscopy is recommended

every ten years.

Prof. Özlem Sönmez emphasizes that screening is extremely

important even in the absence of symptoms and

provides the following information:

“Symptoms such as blood in the stool, newly developed

changes in bowel habits, or iron deficiency anemia

should always be taken seriously. If these findings are

evaluated early, they can be life-saving.”

The most common cause of colon cancer: polyps

Colon cancer refers to malignant tumors that develop

from the cells lining the inner surface of the large intes-

Prof. Dr. Özlem Sönmez

programları, hastalığın kontrol altına alınmasında kritik

bir rol üstleniyor.

Acıbadem Maslak Hastanesi Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof.

Dr. Özlem Sönmez, kolon kanserinin önemli bir bölümünün

düzenli tarama programları ve sağlıklı yaşam alışkanlıklarıyla

önlenebildiğine dikkat çekiyor. Prof. Dr. Sönmez,

“Kolon kanseri ileri evrede tanı aldığında yaşamı tehdit

eden bir hastalığa dönüşebiliyor. Ancak bu kanser türünün

en önemli özelliği erken yakalanabilmesi ve hatta

bazı durumlarda tamamen önlenebilmesidir. Kolonoskopi

April - Nisan 2026


40

tine and is evaluated together with rectal cancer under

the broader category of colorectal cancer.

Advancing age, family history, male gender, certain

hereditary syndromes such as Lynch syndrome and familial

adenomatous polyposis, and inflammatory bowel

diseases are among the non-modifiable risk factors for

colon cancer.

On the other hand, obesity, sedentary lifestyle, diets rich

in red and processed meat, low fiber intake, smoking,

and alcohol consumption are among the preventable

risk factors.

The factor most frequently involved in the development

of colon cancer is polyps. These benign growths that

form on the intestinal wall may undergo genetic changes

over the years and turn into cancer. Therefore, detecting

and removing polyps during screening colonoscopy is

considered the most effective preventive method against

cancer development.

Family history increases risk

Research shows that individuals with a first-degree

relative diagnosed with colorectal cancer have approximately

two to four times higher risk compared with the

general population. The risk increases even further when

cancer is diagnosed at a young age in family members or

when multiple cases are present within the family.

Prof. Özlem Sönmez warns that individuals in the risk

group should start screening earlier:

“In these individuals, colonoscopy screening is recommended

to begin at the age of 40 or ten years earlier

than the age at which the earliest diagnosis occurred in

the family. Follow-up is generally performed every five

years according to findings. In the presence of suspicious

symptoms, evaluation should be carried out without

waiting for age criteria.”

Do not delay if you notice these symptoms

Colon cancer and precancerous polyps can progress

silently for a long time. However, some symptoms may

serve as early warning signs.

According to Prof. Özlem Sönmez, the most common

symptoms include:

* Changes in bowel habits (new onset constipation or

diarrhea)

* Blood in the stool or rectal bleeding

* Unexplained iron deficiency anemia

* Abdominal pain and bloating

* Unexplained weight loss

* Fatigue

Prof. Sönmez stresses that individuals over the age of 40

or those with a family history should not interpret these

symptoms as simple digestive problems and should

consult a specialist without delay.

Complete recovery is possible in early stages

Early diagnosis is one of the most important factors

sırasında tespit edilen poliplerin kansere dönüşmeden

çıkarılması, hastalığın gelişimini durdurabilen etkili bir

yöntemdir” diyor.

Tarama programı hayat kurtarıyor

Türkiye’de Sağlık Bakanlığı tarafından yürütülen ulusal

tarama programı kapsamında 50–70 yaş aralığındaki

bireylere iki yılda bir gaitada gizli kan testi uygulanıyor.

Bunun yanı sıra her 10 yılda bir kolonoskopi öneriliyor.

Prof. Dr. Özlem Sönmez, herhangi bir şikâyet olmasa bile

tarama yaptırmanın büyük önem taşıdığını vurgulayarak

şu bilgileri veriyor:

“Dışkıda kan görülmesi, dışkılama alışkanlığında yeni

başlayan değişiklikler veya demir eksikliği anemisi gibi

belirtiler mutlaka dikkate alınmalıdır. Bu bulgular erken

dönemde değerlendirilirse hayat kurtarıcı olabilir.”

Kolon kanserinin en yaygın nedeni: Polipler

Kalın bağırsağın iç yüzeyini kaplayan hücrelerden gelişen

kötü huylu tümörler kolon kanseri olarak tanımlanıyor

ve rektum kanseriyle birlikte “kolorektal kanser” başlığı

altında değerlendiriliyor.

İlerleyen yaş, aile öyküsü, erkek cinsiyet, bazı kalıtsal

sendromlar (Lynch sendromu ve ailesel adenomatöz

polipozis gibi) ile inflamatuvar bağırsak hastalıkları kolon

kanseri için değiştirilemeyen risk faktörleri arasında yer

alıyor.

Buna karşın obezite, hareketsiz yaşam, kırmızı ve işlenmiş

et ağırlıklı beslenme, liften fakir diyet, sigara ve alkol

kullanımı ise önlenebilir riskler arasında bulunuyor.

Kolon kanserinin gelişiminde en sık rol oynayan faktör ise

polipler. Bağırsak duvarında oluşan iyi huylu bu oluşumların

bir bölümü yıllar içinde genetik değişimlere uğrayarak

kansere dönüşebiliyor. Bu nedenle tarama kolonoskopisi

sırasında poliplerin tespit edilip çıkarılması, kanser gelişimini

engelleyebilen en etkili koruyucu yöntem olarak

kabul ediliyor.

Aile öyküsü riski artırıyor

Araştırmalar, birinci derece akrabasında kolorektal

kanser bulunan kişilerde riskin genel nüfusa göre yaklaşık

2 ila 4 kat arttığını gösteriyor. Özellikle aile bireylerinde

genç yaşta tanı konulmuş olması veya birden fazla vakaya

rastlanması risk seviyesini daha da yükseltiyor.

Prof. Dr. Özlem Sönmez, risk grubunda yer alan kişilerin

taramalara daha erken başlaması gerektiğini belirterek

şu uyarıda bulunuyor:

“Bu kişilerde kolonoskopi taramasına 40 yaşında ya da ailede

en erken tanı konulan yaştan 10 yıl önce başlanması

önerilir. Bulgulara göre genellikle 5 yılda bir takip yapılır.

Şüpheli semptomların varlığında ise yaş beklenmeden

değerlendirme yapılmalıdır.”

Bu belirtiler varsa gecikmeyin

Kolon kanseri ve kanser öncülü polipler uzun süre sessiz

ilerleyebiliyor. Ancak bazı belirtiler erken uyarı niteliği

taşıyabiliyor.

April - Nisan 2026


41

determining treatment success in colon cancer. Timely

surgical intervention can completely change the course

of the disease.

While surgery often forms the basis of treatment,

chemotherapy may also be applied in some patients

depending on pathological findings and the stage of the

disease. In addition, immunotherapy and targeted smart

drugs developed in recent years have expanded treatment

options, especially for patients with certain genetic

characteristics.

Prof. Özlem Sönmez concludes:

“Complete recovery is possible when colon cancer is

detected at an early stage. Therefore, regular screening

programs, healthy nutrition, physical activity, and maintaining

an ideal body weight are among the strongest

protective steps against colon cancer.”

Prof. Dr. Özlem Sönmez’e göre en sık görülen belirtiler

şöyle sıralanıyor:

-Dışkılama alışkanlığında değişiklik (yeni başlayan kabızlık

veya ishal)

-Dışkıda kan görülmesi veya makattan kanama

-Nedeni açıklanamayan demir eksikliği anemisi

-Karın ağrısı ve şişkinlik

-Açıklanamayan kilo kaybı

-Halsizlik

Özellikle 40 yaş üzerindeki bireylerin veya aile öyküsü

bulunan kişilerin bu belirtileri basit bir sindirim sorunu

olarak değerlendirmemesi gerektiğini vurgulayan Prof.

Dr. Sönmez, gecikmeden bir uzmana başvurulmasının

hayati önem taşıdığını ifade ediyor.

Erken evrede tam iyileşme mümkün

Kolon kanserinde erken tanı, tedavinin başarısını belirleyen

en önemli faktörlerden biri. Zamanında yapılan cerrahi

müdahale hastalığın seyrini tamamen değiştirebiliyor.

Tedavinin temelini çoğu zaman cerrahi oluştururken,

patolojik bulgulara ve hastalığın evresine göre bazı hastalarda

kemoterapi de uygulanabiliyor. Ayrıca son yıllarda

geliştirilen immünoterapi ve hedefe yönelik akıllı ilaçlar,

özellikle belirli genetik özelliklere sahip hastalarda tedavi

seçeneklerini genişletiyor.

Prof. Dr. Özlem Sönmez, “Erken evrede yakalanan kolon

kanserinde tam şifa mümkündür. Bu nedenle düzenli

tarama programları, sağlıklı beslenme, fiziksel aktivite ve

ideal kilonun korunması kolon kanserine karşı en güçlü

koruyucu adımlar arasında yer alır” diyerek sözlerini

tamamlıyor.

April - Nisan 2026


42

A meeting of collective intelligence in healthcare:

PharmUp takes its first step from Istanbul

Sağlıkta ortak akıl buluştu: PharmUp ilk adımını İstanbul’dan attı

Sanofi’nin inovasyon platformu PharmUp, Fark Labs

iş birliğiyle gerçekleşen ilk buluşmasında kamu, özel

sektör, akademi ve yatırım dünyasını aynı zeminde

buluşturdu.

Sağlık teknolojilerinde dönüşüm artık yalnızca Ar-Ge

yatırımlarıyla değil; güçlü iş birlikleriyle şekilleniyor. Bu

anlayışla yola çıkan Sanofi, sağlık alanında inovasyonu

desteklemek amacıyla hayata geçirdiği PharmUp platformunun

ilk buluşmasını İstanbul’da gerçekleştirdi.

Fark Labs iş birliğiyle düzenlenen etkinlik, sağlıkta sürdürülebilir

inovasyonun ancak çok paydaşlı bir ekosistemle

mümkün olabileceği mesajını güçlü biçimde ortaya

koydu.

Sanofi Eurasia Region Head Cem Öztürk

Sanofi’s innovation platform PharmUp brought

together representatives from the public sector, private

industry, academia, and the investment community

at its first gathering organized in collaboration

with Fark Labs.

Transformation in health technologies is now shaped not

only by R&D investments but also by strong collaborations.

With this vision, Sanofi held the first meeting of its

PharmUp platform in Istanbul, an initiative designed to

support innovation in healthcare.

The event, organized in partnership with Fark Labs, clearly

demonstrated that sustainable innovation in healthcare

can only be achieved through a multi-stakeholder

ecosystem.

PharmUp: More than an acceleration program

Since 2019, PharmUp has been supporting initiatives

that aim to create value in the healthcare sector.

Beyond offering mentorship, training, and acceleration

programs, it positions itself as a strategic platform that

brings together the public sector, academia, investors,

and private companies within the same framework.

The goal is not only to discover promising ideas but

also to test them in real-world settings, scale them, and

transform them into projects that deliver measurable

impact.

PharmUp: Bir hızlandırma programından daha fazlası

2019 yılından bu yana sağlık alanında katma değer

oluşturacak girişimleri destekleyen PharmUp; mentorluk,

eğitim ve hızlandırma süreçleri sunmanın ötesinde,

kamu, akademi, yatırımcı ve özel sektörü aynı çerçevede

buluşturan stratejik bir platform olarak konumlanıyor.

Amaç yalnızca iyi fikirleri keşfetmek değil; bu fikirleri

sahada test etmek, ölçeklendirmek ve ölçülebilir etki

oluşturacak projelere dönüştürmek.

Stratejik iş birlikleriyle sağlıkta dönüşüm

Buluşma; A. Burak Dağlıoğlu, Cem Öztürk ve Ahu

Serter’in katılımıyla gerçekleşti. Kamu, özel sektör ve girişimcilik

ekosisteminden çok sayıda temsilcinin bir araya

geldiği etkinlikte sağlık teknolojilerinin geleceği masaya

yatırıldı.

Programın açılış konuşmasını yapan Sanofi Avrasya Bölge

Başkanı Cem Öztürk, PharmUp’ın vizyonunu şu sözlerle

ifade etti:

“Sağlıkta dönüşüm artık tek bir kurumun ya da sektörün

başarabileceği bir süreç değil. Artan kronik hastalık yükü,

yaşlanan nüfus ve sistemler üzerindeki sürdürülebilirlik

baskısı; daha entegre ve iş birlikçi modellere ihtiyaç

duyduğumuzu gösteriyor. PharmUp ile sağlık ekosisteminin

tüm paydaşlarını aynı masada buluşturmayı, fikirleri

birlikte tasarlayıp birlikte ölçeklendirmeyi hedefliyoruz.”

Öztürk, platformun amacının yalnızca girişimleri desteklemek

değil; Türkiye’de sağlık inovasyonunun sürdürülebilir

bir yapıya kavuşmasına katkı sunmak olduğunu da

vurguladı.

April - Nisan 2026


43

Transforming healthcare through strategic collaborations

The meeting was attended by A. Burak Dağlıoğlu, Cem

Öztürk, and Ahu Serter. The event gathered numerous

representatives from the public sector, private industry,

and the entrepreneurial ecosystem to discuss the future

of health technologies.

In the opening speech of the program, Cem Öztürk,

Sanofi Eurasia Region Head, expressed the vision behind

PharmUp:

“Transformation in healthcare is no longer a process

that a single institution or sector can achieve alone. The

increasing burden of chronic diseases, aging populations,

and sustainability pressures on health systems show that

we need more integrated and collaborative models. With

PharmUp, we aim to bring together all stakeholders of

the healthcare ecosystem at the same table and design

and scale ideas collectively.”

Öztürk also emphasized that the platform aims not only

to support startups but also to contribute to building

a sustainable structure for healthcare innovation in

Türkiye.

The public sector perspective

A. Burak Dağlıoğlu, President of the Presidency of the

Republic of Türkiye Investment and Finance Office, stated

that the healthcare sector is undergoing a profound

transformation on a global scale and highlighted the

importance of data-driven approaches and innovative

business models.

He noted that the projects emerging from PharmUp

have the potential to create global competitiveness

and emphasized the critical importance of coordination

Kamu perspektifi

Cumhurbaşkanlığı Yatırım ve Finans Ofisi Başkanı A. Burak

Dağlıoğlu ise sağlık sektörünün küresel ölçekte köklü

bir dönüşüm sürecinden geçtiğini belirterek, veri odaklı

yaklaşımlar ve yenilikçi iş modellerinin önemine dikkat

çekti.

Dağlıoğlu, PharmUp’ın ortaya çıkaracağı projelerin küresel

rekabet gücü oluşturma potansiyeline sahip olduğuna

işaret ederek, kamu, özel sektör ve girişimcilerin eşgüdüm

içinde hareket etmesinin kritik olduğunu ifade etti.

Fark Labs Kurucusu Ahu Serter, “İnovasyona Yatırım

Portföyü Perspektifi” başlıklı değerlendirmesinde çarpıcı

bir çerçeve çizdi:

“Makineyi optimize ettiğimiz bir çağdan, insanı optimize

ettiğimiz bir çağa geçiyoruz. Sağlık teknolojileri bu dönüşümün

merkezinde. İlerlemenin tek başına değil, birlikte

yürüyerek mümkün olduğunu görüyoruz.”

Serter, sektörler arası öğrenme transferinin güçlü bir

kaldıraç etkisi sağladığını belirterek Türkiye’nin en büyük

gücünün risk paylaşan ve küresel başarısını yeniden

ekosistemine yatırım olarak geri döndüren girişimciler

yetiştirmek olduğunu ifade etti.

Kurumlar ve girişimler

Etkinlikte “İyi Uygulama Örnekleri – Kurum & Girişim İş

Birlikleri” oturumunda; sağlık sektöründeki farklı paydaşlar

deneyimlerini paylaştı. Bu oturum, kurumsal yapılar

ile girişimlerin birlikte değer üretme potansiyelini somut

örnekler üzerinden ele aldı.

“Sağlık Ekosisteminde İnovasyon” başlıklı panelde ise

kamu ve akademi temsilcileri; regülasyon, teknoloji

transferi ve sürdürülebilirlik başlıklarını çok boyutlu bir

perspektifle değerlendirdi.

April - Nisan 2026


44

among the public sector, private companies, and entrepreneurs.

Ahu Serter, Founder of Fark Labs, presented a striking

perspective in her talk titled “The Investment Portfolio

Perspective in Innovation”:

“We are moving from an era in which we optimized machines

to one in which we optimize humans. Health technologies

stand at the center of this transformation. We see

that progress is possible not individually but by moving

forward together.”

Serter also highlighted that cross-sector learning creates a

powerful leverage effect and noted that Türkiye’s greatest

strength lies in raising entrepreneurs who share risk and

reinvest their global success back into their ecosystem.

Institutions and startups

During the session titled “Best Practice Examples – Corporate

& Startup Collaborations,” representatives from different

stakeholders in the healthcare sector shared their

experiences. The session explored the potential for value

creation through cooperation between corporate structures

and startups using concrete examples.

In the panel titled “Innovation in the Healthcare Ecosystem,”

representatives from public institutions and

academia evaluated topics such as regulation, technology

transfer, and sustainability from a multi-dimensional perspective.

Startups take the stage

In the final part of the program, startups supported under

the PharmUp platform presented their solutions to investors

and industry professionals. The networking session

that followed laid the groundwork for potential collaborations

beyond simple idea exchanges.

A vision extending from Türkiye to the global stage

PharmUp aims to strengthen the global competitiveness

of healthcare startups originating from Türkiye. The platform

seeks to build a sustainable innovation network in health

technologies not only through acceleration programs

but also through the strategic connections it establishes.

This first gathering, realized through the collaboration

between Sanofi and Fark Labs, once again demonstrated

that transformation in healthcare is no longer driven by

a single actor but by a multi-stakeholder, collective, and

impact-oriented process.

The new era in health technologies signals an ecosystem

where ideas are not merely discussed but designed and

scaled together.

Girişimler sahne aldı

Programın son bölümünde PharmUp kapsamında desteklenen

girişimler, çözümlerini yatırımcılar ve sektör profesyonellerine

sundu. Sunumların ardından gerçekleşen

networking oturumu, fikir alışverişinin ötesinde potansiyel

iş birliklerinin temellerini attı.

Türkiye’den küresele uzanan bir vizyon

PharmUp, Türkiye merkezli sağlık girişimlerinin küresel

ölçekte rekabet gücü kazanmasını hedefliyor. Platform;

yalnızca hızlandırma süreçleriyle değil, kurduğu stratejik

bağlarla da sağlık teknolojilerinde sürdürülebilir bir inovasyon

ağı oluşturmayı amaçlıyor.

Sanofi ve Fark Labs iş birliğiyle hayata geçen bu ilk buluşma,

sağlıkta dönüşümün artık tek aktörlü değil; çok

paydaşlı, kolektif ve etki odaklı bir süreç olduğunu bir kez

daha gösterdi.

Sağlık teknolojilerinde yeni dönem; fikirlerin konuşulduğu

değil, birlikte tasarlanıp birlikte büyütüldüğü bir ekosistemi

işaret ediyor.

April - Nisan 2026



46

Orthopedic alarm in cerebral palsy

Serebral Palside ortopedik alarm

Uzmanlar uyarıyor: SP’li çocuklarda kalça ve omurga

sorunları sessiz ilerleyebiliyor; erken fark edilen her

belirti gelecekteki ağır cerrahilerin önüne geçebilir.

Dr. Rafik Ramazanov

Experts warn that hip and spine problems in children

with cerebral palsy can progress silently; recognizing

early signs can help prevent major surgeries

in the future.

Cerebral Palsy (CP), a neurological condition seen in

childhood, affects not only muscle tone and movement

control but can also lead to serious orthopedic complications

over time. Postural problems, differences in

walking patterns, and joint limitations are often considered

part of the natural course of the disease. However,

according to specialists, these symptoms may turn

into permanent deformities if early intervention is not

provided.

Rafik Ramazanov, Orthopedics and Traumatology

Specialist at Memorial Ankara Hospital, shared insights

on the most common orthopedic problems in children

with cerebral palsy and the critical warning signs families

should watch for.

Orthopedic risk increases with disease severity

As the clinical severity of cerebral palsy increases, the

frequency of orthopedic complications also rises. The

most common problems include:

* Spasticity (increased muscle tone)

* Gait and balance disorders

* Joint contractures

* Hip dislocation

Çocukluk çağında görülen nörolojik hastalıklardan Serebral

Palsi (SP), yalnızca kas tonusu ve hareket kontrolünü

değil; zamanla gelişebilen ciddi ortopedik sorunları

da beraberinde getiriyor. Duruş bozuklukları, yürüme

farklılıkları ve eklem kısıtlılıkları çoğu zaman hastalığın

doğal seyri gibi düşünülse de uzmanlara göre bu belirtiler

erken müdahale edilmediğinde kalıcı deformitelere

dönüşebiliyor.

Memorial Ankara Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Bölümü’nden

Rafik Ramazanov, serebral palsili çocuklarda

en sık karşılaşılan ortopedik sorunlara ve ailelerin dikkat

etmesi gereken kritik sinyallere ilişkin değerlendirmelerde

bulundu.

SP’de ortopedik risk, hastalığın şiddetiyle artıyor

Serebral palsinin klinik şiddeti arttıkça ortopedik komplikasyonların

görülme sıklığı da artıyor. En sık karşılaşılan

sorunlar arasında:

-Spastisite (kas tonusunda artış)

-Yürüyüş ve denge bozuklukları

-Eklemlerde kontraktürler

-Kalça çıkığı

-Omurga ve ayak deformiteleri yer alıyor.

Kalça çıkığı oranı hastalığın hafif formlarında yüzde 15-20

seviyelerinde görülürken, ağır vakalarda bu oran yüzde

75’lere kadar çıkabiliyor. Benzer şekilde omurga deformiteleri

de özellikle ağır olgularda yüzde 85’in üzerine

ulaşabiliyor.

Bu risk artışı, çocuğun kaba motor fonksiyon düzeyini belirleyen

GMFCS (Kaba Motor Fonksiyon Sınıflama Sistemi)

derecesi yükseldikçe daha belirgin hale geliyor.

Bu 5 belirtiyi hafife almayın

Erken dönemde fark edilen belirtiler, ileride gelişebilecek

ağır deformitelerin önüne geçilmesini sağlayabiliyor.

Uzmanlar özellikle şu 5 sinyale dikkat çekiyor:

-Kas tonusunda artış ya da belirgin gevşeklik

-Yürüyen çocukta parmak ucu yürüme alışkanlığı

-Diz ve kalçalarda sürekli bükük pozisyon

-Perine hijyeni sırasında kalçaların açılamaması, asimetri

ya da ağrı

-Omurgada eğrilik fark edilmesi

April - Nisan 2026


47

* Spinal and foot deformities

The rate of hip dislocation is around 15–20 percent in

mild forms of the disease, but it can rise to as high as 75

percent in severe cases. Similarly, spinal deformities can

exceed 85 percent in more severe conditions.

This increased risk becomes more pronounced as the

level in the GMFCS (Gross Motor Function Classification

System), which determines the child’s gross motor function

capacity, increases.

Do not underestimate these five signs

Symptoms recognized early can help prevent severe deformities

in the future. Experts highlight five important

warning signals:

* Increased muscle tone or significant muscle looseness

* Habitual toe walking in children who are able to walk

* Persistent bending posture in the knees and hips

* Difficulty opening the hips during perineal hygiene,

asymmetry, or pain

* Noticing curvature in the spine

If these symptoms are present, families are advised to

consult a pediatric orthopedic specialist without delay.

Delayed intervention may lead to permanent damage

Children who walk on their toes for a long time may

develop:

* Increased loss of balance

* Calluses under the feet

* Irreversible deformities in the foot bones

Contractures in the knees and hips can further worsen

walking difficulties in children who already have balance

problems.

Bu bulguların varlığında vakit kaybetmeden çocuk ortopedisi

uzmanına başvurulması öneriliyor.

Müdahale gecikirse kalıcı hasar gelişebiliyor

Uzun süre parmak ucunda yürüyen çocuklarda:

-Denge kaybı artabiliyor

-Ayak altında nasırlar oluşabiliyor

-Ayak kemiklerinde geri döndürülemez deformasyonlar

gelişebiliyor

Diz ve kalça kontraktürleri ise zaten denge problemi

yaşayan çocuklarda yürüme bozukluğunu daha da ağırlaştırabiliyor.

En dikkat edilmesi gereken sorunlardan biri kalça çıkığı.

Yürüyemeyen çocuklarda dahi kalça ve omurga sağlığının

korunması büyük önem taşıyor. Tedavi edilmeyen omurga

deformiteleri ilerleyerek:

-Kaburgaların leğen kemiğine temasına bağlı ağrı

-Göğüs kafesi hacminde azalma

-Solunum problemleri ve enfeksiyon riski

-İleri evrede kalp sorunları

-Karın hacminin azalmasına bağlı beslenme güçlükleri gibi

hayati komplikasyonlara yol açabiliyor.

Rutin kontrol hayati önem taşıyor

SP’li çocukların çoğu fizik tedavi uzmanlarının düzenli takibinde

olsa da, ortopedik değerlendirme özellikle kalça

açısından kritik önem taşıyor.

GMFCS I-II düzeyindeki çocuklarda rutin radyografi gerekmeyebilir;

semptom varsa görüntüleme yapılır.

GMFCS III-IV-V düzeyindeki çocuklarda ise 6 ayda bir klinik

muayene ve yılda bir radyografik kontrol önerilir. Bu takip,

iskelet gelişimi tamamlanana kadar sürdürülmelidir.

April - Nisan 2026


48

One of the most critical issues is hip dislocation. Even

in children who are unable to walk, protecting hip and

spinal health is extremely important. Untreated spinal

deformities may progress and lead to serious complications

such as:

* Pain caused by the ribs contacting the pelvic bones

* Reduced chest cavity volume

* Respiratory problems and increased risk of infections

* Heart complications in advanced stages

* Feeding difficulties due to reduced abdominal capacity

Routine follow-up is essential

Although most children with cerebral palsy are regularly

monitored by physical therapy specialists, orthopedic

evaluation, especially for the hips, is critically important.

Children at GMFCS levels I–II may not require routine

radiographic imaging; imaging is performed if symptoms

are present.

For children at GMFCS levels III–IV–V, clinical examination

every six months and radiographic evaluation once a

year are recommended.

This follow-up should continue until skeletal development

is completed.

Treatment is planned individually

Orthopedic treatment in cerebral palsy is determined

according to the child’s clinical condition.

Spasticity control

Botulinum toxin injections into the muscles can temporarily

reduce spasticity by relaxing the muscle–nerve junction.

However, once contractures develop, this method

becomes less effective.

Tedavi kişiye özel planlanıyor

Serebral palside ortopedik tedavi, çocuğun klinik durumuna

göre belirleniyor.

Spastisite kontrolü

Kas içine uygulanan Botulinum toksin enjeksiyonları,

kas-sinir kavşağında geçici gevşeme sağlayarak spastisiteyi

azaltabiliyor. Ancak kontraktür geliştikten sonra bu

yöntem etkisini yitiriyor.

Yumuşak doku müdahaleleri

Kas gevşetme ameliyatları ve tendon transferleri uygulanabiliyor.

Kemik cerrahileri

Kemik deformitelerinin düzeltilmesi için osteotomi gibi

cerrahi işlemler devreye giriyor.

Kalça ve omurga ameliyatları

Kalça çıkığında kemik ve yumuşak doku ameliyatlarının

birlikte uygulandığı kombine cerrahiler yapılabiliyor.

İleri omurga deformitelerinde ise spinal enstrümantasyon

ve füzyon ameliyatı tercih ediliyor.

Erken müdahale, uzun vadeli kazanç

Serebral palside ortopedik sorunlar kaçınılmaz değil;

ancak düzenli takip, erken tanı ve multidisipliner yaklaşım

şart. Fizik tedavi, çocuk nörolojisi ve çocuk ortopedisi

uzmanlarının koordineli çalışması, çocukların hem yaşam

kalitesini hem de fonksiyonel bağımsızlığını doğrudan

etkiliyor.

Soft tissue interventions

Muscle lengthening surgeries and tendon transfers can

be performed.

Bone surgeries

Procedures such as osteotomy are used to correct bone

deformities.

Hip and spine surgeries

In cases of hip dislocation, combined surgeries involving

both bone and soft tissue procedures may be required.

For advanced spinal deformities, spinal instrumentation

and fusion surgery may be preferred.

Early intervention provides long-term benefits

Orthopedic problems in cerebral palsy are not inevitable,

but regular monitoring, early diagnosis, and a

multidisciplinary approach are essential. Coordinated

work among physical therapy, pediatric neurology, and

pediatric orthopedics specialists directly affects both the

quality of life and functional independence of children.

April - Nisan 2026



50

A new leadership era for vaccines at GSK Türkiye

İlknur Ulu, known for her international experience and

strategic leadership background, has been appointed

Vaccine Business Unit Director at GSK Türkiye.

Global biopharmaceutical company GSK continues to

strengthen its leadership team with a new appointment

in its Türkiye organization. The company, recognized for

its focus on scientific innovation and sustainable growth

strategies in healthcare, has appointed experienced

executive İlknur Ulu as Vaccine Business Unit Director.

A career shaped by global experience

With more than 17 years of experience in the

pharmaceutical and healthcare industry, İlknur Ulu has

built a strong leadership profile through strategic projects

carried out across different regions.

After graduating from the Business Administration

Department of Galatasaray University in 2008, Ulu took on

key roles in marketing, sales, and business development

within the pharmaceutical sector. Throughout her career,

she has been actively involved in operations across Africa,

the Middle East, and Eurasia, contributing to growth

strategy development, portfolio management, and

regional market expansion initiatives.

Ulu has also played a role in the launch processes

of products across different therapeutic areas in

international markets, gaining extensive experience in

global brand management and commercial strategy

development.

Strategic leadership in vaccines

Before joining GSK Türkiye, İlknur Ulu worked at Sanofi,

where she held various leadership roles in marketing and

sales organizations within the vaccine, cardiology, and

diabetes business units.

During this period, she focused on commercial strategies

aimed at expanding vaccine portfolios, market access

initiatives, and launch projects. She also actively

contributed to regional projects conducted with

multinational teams.

GSK Türkiye’nin aşı alanında

yeni liderlik dönemi

Uluslararası deneyimi ve stratejik yönetim birikimiyle

tanınan İlknur Ulu, GSK Türkiye’de Aşı İş Birimi

Direktörü olarak görevine başladı.

Küresel biyofarma şirketlerinden GSK, Türkiye

organizasyonunda gerçekleştirdiği yeni atamayla liderlik

kadrosunu güçlendirmeye devam ediyor. Sağlık alanında

bilimsel inovasyon ve sürdürülebilir büyüme stratejileriyle

öne çıkan şirket, deneyimli isim İlknur Ulu’yu Aşı İş Birimi

Direktörü olarak atadı.

Küresel deneyimle şekillenen bir kariyer

İlaç ve sağlık sektöründe 17 yılı aşkın deneyime sahip olan

İlknur Ulu, kariyeri boyunca farklı coğrafyalarda yürüttüğü

stratejik projelerle dikkat çeken bir yönetici profili

çiziyor.

Ulu, Galatasaray University İşletme Bölümü’nden

2008 yılında mezun olduktan sonra ilaç sektöründe

pazarlama, satış ve iş geliştirme alanlarında önemli

görevler üstlendi. Kariyeri boyunca özellikle Afrika,

Orta Doğu ve Avrasya bölgelerinde yürütülen

operasyonlarda aktif rol alan Ulu; büyüme stratejileri

geliştirme, portföy yönetimi ve bölgesel pazar

geliştirme projelerinde önemli sorumluluklar üstlendi.

Uluslararası pazarlarda farklı terapötik alanlara yönelik

ürünlerin lansman süreçlerinde görev alan Ulu, global

marka yönetimi ve ticari strateji geliştirme konularında

da geniş bir deneyim kazandı.

Aşı alanında stratejik yönetim

GSK Türkiye’ye katılmadan önce Sanofi bünyesinde

görev yapan İlknur Ulu, burada aşı, kardiyoloji ve diyabet

iş birimlerinde pazarlama ve satış organizasyonlarında

çeşitli liderlik rollerinde bulundu.

Bu süreçte özellikle aşı portföyünün büyümesine

yönelik ticari stratejiler, pazar erişimi çalışmaları ve

lansman projeleri üzerinde çalışan Ulu; çok uluslu

ekiplerle yürütülen bölgesel projelerde de aktif rol aldı.

Ulu’nun bu deneyimi, küresel sağlık gündeminde kritik

bir yere sahip olan aşı alanında GSK Türkiye’nin büyüme

stratejilerine önemli katkılar sağlaması açısından dikkat

çekiyor.

April - Nisan 2026



52

A new language in the fight against cancer: strengthening life with “+”

Kanserle mücadelede yeni bir dil: “+” ile güçlenen yaşam

With its scientific heritage and human-centered

approach, Nutricia Türkiye offers a holistic support

model in the fight against cancer, addressing not

only treatment but every layer of life.

As health communication continues to evolve toward a

more holistic perspective, the fight against cancer is no

longer defined solely by clinical treatment processes. A

broad spectrum, ranging from nutrition and psychological

resilience to professional life and social support, has

become an integral part of this journey.

At this very point, Nutricia Türkiye, operating under the

umbrella of Danone, brings a multi-layered approach to

cancer care, building a strong support ecosystem that

extends not only to patients but also to employees,

healthcare professionals, and caregivers.

Job security in working life

A cancer diagnosis directly affects not only an individual’s

physical health but also their social and professional

life. Based on this reality, Danone Türkiye has implemented

an important initiative that takes its corporate

Nutricia Türkiye, bilimsel mirası ve insan odaklı

yaklaşımıyla kanserle mücadelede yalnızca tedaviyi

değil, yaşamın tüm katmanlarını kapsayan bütüncül

bir destek modeli sunuyor.

Sağlık iletişiminin giderek daha bütüncül bir perspektife

evrildiği günümüzde, kanserle mücadele artık yalnızca

klinik tedavi süreçleriyle tanımlanmıyor. Beslenmeden

psikolojik dayanıklılığa, çalışma hayatından sosyal

desteğe kadar uzanan geniş bir alan, bu sürecin ayrılmaz

parçaları arasında yer alıyor.

İşte tam da bu noktada, Danone çatısı altında faaliyet

gösteren Nutricia Türkiye, kanserle mücadeleye çok

katmanlı bir yaklaşım getirerek yalnızca hastalara değil;

çalışanlara, sağlık profesyonellerine ve hasta yakınlarına

uzanan güçlü bir destek ekosistemi inşa ediyor.

Çalışma hayatında güvence

Kanser tanısı, bireyin yalnızca fiziksel sağlığını değil, sosyal

ve profesyonel yaşamını da doğrudan etkileyen bir süreç.

Bu gerçeklikten hareketle Danone Türkiye, kurumsal

sorumluluk anlayışını bir adım öteye taşıyan önemli bir

April - Nisan 2026


53

Cenk Kurt, Specialized Nutrition Director at Nutricia Türkiye

Cem Küçükcan, General Manager of Danone

Türkiye, Central Asia and the Caucasus

responsibility approach a step further: the “Working

While Living with Cancer” commitment.

This approach is not merely a human resources policy; it

reflects a strong corporate culture that aims to stand by

employees during their most vulnerable periods.

Under the “Job Security Procedure” introduced as of

2026, employees diagnosed with cancer or critical illnesses

are guaranteed their current job position, salary, and

benefits for at least one year.

This initiative aims to reduce potential biases related to

illness in the workplace, provide employees with a secure

environment for recovery, and establish a sustainable

support model.

Cem Küçükcan, General Manager of Danone Türkiye,

Central Asia and the Caucasus, summarizes this approach

as follows:

“We see creating value in every area where society needs

it, beyond our field of activity, as a natural part of our

business model. Providing support across a wide impact

area, from our employees to patients, in the fight against

cancer is not a choice for us, but a responsibility.”

Over 125 years of scientific expertise: Nutricia

With a long-standing history in medical nutrition, Nutricia

develops solutions for special nutritional needs backed

by more than 125 years of experience.

During cancer treatment, effects such as energy loss,

weight and muscle loss, and fatigue directly impact

patients’ adherence to treatment and quality of life.

Research shows that a significant proportion of cancer

patients face the risk of malnutrition.

This clearly demonstrates that nutrition plays not just a

supportive but a complementary role in cancer treatment.

Based on this reality, Nutricia Türkiye aims to

contribute scientifically to treatment processes through

its medical nutrition solutions.

uygulamayı hayata geçirdi: “Kanserle Yaşarken Çalışmak”

taahhüdü.

Bu yaklaşım, yalnızca bir insan kaynakları politikası değil;

çalışanların en kırılgan dönemlerinde yanında olmayı

hedefleyen güçlü bir kurum kültürünün yansıması niteliğinde.

2026 itibarıyla devreye alınan “İş Güvencesi Prosedürü”

kapsamında; kanser veya kritik hastalık tanısı alan çalışanların

mevcut iş pozisyonu, maaşı ve yan hakları en az bir

yıl süreyle güvence altına alınıyor.

Bu uygulama, çalışma hayatında hastalıkla ilgili oluşabilecek

önyargıları azaltmayı, çalışanların kendilerini güvende

hissettikleri bir iyileşme alanı sağlamayı ve sürdürülebilir

bir destek modeli oluşturmayı amaçlıyor.

Cem Küçükcan, Danone Türkiye, Orta Asya ve Kafkasya

Genel Müdürü olarak bu yaklaşımı şu sözlerle özetliyor:

“Faaliyet alanımızın ötesine geçerek toplumun ihtiyaç

duyduğu her noktada fayda üretmeyi iş modelimizin

doğal bir parçası olarak görüyoruz. Kanserle mücadelede

çalışanlarımızdan hastalara kadar geniş bir etki alanında

destek sunmak, bizim için bir tercih değil, sorumluluk.”

125 yılı aşan bilimsel birikim: Nutricia

Medikal beslenme alanında köklü bir geçmişe sahip olan

Nutricia, 125 yılı aşkın deneyimiyle özel beslenme ihtiyaçlarına

yönelik çözümler geliştiriyor.

Kanser tedavisi sürecinde sıklıkla karşılaşılan enerji

kaybı, kilo ve kas kaybı, yorgunluk gibi etkiler; hastaların

tedaviye uyumunu ve yaşam kalitesini doğrudan etkiliyor.

Araştırmalar, kanser hastalarının önemli bir bölümünün

malnütrisyon riskiyle karşı karşıya olduğunu ortaya koyuyor.

Bu tablo, beslenmenin kanser tedavisinde destekleyici

değil, tamamlayıcı bir rol üstlendiğini açıkça gösteriyor.

Nutricia Türkiye de bu gerçeklikten hareketle geliştirdiği

medikal beslenme çözümleriyle tedavi süreçlerine bilimsel

bir katkı sunmayı hedefliyor.

April - Nisan 2026


54

The “+” approach: a multi-layered

solidarity model

Nutricia Türkiye redefines its

work in oncology with the approach

“Our Strength in the Fight

Against Cancer Lies in Our Plus.”

The “+” symbol at the center of

this approach is positioned as a

common language representing

the multidimensional support

needed in cancer care.

This model is shaped around key

pillars such as nutrition, science,

support, hope, solidarity, and

accessibility, offering an impact

that extends beyond treatment

to all aspects of life.

Cenk Kurt, Specialized Nutrition

Director of Nutricia Türkiye,

explains the vision behind this

approach:

“In the fight against cancer, real

impact is only possible by addressing

not just the disease but the entirety of human

life. Therefore, we aim to build a comprehensi

ve ecosystem that goes beyond product development,

extending from education and awareness to clinical

studies and home care support.”

From clinical nutrition to social support mechanisms

Nutricia Türkiye’s approach is not limited to medical

nutrition products. The organization also aims to build

a sustainable support network in cancer care through

multi-stakeholder projects such as:

•training programs for healthcare professionals working

in oncology

•scientific studies to raise awareness of malnutrition

•informational projects for patients and their relatives

•home care support programs

This structure contributes to the development of a

healthcare model that is not only treatment-focused but

also preventive, supportive, and restorative.

From a purpose-driven business model to social

impact

Danone’s purpose-driven business model, certified by its

B Corp status, finds concrete expression in the work of

Nutricia Türkiye.

This approach shows that the company prioritizes not

only economic goals but also social and societal impact.

This holistic model developed in a multidimensional

field such as cancer care signals a new approach in the

healthcare sector:

A healthcare perspective that improves not only treatment

but life itself, does not leave individuals alone, and

systematizes solidarity.

“+” yaklaşımı: çok katmanlı bir

dayanışma modeli

Nutricia Türkiye, kanser alanındaki

çalışmalarını “Kanserle Mücadelede

Gücümüz Artımızda” yaklaşımıyla

yeniden tanımlıyor. Bu

yaklaşımın merkezinde yer alan “+”

sembolü ise, kanserle mücadelede

ihtiyaç duyulan çok boyutlu desteğin

ortak dili olarak konumlanıyor.

Bu model; beslenme, bilim, destek,

umut, dayanışma ve erişilebilirlik

başlıkları altında şekillenerek,

yalnızca tedaviye değil, yaşamın

tamamına dokunan bir etki alanı

sağlıyor.

Nutricia Türkiye Uzman Beslenme

Direktörü Cenk Kurt, bu yaklaşımın

arkasındaki vizyonu şu sözlerle

ifade ediyor:

“Kanserle mücadelede gerçek etki,

yalnızca hastalığa değil, insan yaşamının

bütününe dokunabilmekle

mümkün. Bu nedenle biz, ürün geliştirmekle sınırlı kalmayan;

eğitimden farkındalığa, klinik çalışmalardan evde

bakım desteklerine kadar uzanan kapsamlı bir ekosistem

kurmayı hedefliyoruz.”

Klinik beslenmeden sosyal destek mekanizmalarına

Nutricia Türkiye’nin yaklaşımı,

yalnızca medikal beslenme ürünleriyle sınırlı kalmıyor.

Kurum aynı zamanda:

-onkoloji alanında çalışan sağlık profesyonellerine yönelik

eğitim programları

-malnütrisyon farkındalığını artıran bilimsel çalışmalar

-hasta ve hasta yakınlarına yönelik bilgilendirme projeleri

-evde bakım destek programları gibi çok paydaşlı projelerle

kanserle mücadelede sürdürülebilir bir destek ağı

oluşturmayı amaçlıyor.

Bu yapı, sağlık ekosisteminde yalnızca tedavi odaklı değil;

önleyici, destekleyici ve iyileştirici bir modelin gelişmesine

katkı sağlıyor.

Fayda odaklı iş modelinden toplumsal etkiye

Danone’nin B Corp sertifikasıyla da tescillenen fayda

odaklı iş modeli, Nutricia Türkiye’nin çalışmalarında somut

bir karşılık buluyor.

Bu yaklaşım, şirketin yalnızca ekonomik değil; sosyal ve

toplumsal etki sağlama hedefini de merkeze aldığını

gösteriyor.

Kanserle mücadele gibi çok boyutlu bir alanda geliştirilen

bu bütüncül model, sağlık sektöründe yeni bir yaklaşımın

da habercisi niteliğinde:

Tedavi kadar yaşamı da iyileştiren, bireyi yalnız bırakmayan

ve dayanışmayı sistematik hale getiren bir sağlık

anlayışı.

April - Nisan 2026



56

The era of the “paperless hospital” begins in healthcare

Sağlıkta “kağıtsız hastane” dönemi başlıyor!

The vision of a “paperless hospital” is no longer a

future scenario. It is becoming a necessary transformation

for speed, security, and sustainability in

healthcare systems. Tolga Eşiz, Sales Director at

Paperwork, a company that develops process and

document management solutions, explains the invisible

yet critical infrastructure behind digital transformation

in healthcare, the advantages of AI-supported

document management, and the technologies

shaping the hospitals of the future.

The paperless hospital vision: a new standard for

digital healthcare

The healthcare sector has been undergoing a major

digital transformation in recent years. Increasing patient

volumes, complex clinical workflows, and rising data

security requirements are pushing hospitals not only to

Sağlıkta “kağıtsız hastane” vizyonu artık bir gelecek

senaryosu değil; hız, güvenlik ve sürdürülebilirlik

için zorunlu bir dönüşüm. Süreç ve belge yönetimi

çözümleri geliştiren Paperwork’ün Satış Direktörü

Tolga Eşiz, sağlıkta dijital dönüşümün görünmeyen

ama kritik altyapısını, yapay zekâ destekli belge yönetiminin

sunduğu avantajları ve geleceğin hastanelerini

şekillendiren teknolojileri anlattı.

Kağıtsız hastane vizyonu: dijitalleşmenin

yeni standardı

Sağlık sektörü son yıllarda büyük bir dijital dönüşümden

geçiyor. Artan hasta sayısı, karmaşık klinik süreçler ve

veri güvenliği gereksinimleri, hastaneleri yalnızca dijital

kayıt tutmaya değil; süreçlerini uçtan uca dijital olarak

yönetmeye yönlendiriyor.

April - Nisan 2026


57

keep digital records but also to manage their processes

digitally from end to end.

Today, the concept of a “paperless hospital” no longer

simply refers to scanning documents and transferring

them into digital environments. The real transformation

lies in securely, quickly, and seamlessly managing patient

data, clinical reports, administrative documents, and

operational processes through a single digital infrastructure.

According to Tolga Eşiz, this transformation is built

on three critical components: content management,

process automation, and system integration.

“The paperless hospital vision is not just about moving

documents into a digital environment. The real issue is

managing clinical and administrative processes through

a single backbone with secure access. At Paperwork, we

approach this transformation through three fundamental

layers.”

The first of these layers is Enterprise Content Management

(ECM). This structure allows patient files, examination

reports, imaging results, and all medical documents

to be stored in a single digital repository.

The second layer is Business Process Management

(BPM). This system does not simply archive documents;

it enables all clinical and administrative processes, from

patient admission to physician approval, to be managed

through digital workflows.

The third layer is integration. Through API-based connections

with systems such as Hospital Information Management

Systems (HIMS) and Picture Archiving and Communication

Systems (PACS), data flow becomes continuous

and uninterrupted.

This approach transforms digital transformation from a

simple software investment into a sustainable operational

model.

Smart transformation in medical documents:

AI-supported document management

One of the largest operational burdens in healthcare

institutions is documentation. Clinical reports, pathology

results, patient consent forms, and numerous administrative

documents take up a significant amount of time

for healthcare professionals.

This is where Intelivus Intelligent Document Processing

(IDP) technology comes into play.

Tolga Eşiz describes the main advantage of this technology

for the healthcare sector:

“One of the biggest sources of time loss in healthcare

is interpreting documents and transferring them to the

correct systems. Intelivus automatically classifies every

document, from pathology reports to consent forms,

and analyzes the critical data within them before transferring

them into the system.”

Through this technology, critical data such as:

* Patient identity

* Protocol number

* Examination parameters

Tolga Eşiz, Sales Director, Paperwork

Bugün artık “kağıtsız hastane” kavramı yalnızca belgelerin

taranarak dijital ortama aktarılması anlamına gelmiyor.

Asıl dönüşüm; hasta verilerinin, klinik raporların, idari

belgelerin ve operasyonel süreçlerin tek bir dijital altyapı

üzerinden güvenli, hızlı ve entegre şekilde yönetilmesini

ifade ediyor.

Tolga Eşiz’e göre bu dönüşümün merkezinde üç kritik

yapı bulunuyor: içerik yönetimi, süreç otomasyonu ve

sistem entegrasyonu.

“Kağıtsız hastane vizyonu sadece dokümanları dijital ortama

taşımak değildir. Asıl mesele; klinik ve idari süreçlerin

güvenli erişimle tek bir omurgada yönetilmesidir. Biz

Paperwork olarak bu dönüşümü üç temel katmanda ele

alıyoruz.”

Bu katmanlardan ilki Kurumsal İçerik Yönetimi (ECM). Bu

yapı sayesinde hasta dosyaları, tetkik raporları, görüntüleme

sonuçları ve tüm tıbbi belgeler tekil bir dijital

depoda saklanabiliyor.

İkinci katman ise Süreç Yönetimi (BPM). Bu sistem yalnızca

belgeleri arşivlemekle kalmıyor; hasta kabulünden

hekim onayına kadar tüm klinik ve idari süreçlerin dijital iş

akışlarıyla yönetilmesini sağlıyor.

Üçüncü katman ise entegrasyon. Hastanelerde kullanılan

HBYS ve PACS gibi sistemlerle API üzerinden kurulan bağlantılar

sayesinde veri akışı kesintisiz hale geliyor.

Bu yaklaşım, dijital dönüşümü basit bir yazılım yatırımı

olmaktan çıkarıp sürdürülebilir bir operasyon modeline

dönüştürüyor.

Tıbbi belgelerde akıllı dönüşüm: yapay zekâ destekli

belge yönetimi

Sağlık kurumlarında en büyük operasyonel yüklerden biri

dokümantasyon. Klinik raporlar, patoloji sonuçları, hasta

onam formları ve sayısız idari belge, sağlık çalışanlarının

önemli bir zamanını alıyor.

İşte bu noktada Intelivus Akıllı Belge İşleme (IDP) teknolojisi

devreye giriyor.

Tolga Eşiz, bu teknolojinin sağlık sektöründe sağladığı en

April - Nisan 2026


58

* Clinical findings

can be automatically identified and transferred to relevant

systems.

The heavy documentation workload described in healthcare

literature as “documentation burden” can therefore

be significantly reduced through such systems.

As a result, physicians and healthcare staff can devote

more time to their patients rather than document management.

Can artificial intelligence become a security shield in

healthcare processes?

In healthcare, speed is important, but security is equally

critical. Medical processes require an almost zero margin

of error. Paperwork’s approach is to design artificial intelligence

not as a standalone system but as a structure

operating together with process control mechanisms.

According to Tolga Eşiz, this approach is based on three

core principles:

* AI generates data

* The process management system verifies and routes

the data

* The content management system securely stores the

data

When Intelivus analyzes a document, the system simultaneously

checks for potential errors. For example:

* duplicate reports

* missing fields

* incorrect protocol numbers

can be instantly detected and the user is alerted.

Additionally, critical clinical steps, such as physician

approvals or committee decisions, are structured within

digital workflows so that they cannot be skipped.

Through this structure, artificial intelligence becomes

not only a tool for speed but also a security layer within

clinical processes.

Security in healthcare data:

KVKK and digital archives

Healthcare data is defined as “sensitive personal data”

under the Turkish Personal Data Protection Law (KVKK).

For this reason, data security in hospitals is not only a

technical issue but also a legal requirement.

According to Tolga Eşiz, the most critical element in this

field is a multi-layered security architecture.

“Healthcare data security cannot be ensured through

encryption alone. Authorization management, data monitoring,

and data masking must work together.”

For personnel with limited authorization, sensitive sections

of documents are automatically displayed as masked

data. In addition, systems are designed to comply with

ISO 27799, an important standard in healthcare informatics.

This allows institutions to quickly answer questions

such as “who accessed which data and when?” through

detailed access records.

önemli avantajı şöyle anlatıyor: “Sağlıkta en büyük zaman

kayıplarından biri belgeleri anlamlandırmak ve doğru

sisteme aktarmaktır. Intelivus, patoloji raporundan onam

formuna kadar her belgeyi otomatik olarak sınıflandırır

ve içindeki kritik verileri analiz ederek sisteme aktarır.”

Bu teknoloji sayesinde:

-Hasta kimliği

-Protokol numarası

-Tetkik parametreleri

-Klinik bulgular gibi kritik veriler otomatik olarak tanımlanabiliyor

ve ilgili sistemlere aktarılabiliyor.

Sağlık literatüründe “documentation burden” olarak tanımlanan

yoğun dokümantasyon yükü, bu tür sistemlerle

önemli ölçüde azaltılabiliyor.

Sonuç olarak hekimler ve sağlık çalışanları, zamanlarını

belge yönetimine değil hastalarına ayırabiliyor.

Yapay zekâ sağlık süreçlerinde bir güvenlik kalkanı

olabilir mi?

Sağlık sektöründe hız kadar kritik olan bir diğer unsur ise

güvenlik. Çünkü tıbbi süreçlerde hata payı neredeyse sıfır

olmalı.

Paperwork’ün yaklaşımı, yapay zekâyı tek başına çalışan

bir sistem olarak değil; süreç kontrol mekanizmalarıyla

birlikte çalışan bir yapı olarak tasarlamak.

Tolga Eşiz’e göre bu yaklaşım üç temel prensibe dayanıyor:

-AI veri üretir

-Süreç yönetimi sistemi veriyi doğrular ve yönlendirir

-İçerik yönetimi sistemi veriyi güvenle saklar

Intelivus teknolojisi bir belgeyi analiz ettiğinde, sistem

aynı anda olası hataları da kontrol ediyor. Örneğin:

-mükerrer raporlar

-eksik alanlar

-hatalı protokol numaraları anında tespit edilerek kullanıcıya

uyarı veriliyor.

Ayrıca kritik klinik adımlar, hekim onayı veya komite

kararı gibi dijital iş akışlarında atlanamayacak şekilde

tasarlanıyor.

Bu yapı sayesinde yapay zekâ yalnızca hız kazandıran bir

araç değil; aynı zamanda klinik süreçlerde bir “güvenlik

katmanı” olarak görev yapıyor.

Sağlık verilerinde güvenlik: KVKK ve Dijital Arşivler

Sağlık verileri, KVKK kapsamında “özel nitelikli kişisel

veri” olarak tanımlanıyor. Bu nedenle hastanelerde veri

güvenliği yalnızca teknik bir konu değil; aynı zamanda

hukuki bir zorunluluk.

Tolga Eşiz’e göre bu alanda en kritik nokta çok katmanlı

güvenlik mimarisi.

“Sağlık verisi güvenliği sadece şifreleme ile sağlanamaz.

Yetki yönetimi, veri izleme ve veri maskeleme birlikte

çalışmalıdır.”

April - Nisan 2026


59

Hospitals of the future: from documents to insight

The next stage of digital transformation in healthcare

will not only involve document management but also

generating insights from data.

Artificial intelligence-supported systems are evolving

from platforms that merely store documents into

intelligent assistant systems that provide clinicians with

information recommendations.

Tolga Eşiz summarizes Paperwork’s roadmap as

follows:

“The healthcare sector is moving from the approach of

‘store the document’ to ‘interpret the information.’ Our

goal is to build a system that moves from document to

knowledge, and from knowledge to insight.”

However, there is also an important ethical boundary

here.

“Our approach is very clear: Artificial intelligence does

not make decisions, it makes recommendations. Humans

make decisions, and processes implement them.”

With this model, clinicians can access information more

quickly, while final decisions remain under the control of

physicians.

Technology that gives healthcare

professionals more time

Time is one of the most valuable resources in healthcare.

Digital process management and AI-supported document

systems help healthcare professionals use this

valuable resource more efficiently.

The solutions developed by Paperwork not only simplify

document management but also improve hospitals’ operational

efficiency, accelerate clinical decision-making

processes, and strengthen data security.

Yetkisi sınırlı personel için ise belgelerin hassas bölümleri

otomatik olarak maskelenmiş veri şeklinde gösteriliyor.

Ayrıca sistemler, sağlık bilişiminde önemli bir standart

olan ISO 27799 ile uyumlu çalışacak şekilde tasarlanıyor.

Böylece “kim, ne zaman, hangi veriye erişti?” sorusunun

yanıtı saniyeler içinde kayıt altından çıkarılabiliyor.

Geleceğin hastaneleri: belgeden içgörüye

Sağlıkta dijital dönüşümün bir sonraki aşaması ise yalnızca

belge yönetimi değil; veriden anlam üretmek olacak.

Yapay zekâ destekli sistemler artık belgeleri yalnızca

saklayan platformlar olmaktan çıkıp, klinisyenlere bilgi

önerileri sunan akıllı yardımcı sistemlere dönüşüyor.

Tolga Eşiz, Paperwork’ün yol haritasını şöyle özetliyor:

“Sağlık sektörü ‘belgeyi sakla’ yaklaşımından ‘bilgiyi anlamlandır’

aşamasına geçiyor. Bizim hedefimiz belgeden

bilgiye, bilgiden içgörüye giden bir sistem kurmak.”

Ancak burada önemli bir etik çizgi de bulunuyor.

“Bizim yaklaşımımız çok net: Yapay zekâ karar vermez,

önerir. Kararı insan verir, süreç uygular.”

Bu model sayesinde klinisyenler daha hızlı bilgiye ulaşabiliyor,

ancak nihai karar yine hekimlerin kontrolünde

kalıyor.

Sağlık profesyonellerine zaman kazandıran teknoloji

Sağlık sektöründe en değerli kaynaklardan biri zaman.

Dijital süreç yönetimi ve yapay zekâ destekli belge sistemleri,

sağlık profesyonellerinin bu değerli zamanı daha

verimli kullanmasını sağlıyor.

Paperwork’ün geliştirdiği çözümler, yalnızca belge yönetimini

kolaylaştırmakla kalmıyor; aynı zamanda hastanelerin

operasyonel verimliliğini artırıyor, klinik karar süreçlerini

hızlandırıyor ve veri güvenliğini güçlendiriyor.

April - Nisan 2026


60

Senior leadership appointment at Polifarma

Polifarma’ya üst düzey lider

Başbuğ Öke, Polifarma CEO’luğu görevine getirilerek

şirketin uluslararası büyüme vizyonuna yön

verecek. Sektördeki çok katmanlı deneyimiyle öne

çıkan Öke, Polifarma’nın küresel rekabet gücünü ileri

taşımayı hedefliyor.

Türk ilaç sektöründe rekabetin küresel ölçekte yeniden

tanımlandığı bir dönemde, liderlik kadrolarındaki stratejik

atamalar daha da kritik hale geliyor. Polifarma, bu

doğrultuda deneyimli bir ismi CEO koltuğuna taşıyarak

büyüme hedeflerini güçlendirdi.

İlaç sektöründe uzun yıllara yayılan deneyimiyle bilinen

Başbuğ Öke, şirketin yeni dönemdeki yol haritasını şekillendirecek

isim olarak öne çıkıyor.

Strateji ve uluslararası deneyimle gelen liderlik

Kariyeri boyunca iş geliştirme, pazarlama, satış ve ihracat

gibi kritik alanlarda görev alan Öke, farklı global organi-

Başbuğ Öke, CEO of Polifarma

Başbuğ Öke has been appointed as CEO of Polifarma

and will lead the company’s international growth

vision. With his multi-layered industry experience,

Öke aims to further strengthen Polifarma’s global

competitiveness.

At a time when competition in the Turkish pharmaceutical

industry is being redefined on a global scale,

strategic appointments in leadership positions are

becoming increasingly critical. In this context, Polifarma

has reinforced its growth ambitions by appointing an

experienced executive as CEO.

Known for his extensive experience in the pharmaceutical

sector, Başbuğ Öke stands out as the key figure who

will shape the company’s roadmap in the new era.

Leadership shaped by strategy and international

experience

Throughout his career, Öke has held key roles in business

development, marketing, sales, and exports, gaining

attention with his experience across various global

organizations.

He began his professional journey at Bilim İlaç and went

April - Nisan 2026



62

on to take on senior responsibilities at internationally

operating companies such as Abdi İbrahim, Abbott, and

AbbVie.

Further deepening his expertise in global marketing and

commercial operations, Öke most recently served as

General Manager at Eczacıbaşı İlaç Pazarlama.

A strong foundation from academia to industry

Başbuğ Öke began his education at İstanbul Erkek Lisesi.

He then graduated from the Faculty of Pharmacy at

İstanbul University and completed his master’s degree at

the same institution.

Strengthening his academic background with a PhD in

biochemistry, Öke stands out as a leader who integrates

a scientific perspective into strategic decision-making

processes in business.

Goal: strong positioning from local to global

In his new role, Başbuğ Öke will lead Polifarma’s strategies

in innovative product development, international

expansion, and patient-focused healthcare solutions.

Strengthening the company’s position in the local market

while enhancing its competitiveness on the global

stage are among the primary focus areas of this new

period.

Advancing with a strong management team and strategic

vision, Polifarma takes another step toward its goal

of becoming a “global healthcare hub” with this appointment.

zasyonlarda edindiği deneyimle dikkat çekiyor.

Profesyonel yolculuğuna Bilim İlaç’ta başlayan Öke;

Abdi İbrahim, Abbott ve AbbVie gibi uluslararası ölçekte

faaliyet gösteren yapılarda üst düzey sorumluluklar

üstlendi.

Küresel pazarlama ve ticari operasyonlar alanındaki

deneyimini derinleştiren Öke, son olarak Eczacıbaşı İlaç

Pazarlama bünyesinde genel müdür olarak görev yaptı.

Akademiden sektöre uzanan güçlü altyapı

Başbuğ Öke, eğitim hayatına İstanbul Erkek Lisesi’nde

başladı. Ardından İstanbul Üniversitesi Eczacılık

Fakültesi’nden mezun oldu ve aynı üniversitede yüksek

lisansını tamamladı.

Biyokimya alanında doktora derecesiyle akademik

altyapısını güçlendiren Öke, bilimsel bakış açısını iş

dünyasındaki stratejik karar süreçlerine entegre eden

lider profiliyle öne çıkıyor.

Hedef: yerelden küresele güçlü konumlanma

Yeni görevinde Başbuğ Öke, Polifarma’nın yenilikçi

ürün geliştirme, uluslararası büyüme ve hasta odaklı

sağlık çözümleri stratejilerine liderlik edecek.

Şirketin hem yerel pazardaki gücünü pekiştirmesi hem

de global arenadaki rekabetçiliğini artırması, bu yeni

dönemin temel odak noktaları arasında yer alıyor.

Güçlü yönetim kadrosu ve stratejik vizyonuyla ilerleyen

Polifarma, bu atamayla birlikte “global sağlık üssü”

olma hedefini bir adım daha ileri taşıyor.

April - Nisan 2026





Hooray! Your file is uploaded and ready to be published.

Saved successfully!

Ooh no, something went wrong!