Medikal Teknik Nisan 2026
Medikal Teknik April 2026
Medikal Teknik April 2026
- TAGS
- medikal
- medikal teknik
- medical
- med
Transform your PDFs into Flipbooks and boost your revenue!
Leverage SEO-optimized Flipbooks, powerful backlinks, and multimedia content to professionally showcase your products and significantly increase your reach.
Publisher
H. Ferruh IŞIK
on behalf of
İstmag Magazin Gazetecilik
İç ve Diş Tic. Ltd. Şti.
Managing Editor
(Responsible)
Mehmet SÖZTUTAN
mehmet.soztutan@img.com.tr
Advertising Coordinator
İSMAİL ÇAKIR
ismail.cakir@img.com.trr
Editor–in–Chief
Dilara Cica Yılmaz
dilara.cica@img.com.tr
Germany Correspondent
Abdulkadir Blum
Correspondent
Serhan IŞIK
serhan.isik@img.com.tr
Foreign Relations Manager
Ayça SARIOGLU
ayca.sarioglu@img.com.tr
Accounting Manager
Cuma KARAMAN
cuma.karaman@img.com.tr
Finance Manager
Yusuf DEMİiRKAZIK
yusuf.demirkazik@img.com.tr
Graphic & Design Advisor
Sami AKTAŞ
sami.aktas@img.com.tr
Digital Assets Manager
Emre YENER
emre.yener@img.com.tr
Bursa Represantation
Ömer Faruk GÖRÜN
omer.gorun@img.com.tr
Buttim Plaza D Blok Kat: 4 No:1267 BURSA
Tel:+90 224 211 44 50 / Fax: 224 211 4481
Head Office
İstanbul Magazin Grubu
İHLAS MEDIA CENTER
Merkez Mahallesi 29 Ekim Caddesi
No:11 Medya Blok Kat:1
34197 Yenibosna / İstanbul / Turkey
Tel: 0212 454 22 22 Faks: 0212 454 22 93
www.medikalteknik.com.tr
e-mail: info@medikalteknik.com.tr
PRINTED BY:
İHLAS GAZETECİLİK A.Ş.
Merkez Mahallesi 29 Ekim Caddesi İhlas Plaza
No:11 A/41 Yenibosna–Bahçelievler/ İSTANBUL
Tel: 0212 454 30 00
www.ihlasmatbaacilik.com
İMG - Medikal Teknik dergisinde
yer alan makalelerdeki fikirler
yazarlarına aittir.
Yayınlanan ilanların sorumluluğu
reklam verene aittir.
İMG - Medikal Teknik dergisinin
bütün yayın hakları İstmag Magazin Gazetecilik
İç ve Dış Tic. Ltd. Şti.’ne aittir.
Yazılar kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
0
6
1
6
3
2
3
6
3
8
Orsa Orthopedics strengthens
trust in healthcare with 50
years of expertise
Orsa Ortopedi, 50 yıllık gücüyle
sağlıkta güveni büyütüyor
New horizons in cancer
treatment
Kanser tedavisinde yeni ufuklar
Indoor air from a health perspective
Sağlık perspektifinden iç mekân havası
Koç University Hospital
tops the list
Koç Üniversitesi Hastanesi zirvede!
Screening can stop the hidden
threat in colon cancer
Kolon kanserinde gizli tehlikeyi
tarama durdurabiliyor
medikalteknik
Sağlığın geleceği Expomed
Eurasia’da buluşuyor!
Dilara Cica Yılmaz
Sağlık sektörü, teknolojinin baş döndürücü bir hızla ilerlediği çağımızda
yalnızca tedavi yöntemlerini değil, iş yapış biçimlerini de köklü bir
dönüşümden geçiriyor. Bu dönüşümün en güçlü ve etkileyici yansımalarından
biri ise sektör profesyonellerini, yenilikçi çözümleri ve küresel vizyonu
bir araya getiren uluslararası organizasyonlarda hayat buluyor. Expomed
Eurasia, medikal teknolojilerden dijital sağlık uygulamalarına, hastane
ekipmanlarından ileri tanı sistemlerine kadar geniş bir yelpazeyi tek çatı
altında buluşturarak sağlık dünyasının en prestijli platformlarından biri olarak
öne çıkıyor. Bu büyük buluşma, bilginin paylaşılmasına, inovasyonun teşvik
edilmesine ve sektörün geleceğine yön verecek stratejik adımların atılmasına
zemin hazırlıyor.
Medikal Teknik dergisi olarak bizler de sağlık endüstrisinin nabzını tutan
Expomed Eurasia’nın, iş birliklerini güçlendiren ve sürdürülebilir büyümeyi
destekleyen rolüne yürekten inanıyoruz. Yerli üreticiler ile uluslararası
paydaşlar arasında kurulan güçlü köprüler, yalnızca ekonomik değer
sağlamakla kalmıyor; aynı zamanda sağlık hizmetlerinin kalitesini ve
erişilebilirliğini de artırıyor. Çünkü biliyoruz ki güçlü iş birlikleri, yenilikçi
çözümler ve ortak vizyonlar, sağlığın geleceğini şekillendiren en değerli
yatırımlardır. Expomed Eurasia, bu vizyonun en güçlü temsilcisi olarak
sektörün yarınlarına ışık tutmaya devam ediyor.
From the
Editorin-Chief
The future of healthcare comes
together at Expomed Eurasia!
In today’s era, where technology is advancing at a breathtaking pace, the
healthcare sector is undergoing a profound transformation, not only in
treatment methods but also in the way business is conducted. One of the
most powerful and striking reflections of this transformation comes to life
through international platforms that bring together industry professionals,
innovative solutions, and a global vision. Expomed Eurasia stands out as one
of the most prestigious platforms in the healthcare world, uniting a wide
range of fields under one roof, from medical technologies to digital health
applications, from hospital equipment to advanced diagnostic systems. This
major gathering provides a foundation for knowledge sharing, encourages
innovation, and paves the way for strategic steps that will shape the future of
the industry.
As Medikal Teknik magazine, we strongly believe in the role of Expomed
Eurasia as a key driver that strengthens collaborations and supports
sustainable growth within the healthcare industry. The strong bridges
built between local manufacturers and international stakeholders not only
generate economic value but also enhance the quality and accessibility of
healthcare services. Because we know that strong partnerships, innovative
solutions, and shared visions are the most valuable investments shaping the
future of healthcare. As a powerful representative of this vision, Expomed
Eurasia continues to illuminate the path forward for the industry.
6
Orsa Orthopedics strengthens trust
in healthcare with 50 years of expertise
Orsa Ortopedi, 50 yıllık gücüyle sağlıkta güveni büyütüyor
50 yıllık uzmanlığıyla küresel büyümesini sürdüren
Orsa Ortopedi, sertifikalı kalite anlayışı, güçlü Ar-Ge
yapısı ve hasta odaklı inovasyon yaklaşımıyla Türkiye
ve uluslararası pazarlardaki konumunu güçlendiriyor.
Orsa Ortopedi Sanayi Dış Ticaret Müdürü Alperen Çapa
Driving global growth with 50 years of expertise,
Orsa Orthopedics reinforces its position in Türkiye
and international markets through certified quality,
strong R&D capabilities, and a patient-focused innovation
approach.
A global success story strengthened by quality
certifications
As one of the well-established companies of the Çapa
Group, Orsa Orthopedics has been operating in the
orthopedic and medical manufacturing sector in Türkiye
since 1976, becoming one of the strongest brands in the
industry. With a broad product portfolio ranging from
medical corsets to orthopedic devices, rehabilitation
products to prosthetics and orthotics, the company now
reaches 580 sales points across Türkiye and exports to
more than 40 countries, securing a solid place in the
global market.
Adopting the principle of “A Healthy Choice for Health,”
Orsa Orthopedics embraces a patient-centered perspective
at every stage of production, positioning quality not
only as a standard but at the core of its corporate culture.
With its strong engineering infrastructure, qualified
human resources, and commitment to R&D, the company
continuously improves its processes and delivers
products that meet international standards.
Supported by ISO 9001 and ISO 13485 certifications, CE
marking, and clinical and microclimate tests conducted
in accredited European laboratories, Orsa Orthopedics’
production structure places the company in a privileged
position in the sector. The toxicological safety, clinical
Kalite belgeleriyle güçlenen global başarı hikâyesi
Çapa Grubu’nun köklü kuruluşlarından Orsa Ortopedi,
1976 yılından bu yana Türkiye’de ortopedik ve medikal
üretim alanında faaliyet göstererek sektörün en güçlü
markalarından biri haline geldi. Tıbbi korselerden ortopedik
cihazlara, rehabilitasyon ürünlerinden protez ve ortezlere
kadar uzanan geniş ürün gamıyla dikkat çeken firma, bugün
Türkiye genelinde 580 satış noktasına ulaşırken, ürünlerini
40’tan fazla ülkeye ihraç ederek global pazarda sağlam bir
yer edinmiş durumda.
“Sağlık için sağlıklı seçim” anlayışıyla hareket eden Orsa
Ortopedi, üretimin her aşamasında hasta odaklı bir
bakış açısını benimseyerek kaliteyi bir standart olmanın
ötesinde kurum kültürünün merkezine yerleştiriyor. Güçlü
mühendislik altyapısı, nitelikli insan kaynağı ve Ar-Ge’ye
verdiği önem sayesinde süreçlerini sürekli geliştiren
firma, uluslararası standartlara uygun testlerden geçmiş
ürünleriyle güven veriyor.
ISO 9001 ve ISO 13485 kalite belgeleri, CE işareti ve
Avrupa’daki akredite laboratuvarlarda gerçekleştirilen
klinik ve mikroklima testleriyle desteklenen üretim yapısı,
Orsa Ortopedi’yi sektöründe ayrıcalıklı bir konuma taşıyor.
Ürünlerinin toksikolojik güvenliği, klinik etkinliği ve kullanıcı
konforu titizlikle doğrulanırken, bu disiplinli yaklaşım
markanın hem Türkiye’de hem de uluslararası pazarlarda
güvenle tercih edilmesini sağlıyor.
Uluslararası kalite belgeleri, Avrupa standartlarında
gerçekleştirilen klinik testler ve Ar-Ge odaklı yaklaşımı
sayesinde sektörde fark oluşturan Orsa Ortopedi, yalnızca
üretim gücüyle değil, güvenilirliği ve yenilikçi bakış açısıyla
da dikkat çekiyor. İngiltere merkezli Global Health & Pharma
gibi pek çok uluslararası kuruluştan ödüllere layık görülmesi
de bu başarının önemli göstergeleri arasında yer alıyor.
Orsa Ortopedi Sanayi Dış Ticaret Müdürü Elektrik Elektronik
Mühendisi Alperen Çapa, firmaya ilişkin tüm detayları,
büyüme vizyonunu ve global hedeflerini anlattı.
“50 yıldır sağlık için üretiyoruz”
Öncelikle, Orsa Ortopedi ne zaman kuruldu?
Bize biraz tarihçesinden ve üretim altyapısından
bahseder misiniz?
“Orsa Ortopedi, Türkiye’nin ortopedik ürünler konusunda
yurtdışına bağımlılığını azaltmak, yüksek fiyatlı ithal mal
April - Nisan 2026
7
effectiveness, and user comfort of its products are meticulously
verified, ensuring that the brand is trusted both
in Türkiye and international markets.
Standing out with international quality certifications,
European-standard clinical testing, and an R&D-driven
approach, Orsa Orthopedics attracts attention not only
with its production strength but also with its reliability
and innovative vision. Being recognized with awards
from international organizations such as the UK-based
Global Health & Pharma is among the key indicators of
this success.
Alperen Çapa, Electrical and Electronics Engineer and
Foreign Trade Manager of Orsa Orthopedics, shared all
the details about the company, its growth vision, and its
global goals.
“We have been producing for health for 50 years”
First of all, when was Orsa Orthopedics founded?
Could you tell us about its history and production
infrastructure?
“Orsa Orthopedics was founded in 1976 by my grandfather,
Niyazi Çapa, with the aim of reducing Türkiye’s
dependence on imported orthopedic products and
eliminating high-cost imported inputs.
Over the years, under the leadership of my father,
Pharmacist Necdet Çapa, the company grew and became
one of the leading firms in our sector. As the second
generation, his goal was to expand abroad and generate
foreign currency for the country. Step by step, we
achieved this goal and now sell our products to nearly 50
countries, introducing high-quality, cost-effective Orsa
products to these markets.
Today, as the third-generation representative of the
company, I am taking over the flag. I aim to establish
Orsa distributorships in countries where we have not yet
reached. Hopefully, we will leave no place in the world
where Orsa is not present.
Since its establishment, our company has operated with
a commitment to quality, trust, and sustainable production,
and today it has become one of the largest brands
in the sector with its modern production facilities and
strong engineering infrastructure.
With our wide product range, we serve with more than
800 products, from orthopedic support products to medical
solutions. Thanks to our production processes that
comply with high-quality standards and our continuously
evolving technological infrastructure, we hold a strong
position both domestically and in the global market.”
girdisine son vermek amacıyla 1976 yılında dedem
Niyazi Çapa tarafından kurularak ortopedi ve medikal
sektöründe faaliyetlerine başlamıştır.
Yıllar içinde babam Ecz. Necdet Çapa liderliğinde
büyüyerek sektörümüzde öncü firmalardan biri haline
geldi. İkinci kuşak olarak babamın hedefi yurtdışına
açılarak ülkeye döviz kazandırmak oldu. Bu hedefte adım
adım ilerleyip, dünyada 50’ye yakın ülkeye ürünlerimizi
satarak, bu ülkeleri yüksek kaliteli uygun fiyatlı Orsa
ürünleriyle buluşturdu.
Şu an, firmanın üçüncü nesil temsilcisi olarak bayrağı
ben devralıyorum. Yurtdışında ulaşamadığımız ülkelerde
Orsa bayilikleri kurmayı hedefliyorum. İnşallah Dünyada
Orsa’nın ulaşmadığı nokta bırakmayacağız.
Kurulduğu günden bu yana kalite, güven ve sürdürülebilir
üretim anlayışıyla hareket eden firmamız, bugün
modern üretim tesisleri ve güçlü mühendislik altyapısıyla
sektörün en büyük markalarından biri haline gelmiştir.
Geniş ürün çeşitliliğimizle ortopedik destek ürünlerinden
medikal çözümlere kadar 800’den fazla ürünle hizmet
veriyoruz. Yüksek kalite standartlarına uygun üretim
süreçlerimiz ve sürekli gelişen teknolojik altyapımız
sayesinde hem yurt içinde hem de global pazarda güçlü
bir konumdayız.”
50 yıllık bu yolculuğun temelinde üç ana unsur
bulunuyor: Kalite, inovasyon ve güven
Orsa 50. yaşını kutluyor. Bu başarının arkasındaki en
önemli etkenler nelerdir?
“Kurulduğumuz ilk günden itibaren ürün kalitesinden
ödün vermeden ilerledik. Aynı zamanda Ar-Ge
yatırımlarına büyük önem vererek sektördeki yenilikleri
yakından takip ettik ve üretim süreçlerimize entegre
ettik.
“Sağlık için Sağlıklı Seçim” sloganımız oldu. Müşteri
memnuniyetini her zaman önceliğimiz haline getirerek,
yalnızca ürün sunan değil, aynı zamanda çözüm üreten
Three key pillars behind this 50-year journey: quality,
innovation, and trust
Orsa is celebrating its 50th anniversary. What are the
key factors behind this success?
“From the very first day, we have progressed without
compromising on product quality. At the same time, we
have placed great importance on R&D investments, closely
following innovations in the sector and integrating
them into our production processes.
April - Nisan 2026
8
Our motto has been ‘A Healthy Choice for Health.’ By
always prioritizing customer satisfaction, we have become
not only a brand that offers products but also one that
provides solutions. This approach has made us a strong
and preferred brand in international markets today.
Because we are human-focused, our aim has never been
solely to make money. That is why ORSA has been the
address of trust in healthcare for 50 years. We have
spent what we earn on social and cultural activities for
our country.
With our 50 years of experience, we have even established
a museum of this field. Our museum, which can also
be visited virtually via www.beylerbeyimuzesi.com, has
become a unique cultural asset in the world in the fields
of medicine, pharmacy, and orthopedics.”
At what stage are your smart orthopedic devices and
innovative solutions?
“Our R&D studies continue on smart orthopedic devices,
sensor-supported products, and biomechanical analysis
systems. Our goal is to develop products that increase
user comfort, support treatment processes, and offer
data-driven solutions.
In this context, we integrate technology into our production
processes to produce more ergonomic, more
durable, and more functional products.
We are also interested in medical electronic devices that
are not produced in our country. With the mindset of the
Çapa Family of producing what does not exist in Türkiye,
we have medical devices that we aim to manufacture.”
Growing competitive strength in the global market-
Competition in the global market is quite intense.
What strategy does Orsa follow in this environment?
“The foundation of our strategy includes high quality,
competitive pricing, fast delivery, and customer-focused
solutions. At the same time, thanks to our strong
distributor network and international collaborations, we
achieve sustainable growth in the global market.
The most important factor that makes a difference is our
ability to correctly analyze the needs of countries and
our customers and offer tailored solutions.”
Your exports have exceeded 50 countries.
What lies behind this success?
“In our 50th year, we export to 50 countries. The foundation
of this success lies in quality production, a reliable
brand image, and strong business partnerships.
Among the most important reasons we are preferred in
international markets are:
• Our product quality
• Our certification processes
• Our reliable delivery system
• Our ability to establish long-term business relationships”
What are Orsa Orthopedics’ future plans and goals?
“With the aging world population, the need for orthopedic
products will continue to increase. The use of
bir marka olduk. Bu yaklaşım, bizi bugün uluslararası
pazarda tercih edilen güçlü bir marka haline getirdi.
İnsan odaklı olduğumuz için amacımız sadece para
kazanmak olmadı. Bu yüzden de 50 yıldır ORSA sağlıkta
güvenin adresi oldu. Kazandığımız parayı Sosyal ve
kültürel faaliyetler yaparak ülkemiz için harcadık.
Hatta 50 yıllık birikimimizle bu işin müzesini kurduk.
www.beylerbeyimuzesi.com sitemizden sanal olarakta
gezilen müzemiz ilaç, eczacılık ve ortopedi alanında
dünyada benzeri olmayan bir kültür eseri oldu.”
Akıllı ortopedik cihazlar ve yenilikçi çözümleriniz ne
aşamada?
“Akıllı ortopedik cihazlar, sensör destekli ürünler
ve biyomekanik analiz sistemleri üzerine Ar-Ge
çalışmalarımız devam ediyor. Amacımız; kullanıcı
konforunu artıran, tedavi süreçlerini destekleyen ve veri
odaklı çözümler sunan ürünler geliştirmek.
Bu kapsamda, daha ergonomik, daha dayanıklı ve daha
fonksiyonel ürünler üretmek için teknolojiyi üretim
süreçlerimize entegre ediyoruz.
Ayrıca ülkemizde üretimi olmayan tıbbi elektronik
cihazlar ile ilgileniyoruz. Çapa Ailesi Türkiye’de olmayanı
yapar anlayışıyla üretimini yapmayı hedeflediğimiz tıbbi
cihazlar mevcut.”
Global pazarda büyüyen rekabet gücü
Küresel pazarda rekabet oldukça yoğun. Orsa bu
rekabet ortamında nasıl bir strateji izliyor?
“Stratejimizin temelinde; yüksek kalite, rekabetçi fiyat,
hızlı teslimat ve müşteri odaklı çözümler yer alıyor.
Aynı zamanda güçlü distribütör ağımız ve uluslararası iş
birliklerimiz sayesinde global pazarda sürdürülebilir bir
büyüme sağlıyoruz.
Fark yaratan en önemli unsur ise ülkelerin ve
müşterilerimizin ihtiyaçlarını doğru analiz ederek onlara
özel çözümler sunabilmemizdir.”
İhracatınız 50 ülkeyi aştı.
Bu başarının arkasında ne var?
“50. yılımızda 50 ülkeye ihracat gerçekleştiriyoruz. Bu
başarının temelinde; kaliteli üretim, güvenilir marka imajı
ve güçlü iş ortaklıkları yer alıyor.
Uluslararası pazarda tercih edilmemizin en önemli
nedenleri arasında:
• Ürün kalitemiz
• Sertifikasyon süreçlerimiz
• Güvenilir teslimat sistemimiz
• Uzun vadeli iş ilişkileri kurmamız
bulunuyor.”
Orsa Ortopedi’nin gelecek planları
ve hedefleri nelerdir?
“Yaşlanan dünya nüfusu ile birlikte ortopedik
ürünlere olan ihtiyaç artmaya devam edecek. Yaşlı
kişilerin konforlu yaşam sürmek için destek ürünlerini
kullanımı artarak devam edecek. Bu doğrultuda sektör,
daha yenilikçi ve daha kişiselleştirilmiş çözümlere
April - Nisan 2026
9
support products by elderly individuals to maintain a comfortable
life will continue to grow. Accordingly, the sector
is moving towards more innovative and more personalized
solutions.
In the coming period, we aim to continue growing both in
the domestic market and internationally. Expanding into
new markets, increasing the number of countries we export
to, and further strengthening our global brand awareness
are among our priorities.
We are also focused on medical products that are not produced
in Türkiye in order to reduce the country’s dependence
on foreign sources in the healthcare field. The healthcare
sector is very broad. Every company should work in its own
field to reduce this dependency. As a 100% domestic company,
we are doing our best in this regard. With our 50 years
of experience, we will continue to produce solutions that
touch human health and add value to our country.”
The goal in the orthopedics of the future: more countries,
stronger domestic production
What are Orsa Orthopedics’ future plans and goals?
“With the aging world population, the need for orthopedic
products will continue to increase. The use of support
products by elderly individuals to maintain a comfortable
life will continue to grow. Accordingly, the sector is moving
towards more innovative and more personalized solutions.
In the coming period, we aim to continue growing both in
the domestic market and internationally. Expanding into
new markets, increasing the number of countries we export
to, and further strengthening our global brand awareness
are among our priorities.
We are also focused on medical products that are not produced
in Türkiye in order to reduce the country’s dependence
on foreign sources in the healthcare field. The healthcare
sector is very broad. Every company should work in its own
field to reduce this dependency. As a 100% domestic company,
we are doing our best in this regard. With our 50 years
of experience, we will continue to produce solutions that
touch human health and add value to our country.”
yöneliyor. Önümüzdeki dönemde hem yurt içi hem
de uluslararası pazarda büyümeye devam etmeyi
hedefliyoruz.
Yeni pazarlara açılmak, ihracat yaptığımız ülke sayısını
artırmak ve global marka bilinirliğimizi daha da
güçlendirmek önceliklerimiz arasında yer alıyor.
Ayrıca ülkemizin sağlık alanında dışa bağımlılığını
azaltmak için Türkiye’de üretimi olmayan tıbbi ürünlere
odaklanmış durumdayız. Sağlık sektörü çok geniş
bir alan. Her firma kendi alanında ülkemizin dışa
bağımlılığını azaltmak için çalışmalıdır. %100 Yerli
%100 Milli bir firma olarak biz de bu konuda elimizden
geleni yapıyoruz. 50 yıllık tecrübemizle, insan sağlığına
dokunan çözümler üretmeye ve Ülkemize değer
katmaya devam edeceğiz.”
Geleceğin ortopedisinde hedef: daha fazla ülke,
daha güçlü yerli üretim
Orsa Ortopedi’nin gelecek planları ve hedefleri
nelerdir?
“Yaşlanan dünya nüfusu ile birlikte ortopedik
ürünlere olan ihtiyaç artmaya devam edecek. Yaşlı
kişilerin konforlu yaşam sürmek için destek ürünlerini
kullanımı artarak devam edecek. Bu doğrultuda sektör,
daha yenilikçi ve daha kişiselleştirilmiş çözümlere
yöneliyor. Önümüzdeki dönemde hem yurt içi hem
de uluslararası pazarda büyümeye devam etmeyi
hedefliyoruz.
Yeni pazarlara açılmak, ihracat yaptığımız ülke sayısını
artırmak ve global marka bilinirliğimizi daha da
güçlendirmek önceliklerimiz arasında yer alıyor.
Ayrıca ülkemizin sağlık alanında dışa bağımlılığını
azaltmak için Türkiye’de üretimi olmayan tıbbi ürünlere
odaklanmış durumdayız. Sağlık sektörü çok geniş
bir alan. Her firma kendi alanında ülkemizin dışa
bağımlılığını azaltmak için çalışmalıdır. %100 Yerli
%100 Milli bir firma olarak biz de bu konuda elimizden
geleni yapıyoruz. 50 yıllık tecrübemizle, insan sağlığına
dokunan çözümler üretmeye ve Ülkemize değer
katmaya devam edeceğiz.”
April - Nisan 2026
10
You can freeze under extreme stress!
Aşırı stresten donabilirsiniz!
Psychiatry Specialist Sema Bayçın
Many people who experience sudden episodes of
immobility and inability to speak apply to hospitals
with the suspicion of a neurological disorder.
However, this condition may actually be the nervous
system’s “freeze” response to overwhelming stress.
In daily life, sometimes during an argument and sometimes
in the middle of an intense wave of stress, some individuals
suddenly report that they cannot move, cannot
speak, or feel as if their bodies are locked. These people
often say they can hear and perceive their surroundings
but cannot respond. Many of them go to emergency
services believing they may be having a stroke.
However, neurological examinations and imaging tests
may reveal no serious organic damage. In such cases, the
condition may indicate a stress-based nervous system
response described in psychiatric literature as “functional
freeze.”
Sema Bayçın, Psychiatry Specialist at Batıgöz Health
Group Balçova Surgical Medical Center, emphasizes
that functional freezing is a real and biological defense
mechanism.
Ani hareketsizlik ve konuşamama atakları yaşayan
birçok kişi nörolojik bir hastalık şüphesiyle
hastaneye başvuruyor. Oysa bu tablo, sinir
sisteminin aşırı strese verdiği “donma” yanıtı
olabilir.
Günlük hayatın içinde, kimi zaman bir tartışma anında,
kimi zaman yoğun bir stres dalgasının ortasında
bazı insanlar bir anda hareket edemediklerini,
konuşamadıklarını ya da bedenlerinin kilitlendiğini ifade
ediyor. Çevresini duyduğunu ancak tepki veremediğini
söyleyen bu kişiler, çoğu zaman felç geçirdiklerini
düşünerek acil servise başvuruyor.
Ancak yapılan nörolojik muayeneler ve görüntüleme
testlerinde ciddi bir organik hasar saptanmayabiliyor.
Bu durumda tablo, psikiyatrik literatürde “fonksiyonel
donma” olarak tanımlanan stres temelli bir sinir sistemi
tepkisine işaret edebiliyor.
Konuya ilişkin değerlendirmelerde bulunan Batıgöz Sağlık
Grubu Balçova Cerrahi Tıp Merkezi Psikiyatri Uzmanı
Sema Bayçın, fonksiyonel donmanın gerçek ve biyolojik
bir savunma mekanizması olduğunun altını çiziyor.
April - Nisan 2026
11
“This is not an act, it is the automatic response of
the nervous system”
According to Dr. Sema Bayçın, functional freezing is a
natural biological reaction of the brain when faced with
intense stress or perceived threat:
“When the perception of danger increases, the nervous
system chooses one of the ‘fight, flight, or freeze’
responses. The freeze response appears as the person
remaining motionless from the outside. This is not a
conscious control or acting behavior; it is the automatic
defense mechanism of the nervous system.”
During this process, a person may:
* Have difficulty speaking
* Feel weakness or numbness in the muscles
* State that they perceive their surroundings but cannot
respond
These episodes are usually temporary; however, when
they recur, they can create a serious burden on quality
of life.
“Functional” does not mean unreal
Many people who experience functional freezing encounter
the response “Nothing is wrong with you” after
neurological tests appear normal. This situation can
often lead to misunderstandings.
Dr. Bayçın highlights an important distinction at this
point:
“Functional freezing may not originate from neurological
damage, but that does not mean it is not real. Communication
between the brain and the body temporarily
disrupts. The individual does not consciously produce
these symptoms.”
This psychologically based reaction can produce measurable
physiological changes in the body. Changes in
muscle tone, speech blockage, or temporary immobility
are real experiences.
For this reason, approaches such as “You are exaggerating”
or “You are pretending” not only lead to stigmatization
but may also worsen symptoms and delay the
process of seeking help.
Why is social awareness important?
People experiencing functional symptoms often face feelings
of shame, guilt, and fear of being judged. Especially
in the workplace or social environments, the feeling of
being misunderstood can further increase stress levels.
Dr. Sema Bayçın points out that a supportive environment
plays a decisive role in the treatment process:
“Individuals with functional symptoms should not be
labeled as ‘doing it for attention.’ This approach increases
the person’s stress level. A supportive environment is
one of the cornerstones of recovery.”
Social awareness positively affects not only the individual’s
recovery process but also the willingness to seek
help.
“Bu bir rol değil, sinir sisteminin otomatik tepkisi”
Uzm. Dr. Sema Bayçın’a göre fonksiyonel donma, beynin
yoğun stres ya da tehdit algısı karşısında verdiği doğal bir
biyolojik yanıt:
“Tehlike algısı yükseldiğinde sinir sistemi ‘savaş, kaç ya
da don’ tepkilerinden birini seçer. Donma tepkisi, kişinin
dışarıdan bakıldığında hareketsiz kalmasıyla görülür. Bu
bilinçli bir kontrol ya da rol yapma durumu değildir; sinir
sisteminin otomatik savunma mekanizmasıdır.”
Bu süreçte kişi:
-Konuşmakta zorlanabilir
-Kaslarında güçsüzlük ya da uyuşma hissedebilir
-Çevresini algılasa bile tepki veremediğini ifade edebilir
-Ataklar genellikle geçicidir; ancak tekrar ettiğinde yaşam
kalitesi üzerinde ciddi bir yük oluşturabilir.
“Fonksiyonel” gerçek değil anlamına gelmez
Fonksiyonel donma yaşayan birçok kişi, nörolojik testlerin
normal çıkması sonrası “Bir şeyin yok” yanıtıyla karşılaşabiliyor.
Bu durum ise çoğu zaman yanlış anlaşılmaya yol
açıyor.
Uzm. Dr. Bayçın bu noktada önemli bir ayrımı vurguluyor:
“Fonksiyonel donma nörolojik bir hasardan kaynaklanmayabilir
ama bu gerçek olmadığı anlamına gelmez. Beyin
ve beden arasındaki iletişim geçici olarak bozulur. Kişi
belirtileri bilinçli olarak üretmez.”
Psikolojik kökenli bu tepki, bedende ölçülebilir fizyolojik
değişiklikler oluşturabilir. Kas tonusunda değişiklikler,
konuşma blokajı ya da geçici hareketsizlik gerçek bir
deneyimdir.
Bu nedenle “abartıyorsun”, “numara yapıyorsun” gibi
yaklaşımlar yalnızca damgalamaya yol açmakla kalmaz;
belirtilerin şiddetlenmesine ve yardım arama sürecinin
gecikmesine de neden olabilir.
Toplumsal farkındalık neden önemli?
Fonksiyonel belirtiler yaşayan kişiler sıklıkla utanma,
suçluluk ve yargılanma korkusuyla karşı karşıya kalabilir.
Özellikle iş ortamında ya da sosyal çevrede anlaşılmama
duygusu stres seviyesini daha da artırabilir.
Uzm. Dr. Sema Bayçın, destekleyici çevrenin tedavi sürecinde
belirleyici olduğuna dikkat çekiyor:
“Fonksiyonel belirtiler yaşayan bireyler ‘ilgi çekmek için
yapıyor’ şeklinde etiketlenmemelidir. Bu yaklaşım kişinin
stres düzeyini artırır. Destekleyici bir çevre, iyileşmenin
temel taşlarından biridir.”
Toplumsal bilinçlenme, yalnızca bireyin iyileşme sürecini
değil, yardım arama davranışını da olumlu etkiliyor.
Fonksiyonel donma hangi durumlarla birlikte görülebilir?
Fonksiyonel donma tek başına ortaya çıkabileceği gibi;
-Anksiyete bozuklukları
-Travma sonrası stres bozukluğu
-Yoğun yaşam stresi
-Bastırılmış duygusal yük gibi durumlarla birlikte de
April - Nisan 2026
12
In which situations can functional freezing
occur?
Functional freezing may occur on its own, but it can
also be seen together with:
* Anxiety disorders
* Post-traumatic stress disorder
* Intense life stress
* Suppressed emotional burden
An increase in the frequency of symptoms may affect
a person’s social relationships and professional performance.
When episodes occur unexpectedly, the
fear of losing control may become stronger.
Early support prevents chronic conditions
According to Dr. Sema Bayçın, the most critical step
in such cases is early intervention:
“The earlier the symptoms are addressed, the faster
the recovery will be. Receiving psychiatric support is
not a weakness; it is a scientific approach aimed at
regulating the burden on the nervous system.”
With psychiatric evaluation, identification of stress
sources, and appropriate therapy methods, many
patients can show significant improvement.
Individuals experiencing functional freezing do not
actually “lose control”; their nervous systems are
simply under excessive load. With proper support,
the brain can regain balance.
görülebilir.
Belirtilerin sıklaşması, kişinin sosyal ilişkilerini ve mesleki
performansını etkileyebilir. Özellikle atakların beklenmedik
anlarda ortaya çıkması, kişinin kontrol kaybı korkusunu
artırabilir.
Erken destek, kronikleşmeyi önler
Uzm. Dr. Sema Bayçın’a göre bu tabloda en kritik adım
erken başvuru:
“Belirtiler ne kadar erken ele alınırsa, iyileşme o kadar
hızlı olur. Psikiyatrik destek almak zayıflık değil; sinir
sisteminin yükünü düzenlemeye yönelik bilimsel bir
yaklaşımdır.”
Psikiyatrik değerlendirme, stres kaynaklarının belirlenmesi
ve uygun terapi yöntemleri ile birçok hasta belirgin
iyileşme gösterebilir.
Fonksiyonel donma yaşayan bireyler “kontrolü kaybetmez”;
aslında sinir sistemleri aşırı yük altındadır. Uygun
destekle beyin yeniden denge kurabilir.
Yargılamak değil, anlamaya çalışmak
Fonksiyonel donma, modern yaşamın artan stres yüküyle
daha görünür hale gelen psikobiyolojik bir savunma
mekanizmasıdır.
Bu tabloyu anlamak; yalnızca bireyin iyiliği için değil,
toplumsal ruh sağlığı açısından da önem taşır.
Not judging, but trying to understand
Functional freezing is a psychobiological defense
mechanism that has become more visible with the
increasing stress load of modern life.
Understanding this condition is important not only
for the well-being of individuals but also for public
mental health.
April - Nisan 2026
14
Alexion Türkiye receives Great Place To Work ® certification
Alexion Türkiye’ye Great Place To Work ® sertifikası
Alexion AstraZeneca Rare Diseases Türkiye,
the Türkiye organization of Alexion, has been
awarded the Great Place To Work ® certification
after participating for the first time in the globally
recognized employee experience research program.
Achieving an 87% participation rate and a 79% trust
score, the company drew attention with its culture of
trust and employee-focused approach.
Biotechnology company Alexion, which operates in the
field of rare diseases, achieved an important milestone
by participating for the first time in Türkiye in the Great
Place To Work research program, one of the globally
recognized evaluations of employee experience.
The company’s Türkiye organization, Alexion
AstraZeneca Rare Diseases Türkiye, completed the
survey, conducted with the voluntary participation of
employees, with an 87% participation rate and a 79%
trust score. These results enabled the organization to
qualify for the Great Place To Work ® certification.
Alexion’un Türkiye organizasyonu olan Alexion
AstraZeneca Nadir Hastalıklar Türkiye, çalışan
deneyimini ölçen küresel araştırma programı Great
Place To Work değerlendirmesine ilk kez katılarak
sertifika almaya hak kazandı. %87 katılım oranı ve
%79 güven skoru elde eden şirket, kurum içi güven
kültürü ve çalışan odaklı yaklaşımıyla dikkat çekti.
Nadir hastalıklar alanında faaliyet gösteren
biyoteknoloji şirketi Alexion, çalışan deneyimine
yönelik küresel ölçekte kabul gören değerlendirme
programlarından biri olan Great Place To Work
araştırmasına Türkiye’de ilk kez katılarak önemli bir
başarı elde etti.
Şirketin Türkiye organizasyonu Alexion AstraZeneca
Nadir Hastalıklar Türkiye, çalışanların gönüllü katılımıyla
gerçekleştirilen araştırmayı %87 katılım oranı ve %79
güven skoru ile tamamladı. Bu sonuç, kurumun Great
Place To Work ® sertifikasını almaya hak kazanmasını
sağladı.
April - Nisan 2026
15
A culture of trust and collaboration
The Great Place To Work ® certification is considered
a global employer branding indicator that evaluates
workplace culture based on employee feedback
and measures the levels of trust, transparency, and
collaboration within organizations.
The results obtained are regarded as a strong reflection
of Alexion Türkiye’s employee-centered approach and
the culture of trust within the organization.
“Employee experience is at the center of our
corporate culture”
Commenting on the achievement, Ali Kurt emphasized
that employee feedback plays a critical role in the
development of corporate culture.
Kurt stated that strengthening employee experience is
positioned at the center of the company’s culture and
noted that the results achieved in the Great Place To
Work ® survey are an important indicator of the trust and
collaboration culture built with the contribution of their
teams.
Alexion Türkiye, which views employee feedback as one
of the key elements of corporate development, aims to
continue strengthening its people-centered corporate
culture and improving employee experience in the
coming period.
Kurum kültüründe güven ve iş birliği
Great Place To Work ® sertifikası, çalışanların iş yeri
deneyimlerine ilişkin geri bildirimleri doğrultusunda
verilen ve kurumların güven, şeffaflık ve iş birliği
kültürünü ölçen küresel bir işveren markası göstergesi
olarak kabul ediliyor.
Elde edilen sonuçlar, Alexion Türkiye’nin çalışan odaklı
yaklaşımının ve kurum içindeki güven kültürünün güçlü
bir yansıması olarak değerlendiriliyor.
“Çalışan deneyimi kurum kültürümüzün
merkezinde”
Başarıya ilişkin değerlendirmede bulunan Ali Kurt,
çalışan geri bildirimlerinin kurum kültürünün
gelişiminde kritik rol oynadığını vurguladı.
Kurt, çalışan deneyimini güçlendirmeyi kurum
kültürünün merkezinde konumlandırdıklarını
belirterek, Great Place To Work ® araştırmasında elde
edilen sonucun ekiplerin katkısıyla oluşan güven ve
iş birliği kültürünün önemli bir göstergesi olduğunu
ifade etti. Çalışan geri bildirimlerini kurumsal gelişimin
temel unsurlarından biri olarak değerlendiren Alexion
Türkiye, önümüzdeki dönemde de insan odaklı kurum
kültürünü güçlendirmeye ve çalışan deneyimini
geliştirmeye yönelik çalışmalarını sürdürmeyi
hedefliyor.
April - Nisan 2026
16
Kanser tedavisinde yeni ufuklar
New horizons in cancer treatment
Artan kanser vakaları sağlık sistemlerini daha
hedefli, daha hızlı ve hasta odaklı çözümler
geliştirmeye zorlarken; tıbbi görüntüleme
teknolojileri yalnızca tanı aracı olmaktan çıkıp kanser
tedavisinin her aşamasında kritik bir rol üstleniyor.
Avrupa Radyoloji Kongresi’nde (ECR 2026) bir araya
gelen uzmanlar, radyolojinin onkolojideki dönüşen
rolünü ve geleceğin hasta odaklı tedavi yaklaşımını
masaya yatırdı.
Ahmed Ba-Ssalamah, Head of Abdominal MRI and Head of Contrast Media
Research at the Medical University of Vienna
As rising cancer cases push healthcare systems to
develop more targeted, faster, and patient-focused
solutions, medical imaging technologies are evolving
beyond diagnostic tools and taking on a critical
role at every stage of cancer care. Experts who
gathered at the European Congress of Radiology
(ECR 2026) discussed the evolving role of radiology
in oncology and the future of patient-centered treatment
approaches.
Cancer continues to be one of the most significant global
health challenges facing modern healthcare systems.
The growing number of cases worldwide is driving healthcare
infrastructures and treatment processes toward
more innovative, faster, and more accurate solutions.
One of the most notable areas of this transformation is
medical imaging technologies.
During a media event held as part of the European
Congress of Radiology 2026 in Vienna, Austria, experts
discussed the role of radiology in cancer treatment and
the future of imaging technologies. The event was hosted
by Bayer to evaluate developments in radiology and
explore how these technologies can improve patient
outcomes in cancer care.
Kanser, günümüz sağlık sistemlerinin karşı karşıya
olduğu en büyük küresel sağlık sorunlarından biri olmaya
devam ediyor. Dünya genelinde artan vakalar hem sağlık
altyapısını hem de tedavi süreçlerini daha yenilikçi, daha
hızlı ve daha doğru çözümler geliştirmeye yönlendiriyor.
Bu dönüşümde en dikkat çekici alanlardan biri ise tıbbi
görüntüleme teknolojileri.
Avusturya’nın başkenti Vienna’da düzenlenen European
Congress of Radiology 2026 kapsamında gerçekleştirilen
medya etkinliğinde, radyolojinin kanser tedavisindeki
rolü ve görüntüleme teknolojilerinin geleceği ele
alındı. Etkinlik, radyoloji alanındaki gelişmeleri ve bu
teknolojilerin kanser tedavisinde hasta sonuçlarını nasıl
iyileştirebileceğini değerlendirmek amacıyla Bayer’in ev
sahipliğinde gerçekleştirildi.
Artan kanser vakaları sağlık sistemlerini zorluyor
Küresel ölçekte artan kanser vakaları sağlık sistemleri
üzerinde ciddi bir baskı oluşturuyor. Avrupa Birliği
verilerine göre yeni kanser vakalarının sayısı 2022–2024
yılları arasında 4,5 milyondan 5,4 milyona yükseldi. Bu
artış, sağlık profesyonellerini tanı ve tedavi süreçlerinde
daha hızlı, daha doğru ve daha kişiselleştirilmiş
yöntemler geliştirmeye yönlendiriyor.
Uzmanlara göre bu noktada tıbbi görüntüleme
teknolojileri yalnızca hastalığı tespit etmek için değil,
aynı zamanda hastalığın tüm seyrini anlamak için de kritik
bir araç haline geliyor. Günümüzde radyoloji; kanserin
erken tespitinden tedavi planlamasına, tedavi sürecinin
izlenmesinden hastalığın yeniden değerlendirilmesine
kadar geniş bir klinik süreçte aktif rol oynuyor.
Tanının ötesinde: tedaviyi yönlendiren görüntüleme
Günümüzde gelişmiş görüntüleme teknolojileri, kanser
tedavisinde yalnızca tanı koymayı kolaylaştırmakla
kalmıyor; aynı zamanda hastalığın biyolojisini anlamaya
yardımcı olan değerli veriler de sunuyor.
Modern görüntüleme yöntemleri sayesinde tümörler
April - Nisan 2026
17
Rising cancer cases are putting pressure on
healthcare systems
The global increase in cancer cases is placing serious
pressure on healthcare systems. According to European
Union data, the number of new cancer cases rose from
4.5 million to 5.4 million between 2022 and 2024. This
rise is encouraging healthcare professionals to develop
faster, more accurate, and more personalized methods
in diagnosis and treatment processes.
According to experts, medical imaging technologies are
becoming a critical tool not only for detecting disease
but also for understanding its entire course. Today, radiology
plays an active role across a broad clinical spectrum,
from early cancer detection to treatment planning,
monitoring therapy, and reassessing the disease.
Beyond diagnosis: imaging that guides treatment
Today’s advanced imaging technologies not only facilitate
cancer diagnosis but also provide valuable data that
help clinicians understand the biology of the disease.
Modern imaging methods allow tumors to be evaluated
more comprehensively without invasive procedures. This
enables physicians to go beyond the limited information
obtained through methods such as biopsies and conduct
more detailed analyses of tumor size, spread, and
behavior.
Peter Seidensticker, Global Head of Medical Affairs Radiology
at Bayer, highlighted the role of medical imaging
in clinical decision-making:
“Imaging is no longer just a diagnostic tool; it has become
a critical source of information for clinical decisions.
invaziv işlemler gerektirmeden daha kapsamlı şekilde
değerlendirilebiliyor. Bu sayede biyopsi gibi yöntemlerle
elde edilen sınırlı bilgilerin ötesine geçilerek tümörün
büyüklüğü, yayılımı ve davranışı hakkında daha ayrıntılı
analiz yapılabiliyor.
Peter Seidensticker, Bayer Radyoloji Global Medikal İşler
Başkanı, tıbbi görüntülemenin klinik karar süreçlerindeki
rolüne dikkat çekerek şu değerlendirmeyi yaptı:
Peter Seidensticker, Global Head of Medical Affairs Radiology at Bayer
“Görüntüleme artık yalnızca bir tanı aracı değil; klinik
kararlar için kritik bir bilgi kaynağı haline geldi. Tümörün
yalnızca belirli bir anda nasıl göründüğünü değil, zaman
içindeki değişimini de izleyebiliyoruz. Bu da hastayı
April - Nisan 2026
18
We can observe not only how a tumor appears at a
specific moment but also how it changes over time. This
contributes to more precise and personalized treatment
decisions that place the patient at the center.”
According to Seidensticker, these developments are
making personalized cancer treatments, often referred
to as “precision oncology,” increasingly feasible.
The role of imaging technologies
in different cancer types
Experts speaking at the event also emphasized the
advantages offered by medical imaging technologies in
different cancer types.
For example, in women with dense breast tissue, conventional
screening methods may sometimes struggle to detect
tumors. Advanced imaging techniques can help identify
breast cancer at earlier stages in such cases.
Similarly, in prostate cancer, magnetic resonance imaging
(MRI)-supported assessments can help determine the
need for biopsies more accurately. This approach can
reduce unnecessary invasive procedures while enabling
more targeted detection of clinically significant tumors.
In liver cancer, advanced imaging techniques help physicians
better analyze tumor characteristics and determine
the stage of the disease.
The critical role of imaging in liver cancer
Ahmed Ba-Ssalamah, Head of Abdominal MRI and Head of
Contrast Media Research at the Medical University of Vienna,
emphasized the clinical value that imaging provides in
complex diseases such as liver cancer.
According to Ba-Ssalamah, advanced imaging technologies
play a key role in evaluating both primary liver cancers and
tumors that metastasize to the liver from other organs.
merkeze alan, daha hassas ve kişiselleştirilmiş tedavi
kararlarının alınmasına katkı sağlıyor.”
Seidensticker’a göre bu gelişmeler, özellikle “hassas
onkoloji” olarak adlandırılan kişiselleştirilmiş kanser
tedavilerinin daha uygulanabilir hale gelmesini sağlıyor.
Farklı kanser türlerinde görüntüleme
teknolojilerinin rolü
Etkinlikte konuşan uzmanlar, tıbbi görüntüleme
teknolojilerinin farklı kanser türlerinde sunduğu
avantajlara da dikkat çekti.
Örneğin yoğun meme dokusuna sahip kadınlarda
geleneksel tarama yöntemleri bazen tümörleri
tespit etmekte zorlanabiliyor. Bu noktada gelişmiş
görüntüleme yöntemleri, meme kanserinin daha erken
aşamada belirlenmesine yardımcı olabiliyor.
Benzer şekilde prostat kanserinde manyetik rezonans
görüntüleme (MRG) destekli değerlendirmeler, biyopsi
gereksiniminin daha doğru belirlenmesine katkı
sağlayabiliyor. Bu sayede hem gereksiz invaziv işlemler
azaltılabiliyor hem de klinik açıdan önemli tümörlerin
daha hedefli şekilde tespit edilmesi mümkün olabiliyor.
Karaciğer kanserinde ise gelişmiş görüntüleme
yöntemleri, tümörün özelliklerinin daha iyi analiz
edilmesine ve hastalığın hangi aşamada olduğunun
anlaşılmasına yardımcı oluyor.
Karaciğer kanserinde görüntülemenin kritik rolü
Ahmed Ba‐Ssalamah, Medical University of Vienna
bünyesinde Abdominal MRG Başkanı ve Kontrast
Madde Araştırmaları Başkanı olarak görev yapıyor. Ba-
Ssalamah, karaciğer kanseri gibi kompleks hastalıklarda
görüntülemenin sunduğu klinik değere dikkat çekti.
Ba-Ssalamah’a göre gelişmiş görüntüleme teknolojileri
hem primer karaciğer kanserleri hem de başka
April - Nisan 2026
19
“Imaging can help detect liver cancer at an early stage
and improve understanding of how the disease
progresses. By supporting diagnosis, assisting in the
evaluation of treatment options, and enabling monitoring
at different stages of treatment, physicians
can develop patient-specific treatment plans.”
Innovation is essential for patient-centered
treatment
As cancer treatment becomes increasingly complex,
experts stress that healthcare systems need
to adopt integrated approaches in which different
disciplines work together.
Through collaboration among fields such as radiology,
oncology, surgery, and data analytics, more
effective and personalized treatment models can be
developed for patients.
Highlighting the critical role of innovation in this
process, Seidensticker emphasized the importance
of cooperation among stakeholders in the healthcare
ecosystem:
“At Bayer, we aim to support innovation in medical
imaging and contribute to cancer treatment
through a patient-centered approach. By working
together with healthcare professionals, researchers,
and technology developers, we seek to further
strengthen the role of radiology in the treatment
process.”
The future of cancer treatment will be smarter
and more personalized
Rapid advances in medical imaging technologies are
seen as one of the most important factors shaping
the future of cancer treatment.
With artificial intelligence-supported image analysis,
advanced contrast agents, and high-resolution
imaging systems, physicians
can now access far more
comprehensive information
about disease. These developments
not only enable
earlier detection but also
support faster and more
accurate decision-making at
every stage of the treatment
process.
organlardan karaciğere metastaz yapan tümörlerin
değerlendirilmesinde önemli rol oynuyor.
“Görüntüleme, karaciğer kanserinin erken dönemde tespit
edilmesine ve hastalığın seyrinin daha iyi anlaşılmasına
yardımcı olabilir. Tanıyı desteklemesi, tedavi seçeneklerinin
değerlendirilmesine katkı sağlaması ve tedavi sürecinin farklı
aşamalarında takip imkânı sunması sayesinde hekimler hastaya
özel tedavi planları oluşturabiliyor.”
Hasta odaklı tedavi için inovasyon şart
Kanser tedavisi giderek daha karmaşık hale gelirken, uzmanlar
sağlık sistemlerinin farklı disiplinlerin birlikte çalıştığı entegre
bir yaklaşımı benimsemesi gerektiğini vurguluyor.
Radyoloji, onkoloji, cerrahi ve veri analitiği gibi alanların
birlikte çalışması sayesinde hastalar için daha etkili ve daha
kişiselleştirilmiş tedavi modelleri geliştirilebiliyor.
Bu noktada inovasyonun kritik rol oynadığını vurgulayan
Seidensticker, sağlık ekosistemindeki paydaşlar arasında
kurulacak iş birliklerinin önemine dikkat çekiyor:
“Bayer olarak tıbbi görüntüleme alanındaki inovasyonları
desteklemeyi ve hasta odaklı yaklaşımla kanser tedavisine
katkı sağlamayı hedefliyoruz. Sağlık profesyonelleri,
araştırmacılar ve teknoloji geliştiricileriyle birlikte çalışarak
radyolojinin tedavi sürecindeki rolünü daha da güçlendirmeyi
amaçlıyoruz.”
Geleceğin kanser tedavisi daha akıllı ve daha kişisel
Tıbbi görüntüleme teknolojilerindeki hızlı gelişmeler, kanser
tedavisinin geleceğini şekillendiren en önemli faktörlerden biri
olarak görülüyor.
Yapay zekâ destekli görüntü analizleri, gelişmiş kontrast
maddeler ve yüksek çözünürlüklü görüntüleme sistemleri
sayesinde hekimler artık hastalık hakkında çok daha kapsamlı
bilgiye ulaşabiliyor. Bu gelişmeler yalnızca hastalığın daha
erken tespit edilmesini sağlamakla kalmıyor; aynı zamanda
tedavi sürecinin her aşamasında daha doğru ve daha hızlı
kararlar alınmasına da yardımcı oluyor.
April - Nisan 2026
20
A stronger life during cancer
Kanserde güçlü yaşam dönemi
Associate Professor Özlem Feyzioğlu
In cancer care, the goal is no longer only to extend
life expectancy but also to improve the quality of
life. Oncological rehabilitation is now considered a
strategic component of treatment rather than merely
supportive care.
The paradigm in cancer treatment has changed. The aim
is no longer only to shrink tumors or control the disease,
but also to preserve the patient’s physical capacity,
enable them to maintain daily activities, and strengthen
psychological resilience.
Each year, approximately 20 million people worldwide
are diagnosed with cancer. Thanks to early detection
methods and targeted therapies, survival rates are increasing,
and cancer is becoming a chronic health condition
for many patients. However, the physical effects left by
treatment, such as muscle loss, balance problems, mobility
limitations, lymphedema, and chronic fatigue, can
significantly affect patients’ quality of life.
According to experts, two out of every three cancer
patients develop noticeable muscle strength loss during
treatment. At this point, oncological rehabilitation is no
longer seen as complementary care but as an integral
part of the treatment strategy.
Kanser bakımında yalnızca yaşam süresini değil,
yaşamın niteliğini de artırmak hedefleniyor.
Onkolojik rehabilitasyon artık destek değil, tedavinin
stratejik bir parçası.
Kanser tedavisinde paradigma değişti. Artık hedef
yalnızca tümörü küçültmek ya da hastalığı kontrol altına
almak değil; hastanın fiziksel kapasitesini korumak,
günlük yaşam aktivitelerini sürdürebilmesini sağlamak ve
psikolojik dayanıklılığını güçlendirmek.
Her yıl dünya genelinde yaklaşık 20 milyon kişiye kanser
tanısı konuluyor. Erken teşhis yöntemleri ve hedefe
yönelik tedaviler sayesinde sağ kalım oranları artarken,
kanser birçok hasta için kronik bir sağlık durumuna
dönüşüyor. Ancak tedavi sürecinin bıraktığı fiziksel
etkiler; kas kaybı, denge problemleri, hareket kısıtlılığı,
lenfödem ve kronik yorgunluk gibi sorunlarla hastaların
yaşam kalitesini ciddi biçimde etkileyebiliyor.
Uzmanlara göre kanser tedavisi gören her üç hastadan
ikisinde belirgin kas gücü kaybı gelişiyor. Bu noktada
devreye giren onkolojik rehabilitasyon, artık tamamlayıcı
değil; tedavi stratejisinin ayrılmaz bir parçası olarak
görülüyor.
April - Nisan 2026
21
“Cancer treatment has functional goals as well as
oncological ones”
Özlem Feyzioğlu, Associate Professor at the Department
of Physiotherapy and Rehabilitation at Acıbadem University,
emphasizes the importance of a holistic approach in
cancer care.
“In cancer treatment, reducing or eliminating the tumor
is important, but preserving the patient’s muscle strength
and endurance and enabling them to maintain daily
activities are equally critical.”
Feyzioğlu notes that the loss of muscle mass during
chemotherapy not only causes physical weakness but
also reduces tolerance to treatment. Patients who experience
severe muscle loss have higher complication rates.
However, personalized exercise programs started at an
early stage can significantly reduce this loss.
Strategic intervention against the physical effects of
treatment
Oncological rehabilitation includes different targets
depending on the type of cancer and the treatment applied.
The main goal of this approach is to maintain the
patient’s functional capacity at the highest possible level.
After breast cancer: Early exercise and manual therapy
play a key role in reducing the risk of lymphedema, which
can be seen in one out of five patients.
After lung cancer: Exercises designed to maintain res-
“Kanser tedavisinin sadece onkolojik değil,
fonksiyonel hedefleri de var”
Konuya ilişkin değerlendirmelerde bulunan Acıbadem
Üniversitesi Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Bölümü
Öğretim Üyesi Özlem Feyzioğlu, kanser bakımında
bütüncül yaklaşımın önemini vurguluyor:
“Kanser tedavisinde tümörü küçültmek ya da ortadan
kaldırmak kadar, hastanın kas gücünü ve dayanıklılığını
korumak, günlük yaşam aktivitelerini sürdürebilmesini
sağlamak da büyük önem taşıyor.”
Kemoterapi sürecinde ortaya çıkan kas kütlesi kaybının
yalnızca fiziksel zayıflığa değil, tedaviye toleransın
azalmasına da yol açtığını belirten Feyzioğlu, ciddi kas
kaybı yaşayan hastalarda komplikasyon oranlarının daha
yüksek olduğuna dikkat çekiyor. Ancak erken dönemde
başlanan kişiye özel egzersiz programlarının bu kaybı
önemli ölçüde azaltabildiğini vurguluyor.
Tedavinin bedensel izlerine karşı stratejik müdahale
Onkolojik rehabilitasyon, kanser türüne ve uygulanan
tedaviye göre farklı hedefler içeriyor. Bu yaklaşımın
temel amacı, hastanın fonksiyonel kapasitesini mümkün
olan en üst düzeyde korumak.
Meme kanseri sonrası: Her beş hastadan birinde
görülebilen lenfödem riskini azaltmak için erken başlanan
egzersiz ve manuel terapi uygulamaları önemli rol
oynuyor.
April - Nisan 2026
22
piratory capacity can support lung volume and improve
quality of life.
Colon and rectal cancer surgeries
Strengthening abdominal muscles is critical for both posture
and daily activities.
After prostate cancer
Pelvic floor exercises can play a decisive role in functional
independence.
Brain tumor surgeries
Structured rehabilitation programs are applied to help
patients regain balance and coordination.
Strong scientific evidence
Studies published in reputable international journals
show that structured exercise programs significantly
reduce cancer-related fatigue and improve physical
functions. Rehabilitation practices integrated into the
treatment process are also reported to increase quality of
life and strengthen psychological well-being.
These findings demonstrate that oncological rehabilitation
is not merely a “supportive service,” but a scientifically
based complementary component of cancer treatment.
The paradox of chronic fatigue
Between 70 and 80 percent of cancer patients experience
fatigue during treatment that does not improve with rest.
However, controlled and planned exercise can reduce this
fatigue.
Özlem Feyzioğlu, Associate Professor, highlights an important
point:
“Although it may seem paradoxical, controlled exercise reduces
fatigue. Strong scientific evidence shows that light
to moderate aerobic and resistance exercises performed
a few days a week significantly reduce fatigue.”
The key factor here is not intensity but consistency.
Low-intensity but sustainable movement programs are
recommended.
Simple exercises that can be done at home
Provided they are planned under expert supervision, patients
can perform the following basic exercises at home:
* Light-paced walking for 20–30 minutes a day
* Breathing exercises involving deep inhalation and controlled
exhalation
* Controlled sit-to-stand exercises from a chair
* Shoulder mobility exercises after breast surgery
Feyzioğlu states that exercise should be considered like
medication:
“Exercise must be applied in the right dose and tailored
to the individual. Programs should be planned specifically
for each patient and always conducted under expert
supervision.”
Akciğer kanseri sonrası: Solunum kapasitesini korumaya
yönelik egzersizler, akciğer hacmini destekleyerek yaşam
kalitesini artırabiliyor.
Kolon ve rektum kanseri cerrahileri
Karın kaslarının güçlendirilmesi hem postür hem de
günlük yaşam aktiviteleri açısından kritik öneme sahip.
Prostat kanseri sonrası
Pelvik taban egzersizleri fonksiyonel bağımsızlık üzerinde
belirleyici olabiliyor.
Beyin tümörü cerrahileri
Denge ve koordinasyonun yeniden kazanılması için
yapılandırılmış rehabilitasyon programları uygulanıyor.
Bilimsel kanıt güçlü
Saygın uluslararası yayınlarda yer alan çalışmalar,
yapılandırılmış egzersiz programlarının kanserle ilişkili
yorgunluğu belirgin şekilde azalttığını ve fiziksel
fonksiyonları iyileştirdiğini ortaya koyuyor. Aynı
şekilde tedavi sürecine entegre edilen rehabilitasyon
uygulamalarının yaşam kalitesini artırdığı ve psikolojik
iyilik halini güçlendirdiği bildiriliyor.
Bu bulgular, onkolojik rehabilitasyonun yalnızca
“destekleyici bir hizmet” değil; kanser tedavisinin bilimsel
temelli tamamlayıcı bir bileşeni olduğunu gösteriyor.
Kronik yorgunlukta paradoks
Kanser hastalarının yüzde 70 ila 80’i tedavi sürecinde
dinlenmekle geçmeyen bir yorgunluk yaşıyor. Ancak
kontrollü ve planlı egzersiz, bu yorgunluğu azaltabiliyor.
Doç. Dr. Özlem Feyzioğlu, şu noktaya dikkat çekiyor:
“Paradoks gibi görünse de kontrollü egzersiz yorgunluğu
azaltıyor. Haftada birkaç gün yapılan hafif ve orta
şiddette aerobik ve dirençli egzersizlerin yorgunluğu
belirgin biçimde azalttığını gösteren güçlü bilimsel
veriler var.”
Burada kritik olan yoğunluk değil; düzenlilik. Düşük
yoğunluklu ama sürdürülebilir hareket programları
öneriliyor.
Evde uygulanabilecek basit egzersizler
Uzman kontrolünde planlanmak kaydıyla, hastaların evde
sürdürebileceği temel egzersizler şunlar:
-Günde 20–30 dakikalık hafif tempolu yürüyüş
-Derin nefes alıp kontrollü verme şeklinde solunum
egzersizleri
-Sandalyeden kontrollü otur-kalk çalışmaları
-Meme cerrahisi sonrası omuz hareket açıklığını koruyucu
egzersizler
Feyzioğlu, egzersizin ilaç gibi değerlendirilmesi
gerektiğini belirtiyor:
“Egzersiz doğru dozda ve kişiye özel uygulanmalıdır. Her
hasta için program farklı planlanmalı ve mutlaka uzman
kontrolünde ilerlenmelidir.”
April - Nisan 2026
24
New horizons in keratoconus
Keratokonusta yeni ufuk
Laser-assisted PEACE CXL and 3D-planned collagen
segment applications are marking a new era in
keratoconus treatment based on personalized and
topography-guided approaches.
Keratoconus is a progressive eye disease, mostly seen in
young individuals, characterized by the thinning of the
cornea and its gradual protrusion into a cone-like shape.
This conical deformation prevents light from focusing
properly on the retina, leading to reduced visual quality,
night vision problems, and irregular astigmatism.
While traditional treatments have mainly aimed to stop
the progression of the disease, the current approach is
evolving. Today, the goal is not only stabilization but also
the planned and personalized regulation of the corneal
surface. İlker Biçer, Ophthalmology Specialist at BatıGöz
Health Group Manisa Branch, shared insights about the
laser-assisted PEACE CXL protocol and 3D-planned collagen
support applications.
Lazer destekli PEACE CXL ve 3D planlı kolajen segment
uygulamaları, keratokonus tedavisinde kişiselleştirilmiş
ve topografiye dayalı yeni bir dönemi
işaret ediyor.
Keratokonus; korneanın zaman içinde incelerek öne
doğru sivrileşmesiyle karakterize, çoğunlukla genç yaş
grubunda görülen ilerleyici bir göz hastalığı. Korneadaki
bu konikleşme, ışığın retina üzerine düzgün odaklanmasını
engelleyerek görme kalitesinde azalmaya, gece görüş
sorunlarına ve düzensiz astigmata yol açabiliyor.
Geleneksel tedavilerin temel hedefi hastalığın ilerlemesini
durdurmak olsa da günümüzde yaklaşım değişiyor: Sadece
stabilizasyon değil, aynı zamanda kornea yüzeyinin
planlı ve kişiye özel biçimde düzenlenmesi hedefleniyor.
Konuya ilişkin değerlendirmelerde bulunan BatıGöz
Sağlık Grubu Manisa Şubesi Göz Hastalıkları Uzmanı İlker
Biçer, lazer destekli PEACE CXL protokolü ve 3D planlı
kolajen destek uygulamalarına ilişkin bilgiler paylaştı.
April - Nisan 2026
25
From conventional CXL to personalized protocols
Cross-Linking (CXL) therapy has long been used in
keratoconus treatment to increase the biomechanical
strength of the corneal tissue. The primary goal has been
to control the progression of the disease and stabilize
the cornea.
However, according to Dr. İlker Biçer, the goals of treatment
are expanding in current approaches.
“Traditional CXL applications generally aim not to change
the existing corneal shape but to stop the progression.
Today, however, the corneal surface can be planned and
regulated according to topographic mapping data. The
aim of treatment is not only to stop the disease but also
to plan the shape.”
PEACE CXL: Topography-guided personalized
planning
The PEACE (Photorefractive Epithelial-Assisted Customized
Cross-Linking) protocol differs from classical CXL
in several aspects. In this method, the treatment plan is
based on detailed corneal topography analysis.
Dr. Biçer summarizes the process as follows:
“In the PEACE protocol, the corneal topographic map
is analyzed in detail. First, surface regulation is planned
with laser, and then the Cross-Linking procedure is
performed using personalized energy and application
parameters according to the map.”
Key features of this approach include:
* The epithelial layer is not completely removed as in
classical methods; instead, it can be selectively regulated
according to the laser ablation profile.
Ophthalmology Specialist İlker Biçer
Klasik CXL’den kişiselleştirilmiş protokollere
Cross-Linking (CXL) tedavisi, keratokonusta uzun yıllardır
uygulanan ve kornea dokusunun biyomekanik dayanıklılığını
artırmayı amaçlayan bir yöntem. Amaç; hastalığın
ilerleyişini kontrol altına almak ve korneayı stabilize
etmek.
Ancak Op. Dr. İlker Biçer’e göre güncel yaklaşımlarda
tedavi hedefi genişliyor:
April - Nisan 2026
26
* The CXL application is planned by considering thickness
and structural characteristics in different regions of
the cornea.
The aim is to provide biomechanical strengthening while
also creating a planned effect to reduce surface irregularity.
Thus, not only the progression of the disease can
be controlled, but an approach that also supports the
optical quality of the cornea can be applied.
3D-planned collagen tissue support in advanced
stages
In advanced stages of keratoconus, biological collagen
segment applications may come into consideration. In
these procedures, the key difference is that segment
placement is not standard but planned individually according
to a three-dimensional corneal map.
Dr. İlker Biçer explains the planning process as follows:
“According to the corneal map, segment placement and
support direction are individually planned. Segments
produced from biological collagen tissue are designed in
three dimensions according to the axis of the cone and
the curvature of the cornea.”
The basic principles of 3D planning include:
* Segment placement is not symmetrical but determined
according to the location of the cone and the axis of
inclination.
* The aim is to mechanically balance the corneal surface
and help reduce optical irregularity.
* The entire planning process is based on detailed topographic
mapping and corneal thickness measurements.
“Geleneksel CXL uygulamaları çoğunlukla mevcut kornea
formunu değiştirmeyi değil, ilerlemeyi durdurmayı
hedefler. Günümüzde ise topografik haritalama verileri
doğrultusunda kornea yüzeyi planlı şekilde düzenlenebiliyor.
Tedavide amaç sadece durdurmak değil, şekli de
planlamak.”
PEACE CXL: Topografiye dayalı kişisel planlama
PEACE (Photorefractive Epithelial-Assisted Customized
Cross-Linking) protokolü, klasik CXL’den bazı yönleriyle
ayrılıyor. Bu yöntemde tedavi planı, ayrıntılı kornea
topografisi analizine dayanıyor.
Op. Dr. Biçer, süreci şöyle özetliyor:
“PEACE protokolünde korneanın topografik haritası
detaylı biçimde analiz edilir. Önce lazer ile yüzey düzenlemesi
planlanır, ardından Cross-Linking uygulaması haritaya
göre kişiselleştirilmiş enerji ve uygulama parametreleriyle
gerçekleştirilir.”
Bu yaklaşımın öne çıkan özellikleri:
-Epitel tabakası klasik yöntemlerde olduğu gibi tamamen
kaldırılmak yerine, lazer ablasyon profiline göre seçici
biçimde düzenlenebiliyor.
-CXL uygulaması, korneanın farklı bölgelerindeki kalınlık
ve yapısal özellikler dikkate alınarak planlanıyor.
Amaç, hem biyomekanik güçlendirme sağlamak hem
de yüzey düzensizliğini azaltmaya yönelik planlı bir etki
oluşturmak.
Bu sayede yalnızca hastalığın ilerlemesi kontrol altına
alınmakla kalmıyor; korneanın optik kalitesini desteklemeye
yönelik bir yaklaşım da uygulanmış oluyor.
April - Nisan 2026
27
This approach addresses both mechanical support and
optical regulation together.
“The same treatment cannot be applied to every
patient”
Emphasizing that there is no single standard protocol
in keratoconus treatment, Dr. İlker Biçer highlights the
importance of individual evaluation.
“The treatment plan is determined by considering the
stage of the disease, corneal thickness, and topographic
characteristics. Not every method may be suitable for
every patient.”
For this reason, detailed eye examinations, corneal topography,
pachymetry, and biomechanical analyses form
the basis of treatment planning.
Early diagnosis increases treatment options
Keratoconus usually appears during adolescence or early
adulthood. Rapidly increasing astigmatism, frequent
changes in eyeglass prescriptions, deterioration in night
vision, and habitual eye rubbing are among the important
warning signs.
With early diagnosis:
* Disease progression can be controlled at an earlier
stage
* The need for surgical options can be reduced
* Personalized protocols can be planned on time
According to experts, regular follow-up and early intervention
play a critical role in preserving visual quality.
A new era in the cornea: Stabilization + planning
Today, the focus in keratoconus treatment has shifted.
The emphasis is no longer only on biomechanical strengthening
but also on personalized planning based on
topographic data.
PEACE CXL and 3D-planned collagen segment applications
represent examples of this new approach centered
on the corneal map.
İleri evrede 3D planlı kolajen doku desteği
Keratokonusun ileri evrelerinde ise biyolojik kolajen
segment uygulamaları gündeme gelebiliyor. Bu uygulamalarda
temel fark, segment yerleşiminin standart değil;
üç boyutlu kornea haritasına göre kişiye özel planlanması.
Op. Dr. İlker Biçer, bu yöntemin planlama sürecini şöyle
anlatıyor:
“Kornea haritasına göre segment yerleşimi ve destek
yönü bireysel olarak planlanır. Biyolojik kolajen dokudan
üretilen segmentler, koninin eksenine ve kornea eğriliğine
göre üç boyutlu tasarlanıyor.”
3D planlamanın temel prensipleri:
Segment yerleşimi simetrik değil, koninin yerleşimine ve
eğim eksenine göre belirleniyor.
Amaç, kornea yüzeyini mekanik olarak dengelemek ve
optik düzensizliği azaltmaya yardımcı olmak.
Tüm planlama süreci ayrıntılı topografik haritalama ve
kornea kalınlık ölçümlerine dayanıyor.
Bu yaklaşım, mekanik destek ile optik düzenleme hedefini
birlikte ele alıyor.
“Her hastaya aynı tedavi uygulanamaz”
Keratokonus tedavisinde standart tek bir protokol bulunmadığını
vurgulayan Op. Dr. İlker Biçer, bireysel değerlendirme
sürecinin önemine dikkat çekiyor:
“Tedavi planı; hastalığın evresi, kornea kalınlığı ve topografik
özellikler dikkate alınarak belirlenir. Her yöntem her
hasta için uygun olmayabilir.”
Bu nedenle ayrıntılı göz muayenesi, kornea topografisi,
pakimetri ve biyomekanik analizler tedavi planlamasının
temelini oluşturuyor.
Erken tanı, tedavi seçeneklerini artırıyor
Keratokonus çoğunlukla ergenlik ve genç erişkinlik
döneminde ortaya çıkıyor. Hızla artan astigmat, gözlük
numarasının kısa sürede değişmesi, gece görüşte bozulma
ve sık göz kaşıma alışkanlığı önemli ipuçları arasında
yer alıyor.
Erken tanı sayesinde:
-İlerleme daha erken dönemde kontrol altına
alınabiliyor
-Cerrahi seçeneklere ihtiyaç azalabiliyor
-Kişiselleştirilmiş protokoller zamanında planlanabiliyor
Uzmanlara göre düzenli takip ve erken müdahale,
görme kalitesinin korunmasında kritik rol oynuyor.
Korneada yeni dönem:
Stabilizasyon + Planlama
Bugün keratokonus tedavisinde odak noktası değişmiş
durumda. Artık yalnızca biyomekanik güçlendirme
değil; topografik verilere dayalı, kişiye özel
planlama ön planda.
PEACE CXL ve 3D planlı kolajen segment uygulamaları,
kornea haritasını merkeze alan bu yeni
yaklaşımın örneklerini oluşturuyor.
April - Nisan 2026
28
The hidden foundation of dental implants
İmplantın görünmeyen temeli
Success in dental implant treatment is determined
not only by the placement of the implant but also by
the strength of the jawbone. According to experts,
bone augmentation procedures are among the most
critical steps for achieving a long-lasting and healthy
implant outcome.
Dental implants, widely considered one of the most
successful solutions in modern dentistry for treating
missing teeth, help restore both aesthetic appearance
and chewing function. However, contrary to common
belief, implant treatment is not limited to the placement
of the implant alone. Experts emphasize that the success
of the treatment is directly related to the quality and
volume of the jawbone where the implant will be placed.
Especially in individuals who have experienced tooth
loss for a long time, bone resorption that occurs in the
jaw over time is one of the most significant barriers to
implant procedures. In such cases, bone augmentation
procedures performed before the implant form the
foundation of the treatment.
Diş implantı tedavisinde başarı yalnızca implantın
yerleştirilmesiyle değil, çene kemiğinin gücüyle
belirleniyor. Uzmanlara göre kemik artırım işlemleri,
uzun ömürlü ve sağlıklı bir implant tedavisinin en
kritik adımlarından biri.
Eksik dişlerin tedavisinde modern diş hekimliğinin en
başarılı çözümlerinden biri olarak kabul edilen dental
implantlar, estetik görünüm ve çiğneme fonksiyonunun
yeniden kazanılmasını sağlıyor. Ancak implant tedavisi
çoğu zaman sanıldığının aksine yalnızca implantın
yerleştirilmesiyle sınırlı bir süreç değil. Uzmanlara
göre tedavinin başarısı, implantın yerleştirileceği çene
kemiğinin kalitesi ve hacmiyle doğrudan bağlantılı.
Özellikle uzun süre diş eksikliği yaşayan kişilerde çene
kemiğinde zamanla meydana gelen erime, implant
uygulamasının önündeki en önemli engellerden biri
olarak karşımıza çıkıyor. Bu gibi durumlarda implanttan
önce gerçekleştirilen kemik artırım işlemleri tedavinin
temelini oluşturuyor.
April - Nisan 2026
29
Prosthodontics Specialist İlker Arslan emphasizes that
this procedure, also known as a bone graft, is often
an invisible yet extremely critical stage of implant
treatment.
The first step in implant treatment: bone health
Dental implants are regarded as one of the most
advanced treatment methods for restoring the function
and aesthetics of natural teeth. However, for an implant
to be placed in the jawbone and remain functional for
many years, the bone tissue must have sufficient density.
After tooth loss, the jawbone begins to shrink and lose
volume over time due to lack of use. This process, known
in medicine as atrophy, can cause the bone that supports
the implant to become thinner or weaker.
At this point, bone graft applications come into play.
Through bone augmentation procedures, the volume
and density of the jawbone can be strengthened again,
creating a solid foundation for the implant.
According to Dr. Dt. İlker Arslan, the long-term success of
implant treatment largely depends on this preparation
phase:
“The most critical factor in implant treatment is strong
bone tissue. If the bone is insufficient, it is not possible
for the implant to integrate with the jawbone. For this
reason, in many patients the treatment begins not
with the implant itself, but with bone strengthening
procedures.”
Dr. Dt. İlker Arslan
Protez Uzmanı İlker Arslan, kemik grefti olarak da bilinen
bu işlemin implant tedavisinde çoğu zaman görünmeyen
ancak son derece kritik bir aşama olduğunu vurguluyor.
İmplant tedavisinin ilk adımı: kemik sağlığı
Dental implantlar, kaybedilen dişlerin yerine doğal diş
fonksiyonunu ve estetiğini yeniden kazandıran en ileri
tedavi yöntemlerinden biri olarak kabul ediliyor. Ancak
implantın çene kemiğine yerleştirilebilmesi ve uzun yıllar
sağlıklı bir şekilde kullanılabilmesi için kemik dokusunun
yeterli yoğunlukta olması gerekiyor.
April - Nisan 2026
30
What is a bone graft?
A bone graft is a surgical procedure performed to
rebuild missing or weakened tissue in the jawbone.
During this procedure, bone tissue is supported either
with bone taken from the patient’s own body or with
biocompatible synthetic materials.
Over time, the graft material integrates with the body’s
natural bone tissue and forms the strong structural
base required for an implant. This process supports the
healthy development of a biological mechanism called
osseointegration, which allows the implant to fuse with
the bone.
According to experts, bone graft procedures not only
make implant placement possible but also help preserve
the natural shape of the jawbone.
Dr. Arslan emphasizes that strengthening the bone is
critical for the long-term durability of implants:
“An implant can integrate with the jawbone only if
there is sufficient bone tissue. Therefore, bone graft
procedures are one of the fundamental stages that
determine the success of the treatment.”
Most common bone augmentation methods
Bone graft procedures are planned according to each
patient’s needs. Depending on the condition of the
jawbone, the duration of tooth loss, and the location
where the implant will be placed, different techniques
may be preferred.
Dr. Dt. İlker Arslan lists the three most commonly used
bone augmentation methods in implant treatment as
follows:
Socket Preservation
This method is applied immediately after tooth
extraction and aims to prevent bone loss in the empty
socket where the tooth was located. Graft material is
placed into the socket after extraction to help preserve
bone tissue.
The healing period for this method usually ranges
between 3 and 6 months.
Ridge Augmentation
This procedure is used to correct the loss of volume
in the jawbone caused by long-term tooth loss. With
this technique, the contour of the jawbone is reshaped
and an appropriate structure for implant placement is
created.
In this method, the healing of the bone tissue generally
takes between 6 and 9 months.
Sinus Lift
This technique is applied when the bone thickness in
the posterior region of the upper jaw is insufficient.
By placing graft material under the sinus membrane,
adequate bone volume for the implant can be created.
The healing period for this procedure may vary between
Diş kaybı sonrasında çene kemiği, zaman içinde
kullanılmadığı için küçülmeye ve hacim kaybetmeye
başlıyor. Tıpta atrofi olarak adlandırılan bu süreç,
implantın tutunacağı kemiğin incelmesine veya
zayıflamasına yol açabiliyor.
Bu noktada kemik grefti uygulamaları devreye giriyor.
Kemik artırım işlemleri sayesinde çene kemiğinin hacmi
ve yoğunluğu yeniden güçlendirilerek implant için
sağlam bir zemin oluşturuluyor.
Dr. Dt. İlker Arslan’a göre implant tedavisinin uzun vadeli
başarısı, büyük ölçüde bu hazırlık aşamasına bağlı:
“İmplant tedavisinde en kritik unsur sağlam kemik
dokusudur. Eğer kemik yeterli değilse implantın çene
kemiğiyle bütünleşmesi mümkün olmaz. Bu nedenle
birçok hastada tedavi implantla değil, kemik güçlendirme
işlemleriyle başlar.”
Kemik grefti nedir?
Kemik grefti, çene kemiğinde eksilen veya zayıflayan
dokunun yeniden oluşturulması için uygulanan cerrahi bir
işlemdir. Bu işlem sırasında kemik dokusu, hastanın kendi
vücudundan alınan kemik parçalarıyla ya da biyouyumlu
sentetik materyallerle desteklenir.
Yerleştirilen greft materyali zaman içinde vücudun doğal
kemik dokusuyla bütünleşir ve implant için gerekli olan
sağlam altyapıyı oluşturur. Bu süreç, implantın kemikle
kaynaşmasını sağlayan osseointegrasyon adı verilen
biyolojik mekanizmanın sağlıklı şekilde gerçekleşmesine
yardımcı olur.
Uzmanlara göre kemik grefti uygulamaları yalnızca
implantın yerleştirilebilmesini sağlamakla kalmaz; aynı
zamanda çene kemiğinin doğal formunun korunmasına
da katkıda bulunur.
Dr. Arslan’a göre implantın uzun ömürlü olması için
kemiğin güçlendirilmesi kritik önem taşıyor:
“İmplantın çene kemiğiyle bütünleşmesi ancak yeterli
kemik dokusu varsa mümkündür. Bu yüzden kemik
grefti uygulamaları tedavinin başarısını belirleyen temel
aşamalardan biridir.”
En yaygın kemik artırım yöntemleri
Kemik grefti uygulamaları her hastanın ihtiyacına göre
planlanır. Çene kemiğinin durumu, diş eksikliğinin süresi
ve implantın yerleştirileceği bölgeye göre farklı teknikler
tercih edilebilir.
Dr. Dt. İlker Arslan, implant tedavisinde en sık kullanılan
üç kemik artırım yöntemini şöyle sıralıyor:
Soket Koruma (Socket Preservation)
Diş çekiminden hemen sonra uygulanan bu yöntem,
dişin bulunduğu boşlukta kemik kaybını önlemeyi
amaçlar. Çekim sonrası oluşan yuvaya greft materyali
yerleştirilerek kemik dokusunun korunması sağlanır.
Bu yöntemde iyileşme süresi genellikle 3 ila 6 ay arasında
değişir.
April - Nisan 2026
31
A process that requires patience but delivers lasting
results
Although bone augmentation procedures may extend the
duration of implant treatment, they help achieve healthier
results in the long term. Dr. Dt. İlker Arslan explains that
implant treatment should be considered like a marathon:
“Implant treatment is not a quick procedure; it is a process
that requires proper planning. Bone graft procedures may
extend the treatment time slightly, but when a strong
foundation is created, the success and lifespan of implants
increase significantly.”
Strong bone, a healthy smile
Dr. Dt. İlker Arslan summarizes the importance of bone
health in implant treatment with the following words:
“Dental implant treatment is a process that requires
patience. Implant applications performed without
establishing a strong bone foundation may lead to
problems in the long term. The stronger your bone
structure is, the more lasting your smile will be.”
Sırt Büyütme (Ridge Augmentation)
Uzun süreli diş eksikliğine bağlı olarak çene kemiğinde
meydana gelen hacim kaybını düzeltmek için uygulanır.
Bu işlem sayesinde çene kemiğinin konturu yeniden
şekillendirilir ve implant için uygun bir yapı oluşturulur.
Bu yöntemde kemik dokusunun iyileşmesi genellikle 6 ila
9 ay sürer.
Sinüs Kaldırma (Sinus Lift)
Üst çene arka bölgede kemik kalınlığının yetersiz olduğu
durumlarda uygulanır. Sinüs zarının altına yerleştirilen
greft materyali sayesinde implant için yeterli kemik hacmi
oluşturulur. Bu işlemin iyileşme süresi ise 8 ila 12 ay
arasında değişebilir.
Sabır gerektiren ama kalıcı sonuçlar sunan bir süreç
Kemik artırım işlemleri, implant tedavisinin süresini
uzatabilen bir hazırlık aşaması olsa da uzun vadede daha
sağlıklı sonuçlar elde edilmesini sağlar. Dr. Dt. İlker
Arslan, implant tedavisinin bir maraton gibi düşünülmesi
gerektiğini belirterek şu değerlendirmeyi yapıyor: “İmplant
tedavisi hızlı bir işlem değil, doğru planlama gerektiren
bir süreçtir. Kemik grefti uygulamaları tedavi süresini
biraz uzatabilir ancak sağlam bir temel oluşturulduğunda
implantların başarısı ve kullanım süresi önemli ölçüde
artar.”
Sağlam kemik, sağlıklı gülüş
Dr. Dt. İlker Arslan, implant tedavisinde kemik sağlığının
önemini şu sözlerle özetliyor:
“Diş implantı sabırla yürütülmesi gereken bir tedavidir.
Sağlam bir kemik altyapısı oluşturulmadan yapılan implant
uygulamaları uzun vadede sorun çıkarabilir. Kemiğiniz ne
kadar sağlamsa, gülümsemeniz de o kadar kalıcı olur.”
April - Nisan 2026
32
Indoor air from a health perspective
Sağlık perspektifinden iç mekân havası
A large part of modern life is spent indoors. Homes,
offices, schools, and healthcare facilities form the
main source of the air we breathe throughout the
day. However, there is a reality that is discussed
far less than outdoor pollution: indoor air can often
be more polluted than the air outside. Dust mites,
pollen, mold spores, pet dander, volatile organic
compounds, and fine particles accumulate in enclosed
environments and form an invisible but significant
health risk. Indoor air quality is becoming an
increasingly critical issue, especially in relation to
allergic diseases, respiratory sensitivity, and children’s
health.
Allergen load: invisible triggers
One of the reasons for the rapid increase in allergic
diseases worldwide is the transformation of living
environments and the growing amount of time people
Modern yaşamın büyük bölümü kapalı alanlarda
geçiyor. Evler, ofisler, okullar ve sağlık kuruluşları
gün içinde soluduğumuz havanın ana kaynağını
oluşturuyor. Ancak dış ortam kirliliği kadar konuşulmayan
bir gerçek var: İç mekân havası çoğu zaman
dışarıdan daha kirli olabiliyor. Toz akarları, polenler,
küf sporları, evcil hayvan tüyleri, uçucu organik bileşikler
ve ince partiküller, kapalı ortamlarda birikerek
görünmez fakat etkili bir sağlık riski oluşturuyor.
Özellikle alerjik hastalıklar, solunum yolu hassasiyeti
ve çocuk sağlığı söz konusu olduğunda iç mekân
hava kalitesi giderek daha kritik bir başlık haline
geliyor.
Alerjen yükü: görünmeyen tetikleyiciler
Alerjik hastalıkların dünya genelinde hızla artmasının
nedenlerinden biri de yaşam alanlarının değişmesi ve
insanların daha fazla kapalı ortamda bulunması. Polen-
April - Nisan 2026
33
spend indoors. While pollen is a natural part of outdoor
ecological cycles, once it enters indoor spaces it can
remain suspended in the air for long periods. Similarly,
dust mites, mold spores, and microscopic particles may
accumulate, particularly in environments where ventilation
is insufficient.
These particles not only trigger conditions such as
allergic rhinitis and asthma but are also associated with
symptoms including burning eyes, throat irritation, headaches,
and chronic fatigue. Children, elderly individuals,
and people with respiratory diseases tend to be affected
much more quickly. Experts emphasize that indoor air
quality should be considered not only a comfort issue
but also a matter of public health.
Why air purification technologies matter for health
Although proper ventilation is the first step in improving
indoor air quality, it is not always sufficient in urban
environments. Heavy traffic, industrial emissions, and
seasonal pollen density may also carry pollutants into
indoor spaces through outdoor air. At this point, air purification
technologies come into play, aiming to reduce
the particle load by filtering indoor air.
Advanced filtration systems are designed to capture
particles at the micron level. High-efficiency particulate
filters, in particular, can retain a significant portion of
pollen, dust mites, and fine particles. In some systems,
activated carbon layers are used to reduce odors and volatile
organic compounds. In this way, the goal is not only
to control particulate matter but also to limit chemical
pollutants.
From particle management to smart air monitoring
Next-generation air purification systems go beyond
simple filtration. With sensors capable of detecting
particle concentrations in indoor air, air quality can be
monitored in real time. When particle levels increase,
these sensors automatically enhance the operating
performance of the device, enabling a more effective
purification process.
Real-time air quality data offers an important advantage,
particularly in environments where allergic individuals
live. During pollen seasons, urban pollution peaks, or
certain indoor activities, particle concentrations can rise
rapidly. Smart monitoring systems help detect these
changes at an early stage, allowing indoor air to be managed
in a more controlled manner.
ler açık havada doğal döngünün parçası olsa da kapalı
alanlara taşındığında uzun süre havada asılı kalabiliyor.
Aynı şekilde toz akarları, küf sporları ve mikroskobik
partiküller de özellikle havalandırmanın yetersiz olduğu
ortamlarda yoğunlaşabiliyor.
Bu partiküller yalnızca alerjik rinit ve astım gibi hastalıkları
tetiklemekle kalmıyor; aynı zamanda gözlerde yanma,
boğazda tahriş, baş ağrısı ve kronik yorgunluk gibi belirtilerle
de ilişkilendiriliyor. Çocuklar, yaşlılar ve solunum
hastalığı olan bireyler ise bu etkilerden çok daha hızlı
etkilenebiliyor. Uzmanlar, iç mekân hava kalitesinin yalnızca
konfor değil aynı zamanda bir halk sağlığı meselesi
olduğuna dikkat çekiyor.
Hava temizleme teknolojileri sağlık için neden önemli?
Kapalı alanlarda hava kalitesini iyileştirmenin ilk adımı
doğru havalandırma olsa da şehir yaşamında bu her
zaman yeterli olmayabiliyor. Yoğun trafik, sanayi kaynaklı
kirlilik ve mevsimsel polen yoğunluğu, dışarıdan gelen
havanın da kirletici taşımasına yol açabiliyor. Bu noktada
devreye giren hava temizleme teknolojileri, iç ortam havasını
filtreleyerek partikül yükünü azaltmayı hedefliyor.
Gelişmiş filtreleme sistemleri, mikron seviyesindeki
partikülleri yakalayabilecek şekilde tasarlanıyor. Özellikle
yüksek verimli partikül filtreleri, polenler, toz akarları ve
ince partiküllerin önemli bir bölümünü tutabiliyor. Bazı
sistemlerde ise aktif karbon tabakaları kullanılarak koku
ve uçucu organik bileşiklerin azaltılması amaçlanıyor.
Böylece yalnızca partikül değil, kimyasal kirleticilerin de
kontrol altına alınması hedefleniyor.
Partikül yönetiminden akıllı hava takibine
Yeni nesil hava temizleme sistemleri yalnızca filtreleme
ile sınırlı kalmıyor. Ortam havasındaki partikül yoğunluğunu
algılayabilen sensörler sayesinde hava kalitesi anlık
olarak izlenebiliyor.
Invisible risks in indoor environments
In recent years, research has increasingly highlighted
the relationship between indoor air quality and respiratory
health. Clean air plays an important role not only in
allergic diseases but also in the management of chronic
respiratory conditions. In individuals with asthma, reducing
particle concentrations can contribute to alleviating
symptoms.
April - Nisan 2026
34
According to experts, effective indoor air management requires a combination
of regular cleaning, adequate ventilation, humidity control, and efficient
filtration systems. A single approach alone may not be sufficient to eliminate
the complex mixture of pollutants present in enclosed environments.
Future living spaces: cleaner air
Urbanization, climate change, and the growing prevalence of allergic diseases
suggest that indoor air quality will become an even more significant
health topic in the coming years. For this reason, air purification technologies
are increasingly considered not merely comfort products but an integral part
of the health infrastructure of living spaces.
The air we breathe indoors is often an unnoticed determinant of health. Invisible
particles and allergens can quietly influence quality of life. Therefore,
technological solutions aimed at improving indoor air quality are emerging as
key tools shaping healthier living environments for the future.
Bu sensörler, partikül miktarı arttığında cihazın çalışma
performansını otomatik olarak artırarak daha etkin bir
temizleme süreci sağlıyor.
Gerçek zamanlı hava kalitesi verileri, özellikle alerjik
bireylerin yaşadığı ortamlarda önemli bir avantaj sunuyor.
Çünkü polen sezonu, şehir içi kirlilik dalgaları veya kapalı
alan aktiviteleri sırasında partikül yoğunluğu hızla artabiliyor.
Akıllı izleme sistemleri, bu değişimleri erken aşamada
tespit ederek iç mekân havasının daha kontrollü yönetilmesine
yardımcı oluyor.
İç mekânlarda görünmeyen riskler
Son yıllarda yapılan araştırmalar, iç mekân hava kalitesi ile
solunum sağlığı arasındaki ilişkiye daha fazla dikkat çekiyor.
Alerjik hastalıkların yanı sıra kronik solunum yolu rahatsızlıklarının
kontrolünde de temiz hava önemli bir rol oynuyor.
Özellikle astım hastalarında partikül yoğunluğunun azaltılması,
semptomların hafifletilmesine katkı sağlayabiliyor.
Uzmanlara göre iç mekân hava yönetimi; düzenli temizlik,
yeterli havalandırma, nem kontrolü ve etkili filtreleme
sistemlerinin birlikte uygulanmasını gerektiriyor. Çünkü tek
başına herhangi bir yöntem, kapalı alanlardaki karmaşık kirletici
yapısını tamamen ortadan kaldırmaya yetmeyebiliyor.
Geleceğin yaşam alanları: daha temiz hava
Kentleşme, iklim değişikliği ve artan alerjik hastalıklar, iç
mekân hava kalitesini önümüzdeki yıllarda daha da önemli
bir sağlık başlığı haline getirecek gibi görünüyor. Bu nedenle
hava temizleme teknolojileri yalnızca bir konfor ürünü
değil, yaşam alanlarının sağlık altyapısının bir parçası olarak
değerlendiriliyor. Kapalı ortamlarda soluduğumuz hava,
çoğu zaman fark etmediğimiz bir sağlık belirleyicisi. Görünmeyen
partiküller ve alerjenler, yaşam kalitesini sessizce
etkileyebiliyor. Bu nedenle iç mekân hava kalitesine yönelik
teknolojik çözümler, geleceğin daha sağlıklı yaşam alanlarını
şekillendiren kritik araçlar arasında yer alıyor.
April - Nisan 2026
36
Koç University Hospital tops the list
Koç Üniversitesi Hastanesi zirvede!
Koç Üniversitesi Hastanesi, Newsweek ve küresel
veri platformu Statista iş birliğiyle hazırlanan 2026
World’s Best Hospitals araştırmasında Türkiye’nin
en iyi hastanesi seçildi. 91.80 puan alan hastane,
dünya genelinde ilk 250 sağlık kuruluşu arasında yer
alarak uluslararası sağlık sahnesindeki güçlü konumunu
bir kez daha tescilledi.
Koç University Hospital has been named the best
hospital in Türkiye in the 2026 World’s Best Hospitals
ranking prepared by Newsweek in collaboration
with global data platform Statista. With a score of
91.80, the hospital ranked among the world’s top
250 healthcare institutions, once again confirming
its strong position on the international healthcare
stage.
Sağlık alanında uluslararası karşılaştırmalar, yalnızca tıbbi
başarıyı değil aynı zamanda hasta güvenliği, teknoloji
kullanımı ve klinik kalite standartlarını da ortaya koyuyor.
Bu yıl Newsweek ve Statista tarafından hazırlanan 2026
World’s Best Hospitals listesinde Koç Üniversitesi Hastanesi,
Türkiye’de 1. sırada yer aldı ve dünya genelinde ilk
250 hastane arasına girerek önemli bir başarıya imza attı.
32 ülkeden 2.500’den fazla sağlık kuruluşunun değerlendirildiği
araştırmada hastaneler; klinik performans, hasta
deneyimi, hijyen standartları, sağlık profesyonellerinin
önerileri ve hasta başına düşen hekim–hemşire oranı gibi
çok sayıda kriter üzerinden analiz edildi. Ayrıca değerlendirmede
Hasta Bildirimli Sonuç Ölçütleri (PROMs)
araştırmaları da önemli bir rol oynadı.
Bu kapsamlı analiz sonucunda Koç Üniversitesi Hastanesi,
91.80 puan alarak Türkiye’de listenin zirvesine yerleşti ve
küresel sıralamada 213. sıraya yükseldi.
International comparisons in healthcare reveal not only
medical success but also patient safety, technology
utilization, and clinical quality standards. In this year’s
2026 World’s Best Hospitals list compiled by Newsweek
and Statista, Koç University Hospital ranked first in
Türkiye and secured a place among the top 250 hospitals
worldwide, marking a significant achievement.
In the study, which evaluated more than 2,500 healthcare
institutions from 32 countries, hospitals were
analyzed based on numerous criteria including clinical
performance, patient experience, hygiene standards,
recommendations from healthcare professionals, and
the physician–nurse-to-patient ratio. Patient-Reported
Outcome Measures (PROMs) also played a key role in the
evaluation process.
As a result of this comprehensive analysis, Koç University
Hospital achieved a score of 91.80, placing it at the top
of the list in Türkiye and ranking 213th globally.
April - Nisan 2026
37
“Excellence is the combination of trust and
innovation”
Commenting on the achievement, Dr. Erhan Bulutcu,
CEO of Koç Healthcare, emphasized that the result
reflects long-term investments and a scientific approach
in healthcare.
Bulutcu stated that the hospital continues to pursue a
strategy centered on clinical excellence, patient safety,
and innovation, adding that its research infrastructure,
advanced medical technologies, and highly qualified
human resources played a decisive role in this success.
A regional reference center for healthcare
Koç University Hospital stands out as one of the region’s
leading reference centers with its structure that combines
academic medicine with advanced technology, particularly
in fields such as oncology, organ transplantation,
cardiovascular medicine, and robotic surgery.
The hospital also incorporates Patient-Reported
Outcome Measures
(PROMs) into its clinical processes, enabling
patients’ post-treatment experiences
to directly contribute to the improvement
of healthcare services.
With artificial intelligence-supported diagnostic
systems, robotic surgery platforms,
and personalized treatment approaches,
the institution is positioned as one
of the pioneers of innovative healthcare
practices both in Türkiye and within the
international healthcare ecosystem.
“Mükemmellik, güven ve inovasyonun birleşimidir”
Başarıya ilişkin değerlendirmede bulunan Koç Healthcare
CEO’su Dr. Erhan Bulutcu, elde edilen sonucun sağlık
alanındaki uzun vadeli yatırım ve bilimsel yaklaşımın bir
göstergesi olduğunu vurguladı.
Bulutcu, hastanenin klinik mükemmeliyet, hasta güvenliği
ve inovasyon odaklı yaklaşımını sürdürdüğünü belirterek;
araştırma altyapısı, ileri tıbbi teknolojiler ve nitelikli
insan kaynağının bu başarıda belirleyici rol oynadığını
ifade etti.
Bölgesel sağlık referans merkezi
Koç Üniversitesi Hastanesi, akademik tıp yaklaşımını ileri
teknoloji ile birleştiren yapısıyla özellikle onkoloji, organ
nakli, kardiyovasküler tıp ve robotik cerrahi alanlarında
bölgesel ölçekte referans merkezlerinden biri olarak öne
çıkıyor. Hastane ayrıca klinik süreçlerinde Hasta Bildirimli
Sonuç Ölçütleri (PROMs) uygulamalarını kullanarak
hastaların tedavi sonrası deneyimlerini
doğrudan sağlık
hizmetinin geliştirilmesine
dahil ediyor.
Yapay zekâ destekli tanı sistemleri,
robotik cerrahi platformları
ve kişiselleştirilmiş
tedavi yaklaşımları sayesinde
kurum, hem Türkiye’de
hem de uluslararası sağlık
ekosisteminde yenilikçi
uygulamaların öncülerinden
biri olarak konumlanıyor.
April - Nisan 2026
38
Screening can stop the hidden threat in colon cancer
Kolon kanserinde gizli tehlikeyi tarama durdurabiliyor
Colon cancer, which often progresses silently for
years without causing symptoms, is largely preventable
and treatable when detected early. According
to experts, regular screening programs can identify
and remove precancerous polyps before they turn
into cancer, preventing the disease from developing.
Colon cancer continues to be one of the most significant
global health concerns in terms of both incidence and
mortality. Each year, approximately 1.9 million people
worldwide are diagnosed with colon cancer, while in Türkiye
this number exceeds 20,000. Although long considered
a disease of older age, colon cancer has increasingly
been observed in people in their 40s and even younger
individuals in recent years. Experts point out that
obesity, sedentary lifestyles, and diets rich in processed
foods play an important role in this rise.
Colon cancer ranks among the leading causes of cancer-related
deaths. One of the main reasons is that the
disease often progresses without symptoms until advanced
stages. For this reason, screening programs play a
critical role in controlling the disease.
Genellikle yıllarca hiçbir belirti vermeden ilerleyen
kolon kanseri, erken tanı konulduğunda büyük ölçüde
önlenebilen ve tedavi edilebilen bir hastalık. Uzmanlara
göre düzenli tarama programları sayesinde
kanser öncülü polipler henüz kansere dönüşmeden
tespit edilip çıkarılabiliyor; bu da hastalığın gelişmesini
engelleyebiliyor.
Kolon kanseri, görülme sıklığı ve ölüm oranlarıyla dünyada
en önemli sağlık sorunlarından biri olmaya devam ediyor.
Her yıl dünya genelinde yaklaşık 1,9 milyon kişi kolon
kanseri tanısı alırken, Türkiye’de bu sayı 20 binin üzerine
çıkıyor. Uzun yıllar ileri yaş hastalığı olarak kabul edilen
kolon kanserinin son yıllarda 40’lı yaşlarda ve hatta daha
genç bireylerde daha sık görülmeye başlaması ise dikkat
çekiyor. Uzmanlara göre bu artışta obezite, hareketsiz yaşam
tarzı ve işlenmiş gıdaların ağırlıkta olduğu beslenme
alışkanlıkları önemli rol oynuyor.
Kolon kanseri hem görülme sıklığı hem de kansere bağlı
ölüm oranları açısından üst sıralarda yer alıyor. Bunun
en önemli nedeni ise hastalığın çoğu zaman ileri evreye
kadar belirti vermeden ilerlemesi. Bu nedenle tarama
April - Nisan 2026
39
Prof. Özlem Sönmez, Medical Oncology Specialist at
Acıbadem Maslak Hospital, emphasizes that a significant
proportion of colon cancer cases can be prevented
through regular screening programs and healthy lifestyle
habits. Prof. Sönmez states:
“When colon cancer is diagnosed at an advanced stage, it
can become a life-threatening disease. However, one of
the most important features of this cancer type is that it
can be detected early and in some cases even completely
prevented. Removing polyps detected during colonoscopy
before they become cancerous is an effective method
that can stop the development of the disease.”
Screening programs save lives
Within the scope of the national screening program
carried out by the Turkish Ministry of Health, individuals
aged 50–70 are offered a fecal occult blood test every
two years. In addition, colonoscopy is recommended
every ten years.
Prof. Özlem Sönmez emphasizes that screening is extremely
important even in the absence of symptoms and
provides the following information:
“Symptoms such as blood in the stool, newly developed
changes in bowel habits, or iron deficiency anemia
should always be taken seriously. If these findings are
evaluated early, they can be life-saving.”
The most common cause of colon cancer: polyps
Colon cancer refers to malignant tumors that develop
from the cells lining the inner surface of the large intes-
Prof. Dr. Özlem Sönmez
programları, hastalığın kontrol altına alınmasında kritik
bir rol üstleniyor.
Acıbadem Maslak Hastanesi Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof.
Dr. Özlem Sönmez, kolon kanserinin önemli bir bölümünün
düzenli tarama programları ve sağlıklı yaşam alışkanlıklarıyla
önlenebildiğine dikkat çekiyor. Prof. Dr. Sönmez,
“Kolon kanseri ileri evrede tanı aldığında yaşamı tehdit
eden bir hastalığa dönüşebiliyor. Ancak bu kanser türünün
en önemli özelliği erken yakalanabilmesi ve hatta
bazı durumlarda tamamen önlenebilmesidir. Kolonoskopi
April - Nisan 2026
40
tine and is evaluated together with rectal cancer under
the broader category of colorectal cancer.
Advancing age, family history, male gender, certain
hereditary syndromes such as Lynch syndrome and familial
adenomatous polyposis, and inflammatory bowel
diseases are among the non-modifiable risk factors for
colon cancer.
On the other hand, obesity, sedentary lifestyle, diets rich
in red and processed meat, low fiber intake, smoking,
and alcohol consumption are among the preventable
risk factors.
The factor most frequently involved in the development
of colon cancer is polyps. These benign growths that
form on the intestinal wall may undergo genetic changes
over the years and turn into cancer. Therefore, detecting
and removing polyps during screening colonoscopy is
considered the most effective preventive method against
cancer development.
Family history increases risk
Research shows that individuals with a first-degree
relative diagnosed with colorectal cancer have approximately
two to four times higher risk compared with the
general population. The risk increases even further when
cancer is diagnosed at a young age in family members or
when multiple cases are present within the family.
Prof. Özlem Sönmez warns that individuals in the risk
group should start screening earlier:
“In these individuals, colonoscopy screening is recommended
to begin at the age of 40 or ten years earlier
than the age at which the earliest diagnosis occurred in
the family. Follow-up is generally performed every five
years according to findings. In the presence of suspicious
symptoms, evaluation should be carried out without
waiting for age criteria.”
Do not delay if you notice these symptoms
Colon cancer and precancerous polyps can progress
silently for a long time. However, some symptoms may
serve as early warning signs.
According to Prof. Özlem Sönmez, the most common
symptoms include:
* Changes in bowel habits (new onset constipation or
diarrhea)
* Blood in the stool or rectal bleeding
* Unexplained iron deficiency anemia
* Abdominal pain and bloating
* Unexplained weight loss
* Fatigue
Prof. Sönmez stresses that individuals over the age of 40
or those with a family history should not interpret these
symptoms as simple digestive problems and should
consult a specialist without delay.
Complete recovery is possible in early stages
Early diagnosis is one of the most important factors
sırasında tespit edilen poliplerin kansere dönüşmeden
çıkarılması, hastalığın gelişimini durdurabilen etkili bir
yöntemdir” diyor.
Tarama programı hayat kurtarıyor
Türkiye’de Sağlık Bakanlığı tarafından yürütülen ulusal
tarama programı kapsamında 50–70 yaş aralığındaki
bireylere iki yılda bir gaitada gizli kan testi uygulanıyor.
Bunun yanı sıra her 10 yılda bir kolonoskopi öneriliyor.
Prof. Dr. Özlem Sönmez, herhangi bir şikâyet olmasa bile
tarama yaptırmanın büyük önem taşıdığını vurgulayarak
şu bilgileri veriyor:
“Dışkıda kan görülmesi, dışkılama alışkanlığında yeni
başlayan değişiklikler veya demir eksikliği anemisi gibi
belirtiler mutlaka dikkate alınmalıdır. Bu bulgular erken
dönemde değerlendirilirse hayat kurtarıcı olabilir.”
Kolon kanserinin en yaygın nedeni: Polipler
Kalın bağırsağın iç yüzeyini kaplayan hücrelerden gelişen
kötü huylu tümörler kolon kanseri olarak tanımlanıyor
ve rektum kanseriyle birlikte “kolorektal kanser” başlığı
altında değerlendiriliyor.
İlerleyen yaş, aile öyküsü, erkek cinsiyet, bazı kalıtsal
sendromlar (Lynch sendromu ve ailesel adenomatöz
polipozis gibi) ile inflamatuvar bağırsak hastalıkları kolon
kanseri için değiştirilemeyen risk faktörleri arasında yer
alıyor.
Buna karşın obezite, hareketsiz yaşam, kırmızı ve işlenmiş
et ağırlıklı beslenme, liften fakir diyet, sigara ve alkol
kullanımı ise önlenebilir riskler arasında bulunuyor.
Kolon kanserinin gelişiminde en sık rol oynayan faktör ise
polipler. Bağırsak duvarında oluşan iyi huylu bu oluşumların
bir bölümü yıllar içinde genetik değişimlere uğrayarak
kansere dönüşebiliyor. Bu nedenle tarama kolonoskopisi
sırasında poliplerin tespit edilip çıkarılması, kanser gelişimini
engelleyebilen en etkili koruyucu yöntem olarak
kabul ediliyor.
Aile öyküsü riski artırıyor
Araştırmalar, birinci derece akrabasında kolorektal
kanser bulunan kişilerde riskin genel nüfusa göre yaklaşık
2 ila 4 kat arttığını gösteriyor. Özellikle aile bireylerinde
genç yaşta tanı konulmuş olması veya birden fazla vakaya
rastlanması risk seviyesini daha da yükseltiyor.
Prof. Dr. Özlem Sönmez, risk grubunda yer alan kişilerin
taramalara daha erken başlaması gerektiğini belirterek
şu uyarıda bulunuyor:
“Bu kişilerde kolonoskopi taramasına 40 yaşında ya da ailede
en erken tanı konulan yaştan 10 yıl önce başlanması
önerilir. Bulgulara göre genellikle 5 yılda bir takip yapılır.
Şüpheli semptomların varlığında ise yaş beklenmeden
değerlendirme yapılmalıdır.”
Bu belirtiler varsa gecikmeyin
Kolon kanseri ve kanser öncülü polipler uzun süre sessiz
ilerleyebiliyor. Ancak bazı belirtiler erken uyarı niteliği
taşıyabiliyor.
April - Nisan 2026
41
determining treatment success in colon cancer. Timely
surgical intervention can completely change the course
of the disease.
While surgery often forms the basis of treatment,
chemotherapy may also be applied in some patients
depending on pathological findings and the stage of the
disease. In addition, immunotherapy and targeted smart
drugs developed in recent years have expanded treatment
options, especially for patients with certain genetic
characteristics.
Prof. Özlem Sönmez concludes:
“Complete recovery is possible when colon cancer is
detected at an early stage. Therefore, regular screening
programs, healthy nutrition, physical activity, and maintaining
an ideal body weight are among the strongest
protective steps against colon cancer.”
Prof. Dr. Özlem Sönmez’e göre en sık görülen belirtiler
şöyle sıralanıyor:
-Dışkılama alışkanlığında değişiklik (yeni başlayan kabızlık
veya ishal)
-Dışkıda kan görülmesi veya makattan kanama
-Nedeni açıklanamayan demir eksikliği anemisi
-Karın ağrısı ve şişkinlik
-Açıklanamayan kilo kaybı
-Halsizlik
Özellikle 40 yaş üzerindeki bireylerin veya aile öyküsü
bulunan kişilerin bu belirtileri basit bir sindirim sorunu
olarak değerlendirmemesi gerektiğini vurgulayan Prof.
Dr. Sönmez, gecikmeden bir uzmana başvurulmasının
hayati önem taşıdığını ifade ediyor.
Erken evrede tam iyileşme mümkün
Kolon kanserinde erken tanı, tedavinin başarısını belirleyen
en önemli faktörlerden biri. Zamanında yapılan cerrahi
müdahale hastalığın seyrini tamamen değiştirebiliyor.
Tedavinin temelini çoğu zaman cerrahi oluştururken,
patolojik bulgulara ve hastalığın evresine göre bazı hastalarda
kemoterapi de uygulanabiliyor. Ayrıca son yıllarda
geliştirilen immünoterapi ve hedefe yönelik akıllı ilaçlar,
özellikle belirli genetik özelliklere sahip hastalarda tedavi
seçeneklerini genişletiyor.
Prof. Dr. Özlem Sönmez, “Erken evrede yakalanan kolon
kanserinde tam şifa mümkündür. Bu nedenle düzenli
tarama programları, sağlıklı beslenme, fiziksel aktivite ve
ideal kilonun korunması kolon kanserine karşı en güçlü
koruyucu adımlar arasında yer alır” diyerek sözlerini
tamamlıyor.
April - Nisan 2026
42
A meeting of collective intelligence in healthcare:
PharmUp takes its first step from Istanbul
Sağlıkta ortak akıl buluştu: PharmUp ilk adımını İstanbul’dan attı
Sanofi’nin inovasyon platformu PharmUp, Fark Labs
iş birliğiyle gerçekleşen ilk buluşmasında kamu, özel
sektör, akademi ve yatırım dünyasını aynı zeminde
buluşturdu.
Sağlık teknolojilerinde dönüşüm artık yalnızca Ar-Ge
yatırımlarıyla değil; güçlü iş birlikleriyle şekilleniyor. Bu
anlayışla yola çıkan Sanofi, sağlık alanında inovasyonu
desteklemek amacıyla hayata geçirdiği PharmUp platformunun
ilk buluşmasını İstanbul’da gerçekleştirdi.
Fark Labs iş birliğiyle düzenlenen etkinlik, sağlıkta sürdürülebilir
inovasyonun ancak çok paydaşlı bir ekosistemle
mümkün olabileceği mesajını güçlü biçimde ortaya
koydu.
Sanofi Eurasia Region Head Cem Öztürk
Sanofi’s innovation platform PharmUp brought
together representatives from the public sector, private
industry, academia, and the investment community
at its first gathering organized in collaboration
with Fark Labs.
Transformation in health technologies is now shaped not
only by R&D investments but also by strong collaborations.
With this vision, Sanofi held the first meeting of its
PharmUp platform in Istanbul, an initiative designed to
support innovation in healthcare.
The event, organized in partnership with Fark Labs, clearly
demonstrated that sustainable innovation in healthcare
can only be achieved through a multi-stakeholder
ecosystem.
PharmUp: More than an acceleration program
Since 2019, PharmUp has been supporting initiatives
that aim to create value in the healthcare sector.
Beyond offering mentorship, training, and acceleration
programs, it positions itself as a strategic platform that
brings together the public sector, academia, investors,
and private companies within the same framework.
The goal is not only to discover promising ideas but
also to test them in real-world settings, scale them, and
transform them into projects that deliver measurable
impact.
PharmUp: Bir hızlandırma programından daha fazlası
2019 yılından bu yana sağlık alanında katma değer
oluşturacak girişimleri destekleyen PharmUp; mentorluk,
eğitim ve hızlandırma süreçleri sunmanın ötesinde,
kamu, akademi, yatırımcı ve özel sektörü aynı çerçevede
buluşturan stratejik bir platform olarak konumlanıyor.
Amaç yalnızca iyi fikirleri keşfetmek değil; bu fikirleri
sahada test etmek, ölçeklendirmek ve ölçülebilir etki
oluşturacak projelere dönüştürmek.
Stratejik iş birlikleriyle sağlıkta dönüşüm
Buluşma; A. Burak Dağlıoğlu, Cem Öztürk ve Ahu
Serter’in katılımıyla gerçekleşti. Kamu, özel sektör ve girişimcilik
ekosisteminden çok sayıda temsilcinin bir araya
geldiği etkinlikte sağlık teknolojilerinin geleceği masaya
yatırıldı.
Programın açılış konuşmasını yapan Sanofi Avrasya Bölge
Başkanı Cem Öztürk, PharmUp’ın vizyonunu şu sözlerle
ifade etti:
“Sağlıkta dönüşüm artık tek bir kurumun ya da sektörün
başarabileceği bir süreç değil. Artan kronik hastalık yükü,
yaşlanan nüfus ve sistemler üzerindeki sürdürülebilirlik
baskısı; daha entegre ve iş birlikçi modellere ihtiyaç
duyduğumuzu gösteriyor. PharmUp ile sağlık ekosisteminin
tüm paydaşlarını aynı masada buluşturmayı, fikirleri
birlikte tasarlayıp birlikte ölçeklendirmeyi hedefliyoruz.”
Öztürk, platformun amacının yalnızca girişimleri desteklemek
değil; Türkiye’de sağlık inovasyonunun sürdürülebilir
bir yapıya kavuşmasına katkı sunmak olduğunu da
vurguladı.
April - Nisan 2026
43
Transforming healthcare through strategic collaborations
The meeting was attended by A. Burak Dağlıoğlu, Cem
Öztürk, and Ahu Serter. The event gathered numerous
representatives from the public sector, private industry,
and the entrepreneurial ecosystem to discuss the future
of health technologies.
In the opening speech of the program, Cem Öztürk,
Sanofi Eurasia Region Head, expressed the vision behind
PharmUp:
“Transformation in healthcare is no longer a process
that a single institution or sector can achieve alone. The
increasing burden of chronic diseases, aging populations,
and sustainability pressures on health systems show that
we need more integrated and collaborative models. With
PharmUp, we aim to bring together all stakeholders of
the healthcare ecosystem at the same table and design
and scale ideas collectively.”
Öztürk also emphasized that the platform aims not only
to support startups but also to contribute to building
a sustainable structure for healthcare innovation in
Türkiye.
The public sector perspective
A. Burak Dağlıoğlu, President of the Presidency of the
Republic of Türkiye Investment and Finance Office, stated
that the healthcare sector is undergoing a profound
transformation on a global scale and highlighted the
importance of data-driven approaches and innovative
business models.
He noted that the projects emerging from PharmUp
have the potential to create global competitiveness
and emphasized the critical importance of coordination
Kamu perspektifi
Cumhurbaşkanlığı Yatırım ve Finans Ofisi Başkanı A. Burak
Dağlıoğlu ise sağlık sektörünün küresel ölçekte köklü
bir dönüşüm sürecinden geçtiğini belirterek, veri odaklı
yaklaşımlar ve yenilikçi iş modellerinin önemine dikkat
çekti.
Dağlıoğlu, PharmUp’ın ortaya çıkaracağı projelerin küresel
rekabet gücü oluşturma potansiyeline sahip olduğuna
işaret ederek, kamu, özel sektör ve girişimcilerin eşgüdüm
içinde hareket etmesinin kritik olduğunu ifade etti.
Fark Labs Kurucusu Ahu Serter, “İnovasyona Yatırım
Portföyü Perspektifi” başlıklı değerlendirmesinde çarpıcı
bir çerçeve çizdi:
“Makineyi optimize ettiğimiz bir çağdan, insanı optimize
ettiğimiz bir çağa geçiyoruz. Sağlık teknolojileri bu dönüşümün
merkezinde. İlerlemenin tek başına değil, birlikte
yürüyerek mümkün olduğunu görüyoruz.”
Serter, sektörler arası öğrenme transferinin güçlü bir
kaldıraç etkisi sağladığını belirterek Türkiye’nin en büyük
gücünün risk paylaşan ve küresel başarısını yeniden
ekosistemine yatırım olarak geri döndüren girişimciler
yetiştirmek olduğunu ifade etti.
Kurumlar ve girişimler
Etkinlikte “İyi Uygulama Örnekleri – Kurum & Girişim İş
Birlikleri” oturumunda; sağlık sektöründeki farklı paydaşlar
deneyimlerini paylaştı. Bu oturum, kurumsal yapılar
ile girişimlerin birlikte değer üretme potansiyelini somut
örnekler üzerinden ele aldı.
“Sağlık Ekosisteminde İnovasyon” başlıklı panelde ise
kamu ve akademi temsilcileri; regülasyon, teknoloji
transferi ve sürdürülebilirlik başlıklarını çok boyutlu bir
perspektifle değerlendirdi.
April - Nisan 2026
44
among the public sector, private companies, and entrepreneurs.
Ahu Serter, Founder of Fark Labs, presented a striking
perspective in her talk titled “The Investment Portfolio
Perspective in Innovation”:
“We are moving from an era in which we optimized machines
to one in which we optimize humans. Health technologies
stand at the center of this transformation. We see
that progress is possible not individually but by moving
forward together.”
Serter also highlighted that cross-sector learning creates a
powerful leverage effect and noted that Türkiye’s greatest
strength lies in raising entrepreneurs who share risk and
reinvest their global success back into their ecosystem.
Institutions and startups
During the session titled “Best Practice Examples – Corporate
& Startup Collaborations,” representatives from different
stakeholders in the healthcare sector shared their
experiences. The session explored the potential for value
creation through cooperation between corporate structures
and startups using concrete examples.
In the panel titled “Innovation in the Healthcare Ecosystem,”
representatives from public institutions and
academia evaluated topics such as regulation, technology
transfer, and sustainability from a multi-dimensional perspective.
Startups take the stage
In the final part of the program, startups supported under
the PharmUp platform presented their solutions to investors
and industry professionals. The networking session
that followed laid the groundwork for potential collaborations
beyond simple idea exchanges.
A vision extending from Türkiye to the global stage
PharmUp aims to strengthen the global competitiveness
of healthcare startups originating from Türkiye. The platform
seeks to build a sustainable innovation network in health
technologies not only through acceleration programs
but also through the strategic connections it establishes.
This first gathering, realized through the collaboration
between Sanofi and Fark Labs, once again demonstrated
that transformation in healthcare is no longer driven by
a single actor but by a multi-stakeholder, collective, and
impact-oriented process.
The new era in health technologies signals an ecosystem
where ideas are not merely discussed but designed and
scaled together.
Girişimler sahne aldı
Programın son bölümünde PharmUp kapsamında desteklenen
girişimler, çözümlerini yatırımcılar ve sektör profesyonellerine
sundu. Sunumların ardından gerçekleşen
networking oturumu, fikir alışverişinin ötesinde potansiyel
iş birliklerinin temellerini attı.
Türkiye’den küresele uzanan bir vizyon
PharmUp, Türkiye merkezli sağlık girişimlerinin küresel
ölçekte rekabet gücü kazanmasını hedefliyor. Platform;
yalnızca hızlandırma süreçleriyle değil, kurduğu stratejik
bağlarla da sağlık teknolojilerinde sürdürülebilir bir inovasyon
ağı oluşturmayı amaçlıyor.
Sanofi ve Fark Labs iş birliğiyle hayata geçen bu ilk buluşma,
sağlıkta dönüşümün artık tek aktörlü değil; çok
paydaşlı, kolektif ve etki odaklı bir süreç olduğunu bir kez
daha gösterdi.
Sağlık teknolojilerinde yeni dönem; fikirlerin konuşulduğu
değil, birlikte tasarlanıp birlikte büyütüldüğü bir ekosistemi
işaret ediyor.
April - Nisan 2026
46
Orthopedic alarm in cerebral palsy
Serebral Palside ortopedik alarm
Uzmanlar uyarıyor: SP’li çocuklarda kalça ve omurga
sorunları sessiz ilerleyebiliyor; erken fark edilen her
belirti gelecekteki ağır cerrahilerin önüne geçebilir.
Dr. Rafik Ramazanov
Experts warn that hip and spine problems in children
with cerebral palsy can progress silently; recognizing
early signs can help prevent major surgeries
in the future.
Cerebral Palsy (CP), a neurological condition seen in
childhood, affects not only muscle tone and movement
control but can also lead to serious orthopedic complications
over time. Postural problems, differences in
walking patterns, and joint limitations are often considered
part of the natural course of the disease. However,
according to specialists, these symptoms may turn
into permanent deformities if early intervention is not
provided.
Rafik Ramazanov, Orthopedics and Traumatology
Specialist at Memorial Ankara Hospital, shared insights
on the most common orthopedic problems in children
with cerebral palsy and the critical warning signs families
should watch for.
Orthopedic risk increases with disease severity
As the clinical severity of cerebral palsy increases, the
frequency of orthopedic complications also rises. The
most common problems include:
* Spasticity (increased muscle tone)
* Gait and balance disorders
* Joint contractures
* Hip dislocation
Çocukluk çağında görülen nörolojik hastalıklardan Serebral
Palsi (SP), yalnızca kas tonusu ve hareket kontrolünü
değil; zamanla gelişebilen ciddi ortopedik sorunları
da beraberinde getiriyor. Duruş bozuklukları, yürüme
farklılıkları ve eklem kısıtlılıkları çoğu zaman hastalığın
doğal seyri gibi düşünülse de uzmanlara göre bu belirtiler
erken müdahale edilmediğinde kalıcı deformitelere
dönüşebiliyor.
Memorial Ankara Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Bölümü’nden
Rafik Ramazanov, serebral palsili çocuklarda
en sık karşılaşılan ortopedik sorunlara ve ailelerin dikkat
etmesi gereken kritik sinyallere ilişkin değerlendirmelerde
bulundu.
SP’de ortopedik risk, hastalığın şiddetiyle artıyor
Serebral palsinin klinik şiddeti arttıkça ortopedik komplikasyonların
görülme sıklığı da artıyor. En sık karşılaşılan
sorunlar arasında:
-Spastisite (kas tonusunda artış)
-Yürüyüş ve denge bozuklukları
-Eklemlerde kontraktürler
-Kalça çıkığı
-Omurga ve ayak deformiteleri yer alıyor.
Kalça çıkığı oranı hastalığın hafif formlarında yüzde 15-20
seviyelerinde görülürken, ağır vakalarda bu oran yüzde
75’lere kadar çıkabiliyor. Benzer şekilde omurga deformiteleri
de özellikle ağır olgularda yüzde 85’in üzerine
ulaşabiliyor.
Bu risk artışı, çocuğun kaba motor fonksiyon düzeyini belirleyen
GMFCS (Kaba Motor Fonksiyon Sınıflama Sistemi)
derecesi yükseldikçe daha belirgin hale geliyor.
Bu 5 belirtiyi hafife almayın
Erken dönemde fark edilen belirtiler, ileride gelişebilecek
ağır deformitelerin önüne geçilmesini sağlayabiliyor.
Uzmanlar özellikle şu 5 sinyale dikkat çekiyor:
-Kas tonusunda artış ya da belirgin gevşeklik
-Yürüyen çocukta parmak ucu yürüme alışkanlığı
-Diz ve kalçalarda sürekli bükük pozisyon
-Perine hijyeni sırasında kalçaların açılamaması, asimetri
ya da ağrı
-Omurgada eğrilik fark edilmesi
April - Nisan 2026
47
* Spinal and foot deformities
The rate of hip dislocation is around 15–20 percent in
mild forms of the disease, but it can rise to as high as 75
percent in severe cases. Similarly, spinal deformities can
exceed 85 percent in more severe conditions.
This increased risk becomes more pronounced as the
level in the GMFCS (Gross Motor Function Classification
System), which determines the child’s gross motor function
capacity, increases.
Do not underestimate these five signs
Symptoms recognized early can help prevent severe deformities
in the future. Experts highlight five important
warning signals:
* Increased muscle tone or significant muscle looseness
* Habitual toe walking in children who are able to walk
* Persistent bending posture in the knees and hips
* Difficulty opening the hips during perineal hygiene,
asymmetry, or pain
* Noticing curvature in the spine
If these symptoms are present, families are advised to
consult a pediatric orthopedic specialist without delay.
Delayed intervention may lead to permanent damage
Children who walk on their toes for a long time may
develop:
* Increased loss of balance
* Calluses under the feet
* Irreversible deformities in the foot bones
Contractures in the knees and hips can further worsen
walking difficulties in children who already have balance
problems.
Bu bulguların varlığında vakit kaybetmeden çocuk ortopedisi
uzmanına başvurulması öneriliyor.
Müdahale gecikirse kalıcı hasar gelişebiliyor
Uzun süre parmak ucunda yürüyen çocuklarda:
-Denge kaybı artabiliyor
-Ayak altında nasırlar oluşabiliyor
-Ayak kemiklerinde geri döndürülemez deformasyonlar
gelişebiliyor
Diz ve kalça kontraktürleri ise zaten denge problemi
yaşayan çocuklarda yürüme bozukluğunu daha da ağırlaştırabiliyor.
En dikkat edilmesi gereken sorunlardan biri kalça çıkığı.
Yürüyemeyen çocuklarda dahi kalça ve omurga sağlığının
korunması büyük önem taşıyor. Tedavi edilmeyen omurga
deformiteleri ilerleyerek:
-Kaburgaların leğen kemiğine temasına bağlı ağrı
-Göğüs kafesi hacminde azalma
-Solunum problemleri ve enfeksiyon riski
-İleri evrede kalp sorunları
-Karın hacminin azalmasına bağlı beslenme güçlükleri gibi
hayati komplikasyonlara yol açabiliyor.
Rutin kontrol hayati önem taşıyor
SP’li çocukların çoğu fizik tedavi uzmanlarının düzenli takibinde
olsa da, ortopedik değerlendirme özellikle kalça
açısından kritik önem taşıyor.
GMFCS I-II düzeyindeki çocuklarda rutin radyografi gerekmeyebilir;
semptom varsa görüntüleme yapılır.
GMFCS III-IV-V düzeyindeki çocuklarda ise 6 ayda bir klinik
muayene ve yılda bir radyografik kontrol önerilir. Bu takip,
iskelet gelişimi tamamlanana kadar sürdürülmelidir.
April - Nisan 2026
48
One of the most critical issues is hip dislocation. Even
in children who are unable to walk, protecting hip and
spinal health is extremely important. Untreated spinal
deformities may progress and lead to serious complications
such as:
* Pain caused by the ribs contacting the pelvic bones
* Reduced chest cavity volume
* Respiratory problems and increased risk of infections
* Heart complications in advanced stages
* Feeding difficulties due to reduced abdominal capacity
Routine follow-up is essential
Although most children with cerebral palsy are regularly
monitored by physical therapy specialists, orthopedic
evaluation, especially for the hips, is critically important.
Children at GMFCS levels I–II may not require routine
radiographic imaging; imaging is performed if symptoms
are present.
For children at GMFCS levels III–IV–V, clinical examination
every six months and radiographic evaluation once a
year are recommended.
This follow-up should continue until skeletal development
is completed.
Treatment is planned individually
Orthopedic treatment in cerebral palsy is determined
according to the child’s clinical condition.
Spasticity control
Botulinum toxin injections into the muscles can temporarily
reduce spasticity by relaxing the muscle–nerve junction.
However, once contractures develop, this method
becomes less effective.
Tedavi kişiye özel planlanıyor
Serebral palside ortopedik tedavi, çocuğun klinik durumuna
göre belirleniyor.
Spastisite kontrolü
Kas içine uygulanan Botulinum toksin enjeksiyonları,
kas-sinir kavşağında geçici gevşeme sağlayarak spastisiteyi
azaltabiliyor. Ancak kontraktür geliştikten sonra bu
yöntem etkisini yitiriyor.
Yumuşak doku müdahaleleri
Kas gevşetme ameliyatları ve tendon transferleri uygulanabiliyor.
Kemik cerrahileri
Kemik deformitelerinin düzeltilmesi için osteotomi gibi
cerrahi işlemler devreye giriyor.
Kalça ve omurga ameliyatları
Kalça çıkığında kemik ve yumuşak doku ameliyatlarının
birlikte uygulandığı kombine cerrahiler yapılabiliyor.
İleri omurga deformitelerinde ise spinal enstrümantasyon
ve füzyon ameliyatı tercih ediliyor.
Erken müdahale, uzun vadeli kazanç
Serebral palside ortopedik sorunlar kaçınılmaz değil;
ancak düzenli takip, erken tanı ve multidisipliner yaklaşım
şart. Fizik tedavi, çocuk nörolojisi ve çocuk ortopedisi
uzmanlarının koordineli çalışması, çocukların hem yaşam
kalitesini hem de fonksiyonel bağımsızlığını doğrudan
etkiliyor.
Soft tissue interventions
Muscle lengthening surgeries and tendon transfers can
be performed.
Bone surgeries
Procedures such as osteotomy are used to correct bone
deformities.
Hip and spine surgeries
In cases of hip dislocation, combined surgeries involving
both bone and soft tissue procedures may be required.
For advanced spinal deformities, spinal instrumentation
and fusion surgery may be preferred.
Early intervention provides long-term benefits
Orthopedic problems in cerebral palsy are not inevitable,
but regular monitoring, early diagnosis, and a
multidisciplinary approach are essential. Coordinated
work among physical therapy, pediatric neurology, and
pediatric orthopedics specialists directly affects both the
quality of life and functional independence of children.
April - Nisan 2026
50
A new leadership era for vaccines at GSK Türkiye
İlknur Ulu, known for her international experience and
strategic leadership background, has been appointed
Vaccine Business Unit Director at GSK Türkiye.
Global biopharmaceutical company GSK continues to
strengthen its leadership team with a new appointment
in its Türkiye organization. The company, recognized for
its focus on scientific innovation and sustainable growth
strategies in healthcare, has appointed experienced
executive İlknur Ulu as Vaccine Business Unit Director.
A career shaped by global experience
With more than 17 years of experience in the
pharmaceutical and healthcare industry, İlknur Ulu has
built a strong leadership profile through strategic projects
carried out across different regions.
After graduating from the Business Administration
Department of Galatasaray University in 2008, Ulu took on
key roles in marketing, sales, and business development
within the pharmaceutical sector. Throughout her career,
she has been actively involved in operations across Africa,
the Middle East, and Eurasia, contributing to growth
strategy development, portfolio management, and
regional market expansion initiatives.
Ulu has also played a role in the launch processes
of products across different therapeutic areas in
international markets, gaining extensive experience in
global brand management and commercial strategy
development.
Strategic leadership in vaccines
Before joining GSK Türkiye, İlknur Ulu worked at Sanofi,
where she held various leadership roles in marketing and
sales organizations within the vaccine, cardiology, and
diabetes business units.
During this period, she focused on commercial strategies
aimed at expanding vaccine portfolios, market access
initiatives, and launch projects. She also actively
contributed to regional projects conducted with
multinational teams.
GSK Türkiye’nin aşı alanında
yeni liderlik dönemi
Uluslararası deneyimi ve stratejik yönetim birikimiyle
tanınan İlknur Ulu, GSK Türkiye’de Aşı İş Birimi
Direktörü olarak görevine başladı.
Küresel biyofarma şirketlerinden GSK, Türkiye
organizasyonunda gerçekleştirdiği yeni atamayla liderlik
kadrosunu güçlendirmeye devam ediyor. Sağlık alanında
bilimsel inovasyon ve sürdürülebilir büyüme stratejileriyle
öne çıkan şirket, deneyimli isim İlknur Ulu’yu Aşı İş Birimi
Direktörü olarak atadı.
Küresel deneyimle şekillenen bir kariyer
İlaç ve sağlık sektöründe 17 yılı aşkın deneyime sahip olan
İlknur Ulu, kariyeri boyunca farklı coğrafyalarda yürüttüğü
stratejik projelerle dikkat çeken bir yönetici profili
çiziyor.
Ulu, Galatasaray University İşletme Bölümü’nden
2008 yılında mezun olduktan sonra ilaç sektöründe
pazarlama, satış ve iş geliştirme alanlarında önemli
görevler üstlendi. Kariyeri boyunca özellikle Afrika,
Orta Doğu ve Avrasya bölgelerinde yürütülen
operasyonlarda aktif rol alan Ulu; büyüme stratejileri
geliştirme, portföy yönetimi ve bölgesel pazar
geliştirme projelerinde önemli sorumluluklar üstlendi.
Uluslararası pazarlarda farklı terapötik alanlara yönelik
ürünlerin lansman süreçlerinde görev alan Ulu, global
marka yönetimi ve ticari strateji geliştirme konularında
da geniş bir deneyim kazandı.
Aşı alanında stratejik yönetim
GSK Türkiye’ye katılmadan önce Sanofi bünyesinde
görev yapan İlknur Ulu, burada aşı, kardiyoloji ve diyabet
iş birimlerinde pazarlama ve satış organizasyonlarında
çeşitli liderlik rollerinde bulundu.
Bu süreçte özellikle aşı portföyünün büyümesine
yönelik ticari stratejiler, pazar erişimi çalışmaları ve
lansman projeleri üzerinde çalışan Ulu; çok uluslu
ekiplerle yürütülen bölgesel projelerde de aktif rol aldı.
Ulu’nun bu deneyimi, küresel sağlık gündeminde kritik
bir yere sahip olan aşı alanında GSK Türkiye’nin büyüme
stratejilerine önemli katkılar sağlaması açısından dikkat
çekiyor.
April - Nisan 2026
52
A new language in the fight against cancer: strengthening life with “+”
Kanserle mücadelede yeni bir dil: “+” ile güçlenen yaşam
With its scientific heritage and human-centered
approach, Nutricia Türkiye offers a holistic support
model in the fight against cancer, addressing not
only treatment but every layer of life.
As health communication continues to evolve toward a
more holistic perspective, the fight against cancer is no
longer defined solely by clinical treatment processes. A
broad spectrum, ranging from nutrition and psychological
resilience to professional life and social support, has
become an integral part of this journey.
At this very point, Nutricia Türkiye, operating under the
umbrella of Danone, brings a multi-layered approach to
cancer care, building a strong support ecosystem that
extends not only to patients but also to employees,
healthcare professionals, and caregivers.
Job security in working life
A cancer diagnosis directly affects not only an individual’s
physical health but also their social and professional
life. Based on this reality, Danone Türkiye has implemented
an important initiative that takes its corporate
Nutricia Türkiye, bilimsel mirası ve insan odaklı
yaklaşımıyla kanserle mücadelede yalnızca tedaviyi
değil, yaşamın tüm katmanlarını kapsayan bütüncül
bir destek modeli sunuyor.
Sağlık iletişiminin giderek daha bütüncül bir perspektife
evrildiği günümüzde, kanserle mücadele artık yalnızca
klinik tedavi süreçleriyle tanımlanmıyor. Beslenmeden
psikolojik dayanıklılığa, çalışma hayatından sosyal
desteğe kadar uzanan geniş bir alan, bu sürecin ayrılmaz
parçaları arasında yer alıyor.
İşte tam da bu noktada, Danone çatısı altında faaliyet
gösteren Nutricia Türkiye, kanserle mücadeleye çok
katmanlı bir yaklaşım getirerek yalnızca hastalara değil;
çalışanlara, sağlık profesyonellerine ve hasta yakınlarına
uzanan güçlü bir destek ekosistemi inşa ediyor.
Çalışma hayatında güvence
Kanser tanısı, bireyin yalnızca fiziksel sağlığını değil, sosyal
ve profesyonel yaşamını da doğrudan etkileyen bir süreç.
Bu gerçeklikten hareketle Danone Türkiye, kurumsal
sorumluluk anlayışını bir adım öteye taşıyan önemli bir
April - Nisan 2026
53
Cenk Kurt, Specialized Nutrition Director at Nutricia Türkiye
Cem Küçükcan, General Manager of Danone
Türkiye, Central Asia and the Caucasus
responsibility approach a step further: the “Working
While Living with Cancer” commitment.
This approach is not merely a human resources policy; it
reflects a strong corporate culture that aims to stand by
employees during their most vulnerable periods.
Under the “Job Security Procedure” introduced as of
2026, employees diagnosed with cancer or critical illnesses
are guaranteed their current job position, salary, and
benefits for at least one year.
This initiative aims to reduce potential biases related to
illness in the workplace, provide employees with a secure
environment for recovery, and establish a sustainable
support model.
Cem Küçükcan, General Manager of Danone Türkiye,
Central Asia and the Caucasus, summarizes this approach
as follows:
“We see creating value in every area where society needs
it, beyond our field of activity, as a natural part of our
business model. Providing support across a wide impact
area, from our employees to patients, in the fight against
cancer is not a choice for us, but a responsibility.”
Over 125 years of scientific expertise: Nutricia
With a long-standing history in medical nutrition, Nutricia
develops solutions for special nutritional needs backed
by more than 125 years of experience.
During cancer treatment, effects such as energy loss,
weight and muscle loss, and fatigue directly impact
patients’ adherence to treatment and quality of life.
Research shows that a significant proportion of cancer
patients face the risk of malnutrition.
This clearly demonstrates that nutrition plays not just a
supportive but a complementary role in cancer treatment.
Based on this reality, Nutricia Türkiye aims to
contribute scientifically to treatment processes through
its medical nutrition solutions.
uygulamayı hayata geçirdi: “Kanserle Yaşarken Çalışmak”
taahhüdü.
Bu yaklaşım, yalnızca bir insan kaynakları politikası değil;
çalışanların en kırılgan dönemlerinde yanında olmayı
hedefleyen güçlü bir kurum kültürünün yansıması niteliğinde.
2026 itibarıyla devreye alınan “İş Güvencesi Prosedürü”
kapsamında; kanser veya kritik hastalık tanısı alan çalışanların
mevcut iş pozisyonu, maaşı ve yan hakları en az bir
yıl süreyle güvence altına alınıyor.
Bu uygulama, çalışma hayatında hastalıkla ilgili oluşabilecek
önyargıları azaltmayı, çalışanların kendilerini güvende
hissettikleri bir iyileşme alanı sağlamayı ve sürdürülebilir
bir destek modeli oluşturmayı amaçlıyor.
Cem Küçükcan, Danone Türkiye, Orta Asya ve Kafkasya
Genel Müdürü olarak bu yaklaşımı şu sözlerle özetliyor:
“Faaliyet alanımızın ötesine geçerek toplumun ihtiyaç
duyduğu her noktada fayda üretmeyi iş modelimizin
doğal bir parçası olarak görüyoruz. Kanserle mücadelede
çalışanlarımızdan hastalara kadar geniş bir etki alanında
destek sunmak, bizim için bir tercih değil, sorumluluk.”
125 yılı aşan bilimsel birikim: Nutricia
Medikal beslenme alanında köklü bir geçmişe sahip olan
Nutricia, 125 yılı aşkın deneyimiyle özel beslenme ihtiyaçlarına
yönelik çözümler geliştiriyor.
Kanser tedavisi sürecinde sıklıkla karşılaşılan enerji
kaybı, kilo ve kas kaybı, yorgunluk gibi etkiler; hastaların
tedaviye uyumunu ve yaşam kalitesini doğrudan etkiliyor.
Araştırmalar, kanser hastalarının önemli bir bölümünün
malnütrisyon riskiyle karşı karşıya olduğunu ortaya koyuyor.
Bu tablo, beslenmenin kanser tedavisinde destekleyici
değil, tamamlayıcı bir rol üstlendiğini açıkça gösteriyor.
Nutricia Türkiye de bu gerçeklikten hareketle geliştirdiği
medikal beslenme çözümleriyle tedavi süreçlerine bilimsel
bir katkı sunmayı hedefliyor.
April - Nisan 2026
54
The “+” approach: a multi-layered
solidarity model
Nutricia Türkiye redefines its
work in oncology with the approach
“Our Strength in the Fight
Against Cancer Lies in Our Plus.”
The “+” symbol at the center of
this approach is positioned as a
common language representing
the multidimensional support
needed in cancer care.
This model is shaped around key
pillars such as nutrition, science,
support, hope, solidarity, and
accessibility, offering an impact
that extends beyond treatment
to all aspects of life.
Cenk Kurt, Specialized Nutrition
Director of Nutricia Türkiye,
explains the vision behind this
approach:
“In the fight against cancer, real
impact is only possible by addressing
not just the disease but the entirety of human
life. Therefore, we aim to build a comprehensi
ve ecosystem that goes beyond product development,
extending from education and awareness to clinical
studies and home care support.”
From clinical nutrition to social support mechanisms
Nutricia Türkiye’s approach is not limited to medical
nutrition products. The organization also aims to build
a sustainable support network in cancer care through
multi-stakeholder projects such as:
•training programs for healthcare professionals working
in oncology
•scientific studies to raise awareness of malnutrition
•informational projects for patients and their relatives
•home care support programs
This structure contributes to the development of a
healthcare model that is not only treatment-focused but
also preventive, supportive, and restorative.
From a purpose-driven business model to social
impact
Danone’s purpose-driven business model, certified by its
B Corp status, finds concrete expression in the work of
Nutricia Türkiye.
This approach shows that the company prioritizes not
only economic goals but also social and societal impact.
This holistic model developed in a multidimensional
field such as cancer care signals a new approach in the
healthcare sector:
A healthcare perspective that improves not only treatment
but life itself, does not leave individuals alone, and
systematizes solidarity.
“+” yaklaşımı: çok katmanlı bir
dayanışma modeli
Nutricia Türkiye, kanser alanındaki
çalışmalarını “Kanserle Mücadelede
Gücümüz Artımızda” yaklaşımıyla
yeniden tanımlıyor. Bu
yaklaşımın merkezinde yer alan “+”
sembolü ise, kanserle mücadelede
ihtiyaç duyulan çok boyutlu desteğin
ortak dili olarak konumlanıyor.
Bu model; beslenme, bilim, destek,
umut, dayanışma ve erişilebilirlik
başlıkları altında şekillenerek,
yalnızca tedaviye değil, yaşamın
tamamına dokunan bir etki alanı
sağlıyor.
Nutricia Türkiye Uzman Beslenme
Direktörü Cenk Kurt, bu yaklaşımın
arkasındaki vizyonu şu sözlerle
ifade ediyor:
“Kanserle mücadelede gerçek etki,
yalnızca hastalığa değil, insan yaşamının
bütününe dokunabilmekle
mümkün. Bu nedenle biz, ürün geliştirmekle sınırlı kalmayan;
eğitimden farkındalığa, klinik çalışmalardan evde
bakım desteklerine kadar uzanan kapsamlı bir ekosistem
kurmayı hedefliyoruz.”
Klinik beslenmeden sosyal destek mekanizmalarına
Nutricia Türkiye’nin yaklaşımı,
yalnızca medikal beslenme ürünleriyle sınırlı kalmıyor.
Kurum aynı zamanda:
-onkoloji alanında çalışan sağlık profesyonellerine yönelik
eğitim programları
-malnütrisyon farkındalığını artıran bilimsel çalışmalar
-hasta ve hasta yakınlarına yönelik bilgilendirme projeleri
-evde bakım destek programları gibi çok paydaşlı projelerle
kanserle mücadelede sürdürülebilir bir destek ağı
oluşturmayı amaçlıyor.
Bu yapı, sağlık ekosisteminde yalnızca tedavi odaklı değil;
önleyici, destekleyici ve iyileştirici bir modelin gelişmesine
katkı sağlıyor.
Fayda odaklı iş modelinden toplumsal etkiye
Danone’nin B Corp sertifikasıyla da tescillenen fayda
odaklı iş modeli, Nutricia Türkiye’nin çalışmalarında somut
bir karşılık buluyor.
Bu yaklaşım, şirketin yalnızca ekonomik değil; sosyal ve
toplumsal etki sağlama hedefini de merkeze aldığını
gösteriyor.
Kanserle mücadele gibi çok boyutlu bir alanda geliştirilen
bu bütüncül model, sağlık sektöründe yeni bir yaklaşımın
da habercisi niteliğinde:
Tedavi kadar yaşamı da iyileştiren, bireyi yalnız bırakmayan
ve dayanışmayı sistematik hale getiren bir sağlık
anlayışı.
April - Nisan 2026
56
The era of the “paperless hospital” begins in healthcare
Sağlıkta “kağıtsız hastane” dönemi başlıyor!
The vision of a “paperless hospital” is no longer a
future scenario. It is becoming a necessary transformation
for speed, security, and sustainability in
healthcare systems. Tolga Eşiz, Sales Director at
Paperwork, a company that develops process and
document management solutions, explains the invisible
yet critical infrastructure behind digital transformation
in healthcare, the advantages of AI-supported
document management, and the technologies
shaping the hospitals of the future.
The paperless hospital vision: a new standard for
digital healthcare
The healthcare sector has been undergoing a major
digital transformation in recent years. Increasing patient
volumes, complex clinical workflows, and rising data
security requirements are pushing hospitals not only to
Sağlıkta “kağıtsız hastane” vizyonu artık bir gelecek
senaryosu değil; hız, güvenlik ve sürdürülebilirlik
için zorunlu bir dönüşüm. Süreç ve belge yönetimi
çözümleri geliştiren Paperwork’ün Satış Direktörü
Tolga Eşiz, sağlıkta dijital dönüşümün görünmeyen
ama kritik altyapısını, yapay zekâ destekli belge yönetiminin
sunduğu avantajları ve geleceğin hastanelerini
şekillendiren teknolojileri anlattı.
Kağıtsız hastane vizyonu: dijitalleşmenin
yeni standardı
Sağlık sektörü son yıllarda büyük bir dijital dönüşümden
geçiyor. Artan hasta sayısı, karmaşık klinik süreçler ve
veri güvenliği gereksinimleri, hastaneleri yalnızca dijital
kayıt tutmaya değil; süreçlerini uçtan uca dijital olarak
yönetmeye yönlendiriyor.
April - Nisan 2026
57
keep digital records but also to manage their processes
digitally from end to end.
Today, the concept of a “paperless hospital” no longer
simply refers to scanning documents and transferring
them into digital environments. The real transformation
lies in securely, quickly, and seamlessly managing patient
data, clinical reports, administrative documents, and
operational processes through a single digital infrastructure.
According to Tolga Eşiz, this transformation is built
on three critical components: content management,
process automation, and system integration.
“The paperless hospital vision is not just about moving
documents into a digital environment. The real issue is
managing clinical and administrative processes through
a single backbone with secure access. At Paperwork, we
approach this transformation through three fundamental
layers.”
The first of these layers is Enterprise Content Management
(ECM). This structure allows patient files, examination
reports, imaging results, and all medical documents
to be stored in a single digital repository.
The second layer is Business Process Management
(BPM). This system does not simply archive documents;
it enables all clinical and administrative processes, from
patient admission to physician approval, to be managed
through digital workflows.
The third layer is integration. Through API-based connections
with systems such as Hospital Information Management
Systems (HIMS) and Picture Archiving and Communication
Systems (PACS), data flow becomes continuous
and uninterrupted.
This approach transforms digital transformation from a
simple software investment into a sustainable operational
model.
Smart transformation in medical documents:
AI-supported document management
One of the largest operational burdens in healthcare
institutions is documentation. Clinical reports, pathology
results, patient consent forms, and numerous administrative
documents take up a significant amount of time
for healthcare professionals.
This is where Intelivus Intelligent Document Processing
(IDP) technology comes into play.
Tolga Eşiz describes the main advantage of this technology
for the healthcare sector:
“One of the biggest sources of time loss in healthcare
is interpreting documents and transferring them to the
correct systems. Intelivus automatically classifies every
document, from pathology reports to consent forms,
and analyzes the critical data within them before transferring
them into the system.”
Through this technology, critical data such as:
* Patient identity
* Protocol number
* Examination parameters
Tolga Eşiz, Sales Director, Paperwork
Bugün artık “kağıtsız hastane” kavramı yalnızca belgelerin
taranarak dijital ortama aktarılması anlamına gelmiyor.
Asıl dönüşüm; hasta verilerinin, klinik raporların, idari
belgelerin ve operasyonel süreçlerin tek bir dijital altyapı
üzerinden güvenli, hızlı ve entegre şekilde yönetilmesini
ifade ediyor.
Tolga Eşiz’e göre bu dönüşümün merkezinde üç kritik
yapı bulunuyor: içerik yönetimi, süreç otomasyonu ve
sistem entegrasyonu.
“Kağıtsız hastane vizyonu sadece dokümanları dijital ortama
taşımak değildir. Asıl mesele; klinik ve idari süreçlerin
güvenli erişimle tek bir omurgada yönetilmesidir. Biz
Paperwork olarak bu dönüşümü üç temel katmanda ele
alıyoruz.”
Bu katmanlardan ilki Kurumsal İçerik Yönetimi (ECM). Bu
yapı sayesinde hasta dosyaları, tetkik raporları, görüntüleme
sonuçları ve tüm tıbbi belgeler tekil bir dijital
depoda saklanabiliyor.
İkinci katman ise Süreç Yönetimi (BPM). Bu sistem yalnızca
belgeleri arşivlemekle kalmıyor; hasta kabulünden
hekim onayına kadar tüm klinik ve idari süreçlerin dijital iş
akışlarıyla yönetilmesini sağlıyor.
Üçüncü katman ise entegrasyon. Hastanelerde kullanılan
HBYS ve PACS gibi sistemlerle API üzerinden kurulan bağlantılar
sayesinde veri akışı kesintisiz hale geliyor.
Bu yaklaşım, dijital dönüşümü basit bir yazılım yatırımı
olmaktan çıkarıp sürdürülebilir bir operasyon modeline
dönüştürüyor.
Tıbbi belgelerde akıllı dönüşüm: yapay zekâ destekli
belge yönetimi
Sağlık kurumlarında en büyük operasyonel yüklerden biri
dokümantasyon. Klinik raporlar, patoloji sonuçları, hasta
onam formları ve sayısız idari belge, sağlık çalışanlarının
önemli bir zamanını alıyor.
İşte bu noktada Intelivus Akıllı Belge İşleme (IDP) teknolojisi
devreye giriyor.
Tolga Eşiz, bu teknolojinin sağlık sektöründe sağladığı en
April - Nisan 2026
58
* Clinical findings
can be automatically identified and transferred to relevant
systems.
The heavy documentation workload described in healthcare
literature as “documentation burden” can therefore
be significantly reduced through such systems.
As a result, physicians and healthcare staff can devote
more time to their patients rather than document management.
Can artificial intelligence become a security shield in
healthcare processes?
In healthcare, speed is important, but security is equally
critical. Medical processes require an almost zero margin
of error. Paperwork’s approach is to design artificial intelligence
not as a standalone system but as a structure
operating together with process control mechanisms.
According to Tolga Eşiz, this approach is based on three
core principles:
* AI generates data
* The process management system verifies and routes
the data
* The content management system securely stores the
data
When Intelivus analyzes a document, the system simultaneously
checks for potential errors. For example:
* duplicate reports
* missing fields
* incorrect protocol numbers
can be instantly detected and the user is alerted.
Additionally, critical clinical steps, such as physician
approvals or committee decisions, are structured within
digital workflows so that they cannot be skipped.
Through this structure, artificial intelligence becomes
not only a tool for speed but also a security layer within
clinical processes.
Security in healthcare data:
KVKK and digital archives
Healthcare data is defined as “sensitive personal data”
under the Turkish Personal Data Protection Law (KVKK).
For this reason, data security in hospitals is not only a
technical issue but also a legal requirement.
According to Tolga Eşiz, the most critical element in this
field is a multi-layered security architecture.
“Healthcare data security cannot be ensured through
encryption alone. Authorization management, data monitoring,
and data masking must work together.”
For personnel with limited authorization, sensitive sections
of documents are automatically displayed as masked
data. In addition, systems are designed to comply with
ISO 27799, an important standard in healthcare informatics.
This allows institutions to quickly answer questions
such as “who accessed which data and when?” through
detailed access records.
önemli avantajı şöyle anlatıyor: “Sağlıkta en büyük zaman
kayıplarından biri belgeleri anlamlandırmak ve doğru
sisteme aktarmaktır. Intelivus, patoloji raporundan onam
formuna kadar her belgeyi otomatik olarak sınıflandırır
ve içindeki kritik verileri analiz ederek sisteme aktarır.”
Bu teknoloji sayesinde:
-Hasta kimliği
-Protokol numarası
-Tetkik parametreleri
-Klinik bulgular gibi kritik veriler otomatik olarak tanımlanabiliyor
ve ilgili sistemlere aktarılabiliyor.
Sağlık literatüründe “documentation burden” olarak tanımlanan
yoğun dokümantasyon yükü, bu tür sistemlerle
önemli ölçüde azaltılabiliyor.
Sonuç olarak hekimler ve sağlık çalışanları, zamanlarını
belge yönetimine değil hastalarına ayırabiliyor.
Yapay zekâ sağlık süreçlerinde bir güvenlik kalkanı
olabilir mi?
Sağlık sektöründe hız kadar kritik olan bir diğer unsur ise
güvenlik. Çünkü tıbbi süreçlerde hata payı neredeyse sıfır
olmalı.
Paperwork’ün yaklaşımı, yapay zekâyı tek başına çalışan
bir sistem olarak değil; süreç kontrol mekanizmalarıyla
birlikte çalışan bir yapı olarak tasarlamak.
Tolga Eşiz’e göre bu yaklaşım üç temel prensibe dayanıyor:
-AI veri üretir
-Süreç yönetimi sistemi veriyi doğrular ve yönlendirir
-İçerik yönetimi sistemi veriyi güvenle saklar
Intelivus teknolojisi bir belgeyi analiz ettiğinde, sistem
aynı anda olası hataları da kontrol ediyor. Örneğin:
-mükerrer raporlar
-eksik alanlar
-hatalı protokol numaraları anında tespit edilerek kullanıcıya
uyarı veriliyor.
Ayrıca kritik klinik adımlar, hekim onayı veya komite
kararı gibi dijital iş akışlarında atlanamayacak şekilde
tasarlanıyor.
Bu yapı sayesinde yapay zekâ yalnızca hız kazandıran bir
araç değil; aynı zamanda klinik süreçlerde bir “güvenlik
katmanı” olarak görev yapıyor.
Sağlık verilerinde güvenlik: KVKK ve Dijital Arşivler
Sağlık verileri, KVKK kapsamında “özel nitelikli kişisel
veri” olarak tanımlanıyor. Bu nedenle hastanelerde veri
güvenliği yalnızca teknik bir konu değil; aynı zamanda
hukuki bir zorunluluk.
Tolga Eşiz’e göre bu alanda en kritik nokta çok katmanlı
güvenlik mimarisi.
“Sağlık verisi güvenliği sadece şifreleme ile sağlanamaz.
Yetki yönetimi, veri izleme ve veri maskeleme birlikte
çalışmalıdır.”
April - Nisan 2026
59
Hospitals of the future: from documents to insight
The next stage of digital transformation in healthcare
will not only involve document management but also
generating insights from data.
Artificial intelligence-supported systems are evolving
from platforms that merely store documents into
intelligent assistant systems that provide clinicians with
information recommendations.
Tolga Eşiz summarizes Paperwork’s roadmap as
follows:
“The healthcare sector is moving from the approach of
‘store the document’ to ‘interpret the information.’ Our
goal is to build a system that moves from document to
knowledge, and from knowledge to insight.”
However, there is also an important ethical boundary
here.
“Our approach is very clear: Artificial intelligence does
not make decisions, it makes recommendations. Humans
make decisions, and processes implement them.”
With this model, clinicians can access information more
quickly, while final decisions remain under the control of
physicians.
Technology that gives healthcare
professionals more time
Time is one of the most valuable resources in healthcare.
Digital process management and AI-supported document
systems help healthcare professionals use this
valuable resource more efficiently.
The solutions developed by Paperwork not only simplify
document management but also improve hospitals’ operational
efficiency, accelerate clinical decision-making
processes, and strengthen data security.
Yetkisi sınırlı personel için ise belgelerin hassas bölümleri
otomatik olarak maskelenmiş veri şeklinde gösteriliyor.
Ayrıca sistemler, sağlık bilişiminde önemli bir standart
olan ISO 27799 ile uyumlu çalışacak şekilde tasarlanıyor.
Böylece “kim, ne zaman, hangi veriye erişti?” sorusunun
yanıtı saniyeler içinde kayıt altından çıkarılabiliyor.
Geleceğin hastaneleri: belgeden içgörüye
Sağlıkta dijital dönüşümün bir sonraki aşaması ise yalnızca
belge yönetimi değil; veriden anlam üretmek olacak.
Yapay zekâ destekli sistemler artık belgeleri yalnızca
saklayan platformlar olmaktan çıkıp, klinisyenlere bilgi
önerileri sunan akıllı yardımcı sistemlere dönüşüyor.
Tolga Eşiz, Paperwork’ün yol haritasını şöyle özetliyor:
“Sağlık sektörü ‘belgeyi sakla’ yaklaşımından ‘bilgiyi anlamlandır’
aşamasına geçiyor. Bizim hedefimiz belgeden
bilgiye, bilgiden içgörüye giden bir sistem kurmak.”
Ancak burada önemli bir etik çizgi de bulunuyor.
“Bizim yaklaşımımız çok net: Yapay zekâ karar vermez,
önerir. Kararı insan verir, süreç uygular.”
Bu model sayesinde klinisyenler daha hızlı bilgiye ulaşabiliyor,
ancak nihai karar yine hekimlerin kontrolünde
kalıyor.
Sağlık profesyonellerine zaman kazandıran teknoloji
Sağlık sektöründe en değerli kaynaklardan biri zaman.
Dijital süreç yönetimi ve yapay zekâ destekli belge sistemleri,
sağlık profesyonellerinin bu değerli zamanı daha
verimli kullanmasını sağlıyor.
Paperwork’ün geliştirdiği çözümler, yalnızca belge yönetimini
kolaylaştırmakla kalmıyor; aynı zamanda hastanelerin
operasyonel verimliliğini artırıyor, klinik karar süreçlerini
hızlandırıyor ve veri güvenliğini güçlendiriyor.
April - Nisan 2026
60
Senior leadership appointment at Polifarma
Polifarma’ya üst düzey lider
Başbuğ Öke, Polifarma CEO’luğu görevine getirilerek
şirketin uluslararası büyüme vizyonuna yön
verecek. Sektördeki çok katmanlı deneyimiyle öne
çıkan Öke, Polifarma’nın küresel rekabet gücünü ileri
taşımayı hedefliyor.
Türk ilaç sektöründe rekabetin küresel ölçekte yeniden
tanımlandığı bir dönemde, liderlik kadrolarındaki stratejik
atamalar daha da kritik hale geliyor. Polifarma, bu
doğrultuda deneyimli bir ismi CEO koltuğuna taşıyarak
büyüme hedeflerini güçlendirdi.
İlaç sektöründe uzun yıllara yayılan deneyimiyle bilinen
Başbuğ Öke, şirketin yeni dönemdeki yol haritasını şekillendirecek
isim olarak öne çıkıyor.
Strateji ve uluslararası deneyimle gelen liderlik
Kariyeri boyunca iş geliştirme, pazarlama, satış ve ihracat
gibi kritik alanlarda görev alan Öke, farklı global organi-
Başbuğ Öke, CEO of Polifarma
Başbuğ Öke has been appointed as CEO of Polifarma
and will lead the company’s international growth
vision. With his multi-layered industry experience,
Öke aims to further strengthen Polifarma’s global
competitiveness.
At a time when competition in the Turkish pharmaceutical
industry is being redefined on a global scale,
strategic appointments in leadership positions are
becoming increasingly critical. In this context, Polifarma
has reinforced its growth ambitions by appointing an
experienced executive as CEO.
Known for his extensive experience in the pharmaceutical
sector, Başbuğ Öke stands out as the key figure who
will shape the company’s roadmap in the new era.
Leadership shaped by strategy and international
experience
Throughout his career, Öke has held key roles in business
development, marketing, sales, and exports, gaining
attention with his experience across various global
organizations.
He began his professional journey at Bilim İlaç and went
April - Nisan 2026
62
on to take on senior responsibilities at internationally
operating companies such as Abdi İbrahim, Abbott, and
AbbVie.
Further deepening his expertise in global marketing and
commercial operations, Öke most recently served as
General Manager at Eczacıbaşı İlaç Pazarlama.
A strong foundation from academia to industry
Başbuğ Öke began his education at İstanbul Erkek Lisesi.
He then graduated from the Faculty of Pharmacy at
İstanbul University and completed his master’s degree at
the same institution.
Strengthening his academic background with a PhD in
biochemistry, Öke stands out as a leader who integrates
a scientific perspective into strategic decision-making
processes in business.
Goal: strong positioning from local to global
In his new role, Başbuğ Öke will lead Polifarma’s strategies
in innovative product development, international
expansion, and patient-focused healthcare solutions.
Strengthening the company’s position in the local market
while enhancing its competitiveness on the global
stage are among the primary focus areas of this new
period.
Advancing with a strong management team and strategic
vision, Polifarma takes another step toward its goal
of becoming a “global healthcare hub” with this appointment.
zasyonlarda edindiği deneyimle dikkat çekiyor.
Profesyonel yolculuğuna Bilim İlaç’ta başlayan Öke;
Abdi İbrahim, Abbott ve AbbVie gibi uluslararası ölçekte
faaliyet gösteren yapılarda üst düzey sorumluluklar
üstlendi.
Küresel pazarlama ve ticari operasyonlar alanındaki
deneyimini derinleştiren Öke, son olarak Eczacıbaşı İlaç
Pazarlama bünyesinde genel müdür olarak görev yaptı.
Akademiden sektöre uzanan güçlü altyapı
Başbuğ Öke, eğitim hayatına İstanbul Erkek Lisesi’nde
başladı. Ardından İstanbul Üniversitesi Eczacılık
Fakültesi’nden mezun oldu ve aynı üniversitede yüksek
lisansını tamamladı.
Biyokimya alanında doktora derecesiyle akademik
altyapısını güçlendiren Öke, bilimsel bakış açısını iş
dünyasındaki stratejik karar süreçlerine entegre eden
lider profiliyle öne çıkıyor.
Hedef: yerelden küresele güçlü konumlanma
Yeni görevinde Başbuğ Öke, Polifarma’nın yenilikçi
ürün geliştirme, uluslararası büyüme ve hasta odaklı
sağlık çözümleri stratejilerine liderlik edecek.
Şirketin hem yerel pazardaki gücünü pekiştirmesi hem
de global arenadaki rekabetçiliğini artırması, bu yeni
dönemin temel odak noktaları arasında yer alıyor.
Güçlü yönetim kadrosu ve stratejik vizyonuyla ilerleyen
Polifarma, bu atamayla birlikte “global sağlık üssü”
olma hedefini bir adım daha ileri taşıyor.
April - Nisan 2026