Medikal Teknik Mayıs 2026
Medikal Teknik May 2026
Medikal Teknik May 2026
- TAGS
- medical
- medikal
- medikal teknik
Transform your PDFs into Flipbooks and boost your revenue!
Leverage SEO-optimized Flipbooks, powerful backlinks, and multimedia content to professionally showcase your products and significantly increase your reach.
Publisher
H. Ferruh IŞIK
on behalf of
İstmag Magazin Gazetecilik
İç ve Diş Tic. Ltd. Şti.
Managing Editor
(Responsible)
Mehmet SÖZTUTAN
mehmet.soztutan@img.com.tr
Advertising Coordinator
İSMAİL ÇAKIR
ismail.cakir@img.com.trr
Editor–in–Chief
Dilara CICA YILMAZ
dilara.cica@img.com.tr
Germany Correspondent
Abdulkadir Blum
Correspondent
Serhan IŞIK
serhan.isik@img.com.tr
Foreign Relations Manager
Ayça SARIOGLU
ayca.sarioglu@img.com.tr
Accounting Manager
Cuma KARAMAN
cuma.karaman@img.com.tr
Finance Manager
Yusuf DEMİiRKAZIK
yusuf.demirkazik@img.com.tr
Graphic & Design Advisor
Sami AKTAŞ
sami.aktas@img.com.tr
Digital Assets Manager
Emre YENER
emre.yener@img.com.tr
Bursa Represantation
Ömer Faruk GÖRÜN
omer.gorun@img.com.tr
Buttim Plaza D Blok Kat: 4 No:1267 BURSA
Tel:+90 224 211 44 50 / Fax: 224 211 4481
Head Office
İstanbul Magazin Grubu
İHLAS MEDIA CENTER
Merkez Mahallesi 29 Ekim Caddesi
No:11 Medya Blok Kat:1
34197 Yenibosna / İstanbul / Turkey
Tel: 0212 454 22 22 Faks: 0212 454 22 93
www.medikalteknik.com.tr
e-mail: info@medikalteknik.com.tr
PRINTED BY:
İHLAS GAZETECİLİK A.Ş.
Merkez Mahallesi 29 Ekim Caddesi İhlas Plaza
No:11 A/41 Yenibosna–Bahçelievler/ İSTANBUL
Tel: 0212 454 30 00
www.ihlasmatbaacilik.com
İMG - Medikal Teknik dergisinde
yer alan makalelerdeki fikirler
yazarlarına aittir.
Yayınlanan ilanların sorumluluğu
reklam verene aittir.
İMG - Medikal Teknik dergisinin
bütün yayın hakları İstmag Magazin Gazetecilik
İç ve Dış Tic. Ltd. Şti.’ne aittir.
Yazılar kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
0
6
1
2
2
4
5
5
5
9
Archem Diagnostics, tanı kiti
üretiminde nanoteknolojik
inovasyonla öne çıkıyor
Archem Diagnostics raises the bar
with nanotech-driven diagnostics
Orsa Orthopedics expands global
strength with half a century of
expertise
Orsa Ortopedi, yarım asırlık
deneyimiyle küresel gücünü
büyütüyor
AstraZeneca Türkiye maintains
second place in “Best Employers”
ranking
AstraZeneca Türkiye, “En İyi İşverenler”
listesinde ikinci sıradaki yerini korudu
A new era in cancer treatment:
Drug testing on patient-specific
“mini tumors”
Kanser tedavisinde yeni dönem:
Hastaya özel “mini tümör” üzerinde
ilaç testi
Biotechnology manufacturing
facility launched with a 20
million USD investment
20 milyon dolarlık yatırımla
biyoteknoloji üretim tesisi
hizmete girdi!
medikalteknik
A profession that guides with its light
As May 14 approaches, pharmacies with lights that never go out on the
corners of the city remind us of their presence once again. Behind the
display windows, there is not only medicine, but also attentiveness,
knowledge, and a strong sense of responsibility. Pharmacists continue to be
among the most accessible points of the healthcare system, often serving
as the first point of contact for a problem and the first listener to a concern.
Open at all hours, these small yet critical spaces manage to remain steady
addresses of trust, even as the structure of neighborhood culture evolves.
The modern tradition of pharmacy, which began in 1839, continues to
progress by bringing together scientific knowledge and field experience.
The profession, which became more visible especially during the pandemic,
showed what continuity and composure mean in times of crisis. Pharmacists,
who interpret prescriptions, monitor drug interactions, and provide accurate
information to patients, stand out as an often unseen but indispensable link
in the healthcare chain.
Dilara Cica Yılmaz
From the
Pharmacists’ Day serves less as a celebration and more as a reminder.
Despite changing conditions, pharmacists move forward while preserving
the essence of their profession. In every “get well soon” and every
consultation, there is a shared purpose: to provide safe and uninterrupted
service to society. May 14 is one of those special days when this quiet yet
powerful dedication becomes visible.
Editorin-Chief
Işığıyla yol gösteren meslek
14 Mayıs yaklaşırken, şehrin köşebaşlarında ışığı hiç sönmeyen eczaneler
yeniden hatırlatıyor kendini. Vitrinlerin ardında yalnızca ilaçlar değil; dikkat,
bilgi ve güçlü bir sorumluluk duygusu yer alıyor. Eczacılar, çoğu zaman bir
sorunun ilk muhatabı, bir endişenin ilk dinleyeni olarak sağlık sisteminin en
erişilebilir noktalarından biri olmayı sürdürüyor. Günün her saatinde açık olan
bu küçük ama kritik alanlar, mahalle kültürünün değişen yapısına rağmen
güvenin sabit adreslerinden biri olmayı başarıyor.
1839’da başlayan modern eczacılık geleneği, bugün bilimsel birikimle sahadaki
deneyimi buluşturarak ilerliyor. Özellikle pandemi döneminde daha görünür
hale gelen meslek, kriz anlarında sürekliliğin ve soğukkanlılığın ne anlama
geldiğini ortaya koydu. Reçeteyi yorumlayan, ilaç etkileşimlerini gözeten
ve hastaya doğru bilgiyi aktaran eczacılar, sağlık zincirinin çoğu zaman
görünmeyen ama vazgeçilmez bir halkası olarak öne çıkıyor.
Eczacılar Günü, bir kutlamadan çok bir hatırlatma niteliği taşıyor. Değişen
koşullara rağmen eczacılar, mesleklerinin özünü koruyarak yol alıyor. Her
“geçmiş olsun” cümlesinde, her danışmada ortak bir amaç var: topluma
güvenli ve kesintisiz hizmet sunmak. 14 Mayıs, bu sessiz ama güçlü emeğin
görünür olduğu özel günlerden biri.
6
Archem Diagnostics, tanı kiti üretiminde
nanoteknolojik inovasyonla öne çıkıyor
Archem Diagnostics raises the bar with nanotech-driven diagnostics
Born in Türkiye and powered by 28 years of manufacturing
expertise, strong R&D capabilities, and
a broad product portfolio, Archem Diagnostics
continues to expand its footprint across the global
healthcare market.
Founded in 1998 by Dr. Salih Uca and Chemist Erkan Uca,
the company was built on solid academic foundations
and quickly carved out a strong position in diagnostic kit
manufacturing. From day one, Archem has kept quality
front and center, adopting internationally compliant
production standards and becoming a trusted partner
in both local and global markets. Today, exporting to
more than 75 countries, the company keeps its growth
trajectory firmly on track.
Dr. Salih Uca, Co-Founder & Executive Chairman of Archem Diagnostics
28 yıllık üretim deneyimi, güçlü Ar-Ge altyapısı ve
geniş ürün portföyüyle Türkiye’de doğan Archem
Diagnostics, küresel sağlık pazarındaki varlığını
istikrarlı şekilde büyütüyor.
1998 yılında Dr. Salih Uca ve Yüksek Kimyager Erkan Uca
tarafından kurulan şirket, akademik temeller üzerine
inşa edilerek kısa sürede tanı kiti üretiminde önemli bir
konuma ulaştı. Kuruluşundan itibaren kaliteyi odağına
alan Archem, uluslararası standartlara uygun üretim
anlayışıyla hem yerel hem de global pazarda güvenilir
bir çözüm ortağı haline geldi. Bugün 75’ten fazla ülkeye
ihracat gerçekleştiren firma, yerelden globale uzanan
büyümesini sürdürüyor.
Riding the wave of R&D-driven growth
At the heart of Archem Diagnostics’ success lies its
unwavering commitment to research and development.
By integrating cutting-edge technologies into
its diagnostic kits and analyzer systems, the company
consistently sharpens its competitive edge. With a team
of over 200 professionals, Archem not only enhances
product performance but also delivers fast, effective
solutions tailored to the evolving needs of healthcare
providers.
Embracing international quality standards, the company
continues to strengthen its foothold in the IVD sector
while putting sustainability high on the agenda through
environmentally conscious production practices. This
Ar-Ge gücüyle şekillenen sürdürülebilir büyüme
Archem Diagnostics’in başarısının merkezinde güçlü Ar-
Ge yatırımları yer alıyor. Firma, ileri teknolojileri tanı kitleri
ve analiz sistemlerine entegre ederek rekabet gücünü
sürekli artırıyor. 200’ü aşkın çalışanıyla Archem, hem ürün
performansını geliştiriyor hem de sağlık profesyonellerinin
değişen ihtiyaçlarına hızlı ve etkin çözümler sunuyor.
May - Mayıs 2026
7
Uluslararası kalite standartlarına uygun üretim yaklaşımını
benimseyen şirket, IVD sektöründeki konumunu
güçlendirirken çevre dostu üretim anlayışıyla da sürdürülebilirliği
önceliklendiriyor. Bu vizyon, Archem’i geleceğin
sağlık teknolojilerine yön veren markalar arasında
konumlandırıyor.
Geniş ürün portföyüyle global rekabette güçlü duruş
Archem Diagnostics; biyokimya, HPLC, ISE, Kontrol-Kalibratör
ve hematoloji analizörleri ile reaktiflerden
oluşan geniş ürün portföyüyle sağlık sektörüne entegre
çözümler sunuyor. Yüksek hassasiyetli ve kullanıcı dostu
sistemleri sayesinde laboratuvarların verimliliğini artıran
firma, kalite ve müşteri memnuniyeti odaklı yaklaşımıyla
global pazardaki rekabet gücünü sürdürüyor.
forward-looking approach places Archem among the
brands shaping the future of healthcare technologies.
Standing tall in global markets with a rock-solid
portfolio
Archem Diagnostics offers integrated solutions to the
healthcare industry through its wide-ranging portfolio,
including biochemistry, HPLC, ISE, control calibrators,
hematology analyzers, and reagents. With high-precision,
user-friendly systems that boost laboratory efficiency,
the company keeps its competitive edge intact, driven by
a firm commitment to quality and customer satisfaction.
May - Mayıs 2026
8
The power behind the counter: The evolving role of pharmacy
Rafların ardındaki güç: Eczacılığın değişen rolü
Behind the white coat stands not only a profession
that dispenses medicines, but one of the most
accessible, responsive, and consistently engaged
actors within the healthcare system. Pharmacy has
long been undergoing a transformation that extends
beyond traditional boundaries. May 14 is more than
a date on the calendar; it represents a meaningful
moment to reflect on both the present and future of
the profession.
When pharmacy is mentioned, the first image that often
comes to mind is still shelves, prescriptions, and medicine
boxes. However, the reality in practice has moved far
beyond this framework. Today’s pharmacist is a professional
who provides consultation, monitors patients, plays
an active role in chronic disease management, and fills
critical gaps within the healthcare system.
Pharmacies, among the most accessible points of healthcare
in Türkiye, have evolved beyond being places solely
for medication supply. The COVID-19 pandemic marked
a key turning point in accelerating this transformation.
Beyaz önlüğün ardında yalnızca ilaç veren bir meslek
değil, sağlık sisteminin en erişilebilir, en hızlı
refleks gösteren ve en çok temas eden aktörlerinden
biri duruyor. Eczacılık, uzun zamandır alışıldık
kalıpların dışına taşan bir değişim sürecinde. 14
Mayıs, bu dönüşümü hatırlamak için bir takvim günü
olmanın ötesinde, mesleğin bugününü ve yarınını
yeniden düşünmek için güçlü bir eşik.
Eczacılık denildiğinde akla gelen ilk görüntü hâlâ çoğu
zaman raflar, reçeteler ve ilaç kutuları. Oysa sahadaki
gerçeklik, bu çerçevenin çok daha ötesine geçmiş durumda.
Bugünün eczacısı; danışmanlık veren, hasta takibi
yapan, kronik hastalık yönetiminde aktif rol üstlenen
ve sağlık sistemindeki boşlukları hızlıca doldurabilen bir
profesyonel.
Türkiye’de sağlık hizmetine en hızlı erişilen noktalardan
biri olan eczaneler, özellikle son yıllarda yalnızca ilaç
temin edilen yerler olmaktan çıktı. Pandemi süreci bu
değişimi hızlandıran en önemli kırılma anlarından biri
oldu. Hastanelere erişimin zorlaştığı, sistemin yoğun
May - Mayıs 2026
9
baskı altında olduğu dönemde eczacılar; bilgiye erişim,
yönlendirme ve ilk temas noktası olma açısından kritik bir
rol üstlendi.
Bu süreç, aslında uzun zamandır biriken bir dönüşümün
görünür hâle gelmesini sağladı. Çünkü eczacılık eğitimi
ve meslek pratiği, çoktan klasik tanımın sınırlarını aşmıştı.
Klinik eczacılık uygulamaları, hasta odaklı hizmet modelleri
ve farmasötik bakım yaklaşımı, dünya genelinde
olduğu gibi Türkiye’de de giderek daha fazla önem
kazanmaya başladı.
During a period when access to hospitals was limited
and healthcare systems were under significant pressure,
pharmacists played a critical role as first points of contact,
providing guidance and access to reliable information.
This period made visible a transformation that had
already been underway. Pharmacy education and
professional practice had long surpassed the limits of
its traditional definition. Clinical pharmacy applications,
patient-centered care models, and pharmaceutical care
approaches have increasingly gained importance, both
globally and in Türkiye.
A primary point of healthcare consultation
Today, individuals entering a pharmacy often seek more
than prescription fulfillment. They look for guidance on
appropriate medication use, potential side effects, and
even lifestyle recommendations. This expanding role
requires pharmacists to continuously update both their
scientific knowledge and communication skills.
With the growing prevalence of chronic diseases, the
role of pharmacists has become even more prominent. In
conditions such as diabetes, hypertension, and asthma,
pharmacists contribute directly by supporting treatment
adherence, managing drug interactions, and ensuring
ongoing patient monitoring.
In this context, pharmacy is evolving from a product-focused
model to a service-oriented one. This evolution
is reshaping not only the profession itself but also how
society perceives pharmacists.
Sağlık danışma noktası
Bugün bir eczaneye giren birey, çoğu zaman yalnızca reçetesini
karşılamak için değil; doğru ilacı, doğru kullanımı,
olası yan etkileri ve hatta yaşam tarzı önerilerini öğrenmek
için de başvuruyor. Bu durum, eczacının iletişim becerilerinden
bilimsel donanımına kadar geniş bir yetkinlik
alanını sürekli güncel tutmasını gerektiriyor.
Özellikle kronik hastalıkların yaygınlaşmasıyla birlikte
eczacıların rolü daha da belirginleşiyor. Diyabet, hipertansiyon
ve astım gibi hastalıklarda tedaviye uyumun sağlanması,
ilaç etkileşimlerinin kontrolü ve hastanın düzenli
takibi gibi konular, eczacının doğrudan katkı sunduğu
alanlar arasında yer alıyor.
Bu noktada eczacılık mesleği, “ürün odaklı” bir yapıdan
“hizmet odaklı” bir yapıya doğru evriliyor. Bu evrim,
yalnızca mesleğin tanımını değil, aynı zamanda toplumun
eczacıya bakışını da değiştiriyor.
Teknoloji ile genişleyen ufuk
Dijitalleşme, eczacılık mesleğini de kökten etkileyen dinamiklerden
biri. E-reçete sistemleri, ilaç takip altyapıları
ve veri analitiği, eczacının iş yapış biçimini dönüştürürken;
aynı zamanda daha güvenli ve izlenebilir bir sistemin
oluşmasına katkı sağlıyor.
Expanding horizons through technology
Digitalization is one of the key drivers transforming
pharmacy practice. E-prescription systems, medication
tracking infrastructures, and data analytics are redefining
workflows while contributing to safer and more
traceable healthcare systems.
May - Mayıs 2026
10
At the same time, digital health applications offer
further opportunities to expand the pharmacist’s role.
Remote consultation, more effective evaluation of
patient data, and personalized treatment approaches
are expected to become increasingly central in the near
future. Despite technological advancements, one defining
element remains unchanged: human interaction.
Pharmacies continue to be among the few healthcare
settings where individuals feel comfortable expressing
their concerns and asking questions openly.
The invisible burden of pharmacists
Pharmacists are often among the most visible yet least
discussed actors in the healthcare system. Despite being
the healthcare professionals with the most frequent patient
contact, the responsibility and workload they carry
are not always fully recognized.
Behind every prescription lies careful verification; behind
every consultation, a strong foundation of knowledge;
and behind every recommendation, a significant professional
responsibility. Pharmacy is therefore a profession
that requires not only technical expertise but also ethical
integrity, attention to detail, and continuous learning.
May 14, Pharmacists’ Day, is not merely a celebration but
an opportunity to reflect on the transformation, responsibility,
and potential of the profession. As one of the
often unseen pillars of the healthcare system, pharmacists
continue to make a quiet yet powerful contribution
every day. Today, pharmacists should be viewed not only
as dispensers of medicines but as key contributors to
healthcare sustainability, the dissemination of accurate
information, and the assurance of patient safety.
Because pharmacy is not just a profession; it is a field of
responsibility built on trust, directly connected to public
health.
Bununla birlikte dijital sağlık uygulamaları, eczacının
rolünü daha da genişletme potansiyeline sahip. Uzaktan
danışmanlık, hasta verilerinin daha etkin değerlendirilmesi
ve kişiselleştirilmiş tedavi yaklaşımları, önümüzdeki
dönemde eczacılığın daha fazla gündeminde olacak
başlıklar arasında.
Ancak teknoloji ne kadar ilerlerse ilerlesin, eczacılığı farklı
kılan en temel unsur değişmiyor: insan teması. Çünkü
eczane, çoğu zaman hastanın kendini en rahat ifade
ettiği, sorularını çekinmeden yöneltebildiği nadir sağlık
alanlarından biri olmaya devam ediyor.
Eczacının görünmeyen yükü
Eczacılar, çoğu zaman sistemin en görünür ama en az
konuşulan aktörlerinden biri. Hastayla en sık temas eden
sağlık profesyoneli olmalarına rağmen, bu temasın getirdiği
sorumluluk ve yük çoğu zaman yeterince görünür
değil. Her reçetenin arkasında bir kontrol, her danışmanın
arkasında bir bilgi birikimi ve her önerinin arkasında
ciddi bir mesleki sorumluluk bulunuyor. Bu yönüyle eczacılık,
yalnızca teknik bilgi değil; aynı zamanda etik duruş,
dikkat ve sürekli öğrenme gerektiren bir meslek.
14 Mayıs Eczacılar Günü, yalnızca bir kutlama değil; bu
mesleğin geçirdiği değişimi, üstlendiği sorumluluğu ve
taşıdığı potansiyeli yeniden hatırlamak için önemli bir
fırsat. Eczacılar, sağlık sisteminin görünmeyen omurgalarından
biri olarak, her gün sessiz ama güçlü bir katkı
sunmaya devam ediyor.
Bugün artık eczacıyı yalnızca ilacın verildiği noktada değil;
sağlığın sürdürülebilirliği, doğru bilginin yayılması ve hasta
güvenliğinin sağlanması gibi daha geniş bir çerçevede
değerlendirmek gerekiyor.
Çünkü eczacılık, sadece bir meslek değil; toplum sağlığıyla
doğrudan temas eden, güven üzerine kurulu bir
sorumluluk alanı.
May - Mayıs 2026
11
A new leadership era for vaccines at GSK Türkiye
İlknur Ulu, known for her international experience and
strategic leadership background, has been appointed
Vaccine Business Unit Director at GSK Türkiye.
Global biopharmaceutical company GSK continues to
strengthen its leadership team with a new appointment
in its Türkiye organization. The company, recognized for
its focus on scientific innovation and sustainable growth
strategies in healthcare, has appointed experienced
executive İlknur Ulu as Vaccine Business Unit Director.
A career shaped by global experience
With more than 17 years of experience in the
pharmaceutical and healthcare industry, İlknur Ulu has
built a strong leadership profile through strategic projects
carried out across different regions.
After graduating from the Business Administration
Department of Galatasaray University in 2008, Ulu took on
key roles in marketing, sales, and business development
within the pharmaceutical sector. Throughout her career,
she has been actively involved in operations across Africa,
the Middle East, and Eurasia, contributing to growth
strategy development, portfolio management, and
regional market expansion initiatives.
Ulu has also played a role in the launch processes
of products across different therapeutic areas in
international markets, gaining extensive experience in
global brand management and commercial strategy
development.
Strategic leadership in vaccines
Before joining GSK Türkiye, İlknur Ulu worked at Sanofi,
where she held various leadership roles in marketing and
sales organizations within the vaccine, cardiology, and
diabetes business units.
During this period, she focused on commercial strategies
aimed at expanding vaccine portfolios, market access
initiatives, and launch projects. She also actively
contributed to regional projects conducted with
multinational teams.
GSK Türkiye’nin aşı alanında
yeni liderlik dönemi
Uluslararası deneyimi ve stratejik yönetim birikimiyle
tanınan İlknur Ulu, GSK Türkiye’de Aşı İş Birimi
Direktörü olarak görevine başladı.
Küresel biyofarma şirketlerinden GSK, Türkiye
organizasyonunda gerçekleştirdiği yeni atamayla liderlik
kadrosunu güçlendirmeye devam ediyor. Sağlık alanında
bilimsel inovasyon ve sürdürülebilir büyüme stratejileriyle
öne çıkan şirket, deneyimli isim İlknur Ulu’yu Aşı İş Birimi
Direktörü olarak atadı.
Küresel deneyimle şekillenen bir kariyer
İlaç ve sağlık sektöründe 17 yılı aşkın deneyime sahip olan
İlknur Ulu, kariyeri boyunca farklı coğrafyalarda yürüttüğü
stratejik projelerle dikkat çeken bir yönetici profili
çiziyor.
Ulu, Galatasaray University İşletme Bölümü’nden
2008 yılında mezun olduktan sonra ilaç sektöründe
pazarlama, satış ve iş geliştirme alanlarında önemli
görevler üstlendi. Kariyeri boyunca özellikle Afrika,
Orta Doğu ve Avrasya bölgelerinde yürütülen
operasyonlarda aktif rol alan Ulu; büyüme stratejileri
geliştirme, portföy yönetimi ve bölgesel pazar
geliştirme projelerinde önemli sorumluluklar üstlendi.
Uluslararası pazarlarda farklı terapötik alanlara yönelik
ürünlerin lansman süreçlerinde görev alan Ulu, global
marka yönetimi ve ticari strateji geliştirme konularında
da geniş bir deneyim kazandı.
Aşı alanında stratejik yönetim
GSK Türkiye’ye katılmadan önce Sanofi bünyesinde
görev yapan İlknur Ulu, burada aşı, kardiyoloji ve diyabet
iş birimlerinde pazarlama ve satış organizasyonlarında
çeşitli liderlik rollerinde bulundu.
Bu süreçte özellikle aşı portföyünün büyümesine
yönelik ticari stratejiler, pazar erişimi çalışmaları ve
lansman projeleri üzerinde çalışan Ulu; çok uluslu
ekiplerle yürütülen bölgesel projelerde de aktif rol aldı.
Ulu’nun bu deneyimi, küresel sağlık gündeminde kritik
bir yere sahip olan aşı alanında GSK Türkiye’nin büyüme
stratejilerine önemli katkılar sağlaması açısından dikkat
çekiyor.
May - Mayıs 2026
12
Orsa Orthopedics expands global strength with half a century of expertise
Orsa Ortopedi, yarım asırlık deneyimiyle küresel gücünü büyütüyor
50 yıllık uzmanlığıyla Orsa Ortopedi, kalite, inovasyon
ve hasta odaklı üretim yaklaşımıyla uluslararası
pazarlarda büyümesini sürdürüyor.
Çapa Grubu bünyesinde faaliyet gösteren Orsa Ortopedi,
1976 yılından bu yana ortopedik cihazlar, tıbbi korseler,
protez ve ortezler ile rehabilitasyon ürünleri üretiyor.
Türkiye genelinde 580’den fazla satış noktasına ulaşan
firma, ürünlerini bugün 50 ülkeye ihraç ederek sektöründe
dünyanın önde gelen markaları arasında yer alıyor.
With 50 years of experience, Orsa Orthopedics continues
to grow in global markets through quality, innovation,
and a patient-focused production approach.
Operating under the Çapa Group, Orsa Orthopedics has
been manufacturing orthopedic devices, medical corsets,
prosthetics, orthotics, and rehabilitation products
since 1976. Today, the company reaches more than 580
sales points across Türkiye and exports its products to
50 countries, positioning itself among the leading global
players in its field.
Kalite ve hasta güveni üzerine kurulu üretim anlayışı
“Sağlık için sağlıklı seçim” mottosuyla hareket eden Orsa,
tüm süreçlerinin merkezine hasta memnuniyetini yerleştiriyor.
Üretim süreçlerinde kalite kontrol, hastanın bakış
açısıyla değerlendirilirken; eğitim, nitelikli insan kaynağı
ve Ar-Ge yatırımları bu yaklaşımın temelini oluşturuyor.
Orsa ürünleri, uluslararası kalite belgeleriyle öne çıkıyor.
Hammaddeler ISO 10993 standartlarına uygun olarak
akredite laboratuvarlarda test edilirken, Avrupa’da
gerçekleştirilen klinik araştırmalar ve mikroklima testleri
ürünlerin güvenliğini ve konforunu belgeliyor. Firma ISO
9001 ve ISO 13485 belgelerine sahip olup, 2001 yılından
bu yana CE işaretlemesi ile üretim yapıyor.
İnovasyon ve sürdürülebilirlik ile büyüyen küresel ağ
Orsa, başta Avrupa, Orta Doğu ve Asya olmak üzere
uluslararası pazarlardaki varlığını güçlendirmeye devam
ediyor. 800’ü aşkın ürün gamı ile ortopedik destek
A production philosophy built on quality and
patient trust
Guided by its motto “A Healthy Choice for Health,” Orsa
places patient well-being at the center of all operations.
The company emphasizes strict quality control processes,
shaped by the principle of evaluating every product
from the patient’s perspective. This approach is supported
by continuous investment in education, qualified
human resources, and R&D capabilities.
Orsa’s products stand out with internationally recognized
certifications. Raw materials are tested in accredited
laboratories in accordance with ISO 10993 standards,
while clinical studies and microclimate tests conducted
in Europe ensure safety, comfort, and performance. The
company holds ISO 9001 and ISO 13485 certifications
and has been using the CE marking since 2001, reinforcing
its compliance with global healthcare standards.
May - Mayıs 2026
13
Expanding global footprint with innovation and
sustainability
Orsa continues to strengthen its position in international
markets, particularly in Europe, the Middle East, and
Asia. Its wide product portfolio, exceeding 800 items,
addresses diverse healthcare needs, from orthopedic
support products to rehabilitation solutions.
Focusing on innovation, the company integrates advanced
technologies into its production processes, developing
ergonomic, durable, and user-friendly solutions. At
the same time, Orsa prioritizes environmentally responsible
production methods, including efficient resource
management and sustainable
material use.
Looking ahead, Orsa aims
to further expand its
export network, increase
brand awareness in global
markets, and enhance its
digital and operational infrastructure.
With its strong
heritage and forward-looking
vision, the company
continues to deliver solutions
that support human
health while contributing
to the advancement of the
healthcare industry.
ürünlerinden rehabilitasyon çözümlerine kadar geniş bir
yelpazede hizmet sunuyor.
İnovasyona odaklanan firma, üretim süreçlerine ileri teknolojileri
entegre ederek daha ergonomik, dayanıklı ve
kullanıcı dostu ürünler geliştiriyor. Aynı zamanda çevreye
duyarlı üretim anlayışıyla kaynak verimliliği ve sürdürülebilir
malzeme kullanımına önem veriyor.
Önümüzdeki dönemde Orsa, ihracat ağını daha da genişletmeyi,
global pazarlarda marka bilinirliğini artırmayı ve
dijital ile operasyonel altyapısını güçlendirmeyi hedefliyor.
Köklü geçmişi ve vizyoner yaklaşımıyla insan sağlığına
katkı sunmaya ve sektöre değer katmaya devam ediyor.
May - Mayıs 2026
14
AbbVie Türkiye ranks among “Best Employers” for the 12th time
AbbVie Türkiye, “En İyi İşverenler” listesinde 12. kez yer aldı
AbbVie Türkiye secured second place in its category
in the Great Place to Work® 2026 survey, maintaining
its consistent success with a strong employee-focused
corporate culture
.AbbVie Türkiye continues to strengthen its position in
the business world with its approach centered on employee
experience. In the “Türkiye’s Best Employers 2026”
survey conducted by Great Place to Work® (GPTW), the
company ranked second in the category of organizations
with 250–499 employees.
With this result, AbbVie Türkiye has been included in the
list for the 12th consecutive time, once again demonstrating
the consistency of its corporate culture and its
commitment to employee engagement.
Great Place to Work® 2026 araştırmasında kendi
kategorisinde ikinci sıraya yerleşen AbbVie Türkiye,
çalışan odaklı kurum kültürüyle istikrarlı başarısını
sürdürdü.
AbbVie Türkiye, çalışan deneyimini odağına alan yaklaşımıyla
iş dünyasında dikkat çeken konumunu güçlendirmeye
devam ediyor. Şirket, Great Place to Work®
(GPTW) tarafından hazırlanan “Türkiye’nin En İyi İşverenleri
2026” araştırmasında, 250–499 çalışan sayısına
sahip şirketler kategorisinde ikinci sırada yer aldı.
Bu sonuçla AbbVie Türkiye, söz konusu listeye üst üste
12. kez girerek kurum kültüründeki istikrarını ve çalışan
bağlılığına verdiği önemi bir kez daha ortaya koydu.
May - Mayıs 2026
15
A data-driven evaluation process
The research conducted by Great Place to Work® is
based on a comprehensive evaluation process, primarily
including the Trust Index survey, which gathers anonymous
employee feedback. This methodology provides
an in-depth analysis of workplace experience across
dimensions such as trust, engagement, and internal
interaction.
“Employee experience is at the core of success”
Dilek Gündüz, Human Resources Director at AbbVie Türkiye,
emphasized the importance of a people-centered
approach in her evaluation of the achievement.
“At AbbVie, we define success not only through business
outcomes but also through how valued, included, and
proud our employees feel,” said Gündüz, noting that the
company prioritizes a work environment that encourages
diversity of thought, supports development, and
promotes open communication.
She also highlighted that sustainable success can only be
achieved through a fair, inclusive, and people-focused
corporate culture.
A corporate culture supported by awards
AbbVie Türkiye has received a total of 41 awards within
the Great Place to Work® framework, including recognitions
such as “Best Employer in Türkiye,” “Best Employer
in Healthcare and Pharma,” “Best Workplace for Women,”
and the “Diversity Special Award.”
With its practices that enhance employee experience,
the company continues to be recognized as a benchmark
organization in the business world.
Veri odaklı değerlendirme süreci
Great Place to Work® tarafından yürütülen araştırma,
çalışanların anonim geri bildirimlerini içeren Trust Index
anketi başta olmak üzere kapsamlı bir değerlendirme sürecine
dayanıyor. Bu yöntem, iş yeri deneyiminin güven,
bağlılık ve kurum içi etkileşim boyutlarını detaylı şekilde
analiz ediyor.
“Başarının merkezinde çalışan deneyimi var”
AbbVie Türkiye İnsan Kaynakları Direktörü Dilek Gündüz,
elde edilen başarıya ilişkin yaptığı değerlendirmede çalışan
odaklı yaklaşımın altını çizdi.
“AbbVie’de başarıyı yalnızca iş sonuçlarıyla değil, çalışanlarımızın
kendilerini değerli, ait ve gururlu hissetmeleriyle
birlikte ele alıyoruz” diyen Gündüz, çok sesliliği teşvik
eden, gelişimi destekleyen ve açık iletişimi önceleyen bir
çalışma ortamına öncelik verdiklerini ifade etti.
Gündüz, sürdürülebilir başarının ancak adil, kapsayıcı ve
insan odaklı bir kurum kültürüyle mümkün olduğunu
vurguladı.
Ödüllerle desteklenen kurum kültürü
AbbVie Türkiye, Great Place to Work® kapsamında bugüne
kadar “Türkiye’nin En İyi İşvereni”, “Sağlık Hizmetleri
ve Farma En İyi İşvereni”, “Kadınlar için En İyi İşyeri” ve
“Diversity Özel Ödülü” gibi birçok farklı kategoride toplam
41 ödül aldı.
Şirket, çalışan deneyimini güçlendiren uygulamalarıyla
iş dünyasında örnek gösterilen kurumlar arasında yer
almaya devam ediyor.
May - Mayıs 2026
16
Abdi İbrahim appoints two senior executives
for international operations
Abdi İbrahim’den uluslararası operasyonlara iki üst düzey atama
Wael Okasha – Country Manager, United Arab Emirates (UAE)
Natasha Poposka – Country Manager, North Macedonia
The company has strengthened its growth in the
North Macedonia and United Arab Emirates markets
with the appointment of two experienced senior
executives.
Abdi İbrahim, a long-standing leader in the Turkish
pharmaceutical industry, continues to support its international
growth strategy with new appointments. The
company has named Natasha Poposka as Country Manager
for North Macedonia and Wael Okasha as Country
Manager for the United Arab Emirates (UAE).
Operating with its own organizational structure in 19
countries outside Türkiye, Abdi İbrahim exports to more
than 70 countries across a wide geography spanning
Europe, Asia, North Africa, and the Middle East. These
new appointments represent a strategic step toward
further strengthening this expanding global footprint.
New organizational structure in North Macedonia
Natasha Poposka, who holds a degree in Pharmacy from
Ss. Cyril and Methodius University and a master’s degree
in Business Administration, began her career at GlaxoSmithKline.
She later held senior roles at Sandoz, gaining
Şirket, Kuzey Makedonya ve Birleşik Arap Emirlikleri
pazarlarındaki büyümesini deneyimli iki üst düzey
yöneticiyle güçlendirdi.
Türk ilaç sektöründe uzun yıllardır liderliğini sürdüren
Abdi İbrahim, uluslararası pazarlardaki büyüme stratejisini
yeni atamalarla destekliyor. Şirket, Natasha Poposka’yı
Kuzey Makedonya Ülke Müdürü, Wael Okasha’yı
ise Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) Ülke Müdürü olarak
görevlendirdi.
Türkiye dışında 19 ülkede kendi organizasyonel yapısıyla
faaliyet gösteren Abdi İbrahim, Avrupa’dan Asya’ya, Kuzey
Afrika’dan Orta Doğu’ya uzanan geniş bir coğrafyada
70’ten fazla ülkeye ihracat gerçekleştiriyor. Yeni atamalar,
bu genişleyen yapının daha da güçlendirilmesine
yönelik önemli bir adım olarak öne çıkıyor.
Kuzey Makedonya’da yeni yapılanma
Eczacılık eğitimini Ss. Cyril ve Methodius Üniversitesi’nde
tamamlayan ve işletme alanında yüksek lisans derecesine
sahip olan Natasha Poposka, kariyerine GlaxoSmithKline’da
başladı. Ardından Sandoz’da farklı üst düzey görevler
üstlenen Poposka, bölgesel sorumluluklar alarak
May - Mayıs 2026
17
significant regional experience across the markets of
North Macedonia, Albania, and Kosovo.
Most recently serving as Commercial Director at Septima
Skopje, Poposka assumed her new role as Abdi İbrahim
North Macedonia Country Manager in April. With this
appointment, the company aims to enhance its presence
in the North Macedonian market, where it has recently
implemented a new operational structure.
Experienced leadership for UAE operations
Wael Okasha, a graduate of Helwan University’s Faculty
of Commerce, began his career in business development
and finance. He held various senior positions within Sandoz
across the MENA region and most recently served as
General Manager for Dubai and the UAE at PromoPharma.
As Abdi İbrahim UAE Country Manager, Okasha will play
an active role in advancing the company’s commercial
operations in the Middle East.
Both executives will be responsible for driving commercial
growth and strengthening organizational structures
in their respective markets.
Through these appointments, Abdi İbrahim aims to further
reinforce its position in international markets.
Makedonya, Arnavutluk ve Kosova pazarlarında önemli
deneyim kazandı.
Son olarak Septima Skopje’de Ticaret Direktörü olarak
görev yapan Poposka, Nisan ayı itibarıyla Abdi İbrahim
Kuzey Makedonya Ülke Müdürü olarak göreve başladı. Bu
atama ile şirket, yeni operasyonel yapılanmasını hayata
geçirdiği Kuzey Makedonya pazarında etkinliğini artırmayı
hedefliyor.
BAE operasyonları deneyimli isme emanet
Helwan Üniversitesi Ticaret Bilimleri Bölümü mezunu
olan Wael Okasha ise kariyerine iş geliştirme ve finans
alanlarında başladı. Sandoz bünyesinde MENA Bölgesi’nde
çeşitli üst düzey görevlerde bulunan Okasha, son
olarak PromoPharma’da Dubai ve BAE Genel Müdürü
olarak görev yaptı.
Okasha, Abdi İbrahim BAE Ülke Müdürü olarak yeni görevine
başlarken, şirketin Orta Doğu’daki ticari faaliyetlerinin
geliştirilmesinde aktif rol üstlenecek.
Her iki yönetici de sorumlu oldukları pazarlarda büyüme
hedefleri doğrultusunda ticari faaliyetlerin geliştirilmesi
ve organizasyonel yapının güçlendirilmesinden sorumlu
olacak. Abdi İbrahim, gerçekleştirdiği bu atamalarla uluslararası
pazarlardaki konumunu daha da sağlamlaştırmayı
hedefliyor.
May - Mayıs 2026
18
A new risk threatening children’s dental health!
Çocuklarda diş sağlığını tehdit eden yeni risk!
According to experts, irregular sleep, increased
screen use, and nighttime snacking bring a range of
risks for children, from tooth decay to jaw problems.
Sleep hygiene is becoming an increasingly decisive
factor in oral and dental health.
Rising screen time, changing dietary habits, and irregular
sleep routines directly affect not only children’s general
health but also their oral and dental health. Especially carbohydrate-heavy
foods consumed at night increase the
risk of tooth decay, while screen exposure before sleep
can trigger issues such as teeth clenching and grinding.
Pediatric Dentist Dt. Nurgül Demir draws attention to
the impact of digital habits on oral health, noting that
prolonged screen use disrupts sleep quality and increases
stress levels. She states that this situation leads to
a higher incidence of problems such as teeth clenching
(bruxism) during sleep. Demir emphasizes that this habit
may eventually cause tooth wear, pain in the jaw joint,
and difficulties in chewing.
Uzmanlara göre düzensiz uyku, artan ekran kullanımı
ve gece atıştırmaları çocuklarda diş çürüğünden
çene problemlerine kadar uzanan riskleri beraberinde
getiriyor. Uyku hijyeni, ağız ve diş sağlığında
giderek daha belirleyici bir faktör haline geliyor.
Artan ekran süreleri, değişen beslenme alışkanlıkları ve
düzensiz uyku rutinleri çocukların yalnızca genel sağlığını
değil, ağız ve diş sağlığını da doğrudan etkiliyor. Özellikle
gece saatlerinde tüketilen karbonhidrat ağırlıklı gıdalar
diş çürüğü riskini artırırken, uyku öncesi ekran maruziyeti
diş sıkma ve gıcırdatma gibi sorunları tetikleyebiliyor.
Çocuk Diş Hekimi Dt. Nurgül Demir, dijital alışkanlıkların
ağız sağlığı üzerindeki etkilerine dikkat çekerek, uzun
süreli ekran kullanımının uyku kalitesini bozduğunu ve
stres düzeyini artırdığını belirtiyor. Bu durumun uyku
sırasında diş sıkma (bruksizm) gibi problemlerin daha sık
görülmesine yol açtığını ifade eden Demir, bu alışkanlığın
zamanla diş aşınmaları, çene ekleminde ağrı ve çiğneme
May - Mayıs 2026
19
Pediatric Dentist Dt. Nurgül Demir
Highlighting that the natural defense mechanisms in the
mouth weaken during sleep, Demir explains that reduced
saliva flow makes it harder to protect tooth surfaces.
She notes that dry mouth is more common, particularly
in children who breathe through the mouth or have
sleep apnea, which in turn increases the risk of cavities
and gum diseases.
Experts underline that nighttime routines play a decisive
role in maintaining healthy oral and dental structures.
Brushing teeth before sleep, avoiding sugary and carbohydrate-rich
foods at night, and consuming sufficient
water during the day are among the key recommendations.
It is also emphasized that water should be the only
beverage preferred throughout the night.
As the role of sleep hygiene in maintaining oral and
dental health gains increasing importance, experts stress
that families’ awareness on this issue is critical for children’s
long-term health.
güçlüğü gibi sorunlara neden olabileceğini vurguluyor.
Uyku sırasında ağız içi savunma mekanizmalarının zayıfladığına
dikkat çeken Demir, tükürük akışının azalmasının
diş yüzeylerinin korunmasını zorlaştırdığını söylüyor.
Özellikle ağızdan nefes alan veya uyku apnesi bulunan
çocuklarda ağız kuruluğunun daha sık görüldüğünü belirten
Demir, bunun da çürük ve diş eti hastalıkları riskini
artırdığını ifade ediyor.
Uzmanlar, sağlıklı ağız ve diş yapısının korunmasında gece
rutinlerinin belirleyici rol oynadığını vurguluyor. Uyumadan
önce dişlerin mutlaka fırçalanması, gece saatlerinde
şeker ve karbonhidrat içeren gıdalardan kaçınılması ve
gün içinde yeterli su tüketilmesi temel öneriler arasında
yer alıyor. Gece boyunca tercih edilmesi gereken tek
içeceğin ise su olduğunun altı çiziliyor.
Ağız ve diş sağlığının korunmasında uyku hijyeninin rolü
giderek daha fazla önem kazanırken, uzmanlar ailelerin
bu konuda bilinçli davranmasının çocukların uzun vadeli
sağlığı açısından kritik olduğunu belirtiyor.
May - Mayıs 2026
20
Digital transformation in chronic wound management
Kronik yara takibinde dijital dönüşüm
The SoreLogic Platform, developed to address
chronic wounds, a widespread healthcare challenge
in Türkiye, introduces a new approach to treatment
processes with AI-supported analysis and remote
monitoring capabilities.
Chronic wounds remain a significant health concern, particularly
for elderly individuals, patients with diabetes,
and those who are bedridden. When not detected early,
these conditions can lead to severe infections and prolonged
treatment periods, creating a substantial burden
for both patients and healthcare systems.
A locally developed technology is now bringing a
new perspective to chronic wound management. The
SoreLogic Platform, developed by Amatis Information
Technologies Inc., enables early detection and remote
monitoring of chronic wounds.
Early intervention through remote monitoring
The platform offers a major advantage, especially for
individuals with limited access to healthcare facilities.
Bedridden patients can be assessed in their own environ-
Türkiye’de yaygın bir sağlık sorunu olan kronik
yaralar için geliştirilen SoreLogic Platformu, yapay
zekâ destekli analiz ve uzaktan takip imkânıyla
tedavi süreçlerinde yeni bir yaklaşım sunuyor.
Kronik yaralar, özellikle yaşlı bireyler, diyabet hastaları ve
yatağa bağımlı kişiler için önemli bir sağlık sorunu olmayı
sürdürüyor. Geç fark edildiğinde ciddi enfeksiyonlara
ve uzun tedavi süreçlerine yol açabilen bu durum hem
hastalar hem de sağlık sistemi açısından ciddi bir yük
oluşturuyor.
Bu alanda geliştirilen yerli bir teknoloji, kronik yara
yönetiminde yeni bir yaklaşımı gündeme taşıyor. Amatis
Bilgi Teknolojileri A.Ş. tarafından geliştirilen SoreLogic
Platformu, kronik yaraların erken dönemde tespit
edilmesini ve uzaktan izlenmesini mümkün kılıyor.
Uzaktan takip ile erken müdahale
Platform, özellikle hastaneye erişimi kısıtlı olan bireyler
için önemli bir avantaj sağlıyor. Yatağa bağımlı hastalar
bulundukları ortamda değerlendirilebiliyor, riskli
durumlar erken aşamada belirlenebiliyor ve tedavi süreci
uzaktan takip edilebiliyor.
May - Mayıs 2026
21
ment, risk factors can be identified at an early stage, and
treatment processes can be monitored remotely.
This approach contributes to reducing the risk of complications
in cases such as diabetic foot ulcers, pressure
sores, and tissue damage caused by circulatory disorders.
AI-powered analysis system
The SoreLogic Platform integrates two- and three-dimensional
imaging technologies with AI-driven analysis
Bu yaklaşım, diyabetik ayak yaraları, basınç kaynaklı
yatak yaraları ve dolaşım bozukluklarına bağlı doku
hasarlarında komplikasyon riskinin azaltılmasına katkı
sağlıyor.
Yapay zekâ destekli analiz sistemi
SoreLogic Platformu, iki ve üç boyutlu görüntüleme
teknolojilerini yapay zekâ destekli analiz yöntemleriyle
birleştiriyor.
May - Mayıs 2026
22
methods. This allows precise measurement of wound
size, depth, and tissue structure.
The data obtained supports physicians in clinical decision-making,
enabling faster and more accurate interventions.
The system offers a data-driven approach that
enhances clinical evaluation.
Collaboration between academia and technology
The platform was developed at Amatis’ R&D center in
İzmir through academic and clinical collaborations. The
project involved experts in computer vision, wound care,
and cardiovascular surgery.
This multidisciplinary structure ensures that the technology
is supported by a strong technical and clinical
foundation.
Growing international interest
The SoreLogic Platform is also attracting attention on
the international stage. The product was introduced
at the WHX Dubai event, where collaborations were
established with healthcare institutions in the Middle
East. The first implementation is planned at King Faisal
Research Hospital.
In addition, demand from healthcare providers in Europe
and the United States is increasing.
Contributing to digital transformation in healthcare
Amatis Information Technologies operates in the fields
of remote patient monitoring and AI-based decision support
systems. Through its Türkiye-based R&D activities,
the company exports technology to various markets,
particularly in Europe.
According to experts, the SoreLogic Platform supports
early intervention and continuous monitoring in chronic
wound management, contributing to improved patient
quality of life while also advancing the digital transformation
of healthcare services.
Bu sayede yaranın boyutu, derinliği ve doku yapısı
yüksek hassasiyetle ölçülebiliyor.
Elde edilen veriler, hekimlere karar sürecinde destek
sunarak daha hızlı ve doğru müdahale imkânı sağlıyor.
Sistem, klinik değerlendirmeyi güçlendiren veri odaklı
bir yaklaşım sunuyor.
Akademi ve teknoloji iş birliği
Platform, Amatis’in İzmir’deki Ar-Ge merkezinde,
akademik ve klinik iş birlikleriyle geliştirildi. Projede
bilgisayarlı görü, yara bakımı ve kalp-damar cerrahisi
alanında uzman akademisyenler görev aldı.
Bu çok disiplinli yapı, geliştirilen teknolojinin hem teknik
hem de klinik açıdan güçlü bir altyapıya sahip olmasını
sağladı.
Uluslararası alanda ilgi görüyor
SoreLogic Platformu, uluslararası platformlarda da
dikkat çekiyor. Dubai’de düzenlenen WHX Dubai
etkinliğinde tanıtılan ürün için Orta Doğu’daki sağlık
kuruluşlarıyla iş birlikleri kuruldu. İlk uygulamanın King
Faisal Research Hospital bünyesinde hayata geçirilmesi
planlanıyor.
Bunun yanı sıra Avrupa ve ABD’deki sağlık
kuruluşlarından da platforma yönelik talep artıyor.
Sağlıkta dijital dönüşüme katkı
Amatis Bilgi Teknolojileri, geliştirdiği çözümlerle
uzaktan hasta takibi ve yapay zekâ destekli karar
sistemleri alanında faaliyet gösteriyor. Şirket, Türkiye
merkezli Ar-Ge çalışmalarıyla Avrupa başta olmak üzere
farklı pazarlara teknoloji ihracatı gerçekleştiriyor.
Uzmanlara göre SoreLogic Platformu, kronik yara
yönetiminde erken müdahale ve sürekli takip imkânı
sunarak hem hasta yaşam kalitesine katkı sağlıyor hem
de sağlık hizmetlerinin dijitalleşme sürecine önemli bir
destek veriyor.
May - Mayıs 2026
23
Senior leadership appointment at Polifarma
Polifarma’ya üst düzey lider
Başbuğ Öke, Polifarma CEO’luğu görevine getirilerek
şirketin uluslararası büyüme vizyonuna yön
verecek. Sektördeki çok katmanlı deneyimiyle öne
çıkan Öke, Polifarma’nın küresel rekabet gücünü ileri
taşımayı hedefliyor.
Türk ilaç sektöründe rekabetin küresel ölçekte yeniden
tanımlandığı bir dönemde, liderlik kadrolarındaki stratejik
atamalar daha da kritik hale geliyor. Polifarma, bu
doğrultuda deneyimli bir ismi CEO koltuğuna taşıyarak
büyüme hedeflerini güçlendirdi.
İlaç sektöründe uzun yıllara yayılan deneyimiyle bilinen
Başbuğ Öke, şirketin yeni dönemdeki yol haritasını şekillendirecek
isim olarak öne çıkıyor.
Strateji ve uluslararası deneyimle gelen liderlik
Kariyeri boyunca iş geliştirme, pazarlama, satış ve ihracat
gibi kritik alanlarda görev alan Öke, farklı global organi
Başbuğ Öke, CEO of Polifarma
Başbuğ Öke has been appointed as CEO of Polifarma
and will lead the company’s international growth
vision. With his multi-layered industry experience,
Öke aims to further strengthen Polifarma’s global
competitiveness.
At a time when competition in the Turkish pharmaceutical
industry is being redefined on a global scale,
strategic appointments in leadership positions are
becoming increasingly critical. In this context, Polifarma
has reinforced its growth ambitions by appointing an
experienced executive as CEO.
Known for his extensive experience in the pharmaceutical
sector, Başbuğ Öke stands out as the key figure who
will shape the company’s roadmap in the new era.
Leadership shaped by strategy and international
experience
Throughout his career, Öke has held key roles in business
development, marketing, sales, and exports, gaining
attention with his experience across various global
organizations.
He began his professional journey at Bilim İlaç and went
May - Mayıs 2026
24
AstraZeneca Türkiye maintains second place in “Best Employers” ranking
AstraZeneca Türkiye, “En İyi İşverenler” listesinde ikinci sıradaki yerini korudu
AstraZeneca Türkiye once again ranked among the
top performers in the Great Place to Work 2026 survey,
sustaining its consistent success with a strong
employee-focused corporate culture.
AstraZeneca Türkiye continues to stand out in the business
world with its strong corporate culture and emphasis on
employee experience. According to the “Türkiye’s Best
Employers – 2026” list announced by the Great Place
to Work (GPTW) Institute, the company maintained its
second-place position this year in the 500–999 employee
category.
With this result, AstraZeneca Türkiye has secured its place
on the list for nine consecutive years, demonstrating the
consistency of its employee-centered approach.
A globally benchmarked evaluation
Published for the 14th time by the Great Place to Work Institute,
the list is based on employee feedback and in-depth
analyses of corporate culture. The research comprehensively
evaluates companies’ performance in areas such as
trust, engagement, and overall employee experience.
Great Place to Work 2026 araştırmasında bir kez
daha üst sıralarda yer alan AstraZeneca Türkiye,
çalışan odaklı kurum kültürüyle istikrarlı başarısını
sürdürdü.
AstraZeneca Türkiye, güçlü kurum kültürü ve çalışan
deneyimine verdiği önemle iş dünyasında öne çıkmayı
sürdürüyor. Şirket, Great Place to Work (GPTW) Enstitüsü
tarafından açıklanan “Türkiye’nin En İyi İşverenleri –
2026” listesinde, 500–999 çalışan kategorisinde bu yıl da
ikinci sırada yer aldı.
Bu sonuçla AstraZeneca Türkiye, dokuz yıldır üst üste
listeye girme başarısını devam ettirirken, çalışan odaklı
yaklaşımındaki istikrarını da ortaya koydu.
Küresel referanslı değerlendirme
Great Place to Work Enstitüsü tarafından 14. kez yayımlanan
liste, çalışan geri bildirimleri ve kurum kültürü analizleri
temel alınarak hazırlanıyor. Araştırma, şirketlerin
güven, bağlılık ve çalışan deneyimi alanlarındaki performansını
kapsamlı şekilde değerlendiriyor.
May - Mayıs 2026
25
“People-focused culture is at the core of success”
Münevver Gönenç, MD, Country President of AstraZeneca
Türkiye, emphasized the defining role of corporate culture
in achieving this success.
“We are proud to be included in this list for the ninth time.
This result reflects our approach of combining science and
technology with the value we place on people,” said Gönenç,
highlighting their commitment to fostering a workplace
where employees feel a sense of belonging, can freely
express their ideas, and have equal access to opportunities.
A holistic approach to employee experience
Feyza Aysan, Human Resources Director at AstraZeneca
Türkiye, pointed to the company’s comprehensive people-focused
practices.
She noted that AstraZeneca Türkiye strengthens employee
experience through a wide range of initiatives, including
flexible working models, development programs, diversity
and inclusion practices, and solutions that support work-life
balance.
“Our goal is not only to provide a good working environment,
but also to sustain a culture where each colleague
can realize their potential and feel valued,” Aysan stated,
adding that the latest recognition is a strong reflection of
this approach. With its practices centered on employee experience,
AstraZeneca Türkiye continues to be recognized
as a leading organization in the business world.
“Başarının temelinde insan odaklı kültür var”
AstraZeneca Türkiye Ülke Başkanı Dr. Münevver Gönenç,
elde edilen başarıya ilişkin yaptığı değerlendirmede,
kurum kültürünün belirleyici rolüne dikkat çekti.
“Dokuzuncu kez bu listede yer almanın gururunu yaşıyoruz.
Bu sonuç, bilim ve teknolojiyi insana verdiğimiz
değerle buluşturan yaklaşımımızın bir yansıması” diyen
Gönenç, çalışanların kendilerini ait hissettikleri, fikirlerini
özgürce ifade edebildikleri ve eşit fırsatlara erişebildikleri
bir çalışma ortamını önceliklendirdiklerini ifade etti.
Çalışan deneyiminde bütüncül yaklaşım
AstraZeneca Türkiye İnsan Kaynakları Direktörü Feyza
Aysan ise şirketin insan odaklı uygulamalarına dikkat
çekti.
Aysan, esnek çalışma modellerinden gelişim programlarına,
çeşitlilik ve kapsayıcılık odaklı uygulamalardan iş-yaşam
dengesini destekleyen çözümlere kadar geniş bir
yelpazede çalışan deneyimini güçlendirdiklerini belirtti.
“Amacımız yalnızca iyi bir iş ortamı sunmak değil; aynı zamanda
her bir çalışma arkadaşımızın potansiyelini ortaya
koyabileceği, kendini değerli hissedeceği bir kültürü
birlikte sürdürmek” diyen Aysan, elde edilen sonucun bu
yaklaşımın güçlü bir göstergesi olduğunu ifade etti.
AstraZeneca Türkiye, çalışan deneyimini merkeze alan
uygulamalarıyla iş dünyasında öne çıkan kurumlar arasında
yer almaya devam ediyor.
May - Mayıs 2026
26
Early diagnosis saves lives in primary immunodeficiency
Primer İmmün Yetmezlikte erken tanı hayat kurtarıyor!
Dünya genelinde milyonlarca kişiyi etkileyen Primer
İmmün Yetmezlikte (PİY) tanı oranlarının düşük
olması dikkat çekiyor. Uzmanlar, farkındalık ve erken
teşhisin yaşam kalitesinde belirleyici rol oynadığını
vurguluyor.
Her yıl 22–29 Nisan tarihleri arasında düzenlenen Primer
İmmün Yetmezlik (PİY) Farkındalık Haftası, bu nadir hastalık
grubuna yönelik bilinç düzeyini artırmayı amaçlıyor.
Dünya genelinde yaklaşık 6 milyon kişiyi etkileyen PİY’de
hastaların büyük bir kısmına henüz tanı konulmamış
olması, erken teşhisin önemini bir kez daha gündeme
taşıyor.
Bağışıklık sisteminin doğuştan gelen bozuklukları sonucu
ortaya çıkan PİY, 700’e yakın farklı formdan oluşan geniş
bir hastalık grubunu kapsıyor. Bu durum, hastaların
enfeksiyonlara karşı yeterli yanıt verememesine neden
olurken; sık tekrarlayan, uzun süren veya ağır seyreden
enfeksiyonlarla karşı karşıya kalmalarına yol açabiliyor.
Low diagnosis rates in Primary Immunodeficiency
(PID), which affects millions of people worldwide,
continue to draw attention. Experts emphasize that
awareness and early detection play a decisive role in
improving quality of life.
Erken tanı ile yaşam kalitesi artıyor
Uzmanlara göre PİY, doğru zamanda tanı konulduğunda
ve uygun şekilde yönetildiğinde hastaların sağlıklı ve
aktif bir yaşam sürmesi mümkün olabiliyor. Ancak tanı
sürecindeki gecikmeler, hastalık yükünü artırarak yaşam
kalitesini olumsuz etkileyebiliyor.
Observed annually between April 22–29, Primary Immunodeficiency
Awareness Week aims to increase awareness
of this group of rare diseases. Affecting approximately
6 million people globally, the fact that a large
proportion of PID patients remain undiagnosed once
again highlights the importance of early diagnosis.
Caused by congenital defects of the immune system,
PID encompasses a broad group of nearly 700 different
disorders. This condition weakens the body’s ability to
respond to infections, leading to recurrent, persistent,
or severe infections.
Early diagnosis improves quality of life
According to experts, when diagnosed at the right time
and managed appropriately, patients with PID can lead
May - Mayıs 2026
27
healthy and active lives. However, delays in diagnosis increase
disease burden and negatively affect quality of life.
In Türkiye, key priorities in the field of PID include strengthening
early diagnosis processes, increasing awareness
among patients and caregivers, and expanding multidisciplinary
approaches. Ensuring sustainable access to
treatment also remains a critical focus area.
A holistic approach in the patient journey
Experts underline that effective PID management
requires not only treatment but also a comprehensive
approach that covers the entire patient journey. Patient
support programs, awareness initiatives, and collaboration
with healthcare professionals play essential roles in
this process.
This approach aims to improve patient access not only
to treatment but also to supportive solutions tailored to
their needs.
Awareness plays a critical role
Increasing knowledge and awareness of PID contributes
to more patients receiving timely diagnoses and being
directed to appropriate treatment. According to experts,
awareness is a key factor in ensuring that patients access
the right care pathway.
Activities carried out during Primary Immunodeficiency
Awareness Week aim to enhance awareness in this field
and promote the widespread adoption of early diagnosis.
Türkiye’de PİY alanında en önemli ihtiyaçlar arasında
erken tanı süreçlerinin güçlendirilmesi, hasta ve hasta
yakını farkındalığının artırılması ve multidisipliner
yaklaşımın yaygınlaştırılması yer alıyor. Bunun yanı sıra
tedaviye sürdürülebilir erişim de kritik başlıklar arasında
öne çıkıyor.
Hasta yolculuğunda bütüncül yaklaşım öne çıkıyor
Uzmanlar, PİY yönetiminde yalnızca tedavinin değil,
hastanın tüm sürecini kapsayan bütüncül bir yaklaşımın
önemine dikkat çekiyor. Bu kapsamda hasta destek
programları, bilgilendirme çalışmaları ve sağlık profesyonelleriyle
kurulan iş birlikleri, sürecin önemli parçaları
arasında yer alıyor.
Bu yaklaşım sayesinde hastaların yalnızca tedaviye değil,
aynı zamanda ihtiyaç duydukları destekleyici çözümlere
erişiminin artırılması hedefleniyor.
Farkındalık kritik rol oynuyor
PİY’de bilgi düzeyinin artması, daha fazla hastanın doğru
zamanda tanı almasına ve uygun tedaviye yönlendirilmesine
katkı sağlıyor. Uzmanlara göre farkındalığın
artırılması, hastaların doğru bakım yolculuğuna ulaşmasında
belirleyici bir rol üstleniyor.
Primer İmmün Yetmezlik Farkındalık Haftası kapsamında
yapılan çalışmalar, bu alandaki bilinç düzeyini
artırarak erken tanının yaygınlaşmasına katkı sunmayı
amaçlıyor.
May - Mayıs 2026
28
Sandoz Türkiye ranks among top three in pharmaceutical exports
Sandoz Türkiye, ilaç ihracatında ilk 3’te yer aldı
İKMİB’in 2025 İhracatın Yıldızları listesinde
Sandoz Türkiye, 110 milyon doları aşan ihracat
performansıyla ilaç kategorisinde üçüncü
sıraya yerleşti.
İstanbul Kimyevi Maddeler ve Mamulleri İhracatçıları
Birliği’nin (İKMİB) her yıl düzenlediği “İhracatın
Yıldızları” ödülleri sahiplerini buldu. Hilton Mall of
İstanbul Convention Center’da gerçekleşen törende,
ilaç kategorisinde Sandoz Türkiye 110 milyon
doların üzerindeki ihracat hacmiyle üçüncü sırada
yer aldı.
Bu başarı, şirketin Türkiye’den global pazarlara
uzanan güçlü üretim ve ihracat kapasitesini bir kez
daha ortaya koydu.
Cengiz Zaim, Region META and Türkiye Country Head at Sandoz
Sandoz Türkiye secured third place in the
pharmaceutical category of İKMİB’s 2025 “Stars of
Export” list, achieving export revenues exceeding
110 million USD.
The “Stars of Export” awards organized annually by the
Istanbul Chemicals and Chemical Products Exporters’
Association (İKMİB) have been announced. At the ceremony
held at Hilton Mall of İstanbul Convention Center,
Sandoz Türkiye ranked third in the pharmaceutical category
with an export volume surpassing 110 million USD.
This achievement once again highlights the company’s
strong manufacturing and export capacity extending
from Türkiye to global markets.
“We continue our steady growth”
Cengiz Zaim, Region META and Türkiye Country Head
at Sandoz, emphasized the company’s commitment to
Türkiye in his evaluation of the achievement.
“We are pleased to reinforce our success with this award
in 2025, as we celebrate our 70th anniversary,” said
Zaim, noting that export performance has continued to
grow steadily despite challenging market conditions.
“We have been strengthening our position on this list for
many years. By the end of 2025, our exports exceeded
110 million USD. I would like to thank all our colleagues
who contributed to this achievement,” he added.
“İstikrarlı büyümemizi sürdürüyoruz”
Sandoz META Bölgesi ve Türkiye Ülke Başkanı
Cengiz Zaim, elde edilen başarıya ilişkin yaptığı
değerlendirmede, şirketin Türkiye’ye olan bağlılığını
vurguladı.
“70. yılımızı kutladığımız 2025’te bu ödülle başarımızı
pekiştirmekten memnuniyet duyuyoruz” diyen
Zaim, zorlu piyasa koşullarına rağmen ihracat performansının
istikrarlı şekilde arttığını belirtti.
Zaim, “Uzun yıllardır yer aldığımız bu listede konumumuzu
güçlendirmeye devam ediyoruz. 2025 yılı
sonunda ihracatımız 110 milyon doların üzerine çıktı.
Bu başarıda emeği olan tüm ekip arkadaşlarımıza
teşekkür ediyorum” ifadelerini kullandı.
Gebze’deki üretim tesisinin şirketin küresel ağı içinde
kritik bir rol üstlendiğini belirten Zaim, burada
üretilen ilaçların Kanada ve İngiltere’nin de aralarında
bulunduğu 60’tan fazla ülkeye ulaştığını söyledi.
Gebze tesisi küresel üretimde stratejik merkez
Sandoz Gebze Üretim Tesisi Başkanı Didem Gelen
ise tesisin global üretim ağındaki konumuna dikkat
çekti. Gelen, Gebze tesisinin Sandoz’un dünya
genelindeki en büyük üç üretim merkezinden biri
olduğunu belirterek, yapılan yatırımlarla kapasitenin
önemli ölçüde artırıldığını ifade etti.
Son dönemde gerçekleştirilen 80 milyon dolarlık
yatırımla üretim kapasitesinin 15 milyar tablete çıkarılması
hedefleniyor. Bu gelişme, hem Türkiye’nin
ihracat gücüne katkı sağlıyor hem de dünya genelinde
daha fazla hastaya erişimi mümkün kılıyor.
May - Mayıs 2026
29
Zaim also highlighted the strategic role of the Gebze
manufacturing facility within Sandoz’s global network,
stating that products manufactured at the site are
exported to more than 60 countries, including Canada
and the United Kingdom.
Gebze facility as a strategic global
manufacturing hub
Didem Gelen, Head of Sandoz Gebze Manufacturing Site,
emphasized the facility’s position within the global production
network. She noted that the Gebze site is one of
the company’s three largest manufacturing centers worldwide
and that capacity has been significantly increased
through recent investments.
With an investment of 80 million USD, the company aims
to expand production capacity to 15 billion tablets. This
development not only contributes to Türkiye’s export
strength but also enables broader patient access worldwide.
Global strength in biosimilars
Operating in the fields of generics and biosimilars,
Sandoz is among the leading players globally. Founded in
Switzerland in 1886, the company is preparing to celebrate
its 140th anniversary in 2026.
Reaching approximately 900 million patients annually,
Sandoz continues to invest in biosimilars with 11
products currently on the market and 27 candidates in
development. The company views 2027 as the beginning
of a new growth phase and aims to double its impact in
both global and Türkiye markets.
Aligned with its vision of improving patient access to
treatment, Sandoz continues to focus on biosimilars as a
key component of sustainable healthcare systems.
Biyobenzer ilaçlarda küresel güç
Eşdeğer ve biyobenzer ilaç alanında faaliyet gösteren
Sandoz, küresel ölçekte önemli oyuncular arasında yer
alıyor. 1886 yılında İsviçre’de kurulan şirket, 2026 yılında
140. yılını kutlamaya hazırlanıyor.
Her yıl yaklaşık 900 milyon hastaya ulaşan Sandoz, mevcut
11 biyobenzer ürünü ve geliştirme aşamasındaki 27
yeni adayla bu alandaki yatırımlarını sürdürüyor. Şirket,
2027’yi büyüme açısından yeni bir dönemin başlangıcı
olarak değerlendirirken, global ve Türkiye pazarındaki
etkisini iki katına çıkarmayı hedefliyor.
Sandoz, “hastaların tedaviye erişimini artırma” vizyonu
doğrultusunda, sürdürülebilir sağlık sistemlerinin önemli
unsurlarından biri olarak gördüğü biyobenzer ilaçlara
odaklanmayı sürdürüyor.
May - Mayıs 2026
30
New appointment at Sanofi
Sanofi’de yeni atama
Mine Sayıt has been appointed
as Global Insulin Brand Lead for
International Markets at Sanofi.
Following her successful leadership
in the Eurasia region, Sayıt
will continue her new role in Paris.
In the global healthcare ecosystem,
the transition of experienced
leaders into international roles plays
a critical role in companies’ strategic
growth objectives. In line with
this, Sanofi has made a significant
appointment.
Previously serving as Rare Diseases Director for the
Eurasia Region, Mine Sayıt will now take on a key role in
managing the company’s global insulin portfolio.
From regional success to global leadership
Throughout her career at Sanofi, Sayıt has taken on
responsibilities across various functions, standing out
particularly with her strategic approaches and collaborations
in the field of rare diseases.
She has led the establishment of sustainable relationships
with health authorities and scientific stakeholders,
playing an active role in a wide range of areas from
portfolio prioritization to expansion into new markets,
and from regional partnerships to knowledge-sharing
platforms.
The projects implemented during this period have contributed
not only at a regional level but also to the global
dissemination of best practices.
New role: global insulin strategy
In her new position, Mine Sayıt will focus on further
strengthening Sanofi’s insulin portfolio on a global scale.
Enhancing strategic coordination between different
geographies and central teams, developing international
collaborations, and identifying global growth opportunities
will be among Sayıt’s key priorities.
An international career journey
Mine Sayıt began her education at Notre Dame de Sion
French High School. She later graduated from Galatasaray
University, Faculty of Economics, and completed her
master’s degree in Strategic Marketing at IAE Toulouse.
Joining Sanofi in 2006, Sayıt has gained diverse experience
by taking on various roles throughout her career.
Most recently, in her role as Rare Diseases Director, she
led significant projects such as Care4Rare and the Ankara
University NADİR Center.
Mine Sayıt, Sanofi bünyesinde Uluslararası
Pazarlardan Sorumlu İnsülin
Global Marka Lideri görevine atandı.
Avrasya bölgesindeki başarılı liderliğinin
ardından Sayıt, yeni görevini
Paris’te sürdürecek.
Global sağlık ekosisteminde deneyimli
liderlerin uluslararası rollere taşınması,
şirketlerin stratejik büyüme hedeflerinde
kritik bir rol oynuyor. Sanofi de bu
doğrultuda önemli bir atamaya imza
attı.
Şirketin Avrasya Bölgesi Nadir Hastalıklar
Direktörü olarak görev yapan Mine Sayıt, artık küresel
ölçekte insülin portföyünün yönetiminde söz sahibi
olacak.
Bölgesel başarıdan küresele uzanan yol
Sanofi kariyeri boyunca farklı alanlarda sorumluluk üstlenen
Sayıt, özellikle nadir hastalıklar alanında geliştirdiği
stratejik yaklaşımlar ve kurduğu iş birlikleriyle dikkat çekti.
Sağlık otoriteleri ve bilimsel paydaşlarla sürdürülebilir
ilişkiler kurulmasına öncülük eden Sayıt; portföy önceliklendirme
süreçlerinden yeni pazarlara açılıma, bölgesel
iş birliklerinden bilgi paylaşım platformlarına kadar geniş
bir alanda aktif rol aldı.
Bu süreçte hayata geçirilen projeler, yalnızca bölgesel
değil, aynı zamanda küresel ölçekte de referans niteliği
taşıyan uygulamaların yaygınlaşmasına katkı sağladı.
Yeni rol: küresel insülin stratejisi
Yeni görevinde Mine Sayıt, Sanofi’nin insülin portföyünü
global ölçekte daha da güçlendirmeye odaklanacak.
Farklı coğrafyalar ile merkez ekipler arasında stratejik
koordinasyonun artırılması, uluslararası iş birliklerinin
geliştirilmesi ve küresel büyüme fırsatlarının değerlendirilmesi,
Sayıt’ın öncelikli gündem başlıkları arasında yer
alacak.
Uluslararası bir kariyer yolculuğu
Mine Sayıt, eğitim hayatına Notre Dame de Sion Fransız
Lisesi’nde başladı. Ardından Galatasaray Üniversitesi
İktisat Fakültesi’nden mezun oldu ve IAE de Toulouse’da
Stratejik Pazarlama alanında yüksek lisans eğitimini
tamamladı.
2006 yılında Sanofi’ye katılan Sayıt, kariyeri boyunca
farklı pozisyonlarda görev alarak çok yönlü bir deneyim
kazandı. Son olarak yürüttüğü nadir hastalıklar direktörlüğü
kapsamında Care4Rare ve Ankara Üniversitesi
NADİR Merkezi gibi önemli projelere liderlik etti.
May - Mayıs 2026
32
The multiplier effect of goodness crowned with an award
İyiliğin çarpan etkisi ödülle taçlandı
At the Doktorclub Awards, determined by the votes
of more than 115,000 physicians, Nobel İlaç received
the “Social Responsibility Project of the Year” award
with its “Grey Beanie Kindness Movement.”
Standing out in the healthcare sector not only with its
treatment solutions but also with projects that generate
social benefit, Nobel İlaç crowned this approach with a
prestigious award. Organized by one of Türkiye’s largest
physician platforms, the Doktorclub Awards recognized
the company’s “Grey Beanie Kindness Movement” as the
“Social Responsibility Project of the Year.”
Determined by the votes of more than 115,000 physicians,
the awards highlight projects that go beyond scientific
contribution to deliver tangible social impact, clearly
demonstrating Nobel İlaç’s vision in this field.
A model of kindness from digital to field
Launched under Nobel İlaç’s “Value for Health” vision,
the “Grey Beanie Kindness Movement” stands out with
its innovative structure that goes beyond conventional
social responsibility projects. The initiative offers a
115 bini aşkın hekimin oylarıyla verilen Doktorclub
Awards’ta, Nobel İlaç “Gri Bere İyilik Hareketi” ile
yılın en anlamlı sosyal sorumluluk projelerinden
birine imza attı.
Sağlık sektöründe yalnızca tedavi çözümleriyle değil,
toplumsal faydaya dokunan projeleriyle de öne çıkan
Nobel İlaç, bu yaklaşımını prestijli bir ödülle taçlandırdı.
Türkiye’nin en geniş katılımlı hekim platformlarından biri
tarafından düzenlenen Doktorclub Awards’ta şirket, “Gri
Bere İyilik Hareketi” ile “Yılın Sosyal Sorumluluk Projesi”
ödülünün sahibi oldu.
115 bini aşkın hekimin oylarıyla belirlenen ödüller, sağlık
sektöründe bilimsel katkının ötesine geçerek toplumsal
etki sağlayan projeleri de görünür kılarken, Nobel İlaç’ın
bu alandaki vizyonunu güçlü bir şekilde ortaya koydu.
Dijitalden sahaya uzanan bir iyilik modeli
Nobel İlaç’ın “Sağlık için Değer” vizyonuyla hayata
geçirdiği “Gri Bere İyilik Hareketi”, klasik sosyal sorumluluk
projelerinin ötesine geçen yenilikçi yapısıyla dikkat
May - Mayıs 2026
33
unique model that transforms every digital interaction
into a tangible benefit in the real world.
Within this scope, every piece of content watched by
physicians turns into a contribution that touches a child’s
life. The videos viewed are converted into beanies delivered
to children living in different regions of Türkiye,
making kindness a measurable and scalable value.
The project distinguishes itself not only by raising
awareness but also by establishing a sustainable social
impact mechanism that converts digital engagement
into physical support.
Solidarity reaching all corners of Türkiye
Carried out in cooperation with the Emergency Needs
Project Foundation, the “Grey Beanie Kindness Movement”
has quickly achieved a wide-reaching impact.
With the active contribution of field teams, thousands of
grey beanies have been delivered to children in various
regions of Türkiye, particularly in Adıyaman, Kars, Van,
and Ağrı. In this way, the project has built a network of
solidarity that addresses real needs rather than offering
merely symbolic support.
Each beanie represents not only physical protection but
also a concrete expression of social solidarity.
A new definition of value in healthcare
Nobel İlaç does not limit its long-standing “Value for
Health” approach to pharmaceutical development processes.
The company expands the concept of healthcare
through projects that address individuals’ quality of life
from a holistic perspective. The “Grey Beanie Kindness
Movement” stands out as a strong reflection of this
approach.
With its ability to transform digital interaction into social
benefit, present a sustainable social impact model, and
establish an aid network that reaches wide geographies,
the project brings a new perspective to social responsibility
in the healthcare sector.
“This award reflects our perspective of designing
healing”
Karin Soydan, Business Unit Director of Core Products
at Nobel İlaç, emphasizes that the award represents the
company’s fundamental approach in action:
“As Nobel İlaç, we define our reason for existence through
the concept of ‘Value for Health.’ This approach is not
limited to contributing to treatment processes; it also
aims to holistically improve quality of life. This award
given by Doktorclub is a tangible reflection of this vision
in real life. For us, the ‘Grey Beanie Kindness Movement’
is more than a project; it is an expression of our perspective
that designs healing.”
Soydan also underlines that the award further strengthens
their motivation to expand kindness and reach
wider audiences.
çekiyor. Proje, dijital dünyada gerçekleşen her etkileşimi
sahada somut bir faydaya dönüştüren özgün bir model
sunuyor.
Bu kapsamda hekimlerin izlediği her içerik, gerçek dünyada
bir çocuğun hayatına dokunan bir katkıya dönüşüyor.
İzlenen videolar, Türkiye’nin farklı bölgelerinde yaşayan
çocuklara ulaştırılan berelere dönüşerek iyiliğin ölçülebilir
ve çoğaltılabilir bir değer haline gelmesini sağlıyor.
Proje, yalnızca farkındalık oluşturmakla kalmayıp, dijital
katılımı fiziksel yardıma dönüştüren sürdürülebilir bir
sosyal etki mekanizması kurmasıyla öne çıkıyor.
Türkiye’nin dört bir yanına ulaşan dayanışma
Acil İhtiyaç Projesi Vakfı iş birliğiyle yürütülen “Gri Bere
İyilik Hareketi”, kısa sürede geniş bir etki alanına ulaştı.
Saha ekiplerinin de aktif katkısıyla hazırlanan binlerce
gri bere; Adıyaman, Kars, Van ve Ağrı başta olmak üzere
Türkiye’nin farklı bölgelerinde yaşayan çocuklara ulaştırıldı.
Böylece proje, yalnızca sembolik bir destek sunmakla
kalmayıp, gerçek ihtiyaçlara dokunan bir dayanışma ağı
oluşturdu.
Her bir bere, yalnızca fiziksel bir koruma değil; aynı zamanda
toplumsal dayanışmanın somut bir ifadesi olarak
anlam kazandı.
Sağlıkta değerin yeni tanımı
Nobel İlaç, uzun yıllardır benimsediği “Sağlık için Değer”
yaklaşımını yalnızca ilaç geliştirme süreçleriyle sınırlı tutmuyor.
Şirket, bireylerin yaşam kalitesini bütünsel olarak
ele alan projelerle sağlık kavramını daha geniş bir perspektife
taşıyor “Gri Bere İyilik Hareketi” de bu yaklaşımın
güçlü bir yansıması olarak öne çıkıyor.
Proje; dijital etkileşimi toplumsal faydaya dönüştürmesi,
sürdürülebilir bir sosyal etki modeli sunması, geniş coğrafyalara
ulaşabilen bir yardım ağı kurması gibi özellikleriyle
sağlık sektöründe sosyal sorumluluk anlayışına yeni
bir bakış kazandırıyor.
“Bu ödül, şifa tasarlayan bakış açımızın bir yansıması”
Nobel İlaç Temel Ürünler İş Birimi Direktörü Karin Soydan,
alınan ödülün şirketin temel yaklaşımının sahadaki
karşılığı olduğunu vurguluyor:
“Nobel İlaç olarak varlık nedenimizi ‘Sağlık için değer’
anlayışıyla tanımlıyoruz. Bu yaklaşım yalnızca tedavi süreçlerine
katkı sunmakla sınırlı değil; aynı zamanda yaşam
kalitesini bütünsel olarak iyileştirmeyi hedefliyor. Doktorclub
tarafından verilen bu ödül, söz konusu vizyonun
gerçek hayattaki somut bir yansımasıdır. ‘Gri Bere İyilik
Hareketi’ bizim için bir projeden öte, şifa tasarlayan bakış
açımızın bir ifadesidir.”
Soydan, bu ödülün aynı zamanda iyiliği büyütme ve daha
geniş kitlelere ulaştırma konusundaki motivasyonlarını
güçlendirdiğinin de altını çiziyor.
May - Mayıs 2026
34
Senior leadership appointment at Polifarma
Known for his extensive experience in the pharmaceutical
sector, Başbuğ Öke stands out as the key figure who will
shape the company’s roadmap in the new era.
Leadership shaped by strategy and international
experience
Throughout his career, Öke has held key roles in business
development, marketing, sales, and exports, gaining
attention with his experience across various global organizations.
He began his professional journey at Bilim İlaç
and went on to take on senior responsibilities at internationally
operating companies such as Abdi İbrahim, Abbott,
and AbbVie.
Further deepening his expertise in global marketing and
commercial operations, Öke most recently served as General
Manager at Eczacıbaşı İlaç Pazarlama.
Başbuğ Öke has been appointed as CEO of Polifarma
and will lead the company’s international growth
vision. With his multi-layered industry experience, Öke
aims to further strengthen Polifarma’s global competitiveness.
At a time when competition in the Turkish pharmaceutical
industry is being redefined on a global scale, strategic
appointments in leadership positions are becoming increasingly
critical. In this context, Polifarma has reinforced its
growth ambitions by appointing an experienced executive
as CEO.
A strong foundation from academia to industry
Başbuğ Öke began his education at İstanbul Erkek Lisesi.
He then graduated from the Faculty of Pharmacy at İstanbul
University and completed his master’s degree at the
same institution. Strengthening his academic background
with a PhD in biochemistry, Öke stands out as a leader
who integrates a scientific perspective into strategic decision-making
processes in business.
Goal: strong positioning from local to global
In his new role, Başbuğ Öke will lead Polifarma’s strategies
in innovative product development, international expansion,
and patient-focused healthcare solutions.
Strengthening the company’s position in the local market
while enhancing its competitiveness on the global stage
are among the primary focus areas of this new period.
Advancing with a strong management team and strategic
vision, Polifarma takes another step toward its goal of becoming
a “global healthcare hub” with this appointment.
Polifarma’ya üst düzey lider
Başbuğ Öke, Polifarma CEO’luğu görevine getirilerek
şirketin uluslararası büyüme vizyonuna yön verecek.
Sektördeki çok katmanlı deneyimiyle öne çıkan Öke,
Polifarma’nın küresel rekabet gücünü ileri taşımayı
hedefliyor.
Türk ilaç sektöründe rekabetin küresel ölçekte yeniden
tanımlandığı bir dönemde, liderlik kadrolarındaki stratejik
atamalar daha da kritik hale geliyor. Polifarma, bu doğrultuda
deneyimli bir ismi CEO koltuğuna taşıyarak büyüme
hedeflerini güçlendirdi.
İlaç sektöründe uzun yıllara yayılan deneyimiyle bilinen
Başbuğ Öke, şirketin yeni dönemdeki yol haritasını şekillendirecek
isim olarak öne çıkıyor.
May - Mayıs 2026
35
Strateji ve uluslararası deneyimle gelen liderlik
Kariyeri boyunca iş geliştirme, pazarlama, satış ve ihracat
gibi kritik alanlarda görev alan Öke, farklı global organizasyonlarda
edindiği deneyimle dikkat çekiyor.
Profesyonel yolculuğuna Bilim İlaç’ta başlayan Öke; Abdi
İbrahim, Abbott ve AbbVie gibi uluslararası ölçekte faaliyet
gösteren yapılarda üst düzey sorumluluklar üstlendi.
Küresel pazarlama ve ticari operasyonlar alanındaki deneyimini
derinleştiren Öke, son olarak Eczacıbaşı İlaç Pazarlama
bünyesinde genel müdür olarak görev yaptı.
Akademiden sektöre uzanan güçlü altyapı
Başbuğ Öke, eğitim hayatına İstanbul Erkek Lisesi’nde
başladı. Ardından İstanbul Üniversitesi Eczacılık Fakültesi’nden
mezun oldu ve aynı üniversitede yüksek lisansını
tamamladı.
Biyokimya alanında doktora derecesiyle akademik altyapısını
güçlendiren Öke, bilimsel bakış açısını iş dünyasındaki
stratejik karar süreçlerine entegre eden lider profiliyle öne
çıkıyor.
Hedef: yerelden küresele güçlü konumlanma
Yeni görevinde Başbuğ Öke, Polifarma’nın yenilikçi ürün
geliştirme, uluslararası büyüme ve hasta odaklı sağlık
çözümleri stratejilerine liderlik edecek.
Şirketin hem yerel pazardaki gücünü pekiştirmesi hem de
global arenadaki rekabetçiliğini artırması, bu yeni dönemin
temel odak noktaları arasında yer alıyor.
Güçlü yönetim kadrosu ve stratejik vizyonuyla ilerleyen
Polifarma, bu atamayla birlikte “global sağlık üssü” olma
hedefini bir adım daha ileri taşıyor.
May - Mayıs 2026
36
First CAR-T therapy set to enter clinical use in China
İlk CAR-T tedavisi Çin’de kullanıma girmeye hazırlanıyor!
The first CAR-T therapy developed specifically for
solid tumors, offering promising results in advanced
gastric and pancreatic cancers, is expected
to become available to patients in China in 2026.
Clinical findings point to a remarkable alternative for
patients with limited treatment options.
As immune-based approaches continue to gain momentum
in cancer treatment, the clinical introduction of the
first CAR-T cell therapy targeting solid tumors is considered
a major milestone. This innovative therapy, known as
satri-cel (CT041), is planned to be introduced for selected
patient groups in China in the first half of 2026.
Targeting the Claudin18.2 biomarker, commonly found
in gastric and pancreatic cancers, the therapy aims to
provide a new option particularly for advanced-stage
gastrointestinal cancers. Several centers, including Jiahui
International Cancer Center, are expected to be among
the institutions offering access to this treatment for
eligible patients.
İleri evre mide ve pankreas kanserinde umut vadeden,
katı tümörlere özel geliştirilen ilk CAR-T
tedavisinin 2026’da Çin’de hastalarla buluşması bekleniyor.
Klinik sonuçlar, sınırlı tedavi seçeneklerine
sahip hastalar için dikkat çekici bir alternatif ortaya
koyuyor.
Kanser tedavisinde bağışıklık sistemini merkeze alan
yaklaşımlar hız kazanırken, katı tümörler için geliştirilen
ilk CAR-T hücre tedavisinin klinik kullanıma girmesi
önemli bir eşik olarak değerlendiriliyor. Satri-cel (CT041)
adı verilen bu yenilikçi tedavinin, 2026 yılının ilk yarısında
Çin’de belirli hasta gruplarında uygulanmaya başlanması
planlanıyor.
Mide ve pankreas kanserlerinde sıklıkla görülen Claudin18.2
adlı biyobelirteci hedef alan tedavi, özellikle ileri
evre gastrointestinal kanserlerde yeni bir seçenek sunmayı
amaçlıyor. Jiahui Uluslararası Kanser Merkezi’nin de
aralarında bulunduğu bazı merkezlerin, uygun hastalar
için bu tedaviye erişim sağlayacak kurumlar arasında yer
May - Mayıs 2026
37
Immune cells are directed toward the target
CAR-T therapy is based on reprogramming a patient’s
own immune cells in a laboratory environment to recognize
and destroy cancer cells. Once reintroduced into
the body, these cells not only target specific cancer cells
but can also proliferate, creating a long-lasting defense
mechanism.
While this approach has already shown strong results in
hematological cancers, its application to solid tumors
represents a significant and closely monitored development
in oncology. This is particularly important as
treatment options for solid tumors such as gastric and
pancreatic cancers have remained limited for years.
Clinical findings show promising results
Clinical studies conducted in China indicate that the
therapy delivers notable outcomes in patients with advanced
gastric and gastroesophageal cancers. According
to the data:
* The objective response rate reached approximately 41%
* In some comparisons, significantly higher responses
were observed compared to standard treatments
* Progression-free survival increased from around 1.7
months to 4.7 months
These results, presented at international congresses and
published in scientific journals, demonstrate that the
therapy is moving beyond an experimental stage and
becoming a clinically relevant option.
An alternative for limited treatment options
Advanced-stage gastric and pancreatic cancers are
among the most challenging cancer types due to their
resistance to treatment and low survival rates. When
existing therapies are exhausted, the importance of new
alternatives becomes even more critical.
Satri-cel (CT041) stands out as a potential option,
particularly for patients who have received multiple
prior treatments, have metastatic disease, and carry
Claudin18.2-positive tumors. However, eligibility for this
therapy is determined through comprehensive medical
evaluation.
A new milestone in oncology
Experts consider this development a critical turning
point, demonstrating that CAR-T therapies are no longer
limited to blood cancers but can also be applied to solid
tumors. Ongoing studies are exploring the use of this
approach in earlier-stage diseases and across different
tumor types.
All these advancements highlight the growing importance
of personalized medicine in cancer treatment and
indicate that immune-based therapies are likely to find
broader applications in the near future.
Bağışıklık hücreleri hedefe yöneliyor
CAR-T tedavisi, hastanın kendi bağışıklık hücrelerinin
laboratuvar ortamında yeniden düzenlenerek kanser
hücrelerini tanıyıp yok edecek şekilde güçlendirilmesine
dayanıyor. Bu hücreler vücuda geri verildiğinde yalnızca
hedef hücrelere yönelmekle kalmıyor, aynı zamanda
çoğalarak uzun süreli bir savunma mekanizması da oluşturabiliyor.
Bugüne kadar özellikle kan kanserlerinde etkili sonuçlar
veren bu yaklaşımın, katı tümörlerde de uygulanabilir
hale gelmesi onkoloji alanında dikkatle izlenen bir gelişme
olarak öne çıkıyor. Çünkü mide ve pankreas kanserleri
gibi katı tümörlerde tedavi seçenekleri uzun süredir
sınırlı kalmaya devam ediyor.
Klinik bulgular umut veriyor
Çin’de yürütülen klinik çalışmalar, tedavinin ileri evre
mide ve gastroözofageal kanser hastalarında kayda değer
sonuçlar ortaya koyduğunu gösteriyor. Verilere göre:
-Objektif yanıt oranı yaklaşık %41 seviyesine ulaştı
-Bazı karşılaştırmalarda standart tedavilere göre çok
daha yüksek yanıt elde edildi
-Hastalığın ilerlemesiz sağkalım süresi yaklaşık 1,7 aydan
4,7 aya kadar uzadı
Uluslararası kongrelerde paylaşılan ve bilimsel dergilerde
yayımlanan bu sonuçlar, tedavinin yalnızca deneysel bir
yaklaşım olmadığını, klinik karşılığı olan bir seçenek haline
geldiğini ortaya koyuyor.
Sınırlı seçeneklere alternatif
İleri evre mide ve pankreas kanserleri, tedaviye dirençli
seyirleri ve düşük sağkalım oranları nedeniyle en zorlu
kanser türleri arasında yer alıyor. Bu hasta grubunda
mevcut tedavi seçeneklerinin tükenmesi durumunda yeni
alternatiflerin önemi daha da artıyor.
Satri-cel (CT041) tedavisi, özellikle daha önce birden fazla
tedavi almış, metastatik hastalığı bulunan ve Claudin18.2
pozitif tümör taşıyan hastalar için değerlendirilebilecek
bir seçenek olarak öne çıkıyor. Ancak her hastanın bu
tedaviye uygunluğu, kapsamlı tıbbi değerlendirmeler
sonucunda belirleniyor.
Onkolojide yeni bir eşik
Uzmanlara göre bu gelişme, CAR-T tedavilerinin yalnızca
kan kanserleriyle sınırlı kalmayıp katı tümörlere de
uygulanabileceğini göstermesi açısından kritik bir dönüm
noktası niteliği taşıyor. Devam eden çalışmaların, bu
yaklaşımın daha erken evre hastalıklarda ve farklı tümör
tiplerinde de kullanılabilirliğini araştırdığı belirtiliyor.
Tüm bu gelişmeler, kanser tedavisinde kişiselleştirilmiş
yaklaşımların giderek güçlendiğini ve bağışıklık temelli
yöntemlerin önümüzdeki dönemde daha geniş bir kullanım
alanı bulabileceğini ortaya koyuyor.
May - Mayıs 2026
38
Experts warn: “Screen apnea” emerges as a new
risk factor for heart health
Uzmanlardan kritik uyarı:
“Ekran Apnesi” kalp sağlığını tehdit eden yeni risk faktörü
Ekran karşısında fark edilmeden gelişen düzensiz
solunum alışkanlığı, kalp ritmi ve tansiyon üzerinde
olumsuz etkilere yol açabiliyor. Uzmanlar, “ekran
apnesi”nin modern yaşamın göz ardı edilen risklerinden
biri olduğuna dikkat çekiyor.
Dr. Yusuf Altınkaynak
Irregular breathing patterns that develop
unconsciously during screen use may negatively
affect heart rhythm and blood pressure. Experts
highlight “screen apnea” as one of the overlooked
risks of modern life.
As digital devices become central to everyday life, the
time spent in front of screens has increased significantly.
This shift is not only impacting eye and musculoskeletal
health but is also introducing new risks related to
respiratory and cardiovascular systems. Recently, a
condition described by experts as “screen apnea” has
begun to draw attention among these hidden effects.
Cardiology Specialist Dr. Yusuf Altınkaynak from Batıgöz
Health Group Balçova Surgical Medical Center states
that many individuals unknowingly hold their breath or
adopt shallow breathing patterns during intense focus in
front of screens, emphasizing that this habit may affect
heart health in the long term.
Dijital cihazların hayatın merkezine yerleşmesiyle birlikte,
ekran karşısında geçirilen süre de ciddi biçimde arttı. Bu
değişim yalnızca göz ve kas-iskelet sistemi üzerinde değil,
solunum ve kalp sağlığı üzerinde de yeni risk başlıklarını
gündeme taşıyor. Son dönemde uzmanların “ekran
apnesi” olarak tanımladığı durum, bu görünmeyen etkiler
arasında öne çıkıyor.
Batıgöz Sağlık Grubu Balçova Cerrahi Tıp Merkezi Kardiyoloji
Uzmanı Uzm. Dr. Yusuf Altınkaynak, ekran karşısında
yoğun odaklanma sırasında birçok kişinin farkında
olmadan nefesini tuttuğunu ya da yüzeysel solunum
yaptığını belirterek, bu alışkanlığın uzun vadede kalp
sağlığını etkileyebileceğini vurguluyor.
Ekrana odaklanma solunum ritmini değiştiriyor
Dijital ortamlarda uzun süre dikkat gerektiren işlerle
uğraşan bireylerde, solunum düzeni çoğu zaman fark
edilmeden değişiyor. Özellikle ekran karşısında yoğun
konsantrasyon anlarında nefesin kısa süreli tutulması ya
da sığlaşması sık görülen bir durum.
Uzm. Dr. Yusuf Altınkaynak bu süreci şöyle açıklıyor:
Screen focus alters breathing patterns
In individuals engaged in tasks requiring prolonged
concentration in digital environments, breathing
patterns often change without notice. Holding the
breath for short periods or breathing shallowly is a
common occurrence during intense screen focus.
Dr. Altınkaynak explains this process as follows:
May - Mayıs 2026
39
“When focusing on a screen for extended periods, people
often hold their breath or breathe superficially without
realizing it. While this may not be noticeable in the short
term, over time it can increase the body’s stress response
and disrupt physiological balance.”
This condition is reported to be more common among
software developers, designers, students, and deskbased
professionals.
Disrupted breathing impacts the heart
The strong connection between the respiratory and
cardiovascular systems increases the significance of
screen apnea. Irregular breathing patterns can affect
the body’s oxygen balance, leading to changes in heart
rhythm and blood pressure.
Prolonged breath-holding or shallow breathing
may result in increased heart rate, blood pressure
fluctuations, and elevated stress levels. These effects
tend to become more pronounced in individuals who
spend most of their day sedentary in front of screens.
A silent risk of modern life
Experts note that screen apnea is not a standalone
disease but should be considered an important risk
indicator associated with modern lifestyles.
Dr. Altınkaynak adds:
“When prolonged inactivity, high stress levels, and
irregular breathing are considered together, they may
create risk factors for heart health. Therefore, not only
the duration of work but also the way we work is crucial.”
“Ekrana uzun süre odaklanıldığında, kişi çoğu zaman bunun
farkına varmadan nefesini tutabiliyor ya da yüzeysel
solunum yapıyor. Bu durum kısa vadede hissedilmese de
uzun süre devam ettiğinde stres yanıtını artırarak vücut
dengesini etkileyebilir.”
Bu durumun özellikle yazılım geliştiriciler, tasarımcılar,
öğrenciler ve masa başı çalışanlarda daha yaygın görüldüğü
belirtiliyor.
Solunumdaki bozulma kalp üzerinde etkili
Solunum ve kalp sistemi arasındaki güçlü bağ, ekran apnesinin
önemini artırıyor. Nefes alışverişindeki düzensizlikler,
vücudun oksijen dengesini etkileyerek kalp ritmi ve
tansiyon üzerinde değişimlere yol açabiliyor.
Uzun süreli nefes tutma ya da yüzeysel solunum; kalp
atış hızında artış, tansiyon dalgalanmaları ve stres seviyesinde
yükselme gibi sonuçlar doğurabiliyor. Özellikle
günün büyük bölümünü hareketsiz şekilde ekran başında
geçiren bireylerde bu etkiler daha belirgin hale geliyor.
Modern yaşamın sessiz risklerinden biri
Uzmanlar, ekran apnesinin tek başına bir hastalık olmadığını
ancak modern yaşamın önemli bir risk göstergesi
olarak değerlendirilmesi gerektiğini belirtiyor.
Uzm. Dr. Altınkaynak, “Uzun süre hareketsiz kalmak, yoğun
stres altında çalışmak ve düzensiz solunum birlikte
ele alındığında kalp sağlığı açısından risk faktörleri ortaya
çıkabilir. Bu nedenle yalnızca çalışma süresi değil, çalışma
biçimi de önem taşıyor” ifadelerini kullanıyor.
May - Mayıs 2026
40
Small daily changes can make a difference
Since screen apnea often develops unnoticed, small
conscious adjustments can play an important role in
managing this condition. Experts recommend the
following habits:
* Taking short breaks at regular intervals
* Practicing breathing awareness during intense
screen use
* Incorporating short walks throughout the day
* Performing desk-based exercises to relax the
shoulders and chest
* Limiting uninterrupted screen time
These simple measures can support both respiratory
function and circulation, contributing to overall
health.
A new era in heart health: awareness
Highlighting the growing impact of digital-era habits
on health, Dr. Yusuf Altınkaynak emphasizes the
importance of a holistic approach to heart health:
“While technology makes life easier, it also introduces
new habits. Prolonged screen exposure, irregular
breathing, and a sedentary lifestyle should be
evaluated together. Being aware of breathing and
increasing movement during the day can significantly
support heart health.”
According to experts, screen apnea is one of the less
visible yet important risks of modern life. With early
awareness and simple adjustments, this risk can be
effectively managed.
Günlük alışkanlıklarda yapılacak
küçük değişiklikler etkili
Ekran apnesi çoğu zaman fark edilmeden geliştiği için, bilinçli
küçük adımlar bu sürecin dengelenmesinde önemli
rol oynuyor. Uzmanlar, şu alışkanlıkların destekleyici
olabileceğini belirtiyor:
-Belirli aralıklarla kısa molalar vermek
-Ekrana yoğunlaşılan anlarda nefes farkındalığı kazanmak
-Gün içinde kısa yürüyüşler yapmak
-Masa başında omuz ve göğüs bölgesini rahatlatan egzersizler
uygulamak
-Uzun süre kesintisiz ekran kullanımını sınırlamak
Bu basit önlemler, hem solunum düzenini hem de dolaşım
sistemini destekleyerek genel sağlığın korunmasına
katkı sağlayabiliyor.
Kalp sağlığı için yeni dönem: farkındalık
Dijital çağın getirdiği alışkanlıkların sağlık üzerindeki
etkilerinin giderek daha fazla önem kazandığını belirten
Uzm. Dr. Yusuf Altınkaynak, kalp sağlığının korunmasında
bütüncül yaklaşımın altını çiziyor:
“Teknoloji hayatı kolaylaştırırken yeni alışkanlıklar da getiriyor.
Uzun süre ekran karşısında kalmak, düzensiz solunum
ve hareketsiz yaşam tarzı birlikte değerlendirilmeli.
Gün içinde nefesin farkında olmak ve hareketi artırmak,
kalp sağlığını korumada önemli bir destek sağlar.”
Uzmanlara göre ekran apnesi, modern yaşamın fark
edilmesi zor ancak etkisi göz ardı edilmemesi gereken
başlıklarından biri. Erken farkındalık ve basit düzenlemelerle
bu riskin kontrol altına alınması mümkün görünüyor.
May - Mayıs 2026
42
Humanis lights up Folkart Towers to raise awareness
Humanis, Folkart Towers’ı farkındalık için aydınlattı
Humanis illuminated one of İzmir’s landmark
buildings, Folkart Towers, with a special lighting
display on May 5, World PAH Day, to highlight the
importance of early diagnosis of Pulmonary Arterial
Hypertension (PAH).
As a key player in the pharmaceutical and healthcare
sector, Humanis carried out a striking awareness
campaign to draw attention to PAH, a rare but serious
disease. Within the scope of World PAH Day, the
company transformed Folkart Towers into a visual
symbol through a dedicated lighting concept.
A landmark becomes a message of awareness
The visuals projected onto the exterior of Folkart Towers
turned the building into a powerful symbol of awareness
for PAH. More than a visual display, the initiative served
as a strong call to action, reaching wide segments of
Pulmoner Arteriyel Hipertansiyon’un (PAH) erken
tanısına dikkat çekmek isteyen Humanis, 5 Mayıs
Dünya PAH Günü kapsamında İzmir’in simge
yapılarından Folkart Towers’ı özel ışıklandırmayla
gündeme taşıdı.
İlaç ve sağlık sektörünün önemli şirketlerinden Humanis,
nadir ancak ciddi seyreden hastalıklardan biri olan
Pulmoner Arteriyel Hipertansiyon (PAH) konusunda
toplumsal bilinci artırmak amacıyla dikkat çekici bir
farkındalık çalışmasına imza attı. 5 Mayıs Dünya PAH
Günü kapsamında gerçekleştirilen etkinlikte, İzmir’in öne
çıkan yapılarından Folkart Towers özel bir ışıklandırmayla
aydınlatıldı.
Kalp ve akciğerleri doğrudan etkileyen, ilerleyici
yapısıyla yaşam kalitesini ciddi ölçüde düşürebilen PAH,
belirtilerinin çoğu zaman başka hastalıklarla karıştırılması
nedeniyle geç teşhis edilebiliyor. Bu durum, hastalığın
May - Mayıs 2026
43
society and encouraging greater public understanding of
the disease.
By emphasizing the importance of early detection, the
campaign aimed to increase recognition of Pulmonary
Arterial Hypertension and support earlier diagnosis among
patients.
A silent and progressive disease: PAH
Classified as a rare disease, PAH develops due to increased
pressure in the pulmonary arteries. Over time, this
condition places a significant strain on the right side
of the heart and, if left untreated, can lead to severe
complications such as heart failure.
One of the key challenges of PAH is that its symptoms
are often non-specific. Complaints such as shortness
of breath, fatigue, and reduced exercise capacity are
frequently associated with other conditions, leading to
delays in diagnosis. Experts therefore emphasize the
importance of paying close attention to these symptoms,
especially in at-risk individuals.
Early diagnosis directly impacts quality of life
Early diagnosis is one of the most critical factors
determining the course of PAH. Timely and appropriate
treatment plays a vital role in preserving patients’ quality
of life and slowing disease progression.
Humanis’ initiative for World PAH Day focuses precisely
on this point: increasing public awareness, improving
knowledge about symptoms, and reinforcing the
importance of early detection across broader audiences.
Awareness efforts will continue
In line with its commitment to healthcare, Humanis
continues to stand out not only through treatment
solutions but also through awareness-driven initiatives.
The company plans to maintain its efforts to raise
awareness of rare but high-impact diseases such as PAH in
the coming period.
This meaningful lighting event in İzmir once again
demonstrated how impactful communication strategies
can be in healthcare, while reminding us that every
step taken toward early diagnosis can make a decisive
difference in people’s lives.
seyrini ağırlaştırırken erken tanının kritik rolünü bir kez
daha gündeme getiriyor.
Şehrin simgesi farkındalık mesajına dönüştü
Humanis’in hayata geçirdiği ışıklandırma çalışmasıyla
Folkart Towers’ın dış cephesine yansıtılan görseller, PAH
konusunda dikkat çekici bir sembole dönüştü. Etkinlik,
yalnızca görsel bir uygulama olmanın ötesinde; toplumun
geniş kesimlerine ulaşan güçlü bir farkındalık çağrısı niteliği
taşıdı.
Bu özel çalışma ile Pulmoner Arteriyel Hipertansiyon’un
erken dönemde fark edilmesinin önemi vurgulanırken,
hastalığın daha fazla kişi tarafından tanınmasına katkı
sağlanması hedeflendi.
Sessiz ilerleyen bir hastalık: PAH
Tıp literatüründe nadir hastalıklar arasında yer alan PAH,
akciğer damarlarında basıncın yükselmesiyle ortaya çıkıyor.
Zamanla kalbin sağ tarafını zorlayan bu durum, tedavi
edilmediğinde kalp yetmezliği gibi ciddi komplikasyonlara
yol açabiliyor.
Hastalığın en önemli zorluklarından biri ise belirtilerinin
özgül olmaması. Nefes darlığı, halsizlik, çabuk yorulma
gibi şikayetler çoğu zaman farklı sağlık sorunlarıyla
ilişkilendirildiği için tanı süreci gecikebiliyor. Bu nedenle
uzmanlar, özellikle risk grubundaki bireylerde bu
belirtilerin dikkate alınması gerektiğini vurguluyor.
Erken tanı hayat kalitesini doğrudan etkiliyor
PAH’da erken tanı, hastalığın seyrini belirleyen en
önemli faktörlerden biri olarak öne çıkıyor. Zamanında
başlanan uygun tedavi yaklaşımları, hastaların
yaşam kalitesini korumada ve hastalığın ilerleyişini
yavaşlatmada kritik rol oynuyor.
Humanis’in Dünya PAH Günü kapsamında
gerçekleştirdiği bu çalışma da tam olarak bu noktaya
odaklanıyor: Toplumda bilgi düzeyini artırmak, belirtiler
konusunda farkındalık sağlamak ve erken teşhisin
önemini daha geniş kitlelere ulaştırmak.
Farkındalık çalışmaları sürecek
Humanis, sağlık alanındaki sorumluluk yaklaşımı
doğrultusunda, yalnızca tedavi çözümleriyle değil, aynı
zamanda toplumsal bilinçlendirme çalışmalarıyla da öne
çıkmayı sürdürüyor. Şirket, PAH gibi nadir ancak etkisi
yüksek hastalıklar konusunda farkındalığın artırılmasına
yönelik projelerine önümüzdeki dönemde de devam
etmeyi planlıyor.
İzmir’de gerçekleştirilen bu anlamlı ışıklandırma
çalışması, sağlık iletişiminde dikkat çekici uygulamaların
ne denli etkili olabileceğini bir kez daha ortaya
koyarken; erken tanı konusunda atılacak her adımın,
yaşamlar üzerinde belirleyici bir fark oluşturabileceğini
hatırlatıyor.
May - Mayıs 2026
44
Medical devices cross a new threshold in 2026
2026’da medikal cihazlar yeni bir eşiği aşıyor!
As of 2026, healthcare technologies are no longer
simply evolving; they are undergoing a fundamental
transformation. Medical devices are moving
beyond hospital-dependent systems and are
becoming integrated into daily life, continuously
generating and analyzing data. This shift is reshaping
how healthcare services are delivered, and
Türkiye is among the countries rapidly adapting to
this global wave.
In recent years, the growing trend of “the shift from
hospital to home” has become a tangible reality. The
rise in chronic diseases and an aging population are
making healthcare services more accessible and sustainable.
Next-generation medical devices now enable
users to monitor their health regularly from home.
Portability, ease of use, and continuous data collection
stand out as the key features distinguishing these
devices from traditional medical equipment.
Sağlık teknolojileri 2026 yılı itibarıyla yalnızca bir gelişim
sürecinden geçmiyor; köklü bir dönüşüm yaşıyor.
Medikal cihazlar artık hastanelere bağımlı sistemler
olmaktan çıkarken, bireyin günlük yaşamına entegre
edilen, sürekli veri üreten ve analiz yapabilen yapılara
evriliyor. Bu değişim, sağlık hizmetlerinin sunum
biçimini yeniden şekillendirirken Türkiye de bu küresel
dalgaya hızla uyum sağlayan ülkeler arasında yer alıyor.
Son yıllarda giderek belirginleşen “hastaneden eve kayış”
eğilimi, 2026’da somut bir gerçeklik haline gelmiş durumda.
Özellikle kronik hastalıkların artışı ve yaşlanan nüfus, sağlık
hizmetlerinin daha erişilebilir ve sürdürülebilir olmasını
zorunlu kılıyor. Bu noktada devreye giren yeni nesil medikal
cihazlar, kullanıcıların ev ortamında düzenli takip yapabilmesine
olanak tanıyor. Taşınabilirlik, kullanım kolaylığı ve
sürekli veri toplama özellikleri, bu cihazları klasik medikal
ekipmanlardan ayıran en önemli unsurlar olarak öne çıkıyor.
May - Mayıs 2026
45
Devices are becoming “thinking” systems
At the heart of this transformation are intelligent systems.
Today, devices such as blood pressure monitors
or glucose sensors no longer simply display data; they
interpret it and provide meaningful insights to both
users and healthcare professionals. Thanks to advances
in sensor technologies, a wide range of equipment, from
hospital beds to wheelchairs, can now track patient
conditions in real time. This strengthens early warning
mechanisms and brings a more preventive approach to
healthcare.
Artificial intelligence becomes a partner in
decision-making
One of the defining elements of 2026 is the integration
of artificial intelligence. AI-powered medical devices can
analyze large volumes of data, detect potential risks in
advance, and communicate with healthcare professionals
when necessary. These systems play a critical role
in remote patient monitoring. Through the Medical Internet
of Things (IoMT), devices are interconnected, creating
a more holistic healthcare ecosystem. As a result,
patient conditions can be monitored multidimensionally
through integrated systems rather than a single device.
Remote monitoring becomes the new normal
Accelerated by the pandemic, remote healthcare services
have become an essential part of this transformation.
By 2026, remote monitoring is no longer an alternative
but a standard practice in many cases. Devices that
provide uninterrupted data flow in daily life make healthcare
access safer and more sustainable, especially for
elderly individuals and patients with chronic conditions.
Cihazlar artık “düşünen” sistemler
Bu dönüşümün merkezinde ise akıllı sistemler yer alıyor.
Artık bir tansiyon ölçüm cihazı ya da glikoz sensörü yalnızca
veri sunmakla kalmıyor; bu veriyi yorumlayarak kullanıcıyı
ve sağlık profesyonellerini bilgilendiren bir yapıya
kavuşuyor. Sensör teknolojilerindeki ilerleme sayesinde
hasta yataklarından tekerlekli sandalyelere kadar pek çok
ekipman, kullanıcının durumunu anlık olarak izleyebilen
bir altyapıya sahip. Bu durum, erken uyarı mekanizmalarını
güçlendirirken sağlık hizmetlerinde önleyici yaklaşımı
öne çıkarıyor.
Yapay zekâ sağlıkta karar ortağına dönüşüyor
2026’nın belirleyici unsurlarından biri de yapay zekâ entegrasyonu.
Yapay zekâ destekli medikal cihazlar, büyük
veri analizi yaparak olası riskleri önceden tespit edebiliyor
ve gerektiğinde sağlık profesyonelleriyle iletişime
geçebiliyor. Bu sistemler, özellikle uzaktan hasta takibinde
önemli bir rol üstleniyor. Nesnelerin Tıbbi İnterneti
(IoMT) olarak adlandırılan yapı sayesinde cihazlar birbiriyle
bağlantılı çalışarak daha bütüncül bir sağlık ekosistemi
oluşturuyor. Böylece hastanın durumu yalnızca tek bir
cihaz üzerinden değil, birbirine bağlı sistemler aracılığıyla
çok boyutlu olarak izlenebiliyor.
Uzaktan takip yeni normal
Pandemi sonrası hız kazanan uzaktan sağlık hizmetleri
de bu dönüşümün önemli bir parçası. 2026 itibarıyla
uzaktan takip artık bir alternatif değil, birçok durumda
standart bir uygulama haline gelmiş durumda. Günlük
yaşamın içinde kesintisiz veri akışı sağlayan cihazlar sayesinde
özellikle yaşlı bireyler ve kronik hastalar için sağlık
hizmetlerine erişim daha güvenli ve sürdürülebilir hale
geliyor.
May - Mayıs 2026
46
Global trends, local momentum
New technologies introduced globally clearly show that
medical devices are becoming increasingly personalized.
Personal health analytics systems, smart solutions
focused on women’s health, and sensor-based innovations
are shaping the direction of the industry. Türkiye
is no longer just following these developments but is
also taking an active role in production and integration
processes.
Türkiye moves toward becoming a regional hub
International medical fairs and industry events held in
Istanbul are increasing Türkiye’s visibility in this field while
offering a strong showcase for local manufacturers.
Growing investments in healthcare technologies are
further strengthening the country’s ambition to become
a regional center.
A new definition: medical device = data + analysis
In light of all these developments, the definition of medical
devices is being redefined. They are no longer just
tools that measure; they are systems that collect data,
analyze it, and contribute to decision-making processes.
As 2026 marks a turning point in this transformation, it
also opens the door to new opportunities for Türkiye in
healthcare technologies.
Küresel trendler, yerel hamleler
Küresel ölçekte tanıtılan yeni teknolojiler, medikal
cihazların bireyselleştiğini açıkça ortaya koyuyor.
Kişisel sağlık analiz sistemleri, kadın sağlığına odaklanan
akıllı ürünler ve sensör tabanlı çözümler, sektörün
yönünü belirliyor. Türkiye ise bu yenilikleri yalnızca
takip eden değil, aynı zamanda üretim ve entegrasyon
süreçlerinde rol almaya başlayan bir konumda
bulunuyor.
Türkiye bölgesel merkez olma yolunda
İstanbul’da düzenlenen uluslararası medikal fuarlar ve
sektör buluşmaları, Türkiye’nin bu alandaki görünürlüğünü
artırırken yerli üreticiler için de önemli bir vitrin
işlevi görüyor. Sağlık teknolojilerine yönelik yatırımların
artması, ülkenin bölgesel bir merkez olma hedefini
güçlendiriyor.
Yeni tanım: medikal cihaz = veri + analiz
Tüm bu gelişmeler ışığında medikal cihazların tanımı
da yeniden yapılıyor. Artık bu cihazlar yalnızca ölçüm
yapan araçlar değil; veri toplayan, analiz eden ve karar
süreçlerine katkı sunan sistemler olarak konumlanıyor.
2026, bu dönüşümün belirginleştiği yıl olarak
kayda geçerken, Türkiye için de sağlık teknolojilerinde
yeni fırsatların kapısını aralıyor.
May - Mayıs 2026
48
Merck Türkiye drives multi-layered awareness
campaign for colorectal cancer
Merck Türkiye’den
kolorektal kansere dikkat
çeken çok yönlü
farkındalık hamlesi
With the message “Listen to Your Intestines,” Merck
Türkiye launched a wide-ranging awareness initiative
during Colorectal Cancer Awareness Month, highlighting
the importance of early diagnosis through
events, expert sessions, and employee engagement.
Merck Türkiye carried out a comprehensive series of activities
to emphasize the critical role of early detection in
colorectal cancer. Combining its science-based approach
with a strong sense of social responsibility, the company
implemented a multi-layered awareness program targeting
both its employees and the wider community.
Drawing attention to the fact that colorectal cancer
is among the most common cancer types worldwide,
Merck Türkiye underscored the decisive impact of early
diagnosis on survival rates and treatment success. The
initiatives aimed to improve access to information,
encourage healthy lifestyle habits, and strengthen public
awareness of the disease.
Visibility increased with the
“Dress in Blue” movement
As part of its awareness efforts, Merck Türkiye joined
the global “Dress in Blue” campaign. Employees wearing
blue helped create strong visual visibility around colorectal
cancer, reinforcing the importance of early diagnosis
within the organization.
Direct knowledge sharing with experts
The company also organized an expert-led information
session for its employees. Held in a hybrid format, the
event featured an experienced physician who shared
“Bağırsağına Kulak Ver” mesajıyla Kolorektal Kanser
Farkındalık Ayı’nda sahaya çıkan Merck Türkiye;
erken tanının önemini vurgulayan etkinlikler, uzman
buluşmaları ve çalışan katılımıyla yürütülen uygulamalarla
geniş çaplı bir bilinçlendirme çalışmasına
imza attı.
Merck Türkiye, Kolorektal Kanser Farkındalık Ayı kapsamında
hayata geçirdiği kapsamlı çalışmalarla erken tanının
hayati rolüne dikkat çekti. Bilim temelli yaklaşımını
toplumsal sorumluluk anlayışıyla birleştiren şirket, hem
çalışanlarını hem de toplumu hedef alan çok katmanlı bir
farkındalık süreci yürüttü.
Kolorektal kanserin dünya genelinde en sık görülen
kanser türleri arasında yer aldığına dikkat çeken Merck
Türkiye, erken teşhisin yaşam süresi ve tedavi başarısı
üzerindeki belirleyici etkisini öne çıkardı. Bu doğrultuda
düzenlenen etkinlikler; bilgiye erişimi kolaylaştırmayı,
sağlıklı yaşam alışkanlıklarını teşvik etmeyi ve hastalığa
dair farkındalığı güçlendirmeyi amaçladı.
“Mavi Giy” hareketiyle görünürlük artırıldı
Farkındalık çalışmaları kapsamında Merck Türkiye,
dünya genelinde yürütülen “Dress in Blue (Mavi Giy)”
hareketine katıldı. Çalışanların mavi kıyafetler giydiği bu
uygulama ile kolorektal kanser konusunda dikkat çekici
bir görünürlük sağlanırken, erken tanının önemi kurum
içinde güçlü bir şekilde hatırlatıldı.
Uzmanlarla doğrudan bilgi paylaşımı
Şirket, çalışanlarına yönelik olarak uzman katılımlı bir
bilgilendirme oturumu da gerçekleştirdi. Hibrit formatta
düzenlenen etkinlikte, alanında deneyimli bir hekim
kolorektal kanserin belirtileri, risk faktörleri ve erken tanı
yöntemleri hakkında kapsamlı bilgiler paylaştı. Etkinlik
öncesinde çalışanlardan toplanan sorular doğrultusunda
şekillenen oturum, katılımcıların doğrudan ve güvenilir
bilgiye ulaşmasını sağladı.
May - Mayıs 2026
49
detailed insights on symptoms, risk factors, and early detection
methods. The session was shaped by questions
collected from employees in advance, ensuring direct
and reliable access to information.
Steps taken for a healthier lifestyle
As part of the awareness month, the “Walk for Health”
event was organized with active employee participation.
Participants joined the walk wearing blue T-shirts carrying
the message #ListenToYourIntestines, while informational
materials distributed during the event further
supported awareness efforts. Brief pre-walk talks once
again emphasized the importance of early diagnosis.
Emphasis on “early detection saves lives”
Şehram Zayer, General Manager of Merck Türkiye, highlighted
that colorectal cancer remains a significant global
health issue. Emphasizing the life-saving role of early
diagnosis, Zayer stated that the company continues to
use science as a guide while advancing efforts to raise
A holistic approach to awareness
Merck Türkiye’s initiatives during Colorectal Cancer
Awareness Month went beyond a traditional communication
campaign, presenting a holistic approach that
spans from access to information to behavioral change.
Expert-driven content, employee engagement, and
health-promoting activities all contributed to spreading
awareness about early diagnosis. The company aims to
continue its awareness efforts in the coming period,
bringing together scientific knowledge and public consciousness
to support better health outcomes.
Sağlıklı yaşam için adımlar atıldı
Farkındalık ayı kapsamında düzenlenen “Sağlık için
yürü” etkinliği ise çalışan katılımıyla gerçekleştirildi.
Katılımcılar, #BağırsağınaKulakVer mesajını taşıyan
mavi tişörtlerle yürüyüşe katılırken, etkinlik boyunca
dağıtılan bilgilendirici materyallerle farkındalık
çalışması desteklendi. Yürüyüş öncesinde yapılan kısa
bilgilendirme konuşmalarıyla erken teşhisin önemi bir
kez daha vurgulandı.
“Erken tanı hayat kurtarır” vurgusu
Merck Türkiye Genel Müdürü Şehram Zayer, yürütülen
çalışmaların önemine ilişkin değerlendirmesinde
kolorektal kanserin küresel ölçekte ciddi bir sağlık
sorunu olmaya devam ettiğine dikkat çekti. Zayer,
erken tanının hayati önem taşıdığını belirterek,
şirket olarak bilimi rehber alıp toplumsal farkındalığı
artırmaya yönelik çalışmaları sürdürdüklerini ifade etti.
Bütüncül farkındalık yaklaşımı
Merck Türkiye’nin Kolorektal Kanser Farkındalık Ayı
kapsamında gerçekleştirdiği çalışmalar; yalnızca
bir iletişim kampanyası olmanın ötesine geçerek,
bilgiye erişimden davranış değişikliğine kadar uzanan
bütüncül bir yaklaşım ortaya koydu. Uzman katkılarıyla
desteklenen içerikler, çalışan katılımıyla güçlenen
etkinlikler ve sağlıklı yaşamı teşvik eden uygulamalar,
erken tanı bilincinin yaygınlaştırılmasına katkı sundu.
Şirket, önümüzdeki dönemde de hastalık
farkındalığına yönelik çalışmalarını sürdürerek, bilimsel
bilgi ile toplumsal bilinci buluşturmaya devam etmeyi
hedefliyor.
May - Mayıs 2026
50
Major transformation in medical technologies
through artificial ıntelligence
Yapay zekâ ile medikal teknolojilerde büyük dönüşüm
The healthcare sector has been experiencing one of
the most significant transformation processes in its
history due to rapid technological advancements.
In particular, the widespread integration of artificial
intelligence-supported systems into healthcare
is bringing major changes to areas ranging from
diagnosis processes to patient monitoring. Experts
state that artificial intelligence not only increases
the speed of healthcare services but also contributes
to building a safer and more efficient healthcare
system by reducing error rates.
Hospitals, research centers, and technology companies
around the world are making major investments to accelerate
digital transformation in healthcare. In Türkiye,
both public and private hospitals have begun integrating
AI-supported medical technologies into their systems.
Intelligent software used especially in radiology, cardiology,
intensive care, and laboratory services reduces
the workload of healthcare professionals while making
diagnosis processes faster and more efficient.
Sağlık sektörü, son yıllarda teknolojik gelişmelerin
etkisiyle tarihinin en büyük dönüşüm süreçlerinden
birini yaşıyor. Özellikle yapay zekâ destekli sistemlerin
sağlık alanında yaygınlaşması, teşhis süreçlerinden
hasta takibine kadar birçok alanda önemli
değişiklikleri beraberinde getiriyor. Uzmanlara göre
yapay zekâ, yalnızca sağlık hizmetlerinin hızını
artırmakla kalmıyor, aynı zamanda hata oranlarını
azaltarak daha güvenli ve verimli bir sağlık sistemi
oluşmasına katkı sağlıyor.
Dünya genelinde hastaneler, araştırma merkezleri ve
teknoloji şirketleri, sağlık alanında dijital dönüşümü
hızlandırmak için büyük yatırımlar yapıyor. Türkiye’de de
özel ve kamu hastaneleri, yapay zekâ destekli medikal
teknolojileri sistemlerine entegre etmeye başladı. Özellikle
radyoloji, kardiyoloji, yoğun bakım ve laboratuvar
hizmetlerinde kullanılan akıllı yazılımlar, sağlık çalışanlarının
iş yükünü azaltırken teşhis süreçlerini daha hızlı hâle
getiriyor.
May - Mayıs 2026
51
According to sector experts, artificial intelligence can
analyze millions of pieces of data within seconds and
provide strong support to healthcare professionals. This
increases early diagnosis rates and offers significant
advantages in treatment planning.
A new era in early disease detection
One of the most remarkable applications of artificial
intelligence in healthcare is early diagnosis systems.
Imaging software used especially in cancer detection
can analyze MRI and tomography results to identify
risky areas. Specialists emphasize that these systems are
sometimes capable of identifying details that may not be
noticed by the human eye.
AI-supported analysis systems used in many healthcare
institutions across the United States and Europe play an
important role in the early detection of breast cancer,
lung diseases, and cardiovascular disorders. Similar technologies
have also started to be used in some university
hospitals and private healthcare institutions in Türkiye.
Experts note that AI systems provide major convenience,
especially in healthcare centers with heavy patient
traffic. These technologies are described as a second
set of eyes supporting doctors during decision-making
processes.
Robotic surgery and smart operating rooms
The transformation in medical technologies is not
limited to diagnosis processes. Robotic surgery systems
are also becoming increasingly common in healthcare.
AI-supported robotic systems allow operations to be
performed with greater precision.
According to specialists, robotic surgery offers significant
advantages particularly in cardiovascular surgery,
urology, and general surgery. Thanks to minimally invasive
procedures, patients recover more quickly while the
risk of infection is reduced.
Experts state that AI-supported robotic systems minimize
the possibility of errors during operations while
allowing surgeons to work with greater control and precision.
Smart operating room systems have also become
one of the most remarkable technological developments
in recent years. In these systems, devices used during
surgery can operate in an integrated manner, making the
entire operation process safer and more controlled.
Sektör uzmanlarına göre yapay zekâ, milyonlarca veriyi
kısa sürede analiz ederek sağlık çalışanlarına güçlü bir
destek sunuyor. Bu durum hem erken teşhis oranını yükseltiyor
hem de tedavi planlamasında önemli avantajlar
sağlıyor.
Hastalıkların erken teşhisinde yeni dönem
Yapay zekâ teknolojilerinin en dikkat çekici kullanım
alanlarından biri erken teşhis sistemleri olarak öne çıkıyor.
Özellikle kanser teşhisinde kullanılan görüntüleme
yazılımları, MR ve tomografi sonuçlarını analiz ederek
riskli bölgeleri tespit edebiliyor. Uzmanlar, bu sistemlerin
bazı durumlarda insan gözünün fark edemediği detayları
ortaya çıkarabildiğini belirtiyor.
ABD ve Avrupa’daki birçok sağlık kuruluşunda kullanılan
yapay zekâ destekli analiz sistemleri, meme kanseri,
akciğer hastalıkları ve kalp rahatsızlıklarının erken teşhisinde
önemli rol oynuyor. Türkiye’de de bazı üniversite
hastaneleri ve özel sağlık kuruluşları benzer teknolojileri
kullanmaya başladı.
Uzmanlara göre yapay zekâ sistemleri, özellikle yoğun
hasta trafiğinin olduğu sağlık merkezlerinde büyük kolaylık
sağlıyor. Bu sistemlerin doktorların karar mekanizmasını
destekleyen ikinci bir göz gibi çalıştığı belirtiliyor.
Robotik cerrahi ve akıllı ameliyathaneler
Medikal teknolojilerdeki dönüşüm yalnızca teşhis süreçleriyle
sınırlı kalmıyor. Robotik cerrahi sistemleri de sağlık
alanında giderek daha fazla kullanılmaya başlanıyor.
Yapay zekâ destekli robotlar sayesinde operasyonların
daha hassas şekilde gerçekleştirildiği belirtiliyor.
Uzmanlara göre robotik cerrahi sistemleri, özellikle kalp
damar cerrahisi, üroloji ve genel cerrahi alanlarında
önemli avantajlar sağlıyor. Küçük kesilerle yapılan operasyonlar
sayesinde hastaların iyileşme süresi kısalırken
enfeksiyon riski de azalıyor.
Uzmanlara göre yapay zekâ destekli robotik sistemler
sayesinde operasyon sırasında hata riski minimum seviyeye
indiriliyor. Aynı zamanda cerrahların daha kontrollü
hareket etmesi mümkün oluyor. Akıllı ameliyathane
sistemleri de son yıllarda dikkat çeken teknolojiler
arasında yer alıyor. Bu sistemlerde ameliyat sırasında
kullanılan cihazlar birbirleriyle entegre çalışabiliyor.
Böylece operasyon süreci daha kontrollü ve güvenli
hâle geliyor.
May - Mayıs 2026
52
Chemical fragrances in indoor spaces pose risks to respiratory health
Kapalı alanlardaki kimyasal kokular solunum sağlığını tehdit ediyor
Dr. Sedat Bayrakçı
According to experts, room sprays, automatic air
fresheners, and heavy perfumes may increase
chemical exposure rather than purify the air, posing
risks especially for children, allergic individuals,
and patients with chronic conditions. Unconscious
use can lead to prolonged exposure without being
noticed.
Products such as room sprays, automatic scent diffusers,
and perfumes, frequently used to create a fresh indoor
atmosphere, may not be as harmless as they seem.
Recent evaluations reveal that volatile chemicals contained
in these products can have negative effects on the
respiratory system. Dr. Sedat Bayrakçı, Pulmonology Specialist
at Batıgöz Health Group Balçova Surgical Medical
Center, emphasizes that the unconscious use of these
everyday products can threaten respiratory health.
According to Bayrakçı, the perception that “a pleasant
smell means a clean environment” is often misleading.
Uzmanlara göre oda spreyleri, otomatik koku vericiler
ve yoğun parfümler; havayı temizlemek yerine
kimyasal yükü artırarak özellikle çocuklar, alerjik
bireyler ve kronik hastalar için risk oluşturabiliyor.
Bilinçsiz kullanım, fark edilmeden uzun süreli maruziyete
yol açabiliyor.
Kapalı alanlarda ferah bir atmosfer sağlamak amacıyla
sıkça tercih edilen oda spreyleri, otomatik koku cihazları
ve parfümler, sanıldığı kadar masum olmayabilir. Son
yıllarda yapılan değerlendirmeler, bu ürünlerin içerdiği
uçucu kimyasalların solunum sistemi üzerinde olumsuz
etkiler oluşturabileceğini ortaya koyuyor.
Batıgöz Sağlık Grubu Balçova Cerrahi Tıp Merkezi Göğüs
Hastalıkları Uzmanı Uzm. Dr. Sedat Bayrakçı, günlük yaşamın
vazgeçilmezlerinden biri haline gelen bu ürünlerin
bilinçsiz kullanımının solunum sağlığını tehdit edebileceğine
dikkat çekiyor. Bayrakçı’ya göre, “güzel kokan ortam
temizdir” algısı çoğu zaman gerçeği yansıtmıyor.
May - Mayıs 2026
53
Fragrance is not a sign of cleanliness
Bayrakçı points out that the widespread belief equating
pleasant smells with hygiene is incorrect. Room sprays
often do not eliminate the source of bad odors but
merely mask them. This allows harmful particles and microorganisms
to persist in the environment, while added
chemicals further reduce air quality.
In poorly ventilated indoor spaces, this chemical load
accumulates over time, leading to continuous exposure.
These substances, inhaled unknowingly throughout the
day, may contribute to respiratory sensitivity in the long
term.
Volatile chemicals affect the respiratory system
Volatile organic compounds (VOCs) found in fragrances
and perfumes can directly reach the lungs through
inhalation. These substances may irritate the nose,
throat, and bronchi, causing symptoms such as coughing,
burning sensation, wheezing, and shortness of breath.
In individuals with allergies, the effects can be more
pronounced. Symptoms such as runny nose, watery eyes,
sneezing, and breathing difficulties may be triggered by
chemical fragrances, significantly affecting quality of life,
especially for those with allergic rhinitis or asthma.
Higher risk for chronic patients
For individuals with chronic respiratory diseases such as
asthma and COPD, these products pose a greater risk.
Bayrakçı notes that intense chemical scents can cause
airway constriction and trigger asthma attacks.
Prolonged exposure to scented environments may
Koku temizlik göstergesi değil
Toplumda yaygın olan hoş kokunun hijyenle eşdeğer
olduğu düşüncesinin yanıltıcı olduğunu belirten Bayrakçı,
oda spreylerinin çoğu zaman kötü kokunun kaynağını
ortadan kaldırmadığını, yalnızca üzerini örttüğünü ifade
ediyor. Bu durum, ortamda bulunan zararlı partiküllerin
ve mikroorganizmaların varlığını sürdürmesine neden
olurken, havaya eklenen kimyasal maddelerle birlikte
solunan hava kalitesini daha da düşürebiliyor.
Özellikle havalandırması yetersiz kapalı alanlarda bu
kimyasal yük zamanla birikerek sürekli bir maruziyet oluşturuyor.
Gün içinde fark edilmeden solunan bu maddeler,
uzun vadede solunum yollarında hassasiyet gelişmesine
zemin hazırlayabiliyor.
Uçucu kimyasallar solunum yollarını etkiliyor
Oda kokuları ve parfümlerin içeriğinde bulunan uçucu
organik bileşikler (VOC’ler), solunum yoluyla doğrudan
akciğerlere ulaşabiliyor. Bu maddeler, burun, boğaz ve
bronşlarda tahrişe yol açarak öksürük, yanma hissi, hırıltılı
solunum ve nefes darlığı gibi şikâyetlere neden olabiliyor.
Alerjik bünyeye sahip bireylerde ise tablo daha belirgin
hale geliyor. Burun akıntısı, gözlerde sulanma, hapşırık ve
nefes darlığı gibi belirtiler, kimyasal kokulara bağlı olarak
tetiklenebiliyor. Bu durum, özellikle alerjik rinit ve astım
hastalarında yaşam kalitesini ciddi şekilde etkileyebiliyor.
May - Mayıs 2026
54
increase bronchial sensitivity, making breathing more
difficult. Therefore, it is recommended to limit the use
of such products in living spaces of individuals with chronic
respiratory conditions.
Children and infants are more vulnerable
Due to their developing respiratory systems, children
and infants are much more sensitive to chemical substances.
Their lungs and immune systems are not yet fully
developed, making them more susceptible to the effects
of inhaled chemicals.
This may manifest as frequent coughing, restlessness,
breathing difficulties, and allergic reactions. Experts
strongly advise against using scented products in children’s
rooms and sleeping areas.
Conscious use is essential
While it may not always be possible to completely eliminate
these products from daily life, developing proper
usage habits is crucial. Simple precautions can significantly
reduce chemical exposure:
* Apply room sprays above breathing level rather than
directly into the air we inhale
* Ensure proper ventilation after use
* Avoid leaving automatic diffusers running continuously
* Limit use in areas with children, infants, or chronic
patients
* Avoid heavy perfume use in enclosed spaces
* Prefer lighter or fragrance-free alternatives whenever
possible
Natural alternatives stand out
Instead of relying solely on chemical products, alternatives
such as regular ventilation, natural cleaning methods,
and air-purifying plants can be considered to create a
fresh indoor environment. This approach supports both
healthier indoor air and respiratory protection.
Dr. Sedat Bayrakçı emphasizes that awareness is the
most important factor in protecting respiratory health:
“Uncontrolled use of chemical fragrances can lead to
serious issues, especially for sensitive groups. Limiting
their use and ensuring regular ventilation of living spaces
is essential.”
Kronik hastalarda risk daha yüksek
Astım ve KOAH gibi kronik solunum yolu hastalığı bulunan
bireyler için bu ürünler daha büyük bir risk oluşturuyor.
Bayrakçı, yoğun kimyasal kokuların hava yollarında
daralmaya neden olabileceğini ve astım ataklarını
tetikleyebileceğini belirtiyor.
Uzun süre kokulu ortamlarda bulunmak, bronşların
hassasiyetini artırarak nefes almayı zorlaştırabiliyor. Bu
nedenle kronik solunum hastalığı olan bireylerin yaşadığı
alanlarda oda spreyi ve benzeri ürünlerin kullanımının
mümkün olduğunca sınırlandırılması öneriliyor.
Çocuklar ve bebekler daha savunmasız
Gelişmekte olan solunum sistemi nedeniyle çocuklar ve
bebekler, kimyasal maddelere karşı çok daha hassas bir
grubu oluşturuyor. Bebeklerin akciğer kapasitesinin ve
bağışıklık sisteminin henüz tam gelişmemiş olması, solunan
kimyasalların daha hızlı ve yoğun etki göstermesine
neden olabiliyor. Bu durum; sık tekrarlayan öksürük,
huzursuzluk, solunum sıkıntısı ve alerjik reaksiyonlar
şeklinde kendini gösterebiliyor. Uzmanlar, özellikle
çocuk odaları ve uyku alanlarında bu tür kokulandırıcı
ürünlerin kullanılmamasını öneriyor.
Bilinçli kullanım şart
Uzmanlara göre bu ürünlerin tamamen hayatımızdan
çıkarılması her zaman mümkün olmasa da, doğru kullanım
alışkanlıkları geliştirmek büyük önem taşıyor. Basit
önlemlerle kimyasal maruziyeti azaltmak mümkün:
-Oda spreyleri doğrudan solunum hizasına değil, ortamın
üst kısmına uygulanmalı
-Kullanım sonrası ortam mutlaka havalandırılmalı
-Otomatik koku vericiler sürekli çalışır halde bırakılmamalı
-Bebek, çocuk ve kronik hastaların bulunduğu alanlarda
kullanım sınırlandırılmalı
-Parfümler kapalı alanlarda yoğun şekilde kullanılmamalı
-Mümkün olduğunca hafif içerikli ya da kokusuz alternatifler
tercih edilmeli
Doğal alternatifler öne çıkıyor
Kapalı alanlarda ferah bir ortam sağlamak için yalnızca
kimyasal ürünlere yönelmek yerine, düzenli havalandırma,
doğal temizlik yöntemleri ve hava kalitesini iyileştiren
bitkiler gibi alternatifler de değerlendirilebilir. Bu
yaklaşım, hem daha sağlıklı bir iç ortam oluşturulmasına
hem de solunum yollarının korunmasına katkı sağlayabilir.
Uzm. Dr. Sedat Bayrakçı, solunum sağlığının korunmasında
en önemli unsurun farkındalık olduğunu vurgulayarak,
“Kimyasal kokulandırıcıların kontrolsüz kullanımı,
özellikle hassas gruplarda ciddi sorunlara yol açabilir. Bu
nedenle kullanımın sınırlandırılması ve yaşam alanlarının
düzenli havalandırılması büyük önem taşır” değerlendirmesinde
bulunuyor.
May - Mayıs 2026
56
A new era in cancer treatment:
Drug testing on patient-specific “mini tumors”
Kanser tedavisinde yeni dönem:
Hastaya özel “mini tümör” üzerinde ilaç testi
A newly developed approach in colon cancer enables
drug testing on three-dimensional tumor models
grown from patient samples, allowing the most
effective therapy to be identified before treatment
begins. Supported by artificial intelligence, this method
marks a significant milestone in personalized
oncology.
The long-standing goal in cancer treatment, finding the
most effective drug in the shortest time, is now becoming
a reality with advanced technologies. A recent
study in colon cancer opens the door to a major transformation
by enabling pre-treatment drug testing on
patient-specific tumor replicas.
Led by Prof. Dr. Uğur Sezerman, Head of the Department
of Medical Informatics and Biostatistics at Acıbadem
University Faculty of Medicine, and developed with
contributions from Prof. Dr. Esra Erdal of İzmir Biomedicine
and Genome Center, the project stands out as a key
innovation in personalized oncology. Tumor tissue obta-
Kolon kanserinde geliştirilen yeni yaklaşımda, hastadan
alınan tümör dokusu laboratuvarda üç boyutlu
olarak çoğaltılıyor, en etkili ilaç tedavi başlamadan
belirleniyor. Yapay zekâ destekli bu yöntem, kişiye
özel tedavide önemli bir eşiğe işaret ediyor.
Kanser tedavisinde uzun yıllardır tartışılan “en doğru
ilacı en kısa sürede bulma” hedefi, yeni teknolojilerle
somut bir karşılık bulmaya başlıyor. Kolon kanseri
alanında yürütülen güncel bir araştırma, hastaya özel
tümör kopyası üzerinde ilaçların önceden test edilmesini
mümkün kılarak tedavi sürecinde önemli bir dönüşümün
kapısını aralıyor. Acıbadem Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıp
Bilişimi ve Biyoistatistik Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr.
Uğur Sezerman liderliğinde yürütülen ve İzmir Biyotıp ve
Genom Merkezi’nden Prof. Dr. Esra Erdal’ın katkılarıyla
geliştirilen proje, kişiselleştirilmiş onkolojide dikkat çeken
yeniliklerden biri olarak öne çıkıyor. Çalışma kapsamında,
hastadan alınan tümör dokusu laboratuvar ortamında
çoğaltılarak üç boyutlu “organoid” adı verilen mini tümör
May - Mayıs 2026
57
modellerine dönüştürülüyor. Bu modeller üzerinde hedefe
yönelik ilaçlar test edilerek, tedaviye başlanmadan
önce en etkili
Tümörün dijital ve biyolojik haritası çıkarılıyor
Projenin temelini yalnızca laboratuvar çalışmaları değil,
aynı zamanda ileri düzey veri analizi oluşturuyor. DNA
dizileme teknolojileri sayesinde tümörün genetik yapısı
detaylı şekilde incelenirken, elde edilen veriler yapay
zekâ destekli sistemlerle analiz ediliyor. Bu süreçte tümörün
hangi genetik değişimlerle geliştiği, hangi mekanizmalarla
büyüdüğü ve tedaviye nasıl yanıt verebileceği
ortaya konuyor.
Prof. Dr. Uğur Sezerman, kanserin tek tip bir yapı olmadığını,
farklı hücre gruplarından oluşan karmaşık bir sistem
olduğunu vurgulayarak, tümör içindeki bu çeşitliliğin
analiz edilmesinin tedavi başarısı açısından kritik olduğunu
belirtiyor. Bu kapsamda yalnızca genetik veri
değil; genlerin ne kadar aktif olduğu, protein üretimi ve
hücresel metabolizma gibi çok katmanlı biyolojik veriler
de değerlendirmeye dahil ediliyor.
ined from patients is replicated in laboratory conditions
and transformed into three-dimensional “organoids,” or
mini tumor models. Targeted therapies are then tested
on these models to determine the most effective option
before treatment begins.
Mapping the tumor’s biological and digital profile
The project is built not only on laboratory work but also
on advanced data analysis. Using DNA sequencing technologies,
the genetic structure of the tumor is examined
in detail, and the resulting data is analyzed through
AI-supported systems. This process reveals how the tumor
develops, which genetic alterations drive its growth,
and how it may respond to treatment.
Prof. Dr. Uğur Sezerman emphasizes that cancer is not
a uniform structure but a complex system composed of
diverse cell populations. Understanding this diversity within
the tumor is critical for treatment success. Therefore,
the analysis includes not only genetic data but also multi-layered
biological information such as gene activity,
protein production, and cellular metabolism.
AI-driven selection of targeted therapies
The comprehensive data obtained is analyzed using specialized
algorithms to identify the tumor’s vulnerabilities.
Through a method known as PANACEA, the mechanisms
driving tumor growth are mapped, and drugs or drug
combinations that can suppress these mechanisms are
identified.
This approach eliminates the need for trial-and-error testing
of hundreds of drugs, focusing directly on the most
suitable options. As a result, treatment processes can be
accelerated while reducing the risk of unnecessary side
effects for patients.
May - Mayıs 2026
58
Testing on “mini tumors” in the laboratory
One of the most notable aspects of the project is the
use of organoid technology. These three-dimensional
structures, derived from patient tissue, closely mimic
the biological behavior of real tumors. This allows drugs
to be tested directly on an exact replica of the patient’s
tumor.
In addition to facilitating personalized treatment selection,
this method also has the potential to significantly
Personalized treatment plans within six weeks
With this system, the most suitable treatment option for
a patient can be identified in approximately six weeks.
The results are then shared directly with clinicians,
enabling treatment plans to be tailored based on precise
data.
Initially, the method is expected to be applied to advanced-stage
colon cancer patients who have not responded
to existing treatments. In the future, it may also
become applicable to early-stage cases. Experts suggest
that this approach could improve patients’ quality of
life while reducing the economic burden on healthcare
systems by minimizing time loss.
Potential for broader applications
Within the scope of the project, approved by TEYDEB,
initial studies will be conducted on 30 patients. Based on
the findings, the method is expected to be adapted to
other cancer types, particularly breast cancer.
Experts believe this approach could extend beyond oncology,
contributing to the development of personalized
treatment models for various diseases. Organoid technology
is also expected to be applicable in conditions
such as ulcerative colitis and irritable bowel syndrome.
A new paradigm: “test before treatment”
Personalized approaches in cancer treatment are gaining
increasing importance, and studies like this are taking
them to a new level. The ability to test drug effectiveness
before initiating treatment signals a major paradigm
shift in oncology.
Experts predict that in the coming years, the approach
of “understand the tumor first, then treat it” may
become standard practice, with personalized therapies
playing a much larger role in clinical applications.
Yapay zekâ ile hedefe yönelik tedavi seçimi
Elde edilen kapsamlı veriler, geliştirilen özel algoritmalarla
analiz edilerek tümörün “zayıf noktaları” belirleniyor.
PANACEA adı verilen yöntem sayesinde, tümörün
büyümesini tetikleyen mekanizmalar haritalanıyor ve bu
mekanizmaları baskılayabilecek ilaçlar ya da ilaç kombinasyonları
belirleniyor.
Bu yaklaşım, yüzlerce farklı ilacın rastgele denenmesi
yerine, doğrudan en uygun seçeneklere odaklanılmasını
sağlıyor. Böylece hem tedavi süreci hızlanıyor hem de
hastanın gereksiz yan etkilerle karşılaşma riski azalıyor.
Laboratuvarda “mini tümör” üzerinde deneme
Projede dikkat çeken en önemli aşamalardan biri ise
organoid teknolojisi. Hastadan alınan dokudan elde
edilen bu üç boyutlu yapılar, gerçek tümörün biyolojik
davranışını büyük ölçüde taklit ediyor. Bu sayede ilaçlar
doğrudan hastanın tümörünün birebir kopyası üzerinde
test edilebiliyor.
Bu yaklaşım yalnızca kişiye özel tedavi seçimini kolaylaştırmakla
kalmıyor, aynı zamanda hayvan deneylerine olan
ihtiyacı da önemli ölçüde azaltma potansiyeli taşıyor.
Altı haftada kişiye özel tedavi planı
Geliştirilen sistemle birlikte yaklaşık 6 hafta gibi görece
kısa bir sürede hastaya en uygun tedavi seçeneğinin
belirlenmesi hedefleniyor. Elde edilen sonuçlar doğrudan
klinisyenlere aktarılıyor ve tedavi süreci bu veriler
doğrultusunda planlanıyor.
İlk aşamada, mevcut tedavilere yanıt vermemiş ileri evre
kolon kanseri hastalarında uygulanması planlanan yöntem,
ilerleyen süreçte erken evre hastalara da uygulanabilir
hale gelebilir. Uzmanlar, bu yaklaşımın zaman kaybını
önleyerek hem hastanın yaşam kalitesini artırabileceğini
hem de sağlık sistemindeki ekonomik yükü azaltabileceğini
belirtiyor.
Gelecekte daha geniş kullanım alanı
TEYDEB onayı alan proje kapsamında ilk etapta 30 hasta
üzerinde çalışma yürütülecek. Elde edilecek veriler doğrultusunda
yöntemin meme kanseri başta olmak üzere
farklı kanser türlerine uyarlanması planlanıyor.
Uzmanlara göre bu yaklaşım, yalnızca kanserle sınırlı kalmayıp
gelecekte farklı hastalıklarda da kişiye özel tedavi
modellerinin geliştirilmesine katkı sağlayabilir. Organoid
teknolojisinin ülseratif kolit ve irritabl bağırsak sendromu
gibi hastalıklarda da kullanılabileceği öngörülüyor.
“Tedavi öncesi test” dönemi
Kanser tedavisinde giderek daha fazla önem kazanan
kişiselleştirilmiş yaklaşımlar, bu tür çalışmalarla yeni bir
boyut kazanıyor. Tedaviye başlamadan önce ilacın etkisinin
test edilebilmesi, onkolojide önemli bir paradigma
değişimine işaret ediyor. Uzmanlar, önümüzdeki yıllarda
“önce tümörü anla, sonra tedavi et” yaklaşımının standart
hale gelebileceğini ve kişiye özel tedavilerin klinik
uygulamalarda daha geniş yer bulacağını öngörüyor.
May - Mayıs 2026
60
Biotechnology manufacturing facility launched
with a 20 million USD investment
20 milyon dolarlık yatırımla biyoteknoloji üretim tesisi hizmete girdi!
The high-tech production facility established with a
20 million USD investment by SEM Biotech represents
a strategic step that will transition Türkiye
from an import-dependent structure to an export-oriented
model in critical medical products.
Türkiye has commissioned another major investment
aimed at reducing external dependency in healthcare
technologies. The SEM Biotech VACUSEM Vacuum Blood
Collection Tube Manufacturing Facility, developed by
SEM Group with an investment of 20 million USD, was
officially inaugurated in a ceremony attended by public
officials and industry representatives.
Officials from the Ministry of Industry and Technology
emphasized that such investments, which strengthen
domestic production capacity, are of critical importance
for both employment and technological advancement.
“A production hub opening to global markets”
Yavuz Eroğlu, Chairman of the Board of SEM Group and
SEM Biotech’in 20 milyon dolarlık yatırımıyla kurulan
yüksek teknoloji üretim tesisi, Türkiye’yi kritik medikal
ürünlerde ithalat ağırlıklı yapıdan ihracat odaklı
yapıya taşıyacak stratejik bir adım olarak öne çıkıyor.
Türkiye, sağlık teknolojilerinde dışa bağımlılığı azaltmaya
yönelik önemli bir yatırımı daha devreye aldı. SEM Grup
tarafından 20 milyon dolarlık yatırımla hayata geçirilen
SEM Biotech VACUSEM Vakumlu Steril Kan Alma Tüpü
Üretim Tesisi, kamu ve sektör temsilcilerinin katıldığı
törenle açıldı.
Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı yetkilileri, yerli üretim
kapasitesini güçlendiren bu tür yatırımların hem istihdam
hem de teknoloji gelişimi açısından kritik öneme sahip
olduğunu vurguladı.
“Küresel pazara açılan bir üretim merkezi”
SEM Grup ve SEM Biotech Yönetim Kurulu Başkanı Yavuz
Eroğlu, yatırımın yalnızca bir üretim tesisi olmanın ötesinde
anlam taşıdığını belirterek, “Vakumlu kan tüpleri,
doğru teşhis süreçlerinin temel unsurlarından biri. Bu
yatırım ile yalnızca iç pazarın ihtiyacına yanıt veren bir
May - Mayıs 2026
61
SEM Biotech, highlighted that the investment goes beyond
being a conventional production facility.
“Vacuum blood collection tubes are among the fundamental
components of accurate diagnostic processes.
With this investment, we have not only established a
structure that meets domestic demand, but also activated
a production hub capable of supplying high-standard
products to a wide geography, particularly Europe,” he
said. Eroğlu also noted that supply chain disruptions
experienced during the pandemic clearly demonstrated
the importance of domestic manufacturing, adding that
the company aims to strengthen Türkiye’s position in this
field.
Advanced technological infrastructure stands out
The facility, with a total indoor area of 20,000 square
meters, includes a 2,000 square meter ISO 8 cleanroom
and an annual production capacity of 400 million units,
positioning it among the most advanced centers in its
field.
Key features of the production infrastructure include:
* Production lines capable of reaching a capacity of 9
tubes per second
* Integrated use of Swiss mold technology, Canadian
production systems, Japanese gel technology, and German
chemical expertise
yapı kurmadık; aynı zamanda Avrupa başta olmak üzere
geniş bir coğrafyaya yüksek standartlarda ürün sunacak
bir üretim merkezi devreye alındı” dedi.
Pandemi döneminde yaşanan tedarik sorunlarının yerli
üretimin önemini açık şekilde ortaya koyduğunu hatırlatan
Eroğlu, Türkiye’nin bu alandaki konumunu güçlendirmeyi
hedeflediklerini ifade etti.
Yüksek teknoloji altyapısı dikkat çekiyor
20 bin metrekare kapalı alana sahip tesis, 2 bin metrekarelik
ISO 8 temiz oda altyapısı ve yıllık 400 milyon adet
üretim kapasitesiyle bu alandaki en gelişmiş merkezlerden
biri olarak konumlanıyor.
Tesiste kullanılan üretim altyapısı da dikkat çekici özellikler
barındırıyor:
-Üretim hatları saniyede 9 tüp kapasitesine ulaşabiliyor
-İsviçre kalıp teknolojisi, Kanada üretim sistemleri, Japon
jel teknolojisi ve Alman kimyasal bilgi birikimi entegre
şekilde kullanılıyor
Bu yapı, tesisi küresel ölçekte üst segment üretim kategorisine
taşıyor.
İthalattan ihracata geçiş süreci hızlanıyor
Türkiye’de her yıl yüz milyonlarca adet kan tüpü tüketilirken,
bu ihtiyacın önemli bir bölümü bugüne kadar
ithalatla karşılanıyordu. Yeni tesis ile birlikte yerli üretim
kapasitesi önemli ölçüde artarken, Avrupa, Orta Doğu ve
Afrika başta olmak üzere geniş pazarlara ihracat imkânı
da güçleniyor.
May - Mayıs 2026
62
This integrated structure elevates the facility into the
upper segment of global manufacturing standards.
Transition from import to export accelerates
While hundreds of millions of blood collection tubes are
consumed annually in Türkiye, a significant portion of
this demand has historically been met through imports.
With the new facility, domestic production capacity is
significantly increasing, while export potential to markets
such as Europe, the Middle East, and Africa is being
strengthened.
Targeting a strong position in global markets
The global vacuum blood collection tube market, valued
at over 2 billion USD, continues to grow and is characterized
by high quality requirements. This investment
contributes to Türkiye’s goals of increasing high value-added
production capacity and becoming a regional
manufacturing hub.
Küresel pazarda güçlü konum hedefi
2 milyar doların üzerinde büyüklüğe sahip küresel vakumlu
kan tüpü pazarı, sürekli büyüyen ve yüksek kalite
talebiyle öne çıkan bir alan olarak dikkat çekiyor. Bu yatırım,
Türkiye’nin yüksek katma değerli üretim kapasitesini
artırma ve bölgesel üretim merkezi olma hedeflerine
katkı sağlıyor.
Stratejik üretim ve sağlık güvenliği
SEM Biotech yatırımı, yalnızca ekonomik değil; aynı zamanda
stratejik bir adım olarak değerlendiriliyor. Küresel
krizlerde ortaya çıkan tedarik risklerine karşı yerli üretim
kapasitesinin artırılması, sağlık sisteminin dayanıklılığı
açısından kritik önem taşıyor.
Yeni tesis, Türkiye’nin sağlık teknolojilerinde daha güçlü
bir konuma ilerlemesine katkı sunarken, yüksek teknoloji
üretiminde yeni bir dönemin de kapısını aralıyor.
Strategic production and healthcare resilience
The SEM Biotech investment is considered not only an
economic initiative but also a strategic move. Increasing
domestic production capacity against supply risks
observed during global crises is critical for the resilience
of healthcare systems.
The new facility supports Türkiye’s advancement toward
a stronger position in healthcare technologies while opening
the door to a new era in high-tech manufacturing.
May - Mayıs 2026
63
Boehringer Ingelheim Türkiye achieves double gold
success on the international stage
Boehringer Ingelheim Türkiye won Gold awards in
two categories at the Stevie® Awards 2026 MENA,
standing out with its practices focused on employee
development and an inclusive workplace culture.
Boehringer Ingelheim Türkiye achieved significant international
recognition by winning two Gold awards at the
Stevie® Awards 2026 Middle East & North Africa. The
company was honored for its programs centered on employee
development and inclusivity.
With more than 135 years of experience in human and animal
health, Boehringer Ingelheim received global recognition
this time for its internal development and workplace
initiatives. The company’s BILET EXTRA Development
Program, designed to strengthen employee competencies,
was awarded Gold in the category of “Innovation in
Developing Employee Skills and New Competencies.”
The Reverse Mentoring Program, which promotes intergenerational
interaction and mutual learning, received
the Gold award in the category of “Innovation in Inclusive
Workplace Practices.”
Özlem Kar, HR Director, Boehringer Ingelheim Türkiye,
stated that creating a work environment that supports
employee development and strengthens inclusivity remains
a top priority. She added that receiving international
recognition for these two programs is a strong source of
motivation for the company.
The company aims to continue reinforcing its learning
culture and further developing an inclusive work environment
through its employee-focused approach.
Boehringer Ingelheim Türkiye’ye uluslararası arenada çifte altın başarı
Stevie® Awards 2026 MENA’da iki ayrı kategoride Altın
ödül kazanan Boehringer Ingelheim Türkiye, çalışan
gelişimi ve kapsayıcı iş kültürüne yönelik uygulamalarıyla
dikkat çekti.
Boehringer Ingelheim Türkiye, Stevie® Awards 2026
Middle East & North Africa kapsamında iki ayrı kategoride
Altın ödül kazanarak uluslararası alanda önemli bir başarıya
imza attı. Şirket, çalışan gelişimi ve kapsayıcılık odağındaki
programlarıyla öne çıktı.
135 yılı aşkın süredir insan ve hayvan sağlığı alanında faaliyet
gösteren Boehringer Ingelheim, bu kez kurum içi gelişim
ve iş yeri uygulamalarıyla global ölçekte takdir gördü.
Şirketin, çalışanların yetkinliklerini güçlendirmeyi hedefleyen
BILET EXTRA Gelişim Programı, “Çalışan Yetkinliklerini
Geliştirme ve Yeni Beceriler Kazandırmada İnovasyon”
kategorisinde Altın ödüle layık görüldü.
Kuşaklar arası etkileşimi ve karşılıklı öğrenmeyi destekleyen
Tersine Mentorluk Programı ise “Kapsayıcı İş Yeri
Uygulamalarında İnovasyon” kategorisinde Altın ödülün
sahibi oldu. Boehringer Ingelheim Türkiye İnsan Kaynakları
Direktörü Özlem Kar, elde edilen başarıya ilişkin değerlendirmesinde,
çalışanların gelişimini destekleyen ve kapsayıcılığı
güçlendiren bir çalışma ortamını önceliklendirdiklerini
belirtti. Kar, bu iki programın uluslararası düzeyde ödüllendirilmesinin
kendileri için önemli bir motivasyon kaynağı
olduğunu ifade etti. Şirket, çalışan odaklı yaklaşımını sürdürerek
öğrenme kültürünü güçlendirmeye ve kapsayıcı iş
ortamını geliştirmeye yönelik çalışmalarına devam etmeyi
hedefliyor.
May - Mayıs 2026