12.05.2026 Views

Medikal Teknik Mayıs 2026

Medikal Teknik May 2026

Medikal Teknik May 2026

SHOW MORE
SHOW LESS

Transform your PDFs into Flipbooks and boost your revenue!

Leverage SEO-optimized Flipbooks, powerful backlinks, and multimedia content to professionally showcase your products and significantly increase your reach.




Publisher

H. Ferruh IŞIK

on behalf of

İstmag Magazin Gazetecilik

İç ve Diş Tic. Ltd. Şti.

Managing Editor

(Responsible)

Mehmet SÖZTUTAN

mehmet.soztutan@img.com.tr

Advertising Coordinator

İSMAİL ÇAKIR

ismail.cakir@img.com.trr

Editor–in–Chief

Dilara CICA YILMAZ

dilara.cica@img.com.tr

Germany Correspondent

Abdulkadir Blum

Correspondent

Serhan IŞIK

serhan.isik@img.com.tr

Foreign Relations Manager

Ayça SARIOGLU

ayca.sarioglu@img.com.tr

Accounting Manager

Cuma KARAMAN

cuma.karaman@img.com.tr

Finance Manager

Yusuf DEMİiRKAZIK

yusuf.demirkazik@img.com.tr

Graphic & Design Advisor

Sami AKTAŞ

sami.aktas@img.com.tr

Digital Assets Manager

Emre YENER

emre.yener@img.com.tr

Bursa Represantation

Ömer Faruk GÖRÜN

omer.gorun@img.com.tr

Buttim Plaza D Blok Kat: 4 No:1267 BURSA

Tel:+90 224 211 44 50 / Fax: 224 211 4481

Head Office

İstanbul Magazin Grubu

İHLAS MEDIA CENTER

Merkez Mahallesi 29 Ekim Caddesi

No:11 Medya Blok Kat:1

34197 Yenibosna / İstanbul / Turkey

Tel: 0212 454 22 22 Faks: 0212 454 22 93

www.medikalteknik.com.tr

e-mail: info@medikalteknik.com.tr

PRINTED BY:

İHLAS GAZETECİLİK A.Ş.

Merkez Mahallesi 29 Ekim Caddesi İhlas Plaza

No:11 A/41 Yenibosna–Bahçelievler/ İSTANBUL

Tel: 0212 454 30 00

www.ihlasmatbaacilik.com

İMG - Medikal Teknik dergisinde

yer alan makalelerdeki fikirler

yazarlarına aittir.

Yayınlanan ilanların sorumluluğu

reklam verene aittir.

İMG - Medikal Teknik dergisinin

bütün yayın hakları İstmag Magazin Gazetecilik

İç ve Dış Tic. Ltd. Şti.’ne aittir.

Yazılar kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.

0

6

1

2

2

4

5

5

5

9

Archem Diagnostics, tanı kiti

üretiminde nanoteknolojik

inovasyonla öne çıkıyor

Archem Diagnostics raises the bar

with nanotech-driven diagnostics

Orsa Orthopedics expands global

strength with half a century of

expertise

Orsa Ortopedi, yarım asırlık

deneyimiyle küresel gücünü

büyütüyor

AstraZeneca Türkiye maintains

second place in “Best Employers”

ranking

AstraZeneca Türkiye, “En İyi İşverenler”

listesinde ikinci sıradaki yerini korudu

A new era in cancer treatment:

Drug testing on patient-specific

“mini tumors”

Kanser tedavisinde yeni dönem:

Hastaya özel “mini tümör” üzerinde

ilaç testi

Biotechnology manufacturing

facility launched with a 20

million USD investment

20 milyon dolarlık yatırımla

biyoteknoloji üretim tesisi

hizmete girdi!

medikalteknik



A profession that guides with its light

As May 14 approaches, pharmacies with lights that never go out on the

corners of the city remind us of their presence once again. Behind the

display windows, there is not only medicine, but also attentiveness,

knowledge, and a strong sense of responsibility. Pharmacists continue to be

among the most accessible points of the healthcare system, often serving

as the first point of contact for a problem and the first listener to a concern.

Open at all hours, these small yet critical spaces manage to remain steady

addresses of trust, even as the structure of neighborhood culture evolves.

The modern tradition of pharmacy, which began in 1839, continues to

progress by bringing together scientific knowledge and field experience.

The profession, which became more visible especially during the pandemic,

showed what continuity and composure mean in times of crisis. Pharmacists,

who interpret prescriptions, monitor drug interactions, and provide accurate

information to patients, stand out as an often unseen but indispensable link

in the healthcare chain.

Dilara Cica Yılmaz

From the

Pharmacists’ Day serves less as a celebration and more as a reminder.

Despite changing conditions, pharmacists move forward while preserving

the essence of their profession. In every “get well soon” and every

consultation, there is a shared purpose: to provide safe and uninterrupted

service to society. May 14 is one of those special days when this quiet yet

powerful dedication becomes visible.

Editorin-Chief

Işığıyla yol gösteren meslek

14 Mayıs yaklaşırken, şehrin köşebaşlarında ışığı hiç sönmeyen eczaneler

yeniden hatırlatıyor kendini. Vitrinlerin ardında yalnızca ilaçlar değil; dikkat,

bilgi ve güçlü bir sorumluluk duygusu yer alıyor. Eczacılar, çoğu zaman bir

sorunun ilk muhatabı, bir endişenin ilk dinleyeni olarak sağlık sisteminin en

erişilebilir noktalarından biri olmayı sürdürüyor. Günün her saatinde açık olan

bu küçük ama kritik alanlar, mahalle kültürünün değişen yapısına rağmen

güvenin sabit adreslerinden biri olmayı başarıyor.

1839’da başlayan modern eczacılık geleneği, bugün bilimsel birikimle sahadaki

deneyimi buluşturarak ilerliyor. Özellikle pandemi döneminde daha görünür

hale gelen meslek, kriz anlarında sürekliliğin ve soğukkanlılığın ne anlama

geldiğini ortaya koydu. Reçeteyi yorumlayan, ilaç etkileşimlerini gözeten

ve hastaya doğru bilgiyi aktaran eczacılar, sağlık zincirinin çoğu zaman

görünmeyen ama vazgeçilmez bir halkası olarak öne çıkıyor.

Eczacılar Günü, bir kutlamadan çok bir hatırlatma niteliği taşıyor. Değişen

koşullara rağmen eczacılar, mesleklerinin özünü koruyarak yol alıyor. Her

“geçmiş olsun” cümlesinde, her danışmada ortak bir amaç var: topluma

güvenli ve kesintisiz hizmet sunmak. 14 Mayıs, bu sessiz ama güçlü emeğin

görünür olduğu özel günlerden biri.



6

Archem Diagnostics, tanı kiti üretiminde

nanoteknolojik inovasyonla öne çıkıyor

Archem Diagnostics raises the bar with nanotech-driven diagnostics

Born in Türkiye and powered by 28 years of manufacturing

expertise, strong R&D capabilities, and

a broad product portfolio, Archem Diagnostics

continues to expand its footprint across the global

healthcare market.

Founded in 1998 by Dr. Salih Uca and Chemist Erkan Uca,

the company was built on solid academic foundations

and quickly carved out a strong position in diagnostic kit

manufacturing. From day one, Archem has kept quality

front and center, adopting internationally compliant

production standards and becoming a trusted partner

in both local and global markets. Today, exporting to

more than 75 countries, the company keeps its growth

trajectory firmly on track.

Dr. Salih Uca, Co-Founder & Executive Chairman of Archem Diagnostics

28 yıllık üretim deneyimi, güçlü Ar-Ge altyapısı ve

geniş ürün portföyüyle Türkiye’de doğan Archem

Diagnostics, küresel sağlık pazarındaki varlığını

istikrarlı şekilde büyütüyor.

1998 yılında Dr. Salih Uca ve Yüksek Kimyager Erkan Uca

tarafından kurulan şirket, akademik temeller üzerine

inşa edilerek kısa sürede tanı kiti üretiminde önemli bir

konuma ulaştı. Kuruluşundan itibaren kaliteyi odağına

alan Archem, uluslararası standartlara uygun üretim

anlayışıyla hem yerel hem de global pazarda güvenilir

bir çözüm ortağı haline geldi. Bugün 75’ten fazla ülkeye

ihracat gerçekleştiren firma, yerelden globale uzanan

büyümesini sürdürüyor.

Riding the wave of R&D-driven growth

At the heart of Archem Diagnostics’ success lies its

unwavering commitment to research and development.

By integrating cutting-edge technologies into

its diagnostic kits and analyzer systems, the company

consistently sharpens its competitive edge. With a team

of over 200 professionals, Archem not only enhances

product performance but also delivers fast, effective

solutions tailored to the evolving needs of healthcare

providers.

Embracing international quality standards, the company

continues to strengthen its foothold in the IVD sector

while putting sustainability high on the agenda through

environmentally conscious production practices. This

Ar-Ge gücüyle şekillenen sürdürülebilir büyüme

Archem Diagnostics’in başarısının merkezinde güçlü Ar-

Ge yatırımları yer alıyor. Firma, ileri teknolojileri tanı kitleri

ve analiz sistemlerine entegre ederek rekabet gücünü

sürekli artırıyor. 200’ü aşkın çalışanıyla Archem, hem ürün

performansını geliştiriyor hem de sağlık profesyonellerinin

değişen ihtiyaçlarına hızlı ve etkin çözümler sunuyor.

May - Mayıs 2026


7

Uluslararası kalite standartlarına uygun üretim yaklaşımını

benimseyen şirket, IVD sektöründeki konumunu

güçlendirirken çevre dostu üretim anlayışıyla da sürdürülebilirliği

önceliklendiriyor. Bu vizyon, Archem’i geleceğin

sağlık teknolojilerine yön veren markalar arasında

konumlandırıyor.

Geniş ürün portföyüyle global rekabette güçlü duruş

Archem Diagnostics; biyokimya, HPLC, ISE, Kontrol-Kalibratör

ve hematoloji analizörleri ile reaktiflerden

oluşan geniş ürün portföyüyle sağlık sektörüne entegre

çözümler sunuyor. Yüksek hassasiyetli ve kullanıcı dostu

sistemleri sayesinde laboratuvarların verimliliğini artıran

firma, kalite ve müşteri memnuniyeti odaklı yaklaşımıyla

global pazardaki rekabet gücünü sürdürüyor.

forward-looking approach places Archem among the

brands shaping the future of healthcare technologies.

Standing tall in global markets with a rock-solid

portfolio

Archem Diagnostics offers integrated solutions to the

healthcare industry through its wide-ranging portfolio,

including biochemistry, HPLC, ISE, control calibrators,

hematology analyzers, and reagents. With high-precision,

user-friendly systems that boost laboratory efficiency,

the company keeps its competitive edge intact, driven by

a firm commitment to quality and customer satisfaction.

May - Mayıs 2026


8

The power behind the counter: The evolving role of pharmacy

Rafların ardındaki güç: Eczacılığın değişen rolü

Behind the white coat stands not only a profession

that dispenses medicines, but one of the most

accessible, responsive, and consistently engaged

actors within the healthcare system. Pharmacy has

long been undergoing a transformation that extends

beyond traditional boundaries. May 14 is more than

a date on the calendar; it represents a meaningful

moment to reflect on both the present and future of

the profession.

When pharmacy is mentioned, the first image that often

comes to mind is still shelves, prescriptions, and medicine

boxes. However, the reality in practice has moved far

beyond this framework. Today’s pharmacist is a professional

who provides consultation, monitors patients, plays

an active role in chronic disease management, and fills

critical gaps within the healthcare system.

Pharmacies, among the most accessible points of healthcare

in Türkiye, have evolved beyond being places solely

for medication supply. The COVID-19 pandemic marked

a key turning point in accelerating this transformation.

Beyaz önlüğün ardında yalnızca ilaç veren bir meslek

değil, sağlık sisteminin en erişilebilir, en hızlı

refleks gösteren ve en çok temas eden aktörlerinden

biri duruyor. Eczacılık, uzun zamandır alışıldık

kalıpların dışına taşan bir değişim sürecinde. 14

Mayıs, bu dönüşümü hatırlamak için bir takvim günü

olmanın ötesinde, mesleğin bugününü ve yarınını

yeniden düşünmek için güçlü bir eşik.

Eczacılık denildiğinde akla gelen ilk görüntü hâlâ çoğu

zaman raflar, reçeteler ve ilaç kutuları. Oysa sahadaki

gerçeklik, bu çerçevenin çok daha ötesine geçmiş durumda.

Bugünün eczacısı; danışmanlık veren, hasta takibi

yapan, kronik hastalık yönetiminde aktif rol üstlenen

ve sağlık sistemindeki boşlukları hızlıca doldurabilen bir

profesyonel.

Türkiye’de sağlık hizmetine en hızlı erişilen noktalardan

biri olan eczaneler, özellikle son yıllarda yalnızca ilaç

temin edilen yerler olmaktan çıktı. Pandemi süreci bu

değişimi hızlandıran en önemli kırılma anlarından biri

oldu. Hastanelere erişimin zorlaştığı, sistemin yoğun

May - Mayıs 2026


9

baskı altında olduğu dönemde eczacılar; bilgiye erişim,

yönlendirme ve ilk temas noktası olma açısından kritik bir

rol üstlendi.

Bu süreç, aslında uzun zamandır biriken bir dönüşümün

görünür hâle gelmesini sağladı. Çünkü eczacılık eğitimi

ve meslek pratiği, çoktan klasik tanımın sınırlarını aşmıştı.

Klinik eczacılık uygulamaları, hasta odaklı hizmet modelleri

ve farmasötik bakım yaklaşımı, dünya genelinde

olduğu gibi Türkiye’de de giderek daha fazla önem

kazanmaya başladı.

During a period when access to hospitals was limited

and healthcare systems were under significant pressure,

pharmacists played a critical role as first points of contact,

providing guidance and access to reliable information.

This period made visible a transformation that had

already been underway. Pharmacy education and

professional practice had long surpassed the limits of

its traditional definition. Clinical pharmacy applications,

patient-centered care models, and pharmaceutical care

approaches have increasingly gained importance, both

globally and in Türkiye.

A primary point of healthcare consultation

Today, individuals entering a pharmacy often seek more

than prescription fulfillment. They look for guidance on

appropriate medication use, potential side effects, and

even lifestyle recommendations. This expanding role

requires pharmacists to continuously update both their

scientific knowledge and communication skills.

With the growing prevalence of chronic diseases, the

role of pharmacists has become even more prominent. In

conditions such as diabetes, hypertension, and asthma,

pharmacists contribute directly by supporting treatment

adherence, managing drug interactions, and ensuring

ongoing patient monitoring.

In this context, pharmacy is evolving from a product-focused

model to a service-oriented one. This evolution

is reshaping not only the profession itself but also how

society perceives pharmacists.

Sağlık danışma noktası

Bugün bir eczaneye giren birey, çoğu zaman yalnızca reçetesini

karşılamak için değil; doğru ilacı, doğru kullanımı,

olası yan etkileri ve hatta yaşam tarzı önerilerini öğrenmek

için de başvuruyor. Bu durum, eczacının iletişim becerilerinden

bilimsel donanımına kadar geniş bir yetkinlik

alanını sürekli güncel tutmasını gerektiriyor.

Özellikle kronik hastalıkların yaygınlaşmasıyla birlikte

eczacıların rolü daha da belirginleşiyor. Diyabet, hipertansiyon

ve astım gibi hastalıklarda tedaviye uyumun sağlanması,

ilaç etkileşimlerinin kontrolü ve hastanın düzenli

takibi gibi konular, eczacının doğrudan katkı sunduğu

alanlar arasında yer alıyor.

Bu noktada eczacılık mesleği, “ürün odaklı” bir yapıdan

“hizmet odaklı” bir yapıya doğru evriliyor. Bu evrim,

yalnızca mesleğin tanımını değil, aynı zamanda toplumun

eczacıya bakışını da değiştiriyor.

Teknoloji ile genişleyen ufuk

Dijitalleşme, eczacılık mesleğini de kökten etkileyen dinamiklerden

biri. E-reçete sistemleri, ilaç takip altyapıları

ve veri analitiği, eczacının iş yapış biçimini dönüştürürken;

aynı zamanda daha güvenli ve izlenebilir bir sistemin

oluşmasına katkı sağlıyor.

Expanding horizons through technology

Digitalization is one of the key drivers transforming

pharmacy practice. E-prescription systems, medication

tracking infrastructures, and data analytics are redefining

workflows while contributing to safer and more

traceable healthcare systems.

May - Mayıs 2026


10

At the same time, digital health applications offer

further opportunities to expand the pharmacist’s role.

Remote consultation, more effective evaluation of

patient data, and personalized treatment approaches

are expected to become increasingly central in the near

future. Despite technological advancements, one defining

element remains unchanged: human interaction.

Pharmacies continue to be among the few healthcare

settings where individuals feel comfortable expressing

their concerns and asking questions openly.

The invisible burden of pharmacists

Pharmacists are often among the most visible yet least

discussed actors in the healthcare system. Despite being

the healthcare professionals with the most frequent patient

contact, the responsibility and workload they carry

are not always fully recognized.

Behind every prescription lies careful verification; behind

every consultation, a strong foundation of knowledge;

and behind every recommendation, a significant professional

responsibility. Pharmacy is therefore a profession

that requires not only technical expertise but also ethical

integrity, attention to detail, and continuous learning.

May 14, Pharmacists’ Day, is not merely a celebration but

an opportunity to reflect on the transformation, responsibility,

and potential of the profession. As one of the

often unseen pillars of the healthcare system, pharmacists

continue to make a quiet yet powerful contribution

every day. Today, pharmacists should be viewed not only

as dispensers of medicines but as key contributors to

healthcare sustainability, the dissemination of accurate

information, and the assurance of patient safety.

Because pharmacy is not just a profession; it is a field of

responsibility built on trust, directly connected to public

health.

Bununla birlikte dijital sağlık uygulamaları, eczacının

rolünü daha da genişletme potansiyeline sahip. Uzaktan

danışmanlık, hasta verilerinin daha etkin değerlendirilmesi

ve kişiselleştirilmiş tedavi yaklaşımları, önümüzdeki

dönemde eczacılığın daha fazla gündeminde olacak

başlıklar arasında.

Ancak teknoloji ne kadar ilerlerse ilerlesin, eczacılığı farklı

kılan en temel unsur değişmiyor: insan teması. Çünkü

eczane, çoğu zaman hastanın kendini en rahat ifade

ettiği, sorularını çekinmeden yöneltebildiği nadir sağlık

alanlarından biri olmaya devam ediyor.

Eczacının görünmeyen yükü

Eczacılar, çoğu zaman sistemin en görünür ama en az

konuşulan aktörlerinden biri. Hastayla en sık temas eden

sağlık profesyoneli olmalarına rağmen, bu temasın getirdiği

sorumluluk ve yük çoğu zaman yeterince görünür

değil. Her reçetenin arkasında bir kontrol, her danışmanın

arkasında bir bilgi birikimi ve her önerinin arkasında

ciddi bir mesleki sorumluluk bulunuyor. Bu yönüyle eczacılık,

yalnızca teknik bilgi değil; aynı zamanda etik duruş,

dikkat ve sürekli öğrenme gerektiren bir meslek.

14 Mayıs Eczacılar Günü, yalnızca bir kutlama değil; bu

mesleğin geçirdiği değişimi, üstlendiği sorumluluğu ve

taşıdığı potansiyeli yeniden hatırlamak için önemli bir

fırsat. Eczacılar, sağlık sisteminin görünmeyen omurgalarından

biri olarak, her gün sessiz ama güçlü bir katkı

sunmaya devam ediyor.

Bugün artık eczacıyı yalnızca ilacın verildiği noktada değil;

sağlığın sürdürülebilirliği, doğru bilginin yayılması ve hasta

güvenliğinin sağlanması gibi daha geniş bir çerçevede

değerlendirmek gerekiyor.

Çünkü eczacılık, sadece bir meslek değil; toplum sağlığıyla

doğrudan temas eden, güven üzerine kurulu bir

sorumluluk alanı.

May - Mayıs 2026


11

A new leadership era for vaccines at GSK Türkiye

İlknur Ulu, known for her international experience and

strategic leadership background, has been appointed

Vaccine Business Unit Director at GSK Türkiye.

Global biopharmaceutical company GSK continues to

strengthen its leadership team with a new appointment

in its Türkiye organization. The company, recognized for

its focus on scientific innovation and sustainable growth

strategies in healthcare, has appointed experienced

executive İlknur Ulu as Vaccine Business Unit Director.

A career shaped by global experience

With more than 17 years of experience in the

pharmaceutical and healthcare industry, İlknur Ulu has

built a strong leadership profile through strategic projects

carried out across different regions.

After graduating from the Business Administration

Department of Galatasaray University in 2008, Ulu took on

key roles in marketing, sales, and business development

within the pharmaceutical sector. Throughout her career,

she has been actively involved in operations across Africa,

the Middle East, and Eurasia, contributing to growth

strategy development, portfolio management, and

regional market expansion initiatives.

Ulu has also played a role in the launch processes

of products across different therapeutic areas in

international markets, gaining extensive experience in

global brand management and commercial strategy

development.

Strategic leadership in vaccines

Before joining GSK Türkiye, İlknur Ulu worked at Sanofi,

where she held various leadership roles in marketing and

sales organizations within the vaccine, cardiology, and

diabetes business units.

During this period, she focused on commercial strategies

aimed at expanding vaccine portfolios, market access

initiatives, and launch projects. She also actively

contributed to regional projects conducted with

multinational teams.

GSK Türkiye’nin aşı alanında

yeni liderlik dönemi

Uluslararası deneyimi ve stratejik yönetim birikimiyle

tanınan İlknur Ulu, GSK Türkiye’de Aşı İş Birimi

Direktörü olarak görevine başladı.

Küresel biyofarma şirketlerinden GSK, Türkiye

organizasyonunda gerçekleştirdiği yeni atamayla liderlik

kadrosunu güçlendirmeye devam ediyor. Sağlık alanında

bilimsel inovasyon ve sürdürülebilir büyüme stratejileriyle

öne çıkan şirket, deneyimli isim İlknur Ulu’yu Aşı İş Birimi

Direktörü olarak atadı.

Küresel deneyimle şekillenen bir kariyer

İlaç ve sağlık sektöründe 17 yılı aşkın deneyime sahip olan

İlknur Ulu, kariyeri boyunca farklı coğrafyalarda yürüttüğü

stratejik projelerle dikkat çeken bir yönetici profili

çiziyor.

Ulu, Galatasaray University İşletme Bölümü’nden

2008 yılında mezun olduktan sonra ilaç sektöründe

pazarlama, satış ve iş geliştirme alanlarında önemli

görevler üstlendi. Kariyeri boyunca özellikle Afrika,

Orta Doğu ve Avrasya bölgelerinde yürütülen

operasyonlarda aktif rol alan Ulu; büyüme stratejileri

geliştirme, portföy yönetimi ve bölgesel pazar

geliştirme projelerinde önemli sorumluluklar üstlendi.

Uluslararası pazarlarda farklı terapötik alanlara yönelik

ürünlerin lansman süreçlerinde görev alan Ulu, global

marka yönetimi ve ticari strateji geliştirme konularında

da geniş bir deneyim kazandı.

Aşı alanında stratejik yönetim

GSK Türkiye’ye katılmadan önce Sanofi bünyesinde

görev yapan İlknur Ulu, burada aşı, kardiyoloji ve diyabet

iş birimlerinde pazarlama ve satış organizasyonlarında

çeşitli liderlik rollerinde bulundu.

Bu süreçte özellikle aşı portföyünün büyümesine

yönelik ticari stratejiler, pazar erişimi çalışmaları ve

lansman projeleri üzerinde çalışan Ulu; çok uluslu

ekiplerle yürütülen bölgesel projelerde de aktif rol aldı.

Ulu’nun bu deneyimi, küresel sağlık gündeminde kritik

bir yere sahip olan aşı alanında GSK Türkiye’nin büyüme

stratejilerine önemli katkılar sağlaması açısından dikkat

çekiyor.

May - Mayıs 2026


12

Orsa Orthopedics expands global strength with half a century of expertise

Orsa Ortopedi, yarım asırlık deneyimiyle küresel gücünü büyütüyor

50 yıllık uzmanlığıyla Orsa Ortopedi, kalite, inovasyon

ve hasta odaklı üretim yaklaşımıyla uluslararası

pazarlarda büyümesini sürdürüyor.

Çapa Grubu bünyesinde faaliyet gösteren Orsa Ortopedi,

1976 yılından bu yana ortopedik cihazlar, tıbbi korseler,

protez ve ortezler ile rehabilitasyon ürünleri üretiyor.

Türkiye genelinde 580’den fazla satış noktasına ulaşan

firma, ürünlerini bugün 50 ülkeye ihraç ederek sektöründe

dünyanın önde gelen markaları arasında yer alıyor.

With 50 years of experience, Orsa Orthopedics continues

to grow in global markets through quality, innovation,

and a patient-focused production approach.

Operating under the Çapa Group, Orsa Orthopedics has

been manufacturing orthopedic devices, medical corsets,

prosthetics, orthotics, and rehabilitation products

since 1976. Today, the company reaches more than 580

sales points across Türkiye and exports its products to

50 countries, positioning itself among the leading global

players in its field.

Kalite ve hasta güveni üzerine kurulu üretim anlayışı

“Sağlık için sağlıklı seçim” mottosuyla hareket eden Orsa,

tüm süreçlerinin merkezine hasta memnuniyetini yerleştiriyor.

Üretim süreçlerinde kalite kontrol, hastanın bakış

açısıyla değerlendirilirken; eğitim, nitelikli insan kaynağı

ve Ar-Ge yatırımları bu yaklaşımın temelini oluşturuyor.

Orsa ürünleri, uluslararası kalite belgeleriyle öne çıkıyor.

Hammaddeler ISO 10993 standartlarına uygun olarak

akredite laboratuvarlarda test edilirken, Avrupa’da

gerçekleştirilen klinik araştırmalar ve mikroklima testleri

ürünlerin güvenliğini ve konforunu belgeliyor. Firma ISO

9001 ve ISO 13485 belgelerine sahip olup, 2001 yılından

bu yana CE işaretlemesi ile üretim yapıyor.

İnovasyon ve sürdürülebilirlik ile büyüyen küresel ağ

Orsa, başta Avrupa, Orta Doğu ve Asya olmak üzere

uluslararası pazarlardaki varlığını güçlendirmeye devam

ediyor. 800’ü aşkın ürün gamı ile ortopedik destek

A production philosophy built on quality and

patient trust

Guided by its motto “A Healthy Choice for Health,” Orsa

places patient well-being at the center of all operations.

The company emphasizes strict quality control processes,

shaped by the principle of evaluating every product

from the patient’s perspective. This approach is supported

by continuous investment in education, qualified

human resources, and R&D capabilities.

Orsa’s products stand out with internationally recognized

certifications. Raw materials are tested in accredited

laboratories in accordance with ISO 10993 standards,

while clinical studies and microclimate tests conducted

in Europe ensure safety, comfort, and performance. The

company holds ISO 9001 and ISO 13485 certifications

and has been using the CE marking since 2001, reinforcing

its compliance with global healthcare standards.

May - Mayıs 2026


13

Expanding global footprint with innovation and

sustainability

Orsa continues to strengthen its position in international

markets, particularly in Europe, the Middle East, and

Asia. Its wide product portfolio, exceeding 800 items,

addresses diverse healthcare needs, from orthopedic

support products to rehabilitation solutions.

Focusing on innovation, the company integrates advanced

technologies into its production processes, developing

ergonomic, durable, and user-friendly solutions. At

the same time, Orsa prioritizes environmentally responsible

production methods, including efficient resource

management and sustainable

material use.

Looking ahead, Orsa aims

to further expand its

export network, increase

brand awareness in global

markets, and enhance its

digital and operational infrastructure.

With its strong

heritage and forward-looking

vision, the company

continues to deliver solutions

that support human

health while contributing

to the advancement of the

healthcare industry.

ürünlerinden rehabilitasyon çözümlerine kadar geniş bir

yelpazede hizmet sunuyor.

İnovasyona odaklanan firma, üretim süreçlerine ileri teknolojileri

entegre ederek daha ergonomik, dayanıklı ve

kullanıcı dostu ürünler geliştiriyor. Aynı zamanda çevreye

duyarlı üretim anlayışıyla kaynak verimliliği ve sürdürülebilir

malzeme kullanımına önem veriyor.

Önümüzdeki dönemde Orsa, ihracat ağını daha da genişletmeyi,

global pazarlarda marka bilinirliğini artırmayı ve

dijital ile operasyonel altyapısını güçlendirmeyi hedefliyor.

Köklü geçmişi ve vizyoner yaklaşımıyla insan sağlığına

katkı sunmaya ve sektöre değer katmaya devam ediyor.

May - Mayıs 2026


14

AbbVie Türkiye ranks among “Best Employers” for the 12th time

AbbVie Türkiye, “En İyi İşverenler” listesinde 12. kez yer aldı

AbbVie Türkiye secured second place in its category

in the Great Place to Work® 2026 survey, maintaining

its consistent success with a strong employee-focused

corporate culture

.AbbVie Türkiye continues to strengthen its position in

the business world with its approach centered on employee

experience. In the “Türkiye’s Best Employers 2026”

survey conducted by Great Place to Work® (GPTW), the

company ranked second in the category of organizations

with 250–499 employees.

With this result, AbbVie Türkiye has been included in the

list for the 12th consecutive time, once again demonstrating

the consistency of its corporate culture and its

commitment to employee engagement.

Great Place to Work® 2026 araştırmasında kendi

kategorisinde ikinci sıraya yerleşen AbbVie Türkiye,

çalışan odaklı kurum kültürüyle istikrarlı başarısını

sürdürdü.

AbbVie Türkiye, çalışan deneyimini odağına alan yaklaşımıyla

iş dünyasında dikkat çeken konumunu güçlendirmeye

devam ediyor. Şirket, Great Place to Work®

(GPTW) tarafından hazırlanan “Türkiye’nin En İyi İşverenleri

2026” araştırmasında, 250–499 çalışan sayısına

sahip şirketler kategorisinde ikinci sırada yer aldı.

Bu sonuçla AbbVie Türkiye, söz konusu listeye üst üste

12. kez girerek kurum kültüründeki istikrarını ve çalışan

bağlılığına verdiği önemi bir kez daha ortaya koydu.

May - Mayıs 2026


15

A data-driven evaluation process

The research conducted by Great Place to Work® is

based on a comprehensive evaluation process, primarily

including the Trust Index survey, which gathers anonymous

employee feedback. This methodology provides

an in-depth analysis of workplace experience across

dimensions such as trust, engagement, and internal

interaction.

“Employee experience is at the core of success”

Dilek Gündüz, Human Resources Director at AbbVie Türkiye,

emphasized the importance of a people-centered

approach in her evaluation of the achievement.

“At AbbVie, we define success not only through business

outcomes but also through how valued, included, and

proud our employees feel,” said Gündüz, noting that the

company prioritizes a work environment that encourages

diversity of thought, supports development, and

promotes open communication.

She also highlighted that sustainable success can only be

achieved through a fair, inclusive, and people-focused

corporate culture.

A corporate culture supported by awards

AbbVie Türkiye has received a total of 41 awards within

the Great Place to Work® framework, including recognitions

such as “Best Employer in Türkiye,” “Best Employer

in Healthcare and Pharma,” “Best Workplace for Women,”

and the “Diversity Special Award.”

With its practices that enhance employee experience,

the company continues to be recognized as a benchmark

organization in the business world.

Veri odaklı değerlendirme süreci

Great Place to Work® tarafından yürütülen araştırma,

çalışanların anonim geri bildirimlerini içeren Trust Index

anketi başta olmak üzere kapsamlı bir değerlendirme sürecine

dayanıyor. Bu yöntem, iş yeri deneyiminin güven,

bağlılık ve kurum içi etkileşim boyutlarını detaylı şekilde

analiz ediyor.

“Başarının merkezinde çalışan deneyimi var”

AbbVie Türkiye İnsan Kaynakları Direktörü Dilek Gündüz,

elde edilen başarıya ilişkin yaptığı değerlendirmede çalışan

odaklı yaklaşımın altını çizdi.

“AbbVie’de başarıyı yalnızca iş sonuçlarıyla değil, çalışanlarımızın

kendilerini değerli, ait ve gururlu hissetmeleriyle

birlikte ele alıyoruz” diyen Gündüz, çok sesliliği teşvik

eden, gelişimi destekleyen ve açık iletişimi önceleyen bir

çalışma ortamına öncelik verdiklerini ifade etti.

Gündüz, sürdürülebilir başarının ancak adil, kapsayıcı ve

insan odaklı bir kurum kültürüyle mümkün olduğunu

vurguladı.

Ödüllerle desteklenen kurum kültürü

AbbVie Türkiye, Great Place to Work® kapsamında bugüne

kadar “Türkiye’nin En İyi İşvereni”, “Sağlık Hizmetleri

ve Farma En İyi İşvereni”, “Kadınlar için En İyi İşyeri” ve

“Diversity Özel Ödülü” gibi birçok farklı kategoride toplam

41 ödül aldı.

Şirket, çalışan deneyimini güçlendiren uygulamalarıyla

iş dünyasında örnek gösterilen kurumlar arasında yer

almaya devam ediyor.

May - Mayıs 2026


16

Abdi İbrahim appoints two senior executives

for international operations

Abdi İbrahim’den uluslararası operasyonlara iki üst düzey atama

Wael Okasha – Country Manager, United Arab Emirates (UAE)

Natasha Poposka – Country Manager, North Macedonia

The company has strengthened its growth in the

North Macedonia and United Arab Emirates markets

with the appointment of two experienced senior

executives.

Abdi İbrahim, a long-standing leader in the Turkish

pharmaceutical industry, continues to support its international

growth strategy with new appointments. The

company has named Natasha Poposka as Country Manager

for North Macedonia and Wael Okasha as Country

Manager for the United Arab Emirates (UAE).

Operating with its own organizational structure in 19

countries outside Türkiye, Abdi İbrahim exports to more

than 70 countries across a wide geography spanning

Europe, Asia, North Africa, and the Middle East. These

new appointments represent a strategic step toward

further strengthening this expanding global footprint.

New organizational structure in North Macedonia

Natasha Poposka, who holds a degree in Pharmacy from

Ss. Cyril and Methodius University and a master’s degree

in Business Administration, began her career at GlaxoSmithKline.

She later held senior roles at Sandoz, gaining

Şirket, Kuzey Makedonya ve Birleşik Arap Emirlikleri

pazarlarındaki büyümesini deneyimli iki üst düzey

yöneticiyle güçlendirdi.

Türk ilaç sektöründe uzun yıllardır liderliğini sürdüren

Abdi İbrahim, uluslararası pazarlardaki büyüme stratejisini

yeni atamalarla destekliyor. Şirket, Natasha Poposka’yı

Kuzey Makedonya Ülke Müdürü, Wael Okasha’yı

ise Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) Ülke Müdürü olarak

görevlendirdi.

Türkiye dışında 19 ülkede kendi organizasyonel yapısıyla

faaliyet gösteren Abdi İbrahim, Avrupa’dan Asya’ya, Kuzey

Afrika’dan Orta Doğu’ya uzanan geniş bir coğrafyada

70’ten fazla ülkeye ihracat gerçekleştiriyor. Yeni atamalar,

bu genişleyen yapının daha da güçlendirilmesine

yönelik önemli bir adım olarak öne çıkıyor.

Kuzey Makedonya’da yeni yapılanma

Eczacılık eğitimini Ss. Cyril ve Methodius Üniversitesi’nde

tamamlayan ve işletme alanında yüksek lisans derecesine

sahip olan Natasha Poposka, kariyerine GlaxoSmithKline’da

başladı. Ardından Sandoz’da farklı üst düzey görevler

üstlenen Poposka, bölgesel sorumluluklar alarak

May - Mayıs 2026


17

significant regional experience across the markets of

North Macedonia, Albania, and Kosovo.

Most recently serving as Commercial Director at Septima

Skopje, Poposka assumed her new role as Abdi İbrahim

North Macedonia Country Manager in April. With this

appointment, the company aims to enhance its presence

in the North Macedonian market, where it has recently

implemented a new operational structure.

Experienced leadership for UAE operations

Wael Okasha, a graduate of Helwan University’s Faculty

of Commerce, began his career in business development

and finance. He held various senior positions within Sandoz

across the MENA region and most recently served as

General Manager for Dubai and the UAE at PromoPharma.

As Abdi İbrahim UAE Country Manager, Okasha will play

an active role in advancing the company’s commercial

operations in the Middle East.

Both executives will be responsible for driving commercial

growth and strengthening organizational structures

in their respective markets.

Through these appointments, Abdi İbrahim aims to further

reinforce its position in international markets.

Makedonya, Arnavutluk ve Kosova pazarlarında önemli

deneyim kazandı.

Son olarak Septima Skopje’de Ticaret Direktörü olarak

görev yapan Poposka, Nisan ayı itibarıyla Abdi İbrahim

Kuzey Makedonya Ülke Müdürü olarak göreve başladı. Bu

atama ile şirket, yeni operasyonel yapılanmasını hayata

geçirdiği Kuzey Makedonya pazarında etkinliğini artırmayı

hedefliyor.

BAE operasyonları deneyimli isme emanet

Helwan Üniversitesi Ticaret Bilimleri Bölümü mezunu

olan Wael Okasha ise kariyerine iş geliştirme ve finans

alanlarında başladı. Sandoz bünyesinde MENA Bölgesi’nde

çeşitli üst düzey görevlerde bulunan Okasha, son

olarak PromoPharma’da Dubai ve BAE Genel Müdürü

olarak görev yaptı.

Okasha, Abdi İbrahim BAE Ülke Müdürü olarak yeni görevine

başlarken, şirketin Orta Doğu’daki ticari faaliyetlerinin

geliştirilmesinde aktif rol üstlenecek.

Her iki yönetici de sorumlu oldukları pazarlarda büyüme

hedefleri doğrultusunda ticari faaliyetlerin geliştirilmesi

ve organizasyonel yapının güçlendirilmesinden sorumlu

olacak. Abdi İbrahim, gerçekleştirdiği bu atamalarla uluslararası

pazarlardaki konumunu daha da sağlamlaştırmayı

hedefliyor.

May - Mayıs 2026


18

A new risk threatening children’s dental health!

Çocuklarda diş sağlığını tehdit eden yeni risk!

According to experts, irregular sleep, increased

screen use, and nighttime snacking bring a range of

risks for children, from tooth decay to jaw problems.

Sleep hygiene is becoming an increasingly decisive

factor in oral and dental health.

Rising screen time, changing dietary habits, and irregular

sleep routines directly affect not only children’s general

health but also their oral and dental health. Especially carbohydrate-heavy

foods consumed at night increase the

risk of tooth decay, while screen exposure before sleep

can trigger issues such as teeth clenching and grinding.

Pediatric Dentist Dt. Nurgül Demir draws attention to

the impact of digital habits on oral health, noting that

prolonged screen use disrupts sleep quality and increases

stress levels. She states that this situation leads to

a higher incidence of problems such as teeth clenching

(bruxism) during sleep. Demir emphasizes that this habit

may eventually cause tooth wear, pain in the jaw joint,

and difficulties in chewing.

Uzmanlara göre düzensiz uyku, artan ekran kullanımı

ve gece atıştırmaları çocuklarda diş çürüğünden

çene problemlerine kadar uzanan riskleri beraberinde

getiriyor. Uyku hijyeni, ağız ve diş sağlığında

giderek daha belirleyici bir faktör haline geliyor.

Artan ekran süreleri, değişen beslenme alışkanlıkları ve

düzensiz uyku rutinleri çocukların yalnızca genel sağlığını

değil, ağız ve diş sağlığını da doğrudan etkiliyor. Özellikle

gece saatlerinde tüketilen karbonhidrat ağırlıklı gıdalar

diş çürüğü riskini artırırken, uyku öncesi ekran maruziyeti

diş sıkma ve gıcırdatma gibi sorunları tetikleyebiliyor.

Çocuk Diş Hekimi Dt. Nurgül Demir, dijital alışkanlıkların

ağız sağlığı üzerindeki etkilerine dikkat çekerek, uzun

süreli ekran kullanımının uyku kalitesini bozduğunu ve

stres düzeyini artırdığını belirtiyor. Bu durumun uyku

sırasında diş sıkma (bruksizm) gibi problemlerin daha sık

görülmesine yol açtığını ifade eden Demir, bu alışkanlığın

zamanla diş aşınmaları, çene ekleminde ağrı ve çiğneme

May - Mayıs 2026


19

Pediatric Dentist Dt. Nurgül Demir

Highlighting that the natural defense mechanisms in the

mouth weaken during sleep, Demir explains that reduced

saliva flow makes it harder to protect tooth surfaces.

She notes that dry mouth is more common, particularly

in children who breathe through the mouth or have

sleep apnea, which in turn increases the risk of cavities

and gum diseases.

Experts underline that nighttime routines play a decisive

role in maintaining healthy oral and dental structures.

Brushing teeth before sleep, avoiding sugary and carbohydrate-rich

foods at night, and consuming sufficient

water during the day are among the key recommendations.

It is also emphasized that water should be the only

beverage preferred throughout the night.

As the role of sleep hygiene in maintaining oral and

dental health gains increasing importance, experts stress

that families’ awareness on this issue is critical for children’s

long-term health.

güçlüğü gibi sorunlara neden olabileceğini vurguluyor.

Uyku sırasında ağız içi savunma mekanizmalarının zayıfladığına

dikkat çeken Demir, tükürük akışının azalmasının

diş yüzeylerinin korunmasını zorlaştırdığını söylüyor.

Özellikle ağızdan nefes alan veya uyku apnesi bulunan

çocuklarda ağız kuruluğunun daha sık görüldüğünü belirten

Demir, bunun da çürük ve diş eti hastalıkları riskini

artırdığını ifade ediyor.

Uzmanlar, sağlıklı ağız ve diş yapısının korunmasında gece

rutinlerinin belirleyici rol oynadığını vurguluyor. Uyumadan

önce dişlerin mutlaka fırçalanması, gece saatlerinde

şeker ve karbonhidrat içeren gıdalardan kaçınılması ve

gün içinde yeterli su tüketilmesi temel öneriler arasında

yer alıyor. Gece boyunca tercih edilmesi gereken tek

içeceğin ise su olduğunun altı çiziliyor.

Ağız ve diş sağlığının korunmasında uyku hijyeninin rolü

giderek daha fazla önem kazanırken, uzmanlar ailelerin

bu konuda bilinçli davranmasının çocukların uzun vadeli

sağlığı açısından kritik olduğunu belirtiyor.

May - Mayıs 2026


20

Digital transformation in chronic wound management

Kronik yara takibinde dijital dönüşüm

The SoreLogic Platform, developed to address

chronic wounds, a widespread healthcare challenge

in Türkiye, introduces a new approach to treatment

processes with AI-supported analysis and remote

monitoring capabilities.

Chronic wounds remain a significant health concern, particularly

for elderly individuals, patients with diabetes,

and those who are bedridden. When not detected early,

these conditions can lead to severe infections and prolonged

treatment periods, creating a substantial burden

for both patients and healthcare systems.

A locally developed technology is now bringing a

new perspective to chronic wound management. The

SoreLogic Platform, developed by Amatis Information

Technologies Inc., enables early detection and remote

monitoring of chronic wounds.

Early intervention through remote monitoring

The platform offers a major advantage, especially for

individuals with limited access to healthcare facilities.

Bedridden patients can be assessed in their own environ-

Türkiye’de yaygın bir sağlık sorunu olan kronik

yaralar için geliştirilen SoreLogic Platformu, yapay

zekâ destekli analiz ve uzaktan takip imkânıyla

tedavi süreçlerinde yeni bir yaklaşım sunuyor.

Kronik yaralar, özellikle yaşlı bireyler, diyabet hastaları ve

yatağa bağımlı kişiler için önemli bir sağlık sorunu olmayı

sürdürüyor. Geç fark edildiğinde ciddi enfeksiyonlara

ve uzun tedavi süreçlerine yol açabilen bu durum hem

hastalar hem de sağlık sistemi açısından ciddi bir yük

oluşturuyor.

Bu alanda geliştirilen yerli bir teknoloji, kronik yara

yönetiminde yeni bir yaklaşımı gündeme taşıyor. Amatis

Bilgi Teknolojileri A.Ş. tarafından geliştirilen SoreLogic

Platformu, kronik yaraların erken dönemde tespit

edilmesini ve uzaktan izlenmesini mümkün kılıyor.

Uzaktan takip ile erken müdahale

Platform, özellikle hastaneye erişimi kısıtlı olan bireyler

için önemli bir avantaj sağlıyor. Yatağa bağımlı hastalar

bulundukları ortamda değerlendirilebiliyor, riskli

durumlar erken aşamada belirlenebiliyor ve tedavi süreci

uzaktan takip edilebiliyor.

May - Mayıs 2026


21

ment, risk factors can be identified at an early stage, and

treatment processes can be monitored remotely.

This approach contributes to reducing the risk of complications

in cases such as diabetic foot ulcers, pressure

sores, and tissue damage caused by circulatory disorders.

AI-powered analysis system

The SoreLogic Platform integrates two- and three-dimensional

imaging technologies with AI-driven analysis

Bu yaklaşım, diyabetik ayak yaraları, basınç kaynaklı

yatak yaraları ve dolaşım bozukluklarına bağlı doku

hasarlarında komplikasyon riskinin azaltılmasına katkı

sağlıyor.

Yapay zekâ destekli analiz sistemi

SoreLogic Platformu, iki ve üç boyutlu görüntüleme

teknolojilerini yapay zekâ destekli analiz yöntemleriyle

birleştiriyor.

May - Mayıs 2026


22

methods. This allows precise measurement of wound

size, depth, and tissue structure.

The data obtained supports physicians in clinical decision-making,

enabling faster and more accurate interventions.

The system offers a data-driven approach that

enhances clinical evaluation.

Collaboration between academia and technology

The platform was developed at Amatis’ R&D center in

İzmir through academic and clinical collaborations. The

project involved experts in computer vision, wound care,

and cardiovascular surgery.

This multidisciplinary structure ensures that the technology

is supported by a strong technical and clinical

foundation.

Growing international interest

The SoreLogic Platform is also attracting attention on

the international stage. The product was introduced

at the WHX Dubai event, where collaborations were

established with healthcare institutions in the Middle

East. The first implementation is planned at King Faisal

Research Hospital.

In addition, demand from healthcare providers in Europe

and the United States is increasing.

Contributing to digital transformation in healthcare

Amatis Information Technologies operates in the fields

of remote patient monitoring and AI-based decision support

systems. Through its Türkiye-based R&D activities,

the company exports technology to various markets,

particularly in Europe.

According to experts, the SoreLogic Platform supports

early intervention and continuous monitoring in chronic

wound management, contributing to improved patient

quality of life while also advancing the digital transformation

of healthcare services.

Bu sayede yaranın boyutu, derinliği ve doku yapısı

yüksek hassasiyetle ölçülebiliyor.

Elde edilen veriler, hekimlere karar sürecinde destek

sunarak daha hızlı ve doğru müdahale imkânı sağlıyor.

Sistem, klinik değerlendirmeyi güçlendiren veri odaklı

bir yaklaşım sunuyor.

Akademi ve teknoloji iş birliği

Platform, Amatis’in İzmir’deki Ar-Ge merkezinde,

akademik ve klinik iş birlikleriyle geliştirildi. Projede

bilgisayarlı görü, yara bakımı ve kalp-damar cerrahisi

alanında uzman akademisyenler görev aldı.

Bu çok disiplinli yapı, geliştirilen teknolojinin hem teknik

hem de klinik açıdan güçlü bir altyapıya sahip olmasını

sağladı.

Uluslararası alanda ilgi görüyor

SoreLogic Platformu, uluslararası platformlarda da

dikkat çekiyor. Dubai’de düzenlenen WHX Dubai

etkinliğinde tanıtılan ürün için Orta Doğu’daki sağlık

kuruluşlarıyla iş birlikleri kuruldu. İlk uygulamanın King

Faisal Research Hospital bünyesinde hayata geçirilmesi

planlanıyor.

Bunun yanı sıra Avrupa ve ABD’deki sağlık

kuruluşlarından da platforma yönelik talep artıyor.

Sağlıkta dijital dönüşüme katkı

Amatis Bilgi Teknolojileri, geliştirdiği çözümlerle

uzaktan hasta takibi ve yapay zekâ destekli karar

sistemleri alanında faaliyet gösteriyor. Şirket, Türkiye

merkezli Ar-Ge çalışmalarıyla Avrupa başta olmak üzere

farklı pazarlara teknoloji ihracatı gerçekleştiriyor.

Uzmanlara göre SoreLogic Platformu, kronik yara

yönetiminde erken müdahale ve sürekli takip imkânı

sunarak hem hasta yaşam kalitesine katkı sağlıyor hem

de sağlık hizmetlerinin dijitalleşme sürecine önemli bir

destek veriyor.

May - Mayıs 2026


23

Senior leadership appointment at Polifarma

Polifarma’ya üst düzey lider

Başbuğ Öke, Polifarma CEO’luğu görevine getirilerek

şirketin uluslararası büyüme vizyonuna yön

verecek. Sektördeki çok katmanlı deneyimiyle öne

çıkan Öke, Polifarma’nın küresel rekabet gücünü ileri

taşımayı hedefliyor.

Türk ilaç sektöründe rekabetin küresel ölçekte yeniden

tanımlandığı bir dönemde, liderlik kadrolarındaki stratejik

atamalar daha da kritik hale geliyor. Polifarma, bu

doğrultuda deneyimli bir ismi CEO koltuğuna taşıyarak

büyüme hedeflerini güçlendirdi.

İlaç sektöründe uzun yıllara yayılan deneyimiyle bilinen

Başbuğ Öke, şirketin yeni dönemdeki yol haritasını şekillendirecek

isim olarak öne çıkıyor.

Strateji ve uluslararası deneyimle gelen liderlik

Kariyeri boyunca iş geliştirme, pazarlama, satış ve ihracat

gibi kritik alanlarda görev alan Öke, farklı global organi

Başbuğ Öke, CEO of Polifarma

Başbuğ Öke has been appointed as CEO of Polifarma

and will lead the company’s international growth

vision. With his multi-layered industry experience,

Öke aims to further strengthen Polifarma’s global

competitiveness.

At a time when competition in the Turkish pharmaceutical

industry is being redefined on a global scale,

strategic appointments in leadership positions are

becoming increasingly critical. In this context, Polifarma

has reinforced its growth ambitions by appointing an

experienced executive as CEO.

Known for his extensive experience in the pharmaceutical

sector, Başbuğ Öke stands out as the key figure who

will shape the company’s roadmap in the new era.

Leadership shaped by strategy and international

experience

Throughout his career, Öke has held key roles in business

development, marketing, sales, and exports, gaining

attention with his experience across various global

organizations.

He began his professional journey at Bilim İlaç and went

May - Mayıs 2026


24

AstraZeneca Türkiye maintains second place in “Best Employers” ranking

AstraZeneca Türkiye, “En İyi İşverenler” listesinde ikinci sıradaki yerini korudu

AstraZeneca Türkiye once again ranked among the

top performers in the Great Place to Work 2026 survey,

sustaining its consistent success with a strong

employee-focused corporate culture.

AstraZeneca Türkiye continues to stand out in the business

world with its strong corporate culture and emphasis on

employee experience. According to the “Türkiye’s Best

Employers – 2026” list announced by the Great Place

to Work (GPTW) Institute, the company maintained its

second-place position this year in the 500–999 employee

category.

With this result, AstraZeneca Türkiye has secured its place

on the list for nine consecutive years, demonstrating the

consistency of its employee-centered approach.

A globally benchmarked evaluation

Published for the 14th time by the Great Place to Work Institute,

the list is based on employee feedback and in-depth

analyses of corporate culture. The research comprehensively

evaluates companies’ performance in areas such as

trust, engagement, and overall employee experience.

Great Place to Work 2026 araştırmasında bir kez

daha üst sıralarda yer alan AstraZeneca Türkiye,

çalışan odaklı kurum kültürüyle istikrarlı başarısını

sürdürdü.

AstraZeneca Türkiye, güçlü kurum kültürü ve çalışan

deneyimine verdiği önemle iş dünyasında öne çıkmayı

sürdürüyor. Şirket, Great Place to Work (GPTW) Enstitüsü

tarafından açıklanan “Türkiye’nin En İyi İşverenleri –

2026” listesinde, 500–999 çalışan kategorisinde bu yıl da

ikinci sırada yer aldı.

Bu sonuçla AstraZeneca Türkiye, dokuz yıldır üst üste

listeye girme başarısını devam ettirirken, çalışan odaklı

yaklaşımındaki istikrarını da ortaya koydu.

Küresel referanslı değerlendirme

Great Place to Work Enstitüsü tarafından 14. kez yayımlanan

liste, çalışan geri bildirimleri ve kurum kültürü analizleri

temel alınarak hazırlanıyor. Araştırma, şirketlerin

güven, bağlılık ve çalışan deneyimi alanlarındaki performansını

kapsamlı şekilde değerlendiriyor.

May - Mayıs 2026


25

“People-focused culture is at the core of success”

Münevver Gönenç, MD, Country President of AstraZeneca

Türkiye, emphasized the defining role of corporate culture

in achieving this success.

“We are proud to be included in this list for the ninth time.

This result reflects our approach of combining science and

technology with the value we place on people,” said Gönenç,

highlighting their commitment to fostering a workplace

where employees feel a sense of belonging, can freely

express their ideas, and have equal access to opportunities.

A holistic approach to employee experience

Feyza Aysan, Human Resources Director at AstraZeneca

Türkiye, pointed to the company’s comprehensive people-focused

practices.

She noted that AstraZeneca Türkiye strengthens employee

experience through a wide range of initiatives, including

flexible working models, development programs, diversity

and inclusion practices, and solutions that support work-life

balance.

“Our goal is not only to provide a good working environment,

but also to sustain a culture where each colleague

can realize their potential and feel valued,” Aysan stated,

adding that the latest recognition is a strong reflection of

this approach. With its practices centered on employee experience,

AstraZeneca Türkiye continues to be recognized

as a leading organization in the business world.

“Başarının temelinde insan odaklı kültür var”

AstraZeneca Türkiye Ülke Başkanı Dr. Münevver Gönenç,

elde edilen başarıya ilişkin yaptığı değerlendirmede,

kurum kültürünün belirleyici rolüne dikkat çekti.

“Dokuzuncu kez bu listede yer almanın gururunu yaşıyoruz.

Bu sonuç, bilim ve teknolojiyi insana verdiğimiz

değerle buluşturan yaklaşımımızın bir yansıması” diyen

Gönenç, çalışanların kendilerini ait hissettikleri, fikirlerini

özgürce ifade edebildikleri ve eşit fırsatlara erişebildikleri

bir çalışma ortamını önceliklendirdiklerini ifade etti.

Çalışan deneyiminde bütüncül yaklaşım

AstraZeneca Türkiye İnsan Kaynakları Direktörü Feyza

Aysan ise şirketin insan odaklı uygulamalarına dikkat

çekti.

Aysan, esnek çalışma modellerinden gelişim programlarına,

çeşitlilik ve kapsayıcılık odaklı uygulamalardan iş-yaşam

dengesini destekleyen çözümlere kadar geniş bir

yelpazede çalışan deneyimini güçlendirdiklerini belirtti.

“Amacımız yalnızca iyi bir iş ortamı sunmak değil; aynı zamanda

her bir çalışma arkadaşımızın potansiyelini ortaya

koyabileceği, kendini değerli hissedeceği bir kültürü

birlikte sürdürmek” diyen Aysan, elde edilen sonucun bu

yaklaşımın güçlü bir göstergesi olduğunu ifade etti.

AstraZeneca Türkiye, çalışan deneyimini merkeze alan

uygulamalarıyla iş dünyasında öne çıkan kurumlar arasında

yer almaya devam ediyor.

May - Mayıs 2026


26

Early diagnosis saves lives in primary immunodeficiency

Primer İmmün Yetmezlikte erken tanı hayat kurtarıyor!

Dünya genelinde milyonlarca kişiyi etkileyen Primer

İmmün Yetmezlikte (PİY) tanı oranlarının düşük

olması dikkat çekiyor. Uzmanlar, farkındalık ve erken

teşhisin yaşam kalitesinde belirleyici rol oynadığını

vurguluyor.

Her yıl 22–29 Nisan tarihleri arasında düzenlenen Primer

İmmün Yetmezlik (PİY) Farkındalık Haftası, bu nadir hastalık

grubuna yönelik bilinç düzeyini artırmayı amaçlıyor.

Dünya genelinde yaklaşık 6 milyon kişiyi etkileyen PİY’de

hastaların büyük bir kısmına henüz tanı konulmamış

olması, erken teşhisin önemini bir kez daha gündeme

taşıyor.

Bağışıklık sisteminin doğuştan gelen bozuklukları sonucu

ortaya çıkan PİY, 700’e yakın farklı formdan oluşan geniş

bir hastalık grubunu kapsıyor. Bu durum, hastaların

enfeksiyonlara karşı yeterli yanıt verememesine neden

olurken; sık tekrarlayan, uzun süren veya ağır seyreden

enfeksiyonlarla karşı karşıya kalmalarına yol açabiliyor.

Low diagnosis rates in Primary Immunodeficiency

(PID), which affects millions of people worldwide,

continue to draw attention. Experts emphasize that

awareness and early detection play a decisive role in

improving quality of life.

Erken tanı ile yaşam kalitesi artıyor

Uzmanlara göre PİY, doğru zamanda tanı konulduğunda

ve uygun şekilde yönetildiğinde hastaların sağlıklı ve

aktif bir yaşam sürmesi mümkün olabiliyor. Ancak tanı

sürecindeki gecikmeler, hastalık yükünü artırarak yaşam

kalitesini olumsuz etkileyebiliyor.

Observed annually between April 22–29, Primary Immunodeficiency

Awareness Week aims to increase awareness

of this group of rare diseases. Affecting approximately

6 million people globally, the fact that a large

proportion of PID patients remain undiagnosed once

again highlights the importance of early diagnosis.

Caused by congenital defects of the immune system,

PID encompasses a broad group of nearly 700 different

disorders. This condition weakens the body’s ability to

respond to infections, leading to recurrent, persistent,

or severe infections.

Early diagnosis improves quality of life

According to experts, when diagnosed at the right time

and managed appropriately, patients with PID can lead

May - Mayıs 2026


27

healthy and active lives. However, delays in diagnosis increase

disease burden and negatively affect quality of life.

In Türkiye, key priorities in the field of PID include strengthening

early diagnosis processes, increasing awareness

among patients and caregivers, and expanding multidisciplinary

approaches. Ensuring sustainable access to

treatment also remains a critical focus area.

A holistic approach in the patient journey

Experts underline that effective PID management

requires not only treatment but also a comprehensive

approach that covers the entire patient journey. Patient

support programs, awareness initiatives, and collaboration

with healthcare professionals play essential roles in

this process.

This approach aims to improve patient access not only

to treatment but also to supportive solutions tailored to

their needs.

Awareness plays a critical role

Increasing knowledge and awareness of PID contributes

to more patients receiving timely diagnoses and being

directed to appropriate treatment. According to experts,

awareness is a key factor in ensuring that patients access

the right care pathway.

Activities carried out during Primary Immunodeficiency

Awareness Week aim to enhance awareness in this field

and promote the widespread adoption of early diagnosis.

Türkiye’de PİY alanında en önemli ihtiyaçlar arasında

erken tanı süreçlerinin güçlendirilmesi, hasta ve hasta

yakını farkındalığının artırılması ve multidisipliner

yaklaşımın yaygınlaştırılması yer alıyor. Bunun yanı sıra

tedaviye sürdürülebilir erişim de kritik başlıklar arasında

öne çıkıyor.

Hasta yolculuğunda bütüncül yaklaşım öne çıkıyor

Uzmanlar, PİY yönetiminde yalnızca tedavinin değil,

hastanın tüm sürecini kapsayan bütüncül bir yaklaşımın

önemine dikkat çekiyor. Bu kapsamda hasta destek

programları, bilgilendirme çalışmaları ve sağlık profesyonelleriyle

kurulan iş birlikleri, sürecin önemli parçaları

arasında yer alıyor.

Bu yaklaşım sayesinde hastaların yalnızca tedaviye değil,

aynı zamanda ihtiyaç duydukları destekleyici çözümlere

erişiminin artırılması hedefleniyor.

Farkındalık kritik rol oynuyor

PİY’de bilgi düzeyinin artması, daha fazla hastanın doğru

zamanda tanı almasına ve uygun tedaviye yönlendirilmesine

katkı sağlıyor. Uzmanlara göre farkındalığın

artırılması, hastaların doğru bakım yolculuğuna ulaşmasında

belirleyici bir rol üstleniyor.

Primer İmmün Yetmezlik Farkındalık Haftası kapsamında

yapılan çalışmalar, bu alandaki bilinç düzeyini

artırarak erken tanının yaygınlaşmasına katkı sunmayı

amaçlıyor.

May - Mayıs 2026


28

Sandoz Türkiye ranks among top three in pharmaceutical exports

Sandoz Türkiye, ilaç ihracatında ilk 3’te yer aldı

İKMİB’in 2025 İhracatın Yıldızları listesinde

Sandoz Türkiye, 110 milyon doları aşan ihracat

performansıyla ilaç kategorisinde üçüncü

sıraya yerleşti.

İstanbul Kimyevi Maddeler ve Mamulleri İhracatçıları

Birliği’nin (İKMİB) her yıl düzenlediği “İhracatın

Yıldızları” ödülleri sahiplerini buldu. Hilton Mall of

İstanbul Convention Center’da gerçekleşen törende,

ilaç kategorisinde Sandoz Türkiye 110 milyon

doların üzerindeki ihracat hacmiyle üçüncü sırada

yer aldı.

Bu başarı, şirketin Türkiye’den global pazarlara

uzanan güçlü üretim ve ihracat kapasitesini bir kez

daha ortaya koydu.

Cengiz Zaim, Region META and Türkiye Country Head at Sandoz

Sandoz Türkiye secured third place in the

pharmaceutical category of İKMİB’s 2025 “Stars of

Export” list, achieving export revenues exceeding

110 million USD.

The “Stars of Export” awards organized annually by the

Istanbul Chemicals and Chemical Products Exporters’

Association (İKMİB) have been announced. At the ceremony

held at Hilton Mall of İstanbul Convention Center,

Sandoz Türkiye ranked third in the pharmaceutical category

with an export volume surpassing 110 million USD.

This achievement once again highlights the company’s

strong manufacturing and export capacity extending

from Türkiye to global markets.

“We continue our steady growth”

Cengiz Zaim, Region META and Türkiye Country Head

at Sandoz, emphasized the company’s commitment to

Türkiye in his evaluation of the achievement.

“We are pleased to reinforce our success with this award

in 2025, as we celebrate our 70th anniversary,” said

Zaim, noting that export performance has continued to

grow steadily despite challenging market conditions.

“We have been strengthening our position on this list for

many years. By the end of 2025, our exports exceeded

110 million USD. I would like to thank all our colleagues

who contributed to this achievement,” he added.

“İstikrarlı büyümemizi sürdürüyoruz”

Sandoz META Bölgesi ve Türkiye Ülke Başkanı

Cengiz Zaim, elde edilen başarıya ilişkin yaptığı

değerlendirmede, şirketin Türkiye’ye olan bağlılığını

vurguladı.

“70. yılımızı kutladığımız 2025’te bu ödülle başarımızı

pekiştirmekten memnuniyet duyuyoruz” diyen

Zaim, zorlu piyasa koşullarına rağmen ihracat performansının

istikrarlı şekilde arttığını belirtti.

Zaim, “Uzun yıllardır yer aldığımız bu listede konumumuzu

güçlendirmeye devam ediyoruz. 2025 yılı

sonunda ihracatımız 110 milyon doların üzerine çıktı.

Bu başarıda emeği olan tüm ekip arkadaşlarımıza

teşekkür ediyorum” ifadelerini kullandı.

Gebze’deki üretim tesisinin şirketin küresel ağı içinde

kritik bir rol üstlendiğini belirten Zaim, burada

üretilen ilaçların Kanada ve İngiltere’nin de aralarında

bulunduğu 60’tan fazla ülkeye ulaştığını söyledi.

Gebze tesisi küresel üretimde stratejik merkez

Sandoz Gebze Üretim Tesisi Başkanı Didem Gelen

ise tesisin global üretim ağındaki konumuna dikkat

çekti. Gelen, Gebze tesisinin Sandoz’un dünya

genelindeki en büyük üç üretim merkezinden biri

olduğunu belirterek, yapılan yatırımlarla kapasitenin

önemli ölçüde artırıldığını ifade etti.

Son dönemde gerçekleştirilen 80 milyon dolarlık

yatırımla üretim kapasitesinin 15 milyar tablete çıkarılması

hedefleniyor. Bu gelişme, hem Türkiye’nin

ihracat gücüne katkı sağlıyor hem de dünya genelinde

daha fazla hastaya erişimi mümkün kılıyor.

May - Mayıs 2026


29

Zaim also highlighted the strategic role of the Gebze

manufacturing facility within Sandoz’s global network,

stating that products manufactured at the site are

exported to more than 60 countries, including Canada

and the United Kingdom.

Gebze facility as a strategic global

manufacturing hub

Didem Gelen, Head of Sandoz Gebze Manufacturing Site,

emphasized the facility’s position within the global production

network. She noted that the Gebze site is one of

the company’s three largest manufacturing centers worldwide

and that capacity has been significantly increased

through recent investments.

With an investment of 80 million USD, the company aims

to expand production capacity to 15 billion tablets. This

development not only contributes to Türkiye’s export

strength but also enables broader patient access worldwide.

Global strength in biosimilars

Operating in the fields of generics and biosimilars,

Sandoz is among the leading players globally. Founded in

Switzerland in 1886, the company is preparing to celebrate

its 140th anniversary in 2026.

Reaching approximately 900 million patients annually,

Sandoz continues to invest in biosimilars with 11

products currently on the market and 27 candidates in

development. The company views 2027 as the beginning

of a new growth phase and aims to double its impact in

both global and Türkiye markets.

Aligned with its vision of improving patient access to

treatment, Sandoz continues to focus on biosimilars as a

key component of sustainable healthcare systems.

Biyobenzer ilaçlarda küresel güç

Eşdeğer ve biyobenzer ilaç alanında faaliyet gösteren

Sandoz, küresel ölçekte önemli oyuncular arasında yer

alıyor. 1886 yılında İsviçre’de kurulan şirket, 2026 yılında

140. yılını kutlamaya hazırlanıyor.

Her yıl yaklaşık 900 milyon hastaya ulaşan Sandoz, mevcut

11 biyobenzer ürünü ve geliştirme aşamasındaki 27

yeni adayla bu alandaki yatırımlarını sürdürüyor. Şirket,

2027’yi büyüme açısından yeni bir dönemin başlangıcı

olarak değerlendirirken, global ve Türkiye pazarındaki

etkisini iki katına çıkarmayı hedefliyor.

Sandoz, “hastaların tedaviye erişimini artırma” vizyonu

doğrultusunda, sürdürülebilir sağlık sistemlerinin önemli

unsurlarından biri olarak gördüğü biyobenzer ilaçlara

odaklanmayı sürdürüyor.

May - Mayıs 2026


30

New appointment at Sanofi

Sanofi’de yeni atama

Mine Sayıt has been appointed

as Global Insulin Brand Lead for

International Markets at Sanofi.

Following her successful leadership

in the Eurasia region, Sayıt

will continue her new role in Paris.

In the global healthcare ecosystem,

the transition of experienced

leaders into international roles plays

a critical role in companies’ strategic

growth objectives. In line with

this, Sanofi has made a significant

appointment.

Previously serving as Rare Diseases Director for the

Eurasia Region, Mine Sayıt will now take on a key role in

managing the company’s global insulin portfolio.

From regional success to global leadership

Throughout her career at Sanofi, Sayıt has taken on

responsibilities across various functions, standing out

particularly with her strategic approaches and collaborations

in the field of rare diseases.

She has led the establishment of sustainable relationships

with health authorities and scientific stakeholders,

playing an active role in a wide range of areas from

portfolio prioritization to expansion into new markets,

and from regional partnerships to knowledge-sharing

platforms.

The projects implemented during this period have contributed

not only at a regional level but also to the global

dissemination of best practices.

New role: global insulin strategy

In her new position, Mine Sayıt will focus on further

strengthening Sanofi’s insulin portfolio on a global scale.

Enhancing strategic coordination between different

geographies and central teams, developing international

collaborations, and identifying global growth opportunities

will be among Sayıt’s key priorities.

An international career journey

Mine Sayıt began her education at Notre Dame de Sion

French High School. She later graduated from Galatasaray

University, Faculty of Economics, and completed her

master’s degree in Strategic Marketing at IAE Toulouse.

Joining Sanofi in 2006, Sayıt has gained diverse experience

by taking on various roles throughout her career.

Most recently, in her role as Rare Diseases Director, she

led significant projects such as Care4Rare and the Ankara

University NADİR Center.

Mine Sayıt, Sanofi bünyesinde Uluslararası

Pazarlardan Sorumlu İnsülin

Global Marka Lideri görevine atandı.

Avrasya bölgesindeki başarılı liderliğinin

ardından Sayıt, yeni görevini

Paris’te sürdürecek.

Global sağlık ekosisteminde deneyimli

liderlerin uluslararası rollere taşınması,

şirketlerin stratejik büyüme hedeflerinde

kritik bir rol oynuyor. Sanofi de bu

doğrultuda önemli bir atamaya imza

attı.

Şirketin Avrasya Bölgesi Nadir Hastalıklar

Direktörü olarak görev yapan Mine Sayıt, artık küresel

ölçekte insülin portföyünün yönetiminde söz sahibi

olacak.

Bölgesel başarıdan küresele uzanan yol

Sanofi kariyeri boyunca farklı alanlarda sorumluluk üstlenen

Sayıt, özellikle nadir hastalıklar alanında geliştirdiği

stratejik yaklaşımlar ve kurduğu iş birlikleriyle dikkat çekti.

Sağlık otoriteleri ve bilimsel paydaşlarla sürdürülebilir

ilişkiler kurulmasına öncülük eden Sayıt; portföy önceliklendirme

süreçlerinden yeni pazarlara açılıma, bölgesel

iş birliklerinden bilgi paylaşım platformlarına kadar geniş

bir alanda aktif rol aldı.

Bu süreçte hayata geçirilen projeler, yalnızca bölgesel

değil, aynı zamanda küresel ölçekte de referans niteliği

taşıyan uygulamaların yaygınlaşmasına katkı sağladı.

Yeni rol: küresel insülin stratejisi

Yeni görevinde Mine Sayıt, Sanofi’nin insülin portföyünü

global ölçekte daha da güçlendirmeye odaklanacak.

Farklı coğrafyalar ile merkez ekipler arasında stratejik

koordinasyonun artırılması, uluslararası iş birliklerinin

geliştirilmesi ve küresel büyüme fırsatlarının değerlendirilmesi,

Sayıt’ın öncelikli gündem başlıkları arasında yer

alacak.

Uluslararası bir kariyer yolculuğu

Mine Sayıt, eğitim hayatına Notre Dame de Sion Fransız

Lisesi’nde başladı. Ardından Galatasaray Üniversitesi

İktisat Fakültesi’nden mezun oldu ve IAE de Toulouse’da

Stratejik Pazarlama alanında yüksek lisans eğitimini

tamamladı.

2006 yılında Sanofi’ye katılan Sayıt, kariyeri boyunca

farklı pozisyonlarda görev alarak çok yönlü bir deneyim

kazandı. Son olarak yürüttüğü nadir hastalıklar direktörlüğü

kapsamında Care4Rare ve Ankara Üniversitesi

NADİR Merkezi gibi önemli projelere liderlik etti.

May - Mayıs 2026



32

The multiplier effect of goodness crowned with an award

İyiliğin çarpan etkisi ödülle taçlandı

At the Doktorclub Awards, determined by the votes

of more than 115,000 physicians, Nobel İlaç received

the “Social Responsibility Project of the Year” award

with its “Grey Beanie Kindness Movement.”

Standing out in the healthcare sector not only with its

treatment solutions but also with projects that generate

social benefit, Nobel İlaç crowned this approach with a

prestigious award. Organized by one of Türkiye’s largest

physician platforms, the Doktorclub Awards recognized

the company’s “Grey Beanie Kindness Movement” as the

“Social Responsibility Project of the Year.”

Determined by the votes of more than 115,000 physicians,

the awards highlight projects that go beyond scientific

contribution to deliver tangible social impact, clearly

demonstrating Nobel İlaç’s vision in this field.

A model of kindness from digital to field

Launched under Nobel İlaç’s “Value for Health” vision,

the “Grey Beanie Kindness Movement” stands out with

its innovative structure that goes beyond conventional

social responsibility projects. The initiative offers a

115 bini aşkın hekimin oylarıyla verilen Doktorclub

Awards’ta, Nobel İlaç “Gri Bere İyilik Hareketi” ile

yılın en anlamlı sosyal sorumluluk projelerinden

birine imza attı.

Sağlık sektöründe yalnızca tedavi çözümleriyle değil,

toplumsal faydaya dokunan projeleriyle de öne çıkan

Nobel İlaç, bu yaklaşımını prestijli bir ödülle taçlandırdı.

Türkiye’nin en geniş katılımlı hekim platformlarından biri

tarafından düzenlenen Doktorclub Awards’ta şirket, “Gri

Bere İyilik Hareketi” ile “Yılın Sosyal Sorumluluk Projesi”

ödülünün sahibi oldu.

115 bini aşkın hekimin oylarıyla belirlenen ödüller, sağlık

sektöründe bilimsel katkının ötesine geçerek toplumsal

etki sağlayan projeleri de görünür kılarken, Nobel İlaç’ın

bu alandaki vizyonunu güçlü bir şekilde ortaya koydu.

Dijitalden sahaya uzanan bir iyilik modeli

Nobel İlaç’ın “Sağlık için Değer” vizyonuyla hayata

geçirdiği “Gri Bere İyilik Hareketi”, klasik sosyal sorumluluk

projelerinin ötesine geçen yenilikçi yapısıyla dikkat

May - Mayıs 2026


33

unique model that transforms every digital interaction

into a tangible benefit in the real world.

Within this scope, every piece of content watched by

physicians turns into a contribution that touches a child’s

life. The videos viewed are converted into beanies delivered

to children living in different regions of Türkiye,

making kindness a measurable and scalable value.

The project distinguishes itself not only by raising

awareness but also by establishing a sustainable social

impact mechanism that converts digital engagement

into physical support.

Solidarity reaching all corners of Türkiye

Carried out in cooperation with the Emergency Needs

Project Foundation, the “Grey Beanie Kindness Movement”

has quickly achieved a wide-reaching impact.

With the active contribution of field teams, thousands of

grey beanies have been delivered to children in various

regions of Türkiye, particularly in Adıyaman, Kars, Van,

and Ağrı. In this way, the project has built a network of

solidarity that addresses real needs rather than offering

merely symbolic support.

Each beanie represents not only physical protection but

also a concrete expression of social solidarity.

A new definition of value in healthcare

Nobel İlaç does not limit its long-standing “Value for

Health” approach to pharmaceutical development processes.

The company expands the concept of healthcare

through projects that address individuals’ quality of life

from a holistic perspective. The “Grey Beanie Kindness

Movement” stands out as a strong reflection of this

approach.

With its ability to transform digital interaction into social

benefit, present a sustainable social impact model, and

establish an aid network that reaches wide geographies,

the project brings a new perspective to social responsibility

in the healthcare sector.

“This award reflects our perspective of designing

healing”

Karin Soydan, Business Unit Director of Core Products

at Nobel İlaç, emphasizes that the award represents the

company’s fundamental approach in action:

“As Nobel İlaç, we define our reason for existence through

the concept of ‘Value for Health.’ This approach is not

limited to contributing to treatment processes; it also

aims to holistically improve quality of life. This award

given by Doktorclub is a tangible reflection of this vision

in real life. For us, the ‘Grey Beanie Kindness Movement’

is more than a project; it is an expression of our perspective

that designs healing.”

Soydan also underlines that the award further strengthens

their motivation to expand kindness and reach

wider audiences.

çekiyor. Proje, dijital dünyada gerçekleşen her etkileşimi

sahada somut bir faydaya dönüştüren özgün bir model

sunuyor.

Bu kapsamda hekimlerin izlediği her içerik, gerçek dünyada

bir çocuğun hayatına dokunan bir katkıya dönüşüyor.

İzlenen videolar, Türkiye’nin farklı bölgelerinde yaşayan

çocuklara ulaştırılan berelere dönüşerek iyiliğin ölçülebilir

ve çoğaltılabilir bir değer haline gelmesini sağlıyor.

Proje, yalnızca farkındalık oluşturmakla kalmayıp, dijital

katılımı fiziksel yardıma dönüştüren sürdürülebilir bir

sosyal etki mekanizması kurmasıyla öne çıkıyor.

Türkiye’nin dört bir yanına ulaşan dayanışma

Acil İhtiyaç Projesi Vakfı iş birliğiyle yürütülen “Gri Bere

İyilik Hareketi”, kısa sürede geniş bir etki alanına ulaştı.

Saha ekiplerinin de aktif katkısıyla hazırlanan binlerce

gri bere; Adıyaman, Kars, Van ve Ağrı başta olmak üzere

Türkiye’nin farklı bölgelerinde yaşayan çocuklara ulaştırıldı.

Böylece proje, yalnızca sembolik bir destek sunmakla

kalmayıp, gerçek ihtiyaçlara dokunan bir dayanışma ağı

oluşturdu.

Her bir bere, yalnızca fiziksel bir koruma değil; aynı zamanda

toplumsal dayanışmanın somut bir ifadesi olarak

anlam kazandı.

Sağlıkta değerin yeni tanımı

Nobel İlaç, uzun yıllardır benimsediği “Sağlık için Değer”

yaklaşımını yalnızca ilaç geliştirme süreçleriyle sınırlı tutmuyor.

Şirket, bireylerin yaşam kalitesini bütünsel olarak

ele alan projelerle sağlık kavramını daha geniş bir perspektife

taşıyor “Gri Bere İyilik Hareketi” de bu yaklaşımın

güçlü bir yansıması olarak öne çıkıyor.

Proje; dijital etkileşimi toplumsal faydaya dönüştürmesi,

sürdürülebilir bir sosyal etki modeli sunması, geniş coğrafyalara

ulaşabilen bir yardım ağı kurması gibi özellikleriyle

sağlık sektöründe sosyal sorumluluk anlayışına yeni

bir bakış kazandırıyor.

“Bu ödül, şifa tasarlayan bakış açımızın bir yansıması”

Nobel İlaç Temel Ürünler İş Birimi Direktörü Karin Soydan,

alınan ödülün şirketin temel yaklaşımının sahadaki

karşılığı olduğunu vurguluyor:

“Nobel İlaç olarak varlık nedenimizi ‘Sağlık için değer’

anlayışıyla tanımlıyoruz. Bu yaklaşım yalnızca tedavi süreçlerine

katkı sunmakla sınırlı değil; aynı zamanda yaşam

kalitesini bütünsel olarak iyileştirmeyi hedefliyor. Doktorclub

tarafından verilen bu ödül, söz konusu vizyonun

gerçek hayattaki somut bir yansımasıdır. ‘Gri Bere İyilik

Hareketi’ bizim için bir projeden öte, şifa tasarlayan bakış

açımızın bir ifadesidir.”

Soydan, bu ödülün aynı zamanda iyiliği büyütme ve daha

geniş kitlelere ulaştırma konusundaki motivasyonlarını

güçlendirdiğinin de altını çiziyor.

May - Mayıs 2026


34

Senior leadership appointment at Polifarma

Known for his extensive experience in the pharmaceutical

sector, Başbuğ Öke stands out as the key figure who will

shape the company’s roadmap in the new era.

Leadership shaped by strategy and international

experience

Throughout his career, Öke has held key roles in business

development, marketing, sales, and exports, gaining

attention with his experience across various global organizations.

He began his professional journey at Bilim İlaç

and went on to take on senior responsibilities at internationally

operating companies such as Abdi İbrahim, Abbott,

and AbbVie.

Further deepening his expertise in global marketing and

commercial operations, Öke most recently served as General

Manager at Eczacıbaşı İlaç Pazarlama.

Başbuğ Öke has been appointed as CEO of Polifarma

and will lead the company’s international growth

vision. With his multi-layered industry experience, Öke

aims to further strengthen Polifarma’s global competitiveness.

At a time when competition in the Turkish pharmaceutical

industry is being redefined on a global scale, strategic

appointments in leadership positions are becoming increasingly

critical. In this context, Polifarma has reinforced its

growth ambitions by appointing an experienced executive

as CEO.

A strong foundation from academia to industry

Başbuğ Öke began his education at İstanbul Erkek Lisesi.

He then graduated from the Faculty of Pharmacy at İstanbul

University and completed his master’s degree at the

same institution. Strengthening his academic background

with a PhD in biochemistry, Öke stands out as a leader

who integrates a scientific perspective into strategic decision-making

processes in business.

Goal: strong positioning from local to global

In his new role, Başbuğ Öke will lead Polifarma’s strategies

in innovative product development, international expansion,

and patient-focused healthcare solutions.

Strengthening the company’s position in the local market

while enhancing its competitiveness on the global stage

are among the primary focus areas of this new period.

Advancing with a strong management team and strategic

vision, Polifarma takes another step toward its goal of becoming

a “global healthcare hub” with this appointment.

Polifarma’ya üst düzey lider

Başbuğ Öke, Polifarma CEO’luğu görevine getirilerek

şirketin uluslararası büyüme vizyonuna yön verecek.

Sektördeki çok katmanlı deneyimiyle öne çıkan Öke,

Polifarma’nın küresel rekabet gücünü ileri taşımayı

hedefliyor.

Türk ilaç sektöründe rekabetin küresel ölçekte yeniden

tanımlandığı bir dönemde, liderlik kadrolarındaki stratejik

atamalar daha da kritik hale geliyor. Polifarma, bu doğrultuda

deneyimli bir ismi CEO koltuğuna taşıyarak büyüme

hedeflerini güçlendirdi.

İlaç sektöründe uzun yıllara yayılan deneyimiyle bilinen

Başbuğ Öke, şirketin yeni dönemdeki yol haritasını şekillendirecek

isim olarak öne çıkıyor.

May - Mayıs 2026


35

Strateji ve uluslararası deneyimle gelen liderlik

Kariyeri boyunca iş geliştirme, pazarlama, satış ve ihracat

gibi kritik alanlarda görev alan Öke, farklı global organizasyonlarda

edindiği deneyimle dikkat çekiyor.

Profesyonel yolculuğuna Bilim İlaç’ta başlayan Öke; Abdi

İbrahim, Abbott ve AbbVie gibi uluslararası ölçekte faaliyet

gösteren yapılarda üst düzey sorumluluklar üstlendi.

Küresel pazarlama ve ticari operasyonlar alanındaki deneyimini

derinleştiren Öke, son olarak Eczacıbaşı İlaç Pazarlama

bünyesinde genel müdür olarak görev yaptı.

Akademiden sektöre uzanan güçlü altyapı

Başbuğ Öke, eğitim hayatına İstanbul Erkek Lisesi’nde

başladı. Ardından İstanbul Üniversitesi Eczacılık Fakültesi’nden

mezun oldu ve aynı üniversitede yüksek lisansını

tamamladı.

Biyokimya alanında doktora derecesiyle akademik altyapısını

güçlendiren Öke, bilimsel bakış açısını iş dünyasındaki

stratejik karar süreçlerine entegre eden lider profiliyle öne

çıkıyor.

Hedef: yerelden küresele güçlü konumlanma

Yeni görevinde Başbuğ Öke, Polifarma’nın yenilikçi ürün

geliştirme, uluslararası büyüme ve hasta odaklı sağlık

çözümleri stratejilerine liderlik edecek.

Şirketin hem yerel pazardaki gücünü pekiştirmesi hem de

global arenadaki rekabetçiliğini artırması, bu yeni dönemin

temel odak noktaları arasında yer alıyor.

Güçlü yönetim kadrosu ve stratejik vizyonuyla ilerleyen

Polifarma, bu atamayla birlikte “global sağlık üssü” olma

hedefini bir adım daha ileri taşıyor.

May - Mayıs 2026


36

First CAR-T therapy set to enter clinical use in China

İlk CAR-T tedavisi Çin’de kullanıma girmeye hazırlanıyor!

The first CAR-T therapy developed specifically for

solid tumors, offering promising results in advanced

gastric and pancreatic cancers, is expected

to become available to patients in China in 2026.

Clinical findings point to a remarkable alternative for

patients with limited treatment options.

As immune-based approaches continue to gain momentum

in cancer treatment, the clinical introduction of the

first CAR-T cell therapy targeting solid tumors is considered

a major milestone. This innovative therapy, known as

satri-cel (CT041), is planned to be introduced for selected

patient groups in China in the first half of 2026.

Targeting the Claudin18.2 biomarker, commonly found

in gastric and pancreatic cancers, the therapy aims to

provide a new option particularly for advanced-stage

gastrointestinal cancers. Several centers, including Jiahui

International Cancer Center, are expected to be among

the institutions offering access to this treatment for

eligible patients.

İleri evre mide ve pankreas kanserinde umut vadeden,

katı tümörlere özel geliştirilen ilk CAR-T

tedavisinin 2026’da Çin’de hastalarla buluşması bekleniyor.

Klinik sonuçlar, sınırlı tedavi seçeneklerine

sahip hastalar için dikkat çekici bir alternatif ortaya

koyuyor.

Kanser tedavisinde bağışıklık sistemini merkeze alan

yaklaşımlar hız kazanırken, katı tümörler için geliştirilen

ilk CAR-T hücre tedavisinin klinik kullanıma girmesi

önemli bir eşik olarak değerlendiriliyor. Satri-cel (CT041)

adı verilen bu yenilikçi tedavinin, 2026 yılının ilk yarısında

Çin’de belirli hasta gruplarında uygulanmaya başlanması

planlanıyor.

Mide ve pankreas kanserlerinde sıklıkla görülen Claudin18.2

adlı biyobelirteci hedef alan tedavi, özellikle ileri

evre gastrointestinal kanserlerde yeni bir seçenek sunmayı

amaçlıyor. Jiahui Uluslararası Kanser Merkezi’nin de

aralarında bulunduğu bazı merkezlerin, uygun hastalar

için bu tedaviye erişim sağlayacak kurumlar arasında yer

May - Mayıs 2026


37

Immune cells are directed toward the target

CAR-T therapy is based on reprogramming a patient’s

own immune cells in a laboratory environment to recognize

and destroy cancer cells. Once reintroduced into

the body, these cells not only target specific cancer cells

but can also proliferate, creating a long-lasting defense

mechanism.

While this approach has already shown strong results in

hematological cancers, its application to solid tumors

represents a significant and closely monitored development

in oncology. This is particularly important as

treatment options for solid tumors such as gastric and

pancreatic cancers have remained limited for years.

Clinical findings show promising results

Clinical studies conducted in China indicate that the

therapy delivers notable outcomes in patients with advanced

gastric and gastroesophageal cancers. According

to the data:

* The objective response rate reached approximately 41%

* In some comparisons, significantly higher responses

were observed compared to standard treatments

* Progression-free survival increased from around 1.7

months to 4.7 months

These results, presented at international congresses and

published in scientific journals, demonstrate that the

therapy is moving beyond an experimental stage and

becoming a clinically relevant option.

An alternative for limited treatment options

Advanced-stage gastric and pancreatic cancers are

among the most challenging cancer types due to their

resistance to treatment and low survival rates. When

existing therapies are exhausted, the importance of new

alternatives becomes even more critical.

Satri-cel (CT041) stands out as a potential option,

particularly for patients who have received multiple

prior treatments, have metastatic disease, and carry

Claudin18.2-positive tumors. However, eligibility for this

therapy is determined through comprehensive medical

evaluation.

A new milestone in oncology

Experts consider this development a critical turning

point, demonstrating that CAR-T therapies are no longer

limited to blood cancers but can also be applied to solid

tumors. Ongoing studies are exploring the use of this

approach in earlier-stage diseases and across different

tumor types.

All these advancements highlight the growing importance

of personalized medicine in cancer treatment and

indicate that immune-based therapies are likely to find

broader applications in the near future.

Bağışıklık hücreleri hedefe yöneliyor

CAR-T tedavisi, hastanın kendi bağışıklık hücrelerinin

laboratuvar ortamında yeniden düzenlenerek kanser

hücrelerini tanıyıp yok edecek şekilde güçlendirilmesine

dayanıyor. Bu hücreler vücuda geri verildiğinde yalnızca

hedef hücrelere yönelmekle kalmıyor, aynı zamanda

çoğalarak uzun süreli bir savunma mekanizması da oluşturabiliyor.

Bugüne kadar özellikle kan kanserlerinde etkili sonuçlar

veren bu yaklaşımın, katı tümörlerde de uygulanabilir

hale gelmesi onkoloji alanında dikkatle izlenen bir gelişme

olarak öne çıkıyor. Çünkü mide ve pankreas kanserleri

gibi katı tümörlerde tedavi seçenekleri uzun süredir

sınırlı kalmaya devam ediyor.

Klinik bulgular umut veriyor

Çin’de yürütülen klinik çalışmalar, tedavinin ileri evre

mide ve gastroözofageal kanser hastalarında kayda değer

sonuçlar ortaya koyduğunu gösteriyor. Verilere göre:

-Objektif yanıt oranı yaklaşık %41 seviyesine ulaştı

-Bazı karşılaştırmalarda standart tedavilere göre çok

daha yüksek yanıt elde edildi

-Hastalığın ilerlemesiz sağkalım süresi yaklaşık 1,7 aydan

4,7 aya kadar uzadı

Uluslararası kongrelerde paylaşılan ve bilimsel dergilerde

yayımlanan bu sonuçlar, tedavinin yalnızca deneysel bir

yaklaşım olmadığını, klinik karşılığı olan bir seçenek haline

geldiğini ortaya koyuyor.

Sınırlı seçeneklere alternatif

İleri evre mide ve pankreas kanserleri, tedaviye dirençli

seyirleri ve düşük sağkalım oranları nedeniyle en zorlu

kanser türleri arasında yer alıyor. Bu hasta grubunda

mevcut tedavi seçeneklerinin tükenmesi durumunda yeni

alternatiflerin önemi daha da artıyor.

Satri-cel (CT041) tedavisi, özellikle daha önce birden fazla

tedavi almış, metastatik hastalığı bulunan ve Claudin18.2

pozitif tümör taşıyan hastalar için değerlendirilebilecek

bir seçenek olarak öne çıkıyor. Ancak her hastanın bu

tedaviye uygunluğu, kapsamlı tıbbi değerlendirmeler

sonucunda belirleniyor.

Onkolojide yeni bir eşik

Uzmanlara göre bu gelişme, CAR-T tedavilerinin yalnızca

kan kanserleriyle sınırlı kalmayıp katı tümörlere de

uygulanabileceğini göstermesi açısından kritik bir dönüm

noktası niteliği taşıyor. Devam eden çalışmaların, bu

yaklaşımın daha erken evre hastalıklarda ve farklı tümör

tiplerinde de kullanılabilirliğini araştırdığı belirtiliyor.

Tüm bu gelişmeler, kanser tedavisinde kişiselleştirilmiş

yaklaşımların giderek güçlendiğini ve bağışıklık temelli

yöntemlerin önümüzdeki dönemde daha geniş bir kullanım

alanı bulabileceğini ortaya koyuyor.

May - Mayıs 2026


38

Experts warn: “Screen apnea” emerges as a new

risk factor for heart health

Uzmanlardan kritik uyarı:

“Ekran Apnesi” kalp sağlığını tehdit eden yeni risk faktörü

Ekran karşısında fark edilmeden gelişen düzensiz

solunum alışkanlığı, kalp ritmi ve tansiyon üzerinde

olumsuz etkilere yol açabiliyor. Uzmanlar, “ekran

apnesi”nin modern yaşamın göz ardı edilen risklerinden

biri olduğuna dikkat çekiyor.

Dr. Yusuf Altınkaynak

Irregular breathing patterns that develop

unconsciously during screen use may negatively

affect heart rhythm and blood pressure. Experts

highlight “screen apnea” as one of the overlooked

risks of modern life.

As digital devices become central to everyday life, the

time spent in front of screens has increased significantly.

This shift is not only impacting eye and musculoskeletal

health but is also introducing new risks related to

respiratory and cardiovascular systems. Recently, a

condition described by experts as “screen apnea” has

begun to draw attention among these hidden effects.

Cardiology Specialist Dr. Yusuf Altınkaynak from Batıgöz

Health Group Balçova Surgical Medical Center states

that many individuals unknowingly hold their breath or

adopt shallow breathing patterns during intense focus in

front of screens, emphasizing that this habit may affect

heart health in the long term.

Dijital cihazların hayatın merkezine yerleşmesiyle birlikte,

ekran karşısında geçirilen süre de ciddi biçimde arttı. Bu

değişim yalnızca göz ve kas-iskelet sistemi üzerinde değil,

solunum ve kalp sağlığı üzerinde de yeni risk başlıklarını

gündeme taşıyor. Son dönemde uzmanların “ekran

apnesi” olarak tanımladığı durum, bu görünmeyen etkiler

arasında öne çıkıyor.

Batıgöz Sağlık Grubu Balçova Cerrahi Tıp Merkezi Kardiyoloji

Uzmanı Uzm. Dr. Yusuf Altınkaynak, ekran karşısında

yoğun odaklanma sırasında birçok kişinin farkında

olmadan nefesini tuttuğunu ya da yüzeysel solunum

yaptığını belirterek, bu alışkanlığın uzun vadede kalp

sağlığını etkileyebileceğini vurguluyor.

Ekrana odaklanma solunum ritmini değiştiriyor

Dijital ortamlarda uzun süre dikkat gerektiren işlerle

uğraşan bireylerde, solunum düzeni çoğu zaman fark

edilmeden değişiyor. Özellikle ekran karşısında yoğun

konsantrasyon anlarında nefesin kısa süreli tutulması ya

da sığlaşması sık görülen bir durum.

Uzm. Dr. Yusuf Altınkaynak bu süreci şöyle açıklıyor:

Screen focus alters breathing patterns

In individuals engaged in tasks requiring prolonged

concentration in digital environments, breathing

patterns often change without notice. Holding the

breath for short periods or breathing shallowly is a

common occurrence during intense screen focus.

Dr. Altınkaynak explains this process as follows:

May - Mayıs 2026


39

“When focusing on a screen for extended periods, people

often hold their breath or breathe superficially without

realizing it. While this may not be noticeable in the short

term, over time it can increase the body’s stress response

and disrupt physiological balance.”

This condition is reported to be more common among

software developers, designers, students, and deskbased

professionals.

Disrupted breathing impacts the heart

The strong connection between the respiratory and

cardiovascular systems increases the significance of

screen apnea. Irregular breathing patterns can affect

the body’s oxygen balance, leading to changes in heart

rhythm and blood pressure.

Prolonged breath-holding or shallow breathing

may result in increased heart rate, blood pressure

fluctuations, and elevated stress levels. These effects

tend to become more pronounced in individuals who

spend most of their day sedentary in front of screens.

A silent risk of modern life

Experts note that screen apnea is not a standalone

disease but should be considered an important risk

indicator associated with modern lifestyles.

Dr. Altınkaynak adds:

“When prolonged inactivity, high stress levels, and

irregular breathing are considered together, they may

create risk factors for heart health. Therefore, not only

the duration of work but also the way we work is crucial.”

“Ekrana uzun süre odaklanıldığında, kişi çoğu zaman bunun

farkına varmadan nefesini tutabiliyor ya da yüzeysel

solunum yapıyor. Bu durum kısa vadede hissedilmese de

uzun süre devam ettiğinde stres yanıtını artırarak vücut

dengesini etkileyebilir.”

Bu durumun özellikle yazılım geliştiriciler, tasarımcılar,

öğrenciler ve masa başı çalışanlarda daha yaygın görüldüğü

belirtiliyor.

Solunumdaki bozulma kalp üzerinde etkili

Solunum ve kalp sistemi arasındaki güçlü bağ, ekran apnesinin

önemini artırıyor. Nefes alışverişindeki düzensizlikler,

vücudun oksijen dengesini etkileyerek kalp ritmi ve

tansiyon üzerinde değişimlere yol açabiliyor.

Uzun süreli nefes tutma ya da yüzeysel solunum; kalp

atış hızında artış, tansiyon dalgalanmaları ve stres seviyesinde

yükselme gibi sonuçlar doğurabiliyor. Özellikle

günün büyük bölümünü hareketsiz şekilde ekran başında

geçiren bireylerde bu etkiler daha belirgin hale geliyor.

Modern yaşamın sessiz risklerinden biri

Uzmanlar, ekran apnesinin tek başına bir hastalık olmadığını

ancak modern yaşamın önemli bir risk göstergesi

olarak değerlendirilmesi gerektiğini belirtiyor.

Uzm. Dr. Altınkaynak, “Uzun süre hareketsiz kalmak, yoğun

stres altında çalışmak ve düzensiz solunum birlikte

ele alındığında kalp sağlığı açısından risk faktörleri ortaya

çıkabilir. Bu nedenle yalnızca çalışma süresi değil, çalışma

biçimi de önem taşıyor” ifadelerini kullanıyor.

May - Mayıs 2026


40

Small daily changes can make a difference

Since screen apnea often develops unnoticed, small

conscious adjustments can play an important role in

managing this condition. Experts recommend the

following habits:

* Taking short breaks at regular intervals

* Practicing breathing awareness during intense

screen use

* Incorporating short walks throughout the day

* Performing desk-based exercises to relax the

shoulders and chest

* Limiting uninterrupted screen time

These simple measures can support both respiratory

function and circulation, contributing to overall

health.

A new era in heart health: awareness

Highlighting the growing impact of digital-era habits

on health, Dr. Yusuf Altınkaynak emphasizes the

importance of a holistic approach to heart health:

“While technology makes life easier, it also introduces

new habits. Prolonged screen exposure, irregular

breathing, and a sedentary lifestyle should be

evaluated together. Being aware of breathing and

increasing movement during the day can significantly

support heart health.”

According to experts, screen apnea is one of the less

visible yet important risks of modern life. With early

awareness and simple adjustments, this risk can be

effectively managed.

Günlük alışkanlıklarda yapılacak

küçük değişiklikler etkili

Ekran apnesi çoğu zaman fark edilmeden geliştiği için, bilinçli

küçük adımlar bu sürecin dengelenmesinde önemli

rol oynuyor. Uzmanlar, şu alışkanlıkların destekleyici

olabileceğini belirtiyor:

-Belirli aralıklarla kısa molalar vermek

-Ekrana yoğunlaşılan anlarda nefes farkındalığı kazanmak

-Gün içinde kısa yürüyüşler yapmak

-Masa başında omuz ve göğüs bölgesini rahatlatan egzersizler

uygulamak

-Uzun süre kesintisiz ekran kullanımını sınırlamak

Bu basit önlemler, hem solunum düzenini hem de dolaşım

sistemini destekleyerek genel sağlığın korunmasına

katkı sağlayabiliyor.

Kalp sağlığı için yeni dönem: farkındalık

Dijital çağın getirdiği alışkanlıkların sağlık üzerindeki

etkilerinin giderek daha fazla önem kazandığını belirten

Uzm. Dr. Yusuf Altınkaynak, kalp sağlığının korunmasında

bütüncül yaklaşımın altını çiziyor:

“Teknoloji hayatı kolaylaştırırken yeni alışkanlıklar da getiriyor.

Uzun süre ekran karşısında kalmak, düzensiz solunum

ve hareketsiz yaşam tarzı birlikte değerlendirilmeli.

Gün içinde nefesin farkında olmak ve hareketi artırmak,

kalp sağlığını korumada önemli bir destek sağlar.”

Uzmanlara göre ekran apnesi, modern yaşamın fark

edilmesi zor ancak etkisi göz ardı edilmemesi gereken

başlıklarından biri. Erken farkındalık ve basit düzenlemelerle

bu riskin kontrol altına alınması mümkün görünüyor.

May - Mayıs 2026



42

Humanis lights up Folkart Towers to raise awareness

Humanis, Folkart Towers’ı farkındalık için aydınlattı

Humanis illuminated one of İzmir’s landmark

buildings, Folkart Towers, with a special lighting

display on May 5, World PAH Day, to highlight the

importance of early diagnosis of Pulmonary Arterial

Hypertension (PAH).

As a key player in the pharmaceutical and healthcare

sector, Humanis carried out a striking awareness

campaign to draw attention to PAH, a rare but serious

disease. Within the scope of World PAH Day, the

company transformed Folkart Towers into a visual

symbol through a dedicated lighting concept.

A landmark becomes a message of awareness

The visuals projected onto the exterior of Folkart Towers

turned the building into a powerful symbol of awareness

for PAH. More than a visual display, the initiative served

as a strong call to action, reaching wide segments of

Pulmoner Arteriyel Hipertansiyon’un (PAH) erken

tanısına dikkat çekmek isteyen Humanis, 5 Mayıs

Dünya PAH Günü kapsamında İzmir’in simge

yapılarından Folkart Towers’ı özel ışıklandırmayla

gündeme taşıdı.

İlaç ve sağlık sektörünün önemli şirketlerinden Humanis,

nadir ancak ciddi seyreden hastalıklardan biri olan

Pulmoner Arteriyel Hipertansiyon (PAH) konusunda

toplumsal bilinci artırmak amacıyla dikkat çekici bir

farkındalık çalışmasına imza attı. 5 Mayıs Dünya PAH

Günü kapsamında gerçekleştirilen etkinlikte, İzmir’in öne

çıkan yapılarından Folkart Towers özel bir ışıklandırmayla

aydınlatıldı.

Kalp ve akciğerleri doğrudan etkileyen, ilerleyici

yapısıyla yaşam kalitesini ciddi ölçüde düşürebilen PAH,

belirtilerinin çoğu zaman başka hastalıklarla karıştırılması

nedeniyle geç teşhis edilebiliyor. Bu durum, hastalığın

May - Mayıs 2026


43

society and encouraging greater public understanding of

the disease.

By emphasizing the importance of early detection, the

campaign aimed to increase recognition of Pulmonary

Arterial Hypertension and support earlier diagnosis among

patients.

A silent and progressive disease: PAH

Classified as a rare disease, PAH develops due to increased

pressure in the pulmonary arteries. Over time, this

condition places a significant strain on the right side

of the heart and, if left untreated, can lead to severe

complications such as heart failure.

One of the key challenges of PAH is that its symptoms

are often non-specific. Complaints such as shortness

of breath, fatigue, and reduced exercise capacity are

frequently associated with other conditions, leading to

delays in diagnosis. Experts therefore emphasize the

importance of paying close attention to these symptoms,

especially in at-risk individuals.

Early diagnosis directly impacts quality of life

Early diagnosis is one of the most critical factors

determining the course of PAH. Timely and appropriate

treatment plays a vital role in preserving patients’ quality

of life and slowing disease progression.

Humanis’ initiative for World PAH Day focuses precisely

on this point: increasing public awareness, improving

knowledge about symptoms, and reinforcing the

importance of early detection across broader audiences.

Awareness efforts will continue

In line with its commitment to healthcare, Humanis

continues to stand out not only through treatment

solutions but also through awareness-driven initiatives.

The company plans to maintain its efforts to raise

awareness of rare but high-impact diseases such as PAH in

the coming period.

This meaningful lighting event in İzmir once again

demonstrated how impactful communication strategies

can be in healthcare, while reminding us that every

step taken toward early diagnosis can make a decisive

difference in people’s lives.

seyrini ağırlaştırırken erken tanının kritik rolünü bir kez

daha gündeme getiriyor.

Şehrin simgesi farkındalık mesajına dönüştü

Humanis’in hayata geçirdiği ışıklandırma çalışmasıyla

Folkart Towers’ın dış cephesine yansıtılan görseller, PAH

konusunda dikkat çekici bir sembole dönüştü. Etkinlik,

yalnızca görsel bir uygulama olmanın ötesinde; toplumun

geniş kesimlerine ulaşan güçlü bir farkındalık çağrısı niteliği

taşıdı.

Bu özel çalışma ile Pulmoner Arteriyel Hipertansiyon’un

erken dönemde fark edilmesinin önemi vurgulanırken,

hastalığın daha fazla kişi tarafından tanınmasına katkı

sağlanması hedeflendi.

Sessiz ilerleyen bir hastalık: PAH

Tıp literatüründe nadir hastalıklar arasında yer alan PAH,

akciğer damarlarında basıncın yükselmesiyle ortaya çıkıyor.

Zamanla kalbin sağ tarafını zorlayan bu durum, tedavi

edilmediğinde kalp yetmezliği gibi ciddi komplikasyonlara

yol açabiliyor.

Hastalığın en önemli zorluklarından biri ise belirtilerinin

özgül olmaması. Nefes darlığı, halsizlik, çabuk yorulma

gibi şikayetler çoğu zaman farklı sağlık sorunlarıyla

ilişkilendirildiği için tanı süreci gecikebiliyor. Bu nedenle

uzmanlar, özellikle risk grubundaki bireylerde bu

belirtilerin dikkate alınması gerektiğini vurguluyor.

Erken tanı hayat kalitesini doğrudan etkiliyor

PAH’da erken tanı, hastalığın seyrini belirleyen en

önemli faktörlerden biri olarak öne çıkıyor. Zamanında

başlanan uygun tedavi yaklaşımları, hastaların

yaşam kalitesini korumada ve hastalığın ilerleyişini

yavaşlatmada kritik rol oynuyor.

Humanis’in Dünya PAH Günü kapsamında

gerçekleştirdiği bu çalışma da tam olarak bu noktaya

odaklanıyor: Toplumda bilgi düzeyini artırmak, belirtiler

konusunda farkındalık sağlamak ve erken teşhisin

önemini daha geniş kitlelere ulaştırmak.

Farkındalık çalışmaları sürecek

Humanis, sağlık alanındaki sorumluluk yaklaşımı

doğrultusunda, yalnızca tedavi çözümleriyle değil, aynı

zamanda toplumsal bilinçlendirme çalışmalarıyla da öne

çıkmayı sürdürüyor. Şirket, PAH gibi nadir ancak etkisi

yüksek hastalıklar konusunda farkındalığın artırılmasına

yönelik projelerine önümüzdeki dönemde de devam

etmeyi planlıyor.

İzmir’de gerçekleştirilen bu anlamlı ışıklandırma

çalışması, sağlık iletişiminde dikkat çekici uygulamaların

ne denli etkili olabileceğini bir kez daha ortaya

koyarken; erken tanı konusunda atılacak her adımın,

yaşamlar üzerinde belirleyici bir fark oluşturabileceğini

hatırlatıyor.

May - Mayıs 2026


44

Medical devices cross a new threshold in 2026

2026’da medikal cihazlar yeni bir eşiği aşıyor!

As of 2026, healthcare technologies are no longer

simply evolving; they are undergoing a fundamental

transformation. Medical devices are moving

beyond hospital-dependent systems and are

becoming integrated into daily life, continuously

generating and analyzing data. This shift is reshaping

how healthcare services are delivered, and

Türkiye is among the countries rapidly adapting to

this global wave.

In recent years, the growing trend of “the shift from

hospital to home” has become a tangible reality. The

rise in chronic diseases and an aging population are

making healthcare services more accessible and sustainable.

Next-generation medical devices now enable

users to monitor their health regularly from home.

Portability, ease of use, and continuous data collection

stand out as the key features distinguishing these

devices from traditional medical equipment.

Sağlık teknolojileri 2026 yılı itibarıyla yalnızca bir gelişim

sürecinden geçmiyor; köklü bir dönüşüm yaşıyor.

Medikal cihazlar artık hastanelere bağımlı sistemler

olmaktan çıkarken, bireyin günlük yaşamına entegre

edilen, sürekli veri üreten ve analiz yapabilen yapılara

evriliyor. Bu değişim, sağlık hizmetlerinin sunum

biçimini yeniden şekillendirirken Türkiye de bu küresel

dalgaya hızla uyum sağlayan ülkeler arasında yer alıyor.

Son yıllarda giderek belirginleşen “hastaneden eve kayış”

eğilimi, 2026’da somut bir gerçeklik haline gelmiş durumda.

Özellikle kronik hastalıkların artışı ve yaşlanan nüfus, sağlık

hizmetlerinin daha erişilebilir ve sürdürülebilir olmasını

zorunlu kılıyor. Bu noktada devreye giren yeni nesil medikal

cihazlar, kullanıcıların ev ortamında düzenli takip yapabilmesine

olanak tanıyor. Taşınabilirlik, kullanım kolaylığı ve

sürekli veri toplama özellikleri, bu cihazları klasik medikal

ekipmanlardan ayıran en önemli unsurlar olarak öne çıkıyor.

May - Mayıs 2026


45

Devices are becoming “thinking” systems

At the heart of this transformation are intelligent systems.

Today, devices such as blood pressure monitors

or glucose sensors no longer simply display data; they

interpret it and provide meaningful insights to both

users and healthcare professionals. Thanks to advances

in sensor technologies, a wide range of equipment, from

hospital beds to wheelchairs, can now track patient

conditions in real time. This strengthens early warning

mechanisms and brings a more preventive approach to

healthcare.

Artificial intelligence becomes a partner in

decision-making

One of the defining elements of 2026 is the integration

of artificial intelligence. AI-powered medical devices can

analyze large volumes of data, detect potential risks in

advance, and communicate with healthcare professionals

when necessary. These systems play a critical role

in remote patient monitoring. Through the Medical Internet

of Things (IoMT), devices are interconnected, creating

a more holistic healthcare ecosystem. As a result,

patient conditions can be monitored multidimensionally

through integrated systems rather than a single device.

Remote monitoring becomes the new normal

Accelerated by the pandemic, remote healthcare services

have become an essential part of this transformation.

By 2026, remote monitoring is no longer an alternative

but a standard practice in many cases. Devices that

provide uninterrupted data flow in daily life make healthcare

access safer and more sustainable, especially for

elderly individuals and patients with chronic conditions.

Cihazlar artık “düşünen” sistemler

Bu dönüşümün merkezinde ise akıllı sistemler yer alıyor.

Artık bir tansiyon ölçüm cihazı ya da glikoz sensörü yalnızca

veri sunmakla kalmıyor; bu veriyi yorumlayarak kullanıcıyı

ve sağlık profesyonellerini bilgilendiren bir yapıya

kavuşuyor. Sensör teknolojilerindeki ilerleme sayesinde

hasta yataklarından tekerlekli sandalyelere kadar pek çok

ekipman, kullanıcının durumunu anlık olarak izleyebilen

bir altyapıya sahip. Bu durum, erken uyarı mekanizmalarını

güçlendirirken sağlık hizmetlerinde önleyici yaklaşımı

öne çıkarıyor.

Yapay zekâ sağlıkta karar ortağına dönüşüyor

2026’nın belirleyici unsurlarından biri de yapay zekâ entegrasyonu.

Yapay zekâ destekli medikal cihazlar, büyük

veri analizi yaparak olası riskleri önceden tespit edebiliyor

ve gerektiğinde sağlık profesyonelleriyle iletişime

geçebiliyor. Bu sistemler, özellikle uzaktan hasta takibinde

önemli bir rol üstleniyor. Nesnelerin Tıbbi İnterneti

(IoMT) olarak adlandırılan yapı sayesinde cihazlar birbiriyle

bağlantılı çalışarak daha bütüncül bir sağlık ekosistemi

oluşturuyor. Böylece hastanın durumu yalnızca tek bir

cihaz üzerinden değil, birbirine bağlı sistemler aracılığıyla

çok boyutlu olarak izlenebiliyor.

Uzaktan takip yeni normal

Pandemi sonrası hız kazanan uzaktan sağlık hizmetleri

de bu dönüşümün önemli bir parçası. 2026 itibarıyla

uzaktan takip artık bir alternatif değil, birçok durumda

standart bir uygulama haline gelmiş durumda. Günlük

yaşamın içinde kesintisiz veri akışı sağlayan cihazlar sayesinde

özellikle yaşlı bireyler ve kronik hastalar için sağlık

hizmetlerine erişim daha güvenli ve sürdürülebilir hale

geliyor.

May - Mayıs 2026


46

Global trends, local momentum

New technologies introduced globally clearly show that

medical devices are becoming increasingly personalized.

Personal health analytics systems, smart solutions

focused on women’s health, and sensor-based innovations

are shaping the direction of the industry. Türkiye

is no longer just following these developments but is

also taking an active role in production and integration

processes.

Türkiye moves toward becoming a regional hub

International medical fairs and industry events held in

Istanbul are increasing Türkiye’s visibility in this field while

offering a strong showcase for local manufacturers.

Growing investments in healthcare technologies are

further strengthening the country’s ambition to become

a regional center.

A new definition: medical device = data + analysis

In light of all these developments, the definition of medical

devices is being redefined. They are no longer just

tools that measure; they are systems that collect data,

analyze it, and contribute to decision-making processes.

As 2026 marks a turning point in this transformation, it

also opens the door to new opportunities for Türkiye in

healthcare technologies.

Küresel trendler, yerel hamleler

Küresel ölçekte tanıtılan yeni teknolojiler, medikal

cihazların bireyselleştiğini açıkça ortaya koyuyor.

Kişisel sağlık analiz sistemleri, kadın sağlığına odaklanan

akıllı ürünler ve sensör tabanlı çözümler, sektörün

yönünü belirliyor. Türkiye ise bu yenilikleri yalnızca

takip eden değil, aynı zamanda üretim ve entegrasyon

süreçlerinde rol almaya başlayan bir konumda

bulunuyor.

Türkiye bölgesel merkez olma yolunda

İstanbul’da düzenlenen uluslararası medikal fuarlar ve

sektör buluşmaları, Türkiye’nin bu alandaki görünürlüğünü

artırırken yerli üreticiler için de önemli bir vitrin

işlevi görüyor. Sağlık teknolojilerine yönelik yatırımların

artması, ülkenin bölgesel bir merkez olma hedefini

güçlendiriyor.

Yeni tanım: medikal cihaz = veri + analiz

Tüm bu gelişmeler ışığında medikal cihazların tanımı

da yeniden yapılıyor. Artık bu cihazlar yalnızca ölçüm

yapan araçlar değil; veri toplayan, analiz eden ve karar

süreçlerine katkı sunan sistemler olarak konumlanıyor.

2026, bu dönüşümün belirginleştiği yıl olarak

kayda geçerken, Türkiye için de sağlık teknolojilerinde

yeni fırsatların kapısını aralıyor.

May - Mayıs 2026



48

Merck Türkiye drives multi-layered awareness

campaign for colorectal cancer

Merck Türkiye’den

kolorektal kansere dikkat

çeken çok yönlü

farkındalık hamlesi

With the message “Listen to Your Intestines,” Merck

Türkiye launched a wide-ranging awareness initiative

during Colorectal Cancer Awareness Month, highlighting

the importance of early diagnosis through

events, expert sessions, and employee engagement.

Merck Türkiye carried out a comprehensive series of activities

to emphasize the critical role of early detection in

colorectal cancer. Combining its science-based approach

with a strong sense of social responsibility, the company

implemented a multi-layered awareness program targeting

both its employees and the wider community.

Drawing attention to the fact that colorectal cancer

is among the most common cancer types worldwide,

Merck Türkiye underscored the decisive impact of early

diagnosis on survival rates and treatment success. The

initiatives aimed to improve access to information,

encourage healthy lifestyle habits, and strengthen public

awareness of the disease.

Visibility increased with the

“Dress in Blue” movement

As part of its awareness efforts, Merck Türkiye joined

the global “Dress in Blue” campaign. Employees wearing

blue helped create strong visual visibility around colorectal

cancer, reinforcing the importance of early diagnosis

within the organization.

Direct knowledge sharing with experts

The company also organized an expert-led information

session for its employees. Held in a hybrid format, the

event featured an experienced physician who shared

“Bağırsağına Kulak Ver” mesajıyla Kolorektal Kanser

Farkındalık Ayı’nda sahaya çıkan Merck Türkiye;

erken tanının önemini vurgulayan etkinlikler, uzman

buluşmaları ve çalışan katılımıyla yürütülen uygulamalarla

geniş çaplı bir bilinçlendirme çalışmasına

imza attı.

Merck Türkiye, Kolorektal Kanser Farkındalık Ayı kapsamında

hayata geçirdiği kapsamlı çalışmalarla erken tanının

hayati rolüne dikkat çekti. Bilim temelli yaklaşımını

toplumsal sorumluluk anlayışıyla birleştiren şirket, hem

çalışanlarını hem de toplumu hedef alan çok katmanlı bir

farkındalık süreci yürüttü.

Kolorektal kanserin dünya genelinde en sık görülen

kanser türleri arasında yer aldığına dikkat çeken Merck

Türkiye, erken teşhisin yaşam süresi ve tedavi başarısı

üzerindeki belirleyici etkisini öne çıkardı. Bu doğrultuda

düzenlenen etkinlikler; bilgiye erişimi kolaylaştırmayı,

sağlıklı yaşam alışkanlıklarını teşvik etmeyi ve hastalığa

dair farkındalığı güçlendirmeyi amaçladı.

“Mavi Giy” hareketiyle görünürlük artırıldı

Farkındalık çalışmaları kapsamında Merck Türkiye,

dünya genelinde yürütülen “Dress in Blue (Mavi Giy)”

hareketine katıldı. Çalışanların mavi kıyafetler giydiği bu

uygulama ile kolorektal kanser konusunda dikkat çekici

bir görünürlük sağlanırken, erken tanının önemi kurum

içinde güçlü bir şekilde hatırlatıldı.

Uzmanlarla doğrudan bilgi paylaşımı

Şirket, çalışanlarına yönelik olarak uzman katılımlı bir

bilgilendirme oturumu da gerçekleştirdi. Hibrit formatta

düzenlenen etkinlikte, alanında deneyimli bir hekim

kolorektal kanserin belirtileri, risk faktörleri ve erken tanı

yöntemleri hakkında kapsamlı bilgiler paylaştı. Etkinlik

öncesinde çalışanlardan toplanan sorular doğrultusunda

şekillenen oturum, katılımcıların doğrudan ve güvenilir

bilgiye ulaşmasını sağladı.

May - Mayıs 2026


49

detailed insights on symptoms, risk factors, and early detection

methods. The session was shaped by questions

collected from employees in advance, ensuring direct

and reliable access to information.

Steps taken for a healthier lifestyle

As part of the awareness month, the “Walk for Health”

event was organized with active employee participation.

Participants joined the walk wearing blue T-shirts carrying

the message #ListenToYourIntestines, while informational

materials distributed during the event further

supported awareness efforts. Brief pre-walk talks once

again emphasized the importance of early diagnosis.

Emphasis on “early detection saves lives”

Şehram Zayer, General Manager of Merck Türkiye, highlighted

that colorectal cancer remains a significant global

health issue. Emphasizing the life-saving role of early

diagnosis, Zayer stated that the company continues to

use science as a guide while advancing efforts to raise

A holistic approach to awareness

Merck Türkiye’s initiatives during Colorectal Cancer

Awareness Month went beyond a traditional communication

campaign, presenting a holistic approach that

spans from access to information to behavioral change.

Expert-driven content, employee engagement, and

health-promoting activities all contributed to spreading

awareness about early diagnosis. The company aims to

continue its awareness efforts in the coming period,

bringing together scientific knowledge and public consciousness

to support better health outcomes.

Sağlıklı yaşam için adımlar atıldı

Farkındalık ayı kapsamında düzenlenen “Sağlık için

yürü” etkinliği ise çalışan katılımıyla gerçekleştirildi.

Katılımcılar, #BağırsağınaKulakVer mesajını taşıyan

mavi tişörtlerle yürüyüşe katılırken, etkinlik boyunca

dağıtılan bilgilendirici materyallerle farkındalık

çalışması desteklendi. Yürüyüş öncesinde yapılan kısa

bilgilendirme konuşmalarıyla erken teşhisin önemi bir

kez daha vurgulandı.

“Erken tanı hayat kurtarır” vurgusu

Merck Türkiye Genel Müdürü Şehram Zayer, yürütülen

çalışmaların önemine ilişkin değerlendirmesinde

kolorektal kanserin küresel ölçekte ciddi bir sağlık

sorunu olmaya devam ettiğine dikkat çekti. Zayer,

erken tanının hayati önem taşıdığını belirterek,

şirket olarak bilimi rehber alıp toplumsal farkındalığı

artırmaya yönelik çalışmaları sürdürdüklerini ifade etti.

Bütüncül farkındalık yaklaşımı

Merck Türkiye’nin Kolorektal Kanser Farkındalık Ayı

kapsamında gerçekleştirdiği çalışmalar; yalnızca

bir iletişim kampanyası olmanın ötesine geçerek,

bilgiye erişimden davranış değişikliğine kadar uzanan

bütüncül bir yaklaşım ortaya koydu. Uzman katkılarıyla

desteklenen içerikler, çalışan katılımıyla güçlenen

etkinlikler ve sağlıklı yaşamı teşvik eden uygulamalar,

erken tanı bilincinin yaygınlaştırılmasına katkı sundu.

Şirket, önümüzdeki dönemde de hastalık

farkındalığına yönelik çalışmalarını sürdürerek, bilimsel

bilgi ile toplumsal bilinci buluşturmaya devam etmeyi

hedefliyor.

May - Mayıs 2026


50

Major transformation in medical technologies

through artificial ıntelligence

Yapay zekâ ile medikal teknolojilerde büyük dönüşüm

The healthcare sector has been experiencing one of

the most significant transformation processes in its

history due to rapid technological advancements.

In particular, the widespread integration of artificial

intelligence-supported systems into healthcare

is bringing major changes to areas ranging from

diagnosis processes to patient monitoring. Experts

state that artificial intelligence not only increases

the speed of healthcare services but also contributes

to building a safer and more efficient healthcare

system by reducing error rates.

Hospitals, research centers, and technology companies

around the world are making major investments to accelerate

digital transformation in healthcare. In Türkiye,

both public and private hospitals have begun integrating

AI-supported medical technologies into their systems.

Intelligent software used especially in radiology, cardiology,

intensive care, and laboratory services reduces

the workload of healthcare professionals while making

diagnosis processes faster and more efficient.

Sağlık sektörü, son yıllarda teknolojik gelişmelerin

etkisiyle tarihinin en büyük dönüşüm süreçlerinden

birini yaşıyor. Özellikle yapay zekâ destekli sistemlerin

sağlık alanında yaygınlaşması, teşhis süreçlerinden

hasta takibine kadar birçok alanda önemli

değişiklikleri beraberinde getiriyor. Uzmanlara göre

yapay zekâ, yalnızca sağlık hizmetlerinin hızını

artırmakla kalmıyor, aynı zamanda hata oranlarını

azaltarak daha güvenli ve verimli bir sağlık sistemi

oluşmasına katkı sağlıyor.

Dünya genelinde hastaneler, araştırma merkezleri ve

teknoloji şirketleri, sağlık alanında dijital dönüşümü

hızlandırmak için büyük yatırımlar yapıyor. Türkiye’de de

özel ve kamu hastaneleri, yapay zekâ destekli medikal

teknolojileri sistemlerine entegre etmeye başladı. Özellikle

radyoloji, kardiyoloji, yoğun bakım ve laboratuvar

hizmetlerinde kullanılan akıllı yazılımlar, sağlık çalışanlarının

iş yükünü azaltırken teşhis süreçlerini daha hızlı hâle

getiriyor.

May - Mayıs 2026


51

According to sector experts, artificial intelligence can

analyze millions of pieces of data within seconds and

provide strong support to healthcare professionals. This

increases early diagnosis rates and offers significant

advantages in treatment planning.

A new era in early disease detection

One of the most remarkable applications of artificial

intelligence in healthcare is early diagnosis systems.

Imaging software used especially in cancer detection

can analyze MRI and tomography results to identify

risky areas. Specialists emphasize that these systems are

sometimes capable of identifying details that may not be

noticed by the human eye.

AI-supported analysis systems used in many healthcare

institutions across the United States and Europe play an

important role in the early detection of breast cancer,

lung diseases, and cardiovascular disorders. Similar technologies

have also started to be used in some university

hospitals and private healthcare institutions in Türkiye.

Experts note that AI systems provide major convenience,

especially in healthcare centers with heavy patient

traffic. These technologies are described as a second

set of eyes supporting doctors during decision-making

processes.

Robotic surgery and smart operating rooms

The transformation in medical technologies is not

limited to diagnosis processes. Robotic surgery systems

are also becoming increasingly common in healthcare.

AI-supported robotic systems allow operations to be

performed with greater precision.

According to specialists, robotic surgery offers significant

advantages particularly in cardiovascular surgery,

urology, and general surgery. Thanks to minimally invasive

procedures, patients recover more quickly while the

risk of infection is reduced.

Experts state that AI-supported robotic systems minimize

the possibility of errors during operations while

allowing surgeons to work with greater control and precision.

Smart operating room systems have also become

one of the most remarkable technological developments

in recent years. In these systems, devices used during

surgery can operate in an integrated manner, making the

entire operation process safer and more controlled.

Sektör uzmanlarına göre yapay zekâ, milyonlarca veriyi

kısa sürede analiz ederek sağlık çalışanlarına güçlü bir

destek sunuyor. Bu durum hem erken teşhis oranını yükseltiyor

hem de tedavi planlamasında önemli avantajlar

sağlıyor.

Hastalıkların erken teşhisinde yeni dönem

Yapay zekâ teknolojilerinin en dikkat çekici kullanım

alanlarından biri erken teşhis sistemleri olarak öne çıkıyor.

Özellikle kanser teşhisinde kullanılan görüntüleme

yazılımları, MR ve tomografi sonuçlarını analiz ederek

riskli bölgeleri tespit edebiliyor. Uzmanlar, bu sistemlerin

bazı durumlarda insan gözünün fark edemediği detayları

ortaya çıkarabildiğini belirtiyor.

ABD ve Avrupa’daki birçok sağlık kuruluşunda kullanılan

yapay zekâ destekli analiz sistemleri, meme kanseri,

akciğer hastalıkları ve kalp rahatsızlıklarının erken teşhisinde

önemli rol oynuyor. Türkiye’de de bazı üniversite

hastaneleri ve özel sağlık kuruluşları benzer teknolojileri

kullanmaya başladı.

Uzmanlara göre yapay zekâ sistemleri, özellikle yoğun

hasta trafiğinin olduğu sağlık merkezlerinde büyük kolaylık

sağlıyor. Bu sistemlerin doktorların karar mekanizmasını

destekleyen ikinci bir göz gibi çalıştığı belirtiliyor.

Robotik cerrahi ve akıllı ameliyathaneler

Medikal teknolojilerdeki dönüşüm yalnızca teşhis süreçleriyle

sınırlı kalmıyor. Robotik cerrahi sistemleri de sağlık

alanında giderek daha fazla kullanılmaya başlanıyor.

Yapay zekâ destekli robotlar sayesinde operasyonların

daha hassas şekilde gerçekleştirildiği belirtiliyor.

Uzmanlara göre robotik cerrahi sistemleri, özellikle kalp

damar cerrahisi, üroloji ve genel cerrahi alanlarında

önemli avantajlar sağlıyor. Küçük kesilerle yapılan operasyonlar

sayesinde hastaların iyileşme süresi kısalırken

enfeksiyon riski de azalıyor.

Uzmanlara göre yapay zekâ destekli robotik sistemler

sayesinde operasyon sırasında hata riski minimum seviyeye

indiriliyor. Aynı zamanda cerrahların daha kontrollü

hareket etmesi mümkün oluyor. Akıllı ameliyathane

sistemleri de son yıllarda dikkat çeken teknolojiler

arasında yer alıyor. Bu sistemlerde ameliyat sırasında

kullanılan cihazlar birbirleriyle entegre çalışabiliyor.

Böylece operasyon süreci daha kontrollü ve güvenli

hâle geliyor.

May - Mayıs 2026


52

Chemical fragrances in indoor spaces pose risks to respiratory health

Kapalı alanlardaki kimyasal kokular solunum sağlığını tehdit ediyor

Dr. Sedat Bayrakçı

According to experts, room sprays, automatic air

fresheners, and heavy perfumes may increase

chemical exposure rather than purify the air, posing

risks especially for children, allergic individuals,

and patients with chronic conditions. Unconscious

use can lead to prolonged exposure without being

noticed.

Products such as room sprays, automatic scent diffusers,

and perfumes, frequently used to create a fresh indoor

atmosphere, may not be as harmless as they seem.

Recent evaluations reveal that volatile chemicals contained

in these products can have negative effects on the

respiratory system. Dr. Sedat Bayrakçı, Pulmonology Specialist

at Batıgöz Health Group Balçova Surgical Medical

Center, emphasizes that the unconscious use of these

everyday products can threaten respiratory health.

According to Bayrakçı, the perception that “a pleasant

smell means a clean environment” is often misleading.

Uzmanlara göre oda spreyleri, otomatik koku vericiler

ve yoğun parfümler; havayı temizlemek yerine

kimyasal yükü artırarak özellikle çocuklar, alerjik

bireyler ve kronik hastalar için risk oluşturabiliyor.

Bilinçsiz kullanım, fark edilmeden uzun süreli maruziyete

yol açabiliyor.

Kapalı alanlarda ferah bir atmosfer sağlamak amacıyla

sıkça tercih edilen oda spreyleri, otomatik koku cihazları

ve parfümler, sanıldığı kadar masum olmayabilir. Son

yıllarda yapılan değerlendirmeler, bu ürünlerin içerdiği

uçucu kimyasalların solunum sistemi üzerinde olumsuz

etkiler oluşturabileceğini ortaya koyuyor.

Batıgöz Sağlık Grubu Balçova Cerrahi Tıp Merkezi Göğüs

Hastalıkları Uzmanı Uzm. Dr. Sedat Bayrakçı, günlük yaşamın

vazgeçilmezlerinden biri haline gelen bu ürünlerin

bilinçsiz kullanımının solunum sağlığını tehdit edebileceğine

dikkat çekiyor. Bayrakçı’ya göre, “güzel kokan ortam

temizdir” algısı çoğu zaman gerçeği yansıtmıyor.

May - Mayıs 2026


53

Fragrance is not a sign of cleanliness

Bayrakçı points out that the widespread belief equating

pleasant smells with hygiene is incorrect. Room sprays

often do not eliminate the source of bad odors but

merely mask them. This allows harmful particles and microorganisms

to persist in the environment, while added

chemicals further reduce air quality.

In poorly ventilated indoor spaces, this chemical load

accumulates over time, leading to continuous exposure.

These substances, inhaled unknowingly throughout the

day, may contribute to respiratory sensitivity in the long

term.

Volatile chemicals affect the respiratory system

Volatile organic compounds (VOCs) found in fragrances

and perfumes can directly reach the lungs through

inhalation. These substances may irritate the nose,

throat, and bronchi, causing symptoms such as coughing,

burning sensation, wheezing, and shortness of breath.

In individuals with allergies, the effects can be more

pronounced. Symptoms such as runny nose, watery eyes,

sneezing, and breathing difficulties may be triggered by

chemical fragrances, significantly affecting quality of life,

especially for those with allergic rhinitis or asthma.

Higher risk for chronic patients

For individuals with chronic respiratory diseases such as

asthma and COPD, these products pose a greater risk.

Bayrakçı notes that intense chemical scents can cause

airway constriction and trigger asthma attacks.

Prolonged exposure to scented environments may

Koku temizlik göstergesi değil

Toplumda yaygın olan hoş kokunun hijyenle eşdeğer

olduğu düşüncesinin yanıltıcı olduğunu belirten Bayrakçı,

oda spreylerinin çoğu zaman kötü kokunun kaynağını

ortadan kaldırmadığını, yalnızca üzerini örttüğünü ifade

ediyor. Bu durum, ortamda bulunan zararlı partiküllerin

ve mikroorganizmaların varlığını sürdürmesine neden

olurken, havaya eklenen kimyasal maddelerle birlikte

solunan hava kalitesini daha da düşürebiliyor.

Özellikle havalandırması yetersiz kapalı alanlarda bu

kimyasal yük zamanla birikerek sürekli bir maruziyet oluşturuyor.

Gün içinde fark edilmeden solunan bu maddeler,

uzun vadede solunum yollarında hassasiyet gelişmesine

zemin hazırlayabiliyor.

Uçucu kimyasallar solunum yollarını etkiliyor

Oda kokuları ve parfümlerin içeriğinde bulunan uçucu

organik bileşikler (VOC’ler), solunum yoluyla doğrudan

akciğerlere ulaşabiliyor. Bu maddeler, burun, boğaz ve

bronşlarda tahrişe yol açarak öksürük, yanma hissi, hırıltılı

solunum ve nefes darlığı gibi şikâyetlere neden olabiliyor.

Alerjik bünyeye sahip bireylerde ise tablo daha belirgin

hale geliyor. Burun akıntısı, gözlerde sulanma, hapşırık ve

nefes darlığı gibi belirtiler, kimyasal kokulara bağlı olarak

tetiklenebiliyor. Bu durum, özellikle alerjik rinit ve astım

hastalarında yaşam kalitesini ciddi şekilde etkileyebiliyor.

May - Mayıs 2026


54

increase bronchial sensitivity, making breathing more

difficult. Therefore, it is recommended to limit the use

of such products in living spaces of individuals with chronic

respiratory conditions.

Children and infants are more vulnerable

Due to their developing respiratory systems, children

and infants are much more sensitive to chemical substances.

Their lungs and immune systems are not yet fully

developed, making them more susceptible to the effects

of inhaled chemicals.

This may manifest as frequent coughing, restlessness,

breathing difficulties, and allergic reactions. Experts

strongly advise against using scented products in children’s

rooms and sleeping areas.

Conscious use is essential

While it may not always be possible to completely eliminate

these products from daily life, developing proper

usage habits is crucial. Simple precautions can significantly

reduce chemical exposure:

* Apply room sprays above breathing level rather than

directly into the air we inhale

* Ensure proper ventilation after use

* Avoid leaving automatic diffusers running continuously

* Limit use in areas with children, infants, or chronic

patients

* Avoid heavy perfume use in enclosed spaces

* Prefer lighter or fragrance-free alternatives whenever

possible

Natural alternatives stand out

Instead of relying solely on chemical products, alternatives

such as regular ventilation, natural cleaning methods,

and air-purifying plants can be considered to create a

fresh indoor environment. This approach supports both

healthier indoor air and respiratory protection.

Dr. Sedat Bayrakçı emphasizes that awareness is the

most important factor in protecting respiratory health:

“Uncontrolled use of chemical fragrances can lead to

serious issues, especially for sensitive groups. Limiting

their use and ensuring regular ventilation of living spaces

is essential.”

Kronik hastalarda risk daha yüksek

Astım ve KOAH gibi kronik solunum yolu hastalığı bulunan

bireyler için bu ürünler daha büyük bir risk oluşturuyor.

Bayrakçı, yoğun kimyasal kokuların hava yollarında

daralmaya neden olabileceğini ve astım ataklarını

tetikleyebileceğini belirtiyor.

Uzun süre kokulu ortamlarda bulunmak, bronşların

hassasiyetini artırarak nefes almayı zorlaştırabiliyor. Bu

nedenle kronik solunum hastalığı olan bireylerin yaşadığı

alanlarda oda spreyi ve benzeri ürünlerin kullanımının

mümkün olduğunca sınırlandırılması öneriliyor.

Çocuklar ve bebekler daha savunmasız

Gelişmekte olan solunum sistemi nedeniyle çocuklar ve

bebekler, kimyasal maddelere karşı çok daha hassas bir

grubu oluşturuyor. Bebeklerin akciğer kapasitesinin ve

bağışıklık sisteminin henüz tam gelişmemiş olması, solunan

kimyasalların daha hızlı ve yoğun etki göstermesine

neden olabiliyor. Bu durum; sık tekrarlayan öksürük,

huzursuzluk, solunum sıkıntısı ve alerjik reaksiyonlar

şeklinde kendini gösterebiliyor. Uzmanlar, özellikle

çocuk odaları ve uyku alanlarında bu tür kokulandırıcı

ürünlerin kullanılmamasını öneriyor.

Bilinçli kullanım şart

Uzmanlara göre bu ürünlerin tamamen hayatımızdan

çıkarılması her zaman mümkün olmasa da, doğru kullanım

alışkanlıkları geliştirmek büyük önem taşıyor. Basit

önlemlerle kimyasal maruziyeti azaltmak mümkün:

-Oda spreyleri doğrudan solunum hizasına değil, ortamın

üst kısmına uygulanmalı

-Kullanım sonrası ortam mutlaka havalandırılmalı

-Otomatik koku vericiler sürekli çalışır halde bırakılmamalı

-Bebek, çocuk ve kronik hastaların bulunduğu alanlarda

kullanım sınırlandırılmalı

-Parfümler kapalı alanlarda yoğun şekilde kullanılmamalı

-Mümkün olduğunca hafif içerikli ya da kokusuz alternatifler

tercih edilmeli

Doğal alternatifler öne çıkıyor

Kapalı alanlarda ferah bir ortam sağlamak için yalnızca

kimyasal ürünlere yönelmek yerine, düzenli havalandırma,

doğal temizlik yöntemleri ve hava kalitesini iyileştiren

bitkiler gibi alternatifler de değerlendirilebilir. Bu

yaklaşım, hem daha sağlıklı bir iç ortam oluşturulmasına

hem de solunum yollarının korunmasına katkı sağlayabilir.

Uzm. Dr. Sedat Bayrakçı, solunum sağlığının korunmasında

en önemli unsurun farkındalık olduğunu vurgulayarak,

“Kimyasal kokulandırıcıların kontrolsüz kullanımı,

özellikle hassas gruplarda ciddi sorunlara yol açabilir. Bu

nedenle kullanımın sınırlandırılması ve yaşam alanlarının

düzenli havalandırılması büyük önem taşır” değerlendirmesinde

bulunuyor.

May - Mayıs 2026



56

A new era in cancer treatment:

Drug testing on patient-specific “mini tumors”

Kanser tedavisinde yeni dönem:

Hastaya özel “mini tümör” üzerinde ilaç testi

A newly developed approach in colon cancer enables

drug testing on three-dimensional tumor models

grown from patient samples, allowing the most

effective therapy to be identified before treatment

begins. Supported by artificial intelligence, this method

marks a significant milestone in personalized

oncology.

The long-standing goal in cancer treatment, finding the

most effective drug in the shortest time, is now becoming

a reality with advanced technologies. A recent

study in colon cancer opens the door to a major transformation

by enabling pre-treatment drug testing on

patient-specific tumor replicas.

Led by Prof. Dr. Uğur Sezerman, Head of the Department

of Medical Informatics and Biostatistics at Acıbadem

University Faculty of Medicine, and developed with

contributions from Prof. Dr. Esra Erdal of İzmir Biomedicine

and Genome Center, the project stands out as a key

innovation in personalized oncology. Tumor tissue obta-

Kolon kanserinde geliştirilen yeni yaklaşımda, hastadan

alınan tümör dokusu laboratuvarda üç boyutlu

olarak çoğaltılıyor, en etkili ilaç tedavi başlamadan

belirleniyor. Yapay zekâ destekli bu yöntem, kişiye

özel tedavide önemli bir eşiğe işaret ediyor.

Kanser tedavisinde uzun yıllardır tartışılan “en doğru

ilacı en kısa sürede bulma” hedefi, yeni teknolojilerle

somut bir karşılık bulmaya başlıyor. Kolon kanseri

alanında yürütülen güncel bir araştırma, hastaya özel

tümör kopyası üzerinde ilaçların önceden test edilmesini

mümkün kılarak tedavi sürecinde önemli bir dönüşümün

kapısını aralıyor. Acıbadem Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıp

Bilişimi ve Biyoistatistik Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr.

Uğur Sezerman liderliğinde yürütülen ve İzmir Biyotıp ve

Genom Merkezi’nden Prof. Dr. Esra Erdal’ın katkılarıyla

geliştirilen proje, kişiselleştirilmiş onkolojide dikkat çeken

yeniliklerden biri olarak öne çıkıyor. Çalışma kapsamında,

hastadan alınan tümör dokusu laboratuvar ortamında

çoğaltılarak üç boyutlu “organoid” adı verilen mini tümör

May - Mayıs 2026


57

modellerine dönüştürülüyor. Bu modeller üzerinde hedefe

yönelik ilaçlar test edilerek, tedaviye başlanmadan

önce en etkili

Tümörün dijital ve biyolojik haritası çıkarılıyor

Projenin temelini yalnızca laboratuvar çalışmaları değil,

aynı zamanda ileri düzey veri analizi oluşturuyor. DNA

dizileme teknolojileri sayesinde tümörün genetik yapısı

detaylı şekilde incelenirken, elde edilen veriler yapay

zekâ destekli sistemlerle analiz ediliyor. Bu süreçte tümörün

hangi genetik değişimlerle geliştiği, hangi mekanizmalarla

büyüdüğü ve tedaviye nasıl yanıt verebileceği

ortaya konuyor.

Prof. Dr. Uğur Sezerman, kanserin tek tip bir yapı olmadığını,

farklı hücre gruplarından oluşan karmaşık bir sistem

olduğunu vurgulayarak, tümör içindeki bu çeşitliliğin

analiz edilmesinin tedavi başarısı açısından kritik olduğunu

belirtiyor. Bu kapsamda yalnızca genetik veri

değil; genlerin ne kadar aktif olduğu, protein üretimi ve

hücresel metabolizma gibi çok katmanlı biyolojik veriler

de değerlendirmeye dahil ediliyor.

ined from patients is replicated in laboratory conditions

and transformed into three-dimensional “organoids,” or

mini tumor models. Targeted therapies are then tested

on these models to determine the most effective option

before treatment begins.

Mapping the tumor’s biological and digital profile

The project is built not only on laboratory work but also

on advanced data analysis. Using DNA sequencing technologies,

the genetic structure of the tumor is examined

in detail, and the resulting data is analyzed through

AI-supported systems. This process reveals how the tumor

develops, which genetic alterations drive its growth,

and how it may respond to treatment.

Prof. Dr. Uğur Sezerman emphasizes that cancer is not

a uniform structure but a complex system composed of

diverse cell populations. Understanding this diversity within

the tumor is critical for treatment success. Therefore,

the analysis includes not only genetic data but also multi-layered

biological information such as gene activity,

protein production, and cellular metabolism.

AI-driven selection of targeted therapies

The comprehensive data obtained is analyzed using specialized

algorithms to identify the tumor’s vulnerabilities.

Through a method known as PANACEA, the mechanisms

driving tumor growth are mapped, and drugs or drug

combinations that can suppress these mechanisms are

identified.

This approach eliminates the need for trial-and-error testing

of hundreds of drugs, focusing directly on the most

suitable options. As a result, treatment processes can be

accelerated while reducing the risk of unnecessary side

effects for patients.

May - Mayıs 2026


58

Testing on “mini tumors” in the laboratory

One of the most notable aspects of the project is the

use of organoid technology. These three-dimensional

structures, derived from patient tissue, closely mimic

the biological behavior of real tumors. This allows drugs

to be tested directly on an exact replica of the patient’s

tumor.

In addition to facilitating personalized treatment selection,

this method also has the potential to significantly

Personalized treatment plans within six weeks

With this system, the most suitable treatment option for

a patient can be identified in approximately six weeks.

The results are then shared directly with clinicians,

enabling treatment plans to be tailored based on precise

data.

Initially, the method is expected to be applied to advanced-stage

colon cancer patients who have not responded

to existing treatments. In the future, it may also

become applicable to early-stage cases. Experts suggest

that this approach could improve patients’ quality of

life while reducing the economic burden on healthcare

systems by minimizing time loss.

Potential for broader applications

Within the scope of the project, approved by TEYDEB,

initial studies will be conducted on 30 patients. Based on

the findings, the method is expected to be adapted to

other cancer types, particularly breast cancer.

Experts believe this approach could extend beyond oncology,

contributing to the development of personalized

treatment models for various diseases. Organoid technology

is also expected to be applicable in conditions

such as ulcerative colitis and irritable bowel syndrome.

A new paradigm: “test before treatment”

Personalized approaches in cancer treatment are gaining

increasing importance, and studies like this are taking

them to a new level. The ability to test drug effectiveness

before initiating treatment signals a major paradigm

shift in oncology.

Experts predict that in the coming years, the approach

of “understand the tumor first, then treat it” may

become standard practice, with personalized therapies

playing a much larger role in clinical applications.

Yapay zekâ ile hedefe yönelik tedavi seçimi

Elde edilen kapsamlı veriler, geliştirilen özel algoritmalarla

analiz edilerek tümörün “zayıf noktaları” belirleniyor.

PANACEA adı verilen yöntem sayesinde, tümörün

büyümesini tetikleyen mekanizmalar haritalanıyor ve bu

mekanizmaları baskılayabilecek ilaçlar ya da ilaç kombinasyonları

belirleniyor.

Bu yaklaşım, yüzlerce farklı ilacın rastgele denenmesi

yerine, doğrudan en uygun seçeneklere odaklanılmasını

sağlıyor. Böylece hem tedavi süreci hızlanıyor hem de

hastanın gereksiz yan etkilerle karşılaşma riski azalıyor.

Laboratuvarda “mini tümör” üzerinde deneme

Projede dikkat çeken en önemli aşamalardan biri ise

organoid teknolojisi. Hastadan alınan dokudan elde

edilen bu üç boyutlu yapılar, gerçek tümörün biyolojik

davranışını büyük ölçüde taklit ediyor. Bu sayede ilaçlar

doğrudan hastanın tümörünün birebir kopyası üzerinde

test edilebiliyor.

Bu yaklaşım yalnızca kişiye özel tedavi seçimini kolaylaştırmakla

kalmıyor, aynı zamanda hayvan deneylerine olan

ihtiyacı da önemli ölçüde azaltma potansiyeli taşıyor.

Altı haftada kişiye özel tedavi planı

Geliştirilen sistemle birlikte yaklaşık 6 hafta gibi görece

kısa bir sürede hastaya en uygun tedavi seçeneğinin

belirlenmesi hedefleniyor. Elde edilen sonuçlar doğrudan

klinisyenlere aktarılıyor ve tedavi süreci bu veriler

doğrultusunda planlanıyor.

İlk aşamada, mevcut tedavilere yanıt vermemiş ileri evre

kolon kanseri hastalarında uygulanması planlanan yöntem,

ilerleyen süreçte erken evre hastalara da uygulanabilir

hale gelebilir. Uzmanlar, bu yaklaşımın zaman kaybını

önleyerek hem hastanın yaşam kalitesini artırabileceğini

hem de sağlık sistemindeki ekonomik yükü azaltabileceğini

belirtiyor.

Gelecekte daha geniş kullanım alanı

TEYDEB onayı alan proje kapsamında ilk etapta 30 hasta

üzerinde çalışma yürütülecek. Elde edilecek veriler doğrultusunda

yöntemin meme kanseri başta olmak üzere

farklı kanser türlerine uyarlanması planlanıyor.

Uzmanlara göre bu yaklaşım, yalnızca kanserle sınırlı kalmayıp

gelecekte farklı hastalıklarda da kişiye özel tedavi

modellerinin geliştirilmesine katkı sağlayabilir. Organoid

teknolojisinin ülseratif kolit ve irritabl bağırsak sendromu

gibi hastalıklarda da kullanılabileceği öngörülüyor.

“Tedavi öncesi test” dönemi

Kanser tedavisinde giderek daha fazla önem kazanan

kişiselleştirilmiş yaklaşımlar, bu tür çalışmalarla yeni bir

boyut kazanıyor. Tedaviye başlamadan önce ilacın etkisinin

test edilebilmesi, onkolojide önemli bir paradigma

değişimine işaret ediyor. Uzmanlar, önümüzdeki yıllarda

“önce tümörü anla, sonra tedavi et” yaklaşımının standart

hale gelebileceğini ve kişiye özel tedavilerin klinik

uygulamalarda daha geniş yer bulacağını öngörüyor.

May - Mayıs 2026



60

Biotechnology manufacturing facility launched

with a 20 million USD investment

20 milyon dolarlık yatırımla biyoteknoloji üretim tesisi hizmete girdi!

The high-tech production facility established with a

20 million USD investment by SEM Biotech represents

a strategic step that will transition Türkiye

from an import-dependent structure to an export-oriented

model in critical medical products.

Türkiye has commissioned another major investment

aimed at reducing external dependency in healthcare

technologies. The SEM Biotech VACUSEM Vacuum Blood

Collection Tube Manufacturing Facility, developed by

SEM Group with an investment of 20 million USD, was

officially inaugurated in a ceremony attended by public

officials and industry representatives.

Officials from the Ministry of Industry and Technology

emphasized that such investments, which strengthen

domestic production capacity, are of critical importance

for both employment and technological advancement.

“A production hub opening to global markets”

Yavuz Eroğlu, Chairman of the Board of SEM Group and

SEM Biotech’in 20 milyon dolarlık yatırımıyla kurulan

yüksek teknoloji üretim tesisi, Türkiye’yi kritik medikal

ürünlerde ithalat ağırlıklı yapıdan ihracat odaklı

yapıya taşıyacak stratejik bir adım olarak öne çıkıyor.

Türkiye, sağlık teknolojilerinde dışa bağımlılığı azaltmaya

yönelik önemli bir yatırımı daha devreye aldı. SEM Grup

tarafından 20 milyon dolarlık yatırımla hayata geçirilen

SEM Biotech VACUSEM Vakumlu Steril Kan Alma Tüpü

Üretim Tesisi, kamu ve sektör temsilcilerinin katıldığı

törenle açıldı.

Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı yetkilileri, yerli üretim

kapasitesini güçlendiren bu tür yatırımların hem istihdam

hem de teknoloji gelişimi açısından kritik öneme sahip

olduğunu vurguladı.

“Küresel pazara açılan bir üretim merkezi”

SEM Grup ve SEM Biotech Yönetim Kurulu Başkanı Yavuz

Eroğlu, yatırımın yalnızca bir üretim tesisi olmanın ötesinde

anlam taşıdığını belirterek, “Vakumlu kan tüpleri,

doğru teşhis süreçlerinin temel unsurlarından biri. Bu

yatırım ile yalnızca iç pazarın ihtiyacına yanıt veren bir

May - Mayıs 2026


61

SEM Biotech, highlighted that the investment goes beyond

being a conventional production facility.

“Vacuum blood collection tubes are among the fundamental

components of accurate diagnostic processes.

With this investment, we have not only established a

structure that meets domestic demand, but also activated

a production hub capable of supplying high-standard

products to a wide geography, particularly Europe,” he

said. Eroğlu also noted that supply chain disruptions

experienced during the pandemic clearly demonstrated

the importance of domestic manufacturing, adding that

the company aims to strengthen Türkiye’s position in this

field.

Advanced technological infrastructure stands out

The facility, with a total indoor area of 20,000 square

meters, includes a 2,000 square meter ISO 8 cleanroom

and an annual production capacity of 400 million units,

positioning it among the most advanced centers in its

field.

Key features of the production infrastructure include:

* Production lines capable of reaching a capacity of 9

tubes per second

* Integrated use of Swiss mold technology, Canadian

production systems, Japanese gel technology, and German

chemical expertise

yapı kurmadık; aynı zamanda Avrupa başta olmak üzere

geniş bir coğrafyaya yüksek standartlarda ürün sunacak

bir üretim merkezi devreye alındı” dedi.

Pandemi döneminde yaşanan tedarik sorunlarının yerli

üretimin önemini açık şekilde ortaya koyduğunu hatırlatan

Eroğlu, Türkiye’nin bu alandaki konumunu güçlendirmeyi

hedeflediklerini ifade etti.

Yüksek teknoloji altyapısı dikkat çekiyor

20 bin metrekare kapalı alana sahip tesis, 2 bin metrekarelik

ISO 8 temiz oda altyapısı ve yıllık 400 milyon adet

üretim kapasitesiyle bu alandaki en gelişmiş merkezlerden

biri olarak konumlanıyor.

Tesiste kullanılan üretim altyapısı da dikkat çekici özellikler

barındırıyor:

-Üretim hatları saniyede 9 tüp kapasitesine ulaşabiliyor

-İsviçre kalıp teknolojisi, Kanada üretim sistemleri, Japon

jel teknolojisi ve Alman kimyasal bilgi birikimi entegre

şekilde kullanılıyor

Bu yapı, tesisi küresel ölçekte üst segment üretim kategorisine

taşıyor.

İthalattan ihracata geçiş süreci hızlanıyor

Türkiye’de her yıl yüz milyonlarca adet kan tüpü tüketilirken,

bu ihtiyacın önemli bir bölümü bugüne kadar

ithalatla karşılanıyordu. Yeni tesis ile birlikte yerli üretim

kapasitesi önemli ölçüde artarken, Avrupa, Orta Doğu ve

Afrika başta olmak üzere geniş pazarlara ihracat imkânı

da güçleniyor.

May - Mayıs 2026


62

This integrated structure elevates the facility into the

upper segment of global manufacturing standards.

Transition from import to export accelerates

While hundreds of millions of blood collection tubes are

consumed annually in Türkiye, a significant portion of

this demand has historically been met through imports.

With the new facility, domestic production capacity is

significantly increasing, while export potential to markets

such as Europe, the Middle East, and Africa is being

strengthened.

Targeting a strong position in global markets

The global vacuum blood collection tube market, valued

at over 2 billion USD, continues to grow and is characterized

by high quality requirements. This investment

contributes to Türkiye’s goals of increasing high value-added

production capacity and becoming a regional

manufacturing hub.

Küresel pazarda güçlü konum hedefi

2 milyar doların üzerinde büyüklüğe sahip küresel vakumlu

kan tüpü pazarı, sürekli büyüyen ve yüksek kalite

talebiyle öne çıkan bir alan olarak dikkat çekiyor. Bu yatırım,

Türkiye’nin yüksek katma değerli üretim kapasitesini

artırma ve bölgesel üretim merkezi olma hedeflerine

katkı sağlıyor.

Stratejik üretim ve sağlık güvenliği

SEM Biotech yatırımı, yalnızca ekonomik değil; aynı zamanda

stratejik bir adım olarak değerlendiriliyor. Küresel

krizlerde ortaya çıkan tedarik risklerine karşı yerli üretim

kapasitesinin artırılması, sağlık sisteminin dayanıklılığı

açısından kritik önem taşıyor.

Yeni tesis, Türkiye’nin sağlık teknolojilerinde daha güçlü

bir konuma ilerlemesine katkı sunarken, yüksek teknoloji

üretiminde yeni bir dönemin de kapısını aralıyor.

Strategic production and healthcare resilience

The SEM Biotech investment is considered not only an

economic initiative but also a strategic move. Increasing

domestic production capacity against supply risks

observed during global crises is critical for the resilience

of healthcare systems.

The new facility supports Türkiye’s advancement toward

a stronger position in healthcare technologies while opening

the door to a new era in high-tech manufacturing.

May - Mayıs 2026


63

Boehringer Ingelheim Türkiye achieves double gold

success on the international stage

Boehringer Ingelheim Türkiye won Gold awards in

two categories at the Stevie® Awards 2026 MENA,

standing out with its practices focused on employee

development and an inclusive workplace culture.

Boehringer Ingelheim Türkiye achieved significant international

recognition by winning two Gold awards at the

Stevie® Awards 2026 Middle East & North Africa. The

company was honored for its programs centered on employee

development and inclusivity.

With more than 135 years of experience in human and animal

health, Boehringer Ingelheim received global recognition

this time for its internal development and workplace

initiatives. The company’s BILET EXTRA Development

Program, designed to strengthen employee competencies,

was awarded Gold in the category of “Innovation in

Developing Employee Skills and New Competencies.”

The Reverse Mentoring Program, which promotes intergenerational

interaction and mutual learning, received

the Gold award in the category of “Innovation in Inclusive

Workplace Practices.”

Özlem Kar, HR Director, Boehringer Ingelheim Türkiye,

stated that creating a work environment that supports

employee development and strengthens inclusivity remains

a top priority. She added that receiving international

recognition for these two programs is a strong source of

motivation for the company.

The company aims to continue reinforcing its learning

culture and further developing an inclusive work environment

through its employee-focused approach.

Boehringer Ingelheim Türkiye’ye uluslararası arenada çifte altın başarı

Stevie® Awards 2026 MENA’da iki ayrı kategoride Altın

ödül kazanan Boehringer Ingelheim Türkiye, çalışan

gelişimi ve kapsayıcı iş kültürüne yönelik uygulamalarıyla

dikkat çekti.

Boehringer Ingelheim Türkiye, Stevie® Awards 2026

Middle East & North Africa kapsamında iki ayrı kategoride

Altın ödül kazanarak uluslararası alanda önemli bir başarıya

imza attı. Şirket, çalışan gelişimi ve kapsayıcılık odağındaki

programlarıyla öne çıktı.

135 yılı aşkın süredir insan ve hayvan sağlığı alanında faaliyet

gösteren Boehringer Ingelheim, bu kez kurum içi gelişim

ve iş yeri uygulamalarıyla global ölçekte takdir gördü.

Şirketin, çalışanların yetkinliklerini güçlendirmeyi hedefleyen

BILET EXTRA Gelişim Programı, “Çalışan Yetkinliklerini

Geliştirme ve Yeni Beceriler Kazandırmada İnovasyon”

kategorisinde Altın ödüle layık görüldü.

Kuşaklar arası etkileşimi ve karşılıklı öğrenmeyi destekleyen

Tersine Mentorluk Programı ise “Kapsayıcı İş Yeri

Uygulamalarında İnovasyon” kategorisinde Altın ödülün

sahibi oldu. Boehringer Ingelheim Türkiye İnsan Kaynakları

Direktörü Özlem Kar, elde edilen başarıya ilişkin değerlendirmesinde,

çalışanların gelişimini destekleyen ve kapsayıcılığı

güçlendiren bir çalışma ortamını önceliklendirdiklerini

belirtti. Kar, bu iki programın uluslararası düzeyde ödüllendirilmesinin

kendileri için önemli bir motivasyon kaynağı

olduğunu ifade etti. Şirket, çalışan odaklı yaklaşımını sürdürerek

öğrenme kültürünü güçlendirmeye ve kapsayıcı iş

ortamını geliştirmeye yönelik çalışmalarına devam etmeyi

hedefliyor.

May - Mayıs 2026




Hooray! Your file is uploaded and ready to be published.

Saved successfully!

Ooh no, something went wrong!