14.05.2026 Views

Pharma Türkiye Mayis Haziran 2026

Pharma Turkiye May June 2026

Pharma Turkiye May June 2026

SHOW MORE
SHOW LESS

Transform your PDFs into Flipbooks and boost your revenue!

Leverage SEO-optimized Flipbooks, powerful backlinks, and multimedia content to professionally showcase your products and significantly increase your reach.

May June 2026

PHARMACY

MOVES TO THE CENTER

STAGE!

ECZACILIK

SAHNENIN MERKEZINE

TAŞINIYOR!




Publisher

H. Ferruh IŞIK

on behalf of

İSTMAG Magazin Gazetecilik

İç ve Dış Tic. Ltd. Şti.

Managing Editor

(Responsible)

Mehmet SÖZTUTAN

mehmet.soztutan@img.com.tr

Editor–in–Chief

Dilara CİCA YILMAZ

dilara.cica@img.com.tr

Editors

Didem IŞIK

didem.isik@img.com.tr

Correspondent

Tayfun AYDIN

tayfun.aydin@img.com.tr

Graphic & Design

Sami AKTAŞ

sami.aktas@img.com.tr

Foreign Relations Manager

Ayça SARİOĞLU

ayca.sarioglu@img.com.tr

Digital Assets Manager

Emre YENER

emre.yener@img.com.tr

Accounting Manager

Cuma KARAMAN

cuma.karaman@img.com.tr

Finance Manager

Yusuf Demirkazık

yusuf.demirkazik@img.com.tr

Subscription

İsmail ÖZÇELİK

ismail.özcelik@img.com.tr

Head Office

İHLAS MEDIA CENTER

Merkez Mahallesi 29 Ekim

Caddesi No:11 Medya Blok Kat:1

34197 Yenibosna / İstanbul / Turkey

Tel: 0212 454 22 22 Faks: 0212 454 22 93

Printing

İhlas Gazetecilik A.Ş

Merkez Mahallesi 29 Ekim Cad.

İhlas Plaza NO: 11/A 41

Yenibosna / İstanbul / TURKEY

Tel: 0 212 454 30 00

Index

İçindekiler

4

You can freeze under extreme stress!

Aşırı stresten donabilirsiniz!

14

Kedrion Türkiye runs for rare diseases

Kedrion Türkiye, nadir hastalıklar için koştu

20

A new language in the fight against cancer:

strengthening life with “+”

Kanserle mücadelede yeni bir dil: “+” ile güçlenen yaşam

30

“The unseen face of your heart” event raises awareness

“Kalbinin Görmediğin Yüzü” etkinliğiyle farkındalık çağrısı

42

Koç University Hospital tops the list

Koç Üniversitesi Hastanesi zirvede!


The closest representatives of

healthcare

In the fast pace of modern life, many details go unnoticed — yet

pharmacies, with their lights always on at the corner of the street,

continue to stand as one of the most familiar symbols of trust.

Pharmacists are not only healthcare professionals who dispense

medication, but also key advisors who build a direct connection

between the public and the healthcare system. Answering countless

questions every day, guiding patients, and often becoming the very

first point of contact, they remain at the heart of one of the most active

areas in healthcare.

As the healthcare world rapidly evolves through technology, the

role of pharmacists is also transforming. With digital systems, nextgeneration

treatments, and increasing public awareness around health,

pharmacists today hold a far more comprehensive role than ever before.

From promoting conscious medication use to supporting chronic

disease management and patient counseling, they are no longer simply

supportive figures, but trusted guides within the healthcare ecosystem.

This growing responsibility continues to highlight the strategic

importance of the profession.

Pharmacists Day on May 14 serves as an important occasion to

recognize the dedication behind the white coats. Beyond the shelves

lies not only medicine, but also experience, attention, and a deep sense

of responsibility. As one of the most accessible pillars of healthcare,

pharmacies continue to remain a constant source of trust in an everchanging

world.

Dilara CİCA YILMAZ

Sağlığın en yakın temsilcileri

Modern yaşamın hızında çoğu detay gözden kaçıyor; ancak

mahallenin köşesinde ışığı yanan eczaneler hâlâ güven hissinin en

tanıdık adreslerinden biri olmayı sürdürüyor. Eczacılar, yalnızca

ilaç veren sağlık profesyonelleri değil, aynı zamanda toplumla sağlık

sistemi arasında doğrudan bağ kuran önemli danışmanlar arasında yer

alıyor. Gün içinde yüzlerce soruya yanıt veren, hastaları yönlendiren

ve çoğu zaman ilk teması sağlayan bu meslek grubu, sağlık sektörünün

en aktif alanlarından birinde görev yapıyor.

Teknolojinin hızla dönüştürdüğü sağlık dünyasında eczacılık da

değişiyor. Dijital sistemler, yeni nesil tedavi yöntemleri ve artan sağlık

bilinciyle birlikte eczacıların rolü her geçen gün daha kapsamlı hale

geliyor. Özellikle bilinçli ilaç kullanımı, kronik hastalık takibi ve

hasta danışmanlığı gibi alanlarda eczacılar, yalnızca destekleyici değil

yön gösterici bir konumda bulunuyor. Bu durum, mesleğin sağlık

sektöründeki stratejik değerini daha görünür hale getiriyor.

14 Mayıs Eczacılar Günü, beyaz önlüklerin ardındaki emeği hatırlamak

için önemli bir fırsat sunuyor. Rafların arasında yalnızca ilaç değil;

dikkat, deneyim ve büyük bir sorumluluk duygusu taşınıyor. Sağlık

sisteminin en ulaşılabilir noktalarından biri olan eczaneler, değişen

dünyaya rağmen güvenin sabit adresi olmaya devam ediyor.

from the

editorin-chief


Polifarma appoints experienced industry leader as CEO

Polifarma’ya Üst Düzey Lider

4 Pharma

Polifarma has announced a senior executive

appointment. Dr. Pharmacist Başbuğ Öke, one of

the pharmaceutical industry’s experienced leaders,

has been appointed as the company’s CEO and will

lead Polifarma’s sustainable growth and global

competitiveness goals as the company continues to

strengthen its management team with highly qualified

professionals.

By adding Dr. Pharmacist Başbuğ Öke, who has extensive

international experience in strategy, business development,

export, sales, and marketing within the pharmaceutical

industry, to its executive management team, Polifarma has

once again demonstrated its determination to position the

Turkish pharmaceutical industry as a “global healthcare

hub.”

Born in 1971, Başbuğ Öke graduated from İstanbul Erkek

High School in 1989 and completed his undergraduate

studies at Istanbul University Faculty of Pharmacy in 1993.

He earned his master’s degree from the same faculty in

1996 and received his PhD degree from the Biochemistry

Department of Istanbul University in 2000.

Öke began his professional career in 2000 as Business

Development Manager at Bilim İlaç. Between 2002

and 2006, he worked at Abdi İbrahim as Medical

Representative, Medical Manager, and Product Manager,

respectively. From 2006 to 2013, he held several

senior positions at Abbott, including Senior Product

Manager, Group Product Manager, Marketing Manager,

Neonatology Business Unit Manager, Solvay Integration

Project Leader, and Specialty Products Business Unit

Director.

Following the establishment of AbbVie, Öke served as

Specialty Products Business Unit Director at AbbVie

Türkiye between 2013 and 2017. Between 2017 and 2018,

he worked at AbbVie Inc. in Chicago, USA, as Senior

Marketing Manager and Director responsible for Global

Marketing and Commercial Operations in the neurology

field. Since 2021, he has served as General Manager at

Eczacıbaşı Pharmaceutical Marketing.

At Polifarma, Öke will lead the company’s strategies in

innovative product development, international growth,

and patient-focused healthcare solutions. With his

extensive industry expertise and leadership vision, he is

expected to further strengthen Polifarma’s position in

both local and global markets.

With its strong management structure and strategic

investments, Polifarma continues its commitment to

creating value in the healthcare sector and providing

accessible and reliable solutions for patients worldwide.

Dr. Pharmacist

Başbuğ Öke

Polifarma’da üst düzey bir atama gerçekleşti. İlaç dünyasının

deneyimli ismi Başbuğ Öke; alanında uzman isimlerle yönetim

kadrosunu güçlendirmeye devam eden Polifarma’nın CEO’su

olarak şirketin sürdürülebilir büyüme ve küresel rekabet

hedeflerine liderlik edecek.

Polifarma, ilaç sektöründe strateji, iş geliştirme, ihracat ile satış ve

pazarlama alanlarında uluslararası deneyime sahip Dr. Ecz. Başbuğ

Öke’yi üst düzey yönetim kadrosuna katarak Türk ilaç sektörünün

‘global sağlık üssü’ olma yolundaki kararlılığını bir kez daha gösterdi.

1971 yılında doğan Başbuğ Öke, lise eğitimini 1989 yılında İstanbul

Erkek Lisesi’nde, lisans eğitimini 1993 yılında İstanbul Üniversitesi

Eczacılık Fakültesi’nde, yüksek lisans eğitimini 1996 yılında aynı

üniversitenin aynı bölümünde tamamladı; doktora derecesini ise

2000 yılında aynı üniversitenin Biyokimya Bölümü’nden aldı.

İş yaşamına 2000 yılında Bilim İlaç’ta İş Geliştirme Yöneticisi olarak

başlayan Öke, 2002-2006 yılları arasında Abdi İbrahim’de sırasıyla

Tıbbi Tanıtım Uzmanı, Medikal Müdür ve Ürün Müdürü olarak

çalıştı. 2006-2013 yılları arasında Abbott’ta sırasıyla Kıdemli Ürün

Müdürü, Grup Ürün Müdürü, Pazarlama Müdürü, Neonatoloji İş

Birimi Müdürü, Solvay Entegrasyonu Proje Lideri ve Spesifik Ürünler

İş Birimi Direktörü olarak görev yaptı. AbbVie oluşumunun ardından

2013-2017 yılları arasında AbbVie Türkiye’de Spesifik Ürünler İş

Birimi Direktörü, 2017-2018 yılları arasında AbbVie Inc. (ABD,

Chicago)’da Kıdemli Pazarlama Müdürü ve Nöroloji alanındaki

Global Pazarlama ve Ticari Operasyonlardan Sorumlu Direktör olarak

çalışan Öke, 2021 yılından itibaren Eczacıbaşı İlaç Pazarlama’da Genel

Müdür olarak görev yaptı.

Polifarma’nın yenilikçi ürün geliştirme, uluslararası büyüme ve hasta

odaklı sağlık çözümleri stratejilerine liderlik edecek olan Öke’nin,

sektördeki derin bilgi birikimi ve liderlik vizyonu ile Polifarma’yı

daha ileriye taşıması ve şirketin hem yerel hem de global pazarlardaki

konumunu güçlendirmesi hedefleniyor.

Polifarma, güçlü yönetim kadrosu ve stratejik yatırımlarıyla sağlık

sektöründe değer yaratmaya ve hastalara erişilebilir, güvenilir

çözümler sunmaya kararlılıkla devam ediyor.


Polifarma

Pharmaceuticals’

40-year journey of

production and healing,

crystallized like a ruby

“Our 40th Anniversary

Manifesto:

Polifarma İlaç’ın yakut gibi

kristalleşen 40 yıllık üretim ve

şifa yolculuğu

This year marks our 40th anniversary, our Ruby Year.

A ruby is formed over time. It requires patience, dedication,

and the right conditions to crystallize. Rare and enduring, it

absorbs light, transforms it, and reflects it outward. Its color

symbolizes passion, strength, healing, and the energy of life.

Polifarma’s 40-year journey began in much the same way.

At the beginning, there was an emotion, a deep sense of

responsibility toward people, life, and health.

Over time, that emotion turned into a question:

“Can it be done better?”

Questions evolved into ideas. Ideas turned into courage.

And courage became production.

This journey is the story of a corporate value born from

emotion, transformed into ideas, and crystallized through

productivity to radiate light.

Polifarma represents an impact that spreads from emotion to

ideas, from ideas to production, and ultimately transforms

into healing. Like a ruby, Polifarma is strong, resilient, and

enduring.

Year after year, we have continued to strengthen our essence.

Today, when we look back, what we see is not a single moment

or a single achievement, but the shared light of collective effort,

shaped by science and touching human lives.

For 40 years, we have continued this journey from emotion to

ideas, and from ideas to production, with the same sense of

responsibility:

Putting people at the center, guided by science, seeing healing

not merely as an outcome but as a responsibility, and building

the future today.

Because we know that true value is not precious simply because

it shines, but because it endures and heals.

And this journey, this ruby story that has continued for 40

years, is only just beginning as it continues to bring healing

to lives.”

“40.yıl manifestomuz:

Bu yıl; bizim 40. yılımız, Yakut yılımız.

Yakut, zamanla oluşur; zaman ister, sabır ister.

Doğru koşullarda kristalleşir, nadirdir ve kalıcıdır.

Işığı içine alır, dönüştürür ve dışarı yansıtır.

Rengiyle tutkuyu, gücü, şifayı ve yaşam enerjisini simgeler.

Polifarma’nın 40 yıllık yolculuğu da işte tam olarak böyle başladı.

Önce bir duygu vardı; insana, hayata, sağlığa karşı hissedilen

derin bir sorumluluk duygusu…

O duygu, zamanla soruya dönüştü.

“Daha iyisi mümkün mü?”

Sorular fikirlere dönüştü. Fikirler cesarete.

Cesaret, üretime.

Bu yolculuk; ham bir duygudan doğup, fikre dönüşen,

üretkenlikle kristalleşerek ışık saçan bir kurumsal değerin

hikayesidir.

Polifarma da duygudan fikre, fikirden üretime yayılan ve

sonunda şifaya dönüşen bir etkiyi temsil eder. Yine Polifarma;

tıpkı yakut gibi,

Güçlüdür. Dayanıklıdır. Uzun ömürlüdür.

Biz, her yıl, özümüzü biraz daha güçlendirdik. Biz, her yıl,

özümüzü biraz daha güçlendirdik.

Bugün geriye baktığımızda gördüğümüz şey; tek bir an değil,

tek bir başarı değil, insana dokunan, bilimle şekillenen, ortak bir

emeğin ışığıdır.

40 yıldır duygudan fikre, fikirden üretime yürüyen bu yolculukta

aynı sorumlulukla ilerliyoruz:

İnsanı merkeze alarak, bilimi rehber edinerek, şifayı yalnızca bir

sonuç değil,

bir sorumluluk olarak görerek ve geleceği bugünden inşa

ederek…

Çünkü biz biliyoruz; gerçek değer, parlak olduğu için değil, kalıcı

olduğu ve iyileştirdiği için kıymetlidir.

Ve bu yolculuk; 40 yıldır süren bu yakut hikayesi,

şifa dağıtmaya devam ederek daha yeni başlıyor.”

Pharma

5


You can freeze under extreme stress!

Aşırı stresten donabilirsiniz!

Ani hareketsizlik ve konuşamama atakları yaşayan birçok

kişi nörolojik bir hastalık şüphesiyle hastaneye başvuruyor.

Oysa bu tablo, sinir sisteminin aşırı strese verdiği “donma”

yanıtı olabilir.

Günlük hayatın içinde, kimi zaman bir tartışma anında, kimi

zaman yoğun bir stres dalgasının ortasında bazı insanlar

bir anda hareket edemediklerini, konuşamadıklarını ya da

bedenlerinin kilitlendiğini ifade ediyor. Çevresini duyduğunu

ancak tepki veremediğini söyleyen bu kişiler, çoğu zaman felç

geçirdiklerini düşünerek acil servise başvuruyor.

Ancak yapılan nörolojik muayeneler ve görüntüleme testlerinde

ciddi bir organik hasar saptanmayabiliyor. Bu durumda tablo,

psikiyatrik literatürde “fonksiyonel donma” olarak tanımlanan

stres temelli bir sinir sistemi tepkisine işaret edebiliyor.

Konuya ilişkin değerlendirmelerde bulunan Batıgöz Sağlık

Grubu Balçova Cerrahi Tıp Merkezi Psikiyatri Uzmanı Sema

Bayçın, fonksiyonel donmanın gerçek ve biyolojik bir savunma

mekanizması olduğunun altını çiziyor.

Psychiatry Specialist Sema Bayçın

Many people who experience sudden episodes of immobility

and inability to speak apply to hospitals with the suspicion of

a neurological disorder. However, this condition may actually

be the nervous system’s “freeze” response to overwhelming

stress.

In daily life, sometimes during an argument and sometimes

in the middle of an intense wave of stress, some individuals

suddenly report that they cannot move, cannot speak, or feel

as if their bodies are locked. These people often say they can

hear and perceive their surroundings but cannot respond.

Many of them go to emergency services believing they may

be having a stroke.

However, neurological examinations and imaging tests may

reveal no serious organic damage. In such cases, the condition

may indicate a stress-based nervous system response described

in psychiatric literature as “functional freeze.”

Sema Bayçın, Psychiatry Specialist at Batıgöz Health Group

Balçova Surgical Medical Center, emphasizes that functional

freezing is a real and biological defense mechanism.

“This is not an act, it is the automatic response of the nervous

system”

According to Dr. Sema Bayçın, functional freezing is a natural

biological reaction of the brain when faced with intense stress

or perceived threat:

“When the perception of danger increases, the nervous system

chooses one of the ‘fight, flight, or freeze’ responses. The freeze

response appears as the person remaining motionless from the

outside. This is not a conscious control or acting behavior; it is

“Bu bir rol değil, sinir sisteminin otomatik tepkisi”

Uzm. Dr. Sema Bayçın’a göre fonksiyonel donma, beynin yoğun

stres ya da tehdit algısı karşısında verdiği doğal bir biyolojik

yanıt:

“Tehlike algısı yükseldiğinde sinir sistemi ‘savaş, kaç ya da don’

tepkilerinden birini seçer. Donma tepkisi, kişinin dışarıdan

bakıldığında hareketsiz kalmasıyla görülür. Bu bilinçli bir

kontrol ya da rol yapma durumu değildir; sinir sisteminin

otomatik savunma mekanizmasıdır.”

Bu süreçte kişi:

-Konuşmakta zorlanabilir

-Kaslarında güçsüzlük ya da uyuşma hissedebilir

-Çevresini algılasa bile tepki veremediğini ifade edebilir

-Ataklar genellikle geçicidir; ancak tekrar ettiğinde yaşam

kalitesi üzerinde ciddi bir yük oluşturabilir.

“Fonksiyonel” gerçek değil anlamına gelmez

Fonksiyonel donma yaşayan birçok kişi, nörolojik testlerin

normal çıkması sonrası “Bir şeyin yok” yanıtıyla karşılaşabiliyor.

Bu durum ise çoğu zaman yanlış anlaşılmaya yol açıyor.

Uzm. Dr. Bayçın bu noktada önemli bir ayrımı vurguluyor:

“Fonksiyonel donma nörolojik bir hasardan kaynaklanmayabilir

ama bu gerçek olmadığı anlamına gelmez. Beyin ve beden

arasındaki iletişim geçici olarak bozulur. Kişi belirtileri

bilinçli olarak üretmez.” Psikolojik kökenli bu tepki, bedende

ölçülebilir fizyolojik değişiklikler oluşturabilir. Kas tonusunda

değişiklikler, konuşma blokajı ya da geçici hareketsizlik

gerçek bir deneyimdir. Bu nedenle “abartıyorsun”, “numara

yapıyorsun” gibi yaklaşımlar yalnızca damgalamaya yol açmakla

kalmaz; belirtilerin şiddetlenmesine ve yardım arama sürecinin

gecikmesine de neden olabilir.

6 Pharma


the automatic defense mechanism of the nervous system.”

During this process, a person may:

* Have difficulty speaking

* Feel weakness or numbness in the muscles

* State that they perceive their surroundings but cannot respond

These episodes are usually temporary; however, when they

recur, they can create a serious burden on quality of life.

“Functional” does not mean unreal

Many people who experience functional freezing encounter

the response “Nothing is wrong with you” after neurological

tests appear normal. This situation can often lead to

misunderstandings.

Dr. Bayçın highlights an important distinction at this point:

“Functional freezing may not originate from neurological

damage, but that does not mean it is not real. Communication

between the brain and the body temporarily disrupts. The

individual does not consciously produce these symptoms.”

This psychologically based reaction can produce measurable

physiological changes in the body. Changes in muscle tone,

speech blockage, or temporary immobility are real experiences.

For this reason, approaches such as “You are exaggerating” or

“You are pretending” not only lead to stigmatization but may

also worsen symptoms and delay the process of seeking help.

Why is social awareness important?

People experiencing functional symptoms often face feelings

of shame, guilt, and fear of being judged. Especially in the

workplace or social environments, the feeling of being

misunderstood can further increase stress levels.

Dr. Sema Bayçın points out that a supportive environment plays

a decisive role in the treatment process:

“Individuals with functional symptoms should not be labeled

as ‘doing it for attention.’ This approach increases the person’s

stress level. A supportive environment is one of the cornerstones

of recovery.”

Social awareness positively affects not only the individual’s

recovery process but also the willingness to seek help.

In which situations can functional freezing occur?

Functional freezing may occur on its own, but it can also be

seen together with:

* Anxiety disorders

* Post-traumatic stress disorder

* Intense life stress

* Suppressed emotional burden

An increase in the frequency of symptoms may affect a person’s

social relationships and professional performance. When

episodes occur unexpectedly, the fear of losing control may

become stronger.

Early support prevents chronic conditions

According to Dr. Sema Bayçın, the most critical step in such

cases is early intervention:

“The earlier the symptoms are addressed, the faster the recovery

Toplumsal farkındalık neden önemli?

Fonksiyonel belirtiler yaşayan kişiler sıklıkla utanma, suçluluk

ve yargılanma korkusuyla karşı karşıya kalabilir. Özellikle iş

ortamında ya da sosyal çevrede anlaşılmama duygusu stres

seviyesini daha da artırabilir.

Uzm. Dr. Sema Bayçın, destekleyici çevrenin tedavi sürecinde

belirleyici olduğuna dikkat çekiyor:

“Fonksiyonel belirtiler yaşayan bireyler ‘ilgi çekmek için

yapıyor’ şeklinde etiketlenmemelidir. Bu yaklaşım kişinin

stres düzeyini artırır. Destekleyici bir çevre, iyileşmenin temel

taşlarından biridir.”

Toplumsal bilinçlenme, yalnızca bireyin iyileşme sürecini değil,

yardım arama davranışını da olumlu etkiliyor.

Fonksiyonel donma hangi durumlarla birlikte görülebilir?

Fonksiyonel donma tek başına ortaya çıkabileceği gibi;

-Anksiyete bozuklukları

-Travma sonrası stres bozukluğu

-Yoğun yaşam stresi

-Bastırılmış duygusal yük gibi durumlarla birlikte de görülebilir.

Belirtilerin sıklaşması, kişinin sosyal ilişkilerini ve mesleki

performansını etkileyebilir. Özellikle atakların beklenmedik

anlarda ortaya çıkması, kişinin kontrol kaybı korkusunu

artırabilir.

Erken destek, kronikleşmeyi önler

Uzm. Dr. Sema Bayçın’a göre bu tabloda en kritik adım erken

başvuru:

“Belirtiler ne kadar erken ele alınırsa, iyileşme o kadar hızlı olur.

Psikiyatrik destek almak zayıflık değil; sinir sisteminin yükünü

düzenlemeye yönelik bilimsel bir yaklaşımdır.”

Psikiyatrik değerlendirme, stres kaynaklarının belirlenmesi

ve uygun terapi yöntemleri ile birçok hasta belirgin iyileşme

gösterebilir.

Pharma

7


will be. Receiving psychiatric support is not a weakness; it is

a scientific approach aimed at regulating the burden on the

nervous system.”

With psychiatric evaluation, identification of stress sources,

and appropriate therapy methods, many patients can

show significant improvement. Individuals experiencing

functional freezing do not actually “lose control”; their

nervous systems are simply under excessive load. With

proper support, the brain can regain balance.

Not judging, but trying to understand

Functional freezing is a psychobiological defense mechanism

that has become more visible with the increasing stress load

of modern life.

Understanding this condition is important not only for the

well-being of individuals but also for public mental health.

Fonksiyonel donma yaşayan bireyler “kontrolü kaybetmez”;

aslında sinir sistemleri aşırı yük altındadır. Uygun destekle

beyin yeniden denge kurabilir.

Yargılamak değil, anlamaya çalışmak

Fonksiyonel donma, modern yaşamın artan stres yüküyle

daha görünür hale gelen psikobiyolojik bir savunma

mekanizmasıdır.

Bu tabloyu anlamak; yalnızca bireyin iyiliği için değil,

toplumsal ruh sağlığı açısından da önem taşır.

8 Pharma



A new language in the fight against cancer:

strengthening life with “+”

Kanserle mücadelede yeni bir dil: “+” ile güçlenen yaşam

Nutricia Türkiye, bilimsel mirası ve insan odaklı yaklaşımıyla

kanserle mücadelede yalnızca tedaviyi değil, yaşamın tüm

katmanlarını kapsayan bütüncül bir destek modeli sunuyor.

Sağlık iletişiminin giderek daha bütüncül bir perspektife evrildiği

günümüzde, kanserle mücadele artık yalnızca klinik tedavi

süreçleriyle tanımlanmıyor. Beslenmeden psikolojik dayanıklılığa,

çalışma hayatından sosyal desteğe kadar uzanan geniş bir alan, bu

sürecin ayrılmaz parçaları arasında yer alıyor.

İşte tam da bu noktada, Danone çatısı altında faaliyet gösteren

Nutricia Türkiye, kanserle mücadeleye çok katmanlı bir

yaklaşım getirerek yalnızca hastalara değil; çalışanlara, sağlık

profesyonellerine ve hasta yakınlarına uzanan güçlü bir destek

ekosistemi inşa ediyor.

Cem Küçükcan, General Manager of Danone Türkiye,

Central Asia and the Caucasus

With its scientific heritage and human-centered approach,

Nutricia Türkiye offers a holistic support model in the fight

against cancer, addressing not only treatment but every layer of

life.

As health communication continues to evolve toward a more

holistic perspective, the fight against cancer is no longer defined

solely by clinical treatment processes. A broad spectrum, ranging

from nutrition and psychological resilience to professional life and

social support, has become an integral part of this journey.

At this very point, Nutricia Türkiye, operating under the umbrella

of Danone, brings a multi-layered approach to cancer care, building

a strong support ecosystem that extends not only to patients but

also to employees, healthcare professionals, and caregivers.

Job security in working life

A cancer diagnosis directly affects not only an individual’s physical

health but also their social and professional life. Based on this

reality, Danone Türkiye has implemented an important initiative

that takes its corporate responsibility approach a step further: the

“Working While Living with Cancer” commitment.

This approach is not merely a human resources policy; it reflects

a strong corporate culture that aims to stand by employees during

their most vulnerable periods.

Under the “Job Security Procedure” introduced as of 2026,

employees diagnosed with cancer or critical illnesses are guaranteed

their current job position, salary, and benefits for at least one year.

This initiative aims to reduce potential biases related to illness in

the workplace, provide employees with a secure environment for

Çalışma hayatında güvence

Kanser tanısı, bireyin yalnızca fiziksel sağlığını değil, sosyal

ve profesyonel yaşamını da doğrudan etkileyen bir süreç. Bu

gerçeklikten hareketle Danone Türkiye, kurumsal sorumluluk

anlayışını bir adım öteye taşıyan önemli bir uygulamayı hayata

geçirdi: “Kanserle Yaşarken Çalışmak” taahhüdü.

Bu yaklaşım, yalnızca bir insan kaynakları politikası değil;

çalışanların en kırılgan dönemlerinde yanında olmayı hedefleyen

güçlü bir kurum kültürünün yansıması niteliğinde.

2026 itibarıyla devreye alınan “İş Güvencesi Prosedürü”

kapsamında; kanser veya kritik hastalık tanısı alan çalışanların

mevcut iş pozisyonu, maaşı ve yan hakları en az bir yıl süreyle

güvence altına alınıyor.

Bu uygulama, çalışma hayatında hastalıkla ilgili oluşabilecek

önyargıları azaltmayı, çalışanların kendilerini güvende hissettikleri

bir iyileşme alanı sağlamayı ve sürdürülebilir bir destek modeli

oluşturmayı amaçlıyor.

Cem Küçükcan, Danone Türkiye, Orta Asya ve Kafkasya Genel

Müdürü olarak bu yaklaşımı şu sözlerle özetliyor:

“Faaliyet alanımızın ötesine geçerek toplumun ihtiyaç duyduğu her

noktada fayda üretmeyi iş modelimizin doğal bir parçası olarak

görüyoruz. Kanserle mücadelede çalışanlarımızdan hastalara kadar

geniş bir etki alanında destek sunmak, bizim için bir tercih değil,

sorumluluk.”

125 yılı aşan bilimsel birikim: Nutricia

Medikal beslenme alanında köklü bir geçmişe sahip olan Nutricia,

125 yılı aşkın deneyimiyle özel beslenme ihtiyaçlarına yönelik

çözümler geliştiriyor.

Kanser tedavisi sürecinde sıklıkla karşılaşılan enerji kaybı, kilo

ve kas kaybı, yorgunluk gibi etkiler; hastaların tedaviye uyumunu

ve yaşam kalitesini doğrudan etkiliyor. Araştırmalar, kanser

hastalarının önemli bir bölümünün malnütrisyon riskiyle karşı

karşıya olduğunu ortaya koyuyor.

Bu tablo, beslenmenin kanser tedavisinde destekleyici değil,

tamamlayıcı bir rol üstlendiğini açıkça gösteriyor.

10 Pharma


recovery, and establish a sustainable support model.

Cem Küçükcan, General Manager of Danone Türkiye, Central Asia

and the Caucasus, summarizes this approach as follows:

“We see creating value in every area where society needs it, beyond

our field of activity, as a natural part of our business model.

Providing support across a wide impact area, from our employees

to patients, in the fight against cancer is not a choice for us, but a

responsibility.”

Over 125 years of scientific expertise: Nutricia

With a long-standing history in medical nutrition, Nutricia

develops solutions for special nutritional needs backed by more

than 125 years of experience.

During cancer treatment, effects such as energy loss, weight and

muscle loss, and fatigue directly impact patients’ adherence to

treatment and quality of life. Research shows that a significant

proportion of cancer patients face the risk of malnutrition. This

clearly demonstrates that nutrition plays not just a supportive but

a complementary role in cancer treatment. Based on this reality,

Nutricia Türkiye aims to contribute scientifically to treatment

processes through its medical nutrition solutions.

The “+” approach: a multi-layered solidarity model

Nutricia Türkiye redefines its work in oncology with the approach

“Our Strength in the Fight Against Cancer Lies in Our Plus.” The

“+” symbol at the center of this approach is positioned as a common

language representing the multidimensional support needed in

cancer care.

This model is shaped around key pillars such as nutrition, science,

support, hope, solidarity, and accessibility, offering an impact

that extends beyond treatment to all aspects of life. Cenk Kurt,

Specialized Nutrition Director of Nutricia Türkiye, explains the

vision behind this approach:

“In the fight against cancer, real impact is only possible by addressing

not just the disease but the entirety of human life. Therefore, we

aim to build a comprehensive ecosystem that goes beyond product

development, extending from education and awareness to clinical

studies and home care support.”

From clinical nutrition to social support mechanisms

Nutricia Türkiye’s approach is not limited to medical nutrition

products. The organization also aims to build a sustainable support

network in cancer care through multi-stakeholder projects such as:

• training programs for healthcare professionals working in

oncology

• scientific studies to raise awareness of malnutrition

• informational projects for patients and their relatives

• home care support programs

This structure contributes to the development of a healthcare model

that is not only treatment-focused but also preventive, supportive,

and restorative.

From a purpose-driven business model to social impact

Danone’s purpose-driven business model, certified by its B Corp

status, finds concrete expression in the work of Nutricia Türkiye.

This approach shows that the company prioritizes not only

economic goals but also social and societal impact.

This holistic model developed in a multidimensional field such as

cancer care signals a new approach in the healthcare sector:

Cenk Kurt, Specialized Nutrition Director at Nutricia Türkiye

Nutricia Türkiye de bu gerçeklikten hareketle geliştirdiği medikal

beslenme çözümleriyle tedavi süreçlerine bilimsel bir katkı sunmayı

hedefliyor.

“+” yaklaşımı: çok katmanlı bir dayanışma modeli

Nutricia Türkiye, kanser alanındaki çalışmalarını “Kanserle

Mücadelede Gücümüz Artımızda” yaklaşımıyla yeniden

tanımlıyor. Bu yaklaşımın merkezinde yer alan “+” sembolü ise,

kanserle mücadelede ihtiyaç duyulan çok boyutlu desteğin ortak

dili olarak konumlanıyor. Bu model; beslenme, bilim, destek, umut,

dayanışma ve erişilebilirlik başlıkları altında şekillenerek, yalnızca

tedaviye değil, yaşamın tamamına dokunan bir etki alanı sağlıyor.

Nutricia Türkiye Uzman Beslenme Direktörü Cenk Kurt, bu

yaklaşımın arkasındaki vizyonu şu sözlerle ifade ediyor:

“Kanserle mücadelede gerçek etki, yalnızca hastalığa değil, insan

yaşamının bütününe dokunabilmekle mümkün. Bu nedenle biz,

ürün geliştirmekle sınırlı kalmayan; eğitimden farkındalığa, klinik

çalışmalardan evde bakım desteklerine kadar uzanan kapsamlı bir

ekosistem kurmayı hedefliyoruz.”

Klinik beslenmeden sosyal destek mekanizmalarına

Nutricia Türkiye’nin yaklaşımı, yalnızca medikal beslenme

ürünleriyle sınırlı kalmıyor. Kurum aynı zamanda:

-onkoloji alanında çalışan sağlık profesyonellerine yönelik eğitim

programları

-malnütrisyon farkındalığını artıran bilimsel çalışmalar

-hasta ve hasta yakınlarına yönelik bilgilendirme projeleri

-evde bakım destek programları gibi çok paydaşlı projelerle kanserle

mücadelede sürdürülebilir bir destek ağı oluşturmayı amaçlıyor.

Bu yapı, sağlık ekosisteminde yalnızca tedavi odaklı değil; önleyici,

destekleyici ve iyileştirici bir modelin gelişmesine katkı sağlıyor.

Fayda odaklı iş modelinden toplumsal etkiye

Danone’nin B Corp sertifikasıyla da tescillenen fayda odaklı iş

modeli, Nutricia Türkiye’nin çalışmalarında somut bir karşılık

buluyor. Bu yaklaşım, şirketin yalnızca ekonomik değil; sosyal ve

toplumsal etki sağlama hedefini de merkeze aldığını gösteriyor.

Kanserle mücadele gibi çok boyutlu bir alanda geliştirilen bu

bütüncül model, sağlık sektöründe yeni bir yaklaşımın da habercisi

niteliğinde:

Pharma

11


Vaccination is vital for individuals over 65

65 yaş üstünde aşılama hayati önem taşıyor!

Türkiye’de 65 yaş üstü nüfus oranının yüzde 11’e ulaşması,

toplumun hızla yaşlandığını ortaya koyuyor. Bu demografik

değişimle birlikte bağışıklık sisteminin zayıflaması ve kronik

hastalıkların artışı, ileri yaş grubunda enfeksiyonların

daha sık ve ağır seyretmesine yol açıyor. Uzmanlara göre

bu noktada aşılama, yalnızca çocukluk dönemine ait bir

uygulama değil; yaşamın ileri evrelerinde de koruyucu

hekimliğin temel unsurlarından biri olarak öne çıkıyor.

Akademik Geriatri Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr.

Meltem Gülhan Halil, 24-30 Nisan Aşı Haftası kapsamında

yaptığı değerlendirmede, özellikle 65 yaş sonrasında bazı

aşıların belirli aralıklarla tekrarlanmasının önemine dikkat

çekti.

İleri yaşta enfeksiyon riski artıyor

Yaşlanma süreciyle birlikte bağışıklık sisteminin daha zayıf

çalıştığını belirten Halil, diyabet, kalp hastalıkları, KOAH

ve kalp yetmezliği gibi kronik hastalıkların da bu tabloyu

ağırlaştırdığını ifade etti. Bu durumun, enfeksiyonların hem

daha sık görülmesine hem de daha ağır seyretmesine neden

olduğunu vurguladı.

Bazı aşıların ömür boyu koruyuculuk sağlamadığına dikkat

çeken Halil, bu nedenle ileri yaş grubunda düzenli aşılama

takibinin büyük önem taşıdığını belirtti.

Meltem Gülhan Halil, MD

The share of the population aged 65 and above in Türkiye

has reached 11%, highlighting a rapidly aging society. With

this demographic shift, weakened immune systems and

the increased prevalence of chronic diseases lead to more

frequent and severe infections in older adults. According to

experts, vaccination is not limited to childhood but stands

out as a key component of preventive healthcare in later

stages of life.

Meltem Gülhan Halil, MD, President of the Academic

Geriatrics Association, emphasized the importance of

regular vaccination schedules after the age of 65 in her

statement during Vaccination Week (April 24–30).

Infection risk increases with age

Halil noted that the immune system weakens with aging, and

chronic conditions such as diabetes, cardiovascular diseases,

COPD, and heart failure further exacerbate this situation. As

a result, infections occur more frequently and tend to follow a

more severe course.

She also highlighted that some vaccines do not provide lifelong

immunity, making regular vaccination follow-up particularly

important for older adults.

12 Pharma


Annual geriatric assessment recommended

Stating that geriatrics adopts a holistic approach that goes beyond

treating diseases, Halil said, “After the age of 65, the prevalence

of conditions such as dementia, depression, osteoporosis,

muscle loss, and malnutrition increases. Therefore, even in the

absence of symptoms, we recommend that every individual

undergo a geriatric evaluation at least once a year.”

She emphasized that this approach helps detect potential health

issues at an early stage and ensures timely planning of preventive

measures such as vaccination and screening programs.

Vaccines prevent not only disease but also severe outcomes

Halil pointed out that vaccines not only reduce the risk of

infection but also help ensure a milder disease course if infection

occurs. She drew particular attention to pneumonia, noting that

unvaccinated individuals are more likely to experience severe

illness, with increased risks of hospitalization and intensive care.

She also underlined that infections in older age can have

long-term consequences beyond the acute phase, including

prolonged immobility, muscle loss, increased risk of falls, and

loss of independence.

Attention to respiratory infections

Halil highlighted that pathogens such as influenza, RSV, and

pneumococcus can cause serious respiratory infections in older

adults, particularly during the autumn and winter months.

She noted that pneumococcal bacteria are among the leading

causes of pneumonia in elderly individuals and, in some cases,

infections can spread into the bloodstream, resulting in more

severe clinical outcomes.

Symptoms may not always be typical

In older adults, infections may not always present with classic

symptoms such as fever and cough. Halil emphasized that

confusion, sudden behavioral changes, and falls may also be

early signs of infection.

For this reason, she stressed that caregivers and family members

should closely monitor even subtle changes in the overall

condition of elderly individuals.

Vaccination as a protective shield in older age

Halil stated that individuals aged 65 and over should be

considered a high-risk group and that regular vaccination

can both prevent infections and help ensure milder disease

progression.

“It is important to ask about vaccination recommendations

during medical consultations. This contributes to better

management of the process for both patients and physicians,”

she said, adding that vaccination follow-up is even more critical

in communal living environments such as nursing homes and

care facilities.

According to experts, healthy aging depends not only on

treating diseases but also on taking proactive steps to reduce

risks in advance, with regular vaccination being one of the most

important of these measures.

Yılda en az bir kez geriatri değerlendirmesi öneriliyor

Geriatrinin yalnızca hastalıkları değil, bireyin genel sağlık

durumunu bütüncül bir yaklaşımla ele aldığını ifade eden Halil,

“65 yaş sonrasında demans, depresyon, osteoporoz, kas kaybı

ve yetersiz beslenme gibi sorunların görülme sıklığı artıyor. Bu

nedenle hiçbir şikâyeti olmasa bile her bireyin yılda en az bir

kez geriatri değerlendirmesinden geçmesini öneriyoruz” dedi.

Bu yaklaşımın, hem olası sağlık sorunlarının erken dönemde

fark edilmesine hem de aşılar ve tarama programları gibi

koruyucu uygulamaların zamanında planlanmasına katkı

sağladığını vurguladı.

Aşılar yalnızca hastalığı değil, ağır sonuçları da önlüyor

Aşıların yalnızca enfeksiyon riskini azaltmakla kalmadığını,

hastalık gelişse bile daha hafif bir seyir sağladığını belirten

Halil, özellikle zatürre örneğine dikkat çekti. Aşı yapılmamış

bireylerde hastalığın daha ağır seyredebileceğini, hastaneye

yatış ve yoğun bakım ihtiyacının artabileceğini ifade etti.

Ayrıca ileri yaşta geçirilen enfeksiyonların yalnızca akut dönemi

değil, sonrasındaki süreci de etkilediğini belirten Halil, uzun

süreli hareketsizliğin kas kaybı, düşme riski ve bağımlılık gibi

sorunlara yol açabileceğini söyledi.

Solunum yolu enfeksiyonlarına karşı dikkat

İleri yaş grubunda influenza (grip), RSV ve pnömokok

gibi etkenlerin ciddi solunum yolu enfeksiyonlarına neden

olabildiğini belirten Halil, özellikle sonbahar ve kış aylarının

bu açıdan riskli dönemler olduğunu ifade etti. Pnömokok

bakterisinin yaşlı bireylerde zatürrenin en önemli nedenlerinden

biri olduğunu vurgulayan Halil, bazı vakalarda enfeksiyonun

kana karışarak tüm vücuda yayılabildiğini ve bu durumun daha

ağır klinik tablolarla sonuçlanabildiğini söyledi.

Belirtiler her zaman klasik olmayabilir

İleri yaş grubunda enfeksiyonların her zaman ateş, öksürük

gibi klasik belirtilerle ortaya çıkmadığını belirten Halil,

kafa karışıklığı, ani davranış değişiklikleri ve düşmelerin de

enfeksiyonun ilk işaretleri olabileceğine dikkat çekti.

Bu nedenle özellikle yaşlı bireylerin yakınlarının, genel

durumdaki küçük değişiklikleri bile dikkatle izlemesi

gerektiğini vurguladı.

Aşılama, ileri yaşta koruyucu kalkan görevi görüyor

65 yaş üstü bireylerin özel bir risk grubu olarak

değerlendirilmesi gerektiğini belirten Halil, düzenli aşılama ile

hem enfeksiyonlardan korunmanın hem de hastalıkların daha

hafif atlatılmasının mümkün olduğunu ifade etti.

“Hekime başvurulduğunda aşı önerilerinin mutlaka sorulması

önemli. Bu, hem hasta hem de hekim için sürecin doğru

yönetilmesine katkı sağlar” diyen Halil, özellikle huzurevi ve

bakım evi gibi toplu yaşam alanlarında aşılama takibinin daha

da kritik olduğunu sözlerine ekledi. Uzmanlara göre sağlıklı

yaşlanmanın yolu, yalnızca hastalıkları tedavi etmekten değil;

riskleri önceden azaltan bilinçli adımlar atmaktan geçiyor. Bu

adımların başında ise düzenli aşılama geliyor.

Pharma

13


Senior appointment at AstraZeneca Türkiye

AstraZeneca Türkiye’de üst düzey atama

Mehmet Ali Kekeç – Director of Vaccines

and Immune Therapies Business Unit,

AstraZeneca Türkiye

Mehmet Ali Kekeç, who brings nearly 20 years of experience,

has been appointed as Director of the Vaccines and Immune

Therapies Business Unit at AstraZeneca Türkiye. In his new

role, Kekeç will also serve on the company’s leadership team.

AstraZeneca Türkiye has announced a significant appointment

within its organizational structure. Mehmet Ali Kekeç, who

has held various roles within the company for many years, has

been named Director of the Vaccines and Immune Therapies

Business Unit. Alongside this new responsibility, Kekeç has also

joined the AstraZeneca Türkiye Executive Board.

Mehmet Ali Kekeç began his career at AstraZeneca Türkiye

in 2006. After graduating from the Department of Economics

at Uludağ University, he completed his master’s degree in

Marketing at Galatasaray University. In the early stages of

his career, Kekeç held various roles within the Congress and

Meetings Department before transitioning to the Marketing

Department in 2012, where he took on product management

responsibilities across different therapeutic areas.

Gaining international experience, Kekeç served as MEA

Ambassador in the “Healthy Heart Africa” project in Kenya

in 2017. Between 2018 and 2021, he played an active field

role as Regional Manager, before moving on to the position of

Marketing and Launch Excellence Manager.

Kekeç has also undertaken key regional responsibilities. Within

the scope of Plan100, he served as MEA Cardiovascular, Renal

and Metabolism Council Lead, as well as MEA Renal Launch

Lead. Since 2022, he has been working as Metabolism Marketing

Manager at AstraZeneca Türkiye. In his new role, Kekeç will

lead the Vaccines and Immune Therapies Business Unit.

With this appointment, AstraZeneca Türkiye aims to further

strengthen its strategic objectives in the field of vaccines and

immune therapies under the leadership of an experienced

executive.

Yaklaşık 20 yıllık deneyime sahip Mehmet Ali Kekeç,

AstraZeneca Türkiye Aşı ve İmmün Terapiler İş Birimi

Direktörlüğü görevine getirildi. Kekeç, yeni rolüyle şirketin

yönetim kadrosunda da yer alacak.

AstraZeneca Türkiye, organizasyon yapısında önemli bir

görevlendirmeye imza attı. Şirket bünyesinde uzun yıllardır

farklı görevlerde sorumluluk üstlenen Mehmet Ali Kekeç, Aşı

ve İmmün Terapiler İş Birimi Direktörlüğü görevine atandı.

Kekeç, bu yeni göreviyle birlikte AstraZeneca Türkiye Yönetim

Kurulu’na da katıldı.

2006 yılında AstraZeneca Türkiye’de kariyerine başlayan

Mehmet Ali Kekeç, Uludağ Üniversitesi Ekonomi Bölümü’nden

mezun olduktan sonra Galatasaray Üniversitesi’nde Pazarlama

alanında yüksek lisans eğitimini tamamladı. Kariyerinin ilk

dönemlerinde Kongre ve Toplantı Departmanı’nda çeşitli

görevler üstlenen Kekeç, 2012 yılında Pazarlama Departmanı’na

geçerek farklı tedavi alanlarında ürün yönetimi sorumlulukları

aldı.

Uluslararası deneyim de kazanan Kekeç, 2017 yılında Kenya’da

yürütülen “Afrika Sağlıklı Kalpler” projesinde MEA Elçisi olarak

görev yaptı. 2018–2021 yılları arasında Bölge Müdürü olarak

sahada aktif rol alan Kekeç, sonrasında Pazarlama ve Lansman

Mükemmelliği Müdürü pozisyonunu üstlendi.

Bölgesel düzeyde de önemli görevler yürüten Kekeç; Plan100

kapsamında MEA Kardiyovasküler, Renal ve Metabolizma

Konsey Liderliği ile MEA Renal Lansman Liderliği görevlerinde

bulundu. 2022 yılından bu yana AstraZeneca Türkiye’de

Metabolizma Pazarlama Müdürü olarak görev yapan Kekeç,

yeni pozisyonunda Aşı ve İmmün Terapiler İş Birimi’nin

liderliğini üstlenecek.

Bu atama ile AstraZeneca Türkiye, aşı ve immün terapiler

alanındaki stratejik hedeflerini deneyimli bir liderle daha da

güçlendirmeyi hedefliyor.

14 Pharma



Pharmacy moves to the center stage

Eczacılık sahnenin merkezine taşınıyor!

Sağlık sistemleri dönüşürken, en köklü değişimlerden biri

sessizce eczanelerde yaşanıyor. Artık eczacılık; yalnızca

ilacın sunulduğu bir alan değil, verinin, danışmanlığın ve

hasta deneyiminin kesiştiği stratejik bir merkez. 14 Mayıs

Eczacılar Günü, bu değişimin yalnızca bir yansıması değil;

aynı zamanda geleceğin sağlık modeline açılan kapının

anahtarlarından biri.

Küresel sağlık ekosistemi, son yıllarda hız, erişim ve

kişiselleştirme ekseninde yeniden şekilleniyor. Bu dönüşümün

en kritik aktörlerinden biri ise hiç şüphesiz eczacılar. Çünkü

eczaneler, sağlık sisteminin en yaygın, en erişilebilir ve en

sürekli temas sağlayan noktası olma özelliğini koruyor.

Bugünün eczacısı, yalnızca tedavi sürecinin bir parçası değil;

aynı zamanda o sürecin yönlendiricilerinden biri. Dünya

genelinde yükselen “hasta odaklı sağlık hizmeti” yaklaşımı,

eczacıların rolünü daha görünür ve daha etkili bir konuma

taşıyor. Artık mesele yalnızca doğru ilacı vermek değil; doğru

bilgiyi doğru anda sunmak, tedaviye uyumu desteklemek ve

hastanın yolculuğunu bütüncül bir bakışla değerlendirmek.

As healthcare systems evolve, one of the most fundamental

transformations is quietly taking place in pharmacies.

Pharmacy is no longer just a point of dispensing medicines;

it is becoming a strategic hub where data, consultancy, and

patient experience intersect. May 14, Pharmacists’ Day, is not

only a reflection of this transformation but also a key to the

future healthcare model.

In recent years, the global healthcare ecosystem has been

reshaped around speed, accessibility, and personalization. One

of the most critical actors in this transformation is undoubtedly

pharmacists. Pharmacies remain the most widespread,

accessible, and continuously engaged points within the

healthcare system.

Today’s pharmacist is not only part of the treatment process

but also one of its key drivers. The growing global focus on

patient-centered healthcare is making the role of pharmacists

more visible and impactful. The priority is no longer limited

to dispensing the right medicine; it now includes providing

the right information at the right time, supporting treatment

adherence, and evaluating the patient journey from a holistic

perspective.

Personalized healthcare and the evolving role of pharmacists

Advancements in genomics, biotechnology, and digital health

applications are making treatment approaches increasingly

individualized. In this context, pharmacists stand out as key

implementers of personalized healthcare solutions in practice.

Kişiselleştirilmiş sağlık ve eczacının yeni konumu

Genomik veriler, biyoteknolojik gelişmeler ve dijital sağlık

uygulamaları, tedavi yaklaşımlarını giderek daha bireysel

hâle getiriyor. Bu noktada eczacılar, kişiselleştirilmiş sağlık

çözümlerinin sahadaki en önemli uygulayıcılarından biri olarak

öne çıkıyor.

İlaç etkileşimlerinin yönetilmesi, bireye özel doz ve kullanım

planlarının desteklenmesi ve hastanın tedaviye aktif katılımının

sağlanması, eczacının uzmanlık alanını genişleten başlıklar

arasında yer alıyor. Bu rol, eczacılığı yalnızca destekleyici değil,

tamamlayıcı bir sağlık profesyoneli konumuna taşıyor.

Dijitalleşme ve veri odaklı eczacılık

Sağlıkta dijital dönüşüm, eczacılık pratiğini de yeniden

tanımlıyor. E-reçete sistemlerinden yapay zekâ destekli karar

mekanizmalarına kadar uzanan geniş bir yelpazede, veri artık

eczacının en önemli araçlarından biri hâline geliyor.

Hasta geçmişinin daha etkin analiz edilmesi, risklerin erken

tespit edilmesi ve daha güvenli tedavi süreçlerinin oluşturulması,

bu veri odaklı yaklaşımın sunduğu avantajlardan yalnızca

birkaçı. Aynı zamanda dijital platformlar üzerinden sunulan

danışmanlık hizmetleri, eczacının fiziksel sınırların ötesine

geçmesini sağlıyor.

Bu gelişmeler, eczaneyi yalnızca fiziksel bir mekân olmaktan

çıkarıp, çok katmanlı bir sağlık hizmeti platformuna

dönüştürüyor.

Sağlık ekosisteminde yeni bir denge

Doktor, hasta ve eczacı arasındaki ilişki, artık daha entegre ve

daha dinamik bir yapıya evriliyor. Eczacılar; tedavi sürecinin

izlenmesi, ilaç güvenliğinin sağlanması ve hastanın doğru

16 Pharma


Managing drug interactions, supporting individualized dosing

and usage plans, and encouraging active patient participation

in treatment are among the expanding areas of expertise for

pharmacists. This evolving role positions pharmacy not only

as a supportive function but as an integral component of

healthcare delivery.

Digitalization and data-driven pharmacy

Digital transformation in healthcare is redefining pharmacy

practice. From e-prescription systems to AI-supported decisionmaking

tools, data is becoming one of the most essential assets

for pharmacists.

More effective analysis of patient history, early identification of

risks, and the development of safer treatment processes are just

a few of the advantages offered by this data-driven approach.

In addition, digital consultation services enable pharmacists to

extend their reach beyond physical boundaries.

These developments are transforming pharmacies from physical

locations into multi-layered healthcare service platforms.

A new balance in the healthcare ecosystem

The relationship between physicians, patients, and pharmacists

is evolving into a more integrated and dynamic structure.

Pharmacists are taking on more active roles in monitoring

treatment processes, ensuring medication safety, and guiding

patients appropriately.

Particularly in chronic disease management and preventive

healthcare services, the contribution of pharmacists is becoming

increasingly critical for the sustainability of healthcare systems.

This evolution positions pharmacy as a strategic component of

the healthcare ecosystem.

The enduring power of human connection

Despite rapid technological advancements, the defining

strength of pharmacy remains unchanged: trust-based human

interaction. Pharmacies continue to be one of the most accessible

and comfortable healthcare settings where individuals can

openly express concerns and seek guidance.

This interaction goes beyond information exchange; it builds

trust, provides direction, and strengthens health literacy. As

pharmacy becomes one of the most technologically advanced

areas in healthcare, it continues to preserve its human-centered

nature.

Today, pharmacy is a profession whose boundaries are being

redefined, whose impact is expanding, and which is steadily

moving toward the center of healthcare systems. The strength

behind the counter is not only shaping today but also influencing

the healthcare models of tomorrow.

In this new era, where information flows rapidly and technology

is deeply integrated with healthcare, pharmacists remain key

representatives of trust, accessibility, and sustainable healthcare

services.

With this vision, we celebrate all pharmacists on May 14,

recognizing their critical role and the value they bring to the

healthcare system.

yönlendirilmesi gibi kritik alanlarda daha aktif rol alıyor.

Özellikle kronik hastalık yönetiminde ve koruyucu sağlık

hizmetlerinde eczacıların katkısı, sağlık sistemlerinin

sürdürülebilirliği açısından giderek daha fazla önem kazanıyor.

Bu durum, eczacılığı yalnızca bir meslek olmaktan çıkarıp,

sağlık sisteminin stratejik bir bileşeni hâline getiriyor.

İnsan temasının değişmeyen gücü

Teknoloji ne kadar gelişirse gelişsin, eczacılığı farklı kılan en

önemli unsur hâlâ aynı: güvene dayalı insan ilişkisi. Eczane,

bireyin kendini en rahat ifade ettiği, sorularını en açık şekilde

dile getirdiği sağlık alanlarından biri olmayı sürdürüyor.

Bu temas, yalnızca bilgi aktarımından ibaret değil; aynı zamanda

güven inşa eden, yön gösteren ve sağlık okuryazarlığını

güçlendiren bir bağ kuruyor. Bu nedenle eczacılık, geleceğin en

yüksek teknolojiye sahip sağlık alanlarından biri olurken, aynı

zamanda en insani yönünü de korumaya devam ediyor.

Eczacılık, bugün artık sınırları yeniden tanımlanan, etkisi

giderek genişleyen ve sağlık sisteminin merkezine doğru

ilerleyen bir meslek. Rafların ardındaki bu güç, yalnızca bugünü

değil, yarının sağlık anlayışını da şekillendiren önemli bir

dinamik.

Bilginin hızla aktığı, teknolojinin sağlıkla iç içe geçtiği bu yeni

dönemde eczacılar; güvenin, erişilebilirliğin ve sürdürülebilir

sağlık hizmetinin en önemli temsilcilerinden biri olmayı

sürdürüyor.

Bu vizyonla, sağlık sistemine kattıkları değer ve üstlendikleri

kritik rol için tüm eczacıların 14 Mayıs Eczacılar Günü’nü

kutlarız.

Pharma

17


Kedrion Türkiye runs for rare diseases

Kedrion Türkiye, nadir hastalıklar için koştu

Kedrion Türkiye ekibi, Ankara’da düzenlenen Bilkent

RunRoll etkinliğinde nadir hastalıklarla yaşayan çocuklara

dikkat çekmek için parkurdaydı. Etkinlikte erken tanı ve

toplumsal dayanışmanın önemi vurgulandı.

Nadir ve ultra nadir hastalıkların tedavisine yönelik plazma

türevli çözümleriyle küresel ölçekte faaliyet gösteren Kedrion

Biopharma, toplumsal farkındalık çalışmalarına Ankara’da

anlamlı bir etkinlikle devam etti. Kedrion Türkiye ekibi, Bilkent

RunRoll kapsamında düzenlenen koşuya katılarak nadir

hastalıklarla yaşayan çocukların sesi olmayı hedefledi.

The Kedrion Türkiye team took to the track at the Bilkent

RunRoll event in Ankara to raise awareness for children living

with rare diseases. The event highlighted the importance of

early diagnosis and social solidarity.

Kedrion Biopharma, a global company specializing in plasmaderived

solutions for the treatment of rare and ultra-rare

diseases, continued its awareness efforts with a meaningful

event in Ankara. The Kedrion Türkiye team joined the Bilkent

RunRoll race to give a voice to children living with rare diseases.

The spirit of April 23 carried onto the track

Held during the week of National Sovereignty and Children’s

Day on April 23, the event saw Kedrion Türkiye employees

participate under the message “They Are Children First.” Each

step taken aimed to draw attention to the daily challenges faced

by children, blending the festive spirit with a strong sense of

solidarity. Participants delivered a clear message that individuals

living with rare diseases are not alone.

Focus on early diagnosis

Throughout the run, the team emphasized messages such as

“Rare but Real” and “Stronger Together,” underlining the critical

role of early diagnosis and rapid access to treatment in rare

diseases. The event once again brought attention to how timely

diagnosis can significantly impact quality of life.

“Solidarity is the strongest support”

In a statement following the event, Kedrion Türkiye

representatives highlighted the importance of awareness and

collective support:

“Human life is at the core of everything we do. This run was not

only about sport; it was about amplifying the voices of children

fighting rare diseases. Early diagnosis makes life easier, while

social acceptance strengthens this journey. Advancing together

through accurate information and strong solidarity is essential.”

With Kedrion Türkiye’s participation, the event stood out as an

important step toward increasing awareness of rare diseases and

strengthening social sensitivity.

23 Nisan ruhu parkura taşındı

23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı haftasında

gerçekleşen etkinlikte, Kedrion Türkiye çalışanları “Onlar Önce

Çocuk” mesajıyla koşuya katıldı. Her adımın çocukların yaşam

mücadelesine dikkat çekmek için atıldığı etkinlikte, bayram

coşkusu ile dayanışma duygusu bir araya geldi. Katılımcılar,

nadir hastalıklarla yaşayan bireylerin yalnız olmadığını güçlü

bir şekilde vurguladı.

Erken tanıya dikkat çekildi

Koşu boyunca “Nadir Ama Gerçek” ve “Birlikte Güçlüyüz”

mesajlarını öne çıkaran ekip, nadir hastalıklarda erken tanı ve

tedaviye hızlı erişimin kritik rolüne dikkat çekti. Etkinlikte,

doğru zamanda konulan tanının yaşam kalitesi üzerindeki

belirleyici etkisi bir kez daha gündeme taşındı.

“Dayanışma en güçlü destek”

Etkinliğin ardından yapılan değerlendirmede Kedrion Türkiye

yetkilileri, toplumsal farkındalık ve dayanışmanın önemine

işaret etti:

“Çalışmalarımızın merkezinde insan hayatı yer alıyor. Bu

koşuda yalnızca spor yapmadık; nadir hastalıklarla mücadele

eden çocukların sesi olduk. Erken tanı yaşamı kolaylaştırır,

toplumsal kabul ise bu süreci daha güçlü kılar. Doğru bilgi ve

güçlü dayanışma ile bu yolculukta birlikte ilerlemek büyük

önem taşıyor.”

Kedrion Türkiye’nin katılımıyla gerçekleşen bu etkinlik, nadir

hastalıklar konusunda farkındalığın artırılması ve toplumsal

duyarlılığın güçlenmesi adına önemli bir adım olarak öne çıktı.

18 Pharma



Vitamin D levels may influence breast

cancer treatment response

D vitamini düzeyi meme kanseri tedavi yanıtını etkileyebilir

Yeni çalışmalar, D vitamini seviyeleri ile kemoterapiye verilen

yanıt arasında dikkat çekici bir ilişki olabileceğini ortaya

koyuyor. Uzmanlar, bu bulguların tedavi planlamasında

destekleyici bir parametre olarak değerlendirilebileceğini

belirtiyor.

Meme kanseri tedavisinde son yıllarda kişiye özel yaklaşımlar

ve destekleyici unsurlar giderek daha fazla önem kazanıyor.

Bu kapsamda, D vitamini düzeyleri ile tedaviye verilen yanıt

arasındaki ilişkiyi inceleyen araştırmalar bilim dünyasında

dikkat çekiyor.

Yapılan çalışmalarda, yeterli D vitamini seviyesine sahip

hastalarda kemoterapiye yanıt oranlarının daha yüksek

olabileceği yönünde bulgular öne çıkıyor. Uzmanlar, bu verilerin

özellikle erken tanı ve tedavi planlaması açısından önemli bir

bakış açısı sunduğunu ifade ediyor.

Aresh Soudmand, MD

Recent studies suggest a noteworthy link between vitamin

D levels and response to chemotherapy. Experts indicate

that these findings could serve as a supportive parameter in

treatment planning.

In recent years, personalized approaches and supportive factors

have gained increasing importance in breast cancer treatment.

In this context, research examining the relationship between

vitamin D levels and treatment response is attracting growing

attention in the scientific community.

Findings from various studies suggest that patients with

sufficient vitamin D levels may show higher response rates to

chemotherapy. Experts note that these data offer an important

perspective, particularly in terms of early diagnosis and

treatment planning.

Tedavi başarısı çok yönlü bir süreç

Batıgöz Sağlık Grubu Balçova Cerrahi Tıp Merkezi Tanısal

Radyoloji Uzmanı Uzm. Dr. Aresh Soudmand, kanser

tedavisinde başarının yalnızca tümörün özellikleriyle sınırlı

olmadığını vurguluyor. Hastanın genel sağlık durumu,

bağışıklık sistemi ve metabolik dengesi gibi birçok faktörün

tedavi sürecini etkilediğini belirtiyor.

“Günümüzde tedavi yaklaşımı sadece tümörü hedef alan

yöntemlerle sınırlı değil. Hastanın genel fizyolojik durumu

ve destekleyici unsurlar da tedavi yanıtında belirleyici rol

oynayabiliyor” diyen Soudmand, D vitamini gibi mikro

besinlerin bu süreçteki etkisinin araştırılmaya devam ettiğini

ifade etti.

Treatment success is a multifaceted process

Aresh Soudmand, MD, Diagnostic Radiology Specialist at

Batıgöz Health Group Balçova Surgical Medical Center,

emphasizes that success in cancer treatment is not limited to

tumor characteristics alone. He points out that multiple factors,

including the patient’s overall health status, immune system,

and metabolic balance, play a role in the treatment process.

“Today, treatment approaches are not limited to methods

targeting the tumor alone. The patient’s overall physiological

condition and supportive elements can also play a decisive role

in treatment response,” says Soudmand, adding that the impact

of micronutrients such as vitamin D continues to be explored.

20 Pharma


Research findings draw attention

A study published in the journal *Nutrition and Cancer*

examined the relationship between vitamin levels and treatment

response in patients undergoing chemotherapy. According to

the findings:

* Patients receiving 2,000 IU of vitamin D daily showed

significantly higher positive response rates to treatment.

* The complete tumor response rate reached 43% in the group

receiving vitamin D supplementation, compared to 24% in the

non-supplemented group.

These results indicate that vitamin D levels may be considered a

supportive factor in the treatment process.

A new parameter in diagnosis and monitoring

Soudmand notes that treatment response is closely monitored

through radiological imaging methods and suggests that

vitamin D levels may serve as an important indicator in this

process.

“Through preoperative imaging assessments, we evaluate how

the tumor responds to treatment. Adequate vitamin D levels

may have an effect on tumor shrinkage,” he says, emphasizing

that such data should be carefully evaluated in clinical practice.

Not a standalone treatment, but a supportive factor

Experts underline that while findings related to vitamin D

are promising, they should not be considered a standalone

treatment method.

Araştırma sonuçları dikkat çekiyor

“Nutrition and Cancer” dergisinde yayımlanan çalışmada,

kemoterapi gören hastaların vitamin düzeyleri ile tedavi yanıtı

arasındaki ilişki incelendi. Bulgulara göre:

Günlük 2.000 IU D vitamini alan hastalarda tedaviye olumlu

yanıt oranı belirgin şekilde daha yüksek bulundu.

D vitamini desteği alan grupta tümörün tamamen ortadan

kalkma oranı %43’e ulaşırken, destek almayan grupta bu oran

%24 seviyesinde kaldı.

Bu veriler, D vitamini seviyelerinin tedavi sürecinde destekleyici

bir unsur olarak değerlendirilebileceğine işaret ediyor.

Tanı ve takipte yeni bir başlık

Radyolojik görüntüleme yöntemleriyle tedaviye verilen

yanıtın yakından izlendiğini belirten Soudmand, D vitamini

seviyelerinin bu süreçte önemli bir gösterge olabileceğini ifade

etti.

“Cerrahi öncesi yaptığımız görüntüleme kontrolleriyle tümörün

tedaviye verdiği yanıtı değerlendiriyoruz. D vitamini seviyesinin

yeterli olması, tümörün küçülme süreci üzerinde etkili olabilir”

diyen Soudmand, bu alandaki verilerin klinik uygulamalar

açısından dikkatle ele alınması gerektiğini vurguladı.

Tek başına tedavi değil, destekleyici unsur

Uzmanlar, D vitamini ile ilgili bulguların umut verici olduğunu

ancak tek başına bir tedavi yöntemi olarak değerlendirilmemesi

gerektiğinin altını çiziyor.

Pharma

21


“Vitamin D is important for overall health, but it does not

replace cancer treatment. Treatment plans must always be

determined through a multidisciplinary approach,” Soudmand

states, also warning against uncontrolled use of supplements.

Radiology continues to play a critical role

Radiological methods remain essential in early diagnosis and

treatment monitoring of breast cancer. Techniques such as

mammography, ultrasonography, and magnetic resonance

imaging enable detailed tracking of tumor size, spread, and

response to treatment.

According to experts, imaging methods are not only crucial for

diagnosis but also play a decisive role in guiding the treatment

process.

Personalized evaluation is essential

Experts emphasize that each patient’s metabolism is different,

and vitamin levels should be assessed individually. Therefore,

supplementation should always be planned under medical

supervision.

Findings on the relationship between vitamin D and treatment

response once again highlight the importance of supportive

approaches in cancer care, while experts stress the need for

careful evaluation of emerging data.

“D vitamini genel sağlık için önemli bir unsurdur ancak kanser

tedavisinin yerini almaz. Tedavi planı mutlaka multidisipliner

bir yaklaşımla belirlenmelidir” değerlendirmesinde bulunan

Soudmand, bilinçsiz takviye kullanımına karşı da uyarıda

bulundu.

Radyolojinin kritik rolü sürüyor

Meme kanserinde erken tanı ve tedavi takibinde radyolojik

yöntemler büyük önem taşıyor. Mamografi, ultrasonografi

ve manyetik rezonans görüntüleme gibi teknikler sayesinde

tümörün boyutu, yayılımı ve tedaviye verdiği yanıt detaylı

şekilde izlenebiliyor.

Uzmanlara göre, görüntüleme yöntemleri yalnızca tanı koymak

için değil, tedavi sürecini yönlendirmek açısından da belirleyici

rol oynuyor.

Kişiye özel değerlendirme şart

Her hastanın metabolizmasının farklı olduğunu belirten

uzmanlar, vitamin düzeylerinin de kişiye özel değerlendirilmesi

gerektiğini vurguluyor. Bu nedenle takviye kullanımı mutlaka

hekim kontrolünde planlanmalı.

D vitamini ile tedavi yanıtı arasındaki ilişkiye dair bulgular,

kanser tedavisinde destekleyici yaklaşımların önemini yeniden

gündeme taşırken; uzmanlar, her yeni verinin dikkatle

değerlendirilmesi gerektiğine işaret ediyor.

22 Pharma


World Medicine, ilaç ihracatında 5’inci kez zirvede!

İKMİB’in “İhracatın Yıldızları” ödüllerinde bir kez daha

ilk sırada yer alan World Medicine, ilaç ihracatındaki güçlü

performansını üst üste beşinci kez liderlikle pekiştirdi.

İstanbul Kimyevi Maddeler ve Mamulleri İhracatçıları Birliği

(İKMİB) tarafından bu yıl 11’incisi düzenlenen “İhracatın

Yıldızları Ödül Töreni”nin 2025 yılı sonuçları açıklandı. Ticaret

Bakanı Prof. Dr. Ömer Bolat’ın katılımıyla gerçekleşen törende

World Medicine, ilaç ihracatı kategorisinde bir kez daha zirvede

yer alarak toplamda beşinci kez liderlik başarısı elde etti.

Sürdürülebilir büyüme stratejisi ve küresel pazarlardaki

etkinliğiyle öne çıkan şirket, ihracat performansını istikrarlı

şekilde artırmayı sürdürürken, 2025 yılında da sektördeki güçlü

konumunu korudu.

Ödülü Ticaret Bakanı Prof. Dr. Ömer Bolat ve İKMİB Yönetim

Kurulu Başkanı Adil Pelister’in elinden alan World Medicine

Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Sohrab Mammadli, elde

edilen başarının uzun vadeli bir vizyonun sonucu olduğunu

belirtti:

“İhracatın Yıldızları gibi sektörümüz için önemli bir platformda

bir kez daha zirvede yer almak bizim için büyük bir gurur. Yerli

yatırımlarımız ve küresel ölçekteki gücümüzle bugün 65’ten fazla

ülkede faaliyet gösteriyoruz. Bu başarı, kararlılıkla yürüttüğümüz

çalışmaların ve uzun vadeli hedeflerimizin bir yansımasıdır.”

Küresel büyümede yatırım ve Ar-Ge vurgusu

World Medicine’ın büyüme yolculuğunda Ar-Ge ve üretim

yatırımlarının belirleyici rol oynadığını ifade eden Mammadli,

şirketin ihracat odaklı stratejisini güçlendirmeye devam ettiğini

vurguladı:

“Ar-Ge, üretim ve ihracat ekseninde ilerleyen büyüme

modelimizle her yıl daha geniş bir coğrafyada varlık göstermeyi

hedefliyoruz. Sağlık alanında küresel ölçekte güçlü bir oyuncu

olma vizyonumuz doğrultusunda, ilaca erişimi artırmak

önceliklerimiz arasında yer alıyor. WMINOLAB ile bilimsel

kapasitemizi daha ileri taşıyor, Ar-Ge’yi büyümemizin temel

unsurlarından biri olarak konumlandırıyoruz.”

Genişleyen ürün portföyü ve yatırımlarıyla Türkiye ilaç

sektörünün uluslararası temsil gücüne katkı sunan World

Medicine, önümüzdeki dönemde de yeni pazarlara açılma ve

ihracat hacmini artırma hedefiyle çalışmalarını sürdürüyor.

World Medicine tops pharmaceutical

exports for the fifth time

World Medicine once again secured first place at the “Stars

of Export” awards organized by İKMİB, reinforcing its

strong performance in pharmaceutical exports with a fifth

consecutive leadership achievement.

The results of the 2025 “Stars of Export Awards Ceremony,”

organized for the 11th time this year by the Istanbul Chemicals

and Chemical Products Exporters’ Association (İKMİB), have

been announced. At the ceremony, attended by Minister of Trade

Ömer Bolat, World Medicine ranked first in the pharmaceutical

exports category once again, achieving leadership for the fifth

time overall.

Standing out with its sustainable growth strategy and strong

presence in global markets, the company continues to steadily

increase its export performance, maintaining its solid position in

the sector in 2025.

Receiving the award from Ömer Bolat, Minister of Trade, and

Adil Pelister, Chairman of İKMİB, Sohrab Mammadli, Vice

Chairman of the Board at World Medicine, emphasized that this

achievement is the result of a long-term vision:

“Securing the top position once again on such a significant

platform for our industry as the Stars of Export is a great source of

pride for us. With our domestic investments and global strength,

we are now active in more than 65 countries. This success reflects

our consistent efforts and long-term strategic goals.”

Focus on investment and R&D in global growth

Highlighting the decisive role of R&D and production investments

in World Medicine’s growth journey, Mammadli underlined that

the company continues to strengthen its export-driven strategy:

“With our growth model centered on R&D, production, and

exports, we aim to expand our presence across a wider geography

each year. In line with our vision of becoming a strong global

player in healthcare, increasing access to medicines remains

one of our top priorities. Through WMINOLAB, we are further

advancing our scientific capabilities and positioning R&D as a

core pillar of our growth.”

With its expanding product portfolio and ongoing investments,

World Medicine continues to contribute to the international

representation strength of Türkiye’s pharmaceutical industry,

while maintaining its focus on entering new markets and

increasing export volume in the period ahead.

Pharma

23


What does “pangastritis” in reports really mean?

Raporlarda sık geçen “pangastrit” ne anlatıyor?

Uzmanlara göre “pangastrit” ayrı bir hastalık değil; mide

iltihabının yaygınlığını ifade eden bir tanım. Önemli olan

ise rapordaki terimden çok, altta yatan nedenin doğru

değerlendirilmesi.

Endoskopi yaptıran birçok kişinin raporunda karşılaştığı

“pangastrit” ifadesi, çoğu zaman gereksiz bir endişeye yol

açabiliyor. Oysa bu terim, sanıldığı gibi farklı bir hastalığı değil;

gastritin midenin daha geniş bir bölümünü etkilediğini anlatan

tıbbi bir tanımlamayı ifade ediyor.

Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi Gastroenteroloji Uzmanı

Prof. Dr. Melih Özel, “Pangastrit genellikle endoskopi veya

patoloji raporlarında kullanılan bir ifadedir. Burada anlatılmak

istenen, mide iltihabının midenin farklı bölgelerine yayılmış

olmasıdır. Yani çoğu zaman ayrı bir hastalıktan ziyade,

mevcut gastritin dağılımını tanımlar” diyerek kavramın doğru

anlaşılması gerektiğini vurguluyor.

Melih Özel, MD

According to experts, “pangastritis” is not a distinct disease

but a term describing the extent of stomach inflammation.

What matters most is not the term itself, but correctly

identifying the underlying cause.

The term “pangastritis,” frequently seen in endoscopy reports,

can often cause unnecessary concern. However, it does not

indicate a separate condition; rather, it refers to gastritis

affecting a broader area of the stomach.

Melih Özel, MD, Gastroenterology Specialist at Anadolu

Medical Center, explains: “Pangastritis is generally used in

endoscopy or pathology reports to indicate that inflammation

has spread across different regions of the stomach. It usually

describes the distribution of existing gastritis rather than a

separate disease.”

En sık neden: Helicobacter pylori

Gastrit ve yaygın tutulum gösteren vakaların en sık

nedenlerinden biri Helicobacter pylori enfeksiyonu olarak

öne çıkıyor. Bunun yanı sıra uzun süreli ve kontrolsüz ağrı

kesici kullanımı, sigara ve alkol tüketimi, safra reflüsü ve

bazı otoimmün hastalıklar da mide mukozasında hasara yol

açabiliyor.

Prof. Dr. Özel, hastaların raporda “pangastrit” ifadesini

gördüğünde ciddi bir tabloyla karşı karşıya olduklarını

düşünebildiklerini belirterek şu uyarıda bulunuyor:

“Asıl önemli olan, tek başına rapordaki ifade değil; hastanın

şikâyetleri, endoskopi bulguları, gerekiyorsa biyopsi sonuçları

ve altta yatan nedenin birlikte değerlendirilmesidir.”

24 Pharma

Most common cause: Helicobacter pylori

One of the leading causes of gastritis and widespread gastric

involvement is Helicobacter pylori infection. In addition,

prolonged and uncontrolled use of painkillers, smoking, alcohol

consumption, bile reflux, and certain autoimmune diseases can

also damage the gastric mucosa.

Prof. Dr. Özel notes that patients may become alarmed when

they see the term “pangastritis” in their reports and emphasizes:

“The key point is not the term itself, but evaluating the patient’s

symptoms, endoscopic findings, biopsy results if necessary, and

the underlying cause as a whole.”


Which symptoms should be taken seriously?

Daily lifestyle habits have a direct impact on stomach health.

Diet, improper medication use, and lifestyle factors can increase

gastritis-related complaints.

Experts stress that individuals experiencing gastric symptoms

should seek medical attention promptly if certain warning

signs appear. These include vomiting, difficulty swallowing,

unintentional weight loss, anemia, black stools, and signs

suggestive of gastrointestinal bleeding.

On the other hand, many gastritis cases without alarm

symptoms can be effectively managed with proper diagnosis

and appropriate treatment.

Simple yet effective measures for stomach health

Prof. Dr. Melih Özel outlines key recommendations to protect

stomach health and reduce the risk of gastritis:

* Maintain balanced meals and avoid large portions that strain

the stomach

* Limit consumption of excessively fatty, spicy, and fried foods

* Avoid unnecessary and prolonged use of painkillers

* Consider evaluation for Helicobacter pylori when necessary

* Reduce smoking and alcohol consumption

* Do not neglect stress management

* Seek specialist advice for persistent stomach complaints

According to experts, “pangastritis” is not a disease on its own;

however, if not properly evaluated, it may lead to overlooking

an important underlying condition. Therefore, medical reports

should always be interpreted in consultation with a physician.

Hangi belirtiler ciddiye alınmalı?

Günlük yaşam alışkanlıkları mide sağlığını doğrudan etkiliyor.

Özellikle beslenme düzeni, kontrolsüz ilaç kullanımı ve yaşam

tarzı faktörleri gastrit şikâyetlerini artırabiliyor.

Uzmanlar, mide yakınmaları yaşayan kişilerin bazı belirtiler

karşısında vakit kaybetmeden hekime başvurması gerektiğini

vurguluyor. Kusma, yutma güçlüğü, istemsiz kilo kaybı,

kansızlık, siyah renkli dışkılama ve mide-bağırsak kanamasını

düşündüren bulgular bu “alarm” işaretleri arasında yer alıyor.

Buna karşın alarm bulgusu olmayan birçok gastrit vakası, doğru

tanı ve uygun tedaviyle kontrol altına alınabiliyor.

Mide sağlığı için basit ama etkili önlemler

Prof. Dr. Melih Özel, mide sağlığını korumak ve gastrit riskini

azaltmak için günlük yaşamda dikkat edilmesi gereken noktaları

şöyle sıralıyor:

-Öğünler dengeli olmalı, mideyi zorlayacak büyük

porsiyonlardan kaçınılmalı

-Aşırı yağlı, baharatlı ve kızartılmış gıdalar sınırlı tüketilmeli

-Ağrı kesici ilaçlar gereksiz ve uzun süreli kullanılmamalı

-Gerekli durumlarda Helicobacter pylori açısından

değerlendirme yapılmalı

-Sigara ve alkol mümkün olduğunca sınırlandırılmalı

-Stres yönetimi ihmal edilmemeli

-Uzun süren mide şikâyetlerinde mutlaka uzman görüşü

alınmalı

Uzmanlara göre “pangastrit” ifadesi tek başına bir hastalık

değil; ancak doğru değerlendirilmediğinde önemli bir sağlık

sorununun gözden kaçmasına neden olabilir. Bu nedenle

raporların mutlaka hekimle birlikte yorumlanması büyük önem

taşıyor.

Pharma

25


Blue light message for Parkinson’s from Istanbul

İstanbul’dan Parkinson’a mavi ışıklı mesaj

On World Parkinson’s Day, the Fatih Sultan Mehmet Bridge

was illuminated in blue. The initiative aimed to raise

awareness for millions of people living with Parkinson’s and

strengthen public sensitivity.

One of Istanbul’s iconic landmarks, the Fatih Sultan Mehmet

Bridge, became the focal point of a meaningful awareness

initiative as part of World Parkinson’s Awareness Day.

Organized by the Parkinson’s Patients and Relatives Association

(Parkinson Hasder) with the unconditional support of AbbVie,

the bridge was lit in blue to draw attention to the disease.

The special illumination carried out in the evening hours

offered more than a visual display; it served as a powerful call to

raise awareness about the challenges faced by individuals living

with Parkinson’s.

Part of a global movement

The initiative in Istanbul was implemented as part of the global

“Spark the Night” campaign held within the scope of World

Parkinson’s Night. Across different cities worldwide, iconic

landmarks are illuminated in blue on the same day, delivering a

message of solidarity to people living with Parkinson’s.

Aiming to highlight Parkinson’s disease, which affects more

than 12 million people globally, the campaign contributes to

strengthening public awareness and understanding.

Dünya Parkinson Günü’nde Fatih Sultan Mehmet Köprüsü

mavi ışıkla aydınlatıldı. Etkinlik, Parkinson ile yaşayan

milyonlarca kişiye dikkat çekerek toplumsal duyarlılığı

güçlendirmeyi hedefledi.

İstanbul’un simge yapılarından Fatih Sultan Mehmet Köprüsü,

Dünya Parkinson Farkındalık Günü kapsamında anlamlı bir

çalışmaya sahne oldu. Parkinson Hasta ve Yakınları Derneği

(Parkinson Hasder), AbbVie’nin koşulsuz destekleriyle köprüyü

mavi ışıkla aydınlatarak hastalığa dikkat çekti.

Akşam saatlerinde gerçekleştirilen bu özel aydınlatma, yalnızca

görsel bir etki sunmakla kalmadı; aynı zamanda Parkinson

ile yaşayan bireylerin karşılaştığı zorluklara yönelik güçlü bir

farkındalık çağrısı niteliği taşıdı.

Küresel hareketin parçası

İstanbul’daki bu çalışma, Dünya Parkinson Gecesi kapsamında

yürütülen “Geceyi Aydınlat” (Spark the Night) girişiminin bir

parçası olarak hayata geçirildi. Dünyanın farklı şehirlerinde

simge yapıların aynı gün mavi ışıkla aydınlatıldığı bu küresel

hareket, Parkinson ile yaşayan bireylere yalnız olmadıkları

mesajını veriyor.

Dünya genelinde 12 milyondan fazla kişiyi etkileyen Parkinson

hastalığına dikkat çekmeyi amaçlayan bu girişim, toplumsal

duyarlılığın güçlenmesine katkı sunuyor.

26 Pharma


“Understanding and support are vital”

Gülnur Uğurlu Kelçe, President of Parkinson Hasder, stated

that approximately 12 million people worldwide and between

150,000 and 200,000 individuals in Türkiye are living with

Parkinson’s.

Emphasizing that the disease is not limited to physical

symptoms, Kelçe said, “Parkinson’s gradually affects an

individual’s independence and evolves into a condition that

impacts every aspect of life for both patients and their families.

At this point, social understanding and support are just as

important as treatment. Increased awareness directly improves

the quality of life for patients and their loved ones.”

“Awareness grows with visibility”

Barlas Döner, General Manager of AbbVie Türkiye, highlighted

the importance of such initiatives within a patient-centered

approach.

“The ‘Spark the Night’ movement, which we support globally,

delivers a strong message every year on World Parkinson’s Day.

We believe that this illumination in Istanbul will contribute to

increasing awareness of Parkinson’s disease and help individuals

living with the condition feel more visible,” he said.

The blue light rising from Istanbul stands not only as a symbol

but also as a call for recognition, understanding, and support for

millions of people living with Parkinson’s.

“Anlayış ve destek hayati önemde”

Parkinson Hasder Başkanı Gülnur Uğurlu Kelçe, dünya

genelinde yaklaşık 12 milyon, Türkiye’de ise 150 ila 200 bin

kişinin Parkinson ile yaşamını sürdürdüğünü belirtti.

Kelçe, hastalığın yalnızca fiziksel belirtilerle sınırlı kalmadığını

vurgulayarak, “Parkinson zamanla bireyin bağımsızlığını

etkileyen ve hem hastalar hem de yakınları için hayatın her

alanına yayılan bir sürece dönüşüyor. Bu noktada tedavi kadar

önemli olan bir diğer unsur da toplumsal anlayış ve destek.

Farkındalığın yükselmesi, hastaların ve ailelerinin yaşam

kalitesini doğrudan etkiliyor” dedi.

“Farkındalık, görünürlükle güçlenir”

AbbVie Türkiye Genel Müdürü Barlas Döner ise hasta odaklı

yaklaşımla bu tür çalışmalara önem verdiklerini ifade etti.

Döner, “Global ölçekte destek verdiğimiz ‘Geceyi Aydınlat’

hareketi, her yıl Dünya Parkinson Günü’nde güçlü bir mesaj

veriyor. İstanbul’da gerçekleştirilen bu aydınlatmanın, Parkinson

hastalığına yönelik duyarlılığın artmasına ve bu hastalıkla

yaşayan bireylerin kendilerini daha görünür hissetmelerine

katkı sağlamasını önemsiyoruz” diye konuştu.

İstanbul’dan yükselen mavi ışık, yalnızca bir simge değil;

Parkinson ile yaşayan milyonlarca kişi için fark edilme,

anlaşılma ve destek görme çağrısı olarak öne çıkıyor.

Pharma

27


Polifarma takes action for environmental awareness

Polifarma’dan çevreye dikkat çeken adım

Polifarma volunteers delivered a strong message on

protecting water resources through a clean-up initiative

carried out around the Türkmenli Dam in Tekirdağ.

As part of World Water Day, Polifarma, one of the wellestablished

companies in the pharmaceutical industry,

implemented a meaningful corporate social responsibility

project to highlight environmental awareness. During the

event held in Marmaraereğlisi, Tekirdağ, company volunteers

collected waste left in nature around the Türkmenli Dam,

emphasizing the importance of safeguarding water resources.

The initiative was organized in collaboration with the Polifarma

Sustainability Committee and the “Green Collars Club,” a

volunteer-based group within the company. Volunteers cleaned

plastic, glass, paper, and other waste accumulated around the

reservoir. The event was also attended by Marmaraereğlisi

Mayor Mustafa Onur Bozkurter, municipal officials, TESKİ

Deputy General Manager Ferruh Beceren, and Türkmenli

Neighborhood Headman Mümin Somuncu.

A balanced approach between industry and nature

Ranked among Türkiye’s top 500 industrial enterprises,

Polifarma focuses on reducing environmental impact and

using resources efficiently in its production processes, while

continuing to advance its sustainability efforts accordingly.

The company shapes its operations under the principle of “Life

First” and follows a roadmap aligned with the United Nations

Sustainable Development Goals.

Polifarma gönüllüleri, Tekirdağ’da Türkmenli Barajı

çevresinde gerçekleştirdikleri temizlik etkinliğiyle su

kaynaklarının korunmasına yönelik farkındalık mesajı verdi.

İlaç sektörünün köklü şirketlerinden Polifarma, Dünya Su Günü

kapsamında çevre bilincine dikkat çeken bir sosyal sorumluluk

çalışmasına imza attı. Tekirdağ Marmaraereğlisi’nde bulunan

Türkmenli Barajı çevresinde düzenlenen etkinlikte, şirket

çalışanlarından oluşan gönüllüler doğaya bırakılan atıkları

toplayarak su kaynaklarının korunmasının önemine vurgu

yaptı.

Polifarma Sürdürülebilirlik Komitesi ile şirket bünyesinde

gönüllülük esasına dayalı faaliyet gösteren “Yeşil Yakalılar

Kulübü” iş birliğiyle gerçekleştirilen etkinlikte, gölet çevresinde

biriken plastik, cam, kağıt ve diğer atıklar temizlendi. Çalışmaya

Marmaraereğlisi Belediye Başkanı Mustafa Onur Bozkurter,

belediye yetkilileri, TESKİ Genel Müdür Yardımcısı Ferruh

Beceren ve Türkmenli Mahallesi Muhtarı Mümin Somuncu da

katıldı.

Sanayi ile doğa arasında dengeli yaklaşım

Türkiye’nin en büyük 500 sanayi kuruluşu arasında yer alan

Polifarma, üretim süreçlerinde çevresel etkileri azaltmaya ve

kaynakları verimli kullanmaya odaklanırken, sürdürülebilirlik

çalışmalarını da bu yaklaşım doğrultusunda sürdürüyor. Şirket,

faaliyetlerini “Önce Hayat” anlayışıyla şekillendirerek Birleşmiş

Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları ile uyumlu bir yol

haritası izliyor.

28 Pharma


Within this framework, the “Green Collars Club” aims to extend

environmental awareness beyond production processes into

everyday business life. Club members carry out various projects

focused on the responsible use of natural resources, waste

reduction, and the adoption of circular economy principles.

Protecting water resources is a shared responsibility

Water remains one of the most fundamental elements

for sustaining human life. However, climate change and

unconscious consumption are increasing pressure on water

resources every day. Therefore, protecting water has become a

priority responsibility for both institutions and individuals.

Acting with this awareness, Polifarma volunteers contributed

to preserving natural habitats and raising awareness about

environmental pollution through their clean-up activity around

the Türkmenli Dam.

The company aims to continue its sustainability-focused

initiatives in the coming period, further strengthening its

environmentally responsible production approach and social

awareness efforts.

Bu kapsamda hayata geçirilen “Yeşil Yakalılar Kulübü”, çevre

bilincini sadece üretim süreçlerinde değil, günlük iş yaşamında

da yaygınlaştırmayı amaçlıyor. Kulüp üyeleri; doğal kaynakların

bilinçli kullanımı, atıkların azaltılması ve döngüsel ekonomi

yaklaşımının benimsenmesi gibi başlıklarda çeşitli projeler

yürütüyor.

Su kaynaklarının korunması ortak sorumluluk

Su, insan yaşamının sürdürülebilirliği açısından en temel

ihtiyaçların başında geliyor. Ancak iklim değişikliği ve bilinçsiz

tüketim, su kaynakları üzerindeki baskıyı her geçen gün

artırıyor. Bu nedenle suyun korunması, hem kurumlar hem de

bireyler için öncelikli sorumluluk alanları arasında yer alıyor.

Polifarma gönüllüleri de bu bilinçle hareket ederek Türkmenli

Barajı çevresinde gerçekleştirdikleri temizlik çalışmasıyla hem

doğal yaşam alanlarının korunmasına katkı sağladı hem de

çevre kirliliğine dikkat çekti.

Şirket, sürdürülebilirlik odağındaki projelerini önümüzdeki

dönemde de sürdürerek, çevreye duyarlı üretim anlayışını ve

toplumsal farkındalık çalışmalarını güçlendirmeyi hedefliyor.

Pharma

29


“The unseen face of your heart” event raises awareness

“Kalbinin Görmediğin Yüzü” etkinliğiyle farkındalık çağrısı

Santa Farma ve Türk Kalp Vakfı’nın Kalp Sağlığı Haftası’na

özel etkinliğinde katılımcılar, interaktif deneyimle kalbin

nasıl etkilendiğini adım adım gözlemledi. Verilen mesaj

netti: Kalbin kaderi günlük alışkanlıklarda saklı.

Kalp Sağlığı Haftası kapsamında Santa Farma İlaç ve Türk Kalp

Vakfı iş birliğiyle hayata geçirilen “Kalbinin Görmediğin Yüzü”

etkinliği, sağlık farkındalığını teknolojiyle buluşturan dikkat

çekici bir deneyime sahne oldu. Marmara Forum’da düzenlenen

etkinlikte katılımcılar, özel bir video deneyimiyle kalbin

işleyişine yakından tanıklık etti.

Ziyaretçiler, özel gözlükler aracılığıyla izledikleri interaktif

içerikte önce sağlıklı bir kalbin düzenli ritmini ve damar yapısını

gözlemledi. Ardından stres, uykusuzluk, hareketsizlik ve

düzensiz beslenme gibi günlük alışkanlıkların kalp üzerindeki

olumsuz etkilerini deneyimledi. Deneyimin sonunda ise sağlıklı

yaşam alışkanlıklarının devreye girmesiyle kalbin yeniden

dengeli çalıştığı anlatılarak güçlü bir farkındalık mesajı verildi:

“Bu tabloyu değiştirmek senin elinde.”

At a special event organized by Santa Farma and the Turkish

Heart Foundation during Heart Health Week, participants

experienced an interactive journey demonstrating how daily

habits impact the heart. The message was clear: the fate of the

heart lies in everyday choices.

As part of Heart Health Week, the “The Unseen Face of Your

Heart” event, organized through the collaboration of Santa

Farma Pharmaceuticals and the Turkish Heart Foundation,

brought together health awareness and technology in a

compelling experience. Held at Marmara Forum, the event

allowed participants to closely observe how the heart functions

through an immersive video simulation.

Using special headsets, visitors first witnessed the regular rhythm

and vascular structure of a healthy heart. They then experienced

how factors such as stress, lack of sleep, physical inactivity, and

unhealthy eating habits negatively affect cardiovascular health.

The experience concluded by demonstrating how adopting

healthier lifestyle habits can restore balance, delivering a strong

message: “You have the power to change this outcome.”

Cardiovascular diseases often progress silently

Speaking at the event, Hüseyin Deniz Kılıç, MD, Cardiology

Specialist at the Turkish Heart Foundation Medical Center,

reminded that cardiovascular diseases remain one of the

leading causes of death both globally and in Türkiye. According

to World Health Organization data, approximately 20 million

people die each year due to these conditions, while in Türkiye,

nearly 40% of deaths are linked to cardiovascular diseases.

Highlighting the critical role of the heart, Kılıç stated, “The

heart is the central organ responsible for delivering blood and

oxygen to all parts of the body. Any disruption in this system

can directly affect vital organs, particularly the brain.”

Kalp hastalıkları sessiz ilerliyor

Etkinlikte konuşan Türk Kalp Vakfı Tıp Merkezi Kardiyoloji

Uzmanı Uzm. Dr. Hüseyin Deniz Kılıç, kalp ve damar

hastalıklarının hem dünyada hem de Türkiye’de en sık görülen

ölüm nedenleri arasında yer aldığını hatırlattı. Dünya Sağlık

Örgütü verilerine göre her yıl yaklaşık 20 milyon kişinin

bu hastalıklar nedeniyle hayatını kaybettiğini belirten Kılıç,

Türkiye’de ise ölümlerin yaklaşık yüzde 40’ının kardiyovasküler

hastalıklardan kaynaklandığını ifade etti.

Kalbin hayati rolüne dikkat çeken Kılıç, “Kalp, vücudun tüm

organlarına kan ve oksijen taşıyan temel organ. Bu sistemde

ortaya çıkan bir sorun, başta beyin olmak üzere birçok hayati

yapıyı doğrudan etkileyebilir” dedi.

Risk faktörleri hayat tarzında gizli

Kalp hastalıklarının gelişiminde hipertansiyon, yüksek

kolesterol, diyabet, obezite ve sigara kullanımının başlıca

risk faktörleri arasında yer aldığını belirten Kılıç, hareketsiz

yaşam, düzensiz beslenme ve kronik stresin de riski artırdığını

vurguladı.

30 Pharma


Risk factors are closely linked to lifestyle

Kılıç emphasized that hypertension, high cholesterol, diabetes,

obesity, and smoking are among the primary risk factors for

heart disease. In addition, a sedentary lifestyle, poor nutrition,

and chronic stress significantly increase the risk.

He also noted that risk rises with age, and individuals with a

family history, men, and postmenopausal women require closer

monitoring.

Symptoms may not always be obvious

Kılıç pointed out that heart diseases do not always present with

classic symptoms such as chest pain and may progress silently.

Symptoms such as shortness of breath during exertion, fatigue

when climbing stairs, waking up at night with breathlessness,

swelling in the ankles, and irregular heartbeats should not be

ignored.

He stressed that symptoms like chest pressure, pain radiating to

the arm, jaw, or back, sudden shortness of breath, and fainting

require immediate medical attention.

Diabetes as a critical risk factor

Kılıç underlined that diabetes directly affects vascular structures

and accelerates atherosclerosis. He noted that heart attacks in

diabetic patients may not present with typical symptoms.

In women, elderly individuals, and patients with diabetes,

symptoms such as indigestion-like discomfort, back or jaw pain,

and unexplained fatigue may be more prominent.

For this reason, he emphasized the importance of not only

controlling blood glucose levels but also regularly monitoring

blood pressure and cholesterol.

Four key steps for a heart-healthy life

Experts highlight that small changes in daily habits can make

a significant difference in maintaining heart health. Key

recommendations include:

* A balanced, low-salt diet rich in vegetables and whole grains

* At least 150 minutes of moderate physical activity per week

* Avoiding smoking and maintaining a healthy weight

* Ensuring regular sleep and effective stress management

Experts emphasize that heart health is not only about preventing

disease but also about sustaining overall quality of life, making

regular health check-ups essential.

The experience held at Marmara Forum made the invisible

aspects of heart health visible, once again reminding participants

that the foundation of a healthy life lies in everyday choices.

Yaşla birlikte riskin yükseldiğini ifade eden Kılıç, aile öyküsü

bulunan bireyler, erkekler ve menopoz sonrası kadınların daha

yakından takip edilmesi gerektiğini söyledi.

Belirtiler her zaman net olmayabilir

Kalp hastalıklarının her zaman göğüs ağrısı gibi belirgin

şikâyetlerle ortaya çıkmadığını belirten Kılıç, özellikle “sessiz”

ilerleyen belirtilere dikkat çekti.

Eforla gelen nefes darlığı, merdiven çıkarken çabuk yorulma,

gece nefes darlığıyla uyanma, ayak bileklerinde şişlik ve

düzensiz kalp atımları gibi bulguların göz ardı edilmemesi

gerektiğini ifade etti.

Göğüste baskı hissi, kola, çeneye veya sırta yayılan ağrı, ani

nefes darlığı ve bayılma gibi durumlarda ise vakit kaybetmeden

bir uzmana başvurulması gerektiğini vurguladı.

Diyabet kalp sağlığı için kritik risk

Diyabetin damar yapısını doğrudan etkileyerek damar sertliğini

hızlandırdığını belirten Kılıç, özellikle diyabet hastalarında kalp

krizinin klasik belirtiler göstermeyebileceğine dikkat çekti.

Kadınlar, yaşlı bireyler ve diyabet hastalarında mide

rahatsızlığına benzer şikâyetler, sırt veya çene ağrısı ve

açıklanamayan halsizlik gibi daha belirsiz belirtilerin ön planda

olabileceğini söyledi.

Bu nedenle kan şekerinin kontrol altında tutulmasının yanı sıra

tansiyon ve kolesterol değerlerinin de düzenli takip edilmesinin

hayati önem taşıdığını vurguladı.

Kalp dostu yaşam için 4 temel adım

Uzmanlara göre kalp sağlığını korumak için günlük

alışkanlıklarda yapılacak küçük değişiklikler büyük fark

sağlıyor. Öne çıkan temel öneriler şöyle:

-Dengeli ve düşük tuzlu beslenme, sebze ve tam tahıl ağırlıklı

diyet

-Haftada en az 150 dakika orta şiddette fiziksel aktivite

-Sigaradan uzak durma ve sağlıklı kilo kontrolü

-Düzenli uyku ve stres yönetimi

Kalp sağlığının yalnızca hastalıkla mücadele değil, yaşam

kalitesinin sürdürülebilirliği açısından da kritik olduğuna

dikkat çeken uzmanlar, düzenli kontrollerin ihmal edilmemesi

gerektiğini vurguluyor.

Marmara Forum’da gerçekleşen bu deneyim, kalbin görünmeyen

yüzünü görünür hale getirirken, sağlıklı bir yaşamın temelinin

günlük tercihlerde saklı olduğunu bir kez daha hatırlattı.

Pharma

31


“Balance is essential for healthy aging”

“Sağlıklı yaş almak için denge şart”

TAB İlaç’ın 15’inci yıl etkinliğinde konuşan Prof. Dr. Cihan

Aksoy, sağlıklı yaş almanın yalnızca fiziksel değil, zihinsel

dengeyle mümkün olduğunu vurguladı. Araştırmalar,

duyguların bedensel sağlık üzerindeki etkisini net biçimde

ortaya koyuyor.

Sağlıklı yaşam alanındaki yatırımlarını sürdüren TAB İlaç, yeni

nesil vitamin grubu TABVITAMINS’i Esma Sultan Yalısı’nda

düzenlediği 15’inci yıl etkinliğinde tanıttı. Etkinlik kapsamında

gerçekleştirilen “Bedenini iyileştir, ruhunu tazele” başlıklı

oturumda konuşan Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof.

Dr. Cihan Aksoy, sağlıklı yaş almanın temelinde beden ve zihin

arasındaki güçlü ilişkinin yer aldığını ifade etti.

Zihin ve bedenin birbirinden ayrı değerlendirilemeyeceğine

dikkat çeken Prof. Dr. Aksoy, duyguların yalnızca psikolojik

değil aynı zamanda biyolojik karşılıkları olduğunu belirtti.

Beyindeki reseptörlerin benzerlerinin bağışıklık hücrelerinde

de bulunduğunu hatırlatan Aksoy, “Duygularımız hücresel

düzeyde karşılık bulur. Beyin ile bağışıklık sistemi sürekli

iletişim halindedir. Bu nedenle psikolojik durumumuz, fiziksel

sağlığımızı doğrudan etkiler” dedi.

Stres, bağışıklık sistemini zayıflatıyor

Konuşmasında stresin etkilerine de değinen Aksoy, kronik

stresin hormonlar aracılığıyla bağışıklık sistemini baskıladığını

ve vücudu hastalıklara daha açık hale getirdiğini vurguladı.

Bununla birlikte etkileşimin tek yönlü olmadığını belirten

Aksoy, bedensel durumun da zihinsel sağlığı güçlü şekilde

etkilediğini söyledi.

Bağırsak sağlığı, inflamasyon ve toksik yük gibi faktörlerin ruh

hali üzerinde doğrudan etkili olabildiğine dikkat çeken Aksoy,

depresyon ve anksiyete gibi durumların yalnızca psikolojik

değil, aynı zamanda biyolojik göstergelerle de ilişkili olduğunu

ifade etti.

Prof. Dr. Cihan Aksoy

Speaking at TAB Pharmaceuticals’ 15th anniversary event,

Prof. Dr. Cihan Aksoy emphasized that healthy aging

depends not only on physical well-being but also on mental

balance. Research clearly shows that emotions have a direct

impact on physical health.

Continuing its investments in the field of healthy living, TAB

Pharmaceuticals introduced its new-generation vitamin group,

TABVITAMINS, at its 15th anniversary event held at Esma Sultan

Mansion. During the session titled “Heal your body, renew your

mind,” Physical Medicine and Rehabilitation Specialist Prof. Dr.

Cihan Aksoy highlighted the strong connection between body

and mind as the foundation of healthy aging.

Emphasizing that the mind and body cannot be evaluated

“Üçlü denge” sağlığın temelini oluşturuyor

Sinir, endokrin ve bağışıklık sistemlerinin birlikte çalıştığı

dengeye değinen Aksoy, bu yapıyı “üçlü tango” olarak

tanımladı. Bu sistemler arasındaki uyumun bozulmasının

kronik hastalıkların zeminini hazırladığını belirten Aksoy,

günümüzde pek çok hastalığın ortak paydasının kronik

inflamasyon olduğuna dikkat çekti. Sağlıklı yaş almanın en

kritik başlıklarından birinin ise inflamasyonun kontrol altına

alınması olduğunu vurguladı.

Kolajen tartışmasına bilimsel yaklaşım

Kas-iskelet sağlığı ve osteoartrit üzerine de değerlendirmelerde

bulunan Aksoy, kıkırdak dokunun yenilenme kapasitesinin

sınırlı olduğunu ancak doğru yöntemlerle desteklenebileceğini

ifade etti.

Kolajen, glukozamin gibi desteklerin yanı sıra egzersiz ve yaşam

32 Pharma


separately, Prof. Dr. Aksoy stated that emotions have not only

psychological but also biological counterparts. Noting that

receptors similar to those in the brain are also found in immune

cells, he said, “Our emotions manifest at the cellular level. The

brain and the immune system are in constant communication.

Therefore, our psychological state directly affects our physical

health.”

Stress weakens the immune system

Addressing the effects of stress, Aksoy noted that chronic stress

suppresses the immune system through hormonal pathways,

making the body more vulnerable to diseases. He also pointed

out that this interaction is not one-directional, adding that

physical conditions significantly influence mental health as well.

He emphasized that factors such as gut health, inflammation,

and toxic load can directly affect mood, and that conditions

like depression and anxiety are linked not only to psychological

factors but also to biological indicators.

“Triple balance” forms the basis of health

Referring to the coordinated functioning of the nervous,

endocrine, and immune systems, Aksoy described this

interaction as a “triple tango.” He explained that disruption in

the harmony between these systems can lay the groundwork

for chronic diseases and noted that chronic inflammation is a

common denominator in many conditions today. Controlling

inflammation, he stressed, is one of the most critical aspects of

healthy aging.

A scientific perspective on collagen

Evaluating musculoskeletal health and osteoarthritis, Aksoy

stated that while cartilage has limited regenerative capacity, it

can be supported through appropriate methods.

He emphasized that supplements such as collagen and

glucosamine should be considered alongside exercise and

lifestyle changes: “No single method is sufficient. The most

effective approach is a holistic model that combines proper

exercise, balanced nutrition, and appropriate supplementation.”

Addressing the common belief that traditional bone broth

provides sufficient collagen, Aksoy noted that dietary

collagen intake in low amounts is not effective, while

excessive consumption may pose health risks. He warned that

overconsumption can increase cholesterol levels and place

additional strain on the liver and kidneys.

Proper movement supports joint health

Aksoy also highlighted the role of exercise in osteoarthritis,

stating that appropriately performed physical activity at

moderate levels supports cartilage health. However, excessive

and improper exercise may have adverse effects. He concluded

that regular, moderate movement is the most effective approach

for maintaining joint health.

Scientific evidence once again demonstrates that healthy

aging depends not on a single factor, but on the harmonious

functioning of both body and mind.

tarzı değişikliklerinin birlikte ele alınması gerektiğini belirten

Aksoy, “Tek bir yöntem yeterli değil. En etkili yaklaşım; doğru

egzersiz, dengeli beslenme ve uygun desteklerin bir arada

olduğu bütüncül modeldir” dedi.

Halk arasında yaygın olan “kelle paça çorbası kolajen sağlar”

görüşüne de değinen Aksoy, besinlerle alınan kolajenin düşük

miktarlarda etkili olmadığını, yüksek tüketimin ise sağlık

açısından risk oluşturabileceğini söyledi. Aşırı tüketimin

kolesterol seviyelerini yükseltebileceğini, karaciğer ve böbrek

üzerinde yük oluşturabileceğini belirtti.

Doğru hareket, sağlıklı eklem

Egzersizin osteoartrit üzerindeki etkilerine de dikkat çeken

Aksoy, ideal seviyede ve doğru şekilde yapılan fiziksel

aktivitenin kıkırdak sağlığını desteklediğini ifade etti. Ancak

aşırı ve bilinçsiz egzersizin ters etki gösterebileceğini belirterek,

düzenli ve orta düzeyde hareketin eklem sağlığı için en doğru

yaklaşım olduğunu sözlerine ekledi.

Bilimsel veriler, sağlıklı yaş almanın tek bir alana değil, beden

ve zihnin uyumlu işleyişine bağlı olduğunu bir kez daha ortaya

koyuyor.

Pharma

33


Takeda Türkiye renews “Great Place to Work®”

certification with strong corporate culture

Takeda Türkiye, güçlü kurum kültürüyle

“Great Place to Work®” ünvanını yeniledi

Standing out with its employee experience and peoplefocused

approach, Takeda Türkiye has once again earned

the “Great Place to Work®” certification, reinforcing its

consistent success in corporate culture.

Takeda Türkiye has once again been awarded the “Great Place to

Work®” (GPTW) Certification, reflecting its holistic approach

to employee experience and strong organizational culture.

This achievement demonstrates that the company consistently

applies its people-first philosophy not only in principle but also

in daily business practices.

With a legacy spanning more than 240 years, Takeda supports its

mission to improve lives not only through innovative treatments

but also through the working environment it provides for its

employees. Placing a “people first” mindset at the core of all its

processes, the company combines scientific advancement with

patient needs while fostering a workplace built on trust, respect,

and continuous development.

A strong local reflection of a global approach

Operating in 80 countries worldwide, Takeda stands out with

practices that promote inclusivity, support development, and

encourage work-life balance. As the Türkiye reflection of this

Çalışan deneyimi ve insan odaklı yaklaşımıyla öne çıkan

Takeda Türkiye, bir kez daha “Great Place to Work®”

sertifikası alarak kurum kültüründeki istikrarlı başarısını

ortaya koydu.

Takeda Türkiye, çalışan deneyimine yönelik bütüncül yaklaşımı

ve güçlü kurum kültürüyle bir kez daha “Great Place to Work®”

(GPTW) Sertifikası almaya hak kazandı. Bu sonuç, şirketin

insan odaklı yaklaşımını yalnızca söylemde değil, günlük iş

yapış biçimlerinde de istikrarlı şekilde sürdürdüğünü gösteriyor.

240 yılı aşkın köklü geçmişiyle faaliyet gösteren Takeda, yaşamları

iyileştirme misyonunu yalnızca geliştirdiği yenilikçi tedavilerle

değil; aynı zamanda çalışanlarına sunduğu çalışma ortamıyla da

destekliyor. “Önce insan” anlayışını tüm süreçlerinin merkezine

konumlandıran şirket, bilimsel gelişmeleri hasta ihtiyaçlarıyla

buluştururken, çalışanları için güven, saygı ve gelişim odaklı bir

yapı sunuyor.

Küresel yaklaşımın Türkiye’deki güçlü yansıması

Dünya genelinde 80 ülkede faaliyet gösteren Takeda,

kapsayıcılığı güçlendiren, gelişimi teşvik eden ve iş-yaşam

dengesini destekleyen uygulamalarıyla dikkat çekiyor. Bu

yaklaşımın Türkiye’deki yansıması olan Takeda Türkiye, çalışan

34 Pharma


global approach, Takeda Türkiye has once again been awarded

the certification following a comprehensive evaluation process

covering employee experience, trust, and engagement.

A holistic approach to employee experience

Well-being programs, diversity and inclusion initiatives, and

flexible working models implemented at Takeda Türkiye

provide a comprehensive structure that addresses diverse

employee needs. In addition, a culture of open communication,

mutual respect, and continuous learning strengthens internal

collaboration.

This approach enhances teams’ ability to create value together

while laying a strong foundation for high employee engagement

and a sustainable work environment.

Nura Aykanat, General Manager of Takeda Türkiye,

commented on the achievement:

“At Takeda, our success is built on a strong corporate culture

that places our people at the center. We prioritize creating a

workplace where everyone feels valued and secure, while also

being supported with development opportunities. Receiving

positive feedback from our employees and earning the Great

Place to Work® Certification once again is a great source of

satisfaction for us.”

With its people-centered corporate culture, Takeda Türkiye

continues to enhance employee experience and remains among

the exemplary organizations in the business world.

deneyimi, güven ve bağlılık başlıklarında gerçekleştirilen

kapsamlı değerlendirme sürecinin ardından sertifikayı yeniden

almaya layık görüldü.

Çalışan deneyiminde bütüncül yaklaşım

Takeda Türkiye’de uygulanan iyi olma hali (well-being)

programları, çeşitlilik ve kapsayıcılık odaklı çalışmalar ile

esnek çalışma modelleri, çalışanların farklı ihtiyaçlarına yanıt

veren kapsamlı bir yapı sunuyor. Bunun yanı sıra açık iletişim

kültürü, karşılıklı saygı ve birlikte öğrenme anlayışı da kurum

içi etkileşimi güçlendiriyor.

Bu yaklaşım, ekiplerin birlikte üretme kapasitesini artırırken,

yüksek çalışan bağlılığı ve sürdürülebilir bir çalışma ortamı için

güçlü bir zemin sağlıyor.

Takeda Türkiye Genel Müdürü Nura Aykanat, elde edilen

başarıya ilişkin yaptığı değerlendirmede şu ifadeleri kullandı:

“Takeda’da başarımızın temelinde, çalışanlarımızı merkeze

alan güçlü bir kurum kültürü bulunuyor. Herkesin kendini

değerli ve güvende hissettiği, aynı zamanda gelişim fırsatlarıyla

desteklendiği bir çalışma ortamını önceliklendiriyoruz.

Çalışanlarımızdan gelen geri bildirimlerle bu yaklaşımın karşılık

bulduğunu görmek ve Great Place to Work® Sertifikası’nı bir kez

daha almak bizim için büyük bir memnuniyet.”

Takeda Türkiye, insan odaklı kurum kültürüyle çalışan

deneyimini sürekli geliştirmeye odaklanarak iş dünyasında

örnek gösterilen yapılar arasında yer almaya devam ediyor.

Pharma

35


Merck Türkiye drives multi-layered awareness

campaign for colorectal cancer

Merck Türkiye’den kolorektal kansere dikkat çeken çok yönlü

farkındalık hamlesi

“Bağırsağına Kulak Ver” mesajıyla Kolorektal Kanser

Farkındalık Ayı’nda sahaya çıkan Merck Türkiye; erken

tanının önemini vurgulayan etkinlikler, uzman buluşmaları

ve çalışan katılımıyla yürütülen uygulamalarla geniş çaplı bir

bilinçlendirme çalışmasına imza attı.

Merck Türkiye, Kolorektal Kanser Farkındalık Ayı kapsamında

hayata geçirdiği kapsamlı çalışmalarla erken tanının hayati

rolüne dikkat çekti. Bilim temelli yaklaşımını toplumsal

sorumluluk anlayışıyla birleştiren şirket, hem çalışanlarını

hem de toplumu hedef alan çok katmanlı bir farkındalık süreci

yürüttü.

Kolorektal kanserin dünya genelinde en sık görülen kanser

türleri arasında yer aldığına dikkat çeken Merck Türkiye, erken

teşhisin yaşam süresi ve tedavi başarısı üzerindeki belirleyici

etkisini öne çıkardı. Bu doğrultuda düzenlenen etkinlikler;

bilgiye erişimi kolaylaştırmayı, sağlıklı yaşam alışkanlıklarını

teşvik etmeyi ve hastalığa dair farkındalığı güçlendirmeyi

amaçladı.

With the message “Listen to Your Intestines,” Merck

Türkiye launched a wide-ranging awareness initiative

during Colorectal Cancer Awareness Month, highlighting

the importance of early diagnosis through events, expert

sessions, and employee engagement.

Merck Türkiye carried out a comprehensive series of activities

to emphasize the critical role of early detection in colorectal

cancer. Combining its science-based approach with a strong

sense of social responsibility, the company implemented a

multi-layered awareness program targeting both its employees

and the wider community.

Drawing attention to the fact that colorectal cancer is among

the most common cancer types worldwide, Merck Türkiye

underscored the decisive impact of early diagnosis on survival

rates and treatment success. The initiatives aimed to improve

access to information, encourage healthy lifestyle habits, and

strengthen public awareness of the disease.

“Mavi Giy” hareketiyle görünürlük artırıldı

Farkındalık çalışmaları kapsamında Merck Türkiye, dünya

genelinde yürütülen “Dress in Blue (Mavi Giy)” hareketine

katıldı. Çalışanların mavi kıyafetler giydiği bu uygulama ile

kolorektal kanser konusunda dikkat çekici bir görünürlük

sağlanırken, erken tanının önemi kurum içinde güçlü bir

şekilde hatırlatıldı.

Uzmanlarla doğrudan bilgi paylaşımı

Şirket, çalışanlarına yönelik olarak uzman katılımlı bir

bilgilendirme oturumu da gerçekleştirdi. Hibrit formatta

düzenlenen etkinlikte, alanında deneyimli bir hekim kolorektal

kanserin belirtileri, risk faktörleri ve erken tanı yöntemleri

hakkında kapsamlı bilgiler paylaştı.

Visibility increased with the “Dress in Blue” movement

As part of its awareness efforts, Merck Türkiye joined the global

“Dress in Blue” campaign. Employees wearing blue helped create

strong visual visibility around colorectal cancer, reinforcing the

importance of early diagnosis within the organization.

Direct knowledge sharing with experts

The company also organized an expert-led information session

for its employees. Held in a hybrid format, the event featured

36 Pharma


an experienced physician who shared detailed insights on

symptoms, risk factors, and early detection methods. The

session was shaped by questions collected from employees in

advance, ensuring direct and reliable access to information.

Steps taken for a healthier lifestyle

As part of the awareness month, the “Walk for Health” event

was organized with active employee participation. Participants

joined the walk wearing blue T-shirts carrying the message

#ListenToYourIntestines, while informational materials

distributed during the event further supported awareness efforts.

Brief pre-walk talks once again emphasized the importance of

early diagnosis.

Emphasis on “early detection saves lives”

Şehram Zayer, General Manager of Merck Türkiye, highlighted

that colorectal cancer remains a significant global health issue.

Emphasizing the life-saving role of early diagnosis, Zayer stated

that the company continues to use science as a guide while

advancing efforts to raise societal awareness.

A holistic approach to awareness

Merck Türkiye’s initiatives during Colorectal Cancer Awareness

Month went beyond a traditional communication campaign,

presenting a holistic approach that spans from access to

information to behavioral change. Expert-driven content,

employee engagement, and health-promoting activities all

contributed to spreading awareness about early diagnosis.

The company aims to continue its awareness efforts in the

coming period, bringing together scientific knowledge and

public consciousness to support better health outcomes.

Etkinlik öncesinde çalışanlardan toplanan sorular

doğrultusunda şekillenen oturum, katılımcıların doğrudan ve

güvenilir bilgiye ulaşmasını sağladı.

Sağlıklı yaşam için adımlar atıldı

Farkındalık ayı kapsamında düzenlenen “Sağlık için yürü”

etkinliği ise çalışan katılımıyla gerçekleştirildi. Katılımcılar,

#BağırsağınaKulakVer mesajını taşıyan mavi tişörtlerle

yürüyüşe katılırken, etkinlik boyunca dağıtılan bilgilendirici

materyallerle farkındalık çalışması desteklendi. Yürüyüş

öncesinde yapılan kısa bilgilendirme konuşmalarıyla erken

teşhisin önemi bir kez daha vurgulandı.

“Erken tanı hayat kurtarır” vurgusu

Merck Türkiye Genel Müdürü Şehram Zayer, yürütülen

çalışmaların önemine ilişkin değerlendirmesinde kolorektal

kanserin küresel ölçekte ciddi bir sağlık sorunu olmaya devam

ettiğine dikkat çekti. Zayer, erken tanının hayati önem taşıdığını

belirterek, şirket olarak bilimi rehber alıp toplumsal farkındalığı

artırmaya yönelik çalışmaları sürdürdüklerini ifade etti.

Bütüncül farkındalık yaklaşımı

Merck Türkiye’nin Kolorektal Kanser Farkındalık Ayı

kapsamında gerçekleştirdiği çalışmalar; yalnızca bir iletişim

kampanyası olmanın ötesine geçerek, bilgiye erişimden davranış

değişikliğine kadar uzanan bütüncül bir yaklaşım ortaya koydu.

Uzman katkılarıyla desteklenen içerikler, çalışan katılımıyla

güçlenen etkinlikler ve sağlıklı yaşamı teşvik eden uygulamalar,

erken tanı bilincinin yaygınlaştırılmasına katkı sundu.

Şirket, önümüzdeki dönemde de hastalık farkındalığına yönelik

çalışmalarını sürdürerek, bilimsel bilgi ile toplumsal bilinci

buluşturmaya devam etmeyi hedefliyor.

Pharma

37


Beren Su Kales appointed as MERA Region and Saudi

Arabia Insights & Strategy Lead

Beren Su Kales, MERA Bölgesi ve Suudi Arabistan

İçgörü & Strateji Liderliği görevine atandı

Pfizer’da Türkiye’den bir üst düzey global atama daha

gerçekleşti. Sağlık sektöründe veri odaklı strateji yaklaşımıyla

öne çıkan Beren Su Kales, Pfizer Orta Doğu, Rusya ve Afrika

(MERA) Bölgesi ve Suudi Arabistan İçgörü & Strateji Lideri

olarak atandı.

Bu atama, Pfizer Türkiye’den yetişen liderlerin uluslararası

organizasyon içindeki etkisini ve stratejik rollerde üstlendikleri

sorumluluğun giderek arttığını bir kez daha ortaya koyuyor.

Beren Su Kales, Insights & Strategy Lead,

MERA Region and Saudi Arabia

Another senior global appointment from Türkiye has been

announced at Pfizer. Recognized for her data-driven strategic

approach in the healthcare sector, Beren Su Kales has been

appointed as Insights & Strategy Lead for Pfizer’s Middle

East, Russia and Africa (MERA) Region and Saudi Arabia.

This appointment once again highlights the growing influence

of leaders cultivated within Pfizer Türkiye and the increasing

level of responsibility they assume in strategic roles across the

international organization.

A career journey from Pfizer Türkiye to the MERA region

Beren Su Kales graduated from Boğaziçi University, Department

of Management Information Systems, in 2017. She began her

career at Pfizer Türkiye in 2014 as a part-time participant in the

PT Universe program while still pursuing her university studies.

During her academic years, Kales gained experience in various

functions within Pfizer. After graduation, she continued

her career in the healthcare sector, taking on roles such as

Marketing Manager, Regional Leader, and Brand Leader at

Pfizer Türkiye’den MERA bölgesine uzanan kariyer yolculuğu

Beren Su Kales, Boğaziçi Üniversitesi Yönetişim Bilişim

Sistemleri Bölümü’nden 2017 yılında mezun oldu. Kariyerine

ise henüz üniversite eğitimi sürerken, 2014 yılında Pfizer

Türkiye’de yarı zamanlı (PT Universe) olarak adım attı.

Eğitimi boyunca Pfizer bünyesinde farklı fonksiyonlarda

deneyim kazanan Kales, mezuniyetinin ardından kariyerine

sağlık sektöründe devam etti. Farklı ilaç firmalarında Pazarlama

Müdürlüğü, Bölge ve Marka Liderliği gibi sorumluluklar

üstlenerek hem ticari hem de stratejik alanlarda kapsamlı bir

deneyim edindi.

Son üç yıldır Pfizer Türkiye’de İçgörü & Strateji ekibine liderlik

eden Kales, bu süreçte iş birimlerine veri temelli içgörüler

sağladı, pazar analizleri ve performans yönetimi konularında

stratejik yönlendirmelerde bulundu. Aynı zamanda uluslararası

analitik projelerin hayata geçirilmesinde aktif rol üstlenerek

global stratejilere katkı sundu.

Geniş coğrafyada stratejik sorumluluk

MERA (Middle East, Russia & Africa) Bölgesi; farklı sağlık

dinamiklerine, değişken pazar koşullarına ve çok kültürlü

yapılara sahip geniş bir coğrafyayı kapsıyor. Beren Su Kales,

yeni görevinde yalnızca bölgesel stratejileri yönlendirmekle

kalmayacak; aynı zamanda Suudi Arabistan dahil olmak

üzere gelişmekte olan birçok pazarda analitik altyapıların

güçlendirilmesine liderlik edecek.

Kales’in sorumluluk alanı kapsamında:

-Bölgesel veri analitiği stratejilerinin geliştirilmesi

-İçgörü üretim süreçlerinin standardizasyonu

-Ticari karar mekanizmalarının veri temelli yapılandırılması

-Çevik (agile) çalışma modellerinin yaygınlaştırılması yer

alıyor.

Analitik düşünce yapısı, sonuç odaklı yaklaşımı ve disiplinler

arası koordinasyon deneyimi, Kales’in MERA Bölgesi’ndeki

çok paydaşlı yapıya değer katması açısından önemli bir avantaj

olarak görülüyor.

38 Pharma


different pharmaceutical companies, building comprehensive

expertise in both commercial and strategic domains.

For the past three years, she has led the Insights & Strategy

team at Pfizer Türkiye. In this role, she provided data-driven

insights to business units and offered strategic guidance in

market analysis and performance management. She also played

an active role in the implementation of international analytics

projects, contributing to global strategies.

Strategic responsibility across a broad geography

The MERA (Middle East, Russia & Africa) Region encompasses

a vast geography characterized by diverse healthcare dynamics,

evolving market conditions, and multicultural structures. In her

new role, Beren Su Kales will not only guide regional strategies

but also lead the strengthening of analytical infrastructures

across several developing markets, including Saudi Arabia.

Her scope of responsibility includes:

* Developing regional data analytics strategies

* Standardizing insight generation processes

* Structuring commercial decision-making mechanisms on a

data-driven basis

* Expanding agile working models

Her analytical mindset, results-oriented approach, and crossfunctional

coordination experience are seen as significant

advantages in adding value to the region’s multi-stakeholder

structure.

The era of data-driven leadership

Decision-making processes in the healthcare sector are

increasingly shaped by data analytics. Insight-driven approaches

are gaining importance across a wide spectrum, from market

access strategies to product positioning, patient-focused

solutions, and performance optimization.

Beren Su Kales’ career trajectory has evolved in parallel with

this transformation. Together with her team in Türkiye, she

strengthened data-driven insight generation mechanisms

and played an active role in adapting international analytics

strategies to local markets.

In her new position, she will expand this experience to a broader

regional impact across the MERA geography.

Global leaders cultivated in Türkiye

Pfizer Türkiye has long been positioned as a key talent hub within

the global organization, developing senior executives who take

on international leadership roles. The appointment of Beren Su

Kales further demonstrates that the Türkiye organization stands

out not only for its commercial achievements but also for its

leadership development capabilities.

As of December 1, 2025, Kales has assumed her new role and

will be based in Madrid, actively contributing to regional

strategic decision-making processes.

This appointment represents not only the steady rise of a

career that began at a young age but also a strong reflection

of how data-driven leadership is gaining recognition on the

international stage.

Veri odaklı liderlik dönemi

Sağlık sektöründe karar alma süreçleri giderek daha fazla

veri analitiğine dayanıyor. Pazara giriş stratejilerinden ürün

konumlandırmaya, hasta odaklı çözümlerden performans

optimizasyonuna kadar geniş bir yelpazede içgörü temelli

yaklaşımlar önem kazanıyor.

Beren Su Kales’in kariyer yolculuğu da bu dönüşümle paralel bir

çizgide ilerledi. Türkiye’de yönettiği ekip ile birlikte veri odaklı

içgörü üretim mekanizmalarını güçlendiren Kales, özellikle

uluslararası analitik stratejilerin lokal pazarlara adaptasyonunda

aktif rol aldı.

Yeni görevinde ise bu deneyimi MERA Bölgesi genelinde daha

geniş bir etki alanına taşıyacak.

Türkiye’den yetişen global liderler

Pfizer Türkiye, uzun yıllardır global organizasyon içinde üst

düzey yöneticiler yetiştiren bir merkez olarak konumlanıyor.

Beren Su Kales’in ataması da, Türkiye organizasyonunun

yalnızca ticari başarılarıyla değil, liderlik gelişimiyle de öne

çıktığını gösteriyor.

1 Aralık 2025 itibarıyla görevine başlayan Kales, Madrid

merkezli olarak çalışacak ve bölgesel stratejik karar alma

süreçlerinde aktif rol üstlenecek.

Bu atama, genç yaşta başlayan bir kariyerin istikrarlı yükselişi

kadar; veri odaklı liderliğin uluslararası platformda nasıl

karşılık bulduğunun da güçlü bir göstergesi niteliğinde.

Pharma

39


A new leadership era for vaccines at GSK Türkiye

GSK Türkiye’nin aşı alanında yeni liderlik dönemi

40 Pharma

İlknur Ulu, known for her international experience and

strategic leadership background, has been appointed Vaccine

Business Unit Director at GSK Türkiye.

Global biopharmaceutical company GSK continues to

strengthen its leadership team with a new appointment in its

Türkiye organization. The company, recognized for its focus

on scientific innovation and sustainable growth strategies in

healthcare, has appointed experienced executive İlknur Ulu as

Vaccine Business Unit Director.

A career shaped by global experience

With more than 17 years of experience in the pharmaceutical

and healthcare industry, İlknur Ulu has built a strong leadership

profile through strategic projects carried out across different

regions.

After graduating from the Business Administration

Department of Galatasaray University in 2008, Ulu took on

key roles in marketing, sales, and business development within

the pharmaceutical sector. Throughout her career, she has been

actively involved in operations across Africa, the Middle East,

and Eurasia, contributing to growth strategy development,

portfolio management, and regional market expansion

initiatives.

Ulu has also played a role in the launch processes of products

across different therapeutic areas in international markets,

gaining extensive experience in global brand management and

commercial strategy development.

Strategic leadership in vaccines

Before joining GSK Türkiye, İlknur Ulu worked at Sanofi,

where she held various leadership roles in marketing and sales

organizations within the vaccine, cardiology, and diabetes

business units.

During this period, she focused on commercial strategies

aimed at expanding vaccine portfolios, market access

initiatives, and launch projects. She also actively

contributed to regional projects conducted with

multinational teams.

Ulu’s experience is expected to play a significant role

in supporting GSK Türkiye’s growth strategies in the

vaccine field, which holds a critical place in the global

healthcare agenda.

Innovation in the healthcare sector is not only

about developing new treatments but also

about ensuring that these solutions reach

broader populations. This new leadership

appointment at GSK Türkiye is therefore seen

as an important step reflecting the company’s

commitment to science, innovation, and

sustainable healthcare solutions.

Uluslararası deneyimi ve stratejik yönetim birikimiyle

tanınan İlknur Ulu, GSK Türkiye’de Aşı İş Birimi Direktörü

olarak görevine başladı.

Küresel biyofarma şirketlerinden GSK, Türkiye

organizasyonunda gerçekleştirdiği yeni atamayla liderlik

kadrosunu güçlendirmeye devam ediyor. Sağlık alanında

bilimsel inovasyon ve sürdürülebilir büyüme stratejileriyle

öne çıkan şirket, deneyimli isim İlknur Ulu’yu Aşı İş Birimi

Direktörü olarak atadı.

Küresel deneyimle şekillenen bir kariyer

İlaç ve sağlık sektöründe 17 yılı aşkın deneyime sahip olan

İlknur Ulu, kariyeri boyunca farklı coğrafyalarda yürüttüğü

stratejik projelerle dikkat çeken bir yönetici profili çiziyor.

Ulu, Galatasaray University İşletme Bölümü’nden 2008 yılında

mezun olduktan sonra ilaç sektöründe pazarlama, satış ve

iş geliştirme alanlarında önemli görevler üstlendi. Kariyeri

boyunca özellikle Afrika, Orta Doğu ve Avrasya bölgelerinde

yürütülen operasyonlarda aktif rol alan Ulu; büyüme stratejileri

geliştirme, portföy yönetimi ve bölgesel pazar geliştirme

projelerinde önemli sorumluluklar üstlendi.

Uluslararası pazarlarda farklı terapötik alanlara yönelik

ürünlerin lansman süreçlerinde görev alan Ulu, global marka

yönetimi ve ticari strateji geliştirme konularında da geniş bir

deneyim kazandı.

Aşı alanında stratejik yönetim

GSK Türkiye’ye katılmadan önce Sanofi bünyesinde görev yapan

İlknur Ulu, burada aşı, kardiyoloji ve diyabet iş birimlerinde

pazarlama ve satış organizasyonlarında çeşitli liderlik rollerinde

bulundu.

Bu süreçte özellikle aşı portföyünün büyümesine yönelik

ticari stratejiler, pazar erişimi çalışmaları ve lansman

projeleri üzerinde çalışan Ulu; çok uluslu ekiplerle

yürütülen bölgesel projelerde de aktif rol aldı.

Ulu’nun bu deneyimi, küresel sağlık

gündeminde kritik bir yere sahip olan

aşı alanında GSK Türkiye’nin büyüme

stratejilerine önemli katkılar sağlaması

açısından dikkat çekiyor.

Sağlık sektöründe inovasyon, yalnızca

yeni tedavilerin geliştirilmesi değil;

aynı zamanda bu çözümlerin

daha geniş kitlelere ulaştırılması

anlamına geliyor. GSK Türkiye’de

gerçekleştirilen bu yeni liderlik

ataması da şirketin bilim, inovasyon

ve sürdürülebilir sağlık çözümlerine

verdiği önemin bir göstergesi

olarak değerlendiriliyor.

İlknur Ulu, Vaccine Business

Unit Director, GSK Türkiye



Koç University Hospital tops the list

Koç Üniversitesi Hastanesi zirvede!

from 32 countries, hospitals were analyzed based on numerous

criteria including clinical performance, patient experience, hygiene

standards, recommendations from healthcare professionals, and

the physician–nurse-to-patient ratio. Patient-Reported Outcome

Measures (PROMs) also played a key role in the evaluation process.

As a result of this comprehensive analysis, Koç University Hospital

achieved a score of 91.80, placing it at the top of the list in Türkiye

and ranking 213th globally.

Dr. Erhan Bulutcu,

CEO of Koç Healthcare

Koç University Hospital has been named the best hospital in

Türkiye in the 2026 World’s Best Hospitals ranking prepared by

Newsweek in collaboration with global data platform Statista.

With a score of 91.80, the hospital ranked among the world’s

top 250 healthcare institutions, once again confirming its strong

position on the international healthcare stage.

International comparisons in healthcare reveal not only medical

success but also patient safety, technology utilization, and clinical

quality standards. In this year’s 2026 World’s Best Hospitals list

compiled by Newsweek and Statista, Koç University Hospital ranked

first in Türkiye and secured a place among the top 250 hospitals

worldwide, marking a significant achievement.

In the study, which evaluated more than 2,500 healthcare institutions

“Excellence is the combination of trust and innovation”

Commenting on the achievement, Dr. Erhan Bulutcu, CEO of Koç

Healthcare, emphasized that the result reflects long-term investments

and a scientific approach in healthcare.

Bulutcu stated that the hospital continues to pursue a strategy centered

on clinical excellence, patient safety, and innovation, adding that its

research infrastructure, advanced medical technologies, and highly

qualified human resources played a decisive role in this success.

A regional reference center for healthcare

Koç University Hospital stands out as one of the region’s leading

reference centers with its structure that combines academic medicine

with advanced technology, particularly in fields such as oncology,

organ transplantation, cardiovascular medicine, and robotic surgery.

The hospital also incorporates Patient-Reported Outcome Measures

(PROMs) into its clinical processes, enabling patients’ post-treatment

experiences to directly contribute to the improvement of healthcare

services.

With artificial intelligence-supported diagnostic systems, robotic

surgery platforms, and personalized treatment approaches, the

institution is positioned as one of the pioneers of innovative

healthcare practices both in Türkiye and within the international

healthcare ecosystem.

Koç Üniversitesi Hastanesi, Newsweek ve küresel veri platformu

Statista iş birliğiyle hazırlanan 2026 World’s Best Hospitals

araştırmasında Türkiye’nin en iyi hastanesi seçildi. 91.80 puan

alan hastane, dünya genelinde ilk 250 sağlık kuruluşu arasında yer

alarak uluslararası sağlık sahnesindeki güçlü konumunu bir kez

daha tescilledi.

Sağlık alanında uluslararası karşılaştırmalar, yalnızca tıbbi başarıyı

değil aynı zamanda hasta güvenliği, teknoloji kullanımı ve klinik

kalite standartlarını da ortaya koyuyor. Bu yıl Newsweek ve Statista

tarafından hazırlanan 2026 World’s Best Hospitals listesinde Koç

Üniversitesi Hastanesi, Türkiye’de 1. sırada yer aldı ve dünya genelinde

ilk 250 hastane arasına girerek önemli bir başarıya imza attı.

32 ülkeden 2.500’den fazla sağlık kuruluşunun değerlendirildiği

araştırmada hastaneler; klinik performans, hasta deneyimi, hijyen

standartları, sağlık profesyonellerinin önerileri ve hasta başına düşen

hekim–hemşire oranı gibi çok sayıda kriter üzerinden analiz edildi.

Ayrıca değerlendirmede Hasta Bildirimli Sonuç Ölçütleri (PROMs)

araştırmaları da önemli bir rol oynadı.

Bu kapsamlı analiz sonucunda Koç Üniversitesi Hastanesi, 91.80 puan

alarak Türkiye’de listenin zirvesine yerleşti ve küresel sıralamada 213.

sıraya yükseldi.

“Mükemmellik, güven ve inovasyonun birleşimidir”

Başarıya ilişkin değerlendirmede bulunan Koç Healthcare CEO’su

Dr. Erhan Bulutcu, elde edilen sonucun sağlık alanındaki uzun vadeli

yatırım ve bilimsel yaklaşımın bir göstergesi olduğunu vurguladı.

Bulutcu, hastanenin klinik mükemmeliyet, hasta güvenliği ve

inovasyon odaklı yaklaşımını sürdürdüğünü belirterek; araştırma

altyapısı, ileri tıbbi teknolojiler ve nitelikli insan kaynağının bu

başarıda belirleyici rol oynadığını ifade etti.

Bölgesel sağlık referans merkezi

Koç Üniversitesi Hastanesi, akademik tıp yaklaşımını ileri

teknoloji ile birleştiren yapısıyla özellikle onkoloji, organ nakli,

kardiyovasküler tıp ve robotik cerrahi alanlarında bölgesel ölçekte

referans merkezlerinden biri olarak öne çıkıyor.

Hastane ayrıca klinik süreçlerinde Hasta Bildirimli Sonuç Ölçütleri

(PROMs) uygulamalarını kullanarak hastaların tedavi sonrası

deneyimlerini doğrudan sağlık hizmetinin geliştirilmesine dahil

ediyor.

Yapay zekâ destekli tanı sistemleri, robotik cerrahi platformları ve

kişiselleştirilmiş tedavi yaklaşımları sayesinde kurum, hem Türkiye’de

hem de uluslararası sağlık ekosisteminde yenilikçi uygulamaların

öncülerinden biri olarak konumlanıyor.

42 Pharma





When is “pigeon-toed walking” harmless,

and when does it require follow-up?

“Güvercin Yürüyüşü” ne zaman masum, ne zaman takip gerektirir?

Yürümeye yeni başlayan ya da koşarken ayaklarını içe doğru

çeviren çocuklar, ebeveynlerin en sık endişelendiği konuların

başında geliyor. Halk arasında “güvercin ayaklılık” olarak

adlandırılan bu yürüyüş şekli, çoğu zaman büyümenin doğal

bir parçası olsa da bazı durumlarda ortopedik değerlendirme

gerektirebiliyor.

Özellikle 1–4 yaş aralığında sık görülen içe basma, kemik, kas

ve eklem yapısının henüz tam olarak olgunlaşmamış olmasına

bağlı olarak ortaya çıkabiliyor. Anadolu Sağlık Merkezi

Hastanesi’nden Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr.

İbrahim Akmaz, ebeveynleri kaygılandıran bu durumun büyük

çoğunlukla geçici ve kendiliğinden düzelen bir gelişim süreci

olduğunu vurguluyor.

“Çocukların ayaklarını içe basarak yürümesi, ailelerin ortopedi

polikliniklerine en sık başvurma nedenlerinden biri. Ancak

çoğu vakada bu durum kalıcı bir sorun değildir ve tedavi

gerektirmeden zamanla düzelir,” diyen Doç. Dr. Akmaz,

gereksiz müdahalelerden kaçınılması gerektiğinin altını çiziyor.

İbrahim Akmaz, Associate Professor of

Orthopedics and Traumatology at Anadolu

Medical Center

Children who are just starting to walk or who turn their feet

inward while running are among the most common sources

of concern for parents. Commonly referred to as “pigeontoed

walking,” this gait pattern is often a natural part of

growth. However, in some cases, it may require orthopedic

evaluation.

In-toeing is particularly common between the ages of 1 and 4

and is often linked to the fact that bones, muscles, and joints

have not yet fully matured. İbrahim Akmaz, Associate Professor

of Orthopedics and Traumatology at Anadolu Medical Center,

emphasizes that this condition, which frequently worries

parents, is usually temporary and resolves on its own as part of

normal development.

“Walking with the feet turned inward is one of the most

common reasons families visit orthopedic clinics. In most cases,

however, this is not a permanent problem and improves over

time without the need for treatment,” says Akmaz, underlining

the importance of avoiding unnecessary interventions.

How does in-toeing develop?

In-toeing is usually first noticed at the level of the feet.

While walking or running, the feet point inward rather than

İçe basma nasıl ortaya çıkar?

İçe basma genellikle ayak tabanından başlayarak fark edilir.

Yürürken ya da koşarken ayakların düz hatta paralel değil, içe

doğru yönelmesiyle kendini gösterir. Bu durum bazı çocuklarda

ayak tabanı kasları ve yumuşak dokular üzerinde baskı

oluşturarak ağrı, yanma veya çabuk yorulma gibi şikâyetlere de

yol açabilir.

Doç. Dr. İbrahim Akmaz’a göre içe basmanın en yaygın

nedenleri arasında şunlar yer alıyor:

-Kaval kemiğinin (tibia) içe dönük yapısı: Dizler düz baksa bile

ayaklar içe dönebilir.

-Bebeklik döneminde anne karnındaki pozisyon: Bazı

bebeklerde ayaklar doğuştan hafif içe kıvrık olabilir.

-Kas dengesizlikleri: Kasların gergin ya da yeterince güçlü

olmaması yürüyüş şeklini etkileyebilir.

“Sağlıklı çocuklarda görülen içe basma çoğu zaman

büyüme sürecinin doğal bir parçasıdır. Kemiklerin gelişimi

tamamlandıkça ve kaslar güçlendikçe yürüyüş de kendiliğinden

düzelir,” diyen Akmaz, erken yaşlarda bu durumun daha

belirgin görülebildiğini ifade ediyor.

Özel ayakkabı gerekir mi?

Toplumda yaygın olan inanışın aksine, içe basan her çocuk

için özel ayakkabı, tabanlık ya da atel kullanımı gerekli değil.

Uzmanlara göre çoğu çocukta bu tür müdahaleler yerine doğal

hareket ve uygun aktiviteler yeterli oluyor.

Doç. Dr. Akmaz, basit ama etkili önerileri şöyle sıralıyor:

-Ayakların dışa doğru kullanımını teşvik eden bale, binicilik,

46 Pharma


remaining parallel to a straight line. In some children, this can

place pressure on the sole muscles and soft tissues, leading to

complaints such as pain, a burning sensation, or early fatigue.

According to İbrahim Akmaz, Associate Professor of

Orthopedics and Traumatology at Anadolu Medical Center, the

most common causes of in-toeing include:

* Inward rotation of the shinbone (tibia): Even when the knees

face forward, the feet may turn inward.

* Position in the womb during infancy: Some babies are born

with feet that are naturally turned slightly inward.

* Muscle imbalances: Tight or insufficiently strong muscles can

affect walking patterns.

“In healthy children, in-toeing is usually a natural part of the

growth process. As bone development progresses and muscles

strengthen, gait typically corrects itself,” Akmaz explains, noting

that the condition tends to be more pronounced at younger ages.

Are special shoes necessary?

Contrary to popular belief, not every child with in-toeing needs

special shoes, insoles, or braces. According to experts, natural

movement and appropriate activities are sufficient in most cases.

Akmaz shares several simple yet effective recommendations:

* Activities that encourage outward foot use, such as ballet,

horseback riding, and martial arts

* Swimming styles like the frog kick, which work the lower

extremity muscles in a balanced way

* Simple stretching and strengthening exercises performed

through play

These activities support muscle development and contribute to

the gradual improvement of walking patterns.

When should parents be more cautious?

Not every case of in-toeing is entirely benign. In some children,

this walking pattern may be a sign of an underlying neurological

or musculoskeletal condition. The primary goal of orthopedic

assessment is to determine whether the situation is harmless or

requires further investigation.

“During examination, we assess muscle strength, range of

motion, and nervous system functions. We also review birth

history, developmental milestones, and whether there is a family

history of hereditary muscle or nerve disorders,” says Akmaz,

adding that even rare but significant conditions can be ruled out

early through this approach.

Observe, but don’t panic

Experts emphasize that in most cases, in-toeing is a

developmental phase that should be monitored over time.

Regular check-ups, observing the child’s overall development,

and seeking specialist advice when needed are usually sufficient.

“Every child’s growth rate and developmental pattern are

different. The key is not to rush, to avoid acting on hearsay, and

to ensure timely specialist evaluation when necessary.”

With accurate information and conscious follow-up, in-toeing

often remains a temporary stop along a healthy child’s growth

journey.

dövüş sporları

-Kurbağa stili yüzme gibi alt ekstremite kaslarını dengeli

çalıştıran aktiviteler

-Oyun yoluyla yapılan basit germe ve güçlendirme egzersizleri

Bu tür aktiviteler, hem kas gelişimini destekliyor hem de

yürüyüş modelinin zamanla düzelmesine katkı sağlıyor.

Ne zaman dikkatli olunmalı?

Her içe basma durumu masum olmayabilir. Bazı çocuklarda bu

yürüyüş şekli, altta yatan nörolojik veya kas-iskelet sistemiyle

ilgili bir problemin işareti olabilir. Bu nedenle ortopedik

değerlendirmenin temel amacı, durumun iyi huylu mu yoksa

ileri inceleme gerektiren bir tablo mu olduğunun ayrımını

yapmaktır.

“Muayenede çocuğun kas gücü, hareket açıklığı ve sinir sistemi

fonksiyonlarını değerlendiriyoruz. Aynı zamanda doğum

öyküsü, gelişim basamakları ve ailede kas ya da sinir sistemiyle

ilgili kalıtsal bir hastalık olup olmadığını sorguluyoruz,” diyen

Akmaz, nadir de olsa önemli sorunların bu şekilde erkenden

dışlanabildiğini belirtiyor.

İzleyin, ama panik yapmayın

Uzmanlar, içe basmanın büyük çoğunlukla zamana bırakılması

gereken bir gelişim süreci olduğunu vurguluyor. Düzenli

kontroller, çocuğun genel gelişiminin izlenmesi ve gerektiğinde

uzman görüşü alınması çoğu zaman yeterli oluyor.

“Her çocuğun büyüme hızı ve gelişim paterni farklıdır.

Önemli olan aceleci davranmamak, kulaktan dolma

bilgilerle müdahaleye yönelmemek ve gerektiğinde uzman

değerlendirmesini ihmal etmemektir.”

Doğru bilgilendirme ve bilinçli takip sayesinde, içe basma çoğu

çocuk için sağlıklı büyüme yolculuğunun geçici bir durağı

olarak geride kalıyor.

Pharma

47


Ambulance M

Internation

EN 1789

EN 1789 Lorem Certified Ipsum

Ambulance

EN 1789 Lorem Manufacturer

Certified Ipsum

Ambulance Manufacturer

Advance

Global Ex

Advanced

Internati

Global Exp

FACTORY

Tel : + 90 312 589 88 88 (pbx)

Address : 1.Organize Sanayi Bölgesi Kırım Hanlığı

Cad. No:9 06930 Sincan/ANKARA / TÜRKİYE

FACTORY

Tel : + 90 312 589 88 88 (pbx)

Address : 1.Organize Sanayi Bölgesi Kırım Hanlığı

Cad. No:9 06930 Sincan/ANKARA / TÜRKİYE

BRANCH DUBAI

Tel : + 971 4 880 64 68

Address : P.O. Box 261410

Dubai U.A.E.

BRANCH DUBAI

Tel : + 971 4 880 64 68

Address : P.O. Box 261410

BR

Tel

Ad

404

www.emsambulance.com

Dubai U.A.E.

FACTORY

Tel : + 90 312 589 88 88 (p


Lorem Ipsum

9 Certified

Manufacturer

EN 1789 Lorem Certified Ipsum

Ambulance Manufacturer

Advanced Solutions

Global Export Experience

Advanced Solutions

International Certiications

Global Export Experience

International Certiications

88 (pbx)

FACTORY

Tel : + 90 312 589 88 88 (pbx)

Address : 1.Organize Sanayi Bölgesi Kırım Hanlığı

Cad. No:9 06930 Sincan/ANKARA / TÜRKİYE

BRANCH DUBAI

Tel : + 971 4 880 64 68

BRANCH DUBAI

Tel : + 971 4 880 64 68

Address : P.O. Box 261410

Dubai U.A.E.

BRANCH GERMANY

Tel : +49 211 680 20 53

BRANCH GERMANY

Address: Kalkumer Straße 125

40468 Düsseldorf GERMANY

Tel : +49 211 680 20 53


Hooray! Your file is uploaded and ready to be published.

Saved successfully!

Ooh no, something went wrong!