Medya Okulu 2012 e-kitap - Medya Derneği

medyadernegi.org

Medya Okulu 2012 e-kitap - Medya Derneği

31 Mart - 12 Mayıs

2012

Medya Derneği ve

İstanbul Şehir Üniversitesi

işbirliği ile

MEDYA OKULU 2012

06

MEDYA OKULU

2012


31 Mart - 12 Mayıs

2012

Medya Derneği ve

İstanbul Şehir Üniversitesi

işbirliği ile

MEDYA OKULU 2012

Medya Derneği

İstiklal Caddesi No:86 Kat:6 Beyoğlu, İstanbul

Tel: +90 212 243 70 02

Faks: +90 212 243 70 03

www.medyadernegi.org

Facebook: facebook.com/medyadernegi

Twitter: twitter.com/medyadernegi

YouTube: youtube.com/medyadernegi

Flickr: flickr.com/medyadernegi

SlideShare: slideshare.net/medyadernegi

YASAL UYARI Medya Derneği © 2012

Medya Okulu’na katılan eğitmenlerin yaptıkları

konuşmalar eğitmenlerin kişisel görüşlerinin ifadesidir.

Bu görüşler, Medya Derneği’nin kurumsal görüş,

ilke ve değerlerini yansıtmayabilir. Bu kitabın yayın

hakları CC Attribution-NonCommercial 3.0 Unported

License altındadır. Kitapta yer alan notların kaynak

gösterilmek kaydıyla, ticari olmayan faaliyetlerde

kullanılmasında, paylaşılmasında ve alıntılanmasında

sakınca bulunmamaktadır. Aksi durumlarda Medya

Derneği’nin yazılı onayının alınması gerekmektedir.

06

Proje Koordinatörleri

Deniz Ergürel

Medya Derneği Genel Sekreteri

Rana Şenol

Medya Derneği Proje Direktörü

Erge Özcan

Medya Derneği Proje Direktörü

Yrd. Doç. Dr. Aslı Telli Aydemir

İstanbul Şehir Üni. Öğretim Üyesi

Turgay Oğur

İstanbul Şehir Üniversitesi

Kurumsal İletişim Koordinatörü

Yrd. Doç. Dr. Erkan Saka

İstanbul Bilgi Üni. Öğretim Üyesi

Projeye Katkı Sağlayanlar

Arzu Taygar

Çağrı Ayaz

Dilara Merve Öztürk

Eda Ağgül

Eray Usta

Eylül Okur

Gülin Karaca

Hayrunnisa Atabey

Hilal Turan

Ilgaz Ulusoy

Necla Yılmaz

Serap Saraçlı

Talha Tolunalp

Zeynep Yavuz

MEDYA OKULU 2012

Medya Derneği ve İstanbul Şehir Üniversitesi

İletişim Fakültesi işbirliği ile ilki geçtiğimiz yıl

düzenlenen Medya Okulu sertifika programı, 31

Mart 2012 - 12 Mayıs 2012 tarihleri arasında

İstanbul Şehir Üniversitesi Altunizade kampüsünde

gerçekleştirildi.

Medya Okulu sertifika programına, aralarında

üniversite öğrencisi, yeni mezun, profesyonel

gazetecilik yapan veya medya ile ilişkili bir işte

çalışan toplam 90 kişi katıldı. Amacımız, katılımcılara

medya sektörü hakkında genel bir bakış açısı

sağlamak, uzmanlaşmalarına yardımcı olmak ve

medya sektörüne kalifiye eleman kazandırmaktı.

Ayrıca, Medya Okulu’nun uygulamalı eğitimi

kapsamında, deneyimli editör ve tasarımcıların

danışmanlığında bir de gazete çıkarıldı.

Katılımcıların gazetecilik kariyerlerine olumlu katkı

yaptığına inandığımız bu eğitim projesinde ders

veren farklı ekollerden gazetecilerin anlattıklarını

bu kitapta derledik. Burada bulacağınız notlar, 6

hafta boyunca eğitmenlerin anlattıkları derslerin

birer özeti niteliğindedir.


31 Mart - 12 Mayıs

2012

Medya Derneği ve

İstanbul Şehir Üniversitesi

işbirliği ile

MEDYA OKULU 2012

06

MEDYA OKULU

2012


Salih Memecan

Medya Derneği

Hasan Bülent Kahraman

Sabah

MEDYA OKULU 2012 31 MART - 12 MAYIS 2012 MEDYA OKULU EĞİTMENLER

14 18 24 30

Eyüp Can Sağlık

Radikal

Yonca Poyraz Doğan

Today’s Zaman


Osman Ateşli

Haber 7

36 42 46 50

Murat Erdin

Karadeniz FM

Ergun Babahan

Star

Akif Beki

Kanal 24

54

Erhan Sevenler

Anadolu Ajansı

Metehan Demir

Hürriyet

MEDYA OKULU 2012 31 MART - 12 MAYIS 2012 MEDYA OKULU EĞİTMENLER

58 64 Cemil

Akın Emre Karagülle

Samanyolu

Ertem

Star

70


74

Betül Kabahasanoğlu

Posta

80

Önder Deligöz

Yeni Şafak

Savaş Çorlu

Fotomaç

84 86 Deniz Ergürel

Adem

Medya Derneği

90

Yavuz Arslan

Bugün

Samet Ensar Sarı

Dekatlon Buzz

MEDYA OKULU 2012 31 MART - 12 MAYIS 2012 MEDYA OKULU EĞİTMENLER

96 96 100

Vadi Efe

Dekatlon Buzz

Erkan Saka

Bilgi Üniversitesi


Hıdır Geviş

A Haber

100

Bilal Özcan

Bugün

104

Murat Azkeskin

Cihan

108 110 114

Levent Güneş

Star

Okan Can Yantır

Esquire

Selahattin Sevi

Zaman

MEDYA OKULU 2012 31 MART - 12 MAYIS 2012 MEDYA OKULU EĞİTMENLER

118 118

Ercan Arslan

Milliyet


31 MART 2012

Medya ve

gazetecilik

Salih Memecan

Karikatürist / Sabah

Medya Derneği Başkanı

İlk haftanın açılış konuşmasını Medya Derneği Başkanı Salih

Memecan yaptı. “Medya ve gazetecilik” hakkında konuşan

Memecan, karikatüristlikte kurşun matbaadan iPad’e uzanan

deneyimlerini paylaştı.

Medya teknolojisi çok hızlı değişiyor ve

bu da bir sürü fırsata yol açıyor

Kırk yıldır karikatür yapıyorum. Harflerin

kurşunlara döküldüğü zamanlarda çalışmaya

başladım. O zamanlar karikatürlerimin

çıktığı Barış Gazetesi’ndeki en büyük

sıkıntı elektrik kesintileriydi. Elektrik

kesilince kurşun donuyor, tekrar erimesi

epey vakit alıyor, gazete gecikiyordu. Sonra

ofsete geçildi. Gazete renkli çıkmaya

başladı; karikatürlerim çok garip renklerle

çıkıyordu. Sebebini bulmam epey vakit

aldı. Meğerse matbaacı çırağının işgüzarlığıymış.

Sonraları renk ayrımı yaygınlaşınca,

Nokta Dergisi’ne çizerken, karikatürlerimi

suluboyayla boyamaya başladım.

1980’lerin sonunda ilk Macintosh bilgisayarımı

aldım. Siyah-beyaz çizip taratarak

ekranda boyamaya başladım. Bu önemli

bir değişimdi.

1990’ların başında televizyonlar özelleşmeye

başladı. Köşe yazarları televizyoncu

olmaya, karikatüristler amiga, pc, flash

animasyon kullanmaya başladılar. Ben de

siyasi karikatürlerimi çizgi film olarak hazırladım.

ATV’deki Bizimcity öyle çıktı.

1990’ların sonu, 1997-98 yıllarında 28

Şubat süreciyle keyifler kaçtı. Ama aynı

yıllarda internet başladı. 1998’de ailecek

Amerika’ya taşındık. Karikatürlerimi

Amerika’dan yapıp internet üzerinden

göndermeye başladım. Amerika’daydım

ama hala evimdeki masaüstü bilgisayarımdan

çizmek zorundaydım. Laptopların çıkmasıyla

artık internet olan her yerde çalışmaya

başladım. Vınn ve akıllı telefonlarla

ise artık nerde olsam internete ulaşabiliyorum.

Bu tabii büyük bir kolaylık, ama aynı

zamanda sürekli çalışabilir durumda olmanın

getirdiği rahatsızlıklar da var.

Amerika’dayken editörlüğün önemini

fark ettim

İnternetten haber okumaya başlayınca, sırf

istediğiniz haberleri, köşe yazarlarını okuyorsunuz.

Bu da kendi düşüncelerinizde

radikalleşmeye yol açıyor, marjinalleşi-


“Bizim için haberleri

ve yorumları seçip

sunan editörlerin bu

seçimlerinde hayatın tüm

renklerini sunmaları çok

önemli bir görev.”

yorsunuz. Amerika’dayken Türkiye’deki

sıkıntılı gündemi takip etmekten moralim

bozuluyordu. Ama Türkiye’ye döndüğümde

buradaki hayatın o kadar da sıkıntılı

olmadığını fark ediyordum. Çünkü, ben

Amerika’dan sırf ciddi haber ve yorumları

okuyordum; halbuki gerçekte hayat çok

daha renkliydi. O yüzden, bizim için haberleri

ve yorumları seçip sunan editörlerin

bu seçimlerinde hayatın tüm renklerini

suınmaları çok önemli bir görev.

Amerika’da karikatüristlik bitiyor

Amerika’da kadrolu karikatürist sayısı

1000’den 40’a düştü. Dünya genelinde

böyle bir eğilim var. Bunu aşmak için, öncelikle

marka olmak ve karikatürleri çizgi

film şeklinde de hazırlayabiliyor olmak

gerekiyor.

Salih Memecan kimdir?

Lisans ve yüksek lisansını Orta Doğu Teknik

Üniversitesi Mimarlık Fakültesi’nde

tamamladı. Daha sonra Fulbright bursuyla

gittiği ABD’de Pennsylvania

Üniversitesi’nde doktora yaptı. Sabah Gazetesi

karikatüristi Memecan, Bizimcity ve

Sizinkiler karikatürleri ile tanınmaktadır.

Bizimcity çizgi filmleri ATV ana haber bültenlerinde

yer almaktadır. Karikatürleri

yurtdışında çeşitli dergi ve gazetelerde de

yayınlanan Salih Memecan’ın yayınlanmış

100’den fazla karikatür kitabı bulunmaktadır.

Salih Memecan, 2010 yılından beri

Medya Derneği’nin başkanlığını yürütmektedir.


31 MART 2012

Gazeteciliğe giriş

Hasan Bülent Kahraman

Sabah

Medya Okulu’nda ilk dersi Sabah Gazetesi Köşe Yazarı Hasan

Bülent Kahraman verdi. Kahraman, Türkiye’de gazetelere

haberden ziyade yorumun hakim olduğunu söyledi. İnternetin

malumat içerdiğini ve gazetelerin bu malumatın işlenerek

bilgiye dönüştürülmesinde kritik önemde olduğunu vurguladı.

Türkiye’de gazetelerde haberden ziyade

yorum hakim

Bütün gazetelerde editöryal veya opinion

denen ve üzerinde tartışılan konunun arka

planını deşifre eden köşe yazıları yayınlanır;

ama gazeteciliğin temelinde muhabirlik,

haber unsuru barındıran yazılar yer alır.

Buna karşın bizde haberden ziyade yorumun

hakim olduğu bir anlatım tarzı var.

Bizde gazetecilik mesleği toplumu değiştirmeyi

amaçlayan insanlar tarafından başlatıldı.

Şinasi’yi, Namık Kemal’i, Ahmet

Rıza’yı buna örnek verebiliriz. Gazeteler

haber üzerine değil toplumu değiştirme

amaçlıydı. Biz de bu geleneği devam ettiriyoruz.

Ama yavaş yavaş gazeteciliğin

özünde haber almaya dayalı olduğu alana

geliyoruz. Haber almak söz konusu olduğunda

tehlikeli sulara yelken açarsınız.

Özgür basının olmadığı bir toplumda demokrasi

olamaz

Bir etik anlayış etrafında hareket etmeyen

gazete olamaz. Bu anlamda gazeteleri üçe

ayırmak gerekir:

1. Bulvar gazeteleri: popüler olma amaçlı

çalışan gazeteler

2. Belli etik çerçeve içinde haber vermeye

çalışan gazeteler

3. Yoruma dayalı gazeteler.

Gazete, özel hayatın toplumsal hale getirilmesidir.

Özel hayatta ortaya çıkan olayları

toplumsal alana taşırken belli etik anlayışları

ortaya çıkarmak gerekir.

Bir gazete bir hükümete taraf olabilir. Bu

eleştirelliğin bittiği anlamına gelmez. Belki

bu gazetelerin eleştirelliği taraf olmayan

bir gazeteninkinden daha sınırlıdır. Dolayısıyla

önemli olan gazetenin taraf olup olmaması

değil, eleştirel olup olmamasıdır.

Eleştiri yaparken de belli etik kurallar olması

gerekir. Özgür basının olmadığı, eleştirelliğin

söz konusu edilmediği toplumda

demokrasi olmaz.


“Bir toplumun ne kadar demokratik

olduğunu o toplumun

gazetesine bakarak öğrenebilir

ve irdeleyebiliriz. Gazete esas

itibarı ile bir toplumun kendi

yüzüne tuttuğu aynadır. Aynı

zamanda bir toplumun kendini

dönüştürebilmesinin en önemli

araçlarından biridir.”

Gazete toplumun yüzüne tutulan bir aynadır

Teknolojinin gelişmesi, gazetecilik tekniklerini

ve haber alma yöntemlerini değiştirdi.

Kendi hayatımdan örnek vereyim:

Kars’ta doğdum. Kars’ta gazeteler bir sonraki

gün akşamüstü gelirdi. İnsanlar o haberleri

parazit yapan radyolardan öğrenmedilerse

bir gün sonra öğrenirlerdi. Gazete

normalde sabah okunan bir şeydir. Kars’ta

akşam okunurdu. Bugün ise Facebook’un,

Twitter’ın olduğu, cep telefonuyla herkesin

haber yaptığı bir dünyaya geldik. Bununla

birlikte sanal dünya tümüyle gazetenin

yerini alamaz.

Bu tarz bir dünyada, hele Türkiye gibi henüz

yazılı kültür tamamlanamadan sanal

dünyaya geçilen, felsefe derslerinin bulunmadığı,

ezberci sistemin hakim olduğu

toplumlarda insanlardan kendi fikrinde olmayan

kişileri okumaları beklenemez.

Bir toplumun ne kadar demokratik olduğunu

o toplumun gazetesine bakarak öğrenebilir

ve irdeleyebiliriz. Gazete esas itibarı

ile bir toplumun kendi yüzüne tuttuğu aynadır.

Aynı zamanda bir toplumun kendini

dönüştürebilmesinin en önemli araçlarından

biridir.

Sermayenin olmadığı bir basını düşünmek

zor

Kapitalizmin olmadığı bir dünya ütopyası

bitti artık. Basın dünyasında da sermaye illaki

olacaktır ama bu ilişkinin sınırının belirlenmesi

gerekiyor. Basın-sermaye ilişkisinde,

sermayenin basına nereye kadar

hakim olacağı, günümüzde giderek daha

fazla tartışılıyor. Avrupa buna belli yanıtlar

üretmiş durumda. Sermayenin basın dünyasını

monopolize etmesine önlem almak

konusu artık gündemde.

Yapılan bir araştırma Oğul Bush’un ikinci

defa seçimlere girdiği dönemde -bundan

8 sene önce- bağımsız radyoların olduğu

hiçbir eyalette seçilemediğini gösteriyor.

Bu bağımsızlığın ne kadar önemli olduğunu

gösteren bir örnek.

Sanal ortamda bağımsız adacıklar oluşuyor.

Bu durum basın-sermaye ilişkisinde

yeni bir alternatif oluşturabilir. Gazetede

yazan kişinin kendini kanıtlamış olduğu

gerçeğine rağmen, bloglarda ve benzeri

sosyal mecralarda yazan insanlar henüz

aynı meşruiyete sahip değiller. Yine de bu

zamanla mümkün olacaktır.

Basının genel olarak sermaye-iktidarla


ilişkisi, lobicilik denen faaliyetle iç içe olarak

haber yapmasıyla kirlenmesine karşın,

dünyada, etik sınırlarını koruyabilen saygın

gazeteler mevcut.

Kağıda basılı gazetecilik ortadan kalkacak

Henüz bilgisayarlar çağının mağara devrindeyiz,

ileride kağıda basılı gazetecilik

ortadan kalkacak. Ama gazetecilik temel

bir meslek; formunun değişmesi gazetecilik

gerçeğini değiştiremeyecektir. Gazetecinin

kağıda koyduğu mürekkep artık toplumundur.

Eleştirellik ve demokratik tepkinin özünde

yatan, “gerçeğe ulaşmak” söz konusu olduğunda

gazetecilik temel bir noktadır ve

hiçbir zaman ortadan kalkmayacaktır.

İnternetteki bilgi malumattır, işlenmeye

ihtiyaç duyar

Eleştirellik ve gerçeği aramak kişiyi muhalif

olma noktasına getirir. Eleştirelseniz

kendi inandığınız konuda dahi muhalifsinizdir.

Teslim olmamışsınızdır. Muhalif

olmak daha zor bir şeydir. Eleştirellik, analitik

olmayı, kendinizi sürüden ayırmayı

gerektirir. Dolayısıyla basın bir gerçeğe

ulaşmak ve muhalif olmak anlamında da-

imi olacaktır.

Sanal ortam alanına geçmek, gerçeğin yaygınlaşması

anlamına geliyor. Artık önemli

olayları, gazetelerin gönderdiği muhabirlerin

değil olay yerinde bulunup telefonuyla

çekim yapan kişilerin videolarından izliyoruz.

Bilgi ile malumat arasında ciddi anlamda

bir fark vardır. Bilgi işlenmiş malumattır,

Internet bilgisi de işlenmeye ihtiyaç duyar:

İyi basın malumat üzerine değil, bilgi üzerine

çalışandır.

Türkiye’deki basını çok perişan bir

vaziyette görüyorum

Türkiye’de şimdi gazete satışlarıyla, siyasal

perspektif kaymalarıyla ne yapacağını

büsbütün şaşırmış bir gazetecilik mevcut.

Türkiye, 1839’dan beri basından demokrasiye

gitme yolu arıyordu; ama artık demokrasiden

basına giden yeni bir güzergaha

geçildi. Merkez medya algımız da

dünyadakinden oldukça farklı. Biz merkez

medya deyince Aydın Doğan medyasını

kastediyoruz. Merkez medya buraya kadar

indirgenmişse durum vahim demektir.

Hasan Bülent Kahraman kimdir?

Lisansını Gazi Üniversitesi İnşaat

Mühendisliği’nde, yüksek lisansını Hacettepe

Üniversitesi Ekonomi’de, doktorasını

ise Bilkent Üniversitesi Siyaset

Bilimi’nde yaptı. Hacettepe, ODTÜ ve

Bilkent Üniversiteleri’nde öğretim üyesi

olarak çalıştı. Kültür Bakanlığı Başdanışmanı

ve Kültür Bakanlığı Yayınlar Dairesi

Başkanı olarak görev yaptı. Uzun yıllar

Radikal gazetesinde de yazan Kahraman,

şu an Sabah gazetesinde köşe yazarlığı

yapmaktadır. Kadir Has Üniversitesi Rektör

Yardımcısı ve Kadir Has Üniversitesi

İletişim Fakültesi İletişim Tasarımı Bölüm

Başkanı, Contemporary İstanbul Genel

Koordinatörüdür.


31 MART 2012

Haber yazma

teknikleri

Eyüp Can Sağlık

Radikal

Habercilikte tekniklere inanan biri olmadığını

söyleyen Eyüp Can Sağlık, gazeteciliğin teknikten

çok yaratıcılıkla ilgili olduğunu vurguladı. Sağlık,

gazetecilikte kendini yenileyen ve değer yaratan

markaların ayakta kalacağını ifade etti.

Gazetecilik mühendislikten çok

mimarlığa benzer

Tekniklere inanan bir insan değilim. İletişim

fakültelerinin eğitimi eksik kalıyor. Farklı

ilgi alanlarından gazeteciliğe yönelenler

uzmanlık eksiğini tamamlıyor.

Gazetecilikte işin içine hayallerin girer. Bu

iş teknikten ziyade yaratıcılıkla ilgilidir.

Gazetecilik mühendislikten çok mimarlığa

benzer. Roman yazarlığı da gazeteciliğe

benzer. İki tür roman vardır: Birincisi

mühendislik eseridir (Orhan Pamuk gibi).

Bu tarzda yazan yazarlar ilk sayfayı yazarken

son sayfa kafalarında bellidir. Bir

de bilinçaltıyla, tutkuyla, nereye gideceğini

bilmeden yazanlar vardır. Nasıl romanda

iki tarzda da yazanlar varsa, gazetecilik

için de iki tür geçerli. Bazı haberlerde her

şeyi planlamak mümkün değildir, bazen de

gitmeden önce plan yapmak gerekir.

Haberde en önemli şey giriş

Karşılaşılan her olayı aynı şekilde anlatma

imkanı yoktur, her haber farklı anlatımlar

gerektirir. Haberde en önemli şey giriştir.

“Haberin girişini nasıl yapacağım?” sorusunu

canlı bir şekilde sürekli zihinde tutmak

gerekir. Örneğin bir felaket haberini

vermenin bin tane yolu vardır.

Vurucu Giriş: Çarpıcı ve direkt anlatım.

5N-1K önemli ama haberi yazarken

bunlar düşünülmüyor. Zaten bir olayı

anlatıyorsanız o sorulara cevap vermek

zorundasınız.

Yumuşak Giriş: “Su yok, telefon kesik…”

İnsanların gündelik yaşamını nasıl

etkilediği üzerinden bir anlatım var. Birincisi

gibi teknik değil. Bu giriş daha insani

ve okuyucuyu orada olanlarla hemen irtibata

geçiren bir giriş.

Öykülü Giriş: “Sahildeki otelinde…”

Kasırganın etkisiyle odanın ne hale

geldiğini bir kişinin gözünden anlatan

haber.

Bunların arasında geçişler olabiliyor.


“Haberi arkadaşınıza nasıl

anlatıyorsanız öyle yazın.

Önce hiyerarşik yapıyı kırın,

sonra haberi hissettirin.

Ayrıca haberde kısa

cümleleri tercih edin.

Kısa cümlelerle yazmak

dünyanın en zor işidir.”

Öykülü anlatış ikinci ve üçüncü günlerde

olur genelde. Ama Türk basını bu anlatıyı

o kadar kullanmıyor.

Hiyerarşik yapı Türk medyasının hastalığı

Hiyerarşik yapı haberciliğimizi esir almış

durumda. Haberi yazarken de bir rütbeye

göre yazma alışkanlığı hissediyoruz.

Birinci sayfalarda kimin rütbesi yüksekse

onun sesinin çıktığı gazetecilik anlayışı

var. İlk iktidar, sonra ana muhalefet, sonra

muhalefet gibi... Bu Türk medyasının

hastalığı.

Bunu aşmak için haberi arkadaşınıza nasıl

anlatıyorsanız öyle yazın. Önce hiyerarşik

yapıyı kırın, sonra haberi hissettirin. Ayrıca

haberde kısa cümleleri tercih edin. Kısa

cümlelerle yazmak dünyanın en zor işidir.

Bir kişi bir şeyi ne kadar kısa yazıyorsa o

kadar iyi anlamıştır. Devlet dairesine resmi

evrak yazıyor gibi yazmamalıyız.

Medya form değiştiriyor

İnsan beyniyle ilgili yapılan çalışmalar,

en zorlandığımız aktivitenin okumak, en

kolayının işitmek olduğunu ortaya koyuyor.

Dijital medya bu üçünü (okumak,

görmek, işitmek) bir araya getirme imkânı

sunuyor.

Günümüzde “yazılı medya ölüyor mu?”

gibi sorular soruluyor. Yazılı basın ölmüyor,

sadece form değiştiriyor. Gazetecilik

haber alma ihtiyacını karşıladığı sürece

kağıt ya da tablet olması fark etmeyecektir.

‘Content provider’a doğru gidiyoruz diyenler

var. Ama bu da çok doğru değil. Biz

değeri o içerikle sunuyoruz.

Dünyanın her yerinde bu dönüşümde

sıkıntılar, zorluklar yaşanıyor. Ama akıllı

insanlar bu süreçte markalarını dönüştürme

peşindeler.

Örneğin New York Times’ın reklam gelirleri

azalıyor; gazete, dijital medyaya

kayıyor.

Ürünü herkes çıkarır, ama bunu

insanların hayatına dokunan bir değere

dönüştürürseniz marka olur.

Yaratıcı bakış açısıyla üretilen gazetelerin

öleceğini düşünmüyorum ben.

Haberi hızla verme özelliği, dijital medya

tarafından yazılı basından kapıldı. Bu anlamda

gazetecilikte haber vermeye yaslanmak

yerine öykülü anlatıma dönüşüm

olacaktır.

Haberi yaparken okurun gözünde en kolay


“Teknik şeyler değil,

esas kapasiteniz sizin

yaratıcılığınız. ‘İletişim fakülteleri

o kadar işe yaramaz’

derken bunu kastediyordum.

‘Creative writing, art of

storytelling’ gibi dersler var

Avrupa’da. Ama Türkiye’de

iletişim fakültelerinde bu

tarz dersler verilmez.”

nasıl canlandıracağıma odaklanırım.

Habere giderken kendi kapasitenizi sonuna

kadar kullanın. Teknik şeyler değil, esas

kapasiteniz sizin yaratıcılığınız. “İletişim

fakülteleri o kadar işe yaramaz” derken

bunu kastediyordum. ‘Creative writing, art

of storytelling’ gibi dersler var Avrupa’da.

Ama Türkiye’de iletişim fakültelerinde bu

tarz dersler verilmez.

“Gazete modern insanın sabah duasıdır”

diyor Hegel. Gazete okumak, evrenle ilişki

kurma biçimimizdir. Gazetede eğer bir fark

yaratıyorsanız, kendinizi yeniliyorsanız

önünüzde kimse duramaz. Kendini yenileyen

ve değer yaratan markalar

ayakta kalır. Böyle gazetelerin öleceğini

düşünmüyorum.

Eyüp Can Sağlık kimdir?

İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi

mezunu. Lisansüstü eğitimini Harvard

Üniversitesi Center for Middle Eastern

Studies’de Amerikan Dış Politikası

ve Ortadoğu ilişkileri üzerine yapmıştır.

2004’te Referans Gazetesi Genel Yayın

Yönetmenliği görevine başlamıştır. Hürriyet

Gazetesi’nde ekonomi sayfalarında

köşe yazarlığı ve haber koordinatörlüğü de

yapan Eyüp Can, Eylül 2010 tarihi itibari

ile Radikal Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni

olarak görevine devam etmektedir.


31 MART 2012

Söyleşi/Röportaj

teknikleri

Yonca Poyraz Doğan

Today’s Zaman

Söyleşi ve Röportaj arasındaki farkları anlatan

Yonca Poyraz Doğan, iyi bir söyleşi ve röportaj

yapmanın ipuçlarını verdi. Poyraz Doğan, mekan

ve kişi hakkında detaylı anlatımın röportajı daha

başarılı kıldığını vurguladı.

Röportajda gözlem ve aktarım çok

önemli

Röportaj ve söyleşi, birbirinden çok farklı

yöntemler içeren yazı çeşitleri. Röportaj

Latince bir kelime olan “reportare” den

“taşımak” anlamına geliyor. Muhabir de

olayları görüp izleyiciye, okuyucuya aktaran

kişidir. Söyleşi ise geçmişte Arapça bir

kelime olan “mülakat” olarak adlandırılıyordu.

Görsel medyanın devreye girmesiyle röportaj

yazıları arka planda kaldı, hatta mülakatlara

yani söyleşilere yanlış da olsa röportaj

denmeye başlandı. Artık röportajlar

detaylı anlatımların daha önemli olduğu

haftalık veya aylık dergi gibi mecralarda

kullanılıyor.

Röportajda detaylar, gazetecinin tanık olduğu

her şey, kısaca gözlemcilik çok önemli.

Mekandaki duyguyu da anlatabildiğiniz

zaman röportaj daha başarılı oluyor.

Gazeteci ve edebiyatçı…

Röportajda aktarım kadar üslup da önemli.

Röportaj bu anlamda gazetecilik ile edebiyat

arasında bir köprü kurar çünkü öyküsel

bir anlatım tarzı vardır. Gazeteci ve edebiyatçı

isimlere Türkiye’den Yaşar Kemal

örnek verilebilir. Yaşar Kemal gittiği maden

ocaklarında sadece işçilerin çalışma

şartlarından bahsetmeyip, madenlerle veya

aileleriyle ilgili betimlemeler de yapmıştır.

Neşe Düzel iyi bir söyleşi ustasıdır; soruyanıta

dayanan mülakatlar yapar.

Söyleşide sorular, röportajda tanıklık var

Söyleşide gazeteci geri planda kalır. Söyleşiler

bir kişi ile röportaj ise birden fazla

kişi ile hatta sadece mekanla ilgili olarak

yapılabilir.

Söyleşiler genellikle pazar ve pazartesi

günleri çıkar, kamuoyunda merak edilen

ünlü kişileri konu alan söyleşiler pazar,

gündemdeki haberlere değinen söyleşiler

ise pazartesi günleri yayınlanır.


“Ünlü kişilerle daha önceden

de söyleşiler yapılmış olabilir.

Yeni bir söyleşi yaparken

yeni bakış açısı yaratmak,

bilinen şeylerin tekrarından

uzak durmak gerekir.”

Gazetecilik etiği açısından, kişiye odaklı

söyleşilerde kaynakla kurulan ilişkide,

doğru bilgi aktarımı, sorularda nesnellik;

ne fazla övgüye kaçıcı, ne de yüz kızartıcı

soruların olması, aşırıya kaçmamak konusunda

dikkat gösterilmesi gerekir.

Yüz yüze yapılan söyleşiler daha avantajlı

Söyleşinin birden fazla çeşidi vardır. Bunların

avantaj ve dezavantajları bulunur.

Yüz yüze yapılan söyleşiler, mimikler, ses

tonu, vücut dili, aktarım tarzından yakalanabilecek

ipuçları açısından önemli ve

tercih edilir söyleşilerdir. Telefon söyleşilerinin

dezavantajı ise bunları göremiyor

olmaktır. Telefon söyleşilerinin, kaynak

kişinin telefonda görüşünü bildirmemesi

ya da kısa kesmesi gibi dezavantajları olabilir.

İnternet söyleşileri ise çok sıklıkla başvurulan

bir söyleşi türü değildir, çünkü “Acaba

soruları gerçekten muhatap olunan kişi

mi yanıtlıyor?” gibi sorular gündeme gelir.

Bu konuda güveni tam olarak sağlamadıkça

pek tercih edilmemesi gereken bir yöntemdir.

Paneller de biçim bakımından söyleşi çeşitleri

arasında yer alır. Basın toplantısın-

da ise kontrol toplantıyı yapanın elindedir,

gazetecide değildir. Sokak söyleşileri de

popüler bir konuda nabız tutma, sokaktaki

insanın ne düşündüğünü öğrenme anlamında

önemli bir söyleşi türüdür.

Portre, cesaret isteyen bir röportaj türü

Portre olarak nitelenen röportaj çeşidi cesaret

isteyen bir türdür. Portreler, görüşülen

kimsenin kişiliğiyle ilgili önemli ipuçları

edindiğiniz yazılardır. Bu alanda başarılı

isimlere Yıldırım Türker ve Alper Görmüş

örnek verilebilir. Ayrıca konu-haber odaklı

röportaj çeşitleri de vardır.

Yeni bir söyleşide yeni bakış açısı beklenir

Söyleşi öncesinde hazırlık yapmak çok

önemli. Bu ayrıca söyleşi yapılan kişiyle

arada bir güven de oluşturur.

Ünlü kişilerle daha önceden de söyleşiler

yapılmış olabilir. Yeni bir söyleşi yaparken

yeni bakış açısı yaratmak, bilinen şeylerin

tekrarından uzak durmak gerekir.

Söyleşide gazeteci yanıtlarını kendisinin

bildiği soruları sorulabilir, çünkü okuyucu

cevabı bilmiyor olabilir. Söyleşide fikri

takip etmek önemlidir. Söyleşi yaptığınız

kişiyi iyi dinlemeniz gerekir. Aynı zaman-


da kişinin söylediklerine kendinizi açık tutmalısınız.

Doğru soruların üzerine giderseniz

çok daha farklı bilgiler edinebilirsiniz.

Notların ve soru listesinin esiri olmamalısınız.

Söyleşide soru sorma şekli de çok önemlidir.

Özellikle kişisel sorularda dikkatli bir

üslup kullanmak gerekir.

Söyleşi yapılan mekana zamanında gitmek

önemlidir. Eğer söyleşi yapılacak kişinin

hoşuna gitmeyecek sorular sorulacaksa, bu

kişi söyleşi öncesinde sizi bekleterek psikolojik

üstünlük kurmaya çalışabilir.

Ekranda söyleşi yaparken giyim tarzınız

önemlidir. Profesyonel, sade bir giyim tarzı,

izleyicinin size değil söyleşiye odaklanmasını

sağlar.

Söyleşide hiyerarşi kurmamalı

Söyleşide “Sayın Paşam”, “Bakanım” gibi

hitaplar kullanılması, muhabirin en baştan

karşı tarafa göre kendini birkaç basamak

aşağıda konumlandırması anlamına gelir.

Oysa söyleşiyi yapan kişinin kamu adına

sorgulayıcı olması gerekmektedir. Söyleşide

gazeteci söyleşinin rotasını elinde tutmalıdır.

Türkiye’deki gazetecilik tarzında genellikle

kamu görevlilerinin insanların gözünde

yüceltilmesi gibi bir tutum var; bu tavır da

karşı tarafa “Buyur istediğin gibi konuş”

mesajı veriyor.

Söyleşilerde gazetecinin sözcükleri seçimi

de önemlidir. Herkesin bir fikri, ideolojisi

olabilir ama yargılayıcı ve etiketleyici olmamalıdır.

Söyleşinin sonunda muhataba “Sizin eklemek

istediğiniz bir şey var mı?” diye sorarak

söyleşi yapılan kişiye, atlanmış olabilecek

bir konuyu anlatma fırsatı vermek

yerinde olur.

Yonca Poyraz Doğan kimdir?

İstanbul Üniversitesi Radyo-TV bölümü

mezunu. Houston Üniversitesi’nde lisans

ve lisans üstü dersleri aldı. Kitle İletişimi

yüksek lisansını 1996’da Texas Tech

Üniversitesi’nde tamamladı. ABD’de çeşitli

eyalet gazetelerine haberler yazdı.

Washington, D.C.’de Amerika’nın Sesi

Radyosu’nda çalıştı. Radikal 2, Yeni Har-

man, Cumhuriyet Dergi gibi haftalık yayınlarda

makaleleri çıktı. Washington,

D.C. ve Brüksel merkezli haber sitelerinde

düzenli köşe yazıları yazdı. 2005

sonlarında ABD’den İstanbul’a döndü.

Today’s Zaman’ın yayın hayatına başladığı

2007’den beri “Monday Talk” sayfasında

iç ve dış politika söyleşileri yapıyor.


7 NİSAN 2012

İnternet haberciliği

Osman Ateşli

Haber 7

Medya Okulu’nda 2. hafta Osman Ateşli’nin “İnternet

Haberciliği” dersiyle başladı. Geleceğin haberciliğinin

internette yapılacağını söyleyen Ateşli, internet

gazeteciliğinde başarılı olmak için neler yapılması

gerektiği konusunda katılımcıları bilgilendirdi.

Basılı gazete devri kapanıyor. Geleceğin

gazeteciliği internette yapılacak

İnternet haberciliği yepyeni bir alan. Batı

bu yöndeki değişimi bizden çok daha önce

fark etti. Yaşanılan hızlı teknolojik gelişim

sonucu gazetecilik çok daha farklı bir yere

gidiyor. Bu gelişmelere rağmen ülkemizde

internet gazeteciliği hep geri planda...

Global anlamda baktığımızda ciddi bir

değişim yaşanıyor ve bu devam edecek.

Batı’da kağıt gazete devrinin kapanmasının

beklendiği yönünde ciddi öngörüler

var. Bu öngörülere göre kağıda basılı gazeteler

yalnızca hafta sonları çıkan ve sadece

haftayla ilgili değerlendirme ve yorumların

yer aldığı mecralara dönüşecek.

Bugün gelinen noktada haber bir

cep telefonu kadar yakınımızda

Dijital ortamda çok ciddi bir değişim söz

konusu ve siz günü yakalamak zorundasınız.

Geleceğin gazeteciliği internette yapılacak.

Bu bir gerçek ve kağıdı bırakmayan

gazeteciler de buna inanmak, bunu kabul

etmek zorunda. Devrime ayak uydurmak

zorundayız; teknoloji trenini kaçırdığınız

zaman yakalamak çok zor.

Günümüzde artık internet haber siteleri

vasıtasıyla her türlü habere anında ulaşılabiliyor.

Bu bilgi ve haberler her zaman

yanımızda taşıdığımız cep telefonlarımız,

tablet bilgisayarlarımız vasıtasıyla çok yakınımızda…

İnternetin ruhu da kullanım

alanı da özgür

Bunun yanında internet haberciliği kağıt

gazeteye göre daha özgür bir alan. Haberinize

istediğiniz kadar metin, resim ve video

ekleyebilirsiniz. Bu anlamda sınırsız

bir alan internet gazeteciliği… Görsel ve

içerik olarak kısıtlı sayfa sayısıyla yayın

yapmak durumunda olan gazetelerden çok

daha fazla bilgiyi haber sitelerinde ve çeşitli

portallarda bulabiliyorsunuz. Bunun

yanında sürekli bilgi ve görsel akışı olan

sosyal medya ve video paylaşım siteleri var.


“Görsel ve içerik olarak kısıtlı

sayfa sayısıyla yayın yapmak

durumunda olan gazetelerden

çok daha fazla bilgiyi haber

sitelerinde ve çeşitli portallarda

bulabiliyorsunuz. Bunun

yanında sürekli bilgi ve

görsel akışı olan sosyal

medya ve video paylaşım

siteleri var.”

Gazete icabında sadece silik renksiz bir

fotoğrafla haberi okuyucuya sunarken siz

yüzlerce fotoğraf karesiyle, video görüntü

zenginliğiyle haberleri okuyucuya sunuyorsunuz.

Bunun yanında girilen o haber

internet ortamında kalıcı hale geliyor. İstediğiniz

zaman o habere ulaşabiliyorsunuz.

Başka bir yönü; bir gelişme ile ilgili

bağlantılı haberlere de aynı haberin altında

ulaşmanız mümkün. Bu kadar zengin bir

kaynak varken bir sıcak gelişmeyi ve son

dakika haberini bir gün sonra gazeteden

okumanın bir mantığı olabilir mi?

Dünyada bugün internet gazeteciliği hakkında

çok ciddi bir yapılandırma var. Büyük

gazeteler artık basılı gazeteciliği kapatmayı

düşünüyorlar. Dünyanın büyük

gazeteleri artık milyarlarca okuyucuya internet

üzerinden ulaşıyor. Amerika’nın en

büyük gazetesi günlük 35 milyon okuyucusuna

bu yolla ulaşıyor.

İnternet haberciliğinde en önemli unsur:

Hız

İnternet gazeteciliği yapanlar dakikalar

hatta saniyelerle yarışmak durumunda. Bu

da ciddi bir rekabet ortamını beraberinde

getiriyor. Hızlı olmanız gerekir. Burada

haberin sitede yer almasına karar verecek

olan editörün bir yazı işleri müdürü gibi

hareket edecek kapasitede ve bilgide olması

gerekir.

Altyapınızın çok sağlam olması gerekiyor

Eğer fark yaratmak ve okuyucu çekmek istiyorsanız,

alt yapınızın çok sağlam olması

gerekiyor. İnternet gazetecilerinin donanımı

ve alt yapısı sağlam olmalı. Siz bir

yayını yaparken o anda karar vermek zorundasınız.

Dolayısıyla bu işi yapacak arkadaşların

mutlaka eğitimli olması gerekiyor.

Çünkü internet gazeteciliğinde haber

basılı gazetedeki gibi çok sayıda merciden

geçmiyor; habercinin o anda karar vermesi

gerekiyor. Bununla birlikte internetten

yaydığınız bir haberi istediğiniz zaman

düzeltebilirsiniz. Ancak basılı gazetede ok

yaydan bir kere çıkıyor ve geri dönüşü yok.

İnternet gazetecilerine yönelik “kopyalayapıştır”

eleştirisi

Basılı gazetelerin internet medyasına yönelik

“kopyala-yapıştır” eleştirilerine katılmak

mümkün değil. Bu alanda kimsenin

kimseden haber çalma gibi bir durumu

yok. Hatta asıl gazeteler internetteki haberlerden

alıntılar yapıyor bile diyebiliriz.

Çünkü internet haber sitelerine o haber ne-


edeyse bir gün önce düşüyor. Gazetelerin

attığı manşetlerin pek çoğunu bir gün önce

internet medyası atmış oluyor.

Bir muhabir haber yaparken internetten

faydalanıyor. Eğer içeriğiniz özel ise asıl

alıntıyı yapan, televizyonlar ve kağıt gazetelerdir.

İnternet gazeteciliğinin dezavantajlarından

birisi de verdiğiniz özel haberlerin

gazeteler ve televizyonlar tarafından

çok kolay kaynak gösterilmeden alıntılanabiliyor

olmasıdır.

Arap Baharı’nı tetikleyen nedenlerden

biri internettir

İnternet gazeteciliğinde haberi çok hızlı bir

şekilde verebilirsiniz. Aynı zamanda kesinlikle

çok daha büyük bir kitleye ulaşabilirsiniz.

Çünkü internet gazeteciliği çok hızlı

yayılıyor ve kitlelere ulaşması çok kolay.

Ancak internet medyası hâlâ bir yere konulamıyor

ve yazılı basında ısrar ediliyor.

Arap ülkelerinde yaşanan değişimde internetin

ve teknolojinin rolü büyük. Bugün

Arap Baharı’nı tetikleyen başlıca nedenlerden

biri internettir. Burada bir ülkeyi,

ülkeleri değiştirebilecek bir güçten bahsediyoruz.

Okuyucuyu haberi okumaya çekmek

kolay bir iş değil

Gelecekte internet yüzünden televizyonun

çok kaybı olacağını düşünmüyorum ama

basılı gazetelerin büyük bir gelir kaybı olacağını

söyleyebilirim. Yazılı basındaki pek

çok yazar büyük ihtimalle bugün küçümsenen

internet medyasına kayacaktır. Eğer

yazılı basın internet gazeteciliğine kayarsa,

büyük ihtimalle internette yayın yapan yayın

organları da ücretli olacaktır.

Türkiye’de internet medyasını itilip kakılan

bir bebeğe benzetiyorum. Oysa, deneyimli

gazeteci ağabeylerimiz bizi desteklemeli,

önümüzü açmalı, bu gelişime destek

vermeli. Bu alanda yapılan işlere 3-5 gencin

yaptığı iş olarak bakılmamalı. Medyanın

yöneticileri kurumlarındaki bu alanları

önemsemelidirler.

Maalesef yazılı medya ile mücadele ediyoruz

ve bir şeyleri okutmak gerçekten zor

bir şey; okuyucuyu bu alanda çekmek kolay

bir iş değil. Bu kadar ketum davranılmasına

rağmen internet yayıncılığı yapanlar

çok büyük bir iş başarıyor.

Teknik altyapının önemi büyük

Siz ne kadar iyi bir site yaparsanız yapın,

okuyucu size ulaşamıyorsa o proje başarısızdır;

boşa kürek çekiyor durumuna

düşersiniz. Bu alanda yarına ulaşmayı istiyorsanız,

yazılım ve teknik donanımınız

da çok güçlü ve yeterli olmalı… Yazılım

ve tasarım noktasında da çok iyi bir ekibe

sahip olmalısınız.

İnternette her şeyi sayabilir ve ölçebilirsiniz

İnternet için ayrı bir ölçüm aracına ihtiyaç

yok. Yazılımlar ve sitelerin altyapıları bunu

size sunuyor. Yazılımların, hileye açık bir

yanları olsa da, objektif ve birebir ölçüm

yapma imkânı var. Bu verilerden yola çıkarak

hangi haberin okunup okunmayacağını

hangi görsellerin ilgi görüp görmeyeceğini

rahatlıkla hesaplayabilirsiniz.

İnternette yayınlanan reklamlar daha

etkili ve daha iyi geri dönüşler alınıyor

Son yıllarda internet medyasına reklam

pastasında ayrılan pay hızla artmaktadır,

ancak henüz istenilen seviyeye gelinmemiştir.

Bunun yanında internete verilen

reklam basılı gazeteye verilen reklamdan

çok daha etkili ve isabetli diyebiliriz.

Gazetede bir reklam alanının ne kadar ilgi

gördüğünü ölçemezsiniz. İnternette ise her

şeyi sayabilir ve ölçebilirsiniz. İnternette

neye ne kadar ilgi gösterildiğini rahatlıkla

anlayabilirsiniz. Buna bakarak ileriye dönük

adımlarınızı daha isabetli atabilirsiniz.

Osman Ateşli kimdir?

Hoca Ahmet Yesevi Üni. Uluslararası Gazetecilik

Bölümü mezunudur. Mesleğe 2001

yılında İhlas Haber Ajansı Görüntülü Haberler

Servisi’nde editör olarak başladı.

1 yıllık çalışmanın ardından askerlik dolayısıyla

görevinden ayrıldı. 2003 yılında

Haber7.com’un kurucu kadrosu arasında

bulundu. 2010 yılının Ağustos ayına kadar

Haber 7’de editör olarak görev yaptı.

Ağustos 2010’da haber sinesinin İçerikten

Sorumlu Yayın Yönetmeni oldu. Aralık

2010 tarihinde Yayın Koordinatörü ve Sorumlu

Müdürlük görevine getirildi. Halen

bu görevi sürdürmektedir.


7 NİSAN 2012

Tematik radyoculuk

Murat Erdin

Karadeniz FM

Haftanın ikinci konuşmacısı Murat Erdin, tematik

radyoculuğu anlattı. Erdin, Türkiye’de tematik radyoların

müzik kutusu gibi yayın yapan bir geleneğe sahip

olduğunu söyledi. “Radyoyu ayrı bir iletişim mecrası

olarak gören kişiler kazanacaktır,” dedi.

Türkiye’de radyo-TV yayını devlet eliyle

yapıldı

Medya dediğimiz şey beş mecradan oluşur

bunlar gazete, dergi televizyon, radyo,

internet. Radyo bunlar arasında müstesna

bir yere sahip. İlk düzenli radyo yayını

Amerika’da 1920’de başladı. Bizde radyo-

TV yayını devlet eliyle yapılageldi. Devlet

vatandaşına güvenemediğinden radyo-TV

yayıncılığını hep kontrol etmiştir. Ancak

ABD’de devlet asla bu işin içine girmedi.

1920’de ilk düzenli radyo yayınını özel bir

şirket yapıyordu. Bizde ise özel radyolar

90’lı yıllarda başladı. Arada 70 yıllık bir

fark var.

Radyo, vatandaş haberciliğine çok yakın

Radyo dinlerken radyonun kişiye seslendiğini

düşünürsünüz. Örneğin TV’de böyle

değildir, TV’nin başkalarına da seslendiğini

hissedersiniz. Radyo ise kişiye seslenir

ve sizi harekete geçirir. ’99 depreminde

en etkili yayın mecrası radyolardı örneğin.

Evlerine giremeyen insanlar transistörlü

radyolardan haber alıyorlardı. Radyonun

TV’ye üstünlükle-rinden biri de budur.

Radyo insanlara çok daha kolay ulaşır.

İşinizi yaparken bile, aynı zamanda radyo

dinleyebilirsiniz; fakat bunu televizyonla

yapamazsınız. Bu nedenle televizyon radyo

kadar kitleselleşemiyor.

Radyo insana daha samimi yaklaşır. Bu dili

televizyonda hissetmek mümkün değildir.

Radyo’nun en önemli avantajı daha mobil

ortamlara da ulaşabilir olması. Ancak radyonun

en çok dinlendiği alanlar sanıldığı

gibi otomobiller değil, evler ve işyerleridir.

Radyo sadece arabaya özgü bir medya aracı

değildir.

Türkiye’de radyolar müzik kutusu gibi

yayın yapıyor

Televizyonlar yayın hayatına başladığında

radyonun öleceğini sananlar yanıldılar.

Ben radyonun geleceğini parlak görüyorum.

Oysa Türkiye’de radyoculuk önemsiz

bulunuyor; radyolar müzik kutusu gibi ya-


“Radyoda torpilli radyocu

göremezsiniz, çünkü önce

mikrofon reddeder. Radyonun

temel malzemesi sestir.

İyi bir radyo dinleyicisini

çekmeniz için sesinizin tonlamasının

çok iyi ve Türkçenizin

akıcı, düzgün olması

gerekmektedir. Hazır cevap

olmanız da gerekmektedir.”

yın yapıyor.

Türkiye’de “konuşan radyo” örnekleri pek

fazla değil. Konuşan radyo, gevezelik yapan

radyo değildir. Konuşan radyo şehir

hayatının tüm güzelliklerini, zorluklarını

dinleyenlere aktaran radyodur. TRT ve

Radyo7’yi bu anlamda başarılı buluyorum.

Bunlar kendi programlarını, kendi

gündemlerini oluşturarak yayın yapıyorlar.

Türkiye’de konuşan radyo ve tematik radyoculuk

gelecekte çok daha önemli bir yer

kazanacak.

Artık ana haber bültenini bekleme kültürü

yıkılıyor. Radyonun haber aktarımı çok

daha kolay. Radyo basınını uyuyan bir dev

olarak görüyorum.

İyi bir radyocu olmak için halkın hassasiyetlerini

bilmek gerekir

Radyoda torpilli radyocu göremezsiniz,

çünkü önce mikrofon reddeder. Radyonun

temel malzemesi sestir. İyi bir radyo

dinleyicisini çekmeniz için sesinizin tonlamasının

çok iyi ve Türkçenizin akıcı,

düzgün olması gerekmektedir. Hazır cevap

olmanız da gerekmektedir. Aynı zamanda

Türk halkının hassasiyetlerini çok iyi bilmelisiniz.

Gereken bilgiyi yoğunlaştırılmış

şekilde anlatmalısınız. Müzik dinletme ve

konuşma dengesini iyi bulmalısınız.

Radyo aynı zamanda hayal kurmayı da öğretir.

Günümüzde her şey görselleşti. Soyut

düşünceyi en iyi radyo anlatır. İyi bir

radyocu hayalleri harekete geçirendir. İyi

radyocular radyoya baktırırlar.

Murat Erdin kimdir?

İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi

mezunu. Halen İstanbul Üniversitesi İktisat

Fakültesi Siyaset Bilimi bölümünde

master yapıyor. İki özel üniversitede Radyo-TV

dersleri veriyor. Çeşitli radyo ve televizyonlarda

çalıştı, programlar ve belgeseller

hazırladı. Halen Bugün TV’de sabah

haberlerini ve Karadeniz FM’de haftalık

bir gündem programını hazırlayıp sunuyor.


7 NİSAN 2012

Genel yayın

yönetmenliği

Ergun Babahan

Star

İkinci haftanın 3. dersinde, gazete yöneticiliği ve genel

yayın yönetmenliğini anlatmak üzere Medya Okulu’na

katılan Ergun Babahan, gazete yöneticisini yüzlerce haberden

en iyileri ve etkilileri bulmayı bilen, iyi başlık ve

ikinci başlık kavgasını verebilen kişi olarak tanımladı.

Gazete yöneticisi iyi bir elektir

Gazete dediğiniz şey elinize alıp

okuduğunuzdur ama bunun arkasında

büyük bir düzen ve insanlar topluluğu var.

Büyük bir çalışanlar topluluğu tarafından

çıkar gazete. Gazete yöneticisinin tanımı

nedir derseniz, bence iyi bir elektir; işe

yarayan haberi işe yaramayan haberlerden

eleyebilendir.

İnternetin bir dezavantajı var; sizi ekrana

bağlıyor. Bir haberin en az on tane bağı

oluyor .

Muhabirden çok muhbir kullanma

anlayışı var

Gazeteler ekonomik karşılığı olmadan

büyüyor. Bugün gazetecilik malesef patronunun

işlerini engellemeyecek şekilde

gazetecilik yapan, reklam vereni kırmayan,

iktidara çok ters düşmeyen bir bekçi durumunda.

Okurun memnuniyeti malesef artık

çok önem taşımıyor.

Çoğunlukla gazeteci için önüne gelen olay-

lar günlük olaylardır. Günümüzde rutin

haberin işlenme sıkıntısı var. Muhabirden

çok muhbir kullanmaya yönelik bir anlayış

var. Bilgi alınıyor ancak kağıda dökülemiyor.

Bugün Türkiye’de yazılı basın gazeteciliği

çok ciddi bir biçimde gözden düşüyor.

Bu yüzden maaş bazı da düşüyor. Sayfa

sayısı artıyor ama reklam sayısı artmıyor.

Normalde çok iyi gazetecilik yapabilecek

insanlar var ancak maaştan dolayı

ekranı tercih ediyorlar. Fakat bu tabii ki

gazeteciliğin sonu anlamına gelmez.

Gazetecilik skandal patlatmaktan ibaret

değil

Türkiye’de her 10 manşetten 6’sı “skandal”

ve “şok” başlıklarıyla çıkıyor. Ancak

gazetecilik skandal patlatmaktan ibaret

değil. Bence gazete yöneticisi başlık ve

ikinci başlık kavgası veren insandır. Politika

önemli, siyaset önemli ama aynı zamanda

moda da önemli. Gazete ne kadar

ciddi olursa olsun, insanlar farklı alanlarda


“Gazetenin bugünkü görevi

dünü vermek değil, dünü ya

da bir önceki günü çok iyi ve

etkili bir şekilde vermektir.

Ayrıca okuru ya memnun

etmeli ya da kızdırmalısınız,

okuyucu nötr kalamamalı.”

da bilgi görmek istiyor. Gazetede bunları

dengeleyebilmek çok önemli. Şu an bu anlamda

gazete yöneticiliği çok iyi bir noktada

değil.

Okuru ya memnun etmeli ya da

kızdırmalısınız

İyi bir gazeteci mutlaka bir yabancı dil

bilmeli, belli bir alanda bilgi birikimi

olmalı, uzmanlaşmalı. Ayrıca telefon rehberiniz

ne kadar zengin ise o kadar iyi bir

gazeteci olursunuz. Gazetenin bugünkü

görevi dünü vermek değil, dünü ya da bir

önceki günü çok iyi ve etkili bir şekilde

vermektir. Ayrıca okuru ya memnun etmeli

ya da kızdırmalısınız, okuyucu nötr

kalamamalı.

Ergun Babahan kimdir?

İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu.

ABD’de Stanford Üniversitesi Gazetecilik

Programını tamamladı. Uzun yıllar

Sabah Gazetesi’nde görev yaptı. Önce yazı

işleri müdürlüğü, ardından yayın yönetmen

yardımcılığı görevlerini yürüttü.

Aynı yayın grubu bünyesinde 1999-2001

yılları arasında yayınlanan Yeni Binyıl

Gazetesi’nin yayın yönetmenliğini yaptı.

2002 yılında, Akşam Gazetesi Ankara

Temsilciliğini yürüttü. Daha sonra yeniden

Sabah’a döndü, Genel Yayın Yönetmeni

olarak görev yaptı. Şu an Star Gazetesi’nde

köşe yazarı olarak çalışmaktadır.


7 NİSAN 2012

Televizyon

programcılığı

Akif Beki

Kanal 24

Akif Beki, televizyon programcılığının yanı sıra, medya

süreçlerini de anlattı. Beki katılımcılara, “Televizyoncu

olmak sadece bir heves işi değildir. Bu işte başarılı olmak

için uzmanlaşmak istediğiniz alanı belirleyin ve

yetenekleriniz konusunda gerçekçi olun,” dedi.

Televizyonda çalışmak istiyorsanız hangi

işe yatkın olduğunuzu bilmelisiniz

Televizyon ekran yüzlerinden ya da tepe

yöneticilerinden ibaret değildir. Televizyonda

çalışmak istiyorsanız hangi işe yatkın

olduğunuzu bilmelisiniz. Bu konuda

kendinizi acımasızca değerlendirmelisiniz.

Eğer bu sektörde gerçekten başarılı olmak

istiyorsanız hangi işe daha yatkın, yetenekli

ve uygun olduğunuzu bulmalısınız, yoksa

yanlış alanlarda çok zaman kaybedersiniz.

TV’de çoğu kez evdeki hesap çarşıya

uymuyor. İnsanlar nerede boşluk varsa sizi

oraya uydurmaya çalışıyorlar.

Yöneticiliği angarya olarak görüyorum

TV yöneticiliği doğrudan içerik üretmez,

içerik üretim süreçlerini sevk ve idare

eder. Ben yöneticiliği angarya olarak görüyorum.

Hiçbir zaman da yönetici olmayı

hayal etmedim. Hep içerik üreten, yazısına

imza atan biri olmak istedim.

Şimdi artık medyanın demokratikleşmesi

sürecine girdik. Bugün geldiğimiz noktada

TV çeşitliliği arttı, yeni teknolojiler sayesinde

iletişim sektöründe tekelcilik kırıldı.

Cep telefonu bile artık çok fonksiyonlu bir

medya ünitesi. Dolayısıyla medyayı kontrol

etmek de güçleşti. Elinde cep telefonu

bulunan herkes, bir içerik üreticisi, bir yayıncı,

bir gazeteci, tek kişilik bir medya

organı olabiliyor. Bir mobil iletişim cihazıyla

fotoğrafı, vide-oyu çekip montajlayarak,

sesi kaydedip yorum yazarak dijital

ortamlarda yaymak, Twitter’da haber patlatmak

herkesin yapabileceği bir iş haline

geldi. Medyanın demokratikleşmesi dediğim

olgu budur. Gazetecilik, sadece biçim

değil mahiyet de değiştiriyor. Bunun uzun

vadeli etkilerini ve sonuçlarını iyi düşünmeliyiz.

Asıl sorun gizli yandaşlık

Ben yandaş olmakta problem görmüyorum,

asıl problem gizli yandaşlık. Objektif

bakışın varlığına inanmıyorum. Şeffaf

yandaşlık iyidir. Ama insanları “tarafsızlık”

etiketiyle aldatmak büyük bir vebaldir

ve gelişmiş demokrasilerde böyle bir


“Televizyon ekran yüzlerinden

ya da tepe yöneticilerinden

ibaret değildir.

Televizyonda çalışmak

istiyorsanız hangi işe yatkın

olduğunuzu bilmelisiniz.

Bu konuda kendinizi acımasızca

değerlendirmelisiniz.”

durum yok. Tarafsız medya yaygarası yapanlar

dibine kadar yandaş üründen ibaret.

Bu bir aldatmacadır. Tarafsız olduğu

iddiasındaki merkez medyaya hakim olan

anlayış CHP siyasal kültürüdür. Bugünkü

“yandaşfobi”nin de gizli yandaşlığın bir

dışa vurumu olduğunu düşünüyorum.

Hangi görüşe sahip olursa olsun; gerçeğe

sadık kalmak ve doğru, hızlı bilgi vermek

bir gazetecinin temel ilkesi olmalıdır.

Akif Beki kimdir?

1990’da gazeteciliğe muhabir olarak başladı.

Zaman Gazetesi’nde, Yeni Şafak, Yeni

Yüzyıl ve Turkish Daily News gazete-lerinde

çalıştı. 3 yıl Washington’da görev yaptı.

2000’de Kanal 7 Ankara Temsilciliği görevini

üstlendi. 2005 yılında Başbakanlık

Sözcüsü olarak göreve getirildi. 2009

yılında bu görevden istifa ederek Radikal

Gazetesi’nde köşe yazıları ile basın hayatına

döndü. Yine 2009 yılında Kanal 24’te

başladığı Genel Yayın Yönetmenliği görevini

hala devam ettirmektedir. Yayımlanmış

üç kitabı bulunmaktadır.


14 NİSAN 2012

Felaket

zamanlarında

gazetecilik

Erhan Sevenler

Anadolu Ajansı

Erhan Sevenler, tehlikeli şartlarda görev yapan gazetecilerin

alması gereken önlemlerden söz etti. “Gittiğiniz

ülkenin örf ve geleneklerini ve az da olsa dilini bilmelisiniz,”

diyen Sevenler, en iyi fotoğrafın alt yazıya ihtiyaç

duymayan fotoğraf olduğunu ifade etti.

Bizler genelde savaşlar, doğal afetler, terör

olayları, kazalar gibi yerlerde görev alıyoruz

2011’de özellikle Latin Amerika’da 36,

Ortadoğu’da 21, Asya bölgesinde 17 gazeteci

hayatını kaybetmiş. Bunların bir çoğu

fotomuhabiri ve kameramanlar. Çünkü genel

itibariyla bu tür bölgelerde en ön cephede

çalışmak durumunda kalıyorlar.

Çok zor şatlar, riskli alanlar ama tüm önlemleri

almak durumundayız bizler de.

Gördüğünüz fotoğrafta çelik yelek giyiyor

muhabir, ama şu da var: ben hiç çelik yeleğine

kurşun gelen, kaskına kurşun gelen bir

fotoğrafçıya rastlamadım. Yine de giyiyoruz,

tedbir alıyoruz.

Genelde kanlı fotoğraflar, cesetler kullanmamak,

vermemek gerekir. Çünkü toplumda

infiale yol açabilir. İnsanlarda ölüm olayının

normalleşmesine yol açabilir.

Dikkat ederseniz bir kişinin öldüğü bir

trafik kazası fotoğrafı artık önemli değil,

fakat bundan 20-30 yıl önce önemliydi.

Bunda fotoğrafın olayları normalleştirme

üzerindeki etkisi sözkonusu. Fotoğrafın

normalleştirme adına kötü bir etkisi var,

kabul ediyoruz ama bazen işe de yarıyor;

örneğin Lübnan’da çekilen bir fotoğraf

öyle bir etki yaratıyor ki ateşkes ilan ediliyor

bölgede.

İyi fotoğraf altyazıya ihtiyaç duymaz

Fotoğraf her şeyi anlatabilmeli. Altyazıya

ihtiyaç duymayan fotoğrafın iyi olduğunu

söyleriz.

Felaket anlarında fotoğraf çekmede en büyük

tartışmalardan biri “yardım etmek - fotoğraf

çekmek” ilişkisi. Kişisel olarak eğer

yardım edecek kimse yoksa önce yardım

çağırmak, sonra fotoğraf çekmek şeklinde

tercihim. Fakat kamu varsa eğer, kendi işimi

yapıyorum öncelikle.

Fotoğrafın yararlı yönlerinden biri de yıkımın

ne kadar büyük olduğunu göstermek;

yardımların da artmasına vesile oluyor

bu… Bazen umut kaynağı olan fotoğraflar

olabiliyor, bu da toplumu rahatlatıyor.


“Felaket gazeteciliğinin

içinde hep ölümler var

ve ölümü yaşayan bu

insanlara yaklaşmak çok zor.

O insanlara karşı anlayışlı

olmak zorundasınız.

Kendinizi ifade etmek,

niyetinizi anlatmak

durumundasınız.”

Hiçbir fotoğraf insan hayatından daha

değerli olamaz

Gidilen bölgede kendinizle, aracınızla ilgili

tüm önlemleri almak zorundasınız. Gittiğiniz

bölgenin gelenek ve göreneklerini öğrenmek,

yerel dile ait önemli cümleleri bilmek

zorundasınız: “Yardım et, ateş etme!”

gibi...

Örneğin Orta Afrika’ya giderseniz; orada

insanların, fotoğrafları çekildiğinde ruhlarının

çalındığına inandığını bilmeniz, dolayısıyla

buna göre davranmanız gerekir.

Felaket gazeteciliğinin içinde hep ölümler

var ve ölümü yaşayan bu insanlara yaklaşmak

çok zor. O insanlara karşı anlayışlı olmak

zorundasınız. Kendinizi ifade etmek,

niyetinizi anlatmak durumundasınız. Acılarını

paylaştığınızı söylemek, sert tepkileri

normal karşılamak, bilmeniz gerekenlerden.

Günlerce yemek yemediğimiz, yıkanmadığımız

oluyor. Her şarta alışkın hale geliyorsunuz.

Bazen haberciler olarak, bir çatışma alanına

gidildiğinde gazeteci olduğunuz için

ayrıcalıklı olduğunuzu, size ateş etmeyeceklerini

düşünüyorsunuz ama öyle bir şey

yok.

Risk alamıyorsanız girmeyin bu alana, öncelikli

olan sizin hayatınız. Ne kadar, “önce

can güvenliği” desek de, habercilik “göze

almak”tır.

Özetlemek gerekirse, öncelikle insan hayatını

önde tutmalıyız. Gazetecilerin, fotomuhabirlerin

üzerindeki kötü imajı silmek

için; bizden sonraki gazetecilerin rahat etmesi

için saygılı olmak, insanlara iyi davranmak

zorundayız.

Erhan Sevenler kimdir?

Marmara Üniversitesi mezunu. Halen

MÜGSF Güzel Sanatlar Enstitüsü’nde

yüksek lisans eğitimini sürdürüyor. Ayrıca

İstanbul Ticaret Üniversitesi ve Marmara

Üniversitesi’nde basın fotoğrafçılığı dersleri

veriyor. Pek çok ödülü olan Sevenler,

1996 yılından bu yana Anadolu Ajansı adına;

1999’da Marmara Depremi, 2003’te

ABD’nin Irak’a müdahalesi, Libya’daki

Arap Baharı, Kenya’daki Dadaab mülteci

kampı gibi birçok farklı yer ve konuyu fotoğrafladı.

Anadolu Ajansı’nda, Mart 2012

tarihinden bu yana Arap Masası Fotoğraf

Editörü olarak çalışıyor.


14 NİSAN 2012

Ankara gazeteciliği

Metehan Demir

Hürriyet

Hürriyet Gazetesi Ankara Temsilcisi Metehan Demir,

“Ankara Gazeteciliği” dersinde anlattıklarıyla Twitter’da

tt (trending topic) oldu. “Gazetecilik taraf olamamaktır.”

diyen Demir, Ankara’da haber yapmanın karşılıklı güven

meselesi olduğuna değindi.

Bir gün Ankara’ya şarkıcı Tarkan gelmişti

Kültür Bakanı’ndan bir plaket almak

üzere. Tarkan’ın soyadı Tevetoğlu

muydu? Bizim fotomuhabir arkadaşlar

bakanla fotoğrafını çekmeye çalışıyorlar:

“Sayın Tevetoğlu! Sayın Tevetoğlu!”

İstanbul’dakiler “Hey Tarkan! Şşt Sibel

Can!” falan derler; bizimkiler “Sayın Tevetoğlu.”

Ankara gazeteciliği bir cümleyle,

Tarkan’a “Sayın Tevetoğlu” demektir.

Yorumcu ayrıdır, gazeteci ayrıdır

Türkiye’de gazeteciliği netleştirmek lazım.

Saha muhabirleri, alan muhabirleri,

haber yapan çocuklar, haber emekçileri;

bir de sonradan, ileri dönemlerinde hasbel

kader, bir şekilde, bir yerlerden yazı yazmaya

başlamış, hayatında haber yazmanın

h’sinin ilk çıtasından bile haberi olmayan

ama sonradan yorumculuğa başlamış kişiler

görüyoruz.

Gazeteciliğin muhabirliğine çok büyük

saygı duyarım. Bizim hepimizin, yayın

yönetmeni de olsak muhabir/gazeteci ru-

humuzu kaybetmememiz lazım. Bir genel

yayın yönetmeni muhabir ruhunu kaybettiyse,

“artık gücü, parayı, şöhreti, karizmayı

buldum” diyorsa zaten ondan o saatten

sonra bir hayır ve fayda gelmez.

Gazetecilik çok farklı bir değerdir, habercilik

emektir.

Ankara gazeteciliğinde

ihtisaslaşma vardır

Her sabah yarım saatlik interaktif toplantılar

yapılır ve her birimin ayrı temsilcisi

vardır; adliye, yüksek yargı, diplomasi vb.

alanlar. Tüm bunlarda otomatikleşmiş bir

görev hafızası vardır. Kimseye şunu şunu

yap denmez.

Ankara’da genel olarak bakıldığı zaman,

meclis genel kurulu izlemek, meclisin işleyişine

dair çok derin bir bilgi gerektirir.

Her sabah Ankara’da işe dersinize çalışarak

gitmek zorundasınız. Çok iyi gazete

okumanız gerekir. Bir muhabir eğer iyi

haber yapmak istiyorsa kafasındaki çağrışımların

katsayılarını artırmak için çok


“Ankara gazeteciliği bir

cümleyle, Tarkan’a

‘Sayın Tevetoğlu’ demektir.”

düzenli olarak gazete okumak durumunda

Şayet gazete okumuyorsa o gün önünden

bir sürü olay gelir geçer ve satır aralarındaki

farklılıkları göremez. Günler çok çabuk

geçer gazetecilikte, bir an bakarsınız yıllar

geçmiş, 45-50 yaşlarına gelmişsinizdir ve

çoktan sıradanlaştığınızı, aslında dersinize

çalışmadığınızı farkedersiniz ve her yıl sınıfta

kalmış olduğunuzu görürsünüz.

Yeni dönemde en olması gereken şartlardan

bir tanesi yabancı dil

Kendi alanınıza dair, özellikle diplomaside,

askeri konularda, Başbakanlığı izlemede,

Cumhurbaşkanlığını izlemede, siyasi

ve teknik İngilizceye hakim bir altyapı gerekiyor.

Türkiye’de üzerine gidilmesi gereken durumlardan

bir tanesi: İngilizce bildiğini

sanan ama aslında ne bilip bilmediklerini

dahi bilmeyenler.

5N1K diye bir şey yok. İletişim fakültelerinde

okuduktan sonra, öğretim üyeleri

okulda verdikleri eğitim sırasında sürekli

olarak, günlük aktif basını küçümseyerek

dersler verir. Sanırsınız vatan hainleri var

dışarıda. Akademik gerçekliklerle alandaki

gerçeklikler arasında dağlar kadar fark var.

Dünyanın hiçbir yerinde her söyleneni

yazarım diye bir şey yok

Ankara’da haber yazmak denge, dostluk

ve karşılıklı güven üzerine kuruludur. Bu

MİT’le olan ilişkilerde de böyle, askeriyede

de böyle, başbakanlıkta da böyle, yargıtayla

da böyle. Karşılıklı güven olmadığı

zaman anayasa başkanı sizin telefonunuza

çıkmaz vs. Ankara’da her on anlatılanın

bazen dokuzunu yazamayabiliyorsunuz.

Bu sansür değildir. Bu karşılıklı güveninin

sonucudur. Bazen önemli biri, dostça bir

meselesini paylaşıyor; siz ben gazeteciyim

her şeyi yazarım diyerek yazamazsınız.

Yazarsanız o oyunda bir daha yoksunuz.

Dünyanın hiçbir yerinde her söyleneni yazarım

diye bir şey yok.

İşbirlikçilik, perde arkasında olay çevirmek

ayrıdır; size dostça bir şey anlatıldığı

durum ayrıdır. “Batıda böyle!” cehaleti kadar

kötü bir şey yok.

Ankara’da bazen vicdan, dengeler, karşılıklı

güven bağlantısı üzerinde enteresan

bir çizgi yürür.

Ankara’daki meslektaşlarımın çoğu bu işe çok

saygılıdır. Ve şunu söyleyeyim, İstanbul’daki

ilişkilerden çok daha sami-midir.


28 Şubat ile ilgili yazılanlara baktığımda,

Türkiye adeta bir açık hava adliyesine dönmüştür

burada. Bir yürüyen, normal yargının

yürüttüğü süreç var, bir de basının

kendi içindeki hesaplaşmalar üzerinden

yürüyen adli süreç var. Türkiye’de kamuoyu

da sersemleşmiş durumda.

Herkesin birbiriyle hesabı var ama siz olabildiğince

saf bilginin olduğu haberlerle

veya kişilerle irtibat kurun, takip etmeye

çalışın. Çünkü çok büyük bir kirlilik var.

Ankarasız bir denge kurmak sözkonusu

olamaz

Ankara gazeticiliği sıkıcı falan derler ama

enteresandır bunu söyleyenlerin tamamına

yakını Ankara’dan yazılan haberleri okuyarak

Türkiye’nin gündemiyle ilgili yorum

yapar. Münferit birkaç dava (Ergenekon

gibi) haricinde gündemin tamamı hep

Ankara’dandır.

Ankara gazeteciliğinde; söylenenlerin

“mot a mot,” hatasız yazılması çok önemlidir.

Hata yapma lüksünüz yoktur. Çünkü

hata yaptığınız zaman ertesi gün telafisi

çok ama çok güç problemler doğurur.

Alan muhabirliği: Yurtdışında bazen alan-

dan alana kaydırılıyor muhabirler ama Ankara

gazeteciliğinde hangi alanda başlanıldıysa

o alanda devam ediliyor.

Bir yanlış bilgi ortaya atılıyor ve bütün herkes

peşinden gidip yorum yapıyor bazen.

Size tek tavsiyem, karşınıza gelen yorumcu

kim olursa olsun, mutlaka ama mutlaka

okuduğunuz bilgiyi ikinci kaynaktan kontrol

edin. Son dönemde büyük bir moda

var, yorumcular bazen kendi tahmin, beklenti

ve taleplerini duyummuş, analizmiş

gibi size aktarıyor. Muhakkak bir haberle

teyit edin yorumcunuzun yazdığını.

İstanbul’dan bakıp Ankara üzerine yorum

yapmak kolay değildir. Ankara’nın dengeleri

çok farklıdır. Ankarasız bir denge kurmak

sözkonusu olamaz. Basında hepimizde

olan “şaşmaz doğrular” hastalığı var.

Birini anlamak için dönemin ve yerin şartlarıyla

değerlendirmemiz lazım.

Doğru bildiğim her şeyi, her yerde söylerim.

Başlangıçta kızarlar ama doğru bildiğiniz

yolda giderseniz; bir gün geliyor, bazen

“haklıydı galiba” diyorlar.

Gazetecilik taraf olamamaktır, taraf

olmak değil

Öyle vicdani duygularla karşılaşırsınız ki

bazen, gerçekten tarafsız olmak zorunda

kalırsınız.

Yandaş gazeteleri okumuyorum ben. Ama

okuyun, yandaşı da okuyun, besleme basını

da okuyun ama kararı siz verin. Ama

kesinlikle sadece birini okumayın.

Son dönemde işten çıkarılan gazeteci haberleri

görüyoruz

İşten çıkarılma kriterlerinden biri başarısızlık,

okunmamaktır. Muhalif olduğu için,

farklı düşündüğü için kimse çıkarılmaz.

Eğer muhalif olanları çıkarsaydık, popüler

olan birçok muhalif yazarlar var?

Muhalefet her şeye körü körüne yanlış

demek değildir

İyiye iyi, eğriye eğri derseniz muhalif olabilirsiniz.

Muhalefet ısrarla Başbakan’a, o

hastadır demekse, ben bu işte yokum. Vicdanınız

varsa iyi olana iyi dersiniz.

Bu ülkede kaç nesil tükendi “Nereye gidiyoruz?”

diye sora sora… Türkiye hiçbir

yere gitmez, itişiriz kakışırız ama yabancı

yatırımcı batırmaz bizi.

Metehan Demir kimdir?

Turkish Daily News’de gazeteciliğe başladıktan

sonra (1994), Hürriyet’te savunma

ve diplomasi haberlerinden sorumlu muhabir

olarak çalıştı. İngiltere’de master

yaptı. Mezun olduktan sonra Kanal D Ankara

Bürosu Haber Editörlüğü’ne getirildi.

Bugüne kadar birçok önemli isimle röportajlar

gerçekleştirdi. Referans ve Finansal

Forum gazetelerinde yazdı. Aviation

Week’in Türkiye temsilciliğini yaptı. BBC

World, El Cezire, TRT, Sky Türk, Kanal7,

Kanal24, NTV gibi kuruluşlara siyasi, askeri,

diplomatik bazda analizler yaptı. Best

FM’de “Konuşan Türkiye” programına

yorumları ile katıldı. Sabah Gazetesi Ankara

Temsilci Yardımcılığı, Sabah Ankara

Gazetesi Yayın Koordinatörlüğü görevlerini

yürütüp Sabah Gazetesi’nde “Protokol

Yolu” köşesini yazdı. Habertürk’te Fatih

Çekirge ile “Perde Arkası” programını

sunan Demir, Hurriyet.com.tr Ankara

Temsilciliği görevini yürüttü. Kendisi şu

an Hürriyet Gazetesi Ankara Temsilcisi

olarak görev yapmaktadır.


14 NİSAN 2012

Dış haberler

Akın Emre Karagülle

Samanyolu

Dış habercilikte Türkiye’de genelde uygulanan

şey, yabancı ajansların (Reuters,

Associated Press gibi) geçtiği metinleri

çevirip; derinlemesine incelemeden, analiz

etmeden vermekti. Son zamanlarda bu algı

değişiyor.

Yayın kuruşlarının çabası son dönemde bu

algının değişmesi üzerine ama istenen düzeyde

bir değişim mi olduğu hala bir soru

işareti.

Dış haber neden önemli?

Akın Emre Karagülle kamu diplomasisi, dış haber, sosyal

medya, etkileme gibi kavramların birbiriyle bağlantısı

üzerinde durdu. Dış haberciliğin kamu diplomasisinin en

önemli ayağı olduğunu, BBC’nin dış haberlerinin sadece

“haber” olmadığı tezini ortaya attı.

Türkiye son zamanlarda bölgesinde oldukça

etkili olmaya başlayan ve etkili olma

iddiasında olan bir ülke. Sadece Ortadoğu

değil, Kafkaslar, Balkanlar, Orta Asya,

Avrupa’da da etkili olmaya başladı. Bu da

dış haberin önemini bir kez daha günyüzüne

çıkarmış oldu. Eğer bir ülke bölgesinde

ya da küresel anlamda güç olmak istiyorsa,

dünyada olup bitenden haberdar olmak zorunda.

Haberdar olmak zorundanın ötesinde

olayları iyi okuma yetisine sahip olmak

ve analiz yapmak zorunda.

Yetişmiş, en az iki yabancı dil bilen insan

ihtiyacı var

Bununla ilgili bu noktada, yetişmiş insan

ihtiyacı öne çıkıyor. Yetişmişten kastım sadece

dil bilen değil, tarih bilen, diplomasi

bilen, uluslararası ilişkileri bilen kişilerden

bahsediyorum. Sadece sosyal bilimler de

değil, sosyal medyayı bilen insanların olması

gerekiyor, endüstri mühendislerinin

olması gerekiyor. Yeni evrilen medyayla

birlikte, yazılımcıların, bilişimcilerin,

programcıların olması gerekiyor.

Bu konuda yetişmiş insanın olması için en

önemli gereklilik de dil bilme zorunluluğu.

İngilizce bilmek marifet değil bir mecburiyet.

İngilizce biliyorum, bu işi yaparım

demek ayakları yere basan bir iddia değil.

Özellikle son dönemde İngilizce, Fransızca,

Almanca gibi genelde ülkemizde öğretilen

(tedrisat anlamında öğretilen) dillerin

dışında daha lokal, daha spesifik dilleri

(Ermenice, Rumca, İbranice, Korece gibi)

bilenlerin sayısı son derece az. Dolayısıyla,

bu şekilde, bir analiz yapmaktan, takip


“Dış habercilikle dirsek

temasında olan bir kavram

var ki bu; kamu diplomasisi…

Bugün dış haberler

ve kamu diplomasisini

birbirinden bağımsız olarak

düşünmek imkânsız.”

etmekten, yorumlamaktan, öngörmekten

aciz bir habercilikten söz ediyoruz. Çünkü

sadece ânı anlamaya çalışmak ve anlatmaya

çalışmaktan ibaret olmamalı dış

haberler. Olaylar silsilesinden ve tarihi birikimden,

kültürel etkileşimlerden de bahsedebilmeli.

Tüm bunlarda da en önemli

ayak: Dil bilmek. Sadece bir dil değil, en

az iki dil bilmesi gerekiyor bir dış habercinin.

İki tür dış habercilik var:

Masabaşı ve Sahada

Şu an bir çok gazete ve maalesef televizyon;

Associated Press ve Reuters başta

olmak üzere, sadece ajanslardan gelen

metinleri Türkçe’ye çeviriyor. Masabaşında

çeviri yapılarak hazırlanan haber sanki

gerçekte sahadan bildiriliyormuş gibi Türk

insanına duyuruluyor. Ancak bu gerçekten

öyle mi, tartışılır.

BBC’nin 1970 yılına kadar kullandığı logoya

ve BBC’nin misyonuna baktığımızda

dürüst gazetecilik, objektif habercilik

vs.lerden sonra en alt maddede Büyük

Britanya’nın çıkarlarını korumak, kollamak

ve gözetmek şeklinde bir ibare var.

Yine bununla beraber, dış habercilikle dirsek

temasında olan bir kavram var ki bu;

kamu diplomasisi… Bugün dış haberler ve

kamu diplomasisini birbirinden bağımsız

olarak düşünmek imkânsız.

Nasıl kaynak taraması yapılmalı? Neler

dikkate alınmalı? Bu soruların cevabını bu

bağlamda düşünmemiz gerekiyor.

Kaddafi’nin haberini duyururken neden bir

Amerikalı’nın çizgisini takip etmek zorunda

olalım ki?

Ben kişisel olarak kendi ekibimle birlikte

yayın kurulumuzun kararı çerçevesinde,

başkasının hazırladığı haberleri kendi izleyicime

vermeyi reddediyorum.

Dış habercilik çok kolay değil. İşin masrafları,

yapılmasında önemli bir yer tutuyor

Genellikle medya kuruluşları çok ge-rekmedikçe

(şöyle de diyebiliriz: “herkes

gitmediyse”) dış habere gitmeyi gerekli

görmez. “Başkaları gittiyse ben de geri

durmayayım” motivasyonu vardır ama bu

yanlış bir yaklaşım. Bunda en önemli etken

finansal durumlar. Bu yavaş yavaş değişiyor.

En önemli görev dış habercinin kendisine

düşüyor: Sen ne kadar yaptığın haberin

önemine inanıyorsan, yönetimi de bir yer-


Medya diplomasisi Batı’da

çok önemli. Biz son dakika

haberini herkesten önce

veririz, onlar ülkenin çıkarına

göre saklayabiliyorlar.

Yönlendirme ve

manipülasyon çok yoğun.”

de ikna edebilirsin.

Bazı şeyleri görmeden anlatmanın,

hissetirmenin imkanı yok

Yöneticilerin algısındaki “Ne gerek var

gitmene? Associated Press’e üyeyiz; onlardan

daha iyi mi görüntü alacaksın, ne yapacaksın

da fark yaratacaksın?” sorusunda

halktan önce onları inandırman lazım. Sen

gittiğinde gördüğün şey, bir kelime bile

farklı bir anlatım kazandırıyorsa gitmen

gerekir.

Şunu hissederek söyleyemiyoruz: Ben orada,

gittiğim bir felaket yerinde; kucağımda

ölen bir çocuk olsa, annesinin feryatlarını

duysam, o yaşanan ızdırabı kelimelere

daha iyi aktarıp insanlara o dramın büyüklüğünü

daha iyi izah edebilirim.

Twitter en önemli kaynaklardan biri

BBC Twitter’ı takip etmek zorunluluğu

koydu.

Farkındalık çok önemli. Yazıları okurken;

analizleri, ajans metinlerini (satır aralarına

kadar) dikkatli okuyun. Okumuş olmak

için okumayalım… Türkiye bir dünya devleti

olacaksa iyi okumak zorundayız, hadiseleri

iyi yorumlamak zorundayız. Bunlar

için de öyle safiyane değil, bilerek hareket

edelim.

Medya diplomasisi Batı’da çok önemli.

Biz son dakika haberini herkesten önce veririz,

onlar ülkenin çıkarına göre saklayabiliyorlar.

Yönlendirme ve manipülasyon

çok yoğun.

Sosyal medya yurttaş gazeticiliği için çok

önemli.

Akın Emre Karagülle kimdir?

1998’de üniversiteyi bitirip ulusal bir radyo

kanalında radyo programcısı olarak

görev yapan Akın Emre Karagülle, 2000

yılında Georgian Court Üniversitesi’nde

MBA yüksek lisansını tamamladı. New York

Üniversitesi (NYU) Sinema Okulu’nu da

bitiren Karagülle, 2007 yılında Türkiye’ye

dönerek Samanyolu Haber Televizyonu

Dış Haberler servisinde simultane çevirmen

olarak çalışmaya başladı. Pek çok

önemli yabancı devlet adamı ile röportajlar

yapan, “Dünyanın Gündemi” adıyla

günlük bir dış politika programını hazırlayıp

sunan Karagülle, Samanyolu Haber

Televizyonu Dış Haberler Editörü olarak

görev yapmaktadır.


14 NİSAN 2012

Ekonomi

gazeteciliği

Cemil Ertem

Star

Star Gazetesi yazarı Dr. Cemil Ertem, “Yeni Medya Düzeni

ve Gazetecilik” başlığı altında, ekonomi haberciliğini

anlattı. Ertem, ekonomik verileri ve grafikleri doğru

bir şekilde analiz edebilmenin önemine değinerek

katılımcılara örnekleriyle analiz yapmayı gösterdi.

Ekonomi, her gazetecinin temel kavramlarıyla

bilmesi gereken bir alan

Medyada çalışan bir iktisatçıyım. Yazarak

hayatımı kazanıyorum. İçinizde ekonomi

haberciliği yapmak isteyen ya da istemeyenler

olabilir. Hiçbir alan önemsiz değildir

fakat tüm alanlarda ekonomi mutlaka

öğrenmeniz gereken bir konu. Her şey

ekonomiye dayanıyor; kayıt dışı ekonomi,

mafya ekonmisi vb. konular. Ekonomi bir

gazetecinin en azından temel kavramları

itibariyle bilmesi gereken bir alan.

Ekonomi sayfalarında bundan onbeş yıl

öncesine kadar bir ekonomi gazeteciliği,

ekip çalışması yoktu. Çünkü ana gelir

kaynakları, reklam gelirleri düşüktü. Reklam

verenlerin hacmi arttıkça, bir şirketin

CEO’sunu anlatmak da ekonomi gazetceliğine

girmeye başladı. Bundan kaçınmanızı

öneririm.

Holdinglere ait yayın organlarının, bağlı

oldukları holdingin yatırımlarını ve projelerini

öne çıkarmaya çalışan gazetecilik

yapması ekonomi gazeteciliği değildir.

Gazetecilik bir meslek değildir

Gazetecilik en başta bir meslek değildir,

bir çalışma alanıdır. İlk önce bir alanda uzmanlaşmanız

daha iyi olacaktır. Seçtiğiniz

alanı gazeteciliğin dışında da yapabilecek

düzeyde bilmeniz gerekiyor. Bu günümüzde

sosyal medyanın geldiği aşama itibariyle

çok önemli: Twitter’da yorum yapan

herhangi birinden bir farkınız olması lazım.

Duyuyoruz bir takım arkadaşlarımız işten

çıkarılıyor, çünkü medya kabuk değiştiriyor.

Sanayi toplumundan bilgi toplumuna

geçiş yapılıyor. Geleceğin gazetecelerini

yetiştiremezsek işsiz kalmaya mahkumsunuz.

Medyanın gücü artık bireylerde. Medya

imparatorlukları kapanıyor. Geleneksel

alanda gazeteye değil, televizyona yatırım

var.

Yeni medya bir alanda uzmanlaşmayı ge-


“Ekonomi gazeteciliği

yapmak için muhakkak

perspektifiniz olmalı.

Kafanızda belirgin bir

çerçeve yoksa, bir bakış

açınız, tarafınız yoksa,

ayrıntıyı yakalayamazsınız;

hayatta da bir şey

olamazsınız.”

rektiriyor. Lisans eğitimini bitirdikten

sonra muhakkak yüksek lisans yapın. Örgün

eğitim yerine yaygın eğitim dönemine

giriyoruz. Kendinizi yetiştirmelisiniz.

Verileri doğru görmek önemli. Bir ekonomi

gazeticisi tabloları, grafikleri çok rahat

okuyup, analiz edebilmeli. Ancak o zaman

gerçekten doğru yorumlara, farklı tespitlere

ulaşabilir.

Değişimin ne yönde olduğunu anlamamız

lazım. Şu anda neredeyiz, nereye gidiyoruz,

bilmeniz lazım.

Örneğin ekonomide, siyasette bir gelişme

oldu; hiçbir yere bakmadan, Google’a bakmadan

bu konu hakkında konuşabilirseniz

pişmişsiniz demektir.

Milli gelir hesapları, enflasyon, fiyat endeksleri,

parasal istatistikleri vb. öğrenmeniz

gerekiyor. Baktığınızda bir çok temel

kavramı karıştıran haberler önünüze gelebiliyor.

Ekonomi köşe yazarı nasıl olunur?

Maalesef, köşe yazarlarının, mesela şirketlerin

ne yaptığını, gezilere katılıp onlara

methiyeler düzerek yazan bir çeşidi

var. Benim köşe yazımda bir şirketle ilgili

yer alacak haber ancak kötü bir haberdir.

Öncelikle nasıl bir köşe yazarı olacaksınız

onun tercihini yapın. Benim yaptığımı tavsiye

ediyorum.

Benim anlatıığım tavsiye ettiğim gibi bir

ekonomi gazeticisi olursanız zaten köşe

yazarı da olursunuz, size köşe yazdırırlar.

Doğu-Batı denklemi değişiyor mesela. Bu

çok önemli bir değişimdir. Bu bir perspektiftir.

Ekonomi gazeteciliği yapmak için

muhakkak perspektifiniz olmalı. Kafanızda

belirgin bir çerçeve yoksa, bir bakış

açınız, tarafınız yoksa, ayrıntıyı yakalayamazsınız;

hayatta da bir şey olamazsınız.

Cemil Ertem kimdir?

Dr. Cemil Ertem, Ege Üniversitesi İktisat

Fakültesi’nden mezun oldu. İstanbul Üniversitesi

İktisat Fakültesi Sosyal Bilimler

Enstitüsü, finans ve iktisat alanlarında

yüksek lisans ve doktora yaptı. Nokta Dergisi,

Forbes, Taraf, Star’da köşe yazarlığı

yapan Ertem, İstanbul Üniversitesi’nde

öğretim görevlisi olarak finans ve iktisat

dersleri vermektedir. Kitapları: Yeni Dünya

Düzeni - Wikileaks, Bitişler ve Başlangıçlar.


21 NİSAN 2012

Yazı İşleri

Betül Kabahasanoğlu

Posta

Gazetenin işleyişini ve haberin oluşum aşamalarını

aktaran Betül Kabahasanoğlu, yazı işlerinin gazetenin

kalbi olduğunu söyledi. Kabahasanoğlu,

gazetecilikte doğru haber sezgisi ve fotoğraf gözünün

önemine değindi.

Yazı işleri bir gazetenin kalbidir

Yazı işleri, gazetenin hazırlandığı, üretimin

yapıldığı yerdir. Tıpkı yemek yapmak gibi

kullanılan malzemenin kalitesi, yapanın

ustalığıyla birleşince iyi üretim olur. Yazı

işleri, gazetenin kalbidir. Haber, oluşum

aşamasında yazı işlerine gelir.

Yazı işlerini iki ayrı bölümde düşünmek

gerekiyor. Bir bölümü haberleri derleyip

tasnif eden ve uygun şekilde değerlendiren

bölüm, diğeri görsel alanda çalışan

uygulayıcı, sayfa yapıcı bölüm. Birinci

bölümde yazı işleri müdürleri, haber

müdürü/koordinatörü ve onlara bağlı

çalışan arkadaşlar ve sayfa editörleri yer

alıyor. İkinci grupta ise bilgisayar başında

kararlaştırılmış sayfayı tatbik eden operatörler,

sayfanın dizaynını görsel yönetmenin

denetiminde (her zaman değil;

sürat bazen bunu imkansız kılıyor) sayfa

sekreteri var. Ve tabii görsel yönetmen...

Her gazetede bu sistemin işleyişi, hangi

bölümde kaç kişi çalıştığı değişiyor. Yazı

işlerinin üretimini en önemli derecede

biçimlendiren kişi yayın yönetmenidir.

Editör ve yazı işleri müdürleri, haberleri

gazetenin yayın hassasiyetlerine göre

olduğu kadar, yayın yönetmeninin beklentilerine

göre de yayına hazır hale getirirler.

Bu kişilerin tek tek görevlerine gelince...

Haber müdürü ve ona bağlı çalışan

arkadaşlar sabah en erken güne

başlayanlar. Günün ilk faaliyetleri günlük

gazeteleri taramak. Ardından ajanslardan

ve internet gazeteciliğinden, sosyal medya

araçlarından faydalanarak haberleri

topluyorlar, haber müdürü ve / veya koordinatörü

gözetiminde tasnif ediyorlar.

İstihbarat servisi ve özel muhabir kadrosu

yazılı medyada giderek ölmekte olan bir

saha. Bir yayını diğerlerinden ayıran en

önemli farklardan biri olan bu alan, teknolojinin

gelişmesi, bilgiye farklı kanallardan

ve daha kolay ulaşılır olmasından dolayı

artık daha az yatırım yapılan ve gereksinim

duyulan bir alan haline geldi. Havuz


“Günümüzde haberin görseli,

içeriği kadar önemlidir.

Gazetecilikte haber

hazırlayanların haberin

fotoğrafını kendilerinin

çekmeleri gerektiği bir

döneme giriyoruz. Çünkü

haberi yapan, onu en doğru

şekilde görsel malzemeye

yansıtacak kişidir aynı

zamanda.”

haberciliği, ajanslardan ve internet üzerinden

ulaşılan haberler bir gazeteyi besleyen

ana damarlar haline geldi. Hatta sosyal

medya bu alanda giderek önem kazanıyor.

Artık günlük toplantılarda arkadaşlar akıllı

telefonları aracılığıyla tweet’leri takip

ediyor, zaman zaman haber merkezinden

taşınan yeni haberlere bunlar ekleniyor.

Sayfalar yapılırken yönlendirici kişi editördür.

Editör hem görselleri toplar hem

de haberleri inceler. Bu nedenle editörün

inisiyatif kullanması çok önemlidir. Kimi

zaman seçilen görselin kalitesi ya da

sunuşuyla ilgili problem olabilir. Burada

ise görsel yönetmen devreye girer. Editörün

inisiyatifi tabii hala devam etmektedir.

Çünkü sayfanın sorumluluğu öncelikle

ona aittir.

Gazetecilikte ciddi bir dönüşüm var, günümüzde

tamamen teknolojiyle bağlantılı bir

iş yapıyoruz. Artık gazetelerde teknolojiye

hakim olan kişiler daha çok şans sahibi

olacak. Genç arkadaşlara önerim, teknolojiyi

mümkün olduğu kadar yakından takip

etsinler. Bu şekilde, medya alanında daha

farklı ve parlak bir gelecekleri olabilir.

Doğru haberi sezebilme yeteneği fark

yaratır

Gazetecilikte genel kültür ve dil hakimiyeti

çok önemlidir. Bunlar gazetenin her

kademesindeki çalışanda olması gereken

özelliklerdir. Okuyucuyu habere çekebilmek

ustalık isteyen ve bir gazetecide

olması gereken en önemli özelliktir.

Gazetecilikte en önemli şey, en başta, haberi

görmektir. Haber sezgisi diye bir şey

var. İşin sırrı da orada. Doğru haberi sezebilme

yeteneği gazetecilikte fark yaratır.

Haberi okutan iki önemli şey var: Başlık

ve fotoğraf. Bunlar çarpıcı olursa haber

dikkat çeker.

Günümüzde haberin görseli, içeriği

kadar önemlidir. Gazetecilikte haber

hazırlayanların haberin fotoğrafını kendilerinin

çekmeleri gerektiği bir döneme

giriyoruz. Çünkü haberi yapan,

onu en doğru şekilde görsel malzemeye

yansıtacak kişidir aynı zamanda.

Bir haberi anlatacak fotoğrafı seçmek

hiç kolay değildir. Bazen farklı yönleri

olan bir haberi tek bir kareyle anlatmak

gerekir. O yüzden fotoğraf gözü

meziyetini de geliştirmek gerektiğini


“Haberin yazılışı ve sunuluşu

da çok önemlidir. Kısa, net ve

vurucu bir şekilde haber

yazabilmek gerekir.

Modern dünyada insanlar

hem az okuyorlar, hem de

kendilerini eğlendirecek

şeyler bekliyorlar.”

düşünüyorum.

Gazeteci, dilin tuzaklarına düşmemeli

Haberin yazılışı ve sunuluşu da çok

önemlidir. Kısa, net ve vurucu bir

şekilde haber yazabilmek gerekir. Modern

dünyada insanlar hem az okuyorlar,

hem de kendilerini eğlendirecek

şeyler bekliyorlar. Dolayısıyla haberi

ilginç bir şekilde sunabilmek ve

okutabilmek için çoğu kez esprili bir dil

kullanmak gerekiyor.

Ancak bunu yaparken dilin

tuzaklarından korunmak da gerekir.

Kullandığınız dil anadiliniz, ama

atılacak başlık ve haberin diliyle ilgili

“algı sorunları” yaşanabiliyor.

Kullandığınız dilin nerelere gideceğini

tahmin bile edemiyorsunuz bazen. Bu

nedenle haberi hazırlarken dile çok

hakim olmanız gerekiyor. Haber, dilin

tuzaklarına düşmeden, okuyucunun

ve tabii çalıştığınız gazetenin hassasiyetleri

gözetilerek yapılmalı.

Merak unsuru ve dil hakimiyeti

Gazetecilikte en önemli şey meraktır.

Meraksız bir gazeteci düşünemiyorum.

Ayrıca gazeteci adaylarının zorlu

çalışma şartlarına karşı fiziksel

açıdan dayanıklı olmaları, teknolojik

gelişmelerle içli dışlı olmaları ve

yabancı dil bilmeleri de onlara avantaj

sağlayacaktır.

Şehir ve taşra edisyonları

Gazeteler, taşra gazetesi ve şehir

gazetesi olmak üzere iki ayrı nüsha

hazırlarlar. Şehir için daha rafine bir

örnek hazırlanır. Bizim gazetemizde

şehre de taşraya da aynı gazete gönderiliyor.

Bu eşitlikçiliği getiriyor. Herkesin

aynı haberi okuması sağlanıyor

böylelikle.

Betül Kabahasanoğlu kimdir?

İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi

mezunu. Öğrenciyken dergilerde

çalışarak başladığı meslek hayatını,

17 yıldır (kurucu ekipte) Posta

Gazetesi’nde sürdürüyor. Gazetenin

değişik bölümlerinde görev aldı, bir

süre köşe yazarlığı yaptı. 1997 yılından

beri de Posta Gazetesi Yazı İşleri

Müdürü olarak çalışmakta.


21 NİSAN 2012

Adliye muhabirliği

Önder Deligöz

Yeni Şafak

Türkiye’nin geçmişindeki kara deliklerle

yüzleşmeye başladığı bu süreçte adliye

muhabirliğinin yıldızının parladığına dikkat

çeken Önder Deligöz, adliye muhabirinin

sahip olması gereken vasıfları anlattı.

Türkiye’deki sınıfsal mücadele, adliye

muhabirliğinin konusu

Adliye muhabirliği, basın sektöründe ilgi

görme açısından kara talihli bir dal. Kolay

kolay hiçbir stajyer, “Ben adliye muhabiri

olacağım! diye gelmiyor gazeteye. Ancak

Türkiye gibi tarihi kara deliklerle dolu bir

ülkede yaşıyorsanız ve bu karanlık tarih

hukuk üzerinden zamanla aydınlanmaya

başlıyorsa bu algı da değişebiliyor.

Özellikle son 30 yılımız kara deliklerle

dolu. Ve bu yaşananlar bir sınıf mücadelesinden

kaynaklanıyor. Şu an gündemimizi

meşgul eden davaların temelinde bu

var. 12 Eylül 1980 darbesi, faili meçhul

ölümler, 28 Şubat postmodern darbesi, yakın

dönemdeki Ayışığı, Sarıkız gibi darbe

planları, Ergenekon… Son 30 yıldır adliyede

gündemimizi meşgul eden olaylar

bunlar. Bu sınıfsal mücadelelerin hukuki

dilde nasıl ifade edildiğiyle ilgileniyor adliye

muhabirleri.

Adliye muhabirleri hukuki kavramlara

vakıf olmalı

Adliye muhabirliğini tercih ederseniz, temel

hukuki kavramlara vakıf olmanız gerekiyor.

Adliye muhabiri öncelikle hukuki

işlem yapılan kişinin vasfını doğru yazabilecek

yeterlilikte olmalı. Ayrıca hukuki

süreçteki kurumların şahıslarla ilgisini çok

iyi bilmeniz gerekiyor.

Gazetecilik refleksi mi etik anlayış mı?

İnsani hassasiyetlere çok dikkat etmek gerekiyor.

Adliye muhabiri önemli davalarla

ilgili o kadar çok bilgi ve belgeye ulaşıyor

ki... Eğer bu belgeler davanın seyrini ya da

kişinin hayatını etkileyecekse bu bilgileri

kullanacak mısınız? Adliye muhabirlerini

en çok çelişkide bırakan nokta bu. Bu noktada

gazetecilik refleksi mi yoksa etik anlayış

mı tercih edilecek? Eğer gazetecilik

refleksini tercih ederseniz günün haberini

yaparsınız. Bunun etkisi bir hafta sürer,

ama uzun vadede çok büyük bir zarara yol

açmış olabilirsiniz.


“Kurduğunuz ilişkiler sizi

yönlendirecek bir

duruma geldiyse kendinizi

sorgulamanız gerekiyor.

Ve haber kaynağının

bir gün sizi de yanıltabileceği

riskini her zaman aklınızda

tutmanız gerekir.”

Adliye muhabiriyseniz, haber yazma tekniklerinin

çalışma hayatına atıldığınızda

çok da önemli olmadığını göreceksiniz.

Çünkü adli muhabirlikte, çalıştığınız gazeteye

göre bir üslup geliştirmeniz gerekir.

Bir gazeteden diğerine geçtiğinizde

bunu fark edersiniz.

Haber kaynağınızın sizi yanıltabileceğini

aklınızda tutmalısınız

Haber almak için kurduğunuz ilişkiler çok

önemli. Kurduğunuz ilişkiler sizi yönlendirecek

bir duruma geldiyse kendinizi sorgulamanız

gerekiyor. Ve haber kaynağının

bir gün sizi de yanıltabileceği riskini her

zaman aklınızda tutmanız ge-rekir. Burada

da tecrübe ve insani hassasiyetler devreye

giriyor.

Önder Deligöz kimdir?

1979’da Bayburt’ta doğdu. İlk ve ortaöğrenimini

Bursa’da tamamladı. 2002’de

İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi

Gazetecilik Bölümü’nü bitirdi. İstanbul

Ticaret Üniversitesi Uluslararası İlişkiler

Bölümü’nde yüksek lisans eğitimi alan

Deligöz, Show TV ve Zaman Gazetesi’nde

çalıştı. 2010’da Yeni Şafak Gazetesi’nde

çalışmaya başladı. “KCK-Demokrasi Kılıfında

Terör” adlı kitabın yazarı Deligöz,

meslek hayatı boyunca güvenlik, terör, toplumsal

ve adli olaylarla ilgili gündem oluşturan

haberlere imza attı. Meslek hayatına

Yeni Şafak’ta editör olarak devam ediyor.


21 NİSAN 2012

Spor muhabirliği

Savaş Çorlu

Fotomaç

Deneyimli spor muhabiri Savaş Çorlu,

Türkiye’de spor muhabirliğinin açmazlarına

değinirken, artık spor muhabirliğinin sadece

futbolu kapsamaması, alan genişletmesi

gerektiğine dikkat çekti.

Spor muhabirliği futbolun dışına da

çıkmalı

Türkiye’de spor haberciliğinde futbol hep

öne çıkıyor. Ancak artık haberciliğin futbol

dışına da çıkması gerekiyor. En büyük TV

kanallarının spor bültenleri çok kısa. Spor

haberleri günümüzde giderek arka plana

gidiyor. Spor muhabirliği son iki-üç yıldır

bitme noktasına gelmiş vaziyette.

Spor muhabirliği günümüz şartlarında çok

zor. Futbolcudan bilgi alınamıyor artık.

Eskiden idmanların biri basına kapalıysa

diğeri açık oluyordu. Şimdi çoğu kapalı.

Yöneticiler zaten konuşmuyor, ya da yapılan

haberleri yalanlıyor. Röportaj yapmak

istediğiniz kişiler ücret bekliyor; sponsorların

reklamını yapmak, soruları önceden

görmek istiyorlar.

Bazen yaptığınız haberlerde uykunuz kaçabiliyor.

Yöneticilerin yazılmama kaydıyla

söylediği şey manşet olunca yalanlayabiliyorlar.

Yalancı gazeteci durumuna

düşebiliyorsunuz.

Habere yorum katmanız gerekiyor. Olayın

öncesi ve sonrasını söylemek zorundasınız.

Ama günümüzde bu anlamda araştırmacı

spor haberciliği yapan çok kalmadı.

Spor muhabirleri için özellikle transfer zamanları

zor geçer. Gece ikilere kadar uyku

haramdır. Bu süreçte haberi ilk yapan kişi

olmak önemlidir. Haberi atlamamak, kovalamak

çok önemlidir. Mesela sabah idmanına

çoğu basın mensubu “Gitmesek de

olur...” gözüyle bakar. Ama hevesle gittiğinizde

haber çıkabilir. Bir futbolcu yahut

menajer gelmiş olabilir.

Savaş Çorlu kimdir?

Fotomaç Gazetesi Spor Muhabiri ve Yazarı

olarak çalışmakta. Galatasaray Spor Kulübü

Muhabirliği görevine devam ediyor.

Türkiye Spor Yazarları Derneği (TSYD)

üyesi.


21 NİSAN 2012

Gazeteciler için

mobil teknolojiler

Deniz Ergürel

Medya Derneği

Deniz Ergürel mobil teknolojiler ve medya arasındaki

etkileşimi anlattığı sunumunda, yeni medya araçlarının

medyayı nasıl dönüştürdüğünü örneklerle dile getirdi.

Sosyal medyanın toplumsal dönüşümlerdeki önemine

değinirken, habercilik tekelini de kırdığına işaret etti.

İnternet medyayı öldürmüyor,

zenginleştiriyor

Bizim neslimizin en önemli icadının internet

olduğunu düşünüyorum. Çünkü internet

ile birlikte alışveriş yapma, eğlenme,

eğitim görme ve iş yapma biçimlerimiz

değişiyor. En önemlisi de medyadaki değişim.

Birçok insan, internetin gazeteciliği

öldürdüğünü düşünüyor ama ben buna

katılmıyorum. Bence internet gazeteciliği

zenginleştiriyor.

Yeni nesil bizler gibi teknolojiyi sonradan

öğrenmiyor artık, teknolojinin içinde doğuyor.

Sizlerin gazeteci olarak hitap edeceği

kitle de yakın bir gelecekte bu insanlardan

oluşacak.

Biz aslında büyük bir iletişim devriminden

geçiyoruz. 15. yüzyılda matbaanın icadından,

20. yüzyılda televizyonun icadına

kadar geçen süreci düşünürsek, burada tek

boyutlu bir iletişim söz konusuydu. Tek bir

mesaj milyonlarca insana ulaşırdı. Örneğin

darbe olduğunda, radyoevini ele geçirmek

yeterliydi. O dönemlerde “Tanrı gazeteci”

diye bir kavram vardı; birtakım ayrıcalıklı

insanlar vardı, dokunulamazlardı, fikirleri

tartışılamazdı. Kitlelerin müdahelesi kısıtlıydı.

İnternet ve sosyal medya ile birlikte bu

iletişim şekli değişti. Yeni medyanın en

önemli özelliklerinden biri çok yönlü olması.

Artık kitleler hem medyayla hem de

kendi aralarında daha rahat iletişim kurabiliyor.

Herkesin potansiyel olarak gazeteci

olabildiği bir dönemde yaşıyoruz artık.

İlerleyen zamanlarda “internet gazeteciliği”

diye bir ayrım yapmaya da gerek

kalmayacak; çünkü internetsiz gazetecilik

yapmak artık mümkün değil. O yüzden

gazeteci olmak isteyen kişiler internetin

mantığını muhakkak çözmeli.

Sosyal medya melek mi şeytan mı?

Arap Baharı sürecinde gerçekleşen Mısır

olaylarında elimize geçen görüntülerin

%70’i amatör videolardı. Artık “sıradan”

kullanıcılar içerik üretir hale geldi. Med-


“Sosyal medya üzerinden

yardım kampanyaları da

yapılıyor, şiddet olayları da

teşvik ediliyor. Sosyal medya

tek başına ne melek ne de

şeytan. Aslolan insanın

sosyal medyayı nasıl

kullandığı.”

yayı değiştiren, dönüştüren de bu.

Geçtiğimiz günlerde Amerikan halkının

haber alma biçimleri araştırılmış. Araştırmaya

göre, Amerikalıların %20’den

fazlası son dakika haberlerini Twitter ve

Facebook’tan alıyor.

Sosyal medyayı sadece okuyucu tarafından

incelememek lazım. Sosyal medya

insan davranışlarıyla da ilgilidir. Sosyal

medya üzerinden yardım kampanyaları da

yapılıyor, şiddet olayları da teşvik ediliyor.

Sosyal medya tek başına ne melek ne de

şeytan. Aslolan insanın sosyal medyayı nasıl

kullandığı.

Türkiye’deki değişim sadece politik değil.

Türkiye’de iletişim araçları da değişiyor.

Türkiye’de internet kullanıcılarının %96’sı

sosyal ağlarda. Artık tek merkezli medya

geride kaldı. Teknolojiler iç içe geçmiş

durumda; cep telefonundan televizyon izleyebildiğimiz,

televizyondan ev aletlerini

kontrol edebildiğimiz bir dönemdeyiz.

İnternet bize malumatı veriyor, bunu bilgiye

çevirecek olan ise gazeteciler. Analiz

yeteneği yüksek ve belirli konularda uzmanlaşmış

gazetecilere ihtiyaç bugün dünden

daha fazla. İşte bu nedenle gazetecilik

hiç ölmeyecektir. Değişmekte olan gazetecilik

araçlarıdır ve bu değişimi iyi anlamak

gerek.

Deniz Ergürel kimdir?

Ege Üniversitesi İletişim Fakültesi’nden

1999 yılında mezun olan Deniz Ergürel,

TV8’de program yönetmen yardımcılığı,

NTV Lifestyle Departmanında prodüktörlük

yaptı. Meksika, Brezilya ve ABD’de

yaklaşık 7 yıl farklı sektörlerde çalışan

Ergürel, kuruluşundan bu yana Medya

Derneği’nin genel sekreterlik görevini yürütmektedir.

Deniz Ergürel iyi derecede

İngilizce, İspanyolca ve Portekizce konuşmaktadır.

Yeni teknolojiler ve sosyal medya

alanında yazılar yazmaktadır.


28 NİSAN 2012

Araştırmacı-

Soruşturmacı

gazetecilik

Adem Yavuz Arslan

Bugün

Gündem yaratan haberlere imza atan, Bugün gazetesi

Ankara Temsilcisi Adem Yavuz Arslan, araştırmacısoruşturmacı

gazeteciliğin niteliklerini ve ne gibi özellikler

gerektirdiğini anlattı. Araştırmacı gazetecilikte

haber kaynaklarıyla ilişkinin önemini vurguladı.

Gazeteciliğin ve haberin gücüne inanın

Bir gazeteci doğası gereği araştırmacı olmak

zorundadır. Gazetecilik mesleğinin

en önemli özelliği budur. Gazeteciliğin en

zor olanı, araştırmacı gazetecilik. Çünkü

zaman ve ciddi anlamda efor sarf etmeyi

gerektiriyor. Yaptığınız iş birçok kişinin

canını sıkıyor. Haberinizden sonra gelen

soruşturmalar da cabası...

Araştırmacı gazeteci olayları sorgular.

Soru soracaksanız, bilmeniz gerekiyor.

Bilmediğiniz bir konuda soru soramazsınız.

Nokta-atış sorular sorabilmek için

dersinize iyi çalışmanız lazım. Bunu yapmazsanız,

söylenenleri direkt olarak yazıp,

mikrofon gibi sadece olanı aktarırsınız.

Ancak gazetecilikte rutin haber de yapılır.

Herkesin araştırmacı gazeteci olması beklenemez,

o zaman gazete çıkamaz.

Bizde soruşturmacı gazetecilik daha yaygın.

Soruşturmacı gazetecilik, gizli saklı

kalanı, açıklanması istenmeyeni bulup çıkarmak,

haberleştirmektir.

Fikri takip çok önemlidir soruşturmacı gazetecilikte.

Fikri takip sizin namusunuzdur

ve onu sonuna kadar takip etmelisiniz.

Fikrinizi takip edeceksiniz ve arkasından

gideceksiniz. Çok iyi bir haber bulursanız

gazetenin tirajını arttırabilirsiniz. Gazeteciliğin

ve haberin gücüne inanın. Gazetecilik

tarihin akışını değiştirecek kadar

önemlidir.

Araştırmacı gazetecinin dosyası, bir doktora

tezi gibidir

Araştırmacı gazetecilikte çok tecrübeli olmanız,

bir dedektif titizliğiyle ayrıntıları

izlemeniz gerekir. Fark yaratan haberler

iyi çalışmalarla, sorgulamalarla çıkar. Bir

doktora tezi neyse araştırmacı gazetecinin

dosyası da odur. Hangi bilgiye nereden

ulaşabileceğinizi bilmeniz lazım.

Araştırmacı gazeteci olmanız için 15-20

yıllık gazetecilik deneyiminiz olmalı. Stajyer,

araştırmacı gazeteci olamaz mesela.

Türkiye’de gazeteler, internet nedeniyle

az muhabirle çalışıyor. Her gün gündeme


“Araştırmacı gazeteciler

sevilmez, çünkü gizli kalması

isteneni ortaya çıkarır.

Araştırmacı gazeteci mayınlı

bir arazide gibidir, bol bol

mayına basar. Haber

yaparsınız hemen arkasından

baskılar gelmeye başlar.”

haber hazırlamak zorunda kalan muhabir

araştırmacı gazetecilik yapamıyor.

Araştırmacı gazeteciler sevilmez, çünkü

gizli kalması isteneni ortaya çıkarır. Araştırmacı

gazeteci mayınlı bir arazide gibidir,

bol bol mayına basar. Haber yaparsınız

hemen arkasından baskılar gelmeye başlar.

Patronunuzun bir ihalesi vardır mesela ve

sizin hazırladığınız dosya aylarca arşivde

kalabilir. Ben yine de işadamlarının yanağımı

okşamasındansa zarf içerisinde evime

kurşun gönderilmesini tercih ederim.

Siz düşünürken başkası yapıyordur gazetecilikte.

O yüzden haberi bekletmemelisiniz.

Geciktirirseniz haber elinizde patlar.

Araştırmacı gazetecilikte olay yerine yakın

olmak önemlidir. Olaya yakın olup, olabilecekleri

hissetmeniz lazım.

Tarafsız gazeteciliğe inanmıyorum

Herkesin bir tarafı vardır. Neye taraf olduğunuz

önemli. Objektif ve adaletli olmanız

gerekir. Haberiniz doğruysa kimi ne kadar

rahatsız ettiği önemli değil.

Araştırmacı gazeteciliğin en zor yanı çok

sağlam kaynaklarınızın olmak zorunda olmasıdır.

Haber kaynağınızı satarsanız bir

daha size kimse bilgi vermez.

Araştırmacı gazetecilikte haber kaynaklarıyla

ilişkiniz çok önemli. Fazla yakın olmak

da fazla uzak olmak da bir handikap.

Hem kaynağınıza güven telkin etmeli hem

de ondan aldığınız bilgileri aktarmalısınız.

Ben bunu yumruk mesafesinde olma ile

formüle ediyorum.

Bir dosya size sızdırılmışsa kullanmadan

önce iki kez düşünmelisiniz. Yanıltma riski

vardır çünkü. Kontrol etmeniz gerekir.

Türkiye’de sigorta ve tapu kayıtları çok

sağlam belgelerdir. Orada iyi bir kaynağınız

varsa herkes hakkında fikir sahibi olabilirsiniz.

Google ve sosyal medya avantaj olduğu

kadar bir handikap aynı zamanda. Yalan

yanlış bilgilere de ulaşabiliyorsunuz çünkü

bu mecralardan. Bilgiye ulaşmak eskiye

oranla daha kolay ama bir o kadar da riskli.

Koridor notunuz çok önemli

Koridor notu, gazeteci olarak nasıl algılandığınızı

gösterir. Piyasada araştırmacı gibi

görünüp araklamacı gazetecilik yapanlar

var. Kimse sizin hakkınızda “Buna güve-


“İstihbaratçı gazetecilik

kavramı, son dönemlerde

gündem oluşturan darbe

karşıtı haberleri sulandırmak,

içini boşaltmak için üretilmiş

bir kavram.”

nilmez!” demesin. Bu durumda koridor

notunuz biter. Bir ortamdaki konuşmaya

kulak misafiri olduğunuzda konu birden

değiştiriliyorsa koridor notunuz bitmiş demektir.

İstihbaratçı gazetecilik içi boş bir kavram

İstihbaratçı gazetecilik kavramı, son dönemlerde

gündem oluşturan darbe karşıtı

haberleri sulandırmak, içini boşaltmak

için üretilmiş bir kavram. Bu haberleri

gündemden düşürmek istiyorlar, o yüzden

böyle kavramsallaştırmalara gidiyorlar.

Gündem neyse haber odur. Önemli olan

haberinizin doğru ve orijinal olması.

Adem Yavuz Arslan kimdir?

Ege Üniversitesi İletişim Fakültesi mezunu.

Gazeteciliğe İzmir’de polis-adliye

muhabirliğinden giriş yaptı. 1998’de

İstanbul’a, 2008’de ise Ankara’ya taşındı.

Foto muhabirliğinden savaş muhabirliğine

kadar gazeteciliğin her alanında çalıştı.

Özellikle terör, güvenlik, organize suçlar,

askeri konularda bugüne kadar yüzlerce

yazı, araştırma ve habere imza attı. Muhtelif

ödüller aldı. Halen Bugün Gazetesi Ankara

Temsilcisi. Aynı gazetede köşe yazarı.

“Temsilciler Meclisi” adlı TV programının

yapımcısı ve moderatörü. “Bi’ Ermeni

Var...” kitabının yazarı.


28 NİSAN 2012

Gazeteciler için

sosyal medya

araçları

Samet Ensar Sarı

Vadi Efe

Dekatlon Buzz

Sosyal medya uzmanları Ensar Sarı ve Vadi Efe, sosyal

medyanın önemli mecra ve uygulamalarından söz ettikleri

konuşmalarında, haber oluşturmak ve yaymak için bu araçlardan

nasıl faydalanılabileceğini anlattılar. Sarı ve Efe’ye

göre, haberin nabzını sosyal medyada tutmak mümkün.

Twitter, “öz haber”e ulaşmak için

önemli bir kaynak

Sosyal medya bu kadar yaygınlaşmışken

ve etkiliyken medyaya yardımcı olmaması

düşünülemez. Twitter’da takipçi sayınız

artık, zenginliğinizden daha çok konuşuluyor.

Twitter, “öz haber”e ulaşmak için

önemli bir kaynak.

Twitter, 140 karakter sınırlamasıyla dünyayı

kafa çalıştırmaya zorluyor. 2012’de

Twitter’ın toplam 530 milyon kullanıcısı

var. Türkiye’de bu rakam 7,2 milyon.

Türkiye’de en çok tweet 21:00-23:00 arasında

atılıyor. Bunda dizilerin etkisi var.

Twitter’daki hesabınızı tanımlamanız gerek.

Haberleri canlı yayınlayan tarafta mısınız,

belirli haberleri düzenli olarak yayınlayan

mı? Haber kuruluşunuzun kimliğine

mi bürünüyorsunuz? Bu sorular üzerine

düşünerek kendinize mutlaka bir kimlik

seçmelisiniz Twitter’da.

Bloglarda yeni trend: Tumblr ve Posterous

Blogları yakından takip etmek sizin için

önemli olmalı. Türkiye’de 750 bin blogger

var. Bloglar günlük olarak tutulabilip tamamen

kişisel bilgiler içerebiliyorlar. Bloglar

çeşitli ilgi alanlarına göre kategorilendiriliyor.

Yemek, sağlık, moda, spor, teknoloji

vs. Bu alanda yeni trendler Tumblr ve

Posterous. Tumblr blogları fotoğraf ve kısa

metin üzerine yoğunlaşıyor.

5 yıldızlı uygulama: Instagram

Instagram, iPhone’un 5 yıldızlı fotoğraf

uygulaması. 27 milyon kayıtlı kullanıcısı

var. Saniyede ortalama 26 yeni fotoğraf

ekleniyor. Instagramla fotoğraflarınızı

özelleştirmeniz mümkün.

Haberin nabzını sosyal medya ile tutmak

mümkün

Bir gazetecinin en önemli özelliği haberi

anında takip etmesi ve haberi kaçırmamasıdır.

Bunu sosyal medya araçları ile yapabilirsiniz.

Haberin nabzını sosyal medya


Medya içerisindeyseniz

sosyal medyanın aktif habercilerinin

desteğini almanız sizi

bir adım ileri taşır. Bu alanda

uzmanlaşma önemli. Mesela

Andy Carwin’in Ortadoğu

devrimleri ile ilgili paylaşımlarda

bulunduğu blogu

pek çok Ortadoğu yazarına

kaynak oluyor.”

ile tutmak mümkün.

Medya içerisindeyseniz sosyal medyanın

aktif habercilerinin desteğini almanız sizi

bir adım ileri taşır. Bu alanda uzmanlaşma

önemli. Mesela Andy Carwin’in Ortadoğu

devrimleri ile ilgili paylaşımlarda bulunduğu

blogu pek çok Ortadoğu yazarına

kaynak oluyor.

Sosyal medyada bilgilerin tasnif edilmesi

çok önemli. Flipboard uygulaması tüm

sosyal mecralardaki bilgileri alıp bir gazete

gibi bunları paylaşıyor.

Dragon Dictation uygulaması ile ses kaydınızla

sosyal medyaya haber ulaştırabiliyorsunuz.

Klynt ve Quik gibi uygulamalarla interaktif

hikâyelerle kendi haberinizi yaratabiliyor,

canlı yayınla vatandaş gazeteciliği

yapabiliyorsunuz.

Samet Ensar Sarı kimdir?

Bilkent Üniversitesi Endüstri Mühendisliği

mezunu. Marmara Üniversitesi’nde

akademik çalışmalarına devam etmekte.

Türkiye’nin ilk ve lider sosyal medya

ajanslarından biri olan Dekatlon Buzz’ın

kurucusu ve ajans başkanı. Çeşitli eğitim

kurumlarında ve üniversitelerde eğitmen

olarak görev alıyor.

Vadi Efe kimdir?

Boğaziçi Üniversitesi mezunu; Berlin

School of Economics‘te uluslararası işletme,

pazarlama eğitimi aldı ve RWTH

Aachen‘da medya teknolojileri üzerine

yüksek lisans yaptı. Webrazzi tarafından

Türkiye‘de 2009 senesinin en başarılı

internet girişimcileri arasında seçildi.

İngiltere hükümeti tarafından “International

Young Creative Entrepreneur” ödülüne

layık görüldü ve uluslararası alanda

desteklenen interaktif girişimci listesine

girdi. Dekatlon Buzz’ın kurucu ortağı ve

kreatif grup direktörüdür.


28 NİSAN 2012

Yurttaş gazeteciliği

Erkan Saka

Bilgi Üniversitesi

Hıdır Geviş

A Haber

Bilgi Üniversitesi Öğretim Üyesi ve blogger

Erkan Saka ile Twitter kullanan ünlü isimlerle

ilk periyodik röportaj yayıncılığını gerçekleştiren

gazeteci Hıdır Geviş, yıldızı giderek parlayan

yurttaş gazeteciliğini anlattılar.

Yurttaş gazeteciliğin en önemli özelliği

yerellik

Yurttaş gazeteciğinde internete erişim imkânı

asıl önemli noktadır. İnternet erişiminiz

varsa elinizdeki cep telefonları ile lokal

bir olayı sosyal mecralardan kitlelere

ulaştırabilirsiniz. Yurttaş gazeteciliğinin en

önemli özelliği yerelliktir.

Yurttaş gazeteciliğine; katılımcı gazetecilik,

demokratik gazetecilik, sokak ya da

gerilla gazetecilik de deniyor.

Yurttaş gazetecilik teorik olarak her zaman

vardı. Ancak internetin daha sosyalleşmesiyle

ciddi anlamda popüler hale geldi.

Teknolojinin bize tanıdığı nimetlerle gazetecilik

yukarıdan aşağıya indi ve herkesin

yapabileceği bir hâl aldı. İnternet kullanıcıyı

üretici haline getirdi. Gutenberg’in

İncil’i basmasıyla artık sadece rahip ya da

prensler değil herkesin İncil’i okuyabilmesine

benzer somut bir dönüşüm yaşanıyor.

Geleneksel medya kendini bu gelişmelere

uyarlamaya çalışıyor.

Yurttaş gazeteciliği filtresizdir

Yurttaş gazeteciliğinde filtreleme yoktur.

Diğer mecralarda ise haber değişikliğe uğrar.

Yine geleneksel medyada muhabirinizi

her yere yollayamazsınız, ancak yurttaş

gazeteciliğinde orada daima birileri vardır.

Medya kuruluşları bu kadar çok haberi

toplayamaz bünyesinde. Şimdi bazı şirketler

bu kaynakları kullanmaya başladı.

Bazı web siteleri yurttaş gazetecilerini bir

araya getirdi. Contibutor.com, nowpublic.

com, ohmynews.com gibi mecralarda haberlerinizi

yayınlatabiliyorsunuz.

Gelen enformasyonun organize edilmesi

en önemli problem. Storify.com gibi siteler

sosyal medyadan haber çekiyor. Artık var

olan haberleri toplayıp organize edip yayınlamanız

mümkün oturduğunuz yerden.

İnternet o kadar hızlı gelişiyor ki 15 yıllık

bir süreçte bile bir şeyler demode olabiliyor.

Mikroblogging’den sonra blogların


“İnternet o kadar hızlı

gelişiyor ki 15 yıllık bir

süreçte bile bir şeyler

demode olabiliyor.

Mikroblogging’den

sonra blogların modası

geçti örneğin. Tumblr

buna en iyi örnek.“

modası geçti örneğin. Tumblr buna en iyi

örnek.

Sosyal medya araçlarının artmasıyla multitasking

bir insan türü oluşuyor. Günlük

hayatta bir rekabet var ve sosyal medya

gereğince birden çok iş yapabilme yeteneğine

sahip olmalısınız, yoksa geri planda

kalırsınız.

Erkan Saka kimdir?

Yrd. Doç. Dr. Erkan Saka İstanbul Bilgi

Üniversitesi İletişim Fakültesi’nde öğretim

üyesi. Yeni Medya kültürü ve siber antropoloji

alanında dersler veriyor. Lisans ve

yüksek lisans derecelerini Boğaziçi Üniversitesi

Sosyoloji bölümünden, doktora

derecesini Rice Üniversitesi Antropoloji

bölümünden aldı. 2004 Haziran’ından

beri yürüttüğü bir blogu (http://erkansaka.

net) ve BJK TV’de koordinasyonunu ve sunumunu

yaptığı bir TV programı (Sos-yalkafa)

var.

Hıdır Geviş kimdir?

İstanbul Üniversitesi Gazetecilik ve Halkla

İlişkiler bölümü mezunu. Türkiye’de

medya sektöründe uzun seneler çalıştıktan

sonra, 2005 yılında Cambridge College’a

yüksek lisans öğrencisi olarak kabul edildi.

Medyatava.com, Haber7.com, showtvnet.com

gibi internet sitelerinde ve Taraf

Gazetesi’nde “Öteki Amerika” adlı köşede

köşe yazarlığı yaptı. Twitter üzerinden

ünlü isimlerle ilk periyodik röportajları

gerçekleştirdi. A Haber’de “Benim Adım

Hıdır” adlı sosyal medya-pop kültür programı

sunmaktadır.


28 NİSAN 2012

Magazin

muhabirliği

Bilal Özcan

Bugün

Tecrübeli magazin gazetecisi Bilal Özcan,

magazin muhabirliğinin inceliklerini anlattığı

derste, ünlülerin hayatının merak edildiğini

ve herkesin hayatının bir döneminde magazine

temas ettiğini vurguladı.

Günümüzde havuz gazeteciliği var

Gazetecilikte olmazsa olmaz unsur muhabirliktir.

Haber getiren olmaz ise gazete de

olmaz. Şimdilerde muhabirliğe maalesef

pek yatırım yapılmıyor. Bundan 15 sene

öncesine kadar gazetecilik çok daha farklı

yapılırdı. Eskiden muhabirler bireysel olarak

haber toplarlardı. Şimdi “havuz gazeteciliği”

var. Muhabirler haber ve görselleri

internet üzerinden diğer muhabir-lerle de

paylaşıyor. O yüzden her gazetede aynı haber

ve fotoğrafları görüyorsunuz.

Gazetecilikte hangi branşta çalışırsanız çalışın,

aynı kurallar işler. Gazeteci her şeyden

önce insan olmalıdır. Hangi branşta

olursa olsun kaliteyi A’dan Z’ye korumak

zorundadır muhabir. “Siyaset habercisi

Boğaziçi, magazin habercisi lise mezunu

olsun,” düşüncesi doğru değil.

Hangi branşta çalışırsanız çalışın, toplumun

değerlerine bağlı kalın. İlkelerinize

bağlı olun, kendinizden ödün vermeyin.

Muhabirler gazetenin uç beyleri gibidir

Muhabir, dürüst, çalışkan olmalı, iyi haber

yazmalı. Muhabir çok şüpheci olmak

zorundadır. Herkesten, her şeyden şüphe

etmelidir. Yine haber takibi yapabilmeli,

kurumunu en iyi şekilde temsil edebilmelidir.

Muhabirler gazetenin uç beyleri gibidir.

Gazetenin muhatabı olan halkla onlar

temas eder.

Muhabirin okulda aldığı eğitim yeterli değildir.

Her zaman kendini geliştirmek zorundadır

muhabir. İşini nasıl daha iyi yapacağını

düşünmek zorundadır. Muhabir 24

saat gazeteci olarak yaşamak zorundadır.

Bunu yapamayacaksanız bu işe girmemelisiniz.

Magazincilerin kaleme aldığı haberlere

“asparagas haber” yakıştırması yapılır.

Magazin muhabiri haberi yazarken iyi

araştırmak zorunda. Bu konuda yöneticilere

de önemli görev düşüyor. Yönetici

tecrübeli olmalı ve haberler konusunda bir

elek vazifesi görmeli.


“Magazin gazeteciliğinde

kaynaklarınız çok önemli.

Sanatçıların kuaförleri

magazin muhabirleri için

paha biçilmez bir kaynaktır.

İyi bir magazin muhabirinin

iyi bir kuaför, modacı,

doktor çevresi vardır.”

Günümüzde magazin servislerinde maalesef

bir başıboşluk var. Sadece fotoğraf

çekebilen, doğru dürüst haber yazamayan

kişiler bile magazin muhabiri olarak çalışabiliyorlar.

Bunun yansımalarını da asparagas

haber yakıştırmasında görebiliyoruz.

Haber artık gazetecinin eline yazılmış olarak

geliyor. Halkla ilişkiler şirketlerinden

ve sanatçıların basın danışmanlarından

magazin müdürlüğü mail adreslerine geliyor

bültenler. Magazin müdürleri de bunları

araştırmadan olduğu gibi alıp kullanıyor.

Kuaförler, paha biçilmez haber kaynaklarıdır

Magazin gazeteciliğinde kaynaklarınız

çok önemli. Sanatçıların kuaförleri magazin

muhabirleri için paha biçilmez bir

kaynaktır. İyi bir magazin muhabirinin iyi

bir kuaför, modacı, doktor çevresi vardır.

Bunlar önemli haber kaynaklarıdır sanatçılar

hakkında.

Hiçbirimiz kendimizi tatmin etmek için

yapmıyoruz gazeteciliği. Kamuoyunu aydınlatmak

için yapıyoruz. Ünlülerin hayatı

çok merak ediliyor ve hayatlarının detayları

da öğrenilmek isteniyor. Kimse “Magazini

sevmiyorum” demesin. Herkes hayatı-

nın bir noktasında magazine temas ediyor.

Televizyonculukta her şey reytingtir. Sen

çok güzel program sunabilirsin fakat dünya

bu anlamda acımasız. Bir dizide 100

kişi çalışıyor en az. Reyting ölçme sistemi

durduğu için reklamlar azaldı. Bazı dizi

yapımcıları banka kredileriyle ayakta duruyor.

Bilal Özcan kimdir?

Marmara Üniversitesi Basın Yayın Yüksek

Okulu’nda öğrenim gören Bilal Özcan,

mesleğe Son Havadis Gazetesi’nde polis

muhabiri asistanı olarak başladı. Haberciliğin

spor, politika, ekonomi, polis, adliye

ve magazin branşlarında çalıştı. Günaydın

Gazetesi Haber Merkezi Müdürlüğü yaptı.

İnterstar Televizyonu’na iki ayrı magazin

programı hazırlayıp sundu. Fısıltı, Süper

Magazin ve Türkstar gazetelerini çıkarıp

yönetti. Halen Bugün Gazetesi’nde köşe

yazarlığı yapan Özcan, aynı zamanda gazetenin

magazin müdürlüğünü üstlenmekte

ve TNT ekranlarında “Magazin Dünyası”

isimli programı sunmaktadır.


5 MAYIS 2012

Görüntü ve

kamera teknikleri

Murat Azkeskin

Cihan

Murat Azkeskin, bir stand-up tadında geçen dersinde

görüntü almanın inceliklerini anlattı; kamera

teknikleri yerine, bu işin mantığı üzerinde durdu.

Azkeskin öğrencilere uygulamalı olarak muhabirlik

ve kameramanlığı gösterdi.

En acı olaylarda bile en iyi görüntüyü

almak zorundasınız

Görüntü almak haber yapmanın en önemli

aşamasıdır. Görüntüyü, haberi en anlaşılır

biçimde hazırlamak önemlidir. En acı

olaylarda bile en iyi görüntüyü almak

zorundasınız.

Haberiniz için önce genel bir görüntü, sonra

özel ayrıntı alır ve farklı açılardan olayı

yakalamaya çalışırsınız.

Görüntüde düzgün, mantıklı, sabit kareler

önemlidir. Görüntüyü fotoğraf karesi

tadında çekmek gerekir. Görüntü de kamera

da fotoğraf odaklıdır.

Herkes haber yazar, görüntü alır; mesele

en iyi ve en hızlı şekilde olmasıdır. Hız,

çok önemlidir çünkü ancak o zaman fark

yaratırsınız.

Habere duygu ve yorum fazla

katılmamalıdır. İzleyici sıkılmasın

diye habere aşırı duygu katmak yanlış.

Anonslar “Sayın seyirciler’”şeklinde

başlamamalıdır.

Habercilik çok zor bir meslek. 5-6 saat

sadece bir haber için koşturuyorsunuz.

Habercilik tam anlamıyla bir misyonerlik

işidir. Bu meslekte tarafsızlık olmaz. Ben

de tarafım.

Vizöre bakıp da heyecanlanmayan birini

göremedim. Vizör milyonlarca seyirci demek

çünkü.

Murat Azkeskin kimdir?

Kameraman kökenli mesleki başlangıcını,

Sem Ajans ve Samanyolu TV’de yaptı. Cihan

Haber Ajansı Görsel Yönetmeni olarak

görev yapmakta olan Murat Azkeskin, evli

ve 2 yaşında bir kız babasıdır.


5 MAYIS 2012

Sayfa tasarımı

Levent Güneş

Star

Star Gazetesi’nin yeni mizanpajını hazırlayan ekipten

Levent Güneş, iyi tasarım ve görsel unsurların gücünün,

haberi satmadaki önemine değindi. Gazeteye kişiliğini

verenin tasarım olduğunu vurgulayan Güneş, modern

tasarımın ne gibi unsurlardan yararlandığını anlattı.

Gazeteye kişilik veren ve okuyucuyla

iletişim kuran tasarımıdır

Mizanpaj, Fransızca düzenleme anlamına

geliyor. “Sayfa düzenlemesi” anlamında

kullanılıyor yayıncılıkta.

Tasarım cesaretle başlar, detaylarla güzelleşir.

Gazeteye kişilik veren ve okuyucuyla

iletişim kuran tasarımıdır.

Gazetede önemli olan okuyucuyu habere

çekebilmektir. Bunun için de tasarım çok

önemli. İyi tasarım yayının ilgi çekmesini

sağlar. Tasarımcılar artık görsel gazeteci

haline geldi. Çünkü artık haberi anlayıp

ona göre görsel hazırlamak gerekiyor.

Fotoğraf haberi değiştirir. Görsellikle

kitlelerin olaylara bakış açısını değiştirebilirsiniz.

Bu anlamda fotoğrafta kadraj

hayati önem taşır. Bir sayfada çok iyi bir

fotoğraf bulduysak günü kurtarmışızdır.

Okuyucuya bakan fotoğrafları seçiyoruz

çoğunlukla. Bu çok daha etkili oluyor

okuyucu üzerinde.

Tasarımda boşluklar giderek daha çok

önem kazanıyor. Modern tasarımlarda

okuyucuyu rahatlattığı için daha fazla yer

veriliyor boşluklara.

İmzalar ve haber kutuları haberleri

farklılaştırır

Özellikle arka planı kötü fotoğraflar için

“dekupe” tercih edilir. Ama bazen dekupe,

fotoğrafın anlamını bozabilir.

Yazı da görsel tasarımın bir öğesidir. Yapılan

araştırmalar 100 satırdan fazla yazılarda,

okuyucuda bir zihin dağınıklığı

oluştuğunu gösteriyor. Bunu engellemek

için eğer yazı fazla uzunsa ara başlıklar

yapılır. Bu okumayı kolaylaştırır.

Sayfa tasarımı yapılırken en önemli unsur

fotoğraftır. Sayfa fotoğrafa göre tasarlanır.

İllüstrasyonlar da tasarımcıların

kurtarıcıları olabilir kimi zaman. Ayrıca

grafikler de haber görseli olarak kullanılabilir.

Tipografi aynı harflerle oynayarak

görsel yaratmak da tasarımcıların en


“Bir gazetenin tasarımı

bütünlüklü olmalı.

Gazetenin tüm sayfalarını

kapsamalı. Okuyucu bir

sayfadan diğerine geçerken

aynı gazetenin mi diye

düşünmemeli.”

önemli araçlarından biridir.

Sürmanşet, sayfa altına çekemeyeceğiniz

önemli haberdir. Gazeteler bu alana genellikle

promosyon duyurularını koyar.

Spor ve magazin haberleri de konabilir

buraya. Gazetede odak noktası ise gazetenin

tam göbeğidir.

Logosunu kapattığınızda hangi gazete

olduğunu anlayamıyorsanız o gazetenin

kimliği yok demektir

Bir gazetenin tasarımı bütünlüklü olmalı.

Gazetenin tüm sayfalarını kapsamalı.

Okuyucu bir sayfadan diğerine geçerken

aynı gazetenin mi diye düşünmemeli. Gazetenin

sayfaları arasında tasarım açısından

bazı bağlantılar ve kurallar olmalı.

Gazete logolarında 3 renkten biri kullanılır

genellikle: Lacivert, kırmızı, siyah.

Bir gazetenin logosunu kapattığınızda

sayfalardan hangi gazete olduğunu anlayamıyorsanız

o gazetenin bir kimliği yok

demektir. Mizanpajı kötü yapılmış anlamına

gelir bu.

Bizde gazeteler kaotik bir yapıda tasarlanıyor.

Okuyucu profili sürekli değişir ve

siz gazeteyi buna göre değiştirip yenilemek

zorundasınız.

Levent Güneş kimdir?

Teknik ve Endüstri Meslek Lisesi Elektronik-Bilgisayar

bölümünde okurken gazete

ve dergi tasarımlarına ilgi duymaya başladı.

Birçok tasarım alanında kurs görüp

eğitim aldı. İlk iş tecrübesine Sabah

Gazetesi’nde başladı ve 4 yıl Sabah bünyesinde

sayfa sekreteri olarak tasarımlar

yaptı. 2000 yılında Star Gazetesi’nde

tasarımlarına devam etti. Gazete bünyesinde

yazı işleri koordinatörlüğü ve editörlük

görevlerinde bulundu. Geçtiğimiz

yıl mizanpajını baştan sona yenilediği

gazetenin halen görsel yönetmenliğini

yürütüyor.


5 MAYIS 2012

Dergicilik

Okan Can Yantır

Esquire

Dergiciliğin tüm dünyada bir prestij kaynağı olduğunu

belirten Esquire Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Okan Can

Yantır, dergici olmak için heyecanlı, yaratıcı ve meraklı

olmak gerektiğini söyledi. Dergiciliğin her zaman devam

edeceğini vurguladı.

Dergicilik bir prestij kaynağıdır

Gazeteye göre dergi biraz daha rahattır.

Günlük gazetenin koşturmacası yoktur

dergide. Herkes şaşalı bir hayatınız var

zanneder. Dergi, çok eğlenceli bir dünya

ama Avrupa Yakası dizisindeki gibi bir hayatımız

da yok. Dergiciler daha rahattır,

gazeteden daha özgürdür, çünkü üzerinizde

daha az göz vardır. Biz ona kendi içimizde

“delirebilme” diyoruz. “Delirebilme”

potansiyeliniz ve imkânınız günlük

gazeteden daha fazladır bir dergide.

Bugün “Dergicilik ve gazetecilik ölüyor

mu?” tartışmaları sürüyor; ben öleceğine

inanmıyorum.

Derginin ilk ortaya çıkış tarihi 1709. Daniel

Defoe’nun Kilise’yi eleştirmek için çıkardığı

The Review adlı bir yayın. 5 yıl sonra

ise Spectator çıkıyor. Dergicilik İngiltere

merkezli bir kültür. 1821’de Amerika’ya

geçiyor.

Dergici olmak için heyecanlı, yaratıcı ve

meraklı olmak gerekir. Ve gerçekten dergi-

ci olmak istiyorsanız bu konuda ısrarlı olacaksınız.

O kadar çok insan bu işi yapmak

istiyor ki, bir fark yaratmak zorundasınız.

Bu, enerjiniz mi olur, kaleminiz mi olur,

insani ilişkileriniz mi olur, ne olduğuna siz

karar verin, ama bir farklılık yaratın. Bunun

içine ısrar da dahil… Yani, ben ısrar

ederek işe girdim; ısrar eden bir kişiyi de

işe aldım. Kolay vazgeçmeyin.

Şimdi gelelim işin teknik yanına:

Dergicilik haberden ziyade dosya ve fotoğrafa

yüklenir. İyi fotoğraf ve iyi yazı her

yerde iş yapar. “Bu konu işler mi?” sorusu

önemlidir dergicilikte. Dergicilikte “İş

yapar mı?” diye baktığımız konularda aradığımız

birkaç özellik var: Bir, aklınızdaki

konunun alt başlıklara ayrılabiliyor olması

lazım. İki, insanla ilişkilendirilebiliyor olması

lazım. İnsanla ilgili bir konu insanın

ilgisini çeker... Üç, konu sadece size değil

herkese ilgi çekici gelmeli. Size ilginç gelen

her şey başka insanlara ilginç gelmiyor

olabilir.

Dergiciliğin şu anda karşılaştığı en büyük


“Dergici olmak için heyecanlı,

yaratıcı ve meraklı olmak

gerekir. Ve gerçekten dergici

olmak istiyorsanız bu konuda

ısrarlı olacaksınız. O kadar

çok insan bu işi yapmak

istiyor ki, bir fark yaratmak

zorundasınız.”

sorulardan biri: “Dergiciliğin geleceği ne

olacak? Basılı medyanın geleceği ne olacak?”

Dergicilik ne, biliyor musunuz? Çok

acayip bir prestij işi. Türkiye’de büyük

grupları dergi çıkarmaya motive eden de

bu prestij. Yurt dışına çıktığınızda uluslararası

bir dergi markasının size açacağı kapılar

ulusal bir gazeteninkinden çok daha

fazla olacaktır.

Gazetelerin hızıyla kitapların derinliği

arasındadır dergi

Dergiciliğin geleceğinin ne olacağı tartışmaları

uzun süredir sürüyor “Dijital gelişmeler

bizi esir edecek mi?” sorusu giderek

daha fazla soruluyor. Korkmayın. Teknoloji

ne kadar gelişirse gelişsin, hala televizyon

karşısında ayağınızı uzattığınız zaman

dergi sayfalarını çevirmeyi seviyorsunuz;

kuaförde, berberde dergi karıştırmayı seviyorsunuz.

Neden? Çünkü bizim tarafımızda

sizin için iyi hizmet veren bir ekip var.

Dijitalin sorunu, bir bilgi yığını olması.

“Kim, nerede, ne zaman?” sorularını cevaplıyor

ama “Neden ve nasıl?” sorularını

cevaplayamıyor. Medyada bunu anlatan,

dergiler. Dergi, internette bulabildiğiniz

her şeyi eleyen, eksik cümleleri tamamlayan

ve devrik cümleleri düzelten bir kültür.

Gazetelerin hızıyla kitapların derinliği arasındadır

dergi. İnsan doğası içselleştirilmiş

bilgi ister. İnternet bunu hala veremiyor.

Güvenemiyoruz hala internete. Ekşi sözlük

ve Wikipedia gibi mecralar çok önemli

ama güvenilirlik ve anonimlik büyük sorun.

Teknoloji ne kadar gelişirse gelişsin her

yerde dergi okuyorsunuz. Dergi alma alışkanlığı

her zaman devam edecek.

Okan Can Yantır kimdir?

Galatasaray Üniversitesi Siyaset Bilimi

mezunu. Üniversite yıllarında dergiciliğe

Esquire’da adım attı. Stajyerlik dahil olmak

üzere, derginin tüm departmanlarında

görev aldı. 2001-2003 yıllarında Kadir

Çöpdemir’le birlikte Radyo D’de “Candan

Cana” programını hazırladı. Fransa’da Paul

Valery Üniversitesi’nde seçim stratejileri ve

aday imajı eğitimi aldı. 2002 yılından başlayarak

yerel ve genel seçimlerde muhtelif

isimlere siyasal iletişim danışmanlığı yaptı.

2007 yılından bu yana Esquire Dergisi Genel

Yayın Yönetmeni olarak çalışmakta, Sabah

Gazetesi’nde ve NTVSPOR.NET’de köşe yazıları

yazmaktadır.


5 MAYIS 2012

Fotoğraf

Selahattin Sevi

Zaman

Ercan Arslan

Milliyet

SELAHATTİN SEVİ (ZAMAN)

Fotoğrafa müdahale, fotoğrafın özünü

değiştirmeyecek şekilde yapılmalı

Fotomuhabiri çektiği fotoğrafın hesabını

veren, bilgisine ve arka planına hakim olan

kişidir. Fotoğrafçının en büyük hayali fotoğrafının

yayınlanmasıdır gazetede.

Gazetede yayınlanması sürecinde fotoğrafa

müdahale edilmemesi gerekir. Fotoğrafa

müdahale iki şekilde olur: Çekerken ve

kullanırken. Ancak bu müdahaleler fotoğrafın

özünü değiştirmeyecek şekilde yapılmalı.

Fotoğrafın doğru mecrada, foto altı yazısı

ve fotoğrafçının imzası ile dekupe edilmeden

kullanılması çok önemlidir. Herkes

fotoğrafı kullandıktan sonra arşivler, biz

kullanmadan önce arşivliyoruz.

Selahattin Sevi kimdir?

Zaman Gazetesi Fotoğraf Editörü

Selahattin Sevi ve Milliyet Gazetesi

Fotomuhabiri Ercan Arslan, haberde

fotoğrafın önemi ve fotomuhabirliğinde

etik gibi konulara değindi.

1971 yılında Bursa’da doğdu. İlk,orta ve

lise eğitimini bu şehirde tamamladı. 1994

yılında Marmara Üniversitesi İletişim

Fakültesi’nden mezun oldu. Türkiye, Zaman

ve Milliyet gazetelerinde çalıştı. 2001

yılından bu yana Zaman Gazetesi Fotoğraf

Editörü görevini sürdürüyor.

ERCAN ARSLAN (MİLLİYET)

Fotomuhabirlerinin iki önemli özelliği

vardır; biri ayrıcalık, diğeri sorumluluk.

Fotomuhabirleri herkesin giremediği yerlere

girer, gidemediği yerlere giderler;

dolayısıyla olayları aydınlatacak tarafsız

fotoğraflar çekmelidirler. Okur olayları

gazetede onların gözünden izler. Her

okur gazeteyi eline aldığında ilk önce

şunu düşünür: “Harcayacağım zamanın

karşılığında kazancım bilgi mi, eğlence

mi olacak?” Gazeteyi eline alan okur ilk

önce istisnasız sayfadaki büyük fotoğrafa

bakar. Fotoğrafaltı, sayfada okunan ilk

metindir.

Fotoğraf yazıdan önemsiz ya da çok

önemli enformasyon değildir, yazı kadar

önemlidir. Fotoğraf yazının okunmasına


“Gazeteyi eline alan okur ilk

önce istisnasız sayfadaki

büyük fotoğrafa bakar.

Fotoğrafaltı, sayfada okunan

ilk metindir.”

yardımcı olur; haberi okutmak muhabirin

yeteneğine kalmıştır. Maalesef Türk basınında

muhabirlik müessesesi de tartışılır

durumdadır.

Bir gazetede kalite aşağıdan yukarıya sağlanmaz,

yukarıdan aşağıya sağlanır. Yani

iyi bir yayın yönetmeni gazeteyi şekillendirir.

Biz fotomuhabirlerinin yahut muhabirlerin

yetenekli olması gazeteyi başarılı

kılmaz. Bağlı olduğunuz editör ya da müdür

vasat bir kişi ise orada çalışmak kâbus

olur. Türk basını kalite açısından düzelecekse

bu Hürriyet gazetesi ile başlar çünkü

diğer gazeteler onu referans alır. Aksi

takdirde kaliteyi yakalamak uzun zaman

alacaktır.

Gazetecilik önemli bir iştir; gazeteci

halkın haber alma hakkını kullanır.

Cumhurbaşkanı’nın karşısında bile önünü

iliklemek zorunda değildir, esas duruşta, el

pençe durmak zorunda değildir.

Türk gazetelerinde fotoğraf editörü istisnalar

dışında yoktur, varsa bile yetkisizdir.

Bu durum gazetelerin mizanpajına da yansır.

Gazetelerde şiddet içeren fotoğraf kullanımı

okuru olumsuz etkiler. Bu tarz sayfaları

3. Dünya gazetelerinde görebilirsiniz.

Türk fotomuhabirleri daha çok doğru zamanda

doğru yerde oldukları için iyi fotoğraflar

çekmişlerdir; onları uzun soluklu

projelerde göremezsiniz- Bir yıldız gibi

parlar ve sönerler. Bu durum Türkiye’nin

görsel hafızasında derin boşluklar oluşturmuştur.

Asıl olan uzun soluklu olabilmektir.

Fotomuhabirleri tehlikeli yerlerde görev

yaparken önce can güvenliklerini düşünmelidirler.

Şayet dayak yiyeceklerse bu

mutlaka çektikleri fotoğrafa değmelidir.

Günümüzde gereğinden çok fazla bir görüntü

akışı vardır; bu durum daha çok

görsel kirlilik yaratmaktadır. Tabii ki beraberinde

etik sorunları da getiriyor. Gazetelerde

önümüzdeki dönemlerde üzerinde

durulacak konu etik ve ahlâk olacaktır.

Ercan Arslan kimdir?

Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Fo-

toğraf Bölümü’nden mezun olmuştur. Milliyet

Gazetesi’nde fotomuhabiri olarak görev yapı-

yor. MSGÜ Güzel Sanatlar Fakültesi Fotoğraf

Bölümü ve YTÜ Fotoğraf ve Video Bölümü’nde

basın fotoğrafları dersleri veriyor.

Similar magazines