hayatimfutbol-78sayi

hayatimfutbol

hayatimfutbol-78sayi

19 Nisan 2013 - Sayı 78

İtinayla küme düşülür!

Benfica

Dosyası

Takımları, hocaları ve püf noktalarıyla

Türkiye’nin küme düşme rehberi

Avrupa’da Yarı

Final Heyecanı

Salih Uçan

Söyleşisi


HAYATIM

#78

Yayın Koordinatörü

İlker Yılmaz

Editör

Uğur Karakullukçu

Yazarlar

Alper Öcal

Emre Çelik

Emre Özcan

Göksel Sert

Mustafa Demirtaş

Salih Demirci

Varol Döken

FUTBOL

Küme düşme rehberi

Spor Toto Süper Lig’in sonuna doğru yaklaşıyoruz. Şampiyon

kim olacak büyük bir merak konusu ama bu yıl alt sırada

verilen mücadele de övgüyü hak ediyor. Hayatım Futbol olarak

bu hafta takımların nasıl küme düştüklerini ele aldık. Takım

planlamasından teknik direktörlerin tercihlerine kadar bu

takımların nasıl oluyor da küme düştüklerini inceledik. Sahadaki

futbolun da ötesine bakmanın da zamanı çoktan geliyor da

geçiyor gibi!

Hayatım Futbol’da bu hafta ayrıca Fenerbahçe’nin Avrupa Ligi

yarı finalindeki rakibi Benfica’yı, Şampiyonlar Ligi’ndeki dev

kapışmalar Barcelona-Bayern Münih, Real Madrid-B.Dortmund,

Avrupa Ligi’nin sürpriz ekibi Basel’i inceledik.

Keyifli okumalar,

İlker Yılmaz

iletisim@hayatimfutbol.com

reklam@hayatimfutbol.com


#78

Bu Sayıda

Küme Düşme Rehberi

Nasıl küme düşülür?

Teknik direktörler

Transferler

Küme düşme hattındakiler

Benfica Dosyası

Daha güçlü, daha hırslı

Kartallar geçen sezondan dersini aldı

Rotasyon takımı

Teknik analiz penceresinden Benfica

Salih Uçan: Okul

reformu yapılmalı

Türkiye U-20’nın yıldızlarıyla sohbet…

Tarihinin zirvesinde

Basel

İsviçreli yazar Chris Wachtler’a Basel’i

sorduk

4 sene önce,

4 sene sonra

Bayern-Barça eşleşmesine dair…

İki büyük hasret,

bir büyük rüya

Dortmund-Real tekrar karşı karşıya

Maç Bahane: İnönü

Maç Bahane bu kez maçtaydı...


Bi’ saniyede değişir dünya,

Vodafone Süper İnternet’le

yakala!

10 MB 3

ABONE SUPER10 3636

100 MB 9

ABONE SUPER100 3636

Paketler vergiler dahil aylık 10 MB/3 TL, 100 MB/9 TL, 250 MB/12 TL, 500 MB/17 TL, 1 GB/21 TL’dir. 250 MB, 500 MB, 1 GB kampanyalı fiyatları 31.03.2013’e kadar geçerlidir. Bu kampanyadan tüm aboneler yararlanabilir.

İlgili paketlerde kotaya ulaşıldığında dönem sonuna kadar internet erişimi kesilir. İnternet erişimini kesmek için bağlantı hızı 1 Kbps’ye düşer. İnternet erişimine devam etmek için ek paket satın alınması gerekir. Bilgi: www.vodafone.com.tr

Ayrıntılı bilgi için: Vodafone Cep Merkezleri | vodafone.com.tr | forum.vodafone.com.tr | facebook.com / VodafoneTR | twitter.com/ VodafoneTR | 444 0 542


Türkiye

HF

#

78

KüME

DüŞME

REHBERi

Bu sezon kim düşer, kim kalır net olarak bilmiyoruz ama nasıl düşüleceği

ve kümede kalanların ortak yanları, bu sayımızda mercek altında…

Küme düşme eylemi, genellikle şöyle bir

prosedürle gerçekleşir: Yeni yükselenler ile

evvelki sezon düşmekten kıl payı kurtulanların

bir kısmının oluşturduğu koalisyon, sezon

sonuna doğru alt sıralarda toplanırlar.

Yanlarına birkaç sürpriz aday da inebilir ve

genellikle sayıyı 7-8 ile sınırlı tutulur.

Haftalar 30’a geldiğinde ise alt grup üçe

bölünür. İlk parça, kümede kalması için sezon

boyunca aldığı galibiyet kadar galibiyeti

son haftalarda alması gereken takım ya

da takımlar tarafından oluşturulur. Çıkışa

geçenler ikinci parçada, tutunmaya çalışanlar

ise üçüncü tarafta yer alır ve genellikle hiçbir

şey, sezonun son düdüğü çalana dek belli

olmaz.

Mevcut puan tablosunda Mersin İdman

Yurdu’nun durumu artık neredeyse umutsuz.

Akhisar Bld., Elazığspor ve Gaziantepspor

ikinci yarı çıkışa geçtiler, buna karşılık

İBBSpor ve Karabükspor hızlı şekilde aşağı

düşmeye devam ediyor. Orduspor ise son

sıranın bir üstüne adeta çakıldı ve nihayet,

geçtiğimiz hafta hoca değişikliğine karar verdi.

Sivasspor’unsa hala cepten yeme şansı var.

Aday çok, hesaplar karışık. Bu ortamda söz

konusu takımların birbiriyle oynayacağı maçlar,

saha içerisinde yüksek gerilim vaat ediyor.

Üstelik Süper Lig’den küme düşen bir takım

dahi naklen yayın havuzundan 20 milyon

lira’nın üzerinde gelir elde edebiliyor. Alt lige

düşülmesi halinde ise bu bedel ortalama

olarak 3 milyon liraya dek geriliyor. Bir de

meselenin bu yönü, üst lig ile alt lig arasındaki

gelir uçurumu meselesi var. Ligde kalmak bazı

kulüpler için hayal edilen bir başarıyken, küme

düşmekse bazen birçok şeyin sonu.

Hal buyken kimin düşüp kim kalacağı, üst

sıralardaki kavga kadar önemli. Düşmemek

için uğraşan takımların son düzlük öncesi

incelemeleriyle birlikte işte karşınızda küme

düşme ya da kümede kalma rehberi…


Türkiye

HF

#

78

Nasıl Küme Düşülür?

Bir takım kendiliğinden küme düşmüyorsa, ne yapmak gerekir? Bir

takım nasıl küme düşürülür? Bu sorulardan yola çıkarak yaptığımız dev

araştırmanın sonuçları, konuyla yakından ilgilenenler için adeta bir rehber

niteliğinde…

SALİH DEMİRCİ

Hiçbir şey yapmazsanız kolayca düşersiniz,

çünkü yer çekimi diye bir şey var!

Bir futbol liginde de elbet birileri küme düşer

ve onların yerini başka takımlar doldurur. Bu

kaçınılmaz sonucu herkes kabul eder, ama

kimin düşeceğini neyin ya da nelerin belirlediği

çok karmaşıktır. Yine de bazı durumlarda

sonucu kestirmek kolaylaşabilir.

Kulüpler arasındaki imkân eşitsizliklerinin

derin şekilde gözlendiği ulusal liglerde henüz

sezon başında saflar belirlenir. Zaten geçmiş

sezon performansları, az çok bir şeyleri

kestirmeye fırsat veriyordur. Sonuçta birileri

şampiyonluğa, birileri de kümede kalmaya

oynar. Orta sıralarda kendine yer arayanlar

ile sürpriz yumurtalar bir süre kâh tabelanın

altında kâh üstünde göründükten sonra sezon

ortasına doğru durum netleşir. Düzeneğin

doğası gereği birileri kendini başarılı sayarken,

diğerleri yeniden hesap kitap yaparlar. İşte

bazen tam bu noktada işler karışır; yahut daha

önce karışmıştır.

Küme düşüren virüs

Yönetici, antrenör ya da futbolcular ansızın

nasıl küme düşeceklerinin hesabını yapmaya

başlarlar. Elbette esasen bunun aksini

düşünüyorlardır, ama virüsü kapmışlardır

bir kere. Zihnin kontrolü elden çıkmıştır, ne

yapılsa fayda etmez. Kendi haline bırakılsa

düşmeyecek olan takım, artık dönüşü olmayan

bir yola girmiştir. Doktorlar çaresiz, alternatif

tıp umutsuzdur. Bu amansız hastalıktan

kurtuluş, ancak küme düşmeye çalışan bir

başka kulübün sizden daha çok çaba sarf

etmesiyle mümkün olur.

Biz de araştırdık, küme düşüren virüsün gözle

görülebilen semptomlarını ortaya çıkardık.

Eğer bu virüse sahip olmayıp da küme düşmek

istiyorsanız veyahut virüs damarlarınızda

dolaşıyor fakat siz durumun farkında

değilseniz, araştırmamızın sonuçları size yol

gösterebilir. Buyrun, acaba ne yapılırsa Türkiye

Süper Ligi’nden düşülür?

1 – Yetersiz kadro kur,

kötü planlama yap:

Kafanızda takıma dair yargıları kesinleştirmiş

bir yönetici olabilirsiniz. Bu takım işi halleder,

şu pozisyonu eldekiler doldurur… diye düşünüp

altınızda çalışan teknik adamların sözlerine

kulak asmazsınız. Ya da kötü bir planlamacı

ile anlaşıp, sene başında takıma dört sağ bek

alıp tek sol bekle sezon bitirme acayipliğine

düşmüş olabilirsiniz. Önünüze çıkan cazip

transfer fırsatlarını değerlendirmeyip bolca boş

atarsanız ve biraz da işler yolunda giderse evet;

küme düşmeniz mümkün.

2 – Sürekli bir şeylerden şikâyet et:

Daha çok kıdemli hocalarda görülen bir

belirti. Selefinizi kötü anlamda ağzınızdan

düşürmüyor olabilirsiniz. Devraldığınız

enkazdan bahsetmekten molozları kaldırmaya

vaktiniz kalmıyor olabilir. Bununla birlikte

bazı vakalarda ülkedeki kafa yapısının

bozukluğundan sürekli yakınma hali de

gözlenir. Söylenene göre insan bu anlarda

kendini süper kahraman sanıyormuş, gerçi

virüs bulaşmamış olsa bu kafa aslında iyi

kafadır ya, neyse. Bu şahıslar asla olumlu

şeylerden bahsetmezler. Böylece adım adım alt

lige yaklaşılır.


Türkiye

HF

#

78

3 – Büyükleri yenince uzaya

çıktığını düşün:

Büyükler hafta içi Avrupa maçına çıkmıştır ya

da çıkacaktır. Haftalardır kazanamayan zayıf

rakibine karşı oynayacağı maçı ister istemez

olması gerektiği kadar ciddiye almaz. Hele bir

de uzak deplasmansa, üstüne hava ve zemin

de bozuksa 90 dakika eziyete dönüşür. Siz ise

olması gerektiği gibi hazırlanmışsınızdır. Ani

ataklarla rakibi tarumar edersiniz ve yaşasın;

işte galibiyet! Buraya kadar her şey normal,

ancak asıl mesele ilk uzatılan mikrofona verilen

röportajla başlar. Eğer siz de bu andan itibaren

kendinizi çok uzunca bir süre başka biri gibi

hissediyorsanız, maalesef şifayı kapmışsınız

demektir. Olayları akışına bırakın, bir aksilik

olmazsa seneye alt ligdesiniz…

4 - Hocaya başarılı olma şansı verme:

Hocanın istediği oyuncuları –imkân olmasına

karşın- almıyor, sürekli işine karışıyor, tesisler

konusundaki serzenişlere kulaklarını tıkıyor

ve tribünler ne diyorsa onu yapıyor… İşte

tipik bir virüs taşıyıcısı. Bu yönetici tipinde

küme düşüren virüs kronik şekilde yer etmiş

durumda. Her sezonun ortasına gelindiğinde

hastalık ilerliyor ve nihayetinde son evreye dek

ulaşıyor. Virüsün en sık karşılaşılan sonucu bu,

malum şahıs karantinaya alınmazsa küme

düşmek garanti.

5 – Bize hakemlerden bahset:

Hocalar, yöneticiler ve futbolcuların ortaklaşa

yaptıkları bir eylem. Eğer hep bir ağızdan

hakemlerden bahsediyorlarsa, bu durum

teşhis için yanıltıcı olabilir. Gayet insani şekilde

canları yanmış, hakem tarafından doğranmış

olabilirler. Herkesin başına gelir. Ancak vaka

analizi yapılıp, aslında haksız oldukları ve

kötü performanslarına sürekli kılıp bulmaya

çalıştıkları görüldüğünde kesin kanaate varmak

zor değildir. Hakemler, hakemler, hakemler…

diye diye küme düşerler.

6 – Hocayı kovmak için sabır taşının

çatlamasını bekle:

Bazı yöneticiler kantarın topuzunu

kaçırıyor ve her zaman iyi niyetle iyi eserler

verilemeyeceğini unutuyorlar. Herhangi bir

şekilde işi beceremediği belli olan hocayı

kovmayıp, son dakikaya dek bekliyorlar ve

sıklıkla iş işten geçmiş oluyor. Gerçi bu durum,

virüsün son yıllarda görülen yeni belirtilerinden

biri; nitekim daha önceleri Türkiye liglerinde

sezon başına 3 hocayla çalışmayan takım zor

bulunurdu. Şimdi ise virüs yeni duruma karşı bir

yeni bağışıklık geliştirmiş görünüyor. Bekleye

bekleye küme düşmek de mümkün.

7 – Şu kadar puan bizi kümede

bırakır, tespiti yap:

Yılmaz Vural üzerinde yapılan araştırmalar

gösteriyor ki, küme düşüren virüs hocanın

kulaklarında bol miktarda bulunuyor. Elini

istemsizce de olsa kulağına götürdüğü

anda kontrolü kaybediyor ve virüsün etkisi

altına giriyor. Ancak hocanın modern tıbbı ve

sosyolojiyi yaya bırakan bir özelliği var: Yıllardır

verdiği amansız mücadele sayesinde virüse

karşı bağışıklık kazanan tek kişi olmayı başardı.

İstediği takdirde virüsü pasifize edebiliyor, bu

sayede bazen (hatta sıklıkla) ligde kalmayı

başarıyor. Onun hastalık zamanlarından

kalma ve bazen tekrar ortaya çıkan “38 puan

düşmez!” türünden sözlerine kesinlikle

özenilmemeli. Öyle ki, eğer bir mikrofona puan

telaffuz edilmişse dükkânı kapatıp gitmekte

fayda var. Yılmaz Vural değilseniz küme

düşmek kaçınılmaz.

8 – Bir adet Melih Gökçek:

Kendisi eşine zor rastlanan bir değerimiz.

Yakınlardaki iki sezon içerisinde iki Ankara

takımını küme düşürdü, hatta biri neredeyse

tarihten silindi. Yalnız kendisinin küme

düşüren virüsle ilişkisi henüz kanıtlanmış değil,

onu bağımsız olarak değerlendirmek gerekiyor.

Çünkü başka hiçbir emare, küme düşmeyi

Melih Gökçek’in varlığı kadar garanti edebilmiş

değil.


Türkiye

HF

#

78

Teknik Direktörler

Teknik direktör değiştirmek bir ihtiyaç mı yoksa erken alınan bir karar mı?

Avrupa’nın en çok teknik adam değiştiren yönetim kurulları sözlerinde ne

kadar durabilir bilinmez ama biraz matematik çalışabiliriz.

İLKER YILMAZ

Takım kötü, bir şeyler yapmak gerek. Siz

yöneticisiniz ne yaparsınız? Bazı şeyler çok

basit. Belki bir yönetici çıkıp ‘Ya biz sezon

başı yanlış yaptık, aslında bizim gitmemiz

gerekir’ diyebilir. Ama kısa süre içerisinde

ters dönecektir; ‘Yahu biz gidersek acaba

kulübü sahiplenen çıkar mı? Hadi sahiplenen

çıktı diyelim, yeni yönetimin gelmesi en az 1

ay sürer. Bir de onlar yanlış yaparsa… Zaten

transfer sezonu da kapandı, offf.’

Evet takım kötü gidiyorsa bir şeyler yapmak

zorundasınız. Kendi iradesiyle kendini

fesheden bir yönetim pek de görülmüş bir şey

değil. Geriye iki seçenek kalıyor; 1- Futbolcuları

göndermek, 2- Teknik direktörü göndermek.

Bu noktadan sonra uygulama yöntemleri

çeşitli. Kimi takım hocanın arkasında durur,

3-4 oyuncu takımdan uzaklaştırılır. Kimi takım

teknik direktörü gönderir, yerine yenisini getirir.

Kimi takımda da yeni gelen teknik direktör

3-4 oyuncuyu kadro dışı bırakır, eldekilerle

kümede kalma savaşı verir. Kadro dışı bırakılan

oyuncular da genellikle takım üzerinde söz

sahibi olan, hocayı takmayan isimlerdir.

Yeni teknik direktör yasası

Kadro dışı oyuncu bırakmalar bir kenara

biz meseleyi teknik direktör kısmından ele

alalım. Süper Lig’de bulunan kulüplerin

başkanları İstanbul’da belli periyotlarla

toplanır. Takımlarının menfaatleri ve futbolun

gelişimi üzerine bazı kararlar alırlar. Son

toplantıda deklare edilmese de medyaya

sızan ve uzun süredir de birilerinin aklına

olan bir kural getirilme yoluna gidildi. Buna

göre her Süper Lig kulüpler aynı sezon

içerisinde başka bir Süper Lig ekibinde

görev almış teknik direktörü takımının

başına getirmeyecek. Yani Kayserispor’dan

istifa eden Şota Arveladze Kasımpaşa’ya

veya Gaziantepspor’da gönderilen Hikmet

Karaman Bursaspor’a gidemeyecek. Bu kural

şimdilik söz verme usulü işletilecek. Aynı

zamanda bu kuralı TFF’nin talimatlarına

koydurmak gibi de bir niyetleri var. Bu işin

mantığı tam olarak nedir bilemiyoruz ama

basitçe düşündüğümüzde; Gaziantepspor’dan

Bursaspor’a geçen Hikmet Karaman bir anda

küme düşmeme mücadelesinden Avrupa

kupalarına katılma mücadelesi gösteriyor. Aynı

zamanda Karaman, Bursaspor’un muhtemel

Gaziantepspor mücadelesinde de rakip

takımı sezon başında kendi kurduğu, aylarca

çalıştırdığı için 1 adım önde oluyor. Bu pek etik

gözükmeyebilir.

Tabi meselenin bir de yönetim boyutu var.

Esasında zurnanın düt dediği yer de burası.

Sonuçta teknik direktörleri yönetimler getiriyor,

yönetimler gönderiyor.

Süper Lig’de ise bu sezon 10 takım teknik

direktör değişikliğine gitti. Önümüzde az

haftanın kaldığı göze alındığında bunun

artmasını pek beklemiyoruz. Artık hocalar ve

takımlar ellerindeki kalan kozları oynayacak.

Geçen yıl teknik direktör değiştiren takım

sayısı ise 9’du. 2010/11 sezonunda bu rakam

10’du. 2009/10 sezonunda ise sadece 8!

Zirveye oynayan takımların artık çok kolay

teknik direktör değiştirmediği göz önüne

alınırsa son yıllarda bu rakamın 9 veya 10

olduğunu söylememizde sakınca yok. Daha

eski sezonlara gittiğimizde rakamın arttığını da

söyleyelim.


Türkiye

HF

#

78

Peki Avrupa’nın diğer liglerinde durum nedir?

Dünya futbolunun en prestijli ligi olarak

gösterilen Premier League’de 20 takım

bulunuyor ve bu takımların sadece 5 tanesi

hoca değişikliğine gitmiş durumda. 18 takımlı

Bundesliga’da da aynı durum geçerli. Süper

Lig’e denk olarak nitelendirilen Portekiz’de

5, Ukrayna’da 7, Rusya’da da 8 takım hoca

değişikliğine gitmiş durumda. 20 takımlı İtalya

ve İspanya liglerinde de 8 takım bu sezon

teknik direktörünü değiştirdi. Hollanda’yı ise

tüm liglerden bir kenara koyuyoruz. Çünkü

onlarda koca sezonda sadece 2 takım teknik

direktörünü değiştirdi.

Elde bu veriler varken Kulüpler Birliği’nin aldığı

karar birçok yönden tartışmalı. Avrupa’nın en

çok teknik adam değiştiren yöneticileri gelecek

sezon verdikleri bu sözü tutabilecek mi hep

birlikte göreceğiz ama umudumuzun pek de

olmadığını ekleyelim.

OHAL!

Pek tabi ki teknik direktör değiştirilmez değil,

değiştirilir. Ve açıkçası ülkemizde teknik

adam değişimleri küme düşme hattında

bulunan takımlarda da genellikle pozitif etki

yaratabiliyor. Teknik adam değişikliğinin

ardından takımın puan ortalaması düşen iki

takım var. Bunlardan biri Kasımpaşa ki onlar

da zaten Metin Diyadin’i başarısızlık nedeniyle

göndermedi. Diğeri ise Nurullah Sağlam sonrası

Mersin İdman Yurdu’nda çalışan Giray Bulak ve

Hakan Kutlu.

Hal böyleyken teknik adam değiştirmek

yönetimler tarafından pek de zor bir seçim

olmuyor. Peki bir teknik direktör kadrosunu

kendi kurmadığı, hazırlık kampına katılmadığı

bir takımı, önceki teknik adamdan nasıl daha

iyi yönetebiliyor?

Bunun sebebini OHAL yani olağanüstü hal

olarak açıklayabiliriz. Yeni gelen antrenör

muhtemelen takımı toplayıp, ‘Arkadaşlar kulüp

zor günlerden geçiyor. (Muhtemelen) Biliyorum

paralarınız ödenmiyor ama bu takımı ayakta

tutmamız gerek. Yönetim kalan alacaklarınızı

elbette ödeyecektir. Hepiniz kaliteli

futbolcularsınız. Bugünden itibaren geçmişi

Kayserispor’dan kendi isteğiyle ayrılan

Şota Arveladze, Kasımpaşa ile tartışılan bir

performans ortaya koysa da yeni kurulan

takımı Avrupa kupalarına gitme hedefinden

çıkarmış değil.

Bülent Korkmaz


Türkiye

HF

#

78

unutmanızı kalan maçlarımıza odaklanmanızı

istiyorum’ minvalinde bir açıklama yapıyordur

ve çok geç geçmeden futbolcuların kalan

alacaklarının bir kısmı ödeniyordur.

Süper Lig’de bu sezon küme düşme

korkusu yaşayan 9 takımın 7’si teknik adam

değişikliğine gitti. Gaziantepspor ve Sanica

Boru Elazığspor paçayı kurtarmış gözüküyor.

Karabükspor ise Araf’ta kalmış durumda.

Onlar neşteri erken vurup oh çekenlerden ama

sezon bitmeye yaklaştıkça bir anda kendilerini

dipte buldular. Mesut Bakkal deplasmanda

Fenerbahçe, Galatasaray ve Trabzonspor’u

yendi, Beşiktaş ile berabere kaldı, takımı

bir ara liderin 6 puan gerisine kadar da

çıkardı. Ardından 8 maçta alınan sadece 3

puan olunca ve hocanın önceki yaptıkları da

düşünülünce yönetim kendini ne yapacağını

bilemez durumda buldu. İstanbul Büyükşehir

Belediyespor Carvalhal’le başladığı sezonda

aynı Karabükspor gibi neşteri erken vurdu ve

son yılların en başarılı alt sırası takımları hocası

Bülent Korkmaz’la çıkış aradı. Başlarda puanlar

gelse de istikrarsız gidiş devam ediyor. Ne düşer

gözüyle bakıldı ne de kalır. Ligin dibine demir

atan Mersin İdman Yurdu ise esas çöküşünü

teknik adamının ayrılmasıyla yaşadı. Orduspor

da Hector Cuper’le limiti sonuna kadar zorladı,

sonunda yollarını ayırdı.

Tabi ki teknik direktöründen bir an olsun

şüphe duymayan takımlar da vardı: Sivasspor

ve Akhisar Belediyespor. Rıza Çalımbay

istifa etmesine etti ama onun nedeni

küme düşme korkusundan öte taraftarın

tepkisindendi. Akhisar Belediyespor’da Hamza

Hamzaoğlu’nun ise her futbolseverin gönlünde

yer edindiğini söylemek gerek. Takımıyla

uzun süredir beraber olan genç teknik adam,

aynı Akhisar gibi kariyer basamaklarını birer

birer çıkıyor. Gelecek sezon ne olur bilinmez

ama Hamza Hamzaoğlu sezon başında

yaptığı yanlışlara rağmen bu ligin alkış alan

hocalarından.

Sonuç

Türkiye’de son dönemlerde gözlenen bir teknik

adam aritmetiği var. Bunu 3’e ayırabiliriz;

1-Büyük takım teknik direktörü (Aykut

Kocaman, Fatih Terim, Şenol Güneş, vs… ),

TABLO 1

Teknik adamlar P.Ort.

Kasımpaşa

Metin Diyadin 1,80

Şota Arveladze 1,41

Kayserispor

Şota Arveladze 0,67

Robert Prosinecki 1,59

SB Elazığspor

Bülent Uygun 0,43

Yılmaz Vural 1,45

Karabükspor

Michael Skibbe 0,90

Mesut Bakkal 1,32

İstanbul BB

Carlos Carvalhal 1

Bülent Korkmaz 1,22

Bursaspor

Ertuğrul Sağlam 1,42

Hikmet Karaman 2

Gaziantepspor

Hikmet Karaman 1,05

Bülent Uygun 1,67

Mersin İdman Yurdu

Nurullah Sağlam 0,94

Giray Bulak 0,63

Hakan Kutlu 0,20

Trabzonspor

Şenol Güneş 1,26

Tolunay Kafkas 1,30


Türkiye

HF

#

78

2-İstikrarlı takım teknik direktörü (Fuat Çapa,

Şota Arveladze, Ertuğrul Sağlam, Tolunay

Kafkas, vs…), 3-Küme düşmemeye oynayan

teknik direktörler (Yılmaz Vural, Bülent

Korkmaz, Hakan Kutlu, Mesut Bakkal, vs…).

Yılmaz Vural sık sık kümede kalma barajının 40

olduğunu söyler durur. Haksız da sayılmaz. Son

10 yılda 40 puan alıp da küme düşen sadece

Bursaspor var. Devlet Bahçeli’den bir müddet

40 rakamını ödünç alıyoruz ve 34 haftaya

böldüğümüzde maç başına ortalama 1,17 puan

çıkıyor. Yani 6 maçlık periyotlara böldüğümüzde

ligi bu bölümde 7 puan alan teknik adam

kümede kalmayı başarır.

Son yıllarda küme düşme potasında çalışan

teknik adamlara baktığımızda ise çoğunun

ortalamaların üstünde yer aldığını görüyoruz.

Peki bu takımları kim düşürüyor? Cevap yine

OHAL’de yatıyor. Tablo 1’de yer alan Bülent

Uygun ve Hikmet Karaman başarısız bir

dönem geçirmelerinin ardından geldikleri

kulüpte OHAL sayesinde takımı düzlüğe

çıkartabiliyorlar. Aynı şekilde Mesut Bakkal

da Karabükspor’da yaşadığı harika 8 haftanın

ardından inanılmaz bir düşüşe geçti. Bunu da

OHAL’in bitişi olarak yorumlamak mümkün.

TABLO 2

Teknik direktörler Ort. Puan

Bülent Uygun 1,6

Bülent Korkmaz 1,49

Nurullah Sağlam 1,44

Rıza Çalımbay 1,41

Ziya Doğan 1,41

Yılmaz Vural 1,4

Hikmet Karaman 1,4

Mehmet Özdilek 1,36

Mesut Bakkal 1,34

Giray Bulak 1,31

Ümit Özat 1,09

Hakan Kutlu 0,84

Son Süper Lig macerasında hem Kasımpaşa’yı

hem de Konyaspor’u düşürmekle suçlanan

Yılmaz Vural için bu sezon belki de kariyerinin

en önemli sınavı.

Geçtiğimiz sezon Ankaragücü’nde çalışan

Ziya Doğan, 1.5 yıldır işsiz.


Türkiye

HF

#

78

Türkiye’de oyun üzerinden futbol ve teknik

direktör eleştirisi yapmak çelik gibi sinir ister.

İklimin neredeyse tamamen terörize olması bir

tarafa, bizzat eleştiri odaklarının üretebileceği

sonsuz çeşit bahane var. Hepsinin de bir

üretim ve son kullanım tarihi mevcut. Örneğin,

sezona kötü başlayan bir takımda kredibilitesi

düşen yönetim, teknik direktör ve futbolcunun

ilk bahanesi uyum sorunudur. Transferler

üzerinden üretilen bu bahane hem zirveye hem

de düşmemeye oynayan kulüpler tarafından

istisnasız kullanılır. Henüz ümidi kırılmamış

taraftar da motivasyonunu korumak için bu

bahaneyi kabul eder.

Yeni yapılan transferlerin getireceği olası

uyum sorununu minimize etmek için

yönetim ve teknik adamların uyguladığı

bir standardizasyondan bahsetmek. Kimi

kulüplerde yabancı futbolcular için tercüman

dahi verilmiyor.

Transferin getirdiği sosyal açmazlar için

alınacak yol çok. Peki ya sahayı ilgilendiren

teknik ve kadro planlaması tarafı ? Küme

düşme hattındaki bilinmeyeni bulmak için

transferler bir formül sunuyor mu ?

Gelen gidiyor

Süper Lig’de her sezon 3 takım küme düşüyor

ve yerlerine 3 yeni takım geliyor. Son 5 sezona

bakıldığında Kasımpaşa ve Manisaspor

iki kez düşüp iki kez çıkarak ligin asansör

takımları olarak dikkat çekiyor. Yine son 5

sezona incelendiğinde yeni gelenlerden,

istisnasız, en az bir tanesi küme düşüyor.

Kasımpaşa, Kocaeli, Diyarbakır, Buca, Konya,

Samsun geçmiş örnekler. Bu sezon lige vedası

muhtemel Akhisar Belediyespor ve Sanica Boru

Elazığspor da bu içeriği geliştirebilir.

Transferler

Spor Toto Süper Lig’de doğru transfer stratejisi kümede kalmak için elzem.

Ligin transfer şifrelerini sizler için kırdık.

ALPER ÖCAL

Lige çıktıkları sezon kümede kalmayı

başaranlardan takımlar da erken ‘oh’

çekmemeli. İlk sezonu atlatmakla mücadele

bitmiyor, zira bu takımlardan yine en az bir

tanesi, ertesi sezon da küme düşmemeye

oynuyor. 2007-08 sezonunda lige yükselen

Hacettepe o sezon küme düşmediği halde

ertesi sezon ligi sonuncu bitirmişti. 2009-10

sezonunda Süper Lig’e yükselen Kasımpaşa da

aynı şekilde.

Son 4 haftasına girilen 2012-13 sezonunda

ligin son iki sırasında bulunan Mersin İdman

Yurdu ve Orduspor, geçen sezon yükseldikleri

ligde kalmayı başarmışlardı. Bu sezonu ise

iyi değerlendiremediler. Futbol ya göründüğü

kadar basit değil ya da kulüplerdeki yetki sahibi

aktörler çok iyi bildiklerini sandığı futbolu

aslında o kadar da iyi bilmiyor. İkincisi daha

muhtemel. Beckenbauer istemiyoruz elbette

ama en azından yönetimde oyunun içinden

gelen birilerinin de dizginlere el atabilmesi şart.

Nicelik değil nitelik

İhraç edilen Ankaraspor ve içi boşaltılan

Ankaragücü dışarı bırakılarak; transferler

ve kadro dağılımları üzerinden ligden

düşen ve lige yeni yükselen takımlar analiz

edildiğinde, sezon boyu gelen ve giden oyuncu

sirkülasyonunun ortalama 49 olduğu görülüyor.

2009-10 sezonunda Diyarbakırspor, 2010-11

sezonundaysa Konyaspor 75, geçen sezon da

Samsunspor 63 işlemle, amiyane tabirle çan

eğrisini yükseltmiş ve 2009-10 sezonunda

Manisaspor’un (50), 2011-12 sezonunda ise

Orduspor’un (52) ortalamanın üzerine çıktığı

halde sınıfı geçmesini yani küme düşmemesini

sağlamış diyebiliriz. İki takım da sözkonusu

sezonları düşme hattının iki basamak üzerinde,

14. sırada bitirmişti.


Türkiye

HF

#

78

2007-08 ve 2011-12 sezonunda 32 ve 26

futbolcu hareketiyle standart sapmanın

dışında kalan Manisaspor ise küme düşmüştü.

Manisaspor aynı sezonların yaz döneminde

kadrosuna sırasıyla sadece 2 ve 5 futbolcu

katıp, tam üç katı (21) futbolcusuyla yolları

ayırmıştı. Ya gidenler ıskarta değildi, ya da

gelenler beklenen kaliteyi vaadetmedi...

Farklı yorumlanabilir ama dar rotasyonun

ligde kalmayı zorlaştırdığı aşikâr. Süper Lig

sözkonusu olduğunda, rakipler transfer

yaparken akil davranıp armut toplamaktansa

topçu toplamakta fayda var.

Süper Lig’e yeni yükselip de küme düşmeyen

takımların, son 5 sezonda, yaz döneminde

transfer ettiği futbolcu sayısı ortalama 17.

Standart sapması da küsüratı atılırsa 3. Bir

istikrardan bahsedilebilir. Lig atlandığından

otomatikman 5 yükselen yabancı kontenjanı

zaten cepte. Üst ligi kaldırmayacak 3 yabancı

da değiştirilirse bu sayı 8 olabilir. Aynı sayıda

kalite uçurumu olmayan yerli transferiyle 16-

17 ‘ye ulaşmak makul bir formül. Manisaspor

gibi 2 transfer yaparak cimri davranmak, ya

da 2009-10 sezonunda 35 transfer yaparak

plansızlıkta çığır açan Diyarbakırspor ise ibret-i

alem olsun. Şehrin meşhur karpuzunda o kadar

çekirdek yok!

Yerli yabancı farketmiyor

Yabancı transferinde sayısal olarak küme

düşürtmez denecek bir modelden bahsetmek

mümkün değil. Bilsem de burada yazmam,

transfer baronu olurum ama küme düşmek

isteyenler için ise 2010-11 sezonundaki

Konyaspor örneğinden yola çıkabilir. Yaz ve

kış döneminde toplam 16 yabancı uyruklu

futbolcuyu kadrosuna katan, 7 tanesi ile yolları

ayıran yeşil beyazlı ekibin yaptığını menajerlik

oyununda 12 yaşındaki talebe yapmaz.

Yerli futbolcu transferi için de aynısı geçerli,

sadece örnek farklı. Kocaelispor felaket

başladığı ve ilk devresini 17. sırada kapattığı

2008-09 sezonunda çareyi kadroyu

yenilemekte bulmuştu. Ara transferde 10

yerli futbolcu alıp, 14 yerli ile yolları ayıran

Kocaelispor, ligin bitimine 3 hafta kala küme

düşmeyi garantilemişti.

Sanica Boru Elazığspor bu sezon 32 futbolcu

alıp 31 isimle yollarını ayırdı. Sezon başında

gelen 21 futbolcunun 9’u yabancı. Devre

arasındaki 12 transferin 5’i yabancı. Sezon

başında gelen 9 yabancının 3’ü gitti. Yerlilere

değirmen yetmez ve Elazığspor buna rağmen

kümede kalırsa Yılmaz Vural mucizesi

yaşanacak. Yaşanmazsa da hoca alışık nasılsa!

Sonuç

Buraya kadar sinirlenmeden okuyabildiyseniz

sabır toleransınız yüksek demektir. Yazıya

iliştirilebilecek daha pekçok veri mevcut ama

kralı daha da çıplaklaştırmaktan başka bir işe

yaramayacak. Her yol aynı kapıya çıkıyor.

Şampiyonluk mücadelesi veren büyük kulüpler

için bile profesyonel bir transfer politikasından,

kadro planlamasından bahsetmek pek

mümkün değilken; küçük ve orta ölçekli

Anadolu kulüpleri için bunu hayâl etmek dahi

şimdilik zor.

Menajerlere angaje olmuş, yayın ve iddaa

gelirine sırtını dayamış, futboldan gelmeyen

ve kendi şirketlerindeki iş özenini kulüplerinde

göstermeyen yönetimler; gittiği yere

futbolcusuyla gelen kısır döngüdeki teknik

direktörler, bilinçsiz taraftar ve yerel medya ile

çarkın dönmesi bile mucize.

Anadolu kulüpleri şirketleşmediği ve bilançoları

halka açık olmadığı için bu savurganlığın ve

plansızlığın yol açtığı finansal çukur şimdilik

meçhul ama birbir eriyen Kocaeli, Sakarya,

Ankaragücü, Altay gibi kulüpler gidişatı ipuçları

veriyor.

Geçen sezon Samsunspor’da iyi işler

çıkaran Akhisar’ın golcüsü Theofanis Gekas

devre arası transfer döneminin en başarılı

seçimlerinden biri oldu.


Türkiye

HF

#

78

Akhisar Belediyespor

Akhisar Belediyespor sezon başından bugüne,

nasıl geçeceğini bildiği bir yolda ilerliyor.

Mütevazı bir ilçenin takımı olarak Süper Lig’e

kaldıklarında zaten yeterince büyük bir sürprize

imza atmışlardı. Kurdukları kadro ile sezona

“biz bu ligde öyle ya da böyle kalacağız”

mesajı vererek de başlamadılar. Zaten şehir

merkezinde Süper Lig standartlarına uygun bir

stadyumları olmadığından iç saha maçlarında

dahi yaklaşık 50 kilometrelik deplasmanlar

yaptılar. Dolayısıyla bu kadar dezavantaj bir

aradayken Akhisar Belediyespor’un kümede

kalma telaşını sürekli ensesinde hissedeceği

bir sezon yaşayacağı başlarken bilinen gerçekti.

Belki şu anki sıralama futbol severler için

sürpriz olmadı ama Akhisar Belediyespor’un

gösterdiği müthiş direnç Ege temsilcisinin lig

yarışından çok erken kopmasını bekleyenleri

epey şaşırttı.

Akhisar temsilcisi kısıtlı transfer bütçesinde

-medyaya yansıdığı kadarıyla- sadece 2 oyuncu

için bonservis bedeli ödedi. İlki yaz transferinde

kadroya dâhil edilen Severin Bikoko, diğeri

kış transferinde alınan Kerem Bulut. Üstelik

bu iki oyuncu için öyle aman aman paralar

harcanmadı. Bunun dışında Ege temsilcisi

transfer dönemlerinde toplam yedi 1. Lig

futbolcusunu kadrosuna dâhil etti. İngiliz alt

liginden transfer edilen İbrahima Sonko da

cabası. Bu tasarruf tedbirleri arasında yalnızca

Gekas için kesenin ağzı miktarı bir miktar(6

aylık bedelin 375 bin Avro olduğu iddia ediliyor)

açıldı, sonuçlarını hep birlikte görüyoruz.

Şüphe yok ki Akhisar Belediyespor’un en parlak

birkaç isminden biri teknik direktör Hamza

Hamzaoğlu oldu. Takım şehrinden uzakta

maçlarını oynamasına, rakiplerle arada büyük

güç farkı olmasına ve ilçe takımı olmasından

mütevellit lobi eksiğine rağmen Hamza Hoca

takımı son düzlüğe kadar başarıyla çıkardı.

Kimsenin başlarda ümit vermediği takım artık

tehlike hattından kurtulmak için mucizeler

yaratmak zorunda değil.

Yaşadığı zorluklara rağmen Akhisar’ın en büyük

farkı gerçekleri bilmesine rağmen mücadeleyi

bırakmaması oldu. Sezonun ilk haftalarından

bu yana çok dirençli oynuyorlardı ama devre

arası Gekas, Bilal Kısa gibi birkaç hücum

takviyesi takımı bir anda “bal yap(a)mayan

arı”dan “sezonun iyi oynayan sürpriz takımı”

seviyesine getirdi.

Akhisar Belediyespor belki ligde kalma savaşını

kazanamayacak ama bu sezonki istikrarlı

politika sayesinde sürekli Süper Lig için ya

da Süper Lig’de oynayan, ekonomik sıkıntı

yaşamayan örnek bir Anadolu kulübü haline

gelecek. GÖKSEL SERT


Türkiye

HF

#

78

Sanica Boru Elazığspor

Süper Lig’e yeni yükselmiş takımlar için iki

ilerleme yolu vardır. Bunlardan biri takımı Süper

Lig’e taşımış kadroyla ne pahasına olursa

olsun devam etmek, ikincisi kadroda köklü

değişikliklere gitmek. Sezona Bülent Uygun

yönetiminde başlayan SB Elazığspor risk alarak

2. yolu tercih etti. Bu riskin neticesi olarak da

uzunca bir süre bocalama dönemi yaşandı.

Ama öyle bir anda performans yükselttiler

ki düşmenin en büyük adaylarından biriyken

Yılmaz Vural’la birlikte ligde kalmayı neredeyse

garantileyecek safhaya geldiler.

Yaz transferinde takımın başında Bülent Uygun

vardı ve 8’i yabancı tam 20 oyuncuya imza

attırıldı. Medyaya yansıdığı kadarıyla Elazığspor

bu transferlerin bonservisi için yaklaşık 500

bin avro ödemişti. Zaten oyuncuların pek çoğu

bonservissiz olarak Elazığ’a geldi. Bülent Uygun

yönetiminde takımdaki kan uyuşmazlığına çare

bulunamayınca göreve Yılmaz Vural geldi ve

yaz transferinde takıma katılan pek çok oyuncu

gönderildi. Yerlerine Vural’ın istediği 5’i yabancı

12 yeni isim alındı. Yaz transferindeki gibi kış

transferinde de bonservise ciddi bir rakam

harcanmadı. Medyaya yansıdığı kadarıyla bedel

100 bin avroyu dahi geçmedi. Kilit transfer

hamlesi ise yaz dönemi transferleri içinde yer

alan ve alındığı gün pek de önem verilmeyen

gurbetçi Serdar Gürler oldu.

İşin futbolcu boyutundaki devasa sirkülasyona

rağmen SB Elazığspor’un ligde bu konuma

ulaşması ciddi bir teknik direktör başarısı.

Sezon başı stat bakımda olduğundan ilk 3

iç saha maçı dış sahalarda oynandı ve bu

durum Bülent Uygun yönetiminde yaşanan

zor günlerin en büyük etkeni oldu. Uygun’dan

sonra görevi devralan futbolumuzun emekçisi

Yılmaz Vural Kasımpaşa sonrası dönemde

kariyer anlamında zor günler yaşıyordu ve

futbol severler bu birlikteliğe biraz kuşkuyla

yaklaşmıştı. Fakat daha ilk maçtan itibaren

Vural ve takımı büyük bir uyum yakalayarak çok

da umulmadık bir çıkışa imza attı.

SB Elazığspor ligde son düzlüğe girilirken ciddi

bir avantaj yakalamış durumda. Toplamda 40’a

yakın transfere, teknik direktör değişikliğine ve

sezonun ilk 3 iç saha maçını bakım sebebiyle

dışarıda oynamaya rağmen şu an gelinen

nokta son derece iyi. Fakat Yılmaz Vural

son dakikalarda öyle acı tecrübeler yaşadı

ki matematiksel kesinliği görmeden “ligde

kaldık” demeyeceğine eminim. GÖKSEL SERT

Elazığspor oldukça istikrarsız kadrosuna

rağmen Yılmaz Vural’la iyi bir çıkış

yakalayarak alt taraftan kurtulmayı bildi.


Türkiye

HF

#

78

İstanbul Büyükşehir Belediyespor

Carlos Carvalhal, Beşiktaş günlerinden sonra

o çok sevdiği, hatta dilini öğrenmek için özen

gösterdiği ülkemizden kopmuyor; İstanbul BB

ile yeni, daha sakin ama daha karışık bir yola

giriyordu. O 4-3-3’ünden de vazgeçmemişti.

Ancak yine -tıpkı Beşiktaş’ta olduğu gibi-

kenar forvetlere asla “forvet” muamelesi

yapmayacak, taç çizgilerine yakın oynatacaktı.

Yeni Almeida’sı ise Webo oluyordu… Neyse

ki zincire bağlasan da hücum koşularını

aksatmayacak Holmen gibi bir orta sahanın var

olması, gizliden gizliye sistemi 4-4-2’ye çeviren

etkendi. Ancak, Abdullah Avcı döneminde

fark yaratılan o “kenar forvetleri gol bölgesine

sokma” özelliği kaybedilince, klasik İstanbul

BB takımı da kaybedildi ve işler, Carvalhal’in

gönderilişine dek kötü gitmeye başladı.

Bülent Korkmaz’la birlikte aslında çok şey

değişmedi; yine Webo -Holmen’in gizli

yardımlarıyla- tek başına tabela değiştirmeye

çalışıyordu. Ancak bu kez kanat oyuncularına

daha net tanım getirilmiş ve sistem 4-5-1’e

çevrilmişti. Özellikle Gökhan Süzen’in sol

kanattaki performansı, takımı ileriye taşıyan

etkenlerden biri olmakla birlikte takım

savunması dengesini sağlıyordu. Ancak tüm

o dengeler, devre arası transfer döneminde

sarsılacaktı…

Webo’yu satan, Süper Lig’i satar!

Yıllar evvel Nihat Kahveci’nin Real Sociedad’a

satılması söylentilerine karşılık Daum’un,

“Nihat’ı satan, şampiyonluğu da satar!”

serzenişi vardı. Sezon sonunda bir zamanlar

“uzak ihtimal” gözüken küme düşme şoku

yaşanırsa, aynı vurguyu Bülent Korkmaz’dan

Webo için bekleyebiliriz. Çünkü orada Webo

gibi ısrarlı, isyankâr, güçlü ve aynı zamanda

becerikli bir ismin varlığı “bir santrfordan

fazlasıydı” İstanbul BB için. Kesinlikle çok

şeyi götürdü, yerine gelen Zenke asla o açığı

kapatamadı. Bursaspor’da, özellikle Ertuğrul

Sağlam döneminde hem merkez, hem de kenar

forvet rolünde çok önemli işler çıkaran Turgay

Bahadır ise, sezonun en büyük hayal kırıklığı

oldu. Tam İstanbul BB’lik adam gibi duruyordu

oysa…

Hepimiz Holmen’iz

İstanbul BB’yi diğerlerinden ayıran şey,

istikrardı. Bazı oyuncular değişiyordu ama

sistem, aynı kalıyor; oynatılan bir taşın

altı oyuk kalmadan, hemen bir başkasıyla

dolduruluyordu. Abdullah Avcı sonrası o istikrar

kayboldu. Bu önce sahaya, sonra da transfer

stratejisine yansıdı. Elde “eski İBB’den” kalan

tek şey ise: Samuel Holmen. Sarı çocuk, her

ihtimalin sonunda Süper Lig’de kalacağı

kesin. Ancak İstanbul BB’nin de ligde kalması

için, kalan haftalarda onun her zamankinden

daha fazla “Holmen” olmasına ihtiyacı var…

MUSTAFA DEMİRTAŞ

İstanbul ekibinin ligde

kalması için muhakkak

Holmen’in iyi futboluna

ihtiyaç duyacak.


Türkiye

HF

#

78

Kardemir Karabükspor

Kısa süren Eskişehirspor dönemiyle, bu

ülkedeki kötü imajını bir nebze silen Michael

Skibbe’nin teknik direktörlüğe getirilmesi,

Karabükspor için oldukça önemli bir hamle gibi

gözüküyordu. Ancak hem LuaLua başta olmak

üzere yeni transferlerin fizik ve kafa olarak

hazır durumda olmaması, hem oldukça zorlu

bir fikstürle lige başlamaları hem de teknik

direktör dokunuşları açısından biraz kolaya

kaçılıp, sadece Shelton, Cernat, LuaLua gibi

ayakların bireysel çıkışlarına bağımlı kalınması;

bu maceranın süresini kısa tuttu.

Üç gollü İstanbul BB galibiyetiyle göreve

başlayan Mesut Bakkal’ın döneminde ise

Karabükspor’un oyun olarak net bir kimliği

olacaktı: Direkt hücum takımı. Dörtlü savunma

ve önlerindeki iki sert orta saha ile orta sahanın

gerisinde kompakt bekleyip; Ahmet İlhan, İlhan

Parlak, “LuaLua’nın fit hali”, Shelton gibi 4X100

bayrak yarışında sırıtmayacak hücumcularıyla

çabuk ataklarla sonuca gitme planıyla

Karabükspor, ligimizin Braga’sı oluyordu kısa

zamanda. Ancak Galatasaray, Fenerbahçe,

Trabzonspor ve Beşiktaş deplasmanlarında

galibiyetler getiren bu formül, denk takımlara

karşı pek fazla işlemedi…

Tek plan için, iyi kadro

Özellikle Manisaspor’dan Ahmet İlhan

ve Yiğit İncedemir, İngiltere’den LuaLua

transferleriyle “büyük düşünen” kulüp resmi

oluşturan Karabükspor, özellikle Mesut Bakkal

yönetiminde bu oyunculardan yüksek verim

almaya başladı. Oldukça düşük bir bütçeyle,

ligde kalmanın ötesinde bir hedef konacak

kadroya sahip olundu. Ancak zamanla puan

durumu, başka bir gerçeği ortaya koydu.

Karabükspor, sahiden de Mesut Bakkal’ın

“direkt hücum takımı” için iyi bir kadroya

sahipti. Ancak, tıpkı kendisi gibi yarı sahasında

kompakt şekilde kapanan takımlara karşı çark

edildi. İlk golü atanan kazanacağı maçlarda,

o kilidi kıracak, orta sahada baskı altında

oynamasını becerecek bir oyuncuya sahip

değillerdi. Aslında o tarife yakın biri vardı, ta ki

sözleşmesi feshedilene kadar: Florin Cernat.

Ve şifreleri çözüldü…

Büyükleri deplasmanda 3-1’lik skorla kazanma

serisine Trabzonspor’u da ekledikten sonra

Karabükspor, sonraki 11 maçta sadece 1 kez

kazandı. Peki, ne oldu da o flaş takım bir anda

durdu ve çok uzaklaştığı düşme potasına

tekrardan dönüldü? Cevabı çok basit; çünkü

artık Karabükspor karşısında “Karabükspor

gibi” oynayan rakipler buluyordu, özellikle de

iç sahada… Orta sahada baskı yapan değil

de baskı yiyen taraf onlar olunca, işler sarpa

sarmaya başladı. En kısa anlatımla, “şifreleri

çözüldü”… Bakalım o “direkt hücumlu tek

plan”, ligde kalmak için yetecek mi?

MUSTAFA DEMİRTAŞ

Mesut Bakkal’ın hesapları uzun süredir pek

tuttuğu söylenemez.


Türkiye

HF

#

78

Mersin İdman Yurdu

Mersin İdman Yurdu için “neden buradalar”

sorusunun cevabını biraz geride aramamız

gerekiyor. Geçtiğimiz yıl çok büyük bir

sıkıntı yaşamadan ligde kalan Mersin, lig

zorluğundan ziyade ekonomik sıkıntılarla

boğuştu ve futbolcuların ekonomik sebepli

çeşitli protestoları sonucu zaten toplama

bir takım görüntüsüne sahip geçen sezonki

kadro büyük ölçüde dağıtıldı ve 2. defa baştan

bir takım kuruldu. Dönemin teknik direktörü

Nurullah Sağlam dahi sezon başı yeniden bir

takım kurulmasının hata olduğunu görevden

ayrıldıktan sonra açıklamıştı.(Hayatım Futbol-

Nurullah Sağlam Röportajı) Geçen sezonki

nispeten uyumlu görüntü, bu sezonun

takımında oluşmayınca ortaya kaotik bir

durum çıktı. Nihayetinde arka arkaya teknik

direktör değişiklikleri ve ligin dibine demir atma

geldi.

Dile kolay Mersin İdman Yurdu sezona tam

16 yeni futbolcuyla başladı. Bu transferler

içerisinde Culio ve Yattara epey ses getiren

hamleler olmuştu. Fakat Mersin temsilcisi

ligin ilk yarısında beklentileri karşılayamayınca

teknik heyette Nurullah Sağlam-Giray Bulak

değişikliği geldi ve MİY bu defa da 11 yeni

oyuncuyu kadrosuna kattı. Kış transferlerinden

Gosso, Burhan Eşer ve Ozan İpek epey ses

getirdi ama diğer yaz ve kış transferleri

gibi onlar da beklentileri büyük ölçüde

karşılayamadı.

Mersin İdman Yurdu’nda teknik direktörlük

mevzusu sezon boyunca sorunlu ilerledi.

Nurullah Sağlam 16. Haftadaki Akhisar

Belediyespor maçına kadar takımının

başındaydı ama özellikle son döneminde

ayrılacağına yönelik iddialar epey

artmıştı. Sağlam görevi bırakınca yerine

Trabzonspor’daki genel menajerlik görevinden

ayrılan Giray Bulak getirildi. 17. haftada takımın

başına geçen Bulak’la kış transferleri yapıldı

ama beklenen tesir yakalanamayınca 24.

haftadaki Kayserispor mağlubiyetinden sonra

yollar ayrıldı. 25. haftadaki Kasımpaşa maçıyla

birlikteyse Mersin’de Hakan Kutlu günleri start

aldı. Şu ana kadarki kariyeri düşme hattındaki

takımlarla şekillenen Kutlu, Mersin’deki

mücadelesini sürdürse de ligde kalma şansları

çok aza inmiş durumda.

Süper Lig için çok uzun süre bekleyen Mersin

İdman Yurdu’nun hasret gidermesi kısa sürecek

gibi gözüküyor. Sadece saha içi değil her

yönüyle kötü bir sezon geçiren MİY’in küme

düşmesine artık kesin gözle bakılıyor.

GÖKSEL SERT

Mersin İdman Yurdu ara transferde tekliflere

rağmen Nobre’yi satmayarak ligde kalma

hesapları yapıyordu.


Türkiye

HF

#

78

Orduspor geçtiğimiz sezon teknik direktörlük

görevine dünyaca ünlü Hector Cuper’i

getirdiğinde bu hamle sadece iç basında değil

dış basında da yankı bulmuştu. Arjantinli

teknik adamla geçen ilk aylar gayet güzeldi.

2011/12 sezonu kazasız belasız atlatılmış,

geçen sezonun “garip” uygulaması Spor Toto

Kupası’nda finale kalınmış ve yeni sezon

hazırlıkları başlamıştı. İşte Orduspor bu

dönemeçte kendine biraz fazla güvenden

kaynaklanan hatalar yaptı. Süper Lig’deki

ilk sezonda takıma büyük katkı sağlamış

Yalçın Ayhan, Hakan Özmert, Gosso gibi

oyuncularla yollar ayrıldı; değerli rotasyon

elemanları Sedat Bayrak, Abdurrahman Dereli

ve Emre Özkan farklı takımlara transfer oldu

ya da kiralık sözleşmeleri doldu. Özellikle yerli

rotasyonundaki bu eksilmeler sezonun ilk

haftalarında tesir etmedi ama günler geçip

sakatlık-ceza, form düşüşleri başlayınca

Orduspor’u bir hayli geride bıraktı.

Ordu temsilcisi yaz ve kış transferlerinde

toplam 18 oyuncu transfer etti. Bunların sekizi

Cuper’in tercih ettiği yabancılar, 10’u da yerli

isimlerdi. Fakat bu 10 yerlinin tamamı takıma

entegre edilemeyince takım matematiğinde

bozulmalar başladı. Yerlilerden Nizamettin,

Şamil, Ferhat Çökmüş, Atilla Turan beklenen

katkıyı verdi ama Yiğit, İbrahim Kaş, Anıl

Taşdemir gibi oyuncular kan uyuşmazlıkları

yaşadı böylelikle takımdaki yerli-yabancı

dengesi bir kez daha sarsılmış oldu. Örneğin

Cuper takımın kader maçlarından Fenerbahçe

karşılaşmasına yabancı kontenjanı sebebiyle as

kaleci Fornezzi’yi keserek başladı. Kontenjan

sorununun etkileri kalan maçlarda da süreceğe

benziyor.

Sezonun son bölümlerinde gelen büyük düşüşe

kadar Cuper’in Orduspor’da iyi işler yaptığını

görüyoruz. Deplasmanda oynadığı savunma

futboluyla çok az gol yiyen bir takım hüviyetine

bürünen Orduspor içeride de rakiplerini bir

şekilde alt ediyor, en azından kaybetmiyordu.

Orduspor

Fakat Arjantinli çalıştırıcı ligin ikinci yarısındaki

düşüşe engel olamadı. Deplasmanlarda 3 puan

alamama sıkıntısı büyüdü, iç sahaya yansıdı.

Derken Cuper acil üç puan ihtiyacı sebebiyle

maçlara 5-6 forvetle çıkmaya başladı, bu kez

de 1 puan alınamaz oldu. Cuper’in beklenen

istifasının ardından görev Galatasaray’la

şampiyonluk yaşayan Ordulu teknik adam

Cevat Güler’e teslim edildi. Cevat Hoca

Galatasaray’da olduğu gibi yine çok zorlu bir

dönemde taşın altına elini koyuyor.

Orduspor medyaya yansıdığı kadarıyla transfer

dönemlerinde 5 milyon avroyu aşkın bonservis

bedeli ödedi. Bu kadar yatırımın/projenin

karşılığını bulabilmesi için son haftaları çok iyi

değerlendirmeleri gerekiyor.

GÖKSEL SERT

Orduspor yönetimi Hector Cuper’in arkasında

durdu ama istenen çıkış yakalanamadı.


Türkiye

HF

#

78

KİM DÜŞER?

18 takımlı Spor Toto Süper Lig’de 3 takım küme düşecek. Hayatım Futbol’u twitter’dan takip

eden kullanıcıların oylarına göre Mersin İdman Yurdu küme düşmeyi garantiledi! Tahmin yürüten

tüm okuyucular Akdeniz ekibine kümede kalma şansı vermezken Mersin’i %95’lik oranıyla

Orduspor takip ediyor. Son haftalarda gösterdiği performansla sempati toplayan Akhisar

Belediyespor’a İstanbul Büyükşehir Belediyespor’dan daha fazla şans verildiğini de görülüyor.

Ayrıca Trabzonspor’un da şansı Karabükspor ve Elazığspor’dan daha az olduğunu ekleyelim.

Mersin İdman Yurdu %100

Orduspor %95

İstanbul BB %50

Akhisar Belediye %37,5

Trabzonspor %11,7

Karabükspor %8,3

SB Elazığspor %8,3

2011 / 12 sezonunu 32 puanla 17. sırada tamamlayan

Manisaspor lige veda etmişti.


C

M

Y

CM

MY

CY

CMY

K

Acaip_VF_Smart2_210x297.ai 1 07.12.2012 20:43


Benfica Dosyası

HF

#

78

Uğur Karakullukçu

Daha güçlü, daha hırslı

Dersine çalışan Benfica

Geçen sezon üç kulvardaki zafer koşuları yarım kalan Jorge Jesus

yönetimindeki Benfica, dersine çalışmış, eksiklerini gidermiş ve daha

hırslanmış bir şekilde hedefe kilitlenmiş durumda.

Geçen yıl Şubat ayına ligde ezeli rakibi

Porto’nun 5 puan önünde namağlup,

Şampiyonlar Ligi’nde son 16 vizesi almış

şekilde giren Benfica, özellikle Şubat ayında

tepetaklak gitmiş, ardından Clássico hezimeti

sonrası koltuğu Porto’yu devrederek lig

şampiyonluğunu Ejderhalar’a teslim etmişti.

Şampiyonlar Ligi’nde çeyrek final görüp

şampiyon Chelsea’ye elenseler de başta Jorge

Jesus olmak üzere takımın alması gereken

dersler vardı. Ellerine kadar gelen şampiyonluk

fırsatını kaçıran Benfica farklı bir şeyler

yapmalıydı.

Witsel yoksa Matic var

Geçen yılın hayal kırıklığını üstünden atma

arzusundaki Benfica, yeni sezona çok da planlı

bir şekilde giremedi. Javi Garcia’yı Manchester

City’ye veren Kartallar, Axel Witsel’in gitme

ihtimaline göre çeşitli planlar yapmışlardı ama

yapraklar 1 Eylül’ü gösterdiğinde Witsel hala

kadrodaydı ve yerine birini koyma ihtimali artık

yoktu. Zenit ise beklenmeyeni yaparak transfer

döneminin uzunluğundan faydalanarak

Benfica’yla pazarlık dahi etmeden

Portekiz Futbol Federasyonu’na Witsel’in

sözleşmesinde yazan 40 milyon avroluk

serbest kalma ücretini yatırdı ve Belçikalıyı

kadrosuna kattı. Sıcak para Benfica yönetimini

mutlu etmiş olabilirdi ama Witsel’in yerine

kim konacaktı? Bu Lizbon devi için sezonun en

kritik sorusuydu, cevabı ise bir Sırp verdi.

Witsel’e göre daha defansif ve hücum

katkısı düşük bir oyuncu olan Nemanja

Matic, ligde sadece 852 dakika süre aldığı

2011/12 sezonunun ardından Garcia, Witsel

gibi üst düzey isimlerin yerini farklı bir oyun

stili olmasına karşın doldurmayı başardı.

Savunmanın önündeki sigorta olan 24

yaşındaki Sırp, Benfica’nın istikrarlı bir sezon

geçirmesinde ve Witsel krizinin aşılmasında

doğrudan etkili oldu. Bir önceki sezon

yaşadıkları ‘Kara Şubat’ı yaşamamak için ise

teknik direktör Jorge Jesus’un farklı bir planı

vardı: Rotasyon.


Benfica Dosyası

HF

#

78

Takviyeler başarılı oldu

2011/12 sezonunda başarılı olan ilk 11’ini

bozmamaya özen gösteren Jesus, en ufak

puan kaybının hayati olduğu Portekiz Ligi’nde

bu kez teklememek için yaklaşımını değiştirdi

ve Braga’dan Lima, Atletico’dan Salvio,

Twente’den Ola John gibi üst düzey takviyelerle

derinleştirdiği kadroyu dört kulvarda çeşitli

şekillerde kullandı. Lig Kupası yarı finalinde

Braga’ya penaltılarla elenmeleri haricinde Ekim

2012’den bu yana mağlubiyet dahi görmeyen

Kartallar yetenek havuzunu genişletmesini

Nisan sonuna yaklaşmışken üç kulvarda da

yoluna devam ederek almış görünüyor. Portekiz

basını da geçen yıl yaptığı eleştirilerin aksine

Benfica’da dördüncü sezonunu yaşayan Jorge

Jesus’un başarılı bir iş çıkardığı konusunda

hemfikir.

Rüzgarı da arkasına alan Jesus, “Ne olursa

olsun, harika bir sezon yaşıyoruz fakat üç

kulvarda da şampiyon olursak bu rüya bir

sezon olacak” diyor. Sezonun kaderini ise

11 gün içinde oynayacağı dört maç çizecek

gibi görünüyor. Pazar günü Sporting’i konuk

edeceği Lizbon derbisiyle başlayacak maraton

Fenerbahçe deplasmanı, Maritimo deplasmanı

ile devam ederken, Estadio da Luz’daki

Fenerbahçe maçıyla son bulacak. Portekiz’de

de bu virajdan Benfica’nın güçlü bir şekilde

çıkacağı fikri hakim ki bu kritik döneme son

derece formda geldikleri ortada. Kartallar,

son 28 maçında istisnasız her seferinde rakip

fileleri havalandırmış durumda ve bu seriye

şimdi nokta koymaya hiç niyetleri yok gibi

duruyor.

Son engel Meireles

2010/11 sezonunda da Avrupa Ligi’nde yarı

final oynayan Benfica’nın geçen sezonki

Avrupa serüvenine son veren isim Chelsea’ye

turu getiren golü atarak Kartallar’a hançeri

saplayan Raul Meireles olmuştu. Boavista ve

Porto günlerinde Benfica’ya karşı defalarca

mücadele eden Meireles de Fenerbahçe’nin

Benfica’yla eşleşmesi sonrası, “Estadio da

Luz’da bir hayran ordum olduğunu biliyorum,

beni seviyorlar” diyerek yarı alaycı bir dille

Kartallar’a meydan okumuştu. 2010/11

sezonunda Braga’ya takılan, geçen yıl

Meireles’li Chelsea’ye yenilen Benfica bu kez

Meireles’in yeni takımı Fenerbahçe karşısında

başarılı sezonunu taçlandırmaya çalışacak.

Benfica’nın en az Avrupa Ligi şampiyonluğu

kadar, belki de daha fazla önem verdiği bir

diğer kulvar doğal olarak lig. Yıllardır Porto

hegemonyasında bulunan Portekiz’de

zincirleri kırma çabasında olan Kartallar,

lLigin bitimine 5 hafta kala Porto’nun 4

puan önünde ve 11 maçlık galibiyet serilerini

29.haftadaki Porto deplasmanına kadar

sürdürmeyi başarırsa ezeli rakiplerine

yenilmeleri halinde dahi şampiyonluğun

bir kulbundan tutmuş olacaklar. Bu açıdan

Süper Lig’deki Galatasaray-Fenerbahçe

rekabetini de fazlasıyla andıran şampiyonluk

yarışında mutlu sona uzanmaya yakınlar.

Geçen sene çok yaklaştıkları mutlu sona bu

yıl çok daha da yakınlar, geçen yıla göre daha

güçlüler ve hırslılar. Lig-kupa-Avrupa kupası

üçlemesi yapma ihtimali hiç de az olmayan

Benfica’yı takdir etmekle birlikte en azından

Avrupa kulvarında teklemesi ise Fenerbahçeli

futbolseverlerin en büyük arzusu…

Fenerbahçeli Raul Meireles, geçen sezon

Benfica’yı Avrupa dışına iten isimdi.


Benfica Dosyası

HF

#

78

Emre Özcan

2009 yılından beri Jorge Jesus’un yönetiminde

olan Benfica bu süreçte bir Portekiz

şampiyonluğu çıkarırken, ikincisine de bu

sezon itibarıyla çok yaklaşmış durumda. Şu ana

kadar istisnai bir performans sergileyerek ligde

son dönemin dominant takımı Porto’ya ligin

bitimine 5 hafta kala 4 puan fark atan Portekiz

ekibi, UEFA Avrupa Ligi’nde de yarı finali gördü

ve şu an kupanın en büyük favorilerinden biri

olarak gösteriliyor.

Portekiz’de bu sezonki performansıyla son

28 yılın en golcü takımı olmayı başaran

Benfica’nın hücum ve savunmada belli bir

kalitenin oldukça üzerinde ortaya çıkardığı

denge onları tüm kulvarlarda hedef içinde

tutmaya yetti. Brezilya ekolünün baskınlığı

nedeniyle Brezilya Ligi’ni unutarak genelde

geniş alan futbolu oynandığına dair yaygın bir

yanlış kanı olan Avrupa’nın düşük tempolu

liglerinden Portekiz’de 25 maçta atılan 68

gol (maç başına 2.7) tek başına önemli bir

veri. Ama bunun kalede görülen sadece 15

golle desteklenmesi durumu biraz daha

garipleştirirken aslında berraklaştırıyor olabilir.

ROTASYON

TAKIMI

Fenerbahçe’nin Avrupa Ligi yarı

finalindeki rakibi Benfica’da

teknik direktör Jorge Jesus,

derin kadrosunu sık sık yaptığı

rotasyonla beklenmedik kılmayı

başarıyor.

Direkt oynuyorlar

UEFA Avrupa Ligi’ne son 32’den itibaren dahil

olan Benfica, Şampiyonlar Ligi’nde Barcelona,

Spartak Moskova ve Celtic’le aynı grupta yer

aldı. Devler Ligi’nde oynadığı 6 maç sonucunda

Spartak Moskova’nın önünde üçüncü olan

Portekiz ekibi, oynadığı hiçbir 90 dakikada pas

oranını yüzde 70’in üzerine taşıyamadı.

Zira Benfica, günün çok gol atan takımlarının

pozisyon ve pas oyununa yatkınlığını

doğrulaması örneğine uyan bir takım değil.

Jorge Jesus, Benfica’nın birinci amacını

tanımlarken, “Futbolda hedef ne hücum,

ne savunma, ne de top olmalıdır. Amaç golü

ortaya çıkarmak için üretilen pozisyonları

maksimize etmektir ve bunun sayısız yolu

vardır” derken farklı sistemleri ve mantaliteleri

tek bir hedef doğrultusunda birleştirirken

Benfica’nın pas takımı olmadığını da belki de

açıklamış oluyordu.

Çok yönlü takım

Bu sezon Şampiyonlar Ligi ve UEFA Avrupa

Ligi maçlarının çok büyük bölümünü 4-2-3-1


Benfica Dosyası

HF

#

78

ve 4-3-3’le oynayan Jorge Jesus, en golcü iki

oyuncusu Oscar Cardozo ve Lima’yı sadece

bir maçta birlikte kullandı. Rotasyoncu

teknik adamlardan biri olan Portekizlinin

hemen hemen her maça değişik onbirle

çıkma takıntısı, maç içinde de sürekli yer

değiştiren direkt bir takım ortaya çıkardı.

Nicolas Gaitan, Lima, Enzo Perez ve Salvio

gibi oyuncuların sürekli yer değiştirdiği yapının

tahmin edilemezliğinde birden fazla pozisyonu

oynayabilen çok yönlü bu dört ismin büyük payı

mevcut.

Jorge Jesus’un Fenerbahçe karşısına nasıl

bir onbirle çıkacağını tahmin etmek elbette

bugünden mümkün değil. Zira Benfica,

oynayacağı oyuna göre çok farklı taktik

varyasyonlara gidebilen bir takım. Barcelona’ya

karşı oynadığı iki maçta fazlasıyla derinde

bekleyerek tamamen kontratak hüviyetine

bürünen Benfica, kendi sahasında Porto’ya

karşı savunma hattını orta sahaya kadar çekip

Lima ve Cardozo ikilisinin tam zamanlı presiyle

bambaşka bir yapıda mücadele etmişti. Ama

genel olarak topla çok fazla ilişkiye girmeden,

gereksiz yan paslar yapmadan direkt oynayan

ve olabilecek en hızlı şekilde gole ve pozisyona

gitmeye çalışan bir takımla ve Jesus, sözlerinde

olduğu gibi tamamen buna odaklı görünüyor.

Kimler nerede oynuyor?

Bu sezon kendisini bir hayli parlatan ve

büyük takımlarla adı dedikodulara yeniden

girmeye başlayan Ezequiel Garay’ı Jardel

ve Luisao ikilisinden birinin tamamladığı

takımda beklerde yer alan Melgarejo ve Pereira

hücum karakterli oyuncular. Buna rağmen

denge gereken maçlarda Jorge Jesus’un sol

bek Melgarejo’yu daha defansif rolde tercih

etmesi Fenerbahçe’nin hareketli sağ kenarıyla

ve Gökhan Gönül tehdidiyle iyi bir eşleşmeyi

beraberinde getiriyor.

Tandemden sonra takımın en önemli

savunmacısı olmasına rağmen sürpriz

şutları ve fizik gücüyle önemli çıkışlar yapan

Nemanja Matic, 1.95’lik boyuyla takımın en

büyük sigortası. Onun yanında yer alan Enzo

Perez’in (ki sık sık kenarlara kayabilen bir

oyuncu) bir kademe önünde takımın hücum

varyasyonlarının çok büyük bölümüne etki

eden Nicolas Gaitan ise Benfica’nın kalbi

olarak değerlendirilebilir. Sol kenarda da

oynayabilen yapısıyla Jesus’a çok büyük

opsiyonlar sağlayabilen Gaitan’ın form durumu

Fenerbahçe eşleşmesinin en kritik konusu

olabilir.

En zor rakip

Lima ve Oscar Cardozo ikilisiyle iki farklı tip

ama etkili forvetlere sahip olan Jorge Jesus,

bu oyuncuları da maçın karakterine ve kendi

oyun mantalitesine göre oldukça mantıklı

bir rotasyon içinde kullanıyor. Fenerbahçe

bugüne kadar hep belli bir oyunda uzmanlaşan

takımları bozan takım olmayı başardı ama yarı

finalde karşılarında Portekiz basını tarafından

“Yenilmezler” olarak değerlendirilen ve belirli

karakteristik özellikleriyle farklı oyunları

başarıyla oynayabilen, ülkenin en derin

kadrosu olacak. Muhtemelen Fenerbahçe’nin

şu ana kadarki en zorlu rakibi hüviyetini

daha ilk maçta gösterecek olan Benfica, sarılacivertliler

için kupanın anahtar takımı olarak

değerlendirilebilir.


Şampiyonlar Ligi

HF

#

78

Emre Çelik

8 Nisan 2009... Şampiyonlar Ligi Çeyrek Final

ilk maçında Barcelona ve Bayern Münih, Camp

Nou’da kozlarını paylaşıyor. Mundo Deportivo,

maçtan bir gün önce “Camp Nou, Almanlar

için kabus gibi bir stadyum” derken, 2006/07

sezonunun öncesinde düzenenen ve Bayern

Münh’in 4-0 mağlup edildiği Joan Gamper

Cup maçını hatırlıyordu. Zaten Katalanlar,

Pep Guardiola’nın ilk senesinde deyim

yerindeyse tutulmuyordu. Nitekim maç da

hem Katalanların hem Mundo Deportivo’nun

beklediği gibi tamamlandı. Barcelona, daha 45

dakikalık periyotta Lionel Messi’nin 2, Thierry

Henry ve Samuel Eto’o’nun golleriyle Bayern

Münih’i güle oynaya sahadan silmişti. Geriye

kalan 135 dakika boyunca deyim yerindeyse

kasmadan devam eden Barcelona, o sezon

Şampiyonlar Ligi’nin yanı sıra katıldığı bütün

turnuvaları da kazandı.

Bu kez her şey farklı

Fakat, geride kalan 4 senede köprünün

altından çok sular aktı. Barcelona karşısında

ezilen Bayern, önce Van Gaal, ardından da

Jupp Heynckes ile 2 Şampiyonlar Ligi Finali

görürken daha da önemlisi birçok kişiye göre

4 sene önce,

4 sene sonra

2009’da Barcelona karşısında

hezimete uğrayan Bayern Münih, bu

kez çok daha iddialı ve son 4 yıldaki

üçüncü finalini istiyor.

Pep Guardiola’nın kusursuz Barça’sının futbol

olarak da yerini almak üzere. Bu sezon, son 4

sezondur olduğu gibi Şampiyonlar Ligi’nin en

fazla topla oynayan takım olmaya devam etse

de %68’le topla oynayan Katalanlar’ın en yakın

takipçisi %58 ortalama ile Bayern Münih oldu.

Hem de Pep Guardiola arifesinde.

Topla oynama istatistikler bir yana, Barcelona

uzun zamandır ilk defa bu denli sallantılı

bir periyot geçiriyor. Messi’ye bağımlılık,

Tito’nun tedavi sürecinin başlamasından bu

yana takımın istenilen performansın yanına

yaklaşamama, teknik ekibin kadro seçimleri,

Messi’ye bağımlılık ve özellikle savunmada

yaşanan sakatlıklar, Barcelona’nın La Liga

şampiyonluğunu büyük ölçüde garantilemesine

rağmen Katalanlar’ın canını sıkıyor. Özellikle

de Milan ve Paris Saint-Germain serileri bu

durumu iyice gün yüzüne çıkardı.

PSG maçında Messi’siz gösterilen performans

ve Arjantinli yıldızın Bayern Münih maçına

sakatlıktan çıkar çıkmaz oynayacak olması

Barcelona cephesini düşündüren en büyük

faktör. Messi’ye bağımılık bir yana Katalanlar’ın


Şampiyonlar Ligi

HF

#

78

Bayern karşısında hangi 11’le çıkacağı meselesi

de İspanyol medyasında şimdiden sorulan bir

soru. Tito’nun kadro seçiminin Barcelona’nın

kaderini doğrudan etkileyeceğine şüphe yok

fakat özellikle istikrarsız ve ezbere kaçan

seçimleri, İspanyolları düşündürüyor. David

Villa’nın sezonun en formda olduğu dönemde

11’den kesilmesi, Pedro’nun çok kötü oynadığı

dönemlerde bile ısrarla sahaya sürülmesi, son

dönemde yaptığı kritik çıkışa rağmen Alexis’in

önemli maçlarda kullanılmaması, Tello’nun son

4 haftalık periyotta kanatları en iyi kullanılan

forvet olmasına rağmen genç yıldıza olan

güven sorunu, Tito’nun bu karşılaşmada hangi

11’le çıkacağını kestirilemez kılıyor. Dahası, sol

forvetteki denklemin içine Cesc Fabregas ve

Andres Iniesta da girince Barcelona’da işler

iyiden iyiye karışıyor.

Savunma sıkıntıda

Forvetteki bu sorunun yanı sıra Barcelona’nın

söz konusu geri dörtlü olunca da ağrımıyor

değil. Puyol ve Mascherano’nun sakatlıkları,

Puyol’un vasat formu ve Marc Bartra’nın

sezon boyunca hiç oynatılmayarak hazır halde

tutulmaması birleşince, stoper seçimi için

alternatifsizlik Tito’yu fazlasıyla zorluyor.

Yine de takımın adının Barcelona olması

ve son 4 sezonda kazanılan 2 Şampiyonlar

Ligi şampiyonluğu, güven açısından bütün

olumsuzluklara rağmen Katalanlar’a umut

veriyor.

Bayern cephesinde ise tek sorun olarak

Heynckes’in Pep Guardiola’dan yardım isteyip

istemeyeceği sonrası kısmen gerilen ortam

olarak gösterilebilir. Heynckes, biraz da mirasını

devralacak Pep’e sataşarak “Barcelona maçı

öncesi yardım alacak olsam Cruyff’tan alırım.

O sistemin yaratıcısı olan Johan Cruyff’tan.”

sözleriyle bir nevi Barcelona ile karşılaşacak

olmanın getirdiği gerginliği saklayamadı. Yani,

Bayern Münih’in en büyük rakibi yine Bayern

Münih olacak.

Kısacası hiçbir şey 4 sene önceki gibi değil.

Barcelona, rakibine verdiği ağır hezimetle

belki de farkında olmadan kendi canavarını

yarattı ama şimdi Şampiyonlar Ligi’nde finale

yükselerek içinde bulunduğu krizden çıkmak

için o canavarı alt etmek zorunda. Hem de

kesin favorisi olmadığı bir karşılaşmada...

Barcelona’yla unutulmaz zaferler yaşayan

Pep Guardiola, gelecek sezon için Bayern

Münih’le anlaştı.


Şampiyonlar Ligi

HF

#

78

Erman Yaşar

İki büyük hasret bir büyük rüya

Gruplarda da karşılaşan Real Madrid ile Borussia Dortmund bu kez yarı finalde

karşılaşıyor. Yıllardır kupaya hasret iki ekip kendine has hikayelere sahip.

28 Mayıs 1997, Münih Olimpiyat Stadyumu.

Karl Heinz Riedle’nin iki golüyle Şampiyonlar

Ligi finalini Juventus karşısında 2-0 önde

götüren Dortmund 65. dakikada Alessandro

Del Piero’ya durduramayınca Juve tekrar

umutlanıyor. Ve o unutulmaz 71. dakika

geliyor. Belki de herhangi bir Dortmund’lu

için Münih bir daha hiçbir zaman o kadar

güzel bir yer olmayacak. Lars Ricken CL

finallerinin unutulmaz gollerinden birini ceza

sahası dışından Peruzzi’nin üzerinden ağlara

gönderiyor, skor 3-1 ve Borussia Dortmund

tarihinde ilk kez Avrupa’nın 1 numaralı

kupasında şampiyonluğa gidiyor.

15 Mayıs 2002, Hampden Park. Şampiyonlar

Ligi tarihinin en golcü ismi Raul Gonzalez’in

yine acelesi olacak ki henüz 8. dakikada

Real Madrid’i Leverkusen karşısında 1-0

öne geçiriyor. Ama Lucio’lu, Ballack’lı,

Yıldıray’lı, Berbatov’lu Alman temsilcisinin

peri masalından kolay vazgeçmeye niyeti

yok. 13. dakikada Lucio İskoçya’da skora

denge getiriyor. Leverkusen için artık her

şey daha umut dolu derken dünya futbol

tarihinin en büyük ustalarından birinin yıllarca

unutulmayacak o imzası işleri değiştiryor.

Zinedine Zidane belki de kariyerinin özetini

üç dört saniyeye sıkıştırıyor 45. dakikada.


Şampiyonlar Ligi

HF

#

78

Özgüven, zeka, teknik ve estetik Leverkusen

kalesine CL finallerinin en unutulmaz

gollerinden birini bırakırken kupa da 9. kez

Madrid’e yola çıkıyor.

Bu iki büyük finali hatırlatarak yazıya giriş

yapmam boşuna değil. Borussia Dortmund

Almanya’nın ve Avrupa futbolunun en etkili

takımlarından biriyken içine düştüğü buhranla

bu sahnelerden 15 yıl uzakta kaldı. Diğer tarafta

herhangi bir Real Madrid taraftarı için 11 yıldır

Şampiyonlar Ligi’nde final dahi oynayamamak

kabir azabı gibi bir his olsa gerek. O yüzden

Real Madrid-Borussia Dortmund eşleşmesine

bakarken bu iki finali unutmak kolay değil.

Dortmund’un ilk ve tek Real Madrid’in

ise dokuzuncu ve son şampiyonluğu bu

hikayelerden geçiyor. Alman temsilcisi için

90’lardaki şaşalı dönemden sonra sihirbaz

Jurgen Klopp ile tekrardan Almanya ve

Avrupa futbolunu sallamaya başlaması saygı

duyulması gereken bir meydan okuma. Jose

Mourinho göreve gelene kadar 9 kez kazandığı

CL’de çeyrek final yarı final seviyelerini unutan

Real Madrid’in “special one” ile tekrar hayata

dönüşü ve en üst seviyeleri hatırlaması da

notlarımızın arasında.

Bu eşleşmenin saha içi elbette büyük bir keyif

ve heyecan vaat ediyor zaten bu yarı finalin

fragmanını bu sene grup maçlarında iki kez

seyrettik ama ben saha içinden yana arka plan

hikayelerine odaklanmayı tercih ediyorum.

Ayrıca yarı finaldeki maçların grup maçlarıyla

çok alakasız senaryolarla şekillenebileceğini

de düşünüyorum. Borussia Dortmund

Avrupa’nın en etkileyici ve ters takımlarından

biri öncelikle bunu bir kenara not etmek lazım.

Bayern Münih’ten de, Barcelona’dan da, Real

Madrid’ten den biraz biraz var Dortmund

hamurunda ve bu sayede oyun içinde çok

dönüşebilen bir takım oldukları aşikar. Ama

kurada çekebilecekleri en ters takımı çektikleri

de madalyonun diğer tarafı. Bence Real

Madrid oyun yapısı ve takımın futbol ezberi

bakımından Bayern Münih haricinde her takım

karşısında CL eşleşmelerinin favorisi olabilecek

konumda. Elbette bu iddiamın en büyük


Şampiyonlar Ligi

HF

#

78

dayanağı Jose Mourinho ve bu sene güç yüzüğü

görmüş Gollum gibi CL kupası arzulaması.

Sonuç olarak bu eşleşme size her şeyi vaat

ediyor kötü futbol ortaya çıkma ihtimali

dışında. Ayrıca Jose Mourinho, Guardiola-

Bayern işbirliği karşısında gücü dengeye

getirmek için Dortmund’a giderse ya

da Jose Real’den büyük ihtimalle sezon

sonu ayrıldığında Madrid’in çok istediği

Klopp İspanyollar’ın başına geçerse gibi

senaryolardan bir halef-salef eşleşmesi de

yaratabiliriz. İki teknik adamın oyun anlayışları

çok benzeşmese bile diğer konularda

örneğin liderlik vasıfları, karakterleri ve saha

kenarındaki duruşları, zaman zaman sivri

ve iğneleyici demeçleri de maç önleri ve maç

sonlarını fazlasıyla ilgi çekici kılıyor.

Hadi ben size bu eşleşmeyi biraz daha ilginç

ve unutulmaz kılayım. Hayal edelim, 30 Nisan

2013, Santiago Bernabeu. Signal Iduna Park’ta

1-1 berabere kalan iki takım CL finali için son

kozlarını Madrid’te oynuyorlar. Jose Mourinho

da Jurgen Klopp da yerine bir dakika bile

oturmuyor maç boyunca. Götze’nin golüyle öne

geçen Dortmund’a ikinci yarı da Ronaldo’dan

iki jenerik golle cevap var. Real Madrid 2002

yılından beri ilk kez finale gidecek ve belki de

müzedeki kupaları 10’a tamamlayacak. Jose

Mourinho Porto ve Inter sonrası Real Madrid

ile de finale çıkmaya bir dakika uzaklıkta. Ve

“speical one” daha önce hiç Şampiyonlar Ligi

finali kaybetmedi. Dört dakikalık uzatmanın

dördüncü dakikasına girilirken tribündeki tüm

Ispanyollar dudaklarını biraz daha ısırıyor, eller

biraz daha terliyor, kalp atışları artık daha seri.

Dortmund için son şans, Klopp tüm takımı

Madrid kalesine yollamış durumda Ramos’un

ceza sahası dışına yolladığı top Nuri Şahin’in

ayaklarına gidiyor, Nuri kafasını kaldırıp kaleye

bakıyor, şutunu atıyor ve gözlerini kapıyor.

Nuri gözlerini tekrar açtığında Bernabeu’nun

koridorlarında Jose Mourinho’nun sesi

yankılanıyor: ‘UEFA acilen bu saçma

deplasman golü kuralını kaldırmalı. 1-1 ve 2-2 ile

kupanın dışında kaldık ve bunu bir çocuğa dahi

söyleseniz size güler, saçmalık...’


Söyleşi

HF

#

78

Uğur Karakullukçu

Tarihinin zirvesinde Basel

Zenit, Tottenham gibi güçlü ekipleri saf dışı bırakarak Avrupa Ligi yarı finaline

yükselen Basel, Chelsea karşısında final bileti arayacak. İsviçre ekibini yakından

takip eden Chris Wachtler’a Basel’i sorduk.

Geçen sezonun Şampiyonlar Ligi şampiyonu

Chelsea, Shakhtar ile Juventus’un bulunduğu

grupta hayal kırıklığı yaşayıp rotayı kupa 2’ye

çevirmişti. O günden bu yana Avrupa Ligi’nin

favorilerinden biri olarak öne çıksa da Sparta

Prag, Steaua Bükreş ve Rubin Kazan karşısında

çok rahat maçlar çıkarmadılar. Yarı finaldeki

rakipleri Basel ise hemen her turda favori taraf

olmamasına karşın beklentileri aşarak son

4’e kadar gelmeyi başardılar. Murat Yakın’ın

öğrencileri önce Ukrayna ekibi Dnipro’yu,

ardından Zenit ve Tottenham’ı eledi. Peki

akıllardaki soru şu, Chelsea’yi de saf dışı

bırakabilecek kadar güçlüler mi? Bu sorunun

cevabını almak için İsviçre ekibini yakından

takip eden Chris Wachtler’ın görüşlerine

başvurduk.

Transferler isabetliydi

Uğur Karakullukçu: Basel geçen sezon

Şampiyonlar Ligi’nde 2.tura çıkıp büyük sükse

yapmıştı ama o ekipten Shaqiri ve Xhaka’yı

kaybetti. Birçok kişi Basel’in hücum gücünü

büyük ölçüde kaybettiğini düşünüyordu ama

Murat Yakın’ın ekibi Avrupa Ligi’nde yarı finale

kadar geldi. Bu nasıl gerçekleşti?

Chris Wachtler: Geçen sezon birçok taraftar

için çok özeldi, birlikte iyi oynayan, harika

bir takıma sahiptik. Taraftarların çoğu

dediğin gibi Shaqiri ve Xhaka’nın gidişiyle

güç kaybedeceğimizi düşünüyordu ama

2012 yazında boşlukları doldurma adına iyi

transferler yapıldı. En önemli iki isim Salah

ile Diaz’dı. Hocamız Heiko Vogel takımın

başındaydı ancak Ekim ayında onun yerine

Murat Yakın geldi. Murat hoca kısa süre içinde

bir şeylerin yanlış olduğunun farkına varıp daha

çok rotasyona dayalı, yeni bir sistem oturtmak

için çalışmalara başladı. Bu da uzun süreçte

takımın çok işine yaradı. Devre arası öncesi hala

takım oturmamış görünüyordu ama Sporting’i


Söyleşi

HF

#

78

yenip Genk’le berabere kalarak son 32’ye

kalmayı başardık. Devre arası transferinde ise

nokta atışı yapıldı. Serey Die takıma istikrar

kazandıran bir defansif orta saha oyuncusu

oldu, ligdeki rakiplerden Young Boys’un golcüsü

Bobadilla alındı. Gelecekte takımın forveti

olması bekleniyor. Kış arasından sonraki 2

ayda ise takım çok daha diri ve istikrarlı. Taktik

güvenilir bir savunma hattı üzerine kurulu ve iyi

çalışıyor. Murat Yakın hoca doğru kararlar alarak

birçok taraftara gerçekçi gelmeyen hedeflere

ulaşmayı başardı.

Murat hoca savunma odaklı

Peki Murat Yakın nasıl bir hoca? Avrupa’da

sıradışı bir başarı elde etti. Taktik yaklaşımı

nasıl, bir teknik direktör olarak güçlü ve zayıf

yanları neler?

Bu cevap vermesi zor bir soru. Dediğim gibi,

Murat hoca güçlü bir savunma yapan bir

takım arzuluyor. Röportajlarında takımının

öngörülemez olmasını istediğini vurgulamıştı.

Rotasyonu çok seviyor ve birçok oyuncuyu lig,

kupa ve Avrupa’da değiştirerek kullanıyor. Bu

da üç kulvarda takımın diri kalmasını sağladı.

Bu kadar büyük bir başarının ardından zayıf

bir yönünü ortaya koymak zor ama ufak

tefek oyuncu değişikliği eleştirileri de alıyor

taraftarlardan. Kişisel fikrim iyi bir takım

oluşturduğu yönünde.

Salah’a dikkat!

Basel, Avrupa futboluna birçok önemli ismi

sundu, Shaqiri, Eren, Rakitic, Delgado gibi… Şu

anki Basel kadrosunda böyle isimler var mı?

Benim fikrim 3 oyuncu ileride çok önemli

yerlere gelebilir. Bu yoldaki ilk isim Mohamed

Salah. İnanılmaz derecede hızlı bir sağ açık,

forvet de oynayabiliyor. Şut isabeti konusunda

problemleri var ama doğru zamanda doğru

yerde olması, hızı ve oyun bilgisi yaşını

düşününce şoke edici. İkinci isim Valentin

Stocker, İsviçre doğumlu sol açığımız. Salah gibi

tempolu oynayabilmesinin yanı sıra iyi de orta

yapıyor. Gelecekte Bundesliga’da oynamasını

bekliyorum.

Bir diğer potansiyelli oyuncumuz ise kalecimiz.

Yann Sommer çok genç olmasına karşın kaliteli

bir kaleci olduğunu gösterdi. Yüzde 52’lik

penaltı kurtarma oranı bile çok şeyi anlatmaya

yetiyor, penaltı atışlarında 2005 Şampiyonlar

Ligi finalindeki Dudek gibi şov yapmayı da çok

sever. Çok az maçta hayal kırıklığına uğratır,

maçların çoğunda kalede sağlam durur.

İsviçre’nin şu anda iki numaralı kalecisi ama

çok yakında bu bence değişecek.

Son olarak Chelsea karşısında Basel’den

beklentin ne? Taraftarlar Chelsea eşleşmesi

hakkında neler düşünüyor?

Dnipro, Zenit ve Tottenham’ı eledik ve

hiçbirinde medya tarafından turun favorisi

olarak gösterilmiyorduk. Chelsea elbette çok

güçlü bir rakip ama takıma ve Murat Yakın’a

en doğru şekilde onlarla mücadele edecekleri

konusunda güveniyoruz. Fazla iyimser değiliz

ancak iyi bir mücadele ortaya koyacağımızı

düşünüyoruz.

Taraftarlar maç konusunda çok heyecanlı.

Birkaç günde iç saha maçının biletleri tükendi,

deplasman bileti satışları da iyi gidiyor.

Taraftarlar kura konusunda da sevinçli, daha

önce hiç buraları görmediğimizden dolayı

uluslararası düzeyde büyük bir takımla

oynamak heyecan yaratıyor. 2006’da

Middlesbrough’yu içeride 2-0 yendiğimizde

eşiğine kadar gelmiştik ama deplasmanda 4-1

yenilip elenmiştik.

Basel’in Mısırlı sağ açığı Mohamed Salah

performansıyla dikkat çekiyor.


Maç Bahane

HF

#

78

Varol Döken

SiYAH BEYAZ BiR

FiLM GiBi BiRAZ

Sürekli okuyan ya da hikayeyi bilen kusura

bakmasın, daha önce de anlattığım üzere

Fenerbahçeliliğim dededen miras. Lafta

falan değil, 1968 yılındaki Manchester City-

Fenerbahçe plağını bırakmış bana miras olarak,

ben göremezsem torunumu Fenerbahçeli

olarak yetiştirin diye de eklemiş babaanneme.

İnsan dedesini göremeyince mirasına elinden

geldiğince sahip çıkıyor. Plak şimdi bende

özenle korunuyor, tıpkı Fenerbahçeliliğim gibi.

Lakin dede, babaanne, baba vb. ailesel etkenler

olmasa hangi takımı tutardın deseler Beşiktaş

olurdu sanırım cevabım.

Galatasaray’ı sevmiyorum diye değil de,

Beşiktaş’ın ne demek olduğunu, bugünlere

nerelerden geldiğini 20’li yaşlarındaki pek çok

genç arkadaştan iyi bildiğim için. Fulya’da

toprak sahada Metin’i Gökhan’ı Rıza’yı

izlediğim, Dikilitaş’tan minibüsle maça giden

abilere hasretle baktığım, semt takımının ne

demek olduğunu çok iyi öğrendiğim için. İlk

çocukluk yıllarımda vardı Beşiktaş, gittiğim

ilkokulda, kuzenlerle sokak gezmesinde,

eniştemin her gün gittiği kahvede hep Beşiktaş

vardı. Sonradan çok değişti tabi bu işler, biz

Ataköy’e Beşiktaş Ümraniye’ye taşındı. Semtin

takımı Beşiktaş, transfer şampiyonu Beşiktaş’a

dönüştükçe benim içimdeki çocukluktan kalma

o sempati azaldı. Bize attığı her korner gol olan,

bir galibiyet için onca yıl beklediğimiz halde

nefret unsuru olmayan siyah beyazlılar bir

anda düşman takım statüsü kazandı. Benim

gönlümdeki Beşiktaş’a yakışmayan işler oldu,

zaten gerçek Beşiktaşlılar da yakıştıramadı.

Hoş buradan sonrası benim konum değil, ben

Beşiktaş ile olan bağımı açıklamaya çalıştım

sadece.

Bendeki hal böyle olunca ve İnönü

Stadyumu’nda bir daha maç izlemek ne zaman

nasip olur sorusu akla düşünce, Beşiktaş-


Maç Bahane

HF

#

78

Antalyaspor maçı için Hayatım Futbol’un Kore

Sineması, Premier Lig ve Beşiktaş uzmanı Salih

Demirci’ye çakıyorum telefonu, gelsem bilet

bulur muyuz diyorum. Hareketim bir kontratak

kadar ani ama Salih de kaleci Shorunmu’nun

refleksleri var, gel diyor her türlü hallederiz.

Nasıl gidilir?

İnönü Stadyumu’na nasıl gidilir diye tarif

etmeye gerek var mı bilmem. Ama adettendir

diyelim biz yine de tarifimizi yapalım.

Anadolu yakasından gidenler için Kadıköy-

Kabataş, Üsküdar-Beşiktaş seferleri en uygun

vapurlar. Beşiktaş’tan 10, Kabataş’tan 5 dakika

yürüme mesafesinde Dolmabahçe Sarayı’nın

tam karşısında İnönü. Avrupa yakasından

geliyorsanız Taksim’e ulaşmanız yeterli. Sonra

vurun kendinizi yokuş aşağı, sallana sallana

gelin işte.

Ben Fındıklı’da çalıştığım için işten 18.30

gibi çıkıp Salih’i 19’da Kazan’ın önünde

yakalıyorum. Maksat maçtan önce bir iki

hazırlık birası içmek…

Ne yenir/ne içilir?

Beşiktaş Çarşı, maç öncesi kalabalıkların

anavatanı. Dönercisi, balıkçısı, kokoreççisi

falan seç beğen al yüzlerce mekan. Ama

mekanların başkenti Kazan. Ben taa

çocukluğumdan biliyorum Kazan’ı, midye

ekmek alıp sahile çöktüğümüz günlerinden.

Daha bir enternasyonel daha bir herkese açık

artık burası. Lakin zamanlama yanlış, hem

maça az var hem benim daha biletim yok.

O yüzden bu seferlik alkolü es geçip mideyi

doyurmaya bakıyoruz. Salih, Şöhretler Beşiktaş

Köftecisi’ne doğru götürüyor beni.

Köfte, piyaz, ayran üçlüsü Metin Ali Feyyaz gibi

adeta. Karnımız doyuyor, yağmurlar yağıyor.

Tam maç havası dediğimiz türden, hesabı

ödeyip yağmur gibi ince ince Dolmabahçe’den

yürüyoruz stada doğru.

Nasıl bilet alınır?

Salih, her ne kadar gel hallederiz dediyse

de, onun kombinesinin olduğu Yeni Açık’ın

gişelerini kapanmış buluyoruz 19.45 gibi stada


Maç Bahane

HF

#

78

vardığımızda. Ya Eski Açık’ta tek başıma

izleyeceğim maçı ya da karaborsanın yanına

beyaz bir bilet alıp tam bir Beşiktaşlı gibi

hissetmeye çalışacağım. Bileti alıyorum ama

his eksik kalıyor, tabi bunda kendi takımımın

olmayan bir maça 50 lira vermemle de

ilgisi olabilir. Şaka bir yana, 35 liralık bilete

karaborsada 50 lira verip içeri giriyoruz.

Nasıl ortam?

İnönü’ye en son 1993 yılında Michael

Jackson konseri ya da 95 Mayıs’ında da 19

Mayıs gösterileri için gitmiştim sanırım. Bir

Fenerbahçe derbisine deplase olamadan, bir

Avrupa Kupası maçı yaşayamadan kendimce

vedaya gelmişim eski stada. Aslında o kadar

duygusal bir durum yok, stat eskimiş arkadaş,

stat 80’lerde kalmış. O manzarayı korudukça,

taraftarı durdukça İnönü her zaman güzel bir

cehennem olacaktır diyor, yıkım projesine onay

veriyorum. (köşe yazarı mıyım Anıtlar Kurulu

muyum belli değil)

İnönü’nün ortamını tek maçta tarif edecek

halimiz yok. Stat dolu sayılır ama atmosfer

çok coşkulu değil. Kombinesi olanlar görev

bilinciyle gelmiş, hedef kalmayan bu sezonda,

en azından 3. olup Avrupa Ligi’ne katılmak

isteyenler çoğunlukta. Bizim tribünde bir

de twitter tayfasının yakından tanıdığı

meslektaşım Armağan Ükünç var. Kendisine

sıcaklığım mesleki ortaklıktan çok spor

goygoyundan. Ama söz konusu Beşiktaş

olunca goygoy bir kenara bırakılıyor en azından

2. yarıda.

Nasıl maçtı?

İlk yarı Armağan çok sıkıcı maç yeaa dedikçe

ben gülüyorum içten içe. Ne gülüyorsun oğlum

diyor, siz bu maça sıkıcı diyorsanız bir de

Fenerbahçe’yi izleyin diyorum. Bizim maçlar

yanında Beşiktaş-Antalya efekti bol aksiyon

filmi. Hoş ilk yarıda bana da Fenerbahçe’yi

hatırlatıyor oynanan oyun. Oğuzhan’ı acaba

vapurda mı unuttular derken 2. yarı giriyor

Oğuzhan. Girer girmez de hem tribünlerin hem

takımın havasını değiştiriyor. Sırf Oğuzhan’ı

yedek bıraktığı için diyemem; ben Samet

Aybaba’nın hocalığını beğenmiyorum. Özellikle

Galatasaray maçında vermiştim kendisine


Maç Bahane

HF

#

78

kendimce notumu. Anladığım ve duyduğum

kadarıyla tribünler de hocadan pek memnun

değil. E diyorum getirin Şifo’yu, Armağan 9.

haftayı göremez diyor, bizde yerli adam kredisi,

asgari ücretli adam kredisi kadar, alması kolay,

geri ödemesi zor.

İlk yarı Fernandes’in köprüdeki gişe memuru

gibi kayıtsız takılmasıyla hiçbir şey üretemeyen

Beşiktaş, Oğuzhan ile birlikte atağa kalkıyor.

54. dakikada da şahane bir ara pası ve ustaca

bir son vuruşla Olcay Şahan Beşiktaş’a 3 puanı

getiriyor. Benimse aklımda daha oyuna yeni

girdiği halde taraftara kalkın ayağa çeken, cin

olmadan adam çarpmaya kalkan Dentinho

kalıyor. Sahiden biz bu adama 12 milyon Euro

mu önerdik ya?

Son olarak...

Maç bitiyor, yüzler gülmüyor. Feda denilerek

başlanan sezonda gelinen yer çok kötü

değil aslında ama taraftar bu kupa istiyor,

şampiyonluk istiyor, en kötü Oğuzhan’ın her

maç oynamasını istiyor. Kendi iç işleridir bir

şey diyemem ama hoca olarak beğenmesem

de Aybaba’nın çok kötü işler yaptığını

düşünmüyorum. Ya da Beşiktaş’ta yanlışlar

listesinin ilk sırasına yazılacak adam değil

Samet Aybaba. Ona gelene kadar daha

yıkılması gereken ne alışveriş merkezleri var,

devamını getirmeyeyim anlayan anlamıştır

zaten.

Geldiğimiz gibi ayrılıyoruz stattan. Avrupa

yakalılar Taksim’e benle Armağan Kabataş’a

yürüyor. Maç günleri Kadıköy’e ekstra sefer

düzenleniyormuş ama onu kaçırıp Üsküdar’a

biniyoruz. Adımımı son anda atıyorum

vapura, arkadan minicik bir yüklenme olsa

en az 50 kişi kendini denizde bulacak. Kader

diyip geçmesinler diye biz buradan naçizane

uyarımızı yapalım, maç günleri vapurlara ekstra

önlem alınsın.

Eve geldiğimde saatler 23’ü biraz geçiyor.

Vapurla birlikte Beşiktaş’ı çocukluğumda

bırakıp, dedemin mirasına dönüyorum gene.

Günleri saymaya başlıyorum yine teker

teker. Yeni Açık bileti değil Amsterdam bileti

bakmaya başlıyorum yavaştan…

Bu güzel maç akşamı için, öncelikle Salih’e,

sonra Yeni Açık’taki küçük grubun tribün

misafirliğine ve Armağan’ın eğlenceli goygoyu

ile dönüş yolundaki keyifli sohbetine teşekkür

ederim. Futbolun hastası olmasam da en

azından İnönü’ye kendimce veda ettim.

Haftaya kim bilir hangi mekan, stat ya da

ofisten seslenmek üzere…

Mekân önerileriniz için:

twitter.com/ dokenvarol


Söyleşi

HF

#

78

Uğur Karakullukçu

Salih Uçan: Okul reformu yapılmalı

Nike Halı Saha Ligi lansmanında Türkiye U-20’nin yetenekli isimleri Salih Uçan,

Cenk Şahin ve İbrahim Yılmaz’la sohbet ettik.

Türkiye’de özellikle İstanbul takımlarında

forma giyen oyuncularla doğrudan röportaj

yapmak pek kolay değil. Alınan bir beraberlik,

kulüpteki bir gerginlik 3 ay önceki başvuruyu

boşa çıkarabiliyor. Bu sebeple kulüp dışı

etkinlikler bu düzeydeki futbolcularla sohbet

için bulunmaz nimet. Beş yıldır TFF ile

organize bir şekilde gerçekleştirilen Nike Halı

Saha Ligi’nin lansmanı da bir fırsat oldu ve

başta Salih Uçan olmak üzere Türkiye U-20

oyuncuları İbrahim Yılmaz ile Cenk Şahin’le

keyifli ve samimi bir sohbet gerçekleştirdik.

Türk futbolunun bana kalırsa en büyük

problemi hem futbola diğer ülkelere göre geç

başlanması, hem de eğitimle birlikte götürme

imkanının bulunmaması. Bu yüzden okumayı

tercih ettikten sonra 20 yaşında üniversite

takımında dikkat çekip profesyonel olan Ahmet

İlhan Özek’in 25 yaşında A milli olabilmesi bu

çarpıklığı net bir şekilde ortaya koyuyor. A milli

olabilecek düzeyde bir oyuncu dahi “ya futbol,

ya okul” tercihinde bulunmak zorunda kalıp

okulu seçebiliyor.

Salih’ten reform önerisi

Türk futbolunun gözbebeği Salih Uçan oyun

görüşü, ince pasları ve gösterişli fiziğiyle

herkesin dikkatini fazlasıyla çekti ama Salih

pek görülmemiş bir şekilde iyi bir futbolcu

olmasının yanı sıra çok başarılı da bir

öğrenci. “PTT 1.Lig’de forma giyerken dahi

okula gidiyordum. 9 ve 10.sınıflarda tek ders

kaçırmadım. Ancak bu düzeyde futbol oynarken

üniversiteye devam edebilmek mümkün

görünmüyor” demişti Salih, Tam Saha

dergisine.

Onla sohbet ederken özellikle dikkatimi çeken

bu detayı sorduğumda akıllı ve bu konulara

kafa yoran bir çocuk olduğunu hemen belli

ederek tespitlerini sıraladı. Samet Aybaba


Söyleşi

HF

#

78

döneminde okula gittiğini ancak Türkiye’de

okulla futbolu bir arada yürütmenin mümkün

olmadığından dem vuran Salih, “Bu konuda

bir çözüm üretilmek isteniyorsa ortaokul, lise

ve üniversite düzeyinde spor okulları açılmalı

ve sporcular buralara yönlendirilmeli” dedi.

Eğer bu kadar öne çıkan bir yetenek olmasa

futbol yerine okulu seçip seçmeyeceğini

sorduğumda üniversitede devam edebileceğini

söyledi. Bucaspor’da nispeten daha fazla

okula gitme şansı varken, “İstanbul’da artık bu

mümkün değil maalesef” diyor. Zaten yine aynı

röportajda, “Sınava gireceğim, muhtemelen

kazanacağım ama devam edemeyeceğim.

Ülkemizde maalesef böyle bir kural var” demişti

Salih. Ülkenin en yetenekli sporcularından biri

okumak istiyor, üniversiteyi kazanacak kadar

zeki ve donanımlı ama bunu yapma şansı yok,

ne kadar acı, değil mi?

İbrahim oynamayı seçti

Belki Salih kadar göz önünde olmayabilirler

ancak Cenk Şahin ile İbrahim Yılmaz, yaz

döneminde herkesin merakla takip edeceği

Türkiye U-20’nin en önemli oyuncularından.

Cenk Şahin İstanbul Belediye’de zaman zaman

süre alsa da henüz yeteneği ölçütünde göz

önüne çıkmadı ancak İbrahim Yılmaz daha

farklı bir yol izledi. Sezon başında İBB’de

süre alamayacağını fark eden İbrahim cesur

bir kararla kiralık gitmek için hocası Carlos

Carvalhal’dan izin isteyip 3.Lig ekibi Darıca

Gençlerbirliği’ne gitti. “Darıca’da 18 golü

buldum, orada çok rahatım. Gelecek sezon için

durumum henüz belli değil ama oynayacağım

yerde olmak isterim” diyor İbrahim. Ayrıca

şu anda milli takımın başında olan Abdullah

Avcı’nın kendi ve Cenk üzerindeki emeğinin ise

büyük olduğunu söylüyor.

Cenk: Kanatlarda daha rahatım

Cenk Şahin ise jenerasyonunun en yetenekli

isimlerinden. Topla yumuşak, hızlı ve çalışkan

bir oyuncu. Fakat bölgesi hakkında bir kafa

karışıklığı var, zaman zaman sol bekte

deneniyor oluşu onun gerçek mevkisi hakkında

bir yanılgı yaratıyor. Birçok farklı bölgede

forma giyebildiğini söyleyen Cenk, “Hocalarım

oyun bilgisi edinebilmem için sol bekte zaman

zaman şans veriyorlar ama esasen kanatlarda

oynuyorum. Uzun süre sol kanat oynadım

ama milli takımda bir senedir sağ kanattayım.

Sağ, sol fark etmiyor o kadar. Kamplarda

forvet arkasında da oynadığım oldu, hatta

hazırlık döneminde 3 gol atmıştım” diyor Cenk.

Aslında onun da kiralık gitme durumu olmuş

ancak İstanbul Belediye oynatmak istediği

için devre arasında Cenk’e izin çıkmamış.

“Bu sene biri Galatasaray maçı olmak üzere 4

maçta şans buldum” diyen Cenk’in özellikle

yaz dönemindeki turnuvada dikkat çekecek

isimlerden biri olması kuvvetle muhtemel.

More magazines by this user
Similar magazines