GELECEKTEN GELiYORLAR!

hayatimfutbol

GELECEKTEN GELiYORLAR!

26 Nisan 2013 - Sayı 79

GELECEKTEN GELiYORLAR!

Türk futboluna damga vuracak 10 isim

İstanbul’dan

Atina’ya AEK

İkinci bahar

Juan Carlos Valeron

Süper Lig’de

Kupa 2 Yarışı


HAYATIM

#79

Yayın Koordinatörü

İlker Yılmaz

Editör

Uğur Karakullukçu

Yazarlar

Alper Öcal

Emre Çelik

İsmail Şayan

Mustafa Demirtaş

Rafet Eryılmaz

Salih Demirci

FUTBOL

Gelecek onlarda

2014 Dünya Kupası çok uzakta kaldı. Dönüp geriye baktığımızda

evet bir jenerasyon gelmemiş, gelenler de geç gelmiş. Bugünse

gençlerimiz düne göre daha çok umut veriyor. Milli takımdaki

son dönemlerdeki başarısızlığımızı giderirse bu çocuklar giderir

dedik ve bir liste hazırladık. Hayatım Futbol’un 79. sayısında Türk

futbolunun geleceğine damga vuracak isimleri yazdık.

Hayatım Futbol’un bu sayısında ayrıca, Fenerbahçe’nin Benfica

zaferini, Yunanistan lig tarihinde ilk kez küme düşen AEK ve

köklerini, birçok kişinin düşer dediği ama Deportivo’yu ayağa

kaldırarak ikinci baharını yaşayan Valeron’u ve Süper Lig’deki ilk 4

yarışını kaleme aldık.

Keyifli okumalar,

İlker Yılmaz

iletisim@hayatimfutbol.com

reklam@hayatimfutbol.com


#79

Bu Sayıda

Gelecekten Gelenler

Türkiye’de futbolun geleceğinde

kendine şimdiden yer ayırtan isimler

mercek altında…

Ligde Avrupa Yarışı

43-49 puan aralığında dizilen beş

takımın Avrupa Ligi hesapları

Bursaspor

Beşiktaş

Kasımpaşa

Kayserispor

Gençlerbirliği

Arguineguin

Büyücüsü

Deportivo’nun emektar yıldızı

Juan Carlos Valeron

Atina’nın

İstanbullusu

Tarihinde ilk kez küme düşen AEK’in

hikayesi

Benfica Zaferi

İlk raunt Fenerbahçe

Mevzubahis

Haftanın bahis rehberi


Bi’ saniyede değişir dünya,

Vodafone Süper İnternet’le

yakala!

10 MB 3

ABONE SUPER10 3636

100 MB 9

ABONE SUPER100 3636

Paketler vergiler dahil aylık 10 MB/3 TL, 100 MB/9 TL, 250 MB/12 TL, 500 MB/17 TL, 1 GB/21 TL’dir. 250 MB, 500 MB, 1 GB kampanyalı fiyatları 31.03.2013’e kadar geçerlidir. Bu kampanyadan tüm aboneler yararlanabilir.

İlgili paketlerde kotaya ulaşıldığında dönem sonuna kadar internet erişimi kesilir. İnternet erişimini kesmek için bağlantı hızı 1 Kbps’ye düşer. İnternet erişimine devam etmek için ek paket satın alınması gerekir. Bilgi: www.vodafone.com.tr

Ayrıntılı bilgi için: Vodafone Cep Merkezleri | vodafone.com.tr | forum.vodafone.com.tr | facebook.com / VodafoneTR | twitter.com/ VodafoneTR | 444 0 542


Kısa Pas

HF

#

79

ManU 20. kez şampiyon

Premier League’nin 34. haftasında rakibi Aston

Villa’yı 3-0 mağlup eden Manchester United,

lig tarihinde ki 20. şampiyonluğunu ilan etti.

Bu maçta 2 golün de asistini yapan Ryan

Giggs Manchester United forması altındaki

34. kupasını kaldırdı. Galli oyuncu kazandığı

böylelikle bir takım forması altında en fazla

kupa kaldıran oyuncu rekorunu da geliştirmiş

oldu. Ayrıca Giggs Premier League’nin

kurulduğu günden bu yana kazandığı 13 lig

şampiyonluğuyla ligdeki tüm takımları geride

bıraktı.

Sezon başında Arsenal’de ‘kupa kazanamadığı’

gerekçesiyle 47,5 milyon avro karşığında

Manchester United’e transfer olan Robin van

Persie ilk sezounda yıllardır hayalini kurduğu

Premier League şampiyonluğuna ulaştı.

Şampiyonluğa giden yolda Kırmızı Şeytanların

en önemli ismi olan Hollandalı, 34 maçta 24 gol

13 asistlik bir performans sergiledi.

Sir Alex Ferguson da Manchester United’in

başındaki 13. şampiyonluğunu kazandı. Geçen

yıl son haftada epik bir şekilde ezeli rakibi

Manchester City’e şampiyonluğu kaptıran

Kırmızı Şeytanlar bu sezon rakiplerine

kendilerine yaklaşma fırsatı bile vermeden,

bitime 4 hafta kala 16 puanlık bir fark yaptı.

Böylelikle Sir, bir diğer ezeli rakibi Liverpool’la

olan şampiyonluk sayısı yarışında da rakibine

fark atmaya devam ediyor (20-18).


Kısa Pas

HF

#

79

Kod adı vukuat!

Türkiye’de de birçok sempatizanı bulunan

Liverpool’un adı artık başarılardan çok Suarez

ve skandallarıyla anılıyor. Chelsea ile Premier

League’de oynanan müsabakada rakibi

Ivanovic’in kolunu ısıran Uruguaylı yine hafta

boyunca manşetlerden düşmedi. İngiltere

Futbol Federasyonu FA, Luis Suarez’in bu

davranışına 10 resmi müsabakadan men

cezası verdi. Suarez cezasının 4’ünü bu sezon

kalan maçlarda, kalan 6’sını ise gelecek sezon

çekecek.

Suarez’in bu davranışı ve aldığı ceza bardağı

taşıran son damla olabilir. Performansı ve attığı

gollerle kesinlikle kaliteli bir oyuncu olduğunu

ispat eden oyuncu, Kırmızıların gönlünde ayrı

bir yer edinse de vukuatları onun Premier

League’de kalmasını zorlaştırıyor.

Ayrıca ‘ısırık cezası’ Suarez’in ilk kez aldığı

bir ceza değil. Uruguaylı Hollanda da Ajax

forması giyerken de Otman Bakkal’ı ısırmış ve

7 maç men cezası almıştı. Suarez’in belli başlı

vukuatları şöyle;

1-Suarez Kasım 2010’da Ajax’ın PSV ile

oynadığı mücadelede Otman Bakkal’ı ısırdı ve 8

maç ceza aldı.

2-2010 Dünya Kupası’nda Gana’yla oynanan

çeyrek final mücadelesinde son dakikada

kaleye giden adeta bir kaleci gibi eliyle çıkarmış

ve kırmızı kart görmüştü. Penaltı ise kaçmış

ve Uruguay maçı uzamalara taşımıştı. Bu

olayda esasında takımına katkı sağlasa da

futbolseverlerin tepkisini çekmişti.

3-Bu sezon sezonunda Manchester United’la

oynanan maçta Patrice Evra’ya ırkçılık yaptığı

iddia edildi. Suçlamaları reddetse de 8 maç

ceza almaktan kurtulamadı.

4-Yine bu sezon Mansfield’la oynanan

Federasyon Kupası maçında elle oynayarak gol

attı. Golden sonra sevinmesi eleştirildi.

5-Ve Suarez film artistleri kıskandıracak kadar

ikili mücadelelerde rol yapmayı başarabiliyor.

Öyle ki rakibine çift dalıp faul yaptıktan sonra

bile sanki tekmeyi kendi yemişçesine acı

içerisinde yerde kıvranıyor ve hakemi bol bol

aldatmayı başarıyor.


Şampiyonlar Ligi Alman

HF

#

79

devrimi

Şampiyonlar ligi kuraları çekildiğinde herkes

eşleşmelerin İspanyollarını favori gösteriyordu.

Ama ilk maçlar sonunda herkes büyük bir

şoka uğrayacaktı. Alman takımları İspanyol

boğalarını darmadağın edecekti

Bayern Münih 2001’den beri kazanamadığı

Şampiyonlar Ligi’ni almak için daha önce hiç

olmadığı kadar istekli. Son 3 yılda 2 kere final

de kupaya uzanamayan Almanlar bu sefer

kupanın en büyük favorilerinden biriydi. Son

yıllarda Avrupa’ya damga vuran Barcelona

karşısında ne yapacağı merakla beklenen

Bavyera ekibi birçok futbolseveri yanılttı.

Bayern Münih baştan sona üstün oynadığı

mücadeleyi Müller (2),Gomez ve Robben’in

golleriyle 4-0 mağlup etti. Bayern’in attığı

goller ve Barcelona’nın verilmeyen penaltıları

tartışılsa da Almanların futbolu herkes

tarafından çok beğenildi.

Yarı final öncesi en önemli oyuncularından

Mario Götze’nin en büyük rakibi Bayern

Münih’e transferiyle sarsılan Borussia

Dortmund , Polonyalı yıldızı Robert

Lewandowski’nin 4 gol attığı mücadelede Real

Madrid’i 4-1’lik skorla mağlup etti . İspanyol

ekibinin tek golünü Portekiz’li yıldız Cristiano

Ronaldo kaydetti. Alman ekibi aldığı bu skorla

rövanş mücadelesi öncesi finale yükselmek için

büyük bir avantaj elde etti.

Finale giden yoldaki son maçlarda Real Madrid

Dortmund’u 30 Nisan’da, Barcelona Bayern’i 1

Mart’ta İspanya’da konuk edecek. İki maçın da

başlama saati 21.45.


Taraftara sorduk

HF

#

79

Futbolseverler

ne diyor?

@FC_Agnista4 Barcelona’nın tur atlama

ihtimali, Münih’in Barça’ya 4 atma ihtimali

kadar...

@bdemirli Barcelona elenir Real Madrid finale

çıkar.

@tugsantezcan Real Madrid %10, Barcelona %10.

@mercanex “Şans” derken? İş şansa kalmış

işte. İhtimal mi deseydik ya da başka kelime?

Ama harbiden şansa kalmış işleri bence.

@yunushancelikte Şansları %5’tir

@Oh_My_Life_ Real Madrid için aynı şeyi

söyleyemeyeceğim ama Barcelona’nın turu

geçmesi bence imkansız.

@musstafatr Barcelona 5-0 kazanacak

Real Madrid ise 4-0 kazanıp finalde El

Clasico izleyeceğiz. Bu mucize olacak ama

bekleyeceğiz.

@EsrAsllan Barça’nın ki neredeyse imkansiz.

Ama Madrid’in yine daha fazla şansı var

Barça’ya onaran.

@zfr_nrt Artık çok zor. 4 tane gol bulan ve

mükemmel bir oyun sergileyen iki takım

deplasmanda da gol bulacaktır.

@Ekinci49 İmkansızı deneyecekler. Bùyük

aksilik olmazsa Almanlar final oynayacak.

@Aporeca Real sezonun en iyi futbolunu

oynamalı. Barça ikinci maçta da yenilir.

@Vural__1905 Barcelona imkansiz, Real belki

@Turan_Cnky Final mi? Yok canım o kadar da

değil...

@Boraserhat Bence ikisinin de sansi %0.

Almanlar gümbür gümbür.

@oturanerdem Barcelona’nın şansı yok

denecek kadar az ama Madrid turu geçer.

Finalin adı Real Madrid-Bayern Münih

İki Alman takımı karşısında

beklemediği mağlubiyetler alan

Barcelona ve Real Madrid’in

finale kalma şansı sizce nedir?

@Marcadelist Real Madrid %100, Barça bir

ihtimal. Real’in attığı gol çok önemli.

@orcunyc Bayern Münih’in deplasman

performansına bakarsak Barça’nın şansı yok.

Real Madrid’in deplasmanda attığı o gol finale

çıkarabilir

@aburakturk Barça 5-0, Real 3-0 alır rövanşı.

Final El Classico olur.

@onuryuce92 Bu şartlar altında önümüzdeki

sezon Fenerbahçe ile Galatasaray’ın

Şampiyonlar Ligi finalinde karşılaşmaları

ihtimaliyle aynı.

@Mehmetlafci92 Real Madrid’in Barcelona’ya

göre işi biraz daha kolay. Ancak tur çok zor

olacaktır. Barcelona’nın ki %20, Madrid’in ki

%40

@ekonomisthis Barcelona’nın %5, Real

Madrid’in ise %20 gibi küçük de olsa bir şansı

var hala.

@ofsayttaktigi Real Madrid, Mönchengladbach

ve Köln dönüşleri yapmıştı, yine yapabilir ama

Barcelona’ya şans vermiyorum.

@erselinho Barcelona’nın finale çıkma şansı

az da olsa bence var. Real Madrid ise finale

çıkamaz.

@nrcnz19 Barcelona’nın şansı hiç yok da Real

Madrid, Real Madridliğini yapsın diye umut

ediyoruz.

@cemakdogan Barcelona imkansız ama Real

Madrid bir ihtimal sürpriz yapabilir. Tıpkı

1985/86 sezonunda B.Mönchengladbah

maçında olduğu gibi.

@cartmanez1907 Barcelona %5, Madrid %20.

3-0 Barnabeu’da zor olsa da imkansız değil.

Barcelona için artık çok geç.


Avrupa Ligi

HF

#

79

Alper Öcal

KOCAMAN

CESARET

Maça büyük oranda hakimiyet

kuran Fenerbahçe, 3 topu

direkten dönmesine ve bir de

penaltı kaçırmasına rağmen

Benfica’ya sahayı dar etti ve ilk

ayağı kazandı.

Jorge Jesus yaklaşık 6 ay önce Nyon’da

düzenlenen UEFA Elit Teknik Direktörler

Forumu’nda şöyle demişti.

“Spesifik bir alanda egemenlik arayan takımlar,

en etkili takımlardır.”

Benfica için söz konusu alan, yine kendi

deyimiyle ne hücum ne savunma ne de toptu.

Gol pozisyonu sayısını maksimuma çıkarmaktı.

Aykut Kocaman bu demeçleri bilmiyorduysa

bile Benfica’yı ve Jorge Jesus’un ideasının

sahadaki yansımasını çok iyi çalışmıştı. BATE,

Plzen, Lazio gibi bir oyunda uzmanlaşmış

takımlardan farklı olarak; çeşitli oyun

anlayışlarını direkt, çabuk çoğalan ve

tempolu karakteristikleriyle birleştirerek 38

maç yenilmeyen ve Ekim 2012’de oynanan

Barcelona maçından beri oynadığı istisnasız

her maçta gol atan Benfica, dün Kadıköy’de

oynadığı 90 dakikada gol bulamadı. UEFA’nın

maç merkezindeki verilere göre de sıfır net

pozisyonu vardı.

Jorge Jesus’un maç sonu demecinde bu

sezon çok az maç oynayan Aimar’ı sırf

gol için Fenerbahçe karşısında kullandığı

hatırlandığında, bu görüntünün anlamı daha da

büyüyor.

Benfica’yı bu kadar pasif hale sokan,

Fenerbahçe’yi klasiğini dışında bir maç planıyla

Benfica karşısına süren Aykut Kocaman’dı.

Askeri tören havasında, kaleciden başlayan,

düşük tempolu kısa pas oyunu Fenerbahçe’nin

bir nevi imzasıydı. Öyle ki, Aykut Kocaman

neredeyse her maçta hatalı geri pasıyla rakibi

pozisyona sokan Bekir’i çok defa maç sonu

demeçlerinde korumuş ve bunun takımın

amentüsü olduğunu açık açık söyleyerek

alışkanlık oluşana dek düzende ısrarcı olacağını

belirtmişti.

Fenerbahçe bu kez kaledeki Volkan’dan

başlayarak uzun sayılabilecek menzilde

paslarla, hızlı ve direkt bir anlayışı tercih etti.

Geride alan savunmasıyla beklemektense,


Avrupa Ligi

HF

#

79

seken toplara pres yaptı. Topu kazanana kadar

aynı agresiflikte ve süreklilikte baskıya devam

etti.

Benfica’nın 3 gün önce, derbide Sporting

Lizbon’a attığı 2. Golde bu presi delebilecek

pas kalitesi ortadayken ve 3 yıldır vasat

Anadolu takımlarına karşı bile bu anlayış

denenmemişken yapılan istisna çok cesurcaydı.

Kusursuz yerleşim

Sarı-lacivertliler topa baskı yaparken, Kuyt

başta olağanüstü bir enerji sarfıyla, mükemmel

yardımlaşarak kompakt kalmayı başardılar.

Hücumda sürekli gezen Sow, savunmada sol

kulvarı bir an bile boş bırakmadı. Webo ilk

topları kullanan Matic’i rahatsız etti.

Topun çok hızlı yön değiştirdiği böyle bir maçta,

bu performans ve son 10 dakika hariç maç

geneline yayılan istikrar şaşırtıcıydı. Sezon

başından beri tartışılan ancak Valencia’da alan

oyununa seviye atlatan Mehmet Topal’ın, orta

sahayı kaplayan varlığının da altını çizmek

gerek.

Fenerbahçe’nin sergilediği bu karakter sadece

kendi oyununu yükseltmedi; Benfica’nın

rahat top kullanmasını, hatlarının birbirine

yakınlaşmasını ve hücumda çoğalmasını da

engelledi. Matic’in merkezdeki asıl partneri

olan Enzo Perez’in yokluğunda oynayan

Gomes ve Gaitan’ın yerine tercih edilen Aimar

paralelde değil dikeyde tek hat üzerinde kaldı.

Fenerbahçe üçlü arasındaki pas kanallarını çok

iyi kapattı ve Benfica’yı Maxi Pereira üzerinden

oyun kurmaya itti. Doğaçlamaya kalan konuk

ekibin hücumlarında sivrilmesi beklenen Salvio,

Ola john, Aimar gibi top taşıyıcılar da dar alana

hapsoldukları ve sürekli kademe gördükleri için

driplinglerinden sonuç alamadı.

Zafere sağdan uçulur

Benfica’yı durduran Fenerbahçe oyunun

hücum tarafında da istediğini yapan takımdı.

Jorge Jesus’un bahsettiği spesifik alanda

egemenliğin temsilcimizdeki karşılığı sağ

kenar hücumları. Zenit’ten sonra turnuvadaki

takımlar arasında % 42’lik oranla sağ kanat

kullanımı en yoğun olan temsilcimiz, Gökhan –


Avrupa Ligi

HF

#

79

Meireles ve Kuyt temelinde olgunlaşan klasik

hücumlarını Benfica karşısında da sergiledi.

4-2-3-1’de sol merkez oynayan Matic’in

sürekli savunma arasına girmesi, sağ içe kat

eden Kuyt’a santrfor oyunlarını o bölgede

sergilemesi için tüm imkânı verdi. Sol açık

Ola John’un da derin oynamasıyla Gökhan

rahatlıkla santra paraleline dek çıktı.

Geçen sayıda Benfica’yı anlatan Emre

Özcan’ın da belirttiği üzere, Jorge Jesus’un

denge gereken maçlarda sol bek Melgarejo’yu

daha defansif rolde tercih etmesi de Aykut

Kocaman’ın ekmeğine yağ sürdü şüphesiz.

17. ve 18. Dakikalarda Sow ile yakalanan iki

pozisyon ve 45+1’de kazanılan penaltı sağ

kenar hücumlarının sonucuydu.

İkinci yarıda da aynı görüntü devam etti.

Fenerbahçe gol öncesinde de sağa çöktü. Atılan

üç taç atışının devamında kazanılan kornerde

direk insafa gelerek Fenerbahçe’ye Amsterdam

kapısını araladı.

Gökhan Gönül sadece hücumdaki

performansıyla değil, savunmada kazandığı 10

topla da kariyer maçlarından biri oynadı ve yarı

finalin ilk ayağına damgayı vurdu.

Sonuç

Fenerbahçe gruplardan sonra turların ilk ayak

maçlarında gol yememe geleneğini sürdürdü

ve Lizbon’a çok avantajlı bir skorla gidiliyor.

Amsterdam artık maksimum 120 dakika

mesafede.

Benfica karşısında oynanan oyun topa sahip

olma, pas sayısı, şut, saha kullanımı vb.

göstergelerde dominant değildi belki, ama

her şey plana göre işledi. Fenerbahçe kendi

anlayışını rakibine dikte etti. Yıkıcı bir etkiye

sahip Gençlerbirliği maçının ardından, üstelik

maç içinde penaltı da kaçmışken sergilenen bu

karakter takdire şayandı.

Bu silkinişle birlikte; Aykut Kocaman’ın kalitesi

gitgide yükselen ve her biri farklı tarzda uzman

rakiplere karşı ayrı ayrı reaksiyon verebilen

ve başka bir oyuna zorlayabilen bir takım

yaratması, Kuyt’ın maç sonu demecinde ne

kadar haklı olduğunu gösteriyor.


HF

#

79

GELiYORLAR!

Bu 10 isme dikkat edin, çünkü onlar önümüzdeki sezon Süper Lig’e

damga vuracak ve kısa zaman sonra A Milli Takım’ın değişmezi

olacaklar. Acaba en iyisi kim?

Milli Takım hüsranda, Süper Lig’deki yabancı

sayısına ilişkin tartışmalar bugünlerde bir kez

daha masada. 2014 Dünya Kupası’na gidiş

yolumuz karla kaplı, buna karşılık Avrupa’da

mücadele eden başat takımlarımız katıldıkları

turnuvalarda son 8’i görmeyi başardılar. İşler

tezat. Bir taraf erirken, öbür yanda hakiki birer

başarının mutluluğu yaşanıyor.

Eninde sonunda ‘iyi bir ekip/nesil yakalama’

önermesinde tıkanan söz konusu tartışmalar,

şimdilerde şampiyonluk yarışının debdebesinin

arkasında kaldı. Yeniden gündeme gelmesi

için sezonun bitmesi gerek, üstelik bu yaz

ülkemizde düzenlenecek olan bir gençler

şampiyonası da var. U-20 Dünya Kupası

organizasyonunun arifesinde geçmişe göre

çok da farklı şeyler yapılmamış olmasına

karşın umut ediyoruz: “Bakalım bu seferki

‘yeni çocuklar’ ne kadar iyi?” diye birbirimize

soruyoruz.

Her ne kadar ülkemiz futbol ortamındaki Milli

Takım tartışmaları antrenör odaklı, yabancı

– yerli meselesindeki kamplaşma yüzeysel

olsa da biz, dergimizin 74. sayısında büyük

resme bakarak temel problemi tespit etmeye

çalışmıştık. A Milli düzeyde olduğu kadar alt

yaş kategorilerinde de Almanya, Hollanda,

Fransa gibi gurbetçilerin yoğun olarak yaşadığı

ülkelerden seçilen futbolculardan neredeyse

çoğunluğu oluşturmaya yaklaştığını derli toplu

biçimde göstermeye, var olan yetersizliğin

altını çizmeye çalışmıştık. Yaşanan hüsranların

arka planında yalnızca nitelik olarak değil,

nicelik yönüyle de futbolcu yetiştirememenin

yattığından dem vurmuştuk.

Fakat bir de eşiği aşmayı başaranlar, kendi

şansını yaratanlar var. Henüz hiçbiri A Milli

Takım’ın düzenli oyuncusu olmayan, ama

kendilerini bir kez daha aştıklarında formayı

kapma ihtimali olanlar var. Kimisi gümbür

gümbür geliyor, bazısı kaybettiği yılları geri

kazanmanın peşinde. Ortaklaştıkları nokta

ise Milli Takım’ın 2016 Dünya Kupası hedefi

doğrultusunda aynı takım içerisinde yer alma

ihtimalleri.

Hemen her biri hâlihazırda mevkilerinde

ışıldıyorlar, ancak bizim kararımız geleceklerine

dair kehanette bulunmaktan yana oldu.

İleride futbolumuza vuracakları damganın

büyüklüğüne göre 10’dan geriye sayacağız. İşte

karşınızda Süper Lig’in gelecekten gelenleri…

Türkiye GELECEKTEN


Türkiye

HF

#

79

10

9

Soner Aydoğdu

Gençlerbirliği altyapısının Türk futboluna

son yıllarda kazandırdığı en heyecan

verici oyunculardan olan Soner Aydoğdu,

Trabzonspor’da devam ettirdiği kariyerinde

şu anda çok daha ileride olabilirdi. Kusursuz

tekniği ve üst düzey oyun görüşüyle

Gençlerbirliği’nde hücumları yöneten Soner,

bordo-mavili ekibin geçirdiği zor dönem

yüzünden forma şansı bulmakta zorlandı.

İyi bir sistem içerisinde yönetici rolünü

üstlenebilecek olan Soner’in bu sezon

yaşadığı sakatlıklar gelişimini sekteye

uğrattı. Forma şansı bulduğu maçlarda

kalitesini ortaya koysa da fizik olarak

henüz istenen seviyede değil. Kulübündeki

ilk yılında yaşadığı şanssızlıklar Soner’i

yıldırmazsa Türk futboluna birkaç sezon

içinde damgasını vurabilir. 2008’de

Trabzonspor’a gelen Selçuk İnan’ın gösterdiği

gelişim, Soner’e örnek olacak nitelikte.

RAFET ERYILMAZ

Şener Özbayraklı

Devre arasında geldiği Bursaspor’da formayı

kapan 1990 doğumlu Şener, top tekniği

ve oyun temposuyla fark yaratıyor. Sağ

çizgiyi boylu boyunca kullanabiliyor ve aynı

zamanda güven veren, kaliteli bir savunmacı.

Polatlı Buğsaşspor’dan hocası Önder Özen’in

de öngördüğü ve onayladığı üzere eksiklerini

kapatırsa rahatlıkla milli takıma yükselecek

bir oyuncu. U-18’den sonra hiçbir kategoride

davet almayan Şener, belli ki ansızın iki lig

birden yükselmesine aldırmayıp kendisini

nasıl olup da kolayca Bursaspor’un kaliteli

kadrosunun bir parçası haline getirdiyse,

A Milli Takım’a da benzer şekilde entegre

olacak. Karşısında Gökhan Gönül gibi sağlam

bir rakip olsa da Şener’in önünde daha uzun

bir yol var. SALİH DEMİRCİ

Büyük takım başarısı 8,00

Avrupa başarısı 6,50

Milli takım başarısı 6,50

Potansiyel 7,00

Ortalama 7,00

Büyük takım başarısı 8,00

Avrupa başarısı 6,50

Milli takım başarısı 6,75

Potansiyel 7,00

Ortalama 7,06


Türkiye

HF

#

79

8

7

Okay Yokuşlu

Altay’ın Türk futboluna armağan ettiği Okay

Yokuşlu, sadece fiziki yapısıyla bile değeri

‘milyon hesabıyla’ başlayacak bir orta saha…

Ancak o, kendisini bir orta saha için fazlasıyla

donanımlı kılacak daha birçok özelliğe sahip.

En başta o rahatlıkla adam eksilten yumuşak

bilekleri… Ve ‘yetenek girişimleri’ sonrasında

kendisini doğru pasa yönlendirecek bir oyun

zekası… Görünürde ‘eksiksiz’ olan Okay,

bunu sahada etkin kullanması adına belki

biraz daha çabukluk ve oyun içi devamlılık

kazanmalı. Süre aldığı her maçtan sonra,

‘bunun üzerine ne koyarım’ diye düşünmeli…

Öyle olacak olursa, önemli bir eşiği atlamış

olur ve bugün televizyondan izlediği Avrupa

devleri için kaçınılmaz bir fırsata dönüşür.

MUSTAFA DEMİRTAŞ

İsmail Köybaşı

Beşiktaş’ın 1989 doğumlu sol bekinin

aslında bu listede işi yoktu ya da olmaması

gerekiyordu. Halihazırda 21 kez A Milli

formayı giyen İsmail, iyileşme sürecinde

tekrarlayan diz sakatlığından ötürü 11 aydır

futboldan uzak. Top tekniği, oyun temposu

ve gösterdiği gelişim ile ligimizin has

oyuncularından biriyken yaşadığı talihsizlik,

onun hızlı kariyer gelişimine sert bir fren

yaptırdı. Zaman onun için epeydir geriye

doğru işliyor.

Ancak olur da her şey yolunda giderse ve

İsmail güçlüklerin üstesinden gelirse Avrupa

kulüplerinin onun için nabız yoklaması

sürpriz olmaz. Kıtlık yaşanan bir mevkiinin

oyuncusu olması da cabası; hem Beşiktaş,

hem de Milli Takım onun dönüşünü dört

gözle bekliyor. MUSTAFA DEMİRTAŞ

Büyük takım başarısı 7,25

Avrupa başarısı 7,25

Milli takım başarısı 5,75

Potansiyel 8,25

Ortalama 7,12

Büyük takım başarısı 8,25

Avrupa başarısı 5,75

Milli takım başarısı 8,50

Potansiyel 6,00

Ortalama 7,12


Türkiye

HF

#

79

6

5

Onur Kıvrak

Henüz genç yaşta Karşıyaka’da kendini

gösteren ve genç milli takımlarda aldığı

görevlerle dikkat çeken Onur Kıvrak,

Trabzonspor’da oynadığı oyunla yeteneklerini

hemen herkese kanıtlamış durumda. Birebir

pozisyonlarda dünya çapında refleksleri

ve açı kapama becerisiyle birçok net gol

pozisyonunu çıkarmayı başarabilen Onur,

fiziksel olarak daha fit hale gelmesi ve

oynamayı sürdürmesi halinde birkaç yıl içinde

A Milli Takım’ın bir numaralı kalecisi olma

yolunda Volkan Demirel’i geride bırakacak

gibi görünüyor. Henüz 1988 doğumlu bir

kaleci olarak önünde 10 seneyi aşkın bir üst

düzey kariyere sahip olabilecek Onur, Türk

futbolunda ağırlığını gün geçtikçe artıracak

isimlerden birisi olacak gibi görünüyor.

UĞUR KARAKULLUKÇU

Mustafa Pektemek

Beşiktaş’ın yetenekleri şanssızlığından

da büyük golcüsü Mustafa Pektemek,

memleketimizde eşine pek de kolay

rastlanılmayacak stilde bir santrfordur. Öyle

ki Fransızların ‘sahte 9’ diye tabir ettiği, orta

sahaya kadar yaklaşıp sürekli oyunun içinde

olan, pas dağıtımında, atak gelişiminde

ciddi katkılar sağlayan; aynı zamanda o

atakları gol vuruşu ve sezgileriyle ‘bitiren’

bir oyuncu tanımına uygundur. Bu tanım,

Avrupa liglerinde oldukça değerli kılınacak

bir santrfor yapısını anlatmakla birlikte,

ülkemizde en çok da Mustafa Pektemek’in

oyun yapısına oturmaktadır. Hatta o müthiş

potansiyelinin ortaya çıkma ihtimali,

Avrupa’da çok daha fazladır aslında… O

‘oyunbozan çapraz bağları’ biraz müsaade

edecek olursa; bunu çok yakın zamanda

kanıtlayacaktır. MUSTAFA DEMİRTAŞ

Büyük takım başarısı 9,00

Avrupa başarısı 7,75

Milli takım başarısı 8,00

Potansiyel 5,50

Ortalama 7,56

Büyük takım başarısı 8,25

Avrupa başarısı 7,25

Milli takım başarısı 7,50

Potansiyel 7,25

Ortalama 7,56


Türkiye

HF

#

79

Büyük takım başarısı 8,75

Avrupa başarısı 7,00

Milli takım başarısı 8,00

Potansiyel 6,75

Ortalama 7,62

4

Alper Potuk

Kurulduğu günden bu yana altyapısından

yetiştirdiği oyuncularla başarı elde etmeye

alışkın olan Eskişehirspor’da 2009’dan bu

yana A takımda oynayan Alper Potuk, göz

kamaştırıyor. Oynadığı ilk maçtan itibaren

gelişmeyi sürdüren 1991 doğumlu oyuncu, bu

sezon oynadığı futbolla ülke genelinde ‘bu

çocuk olmuş’ havasını estirmeyi başardı.

Alper, Eskişehirspor’da forma giymeye

başladığı dönemde genç oyunculara özgü

enerjisinin yanı sıra hücumlara yön verecek

pas yeteneklerini de sergilemeyi başarmıştı.

Bu sayede genç yaşına rağmen takımın

saha içindeki liderlerinden birine dönüşmeyi

kolayca başardı. Özellikle Ersun Yanal’ın

göreve gelişiyle oyun zekasını daha rahat

yansıtabileceği bir ortam buldu.

Altyapınızdan sıradışı özelliklere sahip bir

oyuncu çıktığında elbette heyecanlanırsınız.

Alper’in fizik durumu, top tekniği ve olgun

futbol anlayışı onun üst düzey bir oyuncu

olmasına yardımcı olacaktır. Savunmada

top çalma konusunda hiç de fena değil.

Ama sıradan bir ön libero olarak onu

tanımlamamız da mümkün değil. Hücumları

yöneten ve öldürücü ara paslar atan bir

oyuncu olabiliyor. Ama 10 numara mevkisi

için ideal olduğunu söyleyemeyiz. Alper’in

portföyünde bu mevkilere dair her şey

gerektiği kadar mevcut.

Basketbolda skor üreten, hücum setlerini

yöneten ve savunmada rakiplerine zor anlar

yaşatan guard oyuncuları için ‘combo-guard’

ifadesi kullanılır. Alper de çok farklı şeyleri

üst düzey yapabildiği için futbolun ‘comboguard’larından

biri olmayı başarıyor. Milli

takım formasıyla Macaristan karşısında

yaptıklarıyla Avrupa futboluna hakim olan

çift yönlü orta saha oyuncusu tanımına ne

kadar uygun olduğunu gösterdi.

Eskişehirspor’un iki sezondur uyguladığı

4-5-1 dizilişinde ortadaki beşlinin her

yerinde oynayabilecek bir oyuncu Alper.

Bu sayede teknik direktörünün ve takım

arkadaşlarının işini bir hayli kolaylaştırıyor.

Etrafına bir sistem inşa edilmesine olanak

sağlıyor. Oyunun sıkıştığı anlarda tabelayı

değiştirecek hareketi yaparken; skoru

korumaları gereken anlarda da orta saha

direncini artıracak mücadeleyi veriyor. Yıllar

sonra Avrupa’da boy gösteren Eskişehirspor

kadrosunun önemli bir parçası olan Alper,

milli takımda da kalıcı olmayı başarabilirse

adını Fethi Heper, Nihat Atacan ve Ender

Konca gibi Eskişehirli efsanelerin arasına

yazdırabilir. RAFET ERYILMAZ


Türkiye

HF

#

79

Büyük takım başarısı 9,50

Avrupa başarısı 6,75

Milli takım başarısı 8,75

Potansiyel 6,50

Ortalama 7,87

3

Semih Kaya

Türkiye’de kayıp yetenek denince birçok

isim akla gelir ama kayıplardan geri dönen

ve ülke futbolunun zirvesinde kendine bir

şans yaratan oyuncu sayısı az. Çağlar Birinci

transferinde Denizlispor’a bonservisiyle

verilmesi gündeme gelen Semih’in ortalama

bir sporcunun kariyerini bitirebilecek ikisi

diz, biri beyin ameliyatı olmak üzere üç

ciddi badireyi atlattıktan sonra sarı-kırmızılı

formaya dönüşü muhteşem oldu. Üst üste

ikinci şampiyonluk yolunda önemli bir

adım atan ve Şampiyonlar Ligi’nde çeyrek

final gören Galatasaray’da ilk 11 oyuncusu

haline gelen, A Milli Takım’a kadar yükselen

Semih Kaya, zaman zaman bireysel hataları

sebebiyle eleştirilse de birçok önemli maçta

ortaya koyduğu başarılı performans ve

istikrarla takdir toplamayı da sürdürüyor.

Özellikle kendisini yönlendiren bir partnerle

oynadığında daha iyi katkı veren Semih,

topa ilk müdahaleleri iyi olmasına karşın

tek hamleli bir savunmacı görünümünde.

Buna karşın Türkiye’de yetişmiş birçok

savunmacıya göre çok daha yumuşak

bir bileğe ve iyi bir pas yetisine sahip. 15

yaşında adım attığı Galatasaray’da önce

hayati tehlikesi de olan bir beyin ameliyatı

geçirmek zorunda kalan ve ardından iki farklı

dizinde iki ciddi sakatlık sebebiyle eğitimini

tamamlayacağı ve gelişim kaydedeceği

süreyi kaybeden Semih, ardından verimsiz

kiralık dönemleri geçirince 20 yaşına kadar

kaydadeğer bir kariyer başlangıcı yapamadı.

Halbuki 17 yaşında Feldkamp’ın dikkatini

çeken ve ilk 11 için düşünüldüğü bizzat

Alman hoca tarafından açıklanan Semih’in

Galatasaray kariyeri talihsiz sakatlığı

sebebiyle gecikmeli başladı. Kartalspor

haricindeki deneyimlerinde de istikrarlı süre

bulamayan genç stoperin Galatasaray’da

geçirdiği iki sezon hala onun için bir öğrenme

sürecinin bir parçası. Fakat özellikle 17-20

yaş arasındaki değerli yılları kaybetmesinin

etkileri daha iyi olabilecek fundementalinin

eksik kalmasına yol açtığı da açık. Buna

karşın tecrübelendikçe eksiklerini daha kolay

kapatmayı öğrenebileceğini de unutmamak

gerek. Semih hiç şüphesiz Türk futbolunun

geleceğinde yer sahibi oyunculardan biri.

UĞUR KARAKULLUKÇU


Türkiye

HF

#

79

Büyük takım başarısı 9,25

Avrupa başarısı 8,25

Milli takım başarısı 8,50

Potansiyel 8,75

Ortalama 8,68

2

Oğuzhan Özyakup

Beşiktaş, pek fazla beklentisi olmadığı

sezonun bir bölümünde zirveye oynayan,

hatta ligin en lezzet veren takımına

dönüşmüştü. O dönüşümü sağlayan

kelebek etkisi ise, Arsenal’in eski ‘Yeni

Fabregas’ının artık takıma girmiş olmasıydı.

O hep söylenen, ‘futbolcuya forma

verilmez, formayı alır!’ tezini doğrular

gibiydi Oğuzhan. Hocasının ondan pek de

emin olduğu söylenemezdi, ancak ilk kez 11

çıktığı Trabzonspor maçından itibaren öyle

bir damga vuruyordu ki; bir sonraki maçta

11’deki yerini, bir maç önceden ayırtıyordu.

Yeteneklerinin, AZ Alkmaar, Arsenal gibi

altyapı fabrikalarında işlendiği her halinden

belli olan Oğuzhan’ın en büyük farkı; kısaca

‘oyun görüşü’ diye tabir edilen, daha topu

almadan önce ne yapacağını biliyor olması...

Belki kaleye yakın bölgelerde gereksiz

zorlamalar yapsa da, özellikle orta sahanın

merkezinde aldığı toplarda çoğunlukla doğru

karar verip, başarıyla uyguluyor. Arsene

Wenger’in tedrisatından çıkmış bir orta

sahadan aksi de beklenemezdi zira…

Oğuzhan, gerektiğinde pas oyunuyla

tempoyu düşüren ya da düşük tempoya

uyum gösteren, gerektiğinde de takımının

atak gelişimini hızlandıran, topun kaleye kısa

yoldan götürülmesini sağlayan bir oyuncuya

dönüşebiliyor. Her oyun sistemine ayak

uyduruşu, onu farklı kılan bir diğer önemli

özelliği. Bu sebeple, biraz güçlenip - ki bunda

kasıt Fernandes’te olduğu gibi Spartacus

dizisine koysan sırıtmayacak kadar değil.

Çünkü o durum, akıcı oyununu etkiler- biraz

da devamlılık kazanınca, tekrardan Avrupa

sahalarına dönüş yapmaması için hiçbir

nedeni kalmayacak.

Zaten Beşiktaş için bu sezonun en büyük

kazanımı ve gelecek sezon planlarında

yazılacak ilk isim olacaktır. Taktik bilgisine,

doğuştan kazanılmış harika bir tekniğe,

sürekli oyunun içinde gözükecek kadar

futbol oynama iştahına sahip olan Oğuzhan,

Türkiye A Milli Futbol Takımı için de umut

dolu bir gelecek demektir aynı zamanda.

Her ne kadar orta saha bölgesi ülkemizde

yeterince zengin görünse de; onun gibi her

planın bir parçası olabilecek ‘çok yönlü’

bir oyuncuya, her zaman ihtiyaç vardır.

MUSTAFA DEMİRTAŞ


Türkiye

HF

#

79

1

Salih Uçan

Salih Uçan, savunma önünden santrfor

arkasına kadar orta sahanın merkezindeki

her rolü oynayabilecek kusursuz bir atletik

çatıya, tekniğe ve pozisyon bilgisine sahip.

İki ayağını da etkili kullanabiliyor. Futbol

temeline eklediği ve taktik olarak Türkiye’de

pek çok orta saha oyuncusunda olmayan

pas alma becerisi, topla ya da topsuz yaptığı

katlar, dinamizmi ve çevre kontrolü onu

sahada ışıl ışıl parlatıyor.

Salih, teknik, takik ve atletik becerilerinin

yanı sıra Avrupa’da elit kulüplerde

tutunmasını sağlayacak mental kapasiteye

de sahip.

Fenerbahçe’de ilk kez forma giydiği

Antalyaspor maçında, 18 dışından attığı

savunmadan dönen şutun devamında kendi

kalesine gol olmasıyla hem sosyal hem

de ana akım medyada neredeyse çarmıha

gerilen ve 7 hafta kadroya giremeyen Salih

küsmedi. Sabırla çalışarak bekledi. Meyvesini

de yine bir Antalyaspor maçında, Fenerbahçe

formasıyla ilk kez 90 dakika sahada kaldığı

maçta ceza sahası dışından attığı nefis golle

aldı. Takımına 3 puanı kazandırdı.

Büyük takım başarısı 9,57

Avrupa başarısı 8,42

Milli takım başarısı 8,85

Potansiyel 9,71

Ortalama 9,13

O şutun arkasında sadece boş bir özgüven

yoktu şüphesiz. Oyununa eleştirel

bakabilecek mental vizyon ve eksiklerini

giderecek çalışkanlık vardı. Salih Uçan

antrenmanlardan sonra belki de en göze

batan eksiği olan şut çalışmasını ihmal

etmiyor ve salonda üst vücudunu geliştiriyor.

Bucaspor’da Jebrin’in ayrılmasıyla rotasyona

giren ve süresi artan Salih’in Fenerbahçe

kariyerinde yolunun açılması, dolaylı da

olsa Alex’in gidişine bağlanabilir. Heykeli

dikilen ve gidiş şekli herkesin içinde yara

olan bir efsanenin ardından sempatiyle

bakılabilecek belki de tek profil henüz 20

yaşına basmamış, genç bir yetenekti.

Salih, gerek karakteri gerek sahada vaad

ettikleriyle Fenerbahçe ve Türk futbolunun

yeni yıldızı olmaya aday. Şu an kadro

yapısından ötürü santrfor arkasında

kullanılmasına rağmen, saf bir 8 numara

rolünde kariyerini daha ileriye taşıyabilir.

Türkiye’de düzenlenecek FIFA 20 Yaş Altı

Dünya Kupası ve gelecek sezon muhtemelen

boy göstereceği Şampiyonlar Ligi önündeki

en büyük fırsat. ALPER ÖCAL


Türkiye

HF

#

79

KILPAYI KAÇIRANLAR

Salih Dursun

Sakaryaspor’da stoper olarak sivrilen ve

Kayserispor’a transfer olan Salih, 2012

Toulon Turnuvası’nda final oynayan

takımda gösterdiği performansla yarattığı

beklentinin hakkını verdi. Özellikle Prosinecki

döneminde sağ bekte düzenli forma giymeye

başlayan Salih, güçlü fiziği, enerjisi ve çok

yönlülüğüyle birçok takımın da ilgisini çekmiş

görünüyor. İleride A milli takımda oynama

şansı var.

Emrah Başsan

Pendikspor’dan Antalyaspor’a geçtikten

sonra fuleli oyunu, top sürme becerisi ve

zaman zaman attığı etkili şutlarla dikkat

çeken Emrah, Türkiye U-21 Milli Takımı’nda

da düzenli oynayan isimlerden biri olmayı

başarmıştı. Geçen sezon verimli bir yedek

olan 92 doğumlu Emrah, her ne kadar bu

sezon istediği aşamayı kaydedemese de iyi

bir potansiyele sahip. Özel hayatıyla ilgili

eleştiriler alması ise geleceği hakkında şüphe

yaratan detaylardan.

Muhammet Demir

Bu sezon dizinden ağır bir sakatlık geçirmese

belki de kendini Süper Lig’in kaliteli

golcülerinden birisi olarak ispat edecek olan

Muhammet Demir, çalışkan ve fundementali

çok güçlü bir oyuncu. Genç yaşlardan itibaren

milli takımlarda kaptanlık yapan, lider

kişilikli bir oyuncu olan Muhammet, fiziğini

kullanışı ve ince gol vuruşlarıyla kendisine

örnek aldığı Fatih Tekke’nin veliahtı olabilir.


Türkiye

HF

#

79

BiZi UTANDIRIN!

Cenk Tosun

Galatasaray’a ‘ha gitti ha gidecek’ denen

Cenk Tosun’un transferi sarı-kırmızılı

kulübe gerçekleşmiyor, genç oyuncu

Gaziantepspor’un yolunu tuttuyordu.

Kaderin bir cilvesi olsa gerek Antep’teki ilk

maçında da Galatasaray’a 2 gol birden attı ve

birileri fena utandı. O muhteşem geçen yarım

devre sonrasında sakatlıkların da payıyla 1991

doğumlu oyuncunun istikrarlı gelişimi durdu.

Hamurunda pozisyonu koklayan, gol vuruşu

olan Cenk kendini fizik olarak geliştirir ve

o eski havasını yakalarsa tekrar İstanbul

yolunu ve milli takımın değişilmezi olmayı

gerçekleştirebilir.

Necip Uysal

Ertuğrul Sağlam’ın A takıma almasıyla

heyecanlandıran, Mustafa Denizli’nin formayı

yavaş yavaş vermesiyle umutlandıran,

Schuster’in devamlı oynatmasıyla ‘bu

çocuk olacak’ denilen Necip Uysal, artık

Beşiktaş’ın daimi oyuncularından. Fakat bir

şeyler eksik! Kesinlikle çok efendi, disiplinli

ve hocasının dediklerini sahada yapmaya

çalışan bir profesyonel. Ama Necip artık

heyecanlandırmıyor. İlk senesindeki sürpriz

ileriye çıkışları, altyapıda attığı jeneriklik

goller ve kendisine yakıştırılan Lampard

benzetmesinin şu sıra maalesef uzağında.

Artun Akçakın

Henüz 20 yaşında olsa da açıkçası Artun’dan

bizim beklentilerimiz çok daha fazlaydı.

İki yıldır alt lig de olsa Hacettepe’de forma

giyen 1993 doğumlu oyuncu, geçtiğimiz

sezon tam 24 gol atarak Gençlerbirliği’ne

geldi. Dolayısıyla beklentiler onun için biraz

yüksekti. Elbette Süper Lig’de 20 yaşındaki

bir oyuncunun çift haneli sayılarda gol

atmasını beklemek haksızlık olur. Lakin

Artun’un geliştirmesi gereken yönleri var.

Gol vuruşuna şüphemiz yok, zamanla da çok

daha iyi olacaktır ama daha hızlı düşünmesi,

daha çabuk hareket etmesi gerekiyor.


C

M

Y

CM

MY

CY

CMY

K

Acaip_VF_Smart2_210x297.ai 1 07.12.2012 20:43


Türkiye

HF

#

79

Rafet Baran Eryılmaz

“ŞURADAN Bi’

AVRUPA LiGi

UZATIR MISINIZ?”

Sezonun en kritik dört haftasında, 6 puanlık bantta sıralanan beş takım,

iki UEFA Avrupa Ligi bileti için ter dökecek. Kazananın büyük bir başarıya

ulaşacağı bu yarış, tüm futbolseverlerin ilgisini çekiyor.

Spor Toto Süper Lig’de 2012/13 sezonunun

heyecanı şampiyonluk ve kümede kalma

yarışlarıyla iyice yükselmiş durumda. Ancak

kalan dört haftalık bölümde son Avrupa bileti

için de ciddi bir savaş verileceği görülüyor. 6

puanlık bir banda sıkışan Beşiktaş, Bursaspor,

Kasımpaşa, Kayserispor ve Gençlerbirliği’nin

sezon sonunda UEFA Avrupa Ligi’ne giden

iki takımdan biri olmak için son şansları 34.

haftayı ilk dörtte tamamlamak olacak.

Bu yazıda bu beş ekibin yarıştaki avantajlarını,

dezavantajlarını ve Avrupa bileti almaları

halinde neler yapabileceklerini masaya

yatırıyoruz. Beşiktaş belki diğer ekiplere göre

Avrupa tecrübesi daha yüksek ancak özellikle

son dönemde Anadolu’dan Avrupa kupalarında

ses getiren bir ekip çıkmadı. Avrupa Ligi vizesini

kim alırsa alsın Türk futbolunun 2000’lerin

başında yakaladığı yükselişte ses getiren

Denizlispor, Gençlerbirliği ve Gaziantepspor

kadrolarının yakaladığı başarıları yakalaması en

büyük dileğimiz.


Türkiye

HF

#

79

BURSASPOR

Avantajları

Yeşil-beyazlı ekip, sezon içinde yaşadığı

teknik direktör değişiminin ardından daha

istikrarlı bir görüntü çizmeyi başardı. İç

sahada kolay kolay bileği bükülmeyen

Timsahların en büyük kozu ise rüya gibi bir

sezon geçiren Pablo Martin Batalla olacak.

Arjantinli oyuncu şimdiye kadar çıktığı 37

maçta 17 gol ve 18 asistlik bir katkı verdi.

Kalan dört maçta oyunun kilitlendiği anlarda

yetenekleriyle ön plana çıkması ve tek başına

Bursaspor’a puan ya da puanlar getirmesi

olası. Ayrıca Tuncay Şanlı, İbrahim Öztürk

ve Gökçek Vederson gibi Süper Lig deneyimi

yüksek oyuncular da kritik haftaları yeşilbeyazlıların

rahat geçirmesini sağlayabilirler.

Dezavantajları

Bursaspor için kalan dört maçın zorluk

derecesi rakiplerinin konumu nedeniyle bir

hayli yüksek olacak. İki maçlarını kümede

kalma adına kritik haftalar geçiren Orduspor

ve Akhisar Belediyespor’a karşı oynayacaklar.

Son iki haftadaki rakipleri ise sıralamada

yakın bulundukları Eskişehirspor ve

Gençlerbirliği olacak. İç sahadaki maçlarda

puan kaybetmeleri olası görünmüyor. Fakat

deplasman performansları dördüncülük

yarışında belirleyici olacak. Ankara ve Ordu

deplasmanlarından puanla dönmeleri

gerekiyor.

Giderlerse ne olur?

Şampiyon tamamladığı 2009/10 sezonundan

sonra düzenli olarak Avrupa kupalarında

mücadele eden Bursaspor, istikrar adına

kritik bir eşiği aşmak istiyor. 2013/14

sezonunda yeni stadyumuna geçmeye

hazırlanan yeşil-beyazlılar, Timsah Arena’ya

gelecek taraftarlarına Avrupa’nın devlerini

izletmek istiyorlar. Hikmet Karaman’ın

göreve geldiği günden bu yana yaptığı uzun

vadeli planlar vurgusu takımın Avrupa’ya

bileti almasıyla daha büyük anlam

kazanacak. Üstelik Şener Özbayraklı, Serdar

Aziz ve Okan Deniz gibi genç oyuncuların

gelişimleri de Avrupa sahnesine çıkmalarıyla

pekişecek. Geçen yıl Avrupa Ligi’nde

grupların kapısından dönen Bursaspor, bu

aşamayı da geçmeyi başarırsa kazandığı

şampiyonluğun tesadüf olmadığını kanıtlar.


Türkiye

HF

#

79

BEŞİKTAŞ

Avantajları

Siyah-beyazlı ekip, beklentilerin çok üstünde

bir futbol oynayarak başladığı sezonda

hiç istemediği bir konuma geldi. En büyük

avantajları UEFA Avrupa Ligi’ne katılmak

zorunda olmaları... Kalan dört maçta bunun

bilincinde hareket etmeleri gerekiyor.

Kalan dört maçın ikisinde Gençlerbirliği ve

Kayserispor’la karşılaşacaklar. Bu maçlara

iyi odaklanıp kazanırlarsa sezon başında

aldıkları puanların avantajını korurlar.

Dezavantajları

Nereden başlasak bilemiyoruz...

Kazanabilecekleri pek çok maçta şaşırtıcı

yenilgiler aldılar. Takım içindeki problemler

de sezon sonuna doğru iyice gün yüzüne

çıktı. Oyuncuların teknik adamla olan

ilişkisindeki sorunlar alınan sonuçları

etkiliyor.

Üstelik sakatlık sorunları nedeniyle gol

yollarında sıkıntı çekiyorlar. Kaliteli bir

golcünün neler yapabileceğini Theofanis

Gekas-Akhisar Belediyespor ve Dorge

Kouemaha-Gaziantepspor örneklerinde

rahatlıkla gördük. Ancak Almeida, Mustafa

Pektemek ve Niang’ın formsuzlukları

Beşiktaş taraftarınca endişeyle karşılanıyor.

Savunmada da Sivok ve İbrahim Toraman

gibi isimlerin sakatlıkları bellerini büküyor.

Kalan dört maçta biraz olsun rahatlamaları

kulüp doktorlarının çalışmalarına da bağlı.

Giderlerse ne olur?

Geçen sezon mali sıkıntıları nedeniyle

Avrupa’dan men edilen Beşiktaş,

önümüzdeki sezon yeni stadyumunun

inşasına başlamayı planlıyor. Bu durumda

kulübün Avrupa kupalarında oynayarak

elde edeceği gelirler kritik önem taşıyor.

Katılmaları halinde FEDA sloganıyla başlayan

kemer sıkma politikalarının son bulacağına

şüphe yok. Taraftarların da Avrupa

kupalarına katıldıkları bir sezonda takıma

olan ilgisi artacaktır. Avrupa Ligi potasında

yer alan kulüpler arasında bu bilete en acil

şekilde ihtiyaç duyan takım oldukları kesin.

Yaşadıkları sıkıntılara rağmen Avrupa Ligi’ne

katılırlarsa yollarına daha umutlu bir şekilde

devam edebilirler.


Türkiye

HF

#

79

KASIMPAŞA

Avantajları

Şota Arveladze yönetiminde taraflı tarafsız

herkesin sempatisini kazanan bir futbol

oynayan Kasımpaşa, dördüncülük yarışında

iç-dış dengesini en iyi kuran takım olarak

göze çarpıyor. Deplasmanda Beşiktaş ve

Bursaspor’u yenen lacivert-beyazlılar, iç

sahada da Galatasaray’ı devirerek dikkatleri

üzerine çekti. Hızlı hücumlarıyla rakiplerinin

başını döndüren Şota’nın öğrencileri,

bu haftaya kadar sadece 32 gol yiyerek

(Galatasaray ve Fenerbahçe’nin ardından en

az gol yiyen üçüncü takım) dengeli bir oyun

planına sahip olduklarını gösterdiler.

İstanbul ekibinin bir diğer avantajı ise

Fabian Ernst, Andreas Isaksson ve Senijad

Ibricic gibi deneyimli yabancıları kadrosunda

bulundurması. Kritik haftalarda bu

oyuncuların sahne alarak Paşa’ya puanlar

getirmesi olası.

Tabii 30 maçta 19 gol atarak krallığı zorlayan

Nijeryalı oyuncu Kalu Uche’nin performansını

da unutmamak gerekiyor. Kasımpaşa’nın

oynayacağı dört maçta Uche’nin atacağı

gollerle Avrupa’ya uçması muhtemel.

Dezavantajları

Kalan dört haftada Gençlerbirliği, Kayserispor

ve Eskişehirspor gibi sıralamadaki

rakipleriyle oynayacakları maçları avantaja

dönüştürememeleri halinde sıkıntı

yaşayacakları çok açık. Üstelik son haftada

İstanbul BŞB ile oynayacakları maç da rakibin

kümede kalma mücadelesi nedeniyle bir

hayli zorlu geçecek.

Öte yandan Şota’nın eğlenceli kimliği ve

göze hoş gelen futbollarıyla kazandıkları

sempatiye edecek laf yok. Ama zengin

sahipleri ve İstanbul takımı olmaları

nedeniyle Anadolu seyircisinin antipatisiyle

de karşılaşabilirler. Ligdeki ilk dört sıranın

da İstanbul takımlarına gitmesine razı

olmayacak Anadolulu rakipleri, kalan dört

maçta yollarına taş koymak için ellerinden

geleni yapacaklardır.

Giderlerse ne olur?

Sezon başında Ernst, Isaksson, ve Uche gibi

çok önemli yabancı transferlerinin altına

imza atan Kasımpaşa yönetimi, Avrupa Ligi

biletiyle maddi desteğini artıracaktır. Bunun

yanına kulübün İstanbul’da bulunması da

önemli isimlerin lacivert-beyazlı renklere

bağlanmasını kolaylaştıracaktır. Deneyimli

bir kadrosu bulunan Kasımpaşa, önümüzdeki

sezon Avrupa Ligi’nde mücadele etmesi

halinde beklentilerin ötesinde işler yaparak

rakiplerine zor anlar yaşatabilir.


Türkiye

HF

#

79

KAYSERiSPOR

Avantajları

Sezona yaptığı kötü başlangıcın ardından

Robert Prosinecki yönetiminde çıkışa geçen

kırmızı-beyazlılar, son haftaları Pablo

Mouche ve Bobo’nun golleriyle çok rahat

geçirdi. Kadrosundaki Kamil Ahmet Çörekçi,

Okay Yokuşlu ve Yener Arıca gibi genç

isimlerse Kayserispor’un mücadele gücünün

bir an bile düşmemesini sağlıyor. Prosinecki

sayesinde takım ruhunu yakalayan Erciyes

ekibi, Avrupa Ligi için şansını son haftaya

kadar taşıyacak güce sahip.

Dezavantajları

Kayserispor’un önündeki en büyük engel

zorlu fikstürü. Şampiyonluk mücadelesi

veren Fenerbahçe’nin yanı sıra doğrudan

rakipleri Beşiktaş ve Kasımpaşa ile

oynayacakları maçlar onları bir hayli

zorlayacaktır. Zira 30. haftaya kadar İstanbul

takımlarıyla oynadıkları maçlarda sadece

bir kez galip gelebildiler. Ayrıca bu üç maçın

yanı sıra Trabzonspor’u konuk edecekleri

maçın da zorluk derecesi yüksek olacaktır.

Aralarındaki son 10 maçta sadece bir kez

sahadan üç puanla ayrılabilen Kayserispor,

32. haftadaki kritik virajda takılırsa

dördüncülük yarışında geride kalabilir.

Giderlerse ne olur?

Açıkçası Kayserispor’un Avrupa’ya katılma

fikri tarafsız futbolseverleri, sarı-kırmızılı

renklere gönül verenlerden daha çok

heyecanlandırıyor. Başarılı transferler yapan

bir yönetime, futbol dünyasında saygın yeri

olan bir teknik adama ve gelecek vadeden

genç oyunculara rağmen şehir halkının

futbola olan ilgisi bir hayli düşük. Daha önce

iki farklı takımını da Avrupa’ya yollayan

Kayseri, şehir olarak Bursa, Eskişehir veya

Ankara’da yaşanan futbol heyecanını

yaşayamayacağınız bir şehir. Dördüncü

sırayı almaları halinde Kadir Has Stadı’nda

oynanacak Avrupa Ligi maçlarında tribünlerin

boş kalmasına şaşıracağımıza şüphe yok. Bu

isteksizliğin takımın gelişimine de ket vurma

ihtimali ne yazık ki bir hayli yüksek.


Türkiye

HF

#

79

GENÇLERBİRLİĞİ

Avantajları

Fuat Çapa’nın ikinci sezonunda Avrupa için

daha iddialı bir konuma gelen Alkaralar,

kadro istikrarı konusunda rakiplerinin bir

hayli önünde. Aykut Demir, Cem Can ve

Hurşut Meriç gibi kilit oyuncular uzun süredir

birlikte oynuyorlar. Bu sayede zorluk derecesi

yüksek maçlarda son ana kadar mücadele

etmeyi sürdürüyorlar.

Diğer bir avantajları ise devre arasında

takıma katılan Björn Vleminckx’in gösterdiği

sıradışı performans. Belçikalı santrfor, 11

maçta attığı 8 golle takımının ikinci yarıdaki

lokomotif ismi olmayı başardı. Bu dominant

performans sonrasında rakip savunmaların

dikkatini üzerine çeken Vleminckx, takım

arkadaşlarına daha fazla boş alan açılmasına

da yardımcı oldu.

Dezavantajları

Gençlerbirliği taraftarlarının bu sezon

yaşadıkları en büyük sıkıntı öne geçtikleri

maçta avantajlarını koruyamamaları oldu. 13

defa bir puana razı olarak bu alanda liderliği

elinde tutan Ankara ekibi, bu skorların büyük

çoğunluğunu öne geçtiği maçlarda aldı.

Gençlerbirliği son olarak Fenerbahçe’yi de

benzer şekilde 2-0 mağlup etmişti.

Buna paralel olarak Elazığspor,

Gaziantepspor ve Sivasspor maçlarında

kaçırdıkları puanları çok arayacakları kesin.

Bu üç maçta da berabere kalan Alkaralar, öne

geçmiş olsalardı, tam 6 puan fazla toplamış

olacaklardı.

Ayrıca fikstür konusundaki zorluk da onların

en büyük derdi. Son üç haftada Kasımpaşa,

Beşiktaş ve Bursaspor engellerini geçmeye

çalışacak olan Fuat Çapa’nın öğrencileri,

bu maçlarda da elde ettikleri avantajları

koruyamazlarsa Avrupa’ya bu sezon da el

sallamak durumunda kalabilirler.

Giderlerse ne olur?

Son olarak 2004-05 sezonunda Avrupa

arenasında boy gösteren Ankara ekibi,

bu hasrete son vermek istiyor. 2003-

04 sezonunda UEFA Kupası’nda verdiği

mücadeleyle bu satırların yazarı da dahil

olmak üzere pek çok çocuğun gönlüne

yerleşen Alkaralar, Fuat Çapa gibi Avrupa

kökenli bir teknik adamla çok daha

iyisini yapabilir. Son iki sezonda tarafsız

futbolseverlerin de dikkatle izlediği bir

takıma dönüşen Gençlerbirliği, tek takımla

Süper Lig’de temsil edilen Ankara’nın

sesini Avrupa’da bir kez daha duyuracak

potansiyele sahip. Belki de böylece

Türkiye’nin başkentini İstanbul zanneden

Avrupalı turistlerin sayısında da bir azalış

görülür!


Yunanistan

HF

#

79

İsmail Şayan

ATiNA’NIN iSTANBULLUSU

Yunanistan ligi tarihinde artık küme düşmeyen tek takım Olimpiyakos. AEK,

türbülans dolu bir dönemin ardından onları yalnız bıraktı. Komşunun en önemli

kulüplerinden bir olan AEK’in kökleri ise İstanbul’da.

Aslında büyük bir sürpriz yaparak Yunanistan

Kupası’nı ilk kez kazandıkları tarihi sezonda

düşebilirlerdi. Yenisi oldukları ligi son sırada

tamamlamışlar, ancak o dönem diğer liglerde

de benzeri görülen alttan gelen takımla eleme

oynama uygulaması ile ligde tutunabilmişlerdi.

1932’de kupayı kazanan efsane takımın

en önemli oyuncusu ve sonrasında teknik

direktörü Kostas Negrepontis ise tıpkı Lefter

gibi futbola Beyoğluspor’da başlamıştı. Hatta

kısa bir süre Fenerbahçe forması giymişliği de

var. AEK’nın kökleri İstanbul’da: Beyoğluspor

ve şu anda Türkiye’nin en eski spor kulübü olan

Kurtuluş Spor Kulübü.

Osmanlı’nın Olimpiyat altınları

Osmanlı döneminde azınlıklar spor

etkinliklerinin içinde önemli rol oynadılar.

Galata bölgesinin yapısı her dönemde

kozmopolitti ve bölgedeki Rumlar ilk olarak

1877’de Hermes adıyla bir kulüp kurdular. İşler

pek istendiği gibi gitmeyince 1914’te Pera Spor

Kulübü, yani bugünkü Beyoğluspor kuruldu.

Beyoğlu’nun batısındaki Elmadağ’da Katolikler

yoğundu ama Elmadağ’ın kuzeybatı komşusu

Kurtuluş, başlangıçta devlet eliyle yerleştirilmiş

Rum nüfusunu barındırıyordu. Osmanlı,

Kasımpaşa tersanesini kurduğunda çalışanların


Yunanistan

HF

#

79

çoğu gemi yapımındaki becerileriyle nam

salmış Sakız’lılardan seçilmişti. İstanbul’a

getirilen ustalar ve aileleri tersaneye de yakın

olan bu boş bölgeye yerleştirildiler. Tatavla

adını alan bölgede yaşayanlar, 1877 yılında bir

spor kulübü kurdular. Bu kulübün atletleri 1906

Atina Olimpiyatları’nda yarışacak, Alimbrandis

kardeşler Osmanlı İmparatorluğu’na ilk

olimpiyat altınlarını kazandırarak tarihe

geçeceklerdi.

Sonra her şey başkalaştı. Yüzyılın başlarında

Anadolu’dan İstanbul’a toplanmaya başlayan

ve şehir nüfusunun önemli kısmını oluşturan

Rumlar savaş yıllarında yavaş yavaş, savaş

sonrasındaysa her iki devletin de teşvikiyle

artan bir hızla Yunanistan’a göç etmeye

başladı. İki yılda İstanbul’un Rum nüfusunun

%60’ı Yunanistan’a geçti. Çoğunlukla Atina’nın

banliyölerine yerleştiler. İstanbul’u geride

bırakan İstanbullular, spor geleneklerini yeni

şehirlerinde de sürdürmek istiyorlardı.

Çift başlı kartal

1924 yılında küçük bir gazete ilanı, Veranzerou

Caddesi 24 numaradaki spor malzemeleri

dükanında bir toplantıyı duyuruyordu. O

toplantıda AEK kuruldu. Hedef, Anadolu ve

İstanbul’dan göçüp şehrin Yeni Filadelfia,

Yeni Kadıköy, Yeni İzmir gibi banliyölerine

yerleşenlere spor imkânı sağlamaktı. Kısa

sürede Panionios ve Apollon gibi Ege

göçmenlerine hitap eden kulüplerin aksine tüm

göçmenleri kucaklama stratejisi ve kulübün

önde gelenlerinin politikanın güç sahipleriyle

iyi ilişkileri sayesinde öne çıktılar. Kulübün

arması, Doğu Roma İmparatorluğu döneminde

İstanbul’un simgesi olan çift başlı kartaldı.

29 Mayıs 1924 günü 53 yaşında kulübün ilk

başkanı olan Spanoudis, İstanbul doğumlu

bir gazeteciydi ve dönemin Başbakanı

Venizelos ile iyi ilişkiler kurmuştu. Bu sayede

1926’da göçmenlerin iskanı için ayrılmış bir

alanda sporcuların antrenman yapmaları için

bir yer tahsis edildi. 1929’da Yeni Filadefia

bölgesindeki bu alan kulübe devredildi ve 70 yıl

boyunca evleri olan Nikos Goumas stadı oldu.

Filadelfia deyince akıllar ABD’ye gitmesin,

Alaşehir’dir Filadelfia.

O dönemki adıyla Pera bugünkü adıyla

Beyoğlu Spor Kulübü, Kurtuluş Spor

Kulübü’yle birlikte AEK’in İstanbul’daki

köklerini oluşturuyor.


Yunanistan

HF

#

79

İstanbullu Negrepontis’in menajerliğinde

yoluna devam eden AEK, İkinci Dünya Savaşı

öncesinde ülkenin önemli güçlerinden

birine dönüştü. Takımın yıldızıysa bir başka

İstanbul’lu, Tuzla’da doğup 3 yaşında ailesiyle

birlikte mübadele gereği Yunanistan’a göçen

“Sarı Kartal” Maropoulos’tu. 1939’da hem

ligi hem kupayı kazanarak ülke tarihinin ilk

dublesini yaptılar. Ertesi yıl da şampiyonluğu

kazanırlarken başlayan savaş bir es

verdiriyordu.

Savaş sonrası başarılı dönemler yaşansa da

şampiyonluk için 1963’e kadar beklemek

zorunda kaldılar. Şampiyonluğun ertesi yılı

Türk Futbolu’nun efsanelerinden Lefter, AEK’e

transfer oldu. Ancak İraklis maçında yaşadığı

sakatlık nedeniyle sezonu 5 maçla kapatıp

akabinde futbolu bıraktı. 1966’da görevi

bırakan Tzanetis, son Türkiye doğumlu teknik

direktördü.

Ülke gibi harcayınca…

2000’lerle AEK keskin bir düşüş içine girdi.

Kötü yönetilen kulüp yüzyılın başlarında

sahada fena gitmiyordu ancak 2003 sonunda

işler rayından çıkmaya başladı. Başkanın,

korumalarının da desteğiyle kaptan Nikolaidis’i

tartaklaması taraftarla arasında sürtüşmeyi

hızlandırdı. Bir taraftar organizasyonu

oluşturularak kulübü satın alıp yönetimi ele

almak için kaynak toplanmaya başlandı.

2004’te başkan İraklis maçı sırasında istifa

ederken tartakladığı kaptanın kurduğu

organizasyon kulübün yönetimini ele

geçiriyordu.

Kaptan Nikolaidis iyi başladı. Önce hukuk

tarafındaki savaşı kazandı. Mahkeme, önceki

yöneticilerin kulübün sırtına yüklediği borçların

bu yöneticiler tarafından ödenmesine karar

verdi. Mali açıdan biraz rahatlama sağlanmıştı.

Ama durumu düzeltmeyi başaramadığına

karar vererek 2008’de istifa etti. Sonrasında da

işler düzeltilemezken adım adım daha kötüye

gidildi. UEFA cezası, CAS, skandallar, kavgalar

birbirini izledi. Bir türlü düzeltilemeyen mali

durum sonlarını hazırladı ve çift başlı kartal

AEK, tarihinde ilk kez küme düşüyor.

Komşuda canlar krizden beri sıkkın. Ama bilin

ki bugünlerde en asık yüzleri taşıyanlar, kökleri

bu topraklarda olanlar.

Kulübün kurulması için yapılan ilk

toplantının duyurusu.


Profil

HF

#

79

Emre Çelik

Arguineguin Büyücüsü:

Juan Carlos Valeron

Kimi fiziksel olarak yetersiz, kimi koşmuyor diyerek planlarında düşünmedi.

Fakat Juan Carlos Valeron, gidip gelen onca teknik adama rağmen en kötü

gününde bile Deportivo La Coruna’yı terk etmedi.

Görevinden alınan Jose Luis Oltra’nın yerine

gelen Domingos Paciencia, ilk maçında

Malaga’yı mağlup etse de 37 yaşındaki

Valeron’u “Fiziksel olarak yetersiz ve yaşlı”

diyerek kulübeye hapsediyordu. Fakat

Valeron’u bir anda hesapların dışında bırakmak

o kadar da kolay değildi. La Coruna temsilcisine

Avrupa’da en büyük başarılarını tattıran

Valeron, 2005 sonrası dönemde yaşanan onca

krize, takımın baş aşağı düşmesine, hatta

ve hatta Avrupa’dan gelen tekliflere rağmen

Riazor’u terk etmemişti. Fakat tecrübesinden

ve büyüklüğünden taviz vermeyen Valeron,

konu hakkında demeç vermektense “Kim

oynarsa oynasın bir an önce kazanmamız

gerekiyor. Tek yapmamız gereken saha içine

odaklanmak” diyordu. Nitekim Pacienciada

takribi 5 maçta sadece 1 puan kazanınca

koltuğuna veda ediyor; yerine gelen Fernando

Vazquez, “atomu baştan keşfetmeye hiç

gerek yok” diyordu. Ne de olsa elinin altında

İspanyol futbolunun son 15 senesinin en iyi

10 numaralarından birisi vardı: Juan Carlos

Valeron!

Arguineguin’in genç takımında keyif amaçlı

futbol oynayan Valeron’un hayatı, 16 yaşında

gösterdiği performansın ardından Kanarya

Adaları’nın karmasına seçilmesiyle başlar. O

güne kadar futbolcu olmayı aklının ucundan


Profil

HF

#

79

bile geçirmeyen El Flaco, bir bakıma idolü

Maradona gibi sahalara hükmetmek gibi bir

imkana sahip olduğunu fark eder. Elbette

Valeron’un vadettiği geleceği tek fark

eden kendisi de değildir. Adanın en köklü

kulüplerinden Las Palmas’ın teknik ekibi

de Valeron ve abisi Migue’deki potansiyeli

görerek onları kadroya katar. Belki Migue, Las

Palmas’a adapte olamaz ama Valeron, özellikle

de Juan Manuel Rodriguez ve Pacuco Rosales

sayesinde oynatılır. Aslında en az Valeron kadar

yetenekli olan Migue’yi kaybeden Las Palmas,

elindeki diğer cevherin yok olup gitmesini

istemez. Zaten Arguineguin’in çocuk takımında

da Valeron’un hocası olan Juan Manuel

Rodriguez, elinde yeni bir Maradona olduğunu

her fırsatta etrafına söyler.

İki kaybeden

20 yaşındaki sıska bir çocuğun, hem de A

takımdaki ilk senesinde, liderlik ettiği Las

Palmas, o sezon Liga Segunda’ya yükselir.

Aslında ne Las Palmas taraftarları ne de

Valeron, Ada ekibinin tarihindeki son büyük

yükselişini başlattıklarının farkındadır. 1996/97

sezonunda takıma bir genç daha katılır ve Las

Palmas o sezon deyim yerindeyse uçuşa geçer,

özellikle de Copa del Rey’de. Sarı Kanaryalar,

ilk tur maçında Valencia’ya 2-0 yenilse de

Mestella’da oynanan maçta İspanya, Juan

Carlos Valeron gerçeğiyle tanışır. Karpin’li,

Ivan Campo’lu, Zubizarreta’lı takımı tek

başına dize getirir Valeron. Çeyrek finalde de

Espanyol’u eler alt lig kulübü ama yarı finalde

Barcelona’ya gücü yetmez. Nitekim bu maçın

hemen ardından Mallorca, deyim yerindeyse

parayı basıp Valeron’u renklerine bağlar. 21

yaşında Mallorca’yı tercih eden Valeron, forma

numarasını da yaşından esinlenerek seçer ve

tam 17 sene devam edecek olan “21” efsanesini

başlatır.

Hector Cuper’in Mallorca’sına transfer

olan Valeron, genç yaşına rağmen daha ilk

sezonunda ilk 11’e kapağı atar. Hatta Athletic

Club ile San Mames’te oynanan maçta öyle

bir gol atar ki adı “Arguineguin Büyücüsü”ne

çıkar. Önce Larrazabal’ın belini kıran Valeron,

ardından da deyim yerindeyse kaleci Imanol

Exteberria’ya “Sen bir gez gel” der. Fakat futbol

tarihinin belki de en fazla final kaybeden ismi

Cuper’in kara bahtı bütün bir takımı, doğal

olarak da Juan Carlos Valeron’u etkileyecektir.


Profil

HF

#

79

Bir önceki sezon Las Palmas ile Copa del

Rey’de yarı final gören “El Flaco”, Mallorca’daki

ilk senesinde finale kadar ulaşır. Rakip yine

Barcelona’dır. Valeron, o maçta nedendir

bilinmez neredeyse sahada yoktur. Zaten yıllar

sonra “Mallorca kariyerimin en kötü maçıydı”

da diyecektir. Yine de penaltılara kadar

gider maç. Fakat Mestella’da o gün kupayı

Katalanlar kaldırır. Valeron, sezon sonunda

Arrigo Sacchi’ye kanarak Atletico Madrid’in

yolunu tutar ama Cuper ile bir sene çalışmanın

getirdiği kötü şans Valeron’un yakasını

bırakmaz.

Valeron, Başkent’teki ilk haftalarında kendine

11’de yer bulmakta zorlanır. Sebep de Sacchi’ye

göre “Fiziksel olarak yetersiz” olarak açıklanır

ama takımın ligdeki rezalet gidişatının üzerine

Sacchi, yılana, “El Flaco”ya sarılır. Tıpkı yıllar

boyunca birçok teknik adamın yapacağı

gibi... Ama Valeron hamlesi Sacchi’yi bile

kurtaramaz. Atletico Madrid’in ligdeki gidişatı

ne kadar hayal kırıklığına yol açsa da kırmızı

beyazlılar, Copa del Rey’de finale ulaşır ama

senaryo değişmez. Valeron ve kaybedilen

bir final daha... Claudio Ranieri’nin efsanevi

Valencia’sı, Valeron ve arkadaşlarını sahadan

siler. Ama daha bitmemiştir Valeron’un

çekecekleri. 2000’de, üçüncü kez üst üste final

görse de senaryo değişmeyecektir. Bu sefer

ise Valeron’un elinden kupayı çalan takım

Raul Tamudo ve Sergio Gonzalez’in golleriyle

Espanyol olur.

SuperDepor ve kırılma anı

2000’de Jesus Gil’in Atletico Madrid’i küme

düşerken, o sezon tarihinin ilk ve tek La

liga şampiyonluğunu kazanan Deportivo la

Coruna, dönemin şartlarına göre astronomik

sayılabilecek bir meblağa, 11 milyon

avroya Valeron’u kadrosuna katar. Daha

önce Juan Carlos Valeron ve Deportivo’yu

şampiyonluğa ulaştıran Javier Irureta hiç

birlikte çalışmamışlardır ama bu transferin

olacağı hemen hemen 6 ay öncesinden bellidir.

Valeron, transfer öncesi verdiği bir röportajda

en beğendiği teknik adam olarak Irureta’yı öne

çıkarır. Irureta ise bu transferi bizzat istemiş,

hatta yönetime bütün şartların zorlanması

gerektiğini belirtmiştir. Sonunda da birbirine

hayran bu iki isim, Valeron’un Euro 2000’den

dönüşünün hemen ardından buluşur. Dahası

Arguineguin Büyücüsü, Las Palmas’tan takım

arkadaşları Turu Flores ve Manuel Pablo ile de

tekrar bir araya gelmiştir.

Valeron’u kulüpler bazında Avrupa arenasına

tanıtan isim olan Irureta, belki de onu en

güzel özetleyen kişidir. Irureta, El Floco için

“Bu denli yetenekli olmasına rağmen bu kadar

mütevazı biriyle hiç çalışmadım. Ne görev

verilirse verilsin, savunmada bile oynatılsa

sesini çıkarmadan elinden geleni yapmaya

çalışırdı. Topla yaptıklarını, yeteneklerini

söylemeye bile gerek duymuyorum” derken,

Los Galacticos’un alternatifi olan Depor’un

lokomotifi Valeron için İspanyollar çoktan

“İspanyol Zidane” demeye başlamıştır. Hatta

daha da iyisi olduğunu iddia edenlerin sayısı

azımsanmayacak derecededir.

Valeron, belki de hâlâ bir dönem Cuper ile

çalışmanın etkisinden dolayı, ilk 2 senesinde

La Liga şampiyonluğunun kıyısından döner.

Önce Los Galacticos’a ardından da Benitez’in

Valencia’sına geçilen Valeronlu Depor, şeytanın

bacağını 2002’de kıracaktır. Copa del Rey’in

100. yıl dönümünde Santiago Bernabeu’da


Profil

HF

#

79

kozlarını Los Galacticos ile SuperDepor paylaşır.

Üstüne üstük, maçın oynandığı 6 Mart tarihi

de tam olarak Real Madrid’in 100. kuruluş

yıl dönümüdür. Maçtan önce hemen hemen

herkes Real Madrid’in kupayı kazanacağını

düşünür. Hatta Real Madrid’in kupa sevinçlerini

yaptığı meşhur Placa de Cibeles, maçtan

saatler önce kutlamalar için hazırlanmıştır.

Fakat o gün sahada tam anlamıyla Deportivo

şov vardır. Galiçya temsilcisi, 6’da Sergio

Gonzalez ile öne geçer. Valeron da Diego

Tristan’a ikinci golü attırarak kupayı tesciller.

Böylece hem Super Depor kupaya ulaşır hem de

Valeron, Cuper’in lanetinden kurtulur.

Lâkin hem Deportivo hem de Valeron için asıl

kırılma anı “El Centenariazo” olarak tabir edilen

2002 Copa del Rey Finali’nde değil, 2 sezon

sonra Porto ile oynanacak Şampiyonlar Ligi

yarı finali olacaktır. Deportivo, bir maç önce

Riazor’da Valeron’un herkesi büyülediği bir

maçta Milan’ı 4-0 mağlup ederek Şampiyonlar

Ligi tarihinin en büyük geri dönüşlerinden

birine imza atar ama Porto karşısında haksız

bir penaltının kurbanı olur. Talihsizlik değil

midir üst üste gelen, iyi giden her şeyin kısa

sürmesini sağlayan, bu yıkımların üstüne

önce Irureta takımdan ayrılır sonra da 22

Ocak 2006’da Mallorca ile oynanan maçın 87.

dakikasında Valeron’un ayağı kırılır. Valeron,

en olgun çağında, 3 sene boyunca tek bir maça

bile çıkamaz. Tam 1098 gün sahalardan uzak

kalacaktır Arguineguin Büyücüsü.

Yıllanmış ve mütevazı bir şarap

Valeron takıma dönmüştür ama geride kalan

3 sezonda 2000’lerin başına damga vuran

Deportivo La Coruna’dan eser kalmamıştır. Ne

Caparros, ne Tristan, ne Luque ne de Capdevilla,

La Coruna’dadır artık. Doğal olarak da Valeron,

kadife dokunuşlarıyla milimetrik paslarıyla ve

oyun görüşüyle sadece takımın saha içindeki

lideri değil, aynı zamanda davranışlarıyla da

takımın abisidir. Lotina, daha önce Caparros ve

Sacchi’nin düştüğü “Fiziksel olarak yetersiz”

yanılgısına bir de “yaşlı” damgasını ekler

ama Valeron sesini çıkarmaz. Görev verilir,

sahaya çıkıp takımını kurtarır. Ronaldo’nun

ilk kez Real Madrid forması giydiği maçta

yıllar sonra ders niteliğinde bir gol kaydeder.

Saha dışında da eski dostu Manuel Pablo ile

birlikte, kentin her şeyi olan takıma, hatta La

Coruna halkına sahip çıkar. Boş vakitlerinde

sosyal sorumluluk projelerine katılan Valeron,

bir kez de hapishanedeki mahkumları ziyaret

ederken basına yakalanır. Valeron, bu konunun

abartılmamasını istese de basından kaçamaz.

2010/11’de takımın en kötü günlerine de

tanıklık eder. Sezon başı 35 yaşında olmasına

rağmen Valeron’a 5 yıllık daha mukaveleye

imza attıran Super Depor, sıradan Depor’a

dönüşmüş ve küme düşmüştür. Son

maçın ardından belki de en fazla ağlayan

isimlerden birdir ama Liga Adelante’deki

ilk maçın öncesinde “Benim için Deportivo

formasını ikinci ligde giymenin İspanya milli

Takımı’nda oynamaktan hiçbir farkı yok der.”

Maçın ardındansa taraftarlara seslenerek

“Artık üzülmeyi bırakıp şampiyonluğa

odaklanmalıyız” der. Nitekim 36 yaşında

olmasına rağmen tam 39 maçta forma giyer

ve takımı La Liga’ya tekrar çıkarır. Girona ile

oynanan maçın ardından Raul Agne “Bize bu

yaşında futbol oynamayı öğretti” der. Hatta

ve hatta Del Bosque, Liga Adelante topçusu


Profil

HF

#

79

olmasına rağmen bu performansa kayıtsız

kalamaz ve “Formda ve sağlıklı bir Valeron her

zaman milli takım için alternatiflerden biridir”

der.

Valeron, Deportivo’nun başarısının kendisi için

ne denli önemli olduğunu o şampiyonluğun

sonunda “Kariyerimin en güzel anı. Milan

maçından bile daha değerli.” diyerek ortaya

koyar. Bu sezon Barcelona’nın Milan’a 2-0

yenilmesinin ardından rövanş maçı öncesi

basın mensuplarının sorularından kaçamayan

Valeron, “Milan’ı yenmemizi abartmanın alemi

yok. Çok zor bir şey değil. Erken bulunacak

bir gol maçı değiştirir. Ki Barça, bizden daha

güçlü; Milan ise o döneme göre çok daha

zayıf” sözleriyle mütevaziliğini bir kez daha

ortaya koyar. Hem de o “bizden daha güçlü”

dediği Barcelona’nın en iyi isimlerinde Iniesta

“Valeron’u izlemek çok büyük keyif. Seyretmek

için stadyuma gidip para vereceğim nadir

isimlerden birisi” demişken...

37 yaşındaki yıllanmış şarap, neden 2015’e

kadar kontratının olduğunu bu sezon bir kez

daha ortaya koydu. Domingos Pacienca takımı

çalıştırırken sadece 10 dakika görev alabilen

Valeron, Portekizli teknik adamdan şikayetçi

oldu fakat oynatılmaması sebebiyle değil. Jorge

Mendes’in kulüp ile çok fazla yakınlaşması

ve kulübü ekonomik açıdan sömürmesi idi.

Evet, Kulüp Başkanı, Kulübün Sahibi sesini

çıkarmıyor, Deportivo’ya sahip çıkan isim yine

Valeron oluyordu. Hem de söz konusu Valeron

olunca hiç kimse de çıkıp “Oynamadığı için

ortalığı karıştırıyor” diyemiyor, Valeron’un

kulübü kendisinden bile çok düşündüğünden

en ufak bir şüphe etmiyordu. Şimdi ise

Fernando Vazquez günleri... “El Profesor”

lâkaplı teknik adam, Arguineguin Büyücüsü’ne

güvendi ve o da bu güveni boşa çıkarmadı.

Son 5 maçta yıllanmış şarap gibi oynayan

Valeron, hem 1 gol atıp 4 de asist yaptı hem

de Deportivo’yu küme düşme potasından

çekip çıkardı. 2015’e kadar kontratı olsa da

daha kaç yıl oynayacak bilinmez ama attıkları

ve attırdıkları ile La Liga’nın son 15 yılına

damga vuran Valeron’un gidişiyle İspanyol

futbolu belki de eski tip 10 numaralarının son

temsilcisini de kaybedecek.


Mevzubahis

HF

#

79

Mevzubahis

İNGİLTERE

181 Man.City-West Ham HMS 1 1.60

222 Everton-Fulham MS 1 1.35

438 Arsenal-Man.Utd. İY 0 2.10

532 Aston Villa-Sunderland MS 1 2.00

SİSTEM

216 Wolfsburg-Gladbach MS 0 3.20

296 Ath.Bilbao-Barcelona HMS 2 2.60

373 Espanyol-Granada TGS 4-6 3.20

375 Twente-Nijmegen İY/MS 0/1 4.25

416 Parma-Lazio İY/MS 0/1 5.00

419 Torino-Juventus İY/MS 0/2 4.00

Sistem: 4-5-6

Toplam Oran: 9.07

Toplam Oran: 2263.04

İTALYA

209 Varese-Cittadella MS 1 1.50

414 Chievo-Genoa İY 0 1.90

415 Palermo-İnter 2.5G Ü 1.60

342 Pescara-Napoli MS 2 1.20

İSPANYA

ALMANYA

213 Bayern-Freiburg HMS 1 1.50

214 Hoffenheim-Nürnberg İY 0 2.00

215 Leverkusen-W.Bremen MS 1 1.30

216 Wolfsburg-Gladbach 2.5G A 1.75

FRANSA

HOLLANDA

Toplam Oran: 5.47

336 Atletico-Real Madrid MS 2 2.20

456 Malaga-Getafe MS 1 1.50

498 Sociedad-Valencia 2.5G A 1.80

535 Betis-La Coruna MS 1 1.80

Toplam Oran: 10.69

Toplam Oran: 6.82

332 Bordeaux-Reims 2.5G A 1.65

394 Lyon-St. Etienne İY 0 1.90

439 Nice-Troyes MS 1 1.60

497 Evian-PSG MS 2 1.50

Toplam Oran: 7.52

321 Den Haag-Venlo İY 0 2.10

322 Roda-Waalwijk 2.5G A 1.75

375 Twente-Nijmegen 2.5G A 2.15

Toplam Oran: 7.90

More magazines by this user
Similar magazines