Şampiyon...

hayatimfutbol

Şampiyon...

10 Mayıs 2013 - Sayı 81

Terfi Dosyası

Balkes ve Maraş

Şampiyon...

2012/13 sezonunun şampiyonu Galatasaray 19 dedi

Sezonun taktiksel yolculuğu

Yeni hanedanlık yolda mı?

Aslan’ın ekonomik karnesi

Cimbom’un inenleri, çıkanları…

Rafa Benitez

İle David Luiz

Japonya’dan

Futbol


HAYATIM

#81

Yayın Koordinatörü

İlker Yılmaz

Editör

Uğur Karakullukçu

Yazarlar

Emre Özcan

Fırat Topal

Güner Çalış

İsmail Şayan

Rafet Eryılmaz

Serkan Öztürk

FUTBOL

Tebrikler Galatasaray

Spor Toto Süper Lig’de koca bir sezonu geride bırakmak

üzereyken şampiyon belli oldu. Zorlu lig mücadelesini

Galatasaray zirvede tamamlamayı garantiledi ve 2012/13

sezonunun şampiyonu oldu. Hayatım Futbol bu hafta kapağını

sarı-kırmızılılara ayırdı, sezonun inen-çıkan oyuncularını,

maraton boyunca yaşanan taktiksel değişimleri, iki yıllık

performansın gelecek yıllara nasıl uzayacağını ve ekonomik

açıdan beklenen sıkıntıları ele aldı.

Hayatım Futbol’un 81. sayısında ayrıca, Avrupa ligi finalisti

Chelsea’deki Benitez dönemi ve David Luiz’in geçirdiği evrimi,

Fırat Topal’ın Japonya izlenimlerinin devamını, PTT 1. Lig’in

yeni ekibi Balıkesirspor ve Faturavizyon Kahramanmaraşspor’u

ve Goal.com karikatüristi Omar Momani’yle keyifli söyleşiyi

bulabilirsiniz.

Keyifli okumalar,

İlker Yılmaz

iletisim@hayatimfutbol.com

reklam@hayatimfutbol.com


#81

Bu Sayıda

Şampiyon Galatasaray

Sezonun taktiksel yolculuğu

Yeni hanedanlık yolda mı?

Aslan’ın ekonomik karnesi

Cimbom’un inenleri, çıkanları…

26 yıllık hasret

Kahramanmaraş 1.Lig’de!

Adım adım 1.Lig’e…

Balıkesirspor terfiyi aldı

Şişman İspanyol ile

Fulham Road Socrates

Benitez ve formda yıldızı David Luiz…

Kahkahaların

arkasındaki adam

Karikatürist Omar Momani söyleşisi

You’rr Never

Wark Arone

Fırat Topal Japonya’dan bildiriyor


C

M

Y

CM

MY

CY

CMY

K

Acaip_VF_Smart2_210x297.ai 1 07.12.2012 20:43


Galatasaray Dosyası

HF

#

81

Emre Özcan

Farklı takım, farklı oyun

Galatasaray, geçen sezon olduğu gibi 2012/13 sezonunda da saha içine dair

farklı bir niyetle başlayıp sezon içinde evrilen bir ekiple şampiyonla yürüdü.

Geçtiğimiz sezon tamamen farklı hayallerle

başlayıp kendisini bir anda günün futbolunda

artık fazla kullanılmayan 4-4-2 oynarken

bulan ve çift forvetle sezonun kırılışına

imza atan Galatasaray’da bu sezon başında

yapılan transferlerle birlikte çok şeyin

değişeceği belliydi. Fatih Terim, Necati’nin

ayrıldığı takımda Burak Yılmaz ve Umut

Bulut transferiyle birlikte ön alandaki yapıyı

bozmama düşüncesindeydi. Fakat gerek

gelen oyuncuların yapıları, gerek form ve

fizik durumlarıyla birlikte Galatasaray başka

bir takıma doğru evrileceğinin sinyallerini ilk

maçtan itibaren veriyordu.

Galatasaray’ın 4-3-3’le başlayıp sonrasında

mecburi istikamet 4-4-2’yle devam ettiği

sezonda özellikle Fenerbahçe maçıyla başlayan

dönemle birlikte kenarları teslim alan Emre

Çolak ve Engin Baytar özelinde takım dört

merkezli bir yapıya dönmüştü. Savunmadayken

kenarları savunan ve beklere yardımcı olan bu

ikili hücumdayken tamamen serbest kalıyorlar

ve sürekli içeri girerek orta sahada büyük bir

çokluk meydana getiriyorlardı. Bu, hem top

kaybedilince hızlı ve şok pres yapılmasını

sağlıyordu, hem de onlar savunmadayken

merkezde ortaya çıkan zaafiyet yine ön alanda

baskıyla birlikte tolere ediliyordu.

Yeni transferler ve farklı roller

Fakat bu sezona başlarken yapılan

transferlerden Burak Yılmaz ve Nurettin

Amrabat’la birlikte geçtiğimiz sezonun

sistemini aynı şekilde oynamak pek mümkün

değildi. Şampiyonlukta çok büyük payı


Galatasaray Dosyası

HF

#

81

olan ve sistemi ifade eden oyunculardan

Johan Elmander’in yaşadığı sakatlığı kolay

atlatamaması ve yine yeni transferlerden

Umut Bulut’un sezona harika girişi gol kralı

Burak Yılmaz’la birleşince Galatasaray’ın ön

alanı sezona tamamen farklı başladı. Özellikle

Burak’ın gole odaklı yapısı ve topsuz oyundaki

eksikleri Galatasaray’ın ön alandaki pres

başlangıcına zarar verdi. Sezon başında süre

verilmeye çalışılan Nurettin Amrabat’ın ilk

etapta tamamen hücumu düşünen yapısı ve

klasik bir kenar oyuncusu olması yine merkezi

zayıflatan etkenlerden biriydi. Bunun üstüne

Felipe Melo’nun takıma geç katılmasıyla

birlikte gösterdiği fiziksel zaafiyet sezon

başında takım için işleri epey zorlaştırdı.

Burak Yılmaz ve Umut Bulut, Elmander ve

Necati kadar orta sahayla iletişime girmiyor,

Hamit Altıntop paslı oyunda Engin Baytar’ın

verdiğine ilk etapta ulaşamıyor ve Felipe

Melo’nun toplu ve topsuz oyundaki büyük

eksikleriyle geçtiğimiz sezonki oyun içi

hakimiyetin yanına çok fazla yaklaşılamıyordu.

Fatih Terim’in değişen takım yapısıyla

birlikte diziliş ve felsefede büyük değişiklikler

istememesi puan kayıplarını hatta Şampiyonlar

Ligi’nde ilk etapta kötü sonuçları beraberinde

getirdi ama Galatasaray yönetiminin cebinden

çıkaracağı sürprizler her şeyi değiştirecekti.

Drogba & Sneijder

Wesley Sneijder ve Didier Drogba transferleriyle

birlikte takımın başka bir şeye dönüşmesi

gerekiyordu ve bu süreç sancılı olsa da Fatih

Terim sonunda doğruyu buldu. Takıma önce

transfer olan Wesley Sneijder’in sahaya çıktığı

Beşiktaş maçına kadar Galatasaray ligde

oynadığı 18 maçın sadece 9’unu kazanabilmişti.

Sneijder’in ilk iki maçında Hollandalıyı oyuna

sonradan alan ve 4-4-2’yi 4-2-3-1’e çeviren

Fatih Terim, Antalyaspor maçında Sneijder’e

ilk kez ilk onbirde yer verdi ve takım ilk kez

bir maça direkt 4-2-3-1’le çıktı. Sezonun en iyi

futbolunun ortaya konduğu ve lig ikincisinin

sürklase edildiği maç sonrasında aslında ana

plan ortaya çıkmıştı ama o dönemlerde takıma

dahil olan Didier Drogba’yla birlikte Galatasaray

yine değişiyordu.


Galatasaray Dosyası

HF

#

81

Fildişili oyuncuyla birlikte eldeki merkez forvet

sayısı 4’e çıkınca bu isimlerden sadece birini

oynatarak Antalyaspor maçındaki düzene

pek imkan olmadı. Galatasaray bunu sadece

Burak Yılmaz’ı Trabzonspor’da 19 gol attığı

sezondaki sağ kenar rolüyle deneyebilirdi ama

Terim, muhtemelen takımın gol yollarındaki

ana opsiyonunu kale önünden uzaklaştırmak

istemedi ve çift forvetli düzen devam etti. Hal

böyleyken Wesley Sneijder’e yer açmak elbette

kolay değildi. Akhisar maçıyla birlikte Sneijder’i

sol kenara atan Fatih Terim, Drogba’nın

maçta yarattığı mucizenin etkisinde kalarak

Schalke’ye karşı da iç sahadaki ilk maçta

takımı aynı düzende çıkardı. Şampiyonlar

Ligi’nden erken elenmeye neden olabilecek o

maçta yaşananlar hocanın aklını başına getirdi.

Sonrasında ligde denenen 4-3-3’ten de verim

alınamayıp Gençlerbirliği maçıyla iç sahadaki

mağlubiyet ortaya çıkınca Fatih Terim,

geçtiğimiz sezonda olduğu gibi yine bir kırılma

anına neden olacak kararını verdi.

4-3-1-2

Drogba ve Burak’tan merkez forvette

vazgeçmeyip Wesley Sneijder’i var olan

yapısıyla kullanabileceğiniz tek bölge olan

forvet arkasında oynatmanın tek bir yolu vardı.

O da 1996-2000 arasındaki dominasyonu

ortaya çıkaran elmas dizilişli 4-4-2’ydi. Böylece

bu üç oyuncuyu kendi bölgelerine alan Fatih

Terim, Melo’yu savunma önüne çekti ve iç

bölgede Selçuk–Hamit ikilisine yer verdi.

Efor konusunda bu merkezin yaşayabileceği

sorunlar, özellikle sol beki sorunlu takımda

kenarları açarak büyük riskleri de beraberinde

getiriyordu. Fakat Schalke deplasmanında ilk

kez denenen ve kenarları çok iyi kullanan bir

takıma karşı cesaretin aşırı dozuyla birlikte

çeyrek finali getiren sisteme Fatih Terim

sonrasında hiç ihanet etmedi.

Melo’nun rolü

Felipe Melo’nun fiziksel durumunu son 3

ayda düzeltmesi, savunma önüne geçmesiyle

birleşti ve sonuç fazlasıyla iyi oldu. Sistemin

savunma anlamındaki dezavantajları

Melo’nun daha defansif bir role bürünmesi ve

sık sık iki stoperin arasına girerek ileri çıkan

beklerle takımı hücumda zaman zaman üçlü

defansla hücum eden bir takıma dönüştürdü.

Brezilyalı’nın savunma önünü kapatmasıyla

Selçuk ve Hamit daha özgür bir hale geldiler

ve Wesley Sneijder takımın hücumda

adaptasyonu en sınırlı oyuncu olmasına

rağmen istatistiğe katkı yapma şansına sahip

oldu. Didier Drogba’nın lige çok fazla gelen ve

Burak Yılmaz’ı fazlasıyla rahatlatan muhteşem

futboluyla birlikte Galatasaray, yine pres

konusunda sıkıntılı ama çok daha akıcı hücum

eden ve daha iyi pas yapan bir takım haline

geldi.

Sneijder ve Drogba transferinden sonra ligde

oynadığı 14 maçta 11 galibiyet, 2 beraberlik

alan Galatasaray’ın 4-3-1-2’ye döndükten

sonra ligde oynadığı 7 maçı da kazanması ve

şampiyonluk yolunda çok fazla zorlanmaması

Fatih Terim’in yine doğruyu çok uzun

denemelerden sonra geç de olsa bulduğunun

kanıtı. Bundan sonra eldeki oyuncularla

takımın ön alanda farklı bir yapıya geçmesi,

temel bir kayıp yaşanmadıkça mümkün

görünmüyor. Dolayısıyla var olan sistemin

dezavantajlarını azaltmak için arka alana sol

bek ve stoper transferi yaz transfer döneminin

öncelikli konularından olacak. Eğer yine

karavana gelmez ve Drogba’daki gibi nokta atış

yapılırsa seneye ligde işler çok daha kolay hale

gelebilir.


Galatasaray Dosyası

HF

#

81

Uğur Karakullukçu

Yeni Hanedanlık Mı?

Aysal ve Terim’in Galatasaray’ı

2005 yılından bu yana ilk kez iki kez üst üste lig şampiyonu olan Ünal Aysal

başkanlığında ve Fatih Terim yönetimindeki Galatasaray, yeni bir hanedanlığa

göz kırpıyor olabilir.


Galatasaray Dosyası

HF

#

81

Ekim 2007’ydi. İstanbul’da düzenlenecek

geniş katılımlı bir toplantı belki de bugünlerin,

ülke futbolundaki dengelerin değişeceğinin

habercisiydi. Türkiye futbolunun kaderini

çizen Çırağan Sarayı’nda iki güne yayılan bu

toplantıdan çıkan kararlar tek bir takımın

diğerlerinin önüne geçeceği bir futbol ortamına

işaret ediyordu. Bugün Galatasaray’ın diğer

takımların bir adım önüne çıkmasında ve

gelecek yılların favorisi olarak öne çıkmasında

pay sahibi olan bu kararların fikir babası,

toplantının ev sahibiyse tanıdıktı: Michel

Platini.

26 ve 27 Ekim 2007 tarihleri arasında

düzenlenen toplantı, Şampiyonlar Ligi’nin

32 takımlı formatının üzerinde bir değişikliğe

gidilmese de ligin kimyasını toptan değiştirecek

nitelikle kararlarla sonuçlandı. Platini’nin ön

ayak olduğu bu kararlardaki temel fikir daha

çok şampiyonun Şampiyonlar Ligi’nde temsili

olsa da Türkiye gibi büyük liglerin ardından

gelen orta sınıf lige sahip ülkelerin futbol

yapısını derinden sarsacak nitelikteydi.

Dev para musluğu

Bu kararların ilki 2009’dan itibaren ilk 12’de

yer alan ülkelerin şampiyonlarının direkt

Şampiyonlar Ligi’ne kalmasıydı. (Türkiye o

tarihten bu yana hiç ilk 12 dışına çıkmadı) Diğer

karar ise ilk 6 sıra dışında kalanların çift takımla

Şampiyonlar Ligi’nde temsilini zorlaştıracak,

Şampiyon olmayanlar elemeleri” adında

yeni bir formatın getirilişiydi. Bu şekilde daha

mütevazı ülkelerin şampiyonları birbirleriyle

mücadele edecek, Türkiye, Ukrayna, Hollanda

gibi ülkelerin ikincileri ise İngiltere, İspanya,

Almanya, İtalya gibi ülkelerin sıralamaya göre

üçüncü veya dördüncüleriyle karşı karşıya

gelecekti. Kısacası bu format Türkiye’de

şampiyonluğu sadece şampiyonluk olmaktan

çıkarıp devasa bir para musluğu haline getirdi.

İkincinin zorlu elemelerden gelmesinin

mucizelere bağlı oluşu şampiyonu Devler

Ligi’nde yalnız bıraktı ve 2009’dan bu yana

her gideni mali açıdan ihya etti. Bu durumu

bir fırsata dönüştürüp bir hanedanlığa ve

hegemonyaya kapı aralayan ilk takımsa

Galatasaray oldu.

UEFA Başkanı Michel

Platini, 2009’da

hayata geçen yeni

Şampiyonlar Ligi

düzeninin mimarı.


Galatasaray Dosyası

HF

#

81

Türkiye Ligi’nde uzun süredir üst üste

şampiyonluk yaşayan, doğal olarak

Şampiyonlar Ligi’ne doğrudan ve tek başına

katılım gösteren takım yok. Son olarak

Daum’un Fenerbahçesi 2005 yılında elde ettiği

şampiyonlukla duble yapmıştı ve mali açıdan

belki de Galatasaray’la arasındaki makası

lehine en fazla açtığı yıl olan 2006’nın kapısını

aralamıştı. Ancak bu fırsatın Fenerbahçe adına

kullanılamamasının 8 yıl ardından bu kez

Galatasaray, belki de daha güçlü bir şekilde

rakiplerinin üzerinde mali ve sportif bir güç

olarak belirmiş durumda.

Başarı, başarı, başarı…

2010/11 sezonunu son haftalardaki prestij

galibiyetlerinin de desteğiyle ancak 8.bitirebilen

Galatasaray’da yeni başkanlık seçimlerini

kazanan Ünal Aysal’ın adaylık sürecinde

kamuoyu karşısındaki ilk söylemi “Başarı,

başarı, başarı”ydı. Burada sportif başarıya

duyulan açlık ve özleme yapılan bir vurgu

olarak da okunabilecek bu sözlerin 2 senelik

Ünal Aysal iktidarının vizyonunun temeline

oturttuğu, üç kelimeden daha fazlasını ifade

eden bir stratejinin özeti olduğunu söylemek

mümkün. Başarı gerekiyordu, bu başarı için

risk alınarak Fatih Terim’in de yön verdiği bir

yatırım yapıldı ve enkazdan kısa süre içerisinde

ayağa kalkan bir yapının temelleri atıldı.

Muslera, Ujfalusi, Melo, Selçuk, Elmander gibi

üst düzey bir iskeleti başarılı ve yüksek yüzdeli

bir transfer bütünüyle oluşturan Galatasaray,

ikinci sene daha büyük risk alıp önce Hamit

ve Burak, devre arasında da Sneijder ve

Drogba gibi hamlelerle hanedanlığa oynayan

bir takım yarattı. Yanlış bir adımla kaçacak

bir şampiyonluk her şeyi berbat edip takımı

uçuruma da yuvarlayabilirdi ancak bu riskli

yatırım 2009’da değişen ve gittikçe mali açıdan

daha fazla anlam arz eden Şampiyonlar Ligi

biletini ikinci kez Galatasaray’ın cebine bugün

itibariyle koydu.

Kabası bitti, rötuşlar kaldı

İki yıl gibi kısa bir sürede üst düzey bir takım

haline gelen Galatasaray’ın saha içinde artık

temel ve iskelet oluşturmaktan ziyade mevcut

yapıyı daha yukarıya taşıyacak, derinlik katacak

ve mükemmelleşmeye yönelik hamlelere


Galatasaray Dosyası

HF

#

81

ihtiyacı var. Orijini sol bek olan üst düzey bir

isim, Semih’i tamamlayacak tecrübeli ve

lider bir stoper, belki orta sahaya güvenilir bir

alternatif ve çokça potansiyelli yerli genç…

Birkaç rötuşla daha korkutucu hale gelebilecek

bu takımın Şampiyonlar Ligi çeşmesinin başına

çökmesi eğer birkaç yıl daha sürerse 1996-

2000 arasındaki hanedanlığın bile ötesine

geçebilecek potansiyeli var gibi gözüküyor. Stat

gelirleriyle sportif başarıyı, sportif başarıyla

sportif gelirlerini artıran Galatasaray, sportif

başarıyı stabil hale getirecek kadronun da

birkaç adım uzağında. Kısacası Ünal Aysal ve

Fatih Terim kutupları arasında gelen ikinci

şampiyonluk yeni bir hanedanlığın kapısını

aralamış olabilir. 2007’de bir sonbahar günü

İstanbul’da başlayan bu değişimin yine

İstanbul’da hissedilmesi 6 yıl sonra başlamışa

benziyor.


HF

#

81

Rafet B. Eryılmaz

“ÇIKIYOR KAYIK,

İNİYOR KAYIK”

Galatasaray, üst üste ikinci şampiyonluğunu

kazanırken beklenmedik performanslara tanıklık etti.

Sarı-kırmızılı ekipte sezonun çıkış yapan oyuncuları

kadar iniş yapanları da vardı.

Geçtiğimiz sezon uzun süre hasret kaldığı

şampiyonluğa Fatih Terim yönetiminde

ulaşan Galatasaray, gözden çıkarılmış bazı

oyunculardan ciddi anlamda katkı almayı

başarmıştı. Sarı-kırmızılılarda teknik ekip,

bu yeteneğini bu sezon da kullanmayı

başardı. Fakat bazı oyuncuların sevindirici

çıkışlarının yanında, bazı oyuncuların düşük

performansları hayal kırıklığı yarattı. Bu

performanslar Galatasaray’ın gelecek sezon

için yapacağı kadro planlamasında atacağı

adımları doğrudan etkileyecektir. Takımdaki

rolünü güçlendiren ve kadrodaki yerini

kaybeden oyuncuları mercek altına aldık.

Galatasaray Dosyası “ÇIKIYOR KAYIK,


Galatasaray Dosyası

HF

#

81

ÇIKANLAR

Gökhan Zan

Ne yaptı?

Sezon başında Tomas Ujfalusi’nin sakatlığıyla

zayıflayan stoper rotasyonu Cris’le

güçlendirilmeye çalışılmıştı. Ancak bu çabanın

yetersizliği sonrasında Brezilyalı oyuncu

gönderilince Semih-Dany ikilisi alternatifsiz

gözüktü. Sakatlık ve ceza problemleri gündeme

gelince Gökhan Zan’a iş düştü. Formayı

sırtına geçiren Gökhan, tüm tecrübesiyle

sezonun kritik maçlarında takımına yardımcı

oldu. Fiziksel olarak da kendisini geliştiren

Gökhan, uzun bir aradan sonra ilk kez sakatlık

yaşamadan bir sezonu tamamladı. Bu formuyla

milli takıma yeniden seçilen deneyimli

stoperin, birkaç sezon daha Galatasaray’da

rotasyonda kalması kesin gibi.

Geleceği ne olacak?

Sözleşmesi bu sezon sonunda biten Gökhan’ın,

gösterdiği performans sonrasında yeni bir

anlaşma yapması kesin gibi. Fatih Terim, milli

takımda görev yaptığı dönemden beri tanıdığı

Gökhan’ı kadrosunda tutmak isteyecektir.

Ligin ikinci yarısındaki istikrarlı form grafiğiyle

“ihtiyaç anında camı kırınız” figürüne dönüşen

Gökhan, birkaç sezon daha Galatasaray’da

kalıp, futbolu sarı-kırmızılı forma altında

bırakabilir.

Albert Riera

Ne yaptı?

Geldiği günden bu yana yüksek maliyetiyle

ters orantılı giden performansı yüzünden

eleştirilerin odağında yer alan Albert Riera, bu

sezon derslik bir dönüşüm yaşadı. Kariyerinin

büyük bölümünde hücuma dönük bir sol açık

olan İspanyol oyuncu, 30 yaşından sonra sol

bek mevkisinin gereklerini yerine getirerek

Galatasaray’ın şampiyonluğunda pay sahibi

oldu. Özellikle Şampiyonlar Ligi maçlarındaki

formuyla göz dolduran Riera, geçen sezon

hakkında yapılan olumsuz yorumları silip

attı. Hatta onun bu performansı olmasaydı

Galatasaray yönetimi devre arasında sol bek

transferine odaklanıp, Sneijder ve Drogba gibi

yıldızları kadrosuna katmaktan vazgeçebilirdi.

Geleceği ne olacak?

Kariyerinin son demlerini yaşayan bir oyuncu

olarak yaşadığı mevkisel dönüşüm Riera’yı

gelecek planları konusunda cesaretlendirmiş

olmalı. İspanyol oyuncu, özellikle Devler

Ligi’nde sergilediği performansla Galatasaray

için yeterli seviyede olduğunu gösterdi. Bu

sezonki formu sayesinde sözleşmesinin

sonuna kadar sarı-kırmızılı formayı giymesi

kesin gibi.


Galatasaray Dosyası

HF

#

81

Sabri Sarıoğlu

Ne yaptı?

Emmanuel Eboue’nin Afrika Uluslar Kupası’na

gittiği dönemde sağ bek görevini devralan

Sabri, üzerine düşeni fazlasıyla yerine getirdi.

Takımın emektar oyuncularından olan Sabri,

deneyimini sahaya yansıtarak kritik dönemin

kayıpsız geçilmesini sağladı. TT Arena’daki

Real Madrid maçında da şahane bir asist

yapan deneyimli oyuncu, yabana atılmayacak

bir yetenek olduğunu gösterdi. Sarı-kırmızılı

ekipteki beşinci şampiyonluğunu gören Kaptan,

hakkında yapılan eleştirilere ve dozu kaçan

şakalara da gerekli cevabı vermeyi başardı.

Geleceği ne olacak?

Özverili oyun yapısı ve farklı mevkilerde

oynayabilmesi düşünülünce Fatih Terim’in

onu kolay kolay gözden çıkarmayacağı aşikâr.

Üstelik takımın en deneyimli isimlerinden

birisi. Yedek kalmayı sorun etmemesinin

yanında daima göreve hazır olması onu önemli

bir rotasyon elemanı yapıyor. Bu rotasyonda

uzun bir süre daha kalması muhtemel olan

Sabri, altyapısından yetiştiği kulüpte futbolu

bırakmak konusunda kararlı gözüküyor.


Galatasaray Dosyası

HF

#

81

İNENLER

Engin Baytar

Ne yapamadı?

Süper Kupa maçındaki hareketi sonrasında

aldığı 11 maçlık cezayı tüm sezon boyunca

çekti. Yetenekleriyle geçen sezon katkı yaptığı

takımında rotasyona dâhil olmakta zorlandı.

Forma şansı bulabildiği 569 dakikalık bölümde

geçen sezonki formundan çok uzakta kaldı.

Gereksiz hırçınlığı nedeniyle kredisini tüketmiş

görünüyor. Üstelik takımın Sneijder transferi

sonrasında değişen sisteminde kendisine yer

bulması bir hayli zor.

Geleceği ne olacak?

Kariyeri boyunca forma giydiği her kulüpte

sorun yaşayan Engin’in ilerleyen dönemlerde

Galatasaray’da da benzer bir davranışa

yol açması olası. Fatih Terim bu riski göz

önünde bulundurarak Engin’le yolları ayırmak

isteyebilir. Yaşadığı kayıp sezon, forma rekabeti

içerisinde olduğu takım arkadaşlarından geri

kalmasına yol açtı. Artık Galatasaray’a faydalı

olması çok zor görünüyor. Mutluluğu banko

oynayabileceği bir kulüpte araması kariyeri

adına yararlı olur.

Emre Çolak

Ne yapamadı?

Galatasaray formasıyla sahaya çıktığı ilk

günden bu yana çok az gelişme kaydettiğini bu

sezon da gördük. Geçen sezon, oyunun sıkıştığı

anlarda sorumluluk alabilen, kontratakta etkili

ve tekniğiyle rakiplere zor anlar yaşatan bir

oyuncu profili çizmişti. Bu sezon ise sahada ne

yaptığı bir türlü anlaşılamayan, vasat bir genç

oyuncuya dönüştü. Fiziksel olarak rakiplerinden

çok eksik olan Emre, sadece üç Şampiyonlar

Ligi maçında ilk 11’de sahaya çıktı. Tekniğini

oyun görüşüyle bir türlü birleştiremeyen

Emre’nin kadrodaki rolü Sneijder’in gelişi

sonrasında ciddi anlamda zayıfladı.

Geleceği ne olacak?

İki sezonda Galatasaray’ın takım olarak atladığı

seviyeyi atlayamayan Emre, yaşı itibariyle

bir şansı daha hak ediyor gibi görünüyor.

Ancak yıllardır eline geçen şansları bir türlü

değerlendirememesi sabırları taşırabilir. 2013-

14 sezonunda yapacakları Galatasaray’daki

kariyeri adına belirleyici olacaktır. Olası bir

yerli oyuncu transferinde takas unsuru olarak

kullanılmak istemiyorsa çok daha fazla

çalışması gerekiyor.


Galatasaray Dosyası

HF

#

81

Johan Elmander

Ne yaptı?

Geçen sezonun flaş isimlerinden olan İsveçli

golcünün Fenerbahçe’ye karşı oynanan son

maçta yaşadığı sakatlığın bedeli beklenenden

ağır oldu. Yeni sezona iyi başlasa da

Burak Yılmaz ve Umut Bulut’un yükselen

performansları sonrasında kulübeye mahkûm

oldu. Formunu yakalayamadan bir kez daha

sakatlanan Elmander, rotasyondaki yerini

kaybetmek zorunda kaldı. Devre arasında

Drogba’nın da gelişiyle iyice gözden düşen

Elmander, yapamadıklarından daha çok

kendisinden daha iyi yapanların kurbanı oldu.

Geleceği ne olacak?

1981 doğumlu olan Elmander, kariyerinin son

yıllarında hem düzenli forma şansı, hem de

sağlam bir yıllık ücret vadeden bir takımı tercih

etmek isteyecektir. Rotasyonda dördüncü

forvet konumuna düşen İsveçli, yaz aylarında

yapılacak hamlelerde gözden çıkarılabilir.

Ayrılması durumunda Elmander’in yeni durağı

vitrine çıktığı Hollanda Ligi veya vatandaşı

Isaksson’un formasını giydiği Kasımpaşa

olabilir.


Galatasaray Dosyası

HF

#

81

İsmail Şayan

En Büyük Transfer

Türk Telekom Arena

Galatasaray’ın bugünkü gücüne kavuşmasında milat şüphesiz Ali Sami Yen

Stadı’ndan Türk Telekom Arena’ya geçişi oldu.

Galatasaray, Ali Sami Yen’in yeni çağda

kendisine yetmeyeceği teşhisini koyalı yıllar

geçmiş ancak bir türlü tedaviye ulaşamamıştı.

Bu süreçte defalarca planlar revize edildi,

meşhur stadyum maketleri yaptırıldı,

Olimpiyat Stadı çilesine katlanıldı. Ne var

ki gerekli finansman bir türlü sağlanamıyor

ve sağlanacak gibi de görünmüyor, çözüm

üretmek mümkün olmuyordu. Derken siyasetin

Türk futboluna en büyük müdahalelerinden

biri geldi. Yerel yönetimle merkezi yönetimin

işbirliği yepyeni bir proje üretti ve Arena doğdu.

Özhan Canaydın döneminde başlayıp Adnan

Polat döneminde tamamlanan süreç sancılı

geçti. Kulübe üç dönemde toplam 38 yıl ev

sahipliği yapan Ali Sami Yen’e veda hüzünlü,

Arena’nın açılışı olaylıydı. Yeni stadyumla

her yıl bir Şampiyonlar Ligi katılımından çok

daha fazlası kulübe kazandırılmış, artık oyun

değişmişti.

Arena başlangıç oldu

Galatasaray, Türk Telekom Arena’nın

sağladıkları ile rakipleri karşısındaki mali

dezavantajını yok etti. Artık yepyeni hamlelere

dayanak oluşturabilecek bir güç kazanılmıştı.

Arena’ya geçiş sürecini tamamlayan başkan

olan Adnan Polat görevden ayrıldı ve yerine

Ünal Aysal geldi. Aysal, sunulan bu olanağı

değerlendirmekte hiç tereddüt etmedi. Teknik

direktörlüğe uluslararası düzeyde bir isim

olan Fatih Terim getirildi ve özlenen başarıyı

kazandıracak bir kadronun oluşturulmasına

girişildi.

Arda Turan’ın ayrılışı da eldeki mali potansiyele


Galatasaray Dosyası

HF

#

81

eklendi ve kadroda çok önemli bir revizyon

yapıldı. Maliyet yüksekti ancak karşılayacak

güç artık vardı ve daha fazlası için de

cesaretlendiriyordu. Şampiyonluğa ulaşıldı.

Uzun aradan sonra yeniden merhaba denilen

Şampiyonlar Ligi’nde de gruptan çıkıldı. Son

16 turu öncesi yapılan iki hamle dünyada da

ses getirirken Galatasaray’ın yeni yoluna dair

önemli ipuçları sunuyordu.

Daha önce bu kupayı kaldırmış iki önemli

futbolcu, Didier Drogba ve Wesley Sneijder

ara transferde kadroya katıldı. Drogba için

bonservis bedeli ödenmezken Sneijder de

kalibresine kıyasla kelepir denilebilecek

bir bedelle alındı. Bu transferlerde hedefin

Şampiyonlar Ligi’nde tur atlamak olduğunu

söylemek yanlış olur.

Çeyrek finale kalış ödülü sadece 3,9 milyon

avro. Ayrıca iki transferin bir eliminasyon

turunda başarı garantisi olması mümkün değil.

Oysa transferlerle altına girilen yük çok daha

büyük ve hedef belli ki daha uzun vadeli.

Drogba ve Sneijder ile asıl yük, oyuncu

ücretlerinde geldi. Kulübün maaş bütçesinde

büyük bir genişleme yaşandı. Bu, denenebilir

ancak riskli bir strateji. Zaten sınırda olan

kulübün ödediği maaşların yıllık gelire oranı,

bu transferlerle iyice yükseldi. İki anlamda risk

yaratılmış olunuyor.

Riskler de var…

İlki ve daha az tehlikeli olanı, diğer transferler

için manevra alanınızın daralması. Bonservis bir

kez ödeniyor ancak sözleşmelerle uzun süreli

ve büyük ödemeler kayda geçirilmiş olunuyor.

Kulüpler artık UEFA’nın yürüttüğü Financial

Fair Play programına uymak zorunda. Kurallara

göre, eğer kâr etmeyi başaramıyorsanız,

ödediğiniz ücretler toplamının gelirinizin

%70’ini aşmamalı. Galatasaray’ın gelirlerini

büyük ölçüde arttırsa da hâlâ zarar eden bir

kulüp olduğunu, bu yüksek ücretlerin diğer

transferlerde kısıtlama anlamına gelebileceğini

unutmamalı.Asıl risk ise plan aksadığında.

Bu strateji seçildiğinde pamuk ipliğine bağlı

yaşamayı kabullenmiş olunuyor. Kulübün

sahadaki başarısında çıkabilecek sorunun

etkisi, normalde olması gerekenden çok

daha büyük zarar veriyor. Şampiyonluğun


Galatasaray Dosyası

HF

#

81

ıskalanmasının katılımı riske etme anlamına

geldiği Şampiyonlar Ligi’nde sürekli varoluşun

kesilmesi tüm mali yapıyı kökünden sallıyor.

Bir anda ortadan kaybolan 30 milyon avroyu

tolere etmek hiç kolay değil. Üstelik sürekli

katılımla kadrodaki diğer oyuncuların da

değerleri, dolayısıyla aldıkları ücretler de artmış

oluyor. Oyuncu satışları çoğu durumda çözüm

olamıyor.

Geçmişte Beşiktaş benzer bir stratejiyi

uygulayıp ana planını her yıl Devler Ligi katılımı

üzerine oluşturmuştu. Sonuçları malum...

Yine geçmişte Galatasaray, uzun yıllar üst üste

şampiyonlar ligi katılımının ardından treni

bir kereliğine kaçırdığı bir sezonda ücretini

ödeyemediğinden Ribery’yi elinden kaçırmıştı.

En acı örneği ise Leeds United. Zirvenin

eteğinden alt liglere uzanan serbest düşüş,

Şampiyonlar Ligi katılımının ıskalanmasıyla

gelmişti.

Avantaj Galatasaray’da

Öte yandan Galatasaray ardı ardına

şampiyonluklarla rakiplerine karşı büyük bir

avantaj sağladı. Taraftarlarını yine canlandırdı

ve ticari potansiyelini yükseltti. Şampiyonlar

Ligi’nde uzunca aradan sonra ilk katılımda

gelen çeyrek final de ses getirdi ve takımı tekrar

önemli oyuncular açısından hedefe sokarak

kulübün olası transferlerde elini güçlendirdi.

Yenilenecek olan Spor Toto Süper Lig yayın

ihalesi de önemli fırsatlara gebe. Bu arada

oyunculara gelebilecek ve değeri karşılayan

tekliflerde akılcı kararlar verilerek kulübün

manevra alanı genişletilebilir. Kadroya yeni

yıldız eklenmesi de mevcut kadrodan oyuncu

ayrılması da şaşırtıcı olmamalı.

Galatasaray uzun ve sancılı yıların ardından

önce arka planda bir yönetim başarısıyla

mali yapısını, ardından bu yapının sağladığı

olanaklarla da kadrosunu güçlendirdi. Bir

zorunluluk durumundaki sermaye artırımı

için ortaya konan yöntemin değiştirilmek

zorunda kalınması can sıkıcı olmalı. Ancak

sarı kırmızılıların çok önemli bir avantajı elinde

tuttuğu, bu avantajı sürdürmek konusunda

kararlı ve uygulayacak güce sahip olduğu

ortada.


Bi’ saniyede değişir dünya,

Vodafone Süper İnternet’le

yakala!

10 MB 3

ABONE SUPER10 3636

100 MB 9

ABONE SUPER100 3636

Paketler vergiler dahil aylık 10 MB/3 TL, 100 MB/9 TL, 250 MB/12 TL, 500 MB/17 TL, 1 GB/21 TL’dir. 250 MB, 500 MB, 1 GB kampanyalı fiyatları 31.03.2013’e kadar geçerlidir. Bu kampanyadan tüm aboneler yararlanabilir.

İlgili paketlerde kotaya ulaşıldığında dönem sonuna kadar internet erişimi kesilir. İnternet erişimini kesmek için bağlantı hızı 1 Kbps’ye düşer. İnternet erişimine devam etmek için ek paket satın alınması gerekir. Bilgi: www.vodafone.com.tr

Ayrıntılı bilgi için: Vodafone Cep Merkezleri | vodafone.com.tr | forum.vodafone.com.tr | facebook.com / VodafoneTR | twitter.com/ VodafoneTR | 444 0 542


2.Lig

HF

#

81

Serkan Öztürk

2000/01 sezonunun sonunda tarihinde ilk kez

amatöre düşen ve ardından gelen tam 5 sezonu

amatörde geçiren Balıkesirspor’un son 7 yıllık

zaman dilimindeki ivmesi; adım adım üzerine

koyarak, emin adımlarla ilerleyen bir kulübün

basamakları çıkışının öyküsü bir anlamda. 3.

Lig’de önce orta sıralarda geçirilen bir sezon,

ardından iki kez 2. Lig’in kapısından dönüş

ve nihayet 2009/10 sezonu sonunda 2. Lig’e

yükseliş... 2. Lig’de yola çıkarken yaşanan idari

kaos nedeniyle boşa geçen bir sezon, 2011/12

sezonunda ligin en iddialı kadrolarından biriyle

son haftalara kadar sürdürülen şampiyonluk

yarışı (O sezon grubu Şanlıurfaspor şampiyon

Adım adım 1. Lig’e

Dibi gören Bandırmaspor, 7 sezon içerisinde istikrarlı

büyümesi sayesinde PTT 1. Lig’e çıkmayı başardı.

tamamlayıp 1. Lig’e çıktı), yükselme playoff’unda

üstün oynadığı Adana Demirspor

maçında tattığı şanssız mağlubiyet ve 2012/13

sezonunda açık ara şampiyonlukla gelen 1.

Lig... Görüldüğü gibi Balıkesirspor’un grafiği

arada teklemeler, tökezlemeler yaşansa da son

yıllarda istikrarlı bir şekilde yukarıyı gösteriyor.

Geçtiğimiz sezon dramatik bir şekilde

şampiyonluğu kaybeden (özellikle kendi evinde

iddiasız Ofspor’a 2-5 yenilerek büyük ölçüde

havlu atan) Balıkesirspor, oturmuş kadrosunu

büyük oranda elinde tutarak üzerine 2. Lig

standardının üstünde transferler yaptı ve yeni


2.Lig

HF

#

81

sezona girdi. Süper Lig patentli Erhan Küçük,

Recep Biler, Ertuğrul Arslan, Deniz Vural gibi

tecrübeli isimlerin yanı sıra bu ligin kalburüstü

oyuncuları diyebileceğimiz Gökhan Demir,

Özcan Dağ, Mustafa Şen, Mehmet Ballı’nın

yanı sıra Çorumspor’un genç milli oyuncusu

1995 doğumlu Alihan İdikut kadroya dahil

edildi. (Devre arasında yine bu standartta

yapılan İlyas Çakmak, Ahmet Şahin, Koray

Çölgeçen takviyeleriyle takım daha da güçlendi)

Teknik direktör olarak da 2010/11 sezonunun

ortasından beri görev yapan Mesut Dilsöz’le

yola devam kararı alındı.

Dişli rakipler döküldü

Sezon başı beklentilerine göre Balıkesirspor’un

en az kendisi kadar pahalı ve iddialı kadrolar

kuran Yeni Malatyaspor ve Eyüpspor gibi

takımlarla zirve yapması bekleniyordu. Ancak

geçen haftalar sonucunda sezona büyük

beklentilerle giren takımlar bir bir diskalifiye

olurken Balıkesirspor şampiyonluk yarışında

ligin yeni ekibi İnegölspor’la baş başa kaldı.

Sezona deplasmanda alınan Bayrampaşa

galibiyetiyle başlayan Balkes, kendi evindeki

ilk maçında Anadolu Selçukluspor önünde

2 puan bırakarak hayal kırıklığı yarattı. 3.

ve 4. haftalarda zirve yarışı içinde olması

beklenen Eyüpspor ve Yeni Malatyaspor’u

deviren kırmızı-beyazlılar 4 haftada topladığı

10 puanla 2. sıraya yerleşti. Deplasmanda

aldığı Denizli Belediyespor beraberliği ile 5’te 5

yapan Kızılcahamamspor’un 4 puan gerisinde

kalan Balıkesirspor, Kızılcahamamspor

beraberliğinin ardından yakaladığı 2 maçlık

seri ile 9 hafta sonunda liderliğe oturdu.

Alanyaspor ve Gaziosmanpaşa maçlarından

da 4 puan çıkaran Balıkesirspor, İskenderun

Demir Çelikspor maçında bıraktığı 3 puanla

liderliği İnegölspor’a devretti. Ardından gelen

Körfez Futbol Kulübü beraberliği aradaki farkı

açacaktı ki; İnegölspor’un Eyüpspor’a yenilmesi

imdada yetişti ve puan farkı 1’e inmiş oldu. 14.

haftada Ofspor’u deplasmanda geçen Balkes,

bir sonraki ligin kaderine etki edecek maçta

İnegölspor’u 1-0 yenerek liderlik koltuğuna

sezon sonuna kadar kalkmamak üzere oturdu.

Her ne kadar takım puantajda başarılı gitse de

teknik direktör Mesut Dilsöz’le Balıkesir futbol

kamuoyunun önemli bir kesimi arasına kara

kedi girmişti. Maçlar kazanılsa da kaybedilse

de oynanan futbol çoğu taraftarı tatmin

etmiyordu; öyle ki bazı maçların sonunda

Dilsöz’ün istifası istenmişti. Dilsöz de zaferle

sonuçladığı İnegölspor maçını bir vedaya

dönüştürüp görevinden istifa etti; yerine

en son Oyak Renaultspor’da görev yapan,

önceki yıllarda Bozüyükspor, Bandırmaspor,

Turgutluspor gibi takımları çalıştıran İsmail

Ertekin getirildi. Ertekin yönetimindeki ilk maç

olan Çamlıdere Şekerspor deplasmanından

alınan 3 puanın ardından gelen Kırklarelispor

mağlubiyeti de takımı liderlikten edemedi

ve Balıkesirspor ilk yarıyı takipçisinin 2 puan

önünde lider tamamladı.

Her ne kadar ikinci yarıya Bayrampaşa

önünde bırakılan 2 puanla başlasa da, bu maç

aslında Balıkesirspor’un yenilmezlik serisinin

başlangıcı oldu. 9 maçta gelen 7 galibiyet, 2

beraberlik Balıkesirspor’u ikinci İnegölspor’un

tam 9 puan önünde lider yaptı. Grubun

sonuncusu Gaziosmanpaşa’ya 1-0 yenildiği

hafta puan farkı 6’ya düşmüşse de 29. haftada

gelen İskenderun Demir Çelikspor galibiyeti ve

İnegölspor’un Anadolu Selçukluspor beraberliği

farkı yeniden 8’e çıkardı ve yarış aslında orada

fiilen bitti. Kalan 5 haftada Balıkesirspor’un

şampiyonluğu vermesi için olağanüstü futbol

mucizeleri gerekiyordu ki; Balkes sonraki 4

maçından 10 puan çıkararak (arada rakibi

İnegölspor’u deplasmanda da yenerek)

şampiyonluğunu ilan etti.

Kadro kalitesiyle fark yarattı

Balıkesirspor’un grubunda kendinden daha

iddialı ve pahalı kadrolar kuran rakipleri vardı.

Ancak Balkes’in onlara göre avantajı onlar


2.Lig

HF

#

81

‘şöhretli isimlerden oluşan ancak toplama

takım intibaı’ verirken kırmızı-beyazlıların

oturmuş, kurulu bir düzene sahip olması

idi. Rakipleri bir türlü istediği randımanı

tutturamayıp yarış dışında kalırken sezon

içerisinde kendi potansiyellerinin de üzerine

çıkarak dönem dönem yukarıları zorlayan

İnegölspor, Tokatspor, Kızılcahamamspor

gibi takımlar da deneyimsiz, dar kadrolarıyla

yarışı götürmeye nefeslerinin yetmeyeceği çok

açıktı. Nitekim öyle de oldu ve bu ortamda

Balıkesirspor deneyimli oyuncularıyla yarıştan

ustalıkla sıyrıldı.

Balıkesirspor’un bu sezonki kadrosunda pek

çok isim taraflı tarafsız bütün otoritelerin

beğenisini kazanarak yılın en iyi oyuncuları

arasında gösterildi. Bu isimlerin başında

takımdaki ikinci sezonunu geçiren stoper Rıza

Efendioğlu, sağ bek Caner Arıcı, Trabzonspor

altyapı çıkışlı orta saha oyuncusu Muhammet

Reis, Kayserispor – Sivasspor – Antalyaspor

günlerinden hatırladığımız Ertuğrul Arslan,

devre arasında Çaykur Rizespor’dan kiralanan

ve 15 maçta 6 gole imza atan forvet İlyas

Çakmak, sezon boyunca takımın en çok

sahada kalan oyuncusu olan sol bek Kerem

Gülbahar, sağ açık Mustafa Şen, devre

arasında Karşıyaka’ya giden kaleci Recep

Biler’in yerine gelen Ahmet Şahin gibi isimler

geliyor. Geçtiğimiz sezon teknik ekiple yaşadığı

sıkıntılar nedeniyle fazla verim alınamayan

Hüseyin Kar’la Ali Akburç, ‘Kocapabuç’ Ali

Öztürk, Salih Sefercik gibi isimler de harika

birer sezon geçirmeseler de takıma gerekli

takviyeyi yaptılar ve başarıya ortak oldular.

Her ne kadar bu sezon forma şansı bulamasa

da henüz 18 yaşında olan ve savunmanın

her bölgesinde görev alabilen Alihan İdikut

ismini ise muhtemelen ileriki yıllarda daha sık

duyacağız.

İsmail Ertekin

1959 Bursa doğumlu teknik adam

Bursaspor’un altyapısında futbola

başlamış ve sırasıyla Bursaspor,

Kütahyaspor, Boluspor, Sönmez

Filamentspor takımlarında oynadıktan

Bozüyükspor’da futbolu bıraktı. Ardından

Bursaspor teknik heyetinde yer alan

Ertekin; Sepp Piontek, Nevzat Güzelırmak,

Nejat Biyediç, Gordon Milne, Rasim Kara

gibi hocaların ekibinde yer almış hatta

Rasim Kara’nın görevden ayrıldığı sezon

son 4 maça Bursaspor’un başında çıkmıştı.

Ardından Adanaspor teknik heyetine

katılan İsmail Ertekin, ilk teknik direktörlük

sürecini diğer bir Bursa ekibi Oyak

Renaultspor’da yaşadı. Sonraki yıllarda

ise Turgutluspor, Fatih Karagümrük,

Orhangazispor, Bandırmaspor ve yeniden

Oyak Renaultspor’da görev aldı. İsmail

Ertekin bugüne kadar 2004/05 sezonunda

Turgutluspor’la ve 2009/10 sezonunda

Bandırmaspor’la olmak üzere iki kez 3. Lig

şampiyonluğu yaşamıştı.


2. Lig

HF

#

81

Serkan Öztürk

2012/13 sezonunun başında biri çıkıp da

“Kırmızı Grup’u Kahramanmaraşspor

şampiyon tamamlayacak” dese çoğu insan

gülüp geçerdi herhalde. Öyle ya; senelerdir

zirve yarışının gediklisi Bandırmaspor,

Fethiyespor, Polatlı Bugsaşspor gibi gerek

kadro kalitesi, gerekse de mali imkanlar olarak

çok daha güçlü takımların bulunduğu grupta

geçtiğimiz yıl 3. Lig’i 5. bitirip play-off’la

2. Lig vizesi alan kadrosunu büyük ölçüde

elinde tutan bu mütevazı takıma kimseler

pek fazla şans tanımıyordu. Oysa yıllardır 1.

Lig - Süper Lig hasreti çeken Maraşlılar, güçlü

takımların birbirini kırdığı bu zorlu grupta

aradan sıyrılmayı başararak sezonu şampiyon

tamamladı. Sezon hazırlıklarına takımı 2.

Lig’e çıkaran teknik adam Bayram Toysal’la

26 yıllık hasret

Pek çok kişinin şans vermediği Faturavizyon

Kahramanmaraşspor, üst üste iki sezonunu da

şampiyonlukla tamamlayarak 26 yıl sonra 1.

Lig’e yükselmeyi başardı.

başlayan Kahramanmaraşspor’da şok gelişme

Toysal’ın liglerin başlamasına bir hafta kala

‘yönetimle yaşadığı fikir ayrılıkları nedeniyle’

görevinden ayrıldı. Yönetim kurulu Toysal’ın

yerine 2011/12 sezonunun bir başka şampiyon

hocasını, Kahramanmaraş Belediyespor’u

Bölgesel Amatör Lig’den 3. Lig’e çıkaran Fethi

Çokkeser’i getirdi . Bayram Toysal yönetiminde

8 futbolcusuyla yollarını ayıran kırmızıbeyazlılar

çoğu 2. Lig takımlarında forma giyen

(Kartalspor’dan gelen Tolga Çavdar, takımın üst

liglerden yaptığı tek transferdi) 8 futbolcuyu

transfer edip geçtiğimiz sezon kulüpte kiralık

olarak forma giyen Emrah Kiraz’ın bonservisini

Bursaspor’dan, Taha Balcı’nın bonservisini de

1461 Trabzon’dan aldı.


2. Lig

HF

#

81

Kötü başlangıca rağmen

Sezonu kendi evinde -sezon sonunda küme

düşecek olan- Ünyespor’a 2 puan bıraktığı

maçla açan kırmızı-beyazlılar, 2. haftada

Çankırı deplasmanından 0-3’la 3 puanla

döndü ve bu tarihten itibaren zirvenin iddialı

adaylarından biri olarak ortaya çıktı. 7 hafta

sonunda 4 galibiyet, 3 beraberlikle grubun

tepesine kurulan Kahramanmaraşspor ilk

mağlubiyetini 8. haftada Bandırmaspor

karşısında uzatma dakikalarında yediği golle

aldı. Ardından içerideki Hatayspor beraberliği

ve deplasmandaki Nazilli Belediyespor

mağlubiyetiyle kötü gidişini sürdüren

Kahramanmaraş ekibi, rakiplerinin de puan

kayıplarıyla 2. sırada kendine yer buldu.

Peşpeşe gelen Pendikspor ve Sakaryaspor

maçlarından 6 puan çıkartarak zirveye tutunan

Kahramanmaraşspor sonraki 2 haftada tam 5

puan bırakarak lider Polatlı Bugsaşspor’un 4

puan gerisinde 4. sıraya oturdu. Kendi evinde

Tarsus İdman Yurdu’nu 3-0’la geçen kırmızıbeyazlılar

Polatlı deplasmanından da 1 puanla

dönünde ilk yarıyı averajla 5. sırada tamamladı.

Sezonu Ünyespor mağlubiyetiyle açan

Kahramanmaraşspor ilk kez 6. sıraya

geriledi ve zirve yarışının gerisinde kaldı. Bu

noktadan sonra takımı ancak ardı ardına

gelecek bir seri yarışın içinde tutabilirdi ki; 5

haftada çıkardıkları 13 puan liderle arasındaki

puan farkını 2’ye indirirken puantajdaki

yerlerini üçüncülüğe çıkardı. 24. haftada

alınan Bozüyükspor mağlubiyeti pek çokları

için Kahramanmaraşspor’un yarıştan

kopması anlamına gelecekken lider Polatlı

Bugsaşspor’un Çankırı’da, ikinci Tepecikspor’un

İstanbul’da Tarsus İdman Yurdu karşısında

bıraktığı 3 puan imdatlarına yetişti ve puan

farkı korunmuş oldu. 25. haftada oynanacak

Tepecikspor – P. Bugsaşspor maçı tam

da Kahramanmaraşspor’un istediği gibi

Tepecikspor lehine biterken kırmızı-beyazlılar

kendi evlerinde Bandırmaspor’u tamamen

yarış dışına iten galibiyeti aldılar ve 2. sıraya

yükseldiler. Ertesi hafta Tepecikspor’un evinde

Ünyespor karşısında 2 puan bırakmasıyla

Hatay deplasmanından 3 puanla dönen

Kahramanmaraşspor haftalar sonra yeniden

liderliği devraldı. Futbol tanrıları 27. haftada


2. Lig

HF

#

81

kendi evinde bu kez Nazilli Belediyespor’a

yenilen Kahramanmaraşspor’un yine imdadına

yetişecek ve bütün takipçilerinin puan

kaybetmesiyle liderlik koltuğunu koruyacaktı. 2

hafta sonra grubun sonuncusu Sakaryaspor’la

evinde berabere kalarak şampiyonluğu

yeniden riske eden Kahramanmaraşspor,

takipçisi Polatlı Bugsaşspor’un akıl almaz

puan kayıpları koltuğunu korumayı başardı ve

4 puan önde girdiği 32. haftada Tarsus İdman

Yurdu’nu deplasmanda tek golle devirerek

şampiyonluğunu ilan etti.

Rakiplere mağlubiyet yok

Herkesin herkese çelme takabildiği,

Kahramanmaraşspor da dahil bütün zirve

ekiplerinin beklenmedik puanlar kaybettiği

bu grupta şampiyonluğun kilidini açacak tek

bir formül vardı : Rakiplerine yenilmemek.

Küme düşen Ünyespor’dan iki maçta

toplam 1 puan alabilen, grubun sonuncusu

Sakaryaspor’u evinde yenemeyen, grubun

vasat ekipleri Sarıyer ve Bozüyükspor’a yenilen

Kahramanmaraşspor bütün sezon şampiyonluk

mücadelesi verdiği, ilk 5’te yer alan diğer 4

takımla şu ana kadar oynadığı 7 maçta da (Yazı

kaleme alındığında Kahramanmaraşspor henüz

Polatlı Bugsaşspor’la oynamamıştı) yenilmedi.

Diğer bir deyişle, rakipleri gibi cömertçe

puan kaybetse de bu kayıpları yalnızca

kredisinden gitti, rakiplerinin hanelerine

ekstradan yazılmadı ve bu durum da takımın

şampiyonluğu göğüslemesini sağladı.

Ligdeki pek çok kulüple kıyaslandığında dar

ama istikrarlı bir oyuncu havuzuna sahip

olan Kahramanmaraşspor’un bu sezonki

flaş ismi hiç kuşkusuz geçtiğimiz sezon 3.

Lig’den 2. Lig’e çıkarken de büyük emekleri

olan forvet Taha Balcı. Akçaabat Sebatspor’da

profesyonel olan ve daha önce 1461 Trabzon

forması giyen Taha, bu sezon attığı 14 golle

Kırmızı Grup’un da en golcü isimleri arasında

yer aldı. Geçtiğimiz sezon Taha’yla birlikte 1461

Trabzon’dan gelen 25 yaşındaki sağ açık Adem

Aydın da bütün maçlarda forma giydi ve orta

sahanın yükünü çeken isimlerin başında geldi.

Ligin en iyi sol beklerinden biri olarak dikkat

çeken Berkan Emir, tecrübeli kaleci Taylan

Aydoğan, takımın bir başka 1461 Trabzon

kökenli oyuncusu stoper Erhan Kurt ile diğer

stoper Mustafa Gürel savunmada; önceki

yıllarda Kahramanmaraşspor ve Altınordu

formalarıyla şampiyonluk yaşayan Zafer

Özden, Bank Asya 1. Lig tecrübesi bulunan

Tolga Çavdar ve Bilal Türkgüler ile sol açık Erhan

Çelenk orta sahada; Gökhan Aydaş ve Onur

Berber ise ileri uçta en çok süre alan isimler

oldular.

Fethi Çokkeser

1959 doğumlu Kahramanmaraşlı teknik

adam Fethi Çokkeser geçmiş yıllarda

Kahramanmaraşspor’un teknik heyetinde

yardımcı antrenör olarak görev yapmış

bir isim. İlk kez 2010-2011 sezonunun

ortasında Bölgesel Amatör Lig ekibi

Kahramanmaraş Belediyespor’da teknik

direktörlük deneyimi yaşayan Çokkeser,

o sezon takımının 3. Lig’i 2 puan farkla

kaçırmasıyla dikkatleri üzerine çekti. Ertesi

sezonsa Kahramanmaraş Belediyespor’u

tarihinde ilk kez 3. Lig’e çıkaran hoca oldu.

Sezon başında Kahramanmaraşspor’un

teknik direktör Bayram Toysal’la yollarını

ayırması üzerine kenti ve kulübü tanıyan

başarılı bir isim olarak son dakika tercihiyle

Kahramanmaraşspor’un başına getirildi.


Gittim, Gördüm, Yazdım

HF

#

81

Fırat Topal

You’rr Never

Wark Arone

Japonların karaoke aşkı öyle fazla ki,

koskoca stadyumun dev skorborduna

şarkı sözlerini verip tüm stadyuma

söyletebiliyorlar. Tabii şarkı You’ll

Never Walk Alone olunca (Japonların

versiyonuyla “Wark”) da gelsin Doğu-

Batı sentezi. Japonya turunun 2.

Ayağı için Tokyo’da, FC Tokyo-Nagoya

Grampus Eight maçındayız.

Liseliler bilmez bir Dragan Stojkovic vardı,

aslında bırak liseliyi üniversiteliler de bilmez.

Crvena Zvezda yani Kızılyıldız’ın efsanelerinden

birisi olan Stojkovic, kulüp tarihinde, efsane

olmuş isimlere verilen Kızılyıldız’ın Yıldızı

ödülüne layık görülen 5 isimden de bir

tanesiydi. 4 yıl boyunca kulübünün formasını

giydikten sonra Marsilya’nın yolunu tutmuş,

1991’de eski kulübüyle yeni kulübünün karşı

karşıya geldiği ve penaltılara giden Avrupa

Şampiyon Kulüpler Kupası finalinde oyuna

girmesine rağmen, eski kulübüne penaltı

atmak istemediği için affını istemişti (ayrıntılar

için 51. Sayımızdaki Demir Perde’nin Efsaneleri

köşesine bakabilirsiniz). 1990 Dünya Kupası’nın

da yıldızlarından olan Stojkovic 1994’te

Japonya’ya, Nagoya kentine yerleşti ve burada

tam 7 yıl forma giydi. 2008 yılında ise teknik

direktör olarak kente döndü ve halen görevine

devam ediyor. 2010’da Japonya şampiyonu

oldular. Tokyo, geçen hafta bahsettiğimiz

Osaka gibi, Japon profesyonel liglerinde iki

takım çıkaran şehirlerden bir tanesi. Tokyo

Verdy şu an J2’de mücadele ediyor. FC Tokyo

ise 1999 yılından beri 1 yıllık kesinti hariç

sürekli J1’de yer aldı ama hiçbir şampiyonlukları

yok. Başkentin 2 ekibi Tokyo’yu dünya

futbolunda şampiyon çıkaramayan ender

başkentler arasında tutmaya devam ediyorlar,

hatta Asya’nın üst düzey futbol ülkelerinde

Tokyo’dan başka bu unvana sahip başkent yok.

45 yaşındaki eski Sırp futbolcu Ranko Popovic

takımın başında ve Lucas Severino gibi ligin en

önemli oyuncularından birine sahipler. Lucas,

25 yaşında iken FC Tokyo’ya imza atmıştı. 3

sene burada oynadıktan sonra Gamba Osaka

ile Asya Şampiyonlar Ligi şampiyonluğu yaşadı.

32 yaşında ülkesine dönüp Atletico Paranaense

ile sözleşme imzaladı ve yarım sezon sonra

kariyerine nokta koymuştu ki FC Tokyo onu

tekrar futbola döndürdü. Halen takımın en

önemli oyuncusu.


Gittim, Gördüm, Yazdım

HF

#

81

Turist akını

Fc Tokyo’nun 50 bin kişilik stadyumu

Ajinomoto şehrin dışında ancak trenle çok

rahat ulaşabileceğiniz bir futbol arenası. Tokyo

istasyonundan Keio Hattı’nın rapid servisine

bindiğinizde 4 durak sonra Tobitakyu’da

iniyorsunuz (maç günlerinde tren seferleri

artırılıyor) ve zaten daha istasyonun içindeyken

stadyumu görüyorsunuz. Tren yolculuğu

sırasında istasyonu kaçırmamak için elinde

haritayla istasyonlara bakan Avrupalı bir

çifti görüyorum. Trenin Tobitakyu’da durup

durmadığını sorduğumda 50 yaşlarındaki

çift bana “Biz de sana güveniyorduk kardeş”

diyor. Kısa bir sohbetten sonra Avustralyalı

olduklarını, Basel’de yaşadıklarını, Nagoya’da

oynayan Avustralyalı Joshua Kennedy’i görmek

için maça gittiklerini söylüyor. Kennedy uzun

Bundesliga kariyerinden sonra 27 yaşında

Japonya’ya transfer oldu ve şampiyonluk

yaşadıktan sonra son 2 yılda ligin gol kralı

oldu. Karı-koca çoktan Avrupa Ligi biletlerini

aldıklarını ve kesinlikle finali oynayacaklarını

söylüyor (o sırada yarı final maçları henüz

oynanmamıştı). Biraz futboldan sohbet edip

stadyuma beraber yürüyoruz, birbirimizin

fotoğrafını çekip ayrılıyoruz, Amsterdam’da

görüşmek üzere (tabii Basel’in hayalleri birkaç

hafta sonra suya düşecek).

Ajinomoto Stadyumu’nda 1 hafta önce

Osaka’daki stadyum kontrolüne göre değişen

pek bir şey yok aslında, sadece çantamıza

şöyle bir bakılıyor. Yine aynı gelenek burada da

var, aramalardan sonra 8 kişilik bir karşılama

ekibi eşantiyona boğuyor sizi, ama haklarını

yemeyelim FC Tokyo amblem ve renklerine

bezeli sapasağlam pazar çantası verdi adamlar.

Japonya’daki stadyumların çoğu 2002 Dünya

Kupası sırasında yenilenirken ya da sıfırdan

inşa edilirken atletizm pisti muhafaza edilmiş

stadyumlar dolayısıyla seyircinin sahaya olan

etkisi çok fazla olmuyor. Zaten geçen haftaki

yazıda söylediğimiz gibi stadyum planları

aynı. Bu kez bizi bir sürpriz bekliyor çünkü tam

koltuğumuza oturduğumuzda atkılar açılıyor

ve stadyum hoparlöründen You’ll Never Walk

Alone çalınırken, skorborddan da şarkı sözleri

veriliyor. Anlayacağınız Japonların felsefesi

“bize her yer karaoke!”.


Gittim, Gördüm, Yazdım

HF

#

81

Rahmetli başkan Kenediieee

İkinci maçla beraber Japon futbolunun da

karakteristiklerinden bahsetmek lazım. Japon

Ligi’nin kalitesinin çok yüksek olmadığını itiraf

etmeliyiz. Bu, onların uzaklarda, biz haftasonu

uykusunu çekerken maçlarını oynamalarından

ve yakından takip olanağı bulamamızdan

kaynaklanmıyor. Tüm ülkeyi sarmış olan

Avrupalılaşma isteği futbol stadyumlarında,

tribündeki seyirciden sahadaki futbola kadar

yansımış. Ancak bu değişimi de kotardıklarını

söylemek çok mümkün değil. 2007 ve

2008’de üstüste gelen Asya Şampiyonlar Ligi

şampiyonluklarından sonra kıtanın efendiliğini

Güney Kore’lilere bıraktılar. Bu yıl da grup

maçları sonunda son 16’ya 1 takım sokabildiler.

Üst düzey dayanıklılık ve fiziksel mücadelenin

olduğu anlarda zorlanıyorlar ve Japon Ligi

hakemleri de sertliğe pek müsaade etmiyorlar.

Genelde dayanıklılıklarını maç içi kondisyonuna

yansıtmış durumdalar ki bu da ülke insanının

genel prototipi. Güvenlik ve önceden tedbir

üzerine kurulmuş, ancak bu sistemin üzerine

125 milyonun üst düzey eğlence yaşayabileceği

bir ülke meydana getiren Japonların saha

içerisindeki futbol karakteri de aslında bunu

yapmaya yönelik ama takımların savunma

kurgusunda önemli zaaflar var ve hücum

organizasyonlarında yaratıcılık çok üst düzeyde

değil. Ligdeki yabancı oyuncuların % 50’sinden

fazlasının Brezilyalı olması da onların bu

yaratıcılık eksikliğini giderme isteklerinden

kaynaklanıyor.

Biz bunları düşünürken Joshua Kennedy nasıl

son iki sezon gol kralı olduğunu gösteriyor bize.

Boy ortalamasının 1.75 olduğu sahada 1.94’lük

boyuyla Kolombiyalı Danilson Cordoba’nın ceza

sahasına ortaladığı topa kafayı yapıştırıyor ve

FC Tokyo’nun ulusal takımda da forma giyen

kalecisi Shuichi Gonda’yı mağlup ediyor. Bu yıl

gol krallığında çok iddialı olmayabilir zira o kafa

sezondaki ilk golü. Devre bu skorlar bitecekken

Lucas Severino, sağ kanattan Tokunaga’yı

kaçırıyor, Yuki Honda ceza sahasına dalan

rakibini indiriyor ve hakem Tomohiro Inoue de

penaltı noktasını gösteriyor. Lucas penaltıyı

kalecinin müdahalesine rağmen ağlara

gönderiyor. İlk yarı bittiğinde aklımızda kalan

FC Tokyo’nun defansif orta saha oyuncusu


Gittim, Gördüm, Yazdım

HF

#

81

Takuji Yonemoto. Birçok tehlikeli akını kesen,

süpürücü görevini üstlenen, ataklara katılan

ve hatta 60-70 metrelik adrese teslim paslar

da atabilen 22 yaşındaki oyuncuyu Junichi

Inamoto’dan hafızalarda kalan kötü “Japon

ön libero” tecrübesi olmasa daha da öveceğim

ama şimdilik takibe almakla yetinelim. Devre

bitiyor, Japonlar tuvalete koşuyorlar. Japon

stadyumlarında “değnekçi” kavramıyla orada

tanışıyorum. Tuvalet kuyruğunun en arkasında

elinde “Sıranın Sonu” tabelalı bir genç duruyor.

“Gel abi gel, büyük buradan gel, geç abicim, abi

1 kişi mi”...Bu arada tribünlerin çıkış kapılarının

tümünün ağzında elinde poşetle görevliler

duruyor ve taraftarların elindeki çöpleri

alıyorlar. Bu yolla tribün koltukları ve yerler

istisnalar dışında sürekli temiz kalıyor.

Golcüdür Severino

bağlasan durmazino

İkinci yarının hemen başında Lucas yine penaltı

noktasında. Bu sefer soldan ceza sahasına

dalan Masato Morishige’yi, Hayuma Tanaka

indiriyor ve hakem de Tanaka’nın kellesini

alıyor (Kill Bill’de de rahmetli bir Boss Tanaka

vardı kellesi ağzını tutamadığı için gitmişti

zavallı). Lucas 2-1 yapıyor durumu. 8 dakika

sonra Lucas hat-trick için kafayı vuruyor ama

3 Dünya Kupası görmüş, 37 yaşındaki Seigo

Narazaki kurtarıyor. Kurtarıyor da oyunu elle

kurarken hata yapıyor ve ceza sahası dışından

şutlayan, maç başından bu yana halı saha

maçında bir türlü top alamayan banka güvenlik

görevlisi modunda dolaşan forvet Kazuma

Watanebe durumu 3-1’e getiriyor. Biz o sırada

nerdeyiz? Alt tribünün en üst katında, zira

yağmur bastırmış, bizde şemsiye yok, saçağa

sığınmışız ve ufak bir kız maçı bırakmış

annesiyle saklambaç oynuyor stadyumda.

Biz de zamanında Ali Sami Yen’de saklambaç

ve yakalamaç gibi oyunları çok oynadık ama

anamızla değil anamızı belleyen coplarla.

Hakem bitiş düdüğünü çaldığında 3-1 kazanıyor

Tokyo. Stojkovic, Arsene Wenger’den arakladığı

şişme montla ayrılıyor başı eğik sahadan. Biz

de yağmurdan kaçarak Tokyo’ya dönüp (tüm

taraftarlar maç çıkışı şemsiyelerini açıyorlar,

tribünlere şemsiye sokmak serbest) atıyoruz

kendimizi bir suşi restoranına. Yılların suşi

ustası bizim ıslanmış halimizi görüp “bak

yabancı, bir Japon atasözü der ki, Taş makası

kırar, makas kağıdı keser, kağıt ta taşı sarar”

diyor. “Toranaga abi o oyun değil mi?”

diyorum, “siz de yapın oğlum, sizde atasözü

yok mu keriz misiniz?” diyor. “Usta, bahtsız

bedeviyi.....” diyecek oluyorum, “al lan şu

ahtapotu konuşma” diyor...Diyeceğim o ki

dostlar, Japonya güzel ülke, Japonya hoş ülke,

Japonya ardımızda kalan ülke...Bir daha ki

Hayatım Futbol durağına kadar...


İngiltere

HF

#

81

Güner Çalış

BENİTEZ’İN CHELSEA MİRASI OLARAK

DAViD LUiZ

Rafa Benitez artık biraz olsun saygıyı hak etmiyor mu?


İngiltere

HF

#

81

Rafa Benitez’i tutmak, St. Pauli’yi tutmak gibi.

Eğer futbol romantiği olarak geçiniyorsanız, St.

Pauli’yi tutarsınız. Fakat bu romantizmi çoğu

zaman popülizm izler ve iki unsur birbirine

karışıp yeni bir gerçeklik yaratır. Benitezcilik

buna benziyor.

Futbol taktiklerini kişiliğinizin ayrılmaz bir

parçası olarak görüyorsanız, çok yüksek

ihtimalle Benitezci olursunuz veya öyleymiş

gibi davranırsınız. Jonathan Wilson’dan,

Inverting the Pyramid kitabından girip

Benitez’in ne kadar değerli bir hoca olduğundan

bahsedecek ve Sacchi’ye değinmeden

geçemeyeceksiniz. Rotasyondan, düz

oyuncu sevdasından, alan savunmasının

mantıksızlığından, Benitez’in antipatikliğinden

dem vuranlara da ‘O öyle değil aslında’ deyip

bir şeyler anlatmaya başlayacaksınız. Yarısı

yanlış ve yarısı doğru gözüken tüm bu klişelerin

yanında, Benitez’e dair söylenecek değerli

şeyler hâlâ var.

“Torres işin medyatik boyutuyken David

Luiz, Victor Moses, belki Eden Hazard gibi

Şişman

İspanyol

garson Rafa

Chelsea taraftarına göre ‘şişman İspanyol garson’ Chelsea’yi

Avrupa Ligi finaline taşıdı ve Di Matteo’dan daha iyi bir takım

miras bırakıyor. Sahi, Benitez’i niye sevmiyoruz?

değerli fakat nispeten işlenmemiş oyuncular

da Benitez’in kaldığı sürede çok daha kesin

görevler üstlenebilirler.”

Premier League’in ilk yarı değerlendirmesine

ait bu cümle, ocak ayında not düşülmüştü.

Gerçekten de, bahsi geçen üç oyuncu belli

görevlerde özelleşen, değerli elemanlara

dönüştüler. Benitez, makinesini inşa edebilmek

için uzun bir süreye ihtiyaç duyuyor; ama belli

desenler oluşturabilmek için çok daha kısa.

Kupadaki son 4 maçta da gol atmayı başaran

Victor Moses, Chelsea’nin Avrupa Ligi’ndeki

katalizörü durumunda. Eden Hazard, 6 kişiden

oluşan sezonun en iyi oyuncusu ön listesine

seçilmeyi başardı. İki sene evvel Gary Neville’in

‘sanki PlayStation oynayan 10 yaşındaki bir

çocuk tarafından yönetiliyor’ gafına maruz

kalan David Luiz’in hikayesi ise biraz daha

özel. 30 milyon euro ve Matic karşılığı transfer

edilen defans oyuncusu, bugünlerde orta

sahada başlıyor; maçın adamı seçiliyor ve bunu

30 metreden gol atmış olmadığı maçlarda

da yapıyor. David Luiz artık Terry’nin veliaht

kaptan olarak gösterdiği bir karakter.


İngiltere

HF

#

81

Rafael Benitez’in abartılmış bir entelektüel

olduğu kanaatindeyseniz, bu yazı sizi bir kere

daha düşünmeye zorlayacak.

Futbolcu şekillendiricisi Benitez

“Benitez’in Chelsea’de yerleştirmeye çalıştığı

felsefeye bayılıyorum. Benim oyunumu

değiştirdi ve bana çok yardımcı oldu. Futbolu

seviyor ve futbolu benim gibi görüyor. Topa

sahip olmak istiyor, önde pres yapmamızı

istiyor ve yeni şeyler deniyor. Şut atmak veya

daha riskli paslar kullanmak gibi yeni şeyler

denemem konusunda beni yüreklendiriyor.

Benim futbolumdan anlıyor ve bundan çok

memnunum.” - David Luiz

Mourinho’nun bir şekilde kazanan takımı

yaratabilmesi ölçüsünde, Benitez oyuncuları

doğru yönlendirebilme konusunda usta.

Analize karşı antipatik tutkusunun onu ikili

ilişkilerde çekilmez kıldığı da oluyor şüphesiz.

Fakat Benitez’le anlaşmayı başarabiliyor

ve onun takımında yer alabiliyorsanız, bu

daha iyi bir futbolcu olmaya başladığınızı

gösteren önemli, nesnel bir göstergedir. Torres,

Benitez’in en sevdiği yönü olarak ‘gerçekten

hak edene formayı vermesini’ söylüyordu;

Gerrard ise gol attığı ve çok iyi oynadığı bir

maçtan sonra Rafa’nın kendisine pozisyon

alma hatalarını gösterdiğini ve memnun

olmayan bir tavır takındığından bahsediyordu.

İki ifadeyi birleştirin. Verilerden epey hoşlanan

ve onları nasıl kullanacağını bilecek kadar

futbolun teknik yönünden iyi anlayan

Benitez’in yönlendirmeleri, genelde ters

gitmiyor. Benitez, oyuncuların hangi desenler

içinde potansiyellerini zorlayabileceklerini

çözme konusunda usta. Bugünün merkez

oyuncusu Xabi Alonso; eskinin klasik boxto-box

orta sahası, o zamanın ikinci forveti

Gerrard ve Liverpool’a Hollanda ligi gol kralı

olarak gelen şimdinin sağ açığı Kuyt... Her biri

Benitez’e ait. Elbet başkaları da var.

Sayısal veriler sizi ikna etmede ve nelerin ters

gittiğini daha iyi anlamada bir araç olabilir;

fakat Benitez’i sadece bu şekilde göstermek

ziyadesiyle yanlış olur. Geçtiğimiz günlerde

kendi takımının %10’unun Sacchi’ye ait

olduğunu söyleyen Klopp gibi Benitez’in de

Sacchi’nin fikirlerine dayanan bir ‘üst’ oyun

anlayışı var.

Benitez felsefesi

Benitez’in Inter’deki başarısız dönemi ve

yaratılan genel imaj onu tek tip oyun anlayışı

olan bir hoca olarak gösteriyor. Liverpool’un

zayıf takımlara karşı öne geçemediği maçlarda


İngiltere

HF

#

81

şablon değişikliğine gitmemesi bu anlamda en

çok kullanılan argümanlardan biridir. Esasında

Chelsea’de gösterdiği saha içi organizasyon

becerisi dahi bunları yalanlamaya yetebilir. Ve

basit bir örnek vermek gerekirse, Guardiola da

yalnızca Keita’nın içinde bulunduğu takımla

çok önemli manevralar yapabiliyor ve esas

şablonundan kaymaları nadiren gösteriyordu.

Bu yanılgıyı aşmak gerek; Benitez esnek bir

hoca. Üçlü savunmaya geçerek tetiklediği

İstanbul zaferini unuttunuz mu?

Ondaki rotasyon takıntısının en önemli

bileşeni, oyuncuları zinde tutmak olduğu

kadar barındırdığı bu esneklik. Takımındaki

her oyuncunun, kafasındakileri anlamasını

ve uygulayabilmesini beklediğinden, oynama

biçimleri farklı rakiplere karşı değişik oyuncular

kullanıyor. Liverpool’dayken bunu bilhassa

vurguluyor ve her maçta, rakibe göre değişen

küçük ayarlamalar yaptıklarını söylüyordu.

Bu sayede maç özelinde daha uygun bir ekip

oluşturuluyor ve ‘rotasyon’la uzun vadede

oyuncular fit tutulmuş oluyor. Hemen hemen

hiç değişmeyense, 4-2-3-1 şablonuydu; çünkü

Benitez’e göre takım ‘mekaniğini’ en iyi

yaratan şablon budur ve değişimlerin bu şablon

üzerinden gelmesi doğru olabilir.

Mekanik, rastgele seçilmiş bir söz değil.

Sacchi’yi ve dolayısıyla Benitez’in takımlarını,

öncelikle fiziksel ilişkilerin öne çıktığı takımlar

olarak değerlendirmek yanlış olmayacak. Bir

sonraki kısım, David Luiz’in niçin bu kadar

başarılı olduğunun ve niçin orta sahaya monte

edildiğinin anlaşılması açısından değerli bir ön

hikaye sunacak.

Orta sahada ikili ve transition

‘Transition’lar ve ‘uyumlu ikili’ler Benitez

denince önümüze çıkan iki değerli kavram.

Bugün Dortmund’da çok üst düzeyde

gördüğümüz, savunmadan hücuma hızlı

geçişler -transition- Benitez’in amentüsüdür.

Bu yapıyı sağlayabilmek için öncelikle pozisyon

bilgisi yüksek orta saha oyuncularını arar.

Çünkü bu ikililerin başarısı, teorinin sahaya

uygulanmasında en önemli bağlantıdır.

Benitez’in imzasını atması ve oyunu kontrol

etmesi demek, bu doğru ikilileri yaratmak

demektir. Bunu yaparken önce gelen, her

daim bu iki oyuncunun ‘toplam özellikleri’dir.

Oyuncuların futbol yeteneklerinden de önce

fiziksel yetilerinin ve alan kapama özelliklerinin

bir ‘toplamı’.

Takımın geçiş -transition- mekaniğini yaratmak

bir ‘mobil’ bir de daha ‘statik’ oyuncunun

yerleştirilmesiyle başlar. Temeli oluşturacak bu

‘fiziksel’ yapı kurulduktan sonra, oyuncuların

kendine has karakterleri yalnızca takımın ek

özellikler edinmesini sağlayabilir. Örneğin

David Luiz uzaktan mükemmel şutlar atıyor ve

direk oynamayı seviyor; Luiz’in kendisinin de

söylediği gibi, Benitez bu tip işleri daha fazla

yapması için onu yüreklendiriyor. Keza futbolda

en değerli niteliklerden biridir belli işleri en iyi

şekilde yapabilmek. Xabi Alonso da uzaktan

çok isabetli vuruyordu ve aynı zamanda eşsiz

uzun paslar atabilen oyuncuydu. Fakat bunlar

‘ek’ özellikler Xabi’nin statik, Mascherano’nun

dinamik bileşeni oluşturduğu kusursuz

görünen bu ikilide; Benitez Alonso’yu satmak

ve yerine Gareth Barry’i almak istemişti. Lig

şampiyonluğundan yalnızca bir-iki yeni oyuncu

kadar uzak olan takım için Alonso’yu satmak

ve daha çok pozisyonda oynayabilen, daha çok

yönlü bir oyuncu olan Barry’i almak mantıklı

gelmişti. Anlaşmadan gelen kârla belki yeni

oyuncular dahi alınabilirdi. Orta ikilinin kurgusal

önceliğinin çarpıcı bir örneğiydi bu.

Sıradışı bir futbolcu olan David Luiz, bu ikililere

nasıl dahil oldu?


İngiltere

HF

#

81

Fulham Road Socrates

Orta sahalardan defans oyuncuları yapılan bir dünyada, David Luiz’in

evrimi ters şekilde işliyor.

David Luiz’in ilk heyecanlandıran orta saha

performansı sonrası Guardian gazetesinden

Barney Ronay onun için ‘Fulham Road

Socrates’ diyordu. Başka bir yazar olsa ‘yine

abartı, yine tembel gazetecilik’ denerek

çarmıha gerilirdi. Fakat Ronay kelime oyunları

yapmayı seven, okunması keyifli bir gazeteciydi

ve haklı olduğu konular yine oldukça fazlaydı.

Chelsea’nin Aston Villa’yı 8-0’la geçtiği o

maç, bir kez daha Benitez’in taktik dehasını

gösteriyordu.

Top tekniği bir Brezilyalı savunma oyuncusu

için bile fazlasıyla iyi, agresif oynamayı seven

ve çok başarılı uzun paslar kullanabilen

David Luiz genç takımlardan sonra bir daha

orta sahada denenmemişti. Aslında bu

ek özellikleri, stoper olarak onu fazlasıyla

lüks kılıyordu. Ama bundan daha önemlisi,

bir önceki yazıda değindiğimiz ‘özelleşmiş

nitelikler’ hususunda sorunları vardı. Dünya

çapında bir stoper olmak için gerekli, belli

nitelikleri en iyiler seviyesinde olan bir oyuncu

değildi henüz. Çok iyi bir futbolcu fakat dağınık

bir stoper olarak görünüyordu. Artık saygıdeğer

bir yorumcuya dönüşen Gary Neville’in

‘playstation’ yorumu da onun Chelsea’deki ilk

zamanlarına geliyordu.

David Luiz böyle bir oyuncu olduğundan,

Benfica’da sıklıkla sol bek olarak kullanılmış ve

İngiliz futbol adamlarından Glenn Hoddle da

bir seferinde harika bir sağ bek olabileceğinden

bahsetmişti. Benitez ise rotasyona gittiği

maçlardan birinde, ilk kez Monterrey’e karşı

onu orta sahada kullanıyordu ve sonuç göz

kamaştırıcıydı. Luiz bir pozisyonda iki kişinin

arasından kurtuluyor; devamında Hazard’a

kusursuz bir ara pas gönderiyordu. Fakat bu

başlangıçtı ve yalnız Luiz’in futbol yeteneklerini


İngiltere

HF

#

81

gösteriyordu. Chelsea’de esas parlayabileceği

rol, Aston Villa maçında ortaya çıkacaktı:

temponun, akıcı oyunun temeli olarak David

Luiz.

Lampard’ın yanındaki ‘mobil’ parçayı

oluşturan David Luiz, kanatlara açılıp rakip

hücumlarını durduruyor; fazla beklemeden

boştaki arkadaşlarına isabetli uzun paslar

gönderiyor ve zaman zaman merkezden ani

çıkışlar yapıyordu. Aston Villa, Chelsea’nin

temposuna cevap veremezken, Luiz üstüne bir

tane de frikik golü atıyor ve maçın kahramanı

oluyordu. Orta sahada alabileceği rol iyiden

iyiye belirginleşirken, bundan sonra ligde 2

karşılaşmada daha orta saha oynayarak maçın

en iyilerinden olacak ve Basel eşleşmesinde

2 gol atarak turu getirecekti. Bu gollerden biri

90+4’te frikikten, diğeriyse 30 metreye yakın

bir mesafeden gelişine yapılmış bir vuruşlaydı.

O halde şu soru akıllara gelebilir. David Luiz

neden daimi olarak orta sahada başlamıyor?

İyi bir B planı

Tüm bu niteliklerine karşın, orta saha başlayan

David Luiz B planı niteliğini koruyor. Luiz’i

orta sahada bu kadar verimli kullanmaya

olanak tanıyan, bu deseni oluşturan Benitez

idi ve bu desen, ancak belli rakiplere karşı,

rotasyona gidildiğinde ortaya konuyor. David

Luiz’i olgunlaşmış, genelgeçer bir yapıda orta

saha olarak kullanmak çok mümkün değil.

Tüm yeteneklerine karşın, bir orta sahanın

sakinliği, vizyonu ve pek çok başka şey Luiz’de

yok. Benitez’in oluşturmak isteyeceği, maçı

daha fazla kontrol eden Chelsea’de Luiz’in

agresif, tempolu, direk orta saha özelliklerine

ek olarak başka nitelikler de barındıran bir orta

saha gerekecektir. Her şeye rağmen, David Luiz

size bu anlamda oyunu kontrol etme özelliği

sağlayamaz.

Benitez’in Chelsea orta sahasının süregelen

sorunlarına sunduğu çözüm, kendinden

sonra gelecekler için bir yol gösterici olabilir.

Chelsea’de Essien’i sağ bek olarak kullanan

ve bu kullanıma Real Madrid’de devam eden

müstakbel Chelsea hocası Mourinho; olası

yeni takımında Benitez’den ilham alabilir.

Real Madrid’de en etkili olduğu yıllarda

Pep Guardiola’nın Barcelona’sını mağlup

ediyorlarken Pepe’yi orta sahada kullanması

bazı yönlerden benzer bir düşüncenin ürünü.

Rakibi ısıran ve kazandığı toplarla hücuma

işlerlik kazandıran; yana oynamak yerine, ileri

direk oynayabilen veya topla çıkabilen savunma

oyuncusunun orta sahada kullanımı. Orta saha

David Luiz’i, şu an için dahiyane bir Benitez

projesi olarak görmek ve onun uzun vadede bir

defans oyuncusu olarak neler yapabileceğine

odaklanmak gerekiyor. Benitez’in Aston

Villa maçı sonrası söyledikleri de buna işaret

ediyordu: “Belki biraz dinlenebilir veya belki bu


İngiltere

HF

#

81

pozisyonda daha fazla oynayabilir. Ama stoper

oynamak zorunda olduğunda da çok iyi iş

başarıyor ve bize pek çok alternatif sağlıyor.”

David Luiz, Rafa Benitez geldiğinden bu

yana stoper olarak da çok daha güvenilir

performanslar sergiliyor. Gereksiz riskler

almaktan kaçınmayı henüz tam olarak

başarmış değil evet. Fakat Benitez’in ona

kattıkları, bir sonra gelecek hocanın da

şekillendiriciliğiyle onu çok değerli bir savunma

elemanına dönüştürebilir. Eğer yanına

tamamlayıcı bir partner bulunursa; Luiz’in

öne çıkışları, cesareti, uzun pasları ve hedef

maçlarda muhtemel rakip presi yarıcı tekniği

onu orta sahadan çok daha değerli bir savunma

elemanına dönüştürebilir.Orta sahalardan

defans oyuncuları yapılan bir dünyada, David

Luiz’in evrimi ters şekilde işliyor.

Yaptığı müdahaleler de buna paralel şekilde.

Örneğin sol kanatta, rakip ceza sahasındaki. Ve

başarılı pas sayısı da 66’da yalnızca 52. Bunda

elbette beceriksizliği değil, oyun karakteri olarak

uzun oynama tercihleri etkili.

En yakın tarihli lig maçı, Swansea’ye ait ‘heat

map’. David Luiz’in olgunlaşan orta saha rolü bir

yana, pozisyonu da iyiden iyiye agresifleşiyor.

Villa maçında geride daha fazla yoğunlaştığını

gördüğümüz alanlar, bu karşılaşmada Swansea yarı

alanına kaymış. Luiz daha fazla öne doğru oynuyor.

Aston Villa maçında David Luiz’in ‘heat map’i.

Aynı maçta, David Luiz’in yaptığı müdahaleler.

Kritik noktalarda kestiği toplar açısından

değerlendirilebilir ve özellikle rakibin ofansif sağ

kanat oyuncusu Lowton’ın kanadını kapadığı

görülüyor.

David Luiz’in pas diyagramından sürekli direk, uzun

oynamaya istekli olduğu görülebilir. Buna bağlı

olarak Luiz’in orta sahadaki başarılı pas yüzdeleri

%80 civarında gidiyor. Oyunu kontrol etmek

istediğiniz bir düzende, orta saha oyuncusu için

yeterli değil.

More magazines by this user
Similar magazines