Enez - Fatih Camii - İSTANBUL (1. Bölge)

istanbulavrupa.vgm.gov.tr

Enez - Fatih Camii - İSTANBUL (1. Bölge)

Enez - Fatih Camii

Enez - Fatih Mosque

Prof. Dr. Sait Başaran | İ.Ü.Emekli Öğr.Gör.

Burcu Başaran | Konservatör, Restoratör


90

Vakıf Restorasyon Yıllığı | Yıl: 2012 | Sayı: 4 | Enez - Fatih Camii

Enez (Ainos-İnoz)

Enez (Ainos) Ege Denizi’nin kuzey sahilinde, Trakya’nın

en önemli akarsuyu Meriç Nehri’nin (Antik Hebros) denize

döküldüğü alanda yer almaktadır. Oldukça iyi korunmuş iki

limanı bulunan, Eski Çağda Ainos olarak bilinen bugünkü

Enez, Balkanları, Ege ve Anadolu’ya bağlayan deniz, nehir

ve kara yolların kesiştikleri yerde İ.Ö. 7. yüzyılda kurulmuş

önemli bir kültür ve ticaret merkeziydi. Meriç (Hebros)

Nehri’nin denize ulaştığı ve büyük bir delta oluşturduğu

alanda yer alan yarım ada üzerinde, MÖ 7. yüzyılda Aiollar

tarafından bir koloni olarak kurulmuştur. Bu tarihten önce

Ainos’un yerinde Trakyalı kabilelerin Poltyobria ve Apsinthos

adlarıyla kurdukları köy kentler bulunduğunu Eski

Çağ yazılı kaynaklarında yer alan kayıtlardan öğreniyoruz.

Aynı kaynaklarda Ainos’un söylencesel kurucusunun Troyalı

Prens Aeneas olduğu yazılıdır (Herodotos IV,90;VII,58;

Homeros IV İllias,520; Strabon (VII,6,319); RE I, A1 (1893)

1028); S.Başaran 2009:8 vdd.).

restorasy n

Eski Çağ’da Ainos adını taşıyan Enez, Ege Denizi’nin kuzey sahilinde Meriç Nehri’nin denize kavuştuğu alanda

denizden 25 m yükseklikte kalker bir yarımadanın üzerinde kurulmuştur. Ainos, Eski Çağ’da Kuzey Ege kıyılarında

korunaklı limanları olduğundan, bölge şehirleri arasında büyük bir önem taşıyordu. Ticaret yollarına

sahip olması ve zengin hinterlandı sayesinde zenginleşen Ainos’ta, çeşitli dönemlere ait yapı kalıntıları bulunmaktadır.

Günümüze kadar kısmen ayakta ulaşan Ayasofya Kilisesi (Fatih Cami), mimari özellikleri ve işçiliği

ile Bizans dini yapıları arasında önemli bir yere sahiptir. Ayasofya Kilisesi, 12. yüzyılda inşa edilmiş, Enez’in

Osmanlılar tarafından fethinin ardından camiye çevrilmiştir. Kilise, genel yapı taşları ve tuğlaları bakımından

orta dönem Bizans Mimarisi’nin incelenmeye değer önemli yapı kalıntılarından biridir.

Anahtar Kelimeler: Ainos, Enez, Hebros, Ayasofya, Kale

Ancient Ainos, today known as Enez, is located to on a calcareous peninsula, 25 meters above the sea level

on the northern Aegean shore where the Meriç river flows into the Aegean sea. Ainos became one of the most

important and prosperous ancient city in this region by taking the advantage of its well protected harbours,

location on trade routes and rich hinterland. There are various architectural structures dating different periods

in Ainos. Among them, partially survived Haghia Sophia Church (Fatih Mosque) is an important example with

its architectural features and elaborate workmanship. The church was built on the 12 th century and converted

to a mosque by Ottomans after the conquest of Enez. The general characteristics of its masonry is of particular

importance as an example of Middle Byzantine architecture. The deterioration process of the stones and bricks

of its walls is examined through laboratory analyses and suggestions for the future conservation are investigated

in this research.

Key Words: Ainos, Enez, Hebros, St. Sophia, Castle

Enez ve yakın çevresinin topografyası, sulak alanları ve

bitki örtüsü doğanın bu yöreye bahşettiği doğal güzellikleri

ve içinde barındırdığı çeşitli kültürleriyle tarih boyunca

önemli bir yerleşim bölgesi olmasına neden olmuştur. Bu

durumda Enez’in, yakın çevresinde Neolitik Çağdan itibaren

yeşeren ve gittikçe gelişen uygarlıkların ortasında yer

almasının yanı sıra, Balkanları, Anadolu ve Ege’ye bağlayan

kara, deniz ve nehir yollarının kesiştikleri zorunlu geçiş

yolu üzerinde kurulmuş önemli iki limanlı bir şehir olmasının

da rolü büyüktür ( S.Başaran 1996: 106; 2002: 59 ; 2010,

1 vdd; 2011: 16-24).

Bizans Çağında Ainos’un önemli bir liman kenti ve askeri

üs yeri olduğu, halen bir kısmı ayakta bulunan veya kazılarla

ortaya çıkan kalıntılar ve yazılı belgelerden anlaşılıyor.

Kalenin, Iustinianos tarafından 6. Yüzyılda, Rodoplardan

güneye akın eden barbarlara karşı tamir ettirildiği bilinmektedir

(Prokopios IV,305) . Ainos’un, Bizans Döneminde bir

liman şehri olmasının yanı sıra önemli dini merkez olduğu

anlaşılıyor. I.Alexios’un (1081-1118) küçük oğlu İsaakios


Porphyrogennetos’un 1152 de Ainos’ta, yanında bir de hastanesi

olan Kosmosoteira adında bir manastır kurdurduğu,

günümüze kadar gelen typikon’undan bilinir (Eyice 1963:

143). Ainos, 14. yüzyıl ortalarında Ioannes Kantakuzenos

(1347-1354) ile İonnes Palaiologos (1341-1391) arasındaki

iç çekişmelerde, İstanbul idaresine yani Palaiologos’a sadık

kalmıştı. Enez ve yöresinde yerleşmiş olan Türkler, bu olayda

Kantakuzenos’a yardım ettikleri için, 1344 yazında Enez’den

gemilere binerek İzmir’e gitmek zorunda kalmışlardı. Bu

olaydan kısa süre sonra (1355 yılında) Bizans İmparatoru VI

loannes Palaiologos’un kızkardeşi Maria Palaiologina, Cenevizli

Francesco Gattelusio ile evlenmesi üzerine Ainos, gelinlik

çeyizi olarak Midilli adası ile birlikte Cenovalı ailenin

denetimine geçmiştir. Ancak bu arada artan Osmanlı baskısı

karşısında Bizans, en güçlü kalesi olan Edirne’yi 1362 yılında

kaybetmiştir. Ainos idaresi bu tarihten sonra bağımsızlığını

koruyabilmek amacıyla, Lala Şahin Paşa’nın Rumeli seferinden,

yani 1383 yılından itibaren Osmanlılara haraç vermek

suretiyle bağımsızlığını koruyabilmişti. Gattelusio ailesi

buna rağmen 1436 yıllarından itibaren Gökçeada ve Semadirek

adalarının da idaresini alarak Bizans’a bağlı büyük bir

dukalık kurmuştu. Bizans’ın son dönemlerinde Ainos’un

yönetimini ele geçirmiş olan Cenevizli Doria ve Gattelusi

ailelerin ortak sembollerinin betimlendiği arma Enez surlarının

kuzeyinde yer alan kulenin kuzey duvarı üzerinde bulunmaktadır.

Armanın üzerinde tek satırdan oluşan yazı ile

1382 tarihi okunmaktadır (Hasluck 1908-9: 255).

Gattelusio ailesinin Ainos koluna ilişkin yapılan araştırmalarda,

ailenin Niccolo ile (1384-1409) başladığı ortaya çıkartılmıştır.

Ancak, Eyice armada yer alan tarih dolayısıyla

Niccolo’nun Ainos egemenliği 1382’de başlamış olması gerektiği

görüşündedir (Eyice1963:145). Niccolo’nın 1409’da

ölümü üzerine Ainos’un yönetimi 1430 tarihinde Midilli

dukası II. Francesco’nun küçük oğlu Palemede’ye geçmiştir.

Ancak, Ainos’un 1409-1430 tarihleri arasında kimler

tarafından yönetildiği bilinmemekle birlikte, güney mendireği

duvarlarında yer alan Gattelusio ailesine ait armada

tek satırdan oluşan Gotik harflerle 1 Ağustos 1413 tarihinin

okunması, şehrin idaresinin bu ailede olduğu kanaatini

Prof. Dr. Sait Başaran, Burcu Başaran

Fotoğraf 1: Gattelusio ve Dorio ailelerine ait ortak arma Fotoğraf 2: Gattelusio ailesine ait at nalı biçimindeki armaları

oluşturmaktadır (Fotoğraf.2) (S.Başaran 2009: 11). Palemede

Gattelusio, Ainos’u 1455 yılına kadar idare etmiştir. Palamede

1455 yıllarında ölünce Ainos’un idaresi daha önce

ölen oğlu Giorgio’nun dul karısı ile çocuklarına ve küçük

oğlu Dorino’ya geçmiştir. Bu arada Midilli dukası Dorino

Gattelusio, yengesi ile yeğenlerini saf dışı ederek Ainos’a

sahip olmak isteyince Ainos’ta iç çekişmeler başlamış, ayrıca

Enez’in tuzlaklarından elde edilen kazancın Osmanlı

Devletine düşen hissesinin verilmemiş olması, Fatih Sultan

Mehmet’in Ainos üzerine sefer emri vermesine vesile

olmuştur. Padişah II. Mehmet orduyla birlikte Edirne’den

ipsala’ya, Gelibolu’daki Türk donanması da, Has Yunus Bey

idaresinde denizden Enez önlerine gelerek şehir kuşatılmış

ve Ainos 1456 yılında Osmanlılara bağlanmıştır. Fetihten

sonra Fatih Sultan Mehmet’in Ainos’a gelerek burada üç

gün kaldığı söylenir (Eyice 1963: 143-148; B.Başaran 2010:

6; S.Başaran 2011: 22)

Fatih Camii –(Ayasofya Kilisesi)

Günümüzde Fatih Camii olarak bilinen ve Bizans dini yapıları

arasında önemli bir yeri olan Ayasofya Kilisesi, kalenin

güney doğu ucundaki en yüksek noktasında yer alıyor. Yunan

Haçı planlı yapı 21x38 m ölçülerinde, döneminin büyük

kiliseleri arasında yer alır (Şekil 1). Ayasofya Kilisesi fetihten

sonra 1456 yılında camiye çevrilmiş, 1965 yılındaki depremde

yıkılmış ve bu tarihten sonra terk edilmiştir. Deprem sırasında

exonarteks ve narteksin çatı örtüleri, orta ve kuzey

bölümlerin duvarları ve çatı örtüleri yıkılmıştır. Kubbesinin

daha erken dönemlerde yıkılmış olduğunu ve bunun yerine

semerdam çatı yapıldığını elimizdeki veriler kanıtlıyor.

Osmanlı döneminde yapıda gerçekleştirilen, özellikle pencerelerin

yeniden konumlandırılması, apsisler, duvarlardaki

yüzeylerin yenilenmesi ve kalem işleri gibi onarımlar ile ilgili

kanıtlar günümüze kısmen sağlam durumda ulaşmıştır

(S.Başaran 2011:32- 40; B.Başaran 2010: 17).

Zarif bir revaklı cephe ile, önde yer alan exonarteks, kilisenin

en ilgi çekici bölümüdür. Bu bölüm, revak düzeni ile

kilisenin en hareketli kısmını oluşturur. Exonarteksin cephesi

paye ve sütunlarla bölünmüş, kemerli bir yapıya sahip-

restorasy n 91


92

Vakıf Restorasyon Yıllığı | Yıl: 2012 | Sayı: 4 | Enez - Fatih Camii

tir. Kilise ile aynı dönemde inşa edildiği ileri sürülmesine

rağmen, bu cephe naos cephesi ile görsel ve yapısal bütünlük

içinde değildir. Esas binadan ayrı adeta narteksin duvarlarına

yapışık durumda olduğu ek yerlerinden anlaşılan

exonarteks, kilise inşaatının bitiminden sonra yapılmış olmalıdır.

Bu kısım olasılıkla ahşap çatı ile örtülmüştür. Cephesinde

kullanılan kübik biçimli sütun başlıkları 6. yüzyılın

prototipine benzemekle birlikte, bunların 9 veya 10. yüzyıl

gibi daha geç bir tarihe ait olmaları gerekmektedir. Başlıklarda

haç ve yaprak motifler bulunmaktadır (Fotoğraf.3).

Yapının batı cephesinin uzunluğu 20 metre, mevcut yüksekliği

ise 5.50 metredir. Cephenin ortasında üçlü kemer dizisi,

iki yanda ikili kemerlerden oluşmaktadır. Caminin planı,

bazı ayrıntılarla çağdaşı yapıların planlarından ayrılmaktadır.

Fatih Camii, Bizans mimarisinde köşe duvarlı haç planlı kiliseler

grubuna giriyor (Şekil 2). Naosun önünde iki narteks

yer alır. Kemerlerin üzerine 1990 yılındaki bir müdahalede

bir taş sırası örülüp, geçici olarak korunmuştur (Fotoğraf.4).

Üç bölümden oluşan narteksin orta kısmı beşik tonoz,

yanları ise çapraz tonozlarla örtülmüştür. Kilisenin camiye

çevrilmesinden sonra, sağdaki hücrenin tonozu yıkılmış,

sağ nefe girişi sağlayan kemerli kapı taşlarla örülerek kapatılmıştır.

Ortada yer alan tonozun büyük kısmı çökmüştür.

Kiliseye girişi, üzerindeki fresklerden Bizans döneminde

kemer kısmı kapatıldığı anlaşılan, güzel işlikli mermer lento

ve söveli bir kapı sağlıyordu. Soldaki bölümün açıklıkları

taşla örülerek bir odaya dönüştürülmüştür.

restorasy n

Şekil 1: Caminin rölövesi. (Çizim: Ani Anıtsal Mimarlık)

Şekil 2: Cephe kesiti (Ani Anıtsal Mimarlık).

Fotoğraf 3: Cephede yer alan sütun başlığı

Osmanlı Dönemi’nde Narteks ve Exonarteks’in güney

kısımları bir basamak yükseltilerek dikdörtgen ve şeşhane

tuğlalarla kaplanmıştır (B.Başaran 2010:18). Giriş kapısının

önüne, beyaz mermerden bileziği bulunan bir kuyu açılmış,

ayrıca yanına atık suyun cami dışına akmasını sağlayan kanal

ilave edilmiştir.

Fatih Camii, Bizans mimarisinde köşe duvarlı adı verilen

haç planlı kiliseler grubuna girer (Eyice 1969:352). Haçın

batı kolu diğer kollara göre daha uzundur ve yanlarda

birer köşe mekânı yer almaktadır. Bunlar ikili çapraz tonozlarla

örtülmüş ve haçın batı kolundan ortadaki sütuna

oturan kemerler ile ayrılmıştır. Naos, 7 m çapında geniş bir

kubbe ile örtülmüş ve L biçimli 4 adet payanda ile desteklenmiştir.

Daha geç bir dönemde kubbenin güçlendirilmesi ve

ağırlığın paylaşılması amacıyla payandaların önüne ikişer

sütun ve üzerlerine kemerler ilave edilmiştir. Binada kullanılan

sütun gövdeleri yivsiz monolittir (Fotoğraf 6). Sütun

başlıkların dört tanesi Korinth tarzda işlenmiş, diğerleri ise

piramidal biçimlidir.

Ancak bu ilavenin kubbeyi taşıyamadığı, bir süre sonra

kubbenin yıkıldığı ve yerine ahşap çatı yapıldığı anlaşılmıştır.

Bu işlemin yapılış tarihine ilişkin herhangi bir kayıt

bulunmamakla birlikte, Enez Camii ile ilgili Başbakanlık

Arşivi’nde bulunan N.3882’de s.255’de H 1122 (1710) tarihli

kayıtta; “Inoz kalesi dahilinde vâki, merhum ve mağfur Ebulfeth

Sultan Mehmet Han’ın bina eylediği cami-i Şerif mürur


Fotoğraf 5: Orta nefe giriş kapısı.

Fotoğraf 4: Fatih Camiinin batı cephesi (Exonarteks)

Fotoğraf 6: Fatih Camii (Ayasofya Kilisesinin) içi, Sütunların yerleştirilmesi.

Prof. Dr. Sait Başaran, Burcu Başaran

eyyam ile harabe müşerref ve eşed-i ihtiyaç ile tamire muhtaç

olmakla...” (Erdoğan 1953:101,111). Bu nottan anlaşıldığına

göre Cami 18.yüzyılda tamire muhtaç durumdaydı. Ancak,

kubbe kasnağının bu dönemde yıkılmış olabileceğine ve tamir

ettirildiğine dair herhangi bir kayıt bulunmamaktadır

(Fotoğraf.6-7).

Kuzey nef duvarının prothesise kadar olan kısmı yıkık

durumdadır. Kilise, camiye çevrildikten sonra, bu nefin içine

söveleri ve taban döşemesi mermer olan kapı açılmıştır.

Aynı zamanda kuzey nefin döşemesi, orijinal kottan 50 cm

yükseltilerek dış nartekse benzer, dikdörtgen ve şeşhane

tuğlalar ile kaplanmıştır (B.Başaran 2010: 18). Kuzey nefin

batı duvarı yıkılmış, açıklıklar örülerek dış narteks ile bağ-

restorasy n 93


94

Vakıf Restorasyon Yıllığı | Yıl: 2012 | Sayı: 4 | Enez - Fatih Camii

Fotoğraf 7: Camiye giriş kapısı, güney nefe ilave edilen mihrap, orta nefte kubbeyi

taşıyan paye ve sütunlar.

lantılı bir oda haline getirilmiştir. Bu bölümün yıkılmadan

önce çekilmiş Fotoğrafından söz konusu cephenin üst galerisinde

iki sütun ve üzerlerindeki payeler ile desteklenen üç

kemerli pencerenin yer aldığı anlaşılıyor (Fotoğraf.8).

Minare yapının dışında, orta apsis ile sağ yan apsis arasına

düzenli kesme taştan inşa edilmiş olup, günümüze yarısı

yıkık durumda ulaşmıştır. Caminin güney nefi yapının

diğer bölümlerine göre günümüze daha sağlam durumda

ulaşmıştır. Camiye dönüştürüldükten sonra bu kanada minber

ve mihrap ilave edilmiş, kemerli pencereler kapatılarak

dikdörtgen biçimli yeni pencereler yapılmıştır (Fotoğraf.7).

Güney Nefe ilave edilen mihrap ve iki yanına konumlandırılmış

pencereler, haçın doğu bölümünü oluşturan bema ve

iki yanında yer alan geniş beşik tonozlu prothesis ile diakonikon

hücreleri kapalı mekanlar şeklinde düzenlenmiştir.

restorasy n

Fotoğraf 8 -9: Cami yıkılmadan önce kuzeyden ve güneybatı görüntüsü.

Fotoğraf 10: Meander ve zikzak motifler.

Büyük apsis ve yan hücreler içte yarı dairesel dışta ise köşeli

olarak biçimlendirilmiştir. Soldaki hücrenin apsisinde dışa

açılan pencere aralığı yer almaktadır.

Kilise, taş ve tuğla sıralarından oluşan almaşık duvar

tekniği ile inşa edilmiştir. Bu kilisede birkaç sıra kesme taş

ve taşa göre daha geride örülmüş birkaç sıra tuğla dizisinden

oluşan bir mimari özelliğe sahiptir. Söz konusu duvar

örme tekniği, yani duvar yüzeyinden daha geride yerleştirilen

tuğla sıraları tekniği, 11. ve 12.yüzyıl İstanbul mimarisinde

görülür. Duvar örgüsü, tasarımı ve detaylardaki özen,

yapının yüksek kalitede bir işçilikle inşa edildiğini göstermektedir.

Tuğlalarla oluşturulmuş dekoratif şekiller ve inşaat

detayları kilisenin İstanbul’daki çağdaşları ile uyumludur.

Bunlar Prothesis apsisinin dış yüzünde meander ve kuzey

yüzü üzerinde yarım ay alanı içinde yuvarlak biçimli haç


Şekil 3: Caminin rölövesi ve taban döşemesi

Fotoğraf 13: Apsislerin dışı köşeli duvar sistemini gösteriyor. Apsis duvarları

temel seviyesinde dışa taşkın mermer silme üzerine oturtulmuştur.

Fotoğraf 12: Duvar resimlerinin koruma ve onarım çalışmaları

Prof. Dr. Sait Başaran, Burcu Başaran

Fotoğraf 11: Fresk kalıntısı.

grubu, diakonikonun dış yüzündeki yarım ay alanında meander

ve iç apsisinde zikzak motifi desenlerden oluşur (Fotoğraf

10). Benzer detaylar İstanbul’da Fenari İsa Camii’nde,

Sinan Paşa Mescidinde de görülür (B.Başaran 2010:22). Caminin

orta ve sağ neflerinde taban döşemesi olarak mavi

damarlı mermer levhalar, bema ve yan hücrelerde ise şeşhane

tuğlalar kullanılmıştır.

Yapının içindeki kemer ve tonoz başlangıcında üzüm

salkımları, dal ve yapraklarından oluşan yüksek kabartma

olarak işlenmiş süslemeli bir silme kilisenin içinde dolanmaktadır.

İç duvarların sıvaları üzerinde 19.yüzyılın kalem

işi motifleri bulunmaktadır. Ancak, dökülen son dönem sıvaların

altından Bizans çağına tarihlenen aziz resimleri ve

diğer resim kalıntıları ortaya çıkmaktadır. Sol yan hücrenin

bemaya açılan kapısı içinde halen sağlam olarak günümüze

değin gelebilen koyu renk saçlı, haleli ve sakallı bir aziz

resmi bulunmaktadır. Figür, basit kırmızı-turuncu bir tunik

giymiştir. Erken Palaiologos dönemine aittir (Fotoğraf.11).

Haçın güney kolu içinde dört aziz resmini ihtiva eden

bir fresk parçası şu anda restorasyonu yapılmak üzere laboratuara

kaldırılmıştır. Orta nefe girişin üzerindeki yarım ay

içinde yeşil üzerine yapılmış bir figür ve yanında basamak

üzerinde duran, olasılıkla Meryem Ana figrünü betimleyen

kısmen korunabilmiş bir sahne bulunmaktadır. Meryem

Ana’nın, renkleri solmuş durumda koyu mavi renk elbisesi

ve mor kaftanı bulunmaktadır. Solundaki rahip düz koyu

mavi tunik ve yeşil kahverengi karışımı pelerin giymiştir.

restorasy n 95


96

Vakıf Restorasyon Yıllığı | Yıl: 2012 | Sayı: 4 | Enez - Fatih Camii

Rahip sol elinde bir kitap tutarken, sağ elini Meryem Ana’ya

doğru uzatmıştır. Sahnenin üst ve sol tarafı kayıptır. Yarım

ay panelinin sağ ve üstünde sağlam kalmış tonoz kalıntısı

içinde yeşil zemin üzerine yapılmış insan ayaklarına ait

freskler ve diğer süslemeler vardır (S.Başaran 2011: 36).

Enez kazı ekibi kilisenin duvarlarında yer alan fresk ve

kalem işi süslemelerin konservasyonlarını yaparak koruma

altına almış, ayrıca deprem sırasında orta nefe ait yıkılmış

sütunları tekrar özgün yerlerine dikmiştir (Fotoğraf.6).

Mermer levhalarla kaplanmış taban döşemesinin büyük bölümü

kaldırılarak düzeltildikten sonra tekrar özgün yerine

yerleştirilmiştir.

Malzeme ve Teknik

Yapının cephelerinde kullanılan tuğla-taş kalınlıkları

farklıdır. Bütün cephelerde gizli derz tekniği kullanılmıştır.

Yapıya sonradan eklenmiş olduğu düşünülen dış nartekste

de Palailogoslar döneminde kullanılmamış olan gizli derz

tekniği görülmektedir.

Güney, kuzey cephesi ve eski Fotoğraflardan gördüğümüz

kadarıyla batı cephesinin de bir kısmının sıvalı olması

yapının yüzeyinin bir dönem sıvalı olarak kullanıldığını

göstermektedir. Kilisenin doğu cephesinde yapılan sondajlarda

açığa çıkan duvar yüzeylerinde ise sıvaya rastlanmamıştır.

Dış narteks duvarı: Yapının bu bölümü taş, tuğla ve

harçtan oluşmaktadır. Tuğlaların genişliği 35 cm, boyu 24

cm, kalınlığı 4-4,5 cm’dir. Derz kalınlığı ise yaklaşık 4 cm’dir.

restorasy n

Fotoğraf 14: Cami, güneyden

Taşların genişliği 11-78 cm, yüksekliği 15-20 cm’dir. Derz

kalınlığı 4 cm’dir (Şekil 16).

Kuzey cephe duvarı: Yapının bu bölümü taş, tuğla ve

harçtan oluşmaktadır. Tuğlaların genişliği 37 cm, boyu 27

cm, kalınlığı 4-5 cm’dir. Derz kalınlığı 4-5 cm’dir. Taşların

genişliği 12-60 cm, yüksekliği 15-20 cm.’dir. Derz kalınlığı

4-5 cm’dir (Şekil 17).

Güney cephe duvarı: Yapının bu bölümü taş, tuğla ve

harçtan oluşmaktadır. Tuğlaların genişliği 37 cm, boyu 27

cm, yüksekliği 4-6 cm’dir. Derz kalınlığı 4-6 cm’dir. Taşların

genişliği 12-60 cm, yüksekliği 9-66 cm’dir. Derz kalınlığı 4-5

cm’dir (Şekil 18).

Doğu cephe duvarı: Yapının bu bölümü taş, tuğla ve

harçtan oluşmaktadır. Tuğlaların genişliği 37 cm, boyu 27

cm, yüksekliği 4-4,5 cm’dir. Derz kalınlığı 4-5 cm’dir. Taşların

genişliği 5-50 cm, yüksekliği 15-20 cm’dir. Derz kalınlığı

3-5 cm’dir (Şekil 19).

Yapının naosunda kullanılan tuğlaların ise eni 38 cm,

boyu 27 cm, yüksekliği 4-4,5 cm boyutlarındadır. Derz kalınlığı

ise 4-5 cm’dir (B.Başaran 2010:38).

Kilisenin ilk yapılış tarihi hakkında farklı bilgiler verilmektedir.

Eyice (1969: 354), kilisenin 13. yüzyıl veya

14. yüzyılda ve dış narteksin ise Palailogoslar döneminde

(1261-1453) yapılmış olabileceğini söylemektedir. Eyice’ye

göre yapı en az üç devir göstermektedir. İlk olarak Orta Bizans

devri sonlarına doğru, köşe duvarlı haç planlı bir kilise

inşa edilmiş, 13 veya 14.yüzyılda buna Eksonarteks ilave

edilerek kubbe sütunlar ve kemerler ile ayakta tutulmaya


gayret olunmuştur. Camiye çevrilmesinden sonra olasılıkla

deprem veya başka nedenlerle kubbe çökmüş, bunun üzerine

binanın üstü kiremit çatı ile kapatılmıştır.

Mango (2006: 229) ise, dış narteksin Palailogoslar döneminde

yapılmış olabileceğini fakat yapının 12. yüzyıl yapısı

olduğunu düşünmektedir. Vocotopoulos (1981:48) ise

yapının bütün parçalarının aynı dönemde yani

Palailogoslar döneminde yapılmış olduğu görüşündedir.

Ousterhout, plana ve detaylara bakıldığında, kilisenin

bütünüyle 12. yüzyıl yapısı olabileceğini söylemektedir.

Dış narteksin de yapının bütünüyle karşılaştırıldığında de-

Fotoğraf 15: Serpantin breş süslemeli mermer zemini.

Şekil 4: Orta nef D-D kesiti (Çizim:Ani Anıtsal Mimarlık)

Prof. Dr. Sait Başaran, Burcu Başaran

taylarının benzer olduğunu ve 12. yüzyıl yapısı olduğunu

savunmaktadır.

Yapıda farklı cinste taşların kullanıldığı ve taş cinslerine

göre farklı bozulma morfolojilerinin geliştiği gözlemlenmiştir.

Yapılan analizler sonucunda (B.Başaran 2010:54); Yapının

döşeme kaplaması ve sütunlarında Marmara Adası mermeri,

zemin süslemelerinde ise serpantin breş kullanıldığı tespit

edilmiştir. Duvar örgüsünde traverten, litik tüf ve andezitik

tüf olarak üç farklı yapı taşı kullanılmıştır (Fotoğraf 15).

Enez ve çevresinde yapılan taş ocağı araştırmaları ve alınan

örnekler üzerinde yapılan analizler sonucunda bu taşla-

restorasy n 97


98

Vakıf Restorasyon Yıllığı | Yıl: 2012 | Sayı: 4 | Enez - Fatih Camii

rın kiliseye yakın çevreden alındıkları anlaşılmıştır. Cephelerdeki

bozulma morfolojilerine bakıldığında, bozulma sebeplerinin

hava kirliliğinden veya suda çözünebilir tuzlardan

kaynaklanmadığı açıkça görülmektedir. Alınan taş örneklerinde,

suda çözünebilir tuzların az olduğu yapılan basit spot

testler sonucunda ortaya çıkmıştır. Bu testler sonucunda iki

taş örneğinde tespit edilen az miktardaki klor tuzunun topraktan

veya rüzgâr yoluyla taşınmış deniz tuzundan kaynaklandığı

düşünülmektedir. Bu örneklerde tespit edilen proteinlerin

ise, daha önce taşların konservasyonlarına yönelik yapılmış

olan hiçbir müdahale olmadığından, tesadüfî kirlilik

yani insan kaynaklı bir kirlilik olduğu düşünülmektedir.

Taşların bozulmalarında en önemli unsur, yapının geçirmiş

olduğu depremler olmakla birlikte, rüzgâr, titreşim,

Kaynakça

restorasy n

biyolojik aktivasyonlar da bozulma nedenleri olarak sayılabilir.

Ayrıca taşlar üzerinde yapılan eskitme deneyleri sonucunda

elde edilen veriler, özellikle andezitik tüfte bozulmaların,

en çok tuz kristallenmeleri, asit yağmurları ve az da

olsa donma-çözülmeden kaynaklandığını göstermektedir.

Travertenin ise andezitik tüfe oranla bu bozulmalara daha

az maruz kaldığı tespit edilmiştir. Ocakların farklı katmanlarından

alınıp yapıda kullanılmış olan taşların bozulma

derecesi bakımından farklılıklar gösterdiği görülmektedir.

Taşlarda, özellikle andezitik tüfte görülen en önemli dağılma,

parçalanma ile birlikte gelişen yüzey erozyonudur. Travertende

ise yüzeyde çatlak oluşumu ve oyuklanma şeklinde

ilerlemektedir.

Ayverdi, E.H. (1989) Enez Fatih Cami, Osmanlı Mimarisi’nde Fatih Devri, Sayı 3, İstanbul.

Başaran, B. (2010) Enez Ayasofya Kilisesi (Fatih Camisi)’nde Kullanılan Yapı Malzemesinin Analizi ve Konservasyon

Yöntemleri. İstanbul: Kadir Has Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi.

Başaran, S. (2000) Enez (Ainos) Kazıları, Türkiye Arkeolojisi ve İstanbul Üniversitesi, Ankara, s.252-257.

Başaran, S.(1996) Ainos Kazıları, Anadolu Araştırmaları Dergisi, Sayı XIV, İstanbul: İstanbul Üniversitesi Edebiyat

Fakültesi Yayınları, s.106-112.

Başaran, S. (1998) Ortaçağda Enez, Sanat Tarihi Dergisi, Sayı IX, İzmir: Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Yayınları, s.1-9.

Başaran, S. (2002) Ainos Kazıları, Anadolu Araştırmaları Dergisi, Sayı XVI, İstanbul: İstanbul Üniversitesi Edebiyat

Fakültesi Yayınları, s.59-85, 2002.

Başaran, S. (2004) Enez 2003 yılı Kazı ve Onarım Çalışmaları, Kazı Sonuçları Toplantısı, Sayı 26, Konya, s. 115-128.

Başaran, S.(2009) Enez, Medeniyetler Durağında Bir Başka Egeli, Edirne.

Başaran, S. (2011) Enez (Ainos), İstanbul.

Erdoğan, M. (1953) Osmanlı mimari tarihinin Arşiv kaynakları, Tarih Dergisi III, s.101-111.

Eyice, S. (1969) Trakya’da Bizans Devrine Ait Eserler, Belleten, s.325-354.

Eyice, S. (1963) Enez’de Yunus Kaptan Türbesi ve Has Yunus Bey’in Mezarı Hakkında Bir Araştırma, Tarih Dergisi

XIII, s.141-158.

Hasluck, F.W. (1908-9) Monuments of the Gattelusi, Annuel of the British School at Athens. Prokopios, Buildings (Lobe),

Böl.IV, 305.

Eyice, S. (1990) Ayasofyalar, Ayasofya Müzesi Yıllığı, Sayı XIV, İstanbul.

Eyice, S. (1969) Trakya’nın Bizans Devrine Ait Eserleri, Belleten, Ankara, s.327-357.

Eyice, S. (1963) Enez’de Yunus Kaptan Türbesi ve Has Yunus Bey’in Mezarı Hakkında bir Araştırma, Tarih Dergisi,

Sayı XIII, İstanbul: İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Matbaası, s.141-158.

Eyice, S. (1980) Son Devir Bizans Mimarisi, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Yayınları, İstanbul.

Eroğan, M. (1978) Osmanlı Devrinde Trakya Abidelerinde Yapılan İmar Çalışmaları, Güneydoğu Avrupa Araştırmaları

Dergisi, Sayı 6-7, s.121-188.

Mango, C.(2006) Bizans Mimarisi, (Çev. Mine Kadiroğlu), Ankara.

Mango,C. (1986) The Art of Byzantine Empire, Englewood Cliffs, Toronto.

Ousterhout, R. ve Urbana Champaing “The Byzantine Church At Enez; Problems in Twelfth Century Architecture”,Byzantinistik,

Der Österreichischen Akademie Der Wissenschaften Wien, s.260-281, 1985.

Oustherhout, R. ve Bakirtzis C. (2007)

The Byzantine Monuments of the Evros/Meriç River Valley, European Center For Byzantine and Post-

Byzantine Monuments, Thessaloniki.

More magazines by this user
Similar magazines