hayatimfutbol-137sayi

hayatimfutbol

hayatimfutbol-137sayi

18TEMMUZ2014-SAYI137

EFSANEGERiDÖNDÜ

ALTYAPIYATIRIMLARININMEYVELERİNİALMAYABAŞLAYANALMANYA

SONUNDA24YILSONRADÜNYAKUPASI’NIKAZANMAYIBAŞARDI

Muzip,DindarveGolcü

DembaBa

BirÇanta,BirTop

SalihUçan

DünyaKupası’ndan

NelerÖğrendik


Yayın Koordinatörü

İlker Yılmaz

Editör

Cantürk Temelli

Yazarlar

Alper Öcal

Emre Çelik

Mehmet Ali Çetinkaya

Orhan Uluca

Sedat Çıtrak

Sercan Ergün

Uğur Karakullukçu

Üstün Alman Teknolojisi

“2002’de Dünya Kupası’nda finale çıkıldığında Almanlar bunu ‘kura şansı’

olarak yorumlamıştı.” Aslında bu cümle birçok şeyi anlatıyor. 2014 Dünya

Kupası’nı zaferle tamamlayıp tarihinde 4. kez bunu başaran Almanya’nın

başarısının nedenini sorguladık. Muhakkak iyi bir altyapı yapılanması

var bu işin temelinde ancak biz bu sefer farklı pencereden de bakmaya

çalıştık. Orhan Uluca, Panzerleri başarıya getiren en önemli nedenleri

‘İstikrar ve Özeleştiri kültürünü’ irdeledi. 2002’de finale çıkan takıma

rağmen sorunların hasır altı edilmeyişini, 114 yıllık futbol federasyonu

tarihinde sadece 11 federasyon başkanı ve 9 teknik adamın görev almasının

başarıya giden yolda ne denli önemli olduğunu kaleme aldı. Tabii bu sırada

da Türkiye için bu istatistiklerin ne kadar çarpıcı ve olumsuz olduğu da

gözümüzden kaçmadı.

Keyifli okumalar,

Cantürk Temelli

iletisim@hayatimfutbol.com

team@mobilike.com


#137 BU SAYIDA

Neden Almanya?

24 yıl sonra kupaya uzanan Panzerler bunu sistematik

bir çalışmaya borçlu

Kupadan Neler Öğrendik?

2014 Dünya Kupası’na son noktayı koyduk. Gelin hep birlikte

bu kupadan neler öğrendik bir göz atalım

En İyi 11 Burada

Hayatım Futbol ekibi Dünya Kupası’nın en iyi 11’ini hazırladı.

En iyi teknik adam performansı ve 3 önemli usta isim de unutulmadı

Alternatifsizliğe Alternatif

Luis Suarez Barcelona’da! Uruguaylı, Messi’ye bağlı

oyun anlayışını değiştirebilecek mi

Marmaris’ten Roma’ya yolculuk

Türk futbolunun son yıllardaki en önemli yıldız adaylarından

Salih Uçan, artık İtalyan devi Roma için terk dökecek

Cavcav Kıyıma Devam Ediyor

Gençlerbirliği’nde Haziran ayında göreve gelen Kemal Özdeş’le

yollar ayrıldı. Peki, bunu sürekli yapan İlhan Cavcav ne istiyor

Muzip, Dindar ve Golcü

Golcü transferinde mutlu sona ulaşan Beşiktaş,

Demba Ba’yı kadrosuna kattı


Orhan Uluca

Dünya Kupası

HF137

NEDEN ALMANYA?

Güney Amerika’da Dünya Kupası’nı kazanan ilk Avrupa takımı olan Almanya’nın

sürdürülebilir turnuva başarısının kaynağına inmek ve ‘Neden’sorusuna yanıt aramak

gerekir

Almanya 24 yıl aradan sonra 4.kez Dünya

Kupası’nı kazandı. Brezilya’nın bir kupa fazlası

olmasına rağmen Dünya Kupası tarihinde üst

üste 4. kez ve toplamda 13. kez yarı final oynama

başarısının yanı sıra 8 defa da finale çıkan ve en

fazla galibiyet sayısını elde eden Panzerler kupa

tarihinin en başarılı takımı oldu. Almanya’nın,

2014 Brezilya’ya son üç büyük turnuva şampiyonu

olarak gelen İspanya’nın, 2002’de dönemin son

şampiyonu Fransa’nın ve Arjantin’in yaşadığı

bunalımlı süreçleri neden tarihi boyunca bir kez

olsun yaşamadığını masaya yatırmak gerek.

Altyapıya yaptığı harcalamaları ve geliştirdiği

projeleri derginin eski sayılarında uzun uzadıya

işlerken gözlerden kaçan ayrıntı şu ki bu atılımlar

sahanın içerisini farklılaştırsa da 1950’den bu yana

uzanan turnuva performansını değiştirmekten

ziyade rayına oturttu. 1980 ile 1990 arası oynadığı

6 büyük turnuvanın ikisini kazanıp üçünde final

oynayan Almanya’nın en başarılı dönemi ise 1972


ve 1974 yıllarında üst üste iki büyük turnuvayı

kazandığı, 1976’da ise Avrupa Şampiyonası

finali kaybettiği, Helmut Schön’lü zamanlarıydı.

Nihayetinde genel tablo içerisinde Almanya sürekli

kazanıyor. Pek çok ülkenin katılımı bir başarı kriteri,

gruplardan çıkmayı ise tarihi başarı olarak gördüğü

Dünya Kupası serüveninde üst üste iki çeyrek final

oynamasının tarihi başarısızlık olarak görüldüğü

bir başarı ivmesine nasıl sahip olunur? Hemen

yanıbaşında duran İsviçre’nin 60 yıl sonra tarihi

başarıyı tekrar etmek olarak kendilerine çeyrek

finali hedef göstermesinin yanında final oynamayı

dahi başarısızlık olarak gösterecek bir geçmiş nasıl

yaratıldı?

1- İstikrar

Federasyon başkanı

Memlekette en son Ersun Yanal’ın bir televizyon

programında saatlerce gerçekleştireceği

projeleri geniş ve detaylı bir şekilde anlattığı gün

heyecanlandığımızı hatırlıyorum. Gelin görün

ki o programın arkasından bir yılı doldurmadan

gönderilmek zorunda kalmıştı. Futbolun patronu

olan federasyon başkanlarının sürekli değiştiği

memlekette onların liderliğinde gerçekleşmesi

beklenen uzun soluklu projelerin yaşamasına

imkan var mıdır? Türk sporunun ilk teşkilatı olan

Türk İdman Cemiyetleri İttifakı’nın kurulmasının

ardından Yusuf Ziya Öniş başkanlığında

ilk Türkiye Futbol Federasyonu 1923 yılında

Şehzadebaşı’ndaki Letafet Apartmanı salonunda

yapılan toplantıda ‘Futbol Heyet-i Müttehidesi’

adıyla kurulmuştu. Almanya’dan yaklaşık 23

yıl sonra ilk Federasyon başkanına sahip olan

Türkiye’de Yıldırım Demirören’e kadar uzanan

süre içerisinde 49 farklı isim Türk futbolunun

başına getirildi. Almanya’da ise 1900’de ilk

federasyon başkanı Ferdinand Hueppe olurken

114 yılda sadece 11 isim başkanlık koltuğuna

oturdu. Nihayetinde bugünkü Dünya Kupası’nın

atılımlarının söylem bazında 90’ların sonunda dile

getirilip 2004’te eyleme geçirildiğini belirtirsek

10 yıllık bir sürecin sonunda elde edilmiş bir zafer

olduğunun altını çizelim. Bir projenin milli takım

düzeyinde hayata geçirilmesi için öncelikli olarak

istikrarlı bir futbol yönetimi gerekir. Almanya’nın

yüz yıl içerisinde gerçekleştirdiği pek çok projenin

başarılı bir şekilde sonuçlanması istikrarlı bir

yönetime sahip olmasıyla ilintilidir. En üst tabakada

karışıklık ya da kaos yaşandığı takdirde sağlıklı bir

spor politikasının izlenmesine olanak yoktur.

Teknik direktör

Türkiye Milli Takımı için teknik direktör serüveni

Ali Sami Yen ile başlar ve bugün koltukta oturan

Fatih Terim’e kadar uzanan kabarık bir liste söz

konusudur. Bugüne kadar olan süre içerisinde

Ay-yıldızlı takım 58 kez teknik adam değiştirmek

zorunda kaldı. 25’i Türk 18’i yabancı 43 farklı

teknik adam şef koltuğuna oturur. Almanya’da

ise 1936’da Otto Nerz ile başlayan ve bugün Löw

ile devam eden süreç içerisinde sadece 9 teknik

direktör yer alır. 1936 ile 1984 yılları arasında görev

yapan 3 teknik direktörün hikayesi ise istikrar

içeriğini koyulaştırıyor. 28 yıl takımın başında

kalan Herberger’den sonra yardımcısı Helmut

Schön’ün başa gelip tarihin en başarılı dönemine

imza atması bir yana 1980 Avrupa Şampiyonası’nı

kazanan Jupp Derwall’in de Helmut Schön’ün

yardımcısı olması Almanya’nın başarısının en

önemli ayrıntısıdır. 48 yıllık süreç usta-çırak ilişkisi

içerisinde yönetilirken 1980 Avrupa şampiyonluğu

28 yıl takımın başında kalan Herberger’den sonra

yardımcısı Helmut Schön 60’ların sonunda göreve

geldi ve 70’li yıllarda Almanya adına parlak bir

futbol tarihi yazıldı.


aşarısının içerisinde 1936 yılında takımın başına

geçen Herberger’in imzasını taşımasıdır asıl farkı

oluşturan.

2014 Dünya Kupası’nda bazı teknik adamlar

turnuva öncesi takımın başına gelirken Joachim

Löw ise 10. yılını Alman Milli Takımı yönetimi

içerisinde geçiriyordu. Başka bir ifadeyle Alman

futbol tarihinin en fazla milli olan 3. futbolcusu

Lukas Podolski’nin 117 maçlık serüveninin

neredeyse tamamına eşlik etmiştir. 30 yaşın

üzerinde çok az oyuncunun yer aldığı Alman Milli

Takım kadrosundaki isimlerin yüzde doksanının

kariyerindeki ilk günden bugüne kadar olan sürecin

tamamına tanıklık etmiş bir teknik direktör olan

Joachim Löw şüphesiz ki meslektaşlarından

çok daha avantajlı bir konuma ulaşmış oldu.

Belki tam da bu yüzden Louis Van Gaal’in iki yıl

önce sıfıra çektiği Hollanda Milli Takımı ile elde

ettiği üçüncülük teknik direktörlük mesleğinin

kriterlerine göre Löw’ün kupasından daha değerli

olarak görülüyor. Almanya ise teknik direktör

istikrarı ile bunalımlı yıllarında dahi en az çeyrek

final oynamayı başarıyor.

2-Özeleştiri kültürü

Almanya’da 90’ların sonunda yeniden yapılanma

ihtiyacını otoriteler dile getirmeye başladı. 2000’li

yılların başında eyleme geçirilen proje söylem

bazında 96’dan bu yana Almanya’nın tartıştığı

bir konuydu. Başka açıdan bakarsak 1996 yılında

Avrupa şampiyonu olmuş Panzerler ülke futbolunu

bu başarıdan sadece iki yıl sonra masaya yatırdı.

Peki, neden ve nasıl? Oysa kulüpler bazında 1999,

2001 ve 2002 yıllarında Devler Ligi’nde Alman

takımları final oynamıştı. 2001 yılında Şampiyonlar

Ligi şampiyonu Bayern Münih olurken 2002 Dünya

Kupası finalisti ise Almanya oluyordu. Bir ülkenin

“futbolumuz zirvede” başlığı altında kendisini

kandırıp hayale kapılması için her şey mevcuttu

aslında. Öte yandan gerçekçi bir bakış içerisinde

1996 Avrupa şampiyonluğu 86’da tohumları

atılan başarılı jenerasyonun son dönemiydi. 2002

başarısı ise kura şansı olarak yorumlandı. 2000

ve 2004 Avrupa Şampiyonlarında guruplardan

çıkılamayışın üzeri çizilmedi. Nihayetinde

Almanya 2000 öncesi sayısız büyük turnuvaya

katılım gösterirken sadece Jupp Derwall ile 1984

yılında gruplardan çıkamadı. Bakılan nokta

gelecekte Sebastian Deisler hariç uluslar arası

arenada herhangi bir oyuncunun Almanya’yı

temsil edemeyeceği gerçeğiydi. Dolayısıyla

yapılan devrimin temel amacı ülkeyi uluslar arası

arenada temsil edecek zirve futboluna uygun

yeni oyuncuları var etmek üzerine kuruldu.

Eğitimin önemine de vurgu yapan bu devrimin

iki önemli ayağı vardı: Futbolcu keşfi ve eğitimi.

300’ün üzerinde keşif noktası belirlenerek nice

oyuncunun bulunması bir yana farklı bir eğitim ile

bugüne hazırlanması ise fark yarattı. Bugün Dünya

Kupası’nı kazanmış bir Almanya’nın 25’in altında

30 milyon euronun üzerinde fiyat biçilen sayısız

oyuncusu bulunurken 1998 yılında Sebastian

Deisler ve arkasından gelen Michael Ballack hariç

herhangi bir oyuncuya çift basamaklıbir değer

biçmek neredeyse imkansızdı. Bu farkı pek çok

başarının yaşandığı dönemde görmek ise Alman

halkının özeleştiri kültürü ve realist bakış açısından

kaynaklandığını rahatlıkla söyleyebiliriz.

3- Bayern Münih gerçeği

70li yıllar Almanların, milli takım dönemi içerisinde

en başarılı olduğu süreç. Unutulmaz Dünya Kupası

EURO 2000’deki dibe vuruştan sonra 2002 Dünya

Kupası’nda final oynayan Almanya, bu başarıyı ‘kura

şansı’ olarak değerlendirdi ve sorunların üzerine

gitmeye devam etti.


olarak tarihe geçen 1970’de yarı final oynandıktan

hemen sonra Avrupa şampiyonu (1972) olunurken

1974’te de Hollanda’yı devirerek Dünya Kupası

ikinci kez müzeye gidiyordu. Beckenbauer,

Hoeness, Breitner, Gerd Müller gibi Bayernli

oyuncuların özünü oluşturduğu Almanya 1976

Avrupa Şampiyonası’nı ise finalde penaltılarla

kaybetti. Nihayetinde 70’li yılların başarısının

altında üç kez üst üste Şampiyon Kulüpler

Kupası’nı kaldırıp 3 kez de Bundesliga’yı yine üst

üste kazanan Bayern Münih’in olduğu tartışmasız

bir gerçek. 1976-1980 arası Almanya ile beraber

Bayern Münih’in de iyi dönem geçirmediği gerçeği

bugüne de ışık tutar. Dört yıllık bunalım sürecinin

ardından Uli Hoeness ile beraber yeniden yapılanan

Bayern Münih 45 yıllık istikrarlı bir başarıya sahip

olurken Almanya Milli Takımı’nı da aynı şekilde

zirvede tutmayı başardı. Joachim Löw bu başarının

altında Alman futbolunu derinden etkileyen

Bayern Münih teknik direktörleri Louis Van Gaal

ve Pep Guardiola’nın da etkisi olduğunu belirtir

ve bu isimlere teşekkür ederken mütevazı bir

duruştan öte yine gerçekçi bir bakış atıyordu tarihi

zafere. 2010 Dünya Kupası çıkışı ve başarısının

altında Van Gaal’in Bayern Münih’e yerleştirdiği

(Müller, Badstuber) sistem ile beraber yeşerttiği ve

farklılaştırdığı (Schweinsteiger) oyuncuların olması

40 yıllık bir geleneğin devamıydı. 1970’te başlayan

Bayern Münih ve Almanya ortaklığı turnuva takımı

Almanya’nın özetidir. Manuel Neuer, Philipp

Lahm, Jeome Boateng, Bastian Schweinsteiger,

Toni Kroos, Thomas Müller ve finalde golü atan

Mario Götze ile beraber 11 oyuncunun 7’sinin

aynı takımda olup son 5 yılda 3 kez Şampiyonlar

Ligi’nde final oynaması bugünkü başarının yine

asli unsurudur. Brezilya ve Arjantin’e karşı oyun

olarak üstün olmadığı zamanlarda dahi mental

olarak iki dünya devinden de çok daha iyi olmasını

Bayern Münih’in bu oyunculara genç yaşta

kattığı tecrübe ile açıklayabiliriz. Dünya Kupası’na

Ribery ve Alcantara’nın sakatlıklarına rağmen

gönderdiği 14 oyuncunun da oynadığı takımlarda

başarı kazanması tesadüf değil. Takımın yedeği

Shaqiri’nin hattrick yapıp Mandzukic’in goller

atıp Robben’in takımını taşıdığı yerde Dünya

Kupası’nın gerçek şampiyonunun Bayern Münih

olduğunu da rahatlıkla dile getirebiliriz. Ülke

futbolunun yüz yıllık tarihi içerisinde sadece bir kez

Galatasaray’ın uluslarası bir kupa kazandırmasının

üçüncülüğü getirdiği yerde Bayern Münih’in

yarım asırlık zirvede kalışının milli takıma etkisidir

“turnuva takımı” Almanya’nın içeriği.

Alman Milli Takımı’nın iskeletini oluşturan

Bayern Münih’in de bu başarıda payı çok büyük.


Alper Öcal

Dünya Kupası

HF137

KUPADAN NELER ÖĞRENDiK?

Her anıyla bize büyük keyif veren 2014 Dünya Kupası’ndan öne çıkanları, dikkat çeken

noktaları sizler için derledik. İşte bu kupadan öğrendiklerimiz


Yes, they can !

Dünya Kupası tarihinde tribünlerde en fazla

seyircinin olduğu turnuva 3,587,538 kişiyle

ABD 94’tü. Brezilya 2014 ikincilik koltuğuna

3,429,873 taraftarla oturmayı başardı.

Brezilya’dan sonra maçlar için en çok bilet

alanlar Amerika vatandaşıydı. Klinsmann izin

kâğıtlarını hazırlamadan önce de topu bomba

diye karakola götürecekler başta Gana maçı

olmak üzere kulaklarımıza “kazanacağımıza

inanıyoruz.” tezahüratını kazımıştı. Almanya bile

şampiyon anketlerinde Brezilya derken Arjantin

ve İspanya ile birlikte özgüveni en yüksek olan

Amerika’ydı. Houston, Chicago, NY fanfestlerinin

Brezilya’dakilerden görkemli olmasına şaşmamalı.

Son 4 kupada 3 kez gruplardan çıkmayı başaran

takım da bu desteğin hakkını verdi. Kimbilir,

Amerikalılar bir gün gerçekten ayakla oynanan

oyuna ‘futbol’ demeye başlar.

Bu top kalsın

1994 bir tekstil harikasıydı. Campos’un fantastik

kaleci kazakları bir tarafa ilk defa formaların

arkasında isim vardı. Kramponlar ve hatta

hakemler bile tek tip siyahtan arınarak renkleri

keşfetmişti. 2002’den bu yana ise toplar kupaya

damga vuruyor. Zira meşin yuvarlağın sadece

nostaljisi kaldı. Fevernova ile falsolar bir başkaydı.

Teamgeist ve son olarak Jabulani ile kaleciler artık

isyan bayrağı açmıştı. 2014’ün Brazuca’sı kendini

polemiklere malzeme etmeden işini yaptı. Gol

oldu yağdı, kurtarılmaktan bitkin düştü. Hem

kalecilerin hem hücumcuların gönlünü fethetti.

Tarihin en gollü maçları ve aynı zamanda en

spekteküler kaleci performansları aynı kupa

içinde deneyimlendi. Adidas renklerini ve ismini

değiştirebilir ama daha fazla mühendislik

kasmadan Brazuca’ya sahip çıksın.

Rotasyon > İstikrar

Turnuva takımı olmanın baş koşulu olarak genelde

kadro ve diziliş istikrarı öne sürülür. Şampiyonların

11’i kaliteleri kadar bir çırpıda sayılmakla da meşhur

olmuştur ama 2013’te çeyrek final eşleşmeleri

belli olduğunda yokluktan istikrarlı olmak

zorunda kalan Kosta Rika ve ev sahibi Brezilya

dışında kalan 6 takımın ortak özelliği rotasyonu

daha çok sevmeleriydi. Van Gaal, Wilmots,

Sabella, Deschamps ve Pekerman baş döndrücü

sayılabilecek rotasyon uygularken; gruplarda

tercihlerindeki inadıyla eleşttirilen Löw de eleme

turlarıyla birlikte hem kadroya hem rollere ince

ayar çekmekten çekinmedi. Brezilya’nın yarı

finalde rotasyona hazırlık yakalanıp turnuvanın en

büyük hezimetini yaşayarak elenmesi de istikrar

ve ezberin eskisi kadar işe yaramadığının bir diğer

göstergesi olarak hatırlanacak.

3 aşağı 5 yukarı

1930’da ilk kupa düzenlediğinde takımlar sahaya

piramit şeklinde diziliyordu. O günden bu yana her

kupa, oyunda yeni dizilişlere ve taktik anlayışlara

ilham vererek öncü oldu. 34 ve 38 Metodo’yu,

54 WW’yi ve harika Macar takımını, 58 ve 70

kupaları Brezilya ve 4-2-4’ü trend haline getirdi.

74’ten sonra oyun Hollanda ile total görünmeye

başlandı. 84’te Fransa’yı 3-5-2 ile şampiyon yapan

Hidalgo’dan feyz alan Bilardo 86’da Arjantin’i

kupaya taşıdı. 94’ten sonra ön libero ile 4’lüye

dönüldü. 2010 ise 4-2-3-1’in zirvesiydi. Türevleri

sahaları domine etti. 2014 için yeni bir akımdan

söz etmek zor ama Meksika, Kosta Rika, Şili,

Cezayir gibi sürprizlerin arkasında 3 aşağı 5 yukarı

aynı şablon var. Hollanda önce Meksika, sonra

Kosta Rika’yı yine 3’lüyle eleyerek yarı finale


geldi. Gelecek sezon İtalya ve Brezilya kulüpleri

dışında pek alıcısı olmayan 3’lü biraz daha revaçta

olacaktır.

Kılda keramet olsa...

2002’de Ronaldo sokaklarda tanınmamak için

garip kakülüyle sahada arz-ı endam etmişti ama

gol kralı olunca yalan oldu tabi. Türkiye’nin başarısı

kadar Ümit Davala’nın mohikanı da aynı kupada

çok popülerdi. 2014’te Ganalı Boye’nin benzer ama

kenarları sarartılmış mohavkı maalesef kendi

kalesinde sebep olduklarının ötesine geçemedi.

Erciyes’te Bahattin abi icabına bakacaktır. Pogba

ve Vidal İtalyan dokunuşlarıyla biraz daha fiyakalı

göründü ama son dörde yetmedi. Balotelli onlar

kadar bile şanslı değildi. Erken döndü. Cristiano

Ronaldo’nun zikzakları, Nani’nin kafasında içinde

17 yazan yıldızı kadar turnuvada çaresiz kaldı.

Die’nin tırtıl modelinin en iyi açısı Samaras’a

yaptığı penaltı anında görüntülendi. Marcelo

ve Assou-Ekotto afrolarıyla soldan soldan pek

gelemediler. Becekrmann’ın rastası sayesinde

mısır tarlalarının pek iyi bir ilham kaynağı

olmadığı anlaşıldı. Isaac Vorsah’in cheetos modeli

üzülmemeli. Palacio’nun sıçan kuyruğu finalde

atamadığıyla 1994’te kuyruklunun has adamına

öykünürken, Fellaini kupadan sonra brokoliyi

kafasından çıkararak Old Trafford’a şüphesiz umut

dağıttı.

döndü. Üstelik FIFA sıralamasında ilk 15 içinde

yer alan 4 ülke İtalya, İngiltere, Uruguay ve

Yunanistan’ın hakkından gelerek. Dali yaşaaydı

da sürreal görseydi. 5 kupadır üst turu gören

Meksika’ya bu kez Hırvatistan karşısında şans

tanınmıyordu ama Herrera ve öğrencileri selfie’yi

boşuna çekmediklerini gösterdi. ABD çeyrek finale

Wondolowski’nin ayak içi kadar uzaktı. Howard,

Ochoa ve Navas direndikçe adrenalinin kalitesi

arttı. Honduras da diğerleri gibi zengin olsa Gold

Cup adını tamamen hakedecekmiş.

Gazeteciliğin şahikası

Abdullah Avcı Brezilya’ya gidemediği için

Türk medyası da turnuvada Ömer Üründül

Bir Concacaf gördük sanki

Kupaların keyfi sürprizi kadar konuşur. 2002

yarı finallerinde Güney Kore ve Türkiye, 2006’da

gruplardan Avrupalı rakiplerini ekarte ederek

çıkan Avustralya ve Ekvador, 2010’da Gana ve

Uruguay’ın yanı sıra İtalya ve Danimarka’nın

önünde gruplardan çıkan Paraguay ve Japonya,

hatta İngiltere’nin önünde lider olan ABD enfes

tatlar bırakmıştı. Bu kez Güney Amerika’da

komşu konfederasyon Concacaf takımları

şaşırttı. 4 temsilcinin 3’ü ilerledi. 1986’dan beri

bir ilkti. Hepsi de üç aşağı beş yukarı aynı tarzla

başarılı oldıu. En son 1990’da grubundan çıkan

Kosta Rika kendini aşıp yarı finalin kapısından


yaratıcılığında temsil edilebildi. Di mi Yalçın?

Neyse ki gidenler de hiç fena değilmiş. Suarez

ısırığıyla başlı başına turnuvayı domine ederken

eve erken dönen İngiltere medyasının tirajını

kurtardı. Fred antrenmanda Marcelo’nun kolu

üzerinden Suarez ile dalga geçeceğine top

oynasaydı Brezilya 7 yemeyebilirdi ama Güney

Amerika medyası açısından fena olmadı. 57

yaşındaki Brezilyalı spiker sözünü tutup programı

donla sunmak yerine Ahmet Çakar’dan yan çizme

dersleri alsa daha iyi olurmuş ! Hollanda’nın yarı

finalde elendikten sonra NRC gazetesinin turuncu

ağlayan yüz ilk sayfası başta turnuva boyunca

çok başarılıydılar. Meksika’nın Record gazetesinin

Hollanda maçı öncesi portakal sıktıkları

motivasyon harikası birinci sayfası, Berliner

Zeitung’un şampiyonluk sayısı, New York Post’un

Eataly göndermesi gibi sayısız güzel iş de cabası.

En kötüsü hakemler

Futbolda kimseye yaranamayan birileri varsa o

da kuşkusuz hakemler. Onlara yönelik kızgınlık

ve eleştirilerin mantıklı bir temeli çoğu zaman

yoktur, taraf olanlar görmek istediği gibi görür

ama bu kez kendileri edip kendileri buldular. Gol

çizgisi teknolojisinin ilk kez kullanıldığı turnuvada

onlara olan güven zaten azdı ama turnuvadaki

berbat kararlarıyla turnuvayı etkilemeleri bir tarafa

skandal kararlarıyla artık ofsayt ve penaltılar

için de bir teknolojinin önünü açtılar. Sadece 8

kırmızı kartın çıktığı ve sertliğe tolerans tanınan

turnuvada kantarın da topu kaçtı. Saha içinde

Suarez’in ısırığından Zuniga’nın tekvandosuna

kadar cezalandırılmayan utanç sahneleri gördük.

Turnuvada kendini attığı için sarı kart gören tek

oyuncu olan Oscar’ın kendini atmamış olduğu

gerçeği de tüy dikti. Hakemler pek çok açıdan

tarihin en iyi turnuvasının en kötü tarafıydı.

Jimmy Jumplar hiç bitmesin

Euro 2004 finalinde Figo’ya Katalan bayrağı

atınca tanıdığımız seri saha işgalcisi, protestocu,

eylemci, güzel adam Jimmy Jump kendini F1

pistinden tenis kortuna, Eurovizyon sahnesinden

Goya ödüllerine hatta su polosuna bile bulanıp

mesajını vermişti. Dünya Kupası protestolarıyla

anılır ve Sosyalist parti milletvekili Romario

yetkililer hakkında yolsuzluk ve rüşvet iddialarının

araştırılması için meclise önerge vermişken sahada

Jimmy Jump görmek de fena olmazdı ama yerini

Mario Ferri doldurdu. 2010’da İspanya – Almanya

yarı finaline damgasını vuran Ferri, 2014’te de

sahnedeydi. Tekerli sandalyeden atlayıp üzerine

“favela çocuklarını kurtarın.” ve İtalya Kupası’nda

öldürülen Ciro Esposito anısına “Ciro yaşıyor” yazılı

tişörtle Belçika – ABD maçında sahaya daldı. İyi ki

de daldı.

Nerede o eski frikik uıstaları ?

Ofsayt için pazularına titreşimli uyarı cihazı,

diyalog için kulaklık takmalarına yeni alıştığımız

hakemlerin aksesuarları arasına 2014 Dünya

Kupası’nda duran top spreyi de eklendi.

Profesyonel grafiti sanatından örnekler

sergileyebilecek kadar sprey pratiği de yaptılar

ama oyuncular açısından sonuç hüsran oldu.

Çuvalla gol atılan turnuvada sadece 3 frikik

şaheseri izleyebildik. Dzemaili, David Luiz ve

Messi gözümüzün pasını silse de yetmedi.

Barajlar nizami değilken daha fazlasını izlerken,

uygulamadan sonra keskin düşüş görmeyi bazı

uzmanlar topun önündeki spreyi futbolcuların

engel gibi algılamasına bağlasa da eskisi kadar

iyi frikikçiler olmadığını da kabul etmek gerek.

% 9 ile frikik atan Cristiano Ronaldo uzman

olarak görülüyor. Ronaldinho, Zidane, Del Piero,

Mihajlovic, Juninho, Nakamura gibileri yoktu.

Beckham olsa bu barajlarla İngiltere evine belki

daha geç dönebilirdi.

Isırma, ırkçı ol !

Brezilya’da futbolun çirkin yüzü olan ırkçılık bilinen

yöntemlerle yapılmadığı için belki fazla gündem

olmadı ama tribünlerden yine eksik olmadı.

Meksika tribünleri Hırvatistan maçında homofobik

tezahüratlarla tribünleri kirletti. Rusya tribünleri


Kamerun oyuncularını sürekli taciz etti. Almanya

– Gana maçında tribünlerde afro peruklar ve

yüzleri siyaha boyanmış kişiler Gana’yı hedef aldı.

Sahaya üzerinde Nazi göndermeleri olan biri girdi

ve Muntari fark edene kadar da kimse müdahale

etmedi. FIFA disiplin komitesi başkanı Claudio

Sulser bunu kaba, uygunsuz ama doğrudan

oyunculara yapılmadığı için cezalandırılmaya gerek

görmedi. Hırsını rakibini ısıran Suarez’i neredeyse

yarım sezon futboldan ederek aldı. Nereden

baksan tutarsızlık, nereden baksan ahmakça !

Avrupa vs. Amerika

Avrupa kıtası son iki finali domine ederek

kupadaki hakimiyetini perçinlemişti. Güney

Amerika tabularını da Brezilya’da, üstelik ev

sahibine kupada yarı final rekoru olarak geçen

7-1’lik hezimeti yaşatarak şampiyon olan Almanya

ile yıktı. Brezilya’nın 1958 çıkarmasına geç de

olsa misilleme geldi. Öte yandan son 16 arasına

sadece 6 tane Avrupa takımı kaldı. Bu tarihin en

düşüğü olarak kayıtlara geçti ve elenenler ligleri

de büyük olan önemli ekollerdi. Almanya zirvede

farkı açarken diğer büyükler vasata yaklaştı. Latin

ve Concacaf ülkelerinin vasatlarıysa Kolombiya

dışındakiler güzel olmasa bile sonuç odaklı

tarzlarıyla Avrupa takımlarını ekarte etti. Bireysel

performanslarda da öne çıktılar. 2018 Rusya’da

daha olgun olacaklar ve bu merak bile güzel.

Sosyal medya patlaması

Dakikada 618,725 twitter mesajı, toplamda 672

milyon eder ve 3 milyar Facebook etkileşimiyle

Dünya Kupası geçen seneki Superbowl’u geçerek

tarihin sosyal medyada en çok konuşulan olayı

oldu. Arjantin Milli Takımı hesabı Hollanda

maçındaki penaltıcılarını twitter’dan ilan

ederek direkt temsilin öncüsü oldu. İnsanların

%72.5’inin maçları sosyal medyayla birlikte takip

edip, değerlendirdi. Brezilya 55, ABD 48 milyon

katılımcıyla başı çekti. FIFA, ESPN ve Univision’un

web tabanlı maç izleme servisleri rekor kırdı.

Teknolojinin evrimiyle bu yükseliş şüphesiz devam

Almanya-Gana maçında sahaya üzerinde Nazi

göndermeleri olan biri girdi ve Muntari fark edene

kadar da kimse müdahale etmedi.

edecek. İyi mi kötü mü bilinmez. Turnuvaya damga

vuran olayların globalleşmesi eskiden günler

alırdı. Yerel etkileşimler eskiden ertesi gün okulda,

işte ve sokakta yapılırdı. Oysa artık tarihin en

farklı yarı final skorunun hem futbol hem mizah

değeri birkaç saatte klavyelerde tüketildi. Bilginin

alelacele bir yere yetişmek istermiş gibi bir hâli

var ve bu baş döndürücü hıza yetişmek çılgınca.

Dünyanın en büyük stadı artık sosyal medya.

Cesur Afrika

Futbolda atletizm öne çıkmaya başladıktan

sonra Afrikalı oyuncuların oyundaki etkisi ve

katılımı da arttı. Avrupa’nın fiziksel kalitesine

adaptasyon eğilimleri, üst düzey liglerde başarılı

olan temsilcileriyle birlikte turnuvalarda Afrika

takımlarının otoriteler nezdinde sürpriz yapma

olasılıkları bazen futbolun ikinci vatanı olan Latin

Amerika takımlarının dahi önüne geçti ama sonuç

öyle olmadı. Kamerun’u bir kenara bırakırsak

tüm Afrika takımları çok cesurdu ama yeteneğin


yanına kolektiflik eklemeyi, sahada aynı frekansı

yakalamayı Cezayir dışında başaran olmadı. Çok

iyi futbolcu olmakla, karar anında lider ve elit

futbolcu olmak arasındaki çizgide Yaya Toure bile

kayboldu. Yine de cesur Afrika takımları birkaç

jenerasyon sonra bu isimleri teknik adam olarak

değerlendirebilirse gelecek kupalarda bir şampiyon

çıkarabilir. Sonuçta Roger Milla’nın 3 kupa ve 42

yaşında yapabildiğini Gyan iki kupa ve 28 yaşında

geliştirmeyi başardı.

Reklamlar

Televizyondan bahsetmeye gerek bile yok ama

Dünya Kupası’nın sosyal mecralarda yarattığı

patlamadan dijital pazarlama ve reklam sektörü

de rekor üstüne rekor kırarak bağımsızlığını ilân

etti. Adidas turnuvayı All in or nothing konseptiyle

domine etti. 1.6 milyon twitter mesajıyla

turnuvanın en çok konuşulan markası oldular.

#allin konusu tek başına 1 milyon katılımcıya

ulaştı. Youtube kanalı 200 bin yeni üye kazandı.

Nike da “Risk everything” kampanyasıyla

turnuvanın kazananlarından. Twitter’da Adidas’ın

5’te 1’i iş yaptılar ama The Last Game videosu

kurumun sadece resmi Youtube kanalında 65

milyon kez görüntülenirken, tüm internette 2

milyarı mobil cihazlardan olmak üzere 6 milyar

etkileşim yarattı. Kupanın resmi sponsorlarından

McDonalds ise anlaşılmaz #FryFootball

kampanyasıyla çuvallayanlardan. İtibarı kurtaran

Suarez’i Big Mac yemeye davet eden Uruguay

franchise’ı oldu. 78 bin RT hesabı takip edenlerden

3 misli fazlaydı.


Dünya Kupası

HF137

BiZiMKiSi DAHA ALTIN 11

2014 Dünya Kupası tadı damağımızda kalarak bitti. Almanya, finalde Arjantin’i

yenerek 24 yıl sonra tarihindeki 4. kupayı kazanmayı başardı. Turnuva boyunca

oynanan 64 maçın birçoğunda gözümüze hoş gelen, yaptıklarıyla bizlere keyif

yaşatan birçok futbolcu oldu. Ama bazıları bunu yaparken nefesi yettiği kadar

takımını da sırtladı götürdü. Herkes, her kupa sonunda klasikleşen en iyi 11’lerini

bunlar üzerinden açıklarken biz de hem bunlara dikkat ettik hem de oyuncuları

neden buraya layık gördüğümüze değindik. Tabii en iyi teknik adamı da unutmadık


Manuel Neuer

2014 Brezilya için kalecilerin kupası oldu desek büyük

ihtimalle yanlış yorumda bulunmayız. Navas, Ochoa,

Bravo ve Krul gibi file bekçileri turnuvada iz bıraktılar.

Fakat bir isim var ki, Brezilya’da ortaya koyduğu

performansla dünyanın en iyisi yakıştırmalarını ne kadar

hak ettiğini gösterdi. “Kaleci değil libero” hatta “Sahte 5”

yakıştırmalarını alan Neuer, 24 yıl sonra Dünya Kupası’nı

kaldıran Almanya’da en çok parlayan isim oldu. Şüphesiz

Neuer’in bu oyun karakterinin tavan yapmasında teknik

adam Pep Guardiola’nın da payı büyük. Bir oyun kurucu

gibi oyunu geriden kurması, sakinliği, el ayak hakimiyetinin

mükemmel olması, sürekli oyunun içinde kalarak

takımı rahatlatması, savunma arkasına atılan toplarda

tehlikeyi sezip müdahalede bulunması en büyük artısı.

Brezilya’ya karşı oynanan yarı final maçında üstün Alman

teknolojisinin bir ürünü olduğunu kanıtladı. Uzun lafın

kısası, Almanya daha iyisini yapana kadar en iyisi bu… Ve

Neuer de 2014 Hayatım Futbol ekibine göre turnuvanın en

iyi kalecisi.

Sedat Çıtrak

Philipp Lahm

Pep Guardiola’nın “Çalıştığım en zeki futbolcu” dediği

Philipp Lahm, onun önderliğindeki Bayern Münih’te

tüm sezonu bir orta saha oyuncusu olarak yüksek

verimde geçirdi. Bu performansa Löw de kayıtsız

kalamayınca, Almanya formasıyla sağ bekte görmeye

alışık olduğumu Lahm, Brezilya’da sahaya orta sahada

çıktı. Gelen eleştiriler ve aksayan sağ kanat sonrası

Löw yeni bir hamleyle tecrübeli isme yine sağ kenarı

gösterdi. Belki de kupanın dönüm noktalarından olan

bu kararın ne kadar doğru olduğu da önce Fransa

– Almanya maçıyla birlikte kendini göstermeye

başladı. EURO 2008’de sol bekte harikalar yaratan,

Bayern Münih formasıyla bir orta saha yıldızıymış

gibi performans sergileyen Lahm, Panzerlerin kupaya

giden yolunda sağ kenarı taşıdı. Her haliyle özel bir

futbolcu olduğunu bu turnuvada da bir kez daha

kanıtlayan Lahm, Hayatım Futbol ekibi tarafından da

turnuvanın en iyi 11’ine layık görüldü.

Sedat Çıtrak


Mats Hummels

Başarılı savunmacı, 2014 Brezilya’da gösterdiği

performansla, 2006’da İtalya’nın kupayı

kaldırmasında büyük rol oynaayan savunmacı Fabio

Cannavaro’yu akıllara getirdi. Pozisyon ve kademe

bilgisi üst düzey, ayağına oldukça hakim, bir stoper

olan Hummels, 7-1’lik Brezilya maçında ortalarda

çok fazla gözükmese de özellikle Fransa maçındaki

oyunuyla Almanları kupada bir üst tura taşıdı. Attığı

kafa golü ve oyunun devamında Fransa hücumlarına

karşı özellikle yüksek toplarda gösterdiği direnç onu

turnuvanın parlayan isimlerinden biri yapmaya yetti

de arttı. Finalde karşısında Lionel Messi, Agüero,

Lavezzi ve Higuain vardı. O, bu yıldızlara da geçit

vermedi ve Hayatım Futbol ekibi tarafından 2014

Brezilya’nın altın 11’ine layık görüldü.

Sedat Çıtrak

Ron Vlaar

Jaap Stam’dan beri, izlediğimiz belki de en dominant Hollandalı

stoper performansı. Van Gaal’ın kerameti kendinden 5-3-2’sinde,

savunmanın lideri rolünü kupa boyunca başarıyla taşıyan Ron

Vlaar; partnerleri De Vrij ve Bruno Martins Indi’yi de parlatan

isim oldu. Üçlü savunmanın ortasında; gücü, oyunu okuması

ve sakinliğiyle dosta güven veren, düşmana korku salan Vlaar

kupanın parlayan isimlerinden bir diğeri oldu. Garay’ın ancak

Demichelis geldikten sonra yükselen performansı ve yarı finalde

Almanya’dan 7 gol yiyen Brezilya’dan bir stoperi buraya almanın

anlamsızlığı, onu Hummels’in yanına koymamıza neden oluyor.

Arjantin karşısında, çıktığı tüm hava toplarını kazanması ve

girdiği tüm ikili mücadeleleri kazanması oldukça etkileyiciydi.

Formasını giydiği Aston Villa’da, taraftarın ‘’Beton’’ lakabını

taktığı deneyimli oyuncu, The Villans için takımın efsanalerinden

Martin Laursen kadar önemli bir figür. Kulübüyle sözleşmesi

2016’da sona erecek oyuncu, milli takımdan da hocası olan

yaşlı kurt Van Gaal’in, yeniden yapılanan Manchester United

savunması için bir numaralı adayı. Ron Vlaar, seneye Villa Park

çimlerinde olmayabilir ve bu, Aston Villa’nın ligdeki kaderini

bile belirleyebilir. Vlaar, Hayatım Futbol ekibinin belirlediği altın

karmaya giren bir diğer isim.

Sercan Ergün


Daley Blind

Babanızın, Avrupa’nın en büyük ekol kulüplerinden biri

olan Ajax’ta 350’nin üzerine maça çıkmış, 5 şampiyonluk

yaşamış ve iki yıl üst üste Hollanda Ligi gol kralı olmuş bir

efsane olduğunu düşünün. Aynı babanın, formasını giydiğiniz

milli takımda yardımcı antrenör olarak 90 dakika boyunca

gözünün sizin üzerinizde olduğunu da düşünün. Baskı altında

hissederdiniz, öyle değil mi? 4 yıl üst üste Hollanda Ligi

şampiyonu olan Ajax’ta, kupaya gelmeden Yılın Futbolcusu

ödülünü aldıysanız eğer; cevap elbette hayır. Grubun açılış

maçında, Van Persie’nin attığı muazzam kafa golünün

milimetrik asistinin altında Daley Blind’in imzası vardı.

Yalnızca geçen yıldan bu yana milli takım forması giyen bu çok

yönlü oyuncu, kupaya sol bekte başlayıp sakatlıklar sonrası

ön liberoya geçtikten sonra, kupayı yine sol bekte tamamladı.

Blind, kupada turuncu formayı giyen her oyuncunun adının

anıldığı Manchester United için, takımdan ayrılan Evra’nın

pozisyonuna bir numaralı aday. Fiziksel olarak oldukça kuvvetli

olan oyuncu, ön liberoda, sol bek pozisyonunda olduğu kadar

başarılı. Geçen sezon Ajax’ta 37 pozisyon yaratan oyuncu,

geriden oyun kurabilme yeteneğine de sahip. Brezilya ile

oynanan maçta bir de gole imza atan Blind, kupanın en iyi sol

bek performansına sahip ismi ve bizim de seçimimiz oldu.

Sercan Ergün

Sami Khedira

10 yıl önce başlayan bir altyapı atılımının meyvelerini, 24 yıl

sonra Dünya Kupası şampiyonluğu ile toplayan Almanya’nın,

en başarılı altyapısına sahip takımlardan biri kuşkusuz

Stuttgart. Stuttgart altyapısından yetişip, dünyanın en büyük

kulüplerinden biri olan Real Madrid’de 4 sezondur istikrarlı bir

şekilde forma giyen Sami Khedira ise, oynadığı pozisyonda

dünyanın en iyilerinden biri. 2010 Dünya Kupası’nda, Chelsea’li

Michael Ballack’ın sakatlığının ardından Panzerlerin formasını

giymeye başlayan Khedira, o formayı bir daha sırtından

çıkarmadı. Onu sağ bekin kademesine girerken, ceza sahasına

giren rakip oyuncudan topu kaparken veya (Brezilya maçında

olduğu gibi) rakip ceza alanında boy gösterirken görebilirsiniz.

Komple bir orta saha oyuncusu olan Khedira, iki ceza sahası

arasında da aynı şekilde etkili. Kroos ve Schweinsteiger ile

kurduğu ortaklık, kupanın kazanılmasını sağlayan en önemli

etkenlerden biri oldu. Sadece Brezilya maçında gösterdiği

performans bile, Khedira’nın turnuvanın en iyi 11’ine girmesini

rahatlıkla sağlıyor.

Sercan Ergün


James Rodriguez

Javier Mascherano

2014 Dünya Kupası’nda herkesi yaptıklarıyla heyecanlandıran

Kolombiya’nin turnuvanın son 16 turunda Uruguay’i saf dışı

edip çeyrek finale yükseldiği maçın ardından Oscar Tabarez’in

takımını yıkan Kolombiyalı yıldızı, Maradona ve Messi gibi

isimlerle aynı klasmana yerleştirmesi, Zico ve Messi gibi

isimlerin Rodriguez’e yaptıkları övgüler, Rodriguez’in adının

Real Madrid ile birlikte anılması, David Luiz’in Estadio

Castelão’da 65000 kişiye James Rodriguez’i alkışlatması

ve bunun gibi birçok şey gösteriyor ki 2014 Dünya Kupası

son derece önemli ve çok özel bir yetenegin eşi zor bulunur

bir performansına tanıklık etti. Attığı ve hazırladığı gollere

Kolombiya’yi orkestra şefi gibi idare eden ve ülkesine tarihinin

en iyi derecesini elde ettiren 22 yaşındaki yıldız, turnuva

performansıyla uzun yıllar adından söz ettirecegini bir kez

daha gösterdi. 6 golle turnuvanın da gol kralı olarak adını da

tarihe yazdırmış oldu. Biz Hayatım Futbol ekibi olarak ‘Hames’

Rodriguez’i altın 11’e koyuyoruz ama şunu da söylememiz

gerekiyor, bu çocuk yaptıklarıyla daha fazlasını da hak ediyor.

2018’de daha fazlasını başaracaktır.

Emre Çelik

Lider, sakin, soğukkanlı ve muhteşem kesici… Onu tanımlamak

için akla ilk gelen kelimeler bunlar. Uzun yıllar defansif orta

saha olarak izlediğimiz Arjantinli Javier Mascherano, 2010

yılında transfer olduğu Barcelona’da orta saha oyuncusundan

stoper pozisyonuna evrilmişti. Barcelona’da forma giyen

yıldızların arasında adeta görünmeyen bir kahraman oldu.

Uzun yıllar stoper oynamasına rağmen Dünya Kupası’nda

özellikle de yarı finalde Hollanda karşısında ortaya koyduğu

orta saha performansıyla parmak ısırttı. “Bir ön libero nasıl

olmalı?” sorusunun cevabı bir kenara, dersini verdi izleyenlere.

Yarı finalde Hollanda’ya karşı oynanan maçta Robben’e adım

attırmadı. 120 dakika boyunca konsantrasyonu bir an olsun

kaybetmedi. Stoper oynamasından kaynaklı hamlelerinin

hepsinin zamanlaması yerindeydi. Barcelona’yı yakından

takip edenler onun sahip olduğu sezgi gücü ve muazzam

kesiciliğinden haberdardı. Fakat böylesine büyük bir turnuvada,

futbolla ilgili olmayanların bile takip ettiği bir organizasyonda

hak ettiği değeri nihayet görmüş oldu. Hatta ve hatta bu

turnuva özelinde, “Messi’den sonra Arjantin’nin en iyisi“

değerlendirmesinin aksine Javier Mascherano’yu Lionel

Messi’nin önüne koymaktan da çekinmiyoruz.

Sedat Çıtrak


Arjen Robben

2012/13 sezonunun sonunda elde edilen Şampiyonlar Ligi

şampiyonluğu ve geçen sezon kazanılan Bundesliga ile

geçmişte kaybettiklerinin acısını bir bir çıkaran Arjen Robben,

liderliğini yaptığı Van Gaal’in 2014 model Hollandası ile

turnuvaya harika bir başlangıç yaptı ve 2010’da boyun eğdiği

İspanya’yı deyim yerindeyse adeta harcadı. Bununla da

yetinmeyen Robben, her maçta performansını bir kademe

daha yükseltti. Meksika maçında takımını ipten alırken

Robben’i ne tekmeler ne formasından asılan eller ne de beline

sarılan savunmacılar durdurabildi. Her ne kadar Hollanda adına

turnuvanın en önemli maçı olan Arjantin karşısında beklenen

performansı gösteremeyip takımını finale taşıyamasa da

turnuva geneli dikkate alındığında bireysel açıdan en iyi

oynayan isimlerden biriydi. Turnuvanın en iyi 11’inde hücum

hattında olmayı da hak etti.

Emre Çelik

Thomas Müller

Henüz 24 yaşında ama öyle istatistiklere imza atıyor ki uzun

yıllar boyunca akıllardan çıkmayacak bir isim Thomas Müller…

Öyle ki kariyerindeki ikinci Dünya Kupası’nı oynadığı Brezilya

topraklarında Almanya formasıyla rakip ağlara 5 gol bıraktı

bu da kupa kariyerinde toplam 10 gole ulaşması anlamına

geliyordu. Almanya’nın zorlu kupa yolculuğunda 5 golünün

yanına 2 de asist sıkıştıran 24 yaşındaki yıldız, Panzerlerin

tarihine adını altın harflerle yazdıran isimlerinden biri olacağının

sinyalini şimdiden veriyor. Oynadığı birden fazla pozisyon ve

ortaya koyduğu gösterişsiz futbol ile izleyen herkesi büyülüyor.

Teknik direktör Löw’ün santrforsuz oyun sisteminde doğru

yerde, doğru zamanda bulunması, uzun yıllar o pozisyonda

oynayan usta bir santrfor gibi yüksek sezgilere sahip olması

onu özel kılan şeylerden sadece birkaçı. İzleyenlere her fırsatta

futbolcunun kalitesini ve değerini belirleyen şeyin gösterişli

oyun olmadığını gösteren Müller, 2014 Brezilya’daki oyunuyla

turnuvanın altın 11’ine girmeyi hak ediyor.

Sedat Çıtrak


Lionel Messi

Arjantin için o, Maradona’dan sonra Mayıs Güneşi’ni

dalgalandırabilecek tek isimdi. Adını ilk kez, 2005 yılında

düzenlenen ve kendisinin de gol kralı olduğu U20 Dünya

Kupası’nda duyuran Lionel Messi, 13 Temmuz Pazar

günü kariyerinin belki de en önemli maçına çıktı. Olmadı,

çünkü sahada ne takımın kilit isimlerinden (Real Madrid’e

uzatmalarda Şampiyonlar Ligi şampiyonluğu getiren adam)

Di Maria vardı, ne de bu tarz maçlarda ayakları titremeyecek

bir Tevez. Bunların üstüne, hazırlanan pozisyonları bitirmekte

beceriksizlik yarışına giren Higuain ve Palacio ikilisi de

eklenince 13 Temmuz, Lionel’in hayatı boyunca hatırlamak

istemeyeceği bir tarih oldu. Final maçında oldukça etkisiz

görünse de, takımı attığı kritik gollerle finale taşıyarak zaten

görevini yapmıştı. 10 numaralı mavi-beyaz formanın en çok

yakıştığı adam, belki de hayatının en buruk ödülünü aldı;

2014 Brezilya’nın en iyi oyuncusu seçildi. Onun burada olması

elbette sürpriz değil, Dünya Kupası finali kaybetmek de onun

büyüklüğünden hiçbir şey götürmeyecektir. Ne kadar zor

olsa da, 2018 yılında 31 yaşında izleyeceğimiz Lionel Messi,

Tangoculara kupayı getirmek için son şansını sonuna kadar

kullanacaktır; ondan kimsenin şüphesi olmasın.

Sercan Ergün

Louis Van Gaal

Turnvanın en iyi teknik direktörü seçimi her daim zor bir karardır.

Şampiyon olan takımın hocası mı, takımı yarı finale taşıyan kurt hoca mı,

yoksa mütevazi ülkesine güzel futbol oynatmaya çalışan bir taktisyen

mi? O isim, ilk 11’indeki kilit pozisyonları tecrübeli oyunculara emanet

eden, Total Futbol’un icadı Hollanda’ya pragmatik bir felsefe aşılayan

ve dramatik penaltı atışları sonrası final biletini kaçıran Louis Van

Gaal’dan başkası değil. Turnuvanın ardından, Ferguson sonrası ‘’fetret

devri’’ni yaşayan Manchester United’in başına geçecek olan 63 yaşındaki

çalıştırıcı, turnuva boyunca kusursuz bir kenar yönetimi gösterdi. 5’li

savunmada ikinci turdan itibaren Kuyt’ı kullanan, Memphis Depay’ı jokeri

olarak kullanıp parlatan Van Gaal; Kosta Rika karşısında yaptığı Cillesen-

Krul değişikliği ile neden efsane olduğunu herkese tekrar gösterdi.

Genç oyunculara turnuva boyunca şans vermekten çekinmeyen, hatta

23 kişilik kadrosunun tamamını yedek kaleciler dahil- kullanarak tarihe

geçen deneyimli çalıştırıcı; Rus Ruleti tadındaki penaltıların azizliğine

uğradı. Bir önceki turda, turnuvanın en etkileyici kaleci performansını

sergileyen Keylor Navas ve direklere takılan Hollanda, yarı finalde normal

sürenin sonunda Mascherano’nun tanrısal dokunuşunun azizliğine

uğradı. Elinde daha formda bir Van Persie ve daha etkili bir Sneijder

olsa ne olurdu bilinmez ama, Louis Van Gaal bu turnuvadan yıllar sonra

‘’Brezilya 2014’’ dendiği zaman akla ilk gelecek isimlerden biri olacaktır.

Sercan Ergün


USTALARA SAYGI

2014 Dünya Kupası’nın en iyi 11’i birbirinden önemli yıldızlardan oluşurken, kupaya

birçok anlamda damga vuran efsaneleri unutamazdık

Faryd Aly Mondragon

1994 Dünya Kupası’nda Kamerun formasıyla 42 yaşındayken sahaya çıkıp kupa

tarihinde forma giyen en yaşlı futbolcu olan Roger Milla’nın rekoru nihayet

kırıldı! Rekorun yeni sahibi de turnuvanın en renkli takımının kalecisi Faryd Aly

Mondragon oldu. Grupta oynanan Japonya maçının son anlarında oyuna giren

43 yaşındaki deneyimli isim böylece Dünya Kupaları tarihinde sahada yer alan

en yaşlı futbolcu olarak adını altın harflerle kupa tarihine yazdırmayı başardı.

Dirk Kuyt

Belki Hollanda finale çıksa ya da kupayı alsa, ondan başka sözlerle

bahsedilebilirdi. Nitekim hocası Van Gaal’den formayı aldığı her maçta

gösterdiği performansla büyük yıldızlar sınıfında olduğunu neden onu uzun

yıllar Liverpool formasıyla izlediğimizi bizlere kanıtladı. Saygıyı hak etmesinin

sebebi yalnızca iyi oyunu da değil şüphesiz, 2006’da Hollanda’nın forveti olan

deneyimli isim, 2010’da hücuma katkı veren bir orta saha olarak bu kupada da

savunmanın sağında hatta solunda rakipleri kovalayan bir beke dönüştü. İşte

bu yüzden ustalara saygıda baş köşe Dirk Kuyt’ın.

Miroslav Klose

Bir futbolcu için rekor kırmak kupa kazanmak kadar olmasa da tatmin edici

ve isminin uzun süreler akıllarda kalmasını sağlayan bir etkendir. Ancak

Almanya’nın deneyimli forveti Miroslav Klose’nin kırdığı rekor neredeyse kupa

kazanmanın etkisiyle yarışacak cinsten. Öyle ki 2002 Dünya Kupası’nda gollerine

başlayan Klose, 2014’te de rakip ağlara 2 gol bıraktı ve kupa kariyerinde 16 gole

ulaşmış oldu. Brezilyalıların efsane ismi Ronaldo’nun 15 golle liste başında yer

aldığı kupa tarihinin en golcülerinde zirve artık Klose’nin. Bu başarısı da onu

tarihe yazdırıyor ve mütevaziliğiyle de birleşince büyük bir saygıyı hak ediyor.


Güner Çalış

Türk Futbolu

HF137

MUZiP, DiNDAR ve GOLCÜ

DEMBA BA

Premier League’in en yüzü gülen adamı Demba Ba muzipliğini artık

Türkiye’de yapacak olmasının yanı sıra gollerini de Beşiktaş için atacak


Dünyada en fazla izlenen ligin, en göz önündeki

oyuncularından biri olarak Beşiktaş’a transfer

oluyor Demba Ba. Öyle ki, Premier League’e

ayak bastığı Şubat 2011’den bu yana yalnızca altı

oyuncudan daha az gol atmayı (43) başarmış;

imzaladığı zorlayıcı kontratlar ve can sıkıcı

menajerleri nedeniyle, istisnasız her transfer

döneminde adı en fazla zikredilen oyuncular

arasında yer almış birinden bahsediyoruz. Üstelik

bu gol rekorunu yakalarken, ligden düşen West

Ham’da, tablonun ancak orta-üst sıralarına

oynayabilen Newcastle’da oynuyor; ve son olarak

Chelsea’de ikinci tercih olarak görülüyordu. Tahmin

ediyoruz ki, daha önce rast gelmediğiniz yeni bir

şeyler söylememiz çok kolay olmayacak. Demba

Ba’nın oyun tarzı, sakatlık problemleri ve dini yönü

hakkında hemen herkes bir şeyler biliyor. Yine de,

bunların biraz daha üzerine gidip belli noktaları

keskinleştirmemiz gerekebilir.

Sakatlık meselesi

Demba Ba’nın sol dizindeki sakatlığın tam olarak

ne olduğunu, ve 2009’daki ikinci operasyonda

neyin ters gittiğini bilemiyoruz. Elimizde doktor

raporları yok, bunlar paylaşılmıyor. Kesin olan şu

ki, Demba Ba kariyerinin hemen başında çok ciddi

bir sakatlık geçirdi ve bundan 3 yıl sonraki ikinci

operasyonu sırasında dizinde yeni bir travma

meydana geldi. İyileşmesi sonrası yeni bir kulüp

arıyor ve Stoke City’le imza aşamasına gelmişken

kulübün sağlık testlerinden geçemedi ve bu

olay, yani Ba’nın dizine şüpheyle yaklaşılması,

İngiltere’de imzaladığı tüm kontratların -daha

sonra bahsedeceğimiz meşhur sözleşme

fesih bedelleriyle beraber- ana maddesi oldu.

“Ba’nın kronik sakatlığı mı var?” kaygısının

oluşturulmasında, şüphesiz ki, Demba Ba’nın

‘bir saatli bomba’ olduğunu söyleyen Tony

Pulis’in büyük payı vardı. West Ham ile ‘maç

başı üzerinden’ anlaştığı konuşuluyordu ve daha

sonra Newcastle menajeri Pardew de ‘çok kötü

görünen bir MRI taramasından bahsedecekti.

Bunlar bir yana, en fiziksel ve tempolu ligde, üç

buçuk sezonda toplam 6000 dakikanın ve sezon

başına yaklaşık 20 maçın üzerine çıktı. Hâlâ,

Demba Ba sosyal medyada oldukça hareketli bir

isim. Beşiktaş’a imza attığı gün formalı resmini çekip

instagram’a koymayı ihmal etmedi.

sakatlığının eskiden şüphe uyandıran ve fakat

artık geride kalmış bir mesele mi olduğunu, yoksa

ileride nüksetmesi muhtemel derin bir sorun mu

teşkil ettiğini bilmiyoruz. Bunu ancak doktorlar

biliyor. Lakin yaşananları art arda sıralayıp bir

anlam çıkarmayı denersek, sakatlık haberlerinin

esas olarak Premier League’e ilk geldiği vakitler

yediği veto üzerinden serpilip geliştiğini söylemek

yerinde olacak. Keza Demba Ba uzun süredir yeni

bir ciddi sakatlık yaşamış değil, fakat şüpheler de

bitmek bilmiyor. Belki Pulis o sözü söylemeseydi...

Peki nasıl sakatlanmıştı? 21 yaşındayken

Belçika’da, Mouscron’da oynuyordu ve ilk

üç maçının tamamında gol attıktan sonra

dördüncüsünde, yaptığı ters hareketle bacağındaki

iki kemiği birden kırmayı başardı. 2006’da

yapılan ilk operasyonda doktorlar tibia kemiğine

bir çivi yerleştirdiler ve 8 ay sonra tekrardan

futbol oynayabilir hâldeydi. Daha sonra, iyileşen

kemikten çiviyi çıkarmak üzere 2009’da yapılan

ikinci operasyonda, ters bir durum ortaya çıktı.

Ba’nın internet sitesinde, “Çivinin çıkarılması

sırasında muhtemelen bazı parçaların dizin hassas

noktalarına temas ettiği ve nükseden ağrının

bu sebepten olabileceği..” yazıyor. Sonrasını

biliyorsunuz.


9 numara Demba Ba

Demba Ba bir 9 numara mı? Veya öyleyse

bile, Beşiktaş’ın 9 numara laneti hakkında ne

düşünüyor olabilir? Henüz Papis Cisse’nin transferi

gerçekleşmemiş ve Demba Ba, Newcastle

hücumlarının tartışmasız odak noktası olarak

neler yapabileceğini yeni yeni göstermeye

başlamışken, Kasım 2011’de bir röportajda tam

da bu meselelerden bahsediliyordu. Ba’nın

kariyerindeki en parlak sezonu olacak 2011/12’nin

henüz başında Pardew’un söyledikleri, Beşiktaş’ta

kullanılabileceği rol üzerinden de önemli detaylar

sunuyor.

“Onu West Ham’da oynadığından farklı bir şekilde

kullanıyorum. Bir bağlantı oyuncusu, köprü gibi

ve bu şekilde ilerleme kat etmeyi başardığımızı

düşünüyorum. Teknik açıdan çok iyi ve biz de

oyuna daha fazla katılmasını olanaklı kılıyoruz.

Pres altındayken topu ileride tutacak birine

ihtiyaç duyuyoruz ve Demba bunu fazlasıyla iyi

yapıyor. Nasıl zaman kazanması gerektiğini, topu

nasıl bizde tutması gerektiğini, nasıl faul alması

gerektiğini çok iyi biliyor.

Onun saf bir 9 numara olduğunu düşünmüyorum.

Daha ziyade bir 10 numara gibi görüyorum ve

bana kalırsa bu rolde çok başarılı oluyor. Dürüst

olmak gerekirse, eğer ona 9 numarayı verseydik

-19 numara giyiyordu- üzerindeki tüm o gol atma

baskısıyla bugünkü başlangıcı yapabilir miydi,

bilemiyorum. 9 numarayı vermemek, sezon

başında bilinçli olarak yapılmış bir tercihti.”

Demba Ba, geçen seneki hücumlarında Hugo

Almeida’yı gerek geriden koşucular için bir

soluklanma noktası, gerekse de doğrudan bir

gol silahı olarak kullanan Beşiktaş için fazlasıyla

yerinde, bu işlerin ikisini de hemen hemen iki

gömlek daha iyi yapabilen bir hücum oyuncusu

transferi. Demba Ba, ceza sahası içinde aklınıza

gelmeyecek bir vuruş yapabilir, veya bir anda

akrobatik bir dokunuşla beklenmedik bir gol

çıkarabilir. Ama yalnızca bu değil, başta Oğuzhan

Özyakup olmak üzere, Beşiktaş’ın geriden gelen

ceza sahası hücumcuları için de Almeida’dan çok

Demba Ba muzipliği seviyor. Fırsat buldukça yakın

arkadaşlarıyla Umre’ye giden Senegalli, bir ziyareti

sırasında Fenerbahçe Sow ile camide bu fotoğrafı

takipçileriyle paylaştı.

daha alternatifli oyunlar sunabilir. Umarım basitçe

bir 9 numara olarak düşünülmüyordur.

Profesyonel futbolcu

Demba Ba’nın iyi bir profesyonel olduğunu

söyleyen pek çok farklı kişiye; Jose Mourinho’ya,

Alan Pardew’a ve daha başkalarına da rast

geleceksiniz. Yalnız, bu işin bir de başka boyutu

var. Bazıları için, ki sayıları hiç de az değil,

Demba Ba football mercenary şeklinde çağrılan

konargöçer futbolculardan bir tanesi ve evet, bu

anlamda iyi bir profesyonel, fazlasıyla iyi.

Şunu kesin olarak belirtmemiz gerekiyor:

Demba Ba’nın bu imajında, doğrudan kendisi

sorumlu değil. Futbolu yalnızca ekmek teknesi

olarak gördüğünü umarsızca söyleyen, ve daha

geçtiğimiz günlerde saha içinde Kamerun Milli

Takımı’nda arkadaşıyla kavga eden Assou-Ekotto

gibi biri değil, kesinlikle. “Gençken, eğer futbolcu

olamazsam bile yine de futbol oynamaya devam

edeceğim, diyordum. Her zaman için yapmak

istediğim şey buydu.” Demba Ba’nın saha içi ve

dışı hareketlerinde bu doğallığı, bilakis sempatik


tavırları görebilirsiniz. Lakin konu bu değil. Demba Ba’nın transfer işleriyle kalabalık bir menajer

ekibi ilgileniyor ve açıkçası, tek derdi futbol oynamak olan Demba, buna karşın sanki futbol oynadığı

kulüp önemsizmişçesine bir tavır içine giriyor. Newcastle’a transferinde örneğin, “Niçin Newcastle

Demba?” diye sorulduğu vakit, “Bu işi menajerlerime bıraktım ve en iyi teklifin Newcastle’dan geldiğini

söyledikleri için buraya imza attım.” diyordu. West Ham’la yaptığı kontratta kulübün küme düşmesi

hâlinde serbest kalma maddesi vardı; daha önce Hoffenheim’dan da sorunsuz ayrılmamıştı ve

Newcastle’a yaptığı kontrata da 7 milyon pound’a serbest kalma maddesi ekletmişti. Haftalık maaşını

80 bin pound’a çıkaran yeni bir kontrat yapmak üzere menajerleri bu maddeyi gündeme getiriyor, ve

sonrasında Chelsea’ye transferi de bu madde sayesinde gerçekleşiyordu. Her şey bittiğinde, Pardew

futbolcusunun çevresindeki yanlış yönlendiricilere ateş püskürüyordu. Beşiktaş’ın yakın tarihte

menajerlerle yaşadığı sıkıntılar düşünüldüğünde, Demba Ba’yla yaşanacak olası bir anlaşmazlıkta

oyuncunun bu geçmişini bir kenara not düşmek gerekecek.

Diğer yandan, Demba Ba denince artık ilk akla gelen Müslüman futbolcu algısı. Şu anda

Ba’ya olan ilgi, bu tip durumlardaki pireyi deve yapma hâlimiz gibi gözüküyor; lakin

mesele bundan biraz daha fazlası. Aslında motivasyonunuzun ne olduğunun

çok önemi yok: Gareth Bale için profesyonel bir oyuncu olarak yaşamak o

kadar da zor değildi; çünkü zaten hiçbir zaman içkiden hoşlanmadığını

söylüyordu. Ba ise bu gücü dini inançlarından alıyordu, hem de çok güçlü

bir şekilde. “Benim enerjim inancımdan geliyor. Herkesin bir enerji

kaynağı var; ailesi, çocukları ve bazıları için inançları. Ben onlardan

biriyim. Her zaman böyleydim.” Newcastle’da sayısı sekizi

bulan Müslüman futbolculara atıfta bulunarak, “Yaşam

şekilleri profesyonel hayatlarına fazlasıyla yardımcı

oluyor.” saptaması yapan Pardew, işi maç günlerinde

kullanılmak üzere dua odaları yapma fikrine kadar

götürüyordu.

Tüm bunlar bir yana, benim için Demba Ba demek

büyük, hem de çok büyük gülen bir adam demek.

Dwight Yorke’dan sonra Premier League’in gördüğü

en büyük gülüşlü futbolcu denildiğini hatırlıyorum. Ve

şurup! İngiltere’nin en çekilmez spor insanlarından

biri olan Geoff Shreeves’in müdahil olduğu röportajı

bile eğlenceli hâle getirebilmişti. Shreeves, “Haydi

bana kimsenin bilmediği bir sırrını söyle..” diye

üstelediğinde, bir süre düşündükten sonra

“Şurup!” cevabını yapıştırmıştı. “Şurup!

Şurubun ne olduğunu biliyor musun?

-Elbette.”

“Çilekli şurup. Su içerken içine şurup

damlatıyorum, hem de her gün! 10 yıldır

böyleyim, şurupsuz yapamıyorum!”

Youtube’a Demba Ba strawberry syrup

yazıp karşınıza çıkan ilk videoyu izleyin.


SOSYAL DEMBA BA!

Özellikle twitter ve instagram’ı sık kullanan Demba Ba’nın şakacı yönü ve dinine

olan bağlılığı da herkesce biliniyor. Senegalli bir gün Beşiktaşlı taraftarların Hz.

Muhammed için açtıkları pankartı instagramda paylaştı ve twitter deyimi yerindeyse

yerinden oynadı. Beşiktaşlılar o gün Demba Ba’ya paylaştıkları fotoğraflarla

golcü oyuncunun siyah-beyazlı formayı giymesi için seferber olurken diğer takım

taraftarları da buna karşı tweetler atarak eğenceli bir atışma yaşadı. Fırsat buldukça

yakın arkadaşı Fenerbahçeli Sow’u İstanbul’da ziyaret eden Ba, zaten Türk insanına

biraz olsun alışık. Kim bilir belki bu tweetlerin Ba’nın Beşiktaşlı olmasında büyük

etkisi olmuştur.


Uğur Karakullukçu

Türk Futbolu

HF137

BiR ÇANTA, BiR TOP…

MARMARiS’TEN ROMA’YA YOLCULUK

Sabahın erken saatlerinde İçmeler’den Marmaris

minibüsüne biniyordu. Elinde topu, sırtında

çantasıyla bu sarışın çocuk önce okuluna gidecek,

sonra ise hayatta en sevdiği işi yapacaktı. Okulun

bitmesine kadar beklemeye sabrı ise yoktu.

Teneffüs aralarını değerlendirmeliydi. Kimi

zaman herkes gibi kola kutularıyla, kimi zaman

ise gerçek topla maharetlerini sergiliyordu. Okul

saati bittiğindeyse doğrudan kulübe yollanıyordu.

Tesislerdeki halı sahaya adım attığında kendini

evinde gibi hissederdi. Top oynaması için

başkasına da ihtiyacı yoktu. Kendi kendine oyunlar

icat eder, top sektirir, şut çekerdi. İdman bittikten

sonra dahi kendi başına çalışmayı sürdürürdü. Ta ki

babası İçmeler’den telefon edip hocalarına “Salih

nerede kaldı?” diyene kadar…

Hikayesinin başını futbola olan tutkusuyla yazan

Salih Uçan, Marmaris’teki yeteneklerini önce

Mehmet Seyit Özkan ve ekibinin yardımıyla

Bucaspor’a taşıyacak, sonra da tüm Türkiye’nin

bildiği gibi profesyonel düzeyde kendini

gösterdikten sonra Fenerbahçe’ye transfer

olacaktı. Çocukluğuna ve gençlik dönemi

eğitimine şahit olan herkesin sınırsız ve büyüleyici

yetenekleri kadar çalışkanlığını da övdüğü Salih,


Türk futbol tarihinde daha önce eşi az görülmüş,

yeni bir hikayenin kahramanı oldu ve henüz 20

yaşında İtalya’dan Roma’nın yolunu tuttu. Hem de

şimdilik 4 milyon 750 bin, muhtemelen 15 milyon

750 bin Euro bonservis bedeli karşılığında.

Sabatini böyle istedi

Salih Uçan’ın bu kadar yüksek bir fiyata transfer

oluşunun en önemli sebebi elbette gösterdiği

istikrarlı bir performanstan kaynaklanmıyor.

Fenerbahçe’de geçen sezon Aykut Kocaman

dönemine göre daha az forma şansı bulan Salih

buna karşın bugüne kadar maç içinde yaptıklarıyla

önemli bir kişinin gönlünü çalmayı başarmıştı ve

11 milyon Euro opsiyonlu, 4 milyon 750 bin Euro

kiralama bedelli bu transferin gerçekleşme sebebi

de o kişiydi: Walter Sabatini.

Salih’le yıllardır yakından ilgilenen menajeri Ömer

Uzun, Roma’nın pek de alışık olmadığı, 7 ay

gibi çok uzun süren bir pazarlığa girişmesindeki

en önemli faktörün şüphesiz Roma Futbol

Direktörü Walter Sabatini olduğunu söylüyor.

Uzun, “Sabatini, Salih’i ilk olarak Aykut Kocaman

dönemindeki Lazio maçında beğenmiş. O günden

beri takip ediyorlardı. Transferin bitirilmesi için

Roma tarafında en çok çaba gösteren isim de o

oldu” diyor.

Sabatini aynı zamanda İtalya’nın en saygın ve

değerli scout yani gözlemcilerden bir tanesi.

Daha önce Palermo’da Javier Pastore, Roma’da

Erik Lamela, Marquinhos gibi oyuncuları uygun

bonservislerle takımına kazandırıp 30-40 milyon

euro aralığında bonservis bedelleriyle satarak

kulüplerine ciddi bir gelir kapısı yaratan isim olarak

görülüyor. Muhtemelen bu isimleri –diz sakatlığı

yaşamasa belki de bu yaz transfer olacaktı-

Hollandalı Kevin Strootman ile Bosnalı Miralem

Pjanic takip edecek. İşte Salih transferi de tam da

bu noktada bir anlam kazanıyor.

Geçen Roma Futbol Direktörü Walter Sabatini,

Salih’i Aykut Kocaman dönemindeki Lazio maçında

beğenmiş ve kulüp genç futbolcuyu o günden bu

yana takip ediyormuş.

Pjanic’in yerine yetişecek

Salih tüm yeteneklerine, oyun görüsüne ve

çalışkanlığına karşın henüz maç istikrarına sahip

olmadan İtalya’nın üst düzey bir ekibine gidiyor.

Üstelik bir orta saha oyuncusu olarak bu handikapı

özellikle ilk döneminde yaşayacak ve yakın

tarihinin en başarılı sezonunu geçirip Roma’yı

ikinciliğe ve Şampiyonlar Ligi’ne taşıyan kadrodaki

bir takım arkadaşını saf dışı bırakmaya çalışacak.

Bunun doğrudan gerçekleşmesi çok kolay

gözükmüyor.

Buna karşın Roma’nın Serie A, İtalya Kupası ve

Şampiyonlar Ligi’yle toplam 55-60 maçlık bir

maratonda yer alacağı düşünüldüğünde Salih’e

rotasyonla birlikte şans gelecektir. Sabatini,


transfer görüşmelerinde teknik direktör Rudi

Garcia’nın da Salih’i izleyip beğendiğini birinci

ağızdan oyuncu tarafına iletmişti. Bu kadro

yapısında Salih’in alacağı rol de muhtemelen De

Rossi ve Strootman’dan ziyade Pjanic’in yaptığı

gibi inceci, orta sahada pas organizasyonunu

kuracak oyuncu olacaktır. Salih, stili gereği ne De

Rossi’nin yerini doldurabilecek defansif kaliteyi

sağlayabilir, ne de kısa vadede Strootman kadar

aktif, iki ceza sahası arasında dinamizmiyle fark

yaratacak bir isim olabilir. Gelecek sezon kallavi bir

bonservisle satılması muhtemel Pjanic’in rolüne

Salih hazırlanacak, ikinci sezonunda çok daha fazla

süre alacaktır.

Her sabah İçmeler’den minibüse gelip ilkokuluna

gelen, oradan çıkışta akşama kadar top oynayan

Salih’in yolu bu kez Marmaris’e değil, Roma’ya

çıkıyor. Özgüveniyle, aklı başında konuşmaları

ve gelişmeye müsait teknik becerileriyle Salih,

Roma’da mücadele etmeye hazır. Çantası, topu

ancak bu sefer milyonlarca Türk futbolseverin

desteğiyle…

Mektup bıraktı

Salih Uçan’ın Roma’ya uçmadan önce spor

kamuoyuna da bir mesajı vardı.

yeni olan bundan sonraki süreçle ilgili duygu ve

düşüncelerimi paylaşmak istedim.

Öncelikle henüz 20 yaşında, futbol hayatımdaki

yeni sayfanın her şeyden önce ülkeme ve bugünlere

gelmemi sağlayan Fenerbahçe Spor Kulübü’ne

hayırlı olmasını diliyorum.

En büyük hedefim kendimi iyi bir futbolcu, iyi bir

spor insanı ve etik değerlerine sahip iyi bir Türk

genci olarak geliştirmek ve bana güvenen tüm

insanları haklı çıkarmak olacaktır.

Giderken başta ailem olmak üzere desteğini benden

hiç esirgemeyen ve bugünlere gelmemde büyük

katkısı bulunan Sayın Başkanımız Aziz Yıldırım’a

ve Fenerbahçe Spor Kulübü camiasına, son 5 yıldır

hem ağabey hem profesyonel danışman olarak

daima katkısını yanımda hissettiğim, temsilcim

Ömer Koray Uzun’a, Batur Altıparmak’a, gelişimimi

destekleyen ve beni daima cesaretlendiren

Murat Dizdar ve Seyit Mehmet Özkan’a, beni

yüreklendiren tüm sporsever ve özellikle Fenerbahçe

taraftarlarına içten teşekkürlerimi sunmak isterim.

Sevgi ve saygılarımla,

Değerli Spor Kamuoyu,

Kıymetli Fenerbahçeliler,

Fenerbahçe Spor Kulübü ile Roma Spor Kulübü

arasında imzalanan anlaşma neticesinde, iki yıl

süreyle futbol yaşantımı Roma Futbol Takımı’nda

sürdürmek üzere yeni bir yolculuğa çıkmış

bulunmaktayım.

İki yıl süresince kiralık olarak Roma Spor

Kulubü’nde görev alacak olmam sebebiyle, siz

değerli sporseverlerle benim için hem heyecanlı hem

Her sabah İçmeler’den minibüse gelip ilkokuluna

gelen, oradan çıkışta akşama kadar top oynayan

Salih’in yolu bu kez Marmaris’e değil, Roma’ya

çıkıyor


Emre Çelik / Sedat Çıtrak

İspanya

HF137

ALTERNATiFSiZLiĞE ALTERNATiF

Özellikle Ibrahimovic sonrası Barcelona’da en büyük problem olan sahte 9’a, yani

Messi’ye bağımlı oyun her gün kendini daha fazla belli ediyordu. Vilanova da Tata da

bu sisteme alternatifler denedi ama olmadı. Barcelona yönetimi de 4 aylık cezasına

rağmen Uruguaylı yıldız Luis Suarez’i transfer etti. Belki bu alışıldık Barça sisteminin

değişeceğine ilk işaretti ama kesin olan bir şey var ki yıllardır süren alternatifsizliğe

bir alternatif yaratıldı

Avrupa’da herhangi bir oyuncunun karşı

koyamayacağı yegane iki kulüp olan Real Madrid

ve Barcelona’dan birine gitmesi beklenen Luis

Suarez, seçimini Barça’dan yana kullandı ve

kendisini önümüzdeki 5 sene Katalan ekibine

bağlayan sözleşmeye imzayı attı. Futbolunun en

iyi ama futbol dışı faktörler göze alınınca bir türlü

olgunlaşmayan karakteriyle ve hali hazırdaki 4

aylık cezasıyla Luis Suarez sadece Katalanlara

imza atmakla kalmadı, Barcelona tarihinin en

pahalı transferi unvanını da eline geçirdi. Her ne

kadar Suarez için ödenen miktar ve Suarez’in bir

hayli kabarık sabıka kaydı akıllara soru işaretleri

getirse de Barcelona’nın özellikle David Villa’nin

ayağının kırılmasınin ardından hücumda yaşadığı

problemler ve takımının özellikle İspanyolların

‘Messide-pendencia’ olarak adlandırdığı Messi’ye

bağımlılık problemine çözüm olma potansiyeli


Katalanları fazlasıyla umutlandırıyor. Bu açıdan

düşününce Suarez’in Barcelona’ya transferini

Uruguaylı santrfor üzerinden değil Barcelona’nın

problemlerinden yola çıkarak değerlendirmek çok

daha sağlıklı olacaktır.

Özellikle Ibrahimovic sonrası Barcelona’nin

herhangi bir dönemi incelendiği vakit göze çarpan

en önemli problem sahte 9’a, yani Messi’ye

bağımlılığı son dönemde iyiden iyiye kendini belli

ediyordu. Pep Guardiola’dan sonra takımın başına

geçen Tito Vilanova ve Gerardo “Tata“ Martino

bu düzeni bozmak için alternatif üretmedi. Ya

da üretemedi. Aslında geçtiğimiz sezon Neymar

transferi bu düzenin değişebileceğine bir işaretti.

Fakat Tata Martino Neymar’ı sezonunun büyük

bölümünde sol kenarda kullandı. Zaman zaman

Messi’nin yokluğunda serbestlik tanıdı. Yıllardır

merkez bir santraforun olmayışı Barcelona’nın

en büyük eksikliği oldu. Messi’nin yokluğunda

düğümü çözecek oyuncu kadroda bulunmuyordu.

Luis Enrique’nin Katalan kulübünün başına

geçmesiyle Barcelona’nın uzun yıllar süre gelen

bu sistemin değişeceğinin sinyallerini verdi. Luis

Suarez transferi bunu net bir şekilde gösteriyor.

Peki bu transfer Barcelona’nın oyun anlayışını nasıl

değiştirecek ?

Öncelikle Katalan ekibinin mevcut sitemi olan

4-3-3’ten yola çıkmamızda fayda var. Barcelona

ile bütünleşen bu dizilim yeni sezonda da devam

edecekse, ileri üçlünün Neymar-Suarez-Messi’den

oluşacağı kesin gibi. Aslında devrim tam da

burada olacak. Enrique demeçleri Messi’nin

merkez forvetten uzaklaşacağı yönünde.

Messi’nin bu rolde nasıl performans sergileyeceği

merak konusu olabilir. Aslında geride bıraktığımız

Dünya Kupası’nda bunun bir provasını izlemiştik.

Messi’nin Arjantin Milli Takımı’nda merkez

forvetten çok, oyunu biraz daha geride kabullenen

bir yapıdaydı. Yani kaleye en yakın isim Higuain,

arkasında ise Messi oynuyordu. Barcelona’da

bu şekilde oynar mı bilinmez. Eğer üç forvet

Suarez Liverpool’da takımın en yaratıcı oyuncusu

konumundayken Barça’da rolü biraz daha değişecek.

Biraz daha kontrollü yani daha az bencillik ve bir o

kadar da fazla pas…

sistemiyle devam edilecekse sağ forvet oynaması

yüksek ihtimal.

Suarez’in Liverpool döneminde üstlendiği rol

ile Barcelona’da üstleneceği rol elbetteki aynı

olmayacaktır. Liverpool’da takımın en yaratıcı

oyuncusu konumundayken, Katalan ekibinde bu

tarz oyuncu sayısı bir hayli fazla. Bu nedenle biraz

daha kontrollü olacaktır. Kontrolden kasıt, daha az

bencillik ve bir o kadar da fazla pas… Örnekler çok.

Henry, Ibrahimovic, David Villa. Tüm bu isimlerin

Barcelona’da forma giydiği dönemde sıkıntı

çektiğini söylersek yanlış olmaz. Henry’nin merkez

forvetten kanat forvete dönmesi Keza David

Villa da öyle Ibrahimovic’in oynadığı pozisyonla

Güney Amerika’nın iki büyük yıldızı Neymar ve

Messi’ye kıtanın bir başka ülkesinin yıldızı Suarez de

katıldı. Barcelona’nın hücum hattı rakiplere korku

salacak.


ilgili olarak Barça kariyeri sonrası açıklamalarını ve

Guardiola’ya olan eleştirilerini hepimiz biliyoruz.

Tam da burada Suarez’e parantez açmakta fayda

var. Luis Suarez’in geldiği dönem diğer isimlere

nazaran çok farklı. Bu nedenle transferi sonrası

yapılan yorum fazla gerçekçi değil dersek hata

etmiş olmayız. Teknik direktör Luis Enrique’nin

oynatmak istediği futbol son derece açık; “Geçmiş

yıllara sadık, heyecan yaratan, ilk dakikadan

itibaren galibiyeti kovalayan, sahasında ve

deplasmanda aynı oynayan, iyi defans yapan

bir takım istiyorum” diyor İspanyol teknik

adam. Luis Suarez transferi hakkında ise şunları

söylüyor; “Neymar ve Suarez’in Messi ile beraber

oynamasında bir sorun görmüyorum. Hatta bu

Messi’yi rahatlatarak oyununun gelişmesine fayda

sağlayacak “

Suarez’in varlığının Messi’yi rahatlatması son

derece önemli. Tabii Neymar faktörünü es

geçmeyelim. Brezilya ile neler yaptığını tüm dünya

gördü. Daha serbest bir rolde yeteneklerinin

sınırlı olmadığını herkese gösterdi. Dolayısıyla

bu Messi’nin işine gelecektir. Son dönemde

Barcelona’nın bütün umutları ona bağlıydı. Messi

varsa Barcelona’nın tüm kupaları alma şansı

vardı. Fakat son iki senedir işler tersine işliyordu.

Messi’nin varlığında da, yokluğunda da Barcelona

ciddi anlamda sıkıntılar çekti. Şimdi rakipleri

Messi’den kurtulsa bile karşılarında Suarez,

Neymar gibi üst düzey yetenekleri bulacak.

Suarez’in rakip forvetlerle boğuştuğu sırada Messi

ya da Neymar sahne alacak ya da tam tersi olacak.

Bütün bu senaryolar bile Suarez transferinin ne

kadar elzem olduğunun kanıtı. Üstelik arkalarında

Rakitic ve İniesta gibi servis yapabilecek oyuncular

var. Maç içinde bu üç yıldızın pozisyon değiştirme

gibi muhteşem lüksleri de cabası.

Bu transferin handikaplarına gelecek olursak

bunlar; Suarez’in 4 aylık cezası ve uslanmaz

karakteri. Suarez’in 4 aylık yokluğu ciddi handikap

gibi gözükse de, tüm olumsuzluklara rağmen

bu transfere ihtiyaç duyan yönetimin gözünü

korkutmamışa benziyor. Suarez’in yokluğunda

Barcelona’nın sistemi eskisi gibi işlemeye devam

edecektir. Onun gelişiyle nelerin değişeceğini

hep birlikte göreceğiz. İkinci handikapa gelecek

olursak, açıkçası bu konuda yorum yapabilmek

ciddi anlamda zor. Karakter olarak sıkıntı çekebilir.

Son vukuatının taze olması akıllarda soru işaretleri

yaratıyor. Barcelona’da kulüp başkanı Josep Maria

Bartomeu, 4 ay futbol içi tüm aktivitelerden men

cezası alan yeni transferleri Luis Suarez’e destek

olacaklarını açıkladı. Bartomeu; “Ona ve ailesine

Barcelona’ya hızlıca adapte olmaları için yardımcı

olacağız. Ayrıca, biz Suarez’in bir hata yaptığını ve

üzgün olduğunu biliyoruz. Barcelona, Suarez’in

olabildiğince çabuk bir şekilde futbol dünyasına

geri dönmesine yardımcı olacağız” demişti.

Kısaca Barcelona yönetiminin ve taraftarının

tek temennisi, Suarez’in karakterinin İspanya’da

töpülenmesi…

Özetleyecek olursak, Cruyff her ne kadar bu

transferin Barcelona’nın geleneğine aykırı

olduğunu söylese de, Katalan devi bu transferi

çoktan resmiyete döktü. Kağıt üzerinde bu

değişikliğin Barcelona’ya ne katıp katmayacağını

yorumlamaya çalışsak da, tüm bu senaryoların

gerçekleşip gerçekleşmeyeceğini görmemiz için

sezonun açılmasını beklemekte fayda var. Tabii bir

de Suarez’in cezasının bitmesi gerek!

Geride bıraktığımız Dünya Kupası’nda yine bir

ısırık olayına karışan Suarez’e FIFA 4 ay men cezası

vermişti.


Mehmet Ali Çetinkaya

Türk Futbolu

HF137

CAVCAV’IN TEKNiK DiREKTÖRLERLE

BiTMEYEN MÜCADELESi

Türk futbol tarihinin en istikrarlı başkanı İlhan Cavcav, aynı zamanda kendisine tezat

bir şekilde Türk futbol tarihinin de en fazla teknik adam gönderen başkanı. Peki

Cavcav’ın bu hocalarla alıp veremediği ne?

Gençlerbirliği’nin bu sezon başlamadan

anlaştığı teknik direktör Kemal Özdeş’in takımla

antrenmana bile çıkmadan yönetim tarafından

gönderilmesi, herkesin bakışlarını 91 yaşındaki

Ankara kulübüne çevirmesine sebep oldu. Oysa,

(1976/77’deki bir sezonluk başkanlık dönemini bir

kenara bırakırsak) 1981’den bugüne kadar kulübün

bir numaralı koltuğunda oturan İlhan Cavcav’ı

biraz olsun tanıyanlar için bu pek de alışılmadık

bir durum değildi. Tıpkı, bir önceki sezonun ilk

8 haftasında sadece 4 puan toplayabilen, kötü

kurulmuş takımın başına geçip mucizeler yaratan

Mehmet Özdilek’in sezon sonunda “sürpriz” bir

şekilde gönderilmesine şaşırmadıkları gibi.

1981/82 sezonuna teknik direktör Teoman

Yamanlar’la başlayan Gençlerbirliği’nin çiçeği

burnundaki başkanı İlhan Cavcav, o günden

bugüne kadar, tam 33 yıldır kulübün başında yer

alıyor. Fakat bu istikrar abidesi durumuna tezat

olarak, bu süre zarfında Alkaraların başında

51 teknik direktör görev aldı. Bunlardan hiçbiri

2 sezondan daha uzun süre Gençlerbirliği’nin

başında kalmayı başaramadı. Hatta üst üste 2

sezon görev alanların sayısı sadece 3 (Ersun Yanal,

Fuat Çapa, Tınaz Tırpan). Takımın başında 10

maçtan daha az çalışanların sayısı ise 13!

Aslında Cavcav’ın teknik direktörlerle pek içli dışlı

olmadığı bilinen bir gerçek. Tıpkı futbolcular ve

taraftarlara karşı oldukça mesafeli durduğu gibi.

Belki de bu yüzden, çemberinin içinde yer alan

birkaç isim dışında neredeyse etrafındaki herkes

sürekli değişiyor.


Taraftarlar, yönetimin soğuk tavırlarına ve sportif

başarıdan bağımsız hamlelerine kızıp çoğu

zaman maçlara bile gelmeyi keserek, kulüpten

uzaklaşıyorlar. Futbolcular, bu kulübe adım

attıkları an satış listesine eklendiklerini bildikleri

için, kulübü sahiplenmeyip sadece basamak olarak

görüyorlar. Teknik direktörler ise alınan ve satılan

oyuncular konusunda çok fazla söz hakkına sahip

olamayacaklarını, kulübün futbolcu alıp satmayı

sportif başarıdan daha öncelikli bir hedef olarak

belirlediğini ve isteseler bile kalıcı olamayacaklarını

tecrübe ettikleri an “bir şekilde” gidiyorlar.

Birkaç kere basına yaptığı, “Elimde bir diploma

olsa, en iyi teknik direktör kadar, teknik direktörlük

yaparım” açıklamaları da, Cavcav’ın teknik

direktörlere olan bakış açısını gösteriyor.

İlhan Cavcav’ın bugüne kadar bir teknik direktörle

en fazla yakınlaştığı ilk ve tek an, kulüp tarihinin

en başarılı sezonu olan ve bir yandan son ana

kadar şampiyonluğun kovalandığı, bir yandan

da Türkiye Kupası’nda finale ulaşıldığı, 2002/03

sezonun sonunda Fenerbahçe’ye gitmek için

yanıp tutuşan Ersun Yanal’ı açık açık tehdit ederek

kulüpte tutmayı başardığı andı. UEFA’da son 16’ya

kalınan bir sonraki sezon öncesi İlhan Cavcav, ilk

ve tek kez alınan ve satılan futbolcular konusunda

tüm ipleri Ersun Yanal’ın ellerine teslim etmişti.

Sezon sonunda Yanal’ın milli takıma çağırılmasına

istemeye istemeye onay veren Cavcav, o günden

sonra tekrar eski tutumuna geri döndü.

33 yıldır Gençlerbirliği kulübünün başkanlığını

yürüten İlhan Cavcav şu an 51. hocasıyla yoluna

devam ediyor.

etmesi Cavcav’ın 2003’teki tutkulu tavrının sadece

bir kez yaşanacağının kanıtı olmuştu.

27 Mayıs 2011’de sözleşmeye imza atan Giray

Bulak da, benzer nedenlerle, antrenmana bile

çıkmadan 15 günlük Gençlerbirliği kariyerine son

noktayı koyan bir başka teknik adamdı.

2005 Eylül’ünde, 2. Lig B Kategorisinde yer alan,

tecrübesiz ve genç bir takım kadrosuna sahip,

Gençlerbirliği’nin pilot takımı OFTAŞ’ı, önce 2. Lig

A Kategorisine çıkartan, ardından da Süper Lig’e

çıkartmak üzereyken, son 4 haftada görevinden

alınan, eski Gençlerbirlikli futbolcu Metin Diyadin’in

Yanal 2, Bulak 15 gün kaldı

7 Haziran 2007’de Ersun Yanal’ın bir kere

daha Alkaraların başına geldiğini duyan birçok

Gençlerbirlikli, 2002-2004’de yaşananları

düşünerek sevinmişlerdi. Oysa Yanal’ın, 2 gün

sonra, transferler konusunda yaşadığı sorunları

sebep gösterip, “hedeflerimiz farklı” diyerek istifa

“Elimde bir diploma olsa, en iyi teknik direktör

kadar, teknik direktörlük yaparım”


ağlayan futbolcular eşliğinde kulübü terk etmesi

de hafızalara kazınan olaylardan biriydi.

İlhan Cavcav, bilinçli ve programlı bir şekilde

herkesi Gençlerbirliği’nden uzak tutmaya çalışıyor.

Bunu, kimseye hesap vermeden, tek başına

kararlar almak için mi, yoksa, kulübü ve yıllardır

dillendirdiği, kasadaki parayı tüketmek isteyen

art niyetli insanları uzakta tutma paranoyası

yüzünden mi yapıyor bilinmez ama uzun yıllardır

hedefine ulaştığı bir gerçek.

İki sezon boyunca Gençlerbirliği’nde görev yapan

Fuat Çapa, İlhan Cavcav’ın en uzun süre çalıştığı

teknik direktör oldu. Bu Çapa’nın kırmızı-siyahlıları

ikinci kez çalıştırdığı dönemdi. İlk döneminin sadece

5 maç sürdüğünü hatırlatalım.

Teknik adam Geldiği G. Gittiği G. Gün Maç

1. Mustafa Kaplan 11.07.2014 - - -

2. Kemal Özdeş 29.05.2014 10.07.2014 42 -

3. Mehmet Özdilek 22.10.2013 26.05.2014 216 28

4. Metin Diyadin 20.05.2013 21.10.2013 154 9

5. Fuat Çapa 01.07.2011 31.05.2013 700 79

6. Giray Bulak 27.05.2011 11.06.2011 15 -

7. Ralf Zumdick 22.10.2010 26.04.2011 186 30

8. Thomas Doll 01.06.2009 21.10.2010 507 43

9. Samet Aybaba 05.11.2008 31.05.2009 207 25

10. Mesut Bakkal 30.01.2008 03.11.2008 278 29

11. Bülent Korkmaz 29.10.2007 30.01.2008 93 14

12. Reinhard Stumpf 26.09.2007 28.10.2007 29 4

13. Fuat Çapa 15.06.2007 17.09.2007 94 5

14. Ersun Yanal 07.06.2007 09.06.2007 2 -

15. Mesut Bakkal 31.08.2005 23.05.2007 630 71

16. Ziya Doğan 27.12.2004 29.08.2005 245 22

17. Oğuz Çetin 06.10.2004 24.12.2004 77 10

18. Erdoğan Arıca 19.05.2004 30.09.2004 134 11

19. Ersun Yanal 11.08.2002 15.05.2004 643 86

20. Erdoğan Arıca 18.11.2001 04.05.2002 167 25

21. Walter Meeuws 11.08.2001 03.11.2001 84 13

22. Hasan Gül 14.04.2001 26.05.2001 42 7

23. Samet Aybaba 08.01.2000 11.04.2001 459 52

24. Karol Pecze 09.08.1998 26.12.1999 170 52

25. Yılmaz Vural 19.11.1997 10.05.1998 172 24

26. Luka Peruzovic 02.08.1997 16.11.1997 106 13

Teknik adam Geldiği G. Gittiği G. Gün Maç

27. Teoman Yamanlar 20.04.1997 25.05.1997 35 5

28. Sadi Tekelioğlu 14.11.1996 13.04.1997 150 20

29. Metin Türel 10.08.1996 03.11.1996 85 12

30. Georges Heylens 07.07.1995 19.05.1996 317 40

31. Metin Türel 17.12.1994 21.05.1995 155 17

32. Zafer Göncüler 27.02.1994 27.11.1994 273 26

33. Agusto Palacios 06.02.1994 20.02.1994 14 3

34. Kurban Berdiev 29.08.1993 22.12.1993 115 16

35. Valery Nepomniachi 23.08.1992 30.05.1993 280 31

36. Battal Tokyay 26.04.1992 17.05.1992 21 4

37. Aldoğan Argon 01.09.1991 19.04.1992 231 28

38. Jozef Jarabinsky 26.08.1990 19.05.1991 266 31

39. Metin Türel 14.01.1990 20.05.1990 126 19

40. Gündüz Tekin Onay 03.09.1989 30.12.1989 100 19

41. Erkan Kural 28.08.1988 14.05.1989 259 34

42. Teoman Yamanlar 20.03.1988 29.05.1988 70 11

43. İbrahim Aydın 06.03.1988 13.03.1988 7 2

44. Kadri Aytaç 03.01.1988 28.02.1988 56 9

45. Tınaz Tırpan 30.08.1987 27.12.1987 119 19

46. Hüsnü Macurni 16.08.1987 17.08.1987 1 1

47. Metin Türel 24.08.1986 14.06.1987 294 47

48. Erkan Kural 01.09.1985 01.06.1986 273 39

49. Tınaz Tırpan 21.08.1983 02.06.1985 651 78

50. Kadri Aytaç 29.08.1982 19.06.1983 294 38

51. Teoman Yamanlar 23.08.1981 23.05.1982 273 31

More magazines by this user
Similar magazines