Yukarılara doğru güverc nler g b kanat çırpalım ve çok ... - Yeni Ümit

yeniumit.com.tr

Yukarılara doğru güverc nler g b kanat çırpalım ve çok ... - Yeni Ümit

eşyanın vaz oluş plânı, kazâ ise, varlıkların Allah tarafından

mükemmel, muhkem bir şekilde meydana getirilmesidir.

Bir Eş’ari ekolü kelâmcısı olan Taftazânî de kazâ-kader meselesini

Mâturîdîler gibi izah etmiştir. (Taftazânî, Şerhu’l-Akâid,

s.112-113). Aslında Mâturîdîlerle Eş’arîler mahiyet itibariyle

aynı şeyden bahsetmekte, fakat isimlendirmeyi değişik yapmaktadırlar.

Eş’arîlerin kazâ dediğine Mâturîdîler kader,

kader dediklerine de kazâ demektedirler. Buna göre, Ehl-i

Sünnet’in bu iki kolu arasındaki ihtilâf lâfzî bir ihtilâftan

öteye geçmemektedir.

Kazâ-kader meselesinde isimlendirmeden daha önemli

olan husus; Allah’ın takdirinin ve kulların irâdî fiillerinin

meydana gelişinin kelâmcılar tarafından nasıl anlaşıldığı hususudur.

Kulların iradî fiillerinin dışında, yaşadıkları bütün

hâdiselerin, kâinattaki varoluş ve yokoluşların, Allah’ın kazâkaderiyle

meydana geldiği hususunda şüphe ve ihtilâf yoktur.

Bu, bütün müminlerin ittifakla kabul ettikleri bir husustur.

Dolayısıyla onun üzerinde durmayacağız. Esas ihtilâfa konu

olan husus, kulların fiillerinin kazâ-kaderle olan münasebeti

olduğundan, biz bu hususu inceleyeceğiz.

Kazâ-Kader Anlayışları

Cebriyye, adından da anlaşılacağı üzere, insan fiillerinde

zorunlu kader anlayışını ileri süren ekoldür. Bunlara

göre, insanın irâdî fiilleri dâhil her şey Allah’ın takdiriyle

ve cebren meydana gelmektedir. İnsan hiçbir seçme hürriyeti

olmaksızın kaderde yazılı olanı işlemekte, fiilleri

karşılığında sevap-ikap da cebren verilmektedir. Halbuki

bu konuda “Allah küfürlerinden dolayı onların kalblerini

mühürlemiştir.” (Nisâ Sûresi, 155) âyeti gibi tek bir âyet bile,

onların iddialarının tam aksine, yaptığı işlerde insanın bir

seçme özgürlüğü olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.

Cebriyye’nin bu zorunluluk anlayışları karşısında insanın

mesuliyetini izah edebilmek için fiillerini kendisinin yaptığını

ve dolayısıyla sorumlu olduğunu iddia eden Mutezilî

kelâmcılar çıkmıştır. Mutezile, insanın hiçbir fiilinin Allah’ın

kazâ ve kaderiyle olmadığı, bilakis insanın kendi fiilini meydana

getirdiği ve buna göre de ceza veya mükâfâtı hak ettiği

görüşündedir. (Aliyyü’l-Kârî, Şerhu’l-Fıkhi’l-ekber, s.65). Mutezilîler

bu görüşlerini tefviz kavramıyla açıklarlar. Onların ıstılâhında

tefviz, sorumlu olabilmesi için fiillerinin insana bırakılması

anlamına gelir. Mutezilî âlim Kâdı Abdulcebbâr, “Eğer insanın

fiilleri Allah’ın takdiri ve mahluku olsaydı insanın o fiillerine

karşılık medih ve zem olmazdı, sevap ve ikap terettüp

etmezdi.” sözüyle ifade ve insan fiilleriyle ilgili olduğunda

kaderin beyân anlamına geldiğini âyetlerden deliller göstererek

izah eder (Kâdı, Şerh, s.770).

Ehl-i Sünnet âlimleri, insan fiillerinin kaderle alâkasını

hem kabul etmiş hem de konuyla ilgili ortaya çıkan problemleri

çözmek için gayret sarf etmişlerdir. İmam-ı Âzam

Ebû Hanîfe Hazretleri, “Kulların bütün fiilleri, Allah’ın

meşîeti, ilmi, kazâsı ve kaderiyledir.” (Ebu Hanîfe, el-Fıkhu’lekber,

s.5) diyerek insan fiillerinin kazâ-kaderle ilişkili olduğunu

ifâde etmektedir. Ancak bu ifadeden cebir anlayışı

çıkması da mümkündür. Bu yüzden Ebû Hanîfe Hazretleri,

Levh-i Mahfuz’daki bu yazmayı, “hüküm olarak değil

vasıf olarak yazma” şeklinde kayıtlamaktadır. (Ebû Hanîfe,

el-Fıkhu’l-ekber, s.4). Buna göre İmam-ı Âzam, kazâ-kaderi

Allah’ın ilim sıfatına dayandırmakta ve hükmen yazmadığı

hususlarda ise bir mecburiyet, bir zorunluluk oluşturmadığına

kanaat getirerek insanın mesuliyeti problemini

halletmektedir. Fıkh-ı Ekber şârihi Ebu’l-Müntehâ bunu;

“Meselâ Allah, Ali mü’min olsun, Zeyd kâfir olsun diye

yazmadı, böyle yazmış olsaydı, Ali imâna Zeyd de küfre

zorlanmış olurdu. Çünkü Allah’ın vukûuna hükmettiği şey

mutlaka olacaktır. Allah’ın hükmünü geri çevirecek yoktur.

Lâkin Allah; Ali iradesi, kudreti ile imanı tercih edip küfrü

istememesiyle mü’min olacak, Zeyd de iradesi, kudreti

ile küfrü tercih edip imanı istememesiyle kâfir olacak diye

Levh-i Mahfuz’a yazmıştır.” şeklinde açıklar. (Ebu’l-Müntehâ,

Şerhu’l-Fıkhi’l-ekber, s.32). İmam-ı Âzam yine cebrî kader anlayışını

nefyetme sadedinde insanın iman ve küfürden hâlî/

boş olarak yaratıldığını, daha sonra bunlardan birini kendi

iradesiyle tercih ettiğini söylemektedir.

İmam-ı Âzam’ın yolundan giden Mâturîdîler insanın

fiillerinin Allah’ın kazâ-kaderiyle meydana geldiği, kaderin

Allah’ın ilmi olduğu ve ilmin de insanı bir şeyi yapmaya

zorlamadığı görüşünü benimseyerek insanın fiillerinde

mecburiyeti problemini ortadan kaldırmaya çalışırlar

(Sâbûnî, a.g.e., s.71-72). Buna göre insanın iradî fiilleriyle ilgili

olarak Allah’ın bir takdirde bulunması onu önceden bilip

yazması anlamına gelir ve bu bilgi insanı o şeyi yapmaya

zorlamaz. Eş’arîler de aynı şekilde insanın fiillerinin

Allah’ın kazâ ve kaderiyle meydana geldiğine inanmakta ve

bunu delilleriyle açıklamaktadırlar (Eş’arî, el-Lüma’, s.116 vd.).

İmam-ı Âzam'ın insanın fiillerini kader konusuna

dâhil etmesi ve bunu Allah’ın ilmi olarak açıklaması, sahabeye

ve özellikle de Hz. Ömer’e (ra), onlardan da Hz.

Peygamber’e (sallallahü aleyhi ve sellem) dayanmaktadır.

Kaderin ilm-i İlâhî olduğunu gösteren bir rivayet şöyledir:

Bir adam Abdullah ibn-i Ömer’e (ra) gelerek: “Ey

Ebû Abdurrahman! Bir topluluk zina ediyor, içki içiyor,

hırsızlık yapıyor ve adam öldürüyor, sonra da bunlar

Allah’ın bilgisiyle oluyor diyorlar, ne dersin” deyince

o gazaplanmış ve şöyle demiştir: “Sübhânallah! Onlar

Allah’ın ilminde olanı yapıyorlar; fakat Allah’ın ilmi onları

yaptıklarına zorlamıyor ki! Nitekim babam Ömer,

Hz. Peygamber’den şöyle bir hadîs rivâyet etmiştir: “Size

nispetle Allah’ın ilmi, sizi altında barındıran gökyüzü ve

sizi üstünde taşıyan yeryüzü gibidir. Siz nasıl ki yeryü-

18

More magazines by this user
Similar magazines