hayatimfutbol-160sayi

hayatimfutbol

hayatimfutbol-160sayi

16OCAK2015-SAYI160

2015

.

AFRiKA

ULUSLAR

KUPASI

PortSaid’den

3yılsonra

Muhammed

Demirci

JoaoMario


Yayın Koordinatörü

İlker Yılmaz

Yazarlar

Bahadır Bozkurt

Cihat Akbel

Emre Gürkaynak

Serkan Akkoyun

Uğur Karakullukçu

Afrika Uluslar Kupası

Belki de evren üzerindeki en kozmopolit kupa olan Afrika Uluslar Kupası

17 Ocak’ta başlıyor. Avrupa liglerinin hararetli günlerinde düzenlenen

turnuva bu sezon biraz sancılı start alacak. Ebola salgını nedeniyle

turnuvayı düzenlemekten vazgeçen Fas’ın yerine Ekvator Ginesi’nin dahil

olduğu kupa da 4’er gruptan 16 takım mücadele edecek ve 8 Şubat’ta en

iyi takım kupayı kaldıracak. Hayatım Futbol 160. sayısında Afrika Uluslar

Kupası’na tam 37 sayfa ayırarak 16 takımın tamamını mercek altına

alıyor.

Bu sayıda ayrıca; büyük umutlar beslenen ama henüz bekleneni

veremeyerek en son da Gaziantep Büyükşehir Belediyespor ile yollarını

ayıran Muhammed Demirci’yi, Portekiz futbolunun yeni yıldız adayı Joao

Mario’yu ve üzerinden 3 yıl geçtikten sonra ilk kez karşılaşan Port Said

faciasının aktörleri Al Ahly ve Al Masry’nin mücadelesinin yankılarını

bulabilirsiniz.

Keyifli okumalar,

İlker Yılmaz

iletisim@hayatimfutbol.com

team@mobilike.com


#160 BU SAYIDA

İşleyen Demir Pas mı Tutacak

Muhammed Demirci bizi mahcup mu edecek yoksa kaybolan

yıldızlar arasına mı girecek

Deco’nun Varisi

Sporting’de doğan yıldız Joao Mario, Deco’nun kalktığı

koltuğa aday

Barışma Zamanı

Port Said faciasından 3 yıl sonra Al Ahly ve Al Masry tekrar sahada

Afrika Uluslar Kupası

A Grubu

B Grubu

C Grubu

D Grubu


Fotoğraf: Saycan Sayım

Serkan Akkoyun

Profil

HF159

iŞLEYEN

DEMiR PAS

MI TUTACAK

Muhammed Demirci, futbolun

kaybolan yıldızları arasına mı

girecek, yoksa girdiği yoldan dönerek

bizleri mahcup mu edecek Umuda

tutunmuş bir umutsuzluk hikâyesi…


“Hayat, inanmak ve mücadele etmektir.”

Hz. Hüseyin bin Ali bin Ebu Talib (r.a.)

Futbol topu. Nicel ağırlığı genel olarak 410 ve 420

gram arasında değişir. Nitel ağırlığı ise birçoğunun

altından kalkamayacağı kadar fazladır. Tarih bu

tarz filmleri defalarca tekrar gösterime soktu.

Her uzun cümlenin anlamsız bir tümce olmaması

için ihtiyaç duyduğu virgül gibi; Muhammed

Demirci’nin de kariyerine bu yazı ile bir virgül

atmak istiyoruz. Beşiktaş’ta yetişen, Türk

futbolunun yeni Messi’si denilen, küçük, kara

çocuk.

Varoşlardan Katalan’a…

Ailesi Iğdırlı olan Muhammed, 1995 yılının Ocak

ayında Amasya’da doğuyor. Daha sonra ailecek

İstanbul’a göç ediyorlar. Anlatılanlara göre ailesi

orta düzeyin altında bir gelire sahip. İstanbul’un

nispeten daha az gelişmiş semtlerinde; Aksaray

ve Gaziosmanpaşa’da emlak değeri düşük evlerde

yaşıyorlar. Her erkek çocuğu gibi Muhammed’in

de ilk tutkusu futbol. Sokakta arkadaşları ile 4-5

yaşından itibaren futbol oynamaya başlıyor. Yalnız

bir sorunu var; Muhammed ailesinden aldığı kötü

genler nedeniyle oldukça çelimsiz ve kısa boylu.

Öyle ki rivayetlere göre anne ve babası dâhil

sülalesinde 1 metre 70 santimetreyi görebilen

yok. Ta ki onun büyük bir futbol yıldızı olacağını

düşünüp, koruması altına alan Seyit Ateş’in tıbbi

çabaları ile Muhammed’in boyu uzatılana kadar…

Bir kariyere düşen ‘Ateş’

Seyit Ateş, futbol kamuoyu tarafından Beşiktaş

yönetiminde altyapıyla ilgilenen kişi olarak bilinir.

Yıldırım Demirören yönetimi zamanında görev

alan Ateş, Muhammed Demirci’yi de ‘keşfeden’

isimdir. Muhammed henüz 7-8 yaşlarındayken

Beşiktaş altyapısında futbol oynama heyecanı

ile Fulya’ya gelir. Çevresi tarafından “Bir kulüpte

oynaman lazım” denilen Muhammed, ailesini

de ikna ederek Fulya’ya gelir gelmesine ama,

prosedür gereği aylık bir miktar parayı aidat olarak

ödemeli ve ayrıca da kıyafetler için de harcama

yapması gerekmektedir. Maddi durumları buna

müsait olmayan Muhammed gerisingeriye eve

döner. Talih bu ya, bizlere bu yazıları yazma

fırsatı tanımak üzere başlar ağlarını örmeye;

Muhammed’in yine bir mahalle futbolu resitali

sırasında Beşiktaş’ın altyapı hocalarından Önder

Karaveli de izleyenler arasındadır. Ufaklığı görür

görmez, suyun kaldırma kuvvetini bulan Arşimet

gibi ‘Evreka’ diyecek duruma gelmiştir. Önder hoca,

Gaziosmanpaşa’da Beşiktaş Futbol Okulu’nun

sahibi olan Seyit Ateş’in kapısını çalar. Çünkü

Ateş, bu gibi küçük çocukları bularak futbola

kazandırması ile tanınan bir isimdir. Önder hoca,

Muhammed’i anlatır, Seyit Ateş dinler. Önder

hoca anlatmalara doymaz, Seyit Ateş şaşırmalara.

Konuşma, Seyit Ateş’in “Bu çocuğu getir Önder”

lafı ile biter. Çünkü Önder hoca cevap veremez.

Muhammed’in maddi durumunun kötü olması

nedeniyle okul aidatlarını ödeyemeyeceğini nasıl

söylerim diye düşünürken dayanamaz ve durumu

Ateş’e anlatır. Ateş de işte o an Muhammed’in

kaderini değiştirecek kararı verir: Masraflarını ben

karşılarım!

O ne çalımlar öyle ama!..

Muhammed böylece futbola adım atar. Seyit Ateş

onu önce birkaç sene amatör kulüplerde oynatır.

2006 yılında ise zamanının geldiğini düşünerek


Fotoğraf: Saycan Sayım

Beşiktaş altyapısından içeriye buyur eder. 1995

doğumlu olmasına karşın 1993’lülerle oynamaya

başlar. Fiziği oldukça kötüdür. Formalar büyük

gelir, ikili mücadelelerde yerde kalır, uzaktan şutları

kaleyi bile bulamaz. Ancak rakiplerine öyle çalımlar

atar ki kim onu izlese ağzından ‘Maradona’

‘Ronaldinho’ benzetmeleri istemsizce dökülür.

Yaşıtlarının çok çok üzerinde bir yetenektir. Sol

ayağı ile bol bol bacak arası yapar. Oldukça sakin

bir futbol oynar ve oyunu okuması üst düzeydir.

Şimdilik her şey beklendiği gibi gitmektedir:

Elimizde değerli bir kumaş var ve iyi bir kesimle,

şık bir kıyafet dikebiliriz…

“İnsanın kendi kabiliyetini saklaması büyük bir

kabiliyet işidir” der François de Larochefoucauld.

Muhammed de futbolu ile alt yaş grupları arasında

en çok konuşulan çocuk olur. Hikâyenin başında

onu koruyup kollayan, sarıp sarmalayan Seyit Ateş

artık bu çocuğu parlatması gerektiğine inanır.

Ve belki de onun da elinde olmadan gelişen bir

dizi olay büyük bir yıkımı başlatacak ilk devrilen

domino taşı olur. Muhammed çocuk denecek bir

yaştayken yeşil sahalardan televizyon ekranlarına

transfer edilir.

Muhammed o günleri şöyle anlatıyor; “Beşiktaş’ta

oynarken, bilmiyorum yanlış mı oldu doğru mu

oldu ama televizyonlara çıktım. Bence daha

çok olumsuz etkisini gördüm. Nasıl çıktığımı

da anlatayım; o zaman BJK TV ile Star TV aynı

binadaydı. Star TV’nin spor sorumlusu beni

BJK TV’de görmüş. Topla oynarken dikkatini

çekmişim. Aynı akşam Telegol programına

çıktım. Kulüpten veya çevremden kimsenin bilgisi

dâhilinde değildi. Küçük olduğum için olumsuz

etkisini daha çok gördüm. Üzerimde bir baskı

oluştu.”

O malum 15 dakikalık şöhret…

Hem de çok büyük bir baskı oluşmuştu.

Muhammed o gün tüm Türkiye’ye hem de

dönemin en popüler futbol programında

‘Türkiye’nin gelecekteki Ronaldinho’su’ olarak

tanıtıldı. Üzerinde her zamanki gibi kendisine

büyük gelen forması ile mahsun mahsun etrafa

bakıyordu. Adnan Aybaba ağzı kulaklarında, Ziya

Şengül sessizce bu çocuğu süzüyordu. 2006

yılının aslında diğerlerinden hiçbir farkı olmayan

bir gecesinde aniden hayatımıza Muhammed

Demirci girmişti. Haydi hayırlı olsundu. Demek ki

Türk futbolu kurtulmuştu. Birkaç seneye kalmaz

Beşiktaş, Şampiyonlar Ligi şampiyonu olacak,

Türkiye, Dünya Kupasını kaldıracak, Muhammed,

FIFA tarafından yılın en iyi futbolcusu seçilecek,

Maradona ve Pele onu yeni veliahtları ilan

edecekti. Bahsedilen çocuk henüz 11 yaşında

mıydı Ne önemi vardı ki Sanki bahsedilen çocuk

bir çocuktu… Sanki onun psikolojisi vardı, değil mi

Muhammed o günden sonra normal bir çocuk


olamadı. Kendisinin de röportajlarında söylediği

gibi nereye giderse gitsin yanında aslında

onun kendisi gibi gördüğü arkadaşları varken

ilgiyi üzerine çekti. Gazeteler onunla ilgili hiçbir

haberi atlamadı. Daha 16 yaşındayken A Takıma

yükselmesine karşın, “Bu Muhammed’den de bir

şey olmayacak” denmeye başlandı. Muhammed,

“Ben çocukluğumu gayet normal yaşadım. Her

çocuk zaten futbol oynayarak büyür” diyerek

kendine bir teselli arayadursun, hiçbir normal

çocuk televizyonlar tarafından yeni Ronaldinho

ilan edilip, etrafında menajerler, yöneticiler ve

bilumum simsarlarla çevrili iken oynamazdı o

topu. Ve her normal çocuk sadece futbol topunun

nicel ağırlığı ile muhatap olurdu. Her normal

çocuk Barcelona’yı henüz 12 yaşındayken sadece

televizyondan izler; transfer görüşmesi yapmazdı.

futbolcuların takip edildiği bir ülke konumundaydı.

Bu nedenle Muhammed büyük ihtimalle, Afrikalı,

Orta Doğulu ve Doğu Avrupalı çocuklarla birlikte

o kampa alınmıştı. Bu ufak ayrıntının ardından

konumuza dönersek; Muhammed, 10 gün boyunca

Barcelona’da eğitim gördü. Altyapı hocaları onun

doğal yeteneklerine ikna oldular ve La Masia’da

eğitilmesine karar verdiler. Ancak katı kuralları ile

bilinen Barcelona bazı şartlar sundu. Bunlardan

birisi de sadece Muhammed’in masraflarının

Katalan’dan varoşlara…

2007 yılında Muhammed, Seyit Ateş ile birlikte

Barcelona’nın kampına katıldı. Bu olay bizlere

yıllarca “Barcelona, Muhammed’i izleyip çok

beğendi. Onu transfer etmek istiyor” şeklinde

anlatıldı. Ancak biraz araştırma sonucu öğrendik

ki; Barcelona her yıl Muhammed gibi binlerce

çocuğu kampa alıyordu. O dönem bunu İspanya’ya

davet yöntemi ile yaparken şimdi çeşitli

sponsorluk anlaşmaları ile bizzat farklı ülkelerde

futbol kampları kurarak yapıyor. Asıl üzücü olanı

da; Türkiye, Barcelona için 3. sınıf bir futbol ülkesi

olarak “gözlemlenemeyen, keşfedilmeyi bekleyen”


karşılanmasıydı. Yani henüz 12 yaşında olan

Muhammed’in ailesinin İspanya’ya gelmesi gibi bir

durum söz konusu olmayacaktı. Dediğim gibi bu

La Masia’nın değişmez bir kuralıydı. (Sadece Messi

için delinen…) Muhammed ve ailesi ise buna pek

sıcak bakmadı. Onu tek başına orada bırakmaya

gönülleri razı olmayınca, defter açılmadan,

Mami’nin İspanya’dan öğrendikleri ile birlikte

kapandı.

Barcelona idmanları sırasında utangaçlığı

nedeniyle diğer çocukların yanında soyunmayan,

kahvaltıda domuz etini görünce sadece ton

balığı yiyen Muhammed, Türkiye dönüşü alıştığı

futbolunu oynamaya devam etti. Dönüşte bir

kez daha televizyona çıkan, atv’de yayınlanan

Santra programında bu sefer Kazım Kanat ve

Ahmet Çakar gibi isimlerin karşısında hünerlerini

sergileyen Muhammed, 3 yıl sonra A takıma

yükseldi. 2011 yılında ise daha sonra kiralık olarak

bir süre formasını giyeceği Gaziantep Büyükşehir

Belediyespor’a karşı bir Türkiye Kupası maçında

sahaya çıktı. Yaşı henüz 16’ydı ama ondan bir anda

Messi performansı göstermesini bekliyorlardı.

Ancak Muhammed bunu beklemeyenleri bile

üzdü. Şu ana kadar neredeyse hiçbir ‘yıldızlaşma’

işareti sergilemeyen Muhammed son olarak

da kiralık olarak gittiği PTT 1. Lig’de Gaziantep

Büyükşehir Belediyespor’la yollarını ayırdı. Hocası

Hakan Kutlu da “Bence asıl önemli sıkıntısı daha

hiçbir şey yapmadan çocuk yaşta dünya yıldızı

olarak lanse edilmesi. Bu baskının altında kalmak

ona çok zarar vermiş. Yine de kendisi için hâlâ

geç değil ama çok fazla maç deneyimi yaşaması

gerekiyor” diyerek sorunun nerede olduğuna

dikkat çekti.

Mami için yeni bir santra!

Muhammed tek başına bir futbolcu başarısızlığı

örneği değildir. Bu aynı zamanda Türkiye’deki

altyapı idaresinin de ne denli yanlış bir noktada

olduğunun başka bir göstergesidir. Henüz 18

yaşında 600 bin euroluk sözleşmeye imza attı.

İlk işi de gidip kendisine son model spor araba

almak oldu hatta onunla bir de kaza yaptı. Çünkü

ona daha 11-12 yaşında lüksü gösterdiler. Onu

doğru yolun bu olduğuna inandırdılar. Bırakın balık

tutmayı öğretmeyi, onu en lüks lokantalarda en

kaliteli aşçılarından elinden çıkmış balık yemekleri

ile beslediler. Barcelona altyapısında futbolcuların

saçlarını boyamaları, dikkat çeken modellerde

kestirmeleri yasaktır. Küpe takamaz, dövme

yaptıramaz, yırtık pantolon dâhi giyemezler.

Muhammed eğer orada kalsaydı belki şu anda

Neymar ve Suarez’e asistleri o yapıyor, Luis

Enrique’nin “Messi ayrılırsa Mami var” diyerek

kafasını rahat tutmasını sağlıyordu.

Gaziantep macerası ile bir kez daha kalesinde gol

gördü 20’lik delikanlı. Ama yılmak yok, yeniden

santra yapacak ve mücadeleye devam edecek.

Eğer bu yazıyı okursa Muhammed’e tavsiyem;

Sydney Smith’in şu sözünü aklının bir köşesine

yazmasıdır: “Dünyada birçok kabiliyetli kişi, küçük

bir cesarete sahip olmadığı için kaybolmuştur”

Cesaret Mami, daha fazla cesaret… Kurtuluş

mutlaka ellerinde!

Fotoğraf: Erol Demirkol


Bahadır Bozkurt

Futbol Kültürü

HF159

BARIŞMA ZAMANI

3 yıl önce Mısır’ın iki köklü külübü arasında oynanan maçta 74 taraftar hayatını

kaybetti. Ülkeyi derinden sarsan olay sonrasında ilk defa taraflar geçtiğimiz hafta

içerisinde tekrar karşı karşıya geldi

Ölüm ve futbol

Günümüzde “ölümün” kutsadığı alanlardan

biri de hiç süphesiz futbol sahaları. Adrenalinin

yüksek olduğu taraftarlar tarafından tribünlerde

uğrunda can verilecek armalara, yolunda kan

dökülecek takımlara besteler yapılır. Bu mecazi

güzellemelerin vücut bulduğu anlar ise futbolun

zerafetine kara lekelerin düştüğü anlardır.

Nacional’de Abon Porte’nin boş tribünlerin

önünde intihar etmesi, Hillsborough veya

Heysel gibi birçok stadyumda insanların ezilerek

hayatlarını kaybetmesi, Kolombiyalı Escobar’ın

kendi kalesine attığı bir gol uğruna vurularak can

vermesi… Böylesine kara günlerde Liverpool’un

efsane ismi Bill Shankly’nin futbolun ölüm kalım

meselesinden daha önemli olduğunu vurguladığı

talihsiz açıklamasının heyecanla söylenen

mübalağa sanatının en büyük örneklerinden

olduğunu belirtebiliriz.

Futbolun üstündeki kara bulut en son olarak

Mısır’ın Port Said Stadyumu’nun üzerinde

gördüldü. Üç sene önce Şubat ayında oynan Al

Masry - Al Ahly maçında 74 taraftar feci şekilde


can verdi. Binlerce sivil ve polis çıkan olaylarda

yaralandı. Mısır futbolunun “Kara Çarşambası”

politik izleri içerisinde barındıran bir felaketti.

2011 senesinden itibaren Mısır’da oluşan siyasi

gerilim, ülke futbolunu da yakından etkilemişti.

Hüsnü Mübarek yönetimi devrilirken özellikle

Kahire takımı Al Ahly takımının Tahrir meydanında

boy göstermesi, Ultras grubunun siyasi olarak

bir adım öne çıkarmıştı. Halkın bir bölümü

devrimi destekleyen Al Ahly Ultraslarına sempati

duyarken, bir bölümü de çıkan çatışmalarda

hayatını kaybeden insanların sorumlusu olarak

görüyordu.

Kara Çarşamba

1 Şubat 2012 günü Al Masry ile Al Ahly kulüpleri

karşı karşıya geldi. Ülkenin siyasi durumunun

etkisiyle maç gergin bir havada başladı. Stadda

Al Masry taraftarları meşaleler yakıyor, Al Ahly

taraftarlarına ellerindeki sopalarla gövde gösterisi

yapıyordu. Karşılaşmanın ilk yarısında Al Ahly

bulduğu golle ilk devreyi önde kapattı. Devre

arasında yabancı maddeler ve meşaleler sahaya

atıldı. Hakem, arayı uzattıktan sonra maçın

oynanabileceği kanaatine vararak soyunma

odasından çıktı. İkinci yarıda Al Masry fırtınası Port

Said stadyumunda esmeye başladı. Mücadelenin

son bölümlerine doğru bulduğu 3 golle ev sahibi

ekip maçtan galip ayrılmıştı. Futbolun her

zamanki gibi 90 dakika olduğu kuralı burada da

devredeydi. Hakemin bitiş düdüğüyle beraber

Al Masry tribünlerinin sevinci coşkuya döndü ve

sahaya doğru hareketlenmeye çalıştılar. Güvenlik

güçleri taraftarların bu isteğini(!) kırmayıp,

sahaya girmelerine izin verdi. Büyük bir coşkuyla

onbinlerce taraftar sahaya girip koşmaya

başladı. Hiçbir taraftar ne bir futbolcudan forma

istedi, ne de bir futbolcuyu omuzlara almak.

Holiganlar çılgınca koşarak ellerindeki taşlar,

sopalar, bıçaklarla rakip taraftarın bulunduğu

tribünlere doğru koşmaya başladı. Çıkan arbede

sonucunda 74 taraftar hayatını kaybetti. Binlerce

kişi yaralandı. Mısır futbolunun üzerindeki

güneş batmış, karanlığa gömülmüştü. Yapılan

araştırmalarda Al Masry taraftarlarının Tahrir

Meydanı’ndaki olaylardan sorumlu tuttuğu Ultras

grubundan öç alındığı söylendi. Al Masry taraftar

grubu daha sonra yaptıkları açıklamalarda hiç

tanımadıkları insanların biletsiz olarak tribünlere

sopalarla ellerini kollarını sallayarak girdiklerini

belirttiler. Olayın görüntülerinde hiçbir polisin olaya

müdahale etmemesi kamuoyu tarafından tepkiyle

karşılandı. Mısır Federasyonu olaylardan sonra ligi

süresiz tatil ettiğini açıklamak zorunda kaldı. Son

üç Afrika Uluslar Kupası’nda şampiyon olan ülke

futbolu derin bir sessizliğe büründü.

Ne olduğunu anlamayan Al Ahly takımının

oyuncuları olaylar esnasında soyunma odasına

kaçmak zorunda kaldılar. Bazı taraftalar da onlarla

beraber canlarını kurtarmak için soyunma odasına

girdiler. Mısır futbolunun efsane oyuncularından

Abu Treika’nın kollarında bir Ultras üyesi can

verdi. Soyunma odasında taraftarların cansız

bedenleriyle saatlerce mahsur kalan Al Ahly

takımından bazı oyuncular, yaşanan felaketin

ardından futbolu bıraktıklarını açıkladılar. 2000’li

yıllarda altı kez Afrika’nın Şampiyonlar Ligi’ni

kazanan külüp, bir gecede yok olmanın eşiğine


geldi. Ülke genelinde ise birçok yetenek başka

ülkelere transfer olarak yaşadıkları travmayı

atlatmaya çalıştılar. Kaostan kaçan oyuncular

arasında bugün yakından tanıdığımız Muhammed

Salah da Basel’e transfer olarak futbol hayatına

devam etti. Mısır futbolunun en başarılı teknik

direktörlerinden Al Ahly’nin hocası Manuel Jose

ülkesi Portekiz’e dönme kararı aldı. Aynı şekilde

bu felaket Al Masry kulübünü de vurdu. Külüp

başkanı ve teknik direktörü olay sonrasında

görevlerini bırakma kararı aldılar.

Kaybedenler kulübü

Maçın etkisi uzun süre Mısır’ın gündemini meşgul

etti. Al Ahly taraftarları trenlerle Kahire’ye

taşıdıkları cenazelerin üzerine intikam yemini

ettiler. Al Ahly taraftarına destek veren ezeli

rakipleri Zamalek Ultras grubu da garda cenazeleri

karşılayıp, “Ya adalet, ya intikam” açıklamasını

yaparak olaylara katıldı. Sloganlar yerini feryada

bırakırken, olayın üzerine gidilmesini isteyen halk

yönetime baskı yapmak için yeniden ayaklandı.

Port Said felaketi mahkemeye taşındı. Dava

yaklaşık bir senede tamamlandı. Mahkemede

olaylardan sorumlu tutulan 21 kişi hakkında idam

kararı çıktığında Al Masry külübü taraftarları

sokağa çıkarak tepkilerini gösterdiler. Yaşanan

süreç Mısır’da tansiyon hiç düşmedi. Futbol

tamamen geri planda kaldı. Kararı protesto eden

taraftalar polisle çatıştı, çıkan olaylarda 26 kişi

hayatını kaybetti.

Mısır Futbol Federasyonu verilen aranın ardından,

yeni sezonda ligi ikiye bölme kararı aldı. Maçlar

tüm taraftarlara yasaklandı. Lig başladıktan

sonra Kahire derbisi Zamalek - Al Ahly maçında

taraftar grupları yasağa rağmen maça gireceklerini

belirttiler. Tehditi gören futbol federasyonu maçları

yeniden tatil etti. Taraftar yasağı 3 yıla yakın bir

süreyi kapsadı. Kulüpler iflasın eşiğine gelirken,

siyasi ve ekonomik istikrarsızlık, yükselişte olan

Mısır futbolunu olumsuz etkiledi. Her ne kadar Al

Ahly Afrika Şampiyonlar Ligi’ni kazanmayı tekrar

başarsa da, Mısır Milli Takım’ı Dünya Kupası’na

katılamadı.

Karanlığın sonu

Olayların üzerinden 3 yıl geçtikten sonra lig bu

sene itibariyle eski statüsüne geri döndü. Bu

dönüş, 22 takımlı Mısır Süper Lig’inde Al Masry

ve Al Ahly Port Said’in tekrar karşılaşacağının

da ilk sinyalleriydi. Ölen taraftarların aileleri

kulüplerinden maçı boykot etmelerini istedi.

Federasyon böyle bir durum karşısında Al Ahly

kulübüne ceza vereceğini belirtti. Kahire ekibi

isteksiz de olsa maça çıkmayı kabul etti. Herşeye

rağmen acı olaydan sonra taraflar ilk kez karşı

karşıya geldi. Kırmızı formasının üzerine siyah

tişörtler giyen Al Ahly futbolcularının önlerinde 74

yazılıydı. Maç karşılıklı gollerle 1-1 sona erdiğinde,

formalar değişilmedi. Gollerden sonra koşulacak

taraftarlar tribünde değildi. Bu bir puan için tam 3

yıl beklemişlerdi.


Uğur Karakullukçu

Büyüteç HF159

JOAO MARIO

DECO’NUN VARİSİ

Başkan Bruno de Carvalho döneminde yüksek

maaşlı yıldızlardan kurtulup yüzünü akademisine

dönen Sporting, bunun meyvelerini kısa sürede

topladı. Geçen sezon beklenmedik bir şampiyonluk

mücadelesi verdiler, bu sezon da Şampiyonlar

Ligi’nde son ana kadar savaşıp takdir topladılar.

Çok daha sağlıklı bir yapıya kavuşan Sporting’in

dünya futboluna sunmaya hazırlandığı William

Carvalho çok konuşulsa da onun kadar önemli bir

diğer yetenek daha bu sezon izleyicilerle buluştu:

Joao Mario.

Esasen Porto doğumlu olan Joao, kariyerine

Porto altyapısında başlasa da annesinin Lizbon’a

taşınmasıyla ülkenin en değerli akademisi

olan Sporting altyapısına kaydını aldırdı. U-15

seviyesinden bu yana Portekiz’de tüm basamakları

tırmanan Joao Mario’ya ilk fırsatı veren isim ise

yabancı değildi: Domingos Paciencia. Henüz 18

yaşındayken Domingos’la A takım formasını giyen

Joao’nun kendisini ispatlaması için birkaç yıla

daha ihtiyacı vardı. Altyapıda şampiyon olan U-19

takımının kaptanlığını üstlenen Mario aradığı çıkışı

ise 2014’ün başında yakaladı.

Sporting B takımındaki performansını bir üst

seviyede de gösterebileceğine inandıran Mario,

Ocak 2014’te Vitoria Setubal’e kiralık gittiği


dönemde çıkışını yaptı. Ligin ikinci devresinde

Setubal’e o kadar faydalı oldu ki Paulo Bento

gibi kolay kolay seçtiği kadrolarla oynamayan bir

hoca bile bu kısa süreli performans üzerine onu

Dünya Kupası aday kadrosuna aldı. Beklendiği gibi

Brezilya’ya gidemese de bugünlerin sinyallerini

çoktan vermişti bile. Lizbon’a dönüyordu.

Sporting’de sezona Andre Martins, William

Carvalho ve Adrien Silva’nın arkasında başlasa

dahi Joao Mario’nun formayı alması uzun sürmedi.

21 Eylül’deki Gil Vicente maçında ilk kez 11’de şans

bulan Mario, maçta fazlasıyla dikkat çekmiş, sezon

başında gol yollarında zorluk yaşayan Sporting’e

orta sahada büyük katkı sağlayacağının sinyallerini

vermişti. O formayı da bir daha bırakmadı.

21 yaşındaki Mario, hücum odaklı düşünen, oyun

görüsü üst düzey olan ve rakip savunma arasında

nasıl alan bulabileceğini iyi bilen bir oyuncu.

Üstelik en büyük artısı yaşına karşın oldukça

sakin ve doğru kararlar veren bir oyuncu olması.

Rakip kaleyi de mesafe tanımaksızın denemekten

hiç çekinmiyor. İki ayağını da kullanabilmesi

de bir başka artısı… Bu kadar özellikle bir isim

olması onu Portekiz Milli Takımı adına da kritik

bir oyuncu haline getiriyor. Tecrübelendikçe çok

daha önemli yerlere geleceği şimdiden kesin gibi.

Moutinho ve Meireles milli takım için kritik isimler

ancak bu ikisi de hücum odaklı düşünen bir oyun

kurucudan ziyade çift yönlü, savunma görevini de

aksatmayan isimler. Joao Mario ise Rui Costa’nın,

Deco’nun boşta kalan mirası olan Portekiz 10

numarası için şimdiden çok kuvvetli bir aday.

“Her şey o kadar çabuk gelişti ki Cristiano

Ronaldo’yla aynı yerde bulunmak bile benim

için inanılmaz bir duygu. Gururluyum ve burada

olmaya layık olduğumu kanıtlamak için çok

çalışacağım” diyordu milli takımdaki ilk basın

toplantısında. Gerçekten söylediğini yapar ve

bugüne kadar yaptığı gibi iyi çalışırsa Joao Mario,

Rui Costa’nın, Deco’nun emanetinin yeni varisi

olacak yeteneklere sahip.


Cihat Akbel

Afrika Uluslar Kupası

HF159

AFRiKA ULUSLAR

KUPASI 2015

Afrika’nın festivali, Avrupa’nın kabusu Afrika

Uluslar Kupası başlıyor. Avrupa kulüplerinin

hararetli günlerinde, 17 Ocak’ta Ekvator

Ginesi ile Kongo arasında yapılacak santrayla

futbolseverlere merhaba diyecek turnuva 8

Şubat’ta sona erecek. 368 futbolcunun boy

göstereceği Afrika Uluslar Kupası’nda Avrupa’dan

tam 244 futbolcu katılacak. Özellikle devre

arasına girmeyen İngiltere’de bu durum oldukça

büyük sorun teşkil ediyor. Geçmişte birçok

tartışma yaşansa da CAF ne Ocak ayında turnuva

düzenlemekten ne de bunu 2 yılda bir yapmaktan

geri adım atmadı.

16 takımın 4’erli 4 grupta bulunduğu Afrika Uluslar

Kupası’nda ilk iki sırayı alan gruptan çıkacak ve

çapraz eşleşme ile finale doğru yürüyüşe geçecek.

Grup maçları Ebola krizi nedeniyle oldukça sancılı

geçmişti. Normalde Fas’ta düzenlenecek olan

turnuva, bu ülkenin endişeleri nedeniyle bir süre

sürüncemede kaldı. Fas, Ebola’nın kendi ülkesine

sıçramasını istemezken turnuvanın ertelenmesini

talep etti. CAF yetkilileri ise buna karşı çıkınca

neticesinde Fas turnuvayı düzenlemekten

vazgeçti ve yerine Ekvator Ginesi alındı.

1957’den beri düzenlenmekte olan Afrika Uluslar

Kupası’nın bu yıl 30’ncusu düzenlenecek. İlk

şampiyon Mısır’dı. 2013’teki son turnuvada ise

kupayı Nijerya kaldırdı. 2015’in kazananını ise

merakla bekliyoruz.


A

GRUBU

17 Ocak 18.00 E.Ginesi - Kongo

17 Ocak 21.00 B.Faso - Gabon

21 Ocak 18.00 E.Ginesi - B.Faso

21 Ocak 21.00 Gabon - Kongo

25 Ocak 20.00 Kongo - B.Faso

25 Ocak 20.00 Gabon - E.Ginesi

Ekvator Ginesi

Burkina Faso

Gabon

Kongo


EKVATOR GiNESi

Turnuvayı, başlama tarihine aylar kala üstlenen

Ekvator Ginesi açık ara organizasyonun en zayıf

takımı konumunda. Pasaportunda problem olan

bir oyuncunun evraklarındaki sıkıntı yüzünden

daha ilk turdan elenmişlerdi. Fakat Fas, Ebola

Virüsü yüzünden ev sahipliğinden çekilince

Ekvator Ginesi için de yeni bir şans doğdu. Takımın

başında 2 yıldır, Maradona’ya yaptığı ölümcül

faulle hatırlanan Bask antrenör Andoni Goikoetxea

bulunuyordu. Fakat 2 Ocak’ta göreve gelen yeni

federasyon başkanı Andres Jorge Mbomio gerekçe

göstermeden Goikoetxea’yı takımın başından

gönderdi. Yerine ise milli takımın hali hazırdaki

Arjantinli sportif direktörü Esteban Becker’i

getirdi.

Antrenör Esteban Becker’ın 15 yıllık kariyerinde

kayda değer hiçbir başarısı bulunmuyor.

Goikoetxea’nın açıkladığı geniş kadrodan bazı

elemeler ve eklemeler yaparak 23 kişilik kadrosunu

oluşturdu.

Takımın kadrosundaki en önemli isim kuşkusuz

Middlesbrough’da top koşturan Emilio Nsue. Tüm

alt yaş kategorilerinde İspanya Milli Takımı’nda

forma giyen oyuncu için 2 yıl boyunca uğraşan

Ekvator Ginesi federasyonu, ilk kez oyuncuyu 2013

yılında oynatabildi. Yaratıcılığı ve oyun zekasıyla

öne çıkan Nsue için takımın her şeyi desek abartı

olmayacaktır. Diğer mühim oyuncu ise kariyerinde

Real Madrid ve Benfica gibi önemli takımlar olan

Javier Balboa. 2012 Afrika Kupası’nda gruptan

çıkan kadronun yarısından fazlası değişmiş

durumda. Ama Ekvator Ginesi için kadronun

sürekliliği önemli bir kıstas değil. Bunun birkaç

tane sebebi var. Birincisi Ekvator Ginesi uzun

yıllardır toplama isimlerle bir şeyler yapmaya

çalışıyor. Kadronun genelini İspanya alt liglerinde

oynayan oyuncular oluşturuyor. Listedeki 23 kişi

arasında Ekvator Ginesi’nde doğmuş oyuncu

sayısı bir elin parmakları kadar. İkincisi ise Ekvator

Ginesi’nin bir futbol ülkesi olmaması.

2012’de rakiplerinin de yardımıyla gruptan sürpriz

bir şekilde çıkmayı başardılar. Bu sefer işleri daha

zor. Geçen senenin finalisti Burkina Faso, son

yıllarda her zaman bir şeyler yapmaya çalışan

Gabon ve kurt hoca Claude Le Roy’un Kongo’suyla

çekişecekler.


KiLiT OYUNCU

Emilio Nsue

Adı telaffuz edildiğinde, Mallorca’yı hatırlatacak

kadar İspanyol ekibiyle özdeşleşen Nsue,

şimdilerde Championship’te, Middlesborough

forması giyiyor ancak biz onu Barça-Real

savunmalarını aşındırmaya çalışırken hatırlıyoruz

genellikle. Herkes öyle hatırlıyor olacak ki, milli

takıma seçilişinin ardında da İspanya bağlantısı

göze çarpıyor. Kupaya katılımını Fas’ın çekilmesi

sonucu yeni ev sahibi olarak sağlayan Ekvator

Ginesi’nde, ‘Bilbao Kasabı’ lakaplı İspanyol teknik

adam Andoni Goikoetxea’nın ısrarıyla kadroya

dahil olan Nsue, kupada hocasıyla birlikte

mücadele edemeyecek. Ancak şüphesiz, yeni

teknik adam Esteban Becker için de çok kritik bir

isim olacak. Real Madrid altyapısından geçen Javier

Balboa ile oluşturdukları hücum ikilisinin seviyesi

takımın geri kalanınca da yakalanırsa; işler onun

için kolaylaşacaktır.

EMRE GÜRKAYNAK


KONGO CUMHURIYETi

15 yıl aradan sonra Afrika Kupası’na katılmaya

hak kazanan Kongo Cumhuriyeti, turnuvanın

sürpriz ekiplerinden bir tanesi. İlk eleme turunda

Namibya’yı saf dışı bırakan ekip ikinci turda

Ruanda’yla eşleşti. Ruanda’ya 2-0’lık skorlarla

biten iki maçın ardından penaltılarla elenen Kongo

yine hayal kırıklığı yaratıyordu. Günler sonra

trajikomik haber ajanslara düştü. Forvet oyuncusu

Daddy Birori, iki isim iki doğum tarihi ve iki ayrı

pasaport sahibi olduğu için Ruanda turnuvadan

diskalifiye ediliyordu. Kongo için biten macera

tekrar başladı. Nijerya, Güney Afrika ve Sudan’la

aynı gruba düşen Orta Afrika ekibi müthiş bir

performansla son şampiyon Nijerya’yı grupta

bırakarak Güney Afrika’yla birlikte turnuva biletini

cebine koydu.

Takımın başında bir Afrika efsanesi Claude Le

Roy bulunuyor. 1988 yılında Kamerun’la bu

kupayı kazanan Fransız antrenör organizasyonun

en kıdemli hocası konumunda. Dünya

Kupası tecrübesi de olan Le Roy’un Kongo

Cumhuriyeti’nin bu başarısı üzerinde payı çok

büyük. Zira elindeki kadronun kalitesi Afrika

ortalamasının bile altında.

Kongo’nun mevcut oyuncu grubu çok fazla bir

arada oynamamış oyunculardan kurulu. Takımın

en önemli oyuncularından biri olan Olimpiakoslu

Delvin N’Dinga 33 maçla en fazla milli

karşılaşmaya çıkmış futbolcu konumunda. Kendi

takımında da iyi bir sezon geçiriyor. N’Dinga’nın

yanı sıra Almerialı Thievy Bifouma Kongo

Cumhuriyeti için en önemli hücum ayağı. Özellikle

bu iki oyuncunun sahaya koyacakları karakter ve

oyun takım için hayati önem taşıyor.

Kongo açılış maçında ev sahibi Ekvator Ginesi’yle

karşılaşacak. Eğer gruptan çıkmak için iddialarını

devam ettirmek istiyorlarsa üç puanı almak

zorundalar. En büyük şansları da antrenör Claude

Le Roy.


KiLiT OYUNCU

Delvin N’Dinga

Kongo için Afrika Kupası’nda en

kritik oyunculardan biri olması

beklenen Delvin N’Dinga, Türkiye’ye

çok uzaklarda değil. Olimpiakos

forması giyen orta saha, Yunan

ekibinin yaz döneminde yaptığı en

önemli hamlelerden biri olarak göze

çarpıyor. Kırmızı-beyazlıların bu

sezon yaptığı tüm Şampiyonlar Ligi

maçlarında sahaya çıkan N’Dinga,

Juventus ağlarına bir de gol bıraktı.

Yani Kongolu futbolcular arasında

özel bir noktada. Kendisini özel yapan

şeyleri Afrika Uluslar Kupası’nda da

sahaya yansıtırsa, takımı adına fark

yaratacaktır.

EMRE GÜRKAYNAK


BURKiNA FASO

Son turnuvanın finalisti Burkina Faso, Gabon’la

birlikte zorlanmadan finallerin biletini aldı. Grupta

11 puan toplayan Burkina Faso’da istikrar devam

ediyor.

Takımın başında 2012’den beri Paul Put var.

Belçikalı hoca 2013’teki turnuvada takımına final

oynatarak Burkina Faso tarihine adını kazımıştı.

Açıkladığı 23 kişilik kadronun çoğunluğunu finalist

takımın oyuncuları oluşturuyor. Milli takımı bırakan

kaptan Moumouni Dagano dışında önemli bir

eksik gözükmüyor. Paul Put’un ekibi üzerindeki

etkisi tüm Afrika takımlarından daha farklı. Burada

2012 Afrika Kupası’nın kazanan Zambiya ve Herve

Renard ilişkisine benzer bir durum söz konusu.

Put, Renard kadar dinamik bir karaktere sahip

olmasa da takımına benimsettiği futbol felsefesi

takdiri hak ediyor. Yardımlaşmayı ön plana çıkaran

Paul Put’un en büyük özelliği oyuncularını çok

iyi kullanabilmesi. Saha içinde gerçek bir teknik

direktörün varlığını hissedebiliyorsunuz. Tüm bu

pozitif durumların sonucu sahada iyi bir “takım”

görmemize olanak sağlıyor. Alışılagelmiş Afrika

takımlarından Burkina Faso’yu ayıran en büyük

özellik bu.

Burkina Faso’nun oyuncu grubu uzun süredir birlikte

oynayan oyunculardan kurulu. Savunmada Lyonlu

Bakary Kone’nin milli takım performansı oldukça iyi.

Kaptan Charles Kabore, Florent Rouamba ve Evianlı

Djakaridja Kone orta sahanın olmazsa olmazları.

Bunun yanında Karabüksporlu Abdou Traore, Mersin

İdman Yurdu’ndan Nakoulma, veteran Aristide

Bance ve Alain Traore’yi de izleme şansı bulacağız.

Özellikle Nakoulma son turnuvada müthiş işler

yapmıştı. Hepsi bir yana Burkina Faso’nun en

büyük şansı Jonathan Pitroipa gibi muhteşem bir

oyuncuya sahip olması. 2013 Afrika Kupası’nın en

iyi oyuncusu seçilen Pitroipa elemeleri de gol kralı

olarak tamamlamıştı.

Burkina Faso son turnuvadaki başarısını tekrarlar mı

bilinmez ama iyi bir oyun oynayacaklarına

şüphe yok.


KiLiT OYUNCU

Jonathan Pitroipa

Son Afrika Kupası’nda Burkina

Faso’yu finale taşıyan Jonathan

Pitroipa, turnuvanın son

gününde kupayı kaldıramasa

da en iyi oyuncu seçilerek teselli

bulmuştu. Rennes’den Al Jazira’ya

transferiyle, kulübü kıtasıyla

birlikte değişti ancak milli takım

için arz ettiği önem hâlâ aynı.

Elemelerde mücadele ettiği 5

maçta 6 gol atarak takımına

Ekvator Ginesi vizesini getiren

Pitroipa, güçlü rakiplere rağmen

şüphesiz son seferde yarım

bıraktığı işi bitirmenin hayallerini

kuruyor. Hem aynı rakipler geçen

kupada da yok muydu

EMRE GÜRKAYNAK


GABON

Son yıllarda adından söz ettiren fakat bir türlü

o istenen sıçramayı yapamayan Gabon rahat bir

şekilde finallere kalmayı başardı. İçerideki maçları

kazanıp dışarıdakilerin tümünde berabere kalan

Gabon, turnuvaya namağlup gelen takımlardan bir

tanesi.

Gabon’u 2014’ten beri bir Portekiz efsanesi

olan genç hoca Jorge Costa çalıştırıyor. 6

maçta kalesinde 4 gol gören Orta Afrika ekibi

toparlanmaya çalışan bir takım görüntüsünde.

Jorge Costa yeni bir futbol mantalitesi oturtmaya

çalışıyor Gabon’a. Başladıkları günden bu yana

daha iyi durumda olsalar da birçok eksikleri

bulunuyor. Özellikle oyundan kopma konusunda

büyük problemler yaşıyorlar. Gruplarda rakiplerine

karşı çok zorlanmamış olmaları görece kolay

takımlara karşı mücadele etmelerinden

kaynaklanıyordu. Turnuvada bu eksiklerini telafi

etmezlerse gruptan çıkmaları bile zor hâle gelebilir.

Gabon yaş ortalaması olarak genç bir takım. Pierre-

Emerick Aubameyang gibi bir global stara sahip

olmalarına rağmen kaliteli oyuncu konusunda

ortalama durumdalar. Afrika’nın en iyi kalecilerinden

biri olan Didier Ovono, Celta Vigolu Levy Madinda ve

Biyogo Poko önemli oyuncuları. Defansın kontrolü da

bir dönemler adından çok söz ettiren Bruno Ecuele

Manga’ya emanet. Ayrıca tüm alt yaş gruplarında

Fransa Milli Takımı’nda forma giyen takımın 10

numarası Frederic Bulot da Gabon’un bir şeyler

beklediği oyunculardan. Yetenekli oyuncu forma

şansı bulacaktır.

Gabon ilk maçını Burkina Faso’yla oynayacak. Eleme

grubunda da aynı grupta mücadele etmişlerdi.

Gruplarda kurduğu üstünlüğü Burkina Faso’ya tekrar

kurup kuramayacağını hep birlikte izleyeceğiz. Zira

ilk turu geçmek istiyorlarsa en büyük rakipleri Paul

Put’un ekibi. Bir diğer yandan da Kongo ve ev sahibi

Ekvator Ginesi’yle karşılaşacaklar.


KiLiT OYUNCU

Pierre-Emerick

Aubameyang

Bu sezon Aubameyang, Dortmund

adına 11 gol 5 asist kaydetse de, sarısiyahlılar

için işler, özellikle ligde, pek

iyi gitmiyor. Klopp’un öğrencilerinin

işi hücumcu ismin yokluğunda daha

da zorlaşadursun; bir sarı formadan

diğerine geçecek ‘insan ferrari’

Aubameyang’ın işi de hiç kolay

olmayacak. Gabon, Ekvator Ginesi ile

birlikte ev sahipliği yaptığı 2012’deki

kupada iyi görünmüş ancak 2013’ü pas

geçmişti. Bielsa yönetiminde Ligue

1’de gayet iyi giden Marsilya’nın önemli

parçalarından Mario Lemina’nın da milli

daveti reddetmesi üzerine ağırlık bu

sene yine Aubameyang’ın omuzunda

kalacak gibi gözüküyor. Bu yükü nasıl

kaldıracağı Gabon’un durumunu direkt

etkileyecektir.

EMRE GÜRKAYNAK


B

GRUBU

18 Ocak 18.00 Zambiya - D.Kongo

18 Ocak 21.00 Tunus - Y.B. Adaları

22 Ocak 18.00 Zambiya - Tunus

22 Ocak 21.00 Y.B.Adaları - D.Kongo

26 Ocak 20.00 D. Kongo - Tunus

26 Ocak 20.00 Y.B.Adaları - Zambiya

Zambiya

Demokratik Kongo

Tunus

Yeşil Burun Adaları


ZAMBiYA

2012 Afrika Uluslar Kupası şampiyonu Zambiya

son turnuvada hayal kırıklığı yaratan ekiplerden

birisi olmuştu. Elemelerin en basit gruplarından

birine düşmeleri onlar için büyük şans oldu.

Yeşil Burun Adaları’nın arkasından grubu 11

puanla ikinci sırada tamamladılar. Bu durumda

en büyük faktör Mozambik ve Nijer gibi iki zayıf

takımla aynı grupta olmalarıydı.

2013 Afrika Uluslar Kupası’ndan sonra

görevinden ayrılan Herve Renard’ın yerine

gelen eski yardımcısı Patrice Beamuelle’le

2014 yazında yollar ayrıldı. Zambiya Futbol

Federasyonu Başkanı Kalusha Bwalya yaptığı

açıklamada takımın başına bir yerli antrenör

getireceğini belirtti. 2014 Ağustos’ta 48

yaşındaki Zambiyalı antrenör Honour Janza

milli takımla sözleşmeyi imzaladı. Janza geldiği

günden beri fena bir görüntü çizmiyor. Turnuva

için açıkladığı kadro da mevcut durum içerisinde

oldukça doğru bir liste görünümü veriyor.

Nijer maçından sonra takımla problemler

yaşayan şampiyon takımın kaptanı Chris

Katongo turnuvaya getirilmedi. Bir daha da

milli takıma seçilip seçilmeyeceği şüpheli

durumda. Turnuva kadrosu ise biraz tartışmalı.

Zira Kasım 2014’te oynanan son eleme maçında

kadroya seçilen 10 oyuncu Ekvator Ginesi’ne

getirilmedi. Eski yıllara görece daha genç

bir takımla sahada olacaklar. Zambiya’nın

en önemli oyuncusu 2012’deki turnuvada da

harikalar yaratan Rainford Kalaba. Kalaba, Chris

Katongo ve Joseph Musonda’nın ayrılmasıyla

birlikte kaptanlık bandının da sahibi oldu. Bunun

dışında İngiltere’de pek varlık gösteremese de

milli takımda hep iyi oyun sergileyen Emmanuel

Mayuka, Zambiya için büyük önem taşıyor.

Kariyerinde 13 gol olan sempatik kaleci Kennedy

Mweene ve müthiş dinamizmiyle takıma

çok şey katan Chisamba Lungu diğer önemli

oyuncular.

Zambiya, Tunus, Demokratik Kongo ve Yeşil

Burun Adaları’yla aynı grupta mücadele edecek.

İşleri oldukça zor. Hem Tunus hem de Yeşil

Burun Adaları çok formda ekipler. Gruptan

çıkmaları bile iyi bir başarı olacaktır.


KiLiT OYUNCU

Rainford Kalaba

Zambiya’nın 2012’de yazdığı

şampiyonluk hikâyesine birkaç

paragraftan fazla katkı veren

Rainford Kalaba, o sene turnuvanın

da en iyileri arasında yer almıştı.

Geçen zamanda daha da gelişen ve

kaptanlığı ele alan Kalaba, milli takım

adına, Premier League’e transferiyle

duraklama devrine giren Emanuel

Mayuka’dan daha fazla önem arz

eder hale geldi. Geçtiğimiz yıl kulübü

TP Mazembe ile Zambiya arasında

gerginliğe yol açsa da sorunlar

geride kalmış durumda. Şimdi

sıra geride bıraktığı bir başka şeyi,

şampiyonluğu, yeniden ele almakta.

EMRE GÜRKAYNAK


YEŞiL BURUN ADALARI

Futbolseverlerin son yıllarda ismini sık sık

duyduğu Yeşil Burun Adaları, bir diğer adıyla

Cape Verde çok iyi bir eleme süreci geçirdi.

Grubunu birinci tamamlayan ada ekibi

turnuvada yine iyi işler yapacak potansiyeli

taşıyor.

Yeşil Burun Adaları’na müthiş bir futbol mantığı

oturtan Lucio Antunes’in ayrılmasıyla birlikte

o mevkiye geçici isimler getiren federasyon

2014’ün sonlarında eski Şampiyonlar Ligi gol

kralı Portekizli Rui Aguas’ı getirdi. 55 yaşındaki

teknik adam Antunes’in oyun felsefesi üzerine

kendi oyununu inşa etmiş gibi gözüküyor. 2000

yılından beri takım çalıştırmayan Aguas’ın

kariyeri için de önemli bir adım olacaktır.

Eski bir Portekiz sömürgesi olan Yeşil Burun

Adaları tüm futbol kültürünü de bu ülkeden

kazandı. Sahadaki takımın stili de oyuncuların

stili de Portekiz futbolundan çok büyük izler

taşıyor. Yeşil Burun Adaları’nı izlediğiniz zaman

Portekiz Ligi’nden bir orta sıra takımının

silüetini görebilmeniz çok doğal. İleri hatta

Lille’de forma giyen Ryan Mendes takımın en

önemli oyuncusu. Mendes’in yanı sıra Platini,

Toni Varela, Sportingli Heldon ve Estoril’den

Kuca diğer mühim futbolcular. Defans hattının

kumandası da Fernando Varela’da.

Yeşil Burun Adaları her an her şeyi yapabilecek

bir takım. Tempoyu müthiş ayarlayıp istedikleri

skora gidebiliyorlar. Birbirine alışmış bir

ekip ve rakipleri kim olursa olsun sahadaki

ciddiyetlerinden ödün vermiyorlar. Tunus,

Demokratik Kongo ve eleme grubunda da

karşılaştıkları Zambiya’yla oynayacaklar. Gruptan

çıkmaları hâlinde daha da ileriye gidebilirler.


KiLiT OYUNCU

Ryan Mendes

Fransa 2. Lig’de Le Havre formasıyla

yaptığı çıkışla Lille’e geçiş yapan ancak

burada pek bir şey yapamayan Ryan

Mendes, FIFA Dünya Sıralaması’nda

33. olan takımının en büyük kozu

olarak gözüküyor. Eleme grubunu

da lider bitiren Ada ülkesi formda.

Mendes, Le Havre günlerine dönüp

bu forma ortak olur ve kendine birkaç

ortak bulursa, Yeşil Burun Adaları,

FIFA’da elde ettiği sıralamanın yanıltıcı

olmadığını kanıtlayacaktır.

EMRE GÜRKAYNAK


TUNUS

Elemelerde rakiplerini ezerek finallere katılan

Tunus eski günlerine dönme sinyalleri veriyor. Mısır

ve Senegal’in olduğu grupta sadece 2 gol yiyerek

Ekvator Ginesi’ne geldiler.

Takımın başında 65 yaşındaki Belçikalı Georges

Leeskens bulunuyor. Geldiği günden beri Tunus’u

tamamen farklı bir görüntüye sokan Leeskens’in

oyuncularla da arası oldukça iyi. Sert Kuzey Afrika

ekolüyle yetenekli oyuncuları harmanlayıp takım

oyununa ağırlık veren antrenör, Tunus’u oyundan

kopmayan taş gibi bir takım hâline getirdi.

Kaptan Yassine Chikhaoui ve Bordeaux’lu Wahbi

Khazri takımın en önemli oyuncuları. Amine

Chermiti, Saber Khalifa, Fahreddin Ben Youssef

ve Hamza Younes gibi çok güçlü bir forvet

hattına sahipler. Bunların yanında zaman zaman

inanılmaz işler yapan Youssef Msakni de kadroda

yer alıyor. Orta sahanın ortasında Türkiye’den

de tanıdığımız Hocine Ragued görev yapıyor.

Tunus’un defans hattında bazı değişiklikler oldu.

Yassin Mikari, Alaeddine Yahia ve Bilal İfa gibi

oyuncular turnuvaya getirilmedi. Defansı organize

eden oyuncu ise Avrupalı futbolseverlerin de

yakından tanıdığı Aymen Abdennour.

Tunus ilk maçını çok tehlikeli bir takım olan Yeşil

Burun Adaları ile oynayacak. Bu maçı kazanmaları

onlar için hayati önem taşıyor. Tüm otoriteler

Tunus’u favoriler arasında gösteriyor. Kırmızıbeyazlıların

yıllardır başına bela olan gereksiz

agresifliğini elemelerde çok fazla göremedik. Eğer

bu konuda kendilerini iyi idare ederseler sonuna

kadar gidecek potansiyele sahipler. Leeskens de

turnuva için iddialı demeçler veriyor. Çok iyi bir

kadroya sahip durumda Tunus. Yarı final, final

hatta şampiyonluk kimse için sürpriz olmayacaktır.


KiLiT OYUNCU

Wahbi Khazri

Bordeux’nun başında yaşadığı ilk

teknik direktörlük deneyimiyle takdir

toplayan Willy Sagnol’ün, teşekkür

etmesi gereken adamlardan biri

kesinlikle Wahbi Khazri. Orta

sahadaki teknik oyunu ve duran

toplardaki hakimiyetiyle, yıllarca

Juninho’yu izlemiş bir ülkede bile

olumlu bir algı yaratmayı başaran

23 yaşındaki Khazri, bu algıyı 5 de

golle taçlandırdı. Son zamanlarda

Afrika Kupası’nda başarıdan uzak

kalan 2004 şampiyonu Tunus; 1998-

2006 arası aralıksız yaptığı Dünya

Kupası yolculuklarına da ara vermiş

durumda. İşleri rayına oturtmak

istiyorlarsa, ellerine bundan daha

iyi bir fırsat geçmeyebilir. Neticede

önlerinde bir kupa, ellerindeyse

Wahbi Khazri var.

EMRE GÜRKAYNAK


DEMOKRATiK KONGO CUMHURiYETi

Demokratik Kongo turnuvaya en iyi üçüncü

kontenjanından katılan tek ekip. Kamerun ve

Fildişi Sahili gibi iki Afrika devi arasından bu

başarıyı yakalamaları önemli. Rakip kalelere 10 gol

atıp, kalelerinde 9 gol gördüler.

Demokratik Kongo’nun başında 2014

Ağustos’undan beri yerli hoca Florent Ibange

bulunuyor. Ibange’nin takımı iki Sierra Leone

galibiyeti bir de deplasmanda Fildişi galibiyetiyle

turnuvaya geldi. Fildişi Sahili maçında son

dakikalarda galibiyet golünü atmasalar bugün

evlerinde olacaktılar. Ebola krizi içinde debelenen

Sierra’nın grupta olması onlar için önemli bir

avantaja dönüştü.

Takımın en önemli oyuncuları defans hattında

Cedric Mongongu, orta sahada Youssouf

Mulumbu ve Cedric Makiadi, ileri hatta ise takımın

her şeyi olan Dieumerci Mbokani ve Premier

League’de oynayan yetenekli oyuncu Yannick

Bolasie. Mbokani’nin sırtındaki yükü Yannick

Bolasie biraz olsun hafifletti. Fakat Mputu gibi

bir oyuncudan yoksun olacaklar. Özellike orta

alanda Mulumbu’nun takımına ne katacağı

çok önemli. Premier League’te zaman zaman

olağanüstü bireysel performanslar sergileyen

oyuncu Demokratik Kongo’nun en kilit oyuncusu

konumunda. İlginç gol sevinciyle tüm dünyanın

dikkatini çeken 38 yaşındaki kaleci Kidiaba da

Ekvator Ginesi’ne getirildi. Kidiaba, sempatik

tavırları dışında topu oyuna çok iyi sokmasıyla

ve sahadaki profesyonel duruşuyla takım

arkadaşlarına büyük güven aşılayan bir oyuncu

görevi üstleniyor.

Demokratik Kongo çok kırılgan bir yapıya

sahip. Öne geçtikleri maçlarda büyük sıkıntılar

yaşayabiliyorlar. Geriye düştüklerinde de reaksiyon

göstermede pek başarılı değiller. Mevcut kadro ve

oyun nazarında bu gruptan çıkmaları bile önemli

bir başarı olacaktır. Son turnuvaya renk katmayı

başarmışlardı fakat oyun olarak pek bir şey vaat

etmiyorlar.


KiLiT OYUNCU

Dieumerci Mbokani

Standard Liege, Anderlecht ve son

olarak giydiği Dinamo Kiev formalarıyla

belli bir standart tutturmayı başaran

ve daha önemlisi hiçbir zaman

kupalardan uzak kalmayan Mbokani’nin,

Ekvator Ginesi’nde de farklı bir amacı

olmayacak. Golcü oyuncunun işi çok

kolay gözükmüyor ama Premier League

patentli isimlerden Yossouf Mulumbu

ve Yannick Bolasie’nin yardımı yükünü

hafifletecektir.

EMRE GÜRKAYNAK


C

GRUBU

19 Ocak 18.00 Gana - Senegal

19 Ocak 21.00 Cezayir - G.Afrika

23 Ocak 18.00 Gana - Cezayir

23 Ocak 21.00 G.Afrika - Senegal

27 Ocak 20.00 G.Afrika - Gana

27 Ocak 20.00 Senegal - Cezayir

Gana

Senegal

Cezayir

Güney Afrika


CEZAYiR

Turnuvanın bir numaralı favorisi Cezayir

elemelerde beklenildiği gibi hiç zorlanmadan

organizasyonun yolunu tuttu. Gruptaki ilk

beş maçı kazanan Kuzey Afrika temsilcisi

son maçında rotasyonlu bir kadroyla Mali’ye

kaybetti.

Dünya kupasında çok önemli işler yapan

Cezayir’de Vahid Halilhodzic’in görevden

ayrılmasıyla birlikte takımın başına 11 yıldır

Lorient’i çalıştıran, Lyonlu Yoann Gourcuff’un

babası Christian Gourcuff’u getirildi. Fransız

antrenörün sırtında büyük bir yük var. Zira

tüm otoritelere göre Cezayir kupanın en büyük

favorisi.

Cezayir, turnuvadaki takımlar arasında

tartışmasız en iyi oyuncu grubuna sahip

takım. Öyle ki Nabil Ghilas, Adlene Guedioura,

Mehdi Mostefa ve Ryad Boudebouz gibi

oyuncular bile 23 kişi arasına giremedi. Bunun

yanı sıra sakatlıkları yüzünden turnuvaya

götürülemeyen Essaid Belkalem ve Mehdi

Abeid gibi oyunculardan da mahrum kalacaklar.

Cezayir’in en büyük silahı tartışmasız Valencialı

Sofiane Feghouli. 25 yaşındaki orta saha

oyuncusu takımın topu taşımada ve saha içi

yaratıcılığında en önemli oyuncu konumunda.

Defans hattında tecrübeli kaptan Madjid

Bougherra, Rafik Halliche ve tüm defansıf

faaliyetler için joker pozisyonunda olan Carl

Medjani yer alıyor. Ghoulam ve Cadamuro gibi

genç savunma oyuncularının yanı sıra tecrübeli

sol bek Djamer Mesbah da kadroda yer buldu.

Orta sahanın ortası Mehdi Lacen gibi önemli

bir futbolcuya emanet. Yacine Brahimi’ye

de ayrı bir parantez açmak lazım. Dünya

Kupası’ndan beri müthiş bir form seviyesine

ulaştı. Feghouli’yle birlikte takımın en önemli

oyuncusu kuşkusuz. Nabil Bentaleb ve Riyad

Mahrez de diğer genç oyuncular. İleri hatta

ise alışılageldiği gibi İslam Slimani ve El-Arbi

Soudani yer alıyor.

Cezayir için daha fazla bir şey söylemeye

gerek yok. Zor bir grupta da olsalar kupayı

kazanmaları gerekiyor. Aksi bütün sonuçlarda

başarısız sayılacaklar.


KiLiT OYUNCU

Yacine Brahimi

Çok değil, bir mevsim önce

düzenlenen Dünya Kupası’nda renk

olmaktan öteye gidip, başarılı sıfatını

kazanan Cezayir, Afrika Kupası

bahsi açıldığında başarılıdan ziyade

şampiyon kelimesine yakıştırılıyor.

Ishak Belfodil ve Islam Slimani

gibi kendini kanıtlamış forvetlerin

yanında Sofiane Feghouli’yi de

kadrosunda bulunduran ‘Çöl Tilkileri’

için turnuvanın kilit ismiyse Yacine

Brahimi olacağa benziyor. Porto’nun

az para çok verim formülünde,

eşittirin sağına yazılan son isimlerden

Brahimi, bu sezon gerek yerel

ligde gerek Devler Ligi’nde attığı

goller ve hücuma taşıdığı toplarla

dikkat çekiyor. Bunları Afrika’ya da

taşıyabilirse, Cezayir ile şampiyonluk

kelimesi daha da sık anılacaktır.

EMRE GÜRKAYNAK


GANA

Gana, Togo, Gine ve Uganda’nın olduğu

gruptan 1. olarak turnuvaya katıldı. Kimsenin

beklemediği kadar zorlanan Afrika’nın güçlü

ekibi organizasyon öncesi iyi sinyaller vermedi.

Takımın başına 27 Kasım 2014’te dünyaca ünlü

antrenör Avram Grant getirildi. İsrail pasaportlu

teknik adam elinde çok iyi oyuncular olduğunu

ve turnuvada sonuna kadar gitmek istediklerini

söylüyor. Eleme maçlarında kimseyi tatmin

etmeyen bir oyun ortaya koyan Gana’nın Avram

Grant’la neler yapacağı merak konusu.

Gana, 2014 Dünya Kupası’nda yaşadığı Muntari

ve Prince Boateng krizinden sonra bu oyuncuları

bir daha kadroya çağırmadı. Avram Grant da bu

konuyla ilgili bir girişimde bulunmadı. Boateng,

Muntari, Essien’in yanı sıra sakatlanan Majeed

Waris, Kwadwo Asamoah ve Jeffrey Schlupp’tan

yoksun bir kadroyla Ekvator Ginesi’ne gittiler.

Ayrıca kaleci Kwarasey, Samuel Inkoom ve

Albert Adomah gibi alışılmış isimler de 23 kişi

arasına giremedi. Gana’nın en büyük silahı

her zaman olduğu gibi kaptan Gyan Asamoah

olacak. Gyan’ın yanı sıra Andre Ayew gibi müthiş

bir futbolcuya sahipler. Oyuncu yetiştirmekte

çok zorlanmayan Black Stars lakaplı Afrika

ekibinde yine genç topçulardan kurulu bir takım

göreceğiz. Defans hattında Erciyessporlu John

Boye’nin yanı sıra bu sene Augsburg’ta çok iyi

bir performans sergileyen bek oyuncusu Baba

Rahman da yer alıyor. Christian Atsu, Wakaso

Mubarak ve Mohammed Rabiu takımın diğer

önemli ayakları.

Gana Milli Takımı yıllardır çözemediği mental

problemleri elemelerde de aşamadığını gösterdi.

Özellikle rakip takıma baskı kurma konusunda

oldukça beceriksiz durumdalar. Andre Ayew ve

Gyan Asamoah da etkisiz kalınca bir halı saha

takımı görüntüsüne bürünüyorlar. Atsu gibi

bireysel özellikleri fazla fakat kafa olarak amatör

oyuncuların varlığı Gana’nın işini zorlaştıran

etkenler. Turnuvanın en zor grubunda mücadele

edecekler. Kupanın bir numaralı favorisi Cezayir,

Güney Afrika ve Senegal’le karşılaşacaklar.

Grant’ın kısa sürede neler yaptığını hep birlikte

göreceğiz.


KiLiT OYUNCU

Asamoah Gyan

Yıllardır birlikte oynamasına rağmen

pek yaşlı olmayan kadrosunun

avantajını taşıyan Gana, bu sene de

turnuvanın favori takımları arasında.

‘Pek yaşlı olmamaları’nı sağlayan

gençlerle, takımın eskileri arasında

bağlantı kurup onlara liderlik edecek

olan kilit isimse Gyan Asamoah. 3

numaralı forvet son iki kupadaki

dördüncülüklerinden artık bir adım

daha yukarı çıkmak isteyecektir.

Al Ain’e transferiyle gözlerden

uzaklaşsa da kariyerinin en az gol

sıkıntısı yaşadığı dönemlerinden

birinde olduğunu söylemek Gyan için

yanlış olmaz. Bu formu, isteklerinin

gerçekleşmesinde anahtar olacaktır.

Hem de birçok maçı açacak bir anahtar.

EMRE GÜRKAYNAK


GÜNEY AFRIKA

Güney Afrika elemelerde müthiş bir performansla

organizasyona katılmaya hak kazandı. Son

şampiyon Nijerya’nın üçüncü olduğu grupta

Kongo’yla birlikte tur atladılar. 6 maçta 12 puan

toplayan Güney Afrika namağlup şekilde Ekvator

Ginesi’ne iniş yaptı.

Gordon Igesund’la yolların ayrılmasından sonra

2002-2004 arası milli takımı çalıştırmış olan

65 yaşındaki yerli antrenör Ephraim Mashaba

ile sözleşme imzalandı. Mashaba imzayı

atarken, Güney Afrika takımının yeniliğe

ihtiyacı olduğunu, bunun için de elinden geleni

yapacağını dile getirdi. Mashaba’nın elemelerde

oynattığı futbol herkes tarafından takdir edildi.

Takımın en önemli oyuncuları santrafor Bernard

Parker, forvet oyuncusu Tokelo Rantie, orta

sahada tecrübeli Reneilwe Letsholonyane ve

yıllardır İngiltere’de top koşturan Dean Furman

olarak göze çarpıyor. Siphiwe Tshabalala, Kagisho

Dikgacoi, May Mahlangu ve Thulani Serero gibi

önemli oyuncular kupaya götürülmedi. Afrika’nın

belki de en iyi kalecisi olan Itumeleng Khune de

uzun zamandır takıma davet edilmiyor. Güney

Afrika kadrosunda Avrupalı futbol seyircisinin

tanımadığı birçok oyuncu var fakat hali hazırdaki

takım müthiş bir saha içi yardımlaşma örneği

gösteriyor. En büyük silahları da bu olacaktır.

Bafanalar için en büyük dezavantaj ise korkunç

bir gruba düşmüş olmaları. Cezayir, Gana ve

Senegal’le boy ölçüşmeleri gerekiyor. Afrika

Uluslar Kupaları’nda bu tarz sürprizlere

çokça şahit olduysak da gruptan çıkmaları

zor gözüküyor. Yıllardır takım oyununa karşı

yıldızların devrilişini izliyoruz. Güney Afrika bunu

gerçekleştirir mi bilinmez ama son dönemdeki

üzerinde ölü toprağı olan o takımdan arınmış gibi

gözüküyorlar.


KiLiT OYUNCU

Reneilwe Letsholonyane

Tenis topuyla oynayarak kariyerinin

başlangıcını yapan Reneilwe

Letsholonyane, yaşamını futboldan

kazanamayacağını düşünen ailesine

karşı bir zafer elde edeli çok oldu.

Ülkesinin ev sahibi olduğu 2010

Dünya Kupası’nda da sahaya çıkan

32 yaşındaki Letsholonyane artık

pek genç de sayılmaz. Kadroda

milli takım formasını en çok giyen

isimlerden olmasının avantajıyla

sahaya farkının koyup, bu sefer

ailesine hediye edebileceği bir zaferin

peşine düşecektir.

EMRE GÜRKAYNAK


SENEGAL

Kamerun’la birlikte elemelerde en az gol yiyen

takım Senegal. 6 maçta toplam 1 gol gördüler

kalelerinde. O da Tunus maçında 90+4’te geldi.

Bu durum Senegal gibi yıllardır savunması

yüzünden problem yaşayan bir takım için müthiş

bir istatistik.

Senegal’in başında 2013’ten beri Afrika’yı çok

yakından tanıyan karizmatik antrenör Alain

Giresse bulunuyor. Fransız teknik adam takıma

önemli katkılar yaptı. Senegal defans oyuncusu

yetiştirmekte sıkıntı yaşayan bir ülke. Savunma

oyuncusu konusunda tüm Afrika’da da bir

problem mevcut. Bunun için birçok gerekçe

gösterilebilir. Fakat Giresse bu turnuvaya

gelirken en az gol yiyen takımı yaratmayı başardı.

Defansif anlamda çok büyük gelişme gösterdiler.

Senegal kadrosu uzun zamandır müthiş bir

hücum hattına sahip. Bu turnuvada da aynı

durumu görebiliyoruz. Moussa Sow, Mame Biram

Diouf, Sadio Mane, Dame N’Doye, Papiss Cisse ve

Moussa Konate gibi üst düzey ofansif oyuncuları

izleme şansı bulacağız. Orta sahada da ortalama

yakalamış gibi duruyor Senegal. Cheikhou

Kouyate, İdrissa Gueye ve Alfred N’Diaye gibi

önemli oyuncuları bulunuyor. Kadroya seçilen

yedi defansif futbolcudan da altısı Fransa

Ligi’nden. Cheickh M’Bengue, Lamine Sane ve

Lamine Gassama gibi kaliteli isimleri de defans

hattında göreceğiz. Bu sene Premier League’de

adından sıkça söz ettiren Diafra Sakho da

sakatlığı yüzünden kadroda yer alamayacak.

Senegal elemelerdeki iyi oyununu sürdürse de

daha fazlasına ihtiyacı var. Bitik bir Mısır ve zayıf

Botsvana onların bu değerli gol istatistiğini

yaratmalarında büyük pay sahibi. Çok güçlü bir

grupta mücadele edecekler.


KiLiT OYUNCU

Sadio Mane

Senegal’in forvet hattında Moussa

Sow ve Papiss Cisse var, Beşiktaş’taki

formuna rağmen Demba Ba yok.

Ancak konumuz bu değil. Bu sezon

Southampton’a ligde fiyakalı bir yer,

teknik direktörü Ronald Koeman’ın

yüzüne de bir gülümseme veren ekipten

22 yaşındaki Sadio Mane, Afrika Kupası

öncesi takımdaşlarından rol çalmış

durumda. 5 gol 2 asistiyle kulüp bazında

çıkışını yapan Senegalli için Afrika

Kupası, milli seviyede çıkışın adresi

olması bakımından kritik.

EMRE GÜRKAYNAK


D

GRUBU

20 Ocak 18.00 F.Sahili - Gine

20 Ocak 21.00 Mali - Kamerun

24 Ocak 18.00 F.Sahili - Mali

24 Ocak 21.00 Kamerun - Gine

28 Ocak 20.00 Kamerun - F.Sahili

28 Ocak 20.00 Gine - Mali

Fildişi Sahili

Gine

Mali

Kamerun


GiNE

Gana, Uganda ve Togo’nun olduğu grupta son

maçta bileti alan Gine, turnuvanın zayıf ekipleri

arasında yer alıyor. Son yıllarda da dişe dokunur bir

başarısı olmayan Batı Afrika ekibi için kupada maç

veya maçlar kazanmanın farklı anlamları var. 2013

yılında Gine’de başlayıp çevre ülkeleri de etkisi

altına alan ebola virüsü yüzünden 8.000’e yakın

insan hayatını kaybetti. Gine de Sierra Leone ve

Liberya’yla birlikte ebola ölümleriyle kıvranan bir

ülke.

Takımın başında Fransız hoca Michel Dussuyer

bulunuyor. 2010 yılında Gine’nin başına geçen

antrenör bir ara takımı bıraksa da tekrar geri

döndü. Ebola virüsü yüzünden iç saha maçlarının

bir kısmını başka ülkelerde oynayan milli takımın

bu kaos içerisinde turnuvaya katılması apayrı bir

önem taşıyor. Dussuyer’in de bu şartlar altında

takımın başında kalması önemli bir şahsiyete

sahip olduğunun kanıtı.

Gine’nin en önemli oyuncusu kuşkusuz

Trabzonsporlu Kevin Constant. Bunun dışında

elemelerde 5 gol atan Seydouba Soumah,

Lyonlu Mohamed Yattara, İbrahima Traore ve

Salzburg’un genç yıldızı Naby Keita ilk göze çarpan

isimler. Defans hattında tecrübeli Kamil Zayatte

bulunuyor. Ayrıca liginde zor günler geçiren

Orduspor’un futbolcusu Guy-Michel Landel de

23 kişilik kadroda yer aldı. Takımın önemli hücum

ayakları Alhassane Bangoura ve İsmael Bangoura

Ekvator Ginesi’ne götürülmedi.

Gine’nin işi oldukça zor. Gruptan çıkmaları bile

mucize olarak gözüküyor. Rakiplerini yenmek için

hem şansa hem de iyi futbola ihtiyaçları var.


KiLiT OYUNCU

Kevin Constant

Ülkede tartışma yaratan bir kararla,

2015 Afrika Kupası Elemeleri boyunca

milli formayı giymeyi reddeden Kevin

Constant’ın takım için ne kadar

önemli olduğunu bu davranışına

rağmen finallere çağrılması anlatıyor

aslında. Mali için Keita’nın ifade

ettiklerini, Gine’ye sunan Constant’ın

Trabzonspor’da formunun zirvesinde

olduğunu söylemek biraz abartı

olacaktır. Ancak uluslararası

tecrübesiyle Afrika Kupası

standartlarında takımına kritik katkı

yapabilir. Tabii elemeler mevzusu

unutulduysa.

EMRE GÜRKAYNAK


FILDIŞI SAHILI

2014 Dünya Kupası başarısızlığından sonra

tamamen yeni bir yapılanmaya giden Afrika

futbolunun son yıllardaki en büyük hayal kırıklığı

Fildişi Sahili turnuva biletini de son maçta aldı.

Kamerun dominasyonunun arkasında 10 puanla

ikinci sırada kaldılar. Bunun yanında 6 maçta 11 gol

yemiş olmaları da bir diğer eksi durum.

Takımın başında 2012 Afrika Uluslar Kupası’nda

Fildişi Sahili’ni finalde devirip Zambiya’ya tarihinin

en büyük başarısını yaşatan Herve Renard

bulunuyor. Onunla çalışan oyunculara göre

takımıyla müthiş bir ilişki kurabilme yeteneğine

sahip Renard. Fransız antrenör takımının savunma

problemini ise bir türlü çözemedi. Bu konunun

üzerine gitmesi gerekiyor.

Renard, “Altın jenerasyon”un birçok ismi

milli takıma veda etse de uzun yıllar sonra

Afrika Kupası’na Didier Drogba gibi bayrak bir

futbolcunun yanı sıra Didier Zokora, Arthur Boka,

Sol Bamba, Romaric, Gosso ve Didier Ya Konan

gibi Fildişi Sahili’yle özdeşleşmiş futbolcular da

kadroda bulunmuyor. Defans hattında Kolo Toure

ve Çaykur Rizesporlu Ousmane Viera’yı izleyeceğiz

muhtemelen. Beklerde de Saka Tiene ve Serge

Aurier gibi kaliteli isimler var. Orta sahada takımın

en önemli oyuncusu Yaya Toure’nin yanı sıra Cheick

Tiote ve Sergey Die gibi Avrupa’da önemli işler

yapmış ayaklar bulunuyor. Fildişi Sahili’nin hücum

hattı alışık olunduğu gibi oldukça şaşalı. Roma’da

müthiş bir sezon geçiren Gervinho, Afrika’nın en

iyi santraforlarından biri olan Seydou Doumbia,

Manchester City’e 28 milyon pound bonservisle

transfer olan Wilfried Bony, Lacina Traore, Max

Gradel ve tecrübeli oyuncu Salomon Kalou ofans

hattının önemli oyuncuları konumunda.

Herve Renard’ın Fildişi’sinin en büyük şansı

uzun zaman sonra bir Afrika Uluslar Kupası’na

mutlak favori olarak gelmemiş olmaları. Bu

durum üzerlerinde daha rahat bir konsantrasyon

yaratabilir. Fildişi her zaman olduğu gibi yine

şampiyonluğa oynayacaktır. Şampiyonluk için en

önemli etken de İngiltere’de dünya starı olarak

lanse edilen fakat milli takıma geldiğinde sahada

hayalet kovalayan Yaya Toure’nin sorumluluk

alması.


KiLiT OYUNCU

Gervinho

Sakin duruşu, uzun montu ve sabit

ifadeli yüzüyle yıllardır Arsenal yedek

kulübesinde ‘Mahmut Hoca’ profili

çizen Arsene Wenger, bazı konularda

iki ucu keskin bıçak olabiliyor.

Kadroya kattığı ham oyuncuları

dünya futboluna sıklıkla armağan

ettiği gibi, nadiren dışarıdan

aldığı olgun mahsulleri hoyratça

harcayabiliyor. Gervinho, ikinci gruba

dahil olan isimlerden. Ancak Fildişi

adına kilit isim olması ilginç değil,

çünkü kayıpları oynadığı İngiltere

döneminin ardından, Roma’da

eski hocası Rudi Garcia ile kendini

bulmuş durumda 27 yaşındaki isim.

Fildişi’nde Drogba’nın başını çektiği

kuşak miadını kupasız doldurmak

üzereyken; Gervinho, başta Yaya

Toure ve Wilfred Bony’nin desteğini

de alarak Ekvator Ginesi’nde

ülkesine şampiyonluk hediye etmek

isteyecektir.

EMRE GÜRKAYNAK


KAMERUN

Dünya Kupası’ndaki rezalet oyundan sonra

toparlanan Kamerun elemeleri domine edip

kupaya namağlup olarak katılmaya hak kazandı. 6

maçta 9 gol atıp kalelerinde sadece 1 gol gördüler.

Kamerun’un antrenörlüğünü Dünya Kupası’nda

hem oyuncu tercihleriyle hem de oyuna

müdahaleleriyle saç baş yoldurtan Alman

hoca Volker Finke yapıyor. Finke, oyuncularla

ilgili çok fazla problem yaşadığını defalarca

kez dile getirmişti. Özellikle Alex Song’la ilgili

de olumlu şeyler konuşmamıştı. Hiçbir eleme

maçında çağırılmayan Alex Song’u Afrika Uluslar

Kupası kadrosuna da almayan Finke, Alex Song

tarafından çok ağır bir dille eleştirildi. Hatta 27

yaşındaki oyuncu milli takımı bıraktığını açıkladı.

6 ay önceki Dünya Kupası kadrosundan 15 futbolcu

kadroya alınmadı. Finke’nin neşter operasyonu

elemelerde meyvelerini verdi. Dünyaca ünlü yıldız

Samuel Eto’o ve Fenerbahçeli Pierre Webo milli

takımı bıraktığını açıklayan oyuncular. Takımın en

önemli oyuncusu son 2 sezonda inanılmaz bir form

grafiği çizen Stephen Mbia. 28 yaşındaki Sevillalı

milli takımın kaptanlığına da getirildi. Finke’nin

ilk açıkladığı kadroda bulunmayan Aurelien

Chedjou, Ekongolo’nun sakatlanmasından sonra

kadroya dahil edildi. Bunun yanı sıra Türkiye’den

iki oyuncu daha bulunuyor: Çaykur Rizesporlu

Kweuke ve Kayseri Erciyesspor’dan Georges

Mandjeck. Elemelerde harikalar yaratan Lyonlu

forvet oyuncusu Clinton N’Jie ve Vincent Aboubakar

Kamerun’un en önemli gol ayakları. Maxim Choupo-

Moting ve Moukandjo da diğer mühim futbolcular.

Kamerun görece zayıf bir kadroyla gelmiş gibi

gözükse de çok iyi maçlar oynadılar. Kendilerine

güvenleri tam ve kupayı kazanmak istiyorlar. Genç

bir kadroya sahipler. Fildişi Sahili ile birlikte gruptan

çıkmaları olağan durum olarak karşılanacaktır.

Şampiyon olabilecek kapasiteye sahipler mi orası

belirsiz.


KiLiT OYUNCU

Stephane Mbia

Afrika’da futbol denince, kapladığı

yer haritadakinden çok daha büyük

olan Kamerun, Ekvator Ginesi’ne

‘büyük yıldız’ statüsünde bir

ismin yokluğuyla gidiyor. Ancak

ellerinde kaptanlığını Stephane

Mbia’nın yaptığı dengeli bir kadro

var. Sevilla’nın geçtiğimiz sezon

şampiyonlukla sonlandırdığı Avrupa

Ligi yolunda git gide büyüyen Mbia,

bu sezon Endülüs temsilcisinin en

hayati isimlerinden. Orta sahada

defansif ağırlıklı oynamasına

rağmen sıkça gol bulması en büyük

artısı. Önündeyse gemisini nasıl

yöneteceği konusunda bir sınav var.

Sınav sonrasında, yüzünde alışkın

olduğumuz kocaman gülümsemesini

yerleştirmiş olursa; Kamerun da

muhtemelen zafere uzanmış

olacaktır.

EMRE GÜRKAYNAK


MALi

Son maça 6 puanla girip gruptan çıkmayı

garantilemiş Cezayir’i 2-0’la geçen Mali kılpayı

turnuvaya katılmayı başardı.

Mali’nin başında 2013 yılından beri 68 yaşındaki

Polonyalı antrenör Henryk Kasperczak bulunuyor.

Oynattığı futbolla pek ışık vermeyen teknik

adamın böylesine zorlu bir gruptan çıkmak için

epey üstün bir performans sergilemesi gerekiyor.

Takımın tartışmasız en büyük oyuncusu kaptan

Seydou Keita. Milli takımı bıraktığını açıklasa

da Kasperczak’ın davetiyle tekrar geri döndü.

Aktif oyuncular arasında en akıllı Afrikalı

futbolculardan biri olan Romalı oyuncu Mali için

oldukça önemli. Sahadaki varlığı ve kaptanlığı

gösterdiği performanstan da fazlasını ifade

ediyor. Savunma hattında Diawara ve Adama

Tamboura gibi tecrübeli oyuncular yer alıyor.

Modiba Maiga ve Trabzonsporlu Mustapha

Yatabare de diğer önemli futbolcular. Ayrıca

Kayseri Erciyessporlu Yacouba Sylla da 23 kişilik

kadroda yer alıyor. Mali için en kötü gelişme

Cheick Diabate’nin sakatlanmış olması. Onu çok

arayacaklarından şüphe yok. Skora ve oyuna

direkt eden bu kadar üst düzey bir santrafordan

yoksun olmak büyük şansızlık.

Mali son yıllardaki tüm turnuvalarda Seydou

Keita liderliğinde dirençli bir takım görüntüsü

çizdi. Bu sefer de muhtemelen öyle olacaktır.

Kamerun ve Fildişi Sahili’yle aynı grupta olmaları

onlar için dezavantaj olsa da bu takımlara cevap

verecek tecrübeye sahipler. Fakat bunun için

çözmeleri gereken birçok problem mevcut.

Kaleye gitmekte zorlanıyorlar. Oyundan sık sık

kopmaları da Mali’ye özgü bir davranış değil.

Performanslarını soru işareti olarak görüyorum.

Özellikle Kamerun’la oynanacak ilk maçtan iyi bir

sonuçla çıkmaları gerekiyor.


KiLiT OYUNCU

Seydou Keita

Roma Sportif Direktörü Walter Sabatini,

aylar önce söylediği, “Keita’yı Afrika

Kupası’ndan sonra transfer edeceğiz”

sözlerinin hakikatsiz çıkmasından

memnun mudur bilinmez ama Roma

taraftarının öyle olduğu kesin. Barcelona

döneminin ardından Çin’e giden,

sonra ise Valencia ile kısa bir dönem

yaşayan Keita, tam futbol sahnesinden

silinirken, İtalya’nın başkentinden

dünyaya seslenmeye başladı. İlk yarı

itibariyle Roma’da 15 maça çıkan Keita

için Barça sonrası süreçte değişmeyen

nokta ise milli takım oldu. Onun kadar

büyük bir kahraman daha çıkarmak

için belki yıllarca bekleyecek olan Mali

için yine en büyük silah olacaktır.

Keita önderliğindeki Mali’nin son iki

turnuvada üçüncü sırayı aldığını da

unutmamak gerek.

EMRE GÜRKAYNAK

More magazines by this user
Similar magazines