Scripta 2 - Türkçe

SabanciUniv

2015/02

SABANCI

ÜNİVERSİTESİ’NİN

KURUM İÇİ

POPÜLER KÜLTÜR

YAYIMIDIR

MÜZIKLERI VE

ESERLERIYLE

YEKTA KARA

İRAN’DAN ÇIN’E

BISIKLETLE GIDILIR MI?

BÜYÜK GÖÇ:

KENYA

GÜNCEL

SANAT MI?

BEN

ALMAYAYIM

BU BIR “REUNION”

SERGI YAZISIDIR.


KULLANIM KILAVUZU

Bir sonraki ya da önceki sayfaya

göz atmak için, parmağınızı ekran

üzerinde sağa veya sola kaydırın.

Birden fazla sayfası olan makaleleri

okumak için, parmağınızı ekran

üzerinde aşağı veya yukarı kaydırın.

Ana Menü’yü görüntülemek için,

ekrana hafifçe dokunun.

2

3

Makalenin sayfa sayısını

ve kaçıncı sayfada

olduğunuzu gösterir.

Metin ve görsel alanlarda,

sol-sağ ve yukarı-aşağı

gitmek için ok yönünde

kaydırın.

Video izleyebilmek için,

ikonun üzerine dokunun.

Sayfa içinde gizlenmiş

veya yönlendirilmiş

içerik için dokunun.


ADD-DROP

1

1

Deniz Atalayer, Sanat ve Sosyal Bilimler Fakültesi’nin genç öğretim üyelerinden. Psikoloji

Programı’nda ders veriyor. Bir sohbet sırasında, Ayşe Kadıoğlu bana kendisinden ve obezite

konusundaki araştırmalarından bahsetmişti. Add-Drop köşesine Deniz’in çalışmalarını konu

etmeyi o zaman kafama koymuştum.

Deniz’le fakültenin ikinci katındaki odasında buluştuğumda karşımda eşofmanları, spor

ayakkabıları ve geriye doğru düzgünce toplanmış saçlarıyla neredeyse öğrencilerimiz kadar genç

birini görmeyi beklemiyordum. Kısa tanışma faslının ardından acelesi olduğunu söyledi.

PROJ 101 kapsamındaki çalışması için spor salonuna gitmesi gerekiyordu. Eşofmanları da bu proje

için giymişti zaten. Vakit kaybetmeden konuya girdik. PROJ 101 kapsamında, Deniz ve öğrencileri

kadınlar için çalışıyordu. Fiziksel saldırıya uğrama durumunda, bireysel savunma tekniklerini

nasıl kullanacaklarını öğreniyorlardı. Krav Maga denen bu savunma sisteminin temelinde, saldırı

anında, saldırganın zayıf anını yakalayıp bundan faydalanarak bir kaçış penceresi oluşturma

düşüncesi ve becerisi yatıyormuş. Bu tür bir çalışmanın psikoloji programında neden yapıldığını

sorabilirsiniz. Cevap şöyle: Kişinin, fiziksel şiddete uğrasa bile, karşılık verecek gücü bulabilmesi

ve bu konuda harekete geçebilmesi için zihinsel olarak önceden hazırlanması gerekiyor. İşte proje

kapsamında, öğrenciler bu zihinsel mekanizmaları da öğreniyorlardı.

DENİZ ATALAYER KİMDİR?

Deniz Atalayer’in uzmanlık alanı beyin/sinir bilim/nörobilim (neuroscience). Atalayer, lisans

diplomasını Boğaziçi Üniversitesi Psikoloji Bölümü’nden almış. 3. sınıfta nöropsikoloj, psikolojinin

biyolojisi, bilişsel psikoloji gibi alanlarda branşlaşmış. Daha sonra Florida Üniversitesi’nde,

nörobilim alanında yüksek lisans ve doktora yapmış. Doktorasını aldıktan sonra 2010-14 yılları

arasında Columbia Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde araştırmacı (postdoc) olarak çalışmış.

Yani biyografisi, disiplinlerarası çalışmaların ulaştığı noktanın bir başka güzel örneği.

SUÇ SADECE HAMBURGERLE PATATESTE Mİ?

Deniz’in araştırmalarının odak noktası, beyin fonksiyonlarının

“yemek yeme” ya da “kilo alma” ile ilişkisi. Atalayer,

beyindeki iştah kontrolü ile ilgili sistemlerin kimyasalları

ve bu sistemlerin kontrol ettiği davranışsal yansımaların

bilinmeyenlerini araştırıyor. Bu konuda, kilolu kişiler

hakkında hepimizin pek çok kez duymuş olduğunu

tahmin ettiğim bir klişeden yola çıkıyor: “Nefsine hakim

olamıyor, kendini tutamıyor.” Gerçek bu kadar basit mi?

Atalayer, hem insanlar hem de fareler üzerinde, beyindeki

yemek yeme sistemlerini yöneten mekanizmalar konusunda

çalışmalar yapmış. Araştırmalarda farelerin seçilmesinin sebebi, farelerle insanların DNA

örtüşümünün %97.5 civarında olması; şempanze ve insan DNA örtüşümünden sadece %1 daha

az. İnsanla fare beyninin kimyasalları, yapıları ortak. Beyin kimyasalları ve vücut hormonları

nasıl bir etkileşim halinde olduğu zaman obez olunuyor? Bu genetik bir bozukluk mu? Yoksa

çevresel nedenler mi temel sorun; her şey patates kızartması ve hamburgerin suçu mu?

Çevresel faktörler nasıl bir süre sonra genetik faktörlere dönüşüyor? Örneğin, siz hamileyken

birtakım gıdaları fazlaca tüketirseniz çocuğunuzun beyin kimyasalları ve vücut hormonlarının

işleyişi de ona göre şekilleniyor. Bu durum çevresel mi? Genetik mi? Deniz, bu unsurları belli bir

etkileşim aşamasından sonra birbirinden ayırmanın zor olduğunu belirtiyor. Örneğin, ABD’de okul

kantinlerinde şekerli içecek satışının durdurulması çevresel faktörlerin etkilerini ortaya çıkaran

araştırmaların bir sonucu. Beyin, çevre içinde çalışan elektro-kimyasal bir mekanizma ve çevresel

faktörleri görüp algılıyor. Atalayer, ABD’deki araştırmalarında obez olarak doğmak üzere genetiği

değiştirilmiş farelerle çalışmış.

OBEZ FARENİN AÇLIKLA SINAVI

Fareler üzerinde ilaç deneyleri yapıyor. Bir de çevresel faktörleri

değiştiriyor. Deneyde, farenin yiyeceğe ulaşması için belli bir

davranışta bulunması gerekiyor. Bunu bir malın bedeli olarak

konumlandırıyor nöroekonomi bilimi. Burnunu bir noktaya değip

çekmekten ibaret olan bu bedeli fareler çabucak öğreniyor. Obez

fare sevdiği yemeğe ulaşmak için normal farelerden çok daha uzun

süre bu bedeli ödemekten çekinmiyor. Ta ki bu bedel, yemek

başına çok pahalı bir hale getirilinceye kadar. Obez fare,

normal fareden kat be kat uzun süre bu bedel davranışı

sergilemekten kaçınmıyor. Ancak bedel yemek başına arttıkça

obez fare bedeli ödemek istemiyor, vazgeçiyor,

ve zaman içinde bu pahalı yemeği normal

fareden az yer hale geliyor, zayıflıyor. İşte

obez doğduğu halde, ekonomik koşulların

değiştirilmesiyle zayıflayan fare. Yani

genetik tanımlayıcıdır ve fakat belirleyici

olmak zorunda değildir.

BEYNİMİZİN KAÇTA KAÇINI KULLANIYORUZ?

Atalayer, obezite konusunda yaptığı araştırmaların yanı sıra, “Davranışın Biyolojik Temeli”

(bir nevi neuroscience’a giriş) ve “öğrenme” konulu iki farklı ders vermiş.

“Davranışın Biyolojik Temeli ” dersinde, beynin anatomisi ve temel işlevleri inceleniyor, beynin

biyolojik ve mekanizmal olarak nasıl çalıştığını anlatıyor. Bu konuda çok büyük hurafelerin

olduğunu, bunları duyunca öğrencilerin epey şaşırdığını belirtiyor. Bunlardan en yaygını,

“beynimizin sadece %10’unu kullandığımız” hurafesi. Deniz diyor ki: “Eğer vücudunuzun

herhangi bir parçasını bir süre kullanmazsanız o kısım küçülür. Örneğin, kol alçıya alındığında, bir

süre sonra kaslar atrofiye uğrar. Eğer beynimizin %10’unu kullanıyor olsaydık, geri kalan %90’lık

kullanılmayan kısım çürür giderdi.” Hurafelere karşı mantıklı açıklamalar yapıldığında öğrenciler

konuyu rahatça kavrıyorlarmış. Derste ayrıca, psikolojik hastalıklar, ilaç tedavisinin ne demek

olduğu gibi konular da anlatılıyor.

“Öğrenmeyi Öğrenme” dersinin de, başlığından çok net anlaşılmayabileceğini vurguluyor. Şöyle

açıklıyor: “Öğrenme işlevini çok iyi yapabilirsiniz ancak onun ne olduğunu anlayamayabilirsiniz.

Çok iyi bir şekilde öğrenebilirsiniz ancak öğrenmenin nasıl olageldiğini bilmeyebilirsiniz.”

Bunun bir paradoks gibi göründüğünü ifade ediyor: “Neden bir kere okuduğumuzda hemen

öğrenemiyoruz? Öğrenmek için neden tekrar etmek gerekiyor? Bu mekanizmanın temel

prensibinin nöronların hareketi olduğunu bilmek çok ilginç. Tekrar mekanizmasının biyolojik

bir temeli olduğunu görürsek, yani iki nöron arsında kalıcı bir iletişim ağı oluşması için

iki nöronun bu elektrokimyasal iletişimi (sinaps) defalarca gerçekleştirmesi gerektiğini

görürsek, daha iyi kavrıyoruz öğrenme olgusunu. Öğrenilmeye çalışılan o beceriye ihtiyaç olunca

nöronlar arasında bağ oluştuğu için daha kolay yapabiliyoruz. Otomatiğe geçmiş yani artık bilinçle

adım adım yönetilmek zorunda olmayan, ‘antrene’ olmuş (eğitilmiş) nöronlar hareket edince,

bunun davranışsal yansıması işte ‘öğrendim!’ dediğimiz andır. Örneğin araba kullanmak; defalarca

tekrardan sonra başlarda her adımı vitesi, debriyajı, aynayı tek tek düşüne düşüne arabayı

sürerken, tekrar sayesinde nöronlar arası kurulan güçlü bağlar sonucu, araba sürme otomatik hale

geliyor. Hatta buna bambaşka davranışları katmaktan da çekinmiyoruz; telefon kullanmak, makyaj

yapmak, sigara içmek gibi.” Deniz, bu mekanizmayı, prensipleri öğrenirsek hayat boyu öğrenmeyi

kolaylaştırabileceğimizi söylüyor.

Söyleşimiz bittiğinde, Deniz Krav Maga projesine doğru yola çıkarken ben de aklımda beyin

bilimine dair öğrendiklerimi tekrar ederek ofisime doğru yola koyuluyorum. Tekrar edelim ki,

nöronlar birbirleriyle etkileşime girsinler!

More magazines by this user