hayatimfutbol-113sayi

flyngdtchmn

hayatimfutbol-113sayi

Bölge Sorumlusu olan Ali Aydın beni almadı. Tümbunların nedeni ne biliyor musun?Büyük bir merakla dinliyorum sizi.Torpil... Bu memlekette torpil olmadan üst düzeyhakem olmanız imkânsıza yakın bir ihtimal.Torpil belki pek çok sektörde bazılarının işlerinikolaylaştırır ama hakem camiası içerisinde torpilolmadan yükselmeniz çok zor. Bakın şu isimlere...Metin Tokat-Talat Tokat, Serdar Çakır-Cüneyt Çakır,Muzaffer-Oğuz Sarvan, Mustafa-Ahmet Çakar,Yaşar Filiz-Kürşad Filiz, Şahin Taşkınsoy-BurakTaşkınsoy, Galip Bitigen-Abdulkadir Bitigen, SadıkDeda-Cem Deda, Ahmet Akçay-Tufan Akçay,Ergül-Harun Yücedağ, Onur Sorguç-Kadir Sorguç…“Hakemlik saltanata dönüştürüldü!”Tamam tamam yeter!Daha bitmez Orhan. Hasan Ceylan-Hakan Ceylan…Sürüyle. Hakem camiasının bir numaralı güdüsütorpildir. Yani bu 70 milyonluk ülkede sadecehakem yakınları mı hakemliğe karşı yetenekliolmuşlar? Mümkün değil. İçerisine gir çok daha iyianlarsın.Bak, Barış Şimşek benim eski arkadaşım. Maalesefyeteneksiz bir hakem. Kasımpaşa maçının dışındaAntalya’da da kural hatası yapmıştı. Düdükçaldıktan sonra atılan golü verdi vs. Ama nedir?Babası eski Trabzonspor yöneticisi, Baro eskibaşkanı. Hooop Süper Lig. Mete Kalkavan kaç ligmaçı yönetip FIFA Kokartı taktı? Önceden hakemyetiştirilir, kokart takılırdı. Şimdi artık kokarttakılıp hakem yetiştiriliyor! Daha bunun işte HalukUlusoycular X’çiler Y’ciler diye ayrılmışlığı var.Yönetim bugün dahi bu şekildedir. X’çi, Y’ci. Seninhaberin yoktur, bir kesimin adamı olmuşsundur.Kapı dışarı edilirsin, şunun adamı diye ama senintüm bu olup bitenlerden haberin dahi yoktur.Bülent Demirlek, Vedat Yüksel ve HakanSivriservi... Bu üç hakemin kariyerini tek bir andabitirdiler ve üçü de ailesine, çevresine ve herkese‘nedeni’ hakkında tek kelime açıklama yapamıyor.İnanın kendime yapılandan daha çok üzüldümbunlara. Bunların ikisi FIFA kokartı olan hakemler.Bülent Demirlek en son yurt dışında maçyönetmek için havaalanına gittiğinde biletlerininiptal edildiğini öğreniyor. FIFA’ya telefon açtığındaTFF’nin kendilerini şikâyet ettiğini söylüyor. Bunedir? Nasıl bir ilişki kuruyor TFF hakemleriyle?İnsanlık namına araştırılması gerekir amahakemlerin bu futbol arenasında en büyükhandikabı taraftarının olmayışıdır. Bu yüzden baskıyok ve herkes dilediğini dilediğince yapıyor, nasılolsa kimse hesap sormuyor.Neden beni her defasında listeden çıkarttılar?O kadar çok torpili olan vardı ki beki de bana hiçsıra gelmedi. Çünkü bu memlekette hakemlikbabadan oğula geçen bir saltanat haline geldi!Bu gerçeği bir kenarda tutarak belki de yeterlideğilim diye düşündüğünüz olmadı mı?14 yıllık hakem geçmişimin her senesiningözlemci raporu bende belgeli olarak mevcut.İsteyen herkese gösterebilirim. En düşük notumo da sadece iki kez 8,5 oldu. Sıklıkla 9 ya da9,5 ortalama ile yılları kapadım. Bakılabilecekolan başka bir gösterge varsa onlar da çıkıpaçıklayabilirler ama bendeki raporlar belgeli vehepsi de evimde. Dört kez ismim o listelere yazıldı.Sayısız kez bu camianın büyüklerinden zorlumaçlar sonrası tebrik mesajları aldım. Trabzon’da‘Avrupa’ya gidecek bu çocuk’ denildi. Sonuç?


Askerlik yapmayana hakemlik yokBu seninle beraber pek çok hakemin ortakproblemi. Sorun bunlarla sınırlı değildi sanırım.Biliyorsun ki askerlik her insanın bu ülkedeyapmak zorunda olduğu bir görev. Ben eşcinselolduğuma dair rapor aldım. Askerlik kâğıdınınaltında küçük bir şekilde “şu tarihlerde raporalmıştır” diye bir not var. Başka bir ayrıntı yok.İlk etapta kimse fark etmemiş olacak ki benbir süre daha hakemlik yapmaya devam ettim.Sonra bana gelip askerliğini yapmadığın için MHKiç talimatının 25. “Sağlık sorunları nedeniyleaskerlikten muaf olanlar hakemlik yapamazşeklinde” diyerek elimden lisansımı aldılar. Oysabenim sorunum sağlık sorunu değildi. Dahasısağlık sorunu olan zaten hakemlik yapamaz çünküher sene hakemler 5 doktordan heyet raporu alırsağlıklı olduğunu belgelemek için. Dahiliyecidentut da her türlü organının iyi olduğu belgelemekzorunda kalacağın her yere gidersin. Başka birsektörde olsa belki sağlık sorunu görünmez olabilirama hakemlik mesleğinde böyle bir durumunyaşanmasının imkânı yok.Peki bu tepkiye nasıl karşılık aldın?Bugün de MHK üyesi olan Turgay Güdü’ye derdimianlattım. Öyle kaba ve yüzeysel bir bakış açısı varki... Bana şunu söylediler “Ya arkadaşım bu raporualan hakemlik yapamaz hepsi bu”1993 UEFA Kupası finali Juventus-Dortmundmaçını kim yönetti biliyor musunuz?Evet. Hollandalı eşcinsel hakem JohnBlankenstein. Aynı zamanda Şampiyonlar Ligi’ninilk senelerinde Galatasaray’ın deplasmandakiSpartak Moskova maçını da yönetmişti.Bizim ülkemizde böylesine yetenekli bir hakemolsa “Askerliğini yapmadın, hakem olamazsın “diyecekler bir bakıma öyle mi?Biraz öyle. Yani eşcinsellik ile hakemlikperformansı arasında tek bir bağlantı nedir söylermisin bana?Erman Toroğlu maçlarda sizin duygusal düdükçalacağınızı iddia etmişti?Ben de onu ‘dışarıda gördüğü her kıza tecavüz müetmek istiyor’ diye cevaplamıştım. Kadınlar DünyaKupası Finali’ne düdük çalacak olsa muhtemelenErman Toroğlu güzele kıyağı çirkine kırmızıyıbasacaktı, o tamamen onun kendi karakterindenyola çıkıp sonuca varmasıdır. Yani bugün pek çokspor dalında erkekler kadınların performanslarınıdeğerlendiriyor, sorun yaşanıyor mu? Bu çok güzelkadın, kesin hakem erkekse daha başka bakardiye bir düşünce gelişiyor mu? Ayrımcılık işte bueşcinselliği olağanın dışında yorumlama biçimidir.Bilgisizlik ve cehaletin kaçınılmaz sonucu.Size telefon geldi ve o raporu görüp askerlikyapmadığın için hakemlik yapamazsın dediler.Evet.


Neden rapor aldın diye sormadılar mı?Hayır sormadılar. Bana telefonda MuhammedÖncü “Askerliğini yapmamışsın, hakem olamazsın”diyerek durumu bildirdikten sonra kurula gittim.Onara sağlık sorunum olmadığını anlatmayaçalıştım. Askerlik yapmayanların değil ‘sağlıksorunu nedeniyle’ askerlik yapmayanlarınhakemlik yapamayacağını söyledim. Gerçek buydu.Akabinde birden fazla “Sağlık sorunu yoktur”raporunu alıp onların önüne koymama rağmen“Askerlik yapmayan hakemlik yapamaz” diyerekbütün yasaları geçersiz kılıp, lisansımı elimdenaldılar. Bu karar sonrası Merkez Hakem KuruluBölge Sorumlusu Turgay Güdü’yü arayıp “Özelsorunlardan dolayı askerlik yapmadım” diyerekgerçeği ilk ona anlatmak zorunda kaldım. Eşcinselolduğumu söyledim. Beni buna mecbur bıraktılar.Nasıl bir tepki verdi?Turgay Güdü yine de güvendiğim bir insandı.İnsanlara değer verdiğini düşünüyordum veyapılan haksızlığı gidermesi için bunu söylememgerektiğini düşündüm. Ona güvendim, en büyükhatam bu oldu belki de... Süreç ilerlediği zaman“Halil İbrahim ile görüşen görev alamaz” diyetehditler savurduğu bana iletildi. Nihayetindeo gün bana kimseye söylemememi tembihledi,telefonu kapattı.Sonra ne oldu peki?Sağlıklıyım, hakemlik yapmak benim yıllarcaverdiğim emek sonucu hakkım. İdmanlaraeğitimlere devam ettim, yapmam gereken herşeyi yaptım ama bana maç vermiyorlardı. İl HakemKurulu’ndan arkadaşlara sorunca “Bizim için sorunyok, Muhammed Öncü izin vermiyor” dediler.Akabinde Turgay Güdü aradı, kurulla konuştuğunusöyledi ve bu olayı başka kimlerin bildiğini söyledi.Ben de kendisine sizin dışınızda bir de MuhammedÖncü biliyor dedim. “Kimseye bir şey söyleme”deyip telefonu kapattı. Merkez Hakem Kurulu’nadurumu izah etmişler, kararı bekliyorlarmış.Doktorların reddettiği raporKarar ne oldu peki?Her yıl Mayıs ayında gelecek sezon için hakemleratletik ve yazılı sınavdan geçer. Ben de 3 Mayıs’tasınava gittim. İl Hakem Kurulu’nda görevli AyhanKılıç elinde bir kâğıtla beni yanına çağırdı. MHK’denhakemlik yapamayacağıma dair gelen yazıyıimzalamamı istedi benden... Yine 25. madde,“Sağlık sorunları yüzünden askerlik yapamayanlarhakemlik yapamaz” önüme konuldu. Delirdim,çıldırdım. Öyle bir ısrarla hakemliğimi elimdenalmaya gayret etmişler ki “Psikoseksüel bozukluk”yazan raporu Trabzon’da 3 değişik doktoragöstermişler. Üçü de hakemlik yapmama engelbir durum olmadığını söylemesine rağmen pesetmemişler. Bunu bana sonradan İl HakemKurulu’ndan arkadaşım anlattı.Turgay Güdü’ye anlatmadın mı bu durumu?Derdimi ona anlattım ama o sadece şunu söyledi“Sağlık sorunu önemsiz, askerlik yapmayanhakemlik yapamaz Halil İbrahim”. Üstelik TahkimKurulu’na gideceğimi söyleyince “Tahkim’egidersen hakem arkadaşların, futbol federasyonuyetkilileri, herkes durumu öğrenir. Boşver hakemlikyapma, gözlemcilik yap” diye de tavsiye verdi.


Biliyor musunuz tahkim kuruluna itiraz için 300lira gerekiyordu. Bunu taksite de bağlıyorlardı.Kimse itiraz edemesin diye bunu peşin 1000 lirayaçıkardılar. Yeterince paranız yoksa eğer, haksızlığınızkarşısında itiraz etme hakkınız dahi yok!Basına nasıl yansıdı peki?O karar metninin üzerine Hakem İşleriMüdürlüğü’ne ‘hakemlik haklarımın iadesi’talebiyle var olan durumu anlatan bir dilekçeyazdım. İçerisine hastane raporu ve İl MerkezHakem Kurulu’nun “hakemlik yapamaz” kararınıda iliştirdim. Bizzat Trabzon’a giderek antetli zarfakoyduğum dilekçeyi elden teslim ettim. Kargoyaverildiğine gözlerimle de şahit oldum. Bundan ikigün sonra radyoda çalışırken arkadaşım, Fanatikgazetesinde çıkan habere bakmamı ve benimleilgili olup olmadığını sordu. Hiç unutmuyorum,13 Mayıs’tı “Eşcinsel hakem düdüğünü istiyor”yazılı Hakan Can imzalı bir haber. Haberdeismim geçmiyordu ama ayrıntılarda herkesinbeni bulması çok da zor olmadı. Habertürk’tenarkadaşlarım olan gazeteciler hemen bana ulaşıpmuhabbet ederken çaktırmadan fotoğrafımı çekipkamera ile kayda da aldılar. Bu olaydan bir günsonra haber bütün ulusal medyada yer aldı.Herkes öğreninceBelki de en önemli nokta şu:Bu haberler çıkasıya kadar eşcinsel olduğunuailen dahi bilmiyordu sanırım.Fatih Altaylı ‘Trabzonlu eşcinsel hakem HİD’ diyeyazdığı andan itibaren artık saklanacak bir tarafıyoktu. Günden güne çember daralıyordu ve ensonunda Telegol’e çıkıp derdimi anlatmak zorundakaldım. Ailemin bütün üyeleri eşcinsel olduğumutelevizyondan öğrendiler. Kendimi bildim bilelieşcinsel olduğumu bir şekilde ailemden nasılsaklarım düşüncesiyle yaşadım. Hayatımboyunca bu gerçek ile ailem arasında kaldım. Venihayetinde mesleğimi haksız bir şekilde elimdenalanların karşısında güçlü olmak için Türkiye’yetelevizyondan açıkladığım sırada öğrendiler. Ençok zoruma giden bu oldu. Hangi hakla bunu banayaparlar?Haberlerde kendini görünce ilk tepkin ne oldu?Ben haberi görür görmez Türkiye Faal FutbolHakemleri ve Gözlemciler Derneği Genel Merkezi’niaradım. Merkezin genel sekreteri ve avukatı MuratSöylemez ile görüştüm. Basın ordusu benimpeşimdeydi, ne yapacağımı da şaşırmıştım. MuratSöylemez “Seni arayanları avukatım diyerek banagönder” dedi. Ben de öyle yaptım. Çok sonraları“Avukatı sızdırmıştır” diyerek Murat Söylemez’eiftira attılar ama zaten benim onunla olan ilişkimhaberlerin basına yansımasından sonra başladı.14 Mayıs’ta ona vekalet verdim. Neredeyse buülkede yayın yapan her kuruluş bir şekilde röportajyapmak için bana ulaşma çabası içerisindeydi.Ailemi de rahatsız edecekler korkusuyla hakemlikile ilgili bir sorunu halletmek için İstanbul’agidiyorum diyerek cebimde 150 lira ile İstanbul’akaçtım. Arkadaşımda kaldım, o da taşınınca birgece sokakta yatmak zorunda kaldım.Ayşe Arman’ın sizinle röportaj yapması bir haylises getirdi. Ondan sonra TFF’nin tavrında birdeğişiklik oldu mu?Ulusal medyada böyle ses getirince deyimyerindeyse kıvırmaya başladılar. Özellikle Ayşe


Arman’ın röportajı büyük yankı uyandırdı. Tümbu olup bitenleri lütfen bir kez düşünün. Benimhakemlik lisansımı kuralları hiçe sayarak elimdenaldılar. TFF’ye gönderilen dilekçe basına sızdırıldıve özel hayatım darmadağın oldu. Hakan Canbunu bana söyledi ama mahkeme karşısında dilegetirmedi. İşsizim, 32 yıl boyunca içimde büyükuğraşlar vererek sakladığım sırrımı ve hayatımıdeğiştirecek olan gerçeği ulusal kanaldan herkeslepaylaşmak zorunda bırakılmışım...Hali hazırda 45 yaşına kadar icra etme hakkımolan hakemlik için bu olaylar sonrasında, üstelikistediğim şehirde ve istediğim zaman yenidensınava almak istediklerini iyi niyet gösterisi olarakbana sundular. İyi de bu zaten benim hakkım olanbir şeydi. Üstelik burada başka sıkıntılar var. Sorunsadece hakemlik lisansımı hukuksuz bir şekildeelimden alması değil, profesyonel hakemliğeatanmamın son senesini de bu şekilde gasp ettiler.Vereceklerse geri o hakkı da bana versinler. Halihazırda elimden hukuksuz ve ayrımcılık güderekaldıkları hakemlik lisansı için bana sınav hakkıtanımaları tüm bu yaşadıklarımı bir anda yokedecek midir?Sınava girdin mi peki?Bakın bu olaylar sonrası benim tüm psikolojiminalt üst olduğu noktada sınava nasıl gireyim?Üstelik nasıl bir sınavsa bana özel! Ben o haldenasıl sınava gireyim? Size dürüst olacağım.Benim tüm mücadelem işimi geri almak üzeresavaşmakla başladı. Sürecin sonunda geldiğim yerçok başka olsa da hayatımı devam ettirmek için işsahibi olma mücadelesiydi bu. İtirazlar, dilekçeler,yapılanlar.Yalnız 32 yıl sonra eşcinsel Halil İbrahim olarakbırakın yakın çevremi, hakemlikten atıldıktansonra başvurduğum birbirinden farklı 150 iş yerindetanınacak kadar yeniden var olma süreci kolaydeğil. Aradan geçen onca zaman sonra elbettebu süreci atlattıktan sonra kendinize, özünüzeher Allah’ın günü çevrenize yalan söylemedenyaşamak çok daha iyi ama o günler... Tehditleraldım. Ara ara bulduğum iş yerime gidemeyecekdurumda olduğum zamanlar oldu. Bir insanın14 yıl emek verdiği işini elinden alacaksın, özelhayatını basına bir şekilde servis edilmesine imkantanıyacaksın, hayatı tümden değişecek ve bugürültünün ortasında her şey doğru yapılmış olsazaten elimde olacak imkanı bana yeniden sınavlavermek gibi ‘büyük bir iyilik’ yapacaksın.Haziran ayında, bir kereye mahsus olmak üzere,sınava girememiş ya da girip de başarısız olmuşlariçin bir sınav hakkı tanıdılar. Bu da sanırım benimkendi savaşımın hakemlere olan faydası ama banadeğil. Benim zaten yasal olarak 45 yaşına kadar ilhakemliği yapma hakkım vardı. Ne ki bu? Sizlerinhukuksuzluğu yüzünden ben kendi özel hayatımıbasın önünde ifşa etmek zorunda kaldım. 12 yılboyunca çalıştığım iş yerinden kovulduğumubasın yoluyla öğrendim. İşsiz kaldığım süreçte150’ye yakın iş başvurusu yaptım, hiç birisi kabuledilmedi. Tüm bu yıkımların acısını, hali hazırdavar olan hakkımı bana sınavla yeniden vererek mikapatacaklar?Sınava girmeyeceğim mi dedin peki?Hayır, sınav filan istemiyorum. Ben MHK ileavukatımla beraber katılacağım bir toplantıtalebinde bulundum. O zaman MHK başkanı OğuzSarvan’dı. Gerçi bugün de gizli başkan yine OğuzSarvan’dır bu başka. Kurul üyeleri tatilde diye geridönüş yaptılar ve ben de Oğuz Sarvan ile iki ismindaha yeteceğini söylesem de geri dönüş olmadı birdaha. Avukatımla gelmek istememe bozulmuşlar.Bence daha çok her şeyi belgeli bir şekilde önlerine


koyacağımın korkusunu yaşadılar. Avukatımıistedim çünkü en az bir kişinin olaylara şahitlikyapmasını bekliyordum. Geri dönüş olmadı.“TFF mahkemeyi de oyalıyor”Dava açıldı. 10. duruşması geçen Aralık ayındagerçekleşti. Son durum nedir?TFF’nin avukatları geldi. Savunma şu: Biz, işteeşcinsel olduğu için değil de yetersiz olduğu içingörev vermedik. Peki biz davayı niçin açtık? Hakemolmama rağmen görev verilmediği için mi? Dahane için dava açıldığını bilmiyorlar ama kafalarındakiezber bu. Eşcinsellik değil de sorun yetersizlik.Hakemlik lisansının hukuka aykırı bir şekilde iptaledilmesi ve özel hayatın ihlalinden dolay maddi vemanevi tazminat davası açtık. Hakem değilim kiperformansım konu edilsin. Daha TFF’nin davayıniçin açtığımızdan bile haberi yok...Benim dosyam bilirkişiye gönderildi. Bilirkişibeni haklı, futbol federasyonunu haksız buldu.“Hakemlik yapabilir, hiç bir sorunu yok” denildi.Valilik İnsan Hakları Komisyonuna gittik. Orası dabeni haklı buldu ve Cumhuriyet Savcılığı’na TFFhakkında suç duyurusunda bulundu. Hakim artıktazminatı hesaplayacak ve son iki duruşmadırTFF’den maç ücretlerini istiyor, her seferindebaşka bir şey gönderiyorlar. En son duruşmadahakim neden şu maç ücretleri belgesinigöndermiyorsunuz diyor, avukatları “Ya işteamatör maç ücretleri ortalama 50 liradır” diyor.Yahu bunun belgesi yok mu resmi yazı gönderindiyor. En son artık ‘TFF’den cevap gelmediğitakdirde sorumlular hakkında suç duyurusundabulunacağı’ kararını aldı. Aslında karar aşamasınagelindi ve sonuç belli ama TFF uzattıkçauzatmaya çalışıyor.Geçtiğimiz günlerde yapılan hakem seminerindesizin üzerinizden Jaap Uilenberg’e soruyönetildi?Radikal’den bir arkadaş Uilenberg’e hür birşekilde şu soruyu sordu. “Eşcinsel olduğu içinTürkiye’de HİD’ye hakemlik yaptırılmamasıkonusunda ne düşünüyorsunuz?” Peki tercümanne dedi? Türkiye’deki iç meselelerimize onukarıştırmayalım. Yahu adama zaten 20 bin euroaylık senin iç meselelerindeki sorunları çözsündiye veriyorsun, sen üstelik tercüman olarak “İçmeselelere karıştırmayalım onu” diyorsun. Hiçkusura bakmayın, böyle embesillik olur mu?Gazeteci sormuş, tercüman araya giriyor. SonraZekeriya Alp’e soruldu, “bize ulaşan bir şeyolmadı” diyor dalga geçercesine. Bakın hemenherkes Zekeriya Alp’in ne kadar iyi bir insanolduğunu dile getiriyor. Ben de diyorum ki: Banane! Beceriksiz bir yöneticiyse iyi ya da kötü insanolmasının ne değeri var? O konumda bulunmasınısağlayan iyi ya da kötü bir insan olması mı? Türkfutbolunu yönetenlerin hiç birisi futbolcu değil,hakem camiasının başındaki ise hakem değil.Yapılan uygulamaların çoğundan Zekeriya Alp’ınhaberi yok ya da birileri açıklıyor, o da onay veriyorama neye onay verdiğinin farkında bile değil çünkübilmiyor.Taraftar desteği!Hakemlerin taraftarları yok dedik ama sizindavanız söz konusu olduğunda inanılmaz birdestek vardı.Sakarya’nın Tatangalarından tutun da St.Pauli


taraftarlarının statlarında açtıkları pankartlarakadar inanılmaz bir destek gördüğümüsöylemeliyim. Bayern Münih taraftarı bilestatlarında pankart asarak bana destek verdiler.İstanbul Büyükşehir Belediyespor’un o meşhurtaraftar grubu Bozbaykuşlar pek çok kez destekoldu. Hatta bir keresinde Beşiktaş maçında“Onun düdüğü onun kararı” pankartını içeriyepolis sokmadı. Bunların hepsine ayrı ayrı teşekkürediyorum, çünkü o kaos içerisinde bunlar kelimeningerçek anlamıyla hayati öneme sahip oldular.Beni yaşama, davama bağladılar çünkü zamaniçerisinde pes ettiğim ya da ilk açıkladığım zamanoluşan kaos ortamında ölmek istediğimi çok iyihatırlıyorum. Aslında öldüm! Yeniden dirilecekmiydim tek mesele buydu. İşte bu duyarlıinsanların desteği ayağa kalkmamda fazlasıylayardımcı oldu.Bu süreçte pek çok insan size yardım sözü verdi.Kimler bu sözünün arkasında durdu?Çok az insan. Yaptığım açıklamaların ardındanSadettin Saran beni arayıp cesaretimden dolayıkutlamıştı. Akabinde bana iş konusunda yardımdabulundu ve Radyospor’da 8 ay süreyle çalışmaimkânına sahip oldum. 8 ayın sonunda radyonungenel yayın yönetmeni “Size edebileceğimizyardım bu kadar” dedi ve Pazar sabahları yaptığımhakem günlüğü programını yayından kaldırdılar.Yine de sağolsun.Sinan Enginler, Ahmet Çakarlar, “Bu çocuğaelimden gelen yardımı yapacağım” diyerekkonuştular ama sadece konuşmakla kaldılar.Telegol’den ilginç gelecek belki ama SerhatUlueren’in bugüne kadar hep sıcak bir tavrı oldu.Arada mesajlaşırız, birbirimizin bayramını kutlarız.Diğerlerinden daha sahici ve sıcak yaklaşımıolduğunu söyleyebilirim. Bunun dışında MeldaOnur meclisten çok iyi bir destek sağladı. Beraberbasın açıklaması yaptık. Bağış Erten, Efendi Lig’detekrardan hakemlik yapmama olanak verdi. Üstelikufak tefek harçlık da kazanıyorduk. Gazoz Ligi deaynı şekilde çağırdı ama çakıştığı için onlara sadeceÇarşamba günleri hakemlik yapabildim. Bu iki liginhakemlik mesleğimi bana yeniden hatırlatmasınaolanak vermesi çok önemliydi. Manevi olarak AtillaTürker benim hep yanımda oldu. Mustafa Çulcu,Selçuk Dereli, Muhittin Boşat, Orhan Erdemir...Bunların desteğini her zaman hissettim.Şu an iş konusunda durumunuz nedir?Zete.com sitesinde haftada iki köşe yazısıyazıyorum. Nurcan Akad’ın büyük desteği oldusağolsun. Aynı şekilde Bağış Erten, EfendiLigi’nde maç yönetmemi sağladı. Harçlık niyetineyardımları da oluyor. Yine de bu liglerin banayeniden hakem olma şansı tanıması, o heyecanıyaşamak müthiş. Ama bazen tam o noktada dainsan şöyle bir düşünüyor, nereden nereye... Aslave asla bu güzel amatör ruhu küçümsemiyorumama yine de düşünmeden edemiyor insan.Temelde bugün geldiğim nokta çok başka olsada aslında benim mücadelem, işimi haksız yerekaybetmek nedeniyle başladı.İnsanlar 800-1000 liraları küçümseyebilirler amaek işleri de katarsanız biz bu miktarın kıyısındaberisinde dolaşarak yaşamımızı yıllarca idameettirdik. Bugün bunca şeyden sonra bilmekisteyenler olur diye tekrarlıyorum kazancım yineaynı oranda devam ediyor. Radyodan kovuldum,köşe yazarlığı yapıyorum. İl Hakemliği değil Efendive Gazoz Ligi’nde çok küçük meblağlar karşılığıhakemlik yapıyorum. Nihayetinde mesele hiç birsuçum günahım olmadığı halde eşcinsel olduğumiçin 14 yıllık emeğimin çöpe atılmasıydı. Yalnızbugün her kim böyle bir sorun yaşarsa lütfen banagelsin. Karşılıksız her türlü yardımı sonuna kadaryaparım. Yol yöntem bilmeyebilir, her şekildeher türlü ayrımcılığa karşı sonuna kadar onlarınyanında olurum.Aileniz nasıl etkilendi bu süreçten?Ben annemi bir daha göremeyeceğimidüşündüğüm esnada annem de beni bir dahagöremeyeceğini düşünerek “Ne olur bizden kaçma,gel oğlum” dedi açıklamalar sonrası. Bu beni çokmutlu etti. Kız kardeşim bu süreçte çok önemlirol oynadı. Eşcinselliği aileme anlattı. Ama zatenannemin tepkisi inanılmazdı “Ya ne olursa olsun


ana ne ondan bundan. O benim oğlum.” Kezahalamın yaklaşımı da unutulmazdı. “Ne olmuş?Hırsızlık mı yaptı yolsuzluk mu yaptı ne yaptı?”Ağabeyim ile Babam başlarda biraz bu gerçeğibenden değil de televizyondan öğrenmekonusunda sorun yaşasa da zamanla onlar daanlayışla karşılayıp destek oldular. 12 MayısAnneler Günü’nde ben annemi kaybettim. Herinsanın annesi şüphesiz ki çocuğuna melek gelirama burada diğer bütün annelerden ayırıyorumben onu. Böyle bir acının ne tarifi olabilir ne de birifadesi.‘O tezahürat’ı duyunca...Kitabınız var “Erkeklik Ofsayta Düşünce” isminde.Burcu Karakaş ve Bawer Çakır ile birlikte hazırlandı.Belki de eşcinsel bir insan bu ülkede neler hisseder,neler yaşar ve beklentileri nelerdir gibi pek çoksoruya cevabı bu kitapta bulabilirsiniz.Okudum ve özellikle askerlik kısmındairkildiğimi söyleyebilirim.Ben bu kitabı eşcinselliğin daha iyi bir şekildealgılanabilmesi adına herkese öneriyorum. Aynışekilde bir belgesel hazırlanıyor. Ankara SineSet yapım şirketinden uzun metrajlı bir belgeselyapmak istediklerini söylediler. Tamamenamatör bir yapım olacak. Amaçları eşcinselliğihalka anlatmak. Kendi imkanlarıyla hiç birdestek almadan bunu yapıyorlar ve artık bitirmeaşamasına geldiler. Hatta bu belgesel içerisindeSerhat Ulueren’le de konuştular. Yüzünüze gülensamimi insanlara fazla inanmayın. Kim duyarlı,kim daha çok “insan” zamanla anlıyorsunuz.Eşcinsel bir hakem olarak “İ… hakem”tezahüratınıza tepkiniz nasıl oluyor?Ben eşcinselim, “i…” değil. Seyircinin de i…liktenanladığı zaten entrika çevirmek. Bir gün maçtaseyirciler “i… hakem” diye tezahürata başladılar.Devre arası olunca tribünlere gidip “bir saniye”dedim. Herkes sustu. “Buyur hocam” dediler. “Hacıhacıyı Mekke’de, hoca hocayı tekkede, ibne ibneyidakikada tanırmış. Beni tanıdığınız için sağolun”dedim. Alkış kıyamet aldı başını gitti ama ikinciyarı kimse o tezahüratı bir daha yapmadı.Eşcinsellik bir seçim midir doğuştan gelenzorunlu bir yönelim midir?İnsan bana göre ya eşcinsel doğar ya da doğmaz.Bir insan 25 yaşına kadar heteroseksüel biryaşam sürüp “Çok sıkıldım artık ben eşcinselliğiseçeyim” diyemez. Öyle olsa bizler uzunca birdönem bu kaos içerisinde yaşam sürmektenseheteroseksüelliği seçerdik. Sonradan seçmek diyebir şey mümkün değildir. Siz hadi ben eşcinselolayım diyerek değişebilir misiniz? Belki bazılarıyıllar içerisinde bastırarak dışarıya daha sonraçıkmasını sağlamış olabilir. Bu yüzden insanlığıtehdit etmez, özenerek olunacak bir şey değildireşcinsellik. O şekilde yaratılırsın. Bu şekildedünyaya gelmiş olursun ve bu yaşamı sürersin.İnanın bana biraz olsun başka türlü olma şansımolsaydı en azından çocukluğumda, gençliğimdeonu gerçekleştirmek için sonuna kadar savaşırdım.Zamanında bu savaşın içerisine girdim, kız arkadaşedindim. Zorlasam da çok iyi bir dosttan öteyegitmedi. Pek çokları maskelemek adına evleniyorama ben o noktaya geldiğimde karşımdaki insanabu haksızlığı yapmak istemedim. Sonradan


olunacak ya da vazgeçilecek bir şey değil. Amabugün böyle olduğum için de asla utanmam,sıkılmam. Öyle ki buna itiraz edersem beni buşekilde yaratmış insana da karşı çıkmış olurumdiye de düşünürüm.“Dünyanın gerisindeyiz”Çok iyi bir Müslümanım diyorsunuz ama bütünilahi dinler eşcinselliği bir bozulma, sapma, gayriahlaki bir tutum, tabii olanın dışına çıkma vegünah olarak görür.Abimle beraber kuran kurslarına giderdik. Oradasürekli korku, dayak ve tehdit vardı. Sanırsıncennet diye bir şey yok sadece cehenneme gidipgitmeme meselesi. Zaten ağabeyim gitti, benbıraktım. O hafız olmasına rağmen eve şişlerlegeliyordu. Ailem ise beni namaza ya da duaya okadar güzel bir şekilde teşvik ediyordu ki. ŞimdiKur’an kurslarına ve hocalara baksam dindençıkardım ama aileme baktım ve ben dini dar değildindar olma yolunu seçtim. Müslümanlar derkenkast edilen kitle genelde belirsizdir. Allah beniböyle yarattıysa ben ne yapabilirim? Allah beniböyle yarattıysa sizin isyanınız kime diyorum.Dindarlardan zarar gelmez, dini darlar insanıkorkutuyor. Benim ağabeyim köyümüzünimamı, kız kardeşim ise ilahiyat fakültesinibirincilikle bitirmiş insan. Benim düşüncelerimçocukluğumda başladı. Bir çocuğun günahıne olabilir? Kim beni neyle suçlayabilir? Zorlusüreçte en büyük desteği ben az önce bireylerinitanımladığım ailemden gördüm. Hani yaratılanıyaratandan ötürü seviyorlardı? En çok da benisinirlendiren eşcinselliğin daha doğru bir şekildetoplumda algılatılması adına çaba verildiği vakit“özendirmeyin” oluyor. Böyle bir şey mümkün mü?Durduk yere “Hadi ben eşcinsel olayım” diye bir şeysöz konusu olabilir mi? Ama bu korku eşcinselliğitoplumun dışına iterek tabu haline getirip sapkınlıkolarak görülmesine yol açıyor. Bu insanlarınyaşamlarını zorlaştırıyor. Böyle doğan ve bu yaşamısürmek zorunda kalan insanlar var. Bunu toplumolarak mesele edinmek zorundayız. Sizin deyarın doğacak çocuğunuzun başına gelmeden buduyarlılığa sahip olmanız gerekiyor.Kadın ve Aileden Sorumlu Devlet Bakanı SelmaAliye Kavaf’ın “Ben eşcinselliğin biyolojik birbozukluk, bir hastalık olduğuna inanıyorum.Tedavi edilmesi gereken bir şey bence” sözleribüyük tartışma yaratmıştı. Ne düşünürsünüz?Modern toplumu ne kadar geriden takipettiğimizin bir göstergesi olsa gerek. 17 Mayıs1990’da Dünya Sağlık Örgütü (WHO) eşcinselliğihastalık kategorisinden çıkarttı. Yogyakartailkelerinin 18. maddesi de kişinin cinsel yöneliminintedavi edilemeyeceğini vurgular. Aradan geçmiş23 sene ama bakan açıklamaları bu düzeyde. Nediyebilirim ki? Dünya var oldukça bu yönelimesahip insanlar yaşamlarını sürdürecek. Bir devletingörevi azınlığa tekabül eden bu insanlarınyaşamlarını normalize etmesidir. Benim davasürecimde de iddia edildiği gibi “Pozitif ayrımcılık”değil istenilen. Diğerleri gibi bir yaşam sürmek,hepsi budur. Heteroseksüel hakem ile eşcinselhakem arasındaki farkı cinsel seçimi belirlemesin.Çok teşekkürler.


Orhan UlucaFutbol KültürüHF113ERKEKLiKOFSAYTA DÜŞÜNCEHalil İbrahim Dinçdağ’ın hikayesi Burcu Karakaş ve Bawer Çakır’ın da yardımlarıylakitaplaştırıldı. Türkiye’de eşcinsel olmanın nasıl bir şey olduğunu anlatan oldukçaiyi bir iş çıkarılmış. Çocukluğundan başlayan ve dava sürecine kadar yaşanılan herayrıntı burada var. Önemle üzerinde durulması gereken ise belki de eşcinsel olduğuiçin rapor almak zorunda kaldığı zaman yaşadıkları olsa gerek.Halil İbrahim Dinçdağ, Sivas’taki birliğine teslimolur olmaz eşcinsel olduğunu söyleyerek raporalmak için hastaneye gidiyor. Bölüğündekidoktor oldukça sıcak yaklaşıp destek olsa dakomutanlarından hastane başhekimine kadarherkesle çatışmak zorunda kalıyor. Doktorueşcinsel olduğuna inansa da rapor alması içinbaşhekim emri ile GATA’ya sevk ediliyor. Orasıkomutanın dolduracağını kıta anket formunuistiyor, bölük ise “Burada kalmadı ki ne formu.”diyerek bir oraya bir buraya savuruyor. Nihayetindetüm bu olup bitenleri Genelkurmay Başkanlığı’naşikayet ediyor ve süreci aslında daha da kötüetkiliyor. Sivas’taki bölüğü hava değişimi vererekonu GATA’ya sevk etse de o komutanın onu tanıyıpkıta anket formunu vermesi için yeniden bölüğünedönmeye zorunlu kalıyor. O çok korktuğu koğuştankaçtıkça GATA onu buraya yönlendiriyor. Gerisinikitaptan alıntı yaparak devam edelim. Nihayetindeunutulmasın ki aşağıda çekilen bütün psikolojikbaskı ve zulümlerin tek nedeni cinsel tercihininfarklı olması.


Israrla istenen kıta anket formu neden bu kadarönemliydi?Bölük komutanının senin hakkında nelerdüşündüğünü bilmek istiyorlar. Askeriyede kalıpkalmaman sakıncalı mı değil mi diye anlamak içino formu talep ediyorlardı. Malum, erkek askerdekomutanın kölesi! Yat, kalk, otur… Artık o neisterse, onu yapacaksınız. Afyon’da bir arkadaşımanlatmıştı. Bir çocuk askerlik yapmamak için“Ben eşcinselim” demiş komutanına. Komutanıda çocuğu hastaneye göndermiş. Hastaneden“Eşcinsel değildir” raporu verilince bölüktekiaskerler bununla dalga geçmeye başlamış. Ailesinehaber vermişler, “Oğlunuz askerlik yapmamak içineşcinsel olduğunu iddia etti” diye. Ailesi de çocuğabir daha memleketine dönmemesini tembihlemiş.Birliğinde komutanları da dâhil olmak üzere tümaskerler dalga geçmiş çocukla. Psikolojik ve cinselbaskı uygulamışlar. Çocuk dayanamayıp intiharetmiş. Ama kimse bunun nedenini araştırmamışbile. Olayın üstü öylece kapatılmış. ‘Eğitim zayiatı’denilmiş.Askerlik sürecine dönersek, Sivas’taki birliğinedöndüğünde günlerin nasıl geçiyordu?Beni bir çavuşla iki onbaşıya zimmetlediler. Başımabir şey gelmesin diye! Eğitimlere değil amaiçtimalara katılıyordum. Bölükte toplam beş günkaldım. Son gün hasta oldum, ateşim çıkmıştı,gözlerimi açamıyordum. Nöbetçi çavuş oyaladıbir süre. Sonra hastaneye gittik. Tesadüf üzerinebenim doktorum o gece nöbetçiydi. “Eğitim miyaptırıyorsunuz” diye kızdı yanımdaki askerlere.Ertesi sabah hastaneye yatışımı yapacağınısöyledi. Sabah oldu, gittik. On gün Sivas AskeriHastanesi’nde kaldım. Doktorum rapor vermedengöndermeyeceğini söylüyordu. Bölükten nihayetkıta anket formu geldi. Komutan “Askerlikyapabilir” yazmışNeye göre askerlik yapabileceğini yazmış?Görünüşüme göre karar vermiş herhalde. Amadoktor bana inanıyordu. Komutanı çağırdıve üçümüz konuşmaya başladık. Cinsel ilişkiesnasında çekilmiş fotoğraf istendiğini duyduğumzaman, fotomontaj yöntemiyle birkaç fotoğrafhazırlamıştım. Düşün, bu derece iğrençlikleryaptım. Doktor, komutanı eşcinsel olduğumaikna etmeye çalışıyordu. Öyle ki ikna etmek içinbahsettiğim fotoğrafları bile gösterdi. Doktorfotomontaj olduğunu biliyordu, komutansa bakıp“Tamam” dedi.Komutan, fotoğrafların fotomontaj olduğunuanlamadı mı?Hayır, anlamadı. Zaten göz ucuyla baktı sadeceve “Tamam” dedi. Böylece kıta anket formunudeğiştirdi. Erlerini sevmeyen biriydi. Baktıktansonra fotoğrafları yırtıp attık. Sonunda formudeğiştirerek “Askerlik yapması sakıncalıdır”yazdı. Ardından, doktorlar tarafından muayeneedileceğim haberi geldi. Sebep, cinsel ilişkiye giripgirmediğimi tespit etmekti.Komutan, formu doldurduktan sonra,muayeneye neden gerek duydular?Başhekim istemiş. Doktoruma, “Ne yapacaklar?”diye sorduğumda, parmakla muayene edeceklerinisöyledi. Gevşek mi sıkı mı buna bakacaklarmış..Doktor da bir şey diyemiyor, başhekim istemişçünkü. Askerlikten kurtulacaksın diye her şeyiyapıyorsun. Öyle ki doktoruma “Rapor vermenizeyardımcı olacaksa bir asker getirin, sevişeyim” bilededim. O derece yani..Doktor muayenesi nasıl oldu?Beni bir odaya aldılar. Odada iki doktor vardı.Sırayla teker teker “muayene” ettiler. Duyuyorumben bunları tabii.. Nasıl bir aşağılanmışlık, nasılbir utanç duygusu.. Anlatmam mümkün değil.Hastaneyi yakasım geldi o an. “Odana dön”dediler, döndüm. “Sinirden ağlıyordum. Doktorumsakinleştirici verdi. Raporun onaylanması içinheyete çıkacaktım. Ancak sonra ne olduysadoktorum heyete çıkamayacağımı söyledi. “Eniyisi seni Ankara’ya göndereyim, burası işi yokuşasürüyor” dedi.


Neden heyete çıkamayacağına dair açıklamayapıldı mı?Hayır, açıklama olmadı. Sonrasında ben tekrarAnkara GATA’ya sevk edildim. Kıta anket formuve doktorumun yazmış olduğu bir yazıyla beraberAnkara GATA’ya gönderildim. Trenle Sivas’tanAnkara’ya gittim. Psikiyatri bölümüne adımımıattığımda “Aa geldi” dediklerini duydum.Mağduriyetimi Genelkurmay’a şikâyet ettiğim içinAnkara GATA’daki doktorlar tarafından psikolojikbaskılara maruz kaldım. Genelkurmay’a yaptığımşikâyet sonucunda hakkımda soruşturma açılmış.Tepkileri de ondanmış.GATA’da işi uzattıkça uzatıyorlar ve yenidenSivas’taki bölüğe bir bahane uydurup göndermekistedikleri vakit araya giren Albay’ın emri ilePsikiyatri kliniğine yatırılıyorYatırıldığın servisi, biraz daha anlatabilir misin?O yüzden arada sırada konuşuyordum amakimseyle uzun uzun sohbetlere girmiyordum.Çoğu askerlikten kurtulmak istiyordu. Aralarındabiri vardı, parmaklarını koparmıştı askerlikyapmamak için. O kişi daha sonra GATA’dan firaretti. Nöbetçileri kandırmıştı. Bir başkası vardı,aşırı derecede hastaydı. Şizofrendi sanırım.Günde onlarca hap içiyordu. Bazı geceler kapılaravuruyordu. Bazen odasının kapısını kilitliyorlardı.Bir gün benden sigara istemişti. Olmadığınısöyleyince, beni tokatlamaya kalkışmıştı. Geceleriodamızın kapısının arkasına kimseler içeri girmesindiye elbise dolabı ve masa koyuyorduk. Bir başkasıbir gece benimle ilişki yaşamak istedi.Benden başka o serviste eşcinsel olduğu içinyatan iki kişi daha vardı. Onlarla sabahlarakadar ağladığımız oluyordu. Sinirlerimiz iyicebozulmuştu. Birkaç gün daha kalsaydık,çıldıracaktık neredeyse. Resmen psikolojik baskı veişkence gördük.İçeride otuz kadar hasta vardı. Çoğu askerlikyaparken akli dengesini yitirenler… Bahsettiğimyer, Ankara GATA’da polikliniklerin bulunduğu katıniki kat altındaydı. Pencereler, demir parmaklıklıydı.Dışarı çıkmak zaten yasaktı. Her an saldırabilecekhastalar vardı. Görevliler, bazılarının kapılarınıkilitliyorlardı. Gündüz, yatakhaneye giremiyorsun,kilitliyorlar. Salona benzer bir yer var oradaoturacaksın. Gezersen de orada gezeceksin.Yatıp uyumak istesen yatakhaneye giriş kapalı.Askersin çünkü. Asker muamelesi yapıyorlarhala. Belli bir saatte ışıkları kapatmak, sabah altıoldu mu uyanmak zorundasın. Askeri düzen aynışekilde devam ediyor. Odalar iki kişilikti. Hepsiaynı koridordaydı. İlk gece yataklarımız hazır değildiye o salon gibi yerde koltuklarda yattık. “Benneredeyim, niye buradayım” diye yine ağlıyordum.Tımarhane yani, resmen tımarhaneydi! Zulümetmek başka şey değil! Ben bir süre eşcinsel birarkadaşla aynı odayı paylaştım, sonra tek kaldım.Koğuştakilerle sohbetlerin oluyor muydu?Oradan bir an önce kurtulmak istiyordum.


Orhan UlucaProfilHF113DUVARAKARŞIAlmanya’da ilk defa milli olmuş yıldız bir futbolcu olan Thomas Hitzlsperger futbolubıraktıktan dört ay sonra eşcinsel olduğunu açıklayarak yeni bir tartışma başlattı.Bavyera’nın köylerinden Forstinning’de yedikardeşin en küçüğü olarak 5 Nisan 1982 yılındadünyaya geldi Thomas Hitzlsperger. Böylesinebüyük bir aile olmasının futbolcu olmasında“Kardeşlerimden ve ailemden çaldığım boş vakitlerolmasaydı bu düzeyde futbolcu olmam mümkündeğildi.” diyerek payını yadsımayacaktı yıllar sonraZeit Gazetesi’nde makale yazmaya başladığıvakit... Çocukluğunda antrenman, maç ve çiftlikevi arasında mekik dokuyan yetenekli oyuncukardeşlerin hepsinin işi olduğu vakit evin arkasındatek başına duvara karşı şut çekerek tüm zamanınıfutbola vermekten kaçınmıyordu. O kadar çok şutçekme talimi yapıyordu ki o duvarın rengini boydanboya değiştirecek ölçüde hırpaladığını anlatıyorduyıllar sonra. Belki de ‘raket’ gibi şut çekmesinintemeli kardeşlerinin dahi yetişemediği tutkusunaeşlik eden duvarla karşılıklı futbol oynadığıbu dönemlerde atılmıştı, kim bilir... Çok küçükyaşta başta futbola olan düşkünlüğü ile beraberdiğerlerinden ayrıldığı her noktada duvar onuntutkularını giderecek ve bir süre sonra da dertlerinidinleyecekti. Ne antrenman ne maç trafiğine de kardeşleri onun futbol oynama isteğineyetebiliyordu. Bu dünyada yaşadığı farklılıklarıduvara karşı yalnız başına şutlarla, konuşarak ya dasadece onu izleyerek içinde eritti.Bayern Münih altyapısına seçilirNihayetinde köydeki çiftlik evinden BayernMünih’in altyapısına doğru yolculuk kaçınılmazolur. Zira savaşçı yapısı bir yana şut tekniği herkesibüyüler. Metalik mavi Passat ile babası onuhaftada üç kez Bayern Münih antrenmanına taşır.Almanya U17 Milli Takımı’yla 2000 yılında oynanan


Dünya Kupası sonrası ise Avustralyalı bir menajer“Aston Villa’da deneme antrenmanına katılmakister misiniz?” diyerek kartını bırakır. Bayern Münihaltyapısında milli olan oyunculara başka bakılırdıve geleceğin Bayern kadrosuna ismini yazdırmışolarak görülürdü. Lakin diğer Bayernlilerin aksinetakımıyla sözleşmesi uzatılmayan ThomasHitzlsperger bu teklife sıcak bakar. O dönemdeartık haftada 6 kez Bayern Münih altyapısındaantrenmana çıkar ama bunun karşılığında aydasadece 400 avro cep harçlığı kazanabilir. Kalsaydımuhtemelen o da yaşıtları Lahm, Schweinsteigergibi oyuncularla beraber A takımına çıkacaktı amayaşam onu burada başka bir yola getirdi. O dönemvar olan ilk ve muhtemelen tek olarak kalacakkız arkadaşı ve yakınındaki birkaç dostu hariçailesine bile haber vermeden bir haftalık denemeantrenmanları için Birmingham’ın yolunu tuttu.Münih’ten Birmingham’a yolculukThomas Hitzlsperger’i ve diğer çocukları ilk günamatör takım hocası beton sahaya götürdü.Burada oyuncular duvara karşı şut çalışacaktı!Elbette gün sonunda hocası ona ‘Herman theGerman’ diyerek ‘raket’ gibi şutları olduğundandem vurup övgüyle bahsedecekti. Bir günsonra Aston Villa şut tekniğinden etkilendiğibu genç oyuncunun önüne sözleşmeyi koydu.Tekrardan Münih’e dönen genç yetenek durumuBayern Münih Menajeri Uli Hoeness’e anlatıncaBavyera ekibinin efsanesi sinirden babasınapatlayacaktı.”Böylesine orta sınıf bir takımagideceksin. Real Madrid ya da Manchester Unitedolsa neyse... Sen Bayernlisin, burada kalmalısın.”dese de 2000 yılında Hitzlsperger tasını tarağınıtoplayıp Birmingham’a doğru yola çıkar önünekonulan sözleşmeyi imzalamak için. BayernMünih’in belki çok kısa bir geç kalmışlığını AstonVilla’nın Avustralyalı scoutu iyi değerlendirmişti.Babası “Bana da söylemedi ki.” diyerek özrünüiletirken yetenekli genç oyuncu kendi kararınıkendisi vermiştir bile çoktan...Yıldızı parlıyorİngiltere’de her şey beklediğinden çok başkagelişti. Profesyonel takımın yedek kulübesindedahi oturamıyor ve daha çok onların çoraplarınıyerden kaldırıyor, formalarını yerlerineyerleştiriyordu. İlk yılında sadece bir kez Liverpoolkarşısında oyuna sonradan girer. Amatör takımdaise her hafta düzenli olarak sahadan yenikayrılırken şutlarına övgü düzen hocası ise soyunmaodasında terör estiriyordu, Thomas ise sadecesusuyordu. Buraya gelmek tek başına aldığı birkarar olmakla beraber kendisine güveniyor vezamanın geleceğini düşünüyordu. Yeni bir ülke,farklı şehir, bilmediği bir dil... Yıllar sonra kariyerzirvesinin Stuttgart’a şampiyonluğu getiren omüthiş gol mü diye sorduklarına “Hayır.” diyecektir,“Birmingham’a gidip o genç yaşta oradan çıkışyapmak, benim kariyer zirvemdir.” diyerekşampiyonluğun da ötesine koyacağı bir başarıhikâyesi başlar.


2002 yılında Aston Villa’da yaşanılan teknikdirektör değişikliği sonrası yedek kulübesinekadar yükseldi. Bir Manchester United maçında63’üncü dakikada oyuna girerek etkili şutlarındanbir kısmını taraftara ve teknik adama gösterincediğer maçta ilk 11 oynama şansını elde etti. Öyleoynadı ki maçın da adamı oldu ve yükseliş buşekilde başlamış oldu. Thomas artık çoraplarıtoplamıyordu. Taraftarlar ne zaman top onunayağına gelse ‘şut şut şut’ diyerek oyuncuya özeltezahüratlar dahi yapmaya başlamıştı.Almanya’ya dönüşBeş yıl boyunca Aston Villa forması altındataraftarın sevgilisi, kadronun as oyuncusu olupmilli takıma seçilmeyi de başardı. Artık sorusıklıkla “Bayern’e geri dönecek misin?” olurken,o kimsenin beklemediği bir şekilde Stuttgart’atransfer olarak Bundesliga’ya geçiş yaptı.Kaptanlığa kadar yükselen Thomas Hitzlsperger,2007 yılında Armin Veh yönetimi altında şampiyonolarak zirveye çıktı. Beş yıllık Stuttgart macerasıiçerisinde her şeyi yaşadı. 2006’da Dünya Kupasıheyecanı yaşadı 2008’de ise Avrupa ŞampiyonasıFinali...Yıllar önce Danimarka’da milli takım kaptanı olaraksahaya çıktığı gün başlayan ağır sakatlıklar peşinibir daha bırakmadı. Kısa sürede Lazio, WestHam United, Wolfsburg ve Everton takımlarındaboy göstererek sürekli yer değiştirmek zorundakalması futbol oynama tutkusunu elinden aldı.Futbol için oldukça erken bir yaş olan 31 yaşındaemekliliğini açıkladı. 4 ay sonra ise Almanya’nıneşcinselliğini açıklayan milli olmuş ilk yıldızfutbolcusu olarak yeni bir tartışmanın gündemineoturdu.Hitzlsperger’in mesajıEşcinsel bir futbolcunun biyografisi buşekildedir. Diğer herhangi bir futbolcudan farkıyok. Eşcinselliğin Thomas Hitzlsperger’e göretoplumda ‘yanlış’ olan algısı ona naif bir içerikkazandırmaktır. Maço sporu olarak algılananfutbol ile eşcinsel bir insan arasında zıtlıkolmadığını göstermektir. Alman oyuncu futbolunsert bir oyun olduğunu altını çizerken bu arenadaeşcinsellerin de diğerlerinden farklı olmadığınınaltını çiziyor. Eşcinsel olan genç oyuncularınfutbolun toplun algısındaki o sert imajınınkorkutmaması gerektiğinin altını çiziyor. Rekabetinyarattığı bu zeminde oluşan sert ortamdaneşcinsellerin de diğerleri gibi nasiplendiğiniya da biçimlendirildiğini anlatıyor. Temeldecinsel yönelim farklılığından dolayı herhangi birayrımcılığa uğramamış olsa da toplumda var olaneşcinsel tipolojisinin yanlışlığına karşı kendisiniortaya koymaktan çekinmiyor. “İ… gibi vurmasa”şeklinde zayıf bir şut sonrası isyan cümlesindekieşcinsel ayrıntıyı raket gibi şutlarıyla yok ediyor.Onu Almanya içerisinde tanıyan futbolculardanbaşkanlara ve medya mensuplarına kadar herkesbilir ki en şaşalı döneminde dahi göz önündeolmaktan hoşnut olmaz. Bu nedenle reklamya da başka bir unsurdan ziyade ortaya “Beneşcinselim.” diyerek yaptığı çıkışı toplumdayeniden bir tartışmanın başlamasını hedefinigüder. Eşcinsel ile heteroseksüel futbolcuların nebiyografisinde ne de saha içi karakterinde büyükfarklılıklar bulunmadığını topluma göstermek ister.Bu açıklamanın etkisinin ne olacağını kestirmekgüç olsa da “İ.. gibi vurmasana.” yaklaşımınışimdiden çöpe attığını rahatlıkla söyleyebiliriz ziraonun şutları betonarmelerin rengini değiştirecekşiddetteydi.


Orhan UlucaProfilHF113JUSTINFASHANU’NUNTRAJİK HİKAYESİHer eşcinsel olduğunu açıklayan futbolcu Thomas Hitzlsperger gibi anlayışlakarşılanmayabiliyor. Onlardan biri de Justin Fashanu’dan başkası değil...19 Şubat 1961’de Nijeryalı bir avukatın oğlu olarakLondra’da doğdu. 2 Mayıs 1998’de bir garajıniçerisinde elektrik kablosuyla kendisini asmış birşekilde ölü bulundu. 37 yaşındaydıO, İngiltere’de siyahi bir futbolcu olarakbonservisine milyon barajını aştıran ilk futbolcuolmayı başarmıştı. Her şey 1980 yılındatakımı Norwich City ile Liverpool’un maçınıntelevizyondan verilmesi ile başladı. Tüm ülkeonun attığı o muhteşem golü konuşuyordu venihayetinde 1980 yılında BBC tarafından ‘YlınEn Güzel Golü’ olarak ödüllendirilip biraz dahagündeme taşınacaktı. O sezon Fashanu 22 golatsa da bu muhteşem vole dümeni farklı yönedoğru kırdıran etkiyi sağlayacak ve her şey çokbaşka olacaktı. Muhteşem golün yarattığı rüzgârınyanı sıra oynadığı harika sezon ve attığı 22 golBrian Clough’un tarihin efsane takımlarındanNotthingham Forest fırtınasına milyon poundbarajını geçen ilk siyahi oyuncu olmasınısağlayacak şekilde transfer ettirdi. Yeni geldiğitakımı Şampiyon Kulüpler Kupası Şampiyonluğuunvanını koruyarak onu selamlamıştı. Yeni biryeteneğin yeşermesi için her şey hazırdı amabeklenilen yıldız doğamadı.Menajeri eşcinsel olduğunu öğrenirBrian Clough yeni transfer ettiği genç yeteneğinNothingham’ın gay barlarında dolaştığı bilgisiniedinir. Eşcinsel olduğunu öğrendiği anda onutakımdan uzaklaştırır. Öyle olur ki antrenmandan


da aforoz etmesine rağmen rezerve takımıylaantrenmana çıkan oyuncusunu polis zoruylasaha dışına attırır. Ona tüm takımın önünde“Seni lanet i..! “ diye çıkışacak kadar cahildir bukonularda. Yıllar sonra başarılarıyla efsane olmuşteknik adam otobiyografisinde onun seksüelhayatını sorguladığını yanlış bulmaz ama bunudaha özel bir alanda yapmam gerekirdi diye degünah çıkartır. Tüm bu kaosun ortasında oynadığı32 karşılaşmada sadece 3 gol atabilmiştir.ArtıkFashanu için Notthingham serüveni sona ermişve sürekli şehir, lig ve hatta ülke değiştireceği yenidönemi başlamıştır.Fashanu’nun büyük hatası1982’de Notthingham’dan ayrıldıktan sonra 16farklı kulüpte daha oynar sonraki 15 yıl içerisinde.Amerika ve Kanada’da futbolculuğun yanı sıra gaybar işletmeciliğine de soyunur. 1983’de geçirdiğiağır diz ameliyatı onu kariyerinin sonuna kadarrahatsız eder. Kırılma anı ise bu 15 yılın tamda ortasına tekabül eden 1990 yılıdır. The Sun,oyuncuya eşcinsel olduğunu açıklaması için 80bin pound önerir. Fashanu şöyle düşünür: Buolabilecek en rezil gazeteye açıklayıp konuştuktansonra söylenilecek olan her şey söylenir ve bende artık huzura kavuşurum. Büyük bir hatadırbu. Fırtına kopmuştur artık. Onun üzerinden pekçok futbolcu ‘eşcinsel’ olarak yargılanır. En yakınarkadaşları onu terk eder. İngiltere’de hiç bir takımonu transfer etmek istemez artık. Beyazlar biryana siyahlar da onu ‘hain’ olarak damgalar. Bizzatayrımcılığa maruz kalmış olup dışlanmanın nasılbir duygu olduğunu çok iyi bilen renktaşları dahiona karşı diğerlerinin yanında saf tutar.Kardeşi daha fazlasını teklif ederThe Sun ona eşcinsel olduğunu açıklaması adına,aynı anne-baba’dan olma İngiliz bir ailenin evlatedindiği kardeşi John da eşcinsel olarak algılanmariskine karşılık ona TheSun’un verdiği aynı paraolan 80 bin poundu açıklama yapmamasınıiçin teklif eder lakin Fashanu’yu ikna edemez.Sürpriz olmayan sonuç ise “Benim eşcinsel birkardeşim olamaz.” diyerek belki de en büyükdarbeyi vuranlar arasına kardeşi de girer. Üç yılboyunca birinci lig takımlarında forma giyemez vetekrardan yüksek klasmana çıkmasını sağlayantransferi ise taraftarlarının ırkçı yaklaşımlarıylanam salmış İskoç kulübü Heart of Midlothiangerçekleştirir. Kulübün taraftarları yönetimeyazdığı mektupta şu satırlara yer verirler: Bizparamızın Fashanu nedeniyle kapalı duş kabinleriyapılsın diye ziyan olmasını istemiyoruz ... Tepkilerartınca burada da fazla barınamaz.Tacizle yargılanırHer yerde gündemdedir. The People, oyuncununkendilerine gelip iki milletvekili ile ilişkisi yaşadığınıve 300 bin pound karşılığı bu ilişkiyi açıklamayıteklif ettiğini iddia eder. Kardeşi tüm bu süreçiçerisinde o kadar çok şey yazılıp çizildi ki artıkyalan ve doğru birbirlerinin içerisine geçmişti diyeözetler. Sonunda bu kaosun estirdiği rüzgâradayanamaz ve ABD’ye göç eder. Marryland’daEllicot City genç takımının başına geçer. Burada17 yaşındaki bir çocuğa tecavüz ettiği gerekçesiile hakkında soruşturma açılır ve o da annesininkızlık soyadını kullanıp İngiltere’ye geri döner. Kısasüre sonra bu haber ülkesinde biraz da abartılı birşekilde yankı uyandırır. Olay tecavüzden ziyadetaciz ile ilintilidir ve ikinci dereceden tecavüzsuçlaması ile yargılanmaktadır ve fakat delilyetersizliği ile çoktan kapanmasına rağmen‘aranıyor’ damgasını yer. Sokağa çıkamaz, evindesaatlerce oturup şu mektubu yazar.“Eğer bu notu okuyorsanız ben bu yaşamıniçerisinde değilim demektir.Eşcinselliğini açıklamışbir şekilde yaşam sürmek çok zor. Ben o çocuğatecavüz etmedim. İkimiz de istedik ve beraberolduk ve fakat sonrasında benden para istedi.Vermeyince de ‘bekle sen o zaman’ diyerek çekipgitti. Peki durum buysa neden kaçtım diyorsanızeğer.. Eşcinsel kimliğimden dolayı adil bir şekildeyargılanamayacağımı düşündüm ve siz de panikhalinde insanların nasıl hareket ettiğini az çokbilirsiniz... Arkadaşlarıma ve aileme daha fazlazarar vermemek için ölmeyi tercih ediyorum.”...Ve 2 Mayıs 1998 yılında elektrik kabloları ilekendisini asarak yaşamına son verir.


Orhan UlucaProfilHF113CORNY LITTMANN:SORUN TARAFTAR DEĞİLYedi yıl içerisinde St.Pauli’yi dipten zirveye çıkaran Almanya’nın ilk eşcinsel kulüpbaşkanı Corny Littmann’ın yaşamı ve eşcinsellik üzerine düşünceleri okunmayadeğer.1952 Münster doğumlu Corny Littmann, 70’liyıllarda üniversitede okuduğu psikoloji bölümünüyarıda bırakarak eşcinsel bir tiyatro grubuylatüm Almanya’yı dolaşır. Zirvede iken bırakır.80’lerde ise Almanya’yı kasıp kavuran SchmidtsMitternachtsshow (Schmidt’in gece yarısı şovu)ile Almanya’daki popülerliğini artırır. Bu programdolayısıyla çeşitli ödüller kazanır, müzikalleryönetir, tiyatrolar kurar, barlar açar ve filmler çeker.St.Pauli’nin bu tanınmış eşcinseli, kulübe bağlılığınıda şu sözlerle anlatır: St. Pauli’yi partnerimdençok seviyorum. Onu aldattığım olmuştur amaSt. Pauli’yi asla.St.Pauli’yi kurtaran eşcinsel başkan25 Şubat 2003 tarihinde genel kurulun oylarıyla25 yıldır tribünden desteklediği kulübe eşcinseltiyatro yöneticisi Corny Littmann başkan seçilir.70’lerin sonunda başlayan homofobiye karşı savaşıbugüne kadar sürdüren Corny Littmann’ın cinselkimliği yaklaşık 40 yıldır Almanya içerisinde bilinir.Politikaya da atılmış ve eşcinseller için gereklireformların yapılması adına yıllarca savaşarakmücadeleyi her alanda başarıyla gerçekleştirdiğinisöyleyebiliriz. St.Pauli’ye başkan olduğu vakit pekçokları ‘kulübün yeni maskotu’ olarak görür ama


o inanılmazı başarır. Bild’in başkan olduğu gün‘Tuntenprasident’ diyerek aşağılamaya çalıştığıLittmannen, hafif tabirle mucizeyi gerçekleştirir.Diplerde aldığı kulübü sayısız yaratıcı organizasyonsonucu borç batağından düzlüğe çıkarıp ikilig birden atlatarak borçsuz bir şekilde birinciBundesliga’ya getirerek 2010 yılında başkanlıkgörevinden istifa eder. 7 yıllık sürecin eşcinselbaşkana taktığı sıfat açık ve nettir: Kurtarıcı.2010 yılında bırakma sebebi ekonomik açıdangüçlendirip stadın pek çok kısmını yenileyip birinciBundesliga’ya getirdikten sonra daha başkageliştirecek bir ayrıntı bulamamasıdır. Uçlardayaşadığı için seveni kadar nefret edeni vardır amabir şey açık ve net olarak ortadadır: Almanya’dahiçbir insan eşcinselliğini basın önünde CornyLittmann rahatlığında yaşamamıştır. Bu tavırbazen onu kibirli yapsa da dünyaya karşı eşcinselkimliğiyle alttan alacak ortam yoktur onagöre. Almanya’da homofobiye karşı en büyükmücadeleyi vermiş ve pek çok kez Nazi örgütlerininhedefi haline gelmiş olan Corny Littmann futboldünyasında eşcinsellerin yaşadığı problemleri dedile getirerek bu konuda öncü olmuştur. Biz de buönemli şahsiyetin bu konudaki fikirlerine merceğiyaklaştırdık.CORNY LITTMANN NE DÜŞÜNÜYOR?“Kimliğinizi açıklamayın”Hamburg’un içerisinde bir banliyö semti olan St.Pauli her türlü marjinal karakterin yaşamasınaolanak veren dünya üzerindeki hoşgörüsü enyüksek insan grubunu içerisinde barındırır.Dolayısıyla burada eşcinsel başkan ya da futbolcuolmak ile Almanya ya da başka bir ülke içerisindebu kimlikleri taşımanın farklılığının bilincindedir.Bu yüzden aktif futbol hayatına devam edeneşcinsellere “Kimliğinizi açıklamayın, yaşanacakolanları kaldıramayabilirsiniz.” uyarısını yapmakzorunda kalır. Ona göre sahada en fazla sarı kartalanın, gay fıkralarına en çok gülenin eşcinsel olmaihtimali diğerlerine göre daha fazladır zira yaşamıboyunca kimliğini reddetmek zorunda kalaninsanların bu konulardaki reaksiyonu diğerlerindendaha abartılı olacaktır.


Oğuz ÖztürkBüyüteçHF113TAM BiR JOKEREskişehirspor’da dört yıl içinde 5 bölgede görev yapan Veysel Sarı, tam bir jokerfutbolcu haline geldi. Bu durum, sözleşmesinin son aylarında olan oyuncuyuİstanbul takımları için cazip hale getiriyor.Veysel Sarı, 2008 yılında Galatasaray’ın arkabahçesi olan Beylerbeyi’nde forma giymeyebaşladığında Eskişehirspor’u hiç düşünmemiştibile. Ta ki o dönemin Beylerbeyi Başkanı SinanVardar’ın Veysel Sarı’yı Rıza Çalımbay’a önerdiğigüne kadar...2009/10 sezonunda Eskişehirspor’a gelen VeyselSarı, aynı sezon Eskişehirspor’un Frank Rijkaard’ınGalatasaray’ını 2-1 yendiği maçta ‘kankası’ AlperPotuk’un yerine oyuna girdi ve bir anda 90 dakikaoyuncusu oldu. 2011-2012 sezonunda 3 bindakikanın üzerine çıkan Veysel, orta sahada AlperPotuk ile beraber uyumlu görüntüsünün yanındabirden fazla bölgede görev yapması sebebiyle‘joker’ olarak anılmaya başlandı. Veysel, geçen sezonda 2 bin dakikanın üzerine çıkmayı başardı ve takımındeğişmezlerinden oldu. 2013/14 sezonuna yönetimdeğişikliği ile giren Eskişehirspor, sezon başında kadroyukoruma kararı aldı ve bu yönde adımlar attı. VeyselSarı da kalması istenen futbolculardan biriydi ancak30 Haziran 2014 tarihinde bitecek olan sözleşmesipek hesaba katılmadı. Sezona, sözleşmesine son birsene kalan oyuncular arasında giren Veysel, devrearasının yaklaşması ile beraber transfer haberlerininde baş kahramanlarından oldu. Beşiktaş SportifDirektörü Önder Özen’in canlı yayında Veysel’inBeşiktaşlı olduğunu söylemesi, oyuncunun İstanbul’agitme hevesini bir kez daha gündeme getirdi.Akabinde Fenerbahçe, Beşiktaş, Galatasaray vehatta Kasımpaşa’nın bile Veysel Sarı ile ilgilenmeyebaşladığı yazıldı.


Kaan KoçUnutulmazHF113UNUTULAN TANRI50 yıl sonra Gareth Bale unutulacak desem ne düşünürdünüz? Trajikomik amaBale’den daha rekortmen ve çok daha iyi bir efsane unutuldu...Ekonomik şartlar eşit değerlendirildiğinde tarihinhala en pahalı transferi sayılan, lakabı “FutbolunTanrısı” olan, formasını giydiği Milan’la 3 ligşampiyonluğu yaşayan ve birçok dünya yıldızınıncirit attığı 50’li yıllarda açık ara “en iyi” gösterilenbir adamın hikayesini anlatacağız...“İşte dünya şampiyonu!”16 Temmuz 1950 günü her şey turnuvaya evsahipliği yapan Brezilya lehineydi; Estádio doMaracanã tribünlerinde yaklaşık 200.000 coşkuluinsan, daha maç başlamadan “kaybeden takım”gömleğini üstünde gören Uruguay halkı veürkütücü bir hücum gücüyle Brezilya... Uruguaylılarhariç, o gün oradaki herkes zaten kendilerininolan Dünya Kupası’nı kaldırmak için hakemGeorge Reader’ın bitiş düdüğünü bekliyordu.Santra önemsizdi çünkü ülke gazetelerinden OMundo bile, maç günü erken baskısında millitakım oyuncularının fotoğrafını koyup üstüne“İşte Dünya Şampiyonu” yazmış ve kazananı ilanetmişti.Maçtan önce bir Rocky sahnesi çekiliyordu sankiUruguay soyunma odasında; kaptan ObdulioVarela, O Mundo’nun bir sürü kopyasını alıpbeton zemine saçmış ve takım arkadaşlarınasöylenebilecek tek cümlenin manşette yazıldığınıgöstermişti; “İşte Dünya Şampiyonu” Brezilya...Teknik direktör Juan Lopez girdi sonra içeri;


“savunma” diyordu Lopez, “Brezilyalılara karşıtek şansımız var, o da iyi kapanmak ve savunmadisiplininden kopmamak!” Daha önce İspanya veİsveç gibi takımları ağır üstünlük kurarak geridebırakan Brezilya’ya karşı Lopez’in bu önerisitakımın aklına yatmıştı, başka bir çözüm yolu dagörünmüyordu ufukta. Ama kaptan Varela, JuanLopez soyunma odasından çıktıktan sonra tekrarseslendi takım arkadaşlarına:-Juancito iyi bir adam, ama bugün, onunsöylediklerini unutun. Eğer Brezilya’ya karşısavunma yaparsak, kaderimiz İspanya ya daİsveç’ten farklı olmaz! Taraftarlar, basın ve buodanın dışında bulunan dünyadaki herkes bizibugünün kaybedeni ilan etti şimdiden... Amaunuttukları bir şey var; bugün bu finali dışarıdakilerdeğil biz oynayacağız! Hadi işimizi yapalım!Final grubunda yer alan 4 takımdan ilk ikisisahaya çıkarken arkalarında bıraktığı tablofutbol istatistikçileri açısından ibretlikti; Brezilya,İspanya’yı 6-1 İsveç’i ise 7-1’lik sonuçlarla ezipgeçerken, Uruguay, İspanya karşısında 2-1’den2-2’lik beraberliği zor yakalamış, İsveç’i ise maçınbitimine birkaç dakika kala attığı golle zar zor 3-2mağlup etmişti. Kısacası maç öncesi görünürdeelinde tek bir şey vardı Uruguay’ın; Varela’nınsöylediği cümle...Varela cesur bir adamdı ama sürpriz bir şeyyoktu haber değeri olmayan maçta; 1-0 Brezilyaüstünlüğüyle giriliyordu 66. dakikaya fakat o an200.000 artı 11 kişinin kalp çatalına bir top takıldı;1-1. Uruguay, bu beklenmedik golle ivmeyi dearkasına alıp 1950 Dünya Kupası’nı avuçlarına aldı.2-1 biten maçın kaderini çizen adam ilk golün sahibiikinci golün yaratıcısı olan “Futbolun Tanrısı”ydı...Tüm dünyayı terse yatıran ve Varela’yı tarihsayfalarına mahcup etmeyen bir efsane çıkmıştımeydana ve tek bir kelimeyle özetlenir halegetirmişti her şeyi; Maracanazo. Yani Maracana’daBrezilya Milli Takımı ya da Flamengo, Vasco daGama, Fluminense ve Botafogo’ya karşı oynayıptahmin edilemez bir galibiyet alan “küçük”takımların zaferi...


“Zengin değilim...”Uruguay kalecisi Roque Maspoli, “bütünstatta tek çıt çıkmıyordu” diyordu ilk goldensonra gördüklerini anlatırken; “ve biliyordukki, Brezilya kaybetme korkusunu iliklerindehissediyordu.” İtalyan bir anne ve Paraguaylı birbabanın oğlu olan Futbol’un Tanrısı ise yıllar sonra,ölmeden birkaç yıl önce tam 22 Kasım 2002’deşu cümleyi söylüyordu o günle ilgili; “Daha önceoynadığımız hazırlık maçlarında bile bize en az 3-4fark atıyorlardı ama o gün Tanrı, Brezilya’nın biziyenmesini istemedi.”28 Temmuz 1925’te doğan ve Montevideo’nunmühim takımlarından Penarol’de denemeyeçağrılmadan önce bir ekmek fırını ve alüminyumfabrikalarında çalışan o efsanenin adı bu aralarUruguay dışında pek bilinmiyor. Ama bir gerçek varki, o adam “İçe kat eden forvet nasıl oynamalı?”adlı en kusursuz tezin yazarı hala. Tarih kitaplarınınen kalın harfli gollerini atması tesadüf değil buyüzden. Attığı bir başka gol yine sonsuza dekkayıtlardan göz kırpacak mesela. Otoritelertarafından “gelmiş geçmiş en iyi maç” sayılan 1954Dünya Kupası Yarı Final karşılaşmasında, uzatmadakikalarında Macaristan’a elenen Uruguay’ın 2golünden birinde yine onun kramponu inlemişti.1950’de kupayı nerdeyse tek başına kaldıranefsane için o sıralar birçok sansasyonel takımrekor transfer tekliflerinde bulunmuştu takımıPenarol’e. Roma yarım milyon pesoluk tekliflegelmiş, Juve ise o adamı transfer etmesi içinMontevideo şehrine Fiat’ın patronu GianniAgnelli’yi yollamıştı. Fakat o yıllarda transfergerçekleşmedi çünkü kulübü Penarol onu bırakmakistemiyordu henüz. Ama 1954’teki kupadan sonraartık Penarol’ün yapacağı bir şey kalmamıştı elde;Milan, Uruguay kulübünün kapısını o zamanınrekor parasıyla tıklattı: 72.000 pound. İtalyankulübü ayrıca oyuncunun cebine de 23.000pound koyup Milano’ya götürdü onu. 1954’tedünya futbol tarihinin rekor fiyatlarından birineimza atarak Milan’a transfer olan ve oradaykenvatandaşlık alıp İtalya Milli Takımı’nda da oynayanUruguaylı, 1960’da Roma’ya transfer oldu ve 2 yılsonra ülkesine dönüp Penarol ve Uruguay MilliTakım’ında 1’er yıl teknik direktörlük yaptı...Futbol’un Tanrısı, 2006 Dünya Kupası’nın açılışınıyapacaktı fakat turnuvadan 4 yıl önce, 77 yaşındaformasını çıkartıp askıya astı ve aramızdanayrıldı. “Zengin değilim” diyordu Tanrı JuanAlberto Schiaffino, “ama fakir de sayılmam.”Düşünüyorum; bu cümlesiyle yalnızca “parayı” mıkast ediyordu acaba?..


Fırat TopalBanik OstravaHF113Demir Perde’ninUnutulmuş Efsaneleri #10 #6BANIK OSTRAVA113 sayıya yayılmış olan Demir Perde serisini Çekoslovakya’da 70’li ve 80’liyıllarda fırtına gibi esmiş Banik Ostrava ile bitiriyoruz.Demir Perde serisinde bugüne kadarDinamo Tiflis (Sovyetler Birliği), SlavenBratislava (Çekoslovakya), Magdeburg (DoğuAlmanya), Torpedo Moskova (SovyetlerBirliği), Ferencvaros (Macaristan), Kızılyıldız(Yugoslavya), CSKA Sofya (Bulgaristan),Dinamo Zagreb (Yugoslavya) ve Gornik Zarbze(Polonya) takımlarını inceledik. Aslında DinamoKiev ve Steaua Bükreş de bu serinin bir parçasıolabilirlerdi ama bu iki takım pek unutulmuşdeğiller ve özellikle demir perdenin yıkılmasınınardından kendi liglerinde şampiyonluklarınadevam ettikleri gibi Avrupa’da da önemlibaşarılar elde ettikleri dönemler oldu. SeriyiÇekoslovakya’nın, daha önce girmediğimizÇek tarafı ile kapatıyoruz. Bugünkü Çek


Cumhuriyeti’nin en doğusundaki kent Ostrava’nın70’lerin sonu, 80’lerin başı, hem içeride hemdışarıda büyük sansasyon yaratan takımı BanikOstrava ile.Kuruluş ve yükselişBanik Ostrava, 1922 yılında bir grup madencitarafından SK Slezská Ostrava adıyla kuruldu.Kurulduktan sonraki 10 yıl boyunca, öylemaddi imkansızlıklarla uğraştılar ki, takımınmaçlarını oynayacağı stadyumun yapımında,kuruluşta da büyük rol oynayan madencilerbizzat gelip çalışmışlar ve mesailerinden artakalan zamanlarda, bir süre sonra oturacaklarıtribünleri kendi elleriyle inşa etmişlerdir. Takımalt liglerde bir süre mücadele ettikten sonra ilkkez 1934’te Moravya-Silesya Ligi’ne yükseldi. Üçyıl sonra da bu ligde zirveye çıkarak Çekoslovakyafutbolunun en üst kademesine yükselmeyibaşardılar. Kurulduktan sonraki 15 yıl içinde 4 ligalttan başladıkları yolculuk, hedefledikleri noktayaulaşmaları ile taçlanmıştı.Çekoslovakya futbolu o sırada Prag’ın iki takımıSlavia ve Sparta tarafından adeta tam birhakimiyet altına alınmıştı. Öyle ki, 1928-1948arasında geçen 20 yılda Slavia ve Sparta dışındaşampiyon olan bir takım çıkmamıştı. Banik budönemde iki kez bir alt lige düşüp dönerken1954’te ilk büyük başarısını elde ederek, şampiyonSparta Prag’ın ardından ligi 2. sırada bitirdi. Busırada isimlerini Banik Ostrava olarak, bugünkühaline değiştirmişlerdi. 1959’da, bugün halamaçlarını oynadıkları Bazaly Stadyumu’nageçtikten sonra 1965/66 sezonunda bir kez daha2. lig macerası yaşadılar ama dönmeleri hiç 1sezondan fazla sürmüyordu. 1970’ler ise onlarınaltın yıllarının başlangıcı olacaktı.Altın dönemBanik Ostrava, 1973’te kulüp tarihinin ilk üstdüzey kupasını kazandı ve ÇekoslovakyaKupası’nı müzesine götürdü. O zamanlarSlovak ve Çek bölgelerinden finale kalan ikitakım finali oynuyor ve şampiyonu belirliyordu.Banik, finalde Kosice’yi 2 maç sonunda mağlupederek kupayı kazandı. 1973/74’te Avrupa KupaGalipleri Kupası, 1974/75’te de UEFA Kupası’nakatılan Banik Ostrava her iki macerasında dakupayı daha sonra şampiyon olarak bitirecekFC Magdeburg ve Borussia Mönchengladbach’aelenmiştir. Avrupa’daki bu başarılara rağmentakım 1974/75 sezonunda ligi 13. sırada bitirdive küme düşmekten averajla kurtuldu. EfsaneSparta Prag ise 2. ligin yolunu tutmuştu. Kimseonlardan bir sene sonra büyük bir performansbeklemiyodu ama kaderi değiştiren Skoda Plzen(bugünkü Viktoria Plzen) ile yaptıkları hocadeğişimi oldu. Plzen’in hocası Jiří Rubáš, Banik’inbaşına geçerken, Banik hocası Tomáš Pospíchal,Plzen kentinin yolunu tuttu. Bu değişiklik liginikinci yarısında büyük bir etki yaptı ve takım,kulüp tarihinin ilk şampiyonluğunu elde etti. Netesadüf ki, ligin son haftasına lider Slavia Prag’ın1 puan arkasında girerek, eski hocası Pospichal’ıntakımı Skoda Plzen’le oynamak için Plzen’inyolunu tutan Ostravalılar orada 1-0 kazanmıştı.Slavia ise şampiyonluk şansı bulunan, 3. sıradakiSlovan Bratislava’ya 1-0 kaybedince şampiyonluğaulaşmıştı.Bu şampiyonlukta kaleci Pavol Michalík, defansoyuncuları Libor Radimec, Rostislav Vojáček veZdeněk Rygel, orta sahanın beyni Zdeněk Šreinerile forvet Verner Lička’nın büyük payı vardır kibu oyuncuların tümü, 1970’lerin başlarından,1980’lerin ortalarına kadar aralıksız Banik forması


giymişlerdir. Bu kadroyu alıp Çekoslovakya’nınyenilmez armadası yapan isim ise nev-i şahsınamünhasır kişilik Evžen Hadamczik’tirBir Çek devrimcisi Evžen HadamczikHadamczik, 22 yaşında geçirdiği ciddi sakatlıksebebiyle futbolu bırakmak zorunda kaldı. Buyüzden daha 24 yaşında teknik direktörlükkariyerine başlamıştı. 30’lu yaşlarının başındagöreve geldiği Ostroj Opava takımında 7 yıl çalıştı.Banik’i tarihinin ilk şampiyonluğuna götüren hocaJiří Rubáš, ligdeki kötü gidiş sebebiyle aralık 1977’degörevi bırakınca, Hadamczik 38 yaşındayken onunkoltuğunu devraldı. İlk 6 ayını takımı toparlamaklageçiren Hadamczik Mayıs ayında kulübe ikincifederasyon kupasını kazandırdı. İzleyen yılyaşadıkları hüsran ise büyüktü. Ligde son anakadar şampiyonluk mücadelesi yapan, kupadafinale kalan, Avrupa Kupa Galipleri Kupası’nda daSporting Lizbon, Shamrock Rovers, FC Magdeburgtakımlarını eleyerek yarı finale gelen Banik Ostrava1 ay içerisinde eli boş biçimde sezonu bitirdi. Ligiaverajla Dukla Prag’a kaptırırken, kupa finaliniLokomotiva Kosice’ye kaybeden kulüp, Avrupa’dada Fortuna Düsseldorf’un onları kupa dışınaetmesiyle sezonu kupasız kapattı. Ama bu yıkımonların yeniden ayağa kalkmaları için bir sınavdıadeta.1979/80 ve 1980/81 sezonları Banik Ostrava’nınhanedan yıllarıydı. Takım ligde üstüsteşampiyonluk yaşarken Avrupa ŞampiyonKulüpler Kupası’nda da çeyrek final oynamış veBayern Münih tarafından saf dışı edilebilmişti.1970’lerin ortalarında kurulan kadronun ortasahasına eklenen Petr Němec ve Çek futbolununyıldızlarından olacak, henüz 20 yaşındaki golcüVáclav Daněk bu başarıda büyük paya sahipti. Buçizgiyi 1981/82 ve 1982/83’te gelen 2 lig ikinciliğiizledi. Bu sürede takım kendi evinde üstüste 74maç kaybetmeyerek bir Çek rekorunun altına imzaatmıştı ki, bu rekor bugün hala kırılamamıştır.1983’te gelen ikinciliğin ardından, o sıradaÇekoslovakya Olimpik Milli Takımı’nın da teknikdirektörlüğünü yapan Hadamczik görevden ayrıldı.Takım Çek futbolunun zirvesinden aşağı inerken,Hadamczik’in yarattığı efsanenin sonu çok acıoldu. 1984 yılında, Hadamczik’in evinin garajınagirenler, 44 yaşındaki teknik adamı kendiniEvžen HadamczikVerner Ličkaasmış halde buldular. Yoğun iş stresi ve uğraştığıhastalığı onu intihara götürmüştü. Kulüp bir dahao dönemdeki şöhrete yaklaşamayacaktı bile.Banik Ostrava 1991’de Çekoslovakya Kupası’nıbir kez daha kazandı ve bu, ülke bölünenekadar müzelerine koydukları son kupa oldu. ÇekCumhuriyeti döneminde, 2003/04 sezonundaMarek Heinz’ın gol krallığıyla taçlandırdığışampiyonluk ve 1 sezon sonra kazandıkları kupa,onlar için modern dönemin tek başarıları olarakkaldı. Geçen sezon Milan Baros’un gelişi ile kümedekalmayı başaran takım, bu sezon küme düşmehattında ve geçmişine bakıp özlem duymaktanbaşka çaresi yok.

More magazines by this user
Similar magazines