ÖLDÜRTMEYECEĞİZ! - Yürüyüş

yuruyus.com

ÖLDÜRTMEYECEĞİZ! - Yürüyüş

AKP, Devrimci Tutsak YaseminKaradağ’ın“Terörist” Diyerek Tedavisini Engelliyor!www.yuruyus.comwww.yuruyus.comHaftalık Dergi / Sayı: 30312 Ocak 2012Fiyatı: 1 TL (kdv dahil)info@yuruyus.comAmerikan uşağı AKP, Grup Yorum’a saldırıyor!Saldırılar, “Bağımsız Türkiye” isteyen150 bin kişiye tahammülsüzlüktür!Bunlar intikam saldırılarıdır!300 bin kişiyle cevap vereceğiz!Yasemin Karadağ’ıÖldürtmeyeceğiz!info@yuruyus.comGrup Yorum’a saldırılara son!


ÇIKTIKitabın Adı: Büyük Direniş Kitap Dizisi 4Yayınevi: BoranDerleyen: Kenan GünyelBoran Yayınevi tarafından yayınlanan Büyük DirenişKitap Dizisi’nin 4’üncüsü BÜYÜK DİRENİŞ VEMEDYA kitabı çıktı. Büyük Direniş ve Medya kitabındaburjuva medya ele alınıyor. Büyük Direniş boyunca medyanındireniş karşısındaki rolü anlatılıyor.Oligarşinin F Tipi saldırısında oligarşininyanında doğrudan taraf oldu. Devrimcilerinyok edilmesi için kendi cephesinden saldırdı.Rolü sadece yalan haberler yapıp gerçekleriçarpıtması değildi. F Tipleri burjuva medyaaracılığıyla meşrulaştırıldı. 19 Aralık katliamınaburjuva medya aracılığıyla zemin hazırlandı.19 Aralık katliamı burjuva medya aracılığıylameşrulaştırıldı.Boran yayınevi kitap için yazdığı önsözdeburjuva medya için şöyle diyor:“Büyük Direniş boyunca oligarşiye karşıkıyasıya mücadele ederken burjuva medyanınyalan, çarpıtma haberlerine ve sansür kuşatmasınakarşı da kıyasıya bir mücadele sürdürüldü.Burjuva medyada direniş aleyhine yazılan hiçbirhaber ve yazı cevapsız bırakılmadı.Yalanların karşısında gerçeklerin savaşıverildi. Tek tek burjuva basının yazarlarınakadar yaptıkları her yalan haber suratlarına çarpıldı.Oligarşinin tüm yalan ve çarpıtmaları dahailk günden açığa çıkartılmış ve gerçekler halkaaçıklanmıştı. Tarih bugün devrimcilerin söyledikleriher sözün kanıtı olmuştur. Tarih, gerçekleribir bir ortaya çıkarttıkça burjuva medyasanki bu gerçekler bilinmiyormuş gibi haberyapıp günah çıkartıyorlar. Sanki geçmişte omanşetleri onlar atmamışlardı. Sanki katliamazemin hazırlayan, katliamı meşrulaştıran, gerçekleriçarpıtan, kopkoyu bir sansürle direnişive tecrit zulmünü halktan gizleyen onlar değilmişgibi haberler yapıyorlar.Hayır, burjuva medya kendini aklayamaz.Burjuva medya suçludur. Büyük Direniş’te oligarşininyanında taraf olmuştur ve 122 kişininkatledilmesine ortak olmuştur.Büyük Direniş ve Medya kitabı burjuva medyanın busorumluluğunun belgesidir. Kitapta yer alan belgeler direnişboyunca burjuva medyaya karşı sürdürülen mücadelenin belgeleridir.Gerçekler hiçbir zaman sonsuza kadar karartılamaz.Büyük Direniş ve Medya kitabı gerçeklerin kanıtıdır. BüyükDireniş’in kahraman şehitlerine olan sorumluluğumuzla bukanıtları kitap olarak halkımıza sunuyoruz.ÖğretmenimizKendi yapmadığın bir şeyibaşkasından istemekAHLAKSIZLIKTIR!Kararları kendi dışında gören bir sorumlumücadele önünde engeldir."Konuşmak ama yapmamakoportünizmdir.Bu kararları kendi dışında görmektir ki,BU DA ADALETSİZLİKTİR!Tel: (0-212) 251 94 35www.yuruyus.cominfo@yuruyus.comHaftalık Süreli Yerel YayınSiyasi DergiFiyatı: 1 TLSahibi ve Sorumlu YazıişleriMüdürü: Mustafa DOĞRUAdres: Katip Mustafa Çelebi Mah.Billurcu Sok. No: 20 / 2Beyoğlu/İSTANBULOfset Hazırlık: Ozan YayıncılıkAdres: Gülbahar Mah. Cemal SahirSok. Kral Apt. 7/1 B Blok No: 17Daire: 6 Mecidiyeköy / İSTANBULTel: (0-212) 216 41 78Faks: (0-212) 216 41 79Yurtdışı Büro: Vakıf EFSANEPieter de Hoochstr. 303021 CS Rotterdam/NederlandISSN: 1305-7944Baskı: Ezgi Matbaacılık-SanayiCad. Altay Sok. No: 10Çobançeşme / Yenibosna / İST.Tel: (0-212) 452 23 02Dağıtım: Turkuvaz DağıtımPazarlama San. ve Tic. A.Ş.Tel: (0-216) 585 90 00Avrupa: 4 EuroAlmanya: 4 EuroFransa: 4 Euroİsviçre: 6 FrankHollanda: 4 Euroİngiltere: £ 3Belçika: 4 EuroAvusturya: 4 EuroGerisi hayat...


İ ç i n d e k i l e r4 Amerikan uşağı AKP’nin GrupYorum’a saldırısı “BağımsızTürkiye” isteyenleredir!Vazgeçmeyeceğiz!Grup Yorum’a saldırılara son!5 Röportaj: 300 bin kişiyle cevapvereceğiz!9 12 Eylül yargılaması, AKP’nin faşistyargısının maskesidir!12 AKP’nin ‘dindar’ gençliği halkakarşı saldırılarda kullanacağıfaşist dinci gençliktir!15 AKP, işçi sınıfının düşmanıdır!19 Tarihimizden Öğreniyoruz:12 Eylül sonrasının en uzunilk grevi: Migros20 Kaçak Güreş: Tembellik, basit bir“iş yapmama” değildir mücadeleetmezsek devrimciliğimizi tüketir21 “Bunlar terörist tedavi etmeyin”Yasemin Karadağ’ıöldürtmeyeceğiz!22 Röportaj: Biz siyasi kimliğimizisavunmaya devam edecek, tedavihakkımızı gasp etmelerine izinvermeyeceğiz!26 Alman emperyalizmiTürkiye faşizmi adınadevrimcilere ceza vermeyedevam ediyor!29 Hayatın Öğrettikleri: İzmirDoğançay halkını daha iyitanıyıp, kültürlerine halklabirlikte sahip çıkmalıyız31 Özgür Tutsaklardan:Özgür tutsağın temelkitapları33 Kentsel dönüşüm değil,yerinde ıslah yapılmalıdır34 Sanatçıyız Biz: İnsanruhunun mimarı olmalıyızÜlkemizde Gençlik35 Gençliğin Gündeminden:Gücünüzü aldığınız tekyer faşizmdir!36 GençlikFederasyonu’ndan:Tarihimiz kanıtımızdır!37 Parasız eğitim, sınavsızgelecek hakkımız!İstiyoruz alacağız!(3. Bölüm)40 Liseliyiz Biz:Meşruluğumuzun gücüyletüm liselileri örgütleyecek,savaşımızı büyüteceğiz!42 Devrimci Okul: Bizkimiz? Ne istiyoruz? (2)45 Halk Düşmanı AKP: Ucuzulaşım hakkını halkınelinden çalanlar tekellerinceplerini dolduruyor47 Haberler...48 Avrupa’dakiBiz:Örgütleneceğiz,çocuklarımızın,eşlerimizin,kardeşlerimizinkatillerinden hesapsoracağız!50 Avrupa’da Yürüyüş:Hepimiz birimiz, birimizhepimiz için şiarı haykırıldı52 HHB: Uyuyan hakim değiladalettir53 Berkan54 Yitirdiklerimiz55 ÖğretmenimizGrup Yorum’a YönelikBaskılara Son!Grup Yorum, tutuklu bulunanelemanları Seçkin TaygunAydoğan’ın serbest bırakılmasıiçin her hafta Pazar günleri saat18.00’de Taksim GalatasarayLisesi önünde eylem yapmayadevam ediyorGrup Yorum Konserleri SürüyorYalova:24 ŞubatCumaSaat 20.00Bursa:25 ŞubatCumartesiSaat 20.00İzmit:26 ŞubatPazarSaat 15.00


Amerikan Uşağı AKP’nin Grup Yorum’a Saldırısı“Bağımsız Türkiye” İsteyenleredir!AKP Bağımsız Türkiye İsteyenlerden İntikam Alıyor!Vazgeçmeyeceğiz!Sayı: 303Yürüyüş12 Şubat2012AKP artık iki yanı yalanlarla, demagojilerlegizleyemiyor: Birincisi,Amerikan uşaklığı. İkincisi,halka karşı uyguladığı terör. Demokrasimaskesi artık faşist terörün üstünüörtmüyor. AB politikaları çerçevesindeyıllardır AKP yalakalığı yapmışliberal burjuva yazarlar bile AKP’ninbaskıcılığını anlatıyor. AKP’yi eleştirdiğiiçin Star gazetesinden kovulanMehmet Altan yaptığı bir röportajdaAKP için şöyle diyor: “Dostane eleştiridahi kabul edilmez hale geldi. Ayrıca,yapılan olumlu icraatları alkışlamakda yetmiyor. "Ne yapılıyorsa ilkdefa yapılıyor; bu yapılanlar yeni birTürkiye yaratıyor; bu sayede dünyabize hayran kalıyor."Yaşananlar ortada. Halk açlığıda, yoksulluğu da yaşamındanbiliyor. AKP’nin “Bölge liderliği”,“Model ülke” “Dünya bize hayrankalıyor” gibi demagojileri ne Amerikanuşaklığının ne de halk düşmanlığınınüzerini daha fazla örtemez.Amerikan elçisi Riccardone sömürgevalisi gibi çalışıyor. Türkiye’niniç ve dış politikalarına ilişkinaçıklamalar sömürge valisi tarafındanyapılıyor. AKP hükümeti halkaaçıklama yapmak yerine Amerikanelçilerine rapor veriyor.AKP’nin Amerika ve diğer emperyalistlereneredeyse satmadığıbir şey bırakmadı, “vatan-millet-Sakarya”demagojileri halkı kandırmakiçin eskisi gibi işe yaramıyor. Ancaközellikle kendi oy tabanını din sömürüsüve “büyüyen Türkiye” yalanıylakandırmayı, halkın diğer kesimlerinekarşı dinci, gerici, milliyetçi,şovenist ruh haliyle düşmanlaştırmayısürdürüyor. AKP, uşaklık ve halkakarşı saldırılarını bu tabana dayanarakyapıyor.AKP, uşaklık ve halk düşmanlığınıyalan ve demagojilerle örtemeyinceher geçen gün daha fazla saldırganlaşıyor.AKP’nin Grup Yorum’a saldırılarıda bu çerçevede. Çünkü AKPAmerikan uşaklığında sınır tanımazken,Grup Yorum 150 bin kişinin katıldığı“Bağımsız Türkiye” konseriyaptı. 150 bin kişi AKP’nin uşaklığınınkarşısında “Bağımsız Türkiye”diye haykırdı.AKP, düzen içi muhalefetini dahisustururken AKP’nin işbirlikçi,uşaklık politikaları karşısında “Bağımsızlık”diyen sadece devrimcilerdir.Onun için “Bağımsız Türkiye”diyen devrimcilere, Grup Yorum’asaldırıyor.AKP, “BAĞIMSIZ TÜRKİYE”DEMENİN İNTİKAMINI ALI-YOR.AKP’nin polisleri, Grup Yorum’ungeçen sene 17 Nisan’da Bakırköy’dedüzenlediği 150 bin kişilik“Bağımsız Türkiye” konserinden hemensonra Grup Yorum’un da içindeolduğu Halk Cephesi’nin çok sayıdakurumunu bastı. Onlarca kişiyi gözaltınaaldı. Tavır dergisi sahibi BaharKurt tutuklandı ve 1 yıla yakın zamandırtutuklu. Samsun’da GrupYorum Konseri düzenleyen 4 HalkCepheli’ye Grup Yorum konseri düzenlediğiiçin 11 yıl hapis cezası verildi.Milli Eğitim Bakanlığı’nda çalışanBerivan Doğan adında bir memurunbilgisayarında Grup Yorum’unCemo türküsü bulunduğu için “Terörörgütü propagandası yapmak”tan10 ay hapis cezası verildi. Grup Yorumüyesi Seçkin Taygun Aydoğan tutuklandıve halen tutuklu. Grup Yorum’unCemo şarkısı, "Terör örgütüfaaliyetleri çerçevesinde suç işlemeyealenen teşvik etmekle" suçlanırken,Grup Yorum üyeleri ise "örgüteüye kazandırmaya çalışmakla"suçlanıyor. En son geçtiğimiz hafta,Malatya, Dersim ve Elazığ’dan geçensene haziran ayında tutuklanan 10Halk Cepheliden 8’ine 8 ile 14 yıl arasındadeğişen cezalar verdiler. Cezagerekçelerinden birisi Grup Yorum’un150 bin kişinin katıldığı “BağımsızTürkiye” konseri için bilet satmak...Açıkça görülmektedir ki AKP,efendilerine uşaklıklarını ispatlamakiçin Grup Yorum’dan “BağımsızTürkiye” konserinin intikamınıalmaktadır. AKP’nin bu saldırıları“Bağımsız Türkiye” isteyenleredir.Grup Yorum’un türküleri ise bağımsızlığıhaykırıyor. “Amerika defol” diyor.Oysa Amerika, AKP iktidarınındaha fazla uşaklık yapmasınıistiyor. Ortadoğu’da Amerika adınadaha fazla “görev” üstlenmesini istiyor.Grup Yorum ise AKP’ninuşaklığını gün yüzüne seriyor. Vesermeye devam edecek. AKP bu türsaldırılarla ne Grup Yorum’u ne deYorum dinleyicilerini yıldıramaz.Grup Yorum’un 27 yıllık tarihi, yasaklar,baskınlar, gözaltılar, işkenceler,tutuklamalar içinde yazılmıştır.Grup Yorum’un türküleri halkın zulmekarşı, isyanının, direnişinin türküleridir.Vatanımızı emperyalistlerepeşkeş çekenlere karşı, bağımsızlık isteyenvatanseverlerin türküsüdür.Grup Yorum umudun türkülerini halkataşıyandır. Hiçbir güç Grup Yorum’ubu türküleri söylemekten vazgeçiremez.Grup Yorum’u susturamaz.Halkın Grup Yorum türkülerinidinlemesini engelleyemez. 15 Nisan2012’da yüzbinler yine Grup Yorum’labirlikte “BAĞIMSIZ TÜR-KİYE” diyecek.AKP’nin “BAĞIMSIZ TÜRKİ-YE” diyenlere intikam saldırısınakarşı 300 bin kişiyle cevap verecek.Vatanımızı emperyalistlere veişbirlikçilerine teslim etmeyeceğiz!4


RöportajAKP 150 Bin Kişilik Konserin İntikamını Alıyor!Saldırılar, “Bağımsız Türkiye” İsteyenleredir!300 bin kişiyle cevap vereceğiz!Grup Yorum’a ve dinleyicilerineyönelik yapılansaldırılarla ilgiliGrup Yorum üyesi AliAracı, Selma Altın veİbrahim Gökçek ile yaptığımızröportajları yayınlıyoruz:Yürüyüş: Özellikle İnönü konserindensonra "Grup Yorum konserdüzenleyebiliyor, eskisi gibi değilartık, baskılar, yasaklamalar kalktı..."gibi bir hava yaratılmaya çalışılıyordu,gerçek nedir? Grup Yorum'a yöneliksaldırıların azaldığı bir dönem oldumu?Ali Aracı (Grup Yorum üyesi):Doğru, İnönü konserinden sonra böylebir hava yaratıldı. İnönü konseri, 1Mayıs konseri… Art arda, bunlarböyle gelince, basında böyle bir havayaratıldı. Ama bunlar yapılırken bileörneğin, Samsun’da tutuklamalaroldu. Uzun süre hapis cezaları aldılar.Grup Yorum’a baskıların azaldığıbir dönem olmadı. Örneğin, AvrupaBirliği’ne gireceğimiz yönünde propagandalarınyapıldığı dönemde bilebaskılar azalmamıştır. Sadece biçimideğişmiştir, daha sistematik hale getirilmiştir.Örneğin, konser için resmiizin istediğimiz zaman izin verilmiyordu.Şimdi ise yasalarda böyle birşey sorun değil. Yasal izin alabiliyoruz.Fakat izin aldığımız konserleri,salonların aldığı tehditlerdendolayı düzenleyemedik. Edirneve Trabzon’da bunları yaşadık. DevamındaGrup Yorum üyeleri tutuklandı.Örneğin, Muharem (Cengiz)yakın bir zamanda tahliye oldu.Çıkartığımız bazı albümler toplatıldı.Mesala Feda albümü… Yine Yorumüyesi Seçkin (Aydoğan) tutuklandı.Baskıların, yasakların azaldığı birdönem olmadı.Gerçek şu, sadece baskının biçimideğişti. Daha sistematik hale geldi.Önceden cuntanın etkisi ile çok açıksaldırı yapılırken, bugün bunu kitabınauyduruyorlar. Sadece GrupYorum için değil, bunu bütün mücadelealanlarına uyguluyorlar. Bırakalımdevrimci müzik yapanları, çokpolitik olmayan demokratik kesimlerbile büyük baskılara maruzkalıyor.2010-İnönü KonseriO gün İnönü’de 55 bin yürektek bir ağızdan UMUDUNtürkülerini söyledikŞimdi konserler verebiliyorsak, bu AKP iktidarınındemokratlığından değil; 27 yıllık ve kendisinden de önce verilenbir mücadelenin sonucudur. Yoksa bu ülkemizde demokrasiden,özgürlüklerden söz edilemeyeceğini artık herkes biliyor.İbrahim Gökçek(Grup Yorumüyesi):Elbette GrupYorum’a yöneliksaldırılar hiç bitmedi.27 yıl boyuncaçeşitli baskılarlakarşılaştık.Albümlerimiz yasaklandı, kasetlerimizkurşunlandı, tutuklandık, dinleyicilerimizgözaltına alındı. Ve bu saldırılarhiç durmadan bugün de devamediyor. Konserlerimiz engellenmeyeçalışılıyor, şarkılarımızı dinlediği içinbirçok dinleyicimiz hakkında hapiscezaları veriliyor. Yani saldırılar azalmıyorartarak devam ediyor. İnönü,Bağımsız Türkiye konseri gibi büyükkonserleri yapabilmemiz de Türkiye'yedemokrasi vs. geldiği için değil,Grup Yorum’un 27 yıl boyuncamüziğinden, sanatından vazgeçmemesindendir.Yani büyük konserlerverebilmeyi kimse bize bahşetmedi,biz emeğimizle, yüz binlercedinleyicimizin sahiplenmesiylebaşardık.Selma Altın (GrupYorum üyesi):Konserin olabilmesininve başarısının sebeplerininerede aradığınızagöre değişir cevap.Evet, Yorum artık konserlerverebiliyorsa bunu27 yıllık bir mücadeleye borçlu. 27yıl boyunca susmayan, yılmayan,ideallerinden ve ideolojisinden vazgeçmeyen,umudunu yitirmeyen,halka umudu taşıyan ve halkımıztarafından sahiplenilen bir grubuengellemeniz mümkün değildir.Halktan yana sanat yapanlar bu za-Sayı: 303Yürüyüş12 Şubat2012ÖLDÜRTMEYECEĞİZ!5


RöportajSayı: 303Yürüyüş12 Şubat2012 Samsun’da konserdüzenleyen 4 kişiye 11 yıl hapis! Bilgisayarında Grup Yorumşarkı sözleri bulunan Eğitim-Sen’liBerivan Doğan’a 10 ay hapis! İdil Kültür Merkezi’nepolis baskını! Tavır Dergisi sahibi Bahar Kurttutuklandı! Grup Yorum üyesiSeçkin Aydoğan tutuklandı! Grup Yorum’un Cemo şarkısı,“Terör örgütü faaliyetleriçerçevesinde suç işlemeye alenenteşvik etmekle” suçlanıyor! Grup Yorum üyeleri ise“Örgüte üye kazandırmayaçalışmakla” suçlanıyor! 150 bin kişinin katıldığı“Bağımsız Türkiye İstiyoruz”konser standı açan 8 kişiye 1 ila14 yıl arasında hapis cezası verildi! GRUP YORUM’ASALDIRILARA SON!2011-Bakırköy Bağımsızlık KonseriO gün Bakırköy’de 150 vatansever“Bağımsız Türkeye” diye haykırdı!Amerikan uşağı AKP’ninsaldırısı bunadır...mana kadar sayısız baskıya uğradıama bakın Nazımların, Ruhi Sularınsavunduğu yaşam, savunduğu sanatanlayışı hala dimdik ayakta yaşıyor.Şimdi konserler verebiliyorsak,bu AKP iktidarının demokratlığındandeğil; 27 yıllık ve kendisinden deönce verilen bir mücadelenin sonucudur.Yoksa bu ülkemizde demokrasiden,özgürlüklerden söz edilemeyeceğiniartık herkes biliyor.Bizim konserlerimizin çoğaldığı dönemlerebakın, baskının zulmün arttığıdönemlerdir aynı zamanda. Sokakortasında insanlar sırtından polis kurşunuile vuruluyor, gözaltında öldürülüyor,evler yoksul halkımızın başınayıkılıyor, sağlık-eğitim hepsisatılmış durumda. Böyle bir ülkededemokrasi hayalleri peşinde koşanlarçok yanılıyor. AKP'den değişim bekleyenler,yani daha demokratik uygulamalarbekleyenler çok büyük biryanılgı içerisindeler.Halkların, devrimcilerin kazanımlarını,iktidarın kendi “demokrasi”yalanlarına alet etmesine izinvermemeliyiz. 1 Mayıs'ta nasılkihalkımızın direnişinin altında ezilerek;“İzin verdik, demokrasi var, bayramşeklinde kutlanmasını istiyoruz.” yalanlarıylazaferi, kazanımı kendilerinemal etmeye çalıştılarsa da başaramadılar.Yorum'a yönelik demokrasiyalanlarının altında da bunlar yatar.Yoksa bu konserleri veren bir grubunkültür merkezi, sabahın köründekoçbaşları ile kapıları kırılmaz,oradakiler gözaltına alınmazlardı.Yürüyüş: En son Malatya'daGrup Yorum’un konser biletlerinisattıkları için 13 yıl hapis cezası verilenöğrenciler var. İki yıl önceSamsun'da konser düzenlemek isteyenlertutuklandı ve ceza aldı. Tutuklananelemanlarınız var. Dinleyicilerinizve size yönelik saldırılarıanlatır mısınız?Ali Aracı: Soruda da bahsedildiğigibi en yakın dönemde birçok örnekvar. Grup Yorum konseri düzenlediklerive konser bileti sattıkları gerekçesiile birçok kişi gözaltına alındı,tutuklandı. Milli Eğitim Bakanlığı’ndaçalışan bir memur, bilgisayarındaGrup Yorum’un Cemotürküsünü bulundurduğu gerekçesiile 10 ay ceza aldı.Ülkemizde halktan insanlar yasalolan şeylerden bile ceza almaktadır.Kültür Bakanlığı’nın onayıyla çıkmışolan albümün türküsüdürCemo. Böyle olmasına rağmen MilliEğitim Bakanlığı bir kişiye ceza veriyor…Bunlar hem dinleyicilerimizehem de bize saldırılardır. Bu, ülkemizinlafta demokratik yapıda olduğununaçık bir göstergesidir. Ülkemizfaşizmle yönetilmektedir.Bir konser yaptık geçen sene 17Nisan’da. Basında, “özgürlük” adıaltında gösterildi. Çok değil bir aysonra kültür merkezimize baskın düzenlendi.Mahallede terör estirildi. Bubaskında gözaltılar oldu ve Tavır dergisininsahibi arkadaşımız Bahar Kurttutuklandı. Bahar’ın iddianamesindeCemo şarkısı vardır. Savcılık hakkındasuç duyurusunda bulunduk. Önümüzde15 Nisan konseri düzenleyeceğiz,baskılar daha da artarken, diğer yandanmedyada demokratik bir hava yaratılmayaçalışılacaktır. Ama bu bizi aldatmamalı,bu bizim gözümüzü boyamamalı.Asıl gerçek; biz bunu büyükemekler ve mücadeleler sonucu eldeettik. Bu, 27 yıllık bir mücadele sonucudur.Konserlerimiz yıllarca yasaklandıİstanbul’da ama, biz yinekonserler düzenledik. Çünkü İstanbul’unmahalleleri bizimdir. Tabikiyüzbinlerce insanların gelmesi bundankaynaklanıyor. Aramızda halkımızlagüçlü bir bağ var. Sonuç olarak çokbüyük konserler verdiğimiz söylenebilir.Ama üzerimizdeki baskı hiçbirzaman değişmemiştir. Biraz önce bahsettiğimizörnekler de bunun kanıtıdır.Baskıların yaşandığı aklımızdan çıkmamalıdır.Biz daha büyük hedeflerortaya koyarak içimizdeki o büyükenerjiyi ortaya çıkartmalıyız.İbrahim Gökçek: 27 yıldır bizve dinleyicilerimiz, sizin de belirttiğinizgibi büyük baskılarla karşılaşıyoruz.Tabiri yerindeyse Yorumcukimliğimizi korumak ve Yorum türkülerinidinleyebilmek için bedellerödüyoruz. Gün geldi çantasında Yorumkaseti bulunduran lise öğrencileriokuldan uzaklaştırma cezaları aldılar.Gün geldi konserlerimiz basıldı, İs-6YASEMİN KARADAĞ’I


Röportajtanbul'da yıllarca konser veremedik,Kültür merkezimiz 27 yıl boyuncaçeşitli aralıklarla polis tarafından geceninbir yarısı basıldı, gözaltına alındık,işkence gördük. Konser verdiğimizsalonlarda konser sonrası yakapaça gözaltına alındık. Edirne'de“Ortak Düşman Amerika’dır” ismiylebir konser yapabilmek için 5salonla anlaşıldı ve bütün salonlarpolis tarafından tehdit edildi. YineTrabzon'da konser vermek için konuşulansalon sahipleriyle anlaşılmasınarağmen, salon sahipleri polistarafından tehdit edilerek konserlerimizengellendi. İstanbul ve Anadoluşehirlerinde konserlerimizin tanıtımçalışmalarını yürüten arkadaşlarımızgözaltına alındı. Konser biletisatmak suç sayıldı, örgüte yardımyataklık kapsamına sokuldu. Ve dahaniceleri... Ama her türlü yasak, baskı27 yıldır sanatımızdan bizi bir adımgeri attıramadı.Yürüyüş: Malatya'da ceza alanlar"Bağımsız Türkiye" konserininbiletini sattıkları için ceza aldılar.Konsere 150 bin kişi katıldı. AKPsizden konserin intikamını mı alıyor?Çünkü hemen sonra saldırılar başladı.Ali Aracı: Evet, öyle söyleyebiliriz.Önce İnönü konserini yaptık, ardındanBağımsız Türkiye konseri, onun ardındanda 1 Mayıs’ta yüz binlerce kişiyekonser verdik. Ve Grup Yorum’unyıllardır üzerindeki baskıya rağmenhalkta bu kadar büyük etki yaratmasıAKP’de rahatsızlık yarattı. Ve bizdenintikamını almak için bu saldırılarıgerçekleştirdi. Biz böyle düşünüyoruz.Çünkü Grup Yorum’un iktidarla uzlaşacağınıdüşündüler. Grup Yorum’unartık şarkılarında halkın acılarına, sorunlarınadeğil; değişen dünya düzenineuygun daha bencil, daha bireysel konularayer vereceğini düşündüler. Bizise uzlaşmayacağız. Biz türkülerimizisöylemeye devam edeceğiz. Biz vatanımızınbağımsızlığını haykırmayadevam edeceğiz.İbrahim Gökçek: 150 bin kişininGrup Yorum’un Bağımsız Türkiyekonserine gelerek, Amerikan işbirlikçiliğiniteşhir etmesi ve sosyalizmeolan hasretini ortaya koyması AKP'ninkorkularını büyütüyor. Şarkılarımızınyüz binlerin dilinde olması, konserlerimizeyüz binlerin gelmesi bağımsızbir ülkede yaşamaya dair umutları çoğaltıyor.İşte bundan çok korkuyorlar,bunun için saldırılarını arttırıyorlar.Ama buna da cevabımız 150 bin kişilikBağımsız Türkiye konserinin ikincisini300 bin kişi ile yapmak olacaktır. 15Nisan’da yine Bakırköy Cumartesi PazarıAlanı’nda bu sefer 300 bin dinleyicimizlebir araya gelip, umudumuzudaha da büyüteceğiz.Selma Altın: Evet bu bir intikam.Fakat bu sadece bizden alınan bir intikamdeğil başlı başına. "YaşasınTam Bağımsız Türkiye" isteğiyleyanıp tutuşan ve mücadele eden biranlayıştan intikam almak istiyorlar.Saldırının niteliği o yanıyla çok büyük.Çünkü bağımsız Türkiye isteyenlerinkuracakları dünyada AKP'ye ve onungibi iktidarlara yer yok. Bugün, bağımsızTürkiye iddiasının altında sıralayacağımızisteklerimizin hepsiAKP karşıtı olmak demektir. ÇünküBağımsız Türkiye demek füze kalkanlarınınkurulmadığı, açlığın yoksulluğunolmadığı, herkesin parasızeğitim ve sağlık olanaklarına sahipolduğu bir ülke düşünde, sömürenlerinolmadığı bir ülke düşünde AKP'ninyeri yok. İşte “Bağımsız Türkiye”konseri böyle düşünen insanlarımızınbir araya geldiği bir konser oldu.İnönü Stadı'nda 55 bin kişi, ardındanBağımsız Türkiye konseri ve 1 MayısAlanı’nda verdiğimiz konser ciddihazımsızlıklar yarattı oligarşide.Aslında bu saldırılarla yok etmekistedikleri Bağımsız Türkiye mücadelesidir.1 Mayıs 2011Yürüyüş: AKP'nin İçişleri Bakanı’nınsanatçıları da doğrudanhedef alan açıklamaları oldu. Birelemanınız ve kültür merkezinizebağlı bir kişi tutuklu. Bu saldırılarakarşı ne yapıyorsunuz? Programınıznedir?Ali Aracı: Evet AKP’nin İçişleriBakanı’nın sanatçılara yönelik yaptığıaçıklama bugüne kadar yapılan açıklamalarınen pervasız olanıdır. HemGrup Yorum’u hem ülkemizdeki bütünilerici sanatçıları hedef alan biraçıklamadır. Bu da saldırılarına devamedeceklerinin beyanıdır. Peki biz neyapıyoruz? Öncelikle, “Grup Yorum’aÖzgürlük” kampanyasınıbaşlattık. Bunun için imzalar topladık,bu imzaları Adalet Bakanlığı’naulaştıracağız.Bu hafta başlattığımız kampanyalarımızada bir yenisini ekledik.Pazar günleri saat 18.00’de dinleyicilerimizle,sanatçı dostlarımızla birliktebu imzalarımızı orada da toplamayadevam edeceğiz. Bu kampanyamızlabirlikte Seçkin Aydoğan’ınkampanyasını birleştirdik böylelikleyürüttüğümüz kampanyayı duymayankalmayacak. 15 Nisan’da yapacağımızBağımsız Türkiye konserlerindeyüzlerce, binlerce insanımız ve sanatçıdostlarımız çalışmalarımızdayer alacaklar. Dinleyicilerimizle heryerde 15 Nisan konserinin çalışmasıyaparken bir yandan da imzalarımızıtoplamaya devam edeceğiz. Bizimhalk ile bağımız güçlendikçe hepbirlikte şarkılarımızı söylemeye devamedeceğiz. Böylelikle daha dagüçleneceğiz.İbrahim Gökçek: GrupYorum'untutuklu elemanı “Seçkin Aydoğan'aÖzgürlük” ismiyle bir kampanya başlattık.Bu kampanyayı yine bizim deSayı: 303Yürüyüş12 Şubat2012ÖLDÜRTMEYECEĞİZ!7


Sayı: 303Yürüyüş12 Şubat2012nuyor… Halkı çeşitli biçimlerde ilgilendirenkonular ise “zaten bilinen”konular denilerek geçiştiriliyor.Oysa yargı olarak tarihinin enbüyük tartışmalarını yaşıyor, neredeysealdıkları her karar tartışmalıhale gelmiş ve kararı veren yargıçlarbile kararlarını savunamamanın verdiğiacizlikle işi pişkinliğe vurmakta,sanki kararı veren kendisi değilmişgibi “karar bizi de tatmin etmedi”gibi halkla alay eden açıklamalaryapmaktadırlar.12 Eylül mahkemelerini, hattageçmişin DGM’lerini dahi aratan kararlarıalan yargının bundan farklıolacağını beklemek boşunadır…Geçmişte de faşist yasaları uygulayanve aynı doğrultuda kararalan bir yargı vardı, ama en azındankendini mevcut yasalarla bağlı görüyorve hukuk kurallarını asgari deolsa uygulamaya çalışıyorlardı… Ogün, “yasadışı örgüt üyesi” olmakiçin, en azından bir kişinin işkencealtında alınmış da olsa beyanı aranırkenbugün demokratik bir hakkınkullanılması, örneğin konser yapmakveya 1 Mayıs’a katılmak bile tekbaşına örgüt üyesi olmanın kanıtıolabilmektedir…AKP iktidarında yargıçların kriteriyasalar ve hukuk ile sınırlı değildir.Kararları belirleyen, AKP faşizmininhoşuna gidip gitmemesidir. İktidarınhoşuna gitmeyen, oligarşinin veAKP’nin politikalarına ters düşenkararları alanları soruşturmalar vesürgünler beklemektedir… Böyleolunca da buna karşı çıkacak, bağımsızbir “kuvvet” olduğunu haykırıpkendi ayakları üzerinde duracakbir yargıdan bahsetmek boşuna birçabadır.Yargı AKP FaşizmininHalka Karşı SilahıdırYargı sıradan bir kuvvet değildir.Yargı bugün AKP faşizminin halkakarşı kullandığı en etkili silahlardanbiri haline gelmiştir. Aldığı her kararlafaşist AKP'nin politikalarını güçlendirmekte,halka gözdağı vermeninetkili bir aracı olarak kullanılmaktadır.Mahkeme sonrasışovlarıdahi bu saldırganlığıbesleyenniteliktedir.Hrant Dinkdavasında verilengöstermelik cezaların ardından delilyokluğundan yakınarak verilen kararıniçine sinmediğini belirten mahkemeyargıcının sözlerini; bu sözlerinsöylenmesinin hemen ardından hemsavcı ve hem de daha sonrasındakiyaptıklarıyla AKP iktidarı yalanlamıştır.Savcı elde birçok delil bulunduğunuve buna rağmen bu kararınverildiğini açıklamıştır. Mahkemebaşkanı ise yaptığı açıklamaylabile bile verdiği karardan dolayı adetaalay etmektedir.Ayrıca mahkeme kararından kısasüre sonra Dink'in katledilmesindenbirinci derece sorumlu olarak görülenlerdendönemin Trabzon EmniyetMüdürü olan Ramazan Akyürek'ino günden bu güne sürekli terfi ettirilmesikararın nereden ve nasılalındığını da ortaya koymaktadır.Daha kararın üzerinden bir ay geçmemişkenEmniyet Genel MüdürlüğüStrateji Daire Başkanlığı görevindenTeftiş Kurulu Başkanlığı’na terfietti. Akyürek, bu atamayla emniyetmerkez teşkilatında genel müdür yardımcısınadenk bir makam sahibi oldu.Yargıcın işte bu makamlara gelenve AKP'nin kol kanat gerdiği birinialıp yargılaması mümkün değildir.Ve zaten buna çok istekli de değildir.Çünkü o faşizme hizmet etmiş veAKP eliyle de beslenmektedir. Yargıda bunun şalı olma görevini yürütmektenbaşka bir şey yapmamaktadır.Dink davası hakiminden sonra,en son Malatya'da DHKP-C davasındanyargılanarak onlarca yıllıkcezalara çarptırılan devrimcilerinmahkemesinde de hakimin timsahgözyaşlarıyla karşılaşıyoruz. Az öncehiçbir hukuki kural tanımadan cezalarveren o değilmiş gibi, MahkemeBaşkanı Hayrettin Kısa karar sonrasında,"Cezadan dolayı hoşnut değiliz.Ama yasaları uyguluyoruz.Ceza yasasında düzenleme çalışmalarıvar. İnşallah lehinize düzenlemelerolur." diyor.Koca bir yalan! Verdiği cezalarındayandığı deliller, daha önce TA-YAD'lıların alınıp tutuklandığı türdendeliller; 1 Mayıs'a katılmak, MahirÇayan'ı anmak, Güler Zere eyleminekatılmak, Grup Yorum konseridüzenlemek... Başka bir şeyyok... Bunlara dayanarak ve hem decezanın üst sınırından cezalar veriyor,indirim hallerinin hiçbirini uygulamıyorsonra da kalkıp aslında hoşumuzagitmedi diyor... Ve ekliyor bekleyinyasalar değişecek...Oysa değişen hiçbir şey yoktur.Tersine faşizm kurumsallaştıkça cezalarda, baskılar da daha fazla artmakta,halkı sindirmek için en küçükbir hak eylemine dahi tahammül gösterilmeyipzorla bastırılmakta ya dahapis cezalarıyla korku ve yılgınlıkhakim kılınmaya çalışmaktadır.Bunun örnekleri hiç de az değildir;Daha bir yıl olmadı; İdil KültürMerkezi bir gece yarısı basılarak,Grup yorum üyeleri dahil birçok çalışanıgözaltına alındı. Tavır dergisininsahibi Bahar Kurt tutuklandı.Hem de tutarlı hiçbir gerekçe olmadanyapılmıştır bu baskın. Yine yukarıdaMalatya'da verilen cezaların ve TA-YAD'lıların aylarca tutuklu kalmasınayol açan “suçlar” gerekçe gösterilerekyapılmıştır bu baskın...Bu salt bir mahkeme kararı dadeğildir; bu faşist bir yönetimin yaptığıuygulamaları gösteren bir örnektir.19 Aralık 2000 tarihinde hapishaneleregirip katliam yapan, tutsaklarıdiri diri yakıp, kurşunlayarakkatleden, ülkenin her yerini yaptığıkatliamlar sonrasında toplu mezaralanları haline getiren faşizmin sıradanuygulamalarının devamıdır bugünyaşananlar.12 Eylül generallerini yargılanmasınabakarak, Ergenekon davasıkapsamında geçmişin eli kanlı katil-10YASEMİN KARADAĞ’I


AKP’nin ‘dindar’ gençliğihalka karşı saldırılarda kullanacağıfaşist dinci gençliktir!Sayı: 303Yürüyüş12 Şubat2012Başbakan TayyipErdoğan nasıl bir toplumyaratmak istedikleriniitiraf etti.CHP Genel BaşkanıKemal Kılıçdaroğlu'nunBaşbakan Erdoğan için"Ülkeyi dindar, dinsizdiye ayırdılar" sözünecevap olarak BaşbakanErdoğan, "Dindar birnesil yetiştirmek istiyoruz.Ne yani ateistbir gençlik mi yetiştirelim?Biz muhafazakar,demokrat, milletinin,vatanının değerlerine,ilkelerine, tarihtengelen ilkelerine sahip çıkanbir nesil yetiştireceğiz.Bunun için çalışıyoruz"dedi. Erdoğan’ın busözlerine gelen tepkilerüzerine de, "Bu gençliğintinerci olmasını mı istiyorsunuz?Dini, manevi değerlerinden kopukbir nesil mi olsun istiyorsunuz? Bugençliğin büyüklerine isyankar birnesil mi olmasını istiyorsunuz?"diye konuşarak sözlerinin arkasındaolduğunu söyledi.Kılıçdaroğlu, dindarlığa karşı olmadığını,Erdoğan’ın dini kullandığını,din tüccarlığı yaptığını söyledi.AKP’nin din tüccarlığı tartışılmaz.Ancak dini kullanan sadece AKPmi? Din, sınıflı toplumların ortayaçıktığından beri egemenlerin halkıuyutmak için her zaman kullandığıbir araç olmuştur. Egemenler halkakarşı uyguladıkları her türlü, zulmüdin aracılığıyla meşrulaştırmışlardır.“Şeriat’ın kestiği parmak acımaz”sözü halka, egemenin zulmüne karşıitirazı engellemek için, boyun eğmekiçin kabul ettirilen bir anlayıştır.Erdoğan’ın “dindar bir nesil yetiştireceğiz”sözünden korkan “laik”Bugün devletin en tepesindeki AbdullahGül’den Başbakan Erdoğan’a, çok sayıdabakanlarına kadar geçmiştedevrimcilere, emekçi halka karşı savaşmışfaşist, gerici Milli Türk Talibe Birliği (MTTB)içinde yetişmiş kadrolardır.kesimler, Erdoğanlar hangi devletinürünüdür? “Laik” bir devlette dincibir anlayış nasıl iktidar olmuştur?“Komünist olmaktansa dindar olsun”diyen “laik” devlet değil midir?Din; emperyalizmin yeni sömürgeciliksürecinde sosyalizmin engellenmesiiçin, emperyalizm tarafındantüm yeni sömürgelerde halkın uyutulmasıiçin kullanılmıştır.AKP, Amerika’nın“Yeşil Kuşak” ProjesininÜrünüdürÜlkemizin yeni-sömürgecilik süreciylebirlikte Amerika, sosyalizminyayılmasını önlemek için Müslümanülkelerde Sovyetler Birliği’ni kuşatan“Yeşil Kuşak” denilen bir hat oluşturmuştur.Ülkemizde de sosyalist mücadeleninkitlelerle buluşmasını engellemekiçin 1946’lardan itibaren dinciakımların önü açıldı.Amerika tarafındandesteklendi ve bizzatörgütlenmeye çalışıldı.İmam Hatip Okullarıaçıldı. 1950’de DemokratParti’nin iktidaragelmesiyle birlikteYüksek İslam Enstitülerigibi dini eğitimveren bir dizi kurumaçıldı. Tarikatlar alenileşti.Faşizmin yukarıdanaşağı inşasındada, islamcı, potansiyel,destek kitle gücü olaraketkin kullanıldı.1960’lardan itibaren sosyalistdüşüncelerin kitlelerlebuluştuğu, devrimci mücadeleningeliştiği süreçlerdebizzat “komünizm düşmanlığı”temelinde Amerika tarafındaİslamcılar, Milli Türk Talebe Birlikleri’ndemilitarist bir güç olarakörgütlendi.60’lı, 70’li yıllar boyunca faşistdevlet tarafından MHP’li faşistlerlebirlikte devrimcilere, emekçi halkınmücadelesine karşı kullanıldı.6-7 Eylül katliamında, devrimcigençliğin anti-emperyalist mücadelesinde,Kanlı Pazar’da, üniversitelerde,Maraş’ta, Çorum’da, Sivas’tave daha birçok kitle katliamlarındakontrgerilla tarafından devrimci mücadeleyekarşı kullanıldı.Bugüne kadar “laik devlet” açısındandinin gerek halkı uyutmakiçin, gerekse kontra, militarist birgüç olarak halka, devrimcilere karşıkullanılmasında hiçbir sakınca görülmemiştir.Dini örgütlenmeler bizzatdevlet tarafından önü açılarak örgütlenmiştir.12YASEMİN KARADAĞ’I


Başbakan Erdoğangeçmişte devletin dindarkesimi hep ezdiğini,özgürlüklerini sınırladığınısöylüyor.Hep zulüm gördüklerinisöylüyor. Tabi ki,yalan söylüyor. Bu ülkedeher dönem devletinzulmüne uğrayanyoksul halk ve devrimcilerolmuştur. İslamcılardevletin herzaman yedek gücü olmuştur.Erdoğanlar’ı,AbdullahGüller’i Yetiştiren‘LaikDevlet’inKendisidirBugün iktidarda olanAKP kadrolarının büyük çoğunluğu70’li yallarda devrimcilerekarşı emperyalizm ve işbirlikçioligarşinin kullandığı MilliTürk Talibe Birliği (MTTB)’nin kadrolarıdır.İşte bazı MTTB üyesi AKP’liler;Recep Tayyip Erdoğan, BülentArınç, Abdullah Gül, AbdülkadirAksu, Hüseyin Çelik, Mehmet AliŞahin, Ahmet Davutoğlu, Cemil Çiçek,Beşir Atalay, Mehmet Tekelioğlu,İrfan Gündüz, Kadir Topbaş, FehmiKoru, Abdurrahman Dilipak, OsmanPepe, Necati Çetinkaya bunlardanbazılarıdır.Bugün Cumhurbaşkanı olan AbdullahGül, Milli Türk Talebe Birliği'nde(MTTB) yetişmiş en eski üyelerindendir.Üniversite yıllarında da MTTB'ninmilitanlarından olan Gül, MTTBMerkez İcra Konseyi üyeliği ve İstanbulbaşkanlığı yapmıştır. Devrimcilerinüniversitelerde mücadeleyiyükselttiği 70’li yıllarda MHP’li faşistlerlebirlikte saldıranlar bunlardı.Başbakan Erdoğan ise MTTBiçinde yer aldığı gibi daha sonraAkıncılar olarak bilinen "Ak-Genç"inüyelerinden birisidir."Teröre çözüm dindarlık"Polis Akademisi’nde yükseklisans tezi çalışması olarak yapılan biraraştırmada dindarlık arttıkça ülkenindeğerlerine aidiyet duygusunun ve PKK’yetepkinin arttığı ileri sürüldü. Araştırmayıyorumlayan Prof. Dr. Remzi Fındıklıda PKK’ninbölgede güçlenmesini şeyhlerin kalmamasınabağladı." (Cumhuriyet, 12 Ağustos 2011)Bu devletin devrimci mücadeleyi engellemek için12 Eylülden beri savunduğu ve pratikteuyguladığı bir politikadır.12 Eylül döneminde ise devrimcilerdarağaçlarında, işkencehanelerde,hapishanelerde bedel öderken ve hattaburjuva partileri bile kapatılırkendinci kadrolara hiç dokunulmamıştır.Tarikatların önü açılmıştır. 12 Eylül,Fethullah Gülen başta olmak üzeretarikatlar tarafından desteklenmiştir.Kitleler sistemli bir politikayla tarikatlararacılığıyla dincileştirilmiştir.Başta darbenin şefi Kenan Evrenelinde Kuran’dan ayetler okuyarakkomünizm karşıtı propaganda yapmıştır.Okullarda din dersi zorunluhale getirilmiş, eğitim sistemi faşist,gerici bir niteliğe büründürülmüştür.Cuntacılar tarafından kitleler komünistolmaktansa “dinci” olsun denmiştir.Türk-İslam sentezi, devletinresmi görüşü olmuştur. Milliyetçilikve İslamcılık bizzat devlet tarafındandevrimci mücadelenin önünde setoluşturmak için yukarıdan aşağıyaörgütlenmiş ve faşizmin kitle tabanıolmuştur. Devletin tüm kurumları faşist,dinci kadrolarla doldurulmuştur.‘90’lı yıllarda devrimci mücadeleninve Kürdistan’da ulusal mücadeleningelişmesiyle birlikte yinedevrimcilere karşı devlet tarafındankullanılmıştır.‘90’ların başındaAKP döneminde deçeşitli bakanlıklaryapan ve halen milletvekiliolanANAP’ın Eski İçişleriBakanı AbdulkadirAksu, PKK’yekarşı mücadelede şuöneriyi yapmıştı:“PKK meselesininçözülmesi için bölgedeeli tesbihlilerin sayısınıartırmak gerekir.”Artırdılar. Eli tesbihlileride artırdılar, Hizbullah adı altındaörgütledikleri eli tesbihlilerineline silah verip binlerceKürt’ü katlettirdiler. Daha sonraHizbullah’ı işi bitince devlettasfiye etti. AKP iktidarı, Hizbullah’ıKürdistan’da halkakarşı yine kullanmak için diriltiyor.Sonuç olarak bugün iktidarda olanbu kadrolar devrim mücadelesininönünde set oluşturmak için bizzat“laik devlet” tarafından örgütlenmiştir.“Atatürkçü, laik” olduğunu söyleyenCHP, ANAP, DYP, DSP tarafındanhalka karşı mücadelede kullanılırkenhiçbirisi de sorun yapmamıştır.Okullarda devrimcilere karşı saldırırken“sağ-sol çatışması” denmiştir.Kimse faşist-gerici saldırı dememiştir.İşçi grevlerine saldırırken faşist, gericisaldırı dememişlerdir. İşkenceci polislerdevrimcilere işkence yaparken, komplokurarken kimse işkencecilere Fethullahçı,takunyacı dememiştir.Bugün bu dinci-gerici AKP iktidarıdini sadece halka ve devrimcilere karşıdeğil de oligarşi içi çatışmada kullanmayabaşlayınca, dinci anlayışına göredevleti yeniden şekillendirmeye başlayıncaAKP’nin dinciliği keşfedildi.AKP, “Dindar” DeğilAmerikancıdır!AKP, Türkiye’nin yeni-sömürgeleştirilmesininbaşından beri Amerika’nınKomünizmin yayılmasını engellemekiçin oluşturduğu “Yeşil KuşakSayı: 303Yürüyüş12 Şubat2012ÖLDÜRTMEYECEĞİZ!13


Sayı: 303Yürüyüş12 Şubat2012Projesi”nin ürünüdür. Dinci temellerüzerinde örgütlenmiştir. Amacı faşistdevlete dinci, gerici bir kitle tabanıoluşturmaktır. Oligarşi tarafından devrimcimücadeleye karşı hep beslenmiş,korunmuş ve kullanılmıştır.Dinci partinin gelişimi oligarşininkontrolünden çıkacak kadar büyümeyebaşladığında 28 Şubat’la kontrolaltına alınmak istenmiştir.2000’li yıllarda Amerika’nın ihtiyacınagöre yeniden şekillendirilmişve iktidara taşınmıştır. AKP, iktidarolduğu 10 yıllık sürede, gelmiş geçmişen işbirlikçi parti olmuştur. AKP,Amerika’nın sadece Türkiye’deki çıkarlarınıkoruyan bir parti değil,Asya’da, Ortadoğu’da, Afrika’dakiçıkarlarını da koruyan en sadık uşaklarındanbirisi olmuştur. Amerika’nın,Ortadoğu politikaları Müslüman halklardakidüşmanlığa rağmen AKP’ninmaşa olarak kullanılmasıyla hayatageçirilmektedir.AKP’nin dindarlığı Amerika’nınTürkiye ve Ortadoğu’daki çıkarlarınıkorumak için yapılan bir dindarlıktır.AKP, Dindar Bir NesilDeğil, Dinle Uyutulmuşİşbirlikçi Amerikancı BirNesil YetiştirmekİstemektedirErdoğan,"Dindar bir nesil yetiştirmekistiyoruz. Ne yani ateist birgençlik mi yetiştirelim? Biz muhafazakar,demokrat, milletinin, vatanınındeğerlerine, ilkelerine, tarihtengelen ilkelerine sahip çıkan bir nesilyetiştireceğiz." diyor.YALAN!“Ne yani ateist bir gençlik miyetiştirelim” derken erdoğan esasolarak komünizme olan düşmanlığınıkusuyor. Dinsizlikten bahsettiği tarihtengelen komünizm düşmanlığıdır.Ve demagoji yapıyor. Dindar nesilyetiştireceğiz derken onun hedefindekidüşman yine devrimcilerdir, sosyalizmdir.Erdoğan hangi “vatan”dan bahsediyor?Vatanımızda satmadığı bir şeykaldı mı? Vatanımızı emperyalizminsavaş karargahı haline getirdi. Türkiye’ninbaşbakanı değil de Obama’nınuşağı olduğu artık o kadar açık ki, butür demagojilere başvuruyor.Yetiştireceğiz dediği “dinci nesil”Amerikan uşaklığını örtecek bir nesildir.Bugün açılık, yoksulluk sefalet,adaletsizlik geçmiş dönemlerden çokdaha pervasızca sürmektedir. AKP,Amerika başta olmak üzere emperyalizminçıkarlarını korumak içinhalkın her kesimine karşı açıkça birsavaş yürütmektedir. Düzen içi muhalefetdahi AKP’nin teröründen şikayetediyor. Ve AKP, Amerikanuşaklığını ve iktidarını koruyabilmekiçin her geçen gün daha çok zulmeihtiyaç duyuyor.AKP’nin bütün bu politikalarınıbelirli bir kitle tabanına dayanmadanyapması mümkün değildir.Açlığı, sefaleti, yoksulluğu, zulmü,“kaderine boyun eğen”, “iktidarınverdiğiyle yetinip haline şükreden”kaderci, şükürcü bir toplum oluşturmadaniktidarını koruyamaz.AKP’nin “dini manevi değerler”dediği; sormayan, sorgulamayan, boyuneğen, din bağnazlığıyla yetiştirilmiştoplumdur.Erdoğan, “Bu gençliğin, büyüklerineisyankar bir nesil mi olmasınıistiyorsunuz." diyor.İşte, Erdoğan’ın asıl meselesi budur.“Dindar bir nesli yetiştirme”projesinin altında yatan gerçek budur.Devlet her türlü zulmü yapacak.Açlık, sömürü en pervasız biçimiylesürecek. Vatanımızın her karış toprağıemperyalizme peşkeş çekilecek, işbirlikçitekeller, emperyalist tekellerülkemizi yağmalayacak...AMA HALK ASLA SESİNİ ÇI-KARMAYACAK!HALK ASLA İSYAN ETMEYE-CEK!EMPERYALİZME VE İŞBİR-LİKÇİLERİNE BOYUN EĞECEK!EMPERYALİZMİN VE İŞBİRLİK-ÇİLERİN HER POLİTİKASINIONAYLAYACAK!AKP’nin yetiştirmek istediği nesilbudur.Marks, "Din halkın afyonudur."diyor. Lenin, Marks’ın bu sözünün,din konusundaki marksist görüşüntemel taşı olduğunu söylüyor ve“Marksizm tüm dinleri, kiliseleri vebugün var olan her çeşit dini örgütü,sömürüyü savunmaya ve işçi sınıfınızehirlemeye yarayan, burjuva gericiliğininorganları olarak kabuleder”diye açıyor. (Proletarya Kültürü,syf. 93, Lenin)Dindar, muhafazakar bir parti olduğunusöyleyen AKP de dini buamaçla kullanıyor.Emperyalizme uşaklığın alenenortaya çıktığı bir süreçte geçmişteolduğu gibi “vatan, millet, Sakarya”demagojileri artık işe yaramışır. Böylebir nesil ancak din bağnazlığı ve gericiliğiylemümkündür.AKP’nin yetiştirmek istediği bunesil, işbirlikçi Amerikan uşağı olacakbir nesildir. Geçmişte devrimcilere,halkın mücadelesine karşı nasıl kullanılmışlarsayine öyle kullanılacakbir nesildir.Ki, Erdoğan 2011 yılındaki üniversitesınavlarındaki şifre meselesinedeniyle liselilerin Taksim’de yaptığıyürüyüşe tepki olarak “Gençlerimiz,kendilerini istismar edenleri, iddialarıfırsatçılığa çevirenleri de lütfen çokiyi görsünler, tanısınlar. Taksim'de binkişiyi, iki bin kişiyi yürütmek, iki bingenci yürütmek problem değil. OnlarYGS sınavının karşısında tavır ortayakoyduklarını açıklarken, biz de kalkarızonların karşısına 5 bin, 10 bin tanegenci koyarız. Ama biz bu ülkede gerilimdenyana değiliz” dedi.Ne yapacaksınız 5 bin kişiyle?Geçmişte olduğu gibi, devletin politikalarınakim karşı çıkarsa yetiştirdiğigençlikle bastıracak, sindirecek.Bunlar AKP’nin yapmak istedikleridir.On yıllardır faşist devletinyapmak istedikleri de aynı şeylerdi.Ama başaramamıştır. AKP, dinle debir yere kadar halkı uyutabilir. Açlığı,yoksulluğu her gün yaşayan halkısonsuza kadar zulümle yönetemez.Devrimciler var olduğu sürecebuna gücü yetmeyecek.14YASEMİN KARADAĞ’I


AKP, İşçi Sınıfının Düşmanıdır!Sendikaları Kendi Kurumları Haline Getirmek İstiyor!İşçiler; AKP’nin Kölesi Olmamak İçin;Devrimci Sendikal AnlayışlaÖrgütlenelim, Mücadele Edelim!Amerikan işbirlikçisi AKP iktidarınıngeçtiğimiz günlerde gündemegetirdiği 'Toplu İş İlişkileri Yasa Tasarısı',sendikaları, sendikaların durumunubir kez daha gözler önüneserdi.Tasarıda öne çıkan madde "yüzde3 barajı"ydı. Yüzde 3 barajı uygulandığındaDİSK'e bağlı sendikalarınbiri hariç (GENEL-İŞ) yetkilerinikaybedecekti. Tek sendika olarakTÜRK-İŞ kalmış olacaktı.DİSK, TÜRK-İŞ'i AKP iktidarıyla"pazarlık" yapıp sınıfa ihanet etmeklesuçladı. TÜRK-İŞ, her zaman yaptığıgibi "hükümet bizi kandırdı" diyerekihanetini üzerinden atmaya çalıştı.Halkımızın güzel bir deyimi vardır:Görünen köy kılavuz istemez.AKP, işçi düşmanıdır, dahası halkdüşmanıdır. Gelmiş geçmiş en işbirlikçi,uşak düzen partisidir. Saldırganlıktasınır tanımayan, emekçilere,halka yönelik saldırı politikalarınıhalkın "lehineymiş" gibi yansıtan demagojive yalanda usta bir partidir.Kürt sorununda “demokratik açılım"demiş, Kürt ulusal mücadelesinitasfiyeye yönelmiştir. Kürt halkınasaldırıları boyutlandırmıştır."Demokratik açılım" demiş, baskıyasalarını birbiri ardına uygulamayasokmuş, tüm halkı terörist görerekhalka yönelik “önlem” üzerine “önlem”leralmıştır."12 Eylül yasaklarını ortadankaldırıyor" demiş yasak üzerine yasakgetirmiştir."Herkese sağlık" demiş, sağlıktayıkım yasalarını gündeme getirmiştir."Grev yasaklarını kaldırıyoruz,çalışma hayatını demokratikleştiriyoruz"demiş Torba Yasa ile, kıdemtazminatı fonu ile, esnek çalışma, istihdambüroları ile emekçilerin bedellerpahasına kazandıklarını elindenbirer birer almaya yönelmiştir.AKP'nin rolü budur; tekellere hizmet,emperyalizmin çıkarlarının bekçiliğiniyapmak, IMF'nin, DünyaBankası’nın sömürü politikalarınıuygulamak, NATO'nun ucuz, paralıaskeri olmak...Böylesi bir iktidardan emekçilerlehine bir kırıntı beklemek saflıktanöte, AKP'nin suç ortaklığıdır.TÜRK-İŞ için "ihanet" kelimesiyeterli değildir. İhanet sınıfın içindençıkıp kendi sınıfına sırtını çevirmek,sınıfı arkadan hançerlemektir. Oysabu durum TÜRK-İŞ'in misyonunutümüyle açıklayamaz. TÜRK-İŞ içinsöylenecek tek şey şudur: Görevi,başından itibaren işçi sınıfı mücadelesiningelişmesini engellemek, herdurumda patronların çıkarlarını savunmak,ona hizmet etmektir. TÜRK-İŞ bu amaçla bizzat Amerika eliylekurdurulmuştur. TÜRK-İŞ'in görevlerinedenk düşen, körün bile görebileceğisayısız örnek mevcuttur.Hal böyleyken TÜRK-İŞ'i sınıfınbir örgütü olarak görmek, TÜRK-İŞ'le adım atmaya çalışmak saflıkdeğil, asıl ihanetin kendisidir.DİSK bu gerçekleri bile bile kahAKP'den icazet dilenmiş, ondan beklentiiçine girmiş, kah TÜRK-İŞ'sizadım atamaz olmuştur.Şimdi "kendi sonunu" gördüğünoktada ise TÜRK-İŞ'i hükümetlegizli pazarlık yapmakla, ihanetle suçlayaraksorumluluğu üzerinden atmayaçalışmaktadır.Öncelikle belirtmemiz gerekir kiyok olan düzen sendikacılığıdır, çağdaş,icazetli sendikacılıktır. Yani dahaaçık ifadeyle DİSK'in 12 Eylül sonrasıyeniden faaliyete geçtiği '91yılından itibaren sürdürdüğü sendikalanlayıştır. Bu anlayışın köklerielbette geçmişe dayanmaktadır. DİSK,eğer bir suçlu, sorumlu arıyorsa ön-Sayı: 303Yürüyüş12 Şubat2012ÖLDÜRTMEYECEĞİZ!15


Sayı: 303Yürüyüş12 Şubat2012celikle bunu kendisinde -bu anlayışındagörmelidir. Tersi kendisini değilsınıfı aldatmaktır.AKP İktidarınınSaldırısının Özü; Düzen içiSendikacılığı HakimKılmaktırYasamayı, yürütmeyi, yargıyı tekelde toplayan bir iktidar var karşımızda.“Her şey benden sorulur” diyor. Enküçük bir muhalefete tahammül göstermeyen,hak aramayı "terörizmle"suçlayan ve yargılayan bir iktidar varkarşımızda. Hukuksuzluk ve adaletsizliğetepki gösterenlere "yargıya müdahaleetmeyin" diyen, ancak barizadaletsizlik ve tepkiler karşısında "temyizibekleyin" diyerek yargıya müdahaleedilecekse biz ederiz diyenbir iktidar var karşımızda.Halka yönelik saldırıları boyutlandırırkenbir yandan da "dokunulmazdenen her şeye biz dokunduk","karanlıkları aydınlığa kavuşturduk"diyerek demagoji yapan, saldırganlığınıdemagojileriyle destekleyenbir iktidardır AKP iktidarı.Daha dün mahkeme salonlarınagetirtilemeyen paşaları yargılıyor,dahası hapishaneye koyuyor. 12 Eylülcüleri"yargılıyor", "faili meçhulleriortaya çıkarıyor", Filistin ve Ortadoğuhalklarının başdüşmanı İsrail'e "kafatutuyor", 12 Eylül Anayasası'nı "değiştiriyor"vb. vb.Tüm bunlar "demokratikleşiyoruz"yalanlarıyla yansıtılıyor.İşbirlikçilik batağına, borç batağınabatan, her şeyiyle IMF'ye bağımlıhale gelen bir ülke, "Model ülke","büyüyen ülke" yalanlarıyla gizleniyor.Böyle bir ülke gerçekliğinde işbirlikçiAKP hiçbir muhalefet istemiyor,kendi denetimi dışında hiçbirşey olsun istemiyor. Ülkede yaprakkımıldamasın her şey "güllük gülistanlık"görünsün istiyor.Adınız hiç önemli değil, komünistolsun, sosyalist olsun solculuk yapılacaksayeterki "akıllı solculuk" yapılsın.Bir tek tutsağı olmayan, hakkındabir tek dava açılmamış yayını olan"komünist partisi" AKP için en makbulpartidir.Sendikacılık yapacaksan düzensendikacısı olacaksın. Ne demek düzensendikacılığı? İktidarın emekçidüşmanı politikalarına ses çıkarmayacaksın,ses çıkarmak bir yana bunuaklayacak, meşru göstereceksin. Heradımında düzene kan taşıyacaksın.Emekçileri satacaksın, emekçileri satarkenbile emekçi dostu görüneceksin.Adalet istemeyen, hak talep etmeyen,ses çıkarmayan, kaderinerazı, daha da ötesi düzeni meşrulaştıracakbir sendikacılıktır AKP'ninistediği.AKP'nin saldırısının özü budur;emperyalist tekeller adına sömürüyükatmerlendirmek. Halk kitlelerinintepkisini bastırmak. Halk kitlelerinintepkilerinin düzen dışına kaymamasıiçin, düzen içinde tutmak için düzeniçi anlayışların, örgütlenmelerin önünüaçmak. Bunun için düzen dışı güçleriher türlü baskıyla, zorla tasfiye etmek.Bunun için tehdit ediyor: Rahatdurun yoksa koltuklarınızdan ederim,bitirim, yok ederim sizi diyor.AKP'nin bu saldırısında sonuçalacağı çağdaş, icazetli sendikacılıktır.Bugün sendikaların koltuklarındaoturan sendikacılık çok büyük orandaicazetli sendikacılardır. Bu anlayışınsavunucularıdır. Devrimcileri ihbarederek, tasfiye ederek bu koltuklarayerleşmişlerdir. Koltuklarında kalabilmekiçin işçi sınıfının çıkarlarınısavunmak durumunda kalmışlardır.Ancak AKP iktidarının bugün bunatahammülü kalmamıştır. Sadece düzeninçıkarlarını savunacaksınız demektedir.İşte bu sendikacılık bugünyol ayrımındadır. Ya yüzünü devrimcilere,işçilere dönecek ya daAKP'ye teslim olacaklardır.Yok Olan Çağdaş,İcazetli SendikacılıkAnlayışıdır!Adaletsizlik diz boyu. Eğitim,sağlık paralı. Paran kadar eğitim, parankadar sağlık. "Sosyal devlet" olmuşsoyguncu devlet.Emekçiden kestiği kıdem tazminatınada göz dikecek kadar alçak,aşağılık bir düzen.Emperyalist haydutların, işbirlikçilerinyatağı, üssü haline getirilmişbir ülke.Kölece çalışma koşulları. Hemenher gün iş cinayetlerinde katledilenemekçiler. Artan işsizlik. Asgari ücretadı altında emekçiler açlığa mahkumediliyor. Baskı, sömürü, hak gasplarındadünyada başa oynayan bir ülke.Kentsel dönüşüm adı altında evleribaşına yıkılmaya çalışılan milyonlar.Ve son olarak da hak talep etmekiçin en önemli silahı, örgütlenmeleriyok edilmek istenen emekçiler.Böyle bir ülke tablosunda üye sayısıdüşen sendikalar... İktidarlarınciddiye almadığı, emekçilerin güvenmediğisendikalar... Hak gaspları,emekçilere yönelik saldırılar arttıkçadaha az direnen, daha azgrev yapar hale gelen sendikalar...Evet bu sendikalar sınıftan uzaklaşmışsendikalardır. Sınıfın çıkarlarınısavunmayan sendikalardır.Sendikaların bu duruma gelmelerininsorumlusu iktidarlar değildir,icazetli sendikal anlayışın kendisidir.Faşist devlet işçi sınıfının da, onunörgütlenmelerinin de düşmanıdır.Sendikaları tabi ki yok etmek isteyecektir.Sarı sendikaları da işçi sınıfınındevrimci örgütlenmelere, sendikalarakaymaması için kendisi örgütler.Devletin sendikalarıdır. Eğerortada devrimci bir sendika kalmamışsasarı sendikaları da tasfiye etmekten,ihtiyacına göre yeniden şekillendirmektençekinmez. Bu süreçtenasıl ders çıkartması gerekenDİSK'tir. Devletin icazetinde sendikacılıkyapılamayacağı görülmelidir.Son birkaç yılın tablosu devletinicazetinde kendine ve işçisine güvenmeyensendikacılığın örnekleriyledoludur."Sermayenin, patronların ve hükümetinsaldırılarına karşı EMEKCEPHESİ’ni kurmalıyız. İşten atılanher işçiyi ailemizden biri gibi görmeliyiz.Kapanan her fabrikayı kendi işyerimiz,yıkılan her gecekonduyu kendievimiz saymalıyız. Onların, yani sermayecephesinin saldırılarına, kendi16YASEMİN KARADAĞ’I


EMEK CEPHEMİZİN talepleriylekarşı duralım! Türkiye’nin bütün illerinde,ilçelerinde, işyerlerinde, mahallelerindeEMEK CEPHEMİZİ oluşturalım.Ortak karşı duruşu örgütleyelim..."(www.disk.org.tr isimli sitedenalınmıştır)Dönemin DİSK Genel BaşkanıSüleyman Çelebi 25 Ocak 2009 tarihinde"Krizin Bedelini Ödemeyeceğiz"mitinginde bunları söylüyor.İcazetçi sendikacılık büyük büyüklaflar eder, EMEK CEPHESİ'ndensöz eder. Ancak örneğin onun cephesindedevrimciler yoktur. Onun cephesindesarı düzen sendikası TÜRK-İŞ vardır, HAK-İŞ vardır. Bu nedenledeemek cephesi bir türlü kurulamaz."ACİL DEMOKRASİ! Kaybedecekvakit yok! DİSK ÜLKE ÇA-PINDA KAMPANYA BAŞLATI-YOR!.. ARALIK – OCAK AYLA-RINDA; EDİRNE, ESKİŞEHİR, KO-CAELİ, ADANA, GAZİANTEP, Dİ-YARBAKIR, BURSA, İZMİR, İS-TANBUL, KONYA BÖLGELERİN-DE TEMSİLCİLİK KURULLARINITOPLUYOR… 13 ŞUBAT 2011 TA-RİHİNDE BÜTÜN ÜLKEDEKİSENDİKAL KADROLAR VE ÖR-GÜTLÜ OLDUĞUMUZ TÜM İŞ-YERİ BAŞTEMSİLCİLERİ ANKA-RA’DA BÜYÜK BULUŞMAYA KA-TILACAK…" (www.disk.org.trisimli siteden alınmıştır)DİSK 2011 yılı başında "ACİLDEMOKRASİ" şiarıyla ülke çapındabir kampanya başlattığını bu ifadeyleduyuruyor. Bu büyük laflara rağmenortada ne bir kampanya vardır ne dedemokrasi. DİSK'in savunduğu, istediğidemokrasi düzen içi bir demokrasidir.Çünkü mücadele anlayışıdüzen içi bir mücadele anlayışıdır."EŞİT, ÖZGÜR VE DE-MOKRATİK BİR TÜRKİYE’YİBİRLEŞE BİRLEŞE KAZANA-CAĞIZ! ,TTB, TMMOB, KESK veDİSK’in ortaklaşa örgütlediği 'İnsancayaşam için demokratik ve özgür birTürkiye' mitinginde 40-50 bin kişiAnkara Sıhhiye Meydanı’nda buluştu.Türkiye’nin dört bir yanından gelenon binlerce kişi, Ankara Garı önündetoplanarak Sıhhiye Meydanı’na yürüdü.11.10.2011" (www.disk.org.trisimli siteden alınmıştır)Eşit, özgür, demokratik bir Türkiyedişe diş mücadeleyle kazanılır. Yıldabir kez yapılan, devamı gelmeyen,mitinglerle kazanılmaz. Hele ki düzeninparlamentolarında, seçim meydanlarındahiç kazanılmaz."DİRENİŞ KAMPANYASI: YIL-MAYACAĞIZ! TESLİM OLMAYA-CAĞIZ! DİRENECEĞİZ!..• KIDEM TAZMİNATI konusundayapılmak istenen değişikliklere karşı,• TORBA YASA’NIN yarattığı işçisürgünlerine karşı, • “ÖZEL İSTİH-DAM BÜROLARI” kandırmalarınakarşı, • İŞSİZLİK ÖDENEĞİNİNDÜŞÜRÜLMESİNE KARŞI, • ZAM-LARA karşı “YILMAYACAĞIZ–TESLİM OLMAYACAĞIZ–DİRE-NECEĞİZ” adı altında bir kampanyabaşlatılmasını kararlaştırmıştır. Bukampanya içerisinde ülke çapında kitleselbasın açıklamaları ve toplantılargerçekleştirilecektir. DİSK YönetimKurulu tarafından ilk kitlesel toplantı17 Kasım 2011 Perşembe günü saat16:30’da Kocaeli’de yapılacaktır..."14.11.2011 (www.disk.org.tr isimlisiteden alınmıştır)DİSK'in bu büyük iddialarla yansıtılankampanyası "kitlesel basınaçıklamaları ve toplantılardan"ibaret kalmıştır. İktidarın onca kapsamlısaldırısına DİSK'in cevabı bunlardırsadece.DİSK, direnişleri, grevleri, emekçidüşmanı iktidarla, patronlarla çatışmayıunutmuştur. Emekçilere yöneliksaldırılar karşısında iktidarı "kaosyaşanır, direnişler olur" diyerekkorkutmaya çalışan bir noktaya gelmiştir.Ancak gelinen noktada kendisidirenişlerden korkan bir durumdadır.Saldırı yasaları, kanun taslaklarıkarşısında, bunlar "evrensel normlarauygun değil, ILO normlarına uygundeğil" diyerek meşruluğunu kendi haklılığındagörmeyen bir noktaya gelmiştir.İktidarın son dönemdeki en kapsamlısaldırılarından Torba Yasa vekıdem tazminatının fona devredilmesiyasasına karşı GENEL-İŞ'in yaptıklarıdışında DİSK'e bağlı sendikalardanadeta hiçbir ses çıkmamıştır.DİSK içindeki icazetçi anlayışınsahip olduğu sendikal anlayış işçisınıfı mücadelesini sendikal anlayıştanibaret gören çarpık bir anlayıştır.Sendikal mücadeleyle işçi sınıfımücadelesi aynı şeyler değildir. Kapsam,biçim ve örgütlülük bakımındanfarklıdırlar. Türkiye devrimci hareketininönderi Mahir Çayan bunu"proletaryanın sınıf mücadelesiideolojik, ekonomik ve politik olmaküzere üç cephede birden cereyaneder" sözlerinde somutlamıştır.Sendika, işçilerin ekonomik-demokratikmücadele aracıdır ama işçisınıfının kurtuluşunu hedefleyen devrimcianlayışın sendikal alandaki mücadeleve örgütlenme anlayışı sadeceişçi sınıfının ekonomik-demokratikmücadelesini vermekle sınırlı değildir.Çünkü sendikalar aynı zamanda birsınıf örgütüdür. Bu anlamda burjuvaziyekarşı ideolojik ve politik mücadeleyede çeşitli örgütsel ve siyasalbiçimler içinde katılırlar.Devrimciler bu yanıyla sendikaların"tüm toplumsal ve siyasal hareketlerdeyer almaları gerektiğini"savunurlar. Devlet icazetçisi sendikalanlayışlar ise sendikalara "büyükmisyonlar" biçmelerine karşı pratiktebunun tam tersini yapmışlar ve yapmaktadırlar.Örneğin geçmişteki NATO karşıtıeylemlerde, Irak işgaline karşı mücadelesürecinde, F Tipleri mücadelesindesendikaların esamesi okunmamıştır.İcazetçi düzen sendikacılarınagöre bunlar "işçi sınıfınıngündemi değildir." Başta ÖDP veEMEP olmak üzere bu anlayış açıktansavunulmuştur.DİSK Genel Sekreteri TayfunGörgün, Suriye ile ilgili açıklamayapar. Suriye'de insan haklarına sahipçıkar. Esad yönetimine çağrı yapar.Ancak emperyalizmin oyununa ortakolduğunun farkında değildir.Esasında “insan hakları” diye birderdi de yoktur. Esad’a çağrı yapmak,AKP iktidarının paralelinde hareketetmektir. Oysa Ortadoğu’nun başkayerlerindeki katliamları görmez. Ül-Sayı: 303Yürüyüş12 Şubat2012ÖLDÜRTMEYECEĞİZ!17


Sayı: 303Yürüyüş12 Şubat2012kemizde burnunun dibinde olanlaradenk bir tepki göstermez.Örneğin Hopa davası ile ilgiliaçıklama yapar, hatta davayı izlemeyegider, ancak bu ülkede demokrasimücadelesi, hak ve özgürlük mücadelesiveren, devrim mücadelesi verenbu uğurda katledilen, yüzlercesi tutsakedilen, kurumları basılıp talan edilenHalk Cephesi'ne yönelik yapılanhiçbir saldırıya karşı bir tek açıklamasıyoktur DİSK'in...DİSK, Kürt sorununu gündeminealır, almalı da. Ancak onu da düzensınırları içinde "barış, demokratik,barışçıl çözüm" anlaşıyla savunur.AKP'nin anayasa oyununa da ortakolmuştur DİSK. Anayasa uzlaşmakomisyonunun çağrısını kabul ederDİSK. Kendisini yok etmek isteyenbir iktidarın masasına oturur.Düzene yakın, devrimcilere uzakbir anlayıştır icazetçi anlayış. Bu anlayış,meşruluğu AKP ile, düzen partileriyleve düzenin kurumlarıyla yanyana gelmekte görürken, devrimcilerleyan yana gelmekten ise o denli korkmaktave uzak durmaktadır. Sarı düzensendikası TÜRK-İŞ'le, devletçiHAK-İŞ'le yanyana olmakta hiçbirsakınca görmeyen, dahası emek, emekcephesi deyince bunları anlayan icazetçianlayış devrimcileri en fazla"dergi çevresi" olarak görür, düzeninmeşru görmediğini o da meşru görmez.İşte bu anlayışın geldiği nokta;geleceği iktidarın iki dudağı arasındaolmaktır.DİSK İşçi Sınıfına,Devrimcilere Güvenecektir"Emek örgütlerine baktığımız zamanbüyük bir bölümü bir biçimde AKP’ninpolitikalarına teslim olmuş durumda.Toplumun en örgütlü kesimi olan vegeçmişten beri muhalefet olma özelliğinitaşıyan sendikaların teslim olmasıdemokratikleşme umudunun da ortadankalkacağı bir durumu açığa çıkartır.Çünkü sendikalar, güçlü bir şekildekendilerini ifade edecekleri ortam olduğutakdirde, muktedirlerin her zamantehlike olarak gördüğü unsurlardır."(Adnan Serdaroğlu, Birleşik Metal-İşGenel Başkanı, www.sendika.org dakiröportajından)Yukardaki ifadeler sendikaları,sendikaların misyonunu abartan, apolitikve doğru olmayan bir anlayıştır.Bu anlayışa göre emek örgütü sadecesendikalardan ibarettir. Bu anlayışdevrimcileri yok sayan bir anlayıştır.Ve bu anlayış DİSK'e de hakim olananlayıştır.Mersin Kazanlı’da, bulunan “sodasanayi”ne kurulmak istenen sülfürikasit tesisi ile ilgili olarak 5 Şubatta,“Akdeniz İlçesi Örtü Altı Sebze ÜreticileriBirliği” tarafından bu tesisinzararları hakkında bilgilendirme toplantısıdüzenlendi.Toplantıda ilk olarak konuşanBirlik Başkanı Tansel İzgi, “Çalışmasahasında bulunan 1.7 milyon metreküpkrom +6 atıklarının doğa veinsan sağlığına yüksek derecede zararlıolduğunu bilmekteyiz. Henüzbu zaralı atıklar geri dönüştürülmemişkenüstüne çok daha zararlı olan70.000 ton kapasiteli sülfürik asittesisi kurulmak isteniyor. Tarım alanlarımızı,yeraltı sularımızı ve soluduğumuzhavayı kirlettiğini ve zehirlediğinibiliyoruz. Biz hem çevrenin,hem doğal güzelliklerimizinyeniden sağlıklı bir şekle kavuşması,hastalıklara ve ölümlere dur demekiçin buradayız. Bu nedenle herkesiduyarlı olmaya çağırıyoruz.” diyerekhalka çağrıda bulundu.Ardından Prof. Dr. Fadime Tanerile Çevre Komisyonu Başkanı veToplumun en örgütlü kesimi sendikalardeğil, devrimcilerdir. Sendikalarınmuktedirler için tehlikeli oluşusendikaların sahip olduğu anlayışla ilgilidir.Bugün yüzlerce sendika vardırancak düzen için hiçbir tehlike taşımamaktadırlar.Çünkü bu sendikalardevrimci bir anlayışa sahip değillerdir."Geçtiğimiz hafta yazmış bulunduğumuzyazıya gelen birçok okurtepkisi aynı yöne işaret ediyor. Sendikalarınüye ve genel toplum çıkarlarınısavunmakta nasıl başarısız olduklarından,kayıt dışılaşan ve esnekleşensektörlerde örgütlenme ihtiyaçlarınacevap veremediklerinden,sendika yöneticilerinin kendi çıkarve pozisyonlarını korumak için nasılbataklıklara girdiklerinden, sendikaiçi demokrasinin yokluğundan, muhaliflerinsürekli ve devamlı tasfiyesinden,en nihayetinde sendikalarıngeldikleri durumda bu yapılarınında sorumlu olduğundan bahis açanpek çok mektup." (Birgün gazetesi,3 Şubat, Bilge Seçkin Çetinkaya)Bilge Seçtin Çetinkaya'nın satırlarındasıralanan ifadeler sonuçtur,neden değildir. Bu sonuçları yaratanaçıktır ki devrimci sendikal anlayıştanuzaklıktır, işçi sınıfından uzaklıktır,ona, onun ideolojisine güvensizliktir.DİSK, öncelikle kimi temsil ettiğini,kime karşı mücadele etmesigerektiğini hatırlamalıdır.DİSK, bir sınıf örgütüdür. İşçi sınıfınınörgütüdür. Onun çıkarlarınınmücadelesini verecektir. Sınıfa yöneliksaldırının kaynağı emperyalizmdir veonun yerli işbirlikçileridir. DİSK'inmücadelesi de bunları hedef almalıdır.DİSK'in bu mücadeledeki temeldayanağı, en büyük gücü, işçi sınıfınınkendisidir. Emperyalizme ve oligarşiyeteslim olmayan, ölen ama yenilmeyendevrimcilerdir.DİSK ancak böyle, işbirlikçi iktidarların,emperyalistlerin korkulurüyası olabilir ve olacaktır.Teknoloji Tekellerin Çıkarına KullanıldığındaÖldürür, Hasta Yapar Hasta Olmadan Dur DiyelimAkdeniz Bld. Başkanı Fazıl Türkkonuşmalar yaparak, sülfürik asitinzararları hakkında bilgi verdiler vebuna karşı hukuki yoldan ve de tümhalkın birlik olmasıyla mücadeleedileceğini söylediler.“Sessiz Kalmayalım, Kanser Olmayalım”pankartının asıldığı toplantıdaayrıca “Sülfürik Asit İstemiyoruz”talebiyle imza da toplandı.Yaklaşık 900 kişinin katıldığıtoplantıya, Kazanlı Halk KültürünüYaşatma ve Dayanışma Derneği dedestek verdi.18YASEMİN KARADAĞ’I


GÜNÜMÜZÜ AYDINLATAN12 Eylül SonrasınınEn Uzun İlk Grevi:Migros12 Eylül sonrasında, 1987 tambir “grevler yılı” oldu. Netaş’ta başlayangrev, Derby, Petrol-İş, Deri-İşgrevleri, DMO (Devlet Malzeme Ofisi)grevi ile devam etti ve cunta sonrasınınen uzun ilk grevi olan MigrosGrevi yaşandı. 20 Ağustos 1987’debaşlayan, 33 Migros mağaza ve deposunda1100 işçinin katılımıylayapılan Migros grevi 132 gün sürdü.Grevin amacı açık ve net olarakşöyle konulmuştu: “Grevimiz yalnızca‘ekmek’ için değil, ama aynı zamandademokrasi mücadelesindebir araç olacaktır.”Tez-Koop-İş Sendikası’nda örgütlüolan Migros işçilerinin 72 maddeliktaleplerinden 18’i kabul edilmedi.Bunun üzerine işçiler direnişe başladı.12 Eylül sonrasının en uzun greviolan Migros, yalnızca ekonomik vesosyal hak sağlamakla kalmadı, çalışmaşartlarında, iş güvenliğindeileri haklar elde ederek ve işçilikonurunun kazanılmasını sağlayarakzaferle sonuçlandı.Migros grevi hem sağlanan ekonomikve sosyal şartlar hem de işçisınıfının sendikal mücadelesine yaptığıkazanımlar açısından en başarılıgrevdir. Bu başarının kaynağında gericimerkeze rağmen şube düzeyindegreve önderlik eden Devrimci Solvardır.12 Eylül yönetimi grevlerin başarısınıengellemek için, diğer halkkesimleriyle dayanışmayı engellemekamacıyla da düzenlemeler yapmıştı.Migros grevinde dayanışmayı engellemekiçin provokasyon girişimi deboşa çıkarıldı. Migros grevi baştansona ilerici-demokrat gençliğin, demokratikörgütlerin, sendikaların,mahalle halkının ve uluslararası çeşitlikurum ve kişilerin desteğini aldı.Sermayeye karşı verilen mücadeleaynı zamanda uzlaşmacı-devletçi sendikalanlayışa karşı da verildi. İstanbulDeri-İş Sendikası tarafından düzenlenen“Lokavtları Protesto ve GrevlerleDayanışma Mitingi”ne en geniş katılımıMigros işçileri sağladı. 12 Eylülsonrası ilk işçi mitingi 20 Eylül1987’de yapılan bu miting oldu.Migros grevinin başarısında dahaönce yaşanmış grevlerin deney vetecrübelerinden yararlanmanın dapayı vardı. Bir Netaş grevi olmasaydı,Petrol-İş, Deri-İş, Seydişehir, DMOgrevleri olmasaydı, Migros grevininbu kadar başarılı olacağını söylemekzordu.İşçi hareketinin tarihi bugüne deışık tutuyor. Migros’tan, kazanılan vekaybedilen diğer bütün grevlerden,işçi eylemlerinden öğreniyoruz ve işçilerinörgütsüzleştirilmek istendiğigünümüzde işçi sınıfının direniş tarihineyeni direnişler eklemek için örgütleniyoruz.Yeni Migroslar yaratmak,işçilerin direnişini örgütlemek Devrimciİşçi Hareketi’Snin elindedir...Sayı: 303Yürüyüş12 Şubat2012EMPERYALİZMİN ÜSLERİNİVATANIMIZDA İSTEMİYORUZHalk Cephesi/Liseli Dev-Genç, 31 Ocak günü Hatay’ınArmutlu Mahallesi’nde “Füze Kalkanı Değil BağımsızTürkiye İstiyoruz” kampanyası çerçevesinde 50 afişastı.Aynı gün Gümüşgöze Beldesi’nde 5 Halk Cephesi/LiseliDev-Genç’li de 2 saat süreyle bildiri dağıtımı yaptı.Mahallenin bütün sokaklarını dolaşan Halk Cepheliler,megafonla yaptıkları konuşmalarda Malatya Kürecik’ekurulan füze kalkanı gerçeğini anlatırken, “Füze KalkanıDeğil, Parasız Eğitim, Bağımsız Türkiye İstiyoruz”dediler. Emperyalist askeri üslerden olan füze kalkanınakarşı örgütlenme, beraber mücadele etme çağrısındabulundular, “Halkların katili, Amerika’nın askeri olmayacağız”dediler.Halk Cephesi’nin 14 Ocak günü Malatya Kürecik’tefüze kalkanına karşı düzenlediği ve gerçekleştirdiği yürüyüşanlatıldı, halka 700 bildiri dağıtıldı.Bildiri dağıtımı sonunda arabaya binen Halk Cephelileripolis durdurarak kimlik kontrolu yaptı ve YılmazViraner, araması olduğu gerekçesiyle, gözaltına alındı.Selda Özçelik, Hasan Nazlı, Fırat Durgun bir saatboyunca keyfi bir şekilde tutulduktan sonra serbest bırakıldı.Yılmaz Viraner ise 1 Şubat günü mahkemeyeçıkartıldıktan sonra serbest bırakıldı.HatayÖLDÜRTMEYECEĞİZ!19


Sayı: 303Yürüyüş12 Şubat2012Günlük yaşamda sıkça duyduğumuzcümleler vardır; “Çok hastaydımdinlenmeye gittim”, “Uykusuzkaldım, biraz kestirecektim”, “Güntorbaya girmiyor ya yavaş yavaşyapsak da olur”, “Bugün kendimiiyi hissetmiyorum yarına bırakayım”,“Yol çok uzun kim gidecekşimdi”... Ne yazık ki sıkça rastlarızbu sözlere.Devrimcilik ciddi bir iştir. Kaçakdövüşerek sadece bir süre devam ettirilebilir.Düzen yanlarımızı değiştirmedengerçek bir devrimci olamayız.Düzen insanları tembelleştirir,düşünmelerini istemez. Halk içinüretmek, çalışmak, devrim için emekharcamak, düzene karşı savaşmaktır.Düzen bunu istemez. Ve her şeyiyleinsanlara saldırır. Mahir Çayan’ın dediğigibi: “Devrim yolu engebelidir,dolambaçlıdır, sarptır.” Devrime gidenyolda bir çok zorlukla karşılaşıyoruz.Tembellik yaparak bu zorluklarıaşamayız. Devrimin ciddiyetiniyeterince kavramayanlar, tembellikyaparlar. Oysa devrimcilerdünyanın en çalışkan, en emekçi insanlarıolmalıdırlar. Aklımızdan hiççıkarmamamız gereken bir şey vardırki o da yaptığımız her işte, başarılarımızda,başarısızlıklarımızda,kazandığımız zaferlerde halkımızınve vatanımızın geleceği olduğudur.Senin yapmadığını başkası yapmakzorunda kalacak, üstelik ek biryük olacak. Çünkü kendi yapacaklarıda vardır. Senin yapmadıkların dabuna eklenecektir. Senden iki katdaha az uyuyacak, senden iki katdaha fazla yol tepecektir. Bu, adil değil!Devrimci bir davranış hiç değil.Yapılan tembelliklerin nedenlerinisorgulamalıyız. Neden “Uykusuzkaldım, biraz kestirecektim” denir?Gerçekten ortada sabahlara kadarçalışan, uykusuz kalan bir insan mıvardır, yoksa uykusuzluğu bahaneederek tembellikyapanbirisi mi? Kaldı ki uykusuz kalınmışolsa bile yapılması gereken işleri yapmayıp“kestirmek” olur mu? Hiçmi uykusuz kalmayacağız, hiç mi yorulmayacağız?Elbette ki uykusuzkaldığımız zamanlar da olacak amadevrimciler bundan şikayet etmemelidirler.Devrimcilerin uykusuzkalarak yaptıkları işlerde emek vardır,sonuç alma isteği vardır, hedefineulaşma kararlılığı vardır. Ve bunlarınyarattığı devrimci ruh ve coşkununyerini hiçbir şey tutamaz.Oysa bulduğu her fırsatta tembellikyapan insanlar devrimci ruh ve coşkutaşıyamazlar.Tembellik, Basit Bir "İşYapmama" DeğildirMücadele EtmezsekDevrimciliğimizi TüketirTembel insanlar bir işi sonuçlandırmakararlılığını gösteremezler,zora gelemezler, çabuk vazgeçerler.Başlayacakları bir işe isteksiz başlarlar,olmazcı yaklaşırlar. İradelerinizorlamazlar. Çoğu zaman verdiklerisözde bile durmazlar. Örgütünkoyduğu kuralları uygulamazlar.Onlara bir iş verilmiştir, fakat onlarçeşitli bahaneler üreterek o işi yapmamışlardır.Bu ise en büyük sorumsuzlukörneğidir. İnsanların güvenini,umutlarını boşa çıkarmaktır.Örneğin, yapılacak bir çok iş vardırama sorumluluk verilen kişi rahatlıkla“Ne acelesi var, yavaş yavaş yapsakda hallederiz” diyebilir. O işi bitirmekiçin çokça vakit olsa bile nedeno işi çabucak yapıp başka işlereatılmayalım, neden daha fazlasını istemeyelim?Tembellik beyinde başlar, insanlaryeterince düşünmedikleri içinyaptıkları işlerin önemini kavramazlar.Ve bu düşünce tembelliği kişininyaşam şeklini de belirler, giderekalışkanlık haline gelir. “Bugünkendimi iyi hissetmiyorum yarına bırakayım.”Bir devrimcinin iyi hissetmemesine,önemli bir işi ertelemesineneden olan şey nedir? Buradada yine karşımıza tembellik çıkar.“İyi hissetmemek” nasıl bir ruhhalini anlatır. Bu düşüncenin, buruh halinin devrimcilikle bir alakasıyoktur. Bunlar düzendeki insanlarındile getirdiği söylemlerdir. Peki hiçmi hastalanmayacağız? İnsanın hepiyi, sağlıklı olması mümkün müdür?Elbette ki hastalandığımız, sağlıkproblemleriyle karşılaştığımızzamanlar da olur. Bizim eleştirdiğimiznokta işten kaçmak, tembellikyapmak için bu durumun kullanılmasıve sarf edilen bahanelerdir.Başta masum gibi gözükse detembellik tehlikelidir. Ve giderekyaşam şekli haline gelir. Önü alınamazsakişinin devrimciliğini bitirir.Bahaneler üretilerek, kaçak dövüşerekhiçbir yere varılamaz. Tembelliğimizinnedenlerini sorgulamalı veönüne geçmeliyiz.Politik olarak güçlendikçe tembellikde gerileyecek, yerini devrimciçalışma tarzını bırakacaktır. Ana halkapolitik olarak kendimizi geliştirmektir.İdeolojik olarak donanımlı olmaktır.Yoksa tembellik tek başına"bir işi yapmamak" değildir. Bu masumlaştırılmışhalidir. Tembellik,her zaafta olduğu gibi ideolojiktir.Düzen yanlarımızla mücadele etmelive yerine devrimci olanı koymalıyız.Kendimizdeki düzen yanlarıylaçatışmazsak, bizi teslim alacaklardır.İzin vermeyelim.Eksik yanlarımızla savaşamazsakkaybeden biz oluruz. Devrimcilerçalışkandır, yapamadıkları bir işvarsa bahane üretmez, nedenleriniyüreklilikle ortaya koyarlar.Yaptıkları her işe sahiplenerek, başaracaklarınaolan inançla başlarlar.Tembelliğe izin vermezler.20YASEMİN KARADAĞ’I


“Bunlar terörist tedavi etmeyin”Hasta tutsak Yasemin Karadağ, AKP iktidarı tarafındantedavisi engellenerek katledilmek isteniyor!Yasemin Karadağ’ı Öldürtmeyeceğiz! Bakırköy Kadın KapalıHapishanesi’nde %18’i çalışantek böbrekle yaşam savaşı verenYasemin Karadağ’a hastaneyegötürülürken işkence yapıldı! Hapishane komutanıtarafından “bunlar terörist,tedavi etmeyin” diye doktortehdit edildi! AKP, devrimci tutsak YaseminKaradağ’ı katletmek istiyor!ÖLDÜRTMEYECEĞİZ!Bakırköy Kadın ve Çocuk KapalıHapishanesi’nde yüzde 18'i çalışantek böbrekle yaşam savaşı veren devrimcibir tutsak. AKP, tedavileriniengelleyerek yüzlerce hasta tutsağıkatletti. Devrimci tutsak YaseminKaradağ'ı da katletmek istiyor.11 Ocak 2012'de tedavi için hastaneyesevki sırasında devrimci tutsakKaradağ, ring aracında siyasi tutsaklarınbulunduğu hücreye konulmayıpadli tutukluların bulunduğu hücreyekonulmasına itiraz edince adı "ÇİĞ-DEM" olan kadın komutanın emriyleaskerler tarafından elleri kelepçelihalde saldırıya uğradı. Tek kişilikhücreye atılıp hastaneye götürüldü.AKP iktidarı tutsakların tedavileriniengelleyerek katlettiği yetmiyormuşgibi bir de işkence yaparaköldürme sürecini hızlandırmak istiyor.Yasemin Karadağ ring aracındagördüğü işkenceden sonra sevk edildiğihastaneye ring aracından indirilip sürüklenerekgötürüldü. Yasemin Karadağ'ınmuayene odasına sürüklenerekgetirildiğini gören Doktor'un ne olduğunusorması üzerine kadın komutandoktora, "BUNLAR TERÖRİST,TEDAVİ ETMEYİN"dedi. Karadağ tedavisi yapılmadantekrar hapishaneyegötürüldü.Yasemin Karadağ,2011’de böbrek ameliyatıolmuş ve tedavisi sürerkenAKP’nin işkenceci polisleritarafından tutuklanıp hapishaneyekonulmuştur. Yasemin Karadağ aynızamanda yüksek tansiyon hastasıydıve beyin kanaması geçirmişti. Sağlıkdurumu düzenli bir tedaviyi gerektirmektedir.Ancak AKP’nin hapishanepolitikası tutsakların tedavilerininyapılmasının önündeki en büyükengeldir. Bu bilinçli bir politikadır.“Terörist” sizsiniz! Uşaklığınıyaptığınız ağababanızAmerika’dır. Sizden ala teröristmi olur? Amerika’ya köpeklikyapıyorsunuz. Devrimcilere"terörist" diye saldırıyorsunuz.Devrimciler dünyanın en onurluinsanlarıdır. Siz Amerika’nınköpekliğini yapareken, halkı için,vatanlarının bağımsızlığı için tekcanını verenler devrimcilerdir.Bakın ordunuzun komutanlarına:Amerikan üslerinin bekçiköpekliğini yapıyorlar. VatanımızıAmerikan kontrgerillasınınmerkezi yaptılar. Efendinizeyaranmak için devrimcileresaldırıyorsunuz.Tutsakların tedavileri bilinçli olarakengelleniyor. Bu politika hasta tutsaklarıntedavileri engellenerek katletmepolitikasıdır.AKP iktidarında son 10 yıl içindeOcak 2011 tarihi itibarı ile resmiaçıklamalara göre hapishanelerde1758 kişi katledildi. 2011 Ocak ayındanbugüne kadar geçen zamandaise bu rakam 2 binin üzerine çıkmıştır.Yasemin Karadağ, AKP’nin polisitarafından tutuklanmadan önce desürekli tehdit edilmekteydi. Karadağtutuklanarak hapishanede tedavisiengellenerek katledilmek isteniyor.Katil AKP!Yasemin Karadağ’ınKatledilmesine İzinVermeyeceğiz!Yasemin Karadağ, daha önce 12Eylül 2011’de de tedavi için götürüldüğühastanede askerlere muayeneesnasında odadan çıkmasını isteyenKaradağ’a saldırmış ve muayenehanedensürüklenerek muayenesiyapılmadan ring aracına götürülmüştü.Karadağ’ın sağlık durumununciddi olduğunu söylemesi üzerineise Öner Ağırman adındaki uzmançavuş “ölürsen öl, senin için biravuç toprak bulunur” demişti.Katiller! Hapishanelerde binlercetutsağı gaz bombalarıyla, işkencelerle,kurşunlarla, sessiz imha politikasıylakatlettiniz. Yasemin Karadağ’ı katletmenizeizin vermeyeceğiz.Sayı: 303Yürüyüş12 Şubat2012ÖLDÜRTMEYECEĞİZ!21


RöportajBiz Siyasi Kimliğimizi SavunmayaDevam Edecek, Tedavi HakkımızıGasp Etmelerine İzin Vermeyeceğiz!Sayı: 303Yürüyüş12 Şubat2012Hasta tutsak Yasemin Karadağile hapishanede yaşadığı hak gasplarıve sağlık sorunları ile ilgiliyaptığımız röportajı yayınlıyoruz:Yürüyüş: Tedavi için hastaneyegötürülürken yine saldırıya uğramışsınız.Neden ve nasıl saldırdılar?Saldırıyı anlatır mısınız?Yasemin Karadağ: Böbreğimindurumu her geçen gün yeni bir sorunçıkardığı için sık sık hastaneye gitmekzorunda kalıyorum. Sık gidiyorumancak, muayeneye asker de girdiğiiçin tedavi olamadan geri geliyordumher defasında. Temsilci arkadaşımızhapishane idaresi ile bu durumu,sağlığımın ciddiyetini sürekligörüşüyor. Ancak biz bu sorunu genelolarak yaşamaya devam ediyoruz.Bu gidişler beni çok yoruyor.Ringler havasız ve çok sarsıyor. Buyüzden hastaneye gidip tedavi olamadangeri dönmemek için idare ileyeniden konuşuldu ve hastane sevkiolan bir arkadaşımla birlikte gittik.Harran’la aynı ringte, aynı hücredegitmek benim için iyi oldu. O banayardımcı oldu giderken.Hastane işlemleri yapıldıktan sonratedavi olduğum servise götürüldüm,ancak doktorumun toplantıdaolduğunu öğrendik ve tedavi olamadangeri döndük. Yeniden ringe geldik.Ben arkadaşımın yanına konulacağımıdüşünürken; görevli AstsubayÇiğdem Aydın beni başkabir hücreye koymak istedi. Ona hastaolduğumu -ki bunu belirtmeme bilegerek yok, bu asker beni hastaneyesürekli götüren ve muayene odasındançıkmayarak tedavimi engelleyenlerdenbiri ve hastalıklarımıbiliyor- arkadaşımın yanına koymasınıistediğimi belirtmeme rağmenkoymadı. Ve beni parmağını sallayasallaya tehdit ederek “Burada emirleribiz veririz, sizin istediğiniz olmayacak,sen de bizim emirlerimize uyacaksın”diye bağırmaya başladı. Öfkedensusmaksızın konuşuyordu.Ben de keyfi davrandığını, onunemireri olmadığımı, arkadaşımın yanındançıktığımı ve oraya gireceğimianlatmaya çalıştım. Ancak devamedemedim. Astsubay Çiğdem Aydın’ınyanındaki uzman çavuşlardanbirine “Atın bunu içeri” diye talimatvermesiyle beni kelepçeli kollarımdantutup adeta çuval atar gibi hücreyeattılar. Saldırıdan dolayı dengem bozulduve sarsılmanın etkisiyle halsizleştimve nefes sorunu yaşadım.Arkadaşımın bulunduğu hücreyegeçmek istedim. Bu bir saldırı gerekçesiolamaz, değil de zaten. Bilinçlibir politikanın sonucu. Bizleri hastaneyegötüren kişilerin kişisel düşmanlıklarıylada açıklanacak bir durumdeğil. Kuşkusuz bu görevli askerlerde düşmanca davranıyorlar,bunu biliyoruz. Ancak AKP iktidarınınen genelde tutukluları hiçesayan, insan yerine koymayan,özelde ise devrimci tutuklulara yönelikboyun eğdirme, teslim almayöntemlerinden biri.AKP iktidarı tutsakların en temelinsani haklarını tecrit politikası ileyok sayıyor. Sağlık hakkımız tedavilerimizgeciktirilerek, engellenerekgasp ediliyor. Yetmediği yerde desaldırılara uğruyoruz. AKP iktidarınıntecriti uygulamadaki ısrarının sağlıkalanındaki politikası böyle işliyor;sessiz imha yöntemiyle. Yani katledemediğini,diri diri yakamadığınıtedavileri engelleyerek, geciktirerek,sürece yayarak öldürmek.Çok uzak değil, daha yakın zamanda,Aralık ayının içindeydi, Erzurum’dabir tutsak mide kanamasındankomaya girerek hayatınıkaybetti. Katledildi yani. Teknik,tıbbi her türlü olanak mümkün ikenmide kanamasından ölünür mü? Tutsaksanızölüyorsunuz işte, bir deyoksulsanız. AKP iktidarı sağlıktadönüşüm yasasıyla “istediğiniz hastanedetedavi olacaksınız” diyerekhalkımıza yalan söylüyor. Gerçeköyle değil, paran varsa tedavi olabilirsin,paran yoksa ölürsün. AKP’ninhalkımıza reva gördüğü, cebindekiüç kuruşu da alıp öldürmektir.Öyle bir demokratikleşiyoruz oyunusürdürüyor ki AKP iktidarı; 5adli tutsağı diri diri ringin içindeyaktılar. Hapishanelerde hastalıktantedavi edilmeyerek ölen tutuklularınsayısı binleri buldu. Bu tabloya rağmentecriti daha da ağırlaştıran düzenlemeleri“3’lü Protokol’de düzenlemeleryaptık, tutukluların tedavisorununu çözdük” yalanıyla sürdürüyor.Yürüyüş: Sağlık durumunuzhakkında bilgi verir misiniz? Hastalığınızsürekli bir tedavi gerektiriyormu? Tutsaklık koşullarındatedavinizi nasıl yaptırıyorsunuz? Yada yaptırabiliyor musunuz?Yasemin Karadağ: Tek böbrekliyim.Biri daha önce hapishanedealınmıştı. Kalan böbrek de en son% 18 civarında çalışıyordu. Bu tutuklandığımilk dönemlerde söylenenorandı. O döneme göre biraz dahazorlandığını söyledi doktor. Yaniartık % 18’in de altında ama ne orandabilmiyorum.Böbrek zararlı maddeleri atmaktazorlandığı için bu maddeler kemiklerdetoplanıyormuş. En ufak birçarpma, burkulma durumunda kemiklerimkırılabilirmiş ki zaten kemikerimesi de var. Bu da ayrıca kırılmalarıhızlandırıcı bir etken.Yüksek tansiyon hastasıyım. İkiayrı tansiyon ilacı kullanıyorum ve22YASEMİN KARADAĞ’I


Röportajbunların dozları yüksek.İleri derecede kansızlık var.Böbreğe bağlı kansızlık ve kronik.Dışarıdayken serumla demirtakviyesi yapılıyor ve kan yapıcıiğne vuruluyordum. Burada sadecebir kez kan yapıcı iğnevuruldum. Kansızlıktan dolayısık sık halsizleşiyorum.Beyin kanaması geçirdim.Tutuklandığım dönemde nöbetgeçirmeyi engelleyecek ilacımaksadı. Kaç ay sonraydı hatırlamıyorum,beyin cerrahiye gittim. İlaçdüzenlemesi yapıldı. Beyin kanamasındandolayı baş ağrısı, kafada uğultu,sese karşı hassaslık ve kısmihafıza ve denge sorunu hala yaşıyorum.Baş ağrıları şiddetli oluyor. Bununiçin verilen ağrı kesici ağır birilaç ve böbreğe çok zarar veriyormuş.Doktor, yasakladı. Bu yüzden almıyorum.Bir hastalığa iyi gelecek olandiğer hastalığımı artırdığı için dayanmanındışında yapacak bir şeykalmıyor. Uzun süreli okuyamıyorum.Arkadaşlarım okuyor bana.Alerjik astımım var. Tansiyonunkalpte yarattığı etki de eklenincenefes sorunu yaşıyorum.Midemde ülser var. Geçmişte tedavioldum ancak dönem dönem tekrarlıyor.Kullandığım ilaçların ağırlığına,dozajına göre şiddeti değişiyor.Hastalıklarım bunlar. Özellikle böbreğimingeldiği durumdan dolayı, tansiyonda zorluyor. Ve sürekli bir tedavigerektiriyor. Evet, kronik bir sorun olduğuiçin iyileşme durumu yok. Aslındayapmaya çalıştığımız, diyaliz aşamasınıgeciktirmek. Peş peşe gözaltına alınmam,gözaltı ve hapishane koşullarındandolayı sağlığım daha hızlı bozuldu.Bu süreç, yani sık gözaltı vetutsaklık öncesi daha iyi durumdaydı.Dışarıda daha sık kontrol ve doktorladetaylı konuşabiliyor olsam bu derecesorun yaşamam. Çünkü zamanındamüdahale etme koşulu olacak. Hapishanedebunun koşulu yok.Ayrıca yüksek tansiyon ve böbrektendolayı diyet yapmam, beyinkanamasının da bünyemi iyice zayıflatmasındandolayı sağlıklı beslenmemgerekiyor. Tansiyon ve böbrekten dolayıtuzsuz yemem gerekiyor. Ayrıcapek çok yiyecek yasak, böbrek, süzmektezorlandığı için. Beyin kanamasındandolayı da iyi beslenmemgerekiyor ancak beslenemiyorum. İdareyleyapılan uzun görüşmeler ve tartışmalarsonucunda sebze kantinindensebze yazıyorduk. Ancak bir süre devametti artık almıyorlar. İdareyidiyet yemeği için çok zorladı, tartıştıarkadaşlar. İdare diyet yemeği yapıyorgüya. Ancak benim sağlık sorunlarımauygun bir diyet değil.Yürüyüş: Tedavinizin engellendiğidaha öncede basına yansımıştı. UzmanÇavuş Öner Ağırman, "Ölürsenöl, senin için bir avuç toprak bulunur"demişti. Saldırıya uğradığınızıve tedavinizin engellendiğini söylemiştiniz?Şimdi de size saldıran komutan,doktora, "Bunlar terörist tedavietmeyin" demiş. Askerler, doktorlarüzenrinde de mi baskı oluşturuyor?Doktorların tutumu nasıl?Yasemin Karadağ: Hapishanedebeni yoracak hiçbir iş yapmadığımhalde (Arkadaşlarım yardımcı oluyorlarve onlar yapıyorlar benim işlerimi)tansiyonum hep yüksek seyretti.Sonunda 20’lere kadar çıktı. İki günboyunca sürekli kustum, bu yüzdenyataktan kalkamadım. Revir doktoruiğne yaptı kusmayı engellemek için.Tansiyonu hızlı düzenlemek için dilaltıaldım sürekli. Öyle ki günde dört beşdefa almama rağmen düşmedi. Veben kusmaya devam edince acil hastaneyesevk etti. Ama acil sevk dahiiki buçuk, üç saati buldu. Ben o süredeaskerin ve ringin hazırlanmasını bekledim.Ve üç saatin sonunda hastaneyegidebildim.Doktor, tansiyon ilaçlarının yetersizkalmış olabileceğini söyledi.Ben sık gitmeme rağmen, askerinçıkmamasından dolayı doktorla konuşamadığımiçin sorunlarım dahada ciddileşti. Ve bu durumda gitmemerağmen de bir hafta sonrayazılan kontrol gününde de askeriçerden çıkmadığı için ilaçlarımdüzenlenemeden geri döndüm.Bu süre içinde hala yaşıyorsambu tamamen arkadaşlarımın çabasısonucudur.Doktorlarla, hastalıklarımı konuşamıyorum,ilaç düzenlemelerigeç yapılıyor. Örneğin son uğradığımsaldırıda kemiklerimin o kadar kırılabileceğini,zararlı maddelerin kemiktetoplandığını bilmiyordum. Saldırıdansonra öğrendim. O saldırıda bir tarafımınkırılmaması tamamen şans. Yineörneğin beslenme sorunu yaşıyorum.Zaten diyet yapmak zorundayım. Pekçok şeyi yiyemediğim için hastalanmamakiçin bol meyve yemeye çalışıyorduk.Meğer meyve yemememgerekiyormuş. Ve ben bunu çok sonraöğrenebildim. Doktorumla konuşabilirsemöğrenebiliyorum.Neden konuşamıyorum? Çünküasker içeri giriyor, çıkması için konuşuyorumancak çıkmıyor. Ben detedavi olamadan geri dönüyorum. Ancakdoktor ya ilaç yazmış oluyor yada kaç ay sonraya kontrol günü vermişoluyor. Yeni bir ilaç alınmışsa bu ilacıneden alıyorum, niye verildi bilmedenkullanmak zorunda kalıyorum.Hastaneye gitmek bir sorun. Gitsenizdoktora derdinizi anlatmak birsorundur. Çünkü doktorlar da tedavihakkımızın gaspına da seyirci kalıyorya da ortak oluyorlar. Evet, ortakolanlar da var. Bunların sayıları daaz değil. Örneğin kelepçelerimizinaçılmasına gerek duymayan doktorlarçıkıyor. Yine askerin içeridebulunmasına müdahale etmeyendoktorlar var. Öyle ki bir askeri çıkarmakiçin konuşurken doktorla datartışmak zorunda kalıyoruz. Çünkü“Daha bakacağım bir sürü hastamvar, sorun çıkarmayın” diyerek bizimletartışan doktor oluyor. Bu nasılbir tıp ahlakıdır? Tıp mesleğinin ah-Sayı: 303Yürüyüş12 Şubat2012ÖLDÜRTMEYECEĞİZ!23


Röportajlaki ilkelerini ayaklar altına alıyorbu doktorlar. Öyle ki saldırıyı izliyordoktor. Örneğin Öner Ağırman,beni doktorun gözleri önünde yumrukladı.Yerlerde sürükledi. Doktorişkenceyi izledi. Evet, sadece izledi.Askerin bir yöntemi de öncedeniçeri girip doktorla konuşmak. “Buterör suçlusu, istemezseniz kelepçeleriniaçmam” diyerek doktor dabize karşı bir kuşku, yargı oluşturmayaçalışıyor. Bu da yeterli olmuyor.İçerden çıkması için tartıştığımızdaçıkmıyor ve muayene olamadığımıziçin biz çıkıyoruz. Hastanedeki insanlarıniçinde bize bilinçli olarak“terörist yürü” diye bağırıyorlar.Oradaki insanlara “terörist” olmadığımızı,vatanımızın bağımsızlığıiçin mücadele eden Halk Cephelidevrimciler olduğumuzu söylüyoruz.Bizim halkımıza kendimizi ifadeetmemizi de engellemeye çalışıyorlar.Devletin, terör demagojisiyle yarattığımilliyetçilikle linç edilmemizin zemininiyaratmaya çalışıyorlar.Sağlık hakkımız en başta askerinmuayene odasından çıkmaması, doktorlarında buna müdahale etmeyerekseyirci kalması ile hasta-hekim ilişkilerindekigizlilik hiçe sayılarakgasp ediliyor. Biz tutsakların hastalıklarıbu sayede ilerliyor. Tedaviedilebilecek veya erken farkedilebilecekhastalıklarımız böylece ölümcülseviyeye geliyor.Tüm bunlar AKP iktidarının tutsaklarısindirme, teslim alma politikasınınsonucu. Başaramayacak.Yürüyüş: Sizin ayrıca eklemekistediğiniz bir şey var mı?Yasemin Karadağ: Evet son olarakeklemek istediğim bir şey daha var.Tedavi hakkımız gasp ediliyor vebunun üzerine bir de hakkımızda soruşturmalaraçılıyor. Hastanede muayeneodasından askerin çıkması içinyaptığımız tartışmalardan dolayı askertutanak tutuyor. Tutanak üzerine dehapishane idaresi disiplin soruşturmasıaçıyor. Burada bir çoğumuz hakkındaaçılan disiplin soruşturmaları ve verilencezalar var. Benim yerlerde sürüklendiğim,yaralanıp rapor aldığım saldırıda,yanımda olan ve saldırıya başındansonuna tanık olan Yağmur isimli bayangardiyanın yalan beyanından dolayı,yaptığım suç duyurusuna takipsizlikkararı geldi. Hapishane idaresi bana1 ay iletişimden men cezası verdi.Ne asker ne hapishane idaresi bupolitikada başarılı olamayacaklar.Biz siyasi kimliğimizi savunmayadevam edecek, tedavi hakkımızı gaspetmelerine izin vermeyeceğiz. Sizlerede çalışmalarınızda başarılar diliyor,selam ve sevgilerimi gönderiyorum.Sayı: 303Yürüyüş12 Şubat2012Güler İçin TuttuğumuzNöbeti Yasemin İçin deTutacağız! Yasemin’iÖldürmelerine İzinVermeyeceğiz!TAYAD’lı Aileler, 3 Şubat günü Bakırköy Hapishanesiönünde yaptıkları eylemle, hasta tutsak Yasemin Karadağ’ınserbest bırakılmasını istediler.“Yasemin Karadağ’ın Öldürülmesine İzin Vermeyeceğiz”pankartını açan TAYAD’lı Aileler adına NagehanKurt tarafından açıklama okundu. Karadağ’ın 6 aydır tutukluolduğunu belirterek, serbest bırakılmasını isteyenKurt, “Hapishanelerde revire gitmek kısıtlanmış, hastaneyegitmek ve tedavi olmak ise imkansızlaştırılmış. İnsaniolmayan koşullarda, kelepçeli tedavi dayatması altındatutuklu evlatlarımız çoğu kez tedavi edilmeden hapishaneyegeri götürülmektedir. Ağır hasta olan Yasemin Karadağ’ınbu koşullarda tutulması ölüme terk edilmesidir. Hapishanekoşullarında sağlığı her geçen gün kötüye gidiyor. YaseminKaradağ polis-mahkeme-hapishane üçgeninde ölümemahkum edilmek isteniyor. Buna izin vermeyelim. Sonu,18 yaşında hapishanede ölüme mahkum olan AbdullahAkçay gibi olmasın! Güler Zere gibi ölümün kıyısındaçıkmasın dışarı. Yasemin’i, Yaseminleri yaşatmak içinmücadele edelim.” çağrısı yaptı.25 TAYAD’lının katıldığı eylemde, kendi eylemleriiçin hapishane önünde bulunan Barış Anneleri İnsiyatifide sloganlara katılarak alkışlarla destek verdi.Tecrit Oligarşinin Örgütlü Saldırısıdır!Direnişimiz de Örgütlü Olmalıdır!Ankara’da 3 Şubat günü Adalet Bakanlığı önündetoplanan TKMP (Tecrite Karşı Mücadele Platformu)bileşenleri (Alınteri, DHF, ESP, Halk Cephesi, Partizan)son dönemde hapishanelerde yaşanan halk ihlallerineyönelik bir eylem gerçekleştirdiler.“Hapishanelerde Tecrite, İşkenceye, Sürgün SevklereSon” yazılı pankartın açıldığı eylemde yapılan açıklamada,son dönemde tutsaklara uygulanan görüş ve iletişimcezalarına değinildi. Ayrıca açıklamada “YaseminKaradağ’ın tedavisi, götürüldüğü hastanede jandarmalarındenetimi altında ‘O teröristtir, muayene etmeyiniz.’ direktifleriile engellenmiştir. Kelepçeli olarak ve kadınya da erkek gardiyan fark etmeksizin gözetim altındadayatılan tedavi reddedildiği takdirde de tutsağıntedavisi engellenmekte.” denildi.“Tecrite Son!”, “İçerde, Dışarda Hücreleri Parçala!”,“Yaşasın Devrimci Dayanışma!”, “Devrimci TutsaklarOnurumuzdur!”, “Hasta Tutsaklar Onurumuzdur!”,“Tecrit İşkencedir!”,“Devrimci İrade TeslimAlınamaz!”, “TecritiKaldırın, ÖlümleriDurdurun!”, “FaşizmiDöktüğü Kanda Boğacağız!”sloganlarıatılan eyleme 40 kişikatıldı.24YASEMİN KARADAĞ’I


Alman Emperyalizmi Türkiye Faşizmi AdınaDevrimcilere Ceza Vermeye Devam Ediyor!Devrimcilik Suç Değil, Onurdur!Sayı: 303Yürüyüş12 Şubat2012Almanya’nın Düsseldorf şehrindekiYüksek Eyalet Mahkemesi’nde yargılanantutuklu devrimciler Şadi Özpolatve Ünal Düzyar’ın 19 Ocak günü görülenduruşmasında Federal Savcı, mütalaasınıokudu. Federal Savcı, Özpolatiçin 6,5 yıl, Düzyar içinse 4.5 yıl hapiscezası istedi.Savcılık yaptığı mütalaada hakimleredönerek, “Sanıkların masum duruşlarınaaldanmayın, onlar cezalandırılmayıhak ettiler, özellikle ÖzpolatTürkiye’de yıllarca hapis yatmış, işkencegörmüş, tahliye olduktan sonrabaşka bir kıtaya gelmiş, burada kendisineyeni bir hayat kurabilirdi ama oburada uslanmamış ve örgüt içinde üstdüzey sorumluluklar almış ve insanlarıdeğiştirmeye çalışmış. Onun karizmasıburada bile belli, seyirciler onu krallargibi selamlıyor, o ise çok ciddi hiçgülmeden selam veriyor. Bu onun şefolduğunu gösterir onun için yöneticiliktenceza almalı, eğer mahkeme heyetibıçak sırtında gitmek istiyor ve kendibindiği dalı kesmek istemiyorsa, Özpolatüyelikten değil, yöneticiliktenceza almalı. Yok eğer biz risk alacağızdiyorlarsa heyeti uyarmak bizim görevimiz.”dedi.Devrimcilik yapmaya devam ediyor,bunu cezalandıralım diyor açıkça savcı.Verilecek kararın siyasi olduğunu söylüyoraslında. Devrimciliği bırakmadığıiçin cezalandıralım diyor. Yan gelipyatabilirdi, devrimcilik yapmayabilirdiama ısrarla yapıyor diyor. Alman faşizmi,Türkiye adına yaptığı bu yargılamalardaadaleti uygulayamaz. Türkiyefaşizmine karşı direniş meşrudur vebunu cezalandıracak hiçbir yargı sistemikabul edilemez. Alman mahkemelerininadaletini de kabul etmiyoruz.Özpolat’ı, Alaattin Ateş isimli AlmanyaHaber Alma Teşkilatı (BND)ajanının yalan ifadeleriyle suçluyorlar.Fakat herhangi bir delil yok ellerinde.Savcı, mahkemeye gelen Halk Cephelilerindestek alkışlarını delil sayıyor.Özpolat’ın sorumlu olduğunu “gülmemesi”nedayandırıyor. “Krallar gibiselamlıyorlar” diyor. İşbirlikçi Türkiyeoligarşisinin çıkarlarını savunan AlmanFederal Savcısı söylüyor bunu.Özpolat ve Düzyar, 2009 yılındanbu yana tutuklu. Delil olmayan bir duruşmadakeyfi olarak tecrit altında tutuluyorlar.Asıl suçlular Alman emperyalizmidir.Düzyar hakkında yaptığı mütaaladaise “Özpolat’ın gelmesiyle birlikte profesyoneldevrimcilik yapmaya başladı.Nişanlı olmasına rağmen, nişanlısınafazla zaman ayırmadı ve Kuzey RenWestfalya eyalet sorumlusu olarak faaliyetyürüttü. Duisburg şehrinde bir kişiyi zorkullanarak bazı şeylere mecbur kılmayaçalıştı. Aynı zamanda maddi destek yaratmayaçalıştı. Bunlar için Düzyar'ınüyelikten ceza almasını istiyoruz.Düzyar’ın nişanlısına zaman ayırmamasıbile delil olarak sunuluyormahkemeye. Savcının da mahkemeninde böyle bir değerlendirme yapmahakkı yoktur. Aile yaşamıyla bile baskıaltına almaya çalışıyor savcı.Nişanlıya vakit ayırmamak suç amaTürkiyeli esnafları öldürmek suç değil.Almanya Anayasayı Koruma Örgütü’nünTürkiyelilere yönelik katliamsaldırılarını düzenlemek için kurduğuörgütün yargılanmasında tek sorumlututuklandı mı? Düzyar ve Özpolat hiçbir delil olmadan 2 yıl hapiste tutulurken;9 insanımızı öldüren sorumlulartutuklanmıyor bile...Üstelik mahkemeyi izlemeye gelenHalk Cephelileri, “İşte bu duruşmalarburaya seyirci olarak gelen örgüt üyelerive militanlarına örnek olmalı. Berlin’dealacağı cezayı bekleyen Gülaferit Ünsal,Yunanistan'dan getirildi.” diyerektehdit ediyor savcı. Nereye gidersenizgidin, bulur ve cezalandırırız diyor.Burjuvazinin sınıf kininin gücünü ortayakoyuyor.Savcının açıkladığı görüşleri aslındafaşizmin ezilen halklara uyguladığıbaskı politikalarının belgesidir.Özpolat ve Düzyar’ın avukatlarıise 25 Ocak günü savunma yaptılar.Hukuki ve siyasi olarak iki bölüm halindesavunma yapan Özpolat’ın avukatları,“Müvekkilimiz Şadi ÖzpolatAlmanya sorumlusu olmakla ithamediliyor, oysa bugüne kadar buradadinlenilen Federal Kriminal Dairesi’ndenmemurlar da dahil olmak üzerehiçbir tanık somut olarak bunu ispatedememiştir. Tüm iddialar, varsayımlarve tahminler üzerine kuruludur. BNDajanı olan ve müvekkilimizi ağır ithamlaraltında bırakan Alaattin Ateş bile ifadesindesadece tahminler üzerinde durmaktave ‘öyle olduğunu sanıyorum’demektedir.” diye savunma yaptılar.Özpolat’ın akraba ziyaretlerininbile delil olarak gösterildiğini belirtenavukatlar, yaptıkları siyasi savunmadada Özpolat’ın devrimcilik yaşamınıanlatarak, “Türkiye öyle bir ülke kihiç kimsenin yaşama garantisi yoktur,daha iki hafta önce kendi halkındanotuz dört kişiyi bombalayarak katletmiştir.19-22 Aralık 2000 yılında 20hapishaneye birden operasyon yapmışve 28 tutukluyu bombalarla, kimyasalsilahlarla ve diri diri yakarak katletmiştir.Türkiye öyle bir ülke ki neredeyseher karış toprağında toplu mezarlardanoluşan kemikler fışkırmakta.Kendisi bir kontrgerilla elemanı olanAyhan Çarkın itiraflarda bulunmaktave infaz kararlarının devletin zirvesindealındığını, devlet adına adam öldürdükleriniitiraf etmektedir. Türkiyeöyle bir ülke ki, sosyal, demokratikbir hukuk devleti değil, hiç kimsenin26YASEMİN KARADAĞ’I


hakkını kullanamadığı açık bir hapishanedir.Özpolat da 19-22 Aralık katliamınıyaşamış ve şans eseri sağ kurtulmuştur.Tahliye olduktan sonra IrakSavaşına Hayır Komitesi içinde çalışmıştır.Fakat 1 Nisan 2004 yılında polisinve savcılığın komplosu sonucutekrar tutuklanmış, komplonun bozulmasıylatahliye edilmiştir.Müvekkilimiz böyle bir ülkede doğdubüyüdü ve zorbalığın her türlüsünüyaşayarak gördü ve dünya görüşü netleşti.Savcılar bu pencereye hiç bakmakistemiyorlar ya da işlerine gelmiyor.Onun için istenilen bu cezayı kabuledilemez buluyor ve müvekkilimizintahliyesini talep ediyoruz.” dediler.Ünal Düzyar’ın avukatları da, müvekkillerininyasal olan Anadolu Federasyonu’ndafaaliyet yürüttüğünübelirttiler.Mahkeme 1 Şubat’ta Şadi Özpolat’ınsavunması ile devam edecek.“Uyguladığınız Tecrit, Baskı, Zulüm Ne KadarBoyutlu Olursa Olsun,Benden Asla ‘Teslim Oluyorum’Kelimelerini Duyamayacaksınız”Almanya’da Bochum Hapishanesi’ndetutuklu bulunan devrimcitutsak Şadi Özpolat, Ünal Düzyar’labirlikte Düsseldorf Eyalet Mahkemesi’ndeyargılandığı mahkemede1 Şubat günü savunmasını yaptı.Alman faşizminin baskılarına vedüzmece iddianamesine cevap verenÖzpolat, tüm dünyanın ezilen ve direnenhalklarına selam göndererekbaşladı savunmasına.Federal Savcılığın hazırladığı iddianameve mütalaada hukukun entemel ilkelerine dahi sadık kalınmadığınıbelirten Özpolat, “Hukukunve bilimin temel kuralı, eğer ortadabir suç var ise, o suçun neden ortayaçıktığı ve bir daha işlenmemesi içingerekli önlemlerin alınmasıdır. “Teröristkimdir ve terör nedir”in tanımlarıbilimsel olarak yapılmaz veöyle mahkum edilmez ise, gerçekteröristler demokrat ve demokrasisavunucuları ve adalet arayanlar vebağımsızlık savaşçıları ise teröristilan edilir.Hukukun temel ilkelerinden biride, savcılık makamının sanık hakkındaiddianame hazırlarken, aleyhtedelil topladığı gibi, lehte de deliltoplamasıdır. Ama bu davada burjuvahukukunun klasik normlarına dahiuyulmamıştır. Almanya içinde yaptığımziyaretler bile örgütsel faaliyetolarak gösterilmiş, peki Almanya’daseyahat özgürlüğü yok mu?” dedi.“Tüm bu suçlamalarınıza cevapveriyorum” diyerek konuşmasınadevam eden Özpolat, savunmasınaşöyle devam etti:“İtiraf ediyorum,Tüm dünya halklarının kurtuluşumudu olan sosyalizm bayrağınıyükseklerde taşıyanların safında olmasuçunu işledim....İtiraf ediyorum,12 Eylül 1980’de Amerikancı faşistcunta Türkiye halklarının üzerinekarabasan gibi çökerken ‘AmerikancıFaşist Cunta 45 Milyon Halkı TeslimAlamaz Haklıyız Kazanacağız’ diyendevrimcilerin seslerine ses katmasuçunu işledim....İtiraf ediyorum,Amerikancı faşist cunta YÖKaracılığıyla üniversiteleri teslim almayaçalışırken, ‘YÖK'e Hayır’diyen DEV-GENÇ’lilerin yanındayer alma suçunu işledim...İtiraf ediyorum,İşbirlikçi sendikalar 1 Mayıs'ısalonlara hapsetmeye çalışırken,1989’da 1 Mayıs'ta polis tarafındankatledilen M.Akif Dalcı'larla HAK-LIYIZ KAZANACAĞIZ pankartıaltında yürüme suçunu işledim...İtiraf ediyorum,‘Artık evlerimizde geceleri rahatuyumak istiyoruz’ diyenlerden değil,geceleri polis terörünün kol gezdiğiyoksul halkın yaşadığı gecekondumahallelerinde polis terörüne direnmesuçunu işledim...İtiraf ediyorum,Artık ‘aynı mahalleden değiliz’diyenlerden değil, mahallelerde halkınörgütlü gücü içinde yer almasuçunu işledim.....İtiraf ediyorum,Bağımsızlık, demokrasi ve sosyalizmmücadelesinde tutsak düştümve 14 yıl tutsaklık yaşadım, bu 14yılı hayatımın en onurlu yılları saymasuçunu işledim....İtiraf ediyorum,Sosyalist sistem dağılır ve sosyalizmeolan inanç zayıflarken, sosyalizmbayrağını en yükseklerde taşıyanlardanolma suçunu işledim....İtiraf ediyorum,Geldiğim Avrupa’da Savcılığındediği gibi kendime yeni bir hayatkurma yerine, burada da vatanlarındankopmayan asimile olmayan vatanseverlerinyanında olma suçunuişledim...İtiraf ediyorum,Ömrüm yettiğince bağımsızlık,demokrasi ve sosyalizm mücadelesiiçinde yer alacak ve bu suçları işlemeyedevam edeceğim......Savcılık mütalaasında “Sosyalizmdağıldı, sanıklar bundan dersçıkarmalı.” dedi. Evet katılıyorumsavcılara bu konuda, mutlaka sosyalizminneden dağıldığı ve yapılanhatalarla ilgili mutlaka ders çıkaracakve sosyalizmin temellerini ülkemizdeçok daha köklü atacağız.Sayı: 303Yürüyüş12 Şubat2012ÖLDÜRTMEYECEĞİZ!27


Sayı: 303Yürüyüş12 Şubat2012...Mütalaada hakimlere ‘Cesaretliolun!’ çağrısı yapan savcılar, acabaterör ve terörizmi araştırma ve açığaçıkarmakonusunda kendileri cesaretlimi? Eğer gerçekleri açığa çıkarmakonusunda cesaretiniz varsaemin olun ki o zaman terör ve terörizmkonusunda hem gerçek bilgilereulaşacak hem de gerçek bilgi vesuçlara dayanan bir iddianame vemütalaa hazırlayabileceksiniz...Terörü siz gidin Filistin halkınasorun, size terör ve terörizm hakkındasomut bilgiler vereceklerdir...Terörü Afgan, Irak, Libya halklarınasorun ve öğrenin.Terörü Afrika, hele de Somalihalkına sorun ve göreceksiniz terörleilgili neler duyacaksınız.Terörü siz Anadolu halklarına,yani bize sorun ve size en ince detaylarınakadar terör ve terörizmhakkında bilgi verelim...Terör ve terörizm konusundabir netleşme sağlanmadıkça, sizTecrit Kalkana Kadar Mücadelemiz Sürecekbize terörü demokrasi diye anlatacaksınızama biz bunu asla kabuletmeyeceğiz.Alman halkı da kabul etmemelive Türkiyeli devrimcilerin Anadolubağımsızlık mücadelesinin destekçisiolmalılar...Buna göre, peki Almanya'nın kurulmasındaönemli katkıları olan Almanköylülerinin ayaklanmalarınıterör ve terörizm olarak mı değerlendireceksiniz?... Emperyalizm güçlü olabiliröyledir de. Ülkeleri yakıp yıkıyor,işgal ediyor, darbelerle hükümetleryıkıyor ve yerli işbirlikçiler aracılığıyla,yarı sömürge, yeni sömürgeülkeler yaratıyor...Ama asıl güç bu değildir...Asıl güç doğruları işgal altındada, tutsaklık koşullarında da, mahkemesalonlarında da, yani herkoşul altında dile getirebilmektir.Asıl güç Teslim olmamaktır...Siz bizden bu iki kelimeyi, yani“Teslim oluyorum”u asla duyamayacaksınız...Uyguladığınız tecritbunun içindir... Türkiye hapishanelerindeyapılan tüm katliamlar bununiçin yapılmıştır...1999 yılında yaşanan AnkaraUlucanlar Hapishane katliamındaİsmet Kavaklıoğlu'nu hamamda yereyatıran ve ellerinde hızar olan askerlerşöyle demişlerdir: “Teslim oluyorumde yoksa boğazını hızar ile keseceğiz”......Dünya halkları adına söz veriyorum,uyguladığınız tecrit, baskı,zulüm ne kadar boyutlu olursa olsun,benden asla bu iki kelimeyi duyamayacaksınız....Dünya halkları adına söz veriyorum,BAĞIMSIZLIK, DEMOK-RASİ VE SOSYALİZM mücadelesindeömrüm yettiğince yer alacakve bundan dolayı ödeyeceğim bedellerinbilincinde olup ve bu bedelleriödemekte asla tereddütlü davranmayacağım...”TAYAD’lı Aileler, 2011 Aralık Ayı Hak İhlalleri Raporu’nu,eylemle duyurarak, Adalet Bakanlığı’na faksçekti. Her ay düzenli olarak hapishanelerden gelen mektuplardanderleyerek yayınladıkları hak ihlalleri raporuylaTAYAD’lı Aileler, hapishanelerde yaşanan tecrite, baskıve yasaklara dikkat çekiyor. Aralık Ayı Hak İhlalleriRaporu da, hapishanelerde yaşanan keyfilikleri, insanlıkdışı uygulamaları anlatıyor.1 Şubat günü İstanbul, Mecidiyeköy’deki AKP ilçebinası önünde yaptıkları bir eylemle hazırladıkları raporubasına dağıtan TAYAD’lı Aileler, “Tecrite Son” ve “YaseminKaradağ’ın Katledilmesine İzin Vermeyeceğiz”pankartlarını da açarak, hasta tutsak Yasemin Karadağ’ınsağlık durumunu anlattılar. Hasta tutsakların yaşadığıhak ihlallerinin anlatıldığı eylemde, bu uygulamalarakarşı mücadele çağrısı yapıldı.TAYAD’lı Aileler adına Mehmet Güvel tarafındanyapılan açıklamada “Tutuklu ve hükümlülerden gelenmektuplarla yayınladığımız raporda da göreceğiniz gibi,hapishanelerde ‘hak’ kavramı yok edilmeye çalışılmaktadır.Hasta tutuklular revire ve hastaneye götürülmüyor yada belirli günlerle sınırlandırılıyorlar. Bu sınırlı günlerdede kelepçe uygulaması yüzünden tedavi olamamaktadırlar.Hasta tutsak Yasemin Karadağ örneğinde olduğu gibi,ağır hasta olanlar tahliye edilmemekte, ölüme terk edilmektedir.Bu uygulama sonucu daha önce ölümün kıyısındatahliye edilenGüler Zere’de yaşamıştık.Şimdi hapishanelerdeyeni Güler’lerölümün kıyısında.”denildi.Eylem, tecritinkaldırılması ve Yasemin’inserbest bırakılmasıçağrısıylasona erdi. Eyleminsloganlarla bitmesiylebirlikte rapor basına dağıtıldı. Sonra PTT’ye gidildive Adalet Bakanlığı’na faks çekilerek Yasemin Karadağ’ınserbest bırakılması istendi. Eyleme 15 kişi katıldı.Derneklerimiz mevzilerimizdir!Adana’da faaliyet yürüten Şakirpaşa ÖzgürlüklerDerneği’nin yeni yeri 5 Şubat Pazar günü yapılanbir programla tanıtıldı. Küçük bir konserin verildiğiprogramda misafirlere çay, pasta ikramında bulunuldu.Hep beraber Türkçe, Kürtçe türküler ve marşlarsöylendi. 1 saat süren programa, katılan 20 kişi, kurumlarımızısahiplenmenin, çalışmalarını daha dayükseltmenin öneminden söz ettiler.28YASEMİN KARADAĞ’I


İzmir Doğançay HalkınıDaha İyi Tanıyıp, KültürlerineHalkla Birlikte Sahip Çıkmalıyızİzmir’in Doğançay Mahallesi 3500kişilik nüfusa sahip Tahtacı Alevilerinyaşadığı bir mahalle. Doğançay bir köydür.İzmir’in merkezine 45 dakikauzakta, hafta içi otobüsler 1 saatte, pazargünü 2 saatte bir gelir, köy çile çekmekte,köyde sağlık ocağı bile yok,daha önce yapılan sağlık ocağı köydenkaldırılarak Gümüşpala’ya bağlı NafizGürman Mahallesi’ne taşınmış. İnsanhasta olunca gidecekleri bir sağlıkocağı bile yok. Hastane de Karşıyaka’da.Mahalle halkı çile çekmekte.Yaşlı insanlar hasta olduklarında otobüsya da dolmuşla hastaneye gidiyor.Mahalle halkı geçimini dağda yetişenşefketi bostan, radika, turp otu, gelin alı,ısırgan ve sarmaşık otlarını toplayaraksağlıyor. Karşıyaka ve Bostanlı pazarlarınagötürüp satışını yapıyorlar.Aynı zamanda çiçek satışı yapıyorlar,zeytinleri olanlar da zeytinlerini topluyor.Topladıkları zeytini satıp zeytinyağı alıyorlar, her evin önünde mutlakameyve ve sebze yetiştirilir. Kimisindeinek, koyun ve odunları taşımakiçin eşek ve at vardır. İşte belediyeleringitmediği, hizmetlerden yoksunbıraktığı Doğançay Köyü’ne biz gittik.2005 yılında biz mahallelinin kapılarınıYürüyüş dergisi ile çaldık,sohbet ettik. Halk bizi güleryüzle karşıladı.Karşılarında ilk kez onları dinleyenbirilerini gördüler, sonra bildirilerimizidağıttık. Sonrasında mahalleyedernek kurmaya karar verdik. Mahallehalkının birlik ve dayanışmasınısağlamak ve halkı örgütlemek için2006 yılında Doğançay Yardımlaşmave Dayanışma Derneği’ni kurduk.Dernek kurulduktan sonra açılış yaptık,açılışımıza 100’e yakın kişi geldi.Derneğin açılışında mahalle halkı görevve sorumluluklar aldılar. Mahallehalkının kendi sorunlarına sahip çıkmasındanrahatsız olan polis, derneğegelenleri tek tek rahatsız ederek bizdenkoparmaya çalıştı. Bir işbirlikçi muhtarolunca, işleri kolay oldu. Bir sürederneğimize insanlar gelmedi, korktular.Tecritle ilgili düzenlediğimizGrup Günışığı’nın küçük konserine insanlar,polisi görünce gelmedi. Bizlereevlerini bile açmadılar,Muhtar ve polis, “Bunlar terörist,köyü havaya uçuracaklar, çocuklarınızıgöndermeyin” dedilerköylüye. Bizim derneğimizi kapatmakiçin imza toplamaya başladılar.Biz yılmadık, biz kendimize güveniyorduk,Doğançay halkını örgütlemektekararlıydık. Sonra düşündükki, biz önce halkı daha iyi tanıyıp,kültürlerine halkla birlikte sahipçıkmalıyız dedik.Doğançay’ın yerlilerinin Grup Yorum’usevdiğini öğrendik. Sonrasındamahallede Hıdırellez şenliği yaptık.Şenlikten önce köyün mezarlarınıtemizlemeye karar verdik. Bize teröristgözüyle bakanların önyargısınınkırılmaya başladığı an olmuştu işte ozaman. Halk bizi tanımaya başladı.Tekrar halkın kapılarını çaldık, dernektengeldiğimizi, Hıdırellez şenliğiyapacağımızı anlattık ve köy meydanındaHıdırellez şenliği yaptık.İlk olmasına rağmen, 100 kişi katılmıştı.6 Mayıs günü mahalle halkı yakınlarınınmezarının başına giderek pişirdikleriyemekleri davet ettikleri halkaikram ederler. Bizler katıldık, sohbetetmeye başladık. Bize selam vermektenkorkanlar tekrar selam vermeyebaşladı, sofralarına davet ettiler. Sonrasındaköyde temizlik yaptık. Köyünduvarlarına badana yaptık. 2 TemmuzSivas şehitleri anısına lokma döktük.Bundan insanlar bayağı etkilenmişti.Sonrasında Sivas şehitleri için anmayaptık, anmaya 150 kişi katılmıştı.Ardından tekrar derneğimize gelmeyebaşladılar. Biz de kapılarını çaldığımızda,artık bizden korkmuyorlardı.Sonra biz mahalleye halk ekmeği gelmesiiçin imza kampanyası başlattık.Bir de mahallede CHP’li belediyeninmuhtarla bir olup köylünün evini uygunsuzimarına karşı mahalle halkıylabirlikte imza kampanyası başlattık.Köy meydanında eylem yaptık. Eyleme100’e yakın kişi katıldı. Mahalledeimara karşı halk komitesi kurduk,köylülerle birlikte çalışma yaptık. Sonuçtaköy halkı artık gerçeği görmüştü.Polise ve muhtara karşı tavır almayabaşladılar.Artık halkın güvenini kazanmayabaşladık. Mahalle halkı derneğimize sahipçıkmaya başladılar. Derneğin faaliyetlerindegörevler aldılar, bizim derneğimizinkapatılması için imza atanlarbile derneğimize gelmeye başladı.Bizler de evlerine gidip sohbet etmeyebaşladık. Köy halkı bize kapılarınıaçtı, derneğimizde nöbet tutmaya başladılar.Derneğimize gelenler değişikliğigörünce, bize gelip soruyorlardı,“Ya siz ne yapıyorsunuz? Bu insanlardeğişiyor...” diye şaşırıyorlardı.Doğançay halkı içkiyi sever ama bizimanmalarımızda ve şenliklerimizdeiçki içmezler. Halkın derneğimize gelmesindenrahatsız olan polis, mahalleyeyüzlerce polisi ile gelip derneğimizibastı, bizi gözaltına aldı. Bizim, polisekarşı direnişimiz köy halkını etkiledi.Sonrasında baskını teşhir etmek için eylemyaptık. Köy meydanında eyleme25 kişi katıldı. Yüzlerce polise rağmenköylüler derneğe sahip çıkma cüretigöstermişti. Sonrasında derneğimizikinci defa basıldı. Tutuklama olmasınarağmen yine derneğe sahip çıktılar.Derneğimize polis işbirlikçisi tarafındanbomba atıldı. Olayı duyan halk derneğegeldi.Sonuçta bizi tanımaları, bizim halkınsorunlarına sahip çıkmamız, kültürünegeleneklerine sahip çıkmamız insanlarıetkilemişti, bizim halkla olanilişkimiz güçlenince polis istediği sonucualamadı. Yaptığımız şenliklerdeanmalarda yüzlerce polis gelmesinerağmen, halk gelmeye ve sahip çıkmayadevam ediyor. Bu bizim devrimiyapmak için kararlılığımızdır.Örgütlü olduğumuz mahalleleri-Sayı: 303Yürüyüş12 Şubat2012ÖLDÜRTMEYECEĞİZ!29


Sayı: 303Yürüyüş12 Şubat201230 CIA’nın Çocukları MİT,Bizim ÇocuklarımızıKandıramaz: MİT’çilik,İspiyonculuktur,Şerefsizliktir!AKP yalakası burjuva basın "MİT" in yeni vizyonudiye CIA yetiştirmelerini göklere çıkartıyordu.CIA yetiştirmeleri CIA'yı taklit ediyor.Çocuk Vakfı, MİT'in 85. kuruluş yıldönümü nedeniyleyenilediği internet sitesine eklediği "çocuksayfası"nın çocuklar için zararlı olduğunusöyledi. Çocuk Vakfı’nın açıklamasında şöyledendi: "MİT internet sitesine CIA sitesine özenilerekve çocuklarla empati kurmak amacıyla ikioyun da eklemiş. Çocuklara gemisi fırtınada batanve bir adaya düşen çocuk kahraman Ahmet'inhayatta kalması için ne yapması gerektiğisoruluyor. Oyunun ilerleyen aşamasında çocuklaristihbarat faaliyetleri konusunda bilgilendiriliyor.Ahmet'in ada halkıyla karşılaşınca ne yapmasıgerektiği soruluyor. Cevap şıkları: A: Kendinitanıtmak, B: Kaçmak, C: İki üç gün onlarıgizlice izlemek. Doğru cevap C şıkkı olarak belirtiliyor.Çocuk Vakfı, "çocuğun erken yaşta istihbaratmesleğine özendirilmesi gelişmelerini olumsuzyönde etkileyeceği gibi yaralı bir kişilikle büyümelerineneden olabilir. Çocukların MİT'in elmaşekerine ihtiyacı yok" dedi.mizde Grup Yorum konserine en çokDoğançay katılıyor. Dergilerimizidağıtıyorlar, yaptığımız anma ve şenliktemahalle halkı maddi olarak vegörev alarak sahip çıkıyorlar, dernekkirasını toparlıyorlar.Şu an mahallede Doğançaylılar çalışmayapıyorlar.Mahallede cenaze olduğu zaman bizderneğimizde müzik çalmıyoruz; köylülerbundan etkilenmişti. Bize şöylesöyleyen oldu: “Kimse sizin kadarhalkı düşünmüyor, adamın kendi yakınınıncenazesine bile saygısı yok.”1 Mayıs pikniğini de aynı, en sonmahallede Doğançay Halk Festivali’niörgütleyen Doğançay’lılar oldu.Bir gün polis derneğimizi bastığındayaşlı amca diyor ki, “Siz nedenesrar satanlarla, uyuşturucu satanlarıalmıyorsunuz da, derneği ikidebir basıyorsunuz? Bu dernek buradaolmasa biz burda yaşayamayız.”Amca böyle deyince, amcaya polisincevabı: “Bize kalsa gelmeyiz amaemir yukardan” oluyor.Örgütlediler ve 50 kişiyi misafir ettiler.Derneğimizi 4 defa polis bastı,1 defa polis işbirlikçisi tarafındanbomba atıldı, faşist tarafından pompalısilah ile bayram şenliğimiz basıldı,muhtar yaptığımız anmalar veşenlikler için polisi çağırdı.Polis başarılı olamadı, biz kazandık.Halka kendimizi anlatmayı başardık.Haklı olan, meşru olan biziz,ezilen sömürülen biziz, halka bizkendimizi anlatmalıyız. Çünkü bizdevrimciyiz, halkın gerçek dostları biziz.Halkın çıkarlarını düşünen, halkiçin bedel ödeyen devrimcilerdir.Devrimi yapacak olan halkın örgütlügücüdür, halktır. Başarabileceklerinianlatmak, göstermek ve buna inandırmakbizim görevimizdir.YASEMİN KARADAĞ’IMahalle halkı şunu artık öğrenmişlerdi,devrimciler onurlu, dürüst,ahlaklı, verdikleri sözü tutandır. Hiçbir çıkar gözetmeden halk için mücadeleedenler devrimcilerdir.Başlangıçta, derneğe mahalle halkındangelen olmadığında herkestemoral bozukluğu olmuş ve kimsemahallede çalışma yapmak istememişti.Umutsuzluk hakimdi. Ancakumutsuzluk havası uzun sürmedi. Israretmemiz, kararlı olmamız gerekiyordu.Doğançay halkının ilerici, duyarlıolduğunu biliyorduk. Halka güvendik.Gerisi emekti. Ve biz emeğimizinkarşılığını almaya başladık.Şimdi bizim insanlarımızda özellikleDoğançay Mahallesi’nde çalışmakistiyorlar. Bizden başka bir örgütlenmeyok Doğançay’da. İzmir’in DoğançayMahallesi’nde yeni bir mevziyarattık. Artık Doğançay Mahallesibizim mahallemizdir. Yüzlerine, Gözlerinin İçine Bakın,Halktan Kimseye Benzemezler!Tanırsınız Onları;Sümsük İte Benzerler!MİT, burjuva basın ve devletin üst yönetici eşrafına verdiği brifingtensonra kendi ailelerine de bir brifing verdi. Brifingin en önemli konusu"kimlik teşhirini önlemek"ti. Brifingi veren MİT MüsteşarıHakan Fidan, tedbir olarak ise eski yalanların artık işe yaramadığınısöylemiş. “MİT'te görevli yakınınız için ‘Başbakanlıkta çalışıyor’demeyin. Artık kimse inanmıyor” demiş. Fidan’ın ikinciuyarısı ise: “Karşı casusluk faaliyetlerinin büyük bölümü açık istihbarattan,internet malzeme sağlıyor. Tercihimiz sosyal ağlardanuzak durmanız...” diyor. Ve yakınlarının MİT'te çalıştığını söyleyemeyenailelere şunu öneriyor: “Ailece oturup yeni bir yaşam öyküsüoluşturun. İnandırıcı olsun. Kaç yıl geçerse geçsin bu formülleaçık vermezsiniz.”Biz de halkımıza öneriyoruz. Gördüğünüz gibi, MİT’çiler kesinliklegüvenilmez kişilerdir. Halkın düşmanlarıdır. İspiyoncu, muhbirlerdir.Sadece MİT görevlileri değil, çoluk, çocuk bütün aile builişkilerin içindedir. Gördüğünüz gibi, yaşamları yalan senaryolarüzerine kuruludur. Hiçbir taklit asla gerçeğine benzemez. Halk düşmanlarıda asla halktan birisi olamaz.Nasıl tanıyacaksınız onları? Daha önce 15 Ocak tarihli Halk Gerçeği’nin19. sayısında yazmıştık. Halktan birisi gibi doğal değildirler.Sümsük it gibi sokulurlar yanınıza. Onların bir amacı vardır. Sizden,arkadaşlarınız ya da yakınlarınız hakkında bir şeyler öğrenip‘teşkilat’larına gammazlayacaklardır. Yüzlerine, gözlerinin içine baktığınızdahemen tanırsınız onları. Halktan hiç kimseye benzemez.Tanıdığınızda aranıza almayın. Devrimcilere haber verin.


Özgür Tutsağın Temel KitaplarıÖzgür Tutsaklar, tecritin karanlığındakitapların ışığıyla aydınlanır.Okumak en temel çalışmalarından birisidirtutsağın. Okumazsa paslanır,bulanıklaşır... Okudukça, yazdıkça,ürettikçe bilenir, berraklaşır, sistematizeeder okuduklarını...Dünya halklarının sömürü ve zalimdenkurtuluş kavgasında tariheve dolayısıyla kitaplara da yazdığı büyükbir birikim var. Bu birikimi okumakbizi zenginleştirir, okuduklarımızbize örnek olur.Özgür Tutsak ne okur? Gelişigüzelbir okuma programı yoktur ÖzgürTutsağın. Önüne geleni değil, kendiseçtiğini okur. Hücre duvarlarına karşıirade duvarını örmek için kitaplarbirer tuğladır. Tuğlaların arasındakiharç ise devrimci bakış açısıdır. Devrimcibir gözle okuruz kitapları. 5 N1 K sorularını sorarak, bilimsel düşünerek,notlar tutarak, notlarını paylaşaraközümser... O zaman bilgigüce dönüşür."Özgür Tutsak ne okur?" demiştik.Mutlaka okunması gereken bazı kitaplarıyazalım istedik bu köşede...Eklenecekler mutlaka vardır. Amaokunması gerekenler en temelde şunlardır:I...1- Halk Anayasası Taslağı2- Kürt Sorunu Nasıl Çözülür?(Haziran Yayınları)3- 50 Soruda Din, İslamcılık veLaiklik4- 50 Soruda Halk Meclisleri5- Hayatın İçindeki Teori 1/2(Haziran Yayınları)6- Yaşatmak İçin Öldüler – ŞenayDönmez7- Canım Feda - Ahmet İbili8- Büyük Direniş ve Sol - BoranYayınları9- Direniş, Ölüm, Yaşam - I10- Bir Direniş Odağı: Metris -Sinan Kukul11- Bizim Dayımız- Dursun KarataşSeçme Yazılar12- Tepetaklak - Eduardo Galeano13- Çizgilerle Anadolu Tarihi -Tavır Yayınları14- Azap Ortakları - Erol Toy15- Diyalektik ve Tarihsel Materyalizm- Stalin16- Sofi'nin Dünyası - Jostein Gaarder17- Sosyalizmin Alfabesi - LeoHuberman18- Laz Kapital 1/2 - YılmazOkumuş19- Savaş Anıları - Che Guevara20- Gerillanın Barışı - MetinYeğin21- Lenin'in Fedaisi: Kamo - J.Baynac22- Dünyayı Sarsan On Gün -John Reed23- Seni Halk Adına ÖlümeMahkum Ediyorum - Mitka Grıbçeva24- Gençlik Üzerine - Lenin/Stalin- Evrensel Yayınları25- Karl Marx - Biyografi - SorunYayınları26- Latin Amerika’nın KesikDamarları- Eduardo Galeano27- Emperyalizm - LeninII...1- Ütopik ve Bilimsel Sosyalizm- Engels - Sol Yayınları2- Komünist Manifesto -Marx/Engels3- Marx, Engels, Marksizm - Lenin- Sol Yayınları4- V.I. Lenin - Biyografi - SorunYayınları5- Bolşevik Partisi Tarihi - Stalin6- Devrimci Eğitim, DevrimciAhlak - Kalinin7- Sabah Tufanı 1/2 - Han Suyın8- Politik Yazılar - Che Guevara- Yar Yayınları9- Askeri Yazılar - Che Guevara10- Halk Savaşının Askeri Sanatı- Vo Nguyen Giap11- Mao - Seçme Eserler1/2/3/4/512- Bende Halimce Bedreddinem- Radi Fiş13- İnce Memed - Yaşar Kemal14- Felsefenin Temel İlkeleri - G.Politzer15- Devrimci Sanat I - TavırYayınları16- Edebiyat, Müzik, FelsefeÜzerine - Andrey Jdanov17- Onurlu Aydın BiyografileriI - Tavır Yayınları18- Ekonomi Politik 1/2 - İnterYayınları19- Vietnam Kazanacak - W.Burchett - Su Yayınları20- Halk Sınıfı 1/2 - Haziran Yayınları21- Leninizm Nedir? - I. Defter- İnter Yayınları22- Proleter Devrimin Teorisi -2. Defter - İnter Yayınları23- Proleterya Diktatörlüğü - 3.Defter - İnter Yayınları24- Sosyalist İnşanın Zaferi UğrunaMücadele - 4. Defter - İnter Yayınları25- Tarım ve Köylü Sorunu - 5.Defter - İnter Yayınları26- Ulusal Sorun ve SömürgeSorunu - 6. Defter - İnter YayınlarıIII...1- Ateşi Çalmak - Galina Se-Sayı: 303Yürüyüş12 Şubat2012ÖLDÜRTMEYECEĞİZ!31


Biz deKüba’da Halkın Temsilcileri PartiTarafından Değil, Halk MeclisleriTarafından BelirlenirKüba'da seçimler geniş katılımlıgerçekleştirilir. Hükümete her düzeydekitemsilci seçilir. Politik manevralar,hilebazlık, oyların çalınmasısöz konusu değildir. Seçme ve seçilmehakkı için en küçük yaş 16'dır.16 yaşını tamamlayan herkesin belediyemeclisi delegesi seçimi ve 18yaşını dolduran herkesin ulusal mecliseseçilme hakkı vardır. Oy kullanmakzorunlu değildir. Genel, gizlive gönüllü oy hakkı vardır. Yalnızcasandık başına gitmek isteyenvatandaşlara tanınan bir haktır. Bununiçin kimlik göstermek yeterlidir.Oy kullanmayan kişiye herhangi birceza uygulanamaz. Yani kimseyezorla oy kullandırılmaz.Küba'da yasalara göre ister belediyedelegelerinin seçildiği yerel seçimlerolsun, adadaki herhangi bir seçiminyapılması kararlaştırılan gündenen az 120 gün öncesinde devletkonseyi tarafından duyurusu yapılır.Duyuruyu takiben ulusal, bölgesel veyerel düzeydeki seçim komisyonlarıkurulur. Bir seçim komisyonunaüye olmanın tek koşulu oy vermehakkının olmasıdır. Seçim komisyonlarıseçim bölgelerinin belirlenmesi,adayların aday olma ve seçilmesüreçlerinin izlenmesi, seçimleriçin maddi koşulların oluşturulması,meclislerin düzenlenmesi ve yöneticiorganların oluşturulması gibi konulardagörev alırlar. "Halk iktidarının"belediye meclislerindeki bileşeninioluşturan delegeler periyodikolarak seçmenlere hesap verirlerve onlar tarafından görevden alınabilirler.Seçilen temsilcilerin hiçbiribu iş için ücret almaz.Küba'daki seçim sürecinin ayırtedici bir özelliği de adayların belirlenmesiaşamasıdır. Kişiler, komünistparti ya da başka bir politik örgüt adınadeğil kendileri adına aday olurlar.Ülkenin değişik yerlerinde oturanyerli halkın toplantılarda ellerini kaldırmalarıaday göstermeleri için yeterlidir.Adına temsili demokrasidenilen sistemlerde ise adaylarakarar veren siyasi partilerdir. Bupartilerle hareket eden kişilerin ise biriniönerme şansı pek yoktur. Küba'daise seçim adayları parti organları tarafındandeğil, mahalli halk meclisleritarafından belirlenir. Küba'dakihalk toplantılarında adaylar delegeliğeözgürce önerilirler.Küba'da herkesin seçimlere katılmahakkı vardır. Buna uluslararasımedya tekellerinin bahsettiği farklıdüşünenler de dahildirler. Ve bugüne kadar belirlenen koşullarda katıldıklarıseçim süreçlerinde bu kişileren küçük bir halk desteğini dahialamamışlardır.Küba'da seçim sonuçları sayımıhalka açık olarak yapılır. Ve sayımınyapıldığı yer, sayımı izlemek isteyenherkese açıktır. Yabancı, yerli, isteyenherkes sayımlara tanık olabilir.Oy sandıkları çocukların ve gençlerindenetimindedir. Sandık başındaasker bulunmaz.Küba'da seçmen kaydı otomatik,ücretsiz ve halka açıktır. Tüm halkınseçmen kaydı listelerine çok kolayulaşabilecekleri yerlerde yayınlanmasıitibariyle erişim kolaydır.Hiçbir aday lehine seçim kampanyasıyapılmamaktadır, seçim kampanyasıyasaktır.rebryakova2- Ana - Gorki3- Kavganın Şafağı - İvan Popov4- Çimento - Gladkov - Yar Yayınları5- Ve Çelik Böyle Sertleşti - N.Ostrovski - Yar Yayınları6- Moskova Önlerinde - A. Bek- Oda Yayınları7- Teslim Olmayanlar Ölmez -Nikolai Chukovsky8- Saat On Üçte Sayın Generalim- A. Vasiliev9- Yarın Bizimdir Yoldaşlar -Manuel Tiago10- Darağacında Röportaj - JuliusFuçik11- Kızıl Kayalar - Yang Yiyen12- Direnme Savaşı - NguyenDuc Thuan13- Ateş Geçitleri - Steven Pressfield14- Yaşam Yolu - Makarenko15- Demir Ökçe - Jack London16- Bitmeyen Kavga - John Steinbeck17- İnsan Nasıl İnsan Oldu? - ESegal - Sol Yayınları (İnceleme)18- Dağdan Kopan Ateş - OmarCabezas19- Düşünce Tarihi - Orhan Hançerlioğlu- Remzi Yayınları (İnceleme)20- Grup Yorum - Bir Kar Makinası- Tavır Yayınları (İnceleme)21- İdil - Tavır Yayınları22- Baş Eğmeyen Kadınlar -Boran Yayınları23- İki Kardeş: Canan ve Zehra- Ahmet Kulaksız24- Aydınlarla Tartışmalar 1/2- Boran Yayınları25- Fırtına Çocukları- ThemosKornaros32YASEMİN KARADAĞ’I


Kentsel Dönüşüm DeğilYerinde Islah YapılmalıdırOligarşi "Kentsel Dönüşüm" diyerekevlerimizi yıkıyor, yıkacak...Yoksul halkı sağlıksız konutlarda yaşamakzorunda bırakan, altyapı hizmetlerinivermeyen AKP, çözüm olarakhalkı şehir dışına sürerek, TO-Kİ'nin yaptığı çok katlı binalara kapatmayısunmaktadır. Gasp ettiğiarazileri ise tekellere satmaktadır.Böylelikle şehir merkezlerine yakınolan gecekondu arazileri değer kazanmaktadır.AKP, bu planını gerçekleştirmekiçin gerekli yasal düzenlemeleri deyaptı ve halkın izni olmasına gerekolmadan evini yıkma kararını yasallaştırdı.Depremi gerekçe gösterip,"yıkacağım, çünkü depremde ölmeniistemiyorum" diyor. Bu yalaninandırıcı olmadığından halkın gözünüboyamak için, "Herkesi ev sahibiyapıyoruz" yalanıyla destekliyor.Bilinçleri bulanıklaştırarak kendiplanlarını hayata geçiriyor.Tutsakları F Tiplerine götürmekiçin de aynı yalanları sıralamışlardı:"Beş yıldızlı otel gibi..." O "beş yıldızlıotellerde" kalmamak için canpahasına direndi özgür tutsaklar. Gerçekteuygulanan ise tecrit işkencesiydi."Kentsel Dönüşüm" konusundada böyledir. Oligarşi allayıp pulluyorsa,parlatıyorsa bilin ki bir gerçeğigizlemek içindir. Gerçeklerin ne olduğunu,halkın terörist olarak görüldüğünü,İstanbul'un finans merkeziyapılarak halka şehir merkezlerindeyer verilmeyeceğini daha önceki yazılarımızdaişlemiştik.Peki biz ne öneriyoruz? Yoksulhalkımızın sağlıksız konutlarda yaşamasınıistemiyoruz. Var olan ilişkilerindenkopartılmadan, evlerindensürülmeden bir çözüm yaratılmasınıistiyoruz.Göçün ve ardından gecekondulaşmanınbaşladığı 1970'li yıllardanbu yana gecekondu yıkımları hepyaşandı. Halkı sokağa atıp, evlerininyerine iş merkezleri, villalar, rezidanslar,oteller diktiler. Bu öyle birtalan ki, kültürel tarihi zenginlikleride yıktılar. Ormanları yaktılar, yokettiler. Su havzalarını talan ettiler.Daha yeni İstanbul Sultanahmet'te1. Derece Koruma Bölgesi içindekiBizans Büyük Sarayı'nı yıkıp yerine5 katlı otel inşa etmeye başladılar.Tarihi zenginliklerine sahip çıkmayanoligarşi, halkın konut sorununa dasahip çıkmıyor.“Kentsel Dönüşüm” yerine “YerindeIslah”ı savunuyoruz. "YerindeIslah" adı verilen bu çözüme yerindeiyileştirme de diyebiliriz. MühendislikMimarlık ve Planlamada Artı İvmedergisinde yerinde ıslah için şu bilgiveriliyor: "Kentin tarihi, kültüreldokusunu koruyan, egemenlerinkar/sömürü çıkarına hizmet etmeyen,yoksulların konutlarının başlarınayıkılmasına ve kentten sürülmesineneden olmayan, tersine mahallelerininve konutlarının insanca yaşanılabilirolmasını amaçlayan, 'YE-RİNDE ISLAH' kavramını kullanıyoruz."Halk bir ikilemde bırakılıyor. Yasağlıksız konutlarında yaşamaya devamedecekler ya da şehir dışına sürülmeyikabul edecekler. Bu aslındaseçenek değil, zorunluluktur, dayatmadır.Yerinde ıslah işte halkı "kırkkatır mı kırk satır mı" ikilemindenkurtaran, yerleşim yerlerini temelliterk etmelerini dayatmayan, konutlarınsağlıklı yapılar haline gelmesinisağlayan bir çözümdür.Yerinde Islah Nedir?- Halkın konut, sağlık, eğitim,ulaşım, çevre, dinlenme ile ilgilitüm sorunlarının çözülmesi, insancayaşama koşullarının iyileştirilmesidir.Yani evlerimiz yaşanabilir olmalı.Mahallemizde okulumuz, parklarımız,yeşil alanlarımız olmalı. Ulaşım düzenlive parasız olarak sağlanmalı.Gürültü sorunu varsa çözülmeli. Çocuklarımızıngüvenli bir şekilde sokaktaoynayabileceği alanlar olmalıdır.İhtiyaçlar gözetilerek düzenlemeyapılmalıdır. Okula gidebilmek içinulaşıma para vermek zorunda kalmamalıçocuklarımız.- Gecekondu mahallelerinde oturanhalkımızın, gecekonduların sahibiolduğu kabul edilmeli, konut hakkıanayasal güvence altına alınmalıve tapuları bedelsiz olarak verilmelidir.Tapuların sömürü amacıylakullanılması suç olarak kabul edilmelidir.- Evleri yenilenecek halk geçiciolarak, konutlarına yakın yerleşimyerlerinde maliyetini ve tüm giderlerinidevletin karşıladığı konutlardabarındırılmalı. Evlerin yerinde ıslahıhızla yapılmalı ve ardından halkınkendi evlerine dönmesi garanti altınaalınmalıdır.- Halkın ekonomik-kültürel-sosyalhaklardan yararlanma hakkı olmalıdır.Tiyatro, sinema, konser gibi sanatçalışmaları sadece belli merkezlerdedeğil, halkın gidebileceği her yerdeolmalı. Şehir planlaması buna göreyapılmalı.- Tekelerin çıkarı değil, halkınçıkarı gözetilmeli.- İyileştirme yapılacak mahallelerde,mahalle halkının örgütlü katılımısağlanmalı, sorunun çözümündekarar alma süreçlerinde halkın iradesiolmalıdır. Ardından sürecin tüm aşamalarındahalkın denetim yapabilmesisağlanmalıdır. "Biz yaptık oldu" şeklinde,halkın düşüncesi alınmadan,zora dayalı bir değişiklik yapılamaz.Şehrin bölgeleri, semtleri arasındakieşitsizlikler ortadan kaldırılmalıdır.Altyapı hizmeti, ulaşım, sağlıklıve güvenlikli yaşam, kültürelsosyalfaaliyetler tüm halkın hakkıdır.Bir tarafta rezidansların-villaların,diğer tarafta gecekonduların olduğubir düzen eşitsiz, adaletsiz bir dü-Sayı: 303Yürüyüş12 Şubat2012ÖLDÜRTMEYECEĞİZ!33


İnsan Ruhunun Mimarı OlmalıyızSayı: 303Yürüyüş12 Şubat2012“Sanatçılarımız insan ruhununmimarlarıdır.”der Stalin. Sosyalizmve sosyalist insanı yaratmada devrimcisanatçıların ve sanat cephesininen öz görev tanımıdır bu cümle.Biz biliyoruz ki her şey öncebeyinde başlar. Hareket beyinde başlar.Değişim, eylem, düşüncede,ruhta başlar. Zafer ve yenilgiyi belirleyenideolojinin, inancın ve duygularınbütünü ruhtur diyebiliriz.Adına ister kültür diyelim, ister kişilikbu değişmez.İnsan ruhunun mimarı olmak içinher iki ayağımızı da gerçek hayatıntoprağına basmalıyız. Düzeni, düşmanınasıl tüm gerçekliğiyle tanıyıpöğreniyorsak, yaratılan düzen kişiliğinide tüm gerçekliğiyle kavrayacağız.Bin yıllar boyunca ve büyükbedellerle, emeklerle dünya halklarıbüyük bir sanat birikimi yarattı. Bizbu birikimi eleştirel olarak özümseyeceğiz.Sanat cephesi olarak gücümüzü,silahlarımızı bilerek savaşagirmeliyiz.Kolay değildir insan ruhunu şekillendirmek...Demiri ısıtır döversiniz,istediğiniz şekli verirsiniz. Yerinyüzlerce metre altındaki cevheriçıkarabilirsiniz. Hatta koca kayalarıyontup heykelleri yapabilirsiniz.Ama insanı değiştirmek yeni birruh kazandırmak daha zordur. Bitmekbilmez çekiç darbeleriyle, suvererek çelikleştirirsiniz. Kapitalizmininsanın özünde yarattığı tahribatıortadan kaldırmak ve yerine yenisinikoymak yoğun bir emek ister. Kesintisiz,uzun bir süreçtir.Yaratıcı olmalıyız ve yaratmalıyız.Tekniğimizi, anlatım biçimlerinigeliştirmeliyiz. Burjuvazinin har vurupharman savurduğu halklarınsanat mirasını toparlamalıyız. Halklarınyarattığı hiçbir sanat dalını,müzik türünü küçümsememeliyiz.Yapmamız gereken eleştirel gözlesahiplenmek ve var olanı yaratılmışolanı daha ileri bir yaratıcılıkla geliştirmektir.Biz insanları düzenden koparmak,kazanmak; yeni değerlerle, yeni birkültürle donatmak istiyoruz. Eğermüziğimiz insanlara yeni değerlerkazandırmıyorsa inanç, cesaret yaratmıyorsaen azından boşuna kürekçekiyor, düzene kuru sıkı ateş ediyoruzdemektir. Eğer ki eserlerimizebakılıp geçiliyorsa, gülünüp geçiliyorsa,okunup geçiliyorsa; oradahayatı ve insanı yeni baştan yaratansanattan değil tüketilen, düzeni güçlendirensanattan bahsedilebilir.İnsan ruhunun mimarı olmak içinkapitalizmin insan ruhunda yarattığıtahribatı öğrenmeli, bilmeliyiz. Büyükbir çürümüşlük yarattılar. Halkın değerleriniyok etmek, yozlaştırmakiçin her yolu deniyorlar. En rezil, enahlaksız, en çürümüş ucubeler, bayağılıklarsanat diye sunulurken; bizimsanatımıza, sanatçılarımıza, kurumlarımızasaldırıyorlar. Halka ulaşmayalımdiye sürekli baskı ve kuşatmauyguluyorlar. Baskınlar, gözaltılar,tutuklamalar sanat cephesinde sürensavaşımın gerçekliği ve bedelleridir.Hayatın gerçekliğine iki ayağıylabasmak halkın ihtiyaçlarını bilmektir.İnsan ruhunun kapılarını açmak içinonun ihtiyaçlarına cevap vermeli,onu beslemeliyiz. Değerli ve olumluolan ne varsa onları korumalı vegeliştirmelidir. Üzeri küllenen, közleriaçığa çıkarmalı, ölmekte olanruhu canlandırmalıdır. Düzenin ezdiği,hiçleştirdiği, bezginleştirdiğiinsanları ayağa kaldırmalı; yalnızhalaya durma coşkusu değil, hakkınıalma, birlik olup haksızlıkların hesabınısorma bilincini vermelidir.Her eserimiz, türkümüz, marşımız,yazdığımız, çizdiğimiz, tiyatromuz,filmlerimiz, inşa edeceğimizruh için olmalıdır. Sanatımız eskiyiyıkmak, yeniyi kurmak içindir. Halkıngeleceği kazanma kavgasındakendi cephemizden tüm gücümüzve yaratıcılığımızla düzene darbelervurmayı, kavgayı büyütmeyi hedeflemeliyiz.Somut örnekleriyle gördükki halka ulaşmanın, halkı bilinçlendirmenin,bilinçlendirip mücadeleyesevk etmenin en etkili yollarındanbiri sanat ürünlerimizdir.zendir.- Deprem-sel gibi doğal ama engellenebilir-önlemalınabilir olaylarakarşı hazırlıklı olunmalı, halkın cangüvenliği sağlanmalıdır.- Ormanların talan edilmesininönüne geçilmeli. Artan nüfusla birlikteormanlaşmanın da artması sağlanmalıdır.- Halkın karar mekanizmasındayer aldığı halk örgütlenmeleri kurulmalıdır.Bunlar yapılamaz değildir. Konutlarımızıngeleceği, hayatımızlailgili önemli kararlar bize sorulmadanalınıyor. Tapularımızın verilmesi gerekirken;kira bedeli karşısındaTOKİ’ye borçlandırılıyoruz. Ve ödeyemediğimizzaman da oturduğumuzevi de elimizden alıyorlar. Güvencesizbu uygulamaya karşı mücadele etmediğimiztaktirde yarın çok geçolacak.AKP’nin söylediği yalanların altındayatan gerçekleri halka anlatmalıve Kentsel Dönüşüm yalanını deşifreetmeliyiz. Halk toplantıları düzenleyerek,yıkımlara karşı direnişi örgütlemeliyiz.Halkın çıkarlarının veihtiyaçlarının gözetildiği çözümlergetirilmediği sürece çözüm diye dayatılantüm yöntemlerin tekellerehizmet ettiğini anlatmalıyız.Bir dahaki yazımızda, kentsel dönüşümörneklerini ve sonuçlarını elealacağız. Bugüne kadar yapılan dönüşümörneklerinden yola çıkarak,hangi vaatlerle yapıldıklarını ve sonucunne olduğunu anlatacağız.34YASEMİN KARADAĞ’I


Ülkemizde GençlikGençliğinGündemindenYeni YÖK başkanı Gökhan Çetinsaya,YÖK’ü daha demokratik bir hale getirmeyihedeflediklerini belirtti(!) "YÖK,meşruiyetini bürokratik gücünden değil, üniversitelerin gücündenalacaktır" diye konuştu. "Bu çerçevede akademikve toplumsal talepleri dikkate alan, çağdaş ölçütlere uygunyeni bir Yükseköğretim Kanunu’nu kamuoyunun veTBMM’nin gündemine getirmeyi bir borç olarak görüyorum.YÖK’ü cezalandıran, kontrol eden bir kurum olmaktançıkarıp, teşvik ederek toplam kalitenin artırılmasınahizmet eden, üniversitelerin faaliyetlerini kolaylaştıran vearalarındaki koordinasyonu artıran bir kurum haline getirmekarzusundayım" dedi.Yeni YÖK başkanı bu açıklamaları yaparken, ülkemizdekidüşünce özgürlüğünün nasıl işlediğine bakalımve YÖK başkanının açıklamasında ne kadar sahtekarca olduğunugörelim:Grup Yorum’un yaptığı “Bağımsız Türkiye” konserininbiletini satan Gençlik Derneği üyelerine MalatyaACM tarafından 14 yılı bulan hapis cezaları verildi.İstanbul Üniversitesi’nde bir öğrenci hakkında bir internetsitesinde yaptığı yorum nedeniyle fakülte kurulu tarafındandisiplin soruşturması açıldı. Gerekçe olarak, Hasankeyf'isular altında bırakacak Ilısu Barajı Projesi'ne onayveren bilirkişi raporunda imzası bulunan hocası arkeologDoç. Dr. Şevket Dönmez hakkında "Bunu yayımlamakhiç içimden gelmiyor ama! Ben bu adamın öğrencisi oldumve bu aldığı diplomaya ihanettir" demesi gösterildi.Marmara Üniversitesi’nde de buna benzer bir olay yaşandı.Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi’ndeokuyan bir öğrenci yine internette dekan Yusuf Devran’ıeleştirdiği için okul idaresi öğrenci hakkında bir dönemuzaklaştırma cezası istedi."YÖK, meşruiyetini bürokratik gücünden değil, üniversiteleringücünden alacaktır." (YÖK başkanı Gökhan Çetinsaya)YALAN!GÜCÜNÜZÜ ALDIĞINIZ TEK YERFAŞİZMDİR!Yine Karadeniz Teknik Üniversitesi’nde bir öğrenci,rektörlüğü ve yönetimi eleştirdiği için 11 ay 20 günhapis cezasına çarptırıldı.Ne kadar demokratik değil mi? Ard arda verilen soruşturmave disiplin cezaları, hapis cezaları ülkemizdekidüşünce özgürlüğünü tüm çıplaklığıyla gösteriyor. Gerçekolan şudur ki; ülkemizde düşünce özgürlüğü, basınözgürlüğü, iktidarı ve yöneticileri eleştirme özgürlüğüdiye bir şey yoktur. Bunların hepsi sadece iktidar yandaşlarıiçin vardır. Hem de sonsuzdur. Hiçbir sınırlamayoktur.Tayyip Erdoğan yaptığı son açıklamalarla niyetlerinigene ortaya koymuştur. "Ak Parti'den, ateist bir nesilyetiştirmemizi mi bekliyorsun? O belki senin işin olabilir,biz dindar bir nesil yetiştireceğiz, bunun için çalışıyoruz"diyen Tayyip Erdoğan açıkça belirtiyor ki, buülkede kendisi ne istiyorsa ne diyorsa ancak o olur. Halkınisteğinin hiçbir önemi yoktur. Kimse kendisini ve adamlarınıeleştirme cüreti gösteremez, cezası büyüktür.Amerika’nın uşaklığını yapan, vatanının her karış toprağınıpeşkeş çeken, halkının katili olan bir iktidar halkınsorunlarına çözüm bulamaz, bulmaz. Sorunların çözümügençliğin, işçilerin, memurların halkın her kesimininörgütlü mücadelesindedir.AKP’nin faşist terörü her geçen gün halkın çok çeşitlikesimlerini hedef alıyor. Gençlik ise bunların başındageliyor.Gençliğin, AKP’nin faşist terörüne karşı birleşmekten,örgütlenmekten ve mücadele etmekten başka yolu yoktur.AKP iktidarını güçlendirdikçe saldırıları daha da pervasızlaşacaktır.Üniversitelerde de aynı şekilde. Yapılacakher yeni düzenleme AKP’nin yani faşizmin, gericiliğin üniversitelerdedaha da kökleşmesi demektir. Eğitim sisteminindaha da gericileşmesi demektir.Açıkça “dindar bir nesil yetiştireceğiz” diyor. Yani gerici,faşist, yobaz bir nesil. Yani “din” ile uyutulmuş Amerikanuşağı bir nesil. ’80 öncesi devrimci mücadelenin karşısınaçıkartılan Milli Türk Talebe Birlikleri’nde yetiştirilen,Maraşlar’da, Çorumlar’da halkı katleden bir nesil...Biz DEV-GENÇ olarak buna izin vermeyeceğiz. Ve ilerici,devrimci, demokrat tüm gençliğe sesleniyoruz: Güçlerimizibirleştirelim! Faşist saldırılara karşı direnelim.gençliğin tarihinden11-17 Şubat Gençliğin Tarihinden13 Şubat 1997: DLMK’lı öğrenciler İrfan AĞDAŞ’ınkatledildiği Alibeyköy Gülistan Sokak’ta İrfan AĞDAŞ’ınneden katledildiğini ve katillerin yargılanması için eylemyaptılar.13-14 Şubat 1997: TÖDEF Meclisi toplandı. MecliseAnadolu’nun dört bir yanından katılım oldu. TÖDEFmeclisinde üniversite de yaşanan sorunlardan örgütlenmesorununa kadar birçok konu konuşuldu.15 Şubat 1988: İstanbul Üniversitesi’nde yemek zamlarınakarşı Dev-Genç’liler 200 kişilik kortejiyle “YemekZammını Geri Çekin, Yök’e Hayır, Polis, Idare BaskısınaSon” sloganlarıyla rektörlüğe kadar yürüdüler.Sayı: 303Yürüyüş12 Şubat2012ÖLDÜRTMEYECEĞİZ!35


Ülkemizde GençlikTARİHİMİZ KANITIMIZDIR!BASKILAR BİZİ YILDIRAMAZ!Sayı: 303Yürüyüş12 Şubat2012Baskılar, gözaltılar, tutuklamalar veonlarca yıla varan “ceza”lar…Tüm bunlar oligarşik iktidarlarındevrimci mücadeleyi sindirmek içinuyguladığı yöntemlerdir. Öyle ki, oligarşidevrimci gençliğin mücadelesinibitirmek için bunlara başvurmak zorundakalıyor. Saldırılarla gençliğinmücadelesini bitirmeyi, bitiremese deörgütlenmesini engellemeyi amaçlıyor.Ancak devrimci gençlik tüm bu saldırılarıgöğüsleyerek yeni örgütlenmeler,gelenekler yaratarak mücadelesinibüyütüyor.En son Malatya, Elazığ ve Dersim’de3 Haziran 2011 tarihinde yapılanbaskınlarda 10 kişi tutuklanmıştı.1 Şubat’ta yapılan son mahkemedearalarında Dev-Genç’lilerindebulunduğu 10 devrimciye onlarca yıl“ceza” verildi. Parasız eğitim istemek,8 Mart Emekçi Kadınlar Günü’nekatılmak, Grup Yorum konseri biletisatmak, hasta tutsaklar eylemlerineve Güler Zere’nin cenazesinekatılmak gibi demokratik haklarınıkullanmaları suç olarak gösterildi.Oligarşinin mahkemelerinde adaletolmayacağı daha baştan bu iddianameile belliydi. AKP iktidarı kendi yasalarınabile uymuyor. Kendine göre bir suçuyduruyor. Sonra bu uydurduğu suçagöre devrimcileri yargılıyor. Şu yukarıdaiddia edilenlerin hangisi suçtur? HİÇ-BİRİSİ SUÇ DEĞİLDİR!Gençlik, ülkemizde her zamanmücadelenin ön saflarında olmuştur.Militanlığı, cüreti ile oligarşinin olmazdediği, yapılamaz dediği gelenekler yaratmıştır.Bugün de aynı ideolojik vepratik çizgide devrimci gençlik mücadelesinedevam etmektedir. Düzeninistediği gibi bir gençlik değil düzeninetkisi altında olan gençleri örgütleyenolmaktadır. Düşünmeyen ve üretmeyen;yaşamını, geleceğini sınavlara,düzen içi çözümlere hapseden gençliğiyeni umutlarla tanıştırmıştır.Dev-Genç, yarattığıtarihi, gelenekleri ile gençliğietkilemekte, mücadelesiile düzeni tehdit etmektedir.Emperyalizm ve onunyerli uşakları, Dev-Genç’lileritutsak ederek gençliğin mücadelesinibitireceğini sanıyorsayanılıyor. Çünkü tarih de kanıtlamıştırki; Dev-Genç’liler için mücadeleninsınırı yoktur. Onlar için mücadelealanı her yerdir. Ve her tutsak düşenDev-Genç’linin yeri mutlaka doldurulur.Seherlerden Gökçelere, KahramanlardanCananlara ve Zehralara yaratılangeleneğe yeni halkalar eklenecektir.Çünkü bu geleneğin hamurundanice şehitler, direnişler vardır. Düzeningençliği; halkından, vatanından koparmak,bencilleştirmek, yozlaştırmakistediği ortadadır. Bunun bilincindeolan Dev-Genç’lilerin, vatanseverliği,dayanışmayı, halk sevgisini aşılamakgörevidir. Ve bu görevin önünde duracakbir güç yoktur.Düzenin bu saldırıları yalnız Dev-Genç’lileri değil yaratılan geleneğiyok etmeyi hedeflemektedir. Çünkü ülkemizdedireniş denildiğinde, vatanseverlik,militanlık, cüret denildiğindeakıllara ilk Dev-Genç gelmektedir.Bu geleneğin gençliğe aşılanması düzeninkorkusunu daha da artırmaktadır.Şu gerçek ki; bu baskı, zulüm sürdükçe,haklarımız gasp edildikçe devrimcigençlik direnecek, egemenlerkorkacaklar. Çünkü Dev-Genç ruhutüm engellemeleri aşarak gençliği saracak.Ne tankları ne polisleri ne de FTipi tecrit politikaları buna engel olamaz.İşbirlikçi AKP iktidarı, iktidarı, eleştirenhakkını arayan ya da demokratikhakkını kullanan herkesi “terörist” olarakgöstermektedir. Halk sürekli baskıaltındadır ve demagojilerle, yalanlarlakandırılmaktadır. Hak ve özgürlükleriiçin mücadele edenler ise işkencelerle,gözaltılarla, tutuklamalarla susturulmakistenmektedir. Devrimci gençliğinmilitan, kararlı mücadelesi AKP’nintüm söylemlerini boşa çıkarmaktadır. Ülkemizisatan, eğitim, örgütlenme hakkımızıengelleyen, işsizliğin, açlığın,yoksulluğun sorumlusu olduklarındanşehitlerimizi sahiplenmemizden, açtığımızçadırlardan, yaptığımız etkinliklerdenkorkuyorlar. Ve pervasızca saldırıyorlar.Ancak bizim meşruluğumuzkarşısında acizler, çaresizler. Verilen onlarcayıl “cezalar” bizim alnımızın ak cefasıdır.Ve ülkemizdeki bu zulüm var oldukçadireniş de artarak devam edecektir.Biz Dev-Genç’liyiz;Bizi yok etmek isteyen emperyalizmve yerli uşakları bunu başaramayacaklar!Çünkü Dev-Genç’in kökühalkın içindedir. Tutsaklıklar, hiçbir zamanmücadelemizin önünde engel değildir.Hatta bizleri daha da güçlendirmektedir.İrademizi daha da bilemektedir.Şimdi yapmamız gereken;daha çok çalışmak, daha fazla yeni insankazanmaktır. Tek bir gencimizidahi düzenin içine bırakamayız. Bugünörgütlenmek, oligarşinin politikalarınıboşa çıkartmak temel görevimizdir.Çünkü yeni zaferler kazanmak gençliğikazanmakla mümkündür. Yeni zaferlereve kazanımlara koşmak için Dev-Genç coşkusunu, azmini, cüretini kuşanalım,örgütlenelim.36YASEMİN KARADAĞ’I


Ülkemizde GençlikParasız Eğitim,Sınavsız Gelecek,Hakkımız!İstiyoruz Alacağız!Sınavsız Eğitim Mümkündür,Sosyalist Ülkeler BaşardıParasız eğitim, sınavsız gelecek istediğimizi söylüyoruz.İkisi de mümkün değil mi gerçekten? Para vermeden okumakimkansız mı? Sınava girmeden meslek sahibi olmakgerçekleşemez bir hayal mi?Oligarşi bize “mümkün değil” diyor.Eğitim hayatımız boyunca sınavlarla sınanıyoruz,eleniyoruz... Eleğin üstündekilerokumaya hak kazanıyor, eleğinaltına düşenler ise eğitim hakkını kaybediyor.Bunu kabul etmiyoruz. Eğitimherkesin hakkıdır. Ve parasız-sınavsız birşekilde sağlanmalıdır.Bu mümkündür. Sosyalist ülkelerdebunun mümkün olduğu görülmüştür.Halk için eğitim sistemlerinde sınav değil,eğitim hakkı temeldir. Plansızeğitimle diplomalı işsizler yaratmak yerine,planlı eğitim sistemiyle ihtiyaç duyulanmesleklerde ihtiyaç oranındaeleman yetiştirilir. Ancak bu kapitalistsitemde mümkün değildir, sosyalistsistemde mümkündür.Örneğin, bunu yapan ülkelerdenbirisi Küba’dır. Küba'da eğitim, her aşamadaücretsizdir. Devrim sonrasında1961 yılında tüm özel eğitim kurumlarıkamulaştırılmış ve parasız yapılmıştır.Küba'da, eğitim için herkese eşit olanaksağlanmaktadır, tüm gençlerinüniversiteye girme şansı vardır. Bu,kişilerin maddi durumuna göre değil,yetenek ve becerilerine bağlı olarak belirlenmektedir.Özel okullar ve özel üniversitelereizin verilmeyen Küba'daöğrenciler üniversiteler de dahil eğitimlerininhiçbir aşamasında okul harcıödememektedir. Üstelik Küba, emperyalizminbaskısı ve tehdidi altında3 Parasız Eğitim SınavsızGelecek Demokratik LiseIstiyoruz. Parasız Eğitim SınavsızGelecek Hakkımız!Istiyoruz, Alacağız Elenmek, Seçilmek İçinDeğil, Halk İçin Eğitimİstiyoruz! Sınavsız Gelecek İstiyoruz! Gerici Faşist Bir EğitimDeğil Demokratik Liseİstiyoruz' Gelecek Sınavlarda DeğilÖrgütlü Mücadelemizdedir Dershaneye Para, Evimizeİcra, Anne Babamıza HapisDeğil, Eğitim Hakkımızıİstiyoruz! Geleceğimize ElKoydurtmayacağız! Geleceğimize SahipÇıkalım! Gerici Eğitim DeğilParasız Eğitim İstiyoruz! Gerici Eğitim DeğilDemokratik Lise İstiyoruz!olan bir ülkedir. Tüm zorluklara rağmen, eğitim hakkıanayasal bir hak olarak herkese tanınmıştır.Sovyetler Birliği’nde zorunlu eğitim 7+3, 10 yılşeklindeydi ve parasızdı. Eğitimin ilk dört yılındatemel dersler veriliyordu. 7. sınıftan itibaren de branşdersleri alınmaya başlanıyordu. Sovyetler Birliği’nin eğitimmüfredatında yer alan temel dersler şöyleydi: Matematik,fen bilimleri, coğrafya, tarih, fizik, kimya, müzik,teknik çizim, el sanatları, beden eğitimi ve askerieğitim. Böylelikle öğrenciler her alanda kendilerini geliştirmeolanağına sahip oluyordu. 7 yıllık öğrenimlerinitamamlamış öğrenciler, istekleri doğrultusunda 2 yıllık teknikokullara devam ederek, bu okulu bitirdikten sonra çalışmayaşamına başlıyorlardı. Eğeryüksek öğrenim yapmak istiyorlarsa,sınavsız bir şekilde iki yıl daha yükseköğrenime devam edebiliyorlardı.İlk ve orta öğretimi kapsayan 10 senelikokulları bitirmiş olan öğrencilerüniversiteye girme hakkına sahipti.Bu 10 senelik eğitimi bitirmeye fırsatbulamamış genç işçi ve köylüleri üniversiteeğitiminden mahrum bırakmamakiçin üniversitelere bağlı olarakişçi fakülteleri kurulmuştu. Bu fakültelerdegenç işçiler ve köylülerüniversiteye kabul edilebilmeleri içinyetiştirilirdi.Eğitim Bakanlığı, üniversiteye öğrencialımını merkezi olarak planlıyordu.Yüksek okulların öğrenci alımkapasitesi, uzman işgücü ihtiyacınagöre belirleniyordu. Yüksek öğreniminitamamlayan öğrenciler, notlarına göreve istekleri doğrultusunda üniversiteyegidip meslek sahibi olabiliyorlardı.Merkezi planlama, ülke genelindekimezunların belirli bir iş koluna yığılmasınıengelliyordu ve sektörlerdeüretim için gerekli sayıda kişinin çalışmasınısağlıyordu.Sovyetler Birliği’nde işsizlik yoktu,çünkü herkes ülke ekonomisine katkıdabulunacak şekilde aldığı eğitimeuygun bir sektöre devlet tarafından yerleştiriliyorduve Sovyet yurttaşlarınınçalışma hakkı SSCB Anayasası ilegüvence altına alınmıştı.Sayı: 303Yürüyüş12 Şubat2012ÖLDÜRTMEYECEĞİZ!37


Ülkemizde GençlikSayı: 303Yürüyüş12 Şubat2012Sovyetler Birliği BilimAkademisi tarafından denetlenenyüksek öğretim kurumları,planlı bir bütçe ileyönetiliyordu. Akademi aynızamanda bütün bilimsel araştırmalarınve bilimsel çalışmaağının merkeziydi. Ülkeninihtiyaçları belirlenerek,sanayiyi geliştirmek ve üretimiartırmak için, pratik sonuçlarçıkartılıyordu.Sovyetler Birliği'nde yükseköğrenim 4 ana kurumüzerinden yapılıyordu: Üniversiteler,yüksek teknikokullar, yüksek sosyal bilimlerokulları ve pedagoji enstitüleri...Üniversitelerde, uzmanlar ve profesörleryetiştirilirken; işçi sınıfının donanımlıhale getirilmesi görevi de üniversitelertarafından üstlenilmişti. Fakültelerinkendi bünyesinde çok sayıdabilimsel araştırma enstitüsü vardı.Yüksek teknik okullar, üretim veüretim araçları üzerine uzmanlaşmıştı.Teknik okul mezunları, fabrika veişletmelerde görev alarak, sanayiyi geliştirmekleyükümlüydüler. Bu okullardakiher öğrenci okuldaki ilk yılındanitibaren fabrikalarda işçi gibi çalışıyordu.Öğrenciye sınıf ilerledikçekalfa, usta ve şef yardımcısı işleri verilirdi.Bu sayede, bu okullardan mezunolanlar çalışmaya başladıklarındaişlerine ve kurumlarına çok kolayadapte oluyorlardı.Ülkenin hızlı ve planlı kalkınmasıiçin hazırlanan beş yıllık ekonomikplanlarla, ihtiyaçlar belirleniyor veihtiyaç olunan iş kolları için insan yetiştiriliyordu.Planlar neticesinde öğrencilerüniversitelere yönlendirilirkenaynı zamanda öğrencilerin kendi istedikleribölümleri okuyabilmelerisağlanıyordu.Hem kendi istedikleri bölümdeokuyup hem de ihtiyaç olan mesleklerdeyetkinleşmeleri tezat gibi görünsede, öyle değildir. Bu durumun öğrencisayısını azaltacağı düşünülse de öyleolmamış, aksine üniversiteye gidenöğrenci sayısı her yıl artmıştır.İşsizlik yoktu. Bu yüzden öğrencileringelecek korkusu da yoktu.Meslek belirlemede maddi kazanımlardeğil, ihtiyaçlar belirleyiciydi.Sosyalist ülkelerdeki üniversiteeğitim olanakları böyle iken,halkçı bir yönetimin olduğu Venezüella’dada üniversiteye giriş sınavlarıtamamen ortadan kaldırılmıştır.Liseden mezun olarak, üniversiteyedevam etmek isteyenher öğrenci, herhangi bir sınava girmeden,sadece kayıt yaptıraraküniversitede okuyabilmektedir.Her yıl binlerce lira veriyoruz eğitimhakkımızı satın almak için. Hayatımızlailgili önemli bir eğitim hakkınıise sadece sınavla kazanabiliyoruz.Ve bu, adaletsiz bir sistem. Dershaneyegitmeyenin, devlet okullarında okuyanlarınzorlandığı yarış bu.Başka türlüsü olmaz diyorlar. Kanıksamamızıistiyorlar ama biz sosyalistdeneylerden, halkçı yönetimlerdenbiliyoruz ki, başka türlüsümümkün. Ve biz de bunu istiyoruz. Bununiçin iktidarların değişmesi gerekiyorsa,eğitim hakkımızı almak içinbu mücadeleden de çekinmeyeceğiz.İstiyoruz, Alacağız!..Halkımızın İnançlarına Saldıranlar,Karşılarında Halkın Öfkesini BulacaktırÖfkemizi ÖrgütleyelimDevrimci Alevi Komitesi’nin (DAK) “İnanç Özgürlüğüİstiyoruz” kampanyası, 30 Ocak günü İzmir Karşıyaka Çarşıgirişinde yapılan eylemle duyuruldu. 14 kişinin katıldığıeylemde açıklamayı İzmir Devrimci Alevi Komitesi adınaGökhan Çoban okudu.Devletin, Aleviler üzerindeki baskı, inkar ve asimilasyonpolitikalarına değinilen açıklamada, bu politikalara alet olunmayacağı,buna karşı mücadele edileceği belirtildi. Çorum,Sivas, Malatya, Gazi, 19-22 Aralık 2000 hapishaneler ve Uluderekatliamlarının sorumlusunun devlet olduğu ve hiçbirininhesabının halk nezdinde cezasız kalmayacağı, çözümün tüminançlardan halkın birlik olup örgütlenmekten geçtiği ifadeedildi. Küçükarmutlu’daki baskınlara da değinilen açıklamada,“Siz saldırdıkça biz örgütleneceğiz” denildi.“Aleviyiz Haklıyız Kazanacağız”, “Kerbela’da HüseyinDersim’de Seyit Rıza Sivas’ta Pir Sultan’ız”, “İnanç Özgürlüğüİstiyoruz” sloganlarının ardından eylem sona erdi.Adana’da da, DAK’lılar 2 Şubat günü Şakirpaşa Mahallesi’nde,“İnanç Özgürlüğü İstiyoruz” talebiyle imza topladılar.8 DAK’lının katıldığı ve 2 saat süren çalışmada halka,Alevilerin ezilmesinin ve inanç özgürlüğünden yoksun olmasınınnedeninin örgütsüzlük olduğu anlatıldı. 140 bildirininkapı kapı dağıtıldığı çalışmada ayrıca 20 imza toplandı.38YASEMİN KARADAĞ’I


Ülkemizde GençlikLiseli Dev-Genç'liler KolektivizmiHalkın Kültürü İle Yaşatandır!Gençlik Federasyonu, tutsak olanDev-Genç’lilere mektup yazma kampanyasıbaşlattı. “Vatanı Sevmenin UstasıDev-Genç’lilere Mektup Yazalım”çağrısında bulunan Gençlik Federasyonuşu açıklamayı yaptı:“Yürüyoruz aydınlığa. Dev gibi yüreklerimizvar bizim. Bu yürekler ki yıllardıregemenlerin zulmüne karşı anti-emperyalist,anti-faşist mücadele geleneğinibir kere bile olsun elden bırakmamıştır.İşte bu yüreklerin sahipleri Dev-Genç’liler olarak yıllardır bedel ödüyoruz.Çünkü vatanımızı seviyoruz. Çünkühalkımızı sevdikçe suçlarımız artıyor.Çünkü bağımsız, özgür, eşit bir ülke istiyoruz.Çünkü bebeklerin rahatça süt içebildiği,öğrencilerin okula gitmek için inşaatköşelerinde ölmediği, anaların devlettarafından kaybedilmiş evlatlarının olmadığıbir ülke istiyoruz. En büyük suçumuzbu bizim. Ama bizler boyun eğmiyoruz.Biliyoruz ki gelecek bizim ellerimizde,bu ülkenin asıl sahipleri bu halkınevlatları olarak halkımıza gelecek güzelgünleri, tertemiz bir dünyayı hediye etmekistiyoruz. Yıllardır olduğu gibi bugünde canımızı ortaya koyarak ellerimizlekurduğumuz mahallelerimize sahip çıkıyoruz,ülkemizi işgal eden Amerikan askerlerinevatanımızı satmıyoruz. Biz Mahirler’insoyundan geliyoruz. Ne istediğimizibiliyoruz. O yüzden faşizmin olduğubir ülkede tutsaklık bizim için alnımızınak cefasıdır. Ve vatanı sevmenin ustası özgürtutsak Dev-Genç’liler de diyor ki: Oduvar duvarınız vız gelir bize vız.”Dev-Genç’lilere mektupyazmak için bulunduklarıhapishanelerin adresleri:Meral Dönmez: Kandıra T1 KadınKapalı HapishanesiGülşah Işıklı: Kandıra T1 KadınKapalı HapishanesiMelis Ciddioğlu: Bakırköy KadınKapalı HapishanesiCemray Baş: Bakırköy Kadın KapalıHapishanesiHarran Aydın: Bakırköy KadınKapalı HapishanesiDilek Arslan: Bakırköy Kadın KapalıHapishanesiTayfun Taş: Kandıra 1Nolu F TipiHapishanesiAyberk Demirdöğen: Tekirdağ 1No’lu F Tipi HapishanesiEser Morsümbül: Tekirdağ 1 No’luF Tipi HapishanesiAnadolu kültüründe paylaşım, fedakarlık, birlik vedayanışma vardır. Liseli Dev-Genç’liler, Anadolu kültürünüen iyi ve en temiz şekilde yansıtandır. Ancak düzenliseli gençliğe bencil ve bireyci olmayı dayatıyor. Herzaman kendini düşünen, kendini bencillikte en öne çıkarangençlik yaratmak istiyor. Düzen için paylaşım,fedakarlık yoktur, düzen için birlik dayanışma yoktur,düzen de kolektif yaşama anlayışı yoktur. Düzen Anadolukültürünü yok etmek için de sürekli yeni politikalarüretmektedir. Bu politikaları da ağırlıklı olarak liseli gençliğeuygulamaktadır.Devrimcilikte kolektif yaşamak bir işi hep beraberyapmaktır, kolektif yaşamak paylaşımdır, kolektif yaşamakyoldaşının ağır yükünü omuzlamaktır. Kolektifyaşamak üretmektir.İşte düzenin de hedefinde üretmeyen, düşünmeyen,bencil, bireyci bir gençlik yaratmak vardır. Düzenin liseligençlikten korkmasının somut örneklerinden biride kolektif yaşama kültürünü yok etmektir. Liseligençlik bu düzenin kirletilmeye çalışılan ama kirletilemeyenkesimidir. Liseli gençlik dinamiktir, her koşuldadüşünen ve üretendir.AKP iktidarı da iyi bilir ki istediği gibi bir gençlikyaratamayacaktır. Liseli Dev-Genç’liler Anadolu halklarınınyiğit evlatlarıdır. Liseli Dev-Genç’lilerin kişiliğindebencillik değil paylaşım vardır, Liseli Dev-Genç’lilerinkişiliğinde bireycilik değil dayanışma vardır.Yoldaşıyla beraber iş yapmak Liseli Dev-Genç’lileri dahagüçlü kılar. Liseli Dev-Genç’liler kolektivizmi yaşadıkçave yaşattıkça halkın kültürüne, kendi kültürüne sahipçıktıkça devrim bayrağını daha güçlü daha coşkulu dalgalandıracaktır.Çünkü bilir ki bencilliğe karşı gelmek,Anadolu kültürünü yaşatmak halkı güçlendirmektir vedüzenin karşısına daha güçlü, yılmayan, kararlı, cesurLiseli Dev-Genç’liler çıkartmaktır.Vatanı Sevmenin Ustası Dev-Genç’lilere Mektup Yazalım!Gürkan Türkoğlu: Tekirdağ 1No’lu F Tipi HapishanesiBilgehan Karpat: Sincan 1 No’luF Tipi HapishanesiHakan Karabey: Tekirdağ 1 No’luF Tipi Hapishanesiİleri Kızılaltun: İzmir Kırıklar HapishanesiÜmit Çobanoğlu: İzmir KırıklarHapishanesiCandaş Kat: Adıyaman E TipiHapishanesiKi̇taplarımızı Okuyalım,Okutalımİstanbul’da Dev-Genç’liler, 3 Şubatgünü 15.00-17.00 saatleri arasındaOkmeydanı’nda masa açarak, Boran,Haziran ve Tavır yayınlarından çıkankitapların tanıtımını yaptılar.Grup Yorum türkülerinin çalındığımasada kalem satışı da yapan Dev-Genç’liler ayrıca, 18-19 Şubat tarihlerindeyapılacak olan Yıkımlara KarşıSempozyum’la ilgili bildiri dağıtarak,halkı sempozyuma çağırdılar. Bildiridağıtımında halk yıkımlara karşı olduğunu,evlerini yıktırmayacağını söyleyerektepkisini dile getirdi.Sayı: 303Yürüyüş12 Şubat2012ÖLDÜRTMEYECEĞİZ!39


Liseliyiz BizBu ülkede yaşıyoruz... Bu halkın çocuklarıyız... Ezilen, sömürülen,katledilen bir halkın çocuklarıyız... Bu halkın kavgasında biz de varız!Meşruluğumuzun Gücüyle Tüm LiselileriÖrgütleyecek, Savaşımızı BüyüteceğizSayı: 303Yürüyüş12 Şubat2012Liselilerin devrimci mücadelemizdekiönemi gençliğin en saf yanlarını kendilerindebarındırmalarından gelir. Dinamik,hızla kavrayan, öğrendiklerinihızla hayata geçiren, yeniye açık, hızla yenilenen,saf, temiz, büyük bir bağlılık vevefayla seven, arkadaşlığa, insan ilişkilerineönem veren, kendini ifade etme, hayatamüdahale etme çabalarıyla enerjidolu, pırıl pırıl bir kitledir liseli gençlik.Liselileri örgütlemek, liseliler ile birlikteailelerini, mahallelerini ve hatta bulunduklarıili örgütlemek, yeni örgütlenmeler,yeni kadro ve sempatizanlar yaratmakdemektir. Liseliler bahsettiğimizbu olumlu özellikleriyle birlikte mücadeleyitanıdıkça ailelerini, arkadaş çevrelerini,mahallelerini de etkileyecek, değiştirecekve mücadeleye katacaktır. Bunedenledir ki liselilerin örgütlenmesi bizimaçımızdan olduğu kadar düşman açısındanda önemlidir. Liselilere yönelik düzeninde kitle çalışması, halkın tüm kesimlerindeolduğu gibi kesintisiz sürmektedir.Devlet, liselileri düzen içinde tutmak,mücadeleden uzak tutup, sindirmek içinfarklı yöntemler geliştiriyor. Bunlarınbaşında aile, okul idaresi, polis baskısı geliyordiyebiliriz. Kendini, dünyayı yeniyeni tanımaya başlayan, kişiliği şekillenmeaşamasında olan liseliler için düzeninideolojik ve kültürel kuşatması da büyüktür.Düzen liselileri apolitikleştirmek,duyarsızlaştırmak, bencilleştirmek, bireycileştirmekiçin uyuşturucuyu, fuhuşu,cinselliği, çeteciliği, tüketim kültürünü yayar.18 yaş sınırı gösterilerek liselilerin devrimcimücadelede örgütlenebileceği meşruve yasal kurumlarda, derneklerde faaliyetyürütmesini engellerken, liselerdeözellikle ülkü ocaklarının, MHP'li, BBP'lifaşistlerin örgütlenmelerinin önü açılır,yaygınlaştırılır. Güvenlik adı altında okullarınçevresinde bulunan polislerin eliyleuyuşturucu, çetecilik yaygınlaştırılır. Düzentarafından Kurtlar Vadisi gibi dizilerle,halk düşmanı mafyalarla özendirilerek, futbolkulüpleriyle zengin olma hayallerikurdurtarak bu kuşatma güçlendirilir.Liselilerin hem mücadelemiz açısındanönemi, hem de devletin liselilere yönelikkuşatması düşünüldüğünde, bizimde liselileri örgütleyebilmek için bütünolanaklarımızla yol ve yöntemler bulmamız,yaratmamız gerektiği daha açıkgörülür. Liselileri örgütleyebilmemizinyolu onları çok iyi tanımaktan geçer. Aileleri,okudukları lisenin koşulları, sosyalkültürelyapıları, ekonomik durumları, hayalleri,istekleri, yaşadıkları en küçük sorunlarınakadar tanımalı, anlamalıyız. Bununiçin liselilerle her şeyden önce çokiyi birer arkadaş olmayı başarmalıyız. Liselilerarkadaşlığa önem verirler, vefalıdırlar.Emek harcadığımızda, doğru birbağ yakaladığımızda gelişmeleri daha hızlıolacaktır. Liselilere hayal edebilecekleri,hedefleyebilecekleri kahramanlarımızıanlatabilmeliyiz. Düzenin mafya bozuntularınadeğil, gerçek vatanseverlere,devrimcilere hayranlık duymalarını, onlarıörnek almalarını sağlamalıyız. KahramanAltun'u, Cem Güler'i anlatabiliriz.Liseliler aile, polis, okul idaresi baskısıylakendilerini ifade edemez, derslerve sınavlardan başka bir şey düşünemezya da uyuşturucu, yozlaşma, çeteleşmebatağıyla hiçbir şey göremez duruma getirilmişlerdir.Bulunduğumuz her yerdeliselilerin kendilerini ifade edebilecekleri,tartışabilecekleri, dünyayı ve ülkemizi,halkımızı tanıyabilecekleri örgütlenmeleryaratmalıyız. Okullarda kurulan öğrencikolları, kulüpleri, derneklerimizdekurabileceğimiz halk oyunları, tiyatro,koro, enstrüman kursları liselilerle bir bağyakalayabilmemizi, tanışabilmemizi sağlayacaktır.Piknikler, müzik dinletileri, panelve söyleşiler, kamplar, konserler liseligençliğe ulaşma araçlarımız olabilir.Liseli gençliği örgütlerken, devrimcimücadelemizin hedef ve yöntemlerindenkopmadan, liseli gençliğin mücadelesinindevrim mücadelemizin bir parçası olduğunuunutmadan hareket etmeliyiz. Li-40YASEMİN KARADAĞ’I


Liseliyiz BizDİSK’in 14. Genel Kurulu yaklaşırken,Devrimci İşçi Hareketi (DİH),“Demokratik, Mücadeleci DevrimciDİSK’i Yaratacağız” şiarıyla çalışmalarınadevam ediyor.İSTANBULDevrimci İşçi Hareketi, 24 OcakSalı günü, Ataşehir 1 Mayıs Mahallesi3001. Cadde üzerinde ÇeşmeDurağı’ndan, Karakol Durağı’na kadar"Örgütlenerek Direnerek Kazanacağız,DİSK'i İşçilere İşçileriDİSK'e Taşıyacağız" ve "DemokratikMücadeleci Devrimci DİSK'i Yaratacağız"yazılı 100 adet afişlemeyaptı. Aynı içerikteki afişler 25 Ocakgünü de Gazi Mahallesi'nde asıldı.DİH'liler, 4 Şubat günü de TuzlaEsenyalı Sapağı Üstgeçidi’ne, tren istasyonunave Tuzla Aydınlı Mahallesi’ne100 adet afiş asarak nasıl birsendika için mücadele ettiklerini anlattılar.İZMİR31 Ocak, 1 Şubat ve 3 Şubat tarihlerindeİzmir’in Konak ve Buca ilçelerindeafişleme çalışması yapıldı. 3günde İkiçeşmelik, Şirinyer, Üçkuyular,Alsancak ve Basmane semtlerinde300 adet afiş yapıştırıldı. Ayrıca 4 Şubatgünü Karşıyaka Çarşı’da DİSK’in14. Genel Kurulu’na yönelik DİH’in görüşve önerilerini anlatan 300 bildiri ve350 broşür dağıtıldı. Dağıtım esnasındabroşür yüksek sesle halka okundu vetalepler anlatıldı. Daha sonra Karşıyakaİskele’de bulunan ESHOT otobüslerison durağında şoförlerle DİSK’inyeniden demokratik ve devrimci bir sendikahaline getirilmesi gerektiği üzerinesohbet edildi. Çoğu Genel-İş üyesiolan şoförlere broşürlerden de verildi.Bazı şoförler kendileri dağıtmak için bildirive broşürlerden istedi. Aynı gün Konak-Kemeraltıgirişinde de 490 broşürve 490 bildiri dağıtıldı.BURSAseliler olarak örgütlenirken yasal sınırlamalar, engeller bizimiçin belirleyici olmamalıdır. "Yaşı küçük" demeden uyuşturucu,fuhuş, yozlaşmanın her türlüsünün içine çekilmeyeçalışılan bizler, parasız eğitim, bağımsız bir Türkiye, demokratikliseler istediğimizde, halkın sorunlarına çareler aradığımızdapolisin işkencesiyle, uzun yıllara varan tutsaklıklarla,infazlarla saldırıya uğruyor, katlediliyoruz. Kendiyasalarını da bizleri susturmak için düzenleyen devlet, buyasalara dahi uymazken, sadece yasaların sınırlarıyla yapacağımızbir liseli örgütlenmesi, liseli gençliğin ihtiyaçlarınacevap vermeyecektir. Bugün yasal olarak da var olanhaklarımızı yine meşruluk temelinde verdiğimiz militanmücadelelerle ve bedellerle kazandığımızı unutmadantüm yasal haklarımızı sonuna kadar kullanmalı, ancakyasallığın bizi sınırlandırmasına da asla izin vermemeliyiz.Bizim mücadelemiz meşruluğumuza ve haklılığımızadayanan, akademik-demokratik haklarımızı da büyütmeyihedefleyen ve nihayetinde devrimimiz için halk kurtuluş savaşımızıbüyüten bir mücadele olmalı.Tüm liselileri örgütlemek, bütün liselerde örgütlenmeleryaratmak hedefimiz olmalı. Liselilere geleceğimizin, vatanımızınve halkımızın geleceğinden ayrı olmadığını anlatmalı,onları halkımızın kurtuluşu, vatanımızın bağımsızlığıiçin mücadeleye katmalıyız. Mücadelemiz meşruluğumuzave haklılığımıza dayanarak örgütlendikçe büyür.Hiçbir yasallığa alışmadan liseli gençliğin ve mücadelemizinihtiyaçları doğrultusunda hareket etmeliyiz. Sosyal, kültürelfaaliyetlerden, gazete ve dergiler çıkarmaya, bize ait birinternet sitesi kurmaya kadar örgütlülüklerimizi yaygınlaştırabiliriz.Liseli Dev-Genç'in tarihi bu anlamda da bize yolgösterecektir. Gençliğin akademik-demokratik mücadelesiylebirlikte, anti-emperyalist, anti-faşist mücadeleyle halkla bütünleşmişve devrimci mücadelemizde gelenekler yaratılmıştır.Bizler de liselileri aileleriyle yürüttükleri tartışmalardaideolojik olarak güçlendirirken, okuldan her türlü baskı veadaletsizliğe karşı militanlaştırabilmeliyiz. Polis-idare işbirliğine,paralı eğitime karşı seminerler, paneller, boykotlar,işgaller örgütleyebilmeliyiz. Liseli gençliğin öfkesini doğruhedeflere yönlendirebilir, hesap sordurtarak güven ve güçkazandırabiliriz.Yayınlarımızla, eğitim çalışmalarımızla okullarda gösterilenezberci, sorgulamayan, yüzeysel bakış açısını kırdırıp,doğru sorular sormayı, doğru düşünmeyi öğretebilirizliselilerimize.Liseli gençlik, düzenin bütün kuşatmalarından ancakmücadelemiz ile kurtulabilir. Bunun için binbir yolla liseligençliği örgütlemeli, savaşımızı büyütmeliyiz.DİSK’İ DEVRİMCİLEŞTİRECEK VE YENİDEN ÖRGÜTLEYECEĞİZDİSK’İ TARİHE GÖMMEK İSTEYENLERİİŞÇİ DİRENİŞLERİYLE CEVAPLAYACAĞIZDİH, 30 Ocak günü DİSK/BirleşikMetal–İş Sendikası’nın örgütlü olduğuBursa Orhangazi’de kurulu bulunanAsil-çelik fabrikasının önünde, akşamvardiyası girişinde bildiri ve broşür dağıttı.Kimi işçinin DİSK yönetimine kimisininBirleşik Metal-İş yönetiminetepkileri vardı.Dağıtım esnasında fabrika güvenlikgörevlilerinin engelleme girişimlerinerağmen bildiri dağıtımınadevam edildi. Toplam 300 bildiri dağıtıldı.2 Şubat günü de Genel-İş BursaŞubesi’ni ziyaret eden DİH'liler, broşürve bildiri vererek sohbet ettiler. ArdındanBursa Çalışma ve Sosyal GüvenlikKurumu önünde yapılacakolan eyleme işçilerle birlikte gidildi.AKP’nin sendikaları tasfiye saldırılarınakarşı yapılan eylemde broşür vebildiri dağıtıldı.ADANA30 Ocak'ta Adana İnönü Parkı’ndabroşür ve bildiri dağıtımı yapıldı. Eylemdeayrıca DİH’i anlatan broşür halkaulaştırıldı. 6 DİH’linin katıldığı ve1 saat süren çalışmada yaklaşık 100 bildiriile 60 adet DİH broşürleri halkaulaştırıldı.Sayı: 303Yürüyüş12 Şubat2012ÖLDÜRTMEYECEĞİZ!41


Sayı: 303Yürüyüş12 Şubat2012Ders: Biz Kimiz?Ne İstiyoruz? (2)Sevgili Yürüyüş okurları merhaba.Dersimize kaldığımız yerden devamediyoruz.Nasıl değiştireceğimizden önceneyi değiştireceğimizi iyi bilmeliyiz.Bütün bu adaletsiz, sömürücü, zorbadüzenin kaynağı üretim araçları üzerindekiözel mülkiyettir. Bunu ortadankaldıracağız. Bu Düzen Nasıl AyaktaDuruyor?Bu düzen halka düşmandır. Ama budüzen yine halka dayanarak ayakta durmaktadır.Bunu nasıl yapıyor ona bakalım.Düzen ideolojik propagandaaraçlarıyla halkı kandıryor. Yanidüzeni ayakta tutan araçlardanbirisi düzenin halkı kandırangüçlü propaganda araçlarıdır.Bütün ideolojik propaganda araçlarıdevletin ya da egemenlerinellerinde... Bunlar, radyo, TV, basın,okullar, camiler, kiliseler, tiyatrolar,sinemalar, kitaplar vedaha günlük yaşamın içine sokulmuşbinlerce araçla farkındaolmadan bilinçlerimize düzeninpropagandası işlenir.Bunlar aracılığıyla, gerçeklerihalktan gizleyen, yalana, demagojiyeve gözdağına dayalı propagandayla,daha çocukluktan başlayarakher gün her saat halkın beynini yalanbombardımana tabi tutularak adetabeyinler teslim alınır.Örneğin düzen, "böyle gelmişböyle gider" anlayışını kitlelerdehakim kılar.Daha gözünü açar açmaz kendiniböyle bir düzenin içinde bulan insanlarbu propagandanın da etkisiyle, düzenisorgulamıyor. Sömürü ve zulmü kanıksıyor,yaşamın doğal bir parçasıolarak görüyor. Zengin niye zengin,yoksul niye yoksul düşünmüyor. EnBİZ KİMİZ?NE İSTİYORUZ?NASILBAŞARACAĞIZ?NASILDEĞİŞTİRECEĞİZ?fazla zenginin babasındanmiras kaldığını,ya da kafasıçalışan, becerikli,kurnaz, şanslı kişilerolduklarını, ya daen fazla üç kağıtçıolduklarını düşünüyor.Yoksulların durumunu ise tersinedüşünüyor ve kader olarak görüyor.Durumu bir kez böyle kabulleninceoğullarını, kızlarını da bu düzeneuygun kişiler olarak yetiştiriyor...Yani beyniyle, ruhuyla düzenin hizmetinegiriyor. Bu en önemli noktadırve düzen esas olarak bunu sağlamayaçalışır. Bir kez halkı bu durumagetirdiğinde sırtının yere gelmeyeceğinibilir. Milyonlarca insan düzeninbekçileri haline gelmiştir ve bu büyükbir propaganda gücüdür.Örneğin bugün çok mantık dışı,akıl dışı bulduğumuz, halkın bunlaranasıl katlandıklarına akıl erdiremediğimizkölecilik 4 bin yıl böyle yaşamıştır.Kölelere bunun tanrının yada tanrıların isteği olduğu kabul ettirilmişve köleler oğullarını, kızlarınıiyi köleler olarak yetiştirmişlerdir.Efendilerini, krallarını tanrıların yeryüzündeki temsilcileri olarak görmüşlerdir.Efendileri kendilerine biraziyi davranırlarsa bunu tanrının birlütfu saymışlar ve bin kez şükretmişlerdir.Bu gün de işçiler, yoksullarpek farklı davranıyor sayılmaz...- Düzen halkta, “Devlet büyüktür,devlete karşı gelinmez" anlayışınıyerleştiriyor. Bunu nasıl yapıyor?Baskıyla, terörle, işkencelerle, polisiyle,jandarmasıyla, karakollarıyla,mahkemeleriyle, hapishaneleriyle...Halkı güçlü devlet mekanizması karşısındaçaresiz hissettiriyor. Devletinhemen tüm kurumlarının halka yaklaşımıhemen hemen aynıdır. Halk birtapu dairesine bile gitse birilerinidevreye sokmadan yada rüşvet vermedenişlerini halledemez. Her şeyhalkın üzerinde bir baskı oluşturur. Örgütsüzkişilerin gözünde devlet yıkılmazdevasa bir güç olarak görünür.Ve kendini güçsüz gören kişiler kaderineboyun eğmek zorunda kalır.Düzen burjuvazinin yoz kültürünühalkı yozlaştırmak için kullanır.Birlikteliği değil, bencilliği, bireyciliğiaşılar. "Sadece kendini düşün, köşeyidön, bunun için her türlü ahlaksızlığıyap... Sen de şansına güven piyangoya,lotoya umut bağla" der.-"Bu dünya önemli değil ahretidüşün"der. Yüzyılların ürünü olankaderci, gerici düşünceyi teşvik eder.Bunun için Kuran kursları, dinokulları, camiler, kiliseler yüzlercebinlerce açar. Yoksul halkı dinlekaderine boyun eğmeyi öğütler.Bu dünyanın “fani” olduğunu,mala mülke tamah etmemesigerektiğini söyler.“Öteki” dünya için ibadet etmesiniister.Halkın dikkatlerini sömürüve zulüm düzeni dışında başkaşeylere yöneltmek için her yolabaşvurur. Halklar arasındakiulusal, dinsel, mezhepsel çelişkilerikörükler. Cinselliği,modayı, giyimi- kuşamı, tekamaç haline getirir. Kısacasıhalk sömürü ve zulmü düşünmesin,ona karşı çıkmasın da ne yaparsa yapsındiye her şeyi yapıyor.Ahlaki düşkünlüğün, cinselliğin,sorumsuz yaşantının, uyuşturucu düşkünlüğünün,dünyaya boş veren ve sadece"yaşamaya" bakan bir anlayışınpropagandasını yapar.Baştaki “neyi değiştireceğiz” sorusunadönersek sömürücü sınıflarıtemsil eden bu devleti yıkacağız ve yerinehalkı ve işçi sınıfını temsil edenyeni bir devlet kuracağız. Kurduğumuzbu devlet aracılığıyla da sömürüyeve zulme son verip, komünizme42YASEMİN KARADAĞ’I


giden yeni bir toplumkuracağız. İşte devrimintemel konusu budur.Her ülkenin devrimcilerininyapması gereken,mevcut devlet cihazınıyıkıp yerine halkıniktidarda olduğu birdevleti kurmaktır. DevrimNedir?Devrim mevcut egemensınıfların iktidarınınaşağıdan yukarıyahalk hareketiyle zora dayalı olarak elegeçirilmesi ve ele geçirilen bu iktidarvasıtasıyla da yukarıdan aşağıya yenibir toplumsal üretim ilişkisinin, yanisosyalist üretim ilişkilerinin örgütlenmesidir,diyebiliriz.Biz işçi sınıfının temsilcileriyiz.Ama sadece işçi sınıfınadayanarak devrimimiziyapamayız. Çünkü işçi sınıfıgüçsüz. O halde diğer sınıf vetabakaları da devrim bayrağıaltında birleştirmeliyiz. Zaten hermücadelede can alıcı sorunlardanbiri düşmanın cephesinidaraltmak, devrim cephesinigenişletmektir Devleti Niye Yıkacağız,Ele Geçirsek Olmaz mı?Olmaz. Şimdiye kadar sömürücüsınıflar hep devleti ele geçirmekle yetindiler.Çünkü egemenlik bir sömürücüsınıftan diğer sömürücü sınıfıneline geçiyordu. Dolayısıyla egemenliğiele geçiren yeni sömürücü sınıfındahalk üzerinde baskı aracı olarakkullanacağı bir devlete ihtiyacıvardı. Eski devlette zaten bunun içinve buna göre örgütlendiğinden onu elegeçirip kendilerine göre düzenlemekleyetindiler. Bu devletlerin hepsihalktan kopuk, bir avuç egemen sömürücülerinçıkarını savunan ve halküzerinde onların baskı aracı olacak şekildeörgütlenen yapılardı. Oysa bizimdevrimimiz, egemenliğin bir sömürücüsınıftan diğer sömürücü sınıfıneline geçtiği bir devrim değildir. Tamaksine egemenliğin halkın eline geçtiğibir devrimdir. Böyle bir devrimindevleti halkın çıkarlarını savunan vehalk adına sömürücülere baskı uygulayanve onları tarih sahnesindensilmek için çalışan bir devlet olmakzorundadır. Bu devletin hiçbir mekanizmasıbugün burjuva devletlerde olduğugibi halktan kopuk olamaz.Halkın yönettiği ve denetlediği mekanizmalarolmak durumundadır. Zatenhalk iktidarı halkın doğrudankendi kendini yönettiği bir iktidardır.Bu nedenle bugünkü haliyle devlethalkın hiçbir işine yaramaz. Ele geçirilmişolsa da böyle bir devlet halkındevleti olamaz... Bu nedenle yıkılmalıdırve yepyeni bir devlet kurulmalıdır. Devleti Nasıl Yıkacağız?Yani Devrimi NasılYapacağız? Bunun İçinNelere İhtiyacımız Var?Birincisi, düşmanımızı, yani yıkmakistediğimiz devleti tanıyacağız.Nasıl bir devlet?İkincisi, değiştirmek istediğimiznasıl bir toplum ve bu toplumda devletkimleri temsil ediyor, biz kimleritemsil etmeliyiz ona karar vereceğiz.Yani devleti yıkmak için güce ihtiyacımızvarsa bu gücü kimden alacağız?Devrimimizi hangi sınıf ve tabakalaradayandıracağız? Bunu netleştireceğiz.Üçüncüsü, dünya devrim deneyleriniirdeleyeceğiz. Başka halklardevrimlerini nasıl yapmışlar? Halkınasıl kazanmışlar, devleti nasıl yıkmışlar?En önemlisi de devrimin biryasası var mı, nasıl bir yasa? Nasıl Bir Devlete KarşıSavaşıyoruz?Emperyalizmin yenisömürgesiolan ülkemizde, emperyalizmin yerliişbirlikçisi oligarşiyi temsil eden birdevlet vardır. Faşist bir devlet.Toplumu demokratik kurallaragöre yönetmeyen, halka vehalkın temsilcileri olan bizlerebaskı ve terör uygulayan, halkısilahlı gücüyle ezen, örgütlenmeye,demokratik haklariçin mücadeleye izin vermeyen,bu tür girişimleri baskı, terör vesilahlı güçleriyle engelleyenbir devlet... Neden böyle? Çünkütemsil ettiği sınıflar güçsüz...Halka verebileceği hiçbir şeyyok... Sömürüsünü ancak baskıve terörle sürdürebilecekdurumda... Nasıl Bir Toplum?Kapitalist bir toplum, ama kapitalizminkendi iç dinamiyle gelişmediğiiçin çarpık bir kapitalizm hakimdir.Bu özelliklerin başlıcaları şunlardır:1- Emperyalizme bağlı çarpık işbirlikçibir kapitalizm. Toplumsal veekonomik hayata egemen olan işbirlikçitekelci burjuvazi...2- Karakteri ve güçsüzlüğü gereğikapitalist devrimi tamamlayamamış,feodal kalıntıları ve tefeciliği deiçinde barındıran bir kapitalizm. Yaniişbirlikçi tekelci burjuvazi feodalizmitasfiye edecek gücü olmadığındantoprak ağalarıyla, tefeci tüccarlarla ittifakyapmak zorunda kalmıştır. Hiçbirdevrimci özelliği yoktur. Tam tersinekarşı devrimcidir... Kapitalistanlamda bile ilerici, devrimci bir yöntaşımaz. İşbirlikçi tekelci burjuvazinintoprak ağalarıyla ve tefeci tüccarlarlaittifakına oligarşi diyoruz.Ülkemizde iktidarı elinde bulunduranlarda bu kesimlerdir.3- Toplumda var olan diğer sınıflarve tabakalar şöyle:İşçi sınıfı: Kapitalizm gelişmiş birkapitalizm olmadığından, çarpık olduğundannitel (bilinç) ve nicel (sayısal)olarak güçsüzdür.Köylülük: Bugün köylülük emperyalizmindayatmasıyla tasfiye edilmayaçalışılsa da hala köylerde önemlibir nüfus yaşamaktadır. DevriminSayı: 303Yürüyüş12 Şubat2012ÖLDÜRTMEYECEĞİZ!43


Sayı: 303Yürüyüş12 Şubat2012önemli bir gücünü hala köylülükoluşturmaktadır. Bunların içinde enyaygın olanı topraksız köylüler, aztopraklı köylülerdir.Küçük burjuvazi: İşçiler dışındaemeğiyle geçinen kesim. Yani memurlar,esnaflar, zanaatkarlar, serbest mesleksahipleri. Bunların üst kesimleri burjuvaziyedaha yakındır ve onunla kaynaşmıştır.Devrimin karşısındadırlar.Alt kesimleri ise küçük burjuvalardır.Esasen küçük üretici köylülükte bukesime girer. Bunlar kendi emeğiyle geçiminisağlar ya da kendi de çalışmakşartıyla en fazla bir iki işçi çalıştırırlar.Bu kesim de çok yaygındır.Orta burjuvazi: Kendi emeğiyleçalışmayan, işçilerin sömürüsüylekazanan (örneğin 10 işçi ve dahafazla çalıştıran) ve belli bir sermayebirikimi olan kesim.- İşte bu toplumda devlet oligarşiyedayanıyor. Devlet oligarşinin devletidir.Biz işçi sınıfının temsilcileriyiz.Ama sadece işçi sınıfına dayanarakdevrimimizi yapamayız. Çünkü işçi sınıfıgüçsüz. O halde diğer sınıf ve tabakalarıda devrim bayrağı altında birleştirmeliyiz.Zaten her mücadeledecan alıcı sorunlardan biri düşmanıncephesini daraltmak, devrim cephesinigenişletmektir. Düşman, yani devletoligarşinin devletidir. Öyleyse sınıflarmevzilenmesinde düşmanı oligarşiylesınırlandırıp halkın diğertüm kesimlerini devrim cephesinekazanmak olmalıdır.Oligarşi işçiyi, köylüyü, küçükburjuvaziyi sömürüyor. Onlarla arasındaderin bir çelişki var. O halde busınıfları kazanabiliriz. Öyle bir devrimprogramı yapmalıyız ki yapacağımızdevrim programı hem bu sınıflarındesteğini alsın, hem de asıltemsil ettiğimiz işçi sınıfının sosyalizmamacını gerçekleştirecek birprogram olsun. Orta burjuvaziyi de tarafsızlaştırsın...İşte anti emperyalist,anti oligarşik devrim programıbunu ifade eder. Bu programda güçlermevzilenmesi, işçi sınıfı, yanionun partisi öncü olmak zorundadır.Aksi takdirde sosyalizme gidemeyiz.Diğer sınıflarda işçi sınıfıylabirlikte devrimin temel gücüdür. Böyleolmazsa oligarşiyi alt edemeyiz. Siyasetimizde,pratiğimizde hep bu sınıflarınçıkarlarını savunmalı, onlarınçıkarlarına asla zarar vermemeliyiz.Onlar dostumuz, gücümüz, daha açıkifade edersek biz onların temsilcisiyiz.Oligarşi ise düşmanımız.Oligarşinin her türlü çıkarına zararveririz. Biz işçi sınıfının temsilcisiolmamıza rağmen devrimi tüm halkkesimleri ile birlikte yapacağımızdandolayı söylemlerimizde halk kavramınıkullanırız. İşçi sınıfının ideolojikönderliğinde tüm halkın temsilcisiyiz,çünkü onların çıkarlarını savunuyoruz.Bu haftalık konumuzu burada bitirelim.Gelecek hafta dünya devrimlerinebakacak, sonra da ülkemizdenasıl devrim yapacağımızı somutlayacağız.Haftaya görüşmek üzere hoşçakalın.- SÜRECEK-OLİGARŞİNİN MAHKEMELERİ BİLET SATMAYI DEĞİL,150 BİN KİŞİLİK KONSERİ CEZALANDIRIYOR300 BİN OLARAK CEVAP VERECEĞİZ OLİGARŞİYEMalatya, Elazığ ve Dersim’de 3 Haziran 2011’de yapılanev ve dernek baskınlarında gözaltına alınıp tutuklanandevrimcilerin altıncı ve son duruşması 1 Şubat 2012tarihinde yapıldı. Mahkeme öncesi saat 09.00’da Halk Cephelilerve tutsak aileleri Adliye önünde bir eylem yaptılar.AKP iktidarının “gelişiyoruz, büyüyoruz, ileri demokrasi”yalanlarıyla halkı kandırmak istediğini; ancakgerçeklerin öyle olmadığını, halk üzerinde sistematik olarakterör estirildiğini belirten Halk Cepheliler, “BugünAmerika ve ülkemizdeki maşası AKP’nin çıkarlarına hizmetetmeyen, onların zulmüne biat etmeyen her kesimeterörizm demagojisi ile saldırılmakta, tutuklanarak cezaverilmektedir. Yargı öyle bir hal almıştır ki; katledileceğindenpolisin, MİT’in haberdar olduğu Hrant Dink cinayetinde‘örgüt yok’ demiş; silahlı hiçbir eyleme katılmadıklarıhalde AKP’nin karşısında oldukları için tutuklananöğrencilerin davasında örgüt üyeliği ve örgüt propagandasıyapmaktan ceza istemektedir. Kızının resminitaşıyan anneye ceza istemektedir. Bu, AKP yargısınıngerçek yüzüdür.” açıklamasında bulundular.Mahkemeye ringlerle getirilen tutsaklar sloganlarla karşılandı.Mahkeme önce Malatya daha sonra Elazığ ve Dersim’dentutuklananlar olmaküzere iki oturum şeklindegörüldü. Mahkemeheyeti “AKP demokrasisinin”tüm olanaklarını kullanarak,Güler Zere’nincenazesine, 1 Mayıs’a, 8Mart’a katıldıkları, GrupYorum konserinin biletlerinisattıkları için 8 ile 14yıl arasında değişen cezalar verdiler. Mahkemede hükümgiyen 10 devrimciden 1 kişi, yattıkları süre göz önündebulundurularak tahliye edildi.Halk Cepheliler ve tutsak aileleri hapishaneye götürülendevrimcileri sahiplenmek için ring aracının yanınagittiler. Bunu bahane eden AKP’nin faşist polisi, bibergazı ve coplarla ailelere ve Halk Cephelilere saldırdı.Saldırı sırasında ve sonrasında “Kahrolsun Faşizm YaşasınMücadelemiz”, “İşkencecilerden Hesap Sorduk Soracağız”,“Bedel Ödedik Bedel Ödeteceğiz”, “DevrimciTutsaklar Onurumuzdur” sloganları atıldı ve polisin gerçekyüzü halka teşhir edildi.44YASEMİN KARADAĞ’I


HalkDüşmanıAKPCumhuriyetin ilk yıllarında 3764km demiryolu hattı yapılmış. O zamanda halkın çıkarı düşünülmemişti. Emperyalizminülkenin tüm köylerine,kasabalarına girmesi amaçlanmıştı vebunun için döşenmişti demiryolu. Veraylı sistemlerin gelişmesi daha hızlı olmuştu.Bugün çıkarlar değişmiş, demiryolukarsız bir ulaşım yolu olmuş vebu nedenle de atıl bırakılmıştır. Ulaşımihtiyacının karşısına tekellerin sömürüsüçıkartılınca da demiryolu seferleritek tek kapatılıyor.AKP, demiryollarını arttırma, hızlıtrenleri yaygınlaştırma yolunda hızlailerlendiği yalanını söylüyor. Oysaaksine, demiryolu seferlerini kaldırmaplanlarını yapmaktadır gizliden gizliye.AKP iktidarında sadece 2 tanehızlı tren hattı yapıldı ama bunun yerinesadece 2009-2010 yılları arasındatam 18 yolcu treni seferden kaldırıldı.Kaldırılma gerekçeleri aynıydı:“Yol yenileme çalışmalarına zamanaralığı sağlanabilmesi için.” Halkahizmet esas alınmadığı için, halkınmağdur edildiği bu yöntemle ulaşımhakkı gasp edilmektedir. Çünkü trenucuz bir ulaşım aracıdır ve bu nedenlehalkımız tarafından tercih edilmektedir.Tren seferlerinin kaldırılmasıyladaha pahalı olan otobüs yolculuğu dayatılmaktadır.AKP’nin kaldırdığı bazı tren seferlerişöyle;Pamukkale Ekspresi; Eskişehir-Afyon, Afyon-Konya ve Afyon-Denizlihatlarında çalışan bu ekspres, 24 Temmuz2008 tarihinden itibaren seferdenkaldırıldı.Erzurum Ekspresi; Elmadağ-Kılıçlar,Kayseri-Sivas-Hudut, Divriği-Çetinkaya,Çerikli-Yerköy, Güneş-Divriği,Aşkale-Hasankale hatlarında çalışanbu ekspres Ocak 2010 tarihinden itibarenseferden kaldırıldı.4 Eylül Mavi Treni; Elmadağ-Kılıçlar,Kayseri-Sivas-Hudut, Malatya-Kuşsarayı, Çerikli-Yerköy, Hekimhan-Ucuz Ulaşım Hakkını HalkınElinden ÇalanlarTekellerin Ceplerini DolduruyorÖLDÜRTMEYECEĞİZ!Çetinkaya hatlarında çalışan buekspres Ocak 2010 tarihinden itibarenseferden kaldırıldı. 4 EylülMavi Treni yıllık 185.000, günlük524 yolcu taşıyordu.9 Eylül Ekspres Treni; Kütahya-Gökçedağ,Nusrat-Balıkesir,Gökçedağ-Nusrat hatlarında çalışanbu ekspres Ocak 2010 tarihindenitibaren seferden kaldırıldı.Son olarak kaldırılan hatlardanbirisi de Haydarpaşa’dan Anadolu’yayapılan tüm tren seferlerioldu. Haydarpaşa-Adapazarı arasındaçalışan bölgesel ekspres trenlerden22’si ile 26 Anadolu treni seferden kaldırıldı.31 Ocak 2012’den itibarenkaldırılan bu tren seferleriyle şehirlerarası ucuz ulaşım imkanı ortadan kaldırılmışoldu.122 yıldır kesintisiz devam edenKocaeli-İstanbul arasındaki demiryoluhattı 122 yıl aradan sonra ilk kez tamamenkapatıldı. 122 yıldır hat kapatılmadanyenileme ve bakım çalışmalarıyapılırken, şimdi yapılamıyor. Bakımgerekçesinin neresine inanmamızıistiyorlar?Haydarpaşa’dan yapılan seferlerinkaldırılmasına gerekçe olarak ise yapılacakhızlı tren gösteriliyor. Amaseferler devam ederken de hızlı tren çalışmalarınınyapılabileceği uzmanlar tarafındanvurgulanıyor. Fakat bu yapılmıyor.Neden? Çünkü HaydarpaşaTren Garı tekellerin hizmetine sunuluyor.AKP, kendi adamlarını zenginleştirmekiçin halka ait olanı her şeyisatıyor tek tek.Haydarpaşa için AKP’nin planladıklarıçok daha başkadır. Gizli toplantılarile yaptı hem de bunu, kimseninhaberi olmadan yaptılar. Olumlu gelişmelerolarak yansıttılar bu olayı.İstanbul Büyükşehir Belediyesi ile birlikteÇalık Grubu’na ait GAP İnşaatŞirketi’nin yaptırdığı yeni Osmanlıversiyonu proje ile tarihi HaydarpaşaGarı turizm merkezi yapılacak.Toplam 1 milyon 200 bin metrekareolan Haydarpaşa ve çevre alanıbu proje ile 2 milyon 200 bin metrekareyeçıkarılacak.Haydarpaşa Garı’nın yeri, çevregörünümü dolayısıyla büyük bir rant kapısıaynı zamanda. Yerine yapılacakolan otellerin, alışveriş merkezlerininhalk tarafından kullanılamayacağı daaçıktır.Demiryollarının kapatılması ucuzulaşımın da önünün kesilmesi olacakaynı zamanda. Halkın büyük bir kısmınınucuz fiyata Anadolu’ya gitme imkanısağladığı tren seferleri, otobüs şirketlerinindaha fazla para kazanacağı birsistem haline dönüştürüldü. Halk dahaucuz ulaşım araçlarının yolunu bulmayaçalışırken; 2-3 kat misli para ödeyip gitmekistedikleri yerlere gidecekler. MeselaKöseköy-Haydarpaşa arasındakiiki hattın kapanmasıyla birlikte;bu hattı kullanan öğrencilerin ve işçilerin106 TL’lik yol masrafı 900TL’ye çıktı.Haydarpaşa-Adapazarı arasında hergün 15 bin yolcu taşınıyor... Çoğu öğrencive işçi... Adapazarı-İstanbul arasıotobüs 15 TL iken, tren ise 5 lira...Bu hattı kapatanların alternatif olaraksundukları ucuz bir taşıma sistemi deyok. Amaç sadece yenileme ve tamirolsaydı bu tabiki yapılabilirdi amaamaç tamamen Haydarpaşa Garı’nıve demiryolu seferleri yapılan yerlerikapatmaktır. Örneğin, Adapazarı’na veSayı: 303Yürüyüş12 Şubat201245


Gebze’ye gidecek yolcuların büyükbir kısmı karayollarını kullanmak zorundabırakılacak. Hem çok daha pahalıbir ulaşım olacak hem de zaman alacak.Tren hatlarının kapatılmasıyla, ulaşımiçin ağırlıklı olarak karayollarıkullanılacak. Bu da İstanbul Boğazıüzerindeki üçüncü köprünün şart olduğunukanıtlayan bir gerekçe olacak.Bundan böyle, Andolu’dan İstanbul’agelenler, aktarmasız bir şekildeşehrin merkezine ulaşamayacak. Bu nedemek? Hep ayrı ayrı ödenecek ek ulaşımgideri demek. Tren seyahati otobüsleregöre daha uzun sürmesine rağmen,halkımız ucuz olduğu için trenitercih etmekteydi. Şimdi bu hakları daellerinden alınıyor.Halkın ulaşım hakkı, Çalıklarınceplerini doldurmak için yok sayılıyor.Çalık Grubu tarafından yapılacak "HaydarpaşaPort" adı verilen HaydarpaşaGarı’nı, Limanı ve Geri Sahasını kapsayanproje ile, Üsküdar sınırlarındakiHarem Otogarı’ndan Kadıköy Moda’yakadar geniş bir bölge rant alanıolacak. Buraya dev bir turizm ve ticaretmerkezi inşa edilecek.Haydarpaşa, kentsel ve tarihi bir SİTalanı aslında. Yani koruma amaçlı imarplanı dışında bir şey yapılmaması gerekiyor.Fakat AKP ve onun yakınlarısöz konusu olduğunda her yasa değiştirilebilir,yeni yasalar çıkabilir... Buradada böyle oluyor.Bizden çalınan ulaşım hakkımızasahip çıkmamız gerekiyor. Sahip çıkmadığımızdaher yönden kuşatılacak,hareket edemez hale getirileceğiz.Ulaşım hakkımıza sahip çıkalım.Sayı: 303Yürüyüş12 Şubat2012UYUŞTURUCUYA, FUHUŞA,HIRSIZLIĞA İZİN VERMEYECEĞİZ!MAHALLEMİZİ YIKTIRMAYACAĞIZ!İstanbul Küçükarmutlu’da 24Ocak günü yapılan ve 5 devrimcinintutuklanmasıyla sonuçlanan polisbaskınlarının ardından 3 Şubat günüArmutlu Cemevi’nde Halk Cephesitarafından bir halk toplantısı düzenlendi.Helikopter eşliğinde ve yüzlercepolisle yapılan ev baskınlarının,yıkımlara karşı verilen mücadeleyiengellemeyi amaçladığını anlatanHalk Cepheliler, “Mahallemizi yıktırmayacağız”kararlılığını bir kezdaha dile getirdiler.Polis baskınlarının ardından günlercekapı kapı gezerek bu baskınlarınasıl nedenlerini anlatan HalkCepheliler, bu saldırılara karşı durabilmenintek çözümünün mahalledekibirlik ve dayanışmanın arttırılması olduğunuanlatarak, halk toplantısınakatılım çağrısında bulundular. Mahalledeyapılan duyurularla iki akşamboyunca bütün sokaklar Halk Cepheliler’indayanışma çağrısı ve sloganlarıylainledi.Halk Cephesi’nden, Halkın HukukBürosu’ndan ve Pir Sultan AbdalKültür Derneği’nden birer konuşmacınınolduğu toplantıda “Uyuşturucuya,Fuhuşa ve Hırsızlığa İzinVermeyeceğiz! Mahallemizi Yıktırmayacağız!Halk Cephesi” imzalıbir pankart asıldı.Kendisi de aynı baskınlarda gözaltınaalınan Pir Sultan Abdal KültürDerneği Sarıyer Şubesi yönetimindenZeynep Yıldırım, Armutlu’ya yapılanbaskının yıkımlar öncesi bir prova olduğunu,üç-beş uyuşturucu satıcısınınifadesiyle sınırlı olmadığını anlatarak,“Yıllarca mahalleye polisiyle,panzeriyle girmeye çalışıp dagiremeyen hükümet bugün uyuşturucuyu,fuhuşu ve hırsızlığı kullanarakgirmeye çalışıyor. Bizler bugünbunun karşısında sessiz kalırsak, saldırılarakarşı güç olmazsak, polisindediği ‘Armutlu bitmiş’ lafını doğrulamışoluruz.” dedi.Halk Cephesi adına konuşan ÜmitÇimen ise baskınların asıl nedenininyıkımlar olduğunu söyleyerek “Tutuklananarkadaşlarımız Armutlu’dayapılması planlanan ev yıkımlarınakarşı çıkan ve halka da bu yıkımlarınkarşısında olmaları gerektiğini anlatanarkadaşlarımızdı. Tutuklanan arkadaşlarımızhalkımızın değerlerinisavunan, Küçükarmutlu’nun direnişgeleneğine sahip çıkan halkın evlatlarıdır.”dedi.Baskınların hukuki boyutunu anlatanavukat Günay Dağ ise, “Devletinyozlaştırma politikasına, yıkımlara,fuhuşa, uyuşturucuya karşı örgütlümücadele yürüttükleri için tutuklandılar.Bu saldırıları geri püskürtmenintek yolu direnmek ve mücadeleetmektir.” diye konuştu. Toplantıya110 kişi katıldı.YIKIMLARA KARŞIGÜCÜMÜZBİRLİĞİMİZDİRKüçükarmutlu’da 5 Şubat günü de,Halk Cepheliler tarafından yıkım saldırısınakarşı meşaleli yürüyüş düzenlendi.Armutlu Cemevi önünde toplanan halk,“Uyuşturucuya Fuhuşa, Hırsızlığa İzinVermeyeceğiz, Evlerimizi Yıktırmayacağız”yazılı, Halk Cephesi imzalı pankartaçarak yürüyüşe geçtiler. 24 Ocak’ta yapılanev baskınlarında tutuklanan 5 devrimcininisimlerinin yazılı olduğu dövizler,flamalar ve meşaleler eşliğinde sloganlarlamahallede yürüyüş yapan halk yürüyüşboyunca “Evimizi Yıkanın Villasını Yıkarız”,“Armutlu Bizimdir Bizim Kalacak”,“Armutlu Faşizme Mezar Olacak”,“Devrimci Tutsaklar Onurumuzdur”,”Bedel Ödedik Bedel Ödeteceğiz”, “ÇetelerHalka Hesap Verecek”, “HalkızHaklıyız Kazanacağız” sloganlarını attı.Yürüyüş sırasında halka yönelik yapılankonuşmalarda, evlerine, mahallelerinesahip çıkma çağrısı yapıldı.Meydanda yapılan basın açıklamasında;“Armutlu Gülsümanlar’ın, Şenaylar’ındır.Hüsnü İşeriler’in, SultanYıldızlar’ındır, Eyüp Başlar’ındır. Armutlukanı canı pahasına direnen Armutluhalkınındır! Bu nedenle görevimiz dün olduğugibi bugün de evlerimizi yıkmak içinyönelik saldıran AKP’nin politikalarınıboşa çıkartmaktır.” denildi. Yaşlısıylagenciyle 89 kişinin katıldığı eylem; zılgıtlarla,sloganlarla, alkışlarla ve evlerinincamından, kahve önlerinden eylemiizleyen mahalle halkının desteğiyle ArmutluCemevi’nin bahçesinde sona erdi.46YASEMİN KARADAĞ’I


Yürüyüş dergisi tüm baskılara rağmengerçekleri halka ulaştırmaya devamediyor. Çalışanlarının tutuklanmasına,yazılarına yasak konmasına,onlarca kapatma davası almasına rağmenYürüyüş dergisi baskılara boyuneğmediğini okurları tarafından yapılantanıtım-dağıtımlarla gösteriyor.İSTANBUL-OKMEYDANI5 Şubat günü Okmeydanı sokaklarında25 Halk Cepheli’nin katılımıylaYürüyüş dergisinin tanıtım vedağıtımı yapıldı.Dağıtım sırasında sloganlar vemarşlarla birlikte halka “Faşizmin adaletiyoktur. Faşizmin adaleti, halkı sindirmeninaracıdır. Halkın adalet talebiniyükseltelim.” şeklinde seslenilerek 45Yürüyüş dergisi halka ulaştırıldı.ANKARAYÜRÜYÜŞ YAZIYOR BİZ ANLATACAĞIZBASKI, TEHDİT, HAPİS... NAFİLEHALKA GERÇEKLERİ ULAŞTIRACAĞIZOkmeydanıBursaBağımsızlık Demokrasi ve Sosyalizmİçin Yürüyüş dergisinin satışıiçin 2 Şubatta Ulus Heykel'de toplananHalk Cepheliler, derginin tanıtımınıyaptılar.Ardından Kızılay İzmir Caddesi'negeçen Halk Cepheliler, dergi satışınaburada devam ettiler. Dergi satışındasık sık Malatya'da parasız eğitim istediklerive Grup Yorum'un konserbiletlerini sattıkları için 13 yıl cezaalan Halk Cepheliler anlatılarak;AKP'nin adalet anlayışı, Malatya Kürecik'ekurulan füze kalkanı ileABD'nin ülkemizi Amerikan üssühaline getirmeye çalıştığı anlatıldı.4 saat devam eden dergi satışlarındatoplamda 44 dergi halka ulaştırıldı.3 Şubat günü de Güvenpark'taYürüyüş’ün tanıtımı yapıldı. Halkayönelik yapılan konuşmalarda, Yürüyüşdergisinin, tüm baskı ve tutuklamalarakarşın hiçbir zaman susmayacağıanlatıldı. 2 saat süren dergitanıtımına 5 kişi katıldı ve 15 dergihalka ulaştırıldı.ADANAYürüyüş dergisi, halka ulaşmayadevam ediyor. 2 Şubat günü MeydanMahallesi’nde iki kişinin yaptığı tanıtımda18 dergi halka ulaştırıldı.3 Şubat günü de Nusayri halkınyoğunlukta olduğu Yamaçlı Mahallesi’negiden Yürüyüş okurları halkınyoğun ilgisiyle karşılaştı. YapılanArapça ve Türkçe sohbetlerde birlikolma çağrıları yapılırken; 50 dergihalka ulaştırıldı.4 Şubat günü de Akdeniz Mahallesi’ndeyapılan tanıtımlarda, burjuvamedyayı hizaya getiren AKP iktidarının,devrimci basını tüm baskılarave tutuklamalarına rağmen istediğiçizgiye getiremediği anlatıldı. 23dergi halka ulaştırıldı.İZMİRYürüyüş dergisi okurları, İzmir’de4 Şubat günü Limontepe Mahallesi’nde,5 Şubat günü de Menemenve Güzeltepe mahallelerinde Yürüyüşdergisinin tanıtımını yaptılar.Halka, Yürüyüş dergisine yönelikbaskılar, Hrant Dink davasındaki adaletsizlikve gecekondu yıkımlarınınÖLDÜRTMEYECEĞİZ!ardında büyük bir rant olduğu anlatıldı.Emekli bir polis de Yürüyüşdergisi okurlarının elinden dergiyialarak dergi sattı. İki günde 110 dergihalka ulaştırıldı.ANTALYA4 Şubat günü Antalya’nın SinanMahallesi’nde 3 Yürüyüş dergisi okurununyaptığı tanıtım çalışmasında40 dergi, okurlarına ulaştırıldı.Halk, dergisini sahiplenirken, dergiyidağıtanları da yalnız bırakmadı.Gittikleri her ev Yürüyüş okurlarınımisafir etmek istedi. Yapılan sohbetlerde,ülkemizin emperyalistlerenasıl peşkeş çekildiği anlatıldı.HATAY5 Şubat tarihinde Antakya’nınAknehir Beldesi’nde Yürüyüş dergisiokurları derginin dağıtımını yaptılar.Dağıtımda devletin adaletine güvenkalmadığını, Hrant’ın katillerini serbestbırakan devletin, parasız eğitimistedikleri için, Güler Zere’nin özgürlüğüve 8 Mart eylemlerine katıldığıiçin gençliğe onlarca yıl cezaverdiği anlatıldı. “Kendi adaletimizisadece bizler sağlayabiliriz!” dendi.Ayrıca Genel Sağlık Yasası’ylabirlikte yeşil kartların iptal edildiği,sağlıktan yararlanabilmek için herkesingelirine göre para ödeyeceğianlatıldı. Birçok insan “Zaten ihtiyacımızolduğu için yeşil karta başvurmuştuk.Şimdi biz bu parayı nasılöderiz?” diye tepki gösterdi. 80 adetYürüyüş dergisi halka ulaştırıldı.BURSA5 Şubat günü Bursa Teleferik Mahallesi’ndemegafon ve önlüklerleYürüyüş dergisinin tanıtım ve dağıtımıyapıldı. Saat 13.30’da başlayan çalışmadatek tek kapılar çalınırken,mahalle içindeki halka da dergi tanıtımıyapıldı. Yaklaşık bir buçuk saatsüren tanıtımda 30 adet Yürüyüş dergisihalka ulaştırıldı.Sayı: 303Yürüyüş12 Şubat201247


AVRUPA’dakiBİZSayı: 303Yürüyüş12 Şubat2012Örgütlü olmak güçlü olmaktır.Örgütlü olmak sonuç almaktır.Örgütlü olmak sorunlarımızı çözmemizdemektir. Örgütlü olmakadaletli olmaktır."Birlikten güç doğar." diyeöğrenmişizdir hep.Biz örgütlülüğün, dayanışmanıngücünü iyi bilen bir halkız.Anadolu’dan geldik. Anadoluhalkları komşusu açken tokyatmayandır, komşusunun çocuğuhastalandığında yardımına koşandır.Nadiren aldığı yarım kilo kıymayıkomşusu ile paylaşandır. Bahçesiniimece yaparak, komşularından yardımalarak sürendir, kazandır. Sorunlarınıhep birlik olarak, dayanışarak çözmüşbir halkız biz.50 yıl önce biz de bu yüzden gelmedikmi Avrupa denilen hayatımızısöndüren bu ülkelere. Birkaç kuruşkazanalım, memleketde eşimize bakalım,yeğenimizi okutalım, yani akrabalarımızada bir nebze yararımızdokunsun diye gelmedik mi buralara?Kendimiz için mi geldik! Hayır...Biz sadece kendisi için yaşayanbir halk değiliz. Biz binlerce kilometreuzaklıkta bir deprem olduğundaacısını yüreğinin ta içinde hissedenbir halkız. Hemen “nasıl yardım edebilirim”idüşünen bir halkız. Filistin’debir çocuk katledildiğinde İsrail’ebeddualar okuyan, o çocuğunacısını, öfkesini hisseden bir halkız.Almanya'da, Danimarka'da, Hollanda'dave diğer Avrupa ülkelerindebir çocuğumuzun burnu kanadığındaaynı öfkeyi, aynı acıyı hissederiz. Onlarcagencimiz sokak ortasında katledildi.Diri diri yakıldık ırkçılarınçakmağı ile.Polisin işkencesi ile Hollanda'dakatledildi İhsan Gürz.Cem Aydın kapısının önünde ırkçılartarafından dövülerek katledildi.Belçika'da Aygün kardeşlerincenazelerini yaklaşık 500 gündüralamıyor anne ve babası. Savcı "ManAllegaert cesetleri konuşturmayı düşünüyor" sanırız. Bir de üstüne günlük140 Euro morg parası alıyor.Bunlar sadece birkaç örnek. Örgütlendiğimizdebize reva görülen buÖrgütleneceğiz,Çocuklarımızın,Eşlerimizin,KardeşlerimizinKatillerindenHesap Soracağız!işkencelerin, haksızlıkların üstesindengeliriz ve adalet ancak bizim mücadelemizsonucunda yerini bulur.Cenazelerimizi SavcınınElinden AlacağızBundan eminiz. Anadolu Federasyonucenazelerimizi alabilmekiçin savcılığın önüne gidip eylemyaptı. Türkiyelilerin yoğun olarakyaşadığı yerlerde bildiri dağıtımıyaptı. Cenazesini almak için AdaletBakanlığı önünde oturma eyleminebaşlayacaklar 6 Şubat'da.İhsan Gürz'ün ismini yaşatacağız.Bulunduğumuz her yerde anlatacağız;nasıl karakolda işkence sonucuöldürüldüğünü.Katilleri yargılanana kadar "katilsiniz"demeye devam edeceğiz.Anadolu Gençlik, İhsan Gürz futbolturnuvası düzenliyor. Onlar dabulundukları her yerde İhsan’ın adınıduyurmaya çalışıyorlar.Almanya'da öldürülen insanlarımızın,yakılan evlerimizin peşini bırakmayacağız.Anadolu FederasyonuAlmanya'nın birçok yerinde eylemleryapıyor, Anayasayı Koruma Örgütü'nün(gizli servis) önündeeylem yaptı.Büyük bir yürüyüş düzenleyecek,ırkçılığa karşı.Eğer bunlar yapılmazsa, hakkımızıalmak için, adalet için,çocuklarımızın katillerinin ortayaçıkması için sokağa çıkmazsak kazanamayız.Örgütlenmeliyiz, örgütleniphaklarımız için mücadele etmeliyiz.Çocuklarımızın geleceği için mücadeleetmeliyiz. Susarak sadecegünü kurtarırız. Ama yarın hangimizinbaşına ne gelecek bilmeden yaşarız.Bu saldırıların bu kadar pervasızolması, Alman devletinin bu kadaraçık Nazileri desteklemesi, çocuklarımızıncenazelerini dahi alamazdurumda olmamızın tek açıklamasıÖRGÜTSÜZLÜĞÜMÜZDÜR.Onların gücü bizim örgütsüzlüğümüzdengeliyor.O zaman diyoruz ki; birlik olalım"BİRİMİZ HEPİMİZ, HEPİMİZ Bİ-RİMİZ İÇİN" diyelim ve örgütlenelim.Mahallelerimizi birlikte koruyalım.Kültürümüzü birlikte yaşatalım.Bu saldırılar biz dilimizi, kültürümüzüunutalım diyedir.Onların bu saldırılarına karşı kültürümüzedaha güçlü sahip çıkarakkarşı koyalım. Çocuklarımızı kendikültürümüzle büyütelim.Örgütlülüğün gücünü haklarımızıaldıkça göreceğiz.Tutsakları Sahiplenmememiz İçin GözdağıVerenlere, Verilecek En Güzel Cevap;Yılmadan Tecritteki Tutsakların YalnızOlmadığını HaykırmaktırAlmanya'nın Köln şehri DomMeydanı’nda, 21 ve 28 Ocak günleriAlmanya hapishanelerinde tecrit altındatutulan siyasi tutsakları sahiplenmeeylemi yapıldı. Almanya’dakitecrit koşullarını ve siyasi tutsaklarındurumunu açıklayan bildirilerindağıtıldığı eylemde, atılan sloganlardanve açılan resimli pankarttanetkilenen insanlar eylem ile ilgilibilgi aldılar ve fotoğraf çektiler.Eylem süresince "Tüm PolitikTutsaklara Özgürlük", "DevrimciTutsaklar Onurumuzdur", "KahrolsunEmperyalizm Yaşasın Mücadelemiz"sloganları atıldı. Eylem, hercumartesi aynı yerde ve saate yapılacağınınbilgisi verilerek bitirildi.4 8YASEMİN KARADAĞ’I


AVRUPA’dakiBİZAVRUPA’daHayatın Öğrettikleri“Oku, adam ol” der halkımız. Evet, okumak, öğrenmek,bilgi edinmek güzel şeylerdir. Okuyan, araştıranbirisi hayat karşısındaki sorunlarla daha iyi baş eder,her şeyi olduğu gibi kabul etmez. Ama önemli olan neyiokuduğumuzdur. Biz neyi okuyoruz veya okuduğumuzokullarda hangi bölümü okuyoruz ve bunları ne kadar severek,“Ben ileride bunu yapmak istiyorum” diye okuyoruz.Tamam, hadi bir bölüm okuduk, bitirdik ve o kağıtparçası diploma elimizde, ne olacak peki? İstediğimizgibi çalışabilecek miyiz?Öncelikle şunu ele alalım: Çocukluktan iltibaren anaokul,ilkokul, ortaokul, lise eğitimi görüyor belki üniversiteokuyoruz. Peki bunları okuduktan sonra iyi bir insanolarak mı çıkıyoruz bu okullardan? Bu okullar bizeneyi öğretiyor?Yıllardır yaşadığımız bu kapitalist düzen içerisindeeğitim görüyoruz, okuma yazma, yabancı diller, kimya,matematik, tarih, bilgisayar dersleri görüyoruz Ama unutmamalıyızki yaşadığımız düzen kapitalist düzendir vekendi düzeninin kurallarına göre veriyor eğitimini bize.İstediği gibi anlatıyor, istediği gibi karalamalar yapıyor,istediği gibi çarpıtıyor.Topluma, insanlara, kendimize faydalı olmak için değil,bizi nerede nasıl kullanacağı için eğitiyor. İnsanlarOkula gidince adam mı oluyoruz?Emperyalizm Cenazelerimizi Bile VermiyorCenazelerimizi Morgta Bırakmayacak, Alacağızidealleri ile başlıyorlar bir mesleğe ve sonradan ya çokçabuk bıkıyorlar ya da eğitimlerinden daha farklı işler yapıyorlar.Biz topluma, insanlara faydalı olabilmeliyiz. Bunu birokula gidip bir meslek dalında değil, hayatın içindeki mücadeledeöğrenebiliriz. Bu düzeni değiştirmek için öğrenmeliyiz.Kendimize, arkadaşımıza ve halka değer vermeyiöğrenmek için öğrenmeliyiz. Enerjimizi bu düzenintalebesi olmak için değil, bu düzeni yıkmak için kullanmalıyız.Yani DEVRİMCİ olmalıyız. Ancak devrimcilerbu düzene alternatif olabilir. Kapitalizmdeki genişolanaklar, ileri teknoloji olmayabilir elimizde ama bizen azından HER ŞEYİ ÖĞRENEBİLİRİZ. Ancak tümenerjimizi, emeğizi mücadeleye katarsak her şeyimizlemücadeleyi sahipleniriz. Ancak bu şekilde örgütlenebiliriz.Kapitalist burjuvalar örgütlerden çok korkarlar, çünküörgütlü halk onların sonu demektir. Sırf bunun için onlarıneğitim sistemini reddetmeliyiz, çünkü bize bencillikten,yozlaşmadan başka verecekleri bir şey yoktur.Kapitalizmin bizi uyutmasına izin vermeyelim. Devrimcilikteher şeyi öğrenebiliriz. Devrimciliği, yani hayatıöğrenerek bu hayatta onurlu duralım, “adam” olalım.Belçika’da BAHKEM derneği ve Aygün Ailesiyle DayanışmaKomitesi tarafından Kortrijk Sorgu Hakimliği ileBrüksel Adalet Bakanlığı’nın önünde 1 Şubat 2012 tarihinde“Uğur ve Süleyman kardeşlerin cenazeleri ailesineteslim edilsin!” talebiyle eylem yapıldı.Öncelikle Kortrijk Sorgu Hakimliği önünde toplanankitle, bir heyet oluşturarak, cenazelerin derhal verilmesitalebiyle dilekçe verdi. 30 kişinin katıldığı eylemde bildiridağıtımı da yapıldı. Ardından Adalet Bakanlığı’nınönünde yaklaşık 100 kişinin katılımıyla eylem yapıldı.“Uğur ve Süleyman Kardeşlerin Cenazeleri AilesineTeslim Edilsin! BAHKEM ve Aygün Ailesiyle DayanışmaKomitesi” pankartının taşındığı eylemde Uğur ve Süleymankardeşlerin fotoğrafları da taşındı. Ailenin görüşmetalebine uzun süre Bakanlık’tan cevap gelmeyince, Aygünkardeşlerin annesi Naciye Aygün, Bakanlığın kapısına oturduve “Görüşmeden hiçbir yere gitmem!” dedi. Bu sıradakitle “Anaların Öfkesi Bu Savcıyı Boğacak”, “AygünKardeşler Geri Verilsin”, “Susma Sustukça Sıra Sana Gelecek”sloganlarıyla anneye destek verdi.Bakanlığın bir heyeti kabul etmesi sonucunda BAH-KEM'den bir temsilci, kardeşleri annesi, babası ve amcasındanoluşan heyet görüşmeye girdi. Heyeti karşılayanBakan Yardımcısı, konuya çok vakıf olmadıklarını belirterek,konuyu araştıracaklarınıve 15 günlükzaman içerisinde cevapvereceklerini söyledi.Günler, aylar geçti...Bir yılı doldurduk...Aylarca cevap vermeyen,insanlarımızı çaresizce bekleten Bakanlık nasıl olduysaşimdi 15 günde cevap vereceğini söylüyor.... Bir yılıaşkın süredir verilemeyen cevap nasıl 15 günde veriliyor?Örgütlü hareket etmenin, dayanışma ve kararlı duruşun sonucuBakanlık harekete geçiyor... Örgütlülüğün gücü sayesindeaylarca aile hiçbir muhatap bulamazken; değil birsavcı, değil bir hakim.... Bakan yardımcısı muhatap oluyor...Bakanlık kapısına dayananları, haklarını almadan gitmeyeceğiniçok iyi biliyor. Kapısına dayananları tanıyor.Kapısına dayananların sonuna kadar haklı, kendisinin iseburjuva demokrasisi arkasına sığınmış faşist bir suçlu olduğunubiliyor... Aylarca süren oyalama ve 15 günün arkasındakigerçek işte bu...Görüşmeden çıkan heyet, görüşmenin sonucunu kitleyeaçıkladı ve ardından eylem bitirildi.ÖLDÜRTMEYECEĞİZ! 4 9


Sayı: 303Yürüyüş12 Şubat2012Av ru pa’daBaskılar ve Engellemelere Rağmenİhsan Gürz’ü Sahiplenmek ve GözaltındakiKatliamın Hesabını Sormak İçin “HepimizBirimiz Birimiz Hepimiz İçin” Şiarı HaykırıldıHollanda’nın Beverwijk şehrindekiWalvis Kapalı Spor Salonu’nda6 Şubat'ta İhsan Gürz Futbol Turnuvasıdüzenlendi. 300 kişinin katılımıylagerçekleşen turnuvada toplam12 takım yeraldı.Turnuva, İhsan Gürz’ün anısına yapılansaygı duruşuyla başladı. Hemenardından açılış konuşmasını RotterdamAile ve Gençlik Derneği’nin halklailişkiler sözcüsü yaptı. Sözcü konuşmasındaİhsan Gürz’ün karakoldakiölümünün çok açık ve net bir şekildeolduğunu; Hollanda makamlarınınİhsan Gürz’ün ailesini ve avukatlarınıoyaladığını ve gerçekleri açıklamadığını;gerçekleri arayan Gürz ailesiyledayanışmada bulunmak için buturnuvayı düzenlediklerini belirtti.Turnuvayı düzenlemedeki diğer amaçlarınında, hem halkı duyarlı halegetirmek, hem de başlatılacak birimza kampanyasıyla Gürz ailesininbürokratik çabalarına destek sunmakolduğunu ve Gürz ailesinin sonuna kadaryanında olduklarını anlattı.Turnuvadan 3 gün önce polisin turnuvayıiptal etme girişimlerinde bulunduğubelirtilerek, polise “Biz buturnuvayı yaparız! Turnuvanın düzenlendiğialana da gideriz! Engel oluyorsanız,iptal ediyorsanız gelin oradaiptal edin! Olabilecek olumsuz gelişmelerinsorumlusu siz olursunuz.”cevabının verildiği anlatıldı.Anadolu Gençlik temsilcisi de yaptığıkonuşmada, Türkiyeli göçmenlereyönelik yapılan ırkçılığı anlatarak,“Bize karşı yapılan tüm saldırılarakarşı istesek de, birey olarak hiçbir şeyyapamayız. Birlik olmalıyız! Birimizhepimiz, hepimiz birimiz için diyebilmeliyiz.Unutmayın, biz sustukça üzerimizedaha çok gelecekler. Biz sustukçabiz gençleri daha çok katledecekler.Anadolu halkının geleneği;yanı başındaki acı çekerken, o acıyıiçinde hissetmektir. O acının hesabınısormaktır. Ölenler biz de olabilirdik.Bugün İhsan, yarın bizler. Buna izinvermeyelim. Sessiz kalmayalım. Bizimgençlerimiz öldükleriyle kalmamalı.Katiller hesap vermeli! Katillere hesapverdirtmeliyiz.” dedi.Av. Hülya Yılmaz da davanın hukukiboyutu hakkında bilgi verdi.Nancy Anadolu Gençlik takımı tarafından,İhsan Gürz Futbol Turnuvası’nıdüzenledikleri için Hollanda AnadoluGençlik’e bir bağlama hediye edildi.Konuşmalar, İhsan Gürz DayanışmaKomitesi tarafından 11 Şubatgünü saat 14.00'te Tiberiusplein 1,1971 HN Ijmuiden adresindeki polisbürosunun önüne siyah çelenk bırakmaeylemine kitlesel katılım çağrısındabulunulmasıyla sona erdi.Turnuvaya katılan 12 takımın futbolcuları,İhsan Gürz’ün resmininolduğu formaları giydiler. AnadoluGençlik Hollanda takımı ile t GooiCem Evi 1 takımı arasında yapılanmaçla açılışı yapılan turnuvada, İhsanGürz’ün arkadaşları Sefa Çelik ve takımı,diğer bütün takımları mağlupederek şampiyon oldular.Gürz ailesinin turnuvaya katılanherkese ve ayrıca turnuvayı organizeeden Anadolu Gençlik’e teşekkür etmesiyleturnuva son buldu.Turnuva, Hollanda devletine karşıtepki göstermek ve birlik olabilmek içinönemli bir araç oldu. Katliamlar karşısındabirlik, beraberlik ve dayanışmabağının daha da güçlenmesini sağladı.Vatanımızda Yaşananlara Karşı Kör, Sağır, Dilsiz OlmayacağızEmperyalizme Karşı Kendi Merkezlerinde Mücadele EdeceğizAvusturya Halk Cephesi, Avusturya’nınçeşitli şehirlerinde halkıbilgilendirme toplantıları yaptı. Türkiye’dekikampanya çalışmaları ileAvrupa’da yürütülen çalışmalar hakkındabilgi verildi.6 Ocak’ta Ternitz Alevi KültürMerkezi’nde çay saati düzenlendi.Maraş katliamının yıl dönümündeMaraş’a giden bir Halk Cepheli, izlenimlerinianlatarak Alevi halkımızınbu anmalara katılmalarının çağrısınıyaptı. 37 kişinin katıldığı toplantı,yeniden buluşmak dileğiylesona erdi.15 Ocak’ta da Viyana Anadolu Federasyonubinasında kahvaltı verildi.Almanya’da tutuklu bulunan tutsaklarınmahkemelerine katılım çağrısınınyapıldığı kahvaltı programına40 kişi katıldı. Yapılacak çalışmalarkonusunda görev paylaşımından sonraprogram sona erdi.29 Ocak günü ise Mattresburg veInnsbruck’ta toplu kahvaltılar yapıldı.Mattersburg şehrinde yapılankahvaltıya 90 kişi katıldı. Burada daHalk Cephesi’nin eylem ve kampanyalarıhakkında sohbet edildi. Kahvaltıya50 kişi katıldı.Linz Alevi Derneği’nde de kahvaltıverildi. “Biz bir harman dalındabir de dost sofrasında diz kırarız. Buradakisoframız da dost sofrasıdır.” denilerekbaşlanan programa 80 kişi katıldı.Linz Alevi Derneği Başkanı dabir konuşma yaparak, Alevilerin, sorunlarınadaha fazla sahip çıkması gerektiğinisöyledi.Avusturya’da yapılan bilgilendirmetoplantıları, 4 Mart’ta Mattersburg’dayapılacak Irkçılığa KarşıDostluk Turnuvası ile devam edecek.8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü'ndeViyana'da, 9 Mart günü deİnnsbruck şehrinde “Damında ŞahanGüler Zere” belgeseli gösterilecek.50YASEMİN KARADAĞ’I


Neo-Naziler Yakıyor, KatlediyorAdalet İstiyoruzAlmanya’nın Mennheim şehrinde,Rhein Neckar Anadolu Kültür MerkeziGirişimcileri, Anadolu Federasyonu'nunbaşlatmış olduğu “IrkçılığaKarşı Tek Ses Tek Yürek” kampanyasıçerçevesinde iki ayrı eylem yaptı.3 Şubat günü, ırkçı saldırılarda hayatınıkaybeden Türkiyeli göçmenleriçin anma töreni düzenlendi. Saygı duruşuylabaşlayan anmada yapılan konuşmada,Neo-Naziler’inson 20 yıl içinde 21’i Türkiyeliolmak üzere toplam182 kişiyi katlettikleri, bufaşist çetelerin işlemiş olduklarıcinayetleri, Alman AnayasaKoruma Örgütü'nün bilgisi dahilindegerçekleştirdiklerinin katillerin üzerindeve evlerinde çıkan belgelerle,özel kimliklerinde kanıtladığı anlatıldı.ATIF, Kürdischer Kültürvereinve MLPD'nin de destek verdiği anmaya50 kişi katıldı.4 Şubat günü ise Almanya’nınLudwigshafen kentinde, Sendika Verdievinde, Rhein Neckar AnadoluKültür Merkezi Girişimcilerinin örgütlediğipanel düzenlendi."Neo-Naziler Yakıyor, Katlediyor,Adalet İstiyoruz" konulu panele,Anadolu Federasyonu, ATIF, DieLinke, MLPD ve Netzwerk gegenRechts'ten konuşmacılar katıldı.İlk olarak konuşan Anadolu Federasyonusözcüsü, "50 yıldır buradayız,emeğimizle varız ve adalet istiyoruz."dedi. İki buçuk saat süren panele50 kişi katıldı.Polis, Halktan KorkusundanArkadaşlarını Bırakıp KaçtıArmutlu’dan24 Ocak’ta Küçük Armutlu’dayaşanan polis baskınlarısırasında muhabirimiz TahsinSağaltıcı da gözaltına alınmıştı.Muhabirimizin gözaltınaalınmasına tanık olan ve polisemüdahale eden bir mahalleli,tanık olduklarını şöyle anlatıyor:“Sabaha karşı işgale gelirgibi gelmişlerdi mahallemize.“Terörist” arayan asıl teröristlertalan etmişlerdi, Armutlu’nunemekçi ailelerinin evlerini.Yürüyüş dergisi muhabiribu talanı çekmeye gelmiştimahallemize. Baskın yapılanevleri gezerken iki sivil araçdurdu önümüzde ve polis kimliklerinigöstererek kimlik kontrolüyapmak istediler ve Yürüyüşmuhabiri Tahsin Sağaltıcı’nınaranması olduğunu iddiaederek gözaltına alacaklarınısöylediler. Bu işkencecileriyakından tanıyorduk, Tahsin’esarılarak vermeyeceğimizisöyledik ve “İnsanlıkOnuru İşkenceyi Yenecek” diyeslogan atarak teşhir ettik işkencecileri.Bize saldırdılar.Birkaç dakika boyunca Tahsin’ivermemek için direndik.Sesimizi duyan birkaç insantoplandı. İlk başta faşistler saldırıyorsanmışlar, polis olduklarınıöğrenince “Bir de işkenceyok diyorsunuz, bırakın çocukları”diye bağırarak müdahale ettilerpolislere. İşkencecilerin ağzındanşu cümleden başka birşey çıkamadı: “Aranması var,aranması var, aranması var…”Bir yandan şok geçirir gibi aynışeyi tekrarlayıp duruyor, biryandan da toplanan halktan insanlarave bize saldırmaya devamediyorlardı. Tahsin’i arabayaatmayı başardılar. Biz dekapılara asıldık hemen ve kapılaraçık vaziyetteyken bastılargaza. Alçaklar, can korkusundankendi arkadaşlarını almayı unutmuşlardıarabaya. 3 sivil polis binemediaraca ve arkalarından atılantaşlardan nasiplendiler. Biryandan da bağırıyorlardı: “Linçedileceğiz, ekip çağırın, yardımedin...”İşte böyle Amerikan uşakları.Tanıyın çocuklarını tutukladığınızArmutlu’yu, tanıyınArmutlu’nun direnişçi, emekçihalkını. Tanıyın da, bir kez dahadüşünün mahallemize girerken.Ve sizi dışarıda bırakan arkadaşlarınızıda tanıyın. Tanıyın dabir kez daha düşünün, sizi buhalkın öfkesinden ve adaletindenkim koruyacak diye...”Tapularımızı KentselDönüşüme Vermeyeceğiz,Mahallemize Sahip Çıkacağız2009 yılında AKP’nin Kentsel DönüşümProjesi adı altındaki talanına karşı verdiklerimücadele sonucu tapu almaya hak kazanan; ancaktapuları bin türlü hile ile gasp edilmek istenenAlibeyköy halkı Eyüp Belediyesi önündeeylem yaptı. Alibeyköy Gecekondu veTapu Mağdurları Dayanışma Komisyonu tarafından6 Şubat günü saat 12.30’da Eyüp Belediyesiönünde yapılan eyleme yaklaşık 150kişi katıldı.Komisyon üyelerinden oluşan bir heyetEyüp Belediye Başkanı İsmail Kavuncu ile görüşmekiçin Belediye’ye girerken, komisyonunimzasının olduğu “Tapular Hakkımızdır BizeGeri Satmayın! İşgalci Değil, Hak Sahibiyiz”pankartını taşıyan mahalleliler, Belediye önündekibekleyişlerini sürdürdüler. Halk sürekli olaraköfkesini dile getirirken, “Susma SustukçaSıra Sana Gelecek”, “İşgalci Değiliz Hak Sahibiyiz”,“Vur Vur İnlesin Kavuncu Dinlesin”,“AKP Şaşırma Sabrımızı Taşırma” sloganlarınıattılar.Belediye Başkanı Kavuncu, heyetle görüşmeyikabul etmezken; 10 Şubat Cumagünü için randevu verdi. Heyetin yaptığı bu bilgilendirmedensonra, bir de açıklama yapılarak,mahallelinin talepleri şu şekilde sıralandı:“Yeşil alanların ifraz ve parselasyon çalışmalarınınyapılarak konut alanları olarak belirlenmesini;rayiç bedellerinin emlak satış bedelleriüzerinden belirlenmesini; 31 Ocak2000’den sonra yapılan binaların tapularının verilmesini;taksların yükseltilmesini istiyoruz.Toprak namustur. Toprağımıza, evimize, mahallemizesahip çıkacağız.” Yapılan açıklamanınardından eylem bitirildi.Sayı: 303Yürüyüş12 Şubat2012ÖLDÜRTMEYECEĞİZ!51


HalkınHukukBürosu19 Aralık Katliam Davası GörüldüUyuyan Hakim Değil, Adalettir19 Aralık 2000 tarihinde ülkemizhapishaneler tarihinin en büyük katliamlarındanbiri yaşandı. 20 Hapishaneyeyapılan eşzamanlı operasyonlarda28 devrimci tutsak katledildi,yüzlercesi ise yaralandı. Aradan tam12 yıl geçti. Geçen her an devrimcilerinhaklılığını bir kez daha kanıtlamıştır.Dönemin koalisyon hükümetininyöneticileri tarafından “kendileriniyaktılar, hayat kurtarmak içinoperasyon yaptık” yalanları bir birparçalanmıştır. Bugün mahkeme dosyalarınagiren bilgi ve belgeler dahitek başına 19 Aralık “operasyonun”unbir katliam olduğunu tüm açıklığıylaortaya koymuştur. Bu gerçek şudur;devlet günler öncesinden planlayarak,hala ne olduğu anlaşılamayan kimyasalgazlarla, silahlarla tutsaklarıkatletmiştir.19 Aralık katliamı bu ülkede yaşanandiğer katliamlar gibi yargınınnasıl bir işleve sahip olduğunu bir kezdaha göstermiştir. Oligarşinin sözcüleritarafından bağımsız ve tarafsızolduğu ileri sürülen yargı, katliamlarınüzerini örtmeye, meşrulaştırmayave sorumluları aklamaya çalışmıştır.6-7 Eylül olayları, 1 Mayıs 77 katliamı,12 Mart Gazi katliamı ve diğerkatliam dosyalarında yaşananlar tekraretmiştir. 19 Aralık katliamıyla ilgiliaçılan davalar bir taraftan katliamınsorumlusunun devlet olduğunukanıtlarken diğer yandan halkın adaletözlemini de büyütmüştür. Çünkükatliamın hemen ardından açılan davalardasanık sandalyesine oturtulanlarkatiller değil, 19 Aralık katliamındansağ kurtulan devrimciler olmuştur.Adeta, ölmedikleri, direndikleriiçin cezalandırılmak istenmişlerdir.Bunun yanında devrimcitutsakların katledilmesine ilişkin soruşturmalarsürüncemede bırakılmışbirçoğu zamanaşımı yoluyla ortadankaldırılmıştır. Katliam sonrasındatutsakların, ailelerin, devrimcilerin çabalarıylaaçılan davalarda ise müdahillerintalepleri sistematik olarakreddedilmiştir.19 Aralık 2000 tarihinde katliamsaldırısı yapılan ve 5 devrimci tutsağınkatledildiği Ümraniye Hapishanesi’neilişkin açılan davada yaşananlarbu gerçeğin tekrarı olmuştur.267 askerin yargılandığı ve halenÜsküdar 2. Ağır Ceza Mahkemesi’ndegörülen davanın son duruşması20 Ocak tarihinde yapıldı.Duruşmada devrimci tutsaklarınavukatlarının talepleri yine reddedildi.Mahkeme daha önce operasyonkapsamında katliamcılar hakkındaberaat kararları veren mahkemelerden,verdikleri kararların bir örneğini istedi.Tabi yaşananlar bununla da sınırlıdeğildi. Duruşma sürerkenmahkeme üyelerinden biri sürekliuyudu. Hatta uyuması yetmedi horladı.Bu son gelişme dahi tek başınaTürkiye’de mahkemelerin gerçeğiniyeterince açık ortaya koymaktadır.Uyuyan salt bir hakim değildir. Esasındauyuyan adalettir. İşte biz tam dabu nedenle yıllardır bu mahkemeler19 Aralık katliamının hesabını soramaz,diyoruz.Soruyoruz; 5 tutsağın katledildiği,onlarcasının yaralandığı birdava dosyasında, uyanık kalmayadahi tahammül edemeyen yargıçlarmı katliamı açığa çıkarıp katillericezalandıracaklar?Soruyoruz, 8 yıldır 267 askerdenancak 94 askerin ifadesini alabilengeriye kalanların ifadesini dahialamayan bir yargılamada gerçekaçığa çıkarılabilir mi?Soruyoruz; katliam davalarını göstermelikdahi yürütemeyen bu yargıhalkın adalet özlemini giderebilirmi?Ve buna benzer onlarca soru sorulabilir.Ancak tüm bu soruların tekcevabı, yargının halkın adalet özleminikarşılamaktan fersah fersahuzak olduğudur. Ve bu sonuç hakimlerinyetersiz, basiretsiz olmalarındankaynaklanmamaktadır. Çünküyargı, mahkemeler asıl olarak bir sınıfahizmet ederler ve onun çıkarlarınıkorurlar. Hukuk, mahkemeler, yapılanpropagandanın aksine bağımsızve tarafsız değildir. Hiçbir zaman daolmadılar. Mahkemeler tüm halkın çıkarlarınıkorumazlar. Salt kanunlara,anayasaya mahkemelerin tarafsız vebağımsız olduklarını yazmakla öyleolamayacaklarını, olmadıklarını hergün yaşayarak öğreniyoruz.Kaldı ki yargının içerisinde bulunduğudurum sadece bugüne de aitdeğildir. Yargı kuruluşundan itibarenyoksullar, ezilenler, devrimciler açısındanbaskının meşrulaştırılmasındanbaşka bir işleve sahip olmamıştır.19 Aralık katliam davalarında yaşananlarbu gerçeği bir kez daha hepimizegöstermektedir.Bu nedenle faşizmin adaletinekarşı adalet mücadelesi vermeye devametmeliyiz.Faşizm Herkese Saldırıyor Keyfi GözaltılarınSıradanlaşmasına İzin VermeyelimKarikatürist Mehmet Aslan, 4Şubat günü İstanbul Zeytinburnu'dakamera ile çekim yaptığı sırada,“şüpheli davranışlarda bulunduğu”gerekçesiyle polis tarafından keyfiolarak gözaltına alındı. ZeytinburnuKarakolu’nagötürülenAslan’ı SiyasiŞube polisleri tehdit etti. KendisiniTerörle Mücadele Şubesi’ne götürebileceklerini,böyle bir hakları bulunduğunusöyleyen polisler, ısrarlaAslan’a sorular sordular.Kendisiyle “sohbet etmek istediklerini”söyleyen siyasi şube polislerinesöyleyecek bir şeyi olmadığınıbelirten Aslan, yasal olarak bırakılmasınarağmen, keyfi olarakgözaltında tutuldu. AKP’nin polisi,“terörist” diyerek herkese saldırıyor,tehdit ediyor, tutukluyor... Faşizminbaskıları herkesin karşısına çıkabiliyor.52YASEMİN KARADAĞ’I


Mizah Mazlumun Zalimden İntikam Alma Aracıdır53


Bağımsızlık Demokrasi Sosyalizm MücadelesindeYitirdiklerimizAugusto Cesar SANDİNO18 Şubat-24 ŞubatNikaragua halkı tarafından “Özgürinsanların generali” olarak anıldı hep.Nikaragua halkının kurtuluşu için yolaçıkan Cesar Sandino, 1893’te, yoksul birköylü ailesinin çocuğu olarak doğdu.Madenlerde, petrol işletmelerinde çalıştı.1926’da askeri darbeye karşı liberallerinöncülüğündeki ayaklanmaya katıldı.Sonra onlarla yolunu ayırarak, ABD emperyalizmine karşısavaşmaya devam etti. 1933 yılında ABD emperyalistleriişgalci güçlerini ülkeden çekmek zorunda kaldı. ABD’ninkurduğu faşist “ulusal muhafızlar” tarafından kaçırılarak,23 Şubat 1934’te katledildi. Nikaragua halkı Sandino’nunöldüğüne inanmadı. Bir gün döneceğini düşünüyordu. 45yıl sonra onun adını taşıyan gerilla hareketi ortaya çıktı ve“Sandinistler” 1979’da Nikaragua devrimini zafereulaştırdılar.Anıları MirasımızULAŞ’IN ELİNDEKİ MAVZER ANADOLU İHTİLALİNİNTÜRKÜSÜNÜ SÖYLEMEYE DEVAM EDİYORAralık 1970, Anadolu devrim mücadelesinde bir başlangıçtır.50 yıllık revizyonist gelenekten kopuştur. THKP-C’yle Marksizm-Leninizmin yol göstericiliğinde Türkiye devrimininyolunun çizilmesidir.Fikir Kulüpleri’nden Dev-Genç’e, Dev-Genç’ten THKP-C’ye uzanan bu devrimci çıkışı adım adım örgütleyenlerdenbiridir Ulaş Bardakçı. Gençlik mücadelesinin içinde yetişirUlaş... Kavga filizlenmekte, serpilmektedir o dönem... İlklerdendirUlaş... Yiğittir... Cesur ve yeteneklidir. Ocak1969... ABD elçisi Commer, vatanı işgal edenlerin, sömürenlerinelçisi ODTÜ’de... Commer’in arabası rektörlüğün önünde...Binlerce öğrenci rektörlük binasının önüne koşuyor. Protestogösterileri başlıyor... “Yanki Go Home”, “Yaşasın Tam BağımsızTürkiye”... Ulaş, Taylan, Sinan en önde... Commer’inarabası ters çevriliyor... Commer’in arabası ateşe veriliyor...Emperyalizme meydan okuyor gençlik... Emperyalizme meydanokuyor Ulaş... Silahlı devrim çizgisi, elli yıllık reformistrevizyonistgeleneğe, devrim cephesinden vurulan en güçlü darbedir.Kuşkusuz zorlukları, bedelleri vardır. Ama THKP-C’lilerbir kez savaş demiş, halkın yüreğine umut diye düşmüşlerdir.ODTÜ’lü öğrenci lideri Ulaş, kurtuluşun bayrağı olacakParti’nin kurucuları arasında yer alır...O, Türkiye halklarının, kurtuluş savaşının önderlerindenbiridir... THKP-C’nin Genel Komite üyesidir. Şehir gerillasınınhazırlık çalışmalarıyla görevlidir. Zafer için savaşılacaktır... Ulaşdevrim için alır mavzeri eline... Ulaş’ın ilk eylemi 71 baharındaAnkara Küçükesat’ta bir bankada gerçekleştirilen kamulaştırmaeylemidir. Daha sonra pek çok ABD hedefinin bombalanmasında,4 Nisan 1971’de işadamı Mete Has’ın kaçırılmasıeyleminde de yine Ulaş vardır. Hemen ardından 17 Nisan“İnancımızla, kararlılığımızla ve şehitlerimizlevaracağız zafere”Fırat TavukUlaş Bardakçı 1947 doğumludur. 19 Şubat1972’de İstanbul Arnavutköy’de kuşatıldığıevde, kuşatma altında teslim olmamageleneğinin yaratıcılarından ve Türkiyedevriminin önderlerinden biri olarak şehit düştü.1947’de Nevşehir’e bağlı Hacıbektaş ilçesindedoğdu Ulaş. ODTÜ öğrencisiyken, devrim veUlaş BARDAKÇI sosyalizm kavgasının tam ortasına atıldı.Sosyalizm kavgasını salonlardan, parlamentolardan çıkartıpmeydanlara, halka, dağlara taşıyacak bir atılganlıkla yer aldı devrimsafında.Teoride ve pratikteki yetkinliğiyle THKP-C’nin kurucularından birioldu. 28 Mayıs 1971’de tutsak düştü. “Ulaş Bardakçı adım, 1947doğumluyum. Türkiye Halk Kurtuluş Partisi Cephesi’nin birsavaşçısıyım”... Bu cümleden fazlasını alamadılar ondan. Adı,tarihe, “Mahir Hüseyin Ulaş...” sloganında kavgaya çağrı, sonunakadar savaş talimatıyla maloldu. 19 Şubat 1972’de, Mahir’le birliktegerçekleştirdiği özgürlük eylemi sonrasında İstanbul Arnavutköy’dekuşatıldığı üste düşmana kurşun saçarak ölümsüzleşti.1971’de İsrail Başkonsolosu Efraim Elrom kaçırılır. Ulaş, bueylemin de planlayıcıları ve uygulayıcıları arasındadır.“Dediğimizi yapmalıyız” der Ulaş, İsrail BaşkonsolosuEfraim Elrom’u kaçırdıklarında... “Dediğimizi yapmalıyız!”Bu emperyalizme, siyonizme, faşizme devrim cephesindenhaykırılan kararlılığın ifadesidir. Bu, savaş ve zafer andıdır...THKP-C’liler dediklerini yapar. Efraim Elrom’u ezilen dünyahalkları adına cezalandırırlar.28 Mayıs 1971’de tutsak düşer Ulaş... Direnir işkencede.Şubede iki kez özgürlüğe ulaşmayı denediği için hücreye konulur.Daha hapishaneye getirilirken tüm çevrenin planını kafasınaresmetmiştir. THKP-C savaşçısıdır o. Bulunduğu heryer bir mevzi, bir savaş alanıdır.Ulaş tutsakken Mahir Çayan ve Hüseyin Cevahir Maltepe’dedüşmanla çatışmaya girerler. Bu çatışmada Cevahirşehit, Mahir ise yaralı olarak tutsak düşer ve Selimiye Kışlası’nagötürülür. Düşman THKP-C önderini tecrit etmek istemektedir.Ulaş, düşmanın politikasına tavırsız kalmaz.Önderinin, Mahir Çayan’ın Maltepe Hapishanesi’ne getirilmesiiçin açlık grevi yapılmasını örgütler.Mahir henüz Maltepe’ye getirilmeden yoldaşları savunmayıhazırlama görevini onun yapmasını isterler. Ogüne kadar hep “askeri” yanıyla tanınan Ulaş, yoğun bir teorikçalışmaya girer. Bu alanda da en az askeri alandaki kadaryetkin, yetenekli ve azimlidir.Hazırladıkları savunmayı mahkemede kendileri okumaz.Çünkü bundan önce tutsaklıklarına kendi elleriyle son vermişlerdir.Özgürlük tutkusu, Ulaş daha hapishaneden adımınıatar atmaz, plan, proje yapmaya dönüşmüştür. THKO’lularınbaşlattığı ve daha sonra THKP-C’lilerle ortaklaştırılanfirar çalışması sonucu, 29 Kasım 1971’de Mahir Çayan, UlaşBardakçı, Ziya Yılmaz, THKO’lu Cihan Alptekin, Ömer Ayna,gerçekleştirdikleri özgürlük eylemiyle savaşın içine koşarlar.Ulaş,yeniden mavzeri eline alacak, kurtuluş türküsünü söylemeyedevam edecektir.54

More magazines by this user
Similar magazines