Halk Düşmanı AKP'ye Karşı - Yürüyüş

yuruyus.com
  • No tags were found...

Halk Düşmanı AKP'ye Karşı - Yürüyüş

Amerikan Füze Radar SistemiKürecik’te Faaliyete Geçti!AKP Küçükarmutlu’da saldırıya geçti!Onlarca ev basıldı, 15 gözaltı!www.yuruyus.comwww.yuruyus.comHaftalık Dergi / Sayı: 30129 Ocak 2012Fiyatı: 1 TL (kdv dahil)info@yuruyus.comFaşizmin Adaleti, Halkı SindirmeninAracıdır!Halk Düşmanı AKP’ye KarşıBirleşelim, Örgütlenelim, Güçlenelim!info@yuruyus.com


Faşizmin Adaleti Halkı Sindirmenin AracıdırHalkın Adaletini İsteyelimSayı: 301Yürüyüş29 Ocak201224 Aralık 2010’da basılan dergimizinteknik işlerinin yapıldığıOzan Yayıncılık’tan gözaltına alınıptutuklanan çalışanlarımızın mahkemesi13 ay sonra 20 Ocak 2012’de görüldü.Mahkemede 3 kişi tahliyeolurken 6 çalışanımız hala tutuklu. Biryıl boyunca iddianame bile hazırlanmadı.Çalışanlarımız neyle suçlandıklarınıbile bilmeden tutuklu kaldılar.Faşizmin işkenceci polislerininhazırladığı fezlekede “terörist” demesiyetiyor faşizmin mahkemelerine: Somutdelillerin olup olmamasının, hattadelil olup olmamasının hiç önemiyoktur. İhtiyaç olan “deliller” tutukluluksüresi içinde yaratılır. Bir yıl, ikiyıl iddianame bile hazırlanmadan tutuklukalabilir devrimciler...Uzun tutukluluk süreleri, oligarşiiçi çatışmada “paşalar”, “profesörler”de tutuklanınca geniş kesimleringündemine girdi. Oysa devrimcileriçin bu durum hiç değişmedi. 12Eylül Cuntası’yla birlikte burjuvaanlamda da olsa “hukuk”tan bahsetmeksözkonusu değildi. Devlet GüvenlikMahkemesi (DGM)lerin kurulmasıyla12 Eylülün faşist yargısıkurumsallaştırıldı. On yıllar boyuncaher türlü hukuksuzluk devrimciler içinhukuk oldu. İşkencelerin, infazların,kayıpların, katliamların, toplu mezarların“meşru” görüldüğü ülkemizdehukuksuzluğun adı mı olur?Olmadı. Sosyal demokrat geçinenleriniktidarında İnsan Hakları Bakanı’nındenetiminde devrimciler kuşatıldıklarıüslerde katledildiler. O döneminkatliamcılarından Ayhan Çarkınbugün katliamlarını “itiraf” ederkenaynı partinin milletvekilleri bugün,sanki bunlardan haberleri yokmuşgibi konuşuyorlar. Bu katilleremadalyalar takılırken “kahraman”olarak göklere çıkartan burjuva basınbugün ilk kez duymuşlar gibi haberyapıyorlar.Diyarbakır’da JİTEM’in kullandığıbinanın bahçesinde 20’inüzerinde kişinin gömülmüş cesedi bulundu.Devrimci hareketin cezalandırdığıJİTEM’ci Turan Ünal katlettikleridevrimcileri, yurtseverleri devletbinalarının inşaatlarının temel betonununiçine gömdüklerini itiraf etmişti.Bu itiraflar üzerine ne dün, nebugün hiçbir soruşturma açılmadı. Budevletin temelinde katledilen devrimcilerin,yurtseverlerin cesetleridolu. Faşist devlet katliamlarla ayaktaduruyor. Katliamlarla terörle yönetiyorlarhalkı. Faşist devletin mahkemeleriise devletin katliamlarını, terörünümeşrulaştıran kurumlardır.Bugüne kadar bu saldırılar hep devrimci,yurtsever, ilerici, demokratlarakarşı yapıldığı için hep sessiz kalındı.On yıllardır faşist devletin terörüne,hukuksuzluğuna, adaletsizliğinekarşı hep devrimci, demokrat,ilerici, yurtseverler mücadele etti.AKP’nin iktidara gelmesiyle birliktefaşist devletin devrimcilerekarşı kullandığı terör yöntemleriniAKP, oligarşi içi çatışmada iktidarıtamamen ele geçirmek için oligarşinindiğer kesimlerine karşı kullanmayabaşladı. Bugün artık AKP devletintüm kurumlarına hakimdir. Oligarşiiçi çatışma hiç bitmeyecek olsada AKP çatıştığı kesimleri büyükoranda etkisiz hale getirmiştir.AKP’nin bu çatışmada kullandığı enönemli silahı yargı olmuştur.Geçmişte devrimcilere karşı kullanılanbu silah DGM’lerin kapatılıpACM’lerin açılmasıyla kapsamıdaha da genişletilerek halkın herArtık bırakın halkındüzen mahkemelerindehak, hukuk, adalet arayışınıdüzen partilerinin bile itirazıpara cezasına çarptırılıyor.Kimse AKP’ninmahkemelerinin kararlarınısorgulamaya bile cesaretedemeyecek. Kararlara kimseitiraz edemeyecek...kesimine karşı kullanılmaya başladı.AKP kendi politikalarına karşı olanherkesi ACM kapsamına sokup “terörist”diye tutuklatıp aylarca sorgusuzsualsiz F Tiplerinde tutabiliyor.130 bine yaklaşan, hapishanelerdekitutukluların sayısı bu terörün boyutunugösteriyor zaten.AKP’nin yargı terörü içinde halkadeta adalete susamıştır. AKP’yidestekleyen kesimlerde bile bu terördenyakınmalar başlamıştır. “ParasızEğitim İstiyoruz” dediği için aylarcatutuklu kalan ve 15 yılla yargılananGençlik Federasyonu üyeleri ile500 civarında öğrencinin tutuklu olması,KCK adı altında sürdürülen tutuklamaterörü, 100’e yakın gazetecinin“terörist” denilerek tutuklanması,oligarşi içi çatışmada tutuklananlarayapılan keyfilikler, İlker Başbuğ’unbile tutuklanması, CHP GenelBaşkanı Kılıçdaroğlu’na açılan soruşturma,Hrant Dink davası ve benzeribirçok dava düzenin yargısınınkendi içinde de iflası olmuştur. Enson CHP, AKP’nin Kanun HükmündeKararnamelerle yapılan düzenlemelerleilgili Anayasa Mahkemesi’neyaptığı iptal başvurusuna bakan heyetteAnayasa Mahkemesi BaşkanıAKP’li Haşim Kılıç’ın da yer almasındandolayı “reddi hakim” talebindebulunduğu için 6 bin TL paracezasına çarptırıldı. Artık bırakınhalkın düzen mahkemelerinde hak,hukuk, adalet arayışını düzen partilerininbile itirazı para cezasına çarptırılıyor.Kimse AKP’nin mahkemelerininkararlarını sorgulamaya bilecesaret edemeyecek. Kararlara kimseitiraz edemeycek...Ancak AKP’nin yargısı ne kadarhalkı sindirmeye çalışırsa çalışsın,ne kadar terör estirirse estirsin buadaletsizliğe karşı büyük bir öfkeduyulmaktadır. Hrant Dink kararındansonra ölüm yıldönümünde on binlercekişinin “sessiz” diye yapılan eylemde“adalet istiyoruz” diye haykırmasıdüzenin yargısına öfkenin4


üyüklüğünü göstermiştir. Artık AKP,“yargı-hukuk” maskesi altında terörünümeşrulaştıramıyor.AKP, yargının bu denli inandırıcılığınıyitirmesinden dolayımanevralar yapmaya başladı.AKP’nin Adalet Bakanı üst üste reformpaketleri açıklıyor. Mahkemelerinhızlandırılacağı, uzun tutukluluksürelerinin kısaltılacağı, geçmişte verilenbasına toplatma, kapatma, yayınyasağı, para cezaları gibi hükümlerinkaldırılacağını söylüyor.Yargının özellikle son zamanlardakikararlarında AKP içinden de“itiraz” oldu. İlker Başbuğ’un tutuklanmasında“tutuksuz yargılanmalıydı”gibi, Hrant Dink mahkemesinde“vicdanlar tatmin olmadı” gibiAKP’nin en üst düzeyde yaptığı açıklamalarlabu kararlardan kendilerisorumlu değilmiş gibi, mahkemelerinbağımsız kararlarıymış gibi görüntülervermeye çalıştılar.Bunların hepsi AKP’nin manevrasıdır.AKP’nin iflas eden yargısınahalkın güvenini yeniden kazanmakiçin yapılan manevralardır.Faşist düzenin yargısının işlevi asladeğişmeyecektir. Tutukluluk sürelerikısaltılacak, tutuklamalar, zorlaştırılacakderken neleri kastettikleri bellidir.Devrimciler için, halk için yargıterörü daha da pervasızca kullanılacaktır.Molotofun bomba sayılması,devletin birinci sorununun “terör”olduğunu açıklaması, “Kentsel Dönüşüm”ünde birinci hedefinin “terörübitirmek” olduğunun itiraf edilmesihalka karşı savaşın sadece yargı yoluylada değil, her türlü yöntemle sürdürüleceğiningöstergesidir. Onlarınkastettikleri çek, kaçakçılık, dolandırıcılık,soygun, yağma, talan gibiadli suçlarda tutuklamaların zorlaştırılmasıdır.Terörle Mücadele Yasası olduğusürece oligarşinin yargısı devrimcilereve halka karşı en etkili silahlardanbirisi olarak kullanılmayadevam edecektir.AKP’nin manevraları da halkıkandırmak ve oligarşi içi kesimleringüvenini yeniden kazanmaktır.Halk için adalet HALKINADALETİDİR. Halkın adalettalebini yükseltmeliyiz.Düzenin adaletsizliğine karşıdüzenden adalet beklemekyerine düzenin adaletsizliğiniteşhir etmeliyiz. Sorunun neyasalar, ne mezuat, ne de ağırişleyen devlet bürokrasisiolmadığını bilmeliyiz. Budüzende halk için asla adaletolmayacaktır.Düzen partisi CHP’nin Genel BaşkanıKılıçdaroğlu, düzen adınakaygı duyuyor ve “Bağımsız yargıya ihtiyacımızvar” diyor. TÜSİAD Başkanıaynı şekilde yargıya olan güveninkaybolduğunu söylüyor ve isteklerini sıralıyor.Fenerbahçe Kulübü BaşkanVekili Nihat Özdemir, “Adil yargılanmahakkı istiyoruz” diyor. Bunlar oligarşiiçi kesimlerin düzenin yargısınaolan güvensizlikleridir. İstedikleri adaletde düzen için adalettir. AKP’nin manevralarıbir yerde bu kesimleri rahatlatmakiçindir. En somut örneği, “Haberalgenelgesi” diye tutukluların yakınlarınınölümü durumunda tutukluyaizin verilmesidir. Haberal gibi düzeninadamlarına bu yasa çıkartılırken diğertaraftan Abdullah Öcalan’a tecrit yasallaştırılmıştır.Aynı tecrit düzenintehlikeli gördüğü bütün devrimcitutsaklar için de uygulanacaktır.Yeni yargı reform paketleriyle deaynı şey yapılacaktır. ACM’lerinkapsamından bazı “suçlar” çıkatılıpdüzene karşı çıkanlar için “terör”adı altında her türlü saldırı meşrulaştırılacaktır.Bu saldırıların sınırlarınıçizecek bir yasa da yoktur. Meseleyasa meselesi, değildir. AKPbirde reformlarla, sorun “yasa” sorunuymuşgibi göstermeye kalkıyor.Hayır mesele yasa meselesi değildi.AKP “terör” demagojisi altında hertürlü saldırıyı meşrulaştırıyor. İştesomut örnek, yüze yakın gazetecininhiçbirine gazeteci demiyor AKP, ya“teröre destek verdi” diyor, ya da “terörist.”AKP düzene karşı çıkan herkesiyine “teröre destek verdi” diye tutuklayacak,“teröre destek verdi”diye işten atacak, “teröre destek verdi”diye mal varlığına kadar el koyacak...Sonuç olarak AKP’nin yargı reformuadı altında yaptığı, yıprananyargıya güvenin yeniden sağlanmasıdır.CHP’sinden TÜSİAD’ınayargıdan şikayet edenler, “bağımsızyargı isteyenler yine çözüm olarak düzeninyargısını göstermektedirler.Oligarşi içi kesimlere yönelik saldırılar,çatışmanın seyrine görebir süre daha artar ya da eksilir. Ancakkendi içinde bir uzlaşma sağlar.Sonuç olarak bu yargı düzenin yargısıdır.TÜSİAD’ları hep koruyacaktır.Esas olarak yargının halkayönelik saldırılar her geçen gün dahada pervasızlaşacaktır. Oligarşininyargısında halk için ADALET aslaolmayacaktır.Halk için adalet HALKIN ADA-LETİDİR. Halkın adalet talebiniyükseltmeliyiz. Düzenin adaletsizliğinekarşı düzenden adalet beklemekyerine düzenin adaletsizliğiniteşhir etmeliyiz. Sorunun ne yasalar,ne mezuat, ne de ağır işleyen devletbürokrasisi olmadığını bilmeliyiz.Bu düzende halk için asla adalet olmayacaktır.Adalet, düzenin adaletsizliğinekarşı bizim talebimizdir. ADA-LET için düzenin yakasına yapışmalıyız.Her şeye rağmen suçlular belkiyargılanmayacaktır. Gazi davasındaolduğu gibi, bir çok katliam davalarındaolduğu gibi. Ama düzen yalanlarıylahalkı “hukuk, adalet” adınaaldatamaycaktır. Halkın nezdindefaşist düzen bin kere mahkum olacaktır.19 Aralık katliam davası somut örnektir.Üzerinden yıllar geçmesinerağmen devletin katliamcılığı ortayaçıkartılmıştır. Katil devlet halkınnezdinde mahkum edilmiştir. HalkınAdalet talebinin yükseltilmesi, düzeninadaletine güvenmediğimizingösterilmesi, suçlunun devlet olduğununen geniş halk kesimi tarafındangörülmesi devletin pervasızlığını dageriletecektir. Halkın Adalet talebilininyükseltilmesi, katillerin halkınadaletine hesap vermesini sağlayacaktır.Sayı: 301Yürüyüş29 Ocak20125


Sayı: 301Yürüyüş29 Ocak2012Her Şey Bizden Sorulur Diyen AKP,Hrant Dink’in de Katilidir!..Geçtiğimiz hafta içinde sonuçlananHrant Dink davasında mahkemeninverdiği karar tepkilere nedenoldu. Ve her zamankinden farklı olarakbu tepkiyi verenlerin içinde düzenintemsilcileri de vardı. BaşbakanTayyip Erdoğan ve AKP’nin bakanları“Dava daha bitmedi, temyizi bekleyin”derken TÜSİAD “Karar vicdanlarımızısızlattı” diyordu. Burjuvabasın mahkemenin kararınatepki anlamında daha “cesur” başlıklarattı. Öyle ki mahkeme başkanınınkendisi de “Karar beni detatmin etmedi” diyerek bu koroyakatıldı. Adeta birbirlerini desteklertarzda açıklamalardı bunlar. BaştaAKP olmak üzere oligarşinin temsilcileriyaptıkları açıklamalarla tepkilerinönünü kesmeye, öfkeyi yatıştırmayadeyim yerindeyse katilliklerinigizlemeye çalıştılar. Burjuvamedyası, TÜSİAD'ı, Cumhurbaşkanı,Bakanı, Başbakanı ile AKP'si ve bizzatkararı veren mahkeme başkanımahkeme kararına gösterilen haklıtepkiler karşısında timsah gözyaşlarıdökmekten geri durmadılar.Oysa gerçek ortadadır. Bu ülkedeadalet yoktur. Bu düzeninadaletinin vicdanı yoktur..."Temyizi bekleyin" demek, "bukarar vicdanımızı sızlattı" demek,halka, “siz susun, mahkeme kararınıeleştirmeyin” demektir. Oligarşinintemsilcileri olmayan şeyi söylemektedirler.Böylece hem gerçek yüzlerini,katilliklerini gizlerken hem dedüzeni aklamaya çalışmaktadırlar.Mahkeme Başkanı Hakim RüstemEryılmaz, mahkemenin kararını şusözlerle ortaya koyuyordu: “Bellibir suçun varlığını ve bu suçtandolayı cezalandırılması için bizceyeterli delil olması gerekir. Bu sebepleörgüt varlığı yönünde yeterli delileulaşamadığımızdan dolayı beraatkararı verdik.”Bu karar açıkca devleti aklayanbir karardır. Karara yönelik tepkiler,açığa çıkan öfke bundandır. Ve yinedüzenin temsilcilerinin bu öfkeyibastırmak için tepki gösterenlerin“içine” karışması da elbette bundandır.Düzenin sözcüleri, bu ülkeninBaşbakanı daha dün Ergenekon davasıile ilgili eleştirilere ve tepkilerekarşı “Yargıya müdahale etmeyin”diyordu. Şimdi ise “Durun bu işintemyizi var, temyizi bekleyin” diyor.Yani yargıya kimse karışamaz, karışılacaksaben karışırım, diyor.İşte gerçek budur. İşte düzenin adaletiböyledir. Bunun adı açıktır ki faşizmdir.Yasaması, yürütmesi, yargısıher şey AKP’dir. Her şey Tayyip Erdoğan’dır.O halde Hrant’ın katiliAKP’dir, Erdoğanlar’dır.Katilleri Koruyan veÖdüllendiren AKPHrant Dink’in katledilmesindedaha en başından açığa çıktı ki TrabzonEmniyeti ve Trabzon Jandarmasıile İstanbul Emniyeti olayın doğrudaniçindedir. Birbirleriyle koordineli biçimde,Hrant’ın katledileceğindenhaberdar olmalarına rağmen seyretmişler,hatta seyretmekle kalmamışlarkatillerin işini kolaylaştırmışlardır.Elbette Hrant’ın katledilmesinin sorumlularıbunlardan ibaret değildir.Hrant’ın katledilmesinden sonrakigelişmeler katillerin kimler olduğunuaçık biçimde ortaya koyuyordu.Olayın ardından İstanbul CumhuriyetBaşsavcı vekilliği cinayet ihtimaliolduğu iddia edilen “30 kamugörevlisi”ne ilişkin "görevi ihmal"suçundan soruşturma açılabilmesiiçin İstanbul Valiliği'nden izin istedi.Valilik soruşturma izni vermedi.İstanbul Bölge İdari Mahkemesi devaliliğin kararını onayladı. Böylecedaha baştan soruşturmanın kapsamıdaraltıldı. Hrant’ın katledilmesi, açığaçıkan bir iki katille sınırlandı. Otuzkamu görevlisi ise devletin korumasıaltına alındı.Bunlardan biri dönemin İstanbulValisi Muammer Güler'di. MuammerGüler AKP'den milletvekiliolarak ödüllendirildi. Dönemin İstanbulEmniyet Müdürü CelalettinCerrah da halen görevli olduğu OsmaniyeValiliği’ne getirilerek ödüllendirildi.Dönemin Emniyet Genel Müdürlüğüİstihbarat Daire Başkanı RamazanAkyürek de soruşturmaizni istenen 30 kişi arasındaydı.Ramazan Akyürek halen Ankara EmniyetiAraştırma Planlama Kurulu’ndauzman olarak çalışıyor. Akyürek,İdare Mahkemesi’ndeki göreveiade davasını kazanmasına rağmenkendi isteğiyle İstihbarat Daire Başkanlığıgörevine dönmedi.Hrant Dink’in öldürüldüğü tarihteİstanbul Emniyet Müdürlüğü İstihbaratŞube Müdürü görevini yapanve Trabzon’dan gelen cinayet hazırlığıile ilgili istihbaratları değerlendirmediğiiddia edilen Ahmet İlhanGüler de Hrant’ın katledilmesininardından önce Florya Polis Okulu’natayin edildi. Sonra 4. yıldızını daalarak terfi etti ve halen 1. sınıfemniyet müdürü olarak Araştırmave Planlama Kurulu uzmanı olarakgörev yapıyor.6Halk Düşmanı AKP’ye Karşı


Hrant Dink'in avukatları "30 kişiliksoruşturma izni istenenler listesi"ndeadı geçmeyen dönemin Emniyet GenelMüdürlüğü İstihbarat Daire BaşkanlığıC Şube Müdürü Ali Fuat Yılmazer'inde soruşturma kapsamınaalınması talebinde bulundular. Cinayetöncesi Trabzon Emniyet Müdürlüğü’nebirden çok ihbar yapıldığı vebu ihbarların İstanbul İstihbarat ŞubeMüdürü Ali Fuat Yılmazer’e iletildiğiiddia ediliyordu. Ali Fuat Yılmazerde Hrant’ın katledilmesinden sonraİstanbul Emniyet Müdür Yardımcılığınagetirilerek ödüllendirildi.Şu anda Emniyet Teftiş Kuruluİstanbul Bölge Başkanlığı’nda PolisMüfettişi olarak görev yapan, HrantDink cinayeti döneminde TrabzonEmniyet Müdürü olan Reşat Altayda sorumlulardan biriydi. BizzatReşat Altay verdiği ifadelerde TrabzonEmniyeti'nin Dink’in katledilmesindenhaberi olduğunu itiraf ederken,kendini aklamak için yalanlar söylemeyide ihmal etmedi. Tüm katillergibi yaptıklarını savunamadı.“Görevi ihmal suretiyle görevikötüye kullanma” iddiasıyla yargılanan8 sanıktan dönemin İl JandarmaKomutanı Albay Ali Öz ile İl Jandarmaİstihbarat Şube Müdürü YüzbaşıMetin Yıldız 6 ay, 4 sanık 4 ayhapis cezasına çarptırılırken sanıklardan2’si ise beraat etti.Cinayette sorumluluğu açık olanAlbay Ali Öz komik denecek bir"ceza" almasına karşın verilen cezaher şeye rağmen cinayetteki sorumluluğununaçık ifadesi oldu.2004 yılında Hrant Dink’i İstanbulValiliğine çağıran dönemin İstanbulVali Yardımcısı Ergun Güngör de"30 kişilik liste"de olanlardandı.Hrant Dink öldürülmeden öncekiyazdığı son yazılarında Vali YardımcıErgun Güner'i ziyareti sırasında ikiMİT'çi tarafından tehdit edildiğinisöylemişti. Hrant Dink cinayeti sonrasıErgun Güngör önce Çorum ValiYardımcılığı’na atandı, oradan daYalova Vali Yardımcılığı’na getirildi.Hrant Dink'i "tehdit eden" HandanSelçuk ve Özer Yılmaz isimli ikiMİT'çi hakkındaki soruşturma ise"zaman aşımı süresi dolduğu" gerekçesiyleyapılamadı.Liste uzayıp gider.Katillerin "30 kişilik liste"yle sınırlıolmadığı, katilin bizzat AKPiktidarı olduğu, onun devleti olduğuyukarıdaki birkaç örnekle dahi açıkve nettir.Samast, Hayal, Tuncel...Gerçek Katil AKP'dir"Ne Uludere'deki 34 vatandaşımızın,ne de İstanbul'da, sokak ortasındahunharca katledilen TürkiyeCumhuriyeti vatandaşı Hrant Dink'indavası, hiç kimsenin endişesi olmasın,geçmişte olduğu gibi, Ankara'nın derindehlizlerinde kaybolmaz, kaybolamaz."(Tayyip Erdoğan)Yalan söylüyor! 6-7 Eylül olaylarından1 Mayıs ’77 katliamına 16Mart ’78’den 24 Aralık Maraş katliamına,Muammer Aksoy cinayetindenSivas katliamına, Gazi katliamındanBahriye Üçoklar’a... Onlarca,yüzlerce katliam davasınınüzeri devlet tarafından kapatılmıştır.Adalet tecelli etmemiştir."Türkiye artık eski Türkiye değil.Hiç kimsenin yaptığı yanına kar kalmaz.Hiçbir tezgah, hiçbir komplo,hiçbir provokasyon gizli kalamaz.Bir kere şunu herkes bilsin; 6 farklıdilde, aynı ezgiyle, aynı duyguylasöylenen Sarı Gelin türküsünü, Şişli'desıkılan bir kurşun susturamaz" (TayyipErdoğan)Yalan söylüyor! Türkülerimiz aynıdeğildir, ezgilerimiz aynı değildir,duygularımız aynı değildir. Biz halkız,onlar halk düşmanı. Biz vatanseverizonlar vatan haini. Biz ezileniz onlarezen. Onlar bize, türkülerimize, ezgilerimize,duygularımıza düşmandır.“Hepimiz aynı gemideyiz” yalanıgibi “aynı duyguyla söylenen SarıGelin türküsünü” diyerek öfkemizidindirmek, kinimizi yumuşatmakistiyorlar."Bakınız olay olmuştur ve 32 saattefaili yakalanmıştır. Bu, yürütmeninbu konu üzerinde ne kadar hassasolduğunu, ne kadar bu işte işi sıkıtuttuğunun bir ifadesidir. Dolayısıylaşu anda sağda solda köşelerinde yazıyazanlar yürütmeye konuşurken, hükümetimizekonuşurken önce kendilerineşöyle bir çeki düzen versinlerde ondan sonra konuşsunlar. Bu birfaili meçhul olmamıştır. Anında işinüzerine gidilmiş ve 32 saatte netice-Sayı: 301Yürüyüş29 Ocak2012Oligarşinin Adaleti: Hrant'a Ceza, Katillerine Beraat"Hrant Dink'in Türklüğe hakaret davasında mahkumedilmesini savunanların ödüllendirildiğini ifade edenTurgut Kazan, Hrant Türklüğe hakaret suçu işlememiştirdiyen hukukçuların da sürgün edildiğini söyledi.Bu cinayete ilişkin planın ilk adımı, Hrant'ın "TürklüğeHakaret" iddiasıyla atılmıştır, diyen Turgut Kazan davasürecinde yaşananları şöyle anlattı.•Hrant'a verilen cezayı onayan Yargıtay 9. CezaDairesi Başkanı Hasan Gerçeker Türkiye Futbol FederasyonuTahkim Kurulu Başkanlığına getirildi.•Hrant'a verilen cezaya itirazı reddeden ve Hrant'ınceza almasını canla başla savunan, 35 sayfalık mütalaahazırlayan Yargıtay Ceza Daireleri Genel Kurulu üyelerinden,Nihat Ömeroğlu'nun oğlunun İstanbul'dakinikah törenine Başbakan Erdoğan katıldı.•Hrant'ın mahkum edilmesi yönünde oy veren diğerüyelerden Hasan Erbil, Yargıtay Başsavcılığına getirildi.•Yargıtay Başsavcılığı değiştikten sonra, Dink'inTürklüğe hakaret suçu işlemediğini söyleyen, 9 ve 12sayfalık iki ayrı tebliğname ile böyle bir suç işlenmemiştirdiyen Ömer Faruk Eminağaoğlu İstanbul'daki sulhceza mahkemesine sürgün edildi." (19 Ocak 2012,Birgün Gazetesi)Birleşelim Örgütlenelim Güçlenelim7


Sayı: 301Yürüyüş29 Ocak2012lendirilmiştir." (Tayyip Erdoğan)Yalan söylüyor. “Faili meçhul”denilen gerçekte failinin devlet olduğuçok açık olan davalarımız bitmemiştir.AKP döneminde sanki bütün bu katliamlaraydınlatılmış, açığa çıkartılmışve sorumluları yargılanmış, cezalandırılmışgibi Tayyip Erdoğan demogojiyapmaktadır. AKP de kendindenönceki iktidarlar gibi katliamların,provakasyonların, cinayetlerin sorumlularınıyargılamamış, dahası yenikatliamlara imza atmıştır. Ayyukaçıkan katliamlar ve cinayetlerde isegöstermelik birkaç katil yargılanmış,göstermelik cezalara çarptırılmış vedosya kapatılmıştır. Böylelikle devletide “aklamışlardır”."AK Parti'nin aklığına temizliğinekimse leke süremez gölge düşüremez.Kaldı ki Dink davasında da dosyakapanmamış süreç tamamlanmamıştır.Devam eden bir süreç var. Temyizaşamasında umuyorum ki yargı şüphelerigiderecek kamu vicdanını rahatlatacakadımları atacaktır." (TayyipErdoğan)Yalan söylüyor! Düzenin adaletibu kadardır. Vicdanı bu kadardır. Bizimvicdanımızı rahatlatacak olanbu halk düşmanı düzenin tüm kurumlarıylayerle bir edilmesidir."Bu Dava Böyle Bitmez!"Üzerine Gitmemiz GerekenAKP’dirHrant Dink'in öldürülmesiyle ilgilimahkeme kararında mahkeme heyetiDink’in katledilmesinde rolleri açıkve sabit olan tetiği çeken katillereen hafif cezaları verirken asıl ve enönemlisi de cinayeti Ogün Samastve Yasin Hayal'le sınırlandırarakadeta cinayeti aklayıcı bir rol oynadı.Oligarşinin mahkemeleri devrimcilere,ilericilere, halka karşı cezalaryağdırırken halka, devrimcilere karşısuç işleyen, katliamlar yapan, cinayetlerişleyen katillerini ise aklamaişlevine sahip olduğunu Dink’in katledilmesindebir kez daha gösterdi.Hrant'ı katlettirenin AKP olduğuaçıktır. Hrant'ı sahiplenenler sonuçalmak istiyorsa katledenin, yaniAKP'nin üzerine gitmelidir. Evet budava böyle bitmemelidir. Ancak bunudevletin yargısından bir sonuç çıkacağı,kitleleri adalet beklentisi içinesokmak, mahkemelerden bir şeylerinçıkacağını beklemek, düzenden adaletbeklemek temelinde ele almayakalkmak yanlıştır.Bunu yapanlar bugün mahkemekararı karşısında hayal kırıklığınauğradıkları gibi yine hayal kırıklığınauğrayacaklardır. Dava düzeninyargısında, adaletinde, mahkemelerinde,emperyalizmin mahkemelerinde,AİHM'lerde değil halklarınvicdanında, adaletinde kararabağlanacaktır ve bağlanmıştır.Adalet İstiyoruz!Bizim "Adalet İstiyoruz" talebimizdüzenden adalet beklediğimizdendeğildir.“Adalet İstiyoruz” talebimizdüzenin halk düşmanı yüzünü ortayasermek, adaletsizliğini göstermek,katilliğini yüzüne vurmak,kendi yasalarını, hukukunu işletmeyezorlamak içindir.AKP de "Bu işin daha temyizivar, temyizi bekleyin." diyerek budava böyle bitmeyecek diyor.Peki ne çıkacak temyizden?Elindeki katili dahi serbest bırakanbu düzenin adaletinden, gerçek sorumlularıyargılaması beklenebilirmi?Bu düzenin adaleti, gerçek sorumluAKP'yi nasıl yargılayabilir?Hrant Dink cinayeti devletin Ermenilere,azınlıklara, Aleviler’e, Kürtleredüşmanlığının ifadesidir.Bakmayın söylemlerine, bakmayın"Şişli’de patlayan bir kurşun SarıGelin türküsünü susturamaz" ifadelerine.Bunlar ucuz demogojilerdir.Gerçekte bu devletin savunucularıhalka, kendisinden olmayana karşıdüşmandırlar. Bu ve bundan öncekiyüzlerce örnek bunun kanıtıdır.Adalet İstiyoruz!Bizim "Adalet İstiyoruz" talebimizgerçek adaletin halkın devrimci adaletiolduğunu haykırmaktır.Bizim "Adalet İstiyoruz" talebimizdüzenin gayri meşruluğunun, halkıniktidarının meşruluğunun ve haklılığınınifadesidir.İşte bunlardan dolayı "bu davaböyle bitmez" demek halkın iktidarıiçin mücadele etmek demektir.Arap Halkının Kıddes Bayramı’nıDayanışmayla KutluyoruzHatay Özgürlükler Derneği, Arap Alevilerin KıddesBayramı dolayısıyla 22 Ocak günü Gümüşgöze Beldesi’ninHıdır Türbesi’nde birlik beraberlik ve dayanışmayemeği düzenledi. Kar yağmasına rağmen mahalledenbirçok kişi yemeğe katıldı. Kazanların piştiği bu yemekte,mahalleden genç yaşlı birçok kişi yardım ederek dayanışmanıngüzel örneklerini gösterdiler.Yemekten önce dernek adına bir konuşma yapan İbrahimAslanhan, halkın değerlerini, geleneklerini nekadar önemsediklerindenbahsederkenbugün emperyalizminyaydığıyoz, bencil, bireyci,ahlaksız kültürün halkındeğer ve geleneklerinine kadar tahrip ettiğinianlattı. Yozlaştırma saldırısınakarşı halkın değerlerini,geleneklerini sahiplenmenin öneminden bahsedenAslanhan, herkesin bayramını kutladı. Ve yozlaşmayakarşı yürüttükleri mücadelede herkesi yanlarındaolmaya çağırdı. Mahalleden yemeğe 100 kişi katıldı.8Halk Düşmanı AKP’ye Karşı


Tutuklu Yürüyüş Çalışanlarının İlk Duruşması YapıldıDüşünce ve Örgütlenme ÖzgürlüğümüzüEngelleyemediniz, Engelleyemeyeceksiniz!24 Aralık 2010 tarihinde Yürüyüşdergisinin teknik işlerinden sorumluOzan Yayıncılık sabaha karşı helikopterlereşliğinde, yüzlerce çevikkuvvet polisi ve kar maskeli özel timlertarafından kapıları, duvarları kırılarakbasıldı. Aynı gün yapılan ev baskınlarıylada birlikte 12 kişi gözaltınaalındı. Gözaltına alınanlardan 7’situtuklandı. Bu baskından 5 ay sonraNecla Can ve Gülsüm Yıldız da gözaltınaalınıp tutuklandılar. Tutuklananlarınilk mahkemesi, baskındantam 13 ay sonra 20 Ocak 2012 tarihindegörüldü.Halk Cephesi ve Yürüyüş okurları,tutuklu Yürüyüş dergisi çalışanlarınısahiplenmek için İstanbul, Dersim,Malatya, Adana, Antalya ve birçokilden otobüsler kaldırarak sabahsaatlerinde Ankara Abdi İpekçi Parkı’ndabuluştular. Abdi İpekçi Parkı’ndanbaşlayarak Ankara Adliyesi’nekadar sloganlar eşliğinde yürünerekgelindi. Burada “Düşünce veÖrgütlenme Özgürlüğünü SadeceDevrimciler Savunabilir Tutuklu YürüyüşÇalışanları Derhal Serbest Bırakılsın”,“Yürüyüş Dergisi ÇalışanlarıSerbest Bırakılsın”, “180 Sayıya168 Dava! Helikopterli Baskın Düşünceve Örgütlenme Hakkımıza SaldırılaraSon Vereceksiniz, HaklarımızıKullanacağız”, “Gülsüm Yıldız SerbestBırakılsın” yazılı pankartlar açılarak,atılan sloganlarla, devrimcibasına uygulanan hukuksuzluk halkateşhir edildi.“Bu Ülkede Gerçekleri SöylemeninBedelleri Olduğunu Biliyoruz.Bu Bedelleri Ödedik, Ödüyoruz veÖdemeye de Devam Edeceğiz”Mahkeme önünde bekleyiş sürerken,ilk kez hakim karşısına çıkan Yürüyüşçalışanları ve diğer devrimcilerinkimlik tespitlerinin yapılmasınınardından duruşma başladı.Gülsüm Yıldız savunmasında nasılgözaltına alındığını anlattı. 19 yıllıkmemur olduğunu belirten Yıldız,Büro Emekçileri Sendikası 1. No’luŞube yöneticisi olduğunu söyledi.Sendikacı olarak sosyalist düşünceleresahip olduğunu anlatan Yıldız, “Neredebir hak gasbı, nerede bir haksızlıkvarsa orada olmak benim görevim.Sendikacı olmayı bir tarafa bırakın, insanınbu refleksleri olmasa haksızlığagöz yumarsa, her şeye sessiz kalırsageriye bir ottan başka ne kalır?” dedi.Gülsüm Yıldız’dan sonra savunmasınıyapan Necla Can, Ozan Yayıncılık’ayapılan baskınla büronun nehale getirildiğini, polisin yaptığı hukuksuzluklarıanlattı. “30 senedir çeşitlitarihlerde gözaltına alındım, falakayayatarıldım, askıya asıldım,elektrik verilerek işkenceye uğradım,ancak boyun eğmedim. 12 Eylül’densonra devlete daha çok muhalifoldum” diyen Necla Can, kendisinindevrimci ve sosyalist biri olduğunusöyledi.Cihan Gün, savunmasında 13 aydırtutuklu olduğunu belirterek, tutukluluğununhiçbir hukuki dayanağınınolmadığını, tamamen siyasi iktidarınkararıyla tutukluluğunun sürdüğünüsöyledi. İddianamede EnginÇeber ile ilgili anlatımlarının delil olarakgösterilmesinin işkenceci polislerinaklama çabasından başka bir şeyolmadığını söyleyen Cihan Gün, “SizceEngin Çeber’e ‘terör örgütü men-Sayı: 301Yürüyüş29 Ocak2012Birleşelim Örgütlenelim Güçlenelim9


Sayı: 301Yürüyüş29 Ocak2012subu’ denmesi, savcının bu katliamıaklamaya çalışması değil de nedir?Engin Çeber, Yürüyüş dergisini dağıttığıiçin işkenceyle katledildi. Bende Yürüyüş dergisinin çalışanı olduğumiçin 13 aydır tutukluyum.” dedi.Naciye Yavuz savunmasında 13aydır tutuklu bulunmasının sebebininsahip olduğu düşünceler olduğunusöyledi. Bürodaki bir Yürüyüş dergisininüzerindeki parmak izlerininkendisi hakkındaki deliller arasındayer aldığını belirten Yavuz, dosyadakidelillerin inandırıcılıktan çok uzakolduğunu, ciddiyetsiz hazırlandığınısöyledi.Kaan Ünsal, iddianamenin baştansona düşünce ifade ve örgütlenme özgürlüklerinin,devrimci düşüncelerinin,devrimci kişiliklerinin hedef alınarakhazırlandığını söyledi. Dosyanıntamamen şişirme olduğunu söyleyenÜnsal, “Yürüyüş dergisine yapılansaldırı, bizlerin tutuklanması, budosyada yer almamız tamamen keyfidir,hukuki temeli yoktur” dedi.Yürüyüş tutsaklarından bir diğeriolan Musa Kurt, kendisi hakkındakiiddiaların gerçek dışı olduğunu söyledi.Dergide çıkan röportajın “örgütraporu” diye iddianameye konulmasınıniddianamenin ciddiyetini gösterdiğinisöyleyen Musa Kurt,AKP’nin kendilerine “Sömürüyü,zulmü yazmayacak, devrimci basın olmayacaksınız!”dayatmasında bulunduğunubelirtti.Halit Güdenoğlu ise, Yürüyüşdergisinin 30 yıllık devrimci basın geleneğinintemsilcisi olduğunu söyledi.Devrimci basın olarak tarafsızolmadıklarını, tarafsızlığı asla kabuletmediklerini söyleyen Güdenoğlu, taraflarınınhalkın yanı olduğunu belirtti.Devrimci basın olarak gerçekleri yazdıklarınısöyleyen Güdenoğlu, “Bu ülkedegerçekleri söylemenin bedelleriolduğunu biliyoruz. Bu bedelleriödedik, ödüyoruz ve ödemeye de devamedeceğiz.” dedi.Mahkemede yargılanan bir diğerdevrimci Remzi Uçucu, polislerinkomplolarını teşhir etti. “Vatanseverolmak suçsa ölene kadar bu suçu işlemeyedevam edeceğim!” diyenUçucu, sempozyuma katılmanın,Amerikan Konsolosluğu önündekieyleme katılmanın suç olmadığınıbelirtti. Eyüp Baş’ın ve Güler Zere’nincenazesine katılmakla da suçlandığınıbelirten Uçucu, “Devrim ve demokrasimücadalesine şehit düşenleronurumuzdur” diyerek devrimcilerincenazesine katılmanın suç olamayacağınıanlattı.Hapishanelerdeki hasta tutsaklardanbiri olan Mehmet Ali Uğurlu dadosyasında yer alan tutuklanmasınıgerektirecek delilleri sayarak, bunlarınhiçbirinin suç delili sayılamacağınıbelirtti.Mahkemenin sonunda GülsümYıldız, Necla Can ve Mehmet AliUğurlu’nun tahliyesine, AbdullahÖzgün, Hatice Ruken Kılıç, RemziUçucu, Halit Güdenoğlu, Naciye Yavuz,Kaan Ünsal, Musa Kurt ve CihanGün’ün tutukluluk hallerinin devamınakarar verildi. Mahkemenin birsonraki duruşması 10 Nisan tarihineertelendi.İçerde mahkeme sürerken, dışardatutsakları sahiplenmek ve bu hukuksuzluğuteşhir etmek için toplanıldıve saat 12.30’da bir açıklama yapıldı.Açıklamada, tutuklamaların kasıtlıolarak yapıldığı, devletin amacınınülkedeki devrimcileri ve devrimmücadelesini bitirmek olduğu ama bununbaşarılamayacağı belirtildi. Sonaylarda en ufak hak talebini dile getirenbasın kuruluşlarına bile baskınyapılıp basın çalışanlarının tutuklandığı,burada önemli ve gerekli olanınbu haksızlıklara karşı çıkmak gerektiğiifade edildi. Basın açıklamasındansonra şair Mehmet Özer konuşmayaptı ve ardından Grup Yorum, türküleriyleeyleme destek verdi.Açıklamanın ardından mahkemeninönünde bekleyiş devam etti. Havanınçok soğuk olmasına rağmendüşmana olan öfke ve çekilen halaylar,söylenen marşlar o soğuğu kırıyordu.Bu coşkuyu gören halk merakedip bekleyenlerin yanına gelip nedenburada olduklarını, bu soğukta beklediklerinisordu. Nedenini öğrendiktensonra desteklediklerini, doğrubir şey yaptıklarını, bu iktidarın elindengelse herkesi tutuklayacağını belirttiler.Akşam saatlerinde biten duruşmasonucunda Av. Selçuk Kozağaçlı bilgilendirmeamaçlı bir açıklama yaparak,tahliyelerin sevindirici olduğunuama tüm tutsakların serbest bırakılmasıgerektiğini, çünkü tutuklukalmalarını gerektirecek bir suç unsurununolmadığını, belirtti. Ayrıca budavanın ceza ile sonuçlanmasının tamamenhukuka aykırı olacağını ve büyükbir hak ihlalinin gerçekleşeceğinisöyledi.Tahliye haberi geldikten sonrakalabalık bir halay kuruldu. Ardındantutsakları karşılamak için Sincan 1No’lu F Tipi Hapishanesi’nin önünegidildi.Yürüyüş Gerçekleri̇nHalka Ulaşan Sesi̇di̇rFerhatlar’ın, Enginler’in sesi Yürüyüşdergisi yoksul gecekondu mahallelerindehalka ulaşmaya devamediyor. 22 Ocak günü İstanbul 1 MayısMahallesi’nde bir araya gelen10Halk Düşmanı AKP’ye Karşı


1 MAYIS İZMİRYürüyüş okurları, megafonla yaptıklarıkonuşmalar eşliğinde dergidağıtımına başladılar. Yapılan konuşmalarda;Amerikan emperyalizmininülkemizde kurmak istediğifüze kalkanına karşı verilen mücadele,Kentsel Dönüşüm Projesi ile AKP iktidarınınevlerimizi yıkmak istediği,örgütlü mahallelerimizi dağıtmakiçin saldırdığı anlatıldı. 2 saat sürendergi dağıtımında 100 dergi halkaulaştırıldı.18 Ocak günü de 1 Mayıs Mahallesi’ninduvarlarına Halk Cephesiimzasıyla “Yürüyüş Dergisi Susturulamaz”,“Yürüyüş Dergisi ÇalışanlarıSerbest Bırakılsın”, “YürüyüşDergisi Çalışanları Kaan Ünsal ve NaciyeYavuz Serbest Bırakılsın”, “YürüyüşDergisi Çalışanı Cihan Gün SerbestBırakılsın” yazılamaları yapıldı.Meşruluk ToplatmalarlaCezalarla Yok Edi̇lemezAdana’da 16 Ocak günü kargo ilegelen Halk Gerçeği dergileri gaspedilmişti. Dergileri almak için 17 ve18 Ocak’ta Adana Emniyet Müdürlüğü’negiden Niyazi Harnuboğlu, 7.Ağır Ceza Mahkemesi’nin Halk Gerçeğiisimli dergiye toplatma kararı çıkardığınıöğrendi ve kendisi de savcılıkkararıyla gözaltına alındı. Harnuboğlu,aynı gün çıkartıldığı mahkemedeserbest bırakıldı.Adana’da polis ve yargı işbirliği iledevrimci basına yönelik yapılan baskılar23 Ocak günü Adana Adliye binasınınarka girişinde yapılan eylemleprotesto edildi. “Devrimci BasınSusturulamaz” pankartının taşındığı,Halk Cephesi ve Yürüyüş yazılıönlükler giyilerek yapılan eylemdeaçıklamayı Mehmet Bıldırcın yaptı.Bıldırcın, “Adana 7. Ağır CezaMahkemesi, Adana polisinin isteğiyle,keyfi olarak el koyduğu yasaldergilere toplatma kararı çıkarmışve hakim tam da polisin isteğine uygunolarak dergi okuru Niyazi Harnuboğluadına gelen herhangi kitap,dergi, afiş, broşür vb.ye el koyma kararıçıkartmıştır...” diyerek yaşananbaskılara değindi. Baskılara boyuneğilmeyeceğinin söylendiği eylem,sloganlarla sona ererken; eylemdensonra 40 adet Halk Gerçeği dergisihalka ücretsiz olarak dağıtıldı. DHFtemsilcisi de eyleme destek verdi.Sesi̇mi̇zi̇ DuymayanKalmayacakHalk Gerçeği okurları İzmir’de 21Ocak günü Yamanlar Mahallesi’nde,22 Ocak günü de Bademler Köyü’ndeve Güzeltepe Mahallesi’ndeHalk Gerçeği dergisinin tanıtımınıyaptılar.Yürüyüş dergisine yönelik baskıları,kurulacak ve halka karşı savaştakullanılacak olan 6 bin dönümlükistihbarat köyünü halka teşhir ettiler.Dergi tanıtımı sırasında halktan birkişi Halk Gerçeği okurlarını çay içmeyedavet etti. Ankara’daki TE-KEL direnişçilerinden olduğunu belirterek,sendikaların tavrını eleştirdi:“Bizi oyalamak için varlar” dedi. İkigünde 80 dergi halka ulaştırıldı.Sayı: 301Yürüyüş29 Ocak2012DAYANIŞMAYI, ÖRGÜTLÜLÜĞÜ NEDEN CEZALANDIRIYORLAR?OLİGARŞİ NEYİ YASAKLIYORSA BİZ TAM TERSİNİ YAPACAĞIZ26 Ocak 2011 tarihinde İzmir Özgürlükler Derneği,Yamanlar Özgürlükler Derneği, Doğançay Yardımlaşmave Dayanışma Derneği ile bazı evlere yapılan baskınlarlatutuklanan devrimcilerin yargılandığı davanın duruşması23 Ocak günü İzmir Bayraklı Adliyesi’nde görüldü. Duruşmanınyapıldığı saatte İzmir Halk Cephesi de Adliyeönünde eylem yaptı.“Derneklerimizi ve Düşüncelerimizi Savunacağız, BaskılarBizi Yıldıramaz” pankartının taşındığı eylemde yapılankonuşmada, birlikte çay içmenin, sohbet etmenin,sendikaya üye olmanın, torba yasasını protesto etmenin,TEKEL işçilerine destek olmanın, Buca işçilerine destekolmanın, taşerona karşı olmanın, derneklere gitmeninörgüt üyeliği olarak gösterildiği belirtilerek: “Bu davapolisin zorlama delililerle yarattığı bir davadır. Bir senedirbu mahkemede adaletin, hak ve özgürlüklerin mücadelesiniveriyoruz. Bir senedir suçtan sayılmayan delillerdenhak ve özgürlük mücadelesi verenler tecrit hücrelerindekalıyorlar.” denildi.21 kişinin katıldığı eylemde “Baskılar Bizi Yıldıramaz”,“Kahrolsun Faşizm Yaşasın Mücadelemiz”, “TutukluDevrimciler Serbest Bırakılsın”, “Örgütlenme veDüşüncelerimizi İfade Etme Hakkımız Engellenemez”,“Adalet İstiyoruz”, “Halkız Haklıyız Kazanacağız” sloganlarıatıldı.Duruşma sonunda Ferit Mutlu ve Necdet Yıldırım tahliyeedilirken, 2 devrimcinin tutukluluk halinin hukuksuzbir şekilde devam etmesine karar verildi.Birleşelim Örgütlenelim Güçlenelim11


Kürecik’te Amerikan Füze Radar Sistemi Faaliyete Geçti!Sayı: 301Yürüyüş29 Ocak2012Halkların Katili Amerika,Üslerinizle Birlikte Atacağız SiziVATANIMIZDAN!Burjuva basında kısa bir haberolarak çıktı. Haberin kaynağı Amerika’danyayın yapan CNN televizyonu.Haber şöyle: “Türk Dışişlerikaynaklarının verdiği bilgiye göreKürecik’te kurulan radar üssündeAmerikan ve Türk askerleri birliktegörev yapıyor.”Malatya-Kürecik’e kurulan AmerikanFüze Radar Sistemi faaliyetegeçmiş. Amerikan askerleri topraklarımızdakurulan füze üssünde faliyetgösteriyor. Türkiye hakları bunuAmerika’dan yayın yapan bir televizyondanöğreniyor. Başbakan’ın,bakanların hiçbir haber değeri taşımayanaçıklamaları burjuva basındaçarşaf çarşaf haber yapılıp manşetleretaşınırken, Amerikan Füze RadarSisteminin faaliyete geçmesi birçokgazetede haber bile olmadı.Neden haber yapmıyorsunuz? Aylardıremperyalis ülkelerin nereyekurulacağına karar vermek için zirvelertopladığı NATO şemsiyesi altındaülkemizde kurulmasının, faaliyetegeçmesinin bir haber değeriyok mu? Bütün kanallar bir AKP’liyledolu. Neden ülkemize ilişkin haberleriyabancı basından öğreniyoruz. Herkonuda bir AKP’liyi çıkartıp dakikalarcakonuşturuyorsunuz, nedenbu konuda da bir AKP’liyi çıkartıpkonuşturmadınız.Açıklayın Amerikan uşakları! Türkiyehalklarından neyi saklıyorsunuz?Çıkartıp bir AKP’liye niye sormuyorsunuzbu Füze kalkanı radar sistemikimi koruyacak? Kime karşıyapıldı? Topraklarımızda Füze kalkanınınne işi var? Amerikan askerlerininne işi var?Amerikan Füze Radar SistemiTürkiye halklarının yararına ise niyeaçılış törenleri yapmıyorsunuz? Nedenhalka gerçekleri açıklamıyorsunuz?AÇIKLAYAMAZSINIZ! ÇÜN-KÜ HEPİNİZ AMERİKANIN UŞA-ĞISINIZ. HALK DÜŞMANISINIZ!AMERİKAN İŞBİRLİKÇİSİ VATANHAİNİSİNİZ!AKP, ülkemizi Amerikanın Ortadoğuhalklarına karşı kullanılansavaş karargahı haline getirdi.Vatan hainleri! Sözde milliyetçigeçinirsiniz. Başbakan Erdoğan İsrail’e“posta koydu” diye elinizebayrak alıp aşağılık kompleksiylesokaklarda şarlatanlık yaparsınız. İsrail’ikorumak için yaplan AmerikanFüze kalkanına karşı neden sesiniziçıkarmıyorsunuz.Başbakan Tayyip Erdoğan’ı,Dışişleri Bakanı Davutoğlu’nu, “ProfesörDavutoğlu, strateji uzmanı”diye göklere çıkartıyorsunuz. Bu füzekalkanları hangi “derinlikli” stratejininürünüdür?Erdoğan gibi, Davutoğlu gibiAmerikan uşaklarıyla aşağılık komlekslerinizigideremezsiniz. SizinBaşbakanınız, Dışişleri BaşkanınızObamanın yaverliğini yapıyor. Amerikaonları Ortadoğu’da müslümanhalklara karşı maşa olarak kullanıyor.Neden yazmıyorsunuz bunları?Yazamazsınız. Burjuva basının, halkınhaber alma hakkıyla ilgisi yoktur.Emperyalizmin işbirlikçisi tekellerinmedyasının görevi gerçekleri çarpıtıphalkı kandırmaktır.Suriye’de Amerikan kaynaklı haberlerleEsat zulmünden bahsediyorsunuz.Neden ülkemizdeki zulmüyazmıyorsunuz?12Halk Düşmanı AKP’ye Karşı


Füze radar sistemiyle AmerikaOrtadoğu halkarını katlederken İsrail’ekalkan olacaktır.Halk Cephesi OlarakDiyoruz Ki;Ortadoğu HalklarınınKatili Olmayacağız!Amerikan füze kalkanı radar sistemininülkemize kurulacağı açıklandıktansonra Halk Cephesi olarakFüze kalkanına karşı bir kampanyabaşlattık. Aylardır Anadolu’nun dörtbir yanında Füze kalkanına karşı eylemleryapıyoruz.Afişlerle, bildirilerle, pankartlarla,duvar yazılamalarıyla şehir merkezlerinekurduğumuz açlık grevi çadırlarıylafüze radar sistemini halkımızıngündemine sokmaya çalıştık.Füze radar sisteminin ülkemize kurulmasınıengellemeye çalıştık. Bununiçin bedeller ödedik. Amerikan uşağıAKP’nin polisleri açtığımız tüm açlıkgrevi çadırlarına defalarca kez saldırdı.Yüzlerce insanımız gözaltınaalındı. Tutuklananlar oldu. Aylarcaülkemizin bir köşesinde füze kalkanınakarşı bir eylem yapılırken burjuvamedya bunların hiçbirini görmedi.Ancak polis saldırdığında küçükküçük haberler yaptı.Burjuva basının işlevini defalarcayazdık. Füze kalkanına karşı yürüttüğümüzkampanya bunu bir kezdaha göstermiştir. Burjuva basını daemperyalizmin işbirlikçisidir. Halktangerçekleri gizlemek ve bilinçleri çarpıtmakiçin vardır. Burjuva ideolojisininpropaganda aracıdır.YA “SOL” BASIN?Ülkemizde anti-emperyalizmin,bağımsızlığın bayraktarlığını yapanEMPERYALİZME KARŞI MÜCADELEMİZKESİNTİSİZ SÜRECEKFüze Kalkanı Değil DemokratikLise İstiyoruz kampanyası, 14Ocak’ta Malatya Kürecik’te yapılançalışma ile sonlandırıldı. Fakat çalışmalaryine devam ediyor. LiseliDev-Genç’liler oldukça emperyalistlerrahat hareket edemeyecekler.İSTANBUL-TAKSİMHalk Cephesi/Liseli Dev-Genç’liler21 Ocak günü Galatasaray Lisesiönünde imza masası açtı. Açılanmasada "Füze Kalkanı Değil DemokratikLise İstiyoruz" kampanyasıhalka anlatıldı. Masa açılışı esnasındagelen sivil polisler, Liseli Dev-Genç’lilerin tavrı üzerine masayıterketmek zorunda kaldılar.Yağmura ve soğuk havaya rağmenhalkın masaya ilgisi yoğundu. ÖlümOrucu şehidi Hülya Şimşek'in kardeşimasayı ziyaret ederek imza verdi.Üç saat açık kalan masada 350 adetbildiri dağıtıldı, 80 adet imza toplandıve Halk Gerçeği dergileri halka ulaştırıldı.İZMİRDev-Genç'liler 20 Ocak günü İzmir’deKarşıyaka Çarşı'da bildiri dağıtıpkuşlama yaptılar. KarşıyakaÇarşı'nın çeşitli yerlerinde bildiri dağıtılırken;halka yönelik yapılan konuşmalarda14 Ocak'ta Malatya-Kürecik’teyapılan yürüyüş anlatıldı;"Bizler Mahirler’in, Ulaşlar’ın yoldaşlarıyız.Vatantopraklarınabir hançer dahasaplanırken,Ortadoğu'dahalklar katledilirken sessiz kalamayız."denildi. 45 dakika süren çalışmaboyunca 300 bildiri dağıtıldı ve yüzlercekuşlama yapıldı.ÇORUMHalk Cephesi/Liseli Dev-Genç'liler 17 Ocak günü BahabeyCaddesi’nde afişleme yaptılar.Ertesi gün, afişlerin hepsinin söküldüğünüfark eden Dev-Genç'liler tekrar afişlemeye çıktılar.Bahabey Caddesi’nde sökülenafişlerin yerine tekrar afişlemeyaptılar. Daha sonra caddeüzerinde afişlemeye devam edenDev-Genç'liler Özdoğanlar Kavşağıçevresinde, BahçelievlerPolis Karakolu karşısındaki panolarave Atatürk Lisesi civarındaafişleme yaptılar.18 Ocak günü yapılan afişlemelerbir saat geçmeden sivilpolisler tarafından tekrar söküldü.Dev-Genç'liler iki sivil polisinafişleri söktüğünü görünce polislerinyanına gittiler Dev-Genç'lileri gören polisler oradanhızla kaçtılar. Dev-Genç'liler busırada ''Amerika Defol Bu VatanBizim'' sloganını attılar.Saat 15:30 sıralarında BahabeyCaddesi’nde tekrar afişlemeyeçıkıldı. Sökülen afişlerinyerine yenileri yapıştırılırken; afişlemesırasında ''Amerika Defol BuVatan Bizim”, “Yaşasın Dev-GençYaşasın Dev-Genç'liler”, “İşbirlikçilikYapmak Şerefsizliktir”, “Bedel ÖdedikBedel Ödeteceğiz”, “BaskılarBizi Yıldıramaz'' sloganları atıldı.Çorum halkı, Liseli Dev-Genç’lilerineylemlerini izleyerek, desteklerinisundular. 2 günlük çalışmadatoplam 88 afişleme yapıldı.ÇorumSayı: 301Yürüyüşİstanbul Taksim29 Ocak2012İzmirBirleşelim Örgütlenelim Güçlenelim13


Sayı: 301Yürüyüş29 Ocak2012soldur. DEVRİMCİLERDİR. Ülkemizinyeni-sömürgeleştirilme sürecindenberi emperyalistlerle girilenbağımlılık ilişkilerine karşımücadele eden ülkemizin solcularısosyalist aydınları olmuştur. 60’larınortalarından sonra anti-emperyalizmdevrimciler tarafından fiili mücadeleyedönüşmüştür. Amerika’nın6. Filosu limanlarımıza sokulmamış,karaya ayak basmak isteyen Amerikanaskerleri Dev-Genç’liler tarafındandenize dökülmüştür. 50’lerdenberi anti-emperyalizmin, bağımsızlığıntutarlı, kararlı tek savunucusudevrimciler, sosyalistlerolmuştur.Ancak, Amerika’nın füze radarsistemine karşı olduğunu söylemesinerağmen birkaç açıklamanındışında sol fiili olarak hiçbir şeyyapmamıştır. Bir şeyler yapmakbir yana sol da burjuva basın gibiFüze kalkanına karşı aylardır eylemyapan Halk Cepheliler’i onlardagörmezden gelmişlerdir. Hatta bugörmezlik o boyuttadır ki, burjuvabasın kadar bile haber yapmamışladır.Evrensel gazetesi bu konudaibretlik bir örnektir. Burjuvazinindüşmanca yaklaşımının kat kat fazlasınıonda da görebilirsiniz. Füzekalkanına karşı yapılan haberi anlaşılmazhale getirmek için haberintüm unsurlarını yok etmiştir.Sol, anti-emperyalist bilinciniyitirmiştir. Emperyalist bir saldırıkarşısında sol refleks olarak emperyalizminkarşısında yer alır.Çünkü emperyalizm dünya halklarınındüşmanıdır. Emperyalizmdünyanın hiçbir yerinde halkarınlenine bir şey yapmamıştır. Emperyalizminuydurduğu “Arap baharı”safsatası karşısında tutunduğutavır solun emperyalizm konusundakidüşüncelerinin çarpıklığınıda ortaya koymuştur.90’lardan sonra sol, demokrasiyi,özgürlükleri, bağımsızlığı emperyalizmdenbekler olmuştur. Aynıçarpıklığın sonucudur ki, emperyalizminişbirlikçiler aracılığıyla ülkemizüzerinden yürüttüğü politikalarkarşısında tavırsız kalmıştır.Füze kalkanına karşı ciddi bir şeyyapmadığı gibi onlarca kez polisinazgınca saldırılarına maruz kalanHalk Cepheliler’in yanında yer almamış,destek olmamıştır.Amerikan Füze RadarSistemini O DağdanSöküp Atacağız!Füze kalkanının kurulmasınakarşı aylarca süren bir kampanyayürüttük. Tüm çabalarımıza rağmenFüze kalkanının kurulmasına engelolamadık. 14 Ocak’ta Türkiye’nindört bir yanından Malatya-Kürecik’eyaptığımız yürüyüşte Amerikan uşağıTSK askerlerinin tüm engellemelerinerağmen Füze radar sistemininkurulduğu dağın yakınlarınakadar gittik. İşbirlikçi AKP halktanne kadar gizlemeye çalışsa da füzeradar sisteminin kurulduğunu gördük.Yürüyüşün geçen haftaki sayısındailk kez resimlerini yayınladık.Bu hafta Amerikan CNN televizyonundanfüze radar sisteminin faaliyetegeçtiğini öğreniyoruz.Amerikan uşağı askerler HalkCepheliler’e “Bir siz çıktınız birdebiz çıktık bu dağa.” diyor. AmerikanFüze radar sistemine iyibekçilik yapmış. Kürecik halkınıbile dağın yakınlarına yanaştırmamışlar.Yalan söylüyor Amerikan uşakları.O dağın eteklerine Kürecikköylülerini dahi yanaştırmazlarkenFüze radar sistemini kuran Amerikanaskerlerine korumalık yapıyorlardı.O dağda bir de Amerikan askerlerivar. Dışişleri Bakanlığının CNN’eyaptığı açıklamada “Radar üssündeAmerikan ve Türk askerleri birliktegörev yapıyor.” demiş. Bu da yalandır.“Türk askerleri” orada Amerikanaskerlerine korumalık yapıyorlar.Sevinmeyin Amerikan uşakları.Sevinmeyin Amerikan conileri.Uşaklarınız sizi sonsuza kadar koruyamayacak.Bugün engel olamadıysakda radar üssünün kurulmasına,yarın uşaklarınızla, üslerinizlebirlikte söküp atacağızsizi dağlarımızdan, vatanımızdan...14Halk Düşmanı AKP’ye Karşı


Son 40 Günde449 Gözaltı 327 tutuklama...Oligarşinin Adaletine Güvenilmez!KCK operasyonu altında Kürthalkına karşı, Kürt milliyetçi hareketinekarşı iki yılı aşkın tutuklamaterörü aralıksız sürüyor. Her operasyondaonlarca kişi hatta yüzü aşkınkişi tutuklanıyor. Tutuklama rakamlarınınçokluğu terörün boyutunuifade etmek için yeterli olmuyor. Enson dokunulmazlığı olan MilletvekiliLeyla Zana’nın evine zorla girilipeşyalarına el konuldu. İki eski BDPmilletvekili tutuklandı.KCK operasyonları adı altındayürütülen tutuklama terörünün başladığı2009 yılı Nisan ayından bugüne8 binin üzerinde BDP’li gözaltınaalındı ve 5 bine yakın kişi tutuklandı.BDP tutuklama rakamlarını açıkladığındaAKP’nin İçişleri Bakanı İdrisNaim Şahin BDP’nin rakamları şişirerekverdiğini söyledikten sonra“Gerekirse o kadar kişiyi gözaltınaalmaktan çekinmeyiz!” diye tehditetti.12 Haziran seçimlerinden hemensonra burjuva basın aracılığıyla 1500kişinin gözaltına alınacağı haberleriyayıldı. Adeta her operasyondan sonrakimlerin gözaltına alınacağının listesidolaştı.Son 40 gün içinde 449 kişi gözaltınaalındı ve 327 kişi tutuklandı.AKP, gözaltı ve tutuklamalarlaBDP’ye “Benim parlamentomda, benimdüzenimde var olmak istiyorsan,ya benim dediğim gibi olursun yada sana yaşam hakkı tanımam!” diyor.Daha açık ifade edersek AKP; “nedemokrasisi” diyor, benim istediğimçizgiye geleceksin...” diyor. İkincibir seçenek tanımıyor. İki yıldır sürentutuklama terörü BDP’yi bu çizgiyegetirme politikasıdır.AKP’nin Kürt politikası açık venet. Daha doğrusu oligarşinin Kürtpolitikasının özü dönem dönem biçimdeğiştirse de özü hiç değişmemiştir.İlhak, inkar, imha ve asimilasyon...Peki AKP’nin tutuklama terörüpervasızca sürerken BDP ne yapıyorbu teröre karşı? Ortalıkta tutuklamalisteleri, rakamları dolaşırken ne türönlemler alıyor. Neden önlem almıyor?Neye güveniliyor? AKP’ninyargısına mı, adaletine mi, neye?Tutuklanan binlerce BDP’li yasalbir partinin üyeleri, yöneticileri, çalışanları,oy veren, eline silah almamış“suçsuz” kişiler olarak mı görülüyor.“Suçsuzlar, nasıl olsa bırakılırlar”diye mi düşünülüyor?Böyle düşünülüyorsa BDP’lileryanılıyor. Faşizmin adaleti yoktur.Faşizmin yargısı, mahkemeleri halkısindirmenin, teslim almanın en önemliaraçlarından birisidir. Ki, yargı bugünAKP’nin yargısı haline dönüşmüştürve halkı sindirmek için AKP en etkilibiçimde kullanmaktadır.Bütün bunlara rağmen BDP’lilerAKP’nin tutuklama terörüne karşıne bir politika üretiyor, ne bir mücadelegeliştiriyor, ne de önlem alıyor.Her ay yüzlerce kişi gözaltına alınıptutuklanıyor. BDP’liler adeta tutuklamasırasının kendilerine geleceğigünü bekliyor.Hayır, böyle taktik, böyle politikaolamaz. Bu Kürt milliyetçiliğinin düzenleuzlaşmacılığının geldiği noktadır.Taktik adına ilkesizlik meşrulaştırılmıştır.Askeri, siyasi, demokratikbütün politikalar hükümetledüzenleemperyalizmle uzlaşma üzerindekurulmuştur. Bunun için ideoloji,ilkeler önemli değildir. Uzlaşmapolitikasına hizmet eden herkesle anlaşıpher proğramı uygularlar. “Taktik”anlayışları bunu getiriyor.AKP iktidarı PKK’yi tasfiye etmekiçin, her türlü yöntemle saldırmayıkendinde meşru görüyor. Gerillayıhalktan tecrit etmeye çalışıyor. “Terörübitirmek” adına kimyasal silahlardahil her türlü yönteme başvuruyor.Kürt milliyetçi hareketi hala “barış”diyor. “Akan kan dursun” diyerekkendi mücadelesinin meşruluğunureddediyor. Kiminle barış? OligarşininKürt politikası bu kadar açıkken, oligarşiylebarışmak mümkün mü?Kürt milliyetçi hareketin milliyetçipolitikaları, ilkesiz, kuralsız eylemanlayışları kendi mücadelelerininmeşruluğunu yok etmiştir. Onun içinmücadelenin meşruluğu savunulamıyor.Ne olursa olsun “Akan kandursun” deniliyor. Ne demek “akankan dursun” “Akan kan dursun”demek, bugüne kadar verilen mücadeleninboşuna verildiğini söylemektir.Bunca bedel boşuna mı ödendi?Akan kan üzerinden politika yaparsanız,oligarşi de “Silahı bırak, kanakmasın” diyecektir. “Akan kanın”tek sorumlusu seni gösterecektir.Nitekim gösteriyor. Binlerce kişiyigözaltına alıp tutukluyor, onlar dateröre karışmasaydı, terörle bağınıkesseydi” diyor. “Terörü bitirmek”adına kimyasal silahlarla gerillalalarıkatlediyor.Kürt milliyetçi hareket ne yapıyor?Her koşulda oligarşiyle uzlaşmanınkoşullarını arıyor.BDP, mecliste oligarşinin burjuvapolitikacılarından farklı olarak neyapıyor? Düzen partilerinin demokrasicilikoyununun klasik didişmelerindenbaşka yaptığı bir şey yok.AKP, BDP’yi “terörle bağını kesmezsemeclisten atmakla tehditediyor. BDP’li Aysel Tuğluk BaşbakanErdoğan’ı “Kürdüyle, Türküyleherkesin Cumhurbaşkanıolacak tarihsel bir şahsiyet” olarakgörüyor.Bu düzenin nesine güveniyorsunuz?AKP’nin tüm saldırılarına rağmen“müzakereler sürsün” diyorsunuz...Sayı: 301Yürüyüş29 Ocak2012Birleşelim Örgütlenelim Güçlenelim15


Umur Talu’ya;Halkın Adaleti, SonuçlarıÇarpıtılamayacak Kadar NettirSayı: 301Yürüyüş29 Ocak2012Hırsızlık Yoksulluğun SonucudurHırsızlara Karşı Mücadele YoksulluğumuzaKarşı Mücadele İle Birlikte YürütülmelidirAnkara’da Hüseyingazi Mahallesi’nde faaliyet yürütenHüseyingazi Kültür Araştırma Derneği (HÜKAD), mahalledeyaşanan hırsızlık olaylarıyla ilgili olarak 8 Ocakgünü halk toplantısı düzenledi.Son zamanlarda yaklaşık 50 ev ve kömürlüğe girenhırsızlar, yoksul halkın malını çalıp, “Daha girmediğimiz13 ev kaldı, bekleyin geleceğiz.” şeklinde yazılı notlarbırakarak halkı tehdit etmeye başlamışlardı. Bunun üzerineHÜKAD üyeleri, kapı kapı dolaşarak, 1000 adet elDevrimci Halk Kurtuluş Cephesi,21 Ocak 2012 tarihinde 61 sayılı özelaçıklama yayınladı.Açıklamada, HaberTürk Gazetesiyazarlarından Umur Talu’nun 9Ocak 2012 tarihli "Hep o taşı öperek,hep o düşü görerek" başlıklı yazısındaSabancılar’ın cezalandırılması eylemindenhareket ederek gerçek dışı“iddia” ve “söylenti”lere gerçekleriçarpıttığını, Talu’nun daha önce2000 yılında da benzer çarpıtma yazılarıyazdığını kendisine iddia eddiğikonularda cevap verildiğini ancakTalu’nun buna rağmen bu tür yazılarıyazmasının bilinçsizlikten değil, birilerineyaranmak için bilinçli olarakSabancılar’ın cezalandırılmasına ilişkineylemi çarpıttığı söyleniyor.Özel açıklamada Umur Talu’yaşöyle deniyor: “Bir aydın, bir gazeteciyazdıklarının sorumluluğunu taşımakzorundadır.Kime ne anlatıyorsunuz? Kimlerene mesaj vermeye çalışıyorsunuz?Metin Göktepe'nin katledilmesineilişkin bir yazı yazmışsınız, ama devrimcileresaldırıyor, küfrediyorsunuz.Sizin niyetiniz gazeteci MetinGöktepe'nin neden öldürüldüğünü,kimlerin öldürdüğünü yazmak dadeğil. Amacınız patronlarınıza, iktidarayaranmak için devrimci hareketeçamur atmaktır.Birazcık namuslu olsanız MetinGöktepe'nin neden öldürüldüğünüyazardınız.Metin Göktepe'nin katledilmedenöncesini neden anlatmadınız?Devlet 4 Ocak 1996'da ÜmraniyeHapishanesi’nde DHKP-C tutsağıdört devrimciyi demir çubuklarla,kalaslar, coplarla vura vura katletti.Metin Göktepe hapishanede katledilendevrimcilerin cenaze törenindengözaltına alınan ve işkencelerdengeçirilen 500 kişiden birisiydi. Devletinişkencecileri tarafından katledildi.Ümraniye Hapishanesi’ndeki 4devrimcinin katledildiğini niye yazmıyorsunda dönüp dönüp Sabancılar'ıncezalandırılmasında karanlıknoktalar arıyorsun? Dört devrimcininkatledilmesini yazsan bu sefer "Hepkaranlık, hep iddia, hep kim kiminleve kim kimin elinde ya..." gibi ipesapa gelmez, cümleler kuramayacaksın.Sabancılar, 4 Ocak'ta devletinÜmraniye Hapishanesi’nde 4 devrimcininişkenceyle katledilmesinemisilleme olarak Ahmet Fazıl ÖzdemirSilahlı Propaganda Birliklerimiztarafından cezalandırılmıştır”Açıklamada ayrıca faşist Gün Sazak’ıncezalandırılmasına ilişkin debilgi veriliyor.ilanı ve 48 adet afiş ile halk toplantısının duyurusunu yaptılar.Hırsızlığın sebepleri üzerine konuşulan toplantıda, mahallehalkı hırsızlıklar karşısında polisin bir şey yapmadığınıanlatarak, “Kimi kime şikayet ediyoruz?” dediler.Dernek üyeleri, halkın sorunlar karşısında çaresiz bırakıldığını,bu düzenin halkın sorunlarını çözemeyeceğini,çünkü zaten o sorunu yaratanın da bu sömürü düzeniolduğunu ifade ettiler.30 kişinin katıldığı toplantıda, hırsızlık tehlikesi nedeniyleevlerinden çıkamadıkları için toplantıya gelemeyenmahallelilerin olduğu anlatıldı. Bunun üzerine 28Ocak’ta yeni bir toplantı düzenlenmesi ve bu toplantıyadaha fazla katılımın sağlanması kararı alındı.İşçiler Örgütlenme Hakkına,Sendikalarına Sahip ÇıkmalıdırDevrimci İşçi Hareketi (DİH),DİSK Genel Kongresi öncesinde başlattığıçalışmalarına 20 Ocak günüAnkara Yüksel Caddesi’nde yaptığı bildiridağıtımı ile devam etti. 200 adet bildirihalka ulaştırılırken; DİH’in nasıl birsendika istediği, nasıl bir DİSK istediğianlatıldı. 22 Ocak günü de, işçilerin yoğunolarak yaşadığı AnkaraHüseyingazi Mahallesi’nde30 adet afişleme yapıldı.Ankara'da DİH'liler, 25 Ocakgünü de Çankaya Belediyesi önünde50 adet broşür dağıttılar. Bu sıradasendikalı olan Çankaya Belediyesi çalışanlarıile yapılan sohbette işçilersendikalara güvensiz olduklarını;sendikalarının, sorunlarına duyarsızolduğunu söylediler.16Halk Düşmanı AKP’ye Karşı


İNANCIN ÖNÜNDE DAĞ DAYANMAZ ALEVİLER O DAĞI YIKACAKDevrimci Alevi Komitesi (DAK), 22 Ocak günü TaksimMeydanı’nda yaptığı eylemle “İnanç Özgürlüğü İstiyoruz”talepli kampanyalarını başlattılar. Eylem, kampanyahakkında bilgi vermek için yapılan açıklamayla başladı.Fatma Budak tarafından yapılan açıklamada, Alevilereuygulanan baskılara ve devletin asimilasyon politikasınadeğinildi. Budak; “Biz diyoruz ki, hiç kimse inançlarıyüzünden baskı altına alınamaz. Ve inanç özgürlüğümüzüancak tüm inançlardan halklarımızın ortak mücadelesiylekazanabiliriz… Bizler Kerbela’nın direngenliğiyleve Pir Sultanların uzlaşmazlığıyla savaşacağız.”diye konuştu.Yapılan açıklamadan sonra Galatasaray Lisesi’nekadar yürüyen DAK’lılar bildirilerini dağıttılar. Dağıtımesnasında halka seslenilerek inançlara özgürlük istendiğihaykırıldı. “Aleviyiz Haklıyız Kazanacağız”, “Kerbela’daHüseyin, Dersim’de Seyit Rıza, Sivas’ta Pir Sultan’ız”sloganlarının atıldığı eylem bildiri dağıtımının ardındanbitirildi. 22kişinin katıldığı bildiridağıtımında yaklaşık1000 bildiri halkaulaştırıldı.DAK, kampanyaçalışmalarını Mersin’dede, 23 Ocakgünü Hastane Caddesi’ndeyaptığı eylemlebaşlattı. MuratTürkmen’in yaptığı açıklamada, “Dün bizi Sivas’ta,Çorum’da, Maraş’ta, Uludere’de katledenler bugün Aleviliğinözünü yok etmeye çalışıyorlar. Bunu Alevi açılımıyalanlarıyla yüzyıllardır uyguladıkları imha, asimilasyon,inkar, katliam politikalarını sürdürerek düzenpartilerine yedekleyerek yapmaya çalışıyorlar.” denildi.“İnanç Özgürlüğü İstiyoruz” pankartının taşındığı eyleme,halk da destek verdi.Evlerimizi Korumanın Tek YoluÖrgütlenmek-DirenmektirAnkara Mamak’taki Akşemsettin Mahallesi'nde HalkCephesi tarafından “Kentsel Dönüşüm” saldırısına karşıhalk toplantısı düzenlendi.15 Ocak günü mahallede bulunan kahvehanede yapılanve “Kentsel Dönüşüm” yalanıyla evlerimizin yıkılmasınakarşı halkın bir araya gelmesini ve bilgilendirilmesiniamaçlayantoplantıya,Çağdaş HukukçularDerneği’ndenAv. Özgür Yılmazile Halk Cephesi’ndeniki kişi katıldı.Mahalleninkadınlarının da ilgisininyoğun olduğuhalk toplantısındaÖzgür Yılmaz,yıkımlara karşıhukuki açıdannasıl direnilebilineceğini anlattı. Halk Cepheliler ise, yıkımlaraancak yozlaşma ve yoksulluğa karşı olunduğuzaman direnilebileceğini ve ancak örgütlü bir halkın herbaskıya direnebileceğini söyledi. Yıkımlara karşı halkınmahallelerini ve kültürünü korumalarının tek yolunun evlerinesahip çıkmak olduğu anlatıldı.85 kişinin katıldığı toplantı; yıkımlara, yozlaşmayave yoksulluğa karşı her zaman birlikte mücadele edileceğibelirtilerek bitirildi.Ergene Evimiz, Aşımız, GeleceğimizdirKirletenlerden Hesap SoracağızTrakya Halk Komitesi’nin, “Ergene Trakya’dır. EmperyalizminÇöplüğü Olmayacaktır” kampanyası kapsamında21 Ocak günü Kırklareli’nde eylem yapıldı veel ilanı dağıtıldı.Kırklareli şehir merkezinde bulunan DingillioğluParkı’nda yapılan eylemde konuşan Mine Uçar, ErgeneNehri’nin temizlenmesi için mücadele edeceklerini belirterek,bu kirlilikten etkilenen tüm halkı da mücadeleyekatılmaya çağırdı.Eylem sırasında “Ergene Emperyalizmin Çöplüğü Olmayacaktır”,“Halkız Haklıyız Kazanacağız” sloganları atıldı.25 kişinin katıldığı eylemin ardından Trakya Halk Komitesi’ninönlükleri giyilerek hep birlikte el ilanı dağıtıldı.El ilanı dağıtımı esnasında halktan insanlar da tepkilerinidile getirdiler. “Sadece el ilanı dağıtmayın, yürüyüş deyapalım. Yürüyüş yaparsanız biz de geliriz. Memlektimizionlara vermeyelim, sahip çıkalım” dediler.Sayı: 301Yürüyüş29 Ocak2012Birleşelim Örgütlenelim Güçlenelim17


Polisin Devrimcilere Karşı Son Taktiği,Aileler Üzerinden Baskı Altına AlmakAilelerimizi Polisin Korkutmasınaİzin Vermeyecek, Onları Da ÖrgütleyeceğizAdana'da Siyasi Şube polisleri 23 Ocak günü 2 HalkCepheli’nin evlerine giderek tehditlerde bulundu. Hasan Farsak'ınevden çıkmasını bekleyen fırsatçı polis, babası OsmanFarsak’ı evde tek olarak yakalamış, ancak baba polislerieve almayınca, “En azından dışarı gel, biz valiliktengeliyoruz.” diyerek acizliklerini gösterdiler. Oğlunun ve kendisinin,“Füze Kalkanı Değil Demokratik Lise İstiyoruz”kampanyası ile Maraş Katliamı anmasına katıldığını ve devamederlerse başlarına kötü şeyler geleceğini söyleyen polislerebaba Farsak, oğlunun kendisinin karar verecek yaştaolduğunu ve asıl tehlikeli olanın Amerikan işbirlikçilerive AKP olduğunu söyledi ve polislerin araca binmeteklifini de reddederek onları kovdu.Aynı gün Sinan Hüseyin Yelaldı'nın evine de gidenpolis Yelaldı’nın annesini korkutarak, oğluna hakimolmasını yoksa onu tutuklayacaklarını söyledi.Sinan Yelaldı bu tehditler karşısında “Ben ne yapıpyapmayacağımı sizden öğrenmem. Ayrıca gittiğim derneğinne olduğunu sizden daha iyi biliyorum, yasal kurumlaragitmek ve yasal eylemlere katılmak suç değildir!”cevabını vererek polisleri susturdu.Adana Halk Cephesi, konuyla ilgili yaptığı açıklamadaşu değerlendirmede bulundu: “Adana polisini uyarıyoruz,tehditlerle bir yere varamayacaksınız! Düşünce veörgütlenme özgürlüğüne karşı her saldırının karşısındaduracağız, Amerikan işbirlikçisi vatan hainlerine karşı 42yıldır sürdürdüğümüz mücadelemiz de bunu kanıtlıyor.Biz kazanacağız!”Sayı: 301Yürüyüş29 Ocak2012Devletin Güler Zere’yiKatlettiğiniDuymayan KalmayacakGüler Zere ve hasta tutsaklar için verilen mücadeleninanlatıldığı, yönetmenliğini Av. Oya Aslan’ın yaptığı“Damında Şahan Güler Zere” belgeselinin gösterimlerisürüyor.Belgesel 20 Ocak günü Tekirdağ Eğitim-Sen’de gösterilirken;22 Ocak günü de Okmeydanı Haklar ve ÖzgürlüklerDerneği’nde izlendi. Okmeydanı’nda 25 kişininkatılımıyla izlenen belgeseli, Tekirdağ’da ise 15 kişiizledi. Tekirdağ’daki gösterime katılan Oya Aslan, filmineden yaptığını anlattı. Aslan, "Umutsuzluğun yaygınlaştırılmakistendiği bir zamandayız. Umutlu olmalıyız.Çocuklarımıza TüketimiDeğil Üretimi ÖğreteceğizEmek Vermeyi ÖğrenecekBizim ÇocuklarımızBu film benim ilk denemem. Ben bir sinemacı değilim.Güler Zere'nin avukatıyım. Sinemayı seviyorum ve busürecin geleceğe anlatılması gerektiğini düşünüyorum.Aslında bizi en iyi biz anlatırız. O nedenle hepimiz mücadelemizinbir yerini çeşitli araçlar kullanarak anlatabiliriz."diye konuştu. Karşılıklı soru-cevapların ardındanprogram bitirildi.Belgesel, 28 Ocak günü de Dersim’in Hozat ilçesindekiHozat Belediyesi Düğün Salonu’nda gösterilecek.Güler Zere Halk Kitaplığı tarafından düzenlenen gösterimöncesinde Dersim'de bildiri dağıtımı ve afişleme yapıldı.Tunceli Üniversitesi'nin Hozat kampüsünde de belgeselinduyurusu yapıldı ve Grup Yorum İnönü konserininDVD’si izlendi. Ayrıca 50 tane Halk Gerçeği dergisiHozat halkına ulaştırıldı.Ankara Mamak'ta bulunan İdilcan Kültür Merkezi,Halk Okulu çalışmalarına başladı. İdilcan Halk Okulu çalışanlarıilkokul çağındaki çocukların derslerine yardımediyor, onlarla resim yapıyor, film izliyor, kitap okuyup,türkü öğretmeye çalışıyor.25 Ocak günü, 3 yaşından 12 yaşa kadar 8 çocukla başlayanhalk okulu çalışması kapsamında, sabah çocuklarınderslerine yardım edildi. Ardından dışarıya çıkarakDevrimci Kardan Adam yaptılar. Çocuklardan biri, kardanadamın boğazına asılan Kızıldere fularına bakıp, Kızıldereneresi diye sordu. Mahir anlatıldı çocuklara, onlarıngüzel gülüşleriyle dolu bir dünya yaratmak istediğiiçin şehit düştüğü...Daha sonra bir kısmını kendi emekleriyle yaptıklarıfilm gösterimine davetiye kartları, çocuklar tarafından kapıkapı gezilerek mahallenin diğer çocuklarına ulaştırıldı.Bir apartmanın önünde çocukları elinde el ilanıyla görenbir teyze, ne yaptıklarını sordu. İdilcan Halk Okulu çalışanları,çocuklarla birlikte yaptıkları çalışmaları anlattı.Teyze, bunları parayla mı yapıyorsunuz diye sordu. Gönüllülüktemelinde yapıldığını öğrenince, “Sizin sayenizdeher şey daha güzel olacak. Lütfen, hepiniz evime gelin,kahve ikram edeyim size.” diyerek sahiplenmesini gösterdi.Apartmanda çocuk olan evleri göstererek onlara dagidilmesini söyledi.Yollarda karşılaşılan insanlara el ilanı uzatan çocuklar,insanların ilgisini çekti.Kollektif yaşamayı, emeği öğretiyorlar çocuklara. Birlikteizleyecekleri bir filmin çalışmasını kapı kapı yapançocuklar, emeğin değerini anlıyorlar. 28 Ocak günü, saat12.30 da İdilcan Kültür Merkezi'nde “Bir Böceğin Hikayesi”filmi gösterilecek.18Halk Düşmanı AKP’ye Karşı


Siz Saldırdıkça Biz Örgütleneceğizve Tükeneceksiniz Saldırdıkça...Tanıyacaksınız Küçükarmutlu’yu!Küçükarmutlu Sevcan’dır,Gülsüman’dır, Şenay’dır,İpek Yücel’dir, MustafaBektaş’tır, Canan’dır,Zehra’dır!.. Çocuğuyla,annesiyle, gerillasıyla,Dev-Genç’lisiyle,Halk Kurtuluş SavaşçısıylaKüçükarmutluVATANDIR!DİRENİŞTİR!Küçükarmutlu HALKINDIR!Vatan da, halk da, direniş de,ZAFER DE BİZİMDİR!24 Ocak 2012 sabah saat 05.00sıralarında İstanbul Küçükarmutlu’da,Armutlu halkı polis terörü ile uyandı.Birçok evi basarak terör estiren polisZeynep Yıldırım, Haydar Yıldırım,Çiğdem Yakşi, Cengiz Karaca, MetinDoğan, İbrahim Doğan, Ümit Çimen,Hasan Ferit Gedik, Coşkun Özdemir,Celal Alpgündüz, Salih Çağın Kul,Delil Doğan, Ulaş Aslan, Ali Can veSadık Şenbaba'yı gözaltına aldı. Basılanevler ve işyerleri arama gerekçesiyletalan edildi. Yürüyüş dergisimuhabiri Tahsin Sağaltıcı da haberyapmak için gittiği Armutlu'da, aranmasıolduğu gerekçesiyle gözaltınaalındı. Böylelikle gözaltına alınanlarınsayısı 16 oldu.AKP iktidarı, muhalif kesimlerepeş peşe yaptığı baskınlarda halkısindirmeye çalışıyor. Hapishanelerdetecritle, yoksul mahallelerde yıkımve yozlaştırma ile halka saldırıyor.Karşısında direnen hiçbir gücün kalmasınıistemiyor. Armutlu’ya yapılanbaskında da bu sindirme saldırısınındevamıdır. Bu baskın İstanbul’da yıkımhazırlıklarının ilk aşamasıdır.AKP iktidarı halkın evlerini yıkmakiçin önce halkın öncülerini devrimcilerietkisiz hale getirmeyi hesaplıyor.Gözaltına alınanlardan Salih ÇağınKul’un ikameti belli iken, AKP’ninpolisi, Kul’un akrabalarına ait olan3 evi aynı anda basmıştır. Amaçkorku yaymak ve aileyi sindirmektir.Ama başaramayacaklar! Bu halk evleriniyıktırmayacak ve o yıkmak istediğinizgecekondulardan gelip villalarınızdagırtlaklarınıza çökecek.Aynı gün, baskınların ardındansaat 14.30'da Armutlu Cemevi önündetoplanan Halk Cepheliler ve mahallehalkı, mahalle içerisinde yürüyerekbaskını protesto etti. “Baskılar BiziYıldıramaz”, “Mahallemizde Uyuşturucuya,Fuhuşa, Yozlaşmaya İzinVermeyeceğiz, Gözaltılar Bizi Yıldıramaz”pankartının taşındığı yürüyüşünardından yapılan açıklamada"Mahallemizin kuruluşundan beri çetesiyle,fuhuşuyla, uyuşturucusuylahiç eksik olmadılar mahallemizden.Asıl korkularını hepimiz biliyorduk.Bu mahallenin örgütlü olmasındankorkuyorlardı aslında... Bu baskınYıkımlara Karşı Halk Komitesi’neyapılmıştır. Bu baskınlar hırsızlığakarşı mücadele komitelerimize yapılmıştır.Bu baskınlar uyuşturucusatıcılarının adına onlar için yapılmıştır."denildi. Ayrıca, gözaltılarserbest bırakılana kadar İstanbul EmniyetMüdürlüğü önünde oturma eylemiyapılacağı bilgisi verildi.Açıklamanın ardından evleri basılan,çocukları gözaltına alınan ailelersöz aldılar. Çocuklarının mahalledeyıkımlara karşı mücadele ettikleriiçin gözaltına alındıklarını söyleyerek,çocuklarıyla gurur duyduklarını vesonuna kadar çocuklarının yanındaolacaklarını dile getirdiler. Eylemsloganlarla sona erdi ve oturma eylemininyapılacağı Vatan'a doğruyola çıkıldı.Vatan’daki Emniyet Müdürlüğü’negötürülen 16 devrimci için Halk Cepheliler,Vatan önünde oturma eyleminebaşladılar. Gözaltına alınanların yakınlarınında katıldığı oturma eyleminde“Baskılar Bizi Yıldıramaz”pankartı açıldı. Eylemin gerekçeside yapılan açıklamayla halka anlatılırken;Halk Cepheliler, gözaltındakiarkadaşları serbest bırakılana kadarEmniyet Müdürlüğü önünde oturmaeylemi yaparak nöbet tutacaklarını,mahallelerini ve arkadaşlarını sahiplenecekleriniduyurdular.Ardından 25 kişinin katıldığı eylem,halaylar çekilerek, sloganlar atılarakdevam etti. Gözaltına alınanlarbırakılana kadar Vatan önündeki nöbetindevam edeceği bildirildi. Buarada 24 saat avukat yasağı konulangözaltıların dosyasına gizlilik kararıkonulduğu öğrenildi.Baskınlar Protesto EdildiTAYAD’lı Aileler 24 Ocak günüyaptıkları yazılı açıklamada polis terörünüşu sözlerle protesto ettiler:“Küçükarmutlu Mahallesi direnişlerlekurulmuş, tarihi boyunca da direnişleretanık olmuş bir mahalledir. Tecritekarşı mücadelenin en ön saflarındaSayı: 301Yürüyüş29 Ocak2012Birleşelim Örgütlenelim Güçlenelim19


yer almıştır. Her karışında evlatlarımızınkanı-canı pahasına yaratılandeğerler vardır. Tecrite karşı bedenleriniaçlığa yatırarak şehit düşenTAYAD’lı analarımız Şenay’ların,Gülsüman’ların mahallesidir. Direnişmahallesini baskı, gözaltı ve saldırılarlasindiremeyeceksiniz.”Ankara Halk Cephesi de polisbaskınlarını protesto etmek için aynıgün eylem yaptı. Eylemde okunanaçıklamada, AKP iktidarı dönemindene zaman demokratikleşme sözü söylensehemen mahallelerimize, derneklerimizehelikopterlerle, silahlarlabaskınlar yapıldığı söylendi. KüçükarmutluMahallesi’nin baskınlar,gözaltılar ve tutuklamalarla bitirilemeyeceğinibelirten Halk Cepheliler,“Bütün derneklerimizi bassanız da,ki bastınız, bütün arkadaşlarımızı tutuklasanızda, ki çoğu tutsaktır, bizibitiremezsiniz. Bizim köklerimiz halkımızıniçindedir. Bizi yok etmekiçin bütün halkı yok etmeniz gerekiyor.Yapamazsınız, yok olacak olan,bitecek olan sizsiniz. Bütün gayrimeşruluğunuzlasiz biteceksiniz. Tarihihalklar yazıyor, tarihi biz yazacağız.”diyerek eylemlerini bitirdiler.45 kişinin katıldığı eylemde “HalkızHaklıyız Kazanacağız”, “GözaltılarSerbest Bırakılsın”, “KahrolsunFaşizm Yaşasın Mücadelemiz”, “Adaletİstiyoruz” sloganları atıldı.Dersim Halk Cephesi de yaptığıyazılı açıklamada, “Derneklerimizi,evlerimizi basıyor, gözaltına alıyorlar.‘Tamam, bu defa bitirdik” demelerinekalmadan çıkıyor bir genç, mahalledenbir amca, bir teyze yıkılmış dökülmüşderneği toparlamaya başlıyorlar.Alelacele yazıldığı her halindenbelli bir pankart asıyorlar derneğinkapısına BASKILAR BİZİ YILDI-RAMAZ diye. Belki çoğu zamanönünden geçerken bile çekinmişlerdirama şimdi sahipleniyorlar o derneği.İşte bundandır düşmanın onca saldırıyarağmen Cepheliler’i bitiremeyişi.”denildi.Trakya Halk Cephesi de “Armutluhalkına boyun eğdiremeyeceksiniz!Birgün o villalarınızı bir bir başınızayıkacağız! Korkun! korkun büyüyenaçlığımızdan büyüyen öfkemizden!Haksız hukuksuz bir şekilde gözaltınaalınan 13 devrimci ve 1 Yürüyüş dergisiçalışanının serbest bırakılmasınıistiyoruz!” açıklamasında bulundu.Sayı: 301Yürüyüş29 Ocak201220VAN'DA DEPREMDE ÖLEN, ÇADIRDAYANAN BİZİZ, YAKAN DEVLETTİR!DAYANIŞMAMIZLA VAN HALKININ YANINDAYIZ23 Ekim ve 9 Kasım'da yaşananVan depremlerinden sonra Van halkınınsağlıksız koşullarda kalmayamecbur bırakılarak nasıl ölüme terkedildiğini teşhir etmek için TAYAD’lıAilelerin örgütlediği battaniye ve çorapkampanyasında toplanan yardımlar21 Ocak günü Van’a götürüldü.TAYAD’lı Aileler öncesinde, 18Ocak günü AKP il binası önünde birbasın açıklaması okuyarak eylemyaptılar.Açıklamanın ardından 5 dakikalıkoturma eylemi yapan TAYAD’lılar,üzerinde Van depreminin fotoğraflarınınbulunduğu temsili bir de çadıryaktılar.20 Ocak günü de, Van halkı içinbir aydır topladıkları çorap, battaniyevb. eşyaları göndermek üzere saat11.30’da Okmeydanı Sağlık Ocağıönünde toplanan TAYAD’lı Ailelerburada bir eylem gerçekleştirdiler.Eylemde Van halkı için yaptıklarıbir aylık kampanyaçalışmalarınıanlatan TAYAD’lılaradına Sezai Demirtaştarafındanbir açıklama yapıldı.“Depremde,Çadır Yangınlarında,Soğukta DonarakÖldürenDevlettir! VanHalkıyla DayanışmamızıBüyütelim-TAYAD’lıAileler”pankartınınaçıldığı eylem, “Kahrolsun FaşizmYaşasın Mücadelemiz”, “Van HalkıYalnız Değildir” sloganları atıldıktansonra bitirildi. Eylemin ardındanVan’a doğru yola çıkmayı planlayanaileler, aracın kaza yapması nedeniyle21 Ocak günü yola çıktılar.TAYAD’lılar Van halkı için 1 ayboyunca topladıkları 1 kamyon yardımmalzemelerini 22 Ocak akşamıHalk Düşmanı AKP’ye Karşı28 saatlik yolculuğun ardından geçsaatlerde Van’a ulaştı. Van’da, kışınzor koşulları ve halka ulaşımın zorşartları nedeniyle düzenlemek istedikleriprogramı gerçekleştiremeyenheyet, yardımları Van Belediyesi’neait depoya teslim etti ve o geceVan’lıların misafiri oldu. TAYAD’lılarertesi gün yola çıkarak 24 Ocakgünü saat 15.30’da İstanbul’a vardılar.


Ders:Demokratik Aile (2)Merhaba Yürüyüş okurları. Demokratikaile konusuna geçen hafta kaldığımızyerden devam ediyoruz.Devletin ailelerimizin bilinçsizliğini,geri yanlarını devrimci mücadeleye karşıkullandığını anlatmıştık. Peki BilinçsizlikOnları Masumlaştırır mı?Mücadelemizde devrimcileriengelleyen en önemli anlayışlardanbiri: "Aileler bilinçsiz" anlayışıdır.Bu devrimcilerde yanlış birhoş görüye neden oluyor. Ailelerinzaaflarının, düzenden edindiğiideoloji ve kültürün üzerineyeterince kararlı gidilmiyor. En olmazşeyler için bile "ailedir yapar"gibi onaylayan bir tutumtakınılıyor. Devrimciliğimize hiç deyakışmayacak şekilde bütün inisiyatifailelere bırakılıyor. Onlar suçlayan,biz katlanan... Onlar eleştiren, bizsavunan konumda oluyoruz. Bu yaklaşımtemelden yanlıştır. Böyle yaklaşanlarbilmelidirler ki aileler konusundakimücadeleyi baştan kaybetmeyemahkumdurlar.Bu arkadaşlar her şeyden öncemutlak bilinçsizlik diye bir şeyin olmadığınıbilmelidirler. Bu insanın doğasınaaykırıdır. Her insan belli bir bilincesahiptir. Önemli olan bunun hangisınıfın bilinci ve kültürü olduğunu,hangi sınıfa hizmet ettiğini ortayakoymaktır. Biz bilinçsizdir diye avunurken,ailelerin bu konuda son derecebilinçli davrandıklarını, hatta çok etkilisöylemlerle bizleri etkilemeye çalıştıklarınıgözden kaçırıyoruz. Örneğin:"Oku da adam ol" derler. Ne anlamageldiğini daha önce inceledik.Tekrar üzerinde durmayacağız. En militandüzen yanlıları ise "bunlar devletintemeline dinamit koyuyorlar"Ailelerimizi DüzeninÇıkarlarına HizmetEder KonumdanÇıkarmalı,Devrime Hizmet EderHale Getirmeliyiz!diye ortaya çıkar.Cephedenevladına karşıtavır alır. İhbaretmekten bileçekinmez. Bunlarıntavrı çokaçık olduğundanbunun üzerindedurmayacağız.Başka bir örnek: “Akıllı ol" derlermesela. Bununla kastedilen nedir?Herhalde sömürücülere, zalimlere karşımücadelede akıllıca davran demekdeğildir. Tam aksine kendi çıkarını düşün,bencilce davran, saflığı, temizliği,halkı, vatanı bir tarafa bırak, senkendini kurtarmaya bak, sömürüyekarşı mücadele edeceğine elinden geliyorsasen de sömür demektir. Bu anlayış,burjuva ideolojisinden başkanedir? Evet, onlara sorun: "akıllı ol"dan kastınız nedir diye. Size bunlardanbaşka bir şey anlatmayacaklardır. Bununneresi bilinçsizlik, neresi masum?..Bu söylemin, biraz ilericilik bulaşmışaileler tarafından kullanılan şekliise, "ileri gitme, öne çıkma" şeklindeolanıdır... Onun çocuğu öne çıkmamalıdır,akıllı davranıp arkalarda kalmalı,başkalarını öne sürmeli, kendinikorumalıdır... Yani devrimcilik yapsada bunu sahtekarca yapmalı, üçkağıtçılığınıöğrenmeli, mücadelenin çıkarınıdeğil kendi bencil çıkarını öndetutmalıdır...Bu anlayışın altında da yine çirkinburjuva kültür ve ideolojinin olduğunugörürsünüz yani... Bu da ne bilinçsizliktir,ne masumluktur. Ve bunları hiçhafife almayalım.‘90’ların başında keşfedilen "akıllısolculuk " vardır. Yani düşmanın çizdiğisınırlar içinde “solculuk” yapmak.Düşman devrimci mücadeleyi engelleyemediğinoktada, reformizminönünü açıp devrimcilere “yapıyorsanızböyle devrimcilik yapın” demiştir. Ailelerimizdebizim devrimciliğimizeengel olamadığı noktada aynı şeyiyapmaktadır.Yine aileler “nereye kadar evladım,devrimciliğin sonu yok" derler.Bunun üzerinde ayrıca duracağız.Denilebilir ki bu aileler devriminkendi çıkarına olduğununbilincinde değildir, düzenin gerçekniteliğini anlamamışlardır.Bilinçsizlik denilen budur. Amabu da bir yere kadar... Bu anlamdabilinçsizlik bir meziyet dedeğildir.Aile bağını da geride bırakankorku, bencillik, sinmişlik bütünçıplaklığı ile ortaya çıkar. Ailenintemelini oluşturan, sevgi,saygı, vefa, sahiplenme gibikavramlar yok olur gider... Aile dayanışmasıbir tarafa atılır... Düşmandanduyduğu korku her şeyin önüne geçer.Ailelerin devrimci evlatlarının mücadelesineengel olmak için ileri sürdüğühangi gerekçeyi ele alırsanızalın, bunların altında düşmandan duyduğukorkunun yarattığı bencillik vardır.Buna karşı mücadele etmeden,ailelerimizi düşmanın ideolojik etkisialtından kurtarmadan ailelerimizinbize karşı, hem de bizim ‘iyiliğimize’sandığı düşman faaliyeti yürütmesininönüne geçemeyiz.Devrimciliğin mi Sonu Yok,Sıradan Yaşamın mı?Ailelerin en çok karşımıza çıkarttığısöylemlerden birisi "Bu işlerinsonu yok, devrimciliğin sonu yok"söylemidir.Bu söylemi en çok gözaltında işkencecilerdenduyarız. Bizi inaçları-Sayı: 301Yürüyüş29 Ocak2012Birleşelim Örgütlenelim Güçlenelim21


Sayı: 301Yürüyüş29 Ocak2012Bütün bunlara rağmen ailebağını devrimin gücünedönüştürebilir miyiz? Evet,dönüştürebiliriz. Daha öncedeifade ettiğimiz gibi bu konuda birçok olumlu örnekler vardır. TAYADgibi kurumlar vardır. Önemli olanailelerle ilgilenmeyi, onlarıörgütlemeyi sadece hapishaneyedüştüğümüzde değil, her zamanbir sorun olarak önümüzekoymaktır.mızdan, değerlerimizden uzaklaştırmayaçalışırlar. Devriminolamayacağına inandırmayaçalışırlar. Hatta şunu da söylerler:“Hani devrimin olabileceğinibilsek bizde seninle birlikteoluruz. Biz de sizin kuracağınızdevletin polisi oluruz.Bak akşama kadar biz de sömürülüyoruz.Anamız ağlıyor.Ama devrim olmaz. Bak, devriminyapıldığı koca SovyetlerBirliği bile yıkıldı. Bırakın buişleri. Kendinize yazık etmeyin.Bu işlerin sonu yok...” Bu sözleriişkencecilerden çok duyduk.Sonuç alamayınca bu seferbaşka bir polis başka bir yöntemleseni teslim almaya çalışır. Ne büyükbenzerliktir ki neredeyse kelimesi kelimesineaynı söylemleri ailelerimiz söyer.“Bak oğlum/kızım, geçmişte biz deyaptık. Bir yürüdük mü yüzbinler yürürdü.Hani ne oldu? Devrimi yapabilseydikbiz yapardık. 12 Mart, 12 Eylülsilindir gibi ezdi geçti bizi. Sosyalizmmi kaldı, Sovyetler dağıldı, bütündünyada yıkıldı... Devrimin olacağınıbilsek biz de sizinle birlikte oluruz. Amayok, bu işlerin sonu yok...”Aynı şekilde, bu söylemlerin bizimüzerimizde etkisi olmamışsa ailelerimizde hemen başka bir taktiğe başvururlar.Bu konuda ailelerimiz hayal edemeyeceğinizkadar yaratıcı olurlar.Oysa “sonu olmayan” devrim mücadelesideğildir. Sosyalist sistemin yıkıldığı‘90’lardan bugüne geçen süreçok açık göstermiştir ki, dünya haklarınıaçlığa, sefalete götüren emperyalistsömürü düzenidir. Dünyayı kan gölüneçeviren emperyalizmdir. Sosyalizmin,devrimin dünya hakları için nekadar zorunlu olduğu her geçen günkendini çok daha açık ortaya koymaktadır.Kaldı ki, toplumsal mücadeleler kişininyaşamından ibaret değildi. Yapılanher şey sınıf mücadelesinde düşmanaya da halkların kurtuluş mücadelesinehizmet eder. “Benim görmeyeceğimdevrimi ben ne yapayım”düşüncesiyle hareket edilemez. Sömürü,yağma, talan, soygun, zulüm düzeniçıplak olan gerçektir. Yüzlerce örneklebu gerçeği gösterebiliriz. Biz busömürü ve zulüm düzeninin neresindeyer almalıyız? Bir avuç sömürücü asalağındışında halktan hiç kimse sömürüve zulüm düzenini onaylamaz. Bizimailelerimiz de 73 milyon halkımızdanbirisidir. Sorun bizim ailelerimizleolan mücadeledeki kararlılığımızdır. Aile Bağını DevriminGücüne Dönüştürelim!Bütün bunlara rağmen aile bağınıdevrimin gücüne dönüştürebilir miyiz?Evet, dönüştürebiliriz. Daha öncede ifadeettiğimiz gibi bu konuda bir çokolumlu örnekler vardır. TAYAD gibikurumlar vardır. Önemli olan ailelerleilgilenmeyi, onları örgütlemeyi sadecehapishaneye düştüğümüzde değil,her zaman bir sorun olarak önümüzekoymaktır. Böyle düşünüldüğündeTAYAD örneği hayatın her alanına yayılacaktır.Aileler bunun için gerekli potansiyelesahiptir. Her şeyden önce emekçiinsanlardır. Bizim ailelerimizdir.Düzenle objektif olarak bir çok çelişkiyaşamaktadırlar. Bunun yanındaher ne kadar kapitalizmin kirine pasınabulaşsa da, onun tarafından boğulsada, aile ilişkilerinde sevgi, saygı, bağlılık,vefa gibi olumlu duygular ve buduyguların yarattığı aile dayanışmasıvarlığını korur. Bunlar tamamen yokedilemezler. Ailelerin deyimiyle söylersek;çocuklar "ciğerdir"... Canın birparçasıdır... Bu duygularla, özellikle evlatlarımağdur durumda kaldığındasahiplenme duygularıartar. Bizim aile ilişkilerinde tutunacağımızve geliştireceğimizde bunlardır... Bunları toplumsalbilinç ve örgütlülüğün gücüylebirleştirebildiğimizde nasıldirengen, başeğmez bir mücadeleninortaya çıktığını görüyor,yaşıyoruz.Bu bir mücadele sorunudur.Sınıf mücadelesinin aileler cephesindede yürütülmesi sorunudur.Hiç unutmamalıyız ki,aileler cephesinde de bu mücadeleniniki tarafı vardır. Düzenve devrim tarafı... Ailededüzeni hangi duygular, davranışlar,düşünceler temsil ediyor, devrimi hangileri;bunu iyi çözümlemek ve gerekentavrı takınmak lazım. Düşman düzentarafını kullanmaya çalışır, bizdevrim tarafını geliştirmeye ve güçlendirmeyeçalışırız. Kimin galip geleceğiher şeyden önce hangi tarafındaha kararlı olduğuna bağlıdır.Bu mücadelenin öncüsü gençlik olmalıdır.Çünkü gençlik ailenin en dinamik,yeniliğe en açık unsuru olduğugibi, aile baskısıyla en çok karşı karşıyakalandır. Ailenin diğer unsurları isedaha çok geleneksel ilişkileri korumaeğilimindedirler.Bu mücadelede takınmamız gerekenilk tutum, kararlılıktır... Aileye devrimciyolumuzda yürüyeceğimizi, bizibu yoldan hiçbir gücün döndüremeyeceğinibütün kararlılığımızla hissettirmektir.Ailelerimiz sonuçta faşist düzendeyaşıyorlar. Bu düzenin nasıl bir düzenolduğunu biliyorlar. Bir çok aile tartıştığımızdabize hak da verir. Düşüncelerimizindoğru olduğunu da söylerler.Ancak buna rağmen esas olarakailelerin bize karşı çıkmalarının nedenidüşmandan duydukları korku ve kaygılardır.Yaşayarak görmüşlerdir; ülkemizdedevrimcilik işkenceleri, gözaltıları,tutsaklıkları, kaybedilmeyi,şehitliği göze almak demektir. Bu gerçeklikiçinde ailelerin “sahiplenme”duyguları bizi devrimcilikten uzaklaştırmakiçin çalışmaktadır. Ve bu“sahiplenme” düşmanla işbirliğine ka-22Halk Düşmanı AKP’ye Karşı


dar gidebilmektedir. Ki, düşmanda bu yönde çok sistemli,programlı bir çalışma yürütmektedir.Bizim yapmamız gerekende ailelerimizle çok daha kararlı,bilinçli ve sistemli bir mücadeleyürütmektir.Ailelerimizin bilinç düzeyi neolursa olsun, sorunu çözecekolan biziz. Ailelerimiz bize devrimciliğibıraktırmaktan hiç vazgeçmeyecektir.Bizi ne kadarçok sahipleniyor gözükseler bilebizde küçücük bir tereddüt gördüklerindebize devrimciliği bıraktırmakiçin fırsat kollayacaklardır.Bu konuda ailelerimiz bizi en iyi tanıyanlardanbirisidir. Sürekli açığımızıkollayacaklardır. Biz ailemizi örgütlemiyorsak,aile bizi düzene örgütleyecektir.Bizim onların istediği yola gireceğimizedair umutlarını bitirmeliyiz.Aileyle mücadele bir savaş gibidir. Ailenintüm çabası sana devrimciliği bıraktırmaktır.Sen kararlı, inançlı meşrulukladüşüncelerini, mücadeleni savunduğunsürece, aile bir adım geri atıpseni bulunduğun noktada tutmak isteyecektir.“İlla en önde yürümen mi gerekiyor,biraz ortalarda yürü” diyecektir.Öğrenciysen eğer, “tamam, devrimcilikyap, ama derslerine de çalış. Okulunuda bitir” diyecektir. Okulunu bitirmişseneğer, “Tamam devrimcilikyap, ama bir işe de gir çalış, işsiz, güçsüz,aylak devrimci mi olur” diyecektir.Çalışan bir işçi misin, “işinden atılırsaneve kim bakacak” der. Devrimciliğibırak demeye cesaret edemeyebilir.Ama alttan alta seni evlendirmeyeçalışır. Sende düzene döndürecek birzaaf arar. Gösterilecek en küçük bir tereddütaileyi umutlandıracak, devrimciyidüzene çekmek için çabasını ikimisli artıracaktır... Bu konuda ailelerçok inatçıdırlar... Yıllarını devrimci mücadeleyevermiş insanlarımızı bile yollarındandöndürmek için çabayı eldenbırakmazlar. Gördükleri en küçük biraçığı değerlendirmeye çalışırlar.Bu savaşta biz devrimcilikte kararlıolduğumuz sürece, aileyle mücadeleyibir an olsun bırakmadığımız süre-Bu konuda ailelerimiz bizi eniyi tanıyanlardan birisidir.Sürekli açığımızıkollayacaklardır. Biz ailemiziörgütlemiyorsak, aile bizidüzene örgütleyecektir.Bizim onların istediği yolagireceğimize dair umutlarınıbitirmeliyiz. Aileyle mücadelebir savaş gibidir.ce ailelerimiz geri adım atacaklardır. Kafalarındadevrimciliğimiz meşrulaşacaktır.Bize devrimciliği bıraktırmak içinsöyledikleri her şey birer bahanedir. Başlangıçtabunu kabullenemeselerde zamanlabizim devrimciliğimizi kabulleneceklerdir.Düşüncelerimizi, inançlarımızı,mücadelemizi her koşuldasahiplenmemize, kararlılığımıza, saygıda duyacaklardır. Ailelerimiz bizdedevrimciliği “geçici bir heves” olarakgördükleri sürece bizim ailelerimizidönüştürmemiz söz konusu olamaz.Ailelerimizle olan mücadelemizaynı zamanda onları mücadelemizin birparçası yapma mücadelesidir. Ailelerimizhalkın bir parcasıdır. Devrimcimücadeleye katacakları mutlaka bir şeyvardır. Yapabilecekleri mutlaka bir işvardır. Onlar bizim mücadelemize karşıçıkarken dahi biz onları mücadelemizinbir ucundan tutturmalıyız. Bunuyapmıyorsak ailelerimizi mücadelenindışında görüyoruz demektir. Bu durumdadüşmanın ailelerimiz üzerindekipropagandası daha çok etkili olacaktır. Soruna ÖrgütlüYaklaşılmalıdırHer sorunda olduğu gibi bu sorundada örgütlü hareket etmeliyiz. Demokratikaile mücadelesi kendiliğindenciliğebırakılmamalıdır.Sorunun ne kadar ciddi olduğunu,özellikle gençliğin devrimci mücadelesindene kadar engel teşkil ettiğini heran yaşıyor, görüyoruz. Burada sadecekaba ve fiili engeller de söz konusu değildir.Bundan daha da önemlisi, bir çokgencin ailelerle boğuşma içinde enerjisininönemli kısmını tüketmesi,bunun psikolojik etkisialtına girerek verimliliğini eksiltmesidir.O halde buna denkdüşen bir ciddiyetle politikalarüretmek, örgütlenmek ve pratikiçinde olmak gerekir.Örgütlenmede ilk adımolarak gençlik bünyesinde,"Aile Baskısına Karşı MücadeleKomisyonu" kurulabilir.Bu komisyon devrimci-demokratailelerden de birilerialınabilir. Veya onların danışmanlığınabaşvurulabilir.Bu komisyonun ana görevi, gençliğiaile baskısı ve buna karşı mücadelekonusunda eğitmek, demokratik ailemücadelesine öncülük etmek ve bukonuda gençliği bilinçlendirmek, aileleriyleciddi, mücadelenin önündeengele dönüşen sorunlar yaşayanlarındurumuna müdahale ederek çözümlerüretmek, aile baskısı nedeniyle eviniterketmek zorunda kalanlara kalacakyer bulmak, maddi ihtiyaçlarınıkarşılamak için belirli bir fon oluşturmakvb. olarak sıralanabilir. Bu komisyonunmücadelesi ve ilişkilerigeliştikçe "Demokratik Aile İçin MücadeleDerneği" gibi daha organize vedaha bağımsız örgütlenmeler de ortayaçıkarılabilir. Bütün bunlar mevcutyöneticilerin bu sorunla uğraşmaması,çözmek için çaba sarfetmemesianlamına gelmez. Aile sorunuher zaman gündemde olan bir sorundur.Önemli olan sorunu örgütlübir mücadele perspektifi ile ele almaktır.Bu konudaki örgütlenmelerimizsadece aile baskısına karşı bir savunmayıhedefleyen değil, aileleri dönüştürmeiddiasının sahibi olmalıdır. Buöyle bir iddia olmalıdır ki, bugün çocuklarınınmücadelesinin önünde engelolarak duran anaları, babaları, "Faşizmeve emperyalizme karşı mücadeleetmezseniz sütümü, hakkımı helal etmem"diyecek konuma getirmeyi hedeflemelidir...diyoruz ve bu konudakiyazı dizimizi burada bitiriyoruz.Haftaya başka bir konuyla yinebirlikte olmak üzere hoşçakalın.(Bitti)Sayı: 301Yürüyüş29 Ocak2012Birleşelim Örgütlenelim Güçlenelim23


Sayı: 301Yürüyüş29 Ocak201224Evrensel'in Devrimcileri Yok SaymasınınNedeni;Ülkemizdeki DevrimMücadelesinden DuyduğuRahatsızlıktır!Evrensel Gazetesi“emek”ten yanagünlük bir gazete olma iddiasındadır.Ancak Evrensel’in habertarzı bu iddiasına denk düşmektenbir hayli uzaktır.Evrensel’in haberlerinde devrimcilereyer yoktur. Çünkü Evrenselve EMEP devrime, devrimcilere uzaktır.O zaman sorarlar; günlük gazeteolmanın gereğini neden yerine getirmezsin?Habercilik anlayışı gerçekleriyok saymak mıdır?Devrimcilerin yok olmasını nedenistersin?Aşağıdaki iki haber Evrensel Gazetesi’ndeaynı gün ve aynı sayfadayan yana yayınlandı:“Eğitimde adalet istediler. LiseliDirenişçi Gençlik üyeleri dün, Cağaloğu’ndabulunan İstanbul MilliEğitim Müdürlüğü önünde parasızeğitim talebiyle basın açıklamasıyaptı. ‘Eğitimde adalet istiyoruz’,‘Sermaye elini eğitimden çek’ sloganlarıatan öğrenciler, eylemi dershaneborcu yüzünden annesi hapsegirince 3 Nisan 2010’da intihar edenSoner Semih Sipahi’ye adadı. Öğrencileradına basın açıklamasınıMehmet Aslan okudu...” (EvrenselGazetesi 25.12.2011)Bu da aynı sayfadaki diğer haber:“Çanakkale'de 21 öğrenci serbestbırakıldı. Çanakkale’de, Malatya-Kürecik'e kurulmak istenen NATOfüze kalkanını protesto ettikleri içingözaltına alınan 21 öğrenci serbestbırakıldı.” (Evrensel Gazetesi25.12.2011)İlk haberdeeylemi yapangençlik örgütününadını veren, ayrıntılarınakadar da haberiaktaran Evrensel,hemen alttaki haberdeise serbest bırakılanlar için sadece“öğrenci” ifadesini kullanıyor. Peki,kim bu öğrenciler? Gazeteciliğin,haberciliğin en temel sorularındanbirisinin cevaplanması gerekmiyormu? Oysa o "öğrenciler" dediğininbir adı var. Bu sorunun cevabını bilmiyormusunuz? Yine gazeteciliğintemel kuralı bilmiyorsan araştırır öğrenirsin,ama bu sorunun cevabınıbulmadan o haberi yazamazsın.Fakat Evrensel’in sorunu bilmemekdeğil, Evrensel bu sorunun cevabınıbildiği için yazmıyor.Evrensel’in sorunu başka: Evrensel’inHalk Cephesi’nin, Gençlik Federasyonu’nuneylemleri karşısındaAŞAĞILIK KOMPLEKSİ var.“Kim” sorusunun cevabını yazmayaengel olan bu KOMPLEKS izin vermiyor.Bu, Evrensel açısından yeni birdurum değildir. Geçmişten bugüneEvrensel, bu kompleksinden kurtulamamıştır.Nedir Evrensel’in AşağılıkKompleksinin Nedeni?Aşağılık kompleksi kelime anlamıyla:Aşağılık duygusudur. Kendinibaşkalarından aşağı, küçükgörme hissi. Başkalarından aşağıolma korkusundan doğan yetersizlik,hissi, ruhi bozukluk halidir.Evrenselciler yani EMEP’in aşağılıkkompleksinin temelinde yatannedir? Soruyu şöyle cevaplayalım:Halk Düşmanı AKP’ye KarşıEMEP, “işçi sınıfının anlı şanlı biriciksınıf partisi”dir. İşçi sınıfınıntek temsilcisi onlardır.Halk Cepheliler ise “küçük burjuvasolcuları”dır. Onlar maceracı,işçi sınıfından, kitlelerden, halktankopuk marjinal örgütlerdir.Ama gelin görün ki, onyıllardırtarihleri boyunca “işçi sınıfının biricikpartisi EMEP”in işçi sınıfının mücadelesiadına yarattığı tek bir direniş,tek bir değer, gelenek yoktur. İşçisınıfının biricik partisinin örgütlediğiişçi de yoktur. Amerikancı devletsendikası TÜRK-İŞ’in kuyruğuna takılmaktanbaşka bir pratiği yoktur.Fakat “küçük burjuva solcuları”dediği Halk Cepheliler oligarşiyekarşı nerede bir direniş yaratılmışsaorada onlar vardır. Nerede halkın örgütlümücadelesi varsa orada Cephelilervardır. İşçi sınıfının içindeyine Cepheliler vardır. İşçi sınıfınındirenişlerinde Cepheliler vardır. Gençlikiçinde Cepheliler vardır. Yoksulgecekondu mahallelerinde Cephelilervardır. ‘70’lerden bugüne anti-emperyalizminkesintisiz bayraktarlığınıyapan Cepheliler vardır. 70’lerdenbugüne Türkiye devrim mücadelesinintarihine stratejisiyle, taktikleriyle,politikalarıyla, pratiğiyle damgasınıvuran Cephelilerdir. “Sınıfınbiricik partisi”nin “marjinal”, kitlelerdenkopuk dediği “küçük burjuvasolcuları” düşmanın onca saldırılarınarağmen yine ülkemizin kitlesel örgütüdür.İşte hem “marjinal” deyip, hem“sınıftan, kitlelerden, halktan kopuk”deyip halkın içinde kitlesel örgütlüolan Cepheliler olunca bunun izahıyoktur.Bütün sol, sözde Amerika’nınKürecik’te kurduğu füze kalkanın


Ama gelin görün ki,onyıllardır tarihleri boyunca“işçi sınıfının biricik partisiEMEP”in işçi sınıfınınmücadelesi adına yarattığı tekbir direniş, tek bir değer,gelenek yoktur. İşçi sınıfınınbiricik partisinin örgütlediğiişçi de yoktur. Amerikancıdevlet sendikası TÜRK-İŞ’inkuyruğuna takılmaktan başkabir pratiği yoktur.karşıdır. Ama pratikte aylardır HalkCephesi’nden başka ciddi bir şeyyapan yoktur. “Sınıfın partisi” isegöstermelik olarak bile yoktur.İşte EMEP’in KOMPLEKSİ’ninnedeni budur. Bu durumun EMEP’egöre hiçbir ideolojik, teorik açıklamasıyoktur. Bu kompleksle olanlarıgörmezlikten gelmektedir. Görmezliktengelemeyecek gibiyse burjuvazininyaptığı gibi gerçekleri tersyüzetmektedir.Buna yüzlerce örnek sayabiliriz,ama birkaç örnek yeterlidir.“Engin Çeber’in işkence sonucuöldürülmesiyle ilgili 60 kamu görevlisininyargılandığı davanın 13.duruşmasına devam edildi.”01.06.2010 tarihli Evrensel gazetesindeki“Engin Çeber’i iki tokat öldürmüş!”başlıklı haberde gardiyanlarınavukatlarının ismine varıncayakadar yazılmış. Ancak Evrensel gazetesiEngin Çeber’in avukatını,Engin Çeber’in arkadaşlarını, EnginÇeber’in kim olduğunu ve nedengözaltına alındığını yazmamış. NitekimEngin Çeber’le ilgili Evrensel’deçıkan haberlerin hemen hepsindebu durumu görmek mümkündür.Kendi dışındaki pekçok şeyi dehaber yapan Evrensel örneğin EnginÇeber’le ilgili duruşmalarda HalkCephesi’nin mahkeme önünde yaptığıeylemleri de görmezden gelmiştir.NEDEN?Evrensel’in habercilik tarzı sadecegörmezden gelmekten ibaret değildir.İsimleri gerektiği yerde zikretmeyenEvrensel, söz konusu olan Halk Cephesi’nimahkum etmek olunca isimleriaçık açık yazıyor.“... Başvuruların ardından hukukisüreç başlatıldığını anlatan Çiçek(BDP Dersim İl Eş Başkanı SevimÇiçek-bn), TAYAD’lı ailelerin PKK’liAli Yıldız’ın ailesinin Av. Taylan Tanay’avekalet vermesiyle birlikteİHD, MEYA-DER ve Dersim Barosutarafından başlatılan sürecin sekteyeuğradığını dile getirdi.” (Evrensel,15.08.2011 tarihli “AKP de CHP desuç ortağı” başlıklı haberden.)Evrensel burada açıktan taraf olmuştur.Ancak bu gerçeklerden yanabir taraflılık değil, siyasal çıkarlarınıngerektirdiği bir taraflılıktır.Çemizgezek’teki toplu mezarlarınaçılmasıyla ilgili Evrensel’de çıkan15.08.2011 tarihli haber hemen heryanıyla tutarsızdır, eksik, yanlış bilgilertaşımaktadır.Bu örnekte de görüldüğü gibi sorun;Evrensel’in, olayın ne olduğunubilmemesinde değildir. Tam aksineEvrensel olayın ne olduğunu bilmektedir.Çünkü bu konuda Ali Yıldız’ınDHKC savaşçısı olduğuna dairailesinin, avukatının beyanları vardır.Ama Evrensel’in aşağılık kompleksiEvrensel’e gazeteciliğin en temelkurallarından birini dahi görmezdengelip yalan, yanlış ve yanlı şeyleryazdırabilmektedir.TAYAD’lı Aileler toplu mezarlarlailgili süreci nasıl “sekteye uğratmıştır”peki? Bunun cevabı da yokturEvrensel’de. Olamaz da.Çünkü Hüsnü Yıldız’ın ölüm orucueylemi, TAYAD’lı Ailelerin, HalkCephesi’nin ısrarlı, kararlı pratiğisonucu bir ilk olmuş ve toplu mezarlaraçılmıştır. Meselenin özü budur.Evrensel’in hazımsızlığı bunadır.Ve bu hazımsızlığı, aşağılık kompleksiEvrensel’i, TAYAD’lı Aileleri,DHKC gerillası Ali Yıldız’ın avukatlarını“kirli siyasete ortak olmak”suçlamasına götürmüştür.Kendi “çabalarından” hiçbir sonuççıkmamıştır. Çaba denilen “yasalbaşvuru ve hukuki süreçtir”. AKP’ye,CHP’ye veryansın edenler yasal başvuruve hukuki süreçlerden medetummuşlardır. Ve elbette hiçbir sonuçalamamışlardır.İşte şimdi önleri açıktır! Onlarcatoplu mezardan sözediyorlar. Buyursunlaraçtırsınlar toplu mezarları.Açtıramazlar! Çünkü düzeniçi siyasetyapmaktadırlar.Evrensel günlerce süren, artıkburjuva medyanın dahi görmezdengelemediği Hüsnü Yıldız’ın ÖlümOrucu direnişini haber konusudahi yapmamıştır. Geçiştirmekleyetinmiştir.09.08.2011 tarihli “Dersimli gazetecilerVali’ye tepkili” başlıklıhaberde bu durum çok açık görülmektedir.Habere konu olan AKP’limilletvekili Fatma Şahin’in HüsnüYıldız’ın çadırına gelmesi olayınıTunceli Valisi’nin Tunceli halkı ileilgili söylediklerine indirgemiştir.Evrensel’in görmezden geldiklerindenbiri de Grup Yorum’dur. 20111 Mayıs’ında kürsüde Grup Yorumvardır. Konseriyle yüzbinleri coşturanGrup Yorum’un varlığını yok saymıştırEvrensel. NEDEN? Cevap aynıdır.Öyle ya, 1 Mayıs’ta Taksim’deyizdiyen devrimcileri “alan fetişizmi”yapmakla, “sınıftan uzak” olmaklasuçlayanlar, 1 Mayıs çatışmalarındasınıf dedikleri işbirlikçi, sarı-sendikaTürk-İş’in kuyruğundan çıkamamıştır.Devrimci politika onları Taksim’egelmek zorunda bırakmıştır. “Sınıf,sınıf, sınıf” deyip, “sınıfla birlikteolmak” deyip, sonra tutup ‘küçükburjuva’devrimcilerin “alan fetişizmi”netabi ol. Olacak şey mi? Evrensel’inkompleksi budur işte. Oalanda yüzbinlerce emekçinin yumruklarhavada 1 Mayıs marşını söylemesiEvrensel’i yiyip bitiriyor. Evrenselbu tabloyu yazabilir mi? Butablo bütün işçi sınıfını coştururkensadece EMEP’lileri coşturmamış, hasetindençatlatmıştır. Burjuva basınındahi görüp yazdığını Evrensel yazamamıştır.Şu Eleştiriyi HangiDuygu Yaptırabilir?2010 yılında Grup Yorum İstanbulİnönü stadyumunda biletli bir konserverdi. Konsere tam 55 bin kişi katıldı.Sayı: 301Yürüyüş29 Ocak2012Birleşelim Örgütlenelim Güçlenelim25


Sayı: 301Yürüyüş29 Ocak2012Bu Türkiye tarihinde bir ilkti. Rekordu.Bu rekor henüz kırılmış dadeğil. Yorum’un İnönü konseri hafızalardaolduğu için ayrıntıya girmeyeceğiz,Ev ren sel Kül tür der gi -si nin Tem muz 2010 ta rih li 223. sa -yı s ı nın baş ya zı s ı nda Nu ray San carGrup Yo rum’un İnö nü Kon se rinibakın nasıl değerlendiriyor: “Gru -bun bir po li tik ör güt le or ga nik birbağ için de ol du ğu bir sır de ğil dir.... Bu iliş ki ona baş lan gıç ta bel kibir ola nak su nar ama son ra sında dagru bun ma kus ta li hi ni be lir ler...”diyor. Siz nasıl “sınıf” partisisiniz?Örgütlü sanatçılığa düşmanlığınızniye? Nuray Sancar değerlendirmesinde;Bak ma yın siz 55 bin ki şi top -lan dı ğı na, bak ma yın siz o coş ku ya...O sahne yalandır.. O sah ne sa nal dır...Siz rü ya gör dü nüz... Hem de yan lışbir rü ya... Grup Yo rum tü ken miştir...Hay ran la rı on dan kop muş tur...“Grup Yo rum hay ran la rın dan,hay ran la rı Grup Yo rum’un mü zi -ğin den uzak la şır.”Yo rum bir za man lar diyor,“Pro -met he us ate şi ni sağ la mış tı bir ke -re. Bu nu unut mak müm kün de ğil.25. yıl kon se ri ne ka tı lan ka la ba lıkkit le nin ve fa sı da bu unut ma yış lail gi li za ten.”Tekel Direnişini SatanMustafa Türkel’i GençlikKampında Panelist YapanEMEP mi SınıfPartisidir?Binlerce Tekel işçisinin Ankara’nınsoğuğunda 78 gün süren ve tarihegeçecek bir direnişi bizzat bağlı olduğuTÜRK-İŞ’e bağlı Tek Gıda - İş SendikasıGenel Başkanı Mustafa Türkeltarafından satıldı. Sadece TEKEL işçilerinideğil yüzbinlerce işçiyi köleleştiren4/C yasası yürürlüğe girdi.İşçi sınıfına bu düşmanlığı yapanMustafa Türkel’i “sınıfın partisi”EMEP baş tacı yapıyor. Bu işçi düşmanınıkendi kitlesinin eğitimi içingençlik kampında panelist yaptı. Neanlattı Mustafa Türkel o panelde?Bir direnişin nasıl kırılıp işçilerinsatılacağını mı?Zere’nin cenazesininsahiplenilmesi Cephe’ninsahiplenilmesidir. Cepheningörkemidir, militanlığıdır.Evrensel utanma belasızorunluluktan oradadır.Yoksa Cepheliler’inomuzlarında yüzlerce şehittabutu taşınmıştır. EMEP başsağlığında bile bulunmamıştır.Evrensel’denBir Başka Haber:“Şişli Okmeydanı'nda aralarındadernekler ve kültür merkezlerininbulunduğu 3 adrese gece saat02.30’da eş zamanlı operasyon düzenlendi.Operasyonda aralarında 3Grup Yorum üyesinin de bulunduğu34 kişi gözaltına alındı. Haklar veÖzgürlükler Derneği üyesi olduğubelirtilen grubun kapıları kilitlemesiüzerine polis ekipleri kapıları kırmayaçalıştı. (...)girilen bazı adreslerdeise gözaltına alınan şüphelilerinolduğu öğrenildi. (...) polis girdiğiadreslerde arama yaptı. Adreslerdebulunan çok sayıda dökümana elkonuldu.” (Evrensel, 10.05.2011,“Kültür merkezlerine baskın, GrupYorum'a gözaltı. Sıra müzik gruplarınamı geldi?” başlıklı haberden)Bu dil devrimci, demokrat bir gazetenindili olamaz. Bu dil haberipolisin dikte ettirdiği burjuva basınındevrimciler hakkında yaptığı haberlerindilidir. Devrimci bir gazetecigecenin yarısında bastığı demokratikkurumlarda “kapıların kilitlenmesiüzerine polis kapıları kırmaya çalıştı”diye yazmaz. Polisin terörünü,gayrimeşruluğunu görür ve onu yazar.Polisin terörüne, gayrimeşruluğunakarşı devrimcilerin direnişini yazmalıdır.Ama Evrensel, haberindedevrimcilerin direnişini polisin kapılarıkırmasına gerekçe olarak görüyor.... “Çok sayıda dökümanael konuldu...” Bu dil kimin dili?Haberin devamında Halkın HukukBürosu avukatlarının açıklamalarınayer verilmesi de adeta sıradan birburjuva basının ağzıyla yapılmıştır.Evrensel’den başka bir haber:“Kürecik’te Füze Kalkanı İstemiyoruzPlatformu tarafından MalatyaBelediye Meydanı’nda düzenlenenmitinge yağan, yağmura rağmenbinlerce kişi katıldı. MitingdeKESK, Kürecik halkı, TKP, dernekve dergi çevreleri, Malatya öğretmenevininönünde bir araya gelerekkortejlerini oluştururken, ÖDP veHalkların Demokratik Kongresi, KızMeslek Lisesi önünde kortejlerinioluşturdular. EMEP, BDP, ESP veEDP pankart açmayarak bayrak vedövizleriyle HDK pankartı arkasındayerlerini aldılar.” (Evrensel,19.11.2011 tarihli “Savaş kalkanınakarşı barış kalkanı” başlıklı haberden)Evrensel’e göre sadece yasal partilervardır. Evrensel yasal partilerimeşru görür. Bunun dışındakiler ise“dergi çevreleri”dir. Evrensel’e göre“dergi çevreleri”nin siyasal bir kimlikleri,meşrulukları yoktur. Bununiçin Evrensel “dergi çevreleri” diyerekaşağılık kompleksini bastırmayaçalışmaktadır. Örneğin Evrensel’egöre yukardaki haberde geçen eylemeHalk Cephesi katılmamıştır. OysaEvrensel uygun görmese de HalkCephesi bu eyleme kendi kortejiyle,pankartı ve flamasıyla katılmıştır. Kifüze kalkanı ile ilgili Halk Cephesi’nintüm Türkiye’de süren bir kampanyasıvardır. Daha doğrusu Halk Cephesidışında füze kalkanı konusundaciddi bir şeyler yapan kimse yoktur.Onlarca yasal partinin yapmadığınıyapmaktadır Halk Cephesi... Ancakne yapsa da Evrensel’de haber değeritaşımamaktadır. NEDEN?Burjuva basının devrimcilerin eylemlerinisansürlemesi, yok sayması,görmezden gelmesi, yer verdiğindeise yalan yanlış yazması bizim içinanlaşılırdır.Burjuvazi sınıfsal çıkarlarının gereğiniyapmaktadır. Onun ahlakı,kültürü bunu gerektirmektedir. O,çıkarları için yalan da söyler, demogojide yapar. Gerçeği yok da sayar.Bir de Evrensel’in haberlerinebakılsın. Yukarıda örneklerini verdiğimizhaberlere tekrar bakılsın...Yeterli gelmediyse Evrensel’den sonbir örnek daha verelim:“Tahliye edildikten kısa süre sonra26Halk Düşmanı AKP’ye Karşı


HalkınHukukBürosuDevletin, kontrgerilladevleti olduğunuDiyarbakırSur ilçesinde birkez daha gördük.Diyarbakır Sur ilçesinin İçkaleMahallesinde eski bir hapishaneninçevresinde kazı çalışmasında11 kişiye ait kemik ve kafatası bulundu.Kemiklerin bulunduğu yer1990’lı yıllarda JİTEM Grup Komutanlığıtarafından sorgu ve işkenceüssü olarak kullanılmıştır. İşkencecilerinişkencede katlettiklerikişileri işkence merkezinin arka bahçesinegömüldü. İşkenceciler hesapsorulmayacağından o kadar eminlerki hemen mahallenin içinde, duvarındibine gömüyorlar cesetleri. Ne deolsa hiç yargılanmayacaklar, ne deolsa iktidar onları savunuyor. İnfazınyapıldığı yerin az ilerisinde adliyebulunuyordu. Adliye işkence seslerininduyulabileceği mesafede. Böylebir koruma olmadan işkenceciler bukadar kolay insan öldürebilirler miydi...Tüm bunların savcı ve hakimlercebilinmesine rağmen insanlara ait kemiklertamamen tesadüf üzerine bulunuyorlar.Yoksa şehir efsanesi olarakToprağı Kazıyın,Faşizmi Görürsünüzkalacaktı belkide. Bugün devlet busuçları faili meçhul suçlar olarakgöstermeye çalışıyor, oysa ne o dönemdefaili belirsizdi ne bu dönemdefaili belirsiz bu suçların. 1990 yıllarındaDiyarbakır JİTEM’de görevliolan askerlerin listesi bilinmiyor olamaz,hepsinin görev listesi ve isimleri,işledikleri suçlar devlet arşivlerindemevcuttur. Failler halka açıklanmalıdır.Yapılan kazılardan sonra savcısoruşturma açtığını açıkladı ve hemenarkasında dosyaya gizlilik kararıkoydu. Bugüne kadar gizlilik kararlarınınpolisin iddianamedeki komplolorını,sahte belgelerini gizlemek,bilgi saklamak halkın baskısını azaltmakiçin verildiği gördük. Bu dosyadasavcı asıl sorumluları bulmak ve cezalandırmakiçin, işlenen suçları ortayaçıkarmak için, öldürülen kişilerinkimliğini tespit etmek için çalışmayacak.Bu dosya sessizlik içinde kapatılmakisteniyor.Yakın zamanda Ayhan Çarkın itiraflarıile açığa çıkan gerçeklerdede İstanbul ve Ankara’da açılan soruşturmalardasavcılarıntutumunugördük, AyhanÇarkın, Soner Gül,Hüsamettin Yaman,Ayhan Efeoğlu’nun onun içersindebulunduğu ekip tarafından kafalarınave enselerine kurşun sıkılaraköldürüldüklerini, daha sonra Trakyabölgesinde boş bir alana gömdüklerinianlattı. 17 Nisan 1992’de Devrimci-Sol üyelerini katlettiklerini açıkladı.Çarkın’ın itirafları burjuva basındaayrıntılı yazmazına rağmen savcılarhenüz bir girişimde bulunmadılar.Mehmet Ağar, Ayhan Çarkın’ınekibi gizli mi? Katiller gizli saklıdeğil, katliller ortalıkta.Ancak biliyoruz ki, AKP iktidarıMehmet AĞAR ve ekibinin yaptığıinfaz, kayıp ve katliamlarla ilgilenmiyor,AKP iktidarı 1990’larda yapılaninfazlarla hesaplaşamaz.Devlet, 1990 yıllarda devrimcimücadeleci, Kürt halkının mücadelesiniağırlıklı olarak infazlarla, işkencelerle,kayıplarla bastırmak istiyordu.Şimdi F Tipleriyle , mahkemelerle,gözaltı ve tutuklamalarla, FTipi hapishanelerle yapmaya çılışıyor.Sayı: 301Yürüyüş29 Ocak2012yaşamını yitiren Güler Zere, Elazığ’dayapılan törenin ardından 1996’da yaşamınıyitiren 6 arkadaşının yanınadefnedildi. (...) Zere için evinin önündetören düzenlendi. Törene BDP,EMEP, ESP ve İHD’nin aralarındabulunduğu çok sayıda kurum temsilcisikatıldı. (...)Törenin ardındanZere’nin cenazesi evinden alınarakyüzlerce kişinin katılımıyla sloganlarve marşlar eşliğinde Perşembe Pazarı’nakadar getirildi. (...) GülerZere, 1983’te gözaltında işkence edilereköldürülen arkadaşı MazlumGüder’in yanına defnedildi. Zere’ninmezarına kendi isteği üzerine SeyhanNehri’nden getirilen su ve Dersimasri mezarlıkta bulunan arkadaşlarının,Nazım Karaca’nın Koruk’takive Feride Harman’ın Malatya’da bulunanmezarlarından getirilen toprakdöküldü.” (Evrensel, 12.05.2010 tarihli“Güler Zere toprağa verildi”başlıklı haberden)Haberdeki maddi hataları bir kenarabırakıyoruz. Güler Zere’nin cenazetöreni yapılmış. Cenazede EMEPdahil pekçok siyasi anlayış ve kurumvar ancak Güler Zere’nin yoldaşları,Güler Zere’nin özgürlüğüne kavuşturulmasıiçin aylarca kampanya yapanHalk Cephesi nedense yoktur!Evrensel’e göre Güler’in cenazesiniBDP, EMEP, ESP ve İHD’liler kaldırmıştır.Nazım Karaca, Feride Harmankimdir örneğin? Evrensel yazmamış,Evrensel yazmaz biz söyleyelim:DHKC gerillalarıdır. Nazım Karacagerillada, Feride Harman ölüm orucundaşehit düşmüştür. Yeri geldiğinde“PKK gerillaları” diye yazan Evrensel,söz konusu olan DHKC gerillalarıolduğunda yazmaz.Evet, burjuva basını çok iyi anlıyoruz.Onların sayfaları, ekranlarıdevrimcilere, halka kapalıdır. AncakEvrensel gibi emekten, emekçiden,halktan yana olduğunu söyleyen, sol,sosyalist olduğunu söyleyen, gazetecilikkonusunda herkese ders verenbir gazetenin yukarda örnekleriniverdiğimiz ve daha onlarca örneğivereceğimiz tarzda burjuva basınıaratmayan haberler yapmasının başkanedeni yoktur. Zere’nin cenazesininsahiplenilmesi Cephe’nin sahiplenilmesidir.Cephenin görkemidir, militanlığıdır.Evrensel utanma belasızorunluluktan oradadır. Yoksa Cepheliler’inomuzlarında yüzlerce şehittabutu taşınmıştır. EMEP baş sağlığındabile bulunmamıştır.Evrensel’in aşağılık kompleksiZere’nin cenaze törenindeki o görkemi,militanlığı, cüreti yazamaz...Cephe’yi yazamaz, burjuva basınınyaptığı gibi olanın da üzerini örter.SürecekBirleşelim Örgütlenelim Güçlenelim27


Tarih Yazanlarve Hikaye Anlatanlar...Bir Özgür Gelecek Tefrikası!Sayı: 301Yürüyüş29 Ocak2012Özgür Gelecek dergisinin 21, 22,23. sayılarında yer alan, "19 Aralık'taÜmraniye Direnişi-1, 2, 3," başlığıylave "Bir Tutsak Partizan" imzasıylayayınlanan yazıyı okuduk.Söz konusu yazı, "19 Aralık'tabiz de direndik" diyebilmenin veBüyük Direnişimiz'in dışında kalmagerçekliklerini örtbas edebilmeningayretiyle yazılmış.Böylesi yanlış bir amaçla yazıldığıiçin, içeriğinde birçok yanlış barındırıyor.Şehitlerimizin kanıyla tarihe yazılan19-22 Aralık Direnişimiz'inÜmraniye cephesinde yaşananlaradair, sözkonusu yazı içinde çarpıkve yanlış aktarımları açığa çıkartacağız.Bir kez daha vurgulayalım ki,Büyük Direnişimiz'in her bir anınadair yazılan her şeye duyarlıyız. Hiçkimsenin çarpık ve yanlış aktarmasınamüsaade etmeyiz. Yoldaşlarımızınkanıyla tarihe yazılan ve canlarıylayaratılan Büyük Direnişimiz vermektedirbize bu hakkı ve sorumluluğu.Tarihsel bir sorumluluktur bu. Vebiz, 19-22 Aralık günlerine, bir bütünolarak Büyük Direnişimiz'e ve şehitlerimizedair en ufak bir yok saymayı,çarpık aktarım ve yanlış anlatımı,öncelikle direniş şehitlerine yönelikbir saygısızlık ve haksızlık sayarız.Bu nedenle de tavırsız kalmayız.Bugüne kadar böyle davrandık,bundan sonra da böyle davranacağız...Ümraniye Hapishanesi'ndeki direniş,19-22 Aralık 2000 günleri boyuncasürmüştür. Direnişin Ümraniyecephesinin şehitleri DHKP-C DavasındanAhmet İBİLİ, Ercan POLAT,Umut GEDİK, Alp Ata AKÇAYÖZve Rıza POYRAZ'dır. İçinde "TutsakPartizanlar"ın da olduğu diğer gruplar,özgür tutsaklar ve ölüm orucu direnişlerindenayrı durmak içinkendi koğuşlarına (C-3) çekilmişlerdir.PKK’li tutsaklar ise “farklarınıkoymak” için olsa gerek, askerlereteslim olarak koğuşlarını boşaltmışlardır.Direniş sürerken, askerler tarafındanCepheli Tutsaklar'ın koğuşkapısına getirilen TKP/ML temsilcisine"dışarı çıkın" çağrısı yaptırılmıştır.Ve fakat, “Tutsak Partizan”ınyazısında buna hiç değinilmemiş.Neden?Sorunun cevabı, subjektivizmdir.Ayrıca sözkonusu yazıda birçok yanlışve çarpıklığa imza attıran da aynısubjetktivizmin köreltici etkisidir."Tutsak Partizan", direniş şehitlerininnerede, nasıl vurulup şehitdüştüklerinden habersizdir. Bilmediğigibi zahmet edip öğrenmemiştir de.Bu, öncelikle, şehitlerimize saygısızlıktır.Kendilerine "komünist tutsaklar"diyenler, öncelikle şehitlerinanılarına saygılı olmayı komünistahlakın gereği olduğunu bilmeliler..."Tutsak Partizan", yoldaşımız ErcanPolat'a dair hem "Ercan Polatyara aldığında aynı yerdeydik" diyor,hem de Ercan'ın Konferans Solonucivarında vurulduğunu anlatıp, ekliyor:"Kan akmaya başladı; yoldaşlarıbattaniye ile konferans salonuna taşıdılar".Ercan Polat yoldaşımızın vurulupkatledildiği gün ve yer, sözkonusuyazıda anlatılan gün ve yerden dahaöncedir. Direnişin üçüncü günü battaniyeiçinde Ercan'ın cesedini konferanssalonuna taşıdık ve üzerineParti-Cephe bayrağı örterek katafalkıhazırladık. Saygı duruşunda bulunduk.Yanlış aktarıyorlar ama böylesi yanlışlıklarıönemsediklerini sanmıyoruz.Çünkü, şehitlerimizin anısına dairbir sorumluluk, duyarlılık hissetmiyorlar.Öyle olsa, zahmet edip doğrusunuöğrenirler.Siz önce gidin hangi şehidimizinnerede ve nasıl katledildiğini okuyupöğrenin. Madem hafızanız güvenilmezdurumda, o halde araştırıp doğrusunuöğrenme sorumluluğunu gösterin...Direniş şehitlerimizden Rıza Poyraziçin şöyle yazıyor “Tutsak Partizan”dostumuz: "İkisinin bedenleri(Burada katedilen Rıza Poyraz veErcan Polat'tır) konferans salonumuzunsahnesinin orada duruyordu."Yanlış! Rıza Poyraz yoldaşımız,direniş sırasında vurulup yaralanmışolmasına rağmen bütün direniş günleriboyunca hayattaydı. Kendi ellerimizledışarı çıkartıp sedyeye yatırdık. Bilinciyerindeydi. Askerler tarafından hastaneyegötürüleceği söylenen yoldaşımızınşehit düştüğü haberini de FTiplerindeyken aldık."Tutsak Partizan" için bunun birönemi var mı? Yok! O "19 Aralık'tabiz nasıl da direndik" içerikli yalancıpehlivan tefrikası yazmakla meşgulolduğu için "ayrıntı" saydığı şehitlerimizinakıbetlerini önemsemiyor.Ama biz, şehitlerimize dair her birşeyi önemsiyor ve 122'ler hakkındaböylesi çarpık ve yanlış aktarımakarşı çıkıyoruz. Kimsenin pehlivantefrikası yazarken şehitlerimizin anısınasaygısızlık etme hakkı yoktur..."Tutsak Partizan" tefrikasını yazarken,Ümraniye direnişinin içindeşehit düşen Umut Gedik yoldaşımızınnasıl katledildiğine değinmemiş bile.28Halk Düşmanı AKP’ye Karşı


Siz önce gidin hangişehidimizin nerede venasıl katledildiğiniokuyup öğrenin.Madem hafızanızgüvenilmez durumda,o halde araştırıpdoğrusunu öğrenmesorumluluğunugösterin...Eğer "19 Aralık'ta Ümraniye’de Direniş"yazıyor ve yayınlıyorsanız,öncelikle bu direnişe can verenUmut'ları doğru bir şekilde anlatmaksorumluluğunuz olacaktır. Ama sizhem “19 Aralık'ta Ümraniye'de Direniş"ianlatmaya kalkıyorsunuz hemde Umut Gedik'in nasıl şehit düştüğünedeğinmiyorsunuz bile. Yakışır,bu yaklaşım "Tutsak Partizan"larayakışır ancak..."Tutsak Partizan"ın anlatımındadireniş şehitlerinden Alp Ata Akçayöz'ünanısına da saygısızlık yapılmıştır.Özgür Tutsaklar, direnişin songünü kadınlar koğuşunun yemekhanesineçekilmişlerdir. Buraya, pencerelerdendefalarca gaz bombalarıatılmış, tavanda açılan deliklerdenuzatılan borulardan da değişik kimyasalgazlar verilmeye başlanmıştır."Tutsak Partizan", bu gazların etkilerinitasvir ettikten sonra şöyle diyor:"... Nefes almaya çalışan, kapıya yakındostlar ölümden kurtulmak içindış kapıyı açıp kendilerini dışarı atmaktabuluyorlardı çareyi. Ve ilk çıkanlardanAlp Ata Akçayöz deldikleriçatıda bekleyen zebanilerin korkuylaüstüne açtıkları ateş ile şehit düşüyor."Bu anlatım çarpıtmadır, yanlıştırve bu yüzden de yalandır.Yazılanlar açık. Demek, gaz bombalarıatılınca "dostlar" dedikleri ÖzgürTutsaklar, "ölümden kurtulmakiçin" kendilerini dışkapıya atıyorlardı,öyle mi "Tutsak Partizan"? Ve bu sırada,yani panik içinde, Alp Ata yoldaşımızda şehit düştü, öyle mi direnişcahili?Bahsedildiği gibi, kimse kendinidışarı atmakta bulmadı çareyi. Kimyasalgaz verileceği anlaşılınca, öncelikleÖlüm Orucu direnişçileri yemekhaneninmutfak olarak kullanılankısmına geçirildiler. Çünkü o bölümünduvarı delinmemişti. Yaralılar, astımıvb. olanlar ve ölüm orucu direnişçileriburaya alınarak, mümkün olduğundagazdan daha az etkilenmeleri sağlanmayaçalışıldı. Kapıları da kapalıtutuldu, bir diğer ifadeyle ölüm orucudirenişçilerinin güvenliği, o koşullardabile alınmaya çalışıldı. Bu uğurda,direnişin başından itibaren olduğugibi o sırada da ölüm dahil her şeygöze alınmıştı. Ve işte tam bu sıradayapılan kimyasal gaz saldırı sırasındaşehit düştü Umut Gedik."Kapıya yakın dostlar" denilenlerinbaşında, katillerle muhatap olanÖzgür Tutsaklar'ın temsilcisi ÜmitGünger ve İbrahim Erler gibi şehitlerimizde vardı.Ve dış kapıyı açıp kendilerinidışarı atmadılar asla. "Tutsak Partizan"ın"ölümden kurtulmak için dışkapıyı açıp kendilerini dışarı atmaktabulunuyorlardı çareyi" demesi, tamamenuydurmadır, yalandır.Daha sonra, iradi ve düzenli birşekilde dışarı çıkma kararı alınıpdüşmana bildirildi. Alınan karar gereğidışarı çıkılarak, tavandan açılan ateşsonucu Alp Ata Akçagöz yoldaşımızkatledildi. Ama bu gerçekliğin “TutsakPartizan” için yine bir önemiyok. Ona göre bunlar "ayrıntı" vebir önemi de yok. Şehitlerimizin hatırasınıumursamadan uydurup uydurupyazmak, "Tutsak Partizan"lar'ınahlakına uygun anlaşılan. Ama devrimciahlaka uygun değildir...“Tutsak Partizan” sözkonusu yazısındadiyor ki; "... TKP/ML, MKP,MLKP, TKEP/L, TİKB, TKİP,MLSPB'nin çoğu kitlesi C-3 tarafındakalırken... çoğunluğunu DHKP-C'ninve Ölüm Orucun'da olanların olduğudiğer ikinci güç ise konferans tarafındatoplanmıştı."Peki, niçin böyle olmuştu? “TutsakPartizan” bu soruya bir açıklama getirmemiş.Çünkü, bu sorunun cevabıişlerine gelmiyor. Öyle ya, "19 Aralık'tabiz de direndik" diyebilmekiçin bu yazıyı yazıp yayınlayanların"Madem öyle, niçin Ölüm Orucu direnişçilerininyanında değilsiniz?"sorusuna verebileceği devrimci bircevapları yoktur.Asıl saldırının direnişin asli unsuruolan Ölüm Orucu direnişçilerive Cepheli Tutsaklara yöneleceğiniöngören “Tutsak Partizanlar” C-3'te kalmayı tercih etmişlerdir. Direnişinzorunlu kıldığı bir ayrı düşmeyoktur. “Tutsak Partizanlar”, başındanitibaren kendilerini Cepheli Tutsaklar'danve dolayısıyla da Ölüm Orucudirenişçilerinden ayrı yerde konumlandırmışlardır.Ki bu yazıyı yazan“Tutsak Partizan” da hasbelkaderÖzgür Tutsaklar'ın yanında mecburenkalmasaydı, anlatacak bir şey bulamazdızaten. Ki C-3'te yaşananlarıda biliyoruz. (Bakınız: CANIMFEDA- Ahmet İBİLİ- BORAN YA-YINLARI-Syf:352-355)“Tutsak Partizan” yazısında 19Aralık'a nasıl gelindiğine hiç değinmiyor.Sadece bir yerde "üç yapı ise20 Ekim de Ö.O'na önceden başlamıştıbilindiği gibi” deniyor. Böylesimuğlak ifadelerle gizlemek istediklerikendi iradesizlikleridir."Üç yapı" deyip geçiştirdikleriDHKP-C, TKİP, TKP(ML)'dir. Ve“Tutsak Partizanlar”a da ölüm orucudirenişine katılmalarını önermişlerdiama TKP/ML tutsakları bu öneriyireddedip direnişe katılmadılar.Aslında, “Tutsak Partizan”ın şusatırları iradesizliklerinin itirafı sayılır:"...Ölüm Orucuna (Ö.O) F Tipindenbaşlayacak birinci ve ikinci ekiplerimizbelirlenmişti. Sonrasında daona göre adım atılacaktı..."Kısacası; “Tutsak Partizan”lar kafadayenilmişler ve F Tipine bir biçimiylegötürülmeyi kabullenmiş durumdalar.Nasılsa götürülmeyi kabullendikleriiçin ölümüne bir direnişidüşünemiyor, kendilerini buna görehazırlamıyorlar.“Tutsak Partizan”lar’ın bu mantığı.19-22 Aralık 2000’de düşman tarafındankoğuşumuzun önüne getirilipeline megafon tutuşturulan TKP/MLSayı: 301Yürüyüş29 Ocak2012Birleşelim Örgütlenelim Güçlenelim29


Devrimci İşçiHareketiSağlık Haktır!AKP, Sağlık Hakkımızı Gasp Etti!Genel Sağlık Sigortası’nın yasalaşanve 1 Ocak 2012’de hayata geçirilmeyebaşlanan yeni yasa maddeleriylehalka ücretsiz sağlık hizmetikapıları tamamen kapatılmış oluyor.Milletvekillerinin maaşlarına yapılanzam yasasının yanına sıkıştırılan vemeclisten geçirilen yasa ile halka“paran yoksa öl” deniliyor.5510 Sayılı Sosyal Sigortalar veGenel Sağlık Sigortası (SSGSS) Kanunu’nundaha önce iki kez ertelenenve 1 Ocak’ta 6262 Sayılı “TürkiyeCumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunuİle Bazı Kanunlarda Değişiklik YapılmasınaDair Kanun” adıyla yasalaşanyasa hükmüyle halkın sağlıkhakkı bakın nasıl gasp ediliyor?Bu yasa hükmüyle hiç kimse sistemindışında değildir ve ben sigortalıolmak istemiyorum ya da sigortaprimi ödeyecek durumum yok deme alternatifinesahip değil. Hele de asgariücretin açlık ve yoksulluk sınırının çokgerisinde olduğu gerçeğini düşününcehalkın boynuna geçirilenin yağlı ilmekolduğu daha iyi anlaşılacaktır.-Herhangi bir sosyal güvencesiolmayan kişiler ve 25 yaşını doldurmuşancak hala öğrenci durumundaolanlar bile zorunluolarak sigorta primiödeyecekler.-Aylık olarak kişi başına eline asgariücretin üçte birinden daha az gelirgeçenler (294 lira) bunu kanıtlamalarıhalinde ücretsiz sağlıktan yararlanabilecek.Şayet aylık ele geçen294 liradan bir kuruş fazlaysa bu yasayagöre sigorta primi ödenmesizorunlu hale getiriliyor.-Şayet gelir testi yaptırmayıp 294liradan daha az gelirimizin olduğunubu ay sonuna kadar ispat edemez isek,hükümet elimize geçen aylık paranın1800 lira olduğunu kabul edecek vekayıtlara aldığımız ücreti asgari ücretiniki katı olarak geçirecek.-Gelir testi yaptıranlar arasında 35lira ile 213 lira arasında değişenoranda sağlık primi ödeme zorunluluğunukoymuştur. Prim ödemeiçin başvurmayanlara 880 lira cezaşartı konulmuştur.-Sürekli bir işte çalışmayanlara nekadar prim ödersen o kadar sağlıktanyararlanacaksın şartı getirilmiştir.-Yeşil kart sahibi herkes artık buhaktan yararlanamayacak, bir çoğu buhaktan mahrum bırakılacak. (Gelir düzeyiyeşil kartlılar arasında bir elemeyaratmış olacak)-Aile hekimlerince yazılan reçetedenüç ilaca kadar 3’er lira, üçüncüilaçtan sonraki her ilaç için 1 lirafazladan ödemek zorundadır. Busoyguna da katılım payı denilip yaptıklarısoyguna ortak tutacaklar.-Hastaneler sözde bir birlik oluşturacak,bu birliği doktor olması şartolmayan hükümet yandaşları yönetecek.Eğer hastaneyi ticarethane gibiişletemiyor ve kar elde edemiyorlarsabu heyetin sözleşmesi hükümet tarafındanyenilenmeyecek.-Tedavinin faturası büyükse, hastahastanede uzun süre yatıyorsa,hastalığı ağır seyrediyorsa ve kalp,kanser, organ nakli gibi hayati hastalıklarasahipse, bir de bunun üstüneprimlerini yatırma konusundabir düzensizlik varsa GSS, hastaneyeödeme yapmayarak hastanın kapıdışarı konulmasını isteyebilecek...-AKP, Genel Sağlık Sigortasıprimini ödeyemeyen yoksulun,SGK ile sözleşmeli üniversite hastanelerineve özel hastanelere gitmeleride engelleyecek.Recep Akdağ’ın propogandasınıyaptığı gibi bu yasayla “eskisinegöre vatandaşlar daha avantajlıbir durumda” mıdırlar acaba! RecepSayı: 301Yürüyüş29 Ocak2012EŞİT, NİTELİKLİ VE ÜCRETSİZSAĞLIK HAKKIMIZI İSTİYORUZ!Halk Cephesi / Halk Anayasası Taslağı’ndan;“Sağlık, konut, ulaşım gibi temel altyapı sorunları halkınkarşı karşıya bulunduğu başlıca problemlerdir. Egemensınıfların izledikleri her politika bu problemleri büyütmektenbaşka işe yaramamıştır.Sağlık sorunu, bu alandaki özelleştirmeler ve devlet denetimindekisağlık kurumlarının arpalık olarak kullanılması,sigorta ve devlet hastanelerinin adeta işlemez hale getirilmesisonucunda çözülemez hale getirilmiş, ancak parasıolanın yararlanabildiği bir sektöre dönüştürmüştür... (Syf.46)(.....)Madde 36 Sağlık, Konut, Ulaşım...a)Herkes doğuştan başlayarak sağlıklı ve güvenlikli biryaşam hakkına sahiptir. Devlet bu amaçla insan sağlığınıher şeyin üzerinde tutarak her türden sağlık hizmetleriniücretsiz karşılar.b)Tüm hastane ve sağlıkkurumları merkezi olarakorganize edilip yerel yönetimlerindenetiminde toplanacak;hastaneler, personel ve cihazbakımından ülkenin her yerindeasgari standartlara sahipolacaklardır.c)Tüm sağlık hizmetleri ticaretaracı olmaktan çıkartılır.Koruyucu sağlık hizmetlerininyaygınlaştırılması, ilaç sanayininemperyalist tekellerin denetimindenkurtarılması, tıp eğitimininhalkımızın ve ülkemizinkoşullarına göre yeniden biçimlendirilmesi,işyeri hekimliğinin kurumlaştırılması, tümemekçi semtlerine sağlık kurumları götürülmesi sağlık politikasınınöncelikli hedefleridir...” (Syf. 44-45)Birleşelim Örgütlenelim Güçlenelim31


Sayı: 301Yürüyüş29 Ocak2012Akdağ ki, geçmişte doktorluk yaptığından,halkın hastane kapılarında nesıkıntılar yaşadığından dem vurup, budemagojilerin ardına sık sık sığınmayakalkan alçağın tekidir.İşte AKP’nin “herkese doğumundanölümüne sağlık sigortası”dediği yalanın aslı budur. Prim ödeyecekdurumda olanın dahi sağlıkhakkından gerektiği ölçüde yararlanamayacağı,ödeyemeyenlerin çokbüyük borç yükü altına gireceği, hacizyoluyla paranın temin edileceği,bunun gerçekleşmemesi durumundada o çok övdükleri F Tipi hapishanelerehalkın konulacağı gerçeğiylekarşı karşıyayız. (AKP’nin nedenbu kadar çok hapishane açtığışimdi daha iyi anlaşılmıyor mu!)Bu Deli Dumrul Yasasıdır.Geçenden 5, Geçmeyenden 10 AkçeAlınacak Bu Uygulamayla!Bu konuda eleştiri alan BaşbakanErdoğan her zamanki üslubuyla yalanlarıgerçekmiş gibi, yanlışları dadoğruymuş gibi göstermeye çalışıyor."Toplumun huzur vemutluluğunu esas alandiğer sosyal politikalargibi Sosyal GüvenlikReformu ile ilgilidüzenleme de toplumunhuzurunu, mutluluğunuesas alıyor."(!)(Recep Tayyip Erdoğan)Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık SigortasıYasa Tasarısı’nı değerlendirirken“Birçok meselede olduğu gibiçözümsüzlüğü çözüm gibi gösterenler,ucuz popülizme teşebbüs etmesinler.Konuyu istismar aracı halinegetirmek isteyenler, realite ile yüzleşmekzorundadır” diye arsızca karşıçıkanları suçlayarak tehdit etti.Gerçekler Güçtür,Israrcı Ol, Teslim Olma!Neymiş Halkın YüzleşmekZorunda Olduğu “Realite”?Düzeninizin soygun ve talan düzeniolduğu mu?Yaptığınız her şeyi riyakarlıkla hayatageçirdiğiniz gerçeği mi!Halktan oy alırken yoksul oluşlarınıgözettiğiniz ama soygun yaparkengözünün yaşına bile bakmadığınız mı!Neymiş “realite”?Emperyalizmin kurumlarının talimatlarıylahastaneleri de sattığınız,ölümüzün, sakatımızın, hastamızınüzerinden bile nasıl kar elde edeceğinizhesabı yaptığınız mı! Nedirrealiteniz?SGS'li herkesin ister devlet hastanelerindeister özel hastanalerde nereyiisterse orada tedavi olabildiği yalanı paramparçadır.Parasız pulsuz bırakılan,haksız hukuksuz bırakılan halk içinher hastane artık yoktur. Hastanelersoygun kapısıdır. Özel hastaneleri adresolarak gösterip bir süre halkı aldatmış,suni rahatlama psikolojisi yaratmışolsanız da asıl yaptığınız halkıkandırmak, halkla alay etmekti. Şimdibu kandırmaca devri de bitmiştir.Halkın bedeller ödeyerek kazandığısağlık hakkı, emperyalizmin talimatlarıdoğrultusunda gaspedilmiştir.Çok geçmeyecek, halk yaşadıklarından,gerçeklerden bunu da görecekve sizi de alaşağı edecektir.Ankara Ege Mahallesi’ndeYürüyüş dergisinin tanıtım ve satışını yapıyorduk.Hemen bütün siyasetlerin kitle çalışması yaptığı, bizim desık sık gittiğimiz bir caddede kapıları çalmaya başladık. İkikişiydik, başta ikimiz birden çalıyorduk kapıları. Sonra çokfazla vaktimiz olmadığı için birimiz apartmanın girişinden,birimiz de en üstten çalmaya başladık kapıları.İlk çaldığım kapıyı bir abla açtı. Ben de önce kendimizitanıttım. Nereden niye geldiğimi, kapıyı neden çaldığımıanlattım. O haftaki gündemi anlatmaya dergininyazılarından bahsetmeye başladım ki abla sözümü kesti.“Biz zaten biliyoruz bunları. Sen bu dergiyi bilmeyenleregötür” dedi. Daha çok demokrat kesimin oturduğumahallelerde karşılaştığımız genel bir ifadeydi bu.Herkes her şeyi biliyor, herkes devrimci. Ne o dergiyiokumaya ihtiyaçları var, ne de devrimcilere. Bu tarzilk önceleri bende bir yılgınlık yaratıyordu. Daha fazlaanlatmak istemiyordum. Ya da ama asıl sizin bu devrimcilerisahiplenmeniz gerekir gibi bir cümleyle söylediklerinikabul eder görünüp dergiyi verebilme kaygısıtaşıyordum. Ama bir süre sonra bu geri adımın arkası gelmezoldu. Sürekli alttan almaya başlamıştım. Artık yeterdedim!..O haftaderginin kapağındaHüsnüYıldız’ın fotoğrafıvardı. Toplu mezarlara gömülen kardeşi Ali Yıldız’ıncenazesini alabilmek için ölüm orucuna başlamıştı.Ablaya Ali Yıldız kim diye sordum. Sadece bu kadar. Ablaafalladı. Bilmiyorum dedi. Ben de “Abla bak elbette herbirimizinbildiği çok şey var, ülkemizde faşizmin zulmündennasibini almamış yoktur. Ama bak Dersim'debir direniş var ve sen bunu bilmiyorsun. Bırak da anlatayım.Sonra sen dergiyi almasan da olur” dedim. Ablabeni dinledikten sonra dergiyi aldı, hadi içeri gir dedi. Bende aşağıda arkadaşım bekliyor dedim. Bunun üzerine “Alo zaman dergini, evimden içeri girmezsen almam dergini”dedi. Aşağıdaki arkadaşımı çağırdım. Abla bize evdekibütün malzemeleri masanın üstüne serdiği birkahvaltı hazırladı. Biz kahvaltı yaparken evdeki sorunlarınıanlattı, derdini döktü. Kızının düğününe davet etti.Kalabalık gelin, hepiniz gelin dedi. O abla daha sonra davetiyebırakmak için geldi. Sonra her hafta yaptığımızkahvaltılara gelmeye başladı.Bu örnekte ve daha sonra yaşadığım birçok örnekteşu dersi çıkardım: Birincisi gerçekler çok büyük bir güçtür.İkincisi kimsenin statülerini kabul etme ve ısrarcıol. Kazanan hep gerçekler olacak.32Halk Düşmanı AKP’ye Karşı


HalkDüşmanıAKPAKP sağlık sisteminiemperyalizmintalepleri doğrultusundatam olarak paralı hale getirdi. Yıllardıruygulanmak istenen ama bir türlü hayatageçirilemeyen yeni sağlık sistemiAKP eliyle, TBMM’nin onayına bilegerek duymadan yürürlüğe sokuldu.“İleri demokrasi”lerinde halkın iradesinitemsil ettiği söylenen Meclis’inonayı alınmadan, Kanun HükmündeKararname ile halkın sağlık hakkıgasp edildi. Yalanlarla beslediler bu değişikliğinnedenlerini... AKP’nin seçimöncesi hazırladığı görüntüler vardı,evde tek başına hasta yatağında yatanbir yaşlının evine ambulansla gelen sağlıkekipleri evde bakım yapıyorlardı.Sağlık hizmeti ayağımıza gelecekti,buna inanmamızı istediler.“Aile hekiminiz olacak, ömürboyu sizi takip edecek”, “İstediğinizhastanede tedavi olacaksınız”, “Doktorlarıtam gün sizin hizmetinizesunacağız”... dediler... dediler. Pekigerçekte ne oldu?2012’ye girilmesiyle birlikte sağlıksisteminde köklü bir sömürü sistemideğişikliği yapıldı. Genel SağlıkSigortası (GSS) adıyla uygulamayasokulan bu değişiklikle birlikte artık18 yaşını geçmiş ve 295 liradan fazlakazanan herkes, aylık olarak 33 liradanbaşlayan sağlık sigortası primiödemek zorunda.33 liranın dışında muayene ücreti,ilaç parası da dahil olmak üzere 5ayrı katkı payı ödetilecek tüm halka...İlaç ücretlerinin %20’sini ödemedenilaç alamayacağız. Kronik hastaların,ağır hastalığı olanların ölüme gönderilmesidirbu uygulama.Bu açıkça sağlık hakkının gaspedilmesidir. Önceki uygulama ile yoksulhalkımız yeşil kartla sağlık hizmetialabiliyorken; eşini, çocuklarını kendisigortası kapsamında hastaneyegötürebiliyorken; artık bunu yapmakda mümkün değil. 18 yaşını geçmişAKP Hastaneleri Tekellere Veriyor. FırındanEkmeği Nasıl Parayla Alıyorsak, “KamuÖzel Ortaklığı” ile Hastaneden de SağlığıÖyle Parayla Alacağız!çocuklar anne-babalarının sağlıksigortasının dışında tutulacaklar.Onlara ayrı olarak sağlık primi ödenmesigerekiyor. 25 yaşın üzerindekiher üniversite öğrencisi çalışıpkendi primini ödemek zorunda.Ailelerin ödeyeceği sağlık sigortasıise gelir testine göre belirleniyor. Bununiçin atanan 3 bin görevli tümTürkiye çapında evleri tek tek dolaşıp,ev halkının gelir ve gider tespitini yapacak.Ev halkının tümü çalışmıyorolsa bile, eğer bir kira geliri varsa ya dabir yakınından maddi yardım alıyorsa,ondan dahi sağlık primi alınacak.Yeşil kart uygulaması tamamenkaldırıldı. 295 liradan az para girenevlere yeşil kart verileceği söylensede, bu da sürekli bir denetime tabii tutulacak,gerekli görüldüğünde derhalkaldırılacak...İşte halka sunulan yeni sağlık sistemibu. Ve bu sistem AKP tarafındanuygulamaya sokuldu. Halka sorulmadan,bir gecede elimizden aldılartedavi hakkımızı.İstediğimiz hastaneye gidebilirsinizdiyorlar ama hastaneleri de sınıflandırdılar.5 gruba ayırdılar hastaneleri:A, B, C, D, E. Paramız hangisınıf hastaneye gidiyorsa o hastaneyegidip, verdikleri kadar sağlık hizmetialacağız. Daha iyi ve gerekli tedaviyialabilmek için sınıf atlamamızgerekiyor. Nasıl atlayacağız? Parasınıödeyerek...Nasıl ki aynı uçağın içinde koltukları1., 2. sınıf diye ayırıyorlarsa; birisineyemekler verip, diğerini aç bırakıyorlarsa;birisine televizyon izlemeimkanı verip, diğerine vermiyorlarsa5 gruba ayrılan hastaneler arasındakisınıf farkı da böyle olacak. 33lira pirim ödeyenler ağrı kesicilerle tedaviedilecek; 200 lira sağlık pirimi verenlerdaha farklı tedavi görecek.Halkın yanı sıra doktorlar ve sağlıkemekçileri de 663 nolu KHK ileayrı olarak sömürülecekler. Tüm buuygulamayı getiren AKP, ticarileştirdiğisağlık hizmetlerinin başınada Sağlık Bakanlığı’nı verdi. Devletinelindeki hastaneler Sağlık Bakanlığı’nadevredilerek tekellere satılmasınınönü açıldı.850 devlet hastanesi Kamu HastaneBirliği adı altında toplanacak vebu hastanelerdeki başhekim, hastanemüdürü, klinik şefleri ve yardımcılarıişlerini kaybederken, yönetici olarakbakanlık dışarıdan “genel sekreter”adı verilen işletmeciler atayacak.Bir işletmecinin yöneteceği ve tek kararhakkına sahip olacağı hastanedesağlık hizmetinin kalitesi değil, hastaneninne kadar kar ettiği önem kazanacak.Kar getirmeyen tedaviler uygulanmayacak.Kar getirmeyen hastalarhastanelere kabul edilmeyecek.Kamu Özel Ortaklığı (KÖO)adı altında, Sağlık Bakanlığı veKamu Özel Ortaklığı Derneği işbirliği“Sağlıkta Kamu Ortaklığı,Sağlık Kentleri” oluşturulacak. AKPtarafından “AB yasalarına uyum”adına gündeme getirilen bu uygulama,“yap-kirala-devret modeli” ilesağlık hizmetlerinin tekeller eliyle verilmesinigetirecek. Devlet hastaneleriihaleye açacak. İhaleye giren ve ençok parayı veren tekel belli bir süreliğinehastanenin işletme hakkını kazanacak.Yani hastaneye kiralayacakve hastaneyi kiralamak için ödediğiparayı halktan çıkartmak için tümsağlık hizmetlerinden para alacak.Kayseri’de denemelerine başlananbu şehir dışındaki sağlık kampüslerinde,5 grup halinde sınıflandırılmışhastanelerde sağlık hizmetini satın almakzorunda bırakılacağız. KÖO,AKP’nin eğitimde, ulaşımda vs. kullandığıbir işletme sistemi.Sayı: 301Yürüyüş29 Ocak2012Birleşelim Örgütlenelim Güçlenelim33


Belçika’da iki oğlunun cenazesinimorgdan alamayan, morgda kaldıklarıher gün içine 140 euro ödeyen aileninyaşadıklarını yazdık geçen sayılarımızda.Türkiye’de bunun gibi cenazemiziçin para ödeyeceğiz ve ödemediğimizdecenazemizi rehin alacaklarSağlık Parasız Olmalıdır.Sağlık Hakkı ParaylaSatılamaz, Alınamaz!Paran varsa yaşayacaksın, paranyoksa öleceksin olabilir mi? Bizdenbunu kabul etmemizi istiyorlar. Kabuledecek miyiz?Parasız eğitim isteyen Dev-Genç’lileradım adım Ankara’ya yürüdüklerisırada geçtikleri şehirlerden birisindehalkımızdan birisi, “Parasız eğitimistiyorlar, parasız eğitim mi olur?” diyerek;normal olanın parayla eğitim almakolduğuna inandığını söylemişti.Aynısı sağlık için de geçerli. Sağlıkda parasız olmalı. Normal olan budur.Normal olmayan bizden paraalınmasıdır. AKP ya da iktidara gelenkim olursa olsun bizden bunu normalgörmemizi istiyorlar. Yalanlarla gerçekleriçarpıtıyorlar. İnanmayalım.Sağlık hakkımızın gasp edilmesineboyun eğmeyelim. Sesimizi yükseltelim.Biz sesimizi çıkartmadıkça tepemizebiniyorlar. Yok diyorlar, dahaiyi olacak diyorlar ama gerçekte öyleolmuyor. Gittikçe daha fazla sömürülüyoruz.Ezenler, sömürmeden duramazlar.Biz çalışırız, onlar kazanır;biz üretiriz, onlar sefa sürer; biz gencecikölürüz, onlar 90’lı yaşlarınıgörürler... “Ölüm hep bana mı düşerusta” deniliyor bir türküde... Evet bizimpayımıza ölüm düşüyor. Hastalıklarlayaşamak düşüyor. Doktoryüzü göremeden, ilaç alamadan ölmekdüşüyor. Bunlar yalan-yanlış şeylerdeğil; bire bir yaşadığımız gerçekler.ÇOCUKLARIMIZHASTAYKEN ÇARESİZCEOTURMAK İSTEMİYORSAKİLAÇSIZLIKTAN AĞRILARİÇİNDE KIVRANMAKİSTEMİYORSAKHASTANELERE SENETKARŞILIĞI BORÇLANMAKİSTEMİYORSAKÖLMEK İSTEMİYORSAKDİRENECEĞİZ. TÜMHALK ÖRGÜTLENİPDİRENİRSE KARŞIMIZDAHİÇBİR GÜÇ DURAMAZ...SAĞLIK HAKKIMIZ İÇİNÖRGÜTLENELİM!Sayı: 301Yürüyüş29 Ocak2012AKP POLİSİ İŞGALE GİDER GİBİ BASTIĞIMAHALLELERİMİZDE BARINAMAYACAK! TUTUKLUDEVRİMCİLER DERHAL SERBEST BIRAKILSIN!10 Mayıs 2011 tarihinde İstanbul Okmeydanı’nda yapılanpolis baskını ve AKP iktidarının tutuklama terörüyletutuklanan devrimcilerin duruşması 19 Ocak 2012 tarihindeyapıldı. Mahkeme günü Halk Cephesi de ÇağlayanAdliyesi’nin önünde eylem yaptı.“Keyfi Tutuklama Zulmüne Son! Mahallelerimizdenve Demokratik Kurumlarımızdan Elinizi Çekeceksiniz!Halk Cephesi” pankartının açıldığı eylemde “KeyfiTutuklama Zulmüne Son”, “Gözaltılar, Tutuklamalar,Baskılar Bizi Yıldıramaz”, “Kahrolsun Faşizm YaşasınMücadelemiz”, “Halkız Haklıyız Kazanacağız” sloganlarıatıldı.Eylemde açıklama yapılarak, “Görevi adaleti değil,düzenin bekasını sağlamak olan oligarşinin mahkemelerinindevrimcileri yargılayamayacağı kesindir. Sosyalizmin,umudun simgesi kızıl bayrağı gayri meşru göstermek,halkı itirafçılaştırmaya çalışmak, uydurma asılsızbeyanlarda bulunarak kendi yasalarına dahi uymamakancak düzenin adalet ahlakına yakışır. Yalan ve demagojiüzerine kurulu bir mahkemenin gerçekleri haykırandevrimciler karşısında hükmü olamaz. Ne F Tipleri ne işkencelerbizi umudun türküsünü haykırmaktan vazgeçiremez.Çünkü Cephe halktır, bitmez tükenmezliği bundandır!Bağımsızlık, Demokrasi ve Sosyalizm mücadelesindegücümüz örgütlülüğümüzdür. Örgütlenme hakkımızısavunmaya ve bağımsız, sosyalist Türkiye mücadelemizedevam edeceğiz.” denildi.30 kişinin katıldığı eylemde, Grup Yorum adınaaçıklama yapanCihan Keşkek,“AKP iktidarınınbu ülkenindevrimcilerinekarşı uyguladığıtutuklama terörünüGrupYorum olarakprotesto ediyoruz.İdil KültürMerkezi, OkmeydanıHaklarve Özgürlükler Derneği ile Gençlik Federasyonu’nayönelik AKP’nin polislerinin geceyarısı yaptığı ahlaksızcasaldırıyı unutmayacağız.” diyerek, ülkemizde faşizminpervasızlığını bir kez daha ortaya koydu.Umudun halklaşmasının oligarşiyi daha da pervasızlaştırdığınınanlatıldığı açıklamanın ardından, mahkemebitene kadar Adliye’de bekleyeceklerini belirten Halk Cepheliler,Çağlayan Adliyesi’nin içine girdiler.Mahkemede yargılanan devrimciler hakkında somuthiçbir delil olmamasına rağmen, oligarşinin mahkemesitamamen keyfi olarak sadece Yasemin Şen adlıHalk Cepheli’yi serbest bırakarak diğer tutsakların tutukluluklarınındevamına karar verdi. Duruşma 20 Marttarihine ertelendi.34Halk Düşmanı AKP’ye Karşı


Ülkemizde GençlikParasız Eğitim, SınavsızGelecek Hakkımız!İstiyoruz, Alacağız!Liseli gençlik, yine bir sınav yarışıiçine girmeye zorlanıyor. YükseköğretimeGeçiş Sınavı (YGS) 1Nisan 2012 tarihinde yapılacak.Okullarla birlikte dershaneye kayıtlarda yapıldı. Parası olan dershaneyegidecek, olmayan kendisi hazırlanacak.Lise öğrencilerinin birbirini ezipgeçmesine, rekabete dayalı olan busınav sistemi ile devlet, gençleri eleyip,sen eğitimine devam edebilirsin,sen edemezsin diyecek. Peki eğitimedevam edip edemeyeceğimiz neyegöre belirlenecek? Ve asıl önemli soruda: Neden böyle olmak zorunda?1926 yılından bu yana ülkemizdesınav sistemi uygulanıyor. 1926-1935 yılları arasında tüm derslerdensözlü olarak yapılan “Lise MezuniyetSınavı” vardı. 1935’ten sonra yazılıbir sınav olan “Devlet OlgunlukSınavı” uygulanmaya başlandı. 1955yılında Lise Bitirme ve Devlet OlgunlukSınavı birleştirilerek, “DevletLise Sınavı” adlı tek bir sınav halinegetirildi. Liseyi bitirmek için girilenbu sınavlardan sonra üniversiteyegiriş sınav yönetmeliği 1968 yılındakabul edildi.Ve bu tarihten itibaren üniversiteyegiriş, sınav sistemiyle yapılıyor.Sınav sisteminin var olma sebebininbaşında, devletin yeterince okulyapmaması, mezun olan öğrencileriistihdam edecek iş alanları yaratmamasıdır.İşsizliğin arttığı, üniversitemezunlarının da iş bulamadığıvatanımızda sınav sistemi, liselileribölerek, geleceğin işçileri ve memurlarıyaratılmaktadır.1Yüksek puan alanlar “Sen dahazekisin” denilerek farklı meslek dallarındaeğitim alabilirken; düşükpuan alanlara da “Sen işçi olabilirsin,evlenip evinde oturabilirsin...” denilmektedir. Parasız Eğitim, SınavsızGelecek, Demokratik Liseİstiyoruz. Parasız Eğitim, SınavsızGelecek Hakkımız!İstiyoruz, Alacağız! Elenmek, Seçilmek İçinDeğil, Halk İçin Eğitimİstiyoruz! Sınavsız Gelecekİstiyoruz! Gerici, Faşist Bir EğitimDeğil, Demokratik Liseİstiyoruz! Gelecek Sınavlarda Değil,Örgütlü Mücadelemizdedir! Dershaneye Para, Evimizeİcra, Anne Babamıza HapisDeğil, Eğitim Hakkımızıİstiyoruz! Geleceğimize ElKoydurtmayacağız! GeleceğimizeSahip Çıkalım! Gerici Eğitim Değil,Parasız Eğitim İstiyoruz! Gerici Eğitim Değil,Demokratik Lise İstiyoruz!Peki Gerçekten OrtadaBir Zeka Sorunu mu Var?Kesinlikle hayır!Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer,şu sözleriyle sorunun zeka olmadığınıanlatıyor: “Öğretmede ve öğrenmedebir problem var. Dershanelererağmen, bütün okullara rağmen genelüniversite sınavlarında fen derslerininsorularına doğru cevap verme oranının4 olduğunu biliyor musunuz? Bizinsanları 12-13 sene okutuyoruz, sonradershanelere gönderiyoruz. Çocuklaraokullarda 4. sınıftan başlayarak,üniversiteye gelene kadar, 10yıla yakın İngilizce öğretiyoruz. Her yılhiçbir şey yapmadan sadece 10 cümleyiezberletsek, 100 cümle eder. 100cümleyle çocuk derdini anlatabilir.Ama tek cümle bilmeden mezun ediyoruz.How old are you? diyemiyorlar.Biz öğretemiyoruz.” (HaberTürkgazetesi, 30 Ağustos 2011)“Biz öğretemiyoruz” ifadesi, bireksikle çok doğrudur: ÖĞRETMİ-YORLAR... Bu egemenlerin, ezenlerüzerindeki genel sistemli bir politikasıdır.Üretime katılacak kadaröğrensinler, fabrikadaki makinayıkullanacak kadar öğrensinler, vereceğimizdizileri izleyecek kadar, yayınladığımızgazeteleri okuyabilecekkadar öğrensinler istiyorlar. YANİONLARIN İSTEDİĞİ KADAR.Daha fazlasını öğrenip, aydınlanıp,sömürü sistemini fark edecek kadaröğrenirsek onlar için tehlikeli oluruz.Bu yüzden bize gerekli eğitimvermezler. 12-13 sene de insan dil öğrenemezmi? Ya da üniversite sınavsorularını cevaplayamayacak kadarzeka sorunu olan liseliler mi var?2011 yılında, 2 milyon 19 bin 865lise son sınıf öğrencisi üniversite sınavınagirerken, bunlardan sadece759 bin 638’i üniversiteye gidebildi.Sayı: 301Yürüyüş29 Ocak2012Birleşelim Örgütlenelim Güçlenelim35


Ülkemizde GençlikSayı: 301Yürüyüş29 Ocak20121 milyon 260 bin 227 öğrenci geçensene liseden sonrasını okuyamadı. Busene de farklı olmayacak bu oranlar.Yarış atı gibi koşulacak liseliler...Ailesinin dişinden tırnağından biriktirdiğiyledershaneye gidebilen öğrencilerbir adım önde koşuyorlar buyarışta. Parası olmayanlar ise geridentakip ediyor. Her türlü donanıma sahipözel okullarda okuyup olması gerekeneğitimi alan liseliler açık araönde koşarken; öğretmenin olmadığı,derslerin boş geçtiği, yetersiz eğitiminverildiği devlet okullarında okuyanöğrenciler aksayarak gidiyorlar...Bunun adı FIRSAT EŞİTSİZLİ-ĞİDİR. Aynı fırsatlara sahip olmayan,aynı fırsatlarla sınava hazırlanamamışöğrenciler aynı sınava girecekler. BuEŞİTSİZ, ADALETSİZ eğitim sistemiile hayatımızın geri kalanıyla ilgiliolarak geri dönüşü olmayan birkarar verilecek.Parasız eğitim hepimizin hakkıdır.Üstelik anayasal bir haktır. Ama oligarşihalkın eğitimiyle değil, kendi işgücünüoluşturmakla ilgilendiği içinkendi yasasını da çiğner.13 Ocak 2012 tarihinde biten sınavbaşvurularının ardından ÖSYMtarafından yapılan açıklamaya göre2012 Öğrenci Seçme ve YerleştirmeSistemine (ÖSYS) 1 milyon 860 bin515 aday başvuru yaptı.YGS’ye girecek öğrenci sayısı ise1 milyon 805 bin 433.Bu adayların 783 bin 854’ü liseöğrencisi. Mezun olup da sınava girmekiçin başvuran öğrenci sayısı ise1 milyon 76 bin 661.Türkiye’deki lise sayısı (özel-genel-meslekliseleri toplamı) 9 bin281. Dershane sayısı ise 3 bin 972.Nasıl bizim hayatımızı puanlarlabelirliyorlarsa, bu rakamlar da eğitimsisteminin nasıl halka düşman olduğunugöstermektedir bize.Dershanelerin iki katından fazla lisevarken, öğrenciler dershaneye gitmeyemecbur bırakılıyorlar. Çünkü liselerdegerekli eğitim verilmiyor. Amabizim tartıştığımız ana konu bu da değildir.Ana sorunumuz, sınav sistemininyanlışlığıdır. Eğitim hakkımız sınavlarlagasp edilemez. Sınavsız bir şekildesahip olmak istediğimiz mesleğineğitimini almak hakkımızdır. Buhakkı gasp edenlerin yaptıkları sınavagirmek, gasba onay vermektir.Yoksulluğumuzdan kurtulmanın,“kendimizi kurtarmanın” yolu olaraküniversite kapıları gösteriliyor bizlere.Hem anne-babalarımız hem dedevlet tarafından... Ailelerimizinemeklerini çöpe atmak istemiyoruz.Büyük bir kaygı ile bekliyoruz sınavsonuçlarını.Bize sınava girmenin hayatımızıkurtarmanın tek yolu olduğu anlatılıyorve hayallerimizi, geleceğimizi sınavagöre şekillendiriyoruz. Bu sahtedünyayı dağıtmak bizim elimizde.Fırsat eşitliği olmadan girdiğimiz busınavda çok büyük oranda yoksul halkçocukları gidemeyecek üniversiteye.Bunu bilerek razı olmaktansa, sınavlarıboykot etmeye çağırıyoruz liseligençliği.ÖSYM, 65 milyon 118 bin 25 lirapara kazanacak sadece YGS’den.(Sınav için her öğrenciden 35 TL paraalınıyor) Soru kitapçığı, fotoğraf, sonuçbildirim belgesi... gibi sınavın bütünmasrafını bizden çıkartacaklar. Vefazlasını da kendi ceplerine atacaklar.2007'de 163 milyon 710 bin TLgelir elde eden ÖSYM, 2008 yılındada 245 milyon 266 bin TL kazandı.Öğrencilerin ve ailelerinin sırtındankazanıyor bu parayı tabi...Sınava girmek bile parayla. Paramızlabizi sınavlara hapsetmelerineizin vermeyelim. Bozuk eğitim sisteminekarşı sınavları boykot etmekelimizde. Biz olmadan bu sınavı yapamazlar.Hayatımızı üç saate sığdırmaya,umutlarımızla, özlemlerimizle oyunoynamaya kimsenin hakkı yok. Buhakkı onlara vermeyeceğiz. Üniversitekapıları halk çocuklarına açılanadek mücadele edeceğiz. Haklılığımızave halkımıza güveniyoruz. Umutlarımızımücadele ederek kazanacağız.(Sürecek)Liseli Dev-Genç’liler DevrimciEğitimin Gücüne İnanırlarLiseliler bu düzenin saldırılarından en çok nasibinialmış kesimdir. Düzen liseliler üzerine yozlaştırmapolitikasını hızlı bir şekilde aşılamaktadır. Liselileri uyuşturucuya,internet kafelere ve televizyonlara mahkumetmektedir. Onları sürekli yalnızlaştırmaktadır. Oysa LiseliDev-Genç’liler her zaman bir arayış içindedir herzaman sorgulayan ve sorguladıkları her şeye cevap bulanlardır.Doğru yolu devrimcilikte bulduklarında, yavaşyavaş o yoz kültürden arındıklarında onlar da anlarki devrimci eğitim bu düzene karşı en iyi silahtır.Liseli Dev-Genç’liler devrimci eğitimin gücüne inanırlar.Çünkü bütün insanlığın kurtuluşu buradadır, insanlarıneşit, özgür kısacası “Bağımsız Bir Türkiye” deyaşaması ancak devrimci eğitimle, devrimci güçle olacaktır.Kendisinin değiştiğine inanan bir liseli, devrimiçin birçok liseliye ulaşacak ve onlara da devrimciliği,devrimci eğitimi aşılayacaktır. İktidarın korkulu rüyasıolmaya devam edecek ve bunu daha çok örgütlenerekyapacaktır. Örgütlülüğünü devrimci eğitimdenalacaktır. Devrimci eğitimle eğitildikçe değişim dönüşümügörecek iktidara kilitlenecektir. Devrimci eğitimLiseli Dev-Genç’lilerin devrime gitmekte pusulası olacaktır.“Bilgi güçtür” sözünün yolundan gidecektir.Liseli Dev-Genç’liler devrimci coşkusuyla ve ideolojiknetliğiyle düzenin yozluğuna ve pisliğine karşı setolacaktır.36Halk Düşmanı AKP’ye Karşı


Ülkemizde GençlikGençliğinGündemindenÜniversitelerde yaşanan baskılar her geçengün artmaktadır. Devrimci gençliğin, öğrencilerlebağı kesilmeye çalışılmaktadır. Faşistyönetmeliklerden saldırılara, yozlaşmış kültüreletkinliklere kadar birçok alanda bu baskıyı arttırmayadönük düzenlemeler yapılmaktadır. Sivil ya da resmipolislerin üniversite içinde gezmesinin artık “olağan” birhal almaya başlaması bunun kanıtlarındandır. Bu ve bunungibi tüm uygulamalar devrimci gençliğin mücadelesininönünde engel olamamaktadır.Hacettepe Üniversitesi’nin yeni atanan rektörü MuratTuncer aldığı “yeni” kararlarla işbirlikçi AKP’nin “demokratikaçılım”larına devam etmektedir. Rektörlük, buyıl yeni ihaleye çıkarken önceki yıla ait ihale şartnamesindegaz bombası, kalkan ve gaz maskesi alımına rastladı.Şartnameden bunlar çıkarıldı. Geçen yıl üniversite bibergazı alımı için Ankara Valiliği’ne başvurmuştu. AnkaraValiliği’nin bu izniyle ilk kez ve sadece bir üniversiteyegaz bombası, kalkan ve gaz maskesi alınmıştı. Bununlabirlikte artık eylem ve etkinlikler nedeniyle soruşturmaaçılmayacak... Afiş asmak, bildiri dağıtmak serbest...Öğrencilerle üç buçuk saatlik bir toplantı yapan yeni rektör,her ay gençlerle buluşacak... Ayrıca Uludere katliamınıprotesto eden öğrencilerin adını isteyen emniyete liste vermedi.Şimdi tüm bu yaşananlara bakılınca üniversiteye demokrasigeldi diye düşünülebilir. Ama AKP iktidarının veonun atadıklarının demogoji ve yalan söylemede üstüneolmadığını biliyoruz. Kürt sorununu çözeceğiz der katliamyapar, eğitimde “fırsat eşitliği”nden dem vurur, herkesüniversiteye giriyor der ama bugün milyonlarca gençparasızlıktan okuyamamaktadır. Bu örnekleri çoğaltmakmümkün elbette ama bu kadarı bile halkın nasıl kandırıldığınıgöstermektedir. Hacettepe Üniversitesi’nde yaşananlarda bunun devamı olan uygulamalardır.“Rektör ihaleyi durdurmasa, Hacettepe öğrencilerine polisinyanı sıra özel güvenlik birimleri de biber gazı sıkabilecekti”denebilir. Ki solun tavrı böyledir. Rektörün açıklamasına“olumlu, takipçisi olacağız” diyebilmektedirler.Yine faşizmi “unutup” düzenden beklenti içerisine girmektedirler.İcazetle iş yapmaya alıştıklarından kaynaklı böyledüşünmeleri “normal”dir! Ama durum hiç öyle değil. ÖzelGüvenlikler’in (ÖGB) üniversitelerde bulunması zaten doğrudeğil! Ki yetkileri olmasa da ÖGB’ler öğrencilere saldırmakta,gücü yetmediğinde polis çağırmaktadır. Alınankararın bir diğer amacı da yeni rektörün öğrencilere “iyi rektör”havası vermek içindir. Yarın devrimci mücadele arttığızaman rektörün faşist yüzünü gizleyemeyeceği açıktır.Ortaya çıkan tepkilerden dolayı böyle bir karar almak zorundakalmalarını rektör Murat Tuncer kendine yontmaktadır.Bu da düzenin “ben izin verdim” anlayışını halka ka-Üniversitelerde Her HakkımızıCanımız Pahasına Savunduk!AKP’nin Rektörü Haklarımızı“Bahşetmiş” Gibi GöstermektenVazgeçmelidir!nıksatarak tepki göstermenin “boşuna” olduğu anlayışını yaymakistemesini göstermektedir.Nitekim bildiri, afiş asmak, örgütlenmek zaten herkesinhakkı! KİME NEYİ SERBEST BIRAKIYORLAR?Baskılara, işkencelere, okuldan atılmalara karşı yılmadanbu haklarını savunuyor devrimci gençlik. Paralı, ezberci,yozlaştıran eğitime, üniversitelerde polis-idare işbirliğinekarşı yıllardır mücadele veriyor öğrenciler. Örgütleniyor,eylemler yapıyorlar. Bu mücadelenin üzerini örtmek içinde böyle demogojilere başvuruyor düzen ve onun savunucuları.Ki bu düzenin savunucuları YÖK’e neden karşıçıkmıyorlar madem bu kadar demokratlar?! YÖK’eKARŞI ÇIKAMAZLAR! Ya da paralı, ezberci, anti-demokratikeğitime, emperyalizme olan bağımlılığa!.. Asıldemokratlık, öğrenci haklarını savunma böyle mümkündür.Ama amacı oyalamak, öğrencilerin eğitim sistemineolan tepkilerini törpülemek olanlar ancak öğrenci gençliğinönünde yıkılacak set olurlar!İŞBİRLİKÇİ AKP’nin REKTÖRÜ YALAN SÖY-LÜYOR! Bizler devrimci gençlik olarak yıllardır parasız,demokratik, bilimsel, halk için eğitimin mücadelesini veriyoruz.Bu mücadelede birçok bedel ödedik, ödüyoruz.Tüm haklarımızı bu şekilde savunduk. Kimsenin bununüzerinden kendine çıkar sağlamasına izin vermeyiz. Gücümüzörgütlülüğümüzdür. Tüm öğrenciler, halkımız; Örgütlenmekhakkımızdır. Üniversitelerde yarattığımız tarihe,haklarımıza sahip çıkalım. DEV-GENÇ 42 yıllık mücadelesiylebunun öncüsüdür.gençliğin tarihinden28 Ocak-3 ŞubatSayı: 301Yürüyüş29 Ocak20123 Şubat 1997: Hukuk profesörü, demokrat, ilerici bir öğretimgörevlisi ve aydın Muammer Aksoy katil oligarşi tarafındankatledilir. Aynı tarihte Dev-Genç, devletin katliamcıyüzünü teşhir etmek amacıyla boykot ve grevler örgütler.Eminönü’nde Dev-Genç tarafından bir eylem yapılır ve eylemde“Profesör Aksoy’un katili oligarşidir!” yazan pankartaçılır.2 Şubat 1997: Çanakkale şehitler camiinde faşistler, Çatlılarve onun gibi mafyacı katiller için “vatansever şehit “diyemevlit düzenlediler. Bunun üzerine Dev-Genç’liler şehitlercamiinin yanına “Mafyacı Katil Çatlılar Halk Düşmanıdır,Gerçek Vatanseverler Devrimcilerdir” “DHKC/DEV-GENÇ” imzalı pankart açtılar.Birleşelim Örgütlenelim Güçlenelim37


Sayı: 301Yürüyüş29 Ocak2012Ülkemizde GençlikGençlik Federasyonu’ndan22 Ocak 2007 Büyük bedellersonucunda kazanılan bir zaferin tarihi.Devrimci tutsakların F Tipi hücrelerekarşı başlattıkları ölüm orucudirenişinin, 7 yıllık can bedeliyle verilenmücadelenin ve yazılan tarihinadı...Bu tarih genci yaşlısı, işçisi köylüsüylekısacası tüm halkla birlikteiçerde ve dışarıda örülen mücadeleyleyazıldı.20 Ekim 2000 tarihinde devrimcitutsaklar, emperyalizmin IMFpolitikalarına ve F Tipi hücre hapishanelerinekarşı bir direniş başlattılar.Bu direniş tam 7 yıl sürdü ve 22Ocak 2007 tarihinde kazanımlasonuçlandı. Bu tarihte Adalet Bakanlığıtecridi kabul eden ve kısmen kaldırangenelgeyi yayınladı. Ve 22Ocak 2007 günü, adını kalın harflerleyazdırdı tarihin duvarlarına.Bu tarih öyle bir tarih ki; direnerekkazanmanın, savaşarak öğrenmeninonurunu yaşatmıştır herkese.Herkesin bu tarihten çıkaracağı derslervardır ve mutlaka olmalıdır. Bu,gencinden yaşlısına, öğrencisindenköylüsüne kadar herkes için geçerlidir.Tüm halkın haklı mücadelesinikapsayan ve 2000’de başlayan budireniş, Türkiye devrim tarihinde debir ilktir. İlk olmanın yanı sıra tümöğreticiliğini ve güncelliğini de halakorumaktadır. Çünkü F Tipi hücrelerive buna karşı verilen mücadeleyigençlik de dahil herkesin gündeminesokabilmiştir. Bu yanıyla direnişingençlik cephesinden ayrı bir önemivardır.Başta da belirttiğimiz gibi direnişgencinden yaşlısına kadar tüm halkıkucaklamıştır ve tek bir çizgide birleştirmiştironları. Bu direniş çizgisinegençlik tüm militanlığı ve dinamikliğiile katılmıştır. Okul, aile vediğer tüm, bağlarını bu süreçte kırmıştır.Hücre hücre, gün gün eriyenbedenlerin acısını yüreğinde hissetmiş,mücadelenin ve savaşın gerçekliğinigörmüştür.Gençliğin verdiğiya da vereceğimücadeleninsadece okul ile,akademik-demokratikmücadele ile sınırlı kalmayacağınıanlamıştır. “Düzenin gençliğiteslim almaya yönelik politikalarına,yoz kültürüne, bireyciliği ve bencilliğikanıksatmaya yönelik saldırılarınakarşı nasıl barikat olunabilir?”sorusuna, direniş gerçekliğiyle cevapbulmuştur.Bugün gençliğe apolitikleşme,yozlaşma, bireycilik ve bencillikdayatılıyor. Üniversitelerde ve liselerdeverilen tüm eğitim, gençliği sindirmekve susturmak üzerine. Elbettetüm bunlar gençliği vatan ve halksevgisinden koparmak, ülke gerçekliğindenuzaklaştırmak için yapılansaldırılardır. Ancak kalın bariyerlerleörülmüş bu düzen duvarlarınıyıkan ve yıktıran direniş geleneğinivar eden kararlılık ve meşruluğaolan inanç olacaktır.Büyük Direniş sürecinde üniversitelive liseli birçok genç, kendisinedayatılan düzen sınırlarını aşarakmücadeleye katılmış ve büyük bedellerödemeyi göze almıştır. Cananlarve Zehralar da bu şekilde üniversiteöğrencileri olmalarına rağmen BüyükDirenişe katılarak şehit düşmüş vebirer kahraman olmuşlardır. Elbette,Canan da Zehra da iki kardeş olarakbir geleneğin temsilcileriydiler. Ölenama yenilmeyen, her türlü bedeligöze alan ve kavgada ustalaşmış 42yıllık bir geleneğin sürdürücüsüydüler.Onlar düzenin istediği gibisadece kendi yaşamlarını, kendi geleceklerinidüşünmediler. Düzeninvaatlerine kanmadılar, gelecek kaygısınadüşmediler. Onlar özgür,bağımsız bir vatan için mücadele ettilerve onurlu tarihin birer halkalarıoldular.Direniş sürecinde onların kazanımıtüm gençliğin kazanımıdır.7 Yıllık Büyük DirenişGençliğin YolunuAydınlatıyor!Tüm gençliğin halk ve vatan sevgisiyleyoğrularak, genç yaşta büyüksorumluluklar alabileceğinin ve kahramanlaşabileceğiningöstergesidir.Düzen gençliği her anlamdagüvensizleştirmeye, umutsuz ve çaresizbireyler haline getirmeye çalışıyor.Gençliğin dinamik ve militanyapısını köreltmeyi hedefliyor.Ancak, Büyük Direniş düzenin buamacının boşuna olduğunu göstermiştirdosta ve düşmana. CananKulaksız şehit düştüğünde 20, ZehraKulaksız 23 yaşındaydı. ÖzlemDurakcan Liseli Dev-Gençli’ydi ve19 yaşındaydı. Gençtiler, çok tecrübeleriyoktu ama aldıkları sorumlulukve taşıdıkları misyon büyüktü. Buyanıyla yıllardır kendine solcuyum,komünistim, demokratım diyen amamücadeleye bir tuğla taşı bile taşımayanlarabir ders niteliğindeydionların şehit düşmesi.Kısaca büyük direniş, gençliğinmücadele anlayışı ve sınıflar savaşındakirolü itibariyle okuması,öğrenmesi ve dersler çıkarması gerekenbir manifesto niteliğindedir.Geleceğin temsilcisi olma yolundaolan gençlik, özellikle bu tarihi iyiöğrenmelidir. Öğrenmeli ve yaratılangeleneklerin, korunan değerlerin,yok edilmeye çalışılan ama yok edilemeyendüşüncenin atardamarlarıolmalıdır. Bu misyona sahip olmakgençliğe çok daha büyük sorumluluklaryükleyecektir elbette. Amabu noktada kendimize güvenmeliyiz.Bizleri yok etmeye, gençliğin dinamiközelliğini bitirmeye yönelikpolitikalara karşı, Kızıldere'de yaratılanteslim olmama geleneğiyle,büyük direnişte canlı tutulan coşku,moral ve ruhla savaşmalıyız. Busavaş akademik-demokratik her alandakazanımlarımızın temelini oluşturacaktır.38Halk Düşmanı AKP’ye Karşı


Liseliyiz BizBu ülkede yaşıyoruz... Bu halkın çocuklarıyız... Ezilen, sömürülen,katledilen bir halkın çocuklarıyız... Bu halkın kavgasında biz de varız!Liselerde Komitelerin Kurulması,Çalışması, YürütülmesiLiseliler ülkemizdeki devrimci mücadeleiçerisinde önemli bir yere sahiptirler.Saf, temiz ve duyarlı yanlarıyla düzeninyarattığı yoz kültürden daha az etkilenmişlerdir.Dinamik, atılgan ve militanyanlarıyla örgütlendikleri oranda hızlıcaharekete geçerler. Tüm bu özellikleriyleyalnızca kendi sorunlarıyla değil halkınsorunlarına karşı da duyarlıdırlar.Liseliler kendilerine özgü bu yanlarıyladevrimci mücadele için büyük bir potansiyeloluştururlar. Bu potansiyeli örgütleyipdevrim mücadelesine katmak bizimyürüteceğimiz kitle çalışmasına bağlıdır.Komiteler liseli gençliğin örgütlenmesindeönemli bir yere sahiptir. Liselerde kuracağımızkomitelerle liseliler kendi sorunlarınısahiplenecek, tartışacak ve kendigüçleriyle bu sorunları çözmeye yönelikçalışacaklardır.Düzenin ülkemiz gençliğine biçtiği rolve apolitikleştirme saldırısına, kuracağımızkomitelerle karşı durabiliriz. Düzen,liselilerin kendi sorunlarını sahiplenmesiniistemez. Düzene göre liseliler kendisiiçin yaşamalı, eğlenmelidir. “Boşvermeli”,çevresine duyarsız olmalı ve bencilleşmelidir.Ülkede ve dünyada yaşanantüm adaletsizliklere karşı sesini çıkarmamalı,yalnızca kendi sorunlarıyla ilgilenmelidir.Halkın gelenek ve kültüründen,değerlerinden uzak olmalıdır. Ülkemizdeve dünyada halk açlık, yoksulluk çekerken,katliamlar yaşanırken; topraklarımızaAmerikan üsleri, füze kalkanları kurulurkenliseliler tüm bunlara sessiz kalmalı,uğruna mücadele edecekleri tek bir değer,ahlak kuralı bile kalmamalıdır. Okullardaverilen eğitimle hedefledikleri, gençliğiapolitikleştirerek devrim mücadelesindenuzaklaştırmaktır.Kuracağımız komiteler bu saldırılarıboşa çıkarmanın önemli araçlarıdır. Öncelikliyapacağımız, ülkemizde ve okullardayaşanan sorunları liselilere anlatmakve tartışmalarını sağlamaktır. Kuracağımızkomitelerle okullarda ve en genel anlamıylaeğitim sisteminde var olan sorunlarıtartışmak, çözmeye çalışmakliselilerin, devletin gerçek yüzünü,adaletsizliklerini yakından görmelerinisağlayacaktır. Komitelerle liselilersöz ve karar hakkına sahip olacaklardır.Düşüncelerini ortaya koyacak,kendilerini ifade edebileceklerdir. Yalnızcaakademik-demokratik sorunlarladeğil, halkın ve düzenin sorunlarıylailgileneceklerdir. Komitelerliselilerin politikleşmesini ve siyasallaşmasınısağlayacaktır.Liselerde KomitelerinKurulması ve YürütülmesiÖncelikle okullarda, sınıflarda,mahallelerde konuşmadığımız, kendimizive mücadeleyi tanıtmadığımızliseli kalmamalıdır. Kurduğumuzkomitelerin amacına ulaşması içinliselilerin bizi tanıması ve sahiplenmesigerekmektedir. Bunu en iyi onlarlabirebir ilişki kurarak, onlarınnasıl yaşadığını, nasıl düşündüğünüöğrenerek yani onları tanıyarak yapabiliriz.Onların güvenini kazanmalıyız.Liselilerin sorunlarına vakıf olmalıve çözmeye çalışmalıyız. Yürüttüğümüzmücadeleyi, faaliyetlerimizionlara ısrarla anlatarak, tek alternatifindevrimciler olduğunu gösterebilmeliyiz.Kuracağımız komiteler liselilerinyalnızlaştırılmasının yerine örgütlü,paylaşmayı ve dayanışmayı esas alanbir yaşamı koyacaktır. Kuracağımızkomitelerde liselilerin sorunları belirleyicidir.Onları dinleyerek sorunlarınavakıf olabiliriz. İlk etaptaokuldaki bir sorun üzerinden komiteleşmeyisağlayabiliriz. Ancakkomite bununla sınırlı kalmamalı,kapsayıcı ve sürekli olmalıdır. Örneğinliselerde sürekli toplanan paralaryakıcı bir sorundur. Kurduğumuz komiteylebu sorunu öğrenciler nezdindegündeme getirip tartıştırabiliriz. Bununlailgili bildiriler hazırlayıp sınıf-Sayı: 301Yürüyüş29 Ocak2012Birleşelim Örgütlenelim Güçlenelim39


Liseliyiz Bizlara dağıtabiliriz. Okullarda yürüttüğümüzmücadele ve taleplerimiz biziokul idaresiyle karşı karşıya getirir.İdarenin bizi ciddiye alması ve taleplerimizikarşılaması komitemizin güçlenmesi,süreklileşmesi ve öğrencilerinsahiplenmesiyle olacaktır. Bu komiteleşmeaçısından basit bir örnektir.Yaptığımız diğer faaliyetlerle komitelerimiziyaygınlaştırabiliriz; Dergilerçıkarabiliriz, tiyatro grupları,halk oyunları ekibi, müzik gruplarıoluşturabiliriz. Film günleri düzenleyebilir,toplu kitaplar okuyarak üzerinetartışabiliriz. Böylelikle kolektif biryaşamı hayata geçirir, liselilerle süreklibir arada oluruz.Komitelerle faaliyetler, geceler,şenlikler düzenleyebiliriz. Örneğin; ülkemizdekibir sorun üzerine seminerverebiliriz. Yaptığımız her faaliyet liselilerarasındaki paylaşımı, dayanışmayıartıracaktır.Liselilerin sorunlarını ve taleplerinipolitikleştirebilmeliyiz. Liseliler yalnızcakendi sorunlarıyla değil, halkın vedünyanın sorunlarıylya ilgilenmeli vesahiplenmelidir. Tartıştığımız taleplerkapsayıcı olmalıdır. Akademik-demokratiktaleplerle eğitim sistemini, parasızeğitimi, öğrenci sorunlarını tartışmalı,siyasal taleplerle; bağımsızlık ve demokrasitaleplerini; söz, düşünce ve örgütlenmetaleplerimizi, ülke sorunlarınıdile getirmeli, bunun yanında sosyal vekültürel taleplerimizi, ülke sorunlarınıtartışmalı ve bu sorunlarımız için mücadeleetmeliyiz.1990 yılında kurulan DLMK (DemokratikLiseler İçin Mücadele Komiteleri)liseli gençliğin mücadelesi açısındanönemli bir yere sahiptir. Liselilerbu komitelerle örgütlenmiş, kadrolaşmışlardır.DLMK’lı liselerde boykotlar,işgaller gerçekleştirmişlerdir.DLMK’nın yürüttüğü faaliyetler yalnızcaakademik-demokratik talepli değil,tüm dünya halklarının yaşamlarıylailgilidir. Örneğin Irak’ta işgale karşı2003 yılında Kabataş Lisesi’ne zincirlemeeylemi yapılmıştır. Polisin saldırdığıbu eylemde DLMK’lılar öğrencilerve halk tarafından sahiplenilmiştir.Keza 1991’de Irak’ta yaşananemperyalist “Körfez Savaşı”nıDLMK’lılar Pendik Lisesi’ne astıklarıpankartla protesto etmişlerdir. Bu eylembüyük yankı uyandırmıştır.Komiteler örgütlenmenin önemliaraçlarıdır. Mücadelenin ve liseli gençliğinihtiyaçlarını gözeterek liselerdekomiteler kurmalı ve yaygınlaştırmalıyız.Düzenin, liselileri devrimci mücadeledenuzak tutma çabalarına karşıkuracağımız komitelerin büyük etkisiolacaktır. Liselilerin hayalini kurduklarıgelecek ülkemizde ve dünyadaverilen sosyalizm mücadelesindenayrı değildir. Tüm liselilere bunuanlatmalı ve mücadeleye katmalıyız.Liseli Dev-Genç’in bedeller ödeyerekyarattığı tarihi, kurduğumuz komitelerledaha da büyütmeliyiz. Bağımsızve sosyalist bir düzeni liselilerle birliktesavaşarak kuracağız.Sayı: 301Yürüyüş29 Ocak2012LİSELİLER DAYANIŞMAYLAGÜÇLENECEKLERPANKARTLARIMIZI DA LİSELİLERİ DESÖKÜP ATAMAYACAKLARLİSELERDENOkullar 20 Ocak 2012 tarihinde yarı yıl tatilinegirdi; ancak Liseli Dev-Genç'liler yarı yıl tatilindede okulun baskılarını protesto etmeye devam ettiler.20 Ocak’ta saat 11.00 sıralarında Sarıyer BehçetKemal Çağlar okul’unun camından "Baskılara RağmenDayanışma Yemeğimiz Devam Ediyor" yazılıpankart açıldı. Liseli Dev-Genç’liler, pankartı astıktansonra, pankart asılan yere öğretmenlerin girippankartı indirmemesi için biber gazı sıkarak oradanayrıldılar. Açılan pankartı gören öğrenciler, ıslıkve alkışla destek verdiler.Pankart asıldıktan sonra Dev-Genç'li iki öğrencininailelerini arayan okul idaresi, "Elimizde kameragörüntüleri var, sizin çocuğunuzu kandırıyorlar, Pazartesigününe kadar ya yeni bir okul bulun ceza vermeyelimya da tasdiknameyi alırsınız." diyerek LiseliDev-Genç’lileri ve ailelerini tehdit etti. Liseli Dev-Genç'liler, astıkları bu pankartla, çalışmalarının engellenemeyeceğinibir kere daha gösterdiler.ULAŞIM HAKKIMIZI GASPETMELERİNE İZİN VERMEYECEĞİZTekirdağ Belediyesi’ninotobüs şirketi olan TU-REX’in 2012’ye girilmesiylebirlikte, şehir içi ulaşıma%30 zam yapmasıyla ilgiliolarak, Namık Kemal Üniversitesiöğrencileri tarafından19 Ocak günü TekirdağValiliği önündeki TuğlalıParkı’nda bir eylem yapıldı.Eylemde yapılan açıklamada,“Ancak biz bu zamzulmüne karşı boyun eğmemekte kararlıyız. Zamlara karşıbirlikte ve kararlı mücadelemizi sürdürmeye devamedeceğiz. Herkesi bu mücadelemize çağırıyoruz. 10 Ocaktarihinde yapmış olduğumuz basın açıklamasının ardındanbaşlatmış olduğumuz imza kampanyasıyla 654 imzayaulaştık. Biz halkız. Mücadelemize, hedefine ulaşıncayadek devam edeceğiz. Haklıyız kazanacağız. Zamlar biran evvel geri alınmalıdır.” denildi.“Susma Haykır Zamlara Hayır”, “Ulaşım Haktır Satılamaz”,“Ulaşım Hakkımız Söke Söke Alırız”, “UlaşımZamları Geri Alınsın” sloganlarının atıldığı eyleme 35kişi katılırken toplanan 654 imza Belediye Başkanlığı’nateslim edildi.40Halk Düşmanı AKP’ye Karşı


Ülkemizde GençlikDÜŞMANIN GÖZLERİNİN İÇİNE BAKACAĞIZMEŞRULUĞUMUZU KİMSE ELİMİZDEN ALAMAZKocaeli’de, Halk Cephesi/LiseliDev-Genç’lilerin “Füze Kalkanı DeğilDemokratik Lise İstiyoruz” kampanyasıile yarattığı direnişi hazmedemeyenpolis, 20 Ocak’ta akşam saatlerindeyürüyüş yolunda yürümekteolan Samet Duman isimliDev-Genç’liyi gözaltına almaya çalıştı;fakat halkın tepkisiyle karşılaşanpolis başarılı olamadı.Samet Duman, kendisini tacizAKP, EĞİTİMİ TEKELLERİNÇIKARINA GÖRE DÜZENLİYOR570 bin sınıf, 40 bin okul, 700 bin öğretmeni kapsayan FırsatlarıArtırma Teknolojiyi İyileştirme Hareketi (FATİH) 83bin sınıfta şubat ayında başlatılacak.AKP iktidarı projeyi, eğitimdebir fırsat olarak sunmak istiyor. Öğrencilere derslerindekolaylık sağlayacağını söylüyor. Ama yakın zamanda yapılanihale tekellere fırsat sağladığını ortaya koyuyor. Cihaz başına599 TL ile 4 bin cihaz alınacak. Bunun anlamı eğitim sistemininTİCARETLEŞTİRİLMESİDİR. Yoksul halk çocuklarıparasızlıktan okuyamazken bu uygulama tam bir göz boyama,halkı kandırmadır. Böyle bir durumda teknolojinin öğrencilerdeğil tekellerin çıkarına kullanılmak istendiği ortadadır.AKP HALKIN HİÇBİR SORUNUNU ÇÖZEMEZMilli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer, şubat ayında atanacak 17bin öğretmenin göreve başladıkları yerde bir yıl staj en azda 3 yıl görev yapacaklarını söyleyerek buna göre müracaatlarınolmasını istedi. Böylece staj yapan öğretmenlere az maaşverilecek. Ayrıca atamaların yapılmamasından dolayı oluşan tepkileriaza indirmek amaçlanmaktadır. Bununla da yetinmeyenişbirlikçi AKP nin bakanı atamalar için şart koşarak öğretmenlere“benim istediğim şekilde güvencesiz çalışacaksın, yoksa işe almam”demektedir. Bu şartları yalan ve demogojilerle meşrulaştırmayaçalışmaktadır. AKP halkın hiçbir sorununu çözemez.eden 6 çevik kuvvet polisinin gözlerininiçine baktığı için, “önünebak lan” denilerek tehdit edildi. Duman’ınaldığı tavır karşısında kimlikkontrolü yapacaklarını söyleyen polis,Duman’ın kimliğini göstermemesiüzerine bu kez de gözaltına almayakalkıştı. Orada bulunan yaşlı bir teyzenin“Siz vatansever gençlerdenne istiyorsunuz be, eşkiya mısınızsiz?” demesi üzerine teşhir olan polis,Duman’ın da direncini kıramayıncakaçıp gitmek zorunda kaldı.Kocaeli Gençlik Derneği, konuylailgili yaptığı yazılı açıklamada,“Kocaeli polisinin, savcılığının,üniversitesinin eylemimizin etkisialtında ezildikleri ve bunun acısını çıkarmakistedikleri aşikardır. Fakat şuda aşikardır ki; bizler emperyalizmeve oligarşiye karşı yürütmüş olduğumuzmücadelemizi halkımızla beraberzafere ulaştırana kadar yılmadanyorulmadan devam edeceğiz.”ifadesinde bulundu.DEV-GENÇ’LİLER FAŞİST KATİLLERİOKULLARINDAN KOVDU18 Ocak günü Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ndeyapılan “Abbas Güçlü ile Genç Bakış” programına konukolarak katılan Şevket Kazan, Hüsamettin Cindoruk ve MetinFeyzioğlu, Dev-Genç'liler tarafından protesto edildi. Programınbaşında Abbas Güçlü, “Aramızda protestocular var.Programımızı sabote edecekler, buna izin vermeyelim.” diyerekdevrimcileri hedef gösteren bir konuşma yaptı.Şevket Kazan ve Hüsamettin Cindoruk sahneye çıktıktansonra bir Dev-Genç'li ayağa kalkarak, “Bizler protestocudeğil devrimciyiz. Madımak'ta 33 insanı diri diriyakanların avukatı Şevket Kazan'dır. Bizler bu ülkenin devrimcileriolarak burada Şevket Kazan gibi faşist katillerinkonuşmasına izin vermeyeceğiz.” diyerek teşhir konuşmasıyaptı. Daha sonra Dev-Genç'liler, “Katil DevletHesap Verecek! Halk Cephesi/Dev-Genç yazılı pankart açtılar.Sonrasında “Kahrolsun Faşizm Yaşasın Mücadelemiz”,“Katil Devlet Hesap Verecek”, “Bedel Ödedik BedelÖdeteceğiz”, “Katillerden Hesap Sorduk, Soracağız”sloganları atılarak, salondaki öğrencilere yönelik konuşmayapıldı. Şevket Kazan ve Hüsamettin Cindoruk sahneyiterk etmeyince, Dev-Genç'liler sahneyi işgal etti.Bu sırada işgale engel olmak isteyen ÖGB ve sivil polislerDev-Genç'liler tarafından sahneden uzaklaştırıldı.Sahneden faşist katillerin ve polislerin kovulması ve sahneninkullanılmaz hale getirilmesinin ardından eylem sloganve teşhir konuşmalarıyla iradi olarak bitirildi.Sayı: 301Yürüyüş29 Ocak2012DEV-GENÇ'LİLER DİRENİŞTEKİSAVRANOĞLU İŞÇİLERİNİYALNIZ BIRAKMADIİzmir'de Dev-Genç'liler, 18 Ocak günü, 171 gündürdirenişte olan Savranoğlu işçilerinin Menemen'deki SavranoğluDeri Fabrikası'nın önündeki direniş çadırını dayanışmakamacıyla ziyaret etti.Sendikalı oldukları için işten atılan ve bunun üzerinefabrika önünde çadır kurarak direnişe başlayan 51 işçiyedestek vermek için ziyaretlerine giden Dev-Genç'liler "İşçiyizHaklıyız Kazanacağız", "Direne Direne Kazanacağız"sloganlarıyla yürüyerekçadıra geldiler. Dev-Genç'lileri,sloganlara eşlik ederek karşılayanişçilerle direniş üzerinesohbet ettiler.Dev-Genç'lilerin alana gelmesininardından çadırın yakınınagelen polis ekip otosuDev-Genç'liler oradan ayrılana kadar orada kaldı ve işçilerleDev-Genç'lileri taciz etti. Ziyaret sırasında halaylarçekildi ve sık sık slogan atıldı. Dev-Genç'liler işçilere "Herzaman yanınızdayız, yine geleceğiz." diyerek ayrıldılar.Birleşelim Örgütlenelim Güçlenelim41


Sayı: 301Yürüyüş29 Ocak2012Onlar savaştılar kazandılarHaklıyız Biz deKazanacağızSosyalizmdeHidroelekrtik Santralleri20. yüzyılda elektrik üretim ve tüketimhacmi, her ülkenin ekonomikve kalkınma gücünün özet göstergesidir.Bu nedenle Sovyetler Birliği’ndeekonomi politikası en yoğunşekilde elektrik gücünün geliştirilmesioldu. 1930-1960 yıllarında SSCB'deelektrik enerjisi kaynakları yaratılırken,mevcut ekonomik ve çevreselfaktörlerle hidroelektrik enerjisininüretimine öncelik verildi. Su enerjisininkullanımı, büyük miktarlarda fosilyakıtlarının -kömür, petrol ve gazyakılmasınagerek bıraktırmıyordu.Hidroelektrik santrallerinde üretilenenerjinin bedeli daha ucuz ve onyıllarcaaynı seviyede kalabiliyor.Başka bir ülkeden enerji satın almayagerek kalmıyor bu yöntemle...Her ülke, kendi elektriğini rahatlıktaüretebilir. Örneğin, dünyadaki en büyükhidroelektrik santrali olan Çin’deki“Üç Kanyon” (HES), kendi maliyetininbedelini 5-6 yılda öderken; 50yıl çalışma kapasitesiyle ülkeninelektrik ihtiyacını karşılamaya devamedecektir.21. yüzyılın başında, Rusya'da, enucuz elektrik, sosyalizm dönemindeinşa edilen hidroelektrik santrallerdeüretilmektedir. Örneğin, Sayanska’dabulunan HES’den elde edilen elektrik,fosil yakıtların yakılması ile eldeedilenden 5 kat daha ucuzdur, Krasnoyarsk’takiHES’de üretilen elektriğinbedeli 7 kat daha ucuzdur…Rüzgar ve güneş enerjisinden ise 10kattan daha ucuzdur.HES’lerde yakıtların yanması sözkonusu olmadığı için, doğada zararlımaddelerin yanması ve çevreyikirletmesi de yok. Yapılan araştırmalarda1 kw/h (kilovat saat) elektrikenerjisinin, su enerjisi kullanılaraküretimi, insan sağlığına ve çevreye zararırüzgar enerjisi kullanılarak üretilendeniki kat daha az, güneş enerjisindenelde edilenden 6 katdaha az ve kömürden 40 kat daha az.Diğer yenilenebilir enerji kaynakları– rüzgar ve güneş enerjisi gibi – kıyaslandığında,hidroelektrik merkezlerienerjiyi biriktirebilir (akümüleedebilir) ve gerektiğinde üretebilirler,ki bu durum büyük bir kazanımdır.Hidroelektrik santrallerinin barajları;sulama, sel baskınlarını önlemeve su ulaşımının geliştirilmesi içinkullanılabilir. Bunun için, 1920 yılındaSSCB’nin elektrikfikasyonu için GO-ELRO (Rusçada “Rusya’nın Elektrikfikasyonuiçin Devlet Komisyonu”kısaltmasıdır) planı oluşturulurkenhidroelektrik santralleri odak merkeziolmuştu. (GOELRO, devrimdensonra Sovyetler’de ekonomik kalkınmaiçin kabul edilen ve uygulananilk uzun vadeli plandır.)Su Enerjisi KullanımınınSSCB’de GelişimiÇarlık Rusya’sı, büyük nehirlereyapılacak hidroelektrik santrallerinden850 milyar kw/h elektrik enerjisiüretebilecek potansiyele sahipti. Fakatbu potansiyel, devrimden önce hiçkullanılmamıştı. O zamanlar kişi başınaüretilen elektrik enerjisi sıralamasındaülke son sıralarda yer alıyordu.1913 yılında, Rusya’daki elektrikenerjisi üretimi 2 milyar kilovat/saatidi ve bundan sadece 0,035milyar kilovat/saat’ı hidroelektriksantrallerinden elde ediliyordu. Birinciemperyalist paylaşım savaşı ve devrimsonrasındaki karşı-devrimcilerlesüren mücadele, zaten az olan üretimioldukça azalttı.Sosyalist Sovyet iktidarı ise sadeceiki beşer yıllık planlı çalışma ile1937’ye doğru genel elektrik enerjisiüretimini 32 milyar Kilovat/saatekadar yükseltti, ki bu 16 kat artma demektir.Ve bu miktarın 4,2 milyar kilovat/saatihidroelektrik santrallerindenelde edilmekteydi. Hidroelektriksantrallerinden elde edilen elektrikenerjisinde 100 katı artış demektibu.1932 yılında Dinyeper nehrine,Dinyeper adıyla, Sovyet halkı tarafından,Avrupa’da en güçlü hidroelektriksantrali inşa edildi. DinyeperHidroelektrik Santrali SSCB’nin ekonomisiningelişmesinde büyük roloynamıştır. Yine bu dönemde, devriminbağrında, Leningrad’ta, kurulacakyeni hidroelektrik santralleri için,sıfırdan, tamamen kendi imalatı olansu türbinleri ve elektrik jeneratörleriüretimi yapılan fabrika yaratıldı. Bufabrikaya “Stalin” ismi verildi. Aralık1937’de bu fabrikada Avrupa’nınen büyük su türbinlerini üreten atölyesifaaliyete geçti. 1939 yılında buatölyede 55 MW gücünde su türbiniüretilerek dünyadaki en gelişmiş düzeyyakalanmıştı.Fabrikaya bağlı meslek okulu vefabrika teknik üniversitesi de bulunuyordu.İkinci emperyalist paylaşımsavaşı döneminde fabrikanın en değerliaraç ve gereçleri tahliye edilmişti.Savaşta ise fabrika birçok faşistbombalamaya maruz kaldı. “Stalin”fabrikasının işçi ve mühendislerininönemli bir başarısı da bombalamanınardından türbinleri tamir ederek Eylül1942’de, Neva Nehri’nde bulunanVolhovska Hidroelektrik santralindekullanıma sokmaları oldu. Ki buradan,Ladoga gölünün dibinden 112kilometrelik kablo ile abluka altındakiLeningrad’a elektrik sağladılar. “Stalin”fabrikasında su türbinlerinin yenidenüretimi 1945 yılında başladı ve1946 yılında Dinyeper’in faaliyetegeçmesinde kullanılacak, 75 MWgücünde, yeni ilk Sovyet su türbini yapıldı.Savaştan sonraki 20 yıl, Sovyethidroelektrik enerjisinin en gelişmişdönemleri oldu. Sovyetlerde üretilensu türbinlerinin birim gücü 15-2042Halk Düşmanı AKP’ye Karşı


yıl içinde 115’ten, 230, 500 ve en sonundada 640 MW’a kadar yükseldi.Ve bununla da sosyalizmin yurdu budalda dünyada birinci oldu.SSCB’de sosyalizmin revizyonistlertarafından yıkılmasından sonraRusya’da, Hidroenerji üretimindegelişim tamamen durdu. Ama bunarağmen, sosyalizm döneminde inşaedilen hidroelektrik santralleri sayesinde,bugün Rusya dünyada HES’lerdenelektrik üretimi sıralamasında 5.yerde bulunuyor. (2009 yılı istatistiklerinegöre yıllık 167 milyar kilovat/saatelektrik üretilmiş.)Not: Türkiye’de yapılması planlananHES’leri eleştirdiğimizi hatırlatmakisteriz. Her hizmette olduğugibi HES’lerde de, insan mı kar mı temelalınarak üretim yapılıyor diye bakıpona göre değerlendiriyoruz. Türkiye’dekiuygulamada nehirlerimiz tekelleresatılırken; çevrede yaşayanhalkın bu su kaynaklarını kullanmasıyasaklanıyor. Çevrenin korunmasıdüşünülmezken; aksine ormanlarkesilerek, su yataklarına yön değiştirtilerekdoğanın dengesi bozuluyor.Sosyalizmde enerji üretiminin temelindeinsan vardır. HES’ler tekellerindeğil, halkın malıdır. Doğayı kirletendeğil, doğadan üreten merkezlerdirHES’ler...Direnişte De Zafer Halaylarında Da Omuz OmuzayızKüçükarmutluTAYAD’lı Aileler, 2000-2007Ölüm Orucu direnişinin zaferinin 5.yılında bir araya gelerek kutlamaprogramı düzenlediler. Yıl dönümükutlaması, 22 Ocak günü 7 yıllık direnişinmerkezlerinden birisi olanKüçükarmutlu Mahallesi’ndeki cemevindeyapıldı.Şehit ve tutsak aileleri, çay ve ikramlarınardından zafer programınabaşladılar. Programa gelen aileleri 122şehidin fotoğraflarının olduğu veüzerinde “Katilleri AKP İktidarıdır”yazılı pankart ile “Tecrite Son” pankartıkarşıladı. Ölüm Orucu direnişindeykenşehit düşen Canan ve ZehraKulaksız'ın babası Ahmet Kulaksızaçılış konuşması yaparak 122’lernezdinde tüm devrim şehitleri içinsaygı duruşu çağrısında bulundu.Saygı duruşunun ardından, konuşmayapan Kulaksız, F tiplerine karşı sürdürülendirenişe ve direnişin öneminedeğinerek yaşanan süreci özetledi.Bugün hapishanelerde somut olaraktek kazanımın sohbet hakkı olduğunu,sohbet hakkı dışında hemen herşeyin şartlara bağlı olduğunu, disiplincezalarıyla engellendiğini ifadeeden Ahmet Kulaksız, direnişin sondirenişçilerinden biri olan Av. BehiçAşcı'ya TAYAD’lı Aileler adına birdemet karanfil vererek sözü ona bıraktı.Aşcı, adaletin bittiği yerde ÖlümOrucu direnişine başlayarak müvekkillerinisavunmuş, tecritin kaldırılmasımücadelesinde bir halka olmuştu.122 şehidin direnişini, onlarınfeda ve kahramanlıklarını, 19 Aralıkkatliamında yaşanan saldırının boyutunuanlatan Behiç Aşcı; tutsaklarındireniş ve üretimleriyle tecritin etkisininkırıldığını, hafifletildiğini ancaktecritin ortadan kalkmadığını,mücadelenin devam ettiğini söyledi.Hapishanelerde tecritin ancak ailelerinevlatlarını daha çok sahiplenerekson bulabileceğine değinen Aşcı, tümaileleri devrimci tutsakların tecritekarşı vermiş olduğu mücadeleningücüyle evlatlarını daha çok sahiplenmeyeçağırdı.Program akışı içinde direnişe dairşiirler okundu ve hep birlikte, büyükdirenişin şehitlerinden Veli Güneş’insevdiği “Geçti dost kervanı eylemebeni” türküsü söylendi. Daha sonrabahçeye çıkan aileler zafer halaylarıçektiler. Kutlama programına 60 kişikatıldı.Şehitlerimiz MezarsızKalmayacak! AyhanEfeoğlu’nu BulacağızTAYAD’lı Aileler, gözaltında kaybedilenAyhan Efeoğlu’nun mezarınıbulmak için başlattığı kampanyalarına20 Ocak günü İstanbul Taksim’dekiTramvay Durağı’nda yaptıklarıeylemle devam ettiler.Buradan Galatasaray Lisesi’nedoğru halka yönelik konuşmalar yapılarakyüründü. Eylem boyunca“Ayhan Efeoğlu’nun Mezarı NeredeAçıklansın”, “Katleden Devlettir HesabınıSoracağız”, “Kahrolsun FaşizmYaşasın Mücadelemiz” sloganlarıatıldı. “Haklıyız Kazanacağız” marşınıntüm kitle tarafından coşkuylasöylendiği yürüyüş esnasında, halk daalkışlarla eyleme destek verdi.Galatasaray Lisesi önünde TA-YAD’lı Ailelerden Naime Kara tarafındanyapılan açıklamada “Şimdi bizimdile getirdiğimiz gerçekler, bir katilinitiraflarıyla ortalığa saçıldı. Amahala üzeri kapatılmaya çalışılıyor.Bu böyle devam edemez! Ayhan Efeoğlu’nunnereye gömüldüğünün tespitiiçin gereken yapılmalı, cesedi bulunarakailesine teslim edilmelidir.Ölülerimizin mezar hakkı için direnmeye,mücadele etmeye devam edeceğiz.”denildi.34 kişinin katıldığı eylem, Ayhan’ımızıalacağımızın kararlılığınınifade edilmesiyle bitirildi.TaksimSayı: 301Yürüyüş29 Ocak2012Birleşelim Örgütlenelim Güçlenelim43


Sayı: 301Yürüyüş29 Ocak2012Kaçak Güreşerek DeğilDevrimci DoğrularlaYaşamalıyızAjitasyon ve PropagandamızınGücü, İdeolojimizin Gücüdür!Ajitasyon ve propaganda, kitle çalışmamızıntemelini oluşturur. Sayısızbedel ve kahramanlıkla sürdürdüğümüzmücadelemizde sadecehaklı olmamız yeterli değildir. Haklılığımızı,meşruluğumuzu halka daanlatmamız ve yaygınlaştırmamızgerekir. Özellikle devletin yürüttüğüpropagandanın yaygınlığı ve yakıcılığıdüşünüldüğünde, ajitasyon vepropagandamızın önemi daha da anlaşılırolur.Suriye ve İran'a yönelik emperyalistsaldırı hazırlıklarında Türkiye'ninmaşa olarak kullanılmasının“Ortadoğu’da bölgesel güç oluyoruz”demagojileriyle halkın gözünde nasılmeşrulaştırılmaya çalışıldığı bunaörnektir.Ortadoğu’da “diktatörlüklerindevrilmesi”, “demokratikleşme” adıaltında ülkeler yeni-sömürgeler halinegitiriliyor. Emperyalizmin sömürüsününönündeki engeller kaldırılıyor.AKP iktidarı "demokrasi" söylemleriylehalka, devrimcilere saldırıya,infaz ve işkencelerine devamediyor. Ve devletin her türlü iletişimaraçlarıyla bu saldırı halkın gözündemeşrulaştırılmaya, kanıksatılmayaçalışılıyor. Bunun karşısında, halkadoğruları anlatmanın, alternatiflerimiziçıkarmamızın tek yolu etkili propagandave ajitasyon çalışmalarımızdangeçiyor.Propaganda ve ajitasyon çalışmalarımızınönemli bir bölümünü;yaptığımız eylemler, yürüyüşler, şenlikve festivaller, piknik ve konserler,paneller, sergiler oluşturur. Hangiçalışmamız olursa olsun düşülenyanlışlardan biri duyurusunu, sonuçlarınıhalkın geniş kesimlerine anlatmamakolur.Mesela; bir sempozyum örgütlerkenöncesinde, bildiri, afiş, davetiyelerleulaşabileceğimiz en geniş kesimlereulaşmamız gerekir. Oysa zamanzaman karşılaştığımızsorunlardan birisempozyumun duyurusununbelli başlı birkaçmahalle ya da okulla sınırlı tutulmasıolur. Dağıttığımız bildiri ve davetiyeyi,yapılan bir afişi yeterli görürüz.Halkın daha geniş kesimlerineulaşmayı, daha yeni olan bölgelere gitmeyidüşünmeyiz. Buna görünürdepek çok neden sıralayabiliriz. Zamanve insan yetersizliğinden, daha uzakbölgelerdeki insanların ulaşsak dailgilenmeyeceklerine kadar... Çevremizdekiherkesin haberdar olmasınınyeteceği gibi düşüncelerimiz olabilir.Görünürde sorun bu gerekçelerlekarşımıza çıksa da, temelinde propagandave ajitasyonda hedeflerimizi,iddiamızı kavrayamamak yatar.Yaptığımız her türlü eylem ve faliyetlerimizdehedefimiz halka gerçekleri,doğruları, mücadeleyi anlatmak,örgütlülüklerimizi güçlendirmekve geliştirmektir.Sınırlandırdığımız ajitasyon propagandaçalışması, iddiamızdan, hedefimizdenuzaklaşmaktır. Her türlüajitasyon ve propaganda yönteminiyapabilmeyi, duyurabilmeyi hedeflemeliyiz.Özellikle ani gelişen durumlardakitlelere dönük propagandakonuşmaları yapabilmeliyiz.Bir polis saldırısı, linç girişimi yada farklı bir durum geliştiğinde bunuorada bulunan insanlara anlatabilmeli,düşmanı teşhir edebilmeliyiz.AKP halka her gün yalan söylüyor,her konuda yalan söylüyor. Buyalanını yaymak için bütün araçlarınıkullanıyor. Halkın öz değerlerinibile kullanıyor, içini boşaltıyor.Haklı, doğru olan biziz; o zamanbizim anlatacak çok daha fazla şeyimizvar. Gerçekleri halka ulaştırmakiçin şehitler veriyoruz. Yürüyüş dergisinisatarken vuruluyor insanlarımız...Oligarşinin yok etme saldırısıkarşısında bir tek biz varsak, o zamanhalka ulaşmak için bulduğumuz herfırsatı değerlendirmeliyiz.Biz anlatmazsak, eksik kalırsak;televizyonları, gazeteleri, radyoları,reklamları, okulları, yasalarıyla...oligarşi yalanlarını pompalayacaktırbeyinlere... Buna izin vermemeliyiz.Bir diğer eksiklik ise, faliyetlerimizinhaberlerini yapmadaki, sonuçlarınıhalka taşıyabilmekteki eksikliktir.Eylemlerimizin haberleriniyapmayabiliyor ya da geç yapabiliyoruz.Oysa eylem tek başına bir yürüyüşyapmak değildir. Bu yürüyüşüyaptığımızı ve nedenlerimizi halkaanlatmak da bu eylemin devamıdır.Füze kalkanının kurulmamasıiçin Kürecik’te yürüyüş yapıldı.Eğer bunu anlatamazsak, eylemlerimiziduyuramazsak eylem hiçyapılmamış gibi olacaktır. Kendiemeğimize saygının gereği dahi olsaçalışmalarımızı halka ulaştırmadageri kalmamalıyız.Tüm bu gerekçelerle, yapmadığımızajitasyon ve propaganda çalışmalarımızesasında propagandayı,ajitasyonu gereksiz görmemizden, ekbir külfet gibi görmemizdendir. Bizanlatıp duyurmadığımızda insanlarneler yaptığımızı, nasıl mücadeleettiğimizi bilmezler. Bizi biz değil,düşman anlatmış olur. Düşmanınher saldırısından sonra burjuva medyadaçıkan kontra haberler, devrimcileri,mücadeleyi karalamaya yönelikprogramlar çok fazladır. Ajitasyon vepropaganda bu nedenle ideolojikmücadelenin de bir parçası olarak elealınmalıdır. Bu nedenle faliyetlerimizintamamlayıcı yanıdır. Ajitasyonve propaganda faliyetlerimiz içinödediğimiz bedeller unutulmamalıdır.Ajitasyon ve propaganda halkınduygularını dile getirmek, örgütümüzünhalkla bağını daha da büyütmek,geliştirmek demektir. Halkımıza kendigerçeklerimizi, doğrularımızı anlatabilmemizinbaşka bir yolu yoktur.Ajitasyon ve propagandamızın olmadığıyerde, düşmanın yalanları etkiliolacaktır. Bunu asla unutmadan, aslakolaycılığa, ciddiyetsizliğe düşmeden,ajitasyon ve propagandadaki ısrarımızıve iddiamızı büyütmeliyiz.44Halk Düşmanı AKP’ye Karşı


Bu Halk, Bu Vatan Bizim! Kahrolsun Faşizm Kahrolsun Emperyalizm!Baba Zünnun ve Hubyar SultanZali̇mler Oldukça İsyan Edenler,Zulüm Sürdükçe İsyanlarda Sürecek!Dünden Bugüne Anadolu'daHALK İSYANLARIHALK KAHRAMANLARI18 yaşındaki bir Özgür Tutsak,“hücre cezası” nedeniyle tutulduğutek kişilik hücrededir. Kapısı sadecebir saat açılmaktadır. Ve işte o sıradahavalandırmada volta atabilmektedir.Sonra hücre kapısı kapanır.Vakit geçer ve gece olur. F Tipisessizliği olanca karanlığı ile çökerzamanı üstüne. Özgür Tutsak, okuduğukitaba dalmıştır iyice. Anadolutarihine dair kitaptır bu. Ve sayfalarınbir yerinde karşısına “HubyarSultan” çıkar. Konu daha da ilgisiniçeker, çünkü kendi aile kökeni deHubyar Köyü’ne dayanmaktadır.Ki Hubyar Sultan da bu köyün kurucusudur.Daha önceden HubyarSultan’ı duymuşluğu vardı elbetteama bu duyumlar içinde Hubyar’ınsiyasal kimliğine dair gerçek bilgibulunmadığını, şimdi okudukça,hayretle fark eder.Tokat’ın Almus ilçesine bağlıbir köydür Hubyar Köyü. O bölgedekiAlevi halkın inanç merkezi, ocağısayılmaktadır. Hubyar’ın makamı daoradadır. Araştırmalara göre iki HubyarSultan vardır. İlki 13. yüzyıldaikincisi de 16. yüzyılda yaşamıştır.Çoğu kez, her ikisine dair rivayetlerbirbirine karışıyor. Ve fakat, bugünkendi adıyla anılan (Tokat-Almus’abağlı) Hubyar Köyü’nü kuran, 16.yüzyılda yaşayan Hubyar Sultan’dır.Hubyar Abdal olarak bilinenbu halk kahramanı, Celali İsyanları’ndayer almış ve hatta, 1525 yılındakiZünnunoğlu isyanına önderlikedenler arasında bulunmuştur…Yavuz Sultan Selim gitmiş, Kanunitahta oturmuştur. Ama Osmanlıülkesinde bir şey değişmemiştir. Sömürüazgın, zulüm dizginsizdir köylününüzerinde. Yavuz, sefere çıkmadan,40 bin Alevi’yi “önce içeriyitemizlemek gerek” diyerek,katletmiş ama direnişikıramamıştır.Anadolu halkı, sömürüve zulüm altındadır.Ekende, biçende olmayanOsmanlı, halkısömürmek için ağır vergilerkoymaktadır. Tokat bölgesininSancakbeyi Hersekzade Ahmet PaşaoğluMustafa Bey’in adamları daHubyar Sultanbu vergileri toplamak için halkınüzerinde akbaba gibi dolaşmaktadırlar.Kime, ne kadar vergi kesileceğinibelirleyenlerin başında da Kadı Muslihuddinile katibi Mehmet vardır.Osmanlı’nın kurduğu bu kanlı vergiçarkı altında halk iyice ezilir ve dahada yoksullaşır. Ve günlerden bir gün,Mustafa Bey’in adamları SüğlünKoca adındaki yoksul bir köylüyefazladan iki yüzakçe vergi yazarlar.Süğlün Kocabu haksızlığa itirazedince, MustafaBey’in adamlarınınhakareti ve işkencesiylekarşılaşır.Öyle ki, halkagözdağı olsundiye, Süğlün Koca’nınbıyığını vesakalını zorla keserler.O günün şartları içinde, bu,çok büyük bir hakarettir. Bıyığı,sakalı böyle kesilen biri insan içineçıkamaz olurdu. Süğlün Koca’ya yapılanhakaret ve işkenceyle halkınöfkesi de, sabrı da taştı. Süğlün Koca,kendisi gibi yoksul olan köylülerindenyardım istedi. Sömürü ve zulme karşıkendi kaderine sahip çıkmak isteyenyoksullar, Süğlün Koca’ya sahip çıktılar.İçlerinden birine yapılan işkenceve hakaretin aslında hepsine yapıldığınıbiliyorlardı.Baba Zünnun işte bu isyanınönderiydi. Yoksul halkın sevip saydığı,güvendiği baba Zünnun önderliğindekiköylüler, önce, SancakbeyiMustafa Bey’in konağınıbasıp, kadı Muslihüddin ve katibiMehmet’i cezalandırıp öldürdüler.İsyan demek, yoksul köylülerin,sömürü ve zulmün hesabını sormasıdemektir. Baba Zünnun ve yoldaşlarıda öyle yaptılar: Hesap sordular,halkın adaletini uyguladılar. İsyanhaberi, her zamankinden daha hızlıulaşır İstanbul’a. Mustafa Bey, KanuniSultan Süleyman’ın halasınınoğludur. Bu yüzünden, bu isyan,sarayın canını daha çok yakar. Osmanlısarayı, Baba Zünnun ve yoldaşlarınınüzerine Karaman Beylerbeyi’ninoğlu Hürrem Paşa’nın komutasındakiorduyu gönderir. Osmanlı’nındüzenli ordusu ile silahlanmışhalk olan isyan güçleri arasındakiilk çarpışma Kurşunlu’daolur. Osmanlı ordusu dağıtılır, HürremPaşa cezalandırılıp öldürülür.Tarihten GünümüzeBaba Zünnun Ayaklanmasına Katılan HubyarSultan, Halk Cepheliler’e Diyor ki; halk kendisinisömürenlere, aşağılayanlara, onuruyla oynayanlarasonsuza kadar sessiz kalmaz. Her nicel birikiminnitel bir patlaması vardır. Cepheliler bupatlamanın gerçekleşmesi için çalışmaktadır. Buyüzden tarihimizi bilmek önemlidir. Sakalınıkestikleri için ayaklanmayı başlatmış bir halkınçocuklarıyız biz. Onurumuzu çiğnetmeyeceğiz...Sayı: 301Yürüyüş29 Ocak2012Birleşelim Örgütlenelim Güçlenelim45


İsyana duran Anadolu, şairin deyimiyle,der ki, “Ne İskender takmışım/Ne Şah, ne Sultan/ Göçüpgitmişler, gölgesiz! / Selam etmişimdostuma / Ve dayatmışım…”“Baldırı çıplak” diyerek aşağılayıphorladıkları yoksul halkın isyan ordusukarşısında bozguna uğrayanOsmanlı haramileri, bu kez daha büyükbir güçle saldırıya geçerler. Veöncü bir kuvvet gönderip Baba Zünnun’upusuya düşürmeyi planlarlar.Ama başaramazlar. Çünkü, bu kibirlibeylerin, paşaların askerleri BabaZünnun ve yoldaşları karşısında korkupkaçarlar. Paralı askerlerin cankorkusu ile kaçmaları, tabiatlarınauygun olandır. Halkın savaşçıları iseölümüne savaşırlar. Çünkü onlar,kendi yurtlarını, emeklerini, haklarını,kısacası kendi hayatlarının ölümünesavunurlar. Halkın yenilmezliği debundandır.İlerleyen zaman içinde, RumeliBeylerbeyi Hüseyin Paşa’nın askerleriile girilen bir çarpışmada Baba Zünnunsavaşarak ölür. Bunun üzerine,isyan güçleri o akşam geri çekilipyeniden toparlanırlar ve gece hücumageçerler. Hüseyin Paşa’yı öldürüpordusunu dağıtırlar. Ve fakat, isyancılarınson zaferidir bu. DiyarbakırBeylerbeyi Hüsrev Paşa komutasındabir ordu daha kaldırılır üzerlerine.Baba Zünnun’un yoldaşları olan oyoksul köylüler teslim olmazlar, çarpışırlarve çoğu kılıçtan geçirilir.Anadolu Osmanlı’nın döktüğü isyancıkanlarıyla bir kez daha sulanmıştır.İsyan damarına gereken kanakmaya devam etmektedir. BabaZünnun’un ardından isyanlar devameder. Adana'da Domuz Oğlan, VeliHalife ve Tarsus'ta Yenice Bey isyanlarıolur.İsyanın kanla bastırılmasının ardından,Hubyar Abdal, Tekeli Dağıeteklerindeki ormanlık alana çekilir.Burada bir dergah kurar ve HubyarKöyü’de böylece kurulmuş olur.Kökleri Hubyar Köyü’ne dayanangenç özgür tutsak da emperyalist haramilerinsömürü, zulüm ve yozlaştırmapolitikalarına karşı çıktığı için hapistir.Ve köhne duvarlara bakarak der ki:“Bugünün Zünnunları, Hubyarlarıbiziz…” Tarih bilinci, işte bu sözlerisöyleyen bilincin ta kendisidir…Sayı: 301Yürüyüş29 Ocak2012122 Kez Haykırdık Tecrite Dur Demek İçin122 Kez Öldük Teslim Olmamak İçin122’lerimizin Hesabını SoracakTecrit Zulmünü YıkacağızTecrit zulmüne karşı 2000-2007 yılları arasında 7 yıl süren direnişteşehit düşen 122’ler, TAYAD’lı Aileler tarafından 23 Ocakgünü İstanbul Mecidiyeköy’deki AKP Şişli ilçe binası önündeyapılan eylemle anıldı. Tutsaklara uygulanan tecrit işkencesininsorumlusu olan AKP’den, Ölüm Orucu şehitlerinin hesabınısormak için yapılan eylemde, 122’lerin fotoğraflarının yer aldığı“Katileri AKP İktidarıdır” ve “Tecrite Son” yazılı iki pankart ile“Sohbet Hakkı Uygulansın”, “Tecrite Son” dövizleri açıldı.Eylemde açıklamayı TAYAD’lı Aileler adına, 122’ler arasındaiki kızı olan Ahmet Kulaksız yaptı. Kulaksız, “Hapishanelerdetecrit devam ediyor. Disiplin cezalarıyla tecrit koşulları daha daağırlaştırılıyor, tutsaklar sessiz bir ölüme mahkum edilmek isteniyor.Hapishanelerdeki en temel sorun tecrittir. Evlatlarımızın tecrithücrelerinde sessiz bir şekilde imha edilmesine izin vermeyeceğiz.”diye konuştu.Kulaksız, 7 yıllık direnişin 5 yılında AKP’nin iktidarda olduğunusöyleyerek, “AKP, yalanlarla hapishaneler gerçeğini çarpıtmayaçalıştı iktidarı boyunca. Kendi koyduğu yasalara uymadı. AKP,yalan söylemekten vazgeçsin ve kendi çıkardığı 45/1 sayılı yasayauyarak 10 saatlik sohbet hakkını uygulasın. 122 canımızın gücüyle,tecrite karşı mücadelemizi sürdürüyoruz. 10 saatlik sohbet hakkınınuygulanması ve tecritin kaldırılması için tüm halkımızı bizimleomuz omuza mücadele etmeye çağırıyoruz.” diyerek sözlerinibitirdi.25 kişinin katıldığı eylem “Bedel Ödedik Bedel Ödeteceğiz”,“Sohbet Hakkı Uygulansın”, “Tecrite Son” sloganlarıyla sonaerdi.Tutsaklarımızın başına gelebilecekherhangi bir “kazadan”AKP iktidarı sorumlu olacaktırMalatya, Elazığ ve Dersim'de 3 Haziran 2011tarihinde yapılan ev ve dernek baskınlarındagözaltına alınan ve 6 Haziran günü tutuklananHalk Cephelilerin yargılandığı davanın 5. duruşması17 Ocak günü Malatya'da yapılmıştı.Mahkemeden sonra Adıyaman Hapishanesi’negötürülen Kubilay Uçucu, Uğur Pektaş, ErkinKocaman ve Yusuf Yılmaz yolların kardan kapandığıgerekçesiyle geceyi Malatya Hapishanesi’ndegeçirdiler. Hapishanede yer olmadığısöylenerek tutsakların görüş kabinlerinde kalmalarıdayatıldı. Tutsaklar bunu kabul etmeyince yeniaçılan bir koğuşta sabahladılar.Ertesi gün Adıyaman'a gitmek için yola çıkantutsakları taşıyan ring aracı yolun çökmesi sonucumetrelerce sürüklendi. Bu durum sonucunda ringaracındaki askerler ve şoför can güvenliği nedeniylering aracından çıkarıldı. Ancak yol çökmüşve ring aracı metrelerce sürüklenmiş olmasınarağmen tutsaklar "sadece askerlerin can güvenliğinitehdit eden" o ring aracında yaklaşık 1,5 saatbekletildikten sonra yola çıkarıldılar.Tutsakların can güvenliklerini düşünmeyenjandarma, onları ölüme terk ederken kendi canınıkurtarıyor. Bu davranış şekli oligarşinin tutsaklarayönelik politikasının sonucudur. Tutsakların canınınhiçbir değeri yoktur oligarşinin nezdinde.Tutsaklarımızın başına gelebilecek herhangi bir“kazadan” AKP iktidarı sorumlu olacaktır.46Halk Düşmanı AKP’ye Karşı


GÜNÜMÜZÜ AYDINLATAN10 Temmuz 2006’da çok sayıdasanatçı Ölüm Orucu direnişçisi BehiçAşçı’nın kaldığı direniş evini toplucaziyaret etti.Bu ziyaratte direniş, aydınlarınduruşu ve tecrit sorununu çözmekiçin aydın sanatçılar cephesindenneler yapılabileceği üzerine sohbetedildi. Komisyon kurup Adalet Bakanlığıile görüşülmesinden, tecritekarşı daha çok sanatsal üretim yapılmasıgerektiğine kadar çeşitli önerilerçıktı bu sohbetten. Sanatçı BilgesuErenus’un önerisiyle, 3 günboyunca kapalı bir mekanda kalıptecriti anlamak ve anlatmak konusundahemfikir olundu. Ve hızla hareketegeçildi.26 Temmuz 2006’da İstanbul BarosuStaj Eğitim Merkezi'ndetoplanan onlarca sanatçı, anlamakve anlatmak için oradaydılar.Oyunlarının adı “HepimizTecritteyiz!”di. Oyundoğaçlamaydı(*) ama aslındabir senaryosu vardı. Senaryosu,2000 yılında yazılmışve 19 Aralık 2000’de 20 hapishaneyedüzenlenen baskınlarlaperde açılmıştı. Muhtemeldirki, senaryonun yazılmasına, IMF’denNATO’ya, AB’den ülkemizin işbirlikçiiktidarlarına kadar herkes katılmıştı.Senaryonun başlığında TECRİT yazıyordu.Ülkemizin onlarca aydınınınsergileyeceği “politik-belgesel- doğaçlama”oyun, aslında sanatlarının,aydın tavırlarının gücüyle, kendi dışlarındayazılmış bu senaryoyu bozmaküzerine bir oyundu.Tecrite Karşı Sanatçılar adına BilgesuErenus’un yaptığı basın açıklamasıylabaşlayan oyunda “Tecritegirecek” sanatçılar gardiyanın anonsuüzerine, üzerlerinde sadece birer rakamyazan turuncu renkli önlüklerinigiyip şeritle ayrılmış alanda beklemeyebaşladılar. Gardiyan rolü oynayacaksanatçılar da yerlerini almıştı.Bilgesu Erenus kısa bir konuşma yaparak“Bu ilk toplantımızdıramaç tecriti duyurmaktır. Etkinliklerimizsürecek. Biz sanatın,tiyatronun dilini kullanmakistiyoruz. Tiyatro insanı, insanainsanla anlatmaktır. Bu yüzdentiyatroyu seçtik.” dedi.Ve oyun başladı. Tecrite girecekaydınlar gardiyanların anonsuylamerdivenlerden tecrit odasına alındılar.Tecrit odasına çıkılırken gardiyanlar“Tek sıra olun, konuşmayın!”şeklinde bağırarak sürekli uyarılardabulundular.Tecrit odasındaki tablo ise şuydu:Korkunç bir sessizlik; kalp atışlarını,saatin tiktaklarını duyuyorsunuz...Kimse konuşmuyor;çünkü yasak. Gardiyanlar tecritodasındakileri sürekli gözetliyor vesürekli konuşmamaları, tecrit kurallarınauymaları için anonslarla uya-Sanatçılar, “HepimizTecritteyiz” DiyerekTecrite KarşıÖrgütlendilerrıyorlar.Tecrit odasındaki aydın ve sanatçılar,turuncu önlükleriyle birer tutsak,tecrit altındalar ve tecrit altındakilerinyapmak zorunda bırakıldığı gibi, bütünihtiyaçlarını dilekçeyle talepediyorlar. Odaya alınan gazetecilerinsorularını da cevaplayamaz onlar;çünkü “tecritteler, konuşamazlar!”Gardiyanlar gazetecileri dışarı çıkarırlarve gazetecileri, aynen gerçekhayatta olduğu gibi, “Bunları yazmayın,başınıza iş almayın” diyerektehdit ederler.Oyun gerçekçidir. Çünkü oradabulunan herkes, bir biçimiyle tecritianlamalı, yaşamalı, hissetmelidir.Oyun, avukat ziyaretlerinin, gardiyanlarındurumlarının canlandırıldığıbirçok bölümle sürer. Çünkü oyunsürmektedirF Tipleri’nde.Bilgesu Erenus açıklar; çalışmalarısürecektir. “HepimizTecritteyiz” oyununda yer alarak12 saat boyunca tecritibir nebze yaşamış olan aydınlar,sanatçılar, izlenimleriniyazacaklar ve izlenimler, FTipi hapishanelerde yaşanansorunlar, Ankara'ya gidecekaydın ve sanatçı grubu tarafındanAdalet Bakanlığı'nailetilecektir...TECRİT BUGÜN DE VAR, SA-NATÇILARIN AYDINLARIN SO-RUMLULUĞUNA BUGÜN DE İH-TİYACIMIZ VAR“Hepimiz Tecritteyiz” sanatçıların,tecrite karşı mücadeleye, en iyi bildiklerialanda, kendi dilleriyle katılmalarınınönemli bir örneğidir.Üreterek direnişin içinde yer almışlardır.Yaşayarak daha iyi anlamışlardır.Eserlerini belli bir konudaüretmeleri yönlendirici olmuş, birlikteüretmeleri ise coşkulandırmıştır. Busorumluluk duygusu bugün de geliştirilmelidir.Sanat Cephesi, üreterek, üretirkendoğacaktır...(*) Doğaçlama: İçten geldiği gibi,önceden planlamadan...Sayı: 301Yürüyüş29 Ocak2012Birleşelim Örgütlenelim Güçlenelim47


AVRUPA’dakiBİZSayı: 301Yürüyüş29 Ocak2012Avrupa’da yetişengençlerimizi yazmışızdırbir çokkez. Evetyazmaya da devamedeceğiz, çünkü gençlikile güçleneceğiz,gençlik ile aşacağızçözülmez denilen sorunları.Gençlik ile hesapsoracağız çekilenacılarımızın, katliamlarınsorumlularına...Köln’de “BizimGençlik” dergisinin dağıtımında,dergiyi alan bir kişininsöylediği: “Eminim ki sizingibi gençler oldukça kimsebize bir şey yapamaz.” sözündekigibi...Evet yapamayacak. Belkiyine evlerimiz yakılacak, insanlarımızgüpegündüz katledilecek,gençlerimiz sokak ortasında öldüresiyedövülecek... Ama “AnadoluGençlik” mutlaka hesabını soracak,denilecek. Unutturmamak ve hesapsormak için bütün demokratik eylemlerinisürdürecek. Gerekirse günlerce“Anayasayı Koruma Örgütü” nün önündebekleyecek. Alman polisinin nasıl katilolduğu halkımıza anlatılacak. Hitlerfaşizminin kafa yapısının nasıl devamettiğini anlatacak. Almanya devletininnasıl NAZİ’leri desteklediğini, nasıl milyonlarcaeuroyu bu faşistlere akıttığınıgösterecek, hem kendi halkımıza, hemAlman halkına.Karşısında el pençe duran birgençlik bulamayacak Alman devleti.Tam tersine kendi kültürüyle yaşayan,yabancılaşmaya karşı kendi değeryargılarına, anadiline sahip çıkan birgençlik bulacak.Vatansever bir gençlik! Vatanındayaşanılanlara duyarsız kalmayan birgençlik.Annesinin babasının emekleriniasla Alman kapitalizmine yedirmeyecekolan bir gençlik.50 yıl önce gelinen “AlmanyaAcı Vatan”a ailelerinin emeklerine,alın terine sahip çıkan bir gençlik.Evet, bu kadar rahat öldürememelilerinsanlarımızı. Nasıl bu kadarrahat “Defolun Ankara’ya” diyebiliyorlar?“Bizim Gençlik” dergisinidağıtanlara, dergi alan bir kişi:“Sizin gibi gençler oldukça kimsebize bir şey yapamaz.” diyor.Bizim Gençlik, AnadoluGençliği Umuttur!Kapitalizmin eğitim sistemieğitmiyor, sistemin ihtiyacı olanyarış atı yetiştirmek istiyor.“Anadolu Gençlik” sosyalistbilinçle örgütlenecek,vatansever, sosyalist bir gençlikolacak.Hayır, biz burada emeğimizle varız,onlardan lütuf istemiyoruz, hakkımızolanı istiyoruz.Alman Devleti yıllarca bilinçlibir politika izledi. Neydi bu?Kendi ülkesine yabancılaşmış,anadilini konuşamayan, nereye aitolduğunu bilmeyen bir gençlik yarattı.Asıl hedefi gençliğin, kendini Alman,Belçikalı, Hollandalı gibi görmesiydi,Alman kültürünün üstün birkültür olduğunu benimseyen bir Türkiyeligençlik.Bir Alman değil, onlara köle olanbeyinler istedi. Beyni hep AvrupaDevleti’nin çıkarları için çalışan birTürkiyeli gençlik.Ne mi istiyor? “Sen ikinci sınıf birinsan olduğunu kabul edeceksin!Derslerin çok iyi olsa da, asla bir Alman’ıgeçemezsin. Üniversiteye girişteöncelik Alman’ın, sıranı bekleyeceksin...İş başvurularında Alman’ın önceliğinikabul edeceksin.Sen Alman ırkının üstünlüğünü kabuledeceksin.Sen Afganistan’ı, Irak’ı, Libya’yı,bombalamamıza karşı çıkmayacaksın.Müslümansan, bu dini, gerici-teröristyetiştiren bir inanç olarak göreceksin.”diyor ve böyle bir Türkiyeligençlik istiyor.Ama “Anadolu Gençlik”böyle bir gençlik yaratmanınönüne geçecek.Avrupa’da yaşayan gençliğiörgütleyecek. İnsanlarımızısahipsiz bırakmayacak.Türkiyeli gençlerin olduğuokulların önlerinde bizi görecekler.Sokaklarda bizi görecekler.Düğünlerde, kafelerde,istasyonlarda bizim gençliğimizigörecekler.Kapitalizmin yoz kültürüne karşı,Anadolu kültürünü, sosyalist birbilinçle donanmış bir gençlik olacak.Avrupa’nın eğitim sistemi ancakezberci, ruhsuz, kafası çalışmayangençlik yetiştirebilir.Sosyalist eğitim ise çok yönlü,dünya halklarının tarihini bilen, acılarınıhisseden bir gençlik.Sosyalist eğitim sisteminde gençlik,sınavlardan en yüksek notu almakiçin yarış atı yetiştirir gibi yetiştirilmez.Gençliğin çok yönlü gelişimisağlanır. Sporda, sanatta, edebiyattave benzeri. Amaç en yüksek dereceyielde etmek değil, kişinin çok yönlügelişimini sağlamaktır. Amaç buolunca başarı kaçınılmazdır.Kapitalizmin eğitim sistemi eğitmiyor,sistemin ihtiyacı olan yarış atıyetiştirmek istiyor.“Anadolu Gençlik” sosyalist bilinçleörgütlenecek, vatansever, sosyalistbir gençlik olacak.Okuyan, araştıran, mücadele eden,asla boyun eğmeyen güçlü bir gençlik.Evet, Dev-Genç ruhuyla yetişenbir bu gençlik okumalı, dünyayı,kendi halkının tarihini öğrenmeli.İyi şiir okumalı, bildiri yazabilmeli,yazı yazabilmeli, müzik aleti çalabilmeli.Anadolu halkının yöreselyemeklerini yapabilmeli.Spor yapmalı, temiz tertipli düzenliolmalı.Giyimi kuşamıyla örnek olmalı,hem sportif hem estetik olmalı.Sigara içen bir gençlik olmamalı.Yani “Anadolu Gençlik”e bakıldığındagüven ve umut dolmalı herkesiniçi.48Halk Düşmanı AKP’ye Karşı


Av ru pa’daNEREDE OLURSAK OLALIMKATLİAMLARIN HESABINI SORMAK İÇİNYAPILACAK MUTLAKA BİR ŞEYLER VARDIR“Füze Kalkanı Değil DemokratikLise İstiyoruz” kampanyasının bitişeylemi olan Malatya-Kürecik’tekiyürüyüşe katılmak için İngiltere’ninbaşkenti Londra’dan giden iki HalkCepheli, Anadolu Gençlik Merkezi’ndeyaptıkları toplantıyla Kürecikyürüyüşünde yaşadıklarını paylaştılar.Anlatımlar eşliğinde yürüyüşünfotoğraf ve görüntüleri izlenirken; ardındanyapılan konuşmalarda, “Tek hedefve tek karar vardı. Herkes hedeflediğimizyere -füze kalkanının dikildiğiyere- kadar gitmekte aynı kararlılığasahipti. İstedik ve yürüdük. Aramızda7 yaşında çocuk da vardı 60 yaşındaanalarımız da vardı. Köylülerdenyaşlı analar da vardı aramızda. Bizlerdenbeklentileri vardı. Ülkemizdeher alanda mücadele tüm sıcaklığıylasürüyor. Bizler de burada mücadelemizeher türlü katkıyı ve desteği sağlamaktançekinmemeliyiz. Varımızlayoğumuzla içinde olmalıyız.” denildi.Yapılan toplantıya 40 kişi katıldı.Cenazeleri SahipsizBırakmayacağızBelçika'nın Flaman bölgesindekiMeulebeke Kasabası’nda yaşayan veiki oğullarının cenazesini 16 aydır alamayanVahit ve Naciye Aygün, AnadoluFederasyonu ve Bizim Gençlikdergisinden bir heyet tarafından ziyaretedildi.Aygün ailesi yaşadıkları süreci birkez de Anadolu Federasyonu ve BizimGençlik çalışanlarıyla paylaştılar. VahitAygün, Kortrijk Savcısı Marc Allegaert’ındosyanın tamamlanmadığıgerekçesiyle oğullarının cenazesinivermediğini belirterek; “Oğullarımöldüğünde Türkiye’deydim. Haberialır almaz hemen geldim. 16 aydır henüzdaha yüzlerini dahi görebilmiş değilim.Bu insanlık mıdır? Bu nasıl biradalet? Demokrasinin beşiği diyorlar.Bu nasıl demokrasi?” dedi.Oğullarının cenazelerini alamayanaile, morga da günlük olarak 140 euroödemek zorunda bırakılıyor. Aileninyaşadıklarını dinleyen heyet, “Federasyonumuz,Avrupa’da yaşanan butür hukuksuzluklarla ilgilenen bir örgüttür.Bu konuda neler yapabileceğimizidüşünüp sizlere yardımcı olacağız.Yaşanan bu hukuksuzluk karşısındaAygün ailesinin yanındayız.”diyerek ziyaretlerini tamamladı.Tutsaklarımız TecritteBedel Öderken, DışarıdaOnları SahiplenmeyiArttıracağızBerlin'de 19 Ocak günü, BerlinÖzgürlük Komitesi, Netzwerk ve GefangenenInfo tarafından 129 a-b yasası,Almanya'da devrimci tutsaklara uygulanantecrit saldırıları ve süren davalarlailgili bir panel düzenlendi.Özgürlük Komitesi adına yapılankonuşmada, “Almanya hapishanelerindeteslim olmayan, boyun eğmeyenözgür tutsaklarımız var. Tutsaklarımızsadece Türkiyeliler, göçmenler için değil,Almanya halkı için, ezilen halklariçin de direniyor. Haklar ve özgürlüklerimiziçin bu bedelleri ödüyor.Bizlere düşen de direnenlere destek olmak,onlara sahip çıkmak, enternasyonaldayanışmayı büyütmektir. Busaldırıları ancak direnerek, birleşerekve örgütlenerek boşa çıkartabiliriz.Nurhan, Cengiz, Faruk, Şadi, Ünal,Gülaferit bizlerin onurudur. Onurumuzasahip çıkalım.” dendi.Panelin yapıldığı salonda “Asıl Teröristler,Halkları Aç Bırakan veBombalayanlardır-Faruk Ereren” yazılıNetzwerk pankartı ile yine GülaferitÜnsal'ın fotoğrafının bulunduğu“Politik Tutsaklara Özgürlük, GülaferitÜnsal'a Özgürlük- Bugün Gülaferit,Yarın Kim?” pankartı asıldı. 80kişinin katıldığı panel, Almanya hapishanelerindeyargılanan devrimcitutsakların mahkemelerine ilişkinbelgesel filmin gösterimiyle sonaerdi.Sorunlarımızın ÇözümüÖrgütlülüğümüzdedirİngiltere’nin başkenti Londra’dayaşanan sosyal, ekonomik, kültürel vesiyasi sorunlara çözüm bulmak, birlikteliğive dayanışmayı büyütmekamacıyla İngiltere Anadolu EsnaflarBirliği’ni kurmak üzere ilk geneltoplantı 18 Ocak günü yapıldı.60 Türkiyeli esnafın katılımı ileKuzey Londra’da bulunan KervanDüğün Salonu’nda gerçekleştirilentoplantıda esnafın sorunlarına karşı tekbir çatı altında toplanmanın öneminedeğinildi. İngiltere’de ve çoğunluklada Kuzey Londra’da yaklaşık 6700Türkiyeli esnafın olduğu belirtilerek,“Emeğimiz ile varız hakkımızı istiyoruz”sloganı ile çalışmaların yapılmasıgerektiği belirtildi.Toplantı sonunda, 21 Şubat’tadaha geniş katılımlı bir toplantı yapma,oluşturulan 18 kişilik çalışma komitesiile Enfield, Harringe ve Hackneybölgelerinde çalışmaya başlanmakararı alındı.Engin ve Ferhat’ınSesi Avrupa’da daYankılanıyorAlmanya’nın Köln şehrinde HalkGerçeği dergisinin tanıtımı yapıldı. 20-22 Ocak tarihlerinde Mülheim veBergisch Gladbach semtlerinde yapılandergi tanıtımlarında 20 dergi halkaulaştırıldı. Çalışma sırasında yeniilişkilerle tanışılarak, sohbet de edildi.Irkçılığa ve Faşizme KarşıÇalınmadık KapıBırakmayacağızAnadolu Federasyonu, 27 Ocakgünü Almanya’nın Wuppertal şehrindeSchwebebahn önünden başlayacakırkıçılığa ve faşizme karşı yürüyüşekatılacak. Eyleme katılımçağrısında bulunan Anadolu Federasyonu,Danimarka'da ırkçı bir gru-Sayı: 301Yürüyüş29 Ocak2012Birleşelim Örgütlenelim Güçlenelim49


un saldırısına uğrayan Türkiyeli birgencin dövülerek öldürüldüği bilgisinivererek, “Bir gencimiz daha ırkçısaldırı sonucu öldürülmüştür. İşteAnadolu Federasyonu kampanyasıırkçı saldırılara karşı, göçmen halkımızıngüçlü bir cevabı olmalı, halklarıngücünü hiçe sayamayacaklarını,ırkçılara ve onları koruyup, kollayanlara göstermeliyiz.” açıklamasındabulundu.Köln Anadolu Federasyonu çalışanları,20 Ocak günü de Nippes'de ikicamiyi ziyaret etti ve kampanya hakkındacami yetkililerine ve hocaya bilgiverdiler. Daha sonra cuma çıkışı kapıdaiki caminin kapsında da bildiridağıttılar.Sayı: 301Yürüyüş29 Ocak2012SIRA BİZE GELMEDENBİRLEŞELİM, ÖRGÜTLENELİM!Almanya Anadolu Federasyonu,ırkçılığa karşı yeni bir kampanya başlatıyor.Almanya’da son dönem 9 Türkiyeliesnafın ölümünün arkasındaNazi çeteleri ve Almanya AnayasayıKoruma örgütünün olduğu ortaya çıkmıştı.Bu gerçeği teşhir etmek için başlatılankampanyanın ilk eylemi 17Ocak günü Köln’de bulunan AnayasayıKoruma Örgütü önünde yapıldı.Anadolu Federasyonu imzalı, öldürülen9 insanımızın resminin olduğuve “Sıra Bize Gelmeden BirleşelimÖrgütlenelim, Irkçılığın SorumlusuAlman Devletidir” Almancave Türkçe yazılı iki pankartın açıldığıeylemde yapılan açıklamada, “Resmirakamlarda 1990-2011 yılları arası47 yabancının öldürüldüğü geçiyordu.Ama şimdi anlaşılıyor ki bu rakam183’tür. 183 insanımızı katletmişlerdir.Bu güne kadar ırkçı faşistçetelerin yaptıkları hep yanlarına kalmış,katliamların üstü kapatılarakunutturulmayabırakılmıştır. HAYIR AR-TIK YETER! Suçlularıncezalandırılmasını istiyoruz.Sıra Bize GelmedenBirleşmeli ve Örgütlenmeliyiz.”denildi.Kampanya kapsamında24 Mart günüKöln’ün Mulheim semtinde bir yürüyüşdüzenleneceği de duyuruldu.ÖRGÜTLÜ OLMAKGÜÇLÜ OLMAKTIRAnadolu Federasyonu üyeleri, 21Ocak günü Almanya’nın Stuttgartşehrindeki en büyük cami olan Dİ-TİP’e bağlı Feuerbach Cami önünde,Nazi terörü ve ırkçılığa karşı hazırladıklarıbildiriyi dağıttılar.“Irkçılığın Sorumlusu AlmanDevletidir, Sıra Bize Gelmeden BirleşelimÖrgütlenelim” kampanyasınınbildirilerini dağıtmak istediklerinicemaat başkanına ileten Federasyonüyeleri, caminin önünde bildiri dağıttılar.3 Şubat 2008 tarihinde Ludwigshafen’deNaziler tarafından yakılanve 9 insanımızın katledildiğievin önünde 3 Şubat’ta eylem yapılacağı,4 Şubat’ta da panel düzenleneceğibilgisi verilerek, bununla ilgiliel ilanları dağıtıldı. 2 saat süren çalışmasırasında 500 adet bildiri ile 200adet el ilanı dağıtıldı.AVRUPA’daHayatın ÖğrettikleriBir tren garında genç bir delikanlıgeldi yanıma. Bana yiyecek bir şey alabilir misin diye sordu.Üstü başı kirliydi, dağınık tipi vardı. Ben de dilencitavrı yüzünden “hayır param yok” dedim. Sonra oturdumve delikanlıyı seyrettim. Herkese teker teker gidip banayiyecek bir şey alabilir misin diye soruyordu. Kimisi kafasallıyor, kimisi hayır diyor, kimisi yüzüne bile bakmıyordudelikanlının. Sonra gittim yanına ve “gel sana bir şey alacağım”dedim.“Tamam”dedi gülümseyerek. İstediğini alabilirsinama şuan yanımda sadece 10 euro var dedim. Sadecebir ekmek arası ve bir içecek aldı. Bu arada sohbetettik. Neden insanlara gidip yiyecek istiyorsun diye sordum.Delikanlı anlattı. “Annem beni 18 yaşıma bastımdiye evden kovdu. Artık yaşım dolmuş ve kendi başımınçaresine bakabileceğimin kanaatine varmıştı. Bunun içinevden ayrılmamı istedi ben de ayıldım. Sosyal yardıma“İleride onun gibi gençler olmasındiye mücadele ediyorum”gidip başvuru yaptım, fakat işlemlerin tamamlanması 1,5ay kadar sürüyormuş. Birkaç hafta daha beklemem gerekiyor,bende bu arada başımın çaresine bakmaya çalışıyorum”dedi. Ekmeğini aldı ve teşekkür etti. Sonra ayrıldık.Delikanlının o halinden çok etkilenmiştim. Birazuzaklaştıktan sonra bir yere oturup ağladım. İlk verdiğimcevaptan çok utandım, nasıl bu kadar bencil davranabildim,diye kendimi suçladım. Ne halde yaşayan insanlarvar, dedim. Sistem insanları ne hale getiriyor diye düşündüm.Evet, kapitalist sistem insanları bencilleştiyor,bireycileştiyor, para için yapmadığı şey kalmıyorinsanoğlunun, kendi evladını bile kapı dışarı attırıyor.O gün o genç için çok bir şey yapamadım, ama bugünileride onun gibi gençler olmasın diye mücadele ediyorum.50Halk Düşmanı AKP’ye Karşı


Halkın Sanatı, Halkın İçinde YaratılırKafkas halklarının Nart efsanesindeilk şarkının doğuşu anlatılır. Efsaneyegöre Nartlar 100 yiğit kardeştir. Kardeşlerdenbirini bir gün yılan sokar.Avcılıkta üstüne olmayan bu Nart'ınadı Katewan'dır. Katewan zehirin etkisiylekendisinden geçmek üzereykenkendini nehirde yüzen bir kütüğün üzerinebırakır. Köye yaklaştıklarında geçipgitmemek için “Waa Racıira ! WaaRayda! Waa Rasa!” diye bağırmayabaşlar. Bu bir imdat haykırışıdır. Nartlarkardeşlerinin sesini duyup koşarlar, onuölüme sürüklendiği nehirden çıkarıphemen köye götürür ve iyileştirirler.Ketewan kendinden geçmiş acılar içindegünlerce yatar. İlk günkü gibi inlemeyede devam eder. “Wan Rarira! Wan Rayda,Wan Raşa!” Başucunda 99 kardeşKatewan'ın ızdırabını kendileri de çekmektedirler.Giderek yaralı avcının hiçdinmeyen iniltisine kısık sesle onlar dakatılır. Katewan'ın ızdırabını böylecepaylaşıp hafifletirken kendi acıları daumuda dönüşür. İlk şarkı böyle doğar.Zehirli bir yılan ve paylaşılıp dindirilenacı... Ketewan iyileşip Nartları doyurmayadevam eder. Şarkılar çoğalır.Şarkılarımız, türkülerimiz dünyanınher yerinde birbirine benziyor, yardımaçağırıyor, acılarımızı dindiriyor, umutveriyor. Halkların şarkıları acılarından,sevinçlerinden, hasretlerinden, öfkesinden,halk kahramanlarından besleniyor.Egemenler ise sanatın her türündekapıları halkın sorunlarına kapamışlardır.İşte burjuvazinin televizyonunda üzerimizeboca ettiği sanat ürünleri ortada.Burjuva sanatçılar açıktan küçük burjuvasanatçıları ise daha dolaylı yollardanhalkın acılarını yok sayıyor.Kendilerine solcu diyenlerin bile yüzlerceinsanın hücrelerde, ölüm oruçlarındaölüme gidişine sessiz kalması,kahramanlıkları sanatlarına yansıtmamalarıbunun en çarpıcı örneklerindenbiri olarak geçti tarihe. Ama her şeyinbir bedeli vardır. Amerikan yalanıylazehirlenmiş bir ülkede acıyla inleyenbir halkın başucunda bencilce keyifçatarsan, halkın hafızasında yok olupgideceksin demektir. Bu sonuca düşmemenintek yolu ise halka yüzünüdönmek, devrimi sanatın diliyle söylemektir.Mücadele kendi sanatını vesanatçısını da yaratıyor. Yüzbinleremaloluyor şarkılarımız. Çünkü sözüyle,notasıyla, yazısı çizisiyle sanatımızhalkın diliyle konuşuyor, onun içindengeleni söylüyor.Ama bu, halktan kopmuş sanatçılarıdüzenin batağından çıkartıp yenidenhalka götürmeyeceğimiz anlamınagelmiyor. Egemenlere karşı halkınsafında yer alanların cephesinibüyütmeliyiz.Sanat cephesini geliştirmeli ve birgün sıranın kendilerine gelebileceğinide anlatmalıyız sanatçılara. Örgütlenmekbir ihtiyaçtır. Halktan kopmuş, oligarşininbaskıları nedeniyle sinmiş, bencilleşmişsanatçılar bu ihtiyacı şimdilikhissetmediklerini düşünüyor olabilirlerama onlara gerekliliğini anlatmalıyız,göstermeliyiz.Örgütlenmenin, barlarda bir arayagelip muhabbet etmek olmadığını,örgütlenmenin hak almanın tek yoluolduğunu göstermeliyiz.AKP iktidarı bugün artık sanatçılarıdoğrudan hedef alıyor. Sadece devrimci,sosyalist sanatçıları değil, iktidarlarınahizmet etmeyen tüm sanatçıları,sanatın tüm dallarını hedefalıyor.İktidarın saldırısına karşı koymanıntek yolunun örgütlenmek olduğunugöstermeliyiz.“Gerilla Bilanço Çıkarıyor” kitabındasosyolog James Petras bir anısınıanlatıyor: “Santiago Araştırma Enstitüsü'nündirektörü, taşradan gelmekteolan annesini karşılıyor. Yeni arabasıile annesini havaalanından alınca, annesisoruyor: "Bu güzel arabayı neredenaldın?" ''Enstitü ödedi, diktatörlüğüyıkmak için arabaya ihtiyacım var.''Villalarla dolu bir bölgedeki oğlununevine yaklaşınca anne soruyor "Bugüzel evi nereden aldın?" Oğlu cevapveriyor: "Enstitü ödedi, diktatörlüğüyıkmak için yaptığım araştırmamdabu eve ihtiyacım var." Yemek odasınagiriyorlar ve anne deniz ürünleri, tavuk,salatalar ve iyi bir kadeh şarapla donatılmışsofrayı görünce şaşırıyor "Pekalabu yemeğe nasıl ulaştın?" Cevap: "Enstitüödedi, diktatörlüğü yıkmak içinbu yemeğe ihtiyacım var." Bunun üzerineanne kafasını kaşıyor ve şu nasihativeriyor: "Dikkat et ki, kimse diktatörlüğüyıkmasın, yoksa sen bütün bunlarıkaybedersin!"Latin Amerika’da yaşanmış olanbu olay, Türkiye için de geçerlidir. Kapitalizmin,sömürünün olduğu her ülkeninaydınları için de geçerlidir. Aydınlar,sanatçılar sorumluluklarındanuzaklaştırılıp, bireyci yaşamlarına hapsediliyorlar.Eserini üretmek için evinekapananlar, ülke dışına çıkanlar; halkıdeğil de nerede bireyci safsatalar varsaonlar üzerinden düşünenler; halkçı olduklarınısöyleyip burjuvaziye özenenler;emeği değil sömürüyü övenler,destekleyenler... Ve daha niceleri... Burjuvazininetkisi ve yönlendirmesi altındakisanatçının, aydının durumukendi konumlarına, ihanettir özetle.Kendilerine yabancılaşmasıdır.Bir “sanatçının” örülü duvarlarınıyıkmak için halka götürmeliyiz onu.Halkın yaşamıyla tanıştırmalıyız sanatçıları.Halkın açlığını, yoksulluğunu,yaşadığı soruları görmeli, hissetmeli.Mesela AKP, İstanbul’da 2milyon evi, Türkiye genelinde 9 milyonevi yıkacağını söylüyor. Bu yıkımındepremle ilgisinin olmayıp yağmave talan için yapıldığı açık. Yoksulhalkın evlerinin yıkılmasını, yıllardıryaşadığı mahallelerinden şehir dışlarınasürülmelerini sanatçıların gündeminesokabilmeliyiz.Sanatçılar halkın yaşamına girdiklerinde,onların yaşadıklarını hissettiklerindebunun sanatlarına da yansıdıklarınıgöreceklerdir. Halkın içinegirmeden, onların yaşadıklarını hissetmeden,halk adına sanat da üretilemez.Bugün sanatçıların temel sorunu halktankopuk olmalarıdır. Halk tarafından enfazla tanındığı söylenenin bağı da televizyon ekranıyla sınırlıdır. Onun içindirkiüretilen dizilerde, filmlerde, tiyatrolarda,müzikte ya da sanatın diğerdallarında halk yoktur. Sanat halktankopmuştur. Halkı anlatan sanat ürünleriancak halkın içinde yaratılır.Sayı: 301Yürüyüş29 Ocak2012Birleşelim Örgütlenelim Güçlenelim51


Bağımsızlık Demokrasi Sosyalizm MücadelesindeYitirdiklerimiz4 Şubat-10 Şubat1962’de Trabzon Çarşıbaşı’nda doğdu.Laz milliyetindendi. 1976-77’de daha çocukdenilecek yaşta mücadeleye katıldı. 12 Eylül’ünişkencehaneleri ve zindanları onu teslimalamamış, onda düşmana karşı birömür boyu savaşacak öfke ve kin bırakmıştı.12 Eylül’ün yılgınlığı henüz kitlelerin üze-Bahattin ANIKrindeydi. Ve Bahattin artık dışarıdaydı. Şimdi bir adımdeğil, on adım öne çıkma zamanıydı. Hapishanedentahliye olduktan sonra ilk işi hareketiyle ilişkiye geçmekoldu. 1988'de silahlı örgütlenmeler içinde yer aldı.1990'da Silahlı Devrimci Birliklerin ilk üyelerinden oldu.Atılım yıllarının kahramanlarındandı. Bu nitelikleriyle şehirbirliklerinde komutan yardımcılığına yükseldi.1992'de kır gerillasında görevlendirilen Yılmaz (BahattinAnık) yoldaş, Sivas-Tokat Ahmet Karlangaç Kır GerillaBirliği'ne sıradan bir savaşçı olarak katıldı. Ama kısasüre sonra komutan yardımcılığına yükseldi. 1993 sonlarındaKaradeniz dağlarında kır birliğini kurmak ve geliştirmekgörevi ile Karadeniz Kır Birlikleri Komutanlığı'naatandı. Bu görevini sürdürürken, 9 Şubat 1994’te Ordu’nunKumru İlçesi’ne bağlı Eskiçokdeğirmen Köyü’ne girerkenoligarşinin katillerinin kurduğu pusuda katledildi.Anıları MirasımızBir yoldaşı Ali Hüseyin Avcı’yı anlatıyor:Tereddütsüz kendiniyoldaşları için feda edendir!"Ben artık halkım için mücadele edeceğim.Sizleri seviyorum ama halkımı daha çok seviyorum.Ben hayatımı bir devrimci olarak sürdürmekistiyorum. Bu beni mutlu ediyor..."Ayten KORKULUDersim doğumludur. Küçük yaşta devrimcileritanıyan Ali Hüseyin, gerillaya katılmadanönce örgütlenme faaliyetleri yürütmüştür.Çevresindeki insanları, 12 Eylül cuntasınakarşı mücadeleye katmaya, gerilla olarak yetiştirmeyeçalışır. Gerillaya katılmadan önceAli Hüseyin AVCI bir çok insan yetiştirmiş, mücadeleye kazandırmıştır.Ali Hüseyin, cunta sonrasında, kaçışın, yılgınlığın revaçtaolduğu bir dönemde, 1983’te gerillaya katıldı. Elazığve Dersim’de gerilla faaliyeti sürdürdü. 4 Şubat 1984’teDersim Çemişgezek bölgesi Hadişar köyünde beraberindekiyoldaşlarıyla birlikte jandarma tarafından kuşatıldılar.Köyde kuşatıldıklarında gerilla grubunda Ali Hüseyin dahil,4 kişi vardır. Ali Hüseyin düşmanı oyalayarak diğer gerillalarınkuşatma dışına çıkmasını sağlamıştır. Ali Hüseyin silahsızkalıncaya kadar düşmanla çatıştı. Düşman yaralı elegeçirdiği Ali Hüseyin’e işkence yapmış, konuşturamamışve infaz etmiştir.Ali İNANYakalandığı amansız hastalıktan kurtulamayarak8 Şubat 1991’de aramız dan ayrıldı.12 Eylül’le birlikte devrimci örgütler ağır darbeler almıştı. Solunbüyük bir çoğunluğu mülteciliği, teslimiyeti seçip umutsuzluğu,yılgınlığı, teslimiyeti halka yayıyorlardı. Bu koşullarda Ali Hüseyinmülteciliğe ve teslimiyete meydan okurcasına savaşa koşmuştu.Evet 12 Eylül örgütlülüklerimize darbe vurup hareketimizizayıflatmıştı. Ali Hüseyin süren direnişimizde bir nefer olarak biran önce savaşa girmek için sabırsızlanıyordu. Düğüne gider gibivardı gerillaya.Mevsim kıştı. Her yanı karlar kaplamıştı. Gerillalar doğanınve sürecin tüm zorluklarına rağmen Çemişgezek bölgesinde faaliyetyürütüyorlardı. Her zamankinden daha özenli, disiplinli vetedbirli hareket etmek zorundaydılar. Çünkü 12 Eylül yalnızca halkıkorkutup sindirmekle kalmamış, kendi işbirlikçilerini de yaratmıştı.Hıdır Dinçer ve Veli Polat isimli işbirlikçiler bunlardanikisiydi. Aradan yıllar geçse de yaptıklarının hesabını canlarıylaverecek olan bu iki insan müsvettesi, Ali Hüseyin’in de içindeolduğu gerilla birliğini ihbar ettiler. Bunun üzerine düşman EğnikKöyü’ne operasyon düzenledi. 3 Şubat 1984’teki bu ilk operasyonufark eden gerillalar köyden çekildiler. Çemberden çıkıpHadişar köyüne vardılar.Fakat Hadişar’da ihtiyaçlarını karşılayıp köyden çıkmak içinhareket ettiklerinde onları yine hain bir pusu bekliyordu. Ali Hüseyinbirliğin öncüsüdür. Köyün alt kısmına vardıklarında bir gürültükopar. Gürül gürül akan su sesi, yerini silah ve bomba seslerinebırakır. Ali Hüseyin ilk ateşte dizinden yaralanır. Ama yarasındanakan kan onu durduramaz. Silahına davranır ve karşılıklıçatışma başlar. Gerilla grubu hemen mevzilenir.Birlik komutanı Ali Hüseyin’in yanına yaklaşır ve yaralı olduğunugörünce Ali Hüseyin’e “Yoldaşlar seni buradan çıkarsınlar,ben çatışmayı sürdürürüm” der. Ali Hüseyin, komutanın bu önerisine“Ben yaralıyım, siz birliği alıp gidin, ben düşmanı oyalarım.”diye cevap verir.Yoldaşları için, öğretmeni Nurettin gibi tereddütsüzce, hiç hesapsızölümün üstüne gider. Ali Hüseyin’in sözlerinin ardındanKomutan birliği alarak çemberden çıkarır. Küçük bir kaya parçasınıkendine siper yapan Ali Hüseyin’in silahı çalıştığı sürece, düşmanbir adım bile ilerleyemez.Çatışma sürerken bir kurşun Ali Hüseyin’in silahının mekanizmasınaisabet ederken, baş parmağını da koparır. Silahı artıkçalışmaz. Ali Hüseyin silahının o haliyle de olsa düşmanın elinegeçmesini istemez, taşa vurarak parçalar.Artık üzerine yağan kurşunlara sloganlarıyla karşılık verir. Karşıdansilah sesi gelmemesi üzerine askerler, köylüleri öne sürerekAli Hüseyin’e yaklaşırlar. Silahsız ve yaralı olduğunu görensubay hemen saldırmaya başlar. Daha düşman subayınınilk hareketi ve saldırısında Ali Hüseyin subayın yüzüne tükürür.İşkence yaparak Ali Hüseyin’den yoldaşlarını ele vermesini isterler.Ali Hüseyin satmaz yoldaşlarını. İşkencecilerin hiç bir hareketinicevapsız bırakmaz. Köylülere devrimcilerin aciz olduğunugöstermeye çalışan düşman, kendi acizliğinden başka birşeysergileyemez. Ve bir sonuca varamayacağını anlayan düşman subayı,Ali Hüseyin’i orada katleder, bedenine onlarca kurşun sıkar.Cunta koşullarında Ali Hüseyin’in cenazesine katılan yüzlercekişi, sloganlarıyla Ali Hüseyin’i bağırlarına basarlar. Onu son yolculuğunadirenişine layık bir şekilde uğurlarlar.


9 Şubat1996’da İstanbulBahçelievler’dekaldıkları evdepolis tarafındankatledildiler.MeralAytenFuat PERKFuat PERK,AKPINAR KORKULU 1971 Dersim-Ovacık doğumludur. Liseyi bitirdikten sonra Açık Öğretim’edevam etti. Lise yıllarında DLMK içinde mücadeleetti. EYKAD'da çalışma sürdürürken birkaç kez gözaltınaalındı. Darbe ihanetini duyduğunda hemen darbecilerekarşı tavır aldı. Mütevazı, sessiz ve sakin kişiliğiyle tanınırve bu özellikleri nedeniyle herkes tarafından sevilirdi.İnsanlarla çok kolay ilişkiye geçiyor, sıcak ilişkiler kuruyordu.Meral AKPINAR, 1974 İstanbul doğumludur. AslenErzurumludur. İlk ve ortaokulu Yenibosna'da okudu. BağcılarLisesi ikinci sınıf öğrencisiyken, okuldan ayrıldı. Darbeihanetinin yaşandığı dönemde devrimci hareketle tanıştı.'93 Mart'ında İbrahim Yalçın Arkan'ın cenazesindegözaltına alınarak işkenceden geçirildi. Gördüğü baskı vetehditler onu mücadeleden vazgeçiremedi. ‘95 Mayıs’ındabir savaşçı olarak görev aldı.Ayten KORKULU, 1975 Erzincan, Çayırlı İlçesi GelinpertekKöyü doğumludur. 1992’den itibaren devrimci hareketiçinde yer aldı. O da mücadelesi içinde işkencelerdengeçti, yılmadı, direndi, kavgaya devam dedi. Şehitlerimizeduyduğu bağlılığını her fırsatta dile getirirdi. "Birgün ben de düşmanla karşılaşırsam, yoldaşlarım gibidavranacağım, asla teslim olmayacağım." derdi.12 Eylül sonrası başka bir siyasi hareketintaraftarı olarak yıllarca cunta hapishanelerindekaldı. Safı hep direnenlerin yanıoldu. Gittiği Almanya’da Devrimci Hareketiçinde mücadelesini sürdürdü. Yakalandığıölümcül hastalığa karşı büyük bir iradeyleAli KILIÇ direndi. Felç olup yatağında yaşam mücadelesiverdiği zaman da moralini hiç bozmadı.Mücadeleden kopmadı. “Ben bu hastalığı yenip ayağakalkacağım, ülkeme de gideceğim” dedi son anına kadar.6 Şubat 2002’de aramızdan ayrıldı.1968 yılında Amasya’nın Gümüşhacıköyilçesinde doğdu. Emekçi bir ailenin çocuğuydu.Ve kendisi de yaşamının her anında biremekçiydi. İstanbul Üniversitesi Diş HekimliğiFakültesi öğrencisiyken örgütlü ilişkileriçinde yer aldı. Fakültenin 3. sınıfından ayrılarakprofesyonel ilişkiler içinde yer aldı.Ali AYGÜLDevrimci Gençlik onu iyi tanır. O, ‘80 sonrasıDevrimci Gençlik kuşağının kararlı insanlarından biriydi.Oligarşi tarafından “başına ödül konulan” bir devrimci olarakafişe edildi. Onun için devrimcilik bir yaşam biçimiydi.Afişe edilmesi yaşamını değiştirmedi. ŞehitlerimizdenHamdi Aygül ile akrabalığı vardı. O, yöneticiliğin özveri,fedakârlık, sabır ve inanç gerektirdiğinin yaşayan bir örneğiydi.6 Şubat 1992’de Adana’da Çevik Kuvvet ŞubeMüdürlüğü'nün basılması eyleminde şehit düştü.14 Yaşındaki Vatanseverİdil, Vatanı SatanlarTarafından CezalandırılıyorEmperyalizme KarşıMücadeleyi CezalarlaEngelleyemezsinizBursa’da 14 yaşındaki İdil Irmak Zahir, “FüzeKalkanı Değil Demokratik Lise İstiyoruz” kampanyasındakieylemlere katıldığı için okuduğu İstiklal İlköğretimOkulu’ndan başka bir okula sürgün edildi. BursaHaklar Derneği, okul önünde yaptığı eylemle sürgünüprotesto etti.26 Aralık 2011 tarihinde okul idaresi İdil’i müdürlüğeçağırarak, Bursa Emniyeti’nden CD ve yazı geldiğinisöyleyerek, ifade almak istedi. 6 Ocak günü deİdil’in annesini çağıran okul idaresi, İdil’i Sönmez İlköğretimOkulu’na sürgün etme kararını bildirdiler.Bursa’da 16 Aralık günü de, Yıldırım Fevzi Çakmakİlköğretim Okulu son sınıf öğrencisi Ceyda Çiloğlu, okulyönetimi tarafından aynı yöntemle tehdit edilmiş ve kınamacezası verilmişti.Sürgün edilme kararını protesto etmek için BursaHaklar Derneği, 19 Ocak günü İstiklal İlköğretim Okuluönünde, İdil’in ailesiyle birlikte basın açıklaması yaptı.“Parasız Eğitim İstemek, Füze Kalkanına Karşı EylemlereKatılmak Suç Değildir! İdil Irmak Zahir, BursaPolisi-İl Milli Eğitim Müdürlüğü-Okul İdaresi İşbirliğiİle Cezalandırılıyor! Bursa Haklar Derneği” pankartınınaçıldığı eylemde Yalçın Doğru bir açıklama yaptı.İdil’in Annesi Şengül Ünal da bir açıklama yaparak,“Çocuklarımıza yönelik bu keyfi baskılara boyun eğmeyeceğiz.”dedi.Eylem sonrası Bursa İl Milli Eğitim Müdürlüğü önünegidilerek, yapılan eylemle sürgün kararı teşhir edildi.13 kişi katıldığı eylemde alkış ve sloganlarla sonaerdi.Sayı: 301Yürüyüş29 Ocak201253


Mizah Mazlumun Zalimden İntikam Alma AracıdırNE YANİ YALAN MI? KAÇ GÜNDÜR HASTASINBİR ZİYARETİNE GELEN OLDU MU? İŞ OLDUMU ÇAĞIRMAYA GELİYORLAR AMA...YUH OLSUNBİZE BE!!!SUS BE HANIMÇOCUKLARIN BİRSÜRÜ İŞİ VAR HEMGELMESELERN’OLUR Kİ?Sayı: 301Yürüyüş29 Ocak2012GÖRDÜN MÜ,HANİ NEREDESENİNKİLER?ARKADAŞLAR MEHMET ABİGÜNLERDİR HASTA YATIYORMUŞBİRİMİZ ZİYARETE GİTMEDİKÇOK AYIP ETTİKGERÇEKTEN AYIPETMİŞİZ. BU BİZE HİÇYAKIŞMADI!AMA BİZ DE ÇOKYOĞUNDUK, YENİKAMPANYA BAŞLADIHİÇ BOŞ KALMADIKNASIL YANİ, BOŞ KALINCAYAPILACAK BİR İŞ DEĞİL Kİ BU!İSTESEK VAKİT YARATIRIZ,BURADA BİLE YARIM SAATTİRTARTIŞIYORUZ!MADEM ÖYLE ARAYINARKADAŞLARI İŞLERİNİBIRAKIP GELSİNLERZİYARETTENEE BAK HANIM BEN SANA BİZİM ÇOCUKLARVEFALIDIR DEMEDİM Mİ?BEN ÇİÇEKLE,TATLI ALMAYAGİDİYORUMÇOCUKLAR,ONCA İLAÇ VERDİM İYİLEŞTİREMEDİM,SİZİ BİR GÖRDÜ CANLANDI ADAM.54

More magazines by this user
Similar magazines