19.08.2014 Görüntülemeler

8ed36a8485

8ed36a8485

8ed36a8485

SHOW MORE
SHOW LESS

PDF'lerinizi Online dergiye dönüştürün ve gelirlerinizi artırın!

SEO uyumlu Online dergiler, güçlü geri bağlantılar ve multimedya içerikleri ile görünürlüğünüzü ve gelirlerinizi artırın.

içindekiler6 Bizden Haberler2824 Mimarl›k; Mehmet ‹flciOsmanl›’da kalite ve standart anlay›fl›66 Kent ve Yaflam; Yavuz Sar›Geçmiflten günümüzemimarl›k e¤itimi70 Gezi; Osman Ar›Bir zirve hikayesi:A¤r› Da¤›74 Teknoloji; Hasan KurtDünyam›zda ‹slam miras›:1001 ‹catKAPAK; Mimar ve Mühendis Dergisi olarak bu say›m›zdaüniversitelerimizi uzmanlarla de¤erlendirdik. K›s›r tart›flmalardan ziyadeüniversitelerimizdeki sorunlar›, çözüm önerilerini akademisyenlerle tart›flt›k.76 Tarihten; Yüksel KanarAbbasi Devrimi, Ba¤dat veBeytü’l-Hikme84 Makale; Kadem EkfliYeralt›nda gizlenen kaynak:Jeotermal Enerji90 Kiflisel Geliflim; Mahmut Çelik‹fle giren kap›y› açan gizli anahtarCV’nizdir18 Haber AnalizDepremden, tsunamiye, kurakl›ktansel felaketine tüm do¤al afetlerin ilkkurban› hep yoksullar oluyor...92 Sinema veMühendislikTunus’lu yönetmenNacer Khemir’denbir yol hikayesi..Ama bu yolculukdünyan›n biryerinden baflka biryerine de¤il,insan›n kendi içalemine yapt›¤›“içsel” biryolculuk...4 M‹MAR VE MÜHEND‹S


BAfiKANDANGelece¤imiz ve ÜniversitelerB‹LG‹N‹N üretildiği kurumlar olarak yüksek öğrenim kurumları tarihin her dönemindeönemli olmuşlardır. Üniversiteler bugünkü adıyla anılmadan önce toplumumuzda herzaman var olmuştur. Melik Şah’ın ünlü veziri Nizamülmülk’ün kurduğu Nizamiye medreselerindenFatihin kurduğu Osmanlı Fatih medreselerine, Osmanlı sarayında devletadamı yetiştirmek amacıyla oluşturulan Enderun’dan Tanzimatla oluşturulan Dar- ülFünun’a oradan da Cumhuriyetle kurulan Üniversitelerimize kadar tüm eğitim kurumlarımıztoplumumuzun ihtiyacı olan devlet adamlarımızı, aydınlarımızı, teknokrat ve biliminsanlarımızı yetiştirmede önemli görevler yüklenmiştir.Üniversitelerin eski dönemlerinde öncelikli olan, talep eden öğrencinin ihtiyacını karşılamak,toplumun ihtiyaçlarını görecek elit bir ulema ve devlet adamı sınıfı yetiştirmekti.Bu dönemde yüksek öğrenim şansına sahip olan insanlar bir grup gerçekten istekli, zekive ilim için her türlü meşakkati göze alan insanlardı. Bu dönemin âlimleri çağının bütünilimlerini almaya çalışan bilgiye bütüncül bir bakış acısıyla bakan kimselerdi. Endüstritoplumuna geçiş ve tüketim toplumunun oluşması büyük şehirlerde yaşamın gelişmesiyleberaber devlet her vatandaşına yüksek öğrenimin önünü açmıştır. Bugün dünyanıngelişmiş bütün ülkelerinde yüksek öğrenin adeta bir standart haline gelmiştir.Ülkemizde yüksek öğrenim her dönem sancılı bir alan olmuş ve halkın devlet eliyle devşirilmesiiçin bir araç olarak görülmüştür. Ülkemizde sağlıklı kentleşmenin ve toplumsalkaynaşmanın iyi bir aracı olacak üniversite, evrensel boyutlarda düşünen yerel anlamdasorumluluklarına müdrik bireylerin yetiştirilmesinde alması gereken rolünü yüklenememiştir.12 Eylül 1980 den sonra oluşturulan YÖK vasıtasıyla toplumun bütün kesimlerininbirbirini anladığı, bilimin üretildiği, sanayimizin ve gelişimimizin motor gücüolma özelliğini kaybetmiş. Bilimsel düşünmenin ve özerk kurumsal yapılanmanın önündeYÖK engel olarak durmuştur. Yukarıdan aşağıya tek tip bir üniversite dayatılmaya çalışılmıştır.Vakıf üniversitelerinin açılmasıyla birlikte bu tutum bir nebze kırılmıştır. Ancakülkemizde vakıf üniversiteleri ve özel üniversite ayrımına da gidilmeli konuyla ilgiliolarak gerekli yasal düzenlemeler yapılmalıdır.Ülkemizde yüksekö¤renimin birgörevi insanlar›m›z›meslek sahibiyapmak kadar,onlar› fikri hür,vicdan› hür ayd›nbireyler olarak dayetifltirmekolmal›d›r.Ülkemizde yüksek öğrenimin bir görevi insanlarımızı meslek sahibi yapmak kadar, onlarıfikri hür, vicdanı hür aydın bireyler olarak da yetiştirmek olmalıdır. Yüksek öğreniminher kademesinde ister teknik ister sosyal alanda olsun insanımıza yaşadığı dünyayı dahaiyi anlayacak, çağın tanığı olacak bir idrak ve anlayış sahibi kılacak bilim tarihi, felsefe,sosyoloji, psikoloji gibi sosyal konularda ek dersler konulması sağlanmalıdır.Yükseköğrenimin dilinin ne olması gerektiği konusunda insanlarımız, aydınımız ve sorumlulukmakamındaki idarecilerimiz düşünmelidir. Bilimin ancak insanın anadilindeöğrenileceği gerçeği hem fizyolojik hem de psikolojik bir gereklilik olduğu anlaşılmalı,rüyalarımızı ve hayallerimizi hangi dilde yaşıyorsak ülkemizin gerçeğini, bilim üretmesive kalkınmasını da yine aynı dilde yapabileceğimiz gerçeği anlaşılmalıdır. Güzel Türkçemizen güzel şekilde öğrenilmeli bunun yanında da bir veya iki yabancı dilde mümkünseöğretilmeye çalışılmalıdır. Ancak yüksek öğrenimin dili bu ülkenin vatandaşları için anadildeolmalıdır. Yabancı dilde eğitim yapacağız saplantısına bilim ve felsefe üretme gerçeğimizkurban edilmemelidir.Yaklaşmakta olan Kurban Bayramınızı tebrik eder. Ülkemiz ve insanımız için bayram Sevinçlerive paylaşımlarının bir yaşam dili olmasını dilerim.Avni ÇebiGenel BaşkanEYLÜL-EK‹M 2010 5


B‹ZDENHABERLERMMG ‹zmir fiubesi’ndenDAYANIfiMAZ‹YARETLER‹MMG İzmir Şubesi Yönetim Kurulu Üyeleri İrfan Konur, Ethem Tatar,Musa Alçı, Selami Aldemir, Aziz Aydın ve Şube Sekreteri HayrullahÇubukçu’dan oluşan MMG heyeti İzmir Bayındırlık ve İskân İlMüdürü Mehmet Gökarslan’ı makamında ziyaret ederek şube faaliyetlerive yürütülmekte olan mesleki çalışmalar konusunda bilgi verdi.Devlet kurumları ve sivil toplum kuruluşları ile mesleki dayanışmayıartıracak çalışmalara verilen önemin dile getirildiği ziyaret sırasındaİrfan Konur, İZKA Projesi kapsamında Yönetim ve TasarımSistemleri başlığı altında mesleki eğitim kursları düzenlendiklerinibelirtti. Konur, bu kurslarda 417 mühendise eğitime katılım sertifikasıverildiğini ve toplumsal sorumluluk ilkesi gereğince MMG bünyesindeyürütülen mesleki eğitim çalışmalarının önümüzdeki dönemlerdeartarak devam edeceğini ifade etti.Bayındırlık ve İskân Müdürü Mehmet Gökarslan ise gerçekleştirilenziyaretten duyduğu memnuniyeti dile getirerek MMG İzmir Şubesi’niyürüttüğü çalışmalardan dolayı tebrik etti ve başarılarının devamınıdiledi.Vefat›n›n 8. Y›ldönümündeyaflam› duaya çeviren bir insan;FAHRETT‹N KÜLTÜRMİMAR ve Mühendisler Grubu kurucu üyelerinden merhumFahrettin Kültür, vefatının 8. Yıl dönümünde MMG GenelMerkezinde düzenlenen bir programla anıldı.Merhum Fahrettin Kültür’ün akrabaları ve MMG üyelerininkatıldığı anma toplantısında söz alan konuklar onunla ilgilianılarını ve düşüncelerini paylaştılar. Okunan Kuran’ı Kerim’inardından söz alan MMG Genel Başkanı Avni ÇEBİ aramızdanayrılan sevdiklerimize karşı büyük bir vefa borcumuzolduğunu, her vesileyle bu borcu ödeme gayreti içinde bulunmamızgerektiğini belirtti. Merhum Fahrettin Kültür’ün de buvefayı hak edenler arasında olduğunu ifade eden Çebikonuşmasında, “yaşamı bir duaya çeviren” kimselerin yaşamlarıboyunca çevresine ilham ettiği güzelliklerle hayatın dahaanlamlı olduğunu söyledi.MMG Akademik Kurulu Başkanı Dr. Ömer Faruk Kültür,ağabeyi Fahrettin Kültür’e karşı gösterilen bu vefa vekadirşinaslıktan dolayı duyduğu memnuniyeti ifade ederekbaşladığı sözlerine şöyle devam etti; “MMG’nin kuruluşusırasında büyük çaba gösteren ve özveriyle çalışan rahmetliağabeyimin bugün bu çatı altında anılıyor olması benim içinçok anlamlıdır. Yaşamı sırasında insanları sevgi ve iyilikle biraraya getirmeyi başarmış, ölümünden sonra ise bize mirasbıraktığı güzelliklerle insanları yine bir araya getirecek değerlerüretmiş bir ağabeyim olduğu için ayrıca mutluyum.”Vefatının 8. yıldönümünde merhum Fahrettin Kültür’ü buvesileyle bir kez daha saygı ve dua ile anıyor, Cenab-ı Allah’tanrahmet diliyoruz.MMG Konya ‹l Temsilcisi Arif Kösen;“STK’LAR SORUNLARIN ÇÖZÜMÜNDE YER ALMALI”MİMAR ve Mühendisler Grubu Derneği Konya il temsilciliği, ilkiftar programını kalabalık bir üye ve gönüllü topluluğu ile KonyaBüyükşehir Belediyesi Akyokuş Tesislerinde gerçekleştirdi.İftar programında, Mimar ve Mühendisler Grubu Derneği GenelBaşkan Yardımcısı Osman Arı, Konya Büyükşehir Belediyesi GenelSekreter Yardımcısı Şenol Aydın, Konya Büyükşehir BelediyesiKOSKİ Genel Müdür Yardımcısı Mehmet Köseoğlu, GAZ-NET Genel Müdürü Ali İhsan Sılkım, Konya Büyükşehir BelediyesiKOSKİ Genel Müdürlüğü Kanalizasyon Daire Başkanı AhmetDemir, Şube Müdürleri, Siyasi Parti İlçe Başkanları, Mimarve Mühendisler Grubu Derneği Konya il temsilcisi Arif Kösen,Yönetim Kurulu üyeleri, üyeler ve gönüllülerin katılımıyla kalabalıkbir davetli grubu bir araya geldi.Mimar ve Mühendisler Grubu Derneği Konya il temsilcisi ArifKösen davetlilere hitaben selamlama konuşması yaparak, siviltoplum kuruluşlarının, sivil ve katılımcı yönetimlerde, toplumunproblemlerinin çözümünde önemli bir yere sahip olduğunusöyledi. Mimar ve Mühendisler Grubu’nun da bu farkındalığasahip olduğunu ve bu eksende çalıştığını belirterek sözlerinebilge mimar Turgut Cansever'in şu sözleriyle devam etti. "Tümkainat Allah tarafından insanoğluna emanet edilmiştir, onun korunmasındave güzel hale getirilmesinde toplumların, dolayısıylabireylerin ortak sorumluluğu vardır. Yani korumak ve güzelleştirmekbizim görevimizdir."6 M‹MAR VE MÜHEND‹S


B‹ZDENHABERLERMMG'DE BAYRAMÇOfiKUSUMİMAR ve Mühendisler Grubu'nun daha önce de gerçekleştirdiği“Bayramlaşma Buluşmaları” ramazan bayramında da devam etti. MMGÜyeleri ramazan bayramı coşkusunu bir arada yaşamak için MMG GrupMerkezi'nde buluştular.MMG Genel Başkanı Avni Çebi, diğer yönetim ve denetleme kuruluüyeleri ile istişare kurulu üyelerinin de katıldığı etkinliğe üyelerin ilgiside büyük oldu. Bayramlaşma sırasında açıklamada bulunan GenelBaşkan Avni Çebi, üyeleri arasında sosyal birliktelik sağlamanınMMG'nin misyonunun bir parçası olduğuna işaret ederek, bu şekildekibuluşmaların önümüzdeki dönemde de devam edeceğini söyledi.MMG ‹zmir fiubesi’ndenÜN‹VERS‹TE Z‹YARET‹KURUMSAL ziyaretlerini yoğun bir şekilde sürdürenMimar ve Mühendisler Grubu İzmir Şubesi ManisaCelal Bayar Üniversitesi Mühendislik FakültesiDekanı Prof. Dr. Ümit Gökkuş’u makamında ziyaretetti.MMG heyetinde, MMG İzmir Şubesi Yönetim KuruluBaşkanı Ünal Özturkut, Yönetim Kurulu ÜyeleriHaşim Ayten, İrfan Konur ve Şube Sekreteri HayrullahÇubukçu yer aldı. Prof. Dr. Ümit Gökkuş’un sıcakkarşılamasıyla başlayan ve samimi bir ortamda devameden ziyaret sırasında öğretim faaliyetleri konusundabilgi alan MMG heyeti kendilerinin yaptığı çalışmalarhakkında bilgi verdiler.MMG ‹zmir fiubesi’ndenBAYRAM HEYECANIMMG İzmir Şubesi üyeleri Ramazan Bayram coşkusunu bir araya gelerekyaşadılar. MMG İzmir Şubesi Yönetim Kurulu Üyesi EthemTatar’ın ev sahipliği yaptığı bayramlaşma törenine MMG İzmir Şubesiüyelerinin yanı sıra Bilgisayar Mühendisi Cihat Zeybek ve ElektrikMühendisi Mehmet Mungan iştirak etti. Bayram heyecanını bir aradayaşayan MMG üyeleri bayramın getirdiği dayanışma ve birliktelik duygusunudaha da geliştirmiş oldular.MMG ‹zmir fiubesi‹FTAR YEME⁄‹NDE BULUfiTUMMG İzmir Şubesi’nin geleneksel olarak düzenlediği iftar yemeği Sosyal GüvenlikKurumu dinlenme tesisleri Efes salonunda yoğun bir katılım ile gerçekleştirildi.MMG Genel Başkanı Avni Çebi ve Başkan Yardımcısı Osman Arı ile diğer üyeve davetlilerinin katılımıyla gerçekleşen iftar yemeğinde aynı çatı altında bulunmanınmutluğu ve birlikteliği yaşandı.MMG Genel Başkan Avni Çebi yaptığı konuşmada, böyle günlerin birlikteliğinsağlamlaştırılması açısından önemli olduğunu belirterek, “ bu sosyal birliktelikve dayanışma iş hayatımıza da yansıyacaktır,” dedi.10 M‹MAR VE MÜHEND‹S


B‹ZDENHABERLERMMG Ankara fiubeBaflkan› Y›lmaz Ada;“REFERANDUMÜLKEM‹Z‹NÖNÜNÜAÇACAKTIR”Marmara Üniversitesi Rektörü M. Zafer Gül;“MÜHEND‹SL‹K E⁄‹T‹M‹NDEAB STANDARDI YAKALANMALI”MARMARA Üniversitesi Rektörlüğü’ne seçilen Prof. Dr. Zafer Gül’ü makamındaziyaret eden MMG Genel Başkanı Avni Çebi ve yönetim kurulu üyeleri yeni görevindendolayı tebrik etti.MMG Başkanı Avni Çebi üniversite rektörlüğüne mühendis kökenli Prof. Dr. ZaferGül’ün seçilmesinin ülkemizin mühendislik eğitiminde daha iyi bir noktaya gelmesinekatkı yapacağını, mühendis ve mimarlar olarak Prof. Dr. Gül’ün yapacağı herolumlu girişimde yanında olacaklarını belirtti.Prof. Dr. Zafer Gül, Marmara Üniversitesi’nin İstanbul’un Anadolu yakasındaki tekdevlet üniversitesi olduğunu, 1500 öğretim üyesi, 1500 asistan, 60 000 öğrencisi ve1500 memur ve çalışanı ile kaliteli ve dünya ölçeğinde bir eğitim vermek için farklıyerleşkelerde ki birimleri ile hizmet vermeye çalıştıklarını söyledi.Türkiye’de mühendislik eğitiminin AB de olduğu gibi 3 yıl olması gerektiğini ancakbu konuda şimdiye kadar yeterince mesafe alınamadığını belirten Gül, “aslındaTürkiye’de liselerin 4 yıla çıkarılmasıyla bu konuda hazır bir ortam oluştu,” dedi.MMG Ankara Şubesi geleneksel iftarprogramını birçok bürokrat, siviltoplum kuruluşlarının yöneticileri vetemsilcileri, MMG üyeleri, mimar vemühendis misafirlerden oluşan yoğunkatılımla CK Farabi Otel’degerçekleştirdi.İftar programı MMG Ankara ŞubesiBaşkanı Yılmaz Ada’nın açılışkonuşmasıyla başladı. Adakonuşmasında öncelikle Ankara Şubesi’ninyapmış olduğu etkinliklerdenbahsettikten sonra 12 Eylül’deAnayasa değişikliği ile ilgili yapılacakolan referandumun ülkemiz açısındanönemine ve MMG’nin bu süreçtekiduruşuna değindi. Yılmaz Ada’dansonra sırasıyla Genel Başkan AvniÇebi, Ankara Büyükşehir BelediyesiGenel Sekreteri Altan Raşit Civan veEnerji Piyasası Düzenleme veDenetleme Kurumu (EPDK) BaşkanıHasan Köktaş selamlama konuşmasıyaptılar.MMG Bursa fiube Baflkan› Mustafa Bayraktar;“ÜLKEM‹Z‹N GELECE⁄‹NDESÖZ SAH‹B‹ OLMALIYIZ”12 M‹MAR VE MÜHEND‹SMİMAR ve Mühendiler Grubu Bursa Şubesi,2. Geleneksel iftarını Birlik Vakfı Bursa Şubesi'ninbahçesinde gerçekleştirdi. İftar, MMGGenel Başkanı Avni Çebi, Bursa BüyükşehirBelediyesi Genel Sekreteri Seyfettin Avşar veMMG üyelerinin katılımıyla gerçekleşti.Şube Başkanı Sayın Mustafa Bayraktar açılışkonuşmasında, özellikle referandum gündeminedeğinerek STK'larının ülkegeleceğindeki önemine değindi. MMG GenelBaşkanı Avni Çebi ise MMG'nin faaliyetleri,Pakistan'daki sel felaketi hakkındakatılımcılarla görüşlerini paylaştı.


B‹ZDENHABERLERMMG Samsun fiube Baflkan› Murat Albayrak;“BAL ARISI G‹B‹ÇALIfiKAN OLMALIYIZ”MMG Samsun Şubesi, ilk iftar programını, üyeler ve birçok mimar ve mühendistenoluşan kalabalık bir katılımla OMTEL Otel’de gerçekleştirdi. İftar yemeğine SamsunTicaret ve Sanayi Odası Başkanı Salih Zeki Murzioğlu, Çevre ve Orman İl MüdürüÖmer Albayrak, Samsun Büyükşehir Belediyesi Daire Başkanı Dursun Ali Ömür, Prof.Dr. Ferşat Kolbakır, Mimar ve Mühendisler Grubu Samsun Şube Başkanı Murat Albayrak,yönetim kurulu üyeleri ve birçok mimar ve mühendis katıldı.Mimar ve Mühendisler Grubu Samsun Şube Başkanı, Murat Albayrak, katılımcılarahitaben, Ramazan ayının rahmet, bereket ve mağfiret getirmesi temennisi ile başladığıkonuşmasında, yüce yaratıcının, hikmet, imar ve ihsanla yarattığı varlıklardan biriolan arıların muhteşem yaşam serüvenlerini, yaratılış gayelerindeki hedeflerine doğruilerlerken, öğretileri doğrultusunda, neleri göze alarak nasıl bir mücadele sergilediklerinibelirterek, bu varlıkların bu azim ile eşsiz ve mucizevî bir ürünü, nasıl ortaya çıkartabildiklerinive benzer biçimde ilahi emre ve öğretilere tam manasıyla uyabileninsanlarında serdedecekleri mücadele sonunda, dertlerden kurtulup, huzur bulup,başarının efendisi olabileceğini söyledi.Başarımızı arttırmak ve hayatımızdaki değerleri yükseltmek isterken, bu yolda bizeyol ve yordam sunacak eserler arayışımızın, son zamanlarda televizyonun ve internetingetirdiği eylemsizlikle, insanların girişimsiz ve hayalcilikten sıyrılamaz durumageldiğini ve korunup beslendikçe de cam fanus içerisinde hayatın çilelerinden mahrumbüyümekte olduğumuzu, derken, akıllı gibi görünerek başta, türlü hayalciliklerekapılıp, “Başarıyı hayal etmeyi başarının yeter şartı sayan” kitapların büyüsüyle hayalkurmakla hedeflerimize ulaşacağımızı sanan bireylere dönüştüğümüzü ve maalesefbiz böyle hayallerle oyalanırken hayatın ayaklarımızın altından akıp gittiğini dile getirdi.“Önce kolay ve bedavadan yollar arıyoruz”Albayrak konuşmasını şöyle bitirdi, “Sonra da insanı yaratıcı yerine koyan sırlı, çekimli,kuantumlu formüllere inanıyor, yıllar içinde bir arpa boyu yol alamıyoruz. Bizböyle hayallerle oyalanırken hayat ayaklarımızın altından akıp gidiyor.Küresel aktörlerin istediği budur. Kendi elitleri dışındaki toplulukları sürü yerine koyuyorlar.Sürüler düşünmemeli, sadece onlara hizmet için çalışmalı, dönen dolaplarıanlamamalı, boş hayallerle oyalanmalı. Sürüler sadece taklit etmeli, çılgınca tüketmeli,borç içerisinde kavranmalı, özgün bir sanata, ciddi bir beceriye sahip olanlarsamutlaka kendi küresel değerlerine boyun eğenler arasından çıkmalı.Küresel güçlerin pazarladığı her şey o güçlerin saflarını güçlendirmeye hizmet ediyor.Biz de başardığımızı kazandığımızı sanarak oyalanıyoruz ve yıllar sonra perdeler çekilincesoyulduğumuzu anlıyoruz.”MMG ‹zmir fiubesi'nden‹ZM‹R ‹L ÖZEL‹DARES‹ GENELSEKRETER‹‹RFAN ‹ÇÖZ'EZ‹YARETMimar ve Mühendisler Grubu İzmirŞubesi Yönetim Kurulu Başkanı ÜnalÖzturkut ve Yönetim Kurulu Üyeleri,İzmir İl Özel İdaresi Genel Sekreteriİrfan İçöz'ü makamında ziyaret ederekkendisine yeni görevinde başarılar diledi.İzmir İl Özel İdaresi Genel Sekreteriİrfan İçöz ise gerçekleştirilen ziyarettendolayı memnuniyetini dile getirerek,MMG İzmir Şubesi Yönetim KuruluBaşkanı ve Üyelerini çalışmalarındandolayı tebrik ederek başarılar diledi1958 Yılında İzmir'e bağlı Tire ilçesindedünyaya gelen İrfan İçöz, İzmir BüyükşehirBelediyesi Fen İşleri DaireBaşkanlığı'nda çalışma hayatına başlamıştır.Aynı kurumda 6 yıl mühendis,1 yıl da şube müdürü olarak başarılıgörevler icra ettikten sonra daire başkanlığınagetirilen İçöz, buradan da İzmirİl Özel İdaresi Genel Sekreteri olarakbu göreve getirilmiştir.14 M‹MAR VE MÜHEND‹S


B‹ZDENHABERLERMMG Genel Baflkan› Avni Çebi;“DEVLET‹NM‹LLETLEBULUfiMAZAMANIDIR”M‹MAR VE MÜHEND‹SLER GRUBU GELENEKSEL ‹FTARYEME⁄‹NDE KONUfiAN GENEL BAfiKAN AVN‹ ÇEB‹ANAYASA DE⁄‹fi‹KL‹⁄‹NE DE⁄‹NEREK, “BU ÜLKEN‹N‹ST‹KRARA KAVUfiMASI, S‹YASAL VE SOSYALANLAMDA BARIfiIN VE TOPLUMSAL UZLAfiMANINSA⁄LANMASI LAZIMDIR. BURADA EN ÖNEML‹ UNSUR‹SE ANAYASADIR. DOLAYISIYLA BU ANAYASA ‹LEM‹LLET‹N UNUTULMUfi, ‹HMAL ED‹LM‹fi GEN‹fiK‹TLELER‹N‹N, DEVLET‹YLE, M‹LLET‹YLE BULUfiMASISA⁄LANMIfi OLACAKTIR,” DED‹.M‹MAR ve Mühendisler Grubu geleneksel iftar programıFeshane’de yoğun bir katılım ile gerçekleştirildi. İftar yemeği,İTO Başkanı Murat Yalçıntaş, Marmara Üniversitesi RektörüProf. Dr. M. Zafer Gül, İTÜ Rektör Yrd. Ahmet Hamdi Kayran,İSKİ Genel Müdürü Prof. Dr. Ahmet Demir, İETT Genel MüdürüDr. Hayri Baraçlı, Prof. Dr. Metin Yerebakan, DizaynGrup YK Başkanı İbrahim Mirmahmutoğlulları, MÜSİAD GenelBaşkan Yrd. Murat Kalsın ve birçok akademisyen, üst düzeyyöneticiler ile MMG üyesi ve gönüllüsünün katılımıylagerçekleştirildi.İftar yemeğinde açılış konuşmasını yapan MMG Genel BaşkanıAvni Çebi, geçen yıl MMG üyelerinin ve misafirlerinin bir iftarsofrasında buluştuğu gün İstanbul’da yaşanan sel felaketinin içleriniburktuğunu anımsatarak bu ramazan ayında da Pakistan’dayaşanan felaketin aynı ölçüde üzücü olduğunu belirtti.İki milletin, tarihin manevi bağları ile kaynaştığını ifade edenAvni Çebi, “Kardeş ülke Pakistan, büyük şair Muhammed İkbal’inülkesidir. Muhammed İkbal de Mehmed Akif gibi milletininsesini duyurmuş ve iki ülke arasındaki kardeşlik bağlarınıperçinlemiştir. Pakistan ve Türkiye tarih boyunca birbirininyaralarını saran, dertlerini ve acılarını paylaşan iki ülke olmuştur”sözleriyle kökleri geçmişe uzanan ve iki milletin sinesindeyer eden dostluğa vurguda bulundu.İngiltere’de bulunduğu zaman zarfında bu dostluğa bizzat tanıkolduğunu da sözlerine ekleyen Avni Çebi, orada tanıştığıPakistanlı bir bürokrat ile bir baba-oğul yakınlığı kurduklarını,hatta nikâh şahitliğini de yine aynı kişinin yaptığını belirtti.Çebi sözlerine şöyle devam etti; “iliklerime kadar hissettiğimbu dostluk ve muhabbetin Türk ve Müslüman olmamdan kaynaklananmüşterek hislerimizin ürünü olduğunu ve temelindeTürkiye-Pakistan kardeşliğinin bulunduğunu biliyordum. Bilindiğigibi kısa süre önce Pakistan’da Nuh tufanının küçük birkopyası diyebileceğimiz ölçüde bir afet yaşandı. Yaşadığımızbir depremi kıyamete benzettiğimiz gibi, orada yaşanan sel felaketinide Nuh tufanına benzetmek yanlış olmayacaktır. Bufelaketin geride bıraktığı acılar ise hepimizin vicdanında yankıbulması gereken müşterek bir acıdır. Eğer bu acıyı yüreğimizdeduyamıyor, hissedemiyorsak, bu da insanlığımız açısındanbir başka acının kaynağı olacaktır. Çünkü oradaki gibi bir dramaşahit olup bunu yüreğinde hissedemeyen kişinin manevivarlığının ve insanlığının sorgulanması gerekir. Bu gerçeklerigöz önüne alarak, dost ve kardeş ülke Pakistan’a elimizdengeldiğince yardım etmemiz gerektiğini söylemek istiyorum.”Ülke gündeminde önemli yere sahip bir diğer konu olarak,önümüzdeki günlerde gerçekleştirilecek Anayasa değişikliği referandumunada değinen Çebi, gelinen noktada taraf olmanınzorunluluğuna işaret etti. Çebi, “Bu ülkenin istikrara kavuşması,siyasal ve sosyal anlamda barışın ve toplumsal uzlaşmanınsağlanması lazımdır. Burada en önemli unsur ise anayasadır.Dolayısıyla bu anayasa ile milletin unutulmuş, ihmal edilmişgeniş kitlelerinin, devletiyle, milletiyle buluşması için bir zeminoluşturulacak ve daha iyisi önümüzdeki dönemlerde yapı-16 M‹MAR VE MÜHEND‹S


HABERANAL‹ZFELAKET HEPYOKSULA MI USTA?DEPREMDEN, TSUNAMİYE, KURAKLIKTAN SEL FELAKETİNETÜM DOĞAL AFETLERİN İLK KURBANI HEP YOKSULLAROLUYOR. DÜNYADA SON YILLARDA GERÇEKLEŞEN VEBİRÇOK İNSANIN ÖLÜMÜ İLE SONUÇLANAN DOĞALAFETLERDE ÖLEN İNSANLARIN BÜYÜK BÖLÜMÜN YOKSULOLMASI YOKSULLUKLA ÇEVRE OLAYLARI ARASINDAKİADALETSİZ İLİŞKİYİ BİR KEZ DAHA GÖZLER ÖNÜNE SERİYOR.DİLAVER DEMİRAĞ18 M‹MAR VE MÜHEND‹S


HABERANAL‹ZFelaket yalnızca yağmurların ürünü dedeğil. Yağmurlar, çürümüş bir toplumsalyapıyı önüne katmış sürüklüyor o kadar…Bu yapıyı çürüten etkenlere bakınca dakarşımıza bildik suçlular çıkıyor: IMF,özelleştirmeler sayesinde hemen her sanayidalında kartelleşen yerli/yabancı sermayegrupları, tüccarlaşmış, yozlaşmış bir ordu,feodal toprak sahipleri.niyordu… Felaket yalnızca yağmurlarınürünü de değil. Yağmurlar, çürümüş birtoplumsal yapıyı önüne katmış sürüklüyoro kadar… Bu yapıyı çürüten etkenlere bakıncada karşımıza bildik suçlular çıkıyor:IMF, özelleştirmeler sayesinde hemen hersanayi dalında kartelleşen yerli/yabancısermaye grupları, tüccarlaşmış, yozlaşmışbir ordu, feodal toprak sahipleri.Temmuzun sonuna doğru Kuzeybatı Pakistan’ındağlık bölgesinde hızlanan Musonyağmurları ülkede son 63 yılın en büyüksel felaketine yol açtı. Sel suları önceKiber-Pahtunva ve Belucistan eyaletlerinietkiledi. Sonra sular hızla güneye doğruPencap eyaletini de kaplayan yaklaşık130.000 km2 alanı ve 20 milyon insanı etkisialtına alarak Umman Denizi’ne doğruyayılmaya başladı. En son verilere göreyaklaşık 1600 kişi yaşamını yitirdi, iki milyonkişi evsiz kaldı, yaklaşık 6 milyon kişi,kolera gibi salgın hastalıkların tehdidi altınagirdi. Sel suları ülkenin en verimli tarımalanlarında 17 milyon dönüm toprağıkapladı, 200 bin baş hayvanı, depolanmışgıda stoklarını alıp götürdü. Sel sularındanen çok pirinç, mısır, pamuk, şekerkamışıve buğday ürünlerinin etkilendiği görülüyor.Taze gıda gereksiniminin yüzde70’ini Pencap eyaletinden sağlayan Karaçikentinde kıtlık baş göstermeye, tüm ülkedegıda fiyatları hızla artmaya başladı. Pakistan’ınihracatının yüzde 60’ını gerçekleştirentekstil sektörünü besleyen yerlipamuğun yüzde 20’si sellerde yok oldu.Sel suları, 500 bin tonluk buğday hasadınıve 300 bin dönüm hayvan yemi tarlasınıyok etti. Pakistan dünyanın üçüncü büyükbuğday ihracatçısı olduğundan, bu kayıplar,diğer mallarda getirecekleri ek talep,dünya piyasalarında gıda fiyatlarında gözlenengenel artış eğilimini daha da güçlendirecek.Pamuğunun yüzde 30-40’ınıkaybettiği düşünülen Pakistan’da tekstilsektöründe şimdi yaygın iflaslar nedeniyleişten çıkarmalar bekleniyor. Bu durumzaten nüfusunun büyük bölümü yoksulolan Pakistan da insani felaketi ağırlaştıracak.Sel felaketi esnasında ülkeninenerji altyapısı da zarar gördü ve yedielektrik santralı da sular altında kaldıBORÇ BATAĞINA SÜRÜKLENİYORPakistan’da yaşanan bu insanlık trajedisikarşısında ise Noami Klein’in Felaket Kapitalizmineuygun bir biçimde bu ülkeyeyardımlar arttırılacak yerde Pakistan yeni20 M‹MAR VE MÜHEND‹S


kredilerle borç batağına çekiliyor. Pakistaniçin BM’nin talep ettiği para 200 milyonYTL’ye denk düşen bir para (eski parabirimi ile 200 trilyon) ancak bu paranın çokaz bir bölümü ulaşmış durumda. Bu aradadoğrudan yardımlar yerine krediler artıyor.Asya Kalkınma Bankası Pakistan’a2004’te 2 milyar dolar kredi açmıştı, DünyaBankası’da 900 bin dolarlık bir fonla burakamın yükselmesini sağlamıştı. O gündenbu yana Pakistan’ın borç yükü giderekdaha çok artıyor. Ancak bu kredilerin çokazı yoksul bölgelerdeki alt yapı yatırımlarınaharcanmış durumda. Bugün ülkeninyöneticileri, borç akışını sürdürmek içinIMF’nin neo-liberal emirlerine memnuniyetleuyuyor. En uygun durumda bile yardımcıolmayan bu kurallar, son yıllardakien kötü insani kriz sırasında faydasız halegeliyor. Yapılan harcamaların büyük bölümüaskeri nitelikte. Hal böyle olunca daPakistan bir yandan borç sarmalı ile yoksullaştırılırkendiğer yandan da felaketlerekarşı daha kırılgan hale geliyor ki bufelaketlerden de en çok yoksullar etkileniyor.Depremin etkilerinin hala silinmediğiPakistan’da hükümet baraj ve kanal inşaatlarıile sel karşısında daha güvencedeolacak bir alt yapı yatırımı yerine büyükkapitalistlerin taleplerine uygun yatırımlaryapıyor. Üstelik daha çok gösteriş amacıtaşıyan büyük barajlar bölgenin iklimselekolojisini değiştirdiğinden yağmurlarındaha yıkıcı sonuçlar üretmesi kaçınılmazoluyor. Oysa bilim insanları bu barajlarkonusunda uyarmıştı. Taunsa Barajınınyapımı sırasında kanalın yukarıya çekilmesibu bölgeyi sellere karşı korumasızkıldı. Dahası Pakistan Devlet başkanı Zerdari’ninbatıdan alınan paralar ile Avrupa’dalüks ve sefahat içinde bir hayat sürmesiülkedeki yöneticilerinin alt yapı yerineyolsuzluklarla meşgul olduğunu ve bunundaseller karşısında halkı koruyacakalt yapı yatırımları yapılmadığının açık birgöstergesi.IMF ile1997’den bu yana 9 (onuncusu geçenyıl başladı) dalga halinde gerçekleştirilenözelleştirme, kemer sıkma politikalarısüreci boyunca, Pakistan’ın tüm sanayi,mali yapısı, enerji sektörü, finansal yapısıözelleştirildi. Bu özelleştirme sürecinde,ekonominin hemen her alanındakarteller oluşurken, gelirler ülkenin askeri,elitleri, sermaye grupları, iktidarda birbirileriyleadeta tahterevalli oynayan feodalaileleri tarafından talan edildi. Böylecedevlet gelir kaynaklarını kaybederken,özelleştirme sonrasında vergi gelirlerindenbeklenen kaynaklar da sağlanamadı.Kaynak açığı borçla karşılanmaya, her seferindeIMF’nin dayattığı tedbirler işsizliği,temel gıda fiyatlarını, yoksulluğu arttırmayadevam etti. Belki inanmak istemeyeceksinizama geçen yıl, Pakistan hükümetiTaliban’la en sert savaşları yaşarken,bir taraftan da son IMF programı gereği,halkın giderek artan yoksul kesimlerinikendine düşman ederek Taliban’ın kucağınaitecek ekonomik tedbirler almaya devamediyordu…Toprak ağalığı düzenine gelince, halkısoymasının, ezmesinin yanı sıra bu kesim,verimli tarım alanlarının yüzde 70-80’inielinde tutuyor; yarıcılık, kiracılık, gündelikçilikyoluyla işletiyor. Sulama kanallarıesas olarak bu feodallerin gereksinimlerinegöre, hemen her zaman da topraklarkanalların başında yer alacak, akışı kontroletmelerine olanak verecek biçimdeinşa ediliyor. Sulama kanallarına konanbentler taşmayı önleyecek yönde değil,büyük toprak sahiplerinin suları istediklerigibi yönlendirmesine öncelik verecekbiçimde düzenleniyor...İKLİM DEĞİŞİKLİĞİNİN BEDELİNİYOKSULLAR ÖDÜYORPakistan’da yaşananlar doğal afet değil.Bu afetin sadece muson yağmurlarının busene biraz daha fazla yağmasına bağlı olduğunave bunun zaman zaman görülebileceğinedair iddialar ise doğru değil çünküyaşanan Muson çok uzun zamandır görülmeyenbir Muson. Nitekim BM’ye bağlıhükümetler arası iklim değişikliği paneliEYLÜL-EK‹M 2010 21


HABERANAL‹Zİklim DeğişimiPakistan’daki, Hindistan veÇin’deki sel felaketlerininolduğu kadar Rusya’yıkavuran sıcakların ve ormanyangınlarının da nedeni.Asya Sel ve Sıcaklık ileboğuşurken Afrikakuraklıkla başetmeyeçabalıyor. Tüm bufelaketlerin parmak iziKüresel ısınmayı gösteriyor.Küresel ısınma da diğerfelaketler gibi yoksullarıetkiliyor.sıcaklık ortalamalarında yaşanan değişimeparalel olarak sel felaketinde bir aşırıyağış yaşanacağını, iklim değişiminin olağanyağış döngüsünü aşırıya vardıracağıyönünde uyarılarda bulunmuştu. Yine aynıkurum 2010 sonrası sıcaklık rekorlarınınyaşanacağını, bunun da buharlaşmayı arttırarakaşırı yağışlara yol açacağını belirtmişti.Nitekim öngörüler doğrulanarak buyaz yaşanan aşırı sıcakların yeni bir sıcaklıkrekoru olduğu ve bundan sonra da bununolacağı ifade edilmişti. Başka iklimenstitüleri, meteoroloji kuruluşları da paralelgörüşler ortaya atıyor. Bunlardan bazılarıyağışların sel felaketine yola açacakaşırılaşmasının ardında La Nina denilenve okyanus akıntılarının yol açtığı bir havaolayının uçlaşmasının sonucu olduğunubelirtiyorlar. Yaşananlar iklim değişikliğinindoğrudan bir sonucu. Tıpkı Çin’in 28eyaletinde 120 milyon insanı etkileyen veekonomik maliyeti 22,5 milyar doları aşansel felaketi gibi. Tıpkı Rusya’nın tahıl ürünlerininbeşte birini yok eden, 48 kişininölümüyle sonuçlanan, binlerce kişiyi evsizbırakan 500’ü aşkın orman yangını gibi. Vedünya’nın birçok yerinde yaşanan ve sayılarıher geçen gün artan yangınlar, sellerve kuraklıklar gibi. Birleşmiş Milletler GenelSekreteri Ban Ki Mun “geçmişte dünyaçapında çok sayıda doğal afete tanık oldumancak hiç böylesini görmemiştim”dediği Pakistan’daki sel felaketi için yardımçağrısında bulunurken “küresel birfelaket, bu yüzden küresel bir dayanışmayaihtiyaç var, gözler başka yöne çevrilmesin,kulaklar kapanmasın” demiş.İklim Değişimi Pakistan’daki, Hindistan veÇin’deki sel felaketlerinin olduğu kadarRusya’yı kavuran sıcakların ve orman yangınlarınında nedeni. Asya Sel ve Sıcaklıkile boğuşurken Afrika kuraklıkla başetmeyeçabalıyor. Tüm bu felaketlerin parmakizi Küresel ısınmayı gösteriyor. Küreselısınma da diğer felaketler gibi yoksullarıetkiliyor.İklim değişikliği, yılda 315 bin kişinin ölümüneyol açıyor. En fazla etkilenenler isesoruna en az katkıda bulunan yoksul ülkelerMerkezi Cenevre’de bulunan GlobalHumanitarian Forum’un hazırlattığı rapor,iklim değişikliğinin her yıl 325 milyonkişiyi ciddi biçimde etkilediğini ve bu sayınıngelecek 20 yılda ikiye katlanarak, şuanda 6 milyar 700 milyon olan dünya nüfusununyüzde 10’una tekabül edeceğini ortayakoyuyor.İklim değişikliği yüzünden ölenlerin sayısının2030 yılına kadar yılda 500 bine çıkmasınınbeklendiği belirtilen raporda, kü-22 M‹MAR VE MÜHEND‹S


esel ısınmadan kaynaklanan ekonomikkayıpların yılda 125 milyar doların üzerindeolduğu, bu miktarın, zenginlerin yoksulülkelere yaptığı yardımı aştığı ve 2030 yılınakadar yılda 340 milyar dolara çıkmasınınöngörüldüğü kaydedildi.Global Humanitarian Forum’un başkanıve eski BM Genel Sekreteri Kofi Annan,yaptığı açıklamada, "İklim değişikliği,dünyada milyonlarca insanın acı çekmesineneden olan, günümüzün yükselen insanimücadelesi. İlk ve en kötü etkilenenler,soruna en az katkıda bulunmalarınarağmen dünyanın yoksul grupları" dedi.Raporda, kuraklık, sel, kasırga ve yükselendeniz suyu yükselmesininin etkileri bufelaketlere seviyelerine en meyilli yoksulülkelerde yaşandığından aşırı derecedezayıf diye tanımlanan 500 milyon kişiyeodaklanılması çağrısı yapılıyor İklim değişikliğinedeniyle en fazla risk altındakibölge olan Afrika’nın en zayıf 20 ülkeden15’ine ev sahipliği yaptığı, en yüksek seviyedetehdit altındaki diğer bölgelere GüneyAsya ve gelişmekte olan küçük ada ülkelerinindahil olduğu kaydedilen raporda,en kötü sonuçlardan kaçınmak için, iklimdeğişikliğinin etkilerine uyum sağlamayönündeki çabaların gelişmekte olan ülkelerde100 katına çıkarılması gerektiğibelirtiliyor. Raporda ayrıca, gelişmekteolan ülkelerin, iklim değişikliğinin ekonomikve insani yükünün 10’da 9’undan fazlasınıtaşıdığı, öte yandan dünyadaki enyoksul 50 ülkenin, yeryüzünü ısıtan karbonsalımlarına yüzde 1’den daha az katkıdabulunduğu ifade ediliyor. Yani felaketiyaratanlar zengin ama bunun faturasınıen ağır biçimde ödeyenler ise yoksullar.Dahası bu felaketin geleceği de öncedenbiliniyordu. BM Hükümetler Arası İklimDeğişimi Paneli (IPCC) yayınladığı raporlardabu durumu öngörmüştü.Birleşmiş Milletler’in iklim konusunda çalışanbilim adamlarından oluşturduğu hükümetlerarası panelin 2007 yılında hazırladığıraporda, “Rusya’da afet seviyesindekikuraklıklar iki katına çıkacak. Kurakyıllarda, yangınlar felaket boyutlarına erişecek,tahıl mahsulünde kayıplar olacak”deniliyordu. Bu tahmin bu sene hem desadece dünya genelinde değil, ülkeler bazındada doğru çıktı. Aynı raporda Pakistan’ınkuzeyinde önümüzdeki 40 yıl boyuncayağmurların ağırlaşacağı öngörüsü yeralıyor. “Güney Asya, Muson sezonundaçok daha büyük sellere teslim olacak” deniliyor.Nitekim tarihinin en yoğun musonyağışlarını yaşayan Pakistan bu yıl o öngörüyüçok acı bir biçimde hatırladı. 36 saattemetrekare başına düşen 3 metre yağışla14 milyon kişiyi felakete sürükledi.2010yılında felaketler küresel boyuta ulaştı. Buyıl 17 ülkede, tüm zamanların en yükseksıcaklıkları kaydedildi.Kısacası Pakistan da yaşanan sel felaketiiki olgunun yeryüzünü tehdit ettiğini ortayakoyuyor mevcut sosyal ekonomik düzeninoluşumuna büyük oranda katkıda bulunduğuya da etkisini şiddetlendirdiği küreseliklim değişimi ile küreselleşme adıaltında büyük bir sömürü ağı kuran, yoksulluğuderinleştirip milyonlarca insanınaçlık ve doğal afetler yüzünden ölmesine,kalanların ise sefalet dolu bir hayat sürmesinekayıtsız kalan, yegâne amacı dahaçok kazanç elde etmek olan vahşi batı kapitalizmi.Bu sorunların yegâne çaresi iseadalet ama bunun mevcut batı sisteminden,onun insancıllık adıyla insani felaketlerekayıtsızlığı güçlendiren, güç eksenlisosyo ekonomik modeli değil. Çünkü bumodel İlahi olanı dikkate almadığı için vicdanıve adaleti merkeze alan bir ahlaki sorumlulukanlayışını da dikkate almıyor.Çünkü birey adıyla insanın diğerine kayıtsızkalacağı bir sosyal yapı doğal görülüyor.Çözüm belki de batının doğusundaAkdeniz eksenli başka bir medeniyet anlayışında,bilgiyi hikmete bağlayan, sorumluluğuadalet adıyla kendi medeniyet değerihaline sokan, insana ve tabiata müşfikolmayı kendi inanç sisteminin merkezinekoyan bir medeniyet biçimi insanlığınbugün içine sürüklendiği ahlaki krize birçözüm olabilir.EYLÜL-EK‹M 2010 23


M‹MARLIKOSMANLI’DA KALİTE VESTANDART ANLAYIŞISenin Olan YenilgiSenin karanlığına kanat vuran yarasalarbaşka bir göğe germişler kendileriniyürekli savaşçılar olmuşlargemilerini yakmışlar ve silahlarını bilerkenkanlarına yansımış gecesenin sularına inen yırtıcılarve piçler yani aşk çocuklarıyanan gemilerin suya yankısı oluyorlarmışyaşlı büyücüler söyledilerçingene çocukların gülleri mor olmadıaşka bunaltıları onlar getirmedileronlara dayanıyorum yürekli savaşçılarasaçları uzun bir unutkanlıkla örülmüşkanlarının ardında tehlikeler yürüyenkorkunun gözlerini aradığı omuzlarındagittiler, yittiler arasında boğuk seslerinintozuyan atlarının yelelerine baktılar vesen oldunve seni gördüm, eğninde bir mavi gözlerin vardı.(1962)İsmet ÖzelMEHMET İŞCİ / MimarOSMANLI’DA STANDARDINFELSEFİ ARKAPLANIBir fikrin üstünlüğü, onu meydana getirenfikri altyapı ve ona kaynaklık eden değerlersistemiyle ölçülür. Osmanlı’nın sırrı; hangideğer ve yönetim felsefesinden doğduğundagizlidir. Osmanlı, ‘insanlığın hâlâ hasretiniçektiği hikmet ve irfanın hakim olduğu,üstün erdemlerle kurulmuştur. Bu devletintemelini ilahi buyruk ve öğretiyi esas alan,insan hak ve özgürlüklerine saygı, adalet,hoşgörü ve ilim teşkil etmektedir. Osmanlıbirçok hususta olduğu gibi standartlaşmadada çağdaşlarının çok önünde olup kaynağınıyukarıda meali verilen Kur’ân-ı Kerim’dekiMutaffifin Suresi’den almaktadır.İslam dünyasının modernitenin dayattığıalışkanlıklardan sıyrılarak kendi kodlarınayönelmesi, temelini ahilik teşkilatında göreceğimizdavranışlarımızdaki standartlarruhunu ihya etmesi; yedi fena hareketinbağlanması ve yedi güzel hareketin açılmasıylamümkün olacaktır.1. Cimrilik kapısını bağlamak, lütuf kapısınıaçmak2. Kahır ve zulüm kapısını bağlamak, hilmve mülâyemet kapısını açmak3. Hırs kapısını bağlamak, kanaat ve rızakapısını açmak4. Tokluk ve lezzet kapısını bağlamak, riyazet(yokluk)kapısını açmak5. Halktan yana kapısını bağlamak, Hak'tanyana kapısını açmak6. Herze ve hezeyan kapısını bağlamak,marifet kapısını açmak7. Yalan kapısını bağlamak, doğruluk kapısınıaçmakKafirler, çevresinde iyi tanınmayanlar, kötüsöz getirebileceği düşünülenler, zina ettiğiispatlananlar, katiller, hayvan öldürenler(kasaplar), hırsızlar, dellallar, cerrahlar,vergi memurları, avcılar, vurguncular buyapının içine dahil olamazlar.Bilge Mimar Turgut Cansever, Müslümanlarcateşkil edilecek standardın arkasındayatan gerçeği şöyle ifade ediyor; “Standartlarruhunu geliştirmeliyiz” derken, moderndünyada davranışlarımızdaki standartları,yani tevazuu, çekingenliği, dürüst olmayı,azla yetinmeyi, dinimizin, inançlarımızın,tasavvuf¥ eğitimimizin bütün insanlarımızaeriştirdiği davranış standartlarımızı tekrarkurmak mecburiyetini kastediyoruz” 119.yy’ın büyük mimarlarından F.L. Wright24 M‹MAR VE MÜHEND‹S


“Eksik ölçüp tartanların vay haline! Onlarinsanlardan kendilerine bir şey aldıkları zaman tamölçerler. Kendileri başkalarına bir şey ölçtükleri veyatarttıkları zaman eksik ölçer ve tartarlar. Onlar tekrardiriltileceklerini zannetmiyorlar mı?”(Mutaffifin / 1-4)1886’da “Standartlar geliştirmeliyiz” derken,bütün mimari tecrübesini standartcephe sistemini meydana getirmek içinortaya koyan ünlü mimar ve ressam LeCorbusier de 1927’de “Standartlar ruhugeliştirmeliyiz” demektedir.“Bursa’yı 20.yy’ın başlarına kadar harikuladegüzelliğe eriştiren mimarinin beş-altıbina plancısı varken, bir tek inşa sistemivardı. Bu mimari standartlar meslekcamiası tarafından Bursa için tarihi tecrübelerdenhareket edilerek vücuda getirilmişve ormandaki kereste bu mimariyeuygun standart olarak hazırlanır hale gelmişti.Bugün böyle bir mimariyi meydana getirecekmimari elemanların üretimini sanayiüretimi haline dönüştürdüğümüzde, iptidaiinşaat sistemimizi, sanayileşmiş ürününmontajı yoluyla bir mimari meydanagetirmek seviyesine ulaştırabildiğimiz gibi;Osmanlı şehrinde komşu münasebetlerinasıl oluştuysa, kuracağımız yeni şehirlerdede -meydana getireceğimiz parselasyonuncetvelle çizilmemesi kaydıylabizimkoyduğumuz ve her yerde geçerli olduğunusandığımız iptidai kuralları yok ettiğimiztaktirde insanlarımız, mimarlarımız,binaların çevre ile münasebetlerinidüzenleme imkanına sahip olacak ki hergün hepimiz tekrar cephe sistemleri üretmekiddiasından kurtularak yine sokakları,mahalleleri inşa eden kişiler haline geleceğiz.İnsan elinin meydana getirdiği her şey sunidir,bunun Allah’ın yarattığından farklıolması kaçınılmaz kaderidir. Dolayısıylabütün evlerin Barok kültürüyle hiç alakasıolmayan bir şekilde tamamen düz çizgilerdenoluştuğuna, kubbelerin kullanıldığıbüyük mimarinin planlarının dik açılı çizgilerlemeydana getirildiğine işaret etmekisterim. İşaret etmek istediğim bir diğerhususta şu: Dağlar, şehirlerin üzerineyerleştiği topografyalar, düz çizgileri üzerinealacak nitelikte değildir. İslam kültürlerindeşehirler, üzerinde yerleştikleri topografyanınözelliklerine, gayri muntazamlıklarınauyularak meydana getirilir.Eğer Te cetveliyle birbirine paralel ve dikçizgilerle dikdörtgenlerden oluşan parsellerüzerinde şehir kurmak isterseniz, evlerinbirbirlerine göre çok az sayıda farklıyerleşme ihtimali olur. Halbuki topografyanıngayri muntazamlıklarını takip edenyolları çizdiğimiz zaman; Bursa’da olduğugibi, evlerin içerisine yerleşecekleri parselleringayri muntazam biçimleri, o par-EYLÜL-EK‹M 2010 25


M‹MARLIKselin içerisine evi sağ taraftaki komşununistikametinde, sol taraftaki komşunun istikametinde,sokağın istikametinde, arkaçizgi istikametinde, birine yahut öbürüneyakın, sokaktan biraz ileri yahut tamamengeri olmak gibi bir çok yerleşme alternatifiylekarşı karşıya bıraklır. Her ev sahibive evi planlayacak insan bu noktada çevreniniçerisinde hareket serbestisine sahipolduğu için, bir yerde merkezi otoriteninkatı çerçevesine girmediği için, açıkçerçevenin verdiği müthiş imkanları kullanarak,sorumluluk yüklenerek, bilinçle,komşuluk münasebetlerini kurar. Bu, insanıinsan yapan, yücelten bir çözümlemedir.Batı Ortaçağ şehirlerinde gayrimuntazam sokaklar vardır. Fakat o sokaklardabinalar birbirine yapışık olduğuiçin Hristiyan dünyası bu tercihe imkanvermemiştir. Çin içinde aynı durum geçerlidir”2STANDARDİZASYONDANNE ANLAMALIYIZ?Mal ve hizmetlerin adilane değişiminimümkün kılacak ahlaki normlara sahip,fiyat ve kalite unsurlarını da içine alan disiplin“standardizasyon”olarak tarif edilebilir.Günümüzdegittikçe gelişen ulaşımve haberleşme vasıtaları sayesinde açılanbüyük pazarlar nedeniyle üretim gittikçeartmaktadır. Tarihi gelişim ürecinde standardizasyonunkalıbıyla birlikte ruhunu daele alacak şekilde ortaya konulduğu ilkörnekler Selçuklular’da13.yy başlarındakurulmuş olan Ahilik Teşkilatında mevcuttur.Daha sonra Osmanlı Devleti buyapıyı sistematik bir şekilde geliştirerek15.yy’da yerine kurduğu Lonca Teşkilatıda aynı amaca uzun süre hizmet etmiştir.Zamanlayürütülen bu denetleme sistemlerindebir takım aksaklıklar meydanagelmeye başlamıştır. İhtira beratları ileyeni bulunan üretim usulleri korunurken,biryandan da üretimi artırmak içinçeşitli tedbirlerin alınması ve seri imalatageçişte ortaya çıkan bir takım problemleriçözmek gerekmiştir. Sanayi gelişmeeğilimleri karşısında fabrikasyon üretimlebirlikte tüm dünyayı kapitalistleşme vegloballeştirme cereyanı etkisi altına almayaçalışan moderniteye direnecek tekgüç olan islam medeniyetinin ruhunu taşıyacak,üretimi ve giderek hayatı kolaylaştıracakkültür ve geleneğimize hasstandardizasyon ihtiyacı doğmuştur.AHİLİK TEŞKİLATIYLA BAŞLAYANSTANDARTLAR SİSTEMİOsmanlılardaki “Ahilik Teşkilatı”’nın kalitesisteminin çekirdeğini oluşturduğunusöylemek mümkündür. 13. yüzyıldan itibaren,Selçuklular döneminde oluşmayabaşlayan ve Osmanlı devletinin kurulmasındaönemli bir rol oynayan Ahiler, hizmetve içtimai hayatta kalitenin artırılmasıkonusunda büyük katkılarda bulunmuştur.Tüm bunları yaparken dinî ölçüleriçersinde kul hakkı ve ahlak kaideleriniesas alarak çalışmalar yürütmüşler,ölçüde, tartıda, kalitede ve fiyat belirlemekonularında çeşitli temel kurallar koyarakkalite bilincinin oluşmasını sağlamışlardır.Osmanlı devletinde dünyadaki ilk yazılıstandart belirleme belgesi olduğu ve bunedenle öneminin büyük olan kalite ile ilgiliilk çalışmaları, Fatih devrinde çıkarılanve II. Bâyezid döneminde genel çerçevesibelirlenen “İhtisab Kanunnâmeleri”oluşturur.“II. Bâyezid devrine ait en mühim kanunlardanbirisi şüphesiz ki, Bursa, İstanbulve Edirne İhtisâb Kanunnâmeleridir. Bukanunnâme, dünyanın en mükemmel veen geniş belediye kanunu olmakla kalmamakta,aynı zamanda dünyada ilk tüketicihaklarını koruyan kanun, ilk gıda maddelerinizâmnâmesi, ilk standartlar kanunu,ilk çevre nizâmnâmesi ve kısaca asrınagöre çok hârika bir hukuk kodudur. Bukanun, hem Osmanlı örf âdetlerini ve hemde İslâm hukukunu çok iyi bilen MevlânâYaraluca Muhyiddin tarafından hazırlanmıştır.Hazırlanış tarihi 1502 ila 1507 tarihleriarasındadır” 3Bu kanunnameler ile, kalite kavramı yazılıhâle getirilerek uygulamaya koyulmuştur.Bu kanunnamelerde çarşıda satılanekmeğin, meyve-sebzenin kalitesinden,üretilen mamüllerin kalitesine, bunlarınüretileceği şekil ve boyutlarına kadarbirçok konuda kanun çıkarılmıştır.Esnaf, kendi içinde kalite kontrolü yapar;standarda uymayan olursa esnaf idarecileri(kethüda, yiğitbaşı) tarafından ikaz veihtarda bulunulur; tespit edilmiş standardauymayan imalatın devamı hâlinde konumuhtesib ve kadıya götürülürdüAhilik örgütünde, ustaların imal edecekleriürünler standarda bağlandığı gibi,26 M‹MAR VE MÜHEND‹S


Tabiatın içerisindekaybolduğunuz zamansorumluluklarınızdan birkısmını terk edersiniz.Halbuki Osmanlı ve İslamşehirleri tabiatı içinealmakla beraber her ağaca,her çalı parçasına, her çiçeğeyüce bir değer kazandıracakşekilde insanın dünyayınasıl güzelleştirdiğininürünlerini vermiştiryanlarına almak istedikleri çırak sayısıdahi belirli standartlara bağlanmıştır.Ahi esnafında “müşteri velinimettir” prensibi,toplam kalite yönetimindeki “müşterikraldır” prensibinin karşılığıdır. Günümüzdeki“toplam kalite yönetimi” ilkelerindeön plana çıkan müşteri memnuniyetiiçin ürün kalitesi, bu kalitenin tutturulmasıiçin yazılı hâle getirilmiş standartlarınoluşturulması ve uygulanması,sistemin sürekliliğinin sağlanması içineğitim ve öğretim, sürekli gelişim ve denetlememekanizmaları, Osmanlı’nınoluşturduğu sistemde tam karşılığını bulmaktave hassas olarak uygulanmaktadır.4OSMANLI STANDARTLARINDA ŞEHİRİslam, tamamen şehir kültürüdür(..) Allah’ınyarattığı tabiatla insan elinin meydanagetirdiği ürünün dengesinden oluşuyorduİslam şehri.Tabiatın içerisinde kaybolduğunuz zamansorumluluklarınızdan bir kısmını terkedersiniz. Halbuki Osmanlı ve İslam şehirleritabiatı içine almakla beraber herağaca, her çalı parçasına, her çiçeğe yücebir değer kazandıracak şekilde insanındünyayı nasıl güzelleştirdiğinin ürünlerinivermiştir. Bu bakımından insanlık tarihindebenzeri çok az görülen ve bu kadaryaygın olarak hiç bir örneği olmayan birüründür. (..) İslam kültürü, bir taraftan evrenselgerçeği tesis ederken öbür taraftanda Kabe’yi tavaf edenlerin her adımdaonu farklı bir şekilde görmelerinden oluşanmahalli realitelerini ortaya koymalarınafırsat veren, insanlık tarihinde benzeriolmayan, evrensellikle mahalliliği bütünleştirmişşehirler inşa etmiştir.Osmanlı ve İslam şehirlerinin eriştiği, yaradılışınicabına göre davranma, Allah’ınemrine bu emrin tezahür ettiği bütünalanlarda kayıtsız şartsız uyma örneğine,insanlık tarihinin başka bir zaman ve bölgesinderastlanmadığını bir kere daha ifadeetmek isterim. Bu bakımdan kaybettiğimiztecrübeleri tekrar kazanmak içinbenim önerim şudur:Bu değerlere bağlı bütün belediyelerimiz,ellerine çıkan ilk fırsatta şehirleri büyütmekyerine şehirlerinin 15-30 km ötesindeküçük organize sanayi bölgeleri ve onlarınetrafında da 5-10 bin kişilik, 50 binkişilik şehirler kurmaya başlamalıdır. Mimarlarındavet edildiği toplantılarda o şehiriçin gerekli olacak konut mimarisinin,mahalle teşekkülünün standartlarını ortayakoymalı ve bu şekilde meydana getirilecekpilot projelerin üzerinde yapılacakdeğerlendirmelerle de adım adım güzeldünyamızı, an’anemizi, inançlarımızı yansıtanmahalle ve şehirleri nasıl kuracağımızınegzersizini yapmalıyız. Bu çalışma,en kısa zamanda ülkemizin her bölgesindebaşlatılmalıdır. Bu tecrübenin değerlendirilmesi,bulunduğumuz yol ağzındabir tarafta felaket, diğer tarafta cennetvarsa, bizi cennete götürecektir. 5STANDARTLAR RUHUNUGELİŞTİRMELİYİZMilletlerin inanç kodları, soyları, sosyaliçgüdüleri, tarihi arkaplanı, kültürel derinliği,iktisat düzeni felsefelerini etkiler.Milletler devlet ve sosyal düzenlerinekendi felsefelerine, yerleşik kültürel veinanç değerlerine göre anlam verirler.Müslümanların standart kaideleri öncelikledavranışlarımızın ilahi öğretiye uygunbiçimlenmesiyle şekillenecektir.Standardizasyona önce ortak davranış kalıplarınınoluşturulmasından başlamalıdır.Öncelikle Standartların ruhunu hayatageçirecek fert ve toplumun inşaa edilmesigereklidir.Bu toplumu oluşturanfertlerin her türlü kötülükten alıkonmasınısağlayacak namazı kılmaları, insanıntoplum içindeki itibarını artıran haya sahibiolması, fani olanı kutsamayarak dünyahayatına esir olmaması, nefsi arzu ve davranışlarınesiri olmaması, helal ve meşrukazanç yollarını seçmesi, muhtaç olanlaraihsan ve keremde bulunması, iyiliğiemredip kötülükten alıkoyması, haksızlıkve yanlışlığın giderilmesini sağlayarakmedeni toplumun standartları/ortak davranışbiçimleri oluşturulmalıdır. Ortakdavranış ve değerler manzumesinin hakimolduğu toplumların standardizasyonkodları belirlenmiş demektir.KAYNAKLAR1Cansever T. İslamda şehir veMimari,Shf.219,Timaş,İstanbul,20092Cansever T. İslamda şehir ve Mimari,Shf.220-221,Timaş,İstanbul,20093Akgündüz, Osmanlı Kanunnâmeleri, c. II, sh. 188-230,286-304, 387-402.4GÖÇOĞLU K. Osmanlı’da Kalite Anlayışı5Cansever T. İslamda şehir ve Mimari,Shf.221-223,Timaş, İstanbul,2009EYLÜL-EK‹M 2010 27


DOSYA: ÜN‹VERS‹TELERKALKINMANIN VE MEDENİYETİN LOKOMOTİFİ;ÜNİVERSİTELERE⁄‹T‹M B‹R ÜLKEN‹N, M‹LLET‹N, TOPLUMUN GEL‹fiMES‹N‹N EN ÖNEML‹ KAYNA⁄IDIR. ‹Y‹ B‹RE⁄‹T‹M ALTYAPISI OLUfiTURAN TOPLUMLAR GEL‹fiM‹fi TOPLUMLAR ARASINDA YER‹N‹ ALIRLAR.GEÇM‹fi‹M‹ZE BAKTI⁄IMIZDA DÜNYA TAR‹H‹NDE ÖNEML‹ YER TUTAN OSMANLI’NIN MEDRESE VEKÜLL‹YELERE NE DERECE ÖNEM VERD‹⁄‹N‹ GÖRMEKTEY‹Z. BUGÜN BELL‹ TARTIfiMALAR ÜZER‹NDENÜN‹VERS‹TE E⁄‹T‹M‹ VER‹LMEYE ÇALIfiILIYOR. E⁄‹T‹ME KATKISI OLMAYAN TARTIfiMALARDAN KURTULUPDAHA YAPICI VE ÇÖZÜM ODAKLI TARTIfiMA ALANLARI OLUfiTURULMALIYIZ. TÜRK‹YE GEL‹fiM‹fi ÜLKELERARASINDA YER‹N‹ ALMAK ‹ST‹YORSA E⁄‹T‹M ALTYAPISINI ‹Y‹ OLUfiTURMALI VE HER ALANDA ‹Y‹YET‹fiM‹fi BEY‹NLERE SAH‹P OLMALIDIR. BU BA⁄LAMDA M‹MAR VE MÜHEND‹S DERG‹S‹ OLARAK BUSAYIMIZDA DA ÜN‹VERS‹TELER‹M‹Z‹ UZMANLARLA DE⁄ERLEND‹RD‹K. KISIR TARTIfiMALARDAN Z‹YADEÜN‹VERS‹TELER‹M‹ZDEK‹ SORUNLARI, ÇÖZÜM ÖNER‹LER‹N‹ AKADEM‹SYENLERLE TARTIfiTIK.28 M‹MAR VE MÜHEND‹S


EYLÜL-EK‹M 2010 29


DOSYA: ÜN‹VERS‹TELEROsmanlı medrese ve külliyelerinden günümüze;ÜNİVERSİTE EĞİTİMİ,SORUNLAR, ÇÖZÜMÖNERİLERİE⁄‹T‹M SORUNU YILLARDIR ÜZER‹NDE ÇOK KONUfiULAN B‹R KONUOLARAK GÜNÜMÜZE GELD‹. ÖZELL‹KLE SON YILLARDA ÜN‹VERS‹TELERÖZEL‹NDE YO⁄UN B‹R TARTIfiMA YAfiANIYOR. ÜN‹VERS‹TELER,E⁄‹T‹M‹N‹N YETERL‹L‹⁄‹NDEN REKTÖR SEÇ‹MLER‹NE, KILIK KIYAFETTENÜN‹VERS‹TE SINAVINA KADAR HER ALANDA TARTIfiILIYOR. KONUSUNDAUZMAN KONUKLAR ‹LE M‹MAR VE MÜHEND‹S DERG‹S‹ OLARAKÜN‹VERS‹TELER‹M‹Z‹ TARTIfiTIK.Ömer Faruk Kültür: Dergimizin bu sayısındaüniversite konusunu ele alalım istedik.Tabi üniversite konusunu ele alırkenüniversite kavramını irdeleyip meslekiplandaki yerini, kavramsal olarak ne manayageldiğini, bizde nasıl değerlendirildiğinitartıştıktan sonra mevcut üniversitesistemimizi değerlendireceğiz. Konuyla ilgiligörüşlerini dile getirmek üzere hazırbulunan değerli hocalarımızdan Zeki Çizmecioğluile başlayalım efendim.Zeki Çizmecioğlu: Şu anda Türkiye’de ellidenfazla vakıf üniversitesi var ve büyüksorunlar ortaya çıkarmış durumda. Gerekakademik, gerek mali, gerek idari sorunlarolarak YÖK’ün başını ağrıtıyor. Ayrıcaeğitimin akreditasyonu meselesi çokönemli bir olay. Şu anda bu işi MÜDEK yapıyor.Mesela bizim bölümü akredite ettiama MÜDEK öyle bir kuruluş ki, o da birdernek. Şu anda mühendislik eğitimi yapanfakültelerin dekanlarının oluşturduğubir dernek. Bir derneğin eğitimi akrediteediliyor olması kabul edilemez bir durum.Ülkemizde şu anda meslekte yeterlilik kurumukanunen kuruldu. Bu kurumu faaliyetegeçirecek bütün çalışmalar yapılıyor.Eğitimin akredite edilmesi bu kurum vasıtasıylaolacak. Mimar ve MühendislerGrubu da bu meslekte yeterlilik kurumundamutlaka üye olarak bulunmalıdır.Ö. F. Kültür: Zeki Hocam konuya YÖK noktasındadikkat çekti. Şimdi YÖK deyinceaklımıza üniversiteleri zapt-u rapt altınaalmak, yani merkeziyetçilik geliyor. Bukonuda bir milletin bünyesine uygun olansistem nedir? Yani bizim geleneğimizdeneydi? Bedri Hocam bu konuda daha mütehassıs.Bizim geçmişimizde, yani Osmanlı’dangelen üniversite sistemimizadem-i merkeziyetçi miydi, yoksa merkeziyetçibir yapısı mı vardı, hem felsefi hemtarihsel bir geri dönüş yapalım. Bu konuyudaha iyi irdelemiş oluruz.Bedri Gencer: Şimdi şöyle bir arka planbilgisi olarak bir çerçeve sunmakta faydagörüyorum. Acizane ben, Türkiye’de üniversitekonseptinin bilindiği kanaatindedeğilim. Bunu test etmesi kolay. Üniversitekonseptinin derinine inebilmek için enkestirme yol etimolojisini irdelemektir. Okelime nereden geliyor, kaç parçadanoluşuyor? Bütün kelimeler aslında birdenfazla kelimeden oluşuyor. Türkiye’de ikiyüz tane rektör olduğunu kabul edelim, burektörlerin size söyleyeceği en fazla, üniversitekelimesinin “the universe”den geldiğidir.Yani “kainat, evren” demek bildiğimizegöre. Fakat “universe” de başka biryerden geliyor ki o kavramın derinine inmekiçin çok önemli. Üç tane kelimedenoluşuyor üniversite kelimesi. “Unus”,“Versus” ve “Itas”. Unus, bir demek. İngilizce’de“one” dediğimiz, “versus” –e doğrudemek, yani bir yere doğru, “Itas” da bizim-lik, -lık dediğimiz. Bu da efendim, biredoğruluk demek, bire doğru, tek tarafadoğru itmek demek. Şimdi bunun bizimgeleneğimizdeki karşılığı Külliye’dir. DarulFünun son dönemde uydurulmuş birterimdir. Üniversitenin karşılığı aslındakülliye. Fakat külliye terimini ve üniversiteyidüşündüğünüz zaman tabi çok fazlafelsefeye, derinine girmek istemiyorumama gene de bunlar faydalı. Şimdi külliyeaslında bu manada sadece bugün moderndünyada anlaşıldığı şekilde bir yüksek öğrenimkurumu anlamına gelmiyor. SüleymaniyeKülliyesi dediğimiz zaman oradabugünkü yüksek öğrenim kurumu anlamındamedrese o külliyenin sadece birparçası. Merkezde cami vardır, ondansonra kütüphane, medrese, kervansarayvesaire… Külliye, bütünsel bir hayat tarzınınsembolik ve teorik boyutlarıyla, külli,yani evrensel nokta-i nazardan bir bakışaçısının hayata geçirildiği bir kurum demektir.Bu güne gelirsek…Ömer Faruk Kültür: Kampüs bunu karşılamazdeğil mi?Bedri Gencer: Hayır, hayır. Üniversite vekülliye dediğimiz şey farklı. Kampus sadecebunun fiziksel mekânı demektir. Şimdibu açıdan baktığımız zaman Türkiye’deüniversite olmadığını rahatlıkla söyleyebiliriz.Yani evrensel anlamda Türkiye’deüniversite yoktur aslında. Bir de tekniküniversiteler tabiri tamamıyla üniversiteyleçelişen bir tabir, dediğimiz gibi. Üniversitedemek, bütün bilgileri toplayan birkurum demek. Teknikle üniversite zatençelişiyor birbiriyle. Amerika’ya bile baktı-30 M‹MAR VE MÜHEND‹S


Dergimizin dosya konusu ‘Üniversiteler’ ileilgili toplantıya;Yalova Üniversitesi Mühendislik FakültesiDekanı Prof. Dr. Talip Alp,İstanbul Üniversitesi İnşaat Fakültesi’ndenYrd. Doç. Dr. Ömer Faruk Kültür,Yıldız Teknik Üniversitesi Kimya MetalurjiFakültesi’nden Prof. Dr. Zeki Çizmecioğlu,Yıldız Teknik Üniversitesi Fen EdebiyatFakültesi’nden Prof. Dr. Bedri Gencer,İstanbul Arel Üniversitesi’nden Prof. Dr.Fevzi Yılmaz,Yıldız Teknik Üniversitesi MühendislikFakültesi’nden Prof. Dr. Nizamettin Aydın veProf. Dr. Burhanettin Can ile Mesut Uğurkatılmışlardır.Genel olarak eğitim veöğretimin iki amacı vardır.Zaten o eğitim ve öğretimdiye ayrılıyor. Eğitim insanyetiştirmeyi ve aydınyetiştirmeyi hedefler,öğretim de meslek adamıyetiştirmeyi hedefler.Türkiye’de üniversitelerebaktığımız zaman maalesefbu ikisini de gereği gibiyapamadığını görüyoruz.ğımız zaman, böyle bir şey göremiyoruzanglo-sakson dünyada. Gidin İngiltere veAmerika’ya, üniversite tüm bilgileri kapsayandırki bunun temeline de baktığımızdaözellikle Cambridge ve Oxford’da, hümanitiz,yani humans science yatar. Dolayısıylabu manada felsefi ve evrensel anlamdaTürkiye’de üniversite var mı dediğimizzaman maalesef üniversitenin olduğunupek söyleyemeyiz. Şu manada, Osmanlı,yani medrese, skolastisizm dediğimizkitaba dayalı bir eğitim, ne dereceiçinde yaşadığı dünyanın ihtiyaçlarına karşılıkveriyor? Şunu söyleyebiliriz, medreseninözelliği skolastik metodu, eleştirilebilirama öğrettiği şeyi çok iyi öğretirdi vebir şekilde hayatla irtibatını kurardı amabugün biz o gelenekten kopmuşuz. O yüzdende Türkiye’de malum düşüncede bellive kalıcı bir düşünce ilim de maalesefçıkmıyor. Şimdi bu manada üniversite birkere konsept olarak evrensel bir vizyonadayanmıyor. Eğitim genelde resmi ideolojininamaçlarına hizmet edecek şekildetasarlanmış bir şey olduğu için üniversitede maalesef felsefi anlamından çok uzak.Bu yüzden üniversite, kısmen hâkim ideolojininüretilmesine yarayacak bir kurumolarak, kısmen mesleki, meslek erbabıyetiştirecek bir kurum olarak kaldı. Üniversitenin,daha doğrusu genel olarakeğitim ve öğretimin iki amacı vardır. Zateno eğitim ve öğretim diye ayrılıyor. Eğitiminsan yetiştirmeyi ve aydın yetiştirmeyi hedefler,öğretim de meslek adamı yetiştirmeyihedefler. Türkiye’de üniversitelerebaktığımız zaman maalesef bu ikisini degereği gibi yapamadığını görüyoruz. Üniversiteningenel anlamda iki görevi vardır.Bilgiyi aktarmak ve üretmek. Belki tespitlerimkaramsar bir şekilde gözükecektirama maalesef Türkiye bu ikisini de yapamıyor.Ne aktarabildiğini ne üretebildiğinigörüyoruz.Burhanettin Can: Şimdi ben bu konuya birazdaha yukarıdan bakalım diyorum. YaniTürkiye’nin ana sorunu, Türkiye’de milleterağmen kurulmuş olan sistemdir. Üniversitelerde millete rağmen kurulmuş birsistemdir. Bunun ana tezadı budur; milleterağmen kurulmuş sistem, milletle karşıkarşıya ve çatışma halinde. Darbelerinarkasında bu zihniyeti görebiliyoruz. Üniversiteninkontrolden çıktığı, yani kontrolderken arzulanan insan unsurunu yetiştirmemeyebaşladığı andan itibaren birzapt-ı rapt altına alma girişimi. Altmış biranayasasında bu var, seksende bu zirvenoktaya çıkıyor. Yapıyı kontrol altına alacakbir oluşum söz konusu. Bugünkü sıkıntılarımızın,tartıştığımız konuların arkasındabu ana tezat var. Bu ana tezat ortadankalkmadıkça bu sıkıntılarımız devamedecektir. Bunu bilmemizde faydavar.Ö.F.Kültür: Şimdi kavramsal olarak bütününiversiteleri bir noktada, bunu gözetleyen,denetleyen, zapt-ı rapt altına alanYÖK gibi bir kuruluş gerekli mi, gereksizmi, onu irdeleyebilirsek daha güzel olacak.Yani Üniversitenin merkeziyetçi miadem-i merkeziyetçi mi olması lazım?Bedri Gencer: Şimdi şöyle bakın, merkeziyetçilikleadem-i merkeziyetçilik birbirinezıt olarak algılanan kavramlar. Aslında bukavramlar birbirini tamamlayıcı şeylerdir.Yani Osmanlıdan şöyle bir örnek vereyim,Osmanlı hem merkeziyetçiydi hem ademimerkeziyetçiydi. Dolayısıyla buradakiYÖK gibi bir kuruma bir koordinasyon anlamındaihtiyaç var. Fakat bugün meselaİTÜ gibi bir üniversite 250 milyon dolar gibibir bütçeden bahsediyor. 250 Milyon dolarne demek? Gerçi bu Amerika’ya göreyine küçük bir bütçe ama Türkiye’dekiüniversitelere göre çok büyük bir bütçe.Şimdi siz İTÜ gibi bir üniversiteyi nasılEYLÜL-EK‹M 2010 31


DOSYA: ÜN‹VERS‹TELERYÖK’ün standart kurallarıyla yönetebilirsiniz?Bu her yer için geçerli. Şimdi Muş’uidare edecek kanunlarla İstanbul aynı mıolmalı? Bu her anlamda, sadece üniversitedeğil, Türkiye’nin genel yapılanmasıylailgili, yani merkeziyetçilik ve adem-i merkeziyetçilikkavramlarını kırk katır mı kırksatır mı gibi karşı karşıya getirmek yanlış.Ömer Bey: Talip Hocam da burada birkaçşey ilave etmek istiyor sanırım. Kendisini,dinleyelim, evet hocam.Talip Alp: Ben müsaade ederseniz sözlerimebir hadis-i şerifle başlamak istiyorum,buyruluyor ki; “ümmetimin içinde ikisınıf insan vardır, bunlar salih olursa insanlarıntamamı ıslah olur. Bunlar ifsatolursa, bozulursa, bütün insanlar bozulur.Bunlar alimler ve idarecilerdir.” Tabii ikiside insandır. Demek ki bizim meselemizinsan unsurudur. İnsanı nasıl yetiştireceğiz,nasıl talim ve terbiye edeceğiz? Kardeşlerimizher iki unsura temas ettiler.Bugün bizim eğitim sistemimiz ilk mekteptenüniversite sonuna kadar laiktir, işintalim yönüne bir miktar önem verilir amaterbiye yönü yoktur. Terbiye daha çok aileyebırakılmıştır. Belki bugünkü tabirleSTK’lara bir vazife düşüyor. Toplum bueksiği gediği biraz gidermeye çalışıyorama olmuyor. Çünkü kâmil insan olmahedefimiz vazgeçilmez bir hedef olmalıdır.Evet, kemale ulaşmak çok zordur, teoriktirama bunu hedef olarak seçmeliyiz. İnsanhem kendine böyle bir hedef seçecek,bir de milli hedefler olacak, devletin dehedefleri olacak. Sadece üniversitelerindeğil bütün eğitim kurumlarımızın hattabirçok devlet kurumlarımızın en büyükeksiği hedefsizliktir. Şimdi tanzimattanberi Türkiye dışarıya yüksek tahsile talebegönderir ama ne için gönderdiğini hiçbirzaman tarif etmemiştir.Burhanettin Can: Hocam müsaadenizleburada bir şey arz edeyim, yurtdışına gönderdiklerimizintezleri böyle de yurt içerisinde,sosyal alanı bilmiyorum ama mühendislikdallarında, teknik dallarda yapılanmastır ve doktora tezlerinin yüzde kaçıbu ülkenin sorunlarını çözmeye yönelik?Bence bu çok ciddi bir soru.Talip Alp: Malumunuz, kardeşimiz de dilegetirdi, bugün üniversitelerimizde ar-ge,çok özel bir gayeye mahsustur. Ben, misal,yardımcı doçentim, hızla yükselmekistiyorum, kendime bir konu seçiyorum,yayın yapacağım. O yayını başardığım zamandoçent oluyorum. Sonra profesör olmakiçin gayret ediyorum, birkaç yayın yapıyorum,profesör oluyorum. Bundan sonrayapacak bir şey kalmıyor, yapmasan daoluyor. Yani dünya bugün neden bahsediyor?Yenilikçilikten. Sürekli ihtiyaçlar doğuyor.Her şeyin daha iyisi yapılabilir. Buda bizim inancımızda mevcut. Kuran-ı Kerimne diyor? “Her ilmin, erbabın üstündebir alim daha vardır” diyor. Yani bundandaha büyük âlim olmaz diye bir kavramyok. Cenab-ı Hak her zaman daha iyisiniyaratmaya kadirdir. Biz kendimiz tabiİmam-ı Azamı çok seviyoruz. Hakikatençok büyük muazzam bir alim. Fakatİmam-ı Azam’dan daha büyük bir alimolamaz mı? Olması gerekir. İmam-ı Azamzamanının İmam-ı Azam’ıydı ama herdevrin kendine göre bir İmam-ı Azam’ı olmasıgerekir. Bizde de, yani yenilikçilik takipetmemiz gereken bir hedef olmalıdır.Fevzi Yılmaz: Herhalde üniversitelerimizdeAvrupa ve Amerika’da verilen yapılanmaile demokratikleşmeyi birlikte yürütemedikve sentezleyemedik. Akademik veidari yapılanmalarla üniversitelerimizemoral yüklenmelidir. Küresel vizyon yakalanmalıdır.Yerel değerleri koruma uğrunaözgürlükler bastırılmamalıdır. Dinamikve dışa açık olmalıyız. Üniversitelerimizinana operasyonları sorgulanmalıdır. Öğretimve araştırma misyonunu ilişkilendirmek,programlara daha etkin uluslar arasıyapı kazandırmak ve öğrencilere fırsatlaryaratmak, yeni teknolojilerin devreyesokulduğu daha yaratıcı stratejiler geliştirmek,yüksek öğretime gençlerin çoğunungirmesine imkân vermek ve araçlarımızıhizmetini verdiğimiz yerel ihtiyaçlarayönlendirmek ana hedef olmalıdır. Ben buçalışmayı dünya gazetesinde yayınladımgeçen yıl. İki unsur bizi umutlu yapmaktadır.Üniversiteler bilgi ekonomisinin motorudur.Bu herkesin ona yatırım yapmasıiçin istek doğurur. Akademi ve endüstriarasında somut işbirliği tesis edilmelidir.Ö.F.Kültür: Şimdi iş geldi bu kadar üniversitegerekli mi değil mi konusuna. Ben bukonuyla ilgili araştırma yaparken baktımlisede okuyan öğrenci sayısı ne kadar.Yaklaşık 500-600 bin kadar. Meslek yüksekokuluylaberaber üniversitelerin kon-32 M‹MAR VE MÜHEND‹S


tenjanı da 600 bin. Yani bu durumda neoluyor, şöyle aşağı yukarı, kabaca fotoğrafıgörecek olursak, liseye gelen herkesebiz, üniversiteye gitme imkânı sunmuşoluyoruz. Peki, fabrikada kim çalışacak?Usta kim olacak? İşçi kim olacak? Yanibenim bildiğim eskiden beri bir toplumunyönetici kısmı yüzde onudur. Hepsini iyiyetiştirirseniz sonuç alırsınız. Ama hepsiniiyi yetiştirdiğinizi varsayarak bu olguyugörmezden gelirseniz yanılırsınız.Nizamettin Aydın: Konuyu daha genel birçerçeve içine almak için buraya ben deküçük bir katkıda bulunmak isterim.Problemlerimizden bir kısmı ideolojik. Buçok iyi ortaya kondu. Örnekleri de verildi.Yeri de gelmişken şunu söylemek isterim,hani bu daha çok su kaldırır denir ya, dahaçok üniversite açılması gerekir bence.Ama en büyük problem şu, bu üniversitedekim eğitim verecek? Bu büyük bir soru.Mesut Uğur: Ben üniversitelerin tarihinibilmiyorum. Ama en azından tahsil yaptığımİsviçre’de gördüğüm kadarıyla üniversitesayısındaki artış sanayi talebineendekslenmiş vaziyette. Sanayi talep ediyor.Bizde öyle değil. Buradaki talep kimdengelmeli? Konuşuldu mesela bölgelerinseçilmesi. Okuduğum yer Batı İsviçre’yeyakın bir yerdi, mikroteknoloji-saatteknolojisi ve ölçüm aletlerinin yoğun olduğuyerde, o kısımda 4-5 tane mikroteknolojibölümü vardı, doğu kısmında ise 1tane vardır. Yüzde 65’i almanca konuşankısım olmasına rağmen o tarafta tek birtane mühendislik okulu vardı. %30’lukÜniversitelerimizde Avrupave Amerika’da verilenyapılanma iledemokratikleşmeyi birlikteyürütemedik vesentezleyemedik. Akademikve idari yapılanmalarlaüniversitelerimize moralyüklenmelidir. Küreselvizyon yakalanmalıdır. Yereldeğerleri koruma uğrunaözgürlükler bastırılmamalıdır.Dinamik ve dışa açıkolmalıyız.kısmının bulunduğu yerde 7-8 tane vardı.Yani orada sanayi üniversiteleri talep ediyor.Nizamettin Aydın: O doğru. Gelişmiş ülkelerdeüniversitenin kuruluş amacı endüstriningelişimi. Ama Türkiye’de üniversiteninkuruluş amacı ideolojik. Yeni üniversitelerinaçılmasının ana sebeplerinden birio toplumları dönüştürmek. Daha geri kalmış,batılı olamamış ülkelere, bu hayattarzını aktaracak bir ajan olarak görüyorrejim onu.Fevzi Yılmaz: Şimdi bakın, dünyadaki değişimiyakalamak lazım. Artık küresel insanyetişiyor. Yani ortak kültür oluştu. Şimdiöyle bir üniversite yelpazesi oluştu ki dünyada,bütün Türkiye’de de yansıması var.Bir devlet üniversiteleri, iki vakıf üniversiteleri,üç özel üniversiteler, dört şirketüniversiteleri, beş yeni bilgi teknolojilerinikullanan üniversiteler. Uzaktan eğitim,ikili eğitim, vesaire. Mesela MIT, Singapur’da,Çin’de şube açıyor. İşte bu kaplaneğitim kurumunun 500 bin öğrencisi var.Şimdi mezunun istihdamı konusuna gelince,siz hangi üniversiteden mezun olursanızolun, iyi yetişmişseniz, donanımınızvarsa, yabancı dil gibi, bilgisayar kullanımıgibi, siz küresel bir aktör olarak iş bulacaksınız.Eğitim vermek ayrı şey, istihdamsağlamak ayrı. Zaten şimdi vazgeçildi o işten,istihdamı kişi kabiliyetiyle kendisikarşılayacak. Böyle bir değişim, dünyadaböyle bir durum var.Bedri Gencer: Evet, şimdi konuşulacakçok konu var fakat zaman kısıtlı. Az ve özlükonuşmak gerek. Biri az konuşmanınfaziletleri üzerine 5 saat konuşmuş. Peygamberinümmeti olarak bu konuda dahafazla hassasiyet göstermeliyiz. Amerika’dakelime ekonomisi diye bazı kurslarduydum ben. İşadamlarına yönelik. Meselayüz kelimeyle anlatılan bir şeyi on kelimeyleanlatmaya yönelik. Böylelikle en azve öz olarak anlatmaya yönelik. Şimdi birkere Fevzi hocam külliye ve kampus benzetmesiniyaptı, zahiren benzerlik olsa bileaslında işin özünde çok büyük bir farklılıkvar. Keza bugünkü YÖK v.s. Burhanettinhocamın bahsettiği totaliter mantıktabir külliye ama o eski külliyede ahlaki veiradi bir tek cihete yönelme varken buulus devletlerde bu total ideolojilerin empozesişeklinde gerçekleşti. Dolayısıylaçok büyük fark var. Bu üniversitede batıyıörnek alma noktasına gelince, tabii ki hikmetmüminin yitiğidir. Biz Amerika’nın Almanya’nınaklın yolu birdir düsturuncasağduyu gereği buldukları şeyleri almalıyız.Fakat Amerika gibi her manada onuörnek almak yanıltıcı olur. Mesela batıdabir düstur vardır; “ya yayın yap ya yok ol”.Şimdi bizde böyle bir şey yoktur. En büyükalimler, ya eser vermemiştir, ya tek eserletarihe geçmiştir. Bizde az ve öz olmalıdır.Dolayısıyla, ikinci olarak şuna dikkatçekmek istiyorum, biraz önce bahsettiğimizüniversite kavramında, esasen dünyatarihindeki onun keskin ifadesini Hz. Alivermiştir malum: “ilim cahillerin çoğalttığıbir noktadır.” Onun da Besmele’nin başındakib harfinin altındaki nokta olduğusöylenir. Yani aslında Kuran-ı kerimdeulum, yani ilimler diye bir kavram yoktur.El ilim vardır. Bizim bugün modern dünyada,sosyal bilimler ve fen bilimleri diyeayırdığımız tüm ilim dalları, mesela, fizik,kimya, astronomi, diğer taraftan tıp hukukfelsefe. Bütün bunlar geleneksel dünyadatek kavramla ifade ediliyordu; hikmet. Yerinegöre tıp yerine göre hukuk yerine görefizik anlamına geliyordu. Şimdi meselabizde hekim kelimesi malum, bir de hakimvar. Dolayısıyla insanlar tek bir cihettenbirbirlerine bakıyorlardı birbirlerinianlıyorlardı. Bunun en son örneği İsmailGelenbevi. 18. Asrın sonunda yaşamış, büyükbir İslam alimi. Büyük bir matematikçive mühendis. Ömrü yoklukla geçmişadamın. Hatta Fransızlar diyor ki böyle biradam Fransa’da olsa ağırlığınca altınederdi diyor. Niçin İsmail Gelenbevi örneğiniverdim? Bugün bilgi parçalandığı, obütüncül bakış açısını kaybettiğimiz içinherkes farklı ilim dallarına mensup, birbirininhasmı duruma gelmiş.EYLÜL-EK‹M 2010 33


DOSYA: ÜN‹VERS‹TELERSÖYLEfi‹Prof. Dr. Oğuz Borat:“SOSYAL BİLİMLEREGEREKEN DEĞERİ VERMELİYİZ”TÜRKİYE’DE SÜREKLİ OLARAK TEKNİK ADAM YETİŞTİRMENİN ÇOK ÖNEMLİ KATKILARI OLACAĞINAİNANILDIĞINI BELİRTEN PROF. DR. OĞUZ BORAT, “HER YERE ÇAM AĞACI DİKMEMİZE BENZER BİRDURUM VAR ORTADA. SÜREKLİ OLARAK TEKNİK ELEMAN YETİŞTİRMİŞİZ VECUMHURBAŞKANLIĞINA BİLE TEKNİK ADAMLARI LAYIK GÖRMÜŞÜZ. BU ELBETTE GÜZEL BİRYAKLAŞIM AMA AYNI ZAMANDA EKSİK BİR ALGILAMA. SOSYAL BİLİMLERE DE ÖNEM VERMEMİZGEREKİYOR” DEDİ. PROF. DR. OĞUZ BORAT İLE EĞİTİM SİSTEMİNDEKİ EKSİKLİKLERİ VE YAPILMASIGEREKENLERİ KONUŞTUK.SÖYLEŞİ: EMRE YELDEN / FOTOĞRAF: HASAN KURTBu söyleşideki amacımız, Türkiye’de üniversitelerinne durumda olduğunu ve nasılolması gerektiğini kendi kültürel değerlerimizegöre tespit etmek. Ön plandatuttuğumuz soru “kültürel değerlerimizaçısından birikim sahibi bireyleri mevcuteğitim sistemiyle yetiştirebiliyor muyuz?”sorusu. Bir diğer mesele ise her kesimdeninsanımızın çocuklarını ya devlet üniversitelerineya da maddi imkânlar el verirsevakıf üniversitelerine göndermeküzere büyük bir gayret içinde olmaları. Sizbu talebi nasıl değerlendiriyorsunuz?Bu durumu irdelemek için Türkiye Cumhuriyeti’ninkuruluş yıllarına bakmamızgerekir. O yıllarda orta yaş grubunun büyükbir kısmı savaşlarda ölmüştü. Dolayısıylabilgiyi henüz alamayacak olan durumdaolan çok genç bir kesimle bilgiyiaktaramayacak durumda olan çok yaşlıdiğer bir kesim ortaya çıktı. Cumhuriyetinbaşından beri ekonomik potansiyele göreeğitime destek verilmeye çalışılmıştır.Bunun sonucunda eğitim yükselmeyebaşlamıştır. Fakat burada dikkat edilecekhusus gözden kaçmıştır; esas olarak yükseköğretiminön planda tutulması gerekirdi.Fakat bu yapılmamış, ilköğretimeyatırım yapılmıştır ve kaynaklar verimlikullanılamamıştır. Yetişmiş insanlar yokken,kaliteli eğitmenler yokken kaynaklarilköğretime aktarılmıştır. Başka ülkelerdeise önce yükseköğretim güçlendirilerekkaliteli akademisyen yetiştirilir ve bunlarvasıtasıyla ilk ve orta öğretimin kalitesi artırılır.Son dönemlerde biz de bu ekoleyaklaşmaya başladık. 80’lerde buraya34 M‹MAR VE MÜHEND‹Sdoğru bir adım atılmıştır fakat bu yapılırkende bir başka hataya düşülmüş, homojenize,merkeziyetçi bir yapı benimsenmiştir.Daha önceden var olan özerklikortadan kalkmış, üniversitelerin kendiakademisyenlerini ataması gibi imkânlarıellerinden alınmıştır. Tabii, üniversitelertamamen tepeden, tek elden yönetilebilirgibi bir düşüncenin ürünü olan bu durum,bugünkü yükseköğretim sistemini ortayaçıkarmıştır.Dünyadaki gelişmelere ve üniversite yapılarınabakıldığında ise üniversitelerin birbirlerinenazaran çok büyük farklılıklariçerdiğini, mali ve idari bakımdan özerkliğesahip olduğunu, girdi bakımından değilçıktı bakımından ele alındığını görüyoruz.Dolayısıyla Türkiye’nin de yapması gerekenşey bu yapıyı kurmaktır. Fakat mevcutanlayışla bu ilerlemeyi kaydetmek mümkündeğildir. Son zamanlarda gündemegelen stratejik planlamayı bu anlamda oldukçaiyi buluyorum. Stratejik planlamadaüniversitelerin misyonu, vizyonu, hedefleri,projeleri belirlenip birkaç sene boyuncaizlenmeye çalışılıyor. Bu süreçte öğrenciler,öğretim üyeleri ve personeli de kapsayaniç paydaşlar tarafından bir denetimuygulanıyor. Dış paydaş olarak ise velilerve mezunlara ilaveten iş piyasası da busürece dâhil oluyor. Türkiye’nin benimsediğiBologna süreci kapsamında bazı üniversitelerimizdebu hareket yerleşmeyebaşlamıştır. YÖK tarafından başlatılan vedesteklenen bu süreci benimsiyoruz. Özetolarak, bizim üniversitelerde olmasını istediğimizyapı şeffaf, maddi ve idari özerkliğesahip, topluma hesap verebilen yapıdır.Ayrıca aidiyet şuurunun oluşturulmasınıda öncelikli konular arasında görüyorum.Diğer yandan özellikle vakıf üniversitelerininkendi elemanlarını desteklemelerive yeni elemanları yetiştirmeleri gerekiyor.Bilindiği gibi üniversitelerimizde yetişmişinsan gücü yeterli değildir. Bu eksikliğingiderilmesi gerekiyor.Hocam bu bahsettiğiniz konular yukarıdanyapılacak bir planlamayı gündemegetiriyor. Devletin bu planlamayı üstlenmişorganları var fakat yukarıda çok farklısıkıntılar dile getiriliyor. Dolayısıyla, buaşamada YÖK’ün yapısı tartışmaya açılıyorve “YÖK’ün üniversitelerle ilişkilerindeYÖK nerede konumlandırılmalı” sorusuakla geliyor.


Bir defa bizim yükseköğretim sistemiylene yapmak istediğimizi, bu konuyla nedenbu kadar uğraştığımızı soracak olursakbunun cevabını geçmişte aramamız gerekir.Osmanlı döneminde Enderun gibi kuruluşlarabakıldığında seçilerek alınan insanlarıneski tabirle “kalbi selim” kimselerolmasına azami dikkat edildiğini, bireysel,kişisel gelişimin ön planda tutulduğunugörürüz. Bu sürecin ardından “aklı selim”noktasına ulaşan kimseler ise devletişlerinde görev alırlardı. Burada önem kazananbir olguya dikkatinizi çekmek istiyorum.Bugün her ne kadar sanayi toplumuolduğumuz yönünde bir yaklaşım mevcutsada aslında toplumun iş gören kesimiyüksek oranda hizmet sektörüne kaymaktadır.Bunun nedeni ise üretimde otomasyonsürecidir. Dolayısıyla toplumun herkesiminden insan, gün geçtikçe “elit tabakanın”iş alanlarına yönelmektedir. İşteburada “bilgi toplumu” kavramı önem kazanıyor.Bu kavram en basit ifadeyle, toplumuntüm kesimlerinde bilgi ve görgüseviyesinin yükselmesini ifade ediyor. Dolayısıylaşu anda üzerimize düşen şey, bukültürün toplumun tüm fertlerine verilmesinisağlamaktır.Bu yaklaşımın günümüzdeki adı “hayatboyu öğrenme”dir. Yani örgün eğitim, artıkyetersiz kalmaktadır. Bunu hayata yaymaihtiyacı ortaya çıkmıştır. İnformal dediğimizöğrenme modelini ön plana çıkarmamızgerekiyor. Aksi halde iş hayatında giderekartan rekabet ortamında bireyin tutunmasımümkün görünmüyor. Göz ardıedilen bir diğer husus ise günümüzde işiningerekliliklerine hakim olmasına rağmenbunu belgelendirememiş, “alaylı” tabiredilen iş erbabının belgelendirilmesimeselesidir. Esasında bu da yaygın öğreniminkonuları arasındadır. Dünyada gördüğümüzgelişmeler bu yöndedir. Türkiye’ninson yıllardaki eğilimi de bu yöndedir.Avrupa Birliği sürecinin Türkiye’yeyansıyan olumlu yanlarından biri de bualanda yaşanan değişikliklerdir. Kültürümüzgöz önüne alındığında değişimi yukarıdanbekleyen, merkezi yapının tavrınagöre duruşunu belirleyen bir sosyal yapıyasahip olduğumuz görülür. Dolayısıyla bu“idareye biat” prensibi, üyelik sürecindeyukardan alınan tedbirlerle topluma ulaşmayabaşladı. Artık gündemlerimiz arasındahayat boyu öğrenme diye bir şey var.İkinci konu ise toplumumuzda yükseköğrenimeolan talep fazlalığıdır. Toplumumuzdaebeveynler çocuklarını yükseköğ-PROF. DR. O⁄UZ BORAT1942 y›l›nda Turgutlu'da do¤du. ‹lk ve orta ö¤retimini Turgutlu'da, liseyiManisa'da tamamlad›. ‹TÜ Makine Fakültesi'nden Ekim 1965 döneminde mezunoldu. 1968 y›l›nda ‹TÜ'de Doktoras›n› tamamlad›. 1973 de doçent ve 1983 de profesörünvan›n› ald›.1965-1981 ve 1992-1997 y›llar›nda ‹TÜ Makine Fakültesi ile Uçak ve Uzay BilimleriFakültesi'nde, 1971-1972 de Kaliforniya Üniversitesi-Berkeley, 1979-1983 deGaryounis Üniversitesi-Bingazi, 1983-1986 da Uluda¤ Üniversitesi-Bursa, 1986-1992 ve 1997-2001 de Marmara Üniversitesi-‹stanbul, 2001-2003 de KAA Üniversitesi-Cidde'deö¤retim üyesi olarak çal›flt›.Üniversitelerde Bölüm Baflkan›, Dekan Yard›mc›s›, Dekan, Rektür,Yönetim KuruluÜyesi, Senatör olarak idarî görevler ald›. 1977-1979 ve 1988-1990 da TÜB‹TAKÇevre ile Bilim Adam› Yetifltirme Grubu Yürütme Komitesi üyeliklerinde, 1988-1990 Millî E¤itim Bakanl›¤› Projeler Dairesi Baflkanl›¤›'nda, keza Türk MotorSanayi ve THY yönetim kurulu üyeliklerinde bulundu.Halen ‹stanbul TicaretÜniversitesi Mühendislik Fakültesi Dekan› olarak görevini sürdürmektedir."Mekatronik, Seramik Kaplama, Metanollü Yak›tlar, Uçak ve Helikopter ‹malat›,Hava Kirlenmesi, Yayg›n E¤itim, Endüstriyel Okullar" gibi 29 projede yürütücüve/veya araflt›rmac› olarak görev ald›. 15 doktora tezi ve çok say›da lisans ve yükseklisans tezi yönetti. 25 kitap ve 89 bilimsel yay›n› mevcuttur. Evli ve üç çocukbabas›d›r.EYLÜL-EK‹M 2010 35


DOSYA: ÜN‹VERS‹TELERDaha önceden var olanözerklik ortadan kalkmış,üniversitelerin kendiakademisyenlerini atamasıgibi imkânları ellerindenalınmıştır. Tabii,üniversiteler tamamentepeden, tek eldenyönetilebilir gibi birdüşüncenin ürünü olan budurum, bugünküyükseköğretim sisteminiortaya çıkarmıştır.renime gönderebilmek için toprağını satmayı,tüm varlığını ortaya koymayı, hattaişini kaybetmeyi bile göze alıyor. Peki bununnedeni nedir? Elbette bir anne-babaolarak canı-ciğeri olan evladı için daha iyibir gelecek arzuluyor. Zira dünya genelindekiistatistiklere bakıldığında gelir seviyesiyleeğitim düzeyi arasında bir paralellikdikkat çekiyor.Peki, bu kadar ilgi gören yükseköğretimegeçişte nasıl bir yol izlenmesi gerekiyor?Bana göre öğrencinin örgün eğitim sürecindealdığı puanların bir değerlendirmeyetabi tutulması gerekiyor. Örneğin, bupuanların değerlendirme neticesine%40’lık pay verilebilir. Örgün ya da yaygıneğitim gördüğü ortaöğretimden mezunolduğu sırada ise kendisine bir uluslararası mezuniyet belgesinin verilmesi gerekir.Bu belgedeki başarı puanına da yine%40’lık bir pay verilebilir. ÖSYM’yi tamamenkaldırmaya da gerek yok; düzenlenensınava %20’lık bir pay verelim. Tabiburada dikkat edilecek husus, okullararası seviye farkıdır. Bu değerlendirmenotlarının ulusal seviyede değerlendirilmesinegayret etmek lazım. Örneğin aynıanda gerçekleştirilen bir matematik sınavı,Türkiye genelinde matematik kültürünütanımlamamızı da kolaylaştıracaktır.Dolayısıyla öğrencileri çeşitli alanlardaulusal seviyede test etmek çok önemlidir.Bunun yaratacağı rekabetçi ortamın kurumlarınkalitesini de yükselteceğini düşünüyorum.Üniversitelerin öğrenci alımlarındakendi standartlarını belirleme yetkiside bir diğer önemli husustur. Gelişmiş36 M‹MAR VE MÜHEND‹Süniversitelere sahip ülkelere bakıldığında,öğrencinin ilköğretimden itibaren aldığınotların muhafaza edildiğini ve gitmek istediğiüniversitenin bu notları da dikkatealarak öğrenci alımı gerçekleştirdiğini görüyoruz.Bu da eğitime bütüncül yaklaşımkazandırıyor. Bence bunu da tartışmayaaçmamız gerekiyor. Özetleyecek olursak,Türkiye’de yükseköğretime giriş sistemideğiştirilmeli ve üniversiteler bu konudayetkili kılınmalıdır.Üniversitelerin mesleki eğitim alanındakiönemi çok büyük. Üniversitelerin bir debireysel gelişime katkısı bakımından değerlendirilmesisöz konusu. Günümüzdeverilen eğitim ağırlıklı olarak bir kitle eğitimi.Artan kitlelerin öğrenimi meselesiise vakıf üniversitelerini gündeme getirdi.Artan üniversiteler ise salahiyet sahibi öğretimüyelerine duyulan ihtiyacı arttırdı.Bu zincirleme etkileşim de ise üniversitelerdekiaraştırma faaliyetlerini zayıflatarakyavaş yavaş eğitim üniversitesi mahiyetikazanmasına neden oluyor. Bu bakımdanüniversitelerin açılış safhalarındaaraştırma üniversitesi-eğitim üniversitesigibi bir ayrıma gitmek doğru olur mu?Bu konuda yine merkeziyetçi anlayıştanbahsetmemiz gerekiyor. Üniversitelerinaçılışı sırasında kaynaklar yeteri kadar verimlikullanılamamış olabilir, amaçlarıntespitinde hatalar olabilir. Tüm bu konularınidaresini Ankara’dan yürütmek kolaydeğildir, mümkün de değildir. Üniversiteleraçılırken bölgesel dinamiklerin irdelenmesi,yerel ihtiyaçlara yönelik stratejinbenimsenmesi daha tatmin edici sonuçlarıberaberinde getirecektir diye düşünüyorum.Çünkü üniversite insan gücüne vealtyapıya dayanan bir yapı olmakla birlikteçevreyle sürekli bir etkileşim halindedir.Özellikle mesleki açıdan bu iletişim hatsafhadadır. Dolayısıyla üniversitelerin açılışısırasında araştırma ya da eğitim üniversitesişeklinde bir ayrımı öngörmek yerineyerel dinamiklerin akışına göre tavıralmak ve bunu işleyen etkileşim sürecinindoğasına bırakmak daha makul bir yaklaşımdır.Mevcut insan gücünü, altyapı durumunuve çevre koşullarını titizlikle değerlendirdiktensonra hedeflerin belirlenmesigerekir.Peki Hocam, üniversitelerimizin özellikleteknik alanlarında öğrenim gören öğrencilerinsosyal anlamda bazı eksiklikleriduyumsadığını öne süren bir yaklaşım var.Buna göre, sosyal bilimler sahasına girenbölümlerde bireylerin ifade kabiliyetininve sosyal becerilerinin daha gelişmiş olmasınakarşılık, teknik alanlarda öğrenimgören bireyler bir çeşit asosyalleşmeyemaruz kalıyor. Bu engeli ortadan kaldırabilmekiçin tüm alanlarda okutulması gerekenbazı dersler tayin edilebilir mi?Dünyada buna örnek gösterilebilecek modernuygulamalar var mıdır?Elbette bahsettiğiniz durum bize özgü birsorun olmadığından dünyanın çeşitli ülkelerindebu konuyla ilgili alınmış bazı tedbirlermevcut. Bolonga modeli dediğimizmodel de bu konuya yönelik tavrı olan biryaklaşımdır. Yine Amerika’nın pek çok


Felsefe, sosyoloji,psikoloji, hukuk gibisahalara yönelmemizgerekiyor. Zaten dikkatederseniz bu bölümlerinpuanları da yüksektir. Yanihalk bir tür sezgi iledurumu kavramış ve tercihlerinibu duruma görebelirlemeyi başarmıştır.Netice itibariyle sosyalalanlarda ciddi bir eksiklikmevcuttur ve bu konulardabazı çalışmalarınyürütülmesi gerekmektedir.üniversitesinde benzer ihtiyaçlardan yolaçıkılarak bazı standartlar oluşturulmuştur.Olmazsa olmaz temel değerlerin anlatıldığıfelsefe, edebiyat, sosyal, bilimler,hukuk, matematik gibi dersler bireyin iyivatandaş olmasını sağlayacak uygulamalarolarak yürütülmektedir. Bizim bu değerleraçısından manzaramız maalesefpek iç açıcı değildir. Burada anlatmak istediğimkonuşmaya utanan ama dövüşmeyeutanmayan bir insan modelidir. Hâlbukidurum bunun tersi olmalıdır. Çatışmayıdeğil uzlaşmayı benimseyen bireylereihtiyaç duymaktayız. Bu bireyin gelişimive olgunlaşması ise az önce bahsettiğimizbazı temel eğitimlerin, öğrenimin her aşamasındabireye verilmesiyle mümkündür.Avrupa Birliği bu çapta sekiz tane anahtaryetkinlik belirlemiştir ve bunlar hayat boyuöğrenimi esas alır. Bunlardan dördüulusal, dördü sektöreldir. Bunlardan ulusalolanlara değinecek olursak, ilki anadildeiletişimdir. Bu sadece konuşmayıifade etmez, aynı zamanda dinleme vedinletme becerisini de kapsayan bir kavramdır.Sektörel bazda yabancı dilde iletişimvardır. Kültürel bazda dışavurum vardır.Mesela bizlere Cumhuriyetin ilk yıllarındabazı ülkelerin siyasetiyle aşağılıkkompleksi aşılanmıştır ve biz de taklit yolunagitmişizdir. Dolayısıyla bu değerlerinkendi kültür çerçevemiz içerisinde bireyeverilmesi son derece gerekli olmakla birliktebunun evrensel değerlerle de zenginleştirilmesi,tek yönlü bir bakış açısınınoluşumunun engellenmesi gerekmektedir.Öte yandan değindiğiniz bir başka konuylailgili görüşlerimi de dile getirmekisterim.Türkiye’de sürekli olarak teknik adam yetiştirmeninçok önemli katkıları olacağınainanılır. Her yere çam ağacı dikmemizebenzer bir durum vardır. Hâlbuki çamağacı, belli yüksekliklerde bile yetişebilmesiözelliğinden ötürü özel bir ağaçtır.Fakat biz bunu yanlış bir yorumla her yeredikilmesi gereken bir ağaç gibi algılamışve öyle de davranmışızdır. Yükseköğretimdekitavrımız da budur. Sürekli olarakteknik eleman yetiştirmişiz ve cumhurbaşkanlığınabile teknik adamları layıkgörmüşüz. Bu elbette güzel bir yaklaşımama aynı zamanda eksik bir algılama.Sosyal bilimlere de önem vermemiz gerekiyor.Felsefe, sosyoloji, psikoloji, hukukgibi sahalara yönelmemiz gerekiyor. Zatendikkat ederseniz bu bölümlerin puanlarıda yüksektir. Yani halk bir tür sezgi iledurumu kavramış ve tercihlerini bu durumagöre belirlemeyi başarmıştır. Neticeitibariyle sosyal alanlarda ciddi bir eksiklikmevcuttur ve bu konularda bazı çalışmalarınyürütülmesi gerekmektedir. Buülkenin bir “Sosyal ve Ekonomik BilimlerAraştırma Kurulu”na ihtiyacı vardır. Hattaben bu konuda bir çalışma yaptım ve rektörlüğümüzeverdim. Ayrıca bir kanuntaslağı hazırlayarak ilgililerine sundum.Bahsedilen kuruldaki akademisyenleredönemsel hedefler ve araştırma konularıverilebilir. Bu bize bir vizyon kazandıracaktır.Dikkat ederseniz son anayasa değişikliğindeEkonomik ve Sosyal Konseyvardır. Ben bu konunun ciddi şekilde alınacağınainanıyorum ve hazırladığım kanunteklifinde de Sosyal ve Ekonomik BilimlerAraştırma Kurulu’nun bu konseyinsekretaryasını yürütebileceğine dair birnot düşmeyi de ihmal etmedim. Tıpkı TÜ-BİTAK örneğinde olduğu gibi. Tabii buradahedeflenen şey çok büyük, dev kurumlarınteşekkülünü sağlamak değildir. Bahsedilenkurumun kadrosu belki en fazla 50 kişilikolacaktır. Esas gaye ise fonksiyonlarınıyitiren mevcut kurumların yeniden işleyişinisağlamaktır.Yabancı dil eğitimi konusunda sürüp gidentartışmalar hala bir son bulmuş değil. Sonadımda insanların yabancı dil eğitimi ya dayabancı dilde eğitim seçenekleri arasındasıkışıp kalmış durumda. Bu konudaki görüşlerinizide alabilir miyiz?Cumhuriyet döneminde batının da etkisiyletaklitçi bir anlayış doğmuştur. Dolayısıylayabancı dilde eğitime doğru bir yönelişolmuş. Tabii o zamanlarda eğitim-öğretimveren okullardaki yabancı hocalarında bunda etkisi olmuştur. Peki, tecrübesahibi kimseler bu konuda ne diyor? Benilkokuldan beri Fransa’da eğitim almış birprofesörle konuşmuştum, bu hocamızFransızcayı anadili gibi biliyor olmasınarağmen herhangi bir ciddi çalışmayı anadiliolan Türkçe’de okuduğu zaman çokdaha çabuk kavradığını, Fransızca olduğundaise konunun ciddiyetine göre birkaçkez okuması gerektiğini belirtiyor. İnsanüzerine yapılan etütler de bu durumu destekliyor.Türkiye’de de bu konuda hassasiyetsahibi Zekai Şen ve Oktay Sinanoğlugibi bazı hocalarımız tamamen Türkçeeğitim verilmesi gerektiğini belirtirler.Prensip olarak ben de eğitim dilinin Türkçeolması, bunun yanında yabancı dil deöğrenilmesi gerektiğini düşünüyorum. Ziraanadilde eğitim yapmak, beynimizin doğuştanitibaren konuşulan dile daha duyarlıolması dolayısıyla daha verimli biryoldur.Yabancı dil eğitiminin ne zaman ve nasılverileceği konusu ise çeşitli ülkelerdekiörneklere bakılarak belirlenebilir. MeselaFinlandiya’da ilköğretimden itibaren yabancıdil eğitimi verilir ve çocuk küçükyaşlardan itibaren iki yabancı dili birdenöğrenir. Küçük yaşlardan itibaren verilmeyebaşlayan yabancı dil eğitimi ise dilkaslarının gelişimi bakımından önemlidirve sonuçlar fevkalade tatmin edicidir. Bubakımdan yabancı dil eğitimini on dört-onbeş yaşlara kadar ertelememek gerekir.EYLÜL-EK‹M 2010 37


DOSYA: ÜN‹VERS‹TELERMAKALEKÜRESEL GELİŞMELER VEKÜRESEL ÜNİVERSİTELERII. DÜNYA SAVAŞINDAN SONRA EKONOMİK VE KÜLTÜREL ALANDA YOĞUN OLARAKHİSSEDİLEN KÜRESELLEŞMENİN BİR SONUCU DA KÜRESEL ÜNİVERSİTELERDİR. AKADEMİKKÜRESELLEŞME İLE BİRLİKTE YÜKSEKÖĞRENİMDE NE KADAR İYİ İSENİZ DÜNYADAKİETKİNLİK, YETKİNLİK VE ZENGİNLİKTE DE O KADAR İYİSİNİZ. BUNU ETKİNLİK VEZENGİNLİĞİ EN İYİ ÜNİVERSİTELER SIRALAMASINA BAKARAK KOLAYCA ANLAYABİLİRİZ.Prof. Dr.Fevzi YILMAZBSc, MSc, İTÜ-PhD,Manchester Üniv.,Malzeme Bilimi VeMühendisliğiAvrupalıların “Karanlık Çağ” dedikleri dönemde(VII. ve XV. yüzyıllar arası) Ortaasya ve Ortadoğudakidüşünürler ve entelektüeller bilimve düşünce hayatının gelişmesini sağlamışlardır.Kurumsal ve düşünsel süreç sürekli batıya doğru giderekdevam etmiştir. Amerika henüz keşfedilmemişken(1492 öncesi), Avrupalılar modern üniversitelerikurmuşlardır. Fransız’lar bilim adamlarını Parisve Bologna’da toplamış, İngilizler kampüs üniversitesianlayışını Oxford ve Cambridge’de geliştirmiş,Almanlar ise araştırma üniversiteleri ile teknolojideöncülük yapmışlardır. Bir asır öncesine kadarAvrupa üniversiteleri, öğrenciler, araştırmacılar veakademisyenler için çekim merkezi idi. 2. Dünya savaşındansonraki dönemde yüksek öğretimde ABDöne çıkmıştır ve halen ABD üstünlüğü sürmektedir.Küreselleşme denince en çok akla gelen; çok ulusluşirketler, şaşırtan mültimedya ve küresel üniversitelerdir.Bugün; bilgi, para ve bir kısım ürün (petrolve doğal gaz gibi) küreselleşmiş ve küresel kültürdoğmuştur. Akademik küreselleşme, modernaraştırma üniversitelerinin içine sızmıştır. Çıkan sonuçşudur: Akademik camianız iyi ise kısaca yükseköğretimdeiyi iseniz; etkinlikte, yetkinlikte ve zenginliktede iyisinizdir.ARAfiTIRMA ÜN‹VERS‹TELER‹E⁄‹T‹M ÜN‹VERS‹TELER‹Üniversiteler ve üniversite öğretim üyeleri 3 işleviyerine getirir. Bunlar; eğitim-öğretim, araştırmageliştirme(Ar-Ge) ve çevreye danışmanlıktır(ürün vehizmet geliştirme). Esas olan yukarıda verilen üçfonksiyonun eşit olarak yerine getirilmesidir. Bugündoğan ikilem; araştırma üniversiteleri ve eğitim üniversitelerişeklindedir. Bir diğer ikilem ise kampüs(yerleşke) üniversiteleri ve şehir-cadde üniversitelerigerçeğidir. Araştırma ve kampüs üniversitelerindeözgür alanlar vardır ve bilgi değer bulur. Salt eğitimöğretimveren üniversitelerin genellikle yaşam sürelerikısadır ve yelpazenin altında yer alırlar. Tesisve laboratuar yetersizliği onları giderek az önemliyapar, öğrenci-öğretim üyesi tercihi düşer. Bazen buüniversitelerde verilen ünvanlar ve akademik yükseltmelertartışılır olur. Bu gerçeği Türk yükseköğretimsistemi 1970’lerde yaşamıştır. Hindistan’daüniversite yelpazesinin alt grubuna dahil 100 özelüniversite kalite nedeniyle kapatılmıştır (Şubat2005).Ekonomist dergisinin 1 2005 yılı için yaptığı Dünyanınen iyi 20 üniversite sıralamasında 17 üniversiteABD’de gözükmektedir (Tablo1). Amerikan üniversiteleri,Nobel ödülü kazanan bilim insanlarının%70’ini istihdam etmektedir. Mühendislik ve bilimmakalelerinin %30’u, çok atıf alan makalelerin%44’ü ABD üniversitelerinde çalışanlar tarafındanüretilmektedir. Dünya gelirinin de yaklaşık %30’uABD’ye gitmektedir. Dünya nüfusundaki payı %5olan ABD’nin yükseköğretimdeki bu başarısı doğalolarak diğer ülkeler tarafından örnek alınmaktadır.U.S.News & World Report's World's Best Universities2 sıralaması 2010 için aynı tabloda verilmiştir (Tablo1). Bu sıralamada (2010) ABD etkinliğinin düştüğügörülmektedir. 13 üniversite ABD’den, 4 üniversiteİngiltere’den, Avusturalya, Kanada ve İsviçre’den isebirer üniversite yer almıştır. 2010 için verilen sıralamada,6 Amerikan üniversitesi ve bir Japon üniversitesiaşağılara gerilemiştir. Her iki sıralamada da 5yıl boyunca 13 üniversite büyük ölçüde konumunukoruyarak yer almıştır.Üniversite sıralamaları, Asyaülkelerinin (ve Türkiye’nin) büyük ölçüde takipçi du-38 M‹MAR VE MÜHEND‹S


umunda olduğunu göstermektedir. Çin, Hindistangibi büyük Asya ülkelerinde ABD üniversiteleri modeloluşturmaktadır.Üniversite sıralamaları genel olup, üniversiteleri fenve sosyal bilimleri ile bir bütün olarak kapsamaktadır.Sınıflandırmada; ölçütler (değerlendirme kriterleri)farklılaşmalar gösterir ve tam bir sistematikhenüz oluşturulmamıştır. Farklı ve çok sayıda kurumkendi kriterlerine göre Dünya üniversitelerinisınıflandırmaktadır. Çinli bir gurubun sınıflandırmasıgenellikle önemsenirken, Avrupa Birliği Komisyonubugünlerde kendi sınıflandırmasını ilk kez yayınlayacaktır.Tablodaki sıralama; işveren görüşü, öğrenci/öğretimüyesi oranı, yabancı öğretim üyesi istihdamoranı, yabancı öğrenci kayıt oranı ve öğretimüyesi başına atıf alan (SCI) yayın sayısını kapsamaktadır.20 en iyi üniversite arasında ABD’den sonra ikinciliğiİngiliz üniversiteleri almaktadır. Amerika’dan sonraöğrenciler ve akademisyenler tarafından en çoktercih edilen ülke İngiltere’dir. Kıta Avrupa’sından112 bin öğrencinin İngiliz üniversitelerinde okuması(2003) yukarıda verilen tablo sonuçları ile uyumludur.Diğer taraftan Amerikan üniversiteleri İngilizöğrencilerini kapmak için yeni bir kampanya başlatmıştır.İngiliz okullarından başvuru reddi alan öğrencilereAmerikalı üniversiteler ilgi duymaktadır.Ekonomik krizin varlığı bu öğrencilere olan ilgiyi arttırmıştır.Yaklaşık 130 adet Amerikan üniversitesi İngilizöğrenci pazarını etkilemek için çeşitli taktiklergeliştirmiştir. Bunlardan biri £20,000 civarında olancömert burs teklifleridir. Resmi rakamlara göreözellikle yaz sömestr eğitimi için 8,700 civarında İngilizöğrenci 2010 yılında Amerika’ya gitmiştir. Bunun2011’de de devam edeceği düşünülmektedir 3 .ABD VE ‹NG‹LTEREABD, kolej ve üniversitelere sadece bina olarak2006’da 15 milyar ABD doları harcamıştır. Bu değer1997’ye göre %260 fazladır. Kampüslerdeki ana harcamalarlaboratuar, yurt ve diğer yaşam alanlarıağırlıklıdır. Pensilvanya Üniversitesi BenjaminFranklin’in bronz heykeline bakan cepheye 50 dönümkatmış yeni spor alanları ve çelik-cam karışımıgökdelen yapmıştır/yapmaktadır. MassachusettsEyalet Valiliği/Boston devlet üniversiteleri için 2 milyarABD doları para ayırmış olup yeni bir üniversiteşehri kurmayı planlamaktadır. Eyaletin yıldız üniversitesiMIT laboratuar ve çalışma mekanı eksenli yatırımlariçin 1 milyar ABD doları bütçe ayırmıştır.Harvard Üniversitesi ise, 200 dönüm üstünde yenibir kampüs inşa etmektedir. Üniversiteler arası rekabetteana unsur; prestij, en iyi öğrenciyi ve en iyiöğretim üyesini kapmadır. Rekabet her şeyde geçerlidirve şaşırtıcıdır. Örneğin Texas A-M Üniversitesindeöğrenciler için 13 m’lik tırmanma duvarı vardır.Baylor Üniversitesi Texas A-M’i geçme adına 12m’lik tırmanma duvarını 15 m’ye yükseltmiştir. HoustonÜniversitesi 16 m’lik tırmanma duvarı yapmıştır.Standard and Poor’s üniversitelerdeki büyümeve bina yarışını silahlanma yarışına benzetmiştir. Yarışındiğer yarısı, biyoloji-mühendislik, biyoteknolojive nanoteknoloji gibi yeni bilim ve araştırma alanlarındadır.Kültürel yaşam yatırımları (müzik gibi) diğerüstünlük göstergesidir 4 .İngiltere’de “Research Assest Exercise 2008” (RAE2008) programı 5 uygulamaya alınmıştır. 1000 akademisyen67 panel ile geçen 7 yılı masaya yatırılmış veen iyi 4 çalışma ekseninde geleceğe projeksiyon yapılmıştır.Bu çalışmada akademik ve mesleki eğitim(Vocational School) birlikte ele alınmıştır. Her üni-Amerikanüniversiteleri, Nobelödülü kazanan biliminsanlarının %70’iniistihdam etmektedir.Mühendislik ve bilimmakalelerinin %30’u,çok atıf alanmakalelerin %44’üABD üniversitelerindeçalışanlar tarafındanüretilmektedir.EYLÜL-EK‹M 2010 39


DOSYA: ÜN‹VERS‹TELERDÜNYANIN EN ‹Y‹ ÜN‹VERS‹TELER‹2005 20101. Harvard Üniversitesi (ABD)1. Cambridge Üniversitesi (İngiltere)2. Stanford Üniversitesi(ABD)2. Harvard Üniversitesi (ABD)3. Cambridge Üniversitesi(İngiltere)3. Yale Üniversitesi (ABD)4. California Üniversitesi (Berkeley- ABD)4. Londra Üniversitesi (UCL-İngiltere)5. Mass. Tekn. Enstitüsü (MIT- ABD)5. Mass. Tekn. Enstitüsü (MIT - ABD)6. California Teknoloji Enstitüsü (ABD)6. Oxford Üniversitesi (İngiltere)7. Princeton Üniversitesi(ABD)7. Imperial Kolej (Londra-İngiltere)8. Oxford Üniversitesi (İngiltere)8. Chicago Üniversitesi (ABD)9. Colombia Üniversitesi (ABD)9. California Teknoloji Enstitüsü (ABD)10. Chicago Üniversitesi (ABD)11. Yale Üniversitesi (ABD)12. Cornell Üniversitesi (ABD)13. California Üniversitesi (San Diego-ABD)14. Tokyo Üniversitesi (Japonya)15. Pennsylvania Üniversitesi (ABD)16. California Üniversitesi (Los Angeles-ABD)17. California Üniversitesi (San Francisco-ABD)18. Wisconsin Üniversitesi (Madison-ABD)19. Michigan Üniversitesi (Ann Arbar-ABD)20. Washington Üniversitesi (Seattle-ABD)10. Princeton Üniversitesi (ABD)11. Colombia Üniversitesi(ABD)12. Pennsylvania Üniversitesi(ABD)13. Stanford Üniversitesi(ABD)14. Duke Üniversitesi(ABD)15. Michigan Üniversitesi(AnnArbar-ABD)16. Cornell Üniversitesi (ABD)17. Johns Hopkins Üniversitesi(ABD)18. McGill Üniversitesi (Kanada)19. ETH Zurich(İsviçre Fed.Tek.Enst.)20. ANU (Avusturalya Milli Ünv.)AB üyesi olmaçabamız sürerken,üniversitelerimizAvrupa ve Dünyaliginde önlerde yeralmalıdır artık.Türkiye nüfusu,ekonomik ve siyasigücü ile önlerde yeralırken (ilk 20 ülkearasında), niyedünya üniversitesıralamalarındaüniversitelerimizhep geridekalmaktadır?versite için araştırma öğrenci sayısı ve laboratuardonanım kalitesini veren dokuz elektronik form geliştirilmiştir.İngiltere’deki önde gelen üniversitelerinpuanları ile birlikte itibar sıralaması dikkat çekicidir:LSE-267, Oxford-221, Cambridge-159, UCL-102, Imperial-62. Warwick-48, Edinburgh-41, Essex-36, Manchester-35, Bristol-35, Sussex-35, Nottingham-34.Ö⁄RENC‹ TERC‹HLER‹Üniversitelerin küreselleşmesi veya yurt dışı öğretimiçok sayıda faktör etkiler. Hiç beklenmediği haldeYeni Zelanda yabancı öğrencilerin en çok tercih ettiğiülke olmuştur. Bu ülkede üniversite öğrencilerinin1/3’ ü yabancıdır. Avustralya için bu 1/5’ tir (öğrencilerin%20’ si yabancı). Bu daha düşük oranlardaİsviçre (%18), İngiltere (%16), Almanya (%11),Fransa (%11), OECD ortalaması (%7), Hollanda (%4)tarafından takip edilir. ABD’ de üniversite öğrencilerinin%3,5’ i yabancıdır. Bu oran yanıltıcı olabilir.ABD’nin üniversite eğretimi alan genç nüfusu çokyüksektir. 2006 yılında Yabancı öğrencilerin % 20‘yiaşkın gurubu yükseköğretim için ABD ‘yi terciheder. Bugün, kendi ülkesi dışında okuyan yabancıöğrenci sayısı 3 milyona yakındır.Türkiye üniversitelerinin yabancı öğrenci payı %1 gibiküçük bir orandır ve ülkemizi Güney Kore takipeder. ABD üniversiteleri yabancı öğrencilerin%21,6’sını cezbetmektedir. Bu, 2000 yılında %25,3idi. 11 Eylül 2001 den sonra (Newyork Dünya TicaretMerkezi’ nin yıkılması) ABD üniversiteleri yabancıöğrenci tercihlerinde hızlı bir düşüş göstermiştir 6 .4. Yükseköğretimde KüreselleşmeKüreselleşme denince en çok akla gelen; dışa açıksınır aşan şirketler, uzaklığı yok eden teknolojiler veyabancı öğrenci-eleman yoğun üniversitelerdir. Bugününiversiteler, öğrenciler ve öğretim üyeleri içinküresel pazar olmuşlardır. Modern üniversitelerdeakademik küreselleşme vardır. Yabancı üniversitelerleişbirliği bir ayak ise, diğeri daha uzun süreli ziyaretçiprofesör istihdamıdır (sabbatical). Üçüncüayak ise olabildiğince fazla yabancı öğrenciyi üniversiteyekaydetmektir (Bu öğrenciler tam ücret öderler).ABD, İngiltere ve Avustralya üniversiteleri, özelliklebüyüyen ekonomilere (Çin, Hindistan gibi) dönüköğretim projeleri üretmekte ve işbirlikleri yapmaktadır.Çin ortak girişim (joint venture) şirket modeliniüniversite modeli ile eşleştirmiştir. Çinliler şaşırtıcıoranda yabancı üniversite ile işbirliği yapmaktadırlar.Bu ülkede süper-lig üniversitelerle 2.sınıfüniversitelerin arası giderek açılmaktadır. Pekinüniversitesi, yeni kampüsünde paralel üniversite anlayışıile düşük puanlı öğrencilerden daha yüksekücret alarak öğretim başlatmıştır. Hindistan’ın en iyiözel üniversitesi olan Rai üniversitesi, modern laboratuarları,bilgisayar donanımları ile 16 kampüsteöğretim vermektedir. Hindistan’ın MIT’ si olmak veküresel pazar için eleman yetiştirme hedef alınmıştır.Jawaharlal Nehru devlet üniversitesi ise daha azdonanımlıdır ve ulusal pazar için eleman yetiştirmektedir.Küresel öğretim ve küreselleşmede başı yine ABDçekmektedir. Özel üniversiteler, şirket üniversitelerive mega üniversiteler ana eğilimi verirken, internet(online)öğretim, uzaktan öğretim tarz olmakta veöğretim kitleselleşmektedir. Örneğin, Phoenix Üni-40 M‹MAR VE MÜHEND‹S


versitesinin, 280.000 öğrencisi, 239 kampüsü ve Çin ve Hindistan’daşubeleri vardır. Bu üniversite özeldir ve internet üstündenöğretimi diğer öğretim kanalları ile bütünleştirmiştir. Kaplan özelöğretim kurumu, Washington Post’un olup, ABD’nin en büyükhukuk okulunu (Concord Law School) yönetmektedir. ABD’de1980’de 400 olan şirket üniversitesi sayısı, bugün 2000 olmuştur.Microsoft ve Schwab’ın özel üniversiteleri övülmekte olup onlargeleneksel üniversitelerle ortak diploma vermektedir. Dünya ligininbeşincisi olan MIT Singapur üniversiteleri ile işbirliği yapmakta,ortak dersler yürütülmektedir. Lig birincisi Harvard üniversitesidoktora öğrencilerinin ve öğretim üyelerinin %40’ı yabancıdır.Bu ve yukarıda verilen küreselleşme bilgileri örnek olarakFransa ile mukayese edilirse şaşırtıcı fark kendiliğinden ortayaçıkar. Fransa’da akademisyenlerin ancak %2’si yabancıdır. Sonuçolarak ABD üniversiteleri piyasa yönelimlidir ve değişen taleplereçok hızlı karşılık vermektedir. Devlet kontrolü, desteği ilebirlikte giderek azalmaktadır. Virginia üniversitesinde 1985’te%28 olan devlet desteği 2004’te %8’e düşmüştür. Bu düşük devletdesteği, çok etkin olan üniversite çevre (endüstri) ilişkisi iledengelenmiştir.TÜRK‹YE’DE ÜN‹VERS‹TELER VE SONUÇDünya üniversitelerinde köklü değişimler ve küreselleşme olgusuyaşanırken Türk Yükseköğretiminin durumun nedir? Bu soruyamaalesef övünç veren bir cevap üretemiyoruz. Bugün (2010);ülkemizde 123 Devlet üniversitesi, 44 Vakıf üniversitesi bulunmaktadır.Üniversitelerimiz sayı olarak gelişmiş ülke ortalamalarınagöre azdır. Ülkemizde 400-500 bin nüfusa bir üniversite düşerkenbu, birçok ülkede 100 binde bir civarındadır (Güney Korede50 binde 1).Bugün eleştirel bakış ve sorgulama kaçınılmazdır. En çok geçkalınan üç unsur; üniversitelerimizin küreselleşememesi, özerkleşememesive özel üniversite anlayışının yerleşememesidir. Birçarpıcı mukayese: Portekiz’de 20 yıl önce hiç özel üniversite yokkenbugün sistemin 3’te 2’si özel olup, bu öğrenci sayısı yönüyle%40’tır. Mukayese için ülkemizdeki yarı özel vakıf üniversiteleribaz alınsa bile yetersizliğimiz kendiliğinden ortaya çıkar. 2003 yılıitibariyle Portekiz üniversitelerinde okuyan öğrencilerin %4’üyabancıdır. Bu, Türkiye için %1’in altıdır. Üniversite sistemimizmaalesef yeteri düzeyde evrensel değil ve bir türlü üniversite reformuyapılamıyor. Ülkemizde üniversiteler çok yerel ve ulusalkalmıştır ve yabancı öğrenciler için çekicilikleri düşüktür. Üniversitelerimizhızla küreselleşmelidir.Araştırma üniversiteleri teknolojinin gelişmesi ve yaşam kalitesininartmasını sağlarlar. Kısaca hayatı kolaylaştırırlar. Araştırmanınyok denecek kadar az olduğu kitle öğretim kurumlarının toplumakatkısı çok azdır. Böyle üniversiteler bilgi üretmek şöyledursun, bilgiyi yaymayı bile başaramazlar. Çabuk eskiyen ve yenilenmeyenbilgi ise işe yaramaz. Üniversitelerimizin çoğu buikinci gurupta yer almaktadır.AB üyesi olma çabamız sürerken, üniversitelerimiz Avrupa veDünya liginde önlerde yer almalıdır artık. Türkiye nüfusu, ekonomikve siyasi gücü ile önlerde yer alırken (ilk 20 ülke arasında),niye dünya üniversite sıralamalarında üniversitelerimiz hep geridekalmaktadır (İlk 100’de yokuz)? Acaba örnek aldığımız Avrupaüniversitelerinde görülen otoriter ve hiyeraraşik yapılanmayı çokmu abarttık? Ya da Amerikan üniversitelerinde görülen araştırmave yayın stratejisini tam içselleştiremedik mi? Herhalde, Üniversitelerimizdeyukarıda verilen Avrupa ve Amerika tarzı yapılanmaile demokratikleşmeyi birlikte yürütemedik ve sentezleyemedik.Akademik ve idari yapılanmalarla üniversitelerimize moral yüklenmelidirve yükseköğretim çeşitlendirilmelidir. Küresel vizyonyakalanmalıdır. Yerel değerleri koruma uğruna özgürlükler bastırılmamalıdır.Dinamik ve dışa açık olmalıyız.Dünyanın her tarafında üniversitelerin ana operasyonları sorgulanmalıdır.Öğretim ile araştırma misyonunu ilişkilendirmek,programlara daha etkin uluslararası yapı kazandırmak ve dahaçok disiplinler arası yapmak, öğrencilere fırsatlar yaratmak, öğrencialgılaması (öğrenmesi ve yabancı dil bilmesi) için yeni yaklaşımlargeliştirmek, yeni teknolojilerin devreye sokulduğu dahayaratıcı stratejiler geliştirmek, yüksek öğretime gençlerin çoğunungirmesine imkan vermek ve araştırmalarımızı hizmetini verdiğimizyerel ihtiyaçlara yönlendirmek ana hedef olmalıdır. Kısacası,yukarıda İngiltere için açıklanan RAE 2008’e benzer platformoluşturulmalı ve Türk Yükseköğretimi masaya yatırılmalıdır.İki unsur üniversite konusunda bizi umutlu yapmaktadır: a) Üniversitelerbilgi ekonomisinin motorudur. Küreselleşmeyi başaranaraştırma üniversiteleri teknolojinin gelişmesi, bilginin ve insanyaşam kalitesinin artmasını sağlamışlardır. b)Üniversitelerentellektüel kültürün tarlasıdır. Bu, herkesin (hükümet, şirket,öğrenci gibi) ona yatırım yapması için istek doğurur.KAYNAKLAR1The Economist, September 10th-16th 2005, page 532http://www.usnews.com/articles/education/worlds-best-universities/2010/09/21/3G. Paton; “US universities target British students” The Daily Telegraph, Wednesday, 22September 20104The Economist, December 1, 2007, page 56-575The Economist, The World In 2008, January 2008, page 546The Economist, September 30th, 2006, pape 112EYLÜL-EK‹M 2010 41


DOSYA: ÜN‹VERS‹TELER MAKALEÜNİVERSİTELERDE MESLEKİ AÇIDANYETKİN BİREYLERİN YETİŞTİRİLMESİ:FARKLI BİR BAKIŞ AÇISIDÜNYA ÇOK HIZLI BİR DEĞİŞİM SÜRECİ İÇERİSİNE GİRMİŞTİR. YATIRIM EKONOMİSİNDENBİLGİ EKONOMİSİNE BİR GEÇİŞ OLDU. ŞİMDİ İNOVASYON EKONOMİSİNE DOĞRU BİRGİDİŞAT VARDIR. BU DEĞİŞİM ÖNCEKİNDEN DE HIZLI OLACAKTIR. TOPLUMLAR,KURUMLAR, BİREYLER YA DEĞİŞİMİ İZLEMEKTE YA DA MECBUR KALMAKTADIR. BUNEDENLE MESLEKİ YETKİNLİK BU DEĞİŞİM SÜRECİ İLE PARALEL DEĞERLENDİRİLMELİDİR.Prof. Dr.Ercan OztemelMarmaraÜniversitesiMühendislikFakültesiGünümüz eğitim kurumlarının en önemli sorunlarındanbirisi de eğitim çıktılarının belirlenmesive ölçülmesidir. Bu konu sadece ülkemizdedeğil tüm dünyada yüksek öğretim alanındafaaliyet gösteren kurum ve kuruluşların gündemindeönemli bir yer işgal etmektedir. Avrupa ülkeleriyükseköğretim alanında standartların yakalanmasıve üye ülkelerde eğitim görenlerin aynı düzeydeyetkin ve yeterli olmalarını sağlamak, ortak birkalite düzeyi oluşturmak ve üniversiteler arası öğrencive öğretim elemanlarının hareketliliğini sağlamakamacı ile İtalyanın Bologna kentinde bir arayagelmiş ve bologna süreci adı verilen meşhur mutabakatısağlamışlardır. Bu kapsamda ilgili ülkelerinMilli Eğitim Bakanlıkları düzeyinde çok sayıda anlaşmalargerçekleştirmiş ve üniversitelerin bu süreceuygun olarak eğitim/öğretim ve ARGE çalışmalarınıyapılandırmaları sağlanmıştır. Yüksek öğretimkalite ajansları kurularak bu yapılanmanın sağlıklıbir şekilde yürütülmesinin denetlenmesi ve akrediteedilmesi yönünde çalışmalara hızla yön vermişlerdir.Vermeye de devam etmektedirler.Ülkemizde Yükseköğretim Kurulu da bu kapsamdaüniversiteler üzerinde bazı yaptırımlar gerçekleştirmekteve bu sürece uygun bir yüksek öğretim ortamıoluşturmayı sağlamaktadır. Bu sürecin önemlibir özelliği ise öğretim çıktılarının belirlenmesidir.Yani bir eğitim öğretim sonrasında mezun edilecekolan öğrencide ne tür yetkinliklerin olması gerektiğiyönünde çalışmalar yapılması istenmekte ve “öğrenimçıktıları” adı altında temel niteliklerin belirlenmesisağlanmaktadır. Ayrıca YÖK düzeyinde meslekiyeterlilikler komitesi bu kapsamda çalışmalargerçekleştirmektedir. Bu çalışmaların eğitim öğretimkalitesine katkısı ve yapacağı yönlendirmelerşüphesiz çok önemlidir. Ancak mesleki yetkinlikkavramının değişik bir açıdan ele alınması ve kapsamınınsadece ilgili disiplin içerisindeki teknik ve ilgilidiğer bilgiler ile sınırlı tutulmaması gerekir. Birmühendis için belirlenecek olan öğrenim çıktısışüphesi “analitik analizler yapabilme yeteneğini kazanması”olacaktır. Bunu mühendislik toplumu tamamıile kabul edecektir. Bu yeteneğin belirlenmesikadar ölçülmesi de çok önemlidir. Bu yeteneğinnasıl kazandırılacağı da ayrı bir konudur. Sadece ilgilidisiplin içerisindeki konuları öğrenciye öğretmeköğrencinin ve bu kapsamda önemli başarılar göstermesibeklemek analitik yeteneğini tamamı ile kazandığıveya kazanacağı anlamına gelmez. Eğitimprogramı içerisinde bu yeteneği insan fizyolojisindeve düşünme boyutunda etkileyen ve geliştiren diğerunsurlara da odaklanılması gerekmektedir. Meslekiyetkinlik sadece ilgili disiplin içerisinde bilinmesigerekenleri bilmek ile sınırlı tutulmamalıdır.Dünya çok hızlı bir değişim süreci içerisine girmiştir.Ülkelerin kaynakları tarafından güdülen ekonomilerizaman içerisinde yatırımlar tarafından güdülmeyebaşlamıştır. Daha sonra bilgi yoğun ekonomilerhakim olmaya başlamışlardır. Toplumlar ise gelenekselanlayışlarını ve sanayi yoğun yaşamayı artıktamamlamış, bilgi yoğun ortamlarda yaşamayabaşlamışlardır. Yakında artık olayları açıklamak içinbilginin yeterli olmayacağı olayların arkasındaki hikmetlerinde arayışı gerekli olacaktır.Değişim hızlıdır. Toplumlar, kurumlar, bireyler yadeğişimi izlemekte ya da mecbur kalmaktadır. Bunedenle mesleki yetkinlik bu değişim süreci ile paraleldeğerlendirilmelidir. Yeni mezun olan öğrenci-42 M‹MAR VE MÜHEND‹S


ler kendi alanlarını mezun olduklarında çok iyi biliyorolabilirler ancak bir kaç yıl sonra gelişmeleri takipetmez ve kendilerini değişimi tetikleyen bir ortamiçerisinde bulamazlar ise kesinlikle meslekihayatları içerisinde önemli sıkıntılar yaşayacaklardır.Bu gerçeğin artık karar verici mekanizmalarca dagörülmesi ve bu yönde sistemlerin yeniden yapılandırılmasıönemlidir. Aslında bu sadece eğitim sektöründedeğil tüm alanlarda geçerlidir. Mesleki yetkinlikve yeterlilikler üzerine yapılacak olan değerlendirmeve düzenlemelerde kesinlikle aşağıdakikonuların temel itici güç olarak ele alınması gerekmektedir.• Şüphesiz mesleki yetkinlik o mesleğin tüm dinamikleriçerçevesinde olayları bilmeyi, yorumlamayı,analiz etmeyi, sonuçlar çıkartmayı, olası durumlarkarşısında acil tedbirler alabilmeyi vs. gerekli kılar.Bilgi olmadan, yeterince tecrübe kazanılmadan,mesleğin gerekli gördüğü donanımlara sahip olmadansağlıklı bir mesleki yetkinlikten bahsedilemez.Mesleğin gerektirdiği konularda nereye bakacağınıbilmek, doğru yerden başlayabilmek, doğru kişilerile ilişkiler kurabilmek, doğru zamanda en doğru işleriyapabilmek mesleki yetkinlik için temel gereksinimlerdendir.Tecrübe ve deneyim tartışmasızönemli bir yetkinlik unsurudur. Günümüzde meslekiyetkinlik çalışmaları çoğunlukla bu kapsamda değerlendirilmektedir.Bunlar gerekli ancak yeterlideğildir.• Mesleki yetkinlik olanaklar ile de yakından ilgilidir.Sağlanan olanaklar yeterli olmadığı gibi çoğu zamanlardaortada bulunan olanakların doğru yönlendirilemediğive kullanılamadığı da görülmektedir.Mesleki bilginin eldeki olanaklar ile uyumunun sağlanmasıçok önemlidir. Eğitim öğretim sistemi içerisindebu uyumu sağlayacak nitelik ve bakış açılarınınöğrenciye kazandırılması temel anlayışlar arasındaolmalıdır. Öğrencinin bir şeyi bilmesi kadaronu uygulayacak olanakları da belirlemesi, mevcutolanaklar çerçevesinde bilgisini yönlendirmesi gerekmektedir.Çoğunlukla “eleman yetersiz”, “makineyetersiz”, “para yetersiz” gibi bahanelere sığınılmasıtemel anlayış olmaktan çıkartılmalıdır. Herşeyipatrondan beklemek yerine patrona fayda üretenbir anlayışın öğrencinin beyninde hakim anlayış olmasıönemlidir.• Odaklı bir yapılanma kaçınılmazdır. Sosyal bilimlerdede teknolojik gelişmeler ışığında sosyal etkileroluşturmanın yolları araştırmalıdır. Bu gelenek vegöreneklerin, düşünme boyutlarının teknoloji ile sınırlandırılmasıolarak kesinlikle anlaşılmamalıdır.Teknolojinin getirdiği sosyal olumsuzlukları iyi değerlendirmekve bu kapsamda bir yönlendirme gerçekleştirmekgerekmektedir.• Dünyada sağlıklı bir şekilde yürüyebilmek için tüketenyerine üreten bir toplum içerisinde bireylerinyaşam sürmeleri de önemlidir. Yetiştirilen bireylerinbu gerçeği de çok iyi bilmeleri ve kendi meslekleriiçerisinde üretimi (her ne olursa olsun) en iyi şekildegerçekleştirmenin yollarına bakmaları gerekmektedir.Bu kapsamda teknolojinin peşinden koşanbir birey olmak yerine teknolojiyi üreten ve peşindenkoşturan bir birey olmanın önemi iyi kavranmalıdır.• Bireylerin mesleki yetkinlikleri mesleki cesaretleriile de yakından ilgilidir. O nedenle yükseköğretimkurumları için çalıştığı ortamlarda sürekli sorunla-Toplumlar isegeleneksel anlayışlarınıve sanayi yoğunyaşamayı artıktamamlamış, bilgiyoğun ortamlardayaşamayabaşlamışlardır. Yakındaartık olayları açıklamakiçin bilginin yeterliolmayacağı olaylarınarkasındakihikmetlerin de arayışıgerekli olacaktır.EYLÜL-EK‹M 2010 43


DOSYA: ÜN‹VERS‹TELERGelenekselanlayışlardanarındırılmış veyeni bir yasaldüzenleme ile kendieğitim ortamını“dünya çapındaüniversiteler”düzeyindegerçekleştirecekbir ortamoluşturulabilir.ra işaret eden bireyler yerine taşın altına elini koyansorunu örtmek yerine çözmeye odaklanan ve ilgilisorunların tekrar etmesini önleyecek tedbirlerifarklı açılardan değerlendirerek uygulayan, uygulatanbireyleri yetiştirmek temel hedef olmalıdır.• Mesleki yetkinli kapsamında önemli bir yanlış yaklaşımda, üniversitelerde öğretilenler ile iş hayatındakarşılaşılanların birbiri ile uyumunun sağlanamamasıdır.Bilimsel yöntemler sadece laboratuarlardaokutulmak ve göstermek için geliştirilmemişlerdir.Bulunan her yeni yöntem yayınlanmadan veinsanoğlunun hizmetine sunulmadan onun faydasıve o çalışmanın gerekliliği bilimsel yönden irdelenirve ondan sonra kayda değer bir çalışma olarak kabuledilir veya edilmez. Bu hepimizin çok iyi bildiğiolgu maalesef eğitim sırasında biraz göz ardı edilir.Öğrenciler gördükleri formüllerin gerçek hayatta nezaman ve nerede kullanacaklarını sorgular dururlar.Onun için mesleki yetkinlik kapsamında yükseköğretim kurumları teorik/pratik bilgi ikilemindenöğrencileri çıkartmak durumundadırlar. Bu aynı zamanda“okumuş ama birşey bilmez” söylemi ile öğrencileringerçek hayatta karşılaşmalarını ortadankaldırır.• Mesleki yetkinlik öğrencilerin hayata bakış açılarıile de yakından ilgilidir. Şekle, görüntüye, ön yargılaradayalı değerlendirmeler, gerçek faydaların görülmesiniönler. Elde edilecek olan kazanımlarınönüne geçebilir. Sonuçta kazanç olsa bile kaybedilenlerifarkettirmez. 100 lira kazanması gereken birisinin20 lira kazanması gibi birşey olur. Aslında ortada20 lira kazanç değil 80 lira zarar vardır. Bunungörülmesi iş hayatında çok önemlidir. O nedenlesonuçlara odaklanılması ve sürekli iyileşen bir işhayatının peşinde koşulması önemlidir.• Mesleki yetkinlik sıradan ölçütler belirleyerek geçiştirilecekbir konu değildir. İyi bir meslek sahibi olmakvizyon ister, gayret ister, uygun zamanlarda talepetmeyi gerekli kılar, iddialı olmayı ister, motivasyonister, tekrar tekrar peşinden koşmayı ister, sabırve yılmayan bir ruh hali ister hepsinden de ötehayal ister. Geleceği şimdiden okumak ve ona göremesleki yönlendirme yapmayı zorunlu görür. Bu öğrenmeyi,yenilenmeyi, herkesten farklı birşeyler yapabilmeyi,faydalı işleri farkettirmeyi sağlar.• Mesleki yetkinlik öğrenmenin sürekliliğini gereklikılar. Yaşam boyu öğrenmeyi tetikler. Her yeni günyeni bir mesleki gelişimin tetikleyicisi olabilir diyebakmayı gerekli kılar.Aslında yukarıda listelenen konuları çoğaltmakmümkündür. Verilmek istenen mesaj için bunlaryeterlidir. Mesleki yetkinliği sadece mesleğin inceliklerinibilmek ile sınırlı görmemek gerekmektedir.Bu kapsamda yapılacak çok şey vardır. Eğitim sistemlerindetemel değişiklikler gerekmektedir. Öğrencilerebilgi kadar deneyim de kazandırılmalıdır.Onun kadar farklı bakış açılarıda kazandırılmalıdır.Onun kadar toplum ile bütünleşme duygusu da verilmelidir.Onun kadar yenilenme, yeniliklerin peşindekoşma duygusuda verilmelidir. Bu duyguların sadeceverilmesi yeterli değildir. Bu duyguların mesleğindinamikleri ile uyumunun sağlanması için mekanizmalargereklidir. Bu aslında kolay bir şey değildir.Her mesleğin cilvesi ve dinamizmi farklıdır.Her meslek kendine özgü temel unsurlar ve niteliklergerektirmektedir. Kolay olmaması çok doğaldır.Ancak bu kapsamda yeterlilik ve yetkinlik düzenlemelerininyapılmasına mani bir durum yoktur. Zordurama başarılması gerekir. Her ders matematiktentarih dersine kadar inovatif bir yapıda yenidenşekillendirilebilir. Bunun için ilgili uzmanların kafayorması beklenir. Olmaz deyip işin içinden sıyrılmaktoplumsal tekamülün önündeki en önemli engellerdenbirisidir. Belki de yeni açılan üniversitelerdenbirisini veya bir kaçını bu kapsamda yapılandırmakönemli bir girişim olabilir. Geleneksel anlayışlardanarındırılmış ve yeni bir yasal düzenleme ile kendieğitim ortamını “dünya çapında üniversiteler” düzeyindegerçekleştirecek bir ortam oluşturulabilir.Özel statüde bir devlet üniversitesi mantığının uygulanmasıiçin tam zamanıdır. Umarım bu şansı ülkemizbir kez daha kaybetmeden değerlendirebilir.44 M‹MAR VE MÜHEND‹S


DOSYA: ÜN‹VERS‹TELERMAKALETÜRKİYE’DE YÜKSEKÖĞRETİMİÇİN BİR YOL HARİTASITÜRKİYE’DE YÜKSEKÖĞRETİM KONUSU UZUN YILLARDAN BERİ TARTIŞILAN BİR KONUOLMASINA RAĞMEN HEP BELLİ İDEOLOJİK KALIPLARA SIKIŞTIRILMAYA ÇALIŞILDIĞIİÇİN İSTENİLEN İVMEYİ HİÇBİR ZAMAN YAKALAYAMAMIŞTIR. TOPLUMUN TÜMKESİMLERİNİ VE GELECEĞİNİ İLGİLENDİREN YÜKSEKÖĞRETİM KONUSUNU BUGÜN BELLİKISITLAMALARDAN ÇIKARTIP YENİ BİR DİL VE VİZYON İLE ELE ALMA ZAMANI GELMİŞTİR.Prof. Dr.Talip KüçükcanMarmaraÜniversitesiYrd. Doç. Dr.Bekir S. GürKarabükÜniversitesiYükseköğretim kurumları ve özellikle üniversitelertarih boyunca bilginin üretildiği, yorumlandığı,zenginleştirildiği, eleştirildiği ve aktarıldığıkurumlar olagelmiştir. Yeni kuşakların yeteneklerinigeliştirme, kültürel ve bilimsel yeterlilikleriniartırma, eleştirel düşünce kapasitelerini geliştirmegibi görevler bu kurumlara tevdi edilmiştir.Bilgi üretme ve aktarma, yenilikçi ve eleştirel bakışaçısını yayma ve kaliteli insan gücü yetiştirme gibiözellikleri ile yükseköğretim kurumları, toplumungeleceğini derinden etkileme potansiyeline sahipaktörlerdir. Bundan dolayı, yükseköğretim kurumları,modern zamanlarda toplumsal ve politik açıdanoldukça etkin olmuşlardır. Bilgi üreten ve hakikatarayışında olan üniversiteler, ifade özgürlüğünü savunmave insanlığın durumunu iyileştirme gibi ahlakiamaçları sahiplenmişlerdir.Türkiye’de yükseköğretimi konu alan tartışmalar,geçmişten beri, gündelik siyasal dil ve kaygılarla yürütülmekteve bu konuda atılması gereken adımlar,ideolojik sloganlara indirgenmektedir. Toplumunbütün kesimlerini ve geleceğini doğrudan ilgilendirenyükseköğretim ve üniversite meselesinin bu şekildeele alınması, tartışmaları kısır bıraktığı gibi sorunlarınötelenmesini doğurmuştur. Bundan dolayı,yükseköğretim sisteminin toplumun, devletin ve işdünyasının taleplerine zamanında cevap verebildiğinisöylemek mümkün değildir. Özetle, birikmiş sorunlarınçözümünde ciddi bir mesafe kat edilememiştir.Bugün gelinen noktada yükseköğretim konusuyeni bir dil ve vizyonla ele alınmalı, katılımcı biryöntemle tartışılmalıdır.TÜRK‹YE’DE YÜKSEKÖ⁄RET‹MTürk yükseköğretim sisteminin uzun bir geçmişivardır. Osmanlı döneminde kurulan yükseköğretimkurumları, Cumhuriyetle birlikte büyük dönüşümlergeçirmiştir. Bu dönüşümlerin dönüm noktası olarak,1933 üniversite reformu, 1946, 1960, 1973 ve1981 tarihli yükseköğretim kanunları sayılabilir.Yükseköğretim konusu hukuki çerçevesi, 1961 ve1982 Anayasalarınca belirlenmiştir. Türkiye yükseköğretimi,bütün eksiklik ve sorunlarına rağmen,günden güne büyümekte ve gelişmektedir. Özellikleyükseköğretim kurum ve öğrenci sayısında yıllar itibariylesürekli bir gelişme söz konusudur. Gerekdevlet gerekse vakıf yükseköğretim kurumları sayısındakiartış, bütün yasal ve pratik sınırlılıklarınarağmen, kurumsal farklılaşma ve çeşitlenmeyi deberaberinde getirmektedir. Ancak bu gelişme ve iyileşmeler,dinamik bir sosyo-ekonomik yapıya ve büyükbir genç nüfusa sahip olan Türkiye’nin ihtiyaçlarınıkarşılama hususunda yeterli değildir. Her yönüyleuluslararası rekabete açılan Türkiye’nin gerekinsan kaynakları açısından gerekse sosyal ve siyasalyenilikler ve dönüşümler açısından, üniversitelerdenbeklentileri yüksektir. Aşırı merkeziyetçi bir yükseköğretimsistemi, düşük öğrenci sayısı, üniversitedışı paydaşları dinlemeyen bir üniversite yönetimi vememurlaştırılmış bir akademik kadroyla Türkiye’ninyeni bir yüzyılda açılım yapması beklenemez.Türkiye’de yükseköğretim ciddi sorunlar ve fırsatlarlakarşı karşıyadır. Yükseköğretimle ilgili konulardageleceğe yönelik istikrarlı, tutarlı ve sürdürülebilirpolitikaların oluşturulması gerekmektedir. Eğitiminniteliği, yükseköğretime erişim, yükseköğretimdefırsat eşitliği, yükseköğretimin finansmanı, yabancıöğrenci ve öğretim üyesi sayısını artırma, yükseköğretimletoplum ve ekonominin ilişkilerinin geliştirilmesi,üniversite özerkliği ve akademik özgürlük gibikonular, önümüzdeki yıllarda Türkiye’yi meşgul etmeyedevam edecektir. Bu konulara dönük etkin çö-46 M‹MAR VE MÜHEND‹S


DOSYA: ÜN‹VERS‹TELERMAKALETÜRKİYE’NİN HEDEFLERİ İLEEĞİTİM SİSTEMİ PARALEL DEĞİLTÜRKİYE HER ALANDA OLDUĞU GİBİ EĞİTİMDE DE ÖNEMLİ DEĞİŞİMLER YAŞIYOR. FAKATBU DEĞİŞİM HEDEFLERİNE PARALEL BİR ŞEKİLDE YÜRÜMÜYOR. EĞİTİMİ İLERİ GÖTÜRECEKPROJELER YERİNE KISIR TARTIŞMALAR İLE GÜNLERİMİZİ GEÇİRİYORUZ. ARTIK ÜLKEMİZİNHEDEFLERİNE UYGUN BİR EĞİTİM SİSTEMİNİ HAYATA GEÇİRMELİYİZ. ÜLKENİN DİNAMİZMİ,KENDİ ÇÖZÜMÜNÜ BULABİLECEK YAPIDADIR.Dr. Müh.Mustafa UysalTürkiye çok dinamik bir ülke. Her yönüyle dinami;genç nüfusu, doğal kaynakları, kültürelzenginliği, sosyal geçmişi v.b. Son 10 yıldaTürkiye’de gözle görülür bir değişim ortaya çıkmıştır.Buna ister istikrarın sonucu deyin, isterse doğruyönetim. Biz, kendimiz olunca, yani başkalarınınverdiği reçete ile değil, kendi kararlarımızla yürüyüncebaşarı da beraberinde geliyor. Yıllardır heralanda, Fransız modeli, Alman modeli, Amerikanmodeli diyerek kendimizi hep dünyaya endeksledikve bir türlü kendimiz olamadık. Birileri çıkıpta başkalarıdeğil biz merkezli bir değişim deyince, yok olmazböyle şey, başkalarından koparsak sonumuzuhazırlarız diyerek feryad edenler de olmadı değil.Ama gördük ki kendimiz olunca daha hızlı toparlanıyoruzve başkalarının da ilgi odağı oluyoruz.Her alanda olduğu gibi eğitim sistemimizde de değişimihissediyoruz. Bu değişimin yeterli olmadığınıdüşünüyorum. Mesela halen okul kapılarından içerigiren çocuklarımızın kıyafetlerini dahi tartışmasızbir ortama çekemedik. İlköğretimden üniversiteyekadar halen istenilen vasıfta öğrenci yetiştirmeyi başaramıyoruz.Eğitimdeki değişim çabaları onlarcayıl sonra etkisini gösterir. Yani nesilleri değiştirireğitim. Bugün ciddi bir yetersiz öğrenci kitlesi ve yetersizokul mezunu veriliyor. Bunlar hayata katılıyorve hayatta bocalayarak kendi yollarını bulmaya çalışıyorlar.Sadece üniversiteyi düzenleyerek veya liseyidüzenleyerek sonuç alınamıyor. Bunlar zincirinbirer parçası gibi birbirlerine bağlılar. Üniversiteninyeterli eğitim verebilmesi için her donanımlı lisemezunlarına ihtiyaç var. Liselerde donanım kazanabilmesiiçin alt yapısı sağlam ilköğretim mezunlarınaihtiyaç var. Bunların da ana okulundan, ailedenitibaren uygun bir hedefe doğru taşınması gerekiyor.YÖK ‹LE G‹TM‹YORGeçmiş yıllarda yaşadığımız mesleki eğitim üzerindekibir sorun, bugün kendisini had safhada hissettiriyor.İmam ve Hatip yetiştirmeyeceğiz derken tümmeslek liselilerin önünü kapattık ve bugün üretimdeçalıştıracağımız yeterli ara eleman bulamıyoruz. Aynıkonu yüksek öğrenimimizde de geçerlidir. 10 yıllıkdönemde 78 tane yeni üniversite devreye girmiş.Öğrenci sayısı artmış. Özel üniversiteler sistemegirmiş. Ama halen yeterli ve etkin insan gücü yetişmiyor.Bu durum özellikle gelişmekte olan bir ülkeolan ülkemizde tehlike çanları çaldırıyor. Ciddi birtalep var fakat arz buna yetişmiyor. ArGe alanında,mimar ve mühendislik alanında, tıp alanında ve birçokalanlarda yetersiz işgücü olmasına rağmen yetiştirilenbinlerce gençte ihtiyacı görmüyor. Bununsebebi olarak, ülkenin hedefleri ile eğitim sistemibirbirini takip etmediği yani birbirine paralel olmadığısöylenebilir. Planlamalar yetersiz ve buna karşılık50 M‹MAR VE MÜHEND‹S


uygulama önünde ciddi engeller var. Yüksek öğretimdeher kararın arkasında YÖK’ün olması bağımsızkarar verebilmeyi ve hatta gelişme doğrultusundaadımlar atmayı engelliyor. YÖK’ün kaldırılmasıçözüm müdür? Bir kere bugünkü YÖK, 10 yıl öncekiYÖK değil. Kurul üyeleri olarak değil, uygulanan yönetmeliklerolarak. Ama yine de her yönü ile merkeziyönetim uygulaması olduğundan, karar alması,yeni hedefler koyması ve planlama yapması gittikçezorlaşan bir kurum halindedir. Bu kurumun birmerkezi yönetim kurumu sıfatından çıkarılıp merkezidenetim kuruluna döniştirilmesi ihtiyacı vardır.Tüm üniversitelerde yerinde yönetim uygulanmalı,her üniversite kendi dinamiklerini eğitimine yansıtmalıdır.Bu şekilde rekabet ve farklı okullar arasındaseçicilik ortaya çıkacatır. Tek tip insan modelimaalesef yetiştirilemiyor ve yetişmeyecekte. Zenginlikleriortaya koyacak, doğru planlamalar ile talebikarşılayacak arz ortaya konulmalıdır.KEND‹M‹Z OLMALIYIZTürkiye’nin dünya ekseninin merkezi olma gibi birhedefi var. Ekonomide dünyanın 10. Büyük ekonomisiolmak istiyor. Enerjide aktarım bölgesi değilüretim merkezi olmak istiyor. Bütün bunlar insan ileolacaktır. Ya biz de Avrupa ve Amerika’nın yaptığı gibiülkemize olan beyin göçünü hızlandıracağız ya dakendi eğitim sistemimizi gözden geçirerek bu dönemehazırlanacağız. Ciddi bir talep ile karşı karşıyayız.Her yönüyle araştırmacılar ve uygulayıcılar gereklibu büyük Türiye projesinde ama maalesef ciddioranda da işsizlik bulunmaktadır. Belki işe bu kesimikazanmak ile başlayacağız. Zira problem 5 yılsonra değil bugün kapımızdadır ve bu işin çaresi deelinizdeki malzemeyi iyileştirererek servis etmekleolabilir. Üniversitelerimizde 6 aylık 1 yıllık sertifikaprogramları düzenlemeli ve talebe uygun personelyetiştirmeyi, girişimciler yetiştirmeyi hedef alarakbu kesimi tekrar sisteme almalıyız.Sonuç olarak, ülkenin ciddi ihtiyaçları var. Bu ihtiyaçlarıkarşılayacak yapıda insan yetiştirme gereğivar. Yetiştiremiyorsak bu yönde yetişmiş insan gücünüülkemize kazanma gereği vardır. Yüksek öğretimkurumlarımız bunu yapamıyorsa sivil toplum örgütlerinedüşen bir görev, önümüzdeki dönemdehangi alanda, hangi nitelikte ve ne kadar iş gücü ihtiyacıolduğunun ortaya çıkarılmasıdır. Bir de ihmaledilmeyecek girişimcilerin üretilmesidir. Şüphesizgelişen ekonomi, sadece ülkemiz insanını globalşirketlerinin ara veya ana elemanı haline getirmemeli.Ülkemiz dinamiklerini en uygun şekilde kullanabilecekgirişimciler bu yeni düzende etkili olmalılar.Bu güç ve birikim ülkemizde var. Yeter ki kendimizolmaya karar verelim ve buna uygun yapılanmayagidelim.Ülkenin ciddiihtiyaçları var. Buihtiyaçları karşılayacakyapıda insan yetiştirmegereği var.Yetiştiremiyorsak buyönde yetişmiş insangücünü ülkemizekazanma gereği vardır.Yüksek öğretimkurumlarımız bunuyapamıyorsa siviltoplum örgütlerinedüşen bir görev,önümüzdeki dönemdehangi alanda, hanginitelikte ve ne kadarinsan ihtiyacıolduğunun ortayaçıkarılmasıdır.EYLÜL-EK‹M 2010 51


DOSYA: ÜN‹VERS‹TELERMAKALETÜRKİYE’DE NEDENTÜRK ÜNİVERSİTESİ YOK?İLİM, KÜLTÜR, SANAT, EDEBİYATIN ZİRVEDE OLDUĞU, AYNI ZAMANDA SİYASİ GÜCÜ DEELİNDE OLAN BİR MEDENİYETİMİZ VARDI. FAKAT BİLİM VE TEKNOLOJİNİN GELİŞMESİBU GÜCÜMÜZÜN ZAYIFLAMASINA NEDEN OLDU. GELENEĞİ OLMAYAN VE TOPLUMAYABANCI ÜNİVERSİTELERİMİZ OLDUKÇA GEÇMİŞ MEDENİYETİMİZİN GÜCÜNE ULAŞMAMIZİMKÂNSIZ OLACAKTIR. ÜNİVERSİTELERİMİZ TOPLUMU YENİDEN KEŞFEDEREK BİRMEDENİYET HAMLESİ BAŞLATMALIDIRLAR.Prof. Dr.Adnan Aslanİstanbul 29 MayısÜniversitesi, FelsefeBölümüModern toplumların en önemli özelliklerindenbiri kurgulanmış olmasıdır. Bir gayeyegöre inşa edilmiş müesseseler moderndünyada toplumsal yapılanmayı tayin ederler. Dolayısıylabizler tayin edilmiş, belirlenmiş bir dünyadayaşıyoruz. Modern eğitim bu “kurgunun” olması gerekenolduğunu hep söyleyip durmakta ve bu noktayısorgulamamızı pek de istememektedir. Ancakdurmalı ve düşünmeli, geriye dönüp geldiğimiz noktayı,bulunduğumuz konumu değerlendirmeli veeleştirmeliyiz. Eleştiriyi en çok hak edenler arasındabizim düşünce geleneğimiz ve kültür birikimimizdenneşet etmeyen müesseseler gelir. Üniversite debunlardan biridir.BATILILAfiMAK B‹Z‹M VAROLMA fiARTIMIZDIBir zamanlar, ilim, kültür, sanat, edebiyatın zirvedeolduğu ve aynı zamanda siyasi gücü de elinde bulunduranbir medeniyetimiz vardı. Modern zihniyetin bilimve teknolojiyi bir güç olarak kullanmasıyla birlikte,belirleyicilik rolümüzü kaybettik. Bu kayıpla, ilmimiz,sanatımız, düşüncemiz ve geleneğimiz “tarihî”sıfatıyla anılır oldu. Artık hayatı tayin edemiyorlar.Hayat bir başka medeniyetin değer ve fikirleriyleoluşuyor, biz ise ona eklemlenmeye çalışıyoruz.Üniversiteler İslam dünyasında toplumu modernleşmeninve Batılılaştırmanın aracı kabul edilince,geleneksel bilimler, Batılılaşmanın önünde engelolarak görüldüğü için modern eğitimin ana unsurlarıarasında mütalaa edilmediler. Bu aslında sadeceüniversitelerin geleneksel bilgiyle irtibatının kesilmesianlamına gelmiyor, aynı zamanda üniversitelerigeleneği olmayan köksüz, tarihe dayanmayanbirer müesseseler haline getiriyordu.Bu şartlarda Türkiye’de üniversite nasıl teşekkül etmelidir?Türkiye son on yılda inanılmaz bir şekildedeğişiyor ve adeta kabuk değiştiriyor. Topluma uymayanmüesseseler çatırdıyor, toplumun ideallerineve vizyonuna uymayan fikir ve ideolojiler demodeoluyor. Bu durum Türkiye’nin önemli bir kavşaknoktasına geldiğinin işaretidir. Türkiye’de Batılılaşmayerini çağdaşlaşmaya bırakıyor. Tarihe, geleneğeve değerlerimize küskünlüğümüz bitiyor. Türkiye’ninacı tecrübelerle ulaştığı bu durum zorunluolarak müesseselere de yansıyacaktır. Bu toplumuntarihi ve geleneğini yok sayan üniversiteler dâhil,müesseseler Türk toplumunu yeniden keşfedecekbu da kaçınılmaz olarak üniversitelerin şekillenmesineyansıyacaktır. Hem şekil hem de muhteva olarakbu millete yabancı olan üniversiteler, yeni birruh kazanarak sadece toplumun yetişmiş elemanihtiyacını karşılayan kurumlar olmakla kalmayıp aynızamanda topluma yepyeni bir ruh üfleyen ve idealgösteren ilim ocakları haline gelecektir.GELENEK MUKTED‹R KILARBütün bu söylediklerimizin birer ham hayal, sadecebir tasavvur, belki de bir iyi niyet telakkisi olmanınötesinde makul ve yapılabilir bir somut proje olmasınasıl mümkün olur? Bu ancak İslam entelektüel geleneğinedayanan makul bir proje olarak imkân kazanır.Tasavvuftan felsefeye, kelamdan coğrafyayakadar bütünüyle İslamî disiplinler, İbn Sina’dan İbnArabî’ye, İmam Ebu Yusuf’tan İbn Haldun’a kadarbüyük düşünce ve bilim adamları, bize Batılı bilgiyiyeniden okuma ve yeni bir perspektifle yeniden inşanınimkanlarını verirler. Bunu tedavüle sokmak zo-52 M‹MAR VE MÜHEND‹S


undayız. Üniversitenin İslam düşünce geleneğiyleyeniden irtibatı sadece yeni bir ruh ve yeni bir bakışaçısı vermekle kalmayacak aynı zamanda bir gelenekoluşturacaktır. Asıl önemli olan da budur. Bugününiversitelerimiz her şeyi el yordamıyla yapmayaçalışmakta, sahih bir üniversite geleneği oluşturamamaktadır.Üniversite eğitiminde belirleyiciolan, öğrenciyi başarılı yapan ve öğretim elamanlarınıeğitime ve araştırmaya teşvik eden üniversiteningeleneğidir. Gelenek üniversitenin görünmez kudretidir.Türkiye’de üniversitelerin geleneği yeniden nasılolur? Bunun ilk şartı şudur: Üniversiteler hakikati veonun tezahürlerini kendisine konu edinmelidirler.Bu ezeli ve ebedî olan ilahi hakikattir. Dinler, kainat,insan ve tarih bu ezeli hakikatin tezahür mecralarıdır.Bizim dünyamızda bu hakikat Kur’an ve Sünnetve bunlara dayalı olarak fıkıhtan felsefeye İslamî disiplinler,şiirden musikiye İslam sanatları ve bilimolarak tezahür etmiştir. Türk üniversitesi İslam hakikatinintarihî tezahürlerini elbette kendisine konuedinecektir. Elbette tarihi olanla yetinmeyecek, çağdaşmüspet bilimleri ilahî hakikatin tecellisi olankainat ve insanın sırlarının keşif alanı olarak görecekve müspet ilimleri bu dünya görüşü bağlamındayeniden inşa edecektir. Rasyonelliği hakikatin bir tezahürüolarak göreceği için bu yeni Türk üniversitesikendini elbette Batı felsefî düşüncesine kapamayacaktır.Üniversiteye geleneği sağlayacak olan buyeni perspektiftir. Böylelikle üniversite aslında yaşayanbir geleneğe doğru eklemlenerek yeniden vücutbulmuş olacaktır. Bu yeni yaklaşım ve perspektifTürk halkının vizyonu ve beklentilerine de uygun olmalıdır.Bu vizyonu yaşatacak bu halktır, eğer halkbunu kendi ideallerine ve geleceğe yönelik beklentilerineuygun görürse bu yaşayacak ve gelenekleşecektir.Aksi takdirde yaşama şansı yoktur. BakınızOxford Üniversitesi’nin sloganı Dominus UlluminatioMea (Tanrı benim ışığımdır). Oxford Üniversitesininkuruluşunda ve gelişmesinde Hıristiyan dinadamları ve cemaatler oldukça etkili olmuştur. MeselâRochester Piskoposu Walter de Merton, MertonCollege’ni kurmuştur.METAF‹Z‹⁄‹ OLMAYANIN F‹Z‹⁄‹ OLAMAZBilgi, sanat ve bilim ancak köklü ve ihata edici birdünya görüşü içinde neşvünema bulur. Bir dünyagörüşünü köklü yapan onun metafiziği, ihata edicikılan da onun evrensel olmasıdır. Metafizik herhangibir dünya görüşünün hakikatle irtibatıdır. Hakikatleirtibatı güçlü olmayan dünya görüşleri ve ideolojilerinuzun soluklu olması mümkün değildir.Üniversitenin sadece felsefenin bir dalı olan metafiziklene alakası olabilir? Üniversitelerin gayesini ikinoktada özetlemek mümkündür. Biri bilim ve sanatüretmek, teknolojiye katkıda bulunmak, diğeri isetopluma maddi ve manevî katkıda bulunacak nitelikliinsan yetiştirmek.Modern çağı belirleyen fizik, matematik, kimya, biyoloji,tıb gibi müspet bilimler ve bunların uygulamalıalanları olan mühendislik bilimleri, diğer taraftanfelsefe, tarih, sosyoloji, sosyal antropoloji gibi insanîbilimler aydınlanma düşüncesi ve Hıristiyanmetafiziği bağlamında gelişmiştir. Oldukça gelişmiş,büyük bir bilgi birikimine ulaşmış bu bilimleriİslam Dünya görüşü içinde yeniden şekillendirmekne kadar mümkün olur? Eğer biz Türk üniversitesindeBatılı bilimleri Batılı tarzda ve yine Batı usul-Türkiye son on yıldainanılmaz bir şekildedeğişiyor ve adetakabuk değiştiriyor.Topluma uymayanmüesseseler çatırdıyor,toplumun ideallerineve vizyonuna uymayanfikir ve ideolojilerdemode oluyor. Budurum Türkiye’ninönemli bir kavşaknoktasına geldiğininişaretidir.EYLÜL-EK‹M 2010 53


DOSYA: ÜN‹VERS‹TELERÜniversiteleringayesini iki noktadaözetlemekmümkündür. Biribilim ve sanatüretmek, teknolojiyekatkıda bulunmak,diğeri ise toplumamaddi ve manevîkatkıda bulunacaknitelikli insanyetiştirmek.54 M‹MAR VE MÜHEND‹Slerine göre, Batı lisanları ile öğreteceksek bununneresi Türk üniversitesi olacaktır? Yepyeni usullerdüşünmeliyiz.Matematik ve fizik gibi soyut bilimler Sonsuz ve MutlakVarlık’ın zihni ve varlık planında tezahürleri olarakgörmek ve bunları klasik dönem matematiği ileirtibatlandırmak ona yeni bir muhteva ve ruh kazandırmayabelki de yardımcı olacaktır. Müspet ilimleriaynı zamanda tarihi ile birlikte okuma, onları varlığabağlama teşebbüsü olabilir. Bu ancak modern dünyadamatematik ve fiziğin bütün fonksiyonlarını iptaletmeden fazladan bir boyut ekleme ve ona metafizikbir muhteva kazandırma anlamına gelmektedir. Varolan her şey mutlak sonsuzun bir tezahürüdür. Zihnîalan bunun haricinde değildir. Metafizikle irtibatızor görünen fizik ve özellikle matematiğin sonsuzlukve mutlak kavramından hareketle bir irtibat kurulduktansonra, biyolojiden metalürjiye kadar canlıcansız varlıkla ilgili olan her bir ilmî disiplini İlahivarlığın bir tezahürü olan canlı-cansız, maddî-gayrimaddi âlemlerin sırlarını keşfe yarayan araç olarakgördüğümüz zaman ona yepyeni bir ruh kazandırmışolacağız. O zaman ilimler kuru bir bilimciliğinötesinde, insanın manevi arayışının bir aracı olacak,bilim ayını zamanda insanı marifete ve hatta keşfegötürecektir. Bu aynı zamanda bilime ezeli ve ebedibir motivasyon kaynağı olacak, Müslüman marifetaşkı bilimin aşkla ve cehtle yapılması sonucunu intaçedecektir. Bu perspektif bilimlere aynı zamandagaye ve ruh da verecektir.Mühendislikler, tıp, eğitim bilimleri ve işletme gibiuygulamalı bilimlere gelince, bunların metafizikleirtibatını ahlak ve estetik sağlayacaktır. Yapılacak biraraç, ya da üretilecek bir madde mutlaka İslam estetiğinive güzelliğini yansıtacak ve nihai gayesi itibarıylaİslam ahlak düsturlarına uygun olma mecburiyetindedir.Böyle bir gaye ile üretilecek teknoloji insanîboyut kazanacak ve belki de insanın yabancılaşmasınaaraçlık yapmayacaktır. Bunu adeta SultanAhmet Camii’ndeki estetik ve zarafetin, insanîboyutun teknolojiye yansıması olarak tasavvur edilebilir.Bu ancak mevcut ilimleri ve onların ders kitaplarınıyeniden yazmakla olacak şey değildir. Ancakbu perspektifle yeniden bilgi ve bilim üretmekle olacakbir şeydir. Türk üniversitesi işte bu perspektifleyeniden bir bilim ve bilgi üretmeye başlamalıdır.Felsefe, tarih ve ilahiyat sahaları metafiziğin doğrudanalanı olduğu için, İslam metafiziği ile irtibatı hiçde zor olamayacaktır. Bu sahalardaki en önemlihandikap tarihi olanın belirleyici olmasıdır. Kelamilmi deyince sadece tarihi kelam ilmi anlaşılmamalı,günümüzde kelam ilmi yapmayı tarihi kelamınhâkimiyetinden kurtarılmalıdır. Hakk’ın tezahürlerindeayniyet değil daima bir yenilenme vardır.Hak’ın çağa bakan tezahürlerini, metafizik gerçekliğindenayırmadan, keşfetmek ve ifşa etmek bu çağdakiİslamî disiplinlere düşmektedir. Üniversite iştebunun bir vasıtası olabilir. Batının önde gelen üniversitelerigeleneklerini Hıristiyanlıkla olan sıkı ilişkisineborçludurlar. Hıristiyan inancı ve metafiziği


üniversitenin muhteva ve gayesini belirleme noktasındaoldukça etkin olmuştur. Harvard Üniversitesi’ninsloganı Veritas Christo et Ecclessiae (İsa veKilise için Hakikat) anlamına gelen ifadedir. Bir zamanlarHarvard Üniversitesin’de hayatın ve ilmî çalışmalarınıngerçek gayesinin Tanrı’yı ve ebedi hayatolan İsa Mesih’i bilmek olduğu ifade edilmekteydi.BALIK GÖLÜNE GÖRE BÜYÜRÜniversiteler içinde yaşadıkları toplumun kendineait dini tarihi, felsefesi, sosyal değişimleri, sanatanlayışlarını kısaca bütün tabiatını yansıtırlar. MeselaSorbonn Üniversitesi’nin tarihi tekamülü ileFransa’nın tecrübe ettiği tarihi olayların birebir etkisivardır. Bu açıdan üniversiteler yaşadıkları toplumundoğal bir uzamı olmalıdırlar. Üniversite toplumdavar olan kabiliyet ve özellikleri daha üst biralana taşımalı ve o topluma ve bütün insanlığa yarayışlıbilim, teknoloji bilgi, düşünce ve sanat halinegetirmelidir. Toplumun kendi hayatında ve geleneğindeiptidai bir şekilde var olan hayret ve araştırmaaşkı metotlu ve kurumsal bir ilim elde etme yoluhaline getirilmelidir.Toplumun geleneğinde var olan, şiirlerinde, türkülerindetemessül eden sanat ve estetik kabiliyetitoplumun doğal bir uzamı olan üniversite tarafındanyeniden ve daha nitelikli bir şekilde üretilerekevrenselleştirilmesi gerekir. Toplumda var olanilişki biçimleri ve yönetim tarzları ve gelenekleriüniversite tarafından geliştirilmeli, modern ve uygulanankavramların tekamülünde istihdam edilmelidir.Türkiye’de üniversiteler toplumun doğal uzamı değildir.Türk toplumunu var kılan düşünce ve geleneklerinüniversitede yeri yok. İslam düşünce vegeleneğine sadece ilahiyat bağlamında düşünce tarihiaraştırması gibi işlenmekte, üniversitelerdekibakış açısını tayin eden bir perspektif olarak tezahüretmemektedir.Üniversiteler toplumda var olan yönelişleri, vizyonuve dünya görüşünü ilim dünyasına taşıyan ve onlarıgeliştiren bir kurum değil aksine toplumu Batılılaştırmamüesseseleridir. O halde Türk üniversitesi butoplumu geliştiren, toplumda var olan bütün potansiyelleribilfiil hale getiren konuma gelmelidir. Toplumundeğerleri ve tarihi ile barışık, değerleri toplumataşımayı ve tarihi kendisi için bir vizyon olarakbilmeli.Türk toplumundan gelen öğrenciler kendilerini yabancıdeğil, adeta evinde hissetmelidir. Türkiye’deneden Türk üniversitesi yok? Bu soruyu telaffuz etmeküniversite meselesi üzerinde daha derin ve dahaniteliksel düşünmeye teşviktir. Düşünceyi tahrikeden bu soruya çok farklı cevaplar verilebilir. Biz bircevap denemesinde bulunduk. Ancak inancımızodur ki, bu toplum, tarihi tecrübesi, ilim geleneği veinsan yapısıyla, İslamî düşünce ve değerlerini temsileden kendine ait müesseselerini oluşturma yolunaer ya da geç girecektir. Bize düşen bu yolungerekliliğini ortaya koymaktır.Üniversitelertoplumda var olanyönelişleri, vizyonuve dünya görüşünüilim dünyasınataşıyan ve onlarıgeliştiren bir kurumdeğil aksinetoplumuBatılılaştırmamüesseseleridir.O halde Türküniversitesi butoplumu geliştiren,toplumda var olanbütün potansiyelleribilfiil hale getirenkonuma gelmelidir.EYLÜL-EK‹M 2010 55


DOSYA: ÜN‹VERS‹TELERMAKALETÜRKİYE’DE YENİ ANAYASA YAPIM SÜRECİNDEYÖK VE YÜKSEKÖĞRETİMSİSTEMİ HAKKINDA GÖRÜŞLERBU ÇALIŞMADA ÖNCELİKLE ÜNİVERSİTE KAVRAMI VE BEKLENEN FONKSİYONLARIAÇIKLANMAKTA, DAHA SONRA MEVCUT YÖK KANUNU VE ÖZELLİKLERİ ELEALINMAKTADIR. AYRICA FONKSİYONEL ÜNİVERSİTEDEN BEKLENTİLER AÇISINDANORTAYA ÇIKAN PROBLEMLER TARTIŞILMAKTA VE ÇÖZÜM ÖNERİLERİ SUNULMAKTADIR.Prof. Dr.Zeki ÇizmecioğluY.T.Ü. KimyaMetalurji Fakültesi,Metalurji ve Malz.Müh. Bölümü56 M‹MAR VE MÜHEND‹SÜN‹VERS‹TE KAVRAMI VEBEKLENEN FONKS‹YONLARIÜniversite, evreni kuşatan eğitim kurumu demektir.Üniversiteler bilgi üreten, çağdaş eğitim ve öğretimile toplumun ihtiyacı olan elemanları yetiştiren veyaptıkları araştırmalarla ülkenin bilimsel potansiyelinive teknolojik imkânlarının artırılmasını sağlayankurumlardır.Bilimsel ve topluma dönük çağdaş üniversite şu üçfaaliyeti özünde bulundurmalıdır.a) Üniversiteler ülkenin ihtiyacı olan yükseköğretimiyeterli kapasitede ve kaliteli bir düzeydegerçekleştirip, topluma lider olabilecek ve uluslararası platformda yarışabilecek insanları yetiştirerekülkeye eğitilmiş insan gücünü kazandırmalıdır.b) Üniversiteler ülke problemlerine, endüstri veiş piyasasının ihtiyaçlarına yönelik araştırmalaryapmalıdır.c) Üniversiteler toplumun ihtiyaçlarına yönelikprojeler üreterek topluma danışmanlık ve rehberlikyapmalıdır.YÖK KANUNU VE ÖZELL‹KLER‹Bilindiği gibi Türkiye’de yükseköğretimi düzenleyenve bütün esasları tespit eden 2547 sayılı YÖK kanunu1981 yılından beri uygulanmaktadır. Bu Kanundanönce yükseköğretim kuruluşları (üniversiteler,akademiler ve yüksekokullar) düzenlemeye ve bütünleşmeyeihtiyaç duyulur durumda idiler. Bununçözümü için yapılan çalışmalar uzun zaman sonuçlandırılamamıştı.Çeşitli nedenlerle ortaya çıkansosyal aksaklıklar yanında yüksek öğretimin bu durumutatmin edici olmaktan uzaktı. Ancak böyle birdurumda en ideal çözüm için bir genel çerçeve kanunuile hedeflerin ve genel prensiplerin belirtilmesive aşırı derecede ayrıntılı ve merkeziyetçi bir sistemtercih edilmemesi gerekmekte idi. Halbuki ortayakonulan YÖK Kanunu bu yaklaşıma tamamenuymamaktadır. Bu kanun, akademik kurulların yöneticilertarafından önemsenmemesine, hatta istendiğindekurulların tek yöneticiye adeta yardımcımahiyette mütaala edilmesi gibi gelişmelere imkânveren bir sistem görünümünde, tartışmayı kısıtlarşekilde gelişmelere yol açmıştır. YÖK Kanunu, zamanlamerkez organı tarafından çok sayıda ve sıkdeğişen yönetmelikler veya esaslar ile adeta çokgüç uygulanabilir duruma gelmiştir. YÖK’ün üniversitelerimerkezi bir şekilde koordine etmek amacıile oluşturulmuş bir organ olarak genel çerçeve çizereküniversiteleri koordine etmesi beklenir iken,üniversitelerin dâhili sorunlarına müdahale eden birkuruma dönüşmüş olması yeni sorunlar yaşanmasınasebep olmuştur.YÖK döneminde sayıya önem verilmiş kaliteye önemverilmemiştir. Yurt genelinde ve geri yörelerde yükseköğretimingeliştirilmesini hedef alan böyle birkanun, yeni üniversiteleri geliştirmek için rotasyonsistemini kurmaya çalışmış; fakat başarılı olamamış,nitelikli öğretim elemanın yetersizliği bakımındanbu yüksek amacını da kolayca gerçekleştiremeyeceğigörülmüş ve rotasyon kanunu kaldırılmıştır.


Buna mukabil YÖK Kanunu’nun gelişmiş üniversiteleridurgunluğa ve hatta gerilemeğe götürdüğüüzüntü ile gözlenmiştir.YÖK, akademik özerklik için değişimin en büyük engeliolmuştur. YÖK'ün ağır merkezi bürokratik yapıyıözellikle koruduğu ve değişime direndiği görülmüş,böylece Türk üniversiteleri ve yüksek öğretimsistemi Avrupa ve Amerika'daki mevcut seviyeninoldukça altına inmiştir. 2547 sayılı YükseköğretimKanunu'nda yapılan değişiklikler, kanunun sivri uçlarınıtörpülemiş ve daha mantıklı hale getirmiştir.Merkeziyetçi yapı, üniversitelerle daha alt akademikbirimler için özgür ve rekabet edebilir bir ortam geliştirememiştir.Öğrencisinden çalışanına, araştırmagörevlisinden öğretim üyelerine kadar tüm katmanve kademeleriyle üniversiteler katılımcı ve demokratikbir yönetim anlayışına kavuşamamıştır.YÖK, akademik özerkliğe sık vurgu yapmasına rağmen,üniversiteler nezdinde bilimsel özerkliği tamamenortadan kaldırıcı bir merkezi yapıyı kendi bünyesindekurarak, mevcut halin devamından yana tavırlargeliştirmiştir. 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu'ndayer alan yükseköğretimin amaçları, hemsistemin farklılıklarına izin vermemekte, hem deakademik özgürlüğü ortadan kaldırmaktadır.Özerklik konusunun bir diğer önemli boyutu ise akademiközerkliktir. Üniversitelerimizde tam anlamıylaakademik özerklik gerçekleştirilememiştir. Ülkemizdebatı üniversitelerindeki gibi bir idari ve maliözerklik anlayışı bulunmamaktadır. Ekonomik İşbirliğive Kalkınma Teşkilatı'nın (OECD) yaptığı değerlendirmeyegöre, üniversite özerkliği 8 maddedenoluşmaktadır. Meksika ve Norveç gibi ülkelerin üniversitelerininözerkliği 8 üzerinden 7- 7,5 iken, Türkiye'deüniversite özerkliği 1,5'tir.YÖK, özgün üniversite kavramını yıkarak bütün üniversiteleriaynı standarda getirmeye çalışarak hatalıbir yol izlemiştir. Türk yükseköğretim sistemindeakademik “özgünlük” sorunu da ortaya çıkmış, “çeşitlilik”desteklenmemiş, özgün ve özerk bilgi üretiminin“başarı” olarak kabul edildiği ve ödüllendirildiğisistem geliştirilmemiştir. Üniversitelerin belirlibir misyonun taşıyıcısı olarak devlet daireleri gibigörülmesi de önemli ölçüde sistem sorununu getirmiştir.Bu tür bir “devlet dairesi” yapılanması, öğretimüyeliğinin de “memurlaşması” gibi asla kabuledilemez bir sorunu karşımıza çıkarmıştır. Memurzihniyetini hakim kılan sistem yaklaşımı, beraberindeiş güvencesi ve rekabet eksikliğine yol açmıştır.Sonuç olarak “araştırmacılık” ve “yenilikçilik” ile“özerklik” ve “hesap verebilirlik” kültürü gittikçekaybolmuştur. Yükseköğretim politikalarının “hükümetpolitikaları”yla yönlendirilmeye çalışılmasıönemli bir zaafiyettir. Özerklik konusunda dıştanmüdahalelere duyarlı davranan yükseköğretimin, butürden müdahalelerin, sadece siyaset ve siyaset kurumlarındandeğil, diğer kurumlardan da gelebildiğinibilmesi gerekmektedir. YÖK bu dönemde üniversitelerinbilimsel seviyesini yükseltmek ve eğitiminsorunlarına çözüm getirmek yerine üniversitelerisiyasallaştırmak gibi bir yanlışlığın içine girmiştir.YÖK döneminde öğretmenlik eğitimi ile mühendislikYÖK, akademiközerklik için değişiminen büyük engeliolmuştur. YÖK'ün ağırmerkezi bürokratikyapıyı özelliklekoruduğu ve değişimedirendiği görülmüş,böylece Türküniversiteleri veyüksek öğretimsistemi Avrupa veAmerika'daki mevcutseviyenin oldukçaaltına inmiştir.EYLÜL-EK‹M 2010 57


DOSYA: ÜN‹VERS‹TELERYÖK yasası mutlakadeğişmelidir. YÖKadı tamamenkalkmalıdır.Yaptıklarındandolayı güzel şeyleranımsatmayan “12Eylül 1980 DarbeÜrünü” bu isimmutlakadeğişmelidir.Yükseköğretimkurumları arasındakoordinasyonusağlayacak merkezibir kuruloluşturulmalı, bukurul ile MEBarasındakikoordinasyonsağlanmalıdır.eğitiminin aynı çatı altında toplanmaya çalışılmasıgibi yanlış bir uygulama gerçekleştirilmiştir.Türkiye’de ilk ve ortaöğretim Milli Eğitim Bakanlığı’nın,Üniversiteler ise YÖK’ün denetimine verilmiş,ancak Türkiye’de eğitim bütünlüğünün sağlanmasıiçin Milli Eğitim Bakanlığı ile YÖK arasında koordinasyongerçekleştirilememiştir. İki başlılık uzun yıllardevam etmiş, Hala YÖK ve MEB arasında koordinasyoneksikliği kısmen devam ettiğinden ülke eğitim-öğretimsorunlarına köklü çözüm getirilememiştir.Üniversiteye girişte yaşanan sorunlar bu koordinasyonsuzluğunbir sonucudur. Meslek okullarınınuzun süredir ihmal edilmesi ve bu alana yeterikadar yönlendirme yapılmıyor olması önemli bir diğersorun alanını oluşturmaktadır.Sonuç olarak YÖK sorununun sürüncemede bırakılmasınaartık tahammül kalmamış olup, T.B.M.M.tarafından “YÖK ve Yükseköğretim Kanunu”nda gereklideğişikliklerin yapılmasına ihtiyaç bulunmaktadır.SORUNLAR VE ÇÖZÜM ÖNER‹LER‹1) YÖK yasası mutlaka değişmelidir. YÖK adı tamamenkalkmalıdır. Yaptıklarından dolayı güzel şeyleranımsatmayan “12 Eylül 1980 Darbe Ürünü” bu isimmutlaka değişmelidir. Yükseköğretim kurumlarıarasında koordinasyonu sağlayacak merkezi bir kuruloluşturulmalı, bu kurul ile MEB arasındaki koordinasyonsağlanmalıdır.2) Üniversiteler bilgi üreten, çağdaş eğitim ve öğretimile toplumun ihtiyacı olan elemanları yetiştirenve yaptıkları araştırmalarla ülkenin bilimsel potansiyelinive teknolojik imkanlarının artırılmasını sağlayançağdaş kurumlar haline getirilmelidir. ABnormlarına ve gelişmiş ülkelerin standartlarına uygunüniversite olması için bu gereklidir. Bu ülkedeherkes istediği alanda yüksek öğrenim görebilmelidir.Bu bakımdan yeni vakıf ve devlet üniversitelerininkurulmasına imkan tanınmalı, ikinci eğitime ilaveolarak uzaktan eğitim yöntemlerinden de yararlanarakyükseköğretim kapasite ve kalitesi hızla arttırılmalıdır.Üniversitelerimiz endüstri ve iş piyasasının ihtiyacıolan Ar-Ge ve danışmanlık hizmetlerini de yeterincekarşılamaktan çok uzaktır. Akademik yükseltilmelerdeülkeye endüstriyel ve ekonomik katkı esasıgöz önüne alınmayıp, sadece uluslararası yayın yapmakriterleri esas alınmaktadır. Mevcut durum düzeltilerekakademik yükseltilmelerde milli bilim politikasınayönelik çalışmalar teşvik edilmelidir.3) Mevcut yasa kişiye bağlı keyfi uygulamalara imkanveren ve bu nedenle temel insan haklarını ihlaleden bir yapı taşımaktadır. Böylece üniversiteleregöre değişik durumlar ortaya çıkabilmektedir. Budurum üniversitelerle ilgili Meclis Araştırma Komisyonununraporunda açıkça ortadadır. Yeni yasa budurumu ortadan kaldıracak şekilde düzenlenmelidir.4) Üniversitelerimiz demokratik, topluma, toplumuyönetenlere bilimsel görüşleri, projeleri ile ışık tutanve yol gösteren bağımsız kurumlar haline gelmelidir.Bilimsel görüş ve düşüncenin toplumun heralanında etkili olması sağlanmalıdır. Bilimsel özgürlük,her bilim alanında mutlaka sağlanmalı vekorunmalıdır.5) Üniversiteler kendi kendini yönetmelidir. Üniversiteyöneticileri ve yönetimleri(rektörler, dekanlar senato ve kurullar) üniversiteöğretim üyelerinin ve diğer öğretim elemanlarıylaöğrencilerin belli kriterlerle katılacağı seçimlerle58 M‹MAR VE MÜHEND‹S


elirlenmelidir.Üniversiteyi idare edenler, idarenin sağlıklı olabilmesiiçin, başkalarıyla sürekli danışmak, onlardanfikir almak ve yapılan her işten dolayı her zaman hesapvermek kararlığı içinde uygun bir sistemi yerleştirmelidir.Topluma dönük bir üniversite yapısınınortaya çıkarılabilmesi için toplumun her kesimininüniversite yönetimlerinde söz hakkı olmalıdır. Üniversitelerde“tek kişi” yönetimine son verilmelidir.Gerçek anlamda öğretim üyelerini temsil eden, kararverme yetkisi ve sorumluluğu olan, kurullarınyönetimi hakim olmalıdır. Rektörlük ve dekanlıktemsili yönü ağır basan bir makam haline getirilmelidir.Üniversite senatosu, akademik, idari ve malikonularda nihai karar organı olmalıdır. Rektör, senatoyakarşı sorumlu olmalı, her yıl senatoya faaliyetraporu vermelidir; rapor üzerine senato gerekgörürse, nitelikli çoğunlukla rektörü görevindenalabilmelidir.Bu bağlamda, gerçek anlamda demokratik, çağdaş,özerk ve özgür üniversite için öncelikle, yapılacaklarınönündeki anayasal engel kaldırılmalıdır. Bununiçin Anayasanın 104, 130 ve 131. maddeleri değiştirilmelidir.6) Üniversiteye giriş sınav sistemi fırsat eşitliği veadalet ilkelerine uygun olmalıdır. Genel lise/mesleklisesi ayrımı, farklı katsayı uygulaması tamamen ortadankaldırılmalıdır. Öğrencilerin üniversiteye girişsırasında başarıları eşit bir şekilde değerlendirilmelive başarı ödüllendirilmelidir. İdeolojik kıyıma vekayırmacılığa son verilmelidir.7) Meslek liselerinin ve meslek yüksekokullarınıneğitimdeki yeri batı standartları ölçülerine getirilmelive yaygınlaştırılmalıdır.8) Üniversitelere idari ve mali özerklik mutlaka verilmeliancak, uluslararası ölçülerdeki objektif kriterlerleşeffaflık ve denetlenebilirlik getirilmelidir.9) Demokratik üniversiteler için demokratik fakülteişleyişine ve fakülte tüzel kişiliğinin öne çıkmasınaihtiyaç bulunmaktadır. Kurullara yetki ve sorumlulukverilmesinin yanı sıra, fakültelerin kendi bütçeleriniyapmasına ve uygulamasına izin verilmelidir.Torba bütçe ve torba kadro uygulamalarına son verilmelidir.10) Üniversitelerin laboratuar, kütüphane, derslik,yayın v.b. imkanları geliştirilmelidir. Öğretim elemanlarınınmaddi ve manevi çalışma şartları iyileştirilmelidir.11) Anayasanın teminat altına aldığı eğitim özgürlüğü,hakkında hiçbir yasaklayıcı yasa bulunmamasınarağmen öğrencilerin, kılık-kıyafet konusundakikişisel tercihleri asla engellenmemelidir. Bu anayasalbir suçtur ve Birleşmiş Milletler İnsan HaklarıBeyannamesine aykırıdır.12) Araştırma Fonlarının yapısı daha da güçlendirilmelive böylece araştırmalara maddi kaynak sağlanmalıdır.Endüstri ve iş piyasasının problemlerininçözümüne yönelik araştırmalar teşvik edilmelidir.Araştırmalarda üniversitelerin patent almafonksiyonları desteklenmelidir.13) Üniversitelerin kendi kaynaklarını oluşturmasınaimkan verecek düzenlemeler yapılmalı ve üniversite–sanayiişbirliği güçlendirilmelidir. Her öğretimelemanının uzmanlık dalında endüstride ek görev ilegörevlendirilmesi teşvik edilmelidir. Öğretim elemanlarıfonksiyonel bir insan olmalı, kendi uzmanlıkalanında yukarıda açıklanan çok yönlü hizmetisunmalı ve emeğinin karşılığını alabilmelidir. Mevcutdöner sermaye sisteminin işi yapan öğretim elemanınaçok az bir kısmı ödeyip, büyük bir kısmı di-Türkiye son on yıldainanılmaz bir şekildedeğişiyor ve adetakabuk değiştiriyor.Topluma uymayanmüesseseler çatırdıyor,toplumun ideallerineve vizyonuna uymayanfikir ve ideolojilerdemode oluyor. Budurum Türkiye’ninönemli bir kavşaknoktasına geldiğininişaretidir.EYLÜL-EK‹M 2010 59


DOSYA: ÜN‹VERS‹TELERYükseköğretimleilgili yapılacak yasaldüzenlemeler siviltoplum kuruluşlarıve meslek odaları ilebirlikte yapılmalı,onların görüş vetemsil imkanlarındanyararlanılmalıdır.ğer fasıllara dağıtma yanlışlığı düzeltilmelidir.14) Öğretim elemanları ile ilgili olarak, özellikle yardımcıdoçent ve araştırma görevlileri için, aşağıdakihususların göz önünde bulundurulmasının uygunolacağı düşünülmektedir:A. Bu öğretim elemanlarından Yardımcı doçentler,bu gün için tüm yüksek öğretimde görevalan öğretim üyelerinin yaklaşık olarak % 50’siniteşkil etmektedir. Bu kadar büyük bir topluluğunmutlu olmamasının, eğitim ve öğretiminasıl etkileyeceği üzerinde mutlaka düşünülmesive aşağıdaki tedbirlerin alınması gerekmektedir;a. Yeni Yüksek Öğretim Kanunu ile YüksekÖğretim Personel Kanunu birlikte ele alınıpdüzenleme yapılmalıdır.b. Yardımcı Doçentlik de Doçentlik ve Profesörlükgibi daimi statüdeki bir unvan olarakele alınmalı, sözleşme ve süre kısıtlamalarıkaldırılmalıdır.c. Yardımcı doçentlerin yükseltilme ve atanmasındaizlenecek genel yol, mevcut uygulamadadoçentlikte izlenen yola benzer halegetirilmelidir. Yükseltilme ve atanma ayrıprosedürler olarak icra edilmelidir.d. Yardımcı Doçentlerin 1.derece kadroyakadar çıkmalarına ilişkin düzenleme, YüksekÖğretim Personel Kanununda yapılmalıdır.e. Ek Gösterge Cetvelindeki katsayılar, yardımcıdoçentlerin mağduriyetini giderecekşekilde düzeltilmeli ve yardımcı doçentlerede makam tazminatı verilmelidirf. Disiplin suçu işlemediği halde sözleşmesiyenilenmeyenlerle, 12 yıl kısıtlamasındandolayı işine son verilenlerin, üniversiteye geridönmeleri sağlanmalıdır.B. Akademik yükseltilmelerde liyakat önemlidir.Akademik hayata başlarken ve daha sonra öğretimelemanlarını siyasi ve ideolojik yaklaşımladeğerlendirmek, üniversitelerin kalitesini veçağdaş anlamda topluma önderlik etme özellikleriniortadan kaldırmaktadır.Öğretim üyeliği mesleğinin tabii kaynağı olan araştırmagörevlisi kadroları sözleşmeli olmaktan çıkarılmalıdır.Her yıl görev uzatma derdi taşıyan, kadrosürekliliği ve teminatı bulunmayan, istikbal endişesiiçindeki öğretim elemanlarının akademik kişilik geliştirmelerimümkün değildir.. Araştırma görevlilerinin,üniversitede çalışan memurlar ve hizmetlilerkadar kadro teminatı yoktur. Araştırma görevlisikadroları daimi statüde olmalıdır. Böylece istikbalinöğretim üyelerine, her yıl gelecek endişesi içindeyaşamadan akademik kişiliklerini geliştirme imkanıtanınmalıdır.15) Yükseköğretimle ilgili yapılacak yasal düzenlemelersivil toplum kuruluşları ve meslek odaları ilebirlikte yapılmalı, onların görüş ve temsil imkanlarındanyararlanılmalıdır. Gerekirse yurt dışında bulunanüniversite yapılanması ile alakalı uzmanlar dabu komisyonda görev yapmalıdırlar.SONUÇSonuç olarak duvarlarında “Egemenlik KayıtsızŞartsız Milletindir” yazılı T.B.M.M.’nin 12 Eylül 2010Referandumu ile ortaya çıkan sonuca bağlı olarakTürk Milleti’nden aldığı yetkiyi kullanarak Üniversiteve Yükseköğretim Kurumları’ndaki sorunların çözümüiçin “YÖK Sistemi” ni kaldırarak, Yükseköğretimkurumları ve MEB arasında koordinasyonusağlayacak “Merkezi Bir Kurul” oluşturmaya dayalıbir model ile gerekli değişikliği yapmasının yararlıolacağı görülmüştür.60 M‹MAR VE MÜHEND‹S


DOSYA: ÜN‹VERS‹TELERMAKALEMEDRESELER-ÜNİVERSİTELER YA DAEĞİTİM VE ÖĞRETİM SERÜVENİMİZİSLAM TARİHİNE VE OSMANLI’YA BAKTIĞIMIZDA EĞİTİME BÜYÜK BİR ÖNEMVERİLDİĞİNİ GÖRMEKTEYİZ. BUNUN NETİCESİNDE DE BÜYÜK İLİM ADAMLARIYETİŞTİRİLDİ, BÜYÜK KEŞİFLER, İCATLAR YAPILDI. FAKAT DAHA SONRAMOĞOL İSTİLASI, HAÇLI SEFERLERİ GİBİ ETKENLER BU IŞIĞI SÖNDÜRDÜ.BUGÜN HALA HEM İSLAM DÜNYASI HEM TÜRKİYE EĞİTİMDE YENİ BİR ATILIMYAPMAK İÇİN UĞRAŞ VERMEKTEDİR.Dr. Hüseyin ArslanGücünü bilgiden alan, fert, topluluk, cemiyet,kurum, kuruluş, hükümet, devlet ve insanlıkbu güçle bu kudretle ömrüne ömür katar.Gönlü, gözü, basireti, aklı, fikri, beyni, ruhu, bedenive hülasa bütün varlığı ile ışıldayan nesillerin varlığıbilgi enerjisi ile bilgelik kudreti ile dolmasına ve donanmasınabağlıdır.Bunun yolu, yöntemi, yordamı ise bilgi edinmektengeçer. Bilgi edinmenin pek çok yolu vardır. Ama bütünyolların başlangıcı okumaktan geçer…Tarih boyunca insanoğlu bu bilgi ışığının aydınlığındayol almıştır. Bilgiden güç aldığı sürece aydınlık,parlak, güzel, altın yıllar ve çağlar yaşamıştır. Bugünbütün boyutları ile içimize sinmezse de bilim veteknolojide, sanat ve felsefede, iletişim ve ulaşımdavarılan nokta elde edilen imkânlar bilginin ışığı, bilginingücü ve hayatımıza kattığı imkanlardır.Bilgiden uzaklaştıkça fert ve cemiyet olarak cehalete,sefalete, kargaşaya, kavgaya, vahşete, düşmanlığave nefrete yaklaşılmış olunur.Bilgiden uzaklaşmanın sonucu olarak varılan buaşamaların insana ve insanlığa getirdiği felaketler,belalar, sorunlar, sıkıntılar, yıkımlar ve yok olmalarıntarihi vardır. Bunların bini bir para değerinde veinsanlığın hafızası olan tarihin sayfalarında kirlimanzaralarla yerini almıştır.Hala insanlık bu bilgisizliğin ürünü olan cehalet, sefalet,şekavet, kargaşa, kavga, vahşet, düşmanlık venefretten dolayı ıstırap çekmektedir. Bu ıstıraptankurtulmak için bilgiye sığınmaktadır. Tek sığınağıbilgi aydınlığıdır.İşte bu şuur ile insanlık, yaşayageldiği yeryüzününçeşitli mekânlarında bilgiyi ve bunun gelişmiş boyutlarınıinsan nesline öğretmeye gayret etmiş bununiçin eğitim ve öğretim kurumları tesis etmiştir.Bu kurumlar ve müesseselerin yetiştirdiği bilgili insanlar,bilge insanlar, düşünürler, filozoflar, hikmetve marifet sahibi kimseler eliyle bilgi, marifet, ilimve sanat, yönetim ve felsefeler, düşünceler ve estetikanlayışlar gelişmiş, insanoğlunun evrenden tutundünyaya ve olaylara bakış açısı, algısı, yorumlamasıve eşyanın özüne vakıf olma yeteneği gelişmiş…Bu sayede insan oluş basamaklarında yükselmiştir…Antik Grek, Mısır, Mezopotamya, Roma, Bizans, Çin,Hind, İslam öncesi Türk devirleri, İslam Medeniyetindeİslam’ın Medine Dönemi, sonraki dönemlerde,Abbasiler, Selçuklular, Anadolu Selçukluları ve diğerOrtaçağ İslam devletlerinde ve nihayette Medeniyetimizinson kalesi ve son akıncısı Osmanlı’dafarklı boyutları ve fonksiyonlarıyla eğitim ve öğretimkurumları var olagelmişlerdir.Hz. Peygamber döneminde eğitim ve öğretim alanlarıhayatın bütünü olmakla birlikte bunun için özelalan; Mescid-i Nebi içerisinde ve sofasında yine Hz.Peygamberden ders alan sahabenin oluşturduğuders halkalarıydı. Burada ders alan ashaba; ashabısuffe denirdi. Sonraki dönemlerde de ilim halkalarıoluşmaya ve gelişmeye devam etmiştir. Buradakısaca değinmek gerekirse yukarıda saydığımız devirve devletlerde özellikle Abbasilerde bilgiye, ilmeçok ileri derecede ve düzeyde önem verildiğinden,halifeler, ileri gelen devlet adamları, imkân sahibiolan hayır sahipleri vasıtasıyla vakıf kurumları sayesindesınıf, statü, cinsiyet, ırk, din ve dil farkı, yaşfarkı gözetilmeksizin ilme ve bilgiye susayan herkesekapıları ardına kadar açık olan ilim ve marifetocakları olan medreseler kurulmuştur.62 M‹MAR VE MÜHEND‹S


Üstte: Çifte Minareli Medrese, ErzurumAltta: Bosna Hersek’te Osmanlı’dan kalanbir medreseÖzellikle 9 -13. asırlarda bu ilim merkezlerinin sayısıve ünü artıyordu. Bu bilgi yuvalarının yetiştirdiğidehaların ve sonrasında asırlara yol ve yön gösterecekolan şahsiyetlerin sayısı gün geçtikçe çoğalıyordu.Öyle ki 21.yüzyıl insanı bu altın çağların üzerindekiörtüleri aralayıp da o devirlerin altın ışıltısıylakarşı karşıya kaldığında bugün bile ufkunu aydınlatanşuaların o asırlardan süzegeldiğinin farkına varabiliyor.Bir Bağdat, Basra, Halep, Şam, Isfahan, Rey, Merağa,Buhara, Hind, Sind, Kahire, Merakeş, Diyarbekir,Mardin, Cezire t’ü-İbn Ömer (Cizre- Şırnak), Siirt-Tillo, Konya, Bursa, İstanbul, Edirne ve daha nicemekânların ağzına kadar ilim öğrencisi ve öğreticisiile dolu eğitim mekânları sayılmakla bitmez.Türkistan’dan İspanya’ya yayılan bir coğrafyada enineboyuna genişliği ile Afrika’dan Asya steplerine veAvrupa ortalarına kadar bu medreselerin yetiştirdiğişahsiyetler, bu mekânlara adım atmadan önce deyimyerindeyse adsız, namsız kimselerdi. Buralaraadım atmakla birlikte “Artık adsız insanlardan ünlübilginler, düşünürler, edebiyatçılar, filozoflar, matematikçiler,astronomibilginleri, muhaddisler, müfessirler,kelamcılar, şairler, fizikçiler, optikçiler,kimyacılar, tabipler, eczacılar, zoologlar, tarım bilimcileri,iklim bilimcileri, mimarlık ve mühendislikdehaları, sanat ve estetik abideleri meydana geliyordu….Farabi, ibn Sina, Biruni, Tusi, Ömer Hayam, İbn Nefis,Gazzali,Zemahşeri, Sibeveyh, Razi, FahreddinRazi, Ebu Zeyd Belhi, Suhreverdi, Molla Cami, ŞeyhAtar Nişaburi, Hakim Sinâi, Nasır Hüsrev, Serahsi,Taberi, Cüveyni, Firuzabadi, G.Cemşid Kaşani, CelaleddinDevvani, Suyuti, Şirazlı Molla Sadra, İci, Taftazani,Habib Horasani, ünlü mekanik mühendisi DiyarbekirliŞemseddin b. Cezeri, el-‘İzz b. Abdüsselam,Mevlana, Ali Kuşçu, Molla Gürani, Akşemseddin,Katip Çelebi, Piri Reis, Takiyüddin er-Râsıd, Davud-ıKayseri, Davud-ı Antaki… ve daha nice ilimadamı... Elinde ve gönlünde, zihninde ve aklındakendinden sonraki nesilleri ve asırları ışıl ışıl aydınlatacakeserleriyle, fikir ve düşünceleriyle, yaptıklarıile yolumuzu, insanlığın, insanımızın ufkunu aydınlattılar.Bu kurumlar, aydınlığa düşman, ışığa gözlerini vegönüllerini kapamış güçlerce dönem dönem yerlebir edildiler. Tarumar edildiler. Yakıldılar, yıkıldılar…İlk tahribatı, ilk yangınları, ilk yıkımları Moğollar yaşattılar.Bu dönemde sayısız ilim adamı ve sonsuzsayıda keşif, yenilik, icat, fikir ve düşünce içeren kitaplar,eserler yakılıp yok edildiler.Bilgi, bilinç, ilim, marifet ve gerçeğe giden bütün su- ses - ışık - madde - ruh ve güven yollarının hamillerive hâmileri kılıç darbelerine, ok ve mızrak atışlarınayem oldular. Kutlu göğüsleri pare pare oldu,bereketli varlıkları hayat sahnesinden kaldırılmaklabirlikte ebediyyen tarih sahnesini aydınlattılar…Ardından Haçlılar geldiler… Ne Kudüs’e üç dininkutsal mekânı dediler, ne Şam’a, Ne Bağdat’a saygıduydular. Ne İskenderiye’ye ne Kahire’ye ne Akka’yane Beyrut’a acıdılar… İnsaflıları güzelim kitaplarıkapış kapış Roma’ya Paris’e, Londraya kaçırdılar…Kitap bu öyle yerinde durduğu gibi durmuyor. Gittiğiyerde, kaçırıldığı yerde, kaçıranının zihnini çeldi, aklınıdönüştürdü ve işte orada on beşinci ve on altıncıasırda yapadurdukları sonucu Avrupa ışıdı, yenidendirildi, Rönesansı yaşadı… Kiliseyi sorguya çekti,rest çekti… Galile Galileo çıktı, Descartes çıktı… VeHz. Peygamberdöneminde eğitim veöğretim alanlarıhayatın bütünüolmakla birlikte bununiçin özel alan;Mescid-i Nebiiçerisinde vesofasında yineHz. Peygamber’denders alan sahabeninoluşturduğu ders halkalarıydı.EYLÜL-EK‹M 2010 63


DOSYA: ÜN‹VERS‹TELERÜstte: Fatih MedresesiSolda: Ali Paşa Medresesi,Osmangazi, BursaHz. Peygamberdöneminde eğitimve öğretim alanlarıhayatın bütünüolmakla birliktebunun için özel alan;Mescid-i Nebiiçerisinde vesofasında yineHz. Peygamber’denders alan sahabeninoluşturduğu dershalkalarıydı.Avrupa, Frenk, Batı; cehalet bataklığından ışığadoğru koşmaya başladı… Ayrı bir hikâye bu, malum…Daha sonra yirminci yüzyılın başında, yine haçlı zihniyetiylebu kez Avrupa, bu kez Batı… İngiliziyle, Rusuyla,Fransızıyla, İtalyanıyla, varlığını borçlu olduğuİslâm’ın son akıncısına, son kalesine… Osmanlı’yasaldırmaya başladı….Bu medreselerin en meşhurlarından birisi de, BüyükSelçuklu Devleti Veziri Nizamülmülk’ün 1068’deBağdat’taki Nizâmiye Medresesi’ydi. O, Bağdat,Belh, Nişabur, Herat, İsfehan, Basra ve Musul gibiçeşitli şehirlerde, kendi ünvanı ile anılan NizâmiyeMedreselerini kurdurdu.Osmanlılar, Selçuklu Türklerinden ve Anadolu beyliklerindendevraldıkları medreseleri Anadolu’daprogram, yapı ve işleyiş yönünden geliştirdiler veSelçukluların Kayseri, Sivas ve Konya gibi illerdekurdukları medreselerin yanında imparatorluğakattıkları yörelerde yeni medreseler açtılar.Osmanlı yükseköğretiminin kökleri Sultan Fatih (II.Mehmet)’in 1453’de İstanbul’u fethinden sonra İstanbul’dakurduğu “ Fatih Medresesi” ne uzanır. Fatih’inkurduğu Sahn-i Seman (sekiz salonda sekizayrı bilim dalında eğitim görülürdü) 8 yüksek düzeydekimedresenin her birinin 19 odası vardı. Medreselerinyönetim, müfredat ve akademik yapısını yenidendüzenleyen, akademisyenlerin seçim ve atanmasıile maaşların belirlenmesine ilişkin işlemleriusul ve esaslara bağlayan ve Fatih Kanunnamesi ilkyasa ve kurallar bütününü yürürlüğe koyan FatihSultan Mehmet’tir. Bu ferman Türk tarihinde ilk“yükseköğretim mevzuatı”nı oluşturur.Kanuni Sultan Süleyman; ordunun doktor, operatörve mühendis ihtiyacını karşılamak üzere SüleymaniyeCaminin yanı başında bir Tıp Medresesi ve Darüşşifa,matematik ilimlerinin öğretimi için dört medreseve bir Dar ü’l-hadis yaptırdı.16 yy’dan itibaren medrese teşkilatında bir gerilemegörülmektedir. Medreselerin çöküşünü durdurmakiçin 1867’de bir kurul oluşturulur. Müderrislerdenoluşan bu kurul, medreselerin Fatih dönemindekiniteliğine dönüştürülmesi için önerilerde bulundu.Ama bu önerilerin uygulandığına dair bir belirti görülmedi.Geleneksel medrese eğitiminden “ilk kopuş” Osmanlıdonanmasının Ege kıyısında Çeşme’de Rusdonanmasınca yok edilmesinin ardından Sultan III.Mustafa tarafından 1773’te İstanbul’da “Mühendishane-iBerri-i Hümayun”un (Kara Mühendislik Okulu)kurulmasıyla gerçekleşti (İstanbul Teknik Üniversitesine(1944)dönüştürüldü). Bu yükseköğretimkurumlarında çok önemli bir değişimin başlangıcıdır.Bu değişim, yükseköğretimde var olan medreselerinyerine Batıdan yükseköğretim kurumlarının“olduğu gibi” alınmasıdır.III. Selim’in 1795’deki fermanı, öğretim elemanlarınınatanmaları için tam zamanlı çalışma, akademikilerlemelerde yayın ve sınav gereklerini de içine alanusul ve esasları ayrıntılı olarak belirtiyordu. III. Selim’inKanunnamesi, Fatih Sultan Mehmet ve KanuniSultan Süleyman’ın kanunnamelerinden sonra,Türkiye yükseköğretim mevzuatındaki ikinci önemliolaydır. İhtiyaçları artık karşılayamayan medreselerinyerine Batıdan olduğu gibi alınan yükseköğretimkurumlarının açılmasına 19 - 20. yüzyıl başlarındadevam edilir.Batılı anlamda bir üniversite olarak“Darülfünun”kurulması 1846’da kararlaştırılır ama 1863’de açılır.1900 yılında II. Abdülhamit kendi adına bir üniversi-64 M‹MAR VE MÜHEND‹S


Yeşil Medrese,Bursate açar (Darülfünun-i Şahâne). 1912’de 20 Alman profesör Darülfunun’akatılır. Osmanlı 18. ve 19. yüzyıllarda birçok konudaolduğu gibi, yükseköğretim kurumlarında da “ikili bir yapıyı”Cumhuriyet'e kadar sürdürmüştür.Cumhuriyet döneminde diğer alanlarda olduğu gibi üniversitelerdede “modernleşme” gerçekleştirilir. Cumhuriyetin ilanındanhemen sonra medreseler ve diğer din okulları 1924’de çıkarılan430 sayılı “Tevhid-i Tedrisat Kanunu” ile kapatılır.1933'teki İstanbul Darülfünu’nu reformu bilim ve kültür alanınaetkisi sürekli olacak reformlardan biridir. TBMM 1933’de Darülfünun’unyerini almak üzere 18 Kasım 1933’de açılan İstanbulÜniversitesi’ni 2263 sayılı yasayla onaylar.BÖLGE ÜN‹VERS‹TELER‹N‹N KURULMASINitelikli insan gücü ihtiyacını karşılamanın yanı sıra bulunduklarıbölgeleri kalkındırması amacıyla “bölgesel üniversiteler” kurulmasıdüşüncesi 1950’li yıllarda ağırlık kazanır. Bunlar; 19.yüzyılın ikinci yarısında kurulan, Amerika Birleşik Devletleri’ndeki“Land-Grant” tipi üniversitelerdir. Bunlar, bölgelerinin tarımsalve ekonomik yapısı, sosyal refahı ve sağlık gibi temel sorunlarınıele alarak çözümlemişler; böylece yöre kalkınmasına, dolayısıylaülke kalkınmasına önemli katkılarda bulunmuşlardır.Türkiye’de kurulan “bölge üniversiteleri” şunlardır:1955 yılında İzmir’de “Ege Üniversitesi”, 1955 yılında “KaradenizTeknik Üniversitesi”, 31 Mayıs 1957 yılında Erzurum’da kurulan“Atatürk Üniversitesi”, 1973 yılında Diyarbakır’da “Dicle Üniversitesi”,Adana’da “Çukurova Üniversitesi”, Eskişehir’de “AnadoluÜniversitesi”, 1975 yılında Elazığ’da “Fırat Üniversitesi”, Samsun’da“Ondokuz Mayıs Üniversitesi”, Bursa’da “Uludağ Üniversitesi”,Konya’da “Selçuk Üniversitesi” kurulur.BELL‹ ‹fiLEV‹ YER‹NE GET‹RMEKÜZERE ÜN‹VERS‹TELER‹N KURULMASIBelli işlevleri yerine getirmek üzere özellikle anakent şehirlerdeüniversiteler açılır:1956 yılında Orta Doğu’nun kaynaklarını geliştirmek ve ekonomiksorunlarına çözüm getirmek, uluslararası yarar sağlayacakuygulamalı araştırmalar yapmak, İngiliz dilinde ileri düzeyde öğretimvermek amacıyla Ankara’da “Orta Doğu Teknik Üniversitesi(ODTÜ)” kurulur. 1967 yılında teknik bilgileri yanında, genişkültürlü, pratiğe ağırlık veren, sosyal sorunları bilen doktorlaryetiştirecek eğitimi vermek amacıyla Ankara’da “Hacettepe Üniversitesi”kurulur.ÖZEL ÜN‹VERS‹TELER‹N KURULMASIİlk özel üniversite olan “Bilkent” 1984’de kurulmuştur. 1992 yılındaBilkent Üniversitesi ile birlikte Koç Üniversitesi ve Kadir HasÜniversitesi kurulur. Vakıf üniversiteleri olarak da bilinen özelüniversitelerin sayısı bugün 53’e ulaşmışken devlet üniversitelerininsayısı ise 100’ü bulmuştur.Bu geniş, yaygın, evrensel, çok çeşitlilik arz eden eğitim ve öğretimtarihimizden geleceğe ilişkin şu dersleri çıkarmak mümkündür:- Üniversitede eğitim ve öğretim konusu olan alanlarda donuklaşmayakarşı önlem alınması gerekir.- Öğretim üyelerinin kendi bilim alanlarında kendilerini yenilemeleri,dünyadaki gelişmeleri izleyebilmeleri yönünde imkânlarınve zamanın sağlanması gerekir.- Öğrenci –öğretim üyesi ilişkilerinde ve bilginin aktarılmasındaözgürlük ortamından medeni ve uyumlu insanlar olarak yararlanmasıve bu sayede bilimin ve insanın gelişmesine imkan vermekgerekir.- Dünya çapında eğitim ve öğretimin yanı sıra bilimsel gelişmelerinizlenmesi ve yararlanılması gerekir.- Üniversitelerin yanı sıra araştırma ve geliştirme merkezlerininözel ve kamu kesimi tarafından uluslar arası düzeyde rekabetedebilir nitelikte desteklenmesi ve sahiplenilmesi ülkemizin,medeniyetimizin ve insanımızın geleceği için hayati öneme sahiptir.EYLÜL-EK‹M 2010 65


KENTVEYAfiAMGEÇMİŞTENGÜNÜMÜZEMİMARLIK EĞİTİMİÜLKE OLARAK GEÇMİŞİMİZDE DÜNYA ÇAPINDA ESERLERVEREN MİMARLAR YETİŞTİRDİK. BUNLARIN BAŞINDA DAMİMAR SİNAN GELMEKTEDİR. YENİDEN DÜNYA ÇAPINDAMİMARLAR, MİMAR SİNANLAR YETİŞTİRMEK İSTİYORSAKONLARLA ÖVÜNMEK YERİNE MİMARLIK EĞİTİMİNE ÖNEMVERMELİYİZ.YAVUZ SARI / Mimar“‹NSANIN zaruri ihtiyaçları içindeen evvel lazım olan, mekan vemeskendir. Mekanın en güzeli, nebatat veağaçlara müştemil olan yerlerdir; ve enlatifi, nebatları arasında suların mecrasıolan bahçelerdir; en kamil kısmı, ağaçlarınınarasından akan nehirlerinin çokluklabulunmasıdır” işaretiyle Kuran’ı Kerim insanınmesken ihtiyacının gerekliliğini vemeskenin sahip olması gereken niteliklerien güzel şekliyle belirtiyor. Bu niteliklerasırlar öncesinde böylesine güzel işaretedilmişken, günümüzde hâlâ bu seviyeninve kalitenin yakalanamadığını müşahedeetmekteyiz.Mimarlık tarihine baktığımızda, yapı inşafaaliyetlerinin, öncelikle kişilerinin barınmaihtiyaçlarını karşılayacak yapıları üretmesiile başladığını görüyoruz. Mekan vemesken gereksiniminin, kişilerin kendiyapılarının mimarı olması şeklinde karşılıkbulduğuna tanık oluyoruz. Bu üretimşekli, nesilden nesile aktarılan bilgi ve deneyimlerlezaman içersinde gelişim gösteriyor.İlkel veya göçebe toplumlarda bireyseldüzeyde gerçekleştirilen yapılaşmafaaliyetleri, toplum yapısı geliştikçe ve yerleşikhayata geçildikçe daha sistemli birhale geliyor. Göçebe toplumlardaki çadırve ilkel toplumlardaki basit malzemelerdenüretilen barakalar, yerleşik ve gelişmiştoplumlarda ahşap, taş gibi daha dayanıklımalzemelerden yapılan konut vekamu yapıları olarak gelişim gösteriyor.Uygarlık düzeyi arttıkça da yapıların estetikve fonksiyon yönlerinin de geliştiğinigörüyoruz. Bu gelişim ise beraberinde dahakomplike bir yapı üretim sürecini getiriyor.Bu noktada tarihteki belli başlı uygarlıklardanasıl bir üretim süreci olduğuna birgöz atalım:Mezopotamya, eski Mısır ve Çin gibi büyükuygarlıklarda anıtsal yapılar kraliyetinbünyesindeki ustalar tarafından yapılıpmesleki olarak diğer kişilere aktarılıyor.Bu medeniyetlerde mesleki anlamda sistematikbir eğitim sistemi bulunmuyor.Toplum daha çok dini eğitimi özgün bir şekildedin adamlarından alıyor. Eski Yunan’dave Roma’da eğitim biraz daha sistematikolmasına karşın, meslekler ustalarınyanında çıraklık mantığında yetişenkişilerce yapılıyor. İslam dünyasında iseAbbasi döneminde dini ilimlerin yanı sırateknik anlamda mimarlık, bakırcılık, do-66 M‹MAR VE MÜHEND‹S


kumacılığa yönelik üniversite eğitimiylekarşılaşıyoruz. Osmanlı İmparatorluğunabaktığımızda ise, özellikle Fatih SultanMehmet dönemi ve sonrasında, gayet sağlamve sistematik bir mimari eğitim metodugörüyoruz. Şöyle ki…Osmanlı İmparatorluğu döneminde inşaedilen yapılar yönetimin gücünü ortaya koyacakönemli unsurlardı. Bu tür ihtişamlıyapıların inşa edilebilmesi için yetenekli vebilgili mimarların yetişmesi gerekiyordu.Bu nedenle mimarın eğitimi ayrı bir önemtaşımaktaydı. Mimarlık eyleminin düzenlibir şekilde yürütülebilmesi için, Şehreminliğinebağlı Hassa Mimarlar Ocağı kuruldu.Bu ocağa bağlı olarak imparatorluğun çeşitlişehirlerinde baş mimar durumundaolan şehir veya eyalet mimarları vardı.Hassa Mimarlar Ocağının ve Şehir Mimarları’nıngörevi, saray çevresinin yapılarınıinşa etmek ve halkın konut ihtiyacını karşılayaninşaat esnafını kontrol etmekti. İnşaatesnafının görevi ise; yönetimin dışındakihalk tabakasının gereksinimi olan konutlarınyapımında çalışmaktı. Mimar statüsündeolmadıklarından konut yapabilmeleriiçin mimarlardan ruhsat alması gerekmekteydi.Ruhsat verilen inşaat esnafı, sürekliolarak şehir mimarı tarafından denetleniyordu.Hassa Mimarlar Ocağının çeşitli görevlerivardı. Bunları şu şekilde sıralayabiliriz:1- Devletin yaptıracağı tüm inşaat planlarını,onarımlarını yapmak, keşif bedellerinihesaplamak ve inşaatların uygulamasınıyürütmek,2- Vakıflara ait yapıların inşaat ve onarımlarınıyapmak,3- Azınlıkların dini yapılarının onarım keşifleriniyapmak,4- Başkent İstanbul’un devlet inşaatlarınıve şehircilik eylemlerini yürütmek,5- Ordu sefere çıktığında inşaat onarımlarınıve benzeri hizmetleri yürütmek,6- Yapı ustalarını ve işçilerin ücretlerinisaptamak,7- Yapı malzemesi kalitelerini ve fiyatlarınısaptamaktır.Görevlerinden de anlaşıldığı gibi bu teşkilatve teşkilata bağlı olan mimarlar, yönetimeait yapıları yaptığı gibi, ülke sınırları içindekidiğer yapım faaliyetlerini de denetlemektedir.Hassa Mimarlar Ocağını oluşturan anaöğeleri de şu şekilde sıralayabiliriz.1- Hassa Mimarları Kethudası2- Kalem Katibi3- Mimarlar4- Minareciler5- MermercilerEYLÜL-EK‹M 2010 67


KENTVEYAfiAM68 M‹MAR VE MÜHEND‹SOsmanlının mimarisistematiğinde uygulamaylateorik bilgi mezc edilmiştir.Bu da mimarların kademelibir şekilde gelişimlerinisağladığı gibi, baş mimarolmaları halinde her türlüdonanıma sahipyapmaktadır. Öyle ki böylesibir kişi hem mimar hemmühendis sıfatına liyakatkazanmaktadır.6- Taşçılar7- Sıvacılar8- Neccarlar9- NakkaşlarHassa Mimarlar Ocağı başında bulunanHassa Baş mimarı, diğer mimarlarla birlikteyapı eylemini sürdürüyordu. HassaBaş mimarlığına getirilen mimarların tümüdevşirme olarak Acemi Oğlanlar Ocağınasokulup burada yetiştirilmişti. KlasikOsmanlı teşkilatında mimarlık doğrudanaskeri bir görevdi. Mimar asker ocağındayetişirdi ve Hassa Mimarlar Ocağının KomutanıHassa Baş mimarıydı.İnşaat esnafı, halkın evlerinin yapımındaçalıştıkları gibi, gerektiğinde yönetiminyaptırdığı yapılarda da çalışırlardı. Çoğuzaman, Anadolu’da halk kendi kendineevini kendisi yapıyordu. Halkın içinden yetişenyapı ustaları, işini sattığı toplumunsınıfına göre statü sahibi oluyorlardı. Saraymimarlarının dışında kalan bu sınıfınyapı sanatı ile ilgili ustalarının yetişme düzeni,tümüyle usta-çırak ilişkisine dayanıyordu.Saray mimarlarını bunlardan ayıranen önemli nokta ise hendeseyi bilmeleriydi.Hassa Mimarları ve Şehir Mimarlarınınilm-i hendesede ve sanat-ı mimariyedekamil kimseler olması gerekiyordu. Buyüzden hendese konusunda eğitilmelerigerekiyordu. Ancak bu eğitim sadece teorikolarak kalmıyordu. Temelde pratiğinyaşanılmasıyla kazanılıyordu. Eğitim devşirmeolarak Acemi Oğlanlar Okuluna girilmesiylebaşlıyordu. Burada uygulamalısanatlardan birisine giriliyordu. Mimar Sinan’ınneccarlığı, Sedefkar MehmetAğa’nın ise sedefkarlığı seçtiğini biliyoruz.Ancak bu branşlara girmeden önce öğrenci,bir yetenek sınavına tabi tutulmaktaydı.Eğer başarılı olunursa kabul ediliyordu.Mimarların yetiştirilmesinde, geometri ileilgili geniş bilgi veren kitabın adı Eşkalü-tTesis’ti. Şemsettin Muhammed b.Eşref elHüseyni es-Semerkandi tarafından yazılmışolan bu kitabın, mimaride veya yapılardakullanılan geometrik şekilleri ifadeettiği düşünülmektedir. Osmanlı medreselerinin,Hasıye-i Tecrid medreseleri adıverilen ilk kısmında hisap ve eşkali tesisdenilen hendese ile kozmografya okutuluyordu.Saraydaki Acemi Oğlanlar Okulu’nda özelolarak öğrenci kabul eden mimarlık bölümübulunmuyordu. Mimarlık pratik eğitimlekazanılan bir sanattı. Ayrıca orduylabirlikte savaşa giden mimarların, sefer sırasındamimarlık açısından büyük tecrübeleriolmuştu. İnşaat Esnafının eğitimiise tamamen pratiğe dayalı usta-çırak ilişkisiyledoğrudan sağlanmaktaydı. İnşaatesnafı kendi alanlarında bir örgütlenmeyesahipti. Her esnaf grubunun bir halifesivardı. Hiyerarşik bir yönetime sahip olanesnaf gruplarında eleman yetiştirmek içinşu şekilde bir yöntem uygulanmaktaydı:Bir mesleğe girmek isteyen çocuğun bağlıolduğu şartlar değişmez bir kesinlik taşırdı.İlk iş aday için tahkikat açılmasıydı.Şayet çocuk; süt soyu temiz, kefili sağlamise bir ustanın yanına çırak edilirdi. Bununlaberaber çırak olarak esnaf grubunagiren çocuk ustasından yalnız mesleğinininceliklerini ve sırlarını öğrenmekle kalmaz,aynı zamanda bir manevi otoritetemsilcisi olan esnaf grubunun terbiyesinede dahil olarak edep-erkan ve muameleöğrenirdi. Bu suretle de görenek-gele-


Bauhaus mimaride olduğukadar endüstriyel tasarım veşehir planlama gibikonularda da yeniliklergetirmiş, yeni bir mimariakım yaratarak, sanatın tümdallarını etkilemişti.nek icaplarını talim ederek ahlak nizamlarınıgeliştirir ve cemiyette hakim olan şifaikültürün talim ettiği kıymetleri, nazari veameli safhalarıyla görüp geçirerek mesleğininen mükemmel tipini meydana getirirdi.“Meslek mukaddestir, mesleğe ihanet,halifeye ve Allah’a ihanet demektir.”Senelerce çırak olarak çalışan çocuk, ustanınsanatı ve ahlakı ile pişer, ustanıntakdiriyle kalfalık rütbesine yükselmekiçin tebligat yapılırdı. Daha sonra ustalıksıfatını kazanmak için esnaf grubu içindemüzakere edilirdi. “Esnaf sınıfı içinde de,her ne kadar yönetime bağlı olmasa dageleneksel hiyerarşik bir sistem kurulmuştu.Meslek için çocuklar ustalarıylabirebir ilişkide pratik bir sistemle yetiştiriliyordu.Görüldüğü üzere Osmanlının mimari sistematiğindeuygulamayla teorik bilgi mezcedilmiştir. Bu da mimarların kademeli birşekilde gelişimlerini sağladığı gibi, başmimar olmaları halinde her türlü donanımasahip yapmaktadır. Öyle ki böylesi birkişi hem mimar hem mühendis sıfatına liyakatkazanmaktadır.Osmanlıdaki teorikle pratiği birleştiren bumimari eğitim sisteminin bir benzerini20.yüzyıl Avrupası’ndaki Bauhaus ekolündegörmekteyiz.Bauhaus; 20. yüzyılda mimari, tasarım,sanat alanlarında yeni akımlar oluşturmuşbir okuldur. Kurulduğu zaman dünyanınen seçkin ve çağdaş mimarlarını,sanatçılarını, biraraya getirerek, yalnızcabir eğitim kurumu oluşturmamış, aynı zamandabir üretim merkezi ve tüm bunlarınkonuşulup tartışıldığı bir yer haline gelmiştir.Bauhaus Walter Gropius tarafından1919 yılında kurulmuş ve 3 farklı şehirdefaaliyet göstermiştir. Bauhaus'a Gropius’tansonra sırasıyla Hannes Meyer veMies Van der Rohe başkanlık etmiştir.Bauhaus'un kuruluşundaki ilk hedef kombinebir mimarlık okulu, zanaat okulu vegüzel sanatlar akademisi yaratmaktı. Dahafonksiyonel, ucuz ve kalıcı ürünlerinüretildiği bir stil. Böylece Gropius sanat vezanaatı birleştirerek, fonksiyonel ve sanatsalürünler yaratmak istiyordu.Bauhaus'un en temelinde sanatsal ve uygulamalıöğretim yatıyordu. Her öğrencikendi seçtiği çalışma atölyesine katılıp bitirdiktensonra, mecburi hazırlık kursunutamamlamak zorundaydı. Böylelikle temelzanaat bilgisi, tasarım parametreleri veuygulama bir araya getirilmişti. Bauhausagiren çoğu öğrenci bir dizi eğitim kursunutamamlamış oluyordu. Böylelikle de Bauhauslisansüstü fakülte haline gelmişoluyordu. Bauhaus mimaride olduğu kadarendüstriyel tasarım ve şehir planlamagibi konularda da yenilikler getirmiş, yenibir mimari akım yaratarak, sanatın tümdallarını etkilemişti. Makine, Bauhausçulartarafından pozitif bir eleman olarak değerlendiriliyordu.Bu sebeple endüstriürünleri tasarımına da önem veriyorlardı.Temel tasarım dersi fikri ilk burada oluşmuşve günümüzde dünyadaki çoğu mimarlıkokulu tarafından kabul görmüştür.Ayrıca Bauhausta nesnel yaklaşım benimsenmişti.Okula gelen öğrencilerin öğretmenlerini,birini ya da bir stili taklit etmeleriyerine, kendi yollarını bulmaları teşvikediliyordu.Sonuç olarak, yukarıda bahsettiğimiz bilgilerışığında, günümüz Türkiye’sinde mimarlıkeğitiminin hangi noktada olduğunabaktığımızda, bir şeylerin ciddi manadaeksik olduğunu görmekteyiz. Dört senelikteorik bir eğitim sonrasında, pratik bilgidenyoksun bir şekilde mezun olan ve mezunolduğu gün iki katlı bir konut yapısındanbir gökdelene kadar, alışveriş merkezindenhavaalanına kadar çok geniş biryelpazede tasarım yapabilme yetkisi verilenbir mimarın, nasıl bir donanımla, nekadar sağlıklı yapılar üretebileceğini ciddimanada sorgulamak gerek. Mimarlık ciddibir meslek. Eğer sadece bir Mimar Sinan’laövünmek yerine, yeni Mimar Sinan’laryetiştirmek istiyorsak, bu işin eğitiminede gerekli önemi vermeli ve bu işegerçekten emek sarfetmemiz gerekmektedir…EYLÜL-EK‹M 2010 69


GEZ‹BİR ZİRVE HİKÂYESİ:AĞRIDAĞIÜNLÜ RUS ŞAİRİ PUŞKİN AĞRI DAĞI’NINETEKLERİNE GELMİŞ VE “EFSANEVİ DAĞAVAR GÜCÜMLE BAKTIM” DEMİŞ. AĞRI’NINHAŞMETİNİ, GÜZELLİĞİNİ KAVRAMAK İÇİNELBETTE “VAR GÜCÜNÜZLE BİR ÖZGE BAKIŞ”GEREK. BELKİ BUDA YETMEZ, O’NUN DAVETİNEUYUP ZİRVELERİNDE MİSAFİR OLMANIZ GEREKİR.YAZI VE FOTOĞRAF: OSMAN ARI70 M‹MAR VE MÜHEND‹S


2644 metre Tendürek geçidini geçer geçmez gözümminibüsün penceresinden ufukta, onun heybetli siluetiniarıyor. Yanılmıyorum, tepelerin arasından,ovanın ortasında karlı zirvesiyle işte tam karşımda bütünhaşmetiyle duruyor.Bir dağ bu kadar mı güzel, heybetli ve etkileyici olur? Uzaktan-yakından,yaz-kış, bulutlu-bulutsuz her farklı durumdasize farklı güzellikler sunar.Bu dağ Ağrı Dağı’dır.Bazen kendini bulutların ardına saklayarak nazlı bir sevgiligibi sizi peşinden koşturur, bazen de yüzündeki tülleri sıyırarakbütün güzelliğiyle sizi kendisine bağlar. Bugün şansımaAğrı’nın bütün güzelliğini seyretmek düşüyor.Ünlü Rus şairi Puşkin 1829 yılında Ağrı Dağı’nın eteklerinegelmiş ve ‘’Efsanevi dağa var gücümle baktım’’ demiş. Ağrı’nınhaşmetini, güzelliğini kavramak için elbette “var gücünüzlebir özge bakış” gerek. Belki buda yetmez, O’nun davetineuyup zirvelerinde misafir olmanız gerekir.Bir dağı güzel kılan, insanı kendine çeken hatta bağlayangüç nedir?Dağı cansız bir taş, kaya yığını olarak düşünüyorsanız yanılırsınız.Dağı severseniz, dağ bu sevginizi karşılıksız bırakmaz.Dağı sevene kendi güzelliklerini ve zenginliklerini cömertçesunar. Çünkü Hz. Peygamber Uhud Dağı’nı sevdiğini,Uhud Dağı’nın da O’nu sevdiğini buyurmuşlardır.Bir peygamber bir dağı nasıl sever ve bir dağ bir peygamberinsevgisine nasıl karşılık verir?Bir peygamber bir dağa niçin selam verir? Sanırım bu konuüzerine biraz kafa yormak gerekir...Uzun yıllardır hayalini kurduğum Ağrı dağı tırmanışını nihayetgerçekleştireceğim. Doğubayazıt’a iner inmez doğrucatırmanışı organize eden tur firmasına gidiyorum. MustafaBey eksik malzemelerimi soruyor. Şahsi malzemelerin haricindekiçadır, uyku tulumu, buz kramponu gibi malzemelerifirma temin ediyor. Tırmanış programı ile ilgili bilgi veriyor.Ardından otele gidip yerleşiyorum. İlçede olağanüstüsessizlik dikkatimi çekiyor. Bütün işyerleri kapalı ve caddelerbomboş. Yemek yiyebileceğim bir yer sorduğumda sükunetinsebebini öğreniyorum. Bugün basın açıklaması yapılmışve ardından bildik olaylar olmuş, polis müdahale etmişve protesto için kepenkler kapatılmış. Yani Doğubayazıt’tayemek yiyebileceğim bir yer yok maalesef. Mustafa Bey akşam18.00’den sonra bazı yerlerin açılabileceğini ve oradanyapacakları alışverişle otelin mutfağında akşam yemeği hazırlayacaklarınısöylüyor. Saat 20.00’de bizi otelin restoranınabuyur ediyor. Yemek esnasında da grubumuzla tanışıyoruz.Grubumuz çok renkli. Rehberimiz Zeki Doğubayazıt’tan,Amerika’lı genç bir çift, bir Norveç’li, bir Alman, birPolonya’lı, bir Fransız Doğubayazıt’tan bir kişi ve ben varım.Rehberimizle birlikte 9 kişiyiz. Sabah saat 06.00’da oteldenayrılacağız.Gece iyice dinlenmem gerekiyor.Sabah kahvaltıdan sonra planladığımız saatte eşyalarımızıminübüse yerleştirerek yürüyüşe başlayacağımız Eli Köyü’nünbiraz ilersinde 2200 m. rakımlı yere doğru yola çıkıyoruz.İçimde garip bir heyecan var.İran’a giden yoldan saptığımızda Ağrı bütün heybetiyle karşımızdaydı.Soldaki sazlık Ağrı’nın zirvesinden süzülerekakan dereciklerin oluşturduğu bir sulak alan. Doğal olarakta pek çok kuşa ev sahipliği yapıyor. Yaklaşık 45 dk. lık biryolculuktan sonra 2200 m. rakımlı yürüyüş noktamıza geliyoruz.Eşyalarımızı atlar taşıyacak ancak kumanya, su veEYLÜL-EK‹M 2010 71


GEZ‹Dağı cansız bir taş, kaya yığını olarak düşünüyorsanız yanılırsınız.Dağı severseniz, dağ bu sevginizi karşılıksız bırakmaz. Dağı sevenekendi güzelliklerini ve zenginliklerini cömertçe sunar.72 M‹MAR VE MÜHEND‹S


gerekli olabilecek malzemeleri kendi sırtçantalarımızda taşıyacağız. Biraz atlarıngelmesini bekliyoruz. Saat 07.30 civarındayürüyüşe başlıyoruz. Arazi hafif bir meyilleyükseliyor. Her taraf yemyeşil, rengarenkçiçekler etrafı süslüyor, hava mis gibi kekikkokuyor. Şırıl şırıl akan dereler, rengarenkbirbirinden alımlı çiçekler, yaylacılar,büyük ve küçükbaş hayvanlar ve tabii kikarlı zirvesiyle Ağrı.Yolda bir yaylacıya misafir oluyoruz. Bizeçay ikram ediyorlar. Doğrusu ilaç gibi geliyor.Grubumuzun en yaşlı üyesi Roland atla çıkıyor.Polonyalı Andrzej ve Norveçli Dagyaşlı olmalarına rağmen performanslarıoldukça iyi. Amerikalı Ryan ve eşi Elizabetile Fransız Anthony oldukça profesyoneller.Bana gelince; sırt çantamı gereksizeşyalarla ağırlaştırmam ilk parkurda birazzorlanmama sebep oldu. Ancak yürüyüşgüzergâhımız çok güzel insana yorgunluğunuunutturuyor. Bu arada bir hayli yükseldik.Aşağıda Doğubayazıt ovası ve İransınırı uzanıyor. Yavaş yavaş karlı bölgeyegeliyoruz.Saat 11.00 civarında 3200 m.deki kampalanımıza geldik. Bu arada ben de tahminimdendaha fazla yoruldum. Henüz 3200m.deyiz ve önümüzde 4200 ve zirve olmaküzere iki etap daha var. Buraya kadar gelipzirve yapamamayı düşünmek bile istemiyorum.Onun için bugün ve gece çok iyidinlenmem gerekiyor.Kamp yerimiz karlı bir yamacın altı, nisbetendüz bir yer. Çadırlarımızı kuruyoruz.Çadırda Doğubayazıt’tan katılan Fevzi ilebirlikte kalacağım. Fevzi gıda toptancılığıyapıyor. O da Ağrı’ya ilk defa çıkıyor. Performansıçok iyi.Kamp mutfağımız bizden önce kurulmuş.Sıcak çay ve kahvelerimizin yanında bisküvi,şekerleme, kuru kayısı ve hurma gibienerji veren ikramlar da var.Kampın suyu yukarıda eriyen kar sularındanhortumla sağlanıyor.Akşama kadar kamp alanında dinleniyorum.Akşamüstü yeni gruplar geliyor. Hemenyakınımıza Niğde’den bir tur organizasyonuve İranlı 10 kişilik bir grup kampkuruyor. İranlıların gelmesiyle sessiz olanortam bir anda gürültüye boğuluyor. Şarkısöyleyenler, çalmadan oynayanlar, seslimüzik dinleyenler, bizim rehbere laf atanlar,gırgır şamata… Sayılarından büyükgürültü yapıyorlar. Bu arada kendi siyasilerineve bizim siyasilere laf atmaktan geridurmuyorlar. Bizim gruptaki Amerikalılarlasıkı bir sohbete koyuluyorlar.Ağrı, İranlı dağcıların çok rağbet ettiği birdağ. Sanırım ulaşım kolaylığı bunda enbüyük etken.Akşam yemeği doğrusu evi aratmıyor. Sıcakçorbamız, yemek, salata, meyve herşeyimiz tamam. Kamp aşçımız Mustafa’nında hakkını teslim etmemiz gerekiyor.Grubumuz oldukça renkli. Amerikalı Ryanve Elizabeth Colarado üniversitesinde hoca32 yaşındalar ve evleneli henüz bir haftaolmuş. ‘’Balayına mı geldiniz Ağrı’ya’’diyorum, gülüyorlar. Tırmanıştan sonragüney sahiline gideceklermiş. Grubun deneyimlidağcılarından Anthony grubun engenç dağcısı. 30 yaşında sempatik birFransız. Finans uzmanı. Süphan’a tırmanmış,Ağrı’dan sonra İran’a gidecek. İran’daSabalan, Alamkuh ve İran’nın en yüksekdağı Demavend’de çıkacak.Dag, Norveçli. Grubun yaşlı dağcılarından.Roland Almanya’dan geliyor. Grubun enyaşlı dağcısı. 65 yaşında. Otelde kahvaltıdanönce sigara içerken; sigaranın sağlığazararlı olduğunu ve içeni öldürdüğünüsöylediğimde umursamaz ve kendindenemin bir edayla ‘’bana bir şey olmaz, eğerzararlı olsaydı bu yaşıma gelmezdim’’ dedi.Ancak 2200m.den sonra bizler sırtımızdaçantalarımızla yürürken Roland, at sırtındabir şövalye edasıyla 3200 m.dekikampa geldi.Andrzej Polonyalı bir dağcı. Türkiye’dekipek çok dağa çıkmış. Sanırım grubun entecrübeli üyesi. 52 yaşında ve aynı zamandafotoğrafçı.Akşam olunca herkes çadırlarına çekiliyor.Ağrı coğrafi olarak Türkiye’nin en doğusundaolduğu için namaz vakitleri İstanbul’agöre 1 saatten fazla fark ediyor. Yatsınamazını da 21.20 de kılıp ben de derinbir uykuya çekiliyorum.Sabah namazına kalktığımda önceki gününyorgunluğunu da üzerimden atmıştım.Kahvaltıdan sonra çadırlarımızı ve eşyalarımızıtoplayıp 4200m.deki kampımızadoğru yürüyüşe başlıyoruz. Bir müddetrengarenk çiçekler arasında yürüdüktensonra oldukça dik kayalık zeminden tırmanmayabaşlıyoruz. Düne göre kendimiçok daha iyi hissediyorum. Çantamızdakifazlalıkları atlara yüklediğimiz için şimdiçok daha rahatım. Yükseldikçe karlı zeminartıyor ve hava da serinliyor. Havanın serinolması rahat yürümemizi sağlıyor. Yaklaşık3,5 saatlik bir tırmanmadan sonra4200 m.deki kamp alanına geldik. Burası3200 m.deki kamp alanı gibi değil. Kayalıkbir yer. Kayaların arasında bir çadırlık alanbularak çadırımızı kuruyoruz. Sıcak içeceklerimizyine hazır. Kamp alanının yanındabüyük bir kar kütlesi var ve altındaeriyen karların suları akıyor. Suyumuzuburadan temin ediyoruz.Hava rüzgarlı ve serin. Zirve bulutlarınarasından bir görünüyor, bir kayboluyor.Yabancıların çoğunlukta olduğu kalabalıkbir grub karşı sırta kamp kuruyor. Herkesyoğun bir faaliyet içersinde; çadır kuranlar,çantalarını hazırlayanlar, karda kramponlarınıdeneyenler, temizlik yapanlar…Aslında buradan 4900m.ye çıkılıp tekrarinilerek aklimatizasyon yani yüksek irtifaya(basıncın ve oksijen seviyesinin düşmesi)vücudun hazırlanması gerekiyor, ancakbizim program hızlı olduğu için bunu yapmıyoruz.Kendimi yokluyorum, çabuk yorulmanınharicinde bir anormallik yok.DEVAM EDECEKEYLÜL-EK‹M 2010 73


TEKNOLOJ‹İSLAM MEDENİYETİNİNDÜNYAYA ARMAĞANLARI;1001İCATYAZI VE FOTOĞRAF: HASAN KURTBÖYLE İslam Medeniyeti’nin “Altın Çağını” yaşadığı7-17’nci yüzyıl arasındaki 1000 yıllıktarihi süreçte bilim ve teknolojik gelişmelerinaktarıldığı “1001 İcat” sergisi düzenlenen “Gala”ile İstanbul’a veda etti.Açık kaldığı süre içinde 130 bin kişi tarafından ziyaretedilen 1001 İcat Sergisi’ni ilk olarak sergilendiğiLondra’da da 400 bin kişi ziyaret etmişti. Gala’da,1001 İcat Sergisi’nin bir sonraki durağı olan New-York Hall of Science Müzesi Yöneticisi Dr.MargaretHoney’de hazır bulundu. Medeniyetler İttifakı TürkiyeEşgüdüm Komitesi Başkanı Prof. Dr. Bekir Karlığave Bilim, Teknoloji ve Medeniyet Vakfı (FSTC)Başkanı Prof. Dr. Salim Al-Hassani, sergiyi Dr.Honey’eNewYork’ta sergilenmek üzere teslim ettiler.74 M‹MAR VE MÜHEND‹S


18 Ağustos 2010 tarihinde BaşbakanRecep Tayyip Erdoğan tarafındantörenle açılan 1001 İcatSergisi bilim insanları tarafındanoluşturulan ve kâr amacıgütmeyen global bir eğitim vakfıolan Bilim, Teknoloji ve MedeniyetVakfı (FSTC) tarafından gerçekleştirildi.Vakıf Başkanı Prof.Dr. Salim Al-Hassani, galadayaptığı konuşmada İslam Medeniyetininbilim ve teknolojiyeyaptığı katkıyı kuşaklara aktarmakiçin serginin büyük önemtaşıdığını belirterek,“Bugüne kadar sergimize gelenlerİslam Medeniyeti’nin dünyamızane denli önemli miraslarbıraktığının farkına vardılar.Başta Cumhurbaşkanı AbdullahGül, Başbakan Recep Tayyip Erdoğanolmak üzere sergiye destekveren ve sergimize gelentüm Türk halkına teşekkür ediyorum”dedi. Prof. Dr. Salim Al-Hassani ayrıca sergiyi 35 keregezen ilkokul 5’nci sınıf öğrencisi12 yaşındaki Mesut Arslan’ada çeşitli hediyeler verdi.BÜYÜLEYEN BULUfiLARGÖZLER ÖNÜNE SER‹LD‹Lagari, İbn Firnas, İbn Sînâ, El-Cezerî, Mimar Sinan, Hezarfengibi âlimlerin tıp, astronomi,matematik, mühendislik sahalarındayürüttüğü çalışmalar neticesindegerçekleştirdikleri buluşlarınbazıları hala kullanılıyor.Cerrahi operasyonlardakullanılan neşter, dikiş ipliğiolarak kullanılan katküt, su haznelifilli saat, astronomi çalışmalarındakullanılan usturlap vedaha pek çok icadın yanı sıra,yazılan bilimsel kitaplar da katarakttedavisinden kan naklinekadar pek çok konuda günümüzdeuygulanan modern tedaviyöntemlerinin daha o zamanlardankullanılmaya başlandığıgösteriyor.EYLÜL-EK‹M 2010 75


TAR‹HTENABBASÎ DEVRİMİ, BAĞDATVE BEYTÜ’L-HİKMEEMEVÎ DEVLETİNDEN SONRA KURULAN ABBASÎ DEVLETİ İSLAM DÜNYASINDA BİRDEVRİMİN ÖNCÜLÜĞÜNÜ YAPMIŞTIR. BU ABBASİ DEVRİMİ FRANSIZ VE RUSİHTİLALLERİ GİBİ İSLAM DÜNYASINDA KESİN BİR DÖNÜM NOKTASIDIR. SADECEYÖNETİMSEL ANLAMDA DEĞİL İSLAM DÜNYASINDA BİLİM, SANAT GİBİ ALANLAR-DA DA BİR DEVRİMİN BAŞLANGICI OLMUŞTUR.YÜKSEL KANAREmevî iktidarının yıkılması ve yerini Abbasî egemenliğinin alması, bir hanedan değişikliğininçok ötesinde, gerçek anlamda bir devrim olarak nitelenir. Lewis’e göre “Abbasî Devrimi”,İslâm tarihinde, Batı tarihindeki Fransız ve Rus ihtilâlleri gibi kesin bir dönüm noktasını ifadeeder (Lewis: 95). Çünkü bu olay “bir saray entrikasının yahut bir hükümet darbesinin neticesi değil,önceki idareden memnun olmayan halkın ileri-gelenlerinin temsil ve izhar ettiği kesif bir propagandanın,bir teşkilâtlanmanın faal hale gelmesidir. Bu hareket, çoğu ihtilâllerde olduğu gibi yerleşmişdüzeni yıkmak isteyen umumî arzunun birleştirdiği çeşitli menfaatlerin bir koalisyonudur”.Hareketin devrimsel niteliği, devletin kuruluşunu izleyen ve ardı ardına yapılan değişikliklerde gayetaçık bir şekilde görülebilir. Bu değişikliklerden en göze çarpanı, devlet merkezinin Suriye’den Yakınve Orta-Doğu’nun büyük kozmopolit imparatorluklarının geleneksel merkezi olan Irak’a nakliydi.Birinci Abbâsî halifesi Saffâh’ın (750-754) hükümet merkezi olarak, Fırat’ın doğu yakasında bulunanküçük Hâşimîye şehrini seçerek oraya yerleşmesi ve kısa bir süre sonra merkezin Anbâr’a nakledilmesininardından, ikinci halife Mansur’un (754-775), Dicle’nin sağ sahilinde ve Sasanî imparatorluğununeski başkenti Medâin’in harabeleri yakınında, artık sürekli başşehir olacak Bağdat’ı kurmasıbunun açık göstergesidir. Resmî adı Medinetü’s-selâm (sulh şehri) olan yeni şehir, Dicle’yi Fırat’abağlayan ve gemilerin geçmesine elverişli bir kanalın yakınında bulunuyor, bütün istikametlere gidenyolların birleştiği bir kilit noktasını işgal ediyordu. Hattâ Hindistan yolu da buradan geçiyordu(Lewis: 97-98). Eski medeniyetlerin merkezi olan Mezopotamya ve Bereketli Hilâl’in en stratejik yerindekibu yerleşme, Bizans etkisindeki bir devlet anlayışının, eski Doğu ve özellikle önemli ölçüdegörülen İran etkilerinin bulunduğu geleneksel Ortadoğu imparatorluğu modeline dönüşmesini sembolizeediyordu.76 M‹MAR VE MÜHEND‹S


Bu yer seçiminden başka, Bağdat’ın, daireselbir plan üzerine inşa edilmesi, yenidevletin felsefesini göstermesi bakımındanönemlidir. Bir merkez etrafında daireşeklinde genişleyen bir plana göre, temelleri145/M. 762 yılında Mansur tarafındanDicle’nin batı kıyısı üzerinde atılandevlet merkezinin inşası dört yılda bitirildi(Streck: 2/197). 4 km. çapında daire biçimindekibu şehir planında, halifenin sarayınıntam merkezde yer alması, yönetiminbir merkezde toplanmasını ve her şeyinkontrol altında olduğunu simgelemektedir.Ayrıca bu, daireninmerkezini oluşturan yönetimin,şehrin bütün kısımlarınaeşit mesafedeolacağını dagöstermektedir.Bağdat merkezli buyeni dünyanın demografikyapısı gözönüne alındığında,planın herkese karşı“mesafe eşitliği”nisimgelemesianlamlıdır. ÖzellikleAbbasî Devrimi’ninodağında yeralan İran’ın kültürel vetarihsel özellikleri gözönünde bulundurulduğunda,bunun isabetiçok daha iyi kavranır.Artık Halife, kabile şefliğindençıkarak otoritesimutlak bir hükümdar haline geliyordu.Yönetim, ırkî ayrılık ve bir sınıf imtiyazınadeğil, muntazam askerî kuvvetleredayanıyor ve iktidarını ücretli bürokrasiaracılığı ile yürütüyordu. Arap aristokrasisininyerini, resmî hiyerarşi almıştı (Lewis:100-101).Kendini âdeta evrenin merkezine yerleştirenbu anlayışla zihinlere, dünyanın tekmerkezden kontrol edildiği düşüncesiyerleştirilmek isteniyordu. Bir bakıma buotorite, kedisini dünyanın sorumluluğunaadamış bir zihniyet dünyasının ifadesiydi.Halife Mansur’un, Bağdat’ı inşa ettirirken,bütün bu anlamları içinde barındıran ideolojikdaire anlayışını, Eukleides’in dairetanımının (Elemanlar, I. Kitap, 15. Tanım)şehir plancılığına uygulanması olarak düşünebiliriz(Gutas: 58-59). Nitekim Bağdat’tabaşlayan tercüme faaliyetlerinde,Arapçaya çevrilen eserlerin pratik kullanımlarıhep ön planda tutulmuştur. Buçerçevede Mansur’un Eukleides çevirisiyleciddi olarak ilgilendiği çok iyi bilinir.İşte Bağdat’ta kurulan ve Abbasîlerin,kendilerine gelinceye kadar geçen zamaniçinde biriken dünya kültür mirasını İslâmdünyasına aktaran Beytü’l-Hikme adınıtaşıyan devlet kurumunu bu çerçevedeele almak gerekmektedir. Bu kurum hiçkuşkusuz tek başına, Mansur’un yaymakistediği imparatorluk ideolojisini gösterecekderecede önemli bir simgedir.Abbasî yöneticileri, İran’daki Sasanî imparatorluğununyerinde kurulmuş olmasıdolayısıyla, İslâmiyeti kabul edip etmedikleriönemli olmaksızın devlet yönetimindeSasanî kültürüyle yetişmiş İranlıları istihdametmekle, onları Abbasî otoritesi bağlamışoluyorlardı. Böylece Abbasî yönetimininen üst mevkilerinde, Bermekîler veNevbahtlar gibi İranlı aileler söz sahibi oldular.Bu politikanın, Beytü’l-Hikme’ninkuruluşunda ve çeviri hareketlerine ciddietkilerde bulunduğu şüphesizdir. Mansur,Bağdat’ı kendi tartışılmaz iktidarının simgesiolarak kurduktan sonra, Abbasî devletinide farklı halklar, dinler ve geleneklermozaiği olan Yakındoğu’nun zengingeçmişinin mirasçısı olarak düzenlemek,bunun için de eski Sasanî imparatorlukgeleneğini devam ettirmek istiyordu. Abbasîdevletinin varlığını sürdürmesi, hanedanlığınıçeşitli grupların gözündemeşru kılmakla mümkündü. Dolayısıyladevlet içindeki bütün bu grupların, en fazlada Abbasîlerin iktidara gelmesinde enetkili olan İran hizbinin tatmin edilmesigerekiyordu (Gutas: 38-39). Abbasî yönetiminemuhalefet eden ve geçmişi canlandırmakisteyen, bunu da Müslümanlar gibidinsel söylemlerle ifadeye çalışan Persve Zerdüşt hareketlerini bertaraf etmek,onların tek ve meşru mirasçılarının kendileriolduğunu zihinlere kazımaklamümkündü. İranlılar, Yakındoğu’da, dahaİÖ 2000 yılından ve Sümer belgelerininAkat diline çevrilmesinden beri süregelenbir çeviri geleneği içinde, bütün bilimlerinaraştırılmasını kendi miraslarının bir parçasıolarak görüyorlardı. Nitekim çevirihareketinin başlatıcıları olan Mansur veoğlu Mehdî’nin bu konudaki çabaları, devletiçinde yaşayan Süryanîler gibi diğergrupları de memnun etmişti. Müslümanlarise zaten insanlık kültürünün asıl kendimirasları olduğuna inanıyor ve dolayısıylabütün geçmiş kültür birikimlerini biraraya getirmek istiyorlardı. Özellikle yabancıinanç ve düşüncelere ait kültür birikimlerininİslâm dünyasına çevrilmesi, ilkbakışta kabullenilmesi kolay olamayanbir düşüncedir. Ancak bunların pragmatik(faydacı) amaçlarla yapıldığı düşünülürse,bir bakıma kaçınılmaz olduğu da görülür.Nitekim yukarıda sözü edilen Eukleidesçevirisinin, yeni kurulan Bağdat şehrininplanı için pratik olarak kullanıldığındansöz etmiştik.Buna bir diğer örnek olarak da Mansûr’unoğlu Mehdî’nin (ö. 785) Aristoteles’in Topikaisimli kitabını Arapçaya çevirtmesiniverebiliriz. Okunması pek kolay olmayanbu kitap, akıl yürütme ve tartışma sanatınıele alıyordu ve Abbasî iktidarının ilk ikiyüzyılında yaşanan dinler arası tartışma-EYLÜL-EK‹M 2010 77


TAR‹HTENYabancı inanç ve düşüncelere ait kültür birikimlerininİslâm dünyasına çevrilmesi, ilk bakışta kabullenilmesikolay olamayan bir düşüncedir. Ancak bunlarınpragmatik (faydacı) amaçlarla yapıldığı düşünülürse, birbakıma kaçınılmaz olduğu da görülür.lar dolayısıyla, yani İslâm toplumunun temelbir ihtiyacı nedeniyle seçilmişti. Mehdî’ninbizzat kendisi kitabı dikkatle okumuşve açık bir münazarada bir Hıristiyanla,Topika’yı çevirmekle görevlendirdiğiNasturî patriği I. Timotheos’la tartışarakİslâm’ı savunan ilk Müslüman olarakbu bilgileri uygulama fırsatı da yakalamıştı?.Bir imparatorluğun yönetilmesinde elbetteher tür bilgiye ihtiyaç duyuluyordu. İbnKuteybe’nin (öl. 276/889) kâtip, yani yöneticisınıfın eğitilmesi hakkında yazdığıEdebü’l-Kâtib adlı kitapta, teorik bilgininhiçbir şekilde pratikte kazanılmış tecrübeyebenzemediği vurgulanır. Kâtipleringörevlerini yapabilmeleri için muhasebe,tahrir, mühendislik ve süre kaydı gibi bilgilereihtiyacı vardı. Bu temelde gelişenihtiyaçlar nedeniyle aritmetik, geometri,trigonometri ve astronomi gibi matematikbilimler çeviri faaliyetinin odağını oluşturdu.Örnek olarak Harizmî’nin derlediğiteknik terimler sözlüğünde mühendis kelimesi,sulama kanallarının izleyeceği yollarve bunların kazılacağı alanlar için ölçümyapan, plan hazırlayan kişi olarak tanımlanmaktadır.Yine erken gelişen vepratik ihtiyaçlara cevap verme amacını taşıyanbaşka bir matematiksel bilim de cebirdi.Mühendislik ve sulama problemlerininuygulamasında, kâtipler için cebir degeometri gibi faydalı oluyordu. Ayrıca cebir,o sıralarda hızla gelişen İslâm hukukuiçindeki karmaşık miras davalarının çözülmesinintemel aracı haline gelmişti.Bu örnekleri uzatmak mümkün. Ancakşimdi, ortaya çıkan ihtiyaçların giderilmesiiçin, daha önce Sasanîlerde örneği olanbir uygulamanın, bir devlet kurumu olarakBağdat’ta kurulmasına dönelim. Gutas,Beytü’l-Hikme teriminin Sasanî dilindekütüphane anlamına gelen bir kelimeninkarşılığı olduğunu söyler. İslâmiyetöncesi İran konusunda en bilgili yazarlardanbiri olan Hamza el-İsfehânî’ye dayanarakİran’da nesir halinde yazılmış tarihselbilgilerin, savaşlar üzerine raporlarınve ünlü âşıklar hakkındaki yazıların, Sasanîkralları için yeniden yazılarak şiir biçiminesokulduğunu ve bu şiirlerin kitaplarhalinde toplanarak depolarda (hezâ’in) biriktirildiğini,bu yerlere Beytü’l-Hikme(bilgelik evi) denildiğini belirtir. Kısacasıburalar, krallık kütüphaneleri ve devletyönetimiyle ilgili kurumlardı.Gutas bu bilgilerden yola çıkarak Beytü’l-Hikme’nin Halife Mansur zamanında, Sasanîörgütlenmesini örnek alan Abbasîyönetim mekanizması içinde, muhtemelen“büro” olarak kurulmuş bir kütüphaneolduğunu söyler. Ona göre, Yunanca-Arapça çeviri hareketi ile Beytü’l-Hikme’deyürütülen çalışmalar arasında hiçbirbağlantı yoktu. Sasanî tarihi ve kültürüüzerine Farsça’dan Arapça’ya çevirilerinyapıldığı ve bu çevirilerin muhafaza edildiğibir yerdi. Dolayısıyla burada bu iş içintutulmuş çevirmenler, kitapların muhafazasınısağlamak üzere ciltçiler çalışıyordu.Bu işlevini Harun er-Reşid, yani Bermekîlerdönemine kadar sürdürdü (Gutas:64).Bizans ve Yakındoğu’da bulunan hemenbütün din dışı kitaplar Beytü’l-Hikme çerçevesinde,8. yüzyılın ortalarından başla-78 M‹MAR VE MÜHEND‹S


yarak 10. yüzyılın sonuna kadar Arapçayaçevrilmişti. İki yüzyıldan fazla devam edenböyle bir faaliyetin gelip geçici bir hevesedayanmadığı, ya da herhangi bir grubunözel projesi olmadığı ortadadır. Halifeler,emirler, devlet memurları ve komutanlar,tüccarlar ve bankerler, müderrisler ve bilimadamları gibi, toplumun bütün kesimlerindendestek gören, kamusal ve özelçok büyük fonlarla desteklenen bir faaliyetti.Çeviri çalışmaları giderek profesyonelleşenbir alan haline geldi. Dimitri Gutas,bu konuda şunları söylüyor:Çevirmenler Yunanca bilgilerini eski Süryaniokullarındaki düzeylerinin üstüne çıkarmakzorunda kaldı. Yûhannâ ibn Mâseveyhtarafından reddedildikten sonraHuneyn’in üç yıl ortadan kaybolup Homeros’uezberden okuyacak kadar iyi bir Yunanca’ylageri dönüşünü anlatan romantikhikâye herhalde en iyi böyle yorumlanabilir.Süryani okullarının Yunanca’sızengin destekçilerin yeni standartları içinyeterli değildi; çevirmenler de ona görezaman ayırıp çaba göstererek Yunancalarınıgeliştirdiler, çünkü çevirmenlik artıkkazançlı bir iş olmuştu. (…) Beni Musa“tamgün çevirmenlik” yapanlara ayda 500dinar ödüyordu. O sıralarda bir dinar hemenhemen 4.25 gram saf altın değerindeydi;yani aylık ücret 2125 gram veya 75ons altın demekti. Bugünün fiyatlarıyla(ons başına 320$) 24.000 Amerikan doları.Bu miktardaki ödeme doğal olarak zamanınen büyük yeteneklerini kendine çekti.Suriye-Filistinli bir Yunanlı olan Kustâ ibnLûkâ, diğer adıyla Lukas oğlu Konstantinbu konuda mükemmel bir örnektir… (Gutas:135-136).İslâm dünyasında bilimin gelişme sürecide çeviri faaliyetlerini izlemiştir. Aydın Sayılıİslam’da Bilim ve Teknik adlı eserininbirinci cildinde, ilimlerin alımlama (resepsiyon)sürecinin daha Hicrî 1. (M. 7)yüzyılda başladığını, bunu H. 2/M. 8. yüzyıldakiözümleme sürecinin izlediğini veH. 3/M.9. yüzyılda artık gelişim ve yaratıcılıksürecine girildiğini belirtir. Sonunda H.4/M. 10. yüzyılın sonuna gelindiğinde artıkçeviri hareketinin sona erdiğini görüyoruz:Bunun nedeni çevrilen bilimlere duyulanilginin veya Yunanca’dan çeviri yapabilecekuzmanların sayısının, ya da bunaverilen malî desteğin azalması değildir:Bu durumda Yunanca-Arapça çeviri hareketininetkisini yitirip ortadan kalkmasıolgusunu, sadece artık bu hareketin sunabileceğibir şeyin kalmamış olmasıylaaçıklayabiliriz. (…) çeviri hareketi toplumsalve bilimsel önemini yitirmişti. Buradasöylemek istediğimiz artık çevrilebilecekbilimsel Yunanca eserin kalmadığı değil,hamilerin, uzmanların ve bilim adamlarınınilgilerine ve taleplerine doyurucu yanıtverebilecek Yunanca eserlerin kalmadığıdır.Birçok disiplinin önemli ana metinlerizaten çok önceden çevrilmiş, incelenmişbütün disiplinler çeviri eserlerin sahip olduğudüzeyin ötesinde bir gelişme kaydetmişti.Böylece Yunanca eserler bilimselgüncelliklerini yitirdi ve araştırmalardaha güncel bilgilere yönelmeye başladı.Bilim hamileri Yunanca çeviriler yerineorijinal Arapça yazılar ısmarlar oldu. Busüreç uzun bir süreden beri devam etmekteydive Abbasilerin ikinci yüzyılındada gözlemlenmişti. Büveyhiler dönemiylebirlikte bu eğilim öylesine hâkim bir halegeldi ki artık çevirilere talep tamamen ortadankalktı. Bu nedenle duraklayan çevirihareketi daha sonra tamamen sona erdi;çünkü bu hareket için asıl talebi yaratanArap felsefesi ve bilimi artık kendiayakları üzerinde durabileceği bir düzeyeerişmişti (Gutas: 148).Kısaca özetlemek gerekirse, Bağdat’takurulan Beytü’l-Hikme’nin öncülük ettiği,tarihsel (dönemsel) ve kişisel ihtiyaçlarıkarşılamak üzere başlatılan çeviri faaliyetleri,İslâm toplumunun kendi özgüneserlerini verecek olgunluğa kavuşmasındansonra durdu. Bu olgu, sağlam birtoplum yapısının doğal gelişimiydi. Kendiözgün kişiliğini unutmadan, günlük uygulamalarındakullanacağı bilgileri seçerekalan, bir yandan da kendi kişiliğini tamamlayarakeser verecek düzeye geldiktensonra, artık kendi üretkenliğini devreyesokarak bilimsel, kültürel ve düşünselalanda kazandığı düzeyle rüştünü kanıtlayansağlıklı bir toplumun doğal seyri debuydu.KAYNAKLARAydın Sayılı, İslam’da Bilim ve Teknik, cilt:. I, Çev.Abdurrahman Aliy, İ. B. B. Kültür A. Ş. Yayınları, 2008Bernard Lewis, Tarihte Araplar, Çev. Hakkı Dursun Yıldız,İ. Ü. Edebiyat Fak. Yayınları, 1979Dimitri Gutas, Yunanca Düşünce, Arapça Kültür, Çev. LütfiŞimşek, Kitap Yayınevi, 2003.M. Streck, Bagdad, İslâm Ansiklopedisi, cilt: 2, MEB, 1970Mahmut Kaya, Beytülhikme, TDV İslâm Ansiklopedisi, cilt:6, 1992EYLÜL-EK‹M 2010 79


B‹RPORTREFAHRETTİN KÜLTÜR’ÜANARKEN...ÖZLEDİM...ŞEVKET HÜNERBUGÜN 25 Eylül 2010.Hüzün günü…Allah’ın onu aramızdan almasınınüstünden tam sekiz yıl geçti…O yıl dünyaya teşrif eden kızım bugünlerdeilkokul üçüncü sınıfa başladı.Ne garip…Bir kız çocuğuna sahip olmaya hasret yaşayıpo halde ölen birinin arkasından birkız çocuğuna sahip olmak…Ne garip…Ölmeseydi çocuk hasretini içine gömerekdoğan kızımdan dolayı beni tebrik ederdi…Onu toprağa gömdüğümüzde öldüğüneşahittim.Ama size sır bir vereyim o benim için hâlâyaşıyor.Örnekliğiyle…Zira onun içimde ölmesi insanlığın ölmesineve belki de daha fazlasına denk benimiçin.Rasulullah (sav)’ın sünneti onun gibi şahsiyetlerdeo günlerin zindeliğinde hala yaşıyor.Hayatına sünnet ile yön vermiş kişileri hertürlü çiçeğin var olduğu nadirattan birbahçeye benzetirim. İşte hayatıyla güzelbir bahçeyi andıran adamlardan biri debenim Fahrettin Kültür abimdi. Bu yazıylao bahçede gördüğüm ve adını bildiğim bazıçiçeklerden bahsederek onu hayırlarlayâd etmek istedim.Siz hiç sesini değil de sözünü yükseltenbirini gördünüz mü?Onu tanıdığım günden öldüğü güne kadarkimseye bağırdığını, azarladığını ve aşağıladığınıgörmedim. Kadife kıvamındakisesi daima edepli ve nezaket içeren sözcüklerdenbaşkasına yer vermezdi. Ömrününson dönemlerinde geçirdiği pekçok ameliyat nedeniyle vücudunda bazıarazlar oluşmuştu. Bunlardan biri de sesininsürekli kısık kalmasıydı. Sesinin kısıkkaldığından söz ettiğinde “Yüksek sessana ne lazım abi kimseye bağırıp çağırmazsınki” deyip gülüştüğümüz gün sankidün gibiydi.Siz hiç son nefesini verene kadar mahcubiyettenyüzü kızaran birine şahit oldunuzmu?Ben şahit oldum. Onun güzel bir hareketinitakdir ettiğimiz her durumda gözlerinikaçırır ve kıpkırmızı kesilirdi. Bir hocamızmahcubiyetten yüzün kızarmasına ”Bu birerkeğin bekâretidir.” derdi. Mahcup olmak,minnettar kalmak gibi medeni eylemlerin,yerinin bedevi eylemlere terk ettiğigünümüzde yüzün mahcubiyetten kızarmasınıanlatmanın çok zor olduğunubilirsiniz. Ama onu görüp tanısaydınız bunainanmanıza yardımcı olurdu.Siz kızgınlığını sadece yüzünün kızarmasıylagösteren kaç kişi sayabilirsiniz?Rasulullah (sav)’ın terk edilen en önemlisünnetlerinden biri de budur. Anlayışlı venezaketli olduğundan genellikle kendisinecelalli davrananlar olurdu.Fakat özellikle iş ortağına haklı olmasınarağmen ses çıkarmaz fakat kıpkırmızı kesilirdi.Bunun sonucunda asla söylenmezve anlaşmazlığın tarafı olmadan yapılanısineye çekerdi. O haklılığını kabalığınagerekçe yapan kalabalıklardan değil Rasulullah(sav)’ın sünnetine tabi olanlardandı.Siz hiç çocuğu olmadığı halde sertleşmeyen,aksileşmeyen birine rastladınız mı?Ömrü boyunca çocuk hasretiyle yanıp tutuştuğuhalde merhametsizleşmediğineşahidim. Rasulullah (sav)’ın çocuklarınıhiç öpmediğini söyleyen birine “Merhametetmeyene merhamet edilmez.” diyebuyurduğu bilinir. O çocuğu olmadığı haldeçocuklara oldukça merhametle davranırbulunduğu ortama bir çocuk gelseherkesi unuturcasına onunla oynardı.Siz hiç kendi nefsinden daha çok sizi düşünenbiriyle arkadaşlık etme saadetineerdiniz mi?Evet, sekiz yıl öncesine kadar böyle birimevcuttu. Yüksek lisans imtihanında arkadaşınıngeçemeyeceğini görünce kendiyazdıklarını da silmiş, ”Olsun diğer dönemberaber geçeriz.” demişti. Bendenbir şey istediğinde ise bu nefsime hiç zorgelmezdi. Zira o bir şeyi istediğinde nezaketleister ve bu arada sizin hakkınızı dagözettiğini fark ederdiniz.Siz koskocaman bir holding kurucularındanbiri olduğu halde kendinden veya sahipolduklarından hiç bahsetmeyen birinetanık oldunuz mu?O asla bitirdiği işlerle övünmezdi. Parasınınçokluğundan söz etmekten veya kimlerikalkındırdığından bahsetmekten hicapduyardı. O’nun odasına kolayca ulaşmakve güler yüzle karşılanıp uğurlanmakçok olağan bir hadiseydi. Evinde ve80 M‹MAR VE MÜHEND‹S


indiği arabada israfa kaçmaz mutedildavranırdı. Zenginleşince çevresini değiştirmemişve sahip olduklarını onlarla paylaşmaktangeri durmamıştı.Size hiç evinin kapılarını ardına kadar bütünmüslümanlara açan birinden bahsedildimi?Eskiden ne zaman toplantı yapacak bir yerarasak kendimizi onun evinde ikram edilirbulurduk. Yıldız’ın öğrencilerine o evdesayısız sofralar kuruldu. İstanbul dışındangelenler o evde yatılı ağırlanırdı. Hatta Biatbünyesinde çalışan ve kız kaçıranlarınbalayı dairesi çoğu kere onun mütevazı eviolurdu.Siz hiç Müslümanlarla sonuna kadar beraberolmayı kendine şiar edinen birinigördünüz mü?Öğrencilik hayatı sonrasında Biat İnşaat’ıkurarlarken şirket akdinde ölen ortağınpayının varislere nasıl ödeneceği maddesinigördüğümde şaşırmıştım. Yani onlarbirlikte işe başlarken bunu son günlerinekadar taşıyacaklarına söz vermişlerdi. OHayati Üstün’ün okul arkadaşı, iş ortağı,bacanağı ve dava kardeşi olmuştu. HattaHayati Üstün’ün ölüm yıl dönümünde“Ben de onunla beraber gitmeliydim, onuyalnız bırakmamalıydım.” dercesine gözyaşıdökerken seyredebilirdiniz. Evet, oterk etmemişti, iş bozan olmamıştı, çözümsüzlüğündeğil çözümün bir parçasıolmayı hayatının en büyük düsturu saymıştı.Ta ki son nefesini verene kadar...Siz hiç zor zamanlarda eleman çıkarmamışüstelik zam yapmış bir patronu hayalettiniz mi?O ve ortakları yanında çalıştırdıkları işçilerinmaaşlarına göz dikmez parayı malıalırken veya satarken kazanmaya yoğunlaşırlardı.Çevresinde yeni okulu bitirmişyurt dışına kaçmış hatta hapis yapmışkardeşlerini işe alırdı. Bu işçiler mesleğiöğrenip kendi başlarına ayakta durmayıbaşardıklarında ise alış verişle onları desteklerdi.İşlerinin iyi gitmesini onun ve ortaklarınınmümince tutumlarına ve yardımlarınaborçlu olduklarını çok iyi bilenişverenler her zaman olurdu.Siz hiç ölümü beklerken gülümseyip sızlanmayanbirine şahit oldunuz mu?Son günlerinde artık yataktan kalkamazve sık sık hastaneye yetiştirilir olmuştu.Onunla helalleşme ziyaretlerimizde ne diyeceğimizişaşırır gözlerimizi yerden kaçırıpona bakamazdık. O bu durumu anlarbizimle şakalaşmaya başlar ve halimizihatırımızı sormaktan geri kalmazdı. Sonanılarında onunla birlikte olanların büyükağrılar çekmesine rağmen hiç sızlanmadığındanve şikâyet etmediğinden bahsettiklerineşahit oldum. Hatta hastalığı nedeniyleçevresine rahatsızlık verdiğindendolayı çok mahcup olduğunu yine hissetmişlerdi.Siz hiç definden sonra bile oradan uzunsüre ayrılamayanların bulunduğu bir cenazeyekatıldınız mı?İkindi namazına müteakip Edirnekapı şehitliğindekabrinin başında akşam ezanıokununcaya kadar ayrılamamıştık. Hâlbukio güne kadar bütün defin işlemlerinihızlıca yapar ve mezarlıktan adeta kaçargibi uzaklaşırdık. Ama o gün öyle olmadı.Kabrin başında iki ayağı kesilmiş protezleriyleMerhum Süreyya Şeker Ağabeybaşta olmak üzere onu bırakıp gidemedik.Zira o da kimseyi ardında bırakarak kaçıpgidenlerden olmamıştı. Kabrin cennetbahçesi olduğunu hadislerden bilirdik debunun dışa yansımasına ilk defa şahit olmuştuk.Size hiç taziyeleri kabul eden bir evin düğünevine benzediğini gördünüz mü?Evet, Çavuşbaşı’nda ki evinde o gece sofralarkuruldu. Onu sevenler bu sofralarınbaşında ona dua edip ikram olundular.Yakın arkadaşı Eczacı Sedat “Eğer Fahrettinyaşasaydı sizin evinin bahçesindebulunmanızdan dolayı sevinçten havayauçardı.“demişti.İşte belki de Mevlana’nın dediği “Şebb-iAruz” yani düğün gecesi bu olmalıydı.O ismiyle müsemma kılınmış bir Müslüman’dı.Onun adı Fahreddin’di. Yani dinin iftiharıve övüncü.O, tevazunun ve nezaketin ete kemiğe bürünmüşhâliydi.O, yaşantısıyla Rasulullah (sav)’a salât veselam eden bölünmemiş bir şahsiyetti.Allah, onu sevdiği ve tabii olduğu Rasulullah(sav)’a komşu kılsın.Bizleri de onun gibi hayatıyla Rasulullah(sav)’a salât ve selam edenlerden eylesin.Âmin“Doğduğu, öleceği ve yeniden diriltileceğigün ona selâm olsun!” (Meryem/15)EYLÜL-EK‹M 2010 81


TANITIMÇEKÜD, Küresel ısınma ve kuraklık nedeniyleartık geniş kitlelerin ilgi alanına girmişbulunan çevre sorunlarını çözmekiçin en ideal yolun bilinçlendirme ile birliktesürdürülmesi gereken ağaçlandırmaçalışmaları olduğuna inanıyor. Yaşanabilirçevreye somut katkı anlamında, yanan veyok olan ormanlarımızı yeniden kazanmakamacıyla kuruluşundan bu yana heryıl ağaçlandırma kampanyaları düzenleyerekbinlerce fidanın toprakla buluşmasınaöncülük ediyor.Kamuoyuna açık olarak yapılan dikimlere,halkın ve özellikle öğrencilerin katılımınısağlamaya çalışıyor; şehir merkezlerindebeton yapılar arasında yaşayan insanların,kendi elleriyle toprağa dikecekleri birerfidan ve onun hatırasına doğada geçirecekleribirer günün onlarda güzel bir anıolarak kalacağını düşünüyor.Her yıl yaptığı çevre yarışmaları ile binlerceöğrenciye çevre bilinci aşılamaya çalışanÇEKÜD, bugüne kadar bilgisayardanbisiklete, fotoğraf makinesinden saate,çevre duyarlılığını teşvik edici yüzlerceödül verdi.Çevre sorunlarına bilimsel verilerin vemanevi değerlerin ışığında çözüm yollarıarayan, temiz çevre için temiz bilgininyaygınlaştırılmasına ayrı bir önem verenÇEKÜD, Kamuoyunu bilgilendirici yayın veaçıklamalarını basın bildirileri aracılığı ileduyururken, her ay ortalama otuz binlerinüzerinde ziyaretçisi olan web sitesi aracılığıile halkla doğrudan temas halinde bulunuyor.ÇEKÜD Çevre ve Kültür Kuruluşları Dayanışma DerneğiÇYÖN. KUR. BŞK. SÜLEYMAN YORULMAZEKÜD 6,5 milyar insanı hedef alançalışmaları ile çevre bilincini arttırmaya,çevre ahlakını geliştirmeye,çevreye duyarlı bir kamuoyu oluşturmayaçalışıyor. Bu amaçla doksanlı yılların başındaİstanbul merkezli olarak kurulanÇEKÜD; bir sivil toplum kuruluşu olarakçevre-doğa odaklı STK’ların ülke genelindeyaygınlaşmasında ve ortak projelerüretmesinde önemli bir rol oynuyor.Yapılan etkinliklerle, çevre sorunlarınıntemelinde yatan yanlış insan davranışlarınındüzeltilmesine ve doğanın korunmasındasosyal çevrenin önemine dikkat çekilirken,insana ve doğaya sevgi ve saygıbesleyen, ahlaki değerleri önemseyen,benlik duygularını kontrol altına almış, tasarrufve sade yaşam kültürünü benimsemiş,kritik ve analitik düşünce yapısındakifertlerden oluşan bir sosyal çevre hedefleniyor.“Osmanlı ve Çevre”"Çevre ve Kültür Değerlerinin KorunmasındaGönüllü Kuruluşların Önemi""İistanbul'un Çevre Sorunları""Ulusal Çevre Politikamız""Türkiye'nin Çevre Problemleri ve SiyasiPartilerin Çözüm Önerileri"“Su ve Çevre”“Siyanürlü Altın Gerçeği”“Türkiye’nin Gözü Nükleerde”Gibi başlıklar altında gerçekleştirilen birdizi panel, konferans ve seminerler kamuoyundaoldukça ilgi ve dikkat çekicibulunuyor.Doğal mirasımızı tanımak ve tanıtmak,sağlıklı yaşama öncülük etmeyi amaçlayanÇEKÜD, İstanbul’a özgü Erguvan çiçeklerinigörmek için boğaza, doğal çeşitliliğigörmek için Arberetum ve doğal sitalanlarına, Gebze Ballıkayalar, Maşukiyeve Kartepe’ye, baharın güzelliğini hissetmekiçin Yalova Su düşen şelalesi, Tortumşelalesi, Bolu Gölcük ve Yedi Göller’e, bölgeyeözgü Kan çiçeklerini görmek için İznik’e,tarihi ve kültürel çevre mirasımızıgörmek için Safranbolu, Edirne, Çanakkale,Konya gibi illerimize bir dizi gezi düzenlemişbulunmaktadır.Çevre sorunlarına gerçekçi çözüm önerilerigeliştirmeye çalışan ÇEKÜD, 22-26Eylül tarihleri arasında uzman bir ekipleyaptığı Doğu Karadeniz gezisi ile günümüzünen çok tartışılan konuları arasındabulunan Hidroelektrik Enerji Santrallerini(HES) yerinde inceledi.HES'lerin ülke gündeminde yol açtığı tartışmalarınkonu başlıklarını gözlemlemek,sorunun halk, kamu, özel sektör veSTK taraflarını dinlemek, uzmanlardangörüş almak amacıyla yapılan inceleme,araştırma turu ile ortaya sağlıklı bir raporkonması hedefleniyor.82 M‹MAR VE MÜHEND‹S


FOTO⁄RAFFotoğraf: OSMAN ARI İmam Mescidi kubbe detayı; İsfahan, İranEYLÜL-EK‹M 2010 83


MAKALEYeraltında gizlenen kaynak;Jeotermal EnerjiTürkiye jeotermal enerji kaynakları bakımından dünya sıralamasında 7. sırada olmasına rağmenbu kaynakları aynı etkinlikte kullanmamaktadır. Yenilenebilir enerji kaynaklarının yoğun birşekilde gündeme geldiği ve kullanılmaya başlandığı günümüzde jeotermal enerji kaynaklarımızıülke olarak başta ısıtma ve elektrik alanında daha etkin kullanmalıyız.Kadem EKŞİJeofizik MühendisiMMG Yer Bilimleri Kom.Bşk.Jeotermal enerji; yer kabuğunun işletilebilirderinliklerinde birikmiş olan ısınınmeydana getirdiği bir enerji türüdür.Yeraltına sızan sular burada gözeneklive geçirimli özellikleri bulunan hazne kayalardatoplanır. Hazne kayalar üstünde geçirimsizörtü kayalar vardır. Isı yerkabuğundakikırık veya çatlaklarda dolaşan sular vasıtasıylayeryüzüne aktarılır. Eğer yerkabuğundadoğal su dolaşımını sağlayacak yeterlikırık yoksa ve ısı birikimi tespit edilirse,oluşturulacak yapay kırıklardan dolaştırılacakakışkanlardan enerji elde edilmesimümkündür. Jeotermal enerji alanları, etkindepremlerin olduğu tektonik bakımdanaktif olan genç volkanların bulunduğu kuşaklardır.Yeryüzüne ulaşan buhar ve sıcaksuyun içerdiği enerjiden ya doğrudan ya dabaşka enerji türlerine dönüştürülerek yaralanılmaktadır.Jeotermal enerji kullanımındakien büyük problem bu enerji kaynağınınoldukça yayılmış bir karaktere sahip olmasıdır.Dünyadan uzaya yılda yaklaşık4x1017 KJ jeotermal enerji yayılmaktadır.Yalnız bu miktar tüm dünya yüzeyine yayıldığındanmetrekare başına sadece 0.063 Wenerji düşer ki bu güneşten gelen enerjidençok daha azdır. Eğer jeotermal enerji tümyer kabuğuna eşit olarak dağılmış olsaydıbelki de faydalı enerji olarak kullanılmaolasılığı olmayacaktı.JEOTERMAL ENERJİ KAYNAKLARIGenellikle tektonik levha sınırları diye bilinenve depremlerin sık ve şiddetli olmasıylaveya volkanik faaliyetlerle de tanımlananbölgelerde, yer kabuğunda kırıklar oluştuğundanbu bölgeler genellikle jeotermalenerji açısından zengin bölgelerdir. Jeotermalenerji kaynakları şu şekilde sınıflandırılabilir:Jeotermal kaynaklar akışkanların sıcaklıklarınave taşıdıkları ısı enerjisine bağlı olarakdüşük entalpili (akışkan sıcaklıkları160 °C’den küçük), orta entalpili (akışkansıcaklıkları 160 °C - 190 °C arasında), yüksekentalpili (akışkan sıcaklıkları 190°C’den büyük) olarak ayrılmaktadırlar. Düşükve orta entalpili kaynaklar özellikle ısıtmaamaçlı kullanılırlar. Orta entalpili jeotermalakışkanın elektrik enerjisi üretimindekullanımı için yeni teknolojilerin kullanımışarttır. Düşük entalpili akışkanlarınkaplıca-termalizm uygulamaları önemlidir.Yüksek entalpili akışkanlar ise; elektrik üretimive buna bağlı entegre diğer işlerde kullanılırlar.Kaynak kapasitelerinin incelenmesiiçin bir çok yöntem mevcuttur. Genelolarak kuyudan çıkan buhar ve su yüzdesinegöre jeotermal kaynaklar kuru buhar,buhar çoğunluklu karışım ve su çoğunluklukarışım olmak üzere üç temel kısma ayrılabilir.JEOTERMAL ENERJİKULLANIM ALANLARIYeryüzüne ulaşan (sondajlarla veya doğalolarak) buhar ve sıcak suyun içerdiği enerjidenya doğrudan ısıtma ya da başka enerjitürlerine dönüştürülerek yararlanılmaktadır.Bunlar;1) Elektrik Enerjisi Üretimi2) Isıtmaa) Seraların Isıtılmasıb) Tropikal Bitki Yetiştirmec) Binaları ve Kentleri Merkezi Isıtılmasıve Sıcak Su Kullanımıd) Toprak, cadde vb. ısıtmae) Havaalanı Pistlerini Isıtmaf) Yüzme havuzu, Fizik tedavi vb. IsıtmaTürkiye jeotermal zenginlik açısından dünyanınyedinci ülkesidir. Ülkemizde 1962yılında MTA Enstitüsü tarafından başlatılanjeotermal enerji aramaları ile Türkiye’ninönemli bir Jeotermal enerji kuşağı içinde bulunduğuve bir çok jeotermal alanın bulun-84 M‹MAR VE MÜHEND‹S


duğu belirlenmiştir. Bu çalışmalarda, jeoloji,jeofizik, jeokimya, jeomorfoloji, sondaj veçeşitli test yöntemleri uygulanmıştır. DenizliKızıldere Jeotermal alanı UNDP (BirleşmişMilleteler Geliştirme Programı) ile ortakproje sonunda ilk geliştirilen alanımız olmuştur.Diğer yandan dünyadaki toplamjeotermal enerji potansiyelinin 5x1020 tontaşkömüre eşdeğer olduğu tahmin edilmektedir.Ancak bugün için ekonomik bakımdanişletilebilir maksimum derinlik olan 3km içerisinde yerkabuğu bu potansiyelinküçük bir bölümünü içerir. Dünya jeotermalakışkanından elde edilebilecek toplamenerji miktarının 1980-2050 yılları arasındakidönem için en az 100 milyon ton kömüreeşdeğer olacağı tahmin edilmektedir.Türkiye'deki jeotermal alanların %55'i ısıtmauygulamalarına uygundur. Ülkemizde,jeotermal enerji kullanılarak 1200 dönümsera ısıtması yapılmakta ve 15 yerleşim biriminde100.000 konut jeotermal enerji ileısıtılmaktadır.TÜRKİYEDE JEOTERMAL ENERJİARAŞTIRMALARINA YÖNELİKJEOFİZİK ÇALIŞMALARJeofizik olarak; gravite, özdirenç, mağnetikve sismik çalışmalarıyla makro ve mikrotektonik hatlar, üretime elverişli rezervuarlarınbulunabileceği saha sınırları ve yaklaşıkderinlikler belirlenmektedir. 1981’e kadar35050 km2 gravite, 2301 nokta ve1598 km2 özdirenç ölçüm çalışması tamamlanmıştır.Uygulanan tüm jeofizik anomalilerüzerinde gradyan sondaj yerleri seçilmektedir.Gradyan sondajları, derinlikleri60-120 m arasında değişen ve belirlenensaha sınırları içinde yer sıcaklığının değişimininbulunması nedeniyle yapılan sığ sondajlardır.Bu arada eldeki verilerle Türkiye’ninbir ısı akısı haritası hazırlanmıştır.Bu çalışmalarla Türkiye’nin aşağıdakiönemli jeotermal alanları belirlenmiştir:• Denizli Kızıldere Jeotermal Alanı• Aydın Germencik Söke Jeotermal Alanı• Çankkale Tuzla Jeotermal Alanı• İzmir Seferihisar Jeotermal Alanı• İzmir Agamemnun Jeotermal Alanı• Afyon Gecek Jeotermal AlanıTürkiye jeotermalzenginlik aç›s›ndandünyan›n yedinciülkesidir. Ülkemizde1962 y›l›nda MTAEnstitüsü taraf›ndanbafllat›lan jeotermalenerji aramalar› ileTürkiye’nin önemlibir Jeotermal enerjikufla¤› içindebulundu¤u ve birçok jeotermal alan›nbulundu¤ubelirlenmifltir.JEOTERMAL ENERJİNİNÜSTÜNLÜKLERİJeotermal enerji hidrolik, güneş, rüzgar vbgibi tükenmez enerji gurubundandır.Bu nedenleer ya da geç tükenirliği olan kömür,petrol doğal gaz, bitümlü şist, nükleer enerjikaynaklarına oranla çok uzun ömürlüdür.Jeotermalenerjinin maliyeti gerek elektriküretiminde, gerekse ısıtma yönündendiğer kaynaklardan üretilen enerji maliyetineoranla %50-80 daha ucuzdur. Bu orangün geçtikçe artmaktadır. Jeotermal enerjininyenilenebilirliği, tükenmezliği ve bunlarabağlı olarak maliyetinin diğer enerji türlerinegöre %50-70 oranında ucuz olması, devreyegirme çabukluğu, ülkemiz düzeyindeolumlu dağılımı, ulusal enerji kaynağımızolması, özellikle elektrik dışı uygulamalardaulusal teknolojinin yeterliliği diğer enerjikaynaklarına göre önemini göstermektedir.SONUÇLARİnsanoğlu etkinlikleri ile doğal çevreyi süreklietkilemekte ve kirletmektedir. Enerji alanındabu etki en yüksek düzeylere ulaşmaktadır.Enerji, doğa tarafında insanoğluna sunulanyapısı gereği kirlilik ya da temizlilikgibi ölçütlerle nitelendirilemeyen bir özelliğesahiptir. Enerjiyi kirli ya da temiz yapanşey kullanılan üretim teknolojisidir. Enerjipolitikaları “temiz üretim” baz alınarak hiçbir enerji kaynağı küçümsenmeden oluşturulmalıve hayata geçirilmelidir. Bu hem artanithal enerji yükünün azaltılması, hemde enerji ve çevre sorununa sürdürülebilirlikilkesi ile yaklaşılması açısından önemlidir.Bu bağlamda jeotermal enerji, güneşenerjisi, rüzgar enerjisi ve modern biomasenerjilerinin kaynaklarının bilimsel ve teknikyöntemlerle doğru belirlenmesi konusundaçalışmalar geliştirilmeli ve insanımızınhizmetine sunumu gerçekleştirilmelidir.Jeofizik ve jeolojik özellikleri bakımındanTürkiye jeotermal enerji zenginliği açısındandünyanın sayılı ülkeleri arasında olupbu enerjinin başta ısıtma ve elektrik amaçlıkullanımını olmak üzere çeşitli kullanımlarıgeliştirmelidir.KAYNAKLAR• Ültanır, M.Ö., 1998, 21. Yüzyıla girerken Türkiye’ninEnerji Stratejisinin Değerlendirilmesi, TÜSİAD Yayınları,İstanbul.• Şamilgil, E., 1992, Jeotermal Enerji, Yıldız TeknikÜniversitesi Yayını, İstanbul.• Şimşek, Ş., Şamilgil, E., Akkuş, M., 1981, Türkiye’ninJeotermal Enerji Potansiyeli ve Yararlanma Olanakları,Yeni ve Yenilenebilir Enerji Kaynakları Sempozyumu,23-26 Kasım, EİE, Ankara-TPOAEYLÜL-EK‹M 2010 85


MAKALEEnerji ve Enerji Verimliliği Projelerininİklim Değişikliği ile Mücadelede Yeri1800’lü yıllar itibariyle başlayan Sanayi Devrimi, kaynakların sınırınadayandığımız 21. asırda yeni bir atılımın eşik değerine gelmiş bulunmaktadır.Kaynakların sürdürülebilir kullanımını merkez alacak olan bu yeniçağaEnerji ve Çevre alanında yapılacak yenilikler damgasını vuracaktır.Dr. Oğuz CanEnerji ve Çevre, iki ayrı başlık gibigözükse de, sürdürülebilir kalkınmakavramı bu ilişkiyi tanımlamaktadır.Günümüzde iklim değişikliği, enerjipolitikalarına yön veren, trend tahmin modellerinegirdi sağlayan ana parametrelerdenbirisidir. İklim Değişikliği ile mücadeledesera gazlarının salımının azaltılması gerekliliği,yenilenebilir enerji yatırımları,enerji verimliliği projelerine hız verirken,sanayide düşük karbon ekonomilerine geçişinde itici gücünü teşkil etmektedir.AB’nin % 75 sera gazı salımlarının kentlerdenoluşmaktadır. Bu salımların ise %80’inin enerji kaynaklı olup; AB Komisyonudanışmanı ve Ekonomik Eğilimler Vakfıbaşkanı Mr. Jeremy Rifkin’in raporundayer aldığı şekliyle, iklim değişikliği ile mücadelededört ana kolon’un güçlendirilmesigerekmektedir. Kentlerin üzerine eğilmesigereken bu dört ana husus şunlardır:1) Merkezi olmayan dağıtılmış enerji mimarisi,bunun içerisinde enerji verimliliğitemel olmakla beraber yeterli olmayan birbaşlık.2) Binalar, yeşil sertifikalı enerji dostu vesürdürülebilir mimarili binalar ve kentseldönüşüm. Bu bağlamda güneş enerjisi, ısıpompaları, rüzgar enerjisi, tarım alanları,atık yönetimi ve su yönetiminin planlanması3) Enerjinin ve özellikle de yenilenebilirkaynaklardan üretilen enerjinin Hidrojenvb. yeni teknolojiler ile depolanması. AB,Hidrojen enerjisinin geliştirilmesi için 3milyon Avro’luk kamu –özel ortak girişimprojesi başlatmıştır.1992 yılında Rio De Janeiro’da imzalananve 21 Mart 1994 yılında yürürlüğe girenBirleşmiş Milletler İklim Değişikliği ÇerçeveEnerji ve Çevre Devrimi 1Sözleşmesi, 1997’de Kyoto’da imzalanan ve16 Şubat 2005 tarihinde yürürlüğe girenKyoto Protokolü ile yoğunlaşan insan kaynaklıiklim değişikliği ile mücadele çabaları,2012 ve sonrası yeni bir dönem için BirleşmişMilletler çatısı altında müzakere edilmekte,2020 ve 2050 yılları için yeni hedeflerşekillendirilmektedir.Gelişmiş ülkelerin 2020 yılı için daha iddialısayısal salım azaltım hedefleri koymalarıve 2050 yılına kadar olan dönem içinsalım azaltıcı stratejiler geliştirmeleri beklenirken,gelişmekte olan ülkeler içinde ulu-1800’lü yıllar itibariylebaşlayan SanayiDevrimi, kaynaklarınsınırına dayandığımız21. asırda yeni biratılımın eşik değerinegelmiş bulunmaktadır.Kaynaklarınsürdürülebilirkullanımını merkezalacak olan bu yeniçağaEnerji ve Çevrealanında yapılacakyenilikler damgasınıvuracaktır.86 M‹MAR VE MÜHEND‹S


sal uyumlaştırılmış azaltım eylem planlarıbenimsemeleri talep edilmektedir. Belirlenenazaltım hedeflerinde envanterde en büyükpaya sahip olan enerji ile ilgili yatırımlaröne çıkmaktadır.Özellikle Enerjinin yenilenebilir enerji kaynaklarındaneldesi ile enerji verimliliği konusundaIPCCC’nin 4. Değerlendirme raporundaöne çıkan 450 ppm salım senaryosunagöre 14,1 ila 18,3 giga ton azaltım ön görülmektedir.Azaltım ön görülerinde sonkullanıcı enerji verimliliğinin azaltım potansiyeli2020 yılında 443 milyon tonCO2-e iken, 2030 yılına gelindiğinde buazaltım değerinin 1milyar 398milyon tonaulaşması hesaplanmaktadır.2005 yılında 46 Giga ton olan emisyonların2030 yılına kadar BAU senaryoda 70 gigatona çıkması hesaplanmakta, 60 Avro/tonmaliyetin altında olan azaltım potansiyeli38 giga ton tahmin edilmektedir.Bu 38 giga ton azaltımın 10 giga tonu enerji,8,8 giga tonu sanayi ve atık, 3,2 giga tonuulaşım, 3,5 giga tonu binalar, 12,5 gigatonu ise tarım ve ormancılık olarak hesaplanmıştır.60 ila 100 Avro/ton maliyet ile vedavranış değişikliği ile 9 giga ton daha azaltımyapılabilmektedir.Enerji sektöründeki fırsatlar: enerji verimliliği,yenilenebilir enerji, nükleer enerji veCCS-karbon yakalama ve depolama olaraksıralanmaktadır.2005 yılı verilerine göre ulaşım kaynaklıemisyonların %71’i kara yolu ulaşımındankaynaklanmaktadır. 2030 yılında tüm hedeflerinerişilmesi halinde filo emisyonları% 30 kadar azaltılabilecektir. Diğer yandan,havacılık ve deniz ulaşımı küresel emisyonların%4’ünü teşkil ederken deniz ve havacılıkulaşım kaynaklı emisyonlar % 25 oranındaazaltılabilir olarak değerlendirilmektedir.6TÜRKİYE ULUSAL SERAGAZI ENVANTERİEnvanter sonuçlarına göre, 2007 yılındatoplam seragazı emisyonu 372,6 milyonton CO2 eşdeğer olarak hesaplanmıştır.2007 yılı emisyonlarında en büyük payı%77 ile “enerji kaynaklı emisyonlar” alırken,ikinci sırayı %8,55 ile “Atık” almaktadır.8 Tarımsal faaliyetler ve Endüstriyel işlemlerise %7’şer paya sahiptir. 2007 yılında1990 yılına kıyasla; toplam emsiyonlariçinde enerjinin payı %78’den %77’ye, TarımsalFaaliyetlerden kaynaklı emsiyonlar%11’den %7’ye düşerken, Atık sektörününtoplamdaki payı %4’ten %9’a yükselmiştir.AB Akıllı Şebeke Projesi 4Dünya ölçeğinde planlanan Akıllı Şebeke projesi. Bu proje rüzgâr, güneş,jeotermal vb. yenilenebilir kaynakları ve bu kaynaklardan üretilen elektriğikıtalararası elektrik şebekesini tanımlamaktadır.Bu anlamda yerel yönetimler, ulusal iş dünyası ve sivil toplum örgütlerininsıkı işbirliği önem arz etmektedir. 3Geliflmifl ülkelerin2020 y›l› için dahaiddial› say›sal sal›mazalt›m hedeflerikoymalar› ve 2050y›l›na kadar olandönem için sal›mazalt›c› stratejilergelifltirmeleribeklenirken,geliflmekte olanülkeler için de ulusaluyumlaflt›r›lm›flazalt›m eylemplanlar›benimsemeleri talepedilmektedir.2007 yılında toplam CO2 emisyonlarınınyaklaşık olarak %93’ü enerji, %7’si endüstriyelişlemler kaynaklıdır. CH4 emisyonlarının%59’unun atık yönetiminden,%33’ünün tarımsal faaliyetlerden, N2Oemisyonlarının ise %84’ü tarımsal faaliyetlerdenkaynaklanmaktadır. 9Türkiye’nin Enerji verimliliği projeleri ileyaklaşık %20 civarında enerji verimliliğisağlayabileceği ön görülürken, enerji verimliliğiprojeleri ile olağan artış senaryosundan% 7 ila 8 civarında sera gazı azaltımı sağlanabileceğidüşünülmektedir.AB-ENERJİ EYLEM PLANIAvrupa Birliğinin 2007-2012 yılları arasıiçin belirlemiş olduğu hedefler : “Enerji VerimliliğiEylem Planı 2007-2012” de:* ticari bina ve konutlarda %27- %30;* imalat sanayinde %25;* ulaşımda ise %26 enerji verimliliği sağlanmasıolarak yer almaktadır.Yapı sektöründeki büyük enerji tasarrufpotansiyeli ise: 2010 itibariyle %22 olarakön görülmüştür. Böylece iklim değişikliği ilemücadelede yılda 780 milyon ton-eşlenikCO2 emisyon azaltımı sağlanacak ve fosilkökenli yakıtlara olan bağımlılık azaltılacaktır.2011 yılında iç hatlar ve 2012 yılında dışhatları Emisyon Ticaret Sistemine (EU-ETS) dahil edecek olan Avrupa Birliği, Avrupa’yauçuşu olan tüm kurum ve kuruluş-EYLÜL-EK‹M 2010 87


MAKALElardan sınırla ve pazarla sistemine dahilolmasını istemektedir. Uluslar arası sivilhavacılık organizasyonunun (ICAO) yapmışolduğu çalışmalarda;* 2012 yılından 2020 yılına kadar busektörde her yıl için % 1,5 enerji verimliliği,* 2020 yılından sonra karbon nötür büyüme,* 2050 yılına kadar ise % 50 salım azaltımıanaliz edilmektedir.Referans Senaryo AzaltımMaliyetleri ve Miktarları 5Enerji üretimi ve sonkullanıcı verimliliğipotansiyelleri /gelişimsüreci 7Ecofys ve Fraunhofer ISI firmalarının hazırladığıraporda AB’nin 2020 yılında%20 enerji verimliliğine ulaşması sayesindeyıllık 78 milyar Euro tasarruf sağlanacağıbelirtilmektedir. Bununla birlikteenerji verimliliği konusunda gelişmiş ülkelerinyapmış olduğu kampanyaların çokazı başarılı olabilmiştir. Energitjenesten(Danimarka enerji firmaları birliği)’nin2007 yılında devreye aldığı mekanizma ileenerji tasarruf sertifikası beyaz sertifika”(sınırla ve pazarla) sistemi düzenlenmesive bu sertifikaların enerji firmalarına satılmasıile firmaları ve bireyleri enerji verimliliğineteşvik etmektedir. İngiltere, Fransave İtalya daha sıkı bina standartları, akkorFlamanlı ampül kullanımının yasaklanmasıgibi düzenlemelerin yanı sıra, aynımekanizmayı devreye alma çalışmalarınıyürütmektedir.İngiltere 2016 ve sonrası için yeni yapılacakevlerde karbon nötür olma hedefinibenimsemiştir. Yeni performans standartlarıgeliştirilmektedir. 10Seragazı Emisyonları veGSMH ilişkisiKAYNAKLAR1 Kaynak: WEO 20092 Rifkin, Jeremy; The Third Industrial Revolution: Leadingthe Way to a Green Energy Era and a HydrogenEconomy3 Can, Oğuz; City Climate Conference, Seyehat Raporu4 Kaynak: http://www.desertec.org/en/concept/5 Kaynak: WEO 20096 Kaynak: http://www.mckinsey.com7 Kaynak: www.wbcsd.org8 Çevre ve Orman Bakanlığı “Kyoto Protokolü EsneklikMekanizmaları ve Diğer Uluslararası Emisyon TicaretiSistemleri” 13/05/2008 tarih ve B.18.ÇYG.0.02.00.04-020/8366 sayılı Çevre ve Orman Bakanlığı Özel İhtisasKomisyonu Raporu9 UNFCCC FCCC/WEB/SAI/2009 Synthesis and AssessmentReport on The Greenhouse Gas InventoriesSubmitted in 2009\ 3 July 200910 Kaynak: www.wbcsd.org88 M‹MAR VE MÜHEND‹S


K‹fi‹SELGEL‹fi‹MİŞE GİREN KAPIYI AÇAN GİZLİANAHTAR CV’NİZDİREVET YENİ MEZUN OLDUNUZ İŞE GİRMEK İSTİYORSUNUZ. İŞ ARAYAN BİNLERCEADAYLA BERABER BÜYÜK BİR YARIŞIN İÇİNDESİNİZ. SİZİ BU YARIŞTADİĞERLERİNDEN AYIRACAK İLK VE BÜYÜK FARK İŞE BAŞVURURKENKULLANACAĞINIZ ÖZGEÇMİŞİNİZDİR. ÇÜNKÜ İYİ HAZIRLANMIŞ BİR CVYÜZLERCESİ ARASINDAN TASARIMI, İÇERİĞİ VE SUNUMU İLE AYRILABİLECEKTİR.MAHMUT ÇELİK / Makine Yüksek MühendisiFark oluflturabilmek için do¤ru CVde neler olmal›ÖN MEKTUP YAZIMIPek çok aday bu mektupların okunmadığınıdüşünmektedir. Ama bu büyük yarışta birazönde olmanıza yarayacağını unutmayın veözel bir ön mektup kullanın, asla standartkendinizi öven bir yazı olmasın. Diğer kişilerdenayrılan özelliklerinizi belirtirken mütevaziolmaya dikkat etmeli aşırıya kaçılmamalıdır.Burada yazacağınız bir cümle veyahutkelime sizi bir anda dikkat çeken biraday haline getirebilir.HER ‹fiE VE ‹fiYER‹NE AYRI B‹RÖZGEÇM‹fi GÖNDERMEL‹S‹N‹ZÇünkü mühendis olarak başvuracağımız işimalat ise farklı beklentiler satış kadrosuiçinse sizden farklı beklentiler olacaktır. Ayrıyetenfirmaların da çalışanlarından farklıbeklentileri olabilir, bu yüzden başvuru yapacağınızfirmayı ve işi iyi inceleyerek onagöre bir CV hazırlamalı asla bilgisayarımızdahazır olan CV ‘mizi her yere göndermemeliyiz.İstenilen ihtiyaçlara uygun özelliklerimiziöne çıkaran bir formatta hazırlamalıyız.90 M‹MAR VE MÜHEND‹SK‹fi‹SEL B‹LG‹LERBaşvuru yaptığınız kurum veyahut firmanınCV ‘ niz ne kadar iyi olursa olsun size ulaşabileceğibilgilerin yer aldığı bu bölümü enayrıntılı şekliyle ve çok bilgiyle doldurmalıyız.Yardımcı bilgileri de unutmadan tümbilgiler doğru ve açık olmalıdır. Eğer halençalışıyorsanız ve firma cep telefonu kullanıyorsanızasla bu numarayı irtibat telefonuolarak vermeyin. Ev ve bir yakınınızın telefonuve sizin şahsi mail adresiniz sizin içinideal bir iletişim adresi olacaktır. Ailevi bilgilerve özel yeteneklerinizde bu bölümdebelirtilmelidir.YARINLAR ADINA AMAÇ VEKAR‹YER HEDEF‹ BEL‹RLEMEGenel olarak iş yaşamınızdaki beklentilerinizve varmak istediğiniz noktayı belirtmelisiniz.Eğer yeni mezun biri iseniz burada ortayakoyacağınız net hedefler iş hayatına nekadar hazır olduğunuzu gösterecek ve siziniçin bir adım öne geçmenizi sağlayacaktır.EG‹T‹M HAYATIEğer hayata yeni atılıyorsanız, belirli bir iştecrübeniz yoksa bu bölüm sizin için uzuncaolmalı, başvurduğunuz işle alakalı destekleyicidersleriniz varsa dönem ödeviniz veçalışmalarınızdan bahsetmelisiniz. Eğerbelli bir süredir iş hayatının içindeysenizeğitim kısmınızı iş tecrübelerinizden sonrayazmak daha doğru olacaktır. Mezun olduğunuzokulları yazarken asla unutmamanızgereken bilgiler Mezun oldunuz okulun açıkismi, Mezuniyet yılı, Mezuniyet derecesi,Bölümünüz ve bulunduğu yerdir. Ayrıyetenbaşvurduğunuz pozisyonla alakalı özelkurslar, eğitimler, seminerler ve farklı projelervarsa bunları da yazmakta fayda vardır.YABANCI D‹L VE B‹LG‹SAYAR B‹LG‹S‹Burada eğer herhangi bir yabancı dil ve bilgisayarbilgimiz yoksa asla yalan bilgi yazmamalıyız.Çünkü burada yazacağınız bilgineticesinde yapılacak bir sınavda aldığınıznetice sizi mahcup edecek ve sizin görüşmeyedahi çağrılmamanıza sebep olacaktır.Bazı işlerde yabancı dil bilgisi gerekmediğinidüşünürseniz buradaki yalan beyan sizino işe girmenize mani olacaktır. Eğer hiç dilve bilgisayar bilginiz yoksa bu bölüme gerekteyoktur. Eğer birden fazla yabancı dilbilginiz varsa en iyi bildiğinizden aşağıyadoğru sıralama yapmalısınız.


‹fi TECRÜBES‹Halen çalışıyorsanız bu bölüm sizin en canalıcı bölgeniz olacaktır. Bu bölümde çalıştığınızıiş yerlerinin açık isimleri varsa bağlıolduğu bir üst kurum veyahut içinde bulunduğuşirketler grubunun ismi, sizin çalıştığınızbirimin açık ismi ve sizin bu birimdekipozisyonunuz, işe başlangıç ve ayrılış tarihlerinizve bu süre içerisinde firmada kazandığınızbaşarılardan bahsetmelisiniz. Bubaşarılardan bahsederken somut bilgilerkullanılmalıdır. Örneğin dönemimde 120bayi yapılmış toplam satışlar % 50 artmıştırşeklinde.HOB‹LERBurada dikkat çekmek gayesiyle asla ilgilenmediğinizspor ve aktivitelerden bahsetmeyiniz,burada başvurduğunuz pozisyonlaalakalı bir hobiniz ve sosyal zevkiniz varsaonlardan bahsetmek doğru olacaktır. Yoksabisiklete binerim, kitap okurum, spor yaparımvb. bilgiler gereksiz olacak ve ciddiyetisarsacaktır.REFERANSLARÇok dikkat edilmesi gereken bir bölümdür.Daha önce çalıştığınız firmalardan, vereceğinizüstünüz olan, aynı derecede ve emrinizdeçalışan isimler, sizin nasıl bir çalışanolduğunuzun araştırması için önemlidir. Bubölüm çok uzatılmamalı aile fertleri ve akrabalarreferans olarak yazılmamalıdır.EN SIK YAPILAN YANLIfiLAR;‹fl deneyimlerini ve egitim hayat›n› bafltan sona do¤ru yazmak. (En son okul ve ifl deneyimindenbafllanmal›)‹mla hatalar› (Çok ciddi kontrol edilmeli)Çok uzun veyahut k›sa yazmak (Yafla ve tecrübeye göre 2-3 sayfay› geçmemeli)Adres ve telefon bilgilerini eksik ve yanl›fl yazmakYaz› karakteri ve büyüklü¤ü (Tamam› 12 punto Times New Roman karekteri tercih edilmeli)Ka¤›t kalitesi (Kaliteli 80 gr beyaz renkli A4 ka¤›t olmal›)Eski Foto¤raf konulmas› (Fotograf güncel olmal› )EYLÜL-EK‹M 2010 91


S‹NEMAVEMÜHEND‹SL‹KRÜYA KADAR G‹ZEML‹, HAK‹KAT KADAR BERRAK VE HAL‹S DO⁄ULU B‹R F‹LMTUNUS’LU YÖNETMEN NACER KHEMIR’DEN B‹R YOL H‹KAYES‹... AMA BU YOLCULUK DÜNYANINB‹R YER‹NDEN BAfiKA B‹R YER‹NE DE⁄‹L, ‹NSANIN KEND‹ ‹Ç ALEM‹NE YAPTI⁄I “‹ÇSEL” B‹RYOLCULUK. ÜSTAD NEC‹P FAZIL’IN “‹Ç‹N‹ZE DE Y‹V Y‹V DER‹NLEfi‹N DE, ÇIKSIN KARfiINIZA ENYAKININIZ” DED‹⁄‹ TÜRDEN.. M‹ST‹K DOKUSU, BÜYÜLÜ ATMOSFER‹ VE fi‹‹RSEL ANLATIMIYLAGERÇEK B‹R S‹NEMA fiAHESER‹.EROL MERMER / YÖNETMENYaşı ilerlemiş ve âmâ bir derviş olanBaba Aziz, çölde sufilerin her otuzyılda bir gerçekleştirdikleri toplantınınbilinmeyen yerini aramaktadır. Küçüktorunu Isthar da, ona yardım ve eşliketmektedir. Hayat dolu olan ve dedesiniçok seven Isthar, dervişlerin toplantı yeriniasla bulamayacaklarından korkmaktadır.Çıktıkları uzun çöl yolculuğunda ilginçinsanlarla karşılaşırlar ve Baba Aziz torununahikâyeler anlatır. Derviş olmak içintahtından feragat eden prensin hikâyesiAziz Baba’nın yol boyunca anlattığı hikâyelerarasındadır. Dervişlerin toplantı yerinibulduklarında ise, bu uzun yolculukBaba Aziz için son bulmuştur.Hep düşünmüşümdür, acaba sinemayı bizkeşfetmiş olsaydık nasıl bir sinema diligeliştirirdik? Batı kültürü tiyatrodan başlayarak,romanda, hikayede, sinemadaoluşturduğu dramatik yapı hep “çatışma”üzerine kurulmuştur. Çatışma kültürü iseta paganizme kadar dayanır. Pekiyi “Mevlagörelim neyler, neylerse güzel eyler”diyen ve dünyevi bütün kavgaları bitirmiş,kalbi mutmaine ermiş dervişi nasıl anlatacağız?Bugün sinemada en çetin mesele,doğu kültürü kendine özgü bir sinemadili oluşturmalıdır. Mesela bir “Leyla ileMecnun” filmi çekiyorsunuz ama ortaya“Romeo ve Juliet” çıkıyor. İşte bu kalıplarıyırtan ve bir doğu hikayesini bize doğununsinema diliyle anlatan ilklerden birfilm Bab’aziz.Film İstanbul’da gösterime girince Türkiye’yegelen yönetmen filmi hakkında birde konuşma yaparak “Bu film bir sorudançıktı aslında: Babanız, yanınızda yeredüşse ve yüzü çamurlansa ne yaparsınız?Ben olamasam bile benim babam tam birMüslüman’dı ve şu sıralar onun yüzüne(dinine) çamur çalınıyor durmadan. Benbu filmle babamın yüzünü silmeye, temizlemeyeçalıştım. İslam’ın batı tarafındansunulan yüzünü değil, bilinmeyen, es geçilenve unutturulan yüzünü göstermeyeçalıştım.”Baba Aziz ve torunu Ishtar bir çöl yolculuğundadırlar.Küçük torun meseleleri çokkavrayamasa da dedesinin derinliğini hissetmektedir.Dedesinin söylediğine göretüm dervişlerin bir araya geleceği, nadirolarak tertip edilen bir sofiler toplantısınagidiyorlardır. Ama ne yöne gitmeleri gerektiğibelli değildir. Sadece yürümektedirler.Dede yol boyunca torununa çarpıcımasallar anlatırken, karşılaştıkları insanlarınher birinin ilginç hikayesi vardır.Mevlana, Gazali ve İmamı Rabbani Hazretlerininsözlerini filmin diyaloglarınausta bir nakkaş gibi yerleştiren yönetmen“Ben bu hikayeyi kurguladım ama o sözlerisöyleyecek güç bende yoktu” diye iti-92 M‹MAR VE MÜHEND‹S


NACER KHEM‹R 1948’de Tunus’un Kobra kentinde doğdu. En sevdiği öyküler arasında “Binbir Gece Masalları” da bulunanbir masalcıdır. Aynı zamanda şair, ressam ve yazar olan sanatçı iki kitaba imzasını atmıştır. 1984’teki ilk konuluuzun filminden önce Nantes, Kartaca ve Valencia Film Festivaller’nde büyük ödüller de kazanan birçok kısa film yönetti.F‹LMOGRAF‹ 1986 Les Baliseurs du Désert / The Wanderers / Çöl İşaretçileri, 1991 Le Collier perdu de la Colombe/Dove's Lost Necklace/ Güvercinin Kaybolan Kolyesi, 2005 Bab'Aziz / Aziz BabaBab’azizrafta bulunur. Besmele ile başlayanfilm, ayeti kerime okunarak devameder. Çölde bir siluet belirir. Kum yığınlarıarasından bir kız çocuğu, Ishtarçıkar. Kız çocuklarını toprağa diridiri gömen cahiliyeye devrine yapılanbu göndermeden sonra secde halindekum altında kalan Baba Azizikumlardan silkinerek çıkar. İshtar,“Dedeciğim tek başımıza bu çöldeyolumuzu nasıl bulacağız, ya kaybolursak?”Baba Aziz son derece rahatcevap verir; “İnancı olan kişi aslakaybolmaz küçük meleğim!”Yazar, şair, ressam ve yönetmen NacerKhemir’in bu yalın ve mistik yolhikâyesi, müziği ve eşsiz görüntülerininyanı sıra, tasavvufi öğelerle bezenmiş,rüya ile gerçek arasında,adeta “sekr” halinde izleyeceğiniz birşaheser.F‹LM‹N KÜNYES‹Adı: Bab'aziz - Aziz BabaYönetmen : Nacer KhemirSenaryo : Nacer Khemir, Tonino GuerraKameraman : Mahmoud KalariKurgu : Isabelle RatheryMüzik : Armand AmarOyuncular : Parviz Shaminkhou, Maryam Hamid, Hossein Panahi, NessimKhaloul, Mohamed Graïaa, Maryam Mohaid, Golshifte FarahaniYapım : Behnegar, Hannibal Films, Les Films du RequinYılı : 2005ÖDÜLLER2005 Fajr Film Festivali Kristal Simorgh Ödülü2005 Fajr Film Festival Crystal Simorgh Spiritual Award2006 Muscat Film Festivali Altın Hançer En İyi Film Ödülü2006 Muscat Film Festival Golden Dagger Best PictureEYLÜL-EK‹M 2010 93


AJANDA6. ÇATI, CEPHE VE YALITIMS‹STEMLER‹ VETEKNOLOJ‹LER‹ FUARIYer: İstanbul CNR ExpoFuar Tarihleri : 25-28 Kasım 2010Sektör : Çatı, Cephe ve YalıtımWeb: www.caticephe.comÇatı ve cephe sektöründe müteahhitlerleiş ortaklığı fırsatı ÇATI&CEPHE Fuarı’nda.Türkiye’de sektörünün tek organizasyonuolan fuar, orta ve uzun vadede ihracat veithalat bağlantılarına adım atılmasına olanaksunuyor. Yalıtım ve estetik, fuarın buyıl öne çıkan unsurları arasında.150 F‹RMA 400 MARKAYLA KATILIYORÇatı&Cephe Fuarı’na 150 firmanın 400markayla katılacağı bildirildi. Yapıların dışyüzeyini oluşturan sistemlerin sergileneceğiorganizasyon, 20 bin mÇ’lik alandadüzenlenecek. Fuar yetkilileri yalıtım, cephedüzenleme, teras uygulamaları gibi konularınfuarda profesyonellere çözümönerileri ile duyurulmasını hedeflediklerinibildirdiler. Natural Stone 7.UluslararasıMermer Doğaltaş Ürünleri ve TeknolojileriFuarı ve Euro Emlak Avrupa Emlak Yatırımve Geliştirme Fuarı ile eş zamanlıgerçekleşecek Çatı Cephe Fuarı’na 50 binziyaretçi bekleniyor.29.‹STANBUL K‹TAP FUARIYer: İstanbul TÜYAP Fuar MerkeziFuar Tarihleri: 30.10.2010 - 07.11.2010Sektör: Kitap ve Süreli YayınlarWeb: www.tuyap.com.trTÜYAP Tüm Fuarcılık Yapım A.Ş. tarafındanTürkiye Yayıncılar Birliği işbirliği ile 30Ekim-7 Kasım 2010 tarihleri arasında TÜ-YAP Fuar ve Kongre Merkezi- Büyükçekmece’dedüzenlenecek olan 29. İstanbulKitap Fuarı 550 yayınevi ve sivil toplum kuruluşununkatılımı, yaklaşık 300 etkinlik veyüzlerce imza ile kapılarını kitapseverlereaçmaya hazırlanıyor.YEN‹ B‹R ETK‹NL‹K D‹Z‹S‹ BAfiLIYORHAYATIN RENKLER‹TÜYAP’TA BULUfiUYORHafta içi günlerde alanında uzman konuklarındavet edileceği “ Hayatın Renkleri”kapsamında sağlık, yaşam, kişisel gelişimve yemek kültürü üzerine renkli söyleşilerdüzenlenecek.‹STANBUL’U YAZMAKAna teması “İstanbul’u Yazmak” olan kitapfuarı İstanbul’u yazan yazarları fuara davetediyor. Bu kapsamda baba-kızın birliktekatılacağı söyleşiyle John Freely ve MaureenFreely ilk kez bir söyleşide bir arayagelmiş olacak.ONUR KONU⁄U:‹SPANYA ETK‹NL‹KLER‹30 Ekim-2 Kasım 2010 tarihleri arasındaUluslararası Salon’da (5 nolu hol) gerçekleştirilecekOnur Ülke programı kapsamındaİspanya’dan konuk yazarların katılımıylasöyleşiler, sergi, açılış ve kapanış konserleriyer alacak.TÜRK SANAY‹N‹NÜRDÜRÜLEB‹L‹R REKABET GÜCÜVE SANAY‹ KONGRELER‹‹STANBUL SANAY‹ ODASIİmalat sanayiinin rekabet gücününgelişmesine katkıda bulunmak amacıylaİstanbul Sanayi Odası, ana teması“Sürdürülebilir Rekabet Gücü” olan ilkSanayi Kongresi’ni 2002 yılındagerçekleştirmiştir. İlk Kongre’den bu yanaher yıl düzenlenen Sanayi Kongreleri, Türksanayisinin küresel boyutta başarısını teminedecek ve sürdürülebilir kılacak konularınzengin bir yelpazede ele alındığı, vizyoner birtartışma platformu olarak tasarlanmaktadır.‹NOVASYON SERG‹S‹Bu yıl, 7-8 Aralık 2009 tarihlerinde gerçekleştirilecekSanayi Kongresi kapsamındageçen yıl olduğu gibi bir İnovasyon Sergisi'nede evsahipliği yapılacaktır.Ana teması “Sürdürülebilir Rekabet Gücü:Sanayi ve Ekonomide Yapısal Dönüşüm”olarak belirlenen “İSO 9. Sanayi Kongresi veİnovasyon Sergisi” ile firma ve kurumların,yenilikçi ve teknoloji öncelikli ürün veyasonuçlanmış projelerini tanıtmaları ve işbirliklerioluşturabilmeleri amaçlanmaktadır.Firmalar ve kurumlar, sergiye konu ürünveya sonuçlanmış projelerini “Bilgi”, “Fikir veProje” ve “İnovasyon” tematik alanlarındayer alacak standlarda sergileyeceklerdir.KONUK KONUfiMACIPROF. RICARDO HAUSMANNHarvard Üniversitesi Uluslararası KalkınmaMerkezi DirektörüALAN BEATTIEThe Financial Times Gazetesi UluslararasıEkonomi Editörü94 M‹MAR VE MÜHEND‹S


Ç‹ZG‹YORUMYakup Güler96 M‹MAR VE MÜHEND‹S

Hooray! Your file is uploaded and ready to be published.

Saved successfully!

Ooh no, something went wrong!