ATMD DERGİ 1.SAYI

sakalin

ATMD DERGİ

içindekilerda artık anlatılacak yeni bir şey yok derken; Atatürk’ün kendi defterlerindeki bazı notlar açığaçıkarılınca, başka bir açıdan yorumlama fırsatını yakalamış olduk. Savaşı ele almadan önce birkaç26Tamhususu açıklamayı, konun anlaşılabilmesi açısından ihtiyaç görmekteyiz.Muhteşem22MOHAÇSüleyman ‘ın2 saatte yazdığı tarih.veSULTAN ALPARSLAN14MALAZGİRTFetihlerin BabasıAlparslan’ın Anadolu’yu Türk yurduhaline getirme çabaları.VE İSLAMESERLERİ MÜZESİ44TÜRK19. yüzyılın sonundabaşlayan kuruluş çalışmaları 1913yılında tamamlanmış ve müze,1914’te ziyarete açılmıştır.54RÖPORTAJAna BilimDalı BaşkanıProf. Dr. Mualla UyduYücel hocamızla şekertadında, samimi röportajgerçekleştirdik8SÜRGÜNGENERALLERRoma’nın korkulurüyası Hannibal Barca veAfrika Kartalı Africanius.İki büyük generalin ortaknoktaları ise trajik sonları.KONUŞUYOR24ANADOLUNeler yaşadı,Neler gördü ? Kimler geldi,kimler geçti ? Şimdi dinlemevakti.52İZNİK ÇİNİLERİDünya sanat tarihiiçinde çok önemlibir yeri olan Türk çini sanatı,Büyük Selçuklular’la başlayıpAnadolu Selçukluları’yladevam etmiş ve nihayetindeOsmanlıların elinden geçerekİznik’te başarılı bir senteze vemükemmelliğe ulaşmıştır.18KAPTAN-IDERYAAsıl ismi Hızırolan Osmanlı’nın ilkkaptan paşası .Denizciliktarihinin unutulmayanadamı.2


Tarih Nedir?HAZIRLAYAN: BETÜL ÖZERTARİH NEDİR?İnsanların, geçmişteki yaşamlarını, meşguliyetlerini,bireyler ve toplumlar olarak birbirleriyleolan ilişkilerini, ortaya çıkardıkları kültür vemedeniyetlerini, yer ve zaman göstererek “Neden-sonuç”ilişkisi içerisinde belgelere dayanarakobjektif bir biçimde inceleyen ve anlatan sosyalbilim dalına “Tarih” denir. Her olay kendisindenönceki olayın sonucu, kendisinden sonraki olayınsebebidir. Önceki olayın bilinmesi, ardındangelen olayın sağlıklı bir şekilde kavranabilmesidemektir.Geçmişten günümüze kadar insanların sosyal,iktisadi ve siyasal faaliyetleri, meydana getirdiklerikültür ve medeniyetler Tarihin Konusunuoluşturmaktadır. Sosyal bilimlerin temeli sayılan4tarih, milletlerin hafızası durumundadır.“Tarih, geçmişteki olaylar ve o olayların zamaniçindeki akışıyla ilgilenir. (1) Tarih bilimininkonusu içerisine giren herhangi bir fikir, olay,olgu veya düşüncenin incelenip yorumlanabilmesiiçin; incelenecek ve yorumlanacak materyalinait olduğu zaman da bilinmelidir. Zamanı belliolmayan, hangi döneme ait olduğu belirlenmemişbir olgunun tarihi açıdan yorumlanması imkansızdır.Aynı zamanda tarih, insanların faaliyetlerineticesinde meydana gelen olaylarla ilgilenir.Başka bir ifadeyle tarih, bir olaylar dizisini değil,insanların düşüncelerinin ifadesi olan ve zamanlaortaya çıkan olayları, insanların yönlendirdiğisosyal gelenekleri konu edinir.” (2)Kısaca Tarih “Geçmiş” demektir.Tarih sonu olmayan bir bilimdir, her yeni arkeolojikkazı ve araştırmalarla yeni bilgilerin günışığına çıkarılması ile Tarihsel verilerde değişikliklerolması söz konusudur. Örnekle desteklenecekolursa, bilinen en eski Türk yazıtlarınıngünümüzden on dört asır öncesine tarihlenenYenisey ve Orhun anıtlarında ki yazıtlar olduğudüşünülürken, 1960 yılında Kazakistan’ın Alma-Ata Şehri’nin Esik kasabasında bulunan “Altın elbiseliadam” kurganından çıkan bir kasede bulu-


TarihçeHAZIRLAYAN: TÜLİN KUTLUERSARAY’DAN DARÜLFÜNUN’A TARİHİN YAŞADIĞI ÜNİVERSİTEEDEBİYAT FAKÜLTESİ TARİH BÖLÜMÜOsmanlı Devleti’nin Batılaşma sürecindebir Darülfünun kurma fikri ilk defa 1845yılında Muvakkat Maarif Meclisi tarafındanortaya konmuştu. Bu meclisin çalışmalarıneticesinde, esas hedefi meslekî eğitim yerine“ikmâl-i kemâlât-ı insâniye” olan bir Darülfünunaçılması planlanmıştır. 1863-1865 arasındaki ilkteşebbüs sadece konferanslar tarzında halkı çeşitliilmî konularda bilgilendirme ile sınırlı kalmıştı.1870-1873 arasındaki ikinci Darülfünungirişimi de, yönetime fiilî özerklik verilmesine,fakültede verilecek dersler ve öğrenci kayıt-kabulgibi bütün hususlar düşünülmesine rağmen,tam olarak amacına ulaşamamıştı. Darülfünununüçüncü kez kuruluş teşebbüsü, Darülfünun-ıSultanî ismiyle 1874-78 tarihleri arasında yaşanmışancak, bu kurum da süreklilik sağlamada başarısızolmuştu. Teşebbüs aşamalarında Tarih-iUmumi, İlm-i Tarih, İlm-i Asar-ı Atika ve İlm-iMeskûkât gibi Tarih derslerinin yer aldığı görülmektedir.1900’de kurulan Darülfünun ise, kesintisizbir şekilde öğretime devam etmişti. Başlangıçtatalebe sayısı sınırlı idi ve merkeziyetçi bir anlayışlayönetilmekteydi. Zaman geçtikçe, gelişmeve yenileşme gösteren Darülfünun, gerçek birüniversiteye dönüşmeye başladı. Bu dönemde henüzbölüm ayrımının olmadığı ve “şube” ismiyleadlandırılan üç fakülteden birisi olan “ulum-ıedebiye” şubesinin müfredat programında tarihdersleri ağırlıklı olarak yer almıştır. Tarih-iOsmanî, Tarih-i Düvel, İlm-i Asar-ı Atika, Etnografyaderslerini dönemin aydınları arasındayer alan Abdurrahman Şeref Efendi ve Efdalüddingibi isimler vermiştir. Darülfünun’da okutulanilk ders “Tarih-i Hikmet”tir.II. Meşrutiyet döneminde faaliyete başlayanfakülte meclisleri ders programlarının oluşturulmasındabirinci derece etkin olmuştur. Edebiyatşubesi öğretim üyeleri tarafından hazırlananraporlar ile 1912 yılından itibaren bölümuygulamasına imkân verecek müfredat programıoluşturulmuştur. Edebiyat şubesi programını ha-6


tarihçeİstanbul Darülfünun’u ÜniversiteOlduktan Sonraki İlk Logozırlayacak encümeniniçerisindeHüseyinDaniş, MehmetAkif, AhmetNaim, AhmetMithat Efendi,Efdalüddin,Ahmet Hikmetve HamdullahSuphi gibiisimler yer almıştır.Encümeninhazırladığııslahat raporuna göre Tarih Bölümü’nüntemelini oluşturan Tarih-Coğrafya kısmı ilk kezburada ifade edilmiştir. Tarih-i Umumi, Asr-ı HazırTarihi, Tarih-i Medeniyet, Bizans Tarihi, İslamDevletleri Tarihi, Tarih-i Osmanî, Arkeoloji,Etnografya, Usul-ı Tarih, Arapça, Fransızca gibiderslerin yer aldığı ıslahat programı içerik olarakoldukça zengindir. Ancak bu program ekonomikve siyasi sebeplerle hayata geçirilememiştir. BirinciDünya Savaşı yıllarında birçok olumsuzşartlara rağmen Edebiyat Fakültesi kadrosu güçlenmeyedevam etmiştir. Almanya’dan getirilenmüderrisler içerisinde tarih alanında ders verenkişiler yer almaktadır. Bunların uzmanlık alanlarışu şekildedir: Lehmann Haupt-Eskiçağ Tarihi,Mordtmann-Tarih Metodolijisi ve E. Unger- Arkeolojive Eski Paralar.Özerk bir üniversite yapısının oluşturulmasındaEdebiyat Fakültesi öğretim üyelerinin katkısıbüyüktür. 1919’da yapılan yeni düzenleme ile TarihBölümü’nün iyice şekillendiği görülür. “Medrese”olarak adlandırılan fakültenin ders programındabölümün dersleri şunlardır: Tarih-i Siyasi,Türk Tarihi, İslam Kavimleri Tarihi, Türkiye Tarihi,Avrupa-Türkiye Münasebetleri Tarihi, OrtaçağdaŞark Kavimleri Tarihi, Kadim Şark KavimleriTarihi, Kadim Yunan ve Roma Tarihleri.Mütareke yıllarında zor günler geçiren EdebiyatFakültesi’nde diğer bölümlerde olduğu gibiTarih Bölümü’nden de çeşitli nedenlerle birçoköğretim üyesi kadro dışı kalmıştır. Özellikle MilliMücadele’ye destek için Anadolu’ya geçen öğretimüyelerinden dolayı akademik kadrolar zayıflasada genç öğretim üyeleri kısa sürede bu açığıkapatmıştır. Tarih Bölümü’nden Ahmet Refik,Şemseddin Günaltay, Abdurrahman Şeref Efendi,Ağaoğlu Ahmet, Yusuf Akçura gibi hocalar yenidevletin kültür ve eğitim politikalarında aktif rolalarak Türk kültürüne hizmet edecek birçok projeyedestek olmuşlardır. Bu anlamda Türkiye’ninilk Tarih Bölümü olan bölümümüz, mezun ettiğiöğrenciler ile yeni kurulan üniversitenin temelinioluşturmuştur. Tarih Bölümü, kuruluşundan günümüzekadar yetiştirdiği öğrenciler, yayınladığıakademik çalışmalar ile başta Türk Tarihi olmaküzere Dünya Tarihinin çeşitli meselelerini bilimselyöntemlerle araştırmış, halen de bu görevinisürdürmektedir. Tarih Bölümü mensubu birçokkişi Türkiye Cumhuriyeti’nin idari kadrolarındaçeşitli kademelerde görev alarak vazifelerini eniyi şekilde yerine getirmişlerdir.Reformdan sonra bölüm olarak varlığını koruyanTarih Bölümü bu dönemde Tarih Disipliniolarak adlandırılmıştır. İlerleyen yıllardaAvrupa’dan mülhem çağ sistemine geçilmiştir.1946’dan itibaren bölüm içerisinde anabilim dalıniteliğinde “kürsü sistemi” uygulanmaya başlanmıştır.Son dönemde yapılan düzenlemeler neticesindebugün Tarih Bölümünde Eskiçağ Tarihi,Ortaçağ Tarihi, Yeniçağ Tarihi, Yakınçağ Tarihi,Genel Türk Tarihi, Türkiye Cumhuriyeti Tarihive Osmanlı Müesseseleri ve Medeniyeti Tarihiolmak üzere yedi anabilim dalı yer almaktadır.Tarih Bölümü tarafından 1937-1938 yıllarıarasında Tarih Semineri Dergisi (1-2) çıkarılmıştır.Ayrıca en son 54. sayısı çıkan TarihDergisi (tesisi 1949), 16. sayısı yayımlanan TarihEnstitüsü Dergisi (tesisi 1970) ve 19. sayısı neşredilenGüney Doğu Avrupa Araştırmaları Dergisi(tesisi 1972) yayımlanmaktadır.Bir Sonraki Sayı7


SÜRGÜNGENERALLER8


AFRİKA KARTALISCIPIO AFRICANUSPublius Cornellius Scipio MÖ 236 yılındaRomanın soylu ailelerinden ve aynızamanda konsüllükte yapmış olan kendisiile aynı adı taşıyan Publius Cornellius Scipiove Pomponia’nın üç çocuğundan ilki olarakRoma’da dünyaya geldi.Büyük dedelerinden birinin kör olması veoğlu Cornellius’un gözleri görmeyen babasınınsağ kolu olmasından dolayı aileye Roma tarafından“Sağ kol, yardımcı” anlamına gelen Scipioünvanı verildi. Scipiolar, Fabiuslar, Claidionlar,Aemilianlar, ve Valerianlar la birlikte zamanınRoma’sında önde gelen beş büyük aileden biriydi.Küçük yaştan itibaren geleceğin senato üyesiolacağı için eğitimine büyük önem verildi. Dörtyaşından itibaren Rufustinus isimli Keltli bir öğretmendenLatince okuma yazma ve Yunancadersleri almaya başladı. On beş yaşına geldiğindebir Grammatıcus (gramerci) olan Olynthus’luEuphontos’tan yaklaşık iki yıl gramer, güzel konuşma,astronomi ve bilim konusunda eğitimleraldı.On sekiz yaşında Kartacalı general Hannibal’inSaguntum’u alması üzerine Triconium Militiae(askeri eğitim) almak ve Hannibal’e karşı savaşmakiçin, o dönemde konsüllük yapan babasınınyanına karargaha gitti.Hannibal Barca ile ilk olarak Ticino savaşındakarşılaştı. Babasını yaralı bir halde kurtarabildi.Romalılar büyük birhezimete uğradılar.İkinci karşılaşmalarıCannea savaşındaoldu. Hannibal’in kıyımındankurtardığıiki yüz kadar askeriRoma’ya ulaştırdığıiçin Roma tarafındanyıllardır kimseye verilmeyen“yurttaşlıktacı” verildi.Kartaca ve Romaarasında yapılan savaşlardaon yıl süreile Hannibal’i gözlemledi ve bütün stratejilerinisürgün generalleröğrendi. Aynı zamanda geleneksel Roma askeritekniği ile ünlü Kartacalı general Hannibal’i yenemeyeceklerinifark etti.MÖ 211 yılında babası ve amcası Gneaus,Keltiberya’da (İspanya) Kartacalılarla yapılan savaştaHannibal ve kardeşleri Mago ile Hasdrubaltarafından öldürüldü. Scipio, Senatodan güvenoyu alarak henüz devletin hiç bir kademesindegörev almamışken Keltiberya’da ki birliklerinbaşına atandı. Bu yapılan atama Roma tarihindeilk kez yaşanıyordu. Scipio kamu görevi boyuncadaha bir çok ilklere imza atarak Roma tarihineadını yazdırdı.Orduların başına geçtiği zaman ilk olarakgeleneksel savaş tekniklerinden vazgeçerek, büyükbir askeri reform gerçekleştirdi. Askerin; komutanolarak kendisine güvenmesini sağladı veonları zafere yakın olduklarına inandırdı. Güneyİspanya’yı fethetti. MÖ 206 yılında Roma’ya geridöndü ve bir yıl sonra konsül seçildi. MÖ 204yılında Savaşı Afrikaya taşıdı. MÖ 202 yılındaZama’da iki general karşı karşıya geldi. Sonuçtaaskerlik hayatı boyunca hiç yenilmemiş olanHannibal’i yine kendi taktikleriyle yenmeyi başardı.MÖ 199 yılında Senato başkanlığına, MÖ 194yılında ikinci kez konsüllüğe seçildi. MÖ 190yılında Roma’yı uğraştıran diğer bir devlet olanSeleukos kralı III. Antihokos’u yenerek ününüarttırdı. Kazanılan büyük zafere karşı koşullarıoldukça hafif olan bir barış antlaşması hazırlayınca,MÖ 184 yılında yüksek savcılığa getirilensenato üyesi Cato tarafından rüşvet almak ve yapılansavaşlarda ganimetlerden zimmetine parageçirmekle suçlandı.11


344.789GÜN ÖNCE AÇILAN KAPIMALAZGİRT15


Ayın KonusuHAZIRLAYAN: HÜSEYİN KARAASLANSultan Alparslan, Türk-İslam tarihinin yetiştirdiğigüzide şahsiyetlerden biridir.Anadolu topraklarının fethedilmesindeönemli katkıları olan bir komutandır. 1029veya 1033 tarihinde doğduğu rivayet edilir. İsmiMuhammed’dir. Babası Selçukluların HorasanMeliki Çağrı Davut Bey’dir. Çocukluğunda çokiyi bir eğitim görmüş, kuvvetli zekâsı ve üstünahlakı ile dikkat çekmiştir. Kendisine kahramanarslan anlamına gelen Alparslan lakabı verilmiştir.Çağrı Bey oğlu Alparslan’ı kendine veliahttayin ederek, kendi veziri Nizamü’l-Mülk’ü onaatabek tayin etti. Gençlik yıllarında özellikleGazneliler üzerine yapılan seferlere katıldı. 1060yılında babası ölünce Selçukluların Horasan melikioldu. Selçuklu sultanı Tuğrul Bey 1063 yılındavefat ettiğinde kendisinden sonra ÇağrıBey’in oğlu Süleyman’ın tahta geçmesini vasiyetetmişti. Ancak Selçuklu devlet adamları tahtaAlparslan’ın geçmesini istiyorlardı. Hacib Erdemve Yagısıyan, Kazvin şehrinde hutbeyi Alparslanadına okuttular. Bu duruma engel olmak isteyenvezir Amidü’l-Mülk, Melik Kutalmış’ın tahtageçmek için başkent Rey’e geldiğini duyuncaAlparslan’dan yardım istemek zorunda kaldı. Alparslan,Kultalmış’ı Rey yakınlarında yendi. 27Nisan 1064 yılında Selçuklu tahtına çıktı.Abbasi halifesi Kaim bi-Emrillah onaAdûdü’d–Devle (Devletin yardımcısı, dayanağı),Ebû Şücâ (cesaret babası) lakaplarını verdi.Devlet işlerini düzene koyduktan sonra; ilkseferini Gürcistan ve Doğu Anadolu üzerine yaptı.Kars ve Ani gibi bölgenin önemli merkezlerinifethetti. Ermeni ve Gürcüleri itaat altına aldı. AbbasiHalifesi ona Ebu’l Feth (Fetihlerinin Babası)lakabını verdi.1065 yılında Cend ve Harezm üzerine sefereçıkarak bu bölgedeki Türkmenleri itaat altınaaldı. Kardeşi Melik Kavurd’un Kirman’da isyanetmesi üzerine onun üzerine yürüdü. Alparslan’ınüstüne geldiğini öğrenen Melik Kavurd af talepetti ve Alparslan tarafından kabul edildi.Selçuklu ordularının, 1065 yılından itibarenAnadolu içlerine kadar akınları artarak devametti. Doğu Roma İmparatorluğu üzerine özellikleAfşin, Gümüştekinve AhmetŞah gibiemirler başarılıakınlar yaptı.Doğu Romaaldığı tüm tedbirlererağmenSelçuklu akınlarınıdurduramıyordu.Sü n n ilereönderlik yapanSelçu k lular,Şiilerin liderikonumundaki16


malazgirt 1071Mısır’daki Fatimilerle rekabete girdi.Sultan Alparslan1071 yılında Mısır’ı almak için sefereçıktı. Doğu Roma topraklarından geçerek bazıkaleleri aldı. Urfa kalesini kuşattı fakat bu kaleyialmadı. Bunun üzerine Halep’e hareket etti.Nisan 1071’de Halep kalesini teslim aldı. Mısır’adoğru harekete geçti.Bu sıra Doğu Roma imparatoru RomanosDiogenes’in büyük bir ordu ile Anadolu içlerinedoğru ilerlediğini öğrendi. Derhal seferine sonvererek, Urfa, Diyarbakır, Bitlis yolu ile Ahlat’ageldi. Selçuklu öncü kuvvetleri Doğu Romaöncü kuvvetlerini Ahlat’da yendi. 26 Ağustos1071’de Doğu Roma ordusu ile Selçuklu ordusuMalazgirt’in doğusundaki Rahva ovasında savaştılar.Hilal taktiği ile Selçuklu ordusu, kendisindenüstün bir güce sahip olan Doğu Romaordusunu bozguna uğrattı. İmparator RomanosDiogenes esir alındı. Bu savaş neticesinde Anadolutopraklarında Selçuklu ordusunun önündedüzenli hiçbir güç kalmadı. Anadolu kapılarısonuna kadar Türklere açıldı. Birkaç yıl sonraTürkler, Marmara ve Ege Deniz’ine ulaşarakKonstantiniyye önlerine geldiler. Bu Avrupa’dabüyük bir korkuya sebep oldu. Doğu Roma imparatorluğununteşvikiyle dünya tarihinin seyrinideğiştiren haçlı seferleri başladı. Savaş sonunda;İmparator Diogenes ile anlaşma yapılmış olsa da,savaşta yenilen Diogenes’in Roma tahtından azledilmesisebebiyle yürürlüğe girmedi.Batı sınırında sorunlarını çözen Alparslan,Türkistan seferine çıktı. Askerlerinin sayısı ikiyüz bin süvariden fazlaydı. Alp Arslan’ın adamları20 Kasım 1072 günü Yusuf el-Harezmi adlıKarahanlı kale muhafızını huzura getirdiler. Yusufyanında sakladığı bıçakla sultanı yaraladı.Sultan yaralanınca şöyle dedi:“Her ne zaman düşman üzerine yürümekistesem daima Allah’tan yardım dilerdim. Dünbir tepe üzerine çıktığımda, askerimin çokluğundanve ağırlığından dolayı bana ayağımınaltındaki dağ depreniyor gibi geldi. Kendi kendime:“Ben dünyanın padişahıyım, bana kimgalip gelebilir?” dedim. Bugün Allahü Tealabeni en zayıf kulu karşısında aciz bıraktı” deyipistiğfar etti (24 Kasım 1072). Merv Şehrinde toprağaverildi. Tahta oğlu Melikşah geçti.Alparslan’ın mezarı Moğol istilası sırasındakayboldu. Türkiye tarafından mezarını bulmakiçin 2005 yılında başlatılan çalışmalar hala devametmektedir.Sultan Alparslan, Anadolu’nun Türk yurduolmasının önünü açtı. Nizamiye medreselerininaçılmasıyla eğitime ve İslam dinine yaptığı hizmetlerininyanı sıra yiğitliği, merhameti, adaletive sadakati ile tanınan bir hükümdardı.17


KORSANLIKTANKAPTAN-I(DERYALIGABarbaros Hayreddin Paşa18


Denizcilik TarihiÖmrünü denizlere adayan sayısız kahramanlara saygılarımızla...HAZIRLAYAN: ŞAHİN CİGABarbaros...Büyük Osmanlı Kaptan-ı Deryası... Esasenismi ne Barbaros ne de Hayrettin’dir.Gerçek ismi Hızır olup, bir rivayete göre1478, başka bir rivayete göre de 1483 yılındaMidilli adasında dünyaya gelmiştir. Babası YakupAğa tımarlı sipahidir ve Fatih Sultan Mehmet1462 yılında eski adı Lesbos olan MidilliAdası’nı fethederken Fatih’in komutasında savaşmıştır.Ada fethedildikten sonra halkın Türkleştirilmesiiçin mübadele işlemi yapılır. Türkmenboylarından dürüst, çalışkan, Türk kültürünü yaşayankişiler aileleriyle beraber Midilli’ye yerleştirilir.Yakup Ağa ve ailesi de Midilli’ye getirilenilk ailelerdendir.Yakup Ağa’ya Midilli Adası’nın Banava Köyütımar olarak verilir. Evlenme vakti geldiğindeada sakinlerinden birinin kızı olan Katerina ileevlenir ve bu evlilikten dört erkek evlat dünyayagelir; İshak, Oruç, Hızır ve İlyas.Adada büyüyen dört kardeş, Yavuz SultanSelim’in ağabeyi Şehzade Korkut’un himayesindeticaret ile meşgul olup, Midilli’den Eğribozve Selanik’e ticaret yaparlar. Şehzade Korkut ileŞehzade Selim arasında başlayan taht mücadelesiister istemez kardeşleri de etkiler. Yapmış olduklarıdeniz ticaretini geride bırakarak İshak, Oruçve Hızır Reisler Midilli’den ayrılırken, İlyasevinden ayrılmayıp bir süre için ailesinin yanındakalır.Hızır Reis ve ağabeyi Oruç Reis beraberPreveze’den birer gemi alıp Tunus’un kuzeyindebulunan Cerbe Adası’na gelirler.Oruç ve Hızır reisler, Cerbe Adası’na geldiktensonra, Tunus Sultanı Ebu Abdullah Muhammedile görüşürler, Sultan’dan gemilerini vemürettebatlarını barındırmak için limanda yeristerler. Bunun karşılığında o devirde Akdeniz’inhâkimi olan Venedik ve İspanyol gemilerini yağmalayacaklardır.İşte bu andan itibaren Oruç veHızır Reislerin bütün Avrupa’ya nam salacak veAkdeniz’i Türk Gölü haline getirip, tarihe geçecekleri“ Barbaros Kardeşler“ olarak yükselişleribaşlar.Beş gemi ile denize açılan kardeşler, ilk seferlerindeSardunya Adası açıklarında içerisindebal, zeytin, peynir, demir ve buğday bulunan dörtdüşman gemisini içerisindeki 150 mürettebatıylaberaber ele geçirip Tunus’a dönerler.Barbaros kardeşlerin önlenemez yükselişinipanikle takip eden İspanyollar, iyi donanımlı 10savaş gemisini kardeşlerin üzerine yollar. 10 geminin4 tanesi ele geçirilir, kalan 6 gemi BecayeKalesi’ni kendisine siper yapar. Yaşanan çatışmadaOruç Reis sol kolundan ağır yaralanarak kolunukaybeder. Oruç Reis iyileşip bahar gelince, İspanyollarınzulmettiği Endülüslüler’i kurtarmakBarbaros kardeşlere düşmüştür. KurtardıklarıBarbaros Hayreddin Paşa’nın Sancağı19


kaptan-ı deryabinlerce Müslüman’ı Tunus ve Cezayir’e taşırlar.K ı ş ıC e z a y i r ’d egeçirir ve hazırlıkyaparlar,baharda12 gemi ileSicilya açıklarınahareketederler. Başarılıbir sefersonrası eldeettikleri ganimetleri,Muhyiddin Pîrî Bey (Piri Reis) komutasındaki6 gemilik filo ile İstanbul’a, Yavuz SultanSelim’e gönderirler. Hediyelerden çok memnunkalan Sultan, Piri Reis ve leventlerine değerli hediyelerverir. Barbaros ve Oruç Reis’e de iletilmeküzere altın yaldızlı 2 gemi, elmas kabzalı 2kılıç, hil’atlar ve sorguçlar hediye eder.Padişah’ın gönderdiği büyük hediyeler içinbir merasim düzenlenir. Bütün Tunus erkânınınönünde Piri Reis tarafından Barbaros’a kılıç kuşatılıp,hil’at giydirilir. Ertesi gün Padişah hediyesiolan altın yaldızlı gemilerine binip İspanyolişgalindeki Becaye Kalesi’ne çıkarmayaparlar.Kaleyi zorlanmadan alırlar.Bu sırada Oruç Reis, İspanyol işgalinde olanCezayir şehri halkına yardıma gider. Şehrin büyükkısmını ele geçirir (1516) ve Cezayir Sultanıilan edilir. Şehrin yönetimini Barbaros ile paylaşır.Oruç Reis şehrinbatı kısmını yönetirken,Barbaros ise doğuyuyönetir.Ülkenin en büyükikinci şehri olanTlemsen halkı İspanyolişgali sonucuBarbaros Komutasındaki Osmanlı DonanmasıNigari’nin yapmış olduğu HayreddinPaşa Portresiayaklanarak OruçReis’e bağlılıklarınıilan ederler. BöyleceOruç Reis savaşmadanşehri almış olur.İspanya Kralı’nınemriyle harekete geçenVahran ValisiDiego de Cordoba 35bin askerle Kal’atü’lKılâ’yı kuşatır. Oruç Reis burada öldürülür.Oruç Reis’ten sonra Cezayir Sultanı olan Barbaros,Hacı Hüseyin Ağa liderliğinde bir heyetiİstanbul’a göndererek Cezayir’i Osmanlı’ya bağlamayıtalep eder. Teklifi memnuniyetle kabuleden Yavuz Sultan Selim, Barbaros’u CezayirBeylerbeyliği’ne atar (1519).İlerleyen zamanda, Barbaros’un leventleri; Calabria,Castignano, Spartiveno,Messina Limanı,Campania kıyıları gibi pek çok stratejik noktayasaldırıp ganimet toplarlar. Kısa zamanda zenginleşenCezayir ise artık “Türklerin Hindistan’ı”olarak anılmaya başlar. Barbaros’u durdurabilmekiçin İspanya İmparatoru Şarlken büyük birmeclis toplar ve Avrupa’nın en iyi kaptanı AndreaDoria’yı İspanya Donanma Komutanlığı’nagetirir. Bu esnada Tahtta olan Kanuni SultanSüleyman, Barbaros Hayreddin Paşa’yı Kaptan-ıDeryalığa (Deniz Kuvvetleri Komutanlığına)atar.Tarihin en büyük deniz savaşı, Andrea Doriakomutasındaki Müttefik Avrupa Donanması’nınharekete geçerek Türklerin elindeki PrevezeKalesi’ni kuşatmasıyla 25 Eylül 1538’de fiilenbaşlar. Preveze açıklarında her iki tarafın donanmasıkendi savaş düzenleri içinde birbirlerinedoğru yaklaşırken, kuzeyden Türklerin aleyhineçok sert rüzgâr esmektedir. Levendlerininmorallerinin bozulduğunu gören Barbaros, ikiayet yazdırıp geminin iki tarafına astırır. Rüzgârdinerek Türk Donanması lehine esmeye başlar.Rüzgârın ters dönmesiyle yalnız yelkenle hareketedebilen Haçlı Donanması’nın ön saftaki ağırgemileri hareketsiz kalınca Andrea Doria, öndekibüyük gemileriniden top ateşi başlatır. Fakatkalyonlardaki büyük topların menzili kısa olduğundan,bütün mermiler denize düşer. Barbarosemriyle hücuma geçen Türk Donanması uzunmenzilli toplarıyla karşı tarafın gemilerini delikdeşik eder. İki taraftan toplam 120 bin kişinin katıldığısavaş sonunda 30 bin mürettebatı ölen haçlıgemilerinden 128 tanesi batırılırken, 29’u da 2bin 775 personeliyle birlikte esir edilir (PrevezeZaferi 27 Eylül 1538).Osmanlı donanmasında, dönemin şartlarınagöre Akdeniz’e en uygun olan, hızlı manevrayapmaya elverişli kadırgalar dönemi zirvededir.İspanya İmparatorluğu’nun Avrupa’daki enbüyük iki rakiplerinden biri olan Fransa, İspan-20


kaptan-ı deryaZühtü Müridoğlu ve Ali Hadi Bara’nın birlikte 2 yılda (1941-1943) tamamladıkları 1944 yılında Beşiktaşta dikilen BarbarosHayreddin Paşa Anıtıyollara karşı Osmanlı’dan yardım ister. Sultan’ınemriyle gidilen ve İspanya’nın 8 ayda barışazorlandığı “Fransa Seferi” Barbaros HayreddinPaşa’nın son seferi olur. Kaptan-ı Derya son 2 yılınıİstanbul’da geçirir ve Beşiktaş’taki konağında4 Temmuz 1546 günü vefat eder. Onun ölümüiçin “Mate reisü’l-Bahr-Denizin reisi öldü” denilmiştir.Barbaros Hayreddin Paşa âlim ve cesur birkomutandı. İri yapılı ve kumral tenliydi. Saçı,sakalı, kaş ve kirpikleri gürdü. Ömrü denizlerdegeçtiği için, Rumca, Arapça, İspanyolca, İtalyancave Fransızca gibi Akdeniz dillerine son derecehâkimdi. Vefatından sonra Kaptan-ı Deryalığa,Sokullu Mehmet Paşa getirilmiştir.Osmanlı Devleti’nin 19. Kaptan-ı Derya’sıolan Barbaros Hayreddin Paşa, devletin sınırlarınıFas’a kadar uzattı. Beşiktaş’ta bir medreseinşa ettirdi. Serveti ile İstanbul’un birçok semtinehanlar, hamamlar, konaklar, evler, değirmenler,fırınlar yaptırdı. Zaferlerle dolu savaş hayatındaeline hazineler değerinde servet geçtiği haldebunları sürekli dağıttı.Barbaros Hayreddin Paşa, kendini deniziseyrederken gören dostlarına “Öldüğüm zamanbeni deniz sesi işitilebilecek bir yere defnediniz”diye vasiyet etmiştir. Naaşı, sağlığında yaptırdığıİstanbul’un Beşiktaş’taki medresenin yanındabulunan türbesine defnedilmiştir.Barbaros Hayreddin Paşa’nın Türbesi21


Ayın KonusuHAZIRLAYAN: MEHMET KORKMAZ2 SAATTE KAZINAN 600 YILLIK İZTarihi, galibiyetlerle dolu şanlı ordumuzun,içinde bulunduğumuz Ağustos ayındabirçok büyük zafere imza attığını yapılanetkinliklerle idrak ediyoruz. Bu zaferlerinen önemlilerinden biri de Mohaç Meydan Muharebesindekazanılan zaferdir. Mohaç, KanuniSultan Süleyman’ın bizzat yönettiği öncesi vesonrası ile incelemeye değer son derece önemlibir zaferdir. Muharebe ile ilgili fazla detaya girmedentemel bilgileri sizlere sunup, birlikte hafızamızıyokladıktan sonra yazımızın ana konusuolarak tasarladığımız savaşın yansımaları, sonuçlarıve bu güne kadar silinmeyen izlerini elealmak istiyorum.Osmanlıların Rumeli’ye geçtiği 1353 yılındansonra Macarlar, sürekli olarak OsmanlıDevleti’nin karşısına Katolik Dünyası’nın temsilcisiolarak çıkmış ama hiçbir savaşta galipgelememiştir. 1521’de ise Belgrad’ın OsmanlıDevleti’nin eline geçmesi onları hayal kırıklığınauğratmıştır. Osmanlı Devleti’nin Balkanlardakiönemli Uç Beylerinden Malkoçoğlu Bali Bey’inKanuni’ye Macar topraklarının alınmasını önermesiylebaşlayan sefer hazırlıklarının asıl sebebi;Kutsal Roma-Cermen İmparatorluğu karşısındayenilen Fransa’nın, Osmanlı’yı Macarlara karşıkışkırtması, gücü artan Roma-Cermen İmparatorluğunaKanuni’nin kesin bir darbe vurmakistemesidir. Macarların Habsburglara (Avusturya)yanaşması ve uyarıları dikkate almamasıKanuni’ye askeri güç kullanmaktan başka seçenekbırakmamıştır.Savaşa Osmanlı Devleti sadece KırımHanlığı’ndan destek alarak girerken, MacarKrallığı ise Hırvatistan ve Lehistan Krallıkları,Bohemya ve Bavyera Prenslikleri ile Kutsal Roma-Cermenİmparatorluğu ve Papalık Devleti ilestratejik ve askeri ittifak yaparak girmiştir.Tarihler 29 Ağustos1526’yı gösterdiği günü sabahnamazından sonra ordusunuteftiş eden SultanSüleyman’ın Osmanlı Sancağıaltında yaşlı gözlerleellerini gökyüzüne açıp;“Yâ Rabbî! Kudret vekuvvet senden! İmdât ve himayesenden!Ümmet-i Muhammed’eyardım et”diyerek dua ettiği, asker-Mohaç/Savaş AnıtıHans Eworth/Muhteşem Süleyman22


mohaç 1526lerine “Ölürsek şehîd,kalırsak gâzi... Gayrigöreyim sizi...” gibimotive edici sözlerleson mesajını verdiğibildirilir.Mohaç Ovasındakarşı karşıya gelen ordularınbaşında batılı-Bertalan Székely/ Mohaç Muharebesiların tabiriyle MuhteşemSüleyman ve II.Layoş bulunuyordu. OsmanlıOrdusunda bulunan ve o güne kadar Avrupa’dahiç görülmeyen seyyar toplar ve tüfekler sayesindetarihte ender görülecek şekilde savaş 2 saattesonuçlandı. Kan gölüne dönen ovada Macar askerleribozgun şekilde dağılırken, onlarla birliktekaçmaya çalışan Macar Kralı II.Layoş bataklıktaatından düşmüş, üzerindeki altın kaplama zırh ilebirlikte boğulmuş, esir alınan tüm Macar soylularısavaş alanında idam edilmiştir.Savaştaki hezimeti duyan Macar halkının şehriterk etmesi Budapeşte’ye gelen Kanuni’nin azkişi tarafından karşılanmasına ve şehrin anahtarınınYahudi bir tüccar tarafından alınmasına sebepolmuştur. Artık Macaristan’da 150 yıllık birOsmanlı dönemi başlamıştır. Budapeşte ve Pecsşehirlerinde birçok cami, türbe ve tekke inşa edilmiştir.Şehrin en büyük kilisesi St.Mattihas baştaolmak üzere birçok kilise camiye çevrilmiştir.İşte bütün bu eserlerle birlikte orada görev yapanidarecilerimiz ve din adamlarımız Türk-İslamKültürünü bir daha silinmemek üzere bölgeyekazımıştır.Osmanlı hakimiyetinin sürdüğü yüz elli yıllıkdönem bittiğinde, Macarlar Osmanlı izlerinisilmek için harekete geçerek Budapeşte’deki tümcamileri kiliseye çevirmişler, tekke ve türbeleriyıkmışlarsa da Osmanlı izlerini tamamen silmeyemuvaffak olamamışlardır. Bu izleri belirtmekgerekirse;-Osmanlılarla beraber bölgeye gelen ve Macarlarcada çok sevilen Gül Baba Türbesine dokunulmamış,türbenin bulunduğu tepeye GülTepe ismi verilmiştir.-2010 Avrupa Kültür Başkenti Pecs şehrinde,Macaristan’da açık olan tek cami Yakovalı HasanpaşaCami ve yanında Mevleviliğin anlatıldığıbir tekke mevcuttur.-Budapeşte Ulusal Müze’de savaş ve Kanuniile ilgili birçok eser sergilenmiştir. Macar UlusalGalerisi’nde ise Kral Layoş’un attan düşüşü tasviredilmiştir.-Savaşın gerçekleştiği Mohaç Ovasında biranıt bulunmaktadır.Anıtı çevresinde ölen 15 binMacar askeri anısına 15 bin gümüş kemik bulunmaktadır.Savaş çeşitli video ve gösterilerle ziyaretçilereanlatılmaktadır. Macarların savaştansonra dağılması, dağınık haldeki ahşap heykellerletasvir edilmiştir. Osmanlı canavara benzetilerekgaddarlığı işlenmiş ve Kanuni kafa kesenbir hükümdar olarak tasvir edilmiştir.Bu bilgiler eşiğinde bir değerlendirme yaparakyazımı sonlandırmak istiyorum. Ülkelerinkaderini ve tarihin akışını değiştiren olaylar vardır.Mohaç Muharebesi de Macarların tarihini tamamendeğiştirmiştir. Bu savaş bizim tarihimizaçısından çok “şanlı bir zafer” olarak anılırken,Macarlar tarafından “tarihin en kara günü” olarakhala hüzünle anılmaktadır. Burada bizim buzaferi çocuklarımıza gururla anlatmamız ne kadardoğalsa, Macarların da o günü hüzünle anmalarıo derece doğaldır. Yalnız ne başarılar çokabartılıp diğer milletler rencide edilmeli, ne deaslı astarı olmayan betimlemelerle kazanan tarafinsan dışı varlıklar olarak gösterilmelidir. Ancaktarihi birçok zaferle dolu olan milletimize kıskançlıkve düşmanlık besleyen toplumlar bugünde boş durmamakta bir fırsatını bulup öçlerinialmaya çalışmaktadırlar. Biz bu gibi düşman toplumlarınpolitikalarına ancak kardeşlik duygusuiçinde birlikteliğimizi sağlayarak en iyi cevabıverebiliriz.Bertalan Székely/ Kral II.Layoş’un Cesedinin Çıkarılışı23


anadolu anlatıyorAnadolu bir çok medeniyete ev sahipliği yapmış,Bağrından bir çok değerli komutan, ilim adamı ve alim çıkarmış bircoğrafyanın genel adıdır.Aslına bakacak olursak, şu anki sahipleri olan bizlere vatan olan butoprakların değerini ne kadar biliyor ve onu ne kadar anlıyoruz?Beraber ona kulak vermeye ne dersiniz ?24


HAZIRLAYAN: FATİH YURTTAŞBen Anadolu’yum; yüzyıllardır bağrımdabir çok medeniyete ev sahipliği yaptım,nice yiğitler, nice bilim adamları yetiştirdim.Ben Anadolu’yum; ana gibi sevecen, babagibi merhametli. Bugün size evlatlarımdan birini,Herodot’u anlatacağım.MÖ 5. yy. da Antik Çağ olarak adlandırılandönemde topraklarımın batı kısmında, Yunanşehir devletleri, topraklarımın doğu kısmındaise bana komşu olan, her gün güçlenen, istilacıve yayılmacı bir politika izleyen büyük Persimpatorluğu bulunuyordu. Herodot böyle bir zamanda,Karia kenti olan ve Tiranlıkla yönetilenHalikarnasos’ta (Bodrum), yüksek tabakadanzengin bir aile olan Lyxes ve Dryo’nun oğullarıolarak dünyaya geldi. Ardından Theodorosadında bir erkek kardeş aileye katıldı. Ailesininvarlıklı olması, amcası Panyasis’inde siyasetçive aynı zamanda şair olması iyi eğitim almasındaönemli rol oynadı. Panyasisin Halikarnosostiranı Lygdamise karşı başlattığı ve ölümüylesonuçlanan ayaklanma girişimi sonrası doğduğutoprakları terk etmek zorunda kaldı. Bu olayHerodot’un Yunan kentlerinde “Bağımsızlık uğrunazorbalığa baş kaldıran yurtseverlerdenbirisi” olarak tanınmasını sağladı. Bu zorunluterkediş, Samos Adası’na yerleşmesiyle yeni başlangıçlaradoğru yol aldı.Bu sıralarda Pers ve Yunan şehir devletlerininsavaşı beklendiği gibi, şehir devletlerinin birbir Pers istilasına uğramasıyla sonuçlandı. Perskralı Kyros, Lydia kralı Kroisos’a son darbeyivurdu. Bağrımda yeni bir medeniyetin tohumlarıyeşermeye başladı ve bu medeniyet daha sonraHelenistik dönem olarak adlandırıldı. Artık Tiranlarınyerine Pers imparatorluğunun Satrap adıverilen yönetici valileri, kendi krallarının adınakanun koyucu ve uygulayıcı olarak boy göstermeyebaşladı. İşte bu büyük savaşları Herodot’unyazdığı metinler sayesinde günümüzde okuyupbilgi sahibi oluyorsunuz.anadolu anlatıyorHerodot keşif yolculuklarına yerleşmiş olduğuSamos Adası’ndan çıkmak suretiyle başladı.Sırasını tam olarak bilemediğim şekilde Karadenizbölgesi, Kyrene, Lydia, Media, İran, Fenikehatta Mısıra kadar gitti. Gittiği yerlerde halklabütünleşip onları dinliyor, bilginleriyle sohbetlerediyor hatta resmi yazıları inceleyip not alıyordu.Öyle ki Kserkses ordusunun asker sayısı (KitapVII, bölüm 184)*ya da Plataia savaşındaki Yunanbirliklerinin asker sayısı (kitap IX,bölüm 28)*hep onun yaptığı çalışmalar sayesinde bugünlereulaştı. Yaptığı çalışmalar sonucu ortaya çıkardığıHERODOT TARİHİ kitabı insanlığın elindençıkmış ilk büyük Tarih kitabı olarak karşımızdaduruyor ve Tarihçilerin yolunu aydınlatıyor. HerodotTarihi MÖ 440 yılında Atina’da ünlü devletadamı Perikles’in teşvikleriyle yazıldı. Helenistikdönemde İskenderiyeli bir yayıncı tarafındantitizlikle dokuz kitaba bölündü. İlk üç kitapAsya’da, ikinci üç kitap Avrupa’da, son üç kitapise Yunanistan’da geçen olayları anlatacak şekildedüzenlendi.Herodot ünlü Romalı hatip ve yazar Cicero tarafındantarih yazarlarının babası olarak tanımlandıve Latince “Pater historie (Tarihin Babası)“ ünvanı verildi.Herodot Perikles öncülüğünde Yunanistan’dakurulmakta olan Thurium’a Atinalılarla birliktehareket etti. Bu seyahatle İtalya ve Sicilya’yı görmeve tanıma imkanı buldu. Thurium’da yaşadığısüre içerisinde “İzahlar ve Keşifler” (HistoriesApodexis) isimli kitabını İon lehçesi ile yazdı.MÖ 425 yılında, 59 yaşındayken benden uzaklarda,Thurium’da hayata gözlerini yumdu.Bağrımdan çıkan bu büyük tarihçi, gözleriniyine doğduğu topraklarda kapamak ister miydibilmiyorum ama ben onu seve seve kabul ederdim.Ben Anadoluyum bağrımdan nice büyük tarihçiilim adamları çıkardım çıkarmaya da devamediyorum. Yeter ki beni anlayın, iyi okuyunve sizi sevdiğim gibi beni sevin. Size Herodot’unözdeyişleriyle veda ediyorum. Hoşçakalın…“İnsan tanrısal kaderin oyun topudur.”“İnsan kaderine mahkum olmuştur ve ölümlüdürve bununda bilincindedir.”“Hiç kimse barış yerine savaşı seçecek kadaraptal değildir.”25


Türk havacıları ve personeli, De HavillandDH9. uçağı ile30 Ağustos Zaferine ait hatıralarında şöyle nakleder:“Topçularımız tesir ateşine geçiyorlar. Şarapnellerinyerini ihtiraklı tane ve tahrip mermilerialmaktadır. Piyademiz siperlere yaklaşmaküzere. Düşman topçusu mânia ateşine başlıyor.Topçularımız tahrip ateşiyle düşman tahkimatınıhavaya uçuruyor. Kalecik Sivrisi yanmaktadır.Fakat topçularımızda bir endişe... Tonlarca cephanesu gibi akıp gitmektedir. Bir aralık cephanevaziyetini soran Başkumandan da, aldığı cevaptanüzüntülü... Büyük bir soğukkanlılıkla emrediyor:- Tek mermi kalıncaya kadar ateşe devamedilecektir! Cephane ikmâlimizi düşmandan yapacağız.”Düşmanın arkasına sızan Türk süvarileri Yunanordusuna korku salarken aynı zamanda takviyeve ikmal denemelerinin önüne geçiyordu.30 Ağustosta Türk ordusunun hücumları ile eriyenkılıç artıkları geri çekilmeye başlayınca 30Ağustos 1922 günü, Batı Cephesi Komutanınınsaat 06.00’da ordulara gönderdiği emirde şöyledeniyordu: Orduların görevi; Aslıhanlar MeydanSavaşının bütün kuvvetleriyle ve hızla sonuçlandırılması,Dumlupınar’ın çabucak düşürülerekdüşman çekilme yollarının tamamen kesilmesibüyük taarruzve İzmir doğrultusunda kovalamanın aralıksızsürdürülerek kurtulmuş olması umulan dağınıkdüşman kollarının da savaşa ve teslime zorlanmasıdır”.(MahmutGoloğlu Milli Mücadele Tarihi– IV Cumhuriyete Doğru (1921-1922) Türkiye İşBankası Kültür Yayınları - 2006) Düşmanı, takipve imhanın devam edeceğini Türk uçağının attığıRumca şu bildiriden öğreniyoruz: “Yorgunluktanbitap kalan Yunan askerleri her yerde teslim oluyor.Her tarafınız sarılmıştır. Kaçamayacaksınız.”(Hakimiyet-i Milliye, “Zalim Kumandan veAsker S. 4-9, 1922).Aman vermeyen takip sonucu Türk piyadeleride Süvarilerle beraber aynı gün İzmir’e girdiler.Böylece Türk birlikleri muharebe ederek her günortalama 50 km yaklaşık olarak toplam 450 kmilerlemiş oldu. Türk ordusu, 14 Ağustos’tan beriher gün yürüyüş yapmış ve 5 gün muharebe etmiştir(Dr. Selman Yaşar- Sosyal Bilimler DergisiCilt:10 Sayı: 2 Ağustos 2008)Yukarda anlattığım başlıklardan yola çıkarak,Büyük taarruzu tekrar kurgulayacak olursak;Mustafa Kemal, Yunan ordusunu, Napolyon’unordusuna karşı savaşan Ruslar gibi, önceAnadolu’nun içlerine doğru çekmiş, Napolyon’undüşmüş olduğu tuzağı uygulayarak, onları anaikmal merkezlerinden uzaklaştırmıştır. Savaşesnasında da Yunan ordusunun kullandığı ikmalmerkezlerini vurarak orduyu yiyecek ve mühimmattanyoksun bırakmıştır. Bundan sonra planınikinci kısmına geçen Başkomutan MustafaKemal, bu sefer kendisinden överek bahsettiğiNapolyon’un savaş taktiğini kullanmış, süratlimanevralar ile askerin ikmalini savaş meydanındanyaparak, Yunan ordusunu 15 gün içinde yoketmiştir.Atatürk vefat ettiği ve konu ile ilgili henüz bilinenbir kaydı olmadığı için sonuç bölümü sadecebir kurgudan ileri gitmeyecektir. Fakat savaşanlattığım şekilde gelişmiş olsa bile, bu MustafaKemal’in dahi bir komutan olduğunun ispatıdır.Daha önce sadece kitaplardan okuduğu bir savaşplanını almış ve 110 yıl sonra cephede uygulamıştır.Çünkü dahi komutanlar sadece fikir üretmez,daha önceden var olmuş fikirleri de kendibulundukları çağa uygulayabilirler. Aynı Durumonlardan yıllar önce yaşamış başka bir dahi komutanFatih’in, Umur Bey’in savaş taktiğiniİstanbul’un fethinde kullanmasına benzetilebi-29


üyük taarruzlir. Umur Bey Fatihten 115 yıl önce “ 300 gemidenoluşan donanmasını karadan çekerek Moragirişindeki Germe Hisarı’na; dönüşte de Germeyakınında tekrar karadan geçerek İzmir’e ulaştıkları1465 tarihli “Düstürname-i Enveri” adlıeserde anlatılmıştır”. (Konstatine Zhukov, PîrîReîs’in “Kitâb-ı Bahriye’si Işığında Umur PaşaDestanı, Tar. İnc.Der., Cil 22, Sayı 1,)Mustafa Kemal Dumlupınar’da, Meçhul AskerAnıtı’nın temel atma töreninde konuşma yaparken;Büyük Taarruzu, savaştan tam iki senesonra şu kelimler ile özetleyecektir:“….Akçaşar’da birinci ordu merkezine saat9’dan önce varmıştım. Ordu komutanına bir taraftancephenin yazılı emri emanet edilirken, bende kendisine sözlü olarak durumu anlattım vedördüncü kolordunun bütün tümenleriyle birlikteşiddetle, işte bu köyün, Çal Köyü’nün batısındakidüşmanın büyük kısmını kuşatacak şekilde savaşazorlamasını emrettim. Ve ekledim ki, düşmanordusu mutlaka yok edilecektir…Düşman kuvvetlerini gündüz gözüyle tamamenkuşatmak ve düşmanın inatla savunduğusavaş alanlarına, süngü saldırılarıyla girerek kesinbir sonuç almak gerekliydi. Bunun için bütünordunun büyük özveriyle ilerlemesini ve bütünbataryalarımızın, hatta gizliliğe bakmaksızın,ateş alanlarına girip düşman alanlarını sarsmasınıistiyordum...… On birinci tümenin kahraman komutanıDerviş Bey, kendi ileriye atılarak bütün kuvvetiyledüşman alanına ilerliyordu. Kolordu KomutanıKemâlettin Paşa, güneyden ve batıdandüşmana saldırdığı diğer tümenlerine yenidenşiddetli ve hızlı hareketler için emirlerini ulaştırıyordu.İkinci Ordunun on altıncı ve altmış beşincitümenleri düşmanla gerçek savaşa girişiyorlar,diğer tümenleri de kuşatma çemberini daraltıyorlardı.Bunları görüyordum. Atlı kolumuzun dahabatıdan düşmanın arkasını kesmek üzere bulunduğunubana haber getiren atlı subay söylemişti…Arkadaşlar!Saat ilerledikçe gözlerimin önünde gelişenmanzara şu idi; düşman başkomutanının şu karşıkitepede son gücüyle çırpındığını görüyorDumlupınar’da Meçhul Asker Anıtı’nın temel atmatöreninde konuşma yaparken. (30 Ağustos 1924)gibiydim. Bütün düşman alanlarında büyük birheyecan ve telaş vardı. Artık toplarının, tüfeklerininve mitralyözlerinin ateşlerinde sanki öldürücükabiliyet kalmamıştı. Bu ovadan, kuzeydenve güneyden birbirini izleyen vurucu hatlarımızın,batışa yaklaşan güneşin son ışıklarıyla parlayansüngüleri her an daha ileride görülüyordu.Düşman alanlarını saran bir çember üzerinde yeralmış olan bataryalarımızın aralıksız ve amansızateşleri düşman alanlarını, içinde durulmazbir cehennem haline getiriyordu. Güneş batıyayaklaştıkça ateşli, kanlı ve ölümlü bir kıyametinkopmak üzere olduğu bütün ruhlarda duyuluyordu.Bir zaman sonra dünyada büyük bir yıkımolacaktı. Ve beklediğimiz kurtuluş güneşinindoğabilmesi için bu yıkım gerekliydi. Karanlıklariçinde bu yıkım gerçekleşmeli idi. Gerçektengökyüzünün karardığı bir dakikada Türk süngüleridüşman dolu o sırtlara saldırdılar. Artıkkarşımda bir ordu, bir kuvvet kalmamıştı. Tamolarak yok olmuş perişan bir bakiyetüssüyuf (kılıçartığı) bulunuyordu. Kendilerinin dediği gibiçok korkan ve titreyen, şekilsiz bir kitle, tuhaf birkarmaşa halinde kaçmak için açıklık arıyordu.Artık gecenin koyulaşan ağırlığı, sonucu gözlegörmek için güneşin tekrar doğudan doğmasınıbeklemeyi zorunlu kılıyordu…”( Hakimiyet-iMilliye,: 31.08.1924)30


üyük taarruz31


Serbest YazıHAZIRLAYAN: UMUT EKERMEDENİYETÜnlü toplumbilimci ve psikolog Maslow,İnsanın temel ihtiyaçlarını en temeldenbaşlayarak sayarken;*Beslenme ve barınma,*Güvenlik,*Sevgi ve bir çevreye ait olma,*Değer kazanma ve saygınlık,*Kişisel tatmin ve kendini gerçekleştirme,şeklinde tüm çevrelerce kabul gören bir sıralamadansöz ediyor. İnsanoğlu, temel ihtiyaçlarınıkarşılayabilecek olgunluğa geldiğinde, aynı seviyededüşünsel bir olgunluğa erişmediği zamanegolarının isteği doğrultusunda sürekli gelişmeyihedef edinir. Şimdi kişisel doymuşluk, menfaat,gelişme hedefi ve sınırsız gücün birleşimi ilemeydana gelen karışımın geçmişte nasıl izler bıraktığınabirkaç örnekle bakalım istiyorum:Mısır’da MÖ 2.binyılda iktidar elde ederekdünyanın bilinen ilk medeniyetini kurmayı başaranlar,yüzyıllar içinde hedeflerini büyüterek;ister estetik zevkleri uğruna, ister kültürlerinigeliştirme hedeflerine paralel olarak kurduklarısosyal yapı ile köleliği meşru hale getirmişlerve İnsan emeğini ideolojileri için malzeme olarakkullanıp devasa yapılar inşa etmişlerdir. Buyapıların kültürlerinin gelişimine katkıları inkaredilemez.Roma Medeniyeti menfaatlerin ve gelişmehedeflerinin tüm değer yargılarını nasıl alaşağıedildiğinin örnekleriyle doludur. Batı dünyasınınTemmuz ayına ismini vermekten gurur duyduğuJulius Caesar’ın,konumunu kuvvetlendirmekiçinGalya’da milyonlarcaköylüyü öldürerekelde ettiğiün, onu kısabir süre dünyanınefendisi yapmış vegelecekte yüzlercedevlet adamınınonun izinden gitmesine olanak sağlamıştır.Bugün imrenerek baktığımız Roma yapılarınınbirçoğu, Galya’da, Makedonya’da, Balkanlar’da,Germanya’da, Britanya’da katledilen on milyonlarcainsanın kanıyla süslenmiştir.32


Harun Reşid’in Abbasi Dönemi, gösterişli yapılarıylaçağdaşlarını imrendirmiştir. Abbasilerinzenginliklerini ihtişamlı yapılara dönüştürmelerisürecinde de halkın etkilenmediği söylenemez.Emeviler döneminde başlayan sosyal yozlaşma,Abbasiler devrinde kendini toparlamış görünsede gösteriş ve güç meraklısı Harun Reşid kendindensonra hanedan topraklarının bölünmesininönünü açacak adımlar atmış ve bu hızlı değişimher çağda olduğu gibi yine toplumun alt tabakasınıetkilemiştir. Yolsuzluk, düzen bozuculuk veahlaksızlık toplumun ana karakterini oluşturmayabaşlamıştır. Bu dönemi devamen Mısır’da kurulanTürk devleti Tolunoğulları’nın da gösterişteHarun Reşid ile yarıştıklarını görüyoruz. Fustatşehrini kuran Tolunoğulları da ihtişamlarını etraflarınagöstermek için halkı yoksul bırakmaktangeri durmamışlardır.Anadolu’da iktidarlarını sürdürme heveslilerininTürkmenlere yaşattıkları zulümlerin yanındaAnadolu’yu nasıl birbirinden değerli yapılarladonattıklarını da bu örneklere eklemekte hiçbirsakınca görmüyorum.medeniyetMoğollar, Çin’de hakimiyet kuran ilk yabancılardır.Kısa sürede Çinlileşip, atalarının töreleriniunutmuşlar,gösteriş içindeyaşamayı ve kurduklarıpazarlardaülkelerininzenginliklerininyabancı tüccarlareliyle dışarıakmasına gönülferahlığıyla izinvermişlerdir. Bununsonucu Çin’indaha önceki çoğudevirde olduğugibi göz kamaştıranyapılarla donatılması,gösteriş, zenginlik budalalığı soylularınhayat biçimi olmuş ve Masum halk bu kıtlığıniçinde ezilmiştir.Bugün Yeniçağ Avrupasında kurulan gösterişliyapıların, hatta imrenerek baktığımız sosyaldüzenin altyapısı, sömürgelerinde ezdikleri insanoğlununemeğidir. Bu yapılanma farklı maskeleraltında günümüzde hala sürmekte. İnsanoğlugüce itaat etmeye, sömürülmeye, doğal inançlarıve değerlerini terk etmeye zorlanmaktadır. Hattasömürenler bunu yaparken kendi inançlarının güzelyanlarını gösterip masumiyetlerini korumayabile çalışmaktadırlar.Bu dönemleri okurken ana kavramından sıyrılarakdüşündüğüm ve öngördüğüm onlarca örnektensadece birkaç tanesini aktarmaya çalıştım.Tarih kitaplarının ballandırarak süslü sözcüklerleanlattıkları yapılar, saraylar, barajlar, kanallar,ibadethaneler ve yatırımların hepsi gerçekten İnsaniçin miydi?Şunu tüm samimiyetimle söylüyorum; Günümüzdebüyük hayranlıkla baktığımız gösterişlimimari eserlerinin çoğunluğu, bu eserleri yaptıranzümrelerin dar gelirli halk üzerinde büyükkülfetler oluşturmasını sağlamış ve halkı yoksullaştırmıştır.Sosyal yapının alt tabakasındaki nüfusunsayısı giderek artmıştır. Sosyal adalet denenolgu; inançları, dilleri, kültürleri birbirindenfarklı tüm topluluklar için göz önünde tutulmasıgereken en önemli öge iken zenginlik, biriktirmehevesi ve gösteriş arzuları insanlığı bu hedefindenolabildiğince uzaklaştırmıştır.Bugün, o günlerden günümüze ulaşan ihtişamlıeserlere bakarken, geride bıraktırdığıyoksulluğu ve adaletsizliği göremiyorsak bu eksikliğimizinnereden kaynaklandığını da sorgulamamızgerekiyor diye düşünüyorum.Bizi bazen atasözleriyle uyuttukları için farkınavaramıyoruz. Zenginin malının züğürdünçenesine verdiği zarar değil -asıl önemi olan- belinibükmesine, umarsızca ölmesine, değerlerinielinden almasına verdiği zarardır.Gelecek nesillere, gösteriş amacıyla insanların ezileceği değil, insanların huzur vegüvenliğini amaç edinen medeni gelişmelerle gitmemiz dileğiyle...33


Aylık GündemHAZIRLAYAN: TUĞBA ERENYAVUZ’UN DOĞU SİYASETİNİ BAŞLATAN SEFERÇALDIRANSanma şâhım herkesi sen sâdıkâne yâr olurHerkesi sen dost mu sandın belki ol ağyâr olurSâdıkâne belki ol bu âlemde dildâr olurYâr olur ağyâr olur dildâr olur serdâr olur-Yavuz Sultan Selim’in Safevi Hükümdarı Şah İsmail’e yazdığı şiir-Hülefa-i Raşidin’in sonuncusu olan Hz.Ali zamanından bu yana süregelen Şiilik-Sünniliktartışmaları Yavuz SultanSelim Han’ın Doğu siyasetinde de önemli bir yerişgal etti. Anadolu’nun doğusunda Şeyh Cüneydve Şeyh Haydar tarafından yayılmaya çalışılan veSafevi Hükümdarı Şah İsmail tarafından devletleştirilenŞii mezhebi, Osmanlı Devleti sınırlarındada yankı bulmaya başlamıştı.Sultan Selim Han, daha Trabzon Valisi iken,Safevi Devleti’nin Hükümdarı Şah İsmail’in siyasi-dini faaliyetlerine yönelik tedbirler düşünüyordu.Şii devletinin ortadan kalkması ile Anadolu’dakimezhep çatışmaların son bulacağınıöngörüyordu.II. Bayezid’in hükümdarlığının sonlarına doğruşehzadeler arasında taht kavgası yaşandığı sırada,Batı Anadolu Kızılbaşları, Şahkulu BabaTekeli etrafında isyan ettiler. Antalya Kadısınıöldürüp, Şehzade Korkut’un hazinesini yağmalayıp,yollarının üzerindeki yerleri yakıp yıkarakKütahya’yı aldılar ve Bursa üzerine yürüdüler.Şehzade Selim 24 Nisan 1512’de, babasını tahtıbırakmaya zorlayıp, rakip şehzadeleri de ortadankaldırarak Osmanlı Devleti’nin 9. Padişahıolarak tahta geçti.Osmanlı kaynaklarında, Sultan Selim tahtacülus ettiğinde Şah İsmail’in kendisine bir aslangönderdiği; bunu, gücünü hakaretle vurgulayanbir hediye olarak gören Sultan Selim’in karşılıkolarak köpek göndererek teşekkür ettiği anlatılır.Timur ve Uzun Hasan gibi Şah İsmail deAnadolu’yu kendi ülkesinin toprağı yapma gayesindeydi.Tehlikeyi fark eden Osmanlı, o sıralardasüren Venedik ile savaşa son verip dikkatiniDoğu’ya çevirdi.Selim Han, saltanatının ilk iki yılını tahta rakipolabilecek kardeşlerini ve çocuklarını bertarafetmekle geçirdi. Daha sonra Avrupa’dakikomşuları ile barış görüşmelerine girerek tümdikkatini Kızılbaşlara ve Şah’a karşı topladı. Şahİsmail’e kesin bir darbe indirmek niyetinde olanSultan Selim, ilk seferini Safeviler üzerine yapmayıuygun buldu.Şah İsmail’e karşı sefere çıkmadan önce, onunbütün Anadolu’ya yayılmış olan, müritlerini vehalifelerini tespit ettirip bir kısmını başka bölgelerdeiskan ettirmek gibi tedbirlerle etkisiz halegetirtti. Ordu içerisinde yakalanan Kılıç adındakiİran casusu ile Şah İsmail’e bir mektup gönderdi.Mektubunda Şah İsmail’i savaşa şu şekilde davetediyordu:34


çaldıran 1516“... sen ki, kötü yoldasın, İslam inançlarının Saffetinibozmuş bulunuyorsun. İslam’a saygısızlıktaileri gitmektesin. Sen Müslümanlara karşı tiranlıkve baskı kapılarını aştın. Müslümanların memleketlerinesaldırdın; şefkat ve utanmayı bir tarafa bırakarakzulümden sakınmadın, günahsız Müslümanlarıincittin… Bu durum karşısında ben, Allah’ınemirlerini yerine getirmek, zulüm görenlere yardımetmek için merasimlerde kullandığım ipekli Padişahlıkelbiselerimi çıkardım. Zırhımı giyip, kılıcımıkuşandım. Atıma binerek Safer ayının başındaAnadolu yakasına geçtim, sana doğru gelmekteyiz.Alınan asil karara göre, seninle savaşa girmiş bulunuyoruz…Sanabu mektubu yollayışımızın sebebiseni gerçek inanca çağırıştır. Peygamberin düşüncesineve inancına uygun bir biçimde hareket edereksavaş başlamadan evvel sana Kur’an’ın sözlerineuymanı, kılıçtan önce teklif ediyoruz. İyiliklegerçek mezhebi kucakla, tam bir samimiyetle tövbeve istiğfar et, doğru yola gel, gözlerini aç…”Yavuz Selim Han ile Şah İsmail arasında mektuplaşmalardevam etti. Mektupların üslubu gittikçesertleşiyordu.Osmanlı ordusu Doğu Anadolu üzerinde ilerlerken,Şah İsmail’in Diyarbakır sorumlusu MuhammedHan, Osmanlı ordusunun erzak sıkıntısınagirmesi için geçiş güzergahını tamamenyakıp yağma ederek İran’a çekildi. Yavuz SultanSelim önceden bu durumu öngörerek Trabzon limanınagemilerle erzak naklettirmişse de bu yeterliolmamıştır. Yaklaşık 2500 km yol kat edenorduda, yorgunluk ve isteksizlik baş göstermiş,ortalarda Safevi ordusunun bulunmaması da önesürülerek geri dönülmek istenmiştir. Yeniçerilerinçadırlarını yaktıkları, çarıklarını harbilerinüzerine dikmek ve hatta Sultanın çadırına okatmak suretiyle protestoda bulundukları bildirilir.Durumu kendisine ileten (çok değer verdiği)Karaman Valisi Hemdem Paşayı idam ettirmesiPadişahın kararlılığını göstermektedir.İki ordu 23 ağustos 1514’te Çaldıran Ovası’ndakarşı karşıya geldi. Savaş çok şiddetli bir şekildebaşladı. Şah’ın sağ kolu şiddetli bir süvari hücumuylaOsmanlının sol kolunu bozdu. Sol koluidare eden Rumeli Beylerbeyi Hasan Paşa bu çarpışmadahayatını kaybetti. Bu bozgun, azaplarıntopların önünden içeri alınamaması ve toplarınzamanında ateşlenememesi yüzünden meydanageldi. Ancak sağ kol kumandanı Hadım SinanPaşa, tam zamanında topları ateşlemeyi başardı.Sayıları 200 civarında olan hafif toplar Şah’ın solkuvvetlerini dağıttı. Şahın önemli KomutanlarındanUstacluoğlu (Ustacalu) Muhammed öldürüldü.Bu arada merkezdeki yeniçerilerin, Şah’ıngalip gelen sağ koluna yoğun bir tüfek atışı başlatmasıile Safeviler tarafında tam bir bozgun başgösterdi.Osmanlı birlikleri, etkili kullanılan ateşli silahlarınüstünlüğü sayesinde Safeviler’e karşıbüyük bir zafer kazanmış oldu. Savaş alanındayaralı halde görülen Şah İsmail’i yakalamak içinharekete geçen Osmanlı Süvarisinin önüne çıkanve kıyafetleri Şah İsmail’e çok benzeyen AliMirza’nın “Şah benim” diyerek süvariyi oyaladığıve Şah İsmail’in bu sayede kaçabildiği nakledilir.Yavuz Sultan Selim’e getirilen Mirza Sultanidam edildi. Şah’ın otağı, bütün eşyalarıyla birlikteOsmanlının eline geçti.Yavuz’un ordusu Çaldıran’dan Tebriz’e yöneldi.Yavuz Sultan Selim şehre merasimle girdi.Camiler, tekrar Sünnilerin ibadetine açıldıve Sultan Selim adına hutbe okundu. En az 700zanaatkâr ailesi İstanbul’a götürüldü.Çaldıran Zaferi, Kızılbaş ilerlemesini geçiciolarak durdurdu. Bölgedeki yerel hanedanlarve aşiret reisleri 1516-1517 arasında Osmanlıhâkimiyetini tanıdılar.Bölgenin ilhakı ekonomik açıdan da önemlidir.Osmanlılar böylece Tebriz-Haleb ve Tebriz-Bursa İpek Yolu’nun kontrolünü tamamen elegeçirdiler. Anadolu ve Haleb ticaret yollarınınbirleştikleri büyük ticaret merkezi Diyarbekir’inzaptı, Osmanlı hazinesine büyük bir gelir kaynağıoldu.Kaynaklar:OsmanGazi’den Vahdettin’e Osmanlı Kronolojik Tarihi Derleyen: Ayhan Buz Neden KitapOsmanlı İmparatorluğu Klasik Çağ (1300-1600) Halil İnalcık Yapı Kredi Yayınları Alfabetik Sırayla Osmanlı TarihiTolga Uslubaş Venedik YayınlarıOsmanlı İmparatorluğu Tarihi Micolae Jorga Yeditepe YayınlarıDevlet-i Aliye Osmanlı İmparatorluğu Üzerine Araştırmalar 1 Halil İnalcık Türkiye İş Bankası Kültür YayınlarıOsmanlı Tarihi Joseph Von Hammer Kapı Yayınlarıhttp://www.islamansiklopedisi.info/dia/pdf/c08/c080140.pdf35


TÜRK’lerğında uzun ve düz görünüm oluyorsa dolikosefalolarak adlandırılır ve tipik Avustralya yerlileriDolikosefa Mezosefal Brakisefal(Samuel George Morton’un örnek çizimi)Aborjinler ve Güney Afrika yerlileri bu sınıfagirer. Kafatasına üstten bakıldığında neredeyseoval görünüm oluyorsa mezosefal denir ve tipikAvrupalı ve Çinlilerde görülür. Türklerin ilk dönemkültürlerinin gelişmesini görmek için OrtaAsyadaki kültürleri kronolojik olarak incelememizgerekir.1- Anav Kültürü (MÖ 7000 – MÖ 5000)Orta Asya’nın en eski kültürü, AnavKültürü’dür. Anav, Batı Türkistan’da Aşkabad’ın(Türkmenistan) yakınında bulunan küçük birkenttir. Bu kültürün Türklerin ataları ile olan ilgisitam olarak belirlenememiştir. Buna rağmenTürk toplumunun sanatında bu kültürden izler,benzerlikler olduğu ve kalıntılarda ele geçen kafataslarınınbrakisefal olduğunu belirtmek gerekir.Anav Kültürü, kimi Türk bilimciler tarafındanProto Türk (Ön Türkler, İlk Türkler) kültürüile ilişkili olarak kabul edilir.Eldeki veriler ile Anav insanlarının kerpiç evlerdeoturduğu, tarım ve hayvancılıkla geçindiği;kumaş dokumayı, toprak ve bakır eşya yapmayıbildiği, koyun, keçi, sığır, deve, köpek beslediğikabul edilmektedir.2- Kelteminar Kültürü MÖ 5000 – MÖ 3000)Türkmenistan-Kazakistan stepleri boyuncagörülen kültürdür. Balık ağı ağırlıkları, olta kancalarıve zıpkınlar balıkçı bir ekonominin varolduğunu gösterir.Alageyik,karaca, at,eşek ve domuzgibi hayvanlarda tüketilmiştir.Koyun vesığır Kelteminarkültüründeyoktur ancakson dönemlerinedoğru dışarıdanalınmıştır.3-Afanasyevo Kültürü (M.Ö.3000-M.Ö.1700)Türklerin en eski kültürü sayılan Afanasyevokültürü; Sibirya’nın doğusunda yerleşik hayatageçişin ipuçlarını vermektedir. Avcı ve savaşçıolan Afanasyevo toplumu Cilalıtaş Devri karakteristiğitaşır. Bu toplumun, koyun ve at gibihayvanları besledikleri bilinmektedir. Yapılankazılarda çeşitli bakır eşyalar, çakmak taşındanyapılmış ok uçları, kemikten yapılmış iğneler,bakırdan spiral süslere, biz ve bıçaklara rastlanırsada, metal kullanımı henüz deneme aşamasındadır.4-Andronova kültürü (M.Ö.1700-M.Ö.1200)Altay-Tanrı dağları, Güney Sibirya ve Hazardenizinin doğusuna kadar olan bölgede oluşmuşAfanasyevo’ nun gelişmiş bir şekli olan kültürdür.Göçebe savaşçıların kültürünün de bu dönemdebaşladığı düşünülmektedir. Tunç Çağındaki38


u kültürdede hayvancılıkönemlidir.Andronovatoplulukları atıbinek ve yükhayvanı olarakkullanmışlardır.Bakırınyanı sıra ilk defa tunçtan ve altından yapılmış eşyalarkullanılmaya başlanmıştır.5-Karasuk kültürü (M.Ö.1200-M.Ö.700)Bu kültür, adını Yenisey ırmağının kollarındanbiri olan Karasuk nehrinden almıştır. OrtaAsya uygarlığında demir, ilk olarak bu kültürdeişlenmiştir. Karasuk kültürü insanları yünlü dokumayıve keçeden çadır yapmayı öğrenmişlerTÜRK’lerve üzeri çadırla örtülü, dört tekerlekli arabalarkullanmışlardır. At, deve, sığır ve koyun beslemektedirler.En yaygın abideleri mezarlarıdır.Kurganlardaki buluntular arasında yüzük, bilezik,küpe gibi süs eşyalarına rastlanmaktadır.Kabzaları hayvan figürüyle süslenmiş hançerler,Orta Asya’daki İskit geleneğinin belirtisidir.Atlı-göçebe kültürü Orta Asya’ya tamamen yayılmıştır.Bu kültürün yayıldığı bölgelerde, kayaresimlerinde Türklerin atalarına ilişkin pek çokbilgi bulunmaktadır.6-Tagar kültürü (M.Ö.700-M.Ö.100)Abakan bölgesinde görülen kültür bu bölgedekikültürlerin en genci ve en gelişmişidir. Saka(İskit) tipi kültürlerin oluşumunda önemlidir. Kalıntılardançiftçiliğin gelişmediği ve hayvancılığınüst düzeyde olduğu bilinmektedir. Tagar kültürüneait çok sayıda iki yüzü keskin hançerler,dövüş baltaları, uçluklu oklar, iğne, bilezik, küpe,tarak gibi eşyalar bulunmuştur. Mezarlardan çeşitliaraçlar, at koşum takımları, keramikler çıkarılmıştır.Tagar Kültürü’ndekine benzer eserlere,Çin’den Karadeniz’in kuzeyine kadar olan çokgeniş bir bölgede rastlanmaktadır.Kaynaklar:Kök Tengri’nin Çocukları, Prof. Dr. Ahmet Taşağılİslamiyetten Önce Türk Kültür Tarihi, Prof. Dr. Bahaeddin ÖgelTürk Milli Kültürü, Prof. Dr. İbrahim KafesoğluTürklerin Tarihi, Jean-Paul RauxEski Türklerde Din ve Düşünce, Prof. Dr. Harun GüngörCrania Americana, Samuel George Mortonİstanbul üniversitesi Türk Tarihi Ders NotlarıOrta Asyada Kurulan İlk Uygarlık Merkezleri, MEB Tarih Ders NotlarıDivan’ül Lügat-İt Türk, Kaşgarlı Mahmut39


HAZIRLAYAN: AKCAN MİRSÜMERLERSümerlerin kendi dönemlerinde yaşadıklarıbölgeye Sümer, kendilerine Kenger derlerdi.Tarihin ilk büyük uygarlığını kuran Sümerlerİ.Ö.4000 li yıllarda ortaya çıkıp 3200 lerde yazıyageçtiler. Yaşam alanları Mezopotamya Dicleve Fırat nehirlerinin birleştiği yere yakındır.Sümerlerin kökeni bilim adamları arasındauzun bir zamandır tartışma konusu oldu. Birkısmı Orta Asya’dangeldiklerini ve dillerininUral-Altay ailesineait olduğunu iddiaederken bir kısmı isenereden geldiklerininbelli olmadığını,dillerinin de yaşayanveya ölü hiç bir dilebenzemediğini iddiaettiler. Son çalışmalarilk tezi doğrular niteliktedir.Dillerinin bitişken ve sondan eklemeliolması Türk diline benzerlik gösstermektedir.Ancak, kesin bir hüküm vermek için henüz çalışmalaryeterli seviyede değildir. Özellikle Avrupalıbilim adamlarının, Sümer dilinin hiç bir dilile bağlantısını görmek istememelerinin altında,tarihi Yunan medeniyetiyle başlatmak iddia veeğilimleri olduğu düşünülür.Sümer Şehirleriİlk MedeniyetlerSümerler ilk zamanlarda şehir beylikleri halindeyaşadılar. Her şehirin kendi surları, tanrılarıve bey (kral) leri vardı. Dönemsel olarak buşehirlerin birleştikleri tespit edilmiştir. Muazzambir din öğretisine sahiptiler. Her şehrin tanrılarınınisimleri farklı da olsa, işlevleri ve özellikleribenzerdi. Çok tanrıları olmalarına ragmen dörtönemli tanrıları (Yer – Gök-Su- Hava Tanrıları)vardı.Zaman içinde diğer tanrılar kaybolsa da GökTanrısı İnanna kaybolmadı. Burası bir hareketnoktası olarak alındığında; Sümerler ile Türkmenistan’dakiTürkler arasında birçok ortaknoktalar bulunur. Türkmenistan’ın Aşkabat şehriyakınlarında bulunan tarihi eserlerin, Mezopotamya’dakiSümer medeniyeti eserlerine çokbenzemesi, iki tarafın ortak noktalarından biridir.Orhun abidelerinde kullanılan dil ile Sümlerdilinin benzerlikleri de önemli bir hareket noktasıdır.Sümer yazısı, Mısır yazısının icat edilmesinede Önderlik ettiğine göre, bütün yazılarAsya’da doğmuştur diyebilir miyiz acaba?Araştırmacılar yedi bin yıl önce Asya’da tarımınolduğunu fakat matematığin olmadığınıgörüyorlar. Matematik ve Astronominin Sümerlerile başladığı kabul edilir. Fakat Sümerler’desıfır yoktur. Sıfırı Hintliler bulmuştur. Sümerlermatematiği (6) üzerine kurmuşlar (6-60-3600-36000) gibi bir ondalık system kullanmışlardır.Sümerler, Tevrat’da Şinar, Akadça’da Şumer,eski Mısır Yazıtlarında “Sngr”, Hititçe’de Şanharolarak geçen bu halk, Akad yazıtlarındakiŞumer ifadesi sebebiyle S(Ş)ümerler olarak anılırlar.Oysa, Sümerler kendilerine Kenger diyorlardı.Bildiğimiz gibi kenger Türkçede boy, yerve devlet anlamı taşır. Basra Körfezi’nin eski adıda Kenger Denizi’dir. Harzem, Harezm diye geçenülke ve krallığın özgün adı Kenger’dir. Antikdönemlerden Moğol istilasına kadar varlığınısürdürmüştür. Anadoluya baktığımızda:Çankırı’nın 1925’ten önceki adıKENGERÜ’dür.KENGERİS ve KENGÜ Orhun Yazıtları’ndageçen yer adlarıdır.KANGAL köpeği Anadolu’ya KENGER41


sümerler(KANGAR)’den gelmiştir.KENGER adı, Manas ve Oğuz destanlarındageçer.KENGER, Manisa-Kula’nın bir köyüdür.KENGER içinden süt çıkan, sakızı ve yemeğiyapılan bir bitkidir.KENGER, en eski Türk boylarından biri olupSelçuklular, Azeriler KENGER kökenlidir.Farabi, KENGER’in antik kenti olan Otar’dadoğmuştur.KENGER kelimesi, büyük olasılıkla Sumerce(!) Kİ (yer, ülke) ve ENGUR (Sümer kozmogonievreni aoguran Kozmik deniz/rahim, Yaradan)kelimelerinden oluşur; (kir, çır, yir, şir, jer, şer,hir, çer) değişik Türk dillerinde “yer, yurt” anlamındadırve TANRI YURDU demektir.Nitekim tarihin ilk yasalarını yapan KengerKağanı UR-ENGUR’un adı “Tanrı eri, Allanınaskeri” demektir.Bazı Sümerologlar KENGER’i (Ki en gir)“Yüce Krallar Yurdu” olarak yorumlarlar.Sümerlerin Mezopotamya’da ilk kurduğu şehirlerdenbiri Keş’dir. Orta Asya’da Mogalistan’daSümer(sömer) “Suber/Sumer”adında dağ vardır.Anlamı yüksek dağın zirvesidir.Sümerlilerin bulunan şehirler Nippur, Lagaş,Ur, Urup (Ur ve Urup Türkçe kelimelerdir)Türklerde biryerden başka yere gidildiğinde,eski yerleşimin adının yeni yerleşime de verildiğiçok görülen bir durumdur. Bu durum çokaçık olarak Sümerler’de de görülür. SümerlerinMezopotamya’da ilk kurdukları şehir “Kiş” adınıAnadolu’da da buluyoruz. Örneğin, Bitlis’inHizan ilçesinde Kiş köyü. Malatya’nın Kablı ilçesindeKişli Köyü, Urfa’nın Bozova İlçesindeKişkan Köyü gibi.Sümerlerin Ur/Uri şehrinin adını da hemAsya’da hem Anadolu’da buluyoruz. Adıyaman’daUrgöç, Hilvan’da Urgez, Ardahan’da Ur köyüönümüze çıkıyor. Ardahan’ın Kura nehri yanındakiUr köyünün Uygur Türklerinin Urtiginsoyundan gelenler tarafından kurulduğu, Uygurbeylerine ‘Ur’ denildiği göz önüne alınırsa, ilgidaha net kurulabiliyor.Sümerce Akadca üzerinden çözüldüğü içinAkadca ya önem verilmiştir. Edinilen bilgileregöre Sümerlerin dillerine göre bir yazı icat etmişler,bu yazıyı kil üzerine yazmışlar ve yazdıklarınısaklayıp arşivler ve kütüphaneler yapmışlardı.Okullar açarak dil ve kültürlerinin devamını sağladılar.Sümerliler bu yazı tekniğini diğer milletlerevermeseydı bugün Orta Asya tarihi karanlıkkalacaktı.Din, bilim, folklor ver her yönden kök Sümerlilereinmiştir. Sonradan gelen sami bir ırk olanAkadlar kendilerine ait dillerinin yanında Sümerlerindilini de kullanmışlar. Dışarıdan gelenve şehir merkezlerinin kenarına yerleşen güçler,Akadlarla birleşerek Sümerlerin yıkılışına zeminhazırladılar.Sümerleryaşamlarınıtarımla sağladılar.Kanallaraçarakkurak topraklarısulayıpBuğdayın kutsallığıbataklıklarıkuruttular. Ayrıca havuzlar yaparak kurak mevsimiçin suları topladılar. Buğday, arpa, sebze vemeyve yetiştirdiler. Buğday dan ekmek, arpadanŞarap içip muhabbet eden kadınlarbira yaptılar. Büyük bira fabrikaları kurdular.Burada ilginç olan ise bu fabrikaları kadınlarınişletmesi ve zamanla kadının kızına devrolmasıdır.Artan tahıllarını başka devletlere ihraç ediyorlardı.Hayvancılık yaptılar ve hayvanların herözelliğinden faydalandılar. Yünü eğirip dokumayaptılar ve kumaş olarak kullandılar. Hem bıtkıselhem hayvansal yağlar ürettiler. Susamın yağınıçıkarttılar. İhrac ettikleri mallar karşısındadeğerli taş, gümüş, altın alıp işliyor ve tekrar dışarısatıyorlardı.42


müze tanıtımHAZIRLAYAN: CEZMİNUR SUZAN KURTTÜRK ve İSLAM ESERLERİ MÜZESİTürk ve İslâm Eserleri Müzesi, 1984 yılında Avrupa Konseyi YılınMüzesi Yarışması Jüri Özel Ödülü’nü, 1985 yılında da Avrupa Konseyi-Unescotarafından çocuklara kültür mirasını sevdirme konusundakiçalışmalarından ötürü verilen ödülü almıştır.İlk olarak 1914 yılında “Evkaf-ı İslamiye Müzesi”( İslam vakıfları müzesi ) adı ile Mimarsinan’ın ustalık eseri olan SüleymaniyeCami’sinin külliye binasında hizmete başlamış.Cumhuriyetin ilanından sonra adı değişerekTürk ve İslam Eserleri müzesi olmuş. Müze 1983Yılında Süleymaniye’den taşınıp bugünkü bulunduğuyer olan İbrahim paşa sarayına taşınmıştır.El Yazmaları ve Hat Sanatı Bölümü7. yüzyıldan 20. yüzyıla uzanan Türk veİslâm Eserleri Müzesi yazma koleksiyonunun büyükbir bölümünü oluşturan Kur’an-ı Kerim’lerMüslümanlık’ın yayıldığı geniş coğrafi bölgelerdengelmektedir. Emevî, Abbasî, Mısır ve SuriyeTulunoğulları, Fatımî, Eyyubî, Memlûk, Moğol,Türkmen, Selçuk, Timurî, Safavî, Kaçar ve AnadoluBeylikleri ile Osmanlı hat sanatının yaratılarınınbir arada izlenebildiği ender koleksiyonlardandır.44


müze tanıtımMaden Sanatı BölümüBüyük Selçuklu İmparatorluğu Dönemine ait,tarihli ender örnekler Anadolu Selçuklu dönemindenhavan, buhurdan, ibrik, ayna, dirhemlerlebaşlayan Türk ve İslâm Eserleri Müzesi MadenSanatı Koleksiyonu, Cizre Ulu Camii kapı tokmaklarıve İslâm maden sanatı alanında önemlibir yeri olan burç ve gezegen sembolleriyle bezelifigürlü 14. yüzyıl şamdanlarıyla önemli bir koleksiyonoluşturmaktadır.16. yüzyıldan başlayıp, 19. yüzyıla ulaşanOsmanlı maden sanatı örnekleri arasında ise gümüş,pirinç, tombak, murassa (değerli taşlarlasüslü) sorguç, kandil, gülabdan, buhurdan, leğen/ibrikler yer almaktadır.45


müze tanıtımSeramik ve Cam Bölümü1908-14 yılları arasında yapılan kazılarda bulunmuşkeramik eserlerin ağır bastığı bu koleksiyondaSamarra, Rakka, Tel Halep, Keşan kaynaklıolanlar başta gelmektedir.Böylece Erken-İslâm Dönemi keramik sanatınınaşamalarını Türk ve İslâm Eserleri Müzesikoleksiyonunda izlemek mümkündür. AnadoluSelçuklu ve Beylikler Dönemine ait, mozaik,mihrap ve duvar çinisi örnekleri ileKonya Kılıçaslan Sarayı alçı süslemeleri koleksiyonunbir başka önemli bölümünü oluşturmaktadır.Osmanlı çini ve keramik sanatı örnekleri,yakın dönem Kütahya ve Çanakkale seramikleriile noktalanmaktadır.Cam koleksiyonu ise, 9. yüzyıl İslâm camsanatı örnekleriyle başlayıp, 15. yüzyıl Memlûkkandillerini, Osmanlı Dönemi cam sanatı örneklerinikapsamaktadır.46


Taş Sanatı BölümüEmevî, Abbasî, Memlûk, Selçuklu, Osmanlıdönemlerine ait, kimi motifli kimi figürlü, amahemen hepsi yazılı taş eserler Türk ve İslâm EserleriMüzesi’nde bir araya getirilmiştir. SelçukluDönemi taş sanatının ender ve seçkin örnekleri,av sahneleriyle, sphenks, griphon,müze tanıtımejder gibi masal yaratıklarının yer aldığı figürlümezar taşları, kûfî yazılı erken dönem taş eserler,Osmanlı hat sanatının bir uzantısı olan değişiküsluplarda yazılmış kitabeler gerek nitelik, gereknicelik açısından önemlidir.47


müze tanıtımAhşap Eserler BölümüBu koleksiyonun en önemli parçalarını 9.-10.yüzyıl Anadolu ahşap sanatının örnekleri oluşturmaktadır.Anadolu Selçukluları ve BeyliklerDöneminden kalan ender parçaların yanı sıra,Osmanlı Döneminin sedef, fildişi, bağaişlemeli ahşap eserleri, kakma sanatının eşsizörnekleri, Kur’an cüzü muhafazaları, rahleler,çekmeceler bu zengin koleksiyonun i lgi çekiciparçalarıdır.48


müze tanıtımEtnografya BölümüUzun yıllar boyunca toplanan etnografik parçalar,Türk ve İslâm Eserleri Müzesi’nin İbrahimPaşa Sarayı’na nakliyle sergilenme olanağını bulmuştur.Müzenin en genç bölümü bu koleksiyonda,Anadolu’nun çeşitli bölgelerinden toplanmışhalı-kilim tezgâhları, dokumalar, yün boyamateknikleri, halk dokuma ve işleme sanatı örnekleri,yöresel zenginlikleri içinde kostümler, eveşyaları, el sanatları, el sanatı aygıtları, göçerçadırları kendilerine özgü mekânlar içinde sergilenmektedir.49


müze tanıtımKutsal EserlerAslında müzede böyle bir bölüm ve sınıflandırmayok ama ben bu resimleri ayrıca bu şekildeyayınlamak istiyorum.Kabe Anahtarı, Yavuz Sultan Selim Han’ınMısır’ı feth’inden sonra çeşitli islam ülkelerindentoplattığı kutsal emanetlerin çoğu TopkapıSarayı Hırka-ı saadet dairesinde korunmakta vesergilenmektedir. Resimde görülen kabe anahtarıtek değildir. Topkapı sarayında resimdeki gibi 53anahtar daha bulunuyor. Osmanlı devleti zamanındakapının kilidi ve anahtarı belli zamanlardadeğiştirilirmiş. Gerçek kabe anahtarı Abbasi HalifesiEl-Muntasır tarafından 1226 yılında yaptırılanbugün özel bir girişimcinin elinde bulundurduğuanahtardır.50


müze tanıtım51


Kültür SanatHAZIRLAYAN: FERİDE ÖZMATİZNİK ÇİNİLERİDünya sanat tarihi içinde çok önemli biryeri olan Türk çini sanatının geçmişi8. ve 9. yüzyıllara, Uygurlara kadaruzanmaktadır. Orta Asya’da gelişen seramiksanatının bir kolu olan çiniciliğin asıl köklü değişimi,Büyük Selçuklular’la başlayıp AnadoluSelçukluları’yla devam etmiş ve nihayetinde Osmanlılarınelinden geçerek İznik’te başarılı birsenteze ve mükemmelliğe ulaşmıştır.Evliya Çelebi, Seyahatnamesi’nde, bir zamanlarİznik’te “300 civarında çinicinin çalıştığını”belirtmekte, ancak bazı Batılı araştırmacılar nedensebu sayıyı çok abartılı bulmaktadır. Sonyıllarda, İznik’te küçük bir bölgede yapılan kazıve araştırmalar, 30 civarında çini fırını tespitineimkân vermiştir. Bu da Evliya Çelebi tarafındanverilen sayının pek abartılmış olmadığını göstermektedir.Çini ve seramik sanatı, insanlık kültürününen temel eserleri arasındadır. Türkçe anlamı ile“sır” (seramik sırı) sözcüğü, gizli olan, sihirlibüyülü kavramları kapsayan tanımları ile çini veseramik sanatına da sihirli bir sanat tanımlamasınıverebilir. Çünkü bu sanat en eski devirlerdengelip sonsuza kadar gidebilecek bir özelliği ortayakoymaktadır.Çinicilik sözcüğü, halk arasında, hem sırlı duvarkaplamaları hem de kap-kacak türünden eveşyalarını tanımlamıştır. Bilimsel yayınlarda zamanlabu tanımlama değişmiş; kase, tabak, vazogibi kap kacak türünden eşyalara seramik, duvarkaplamalarına ise çini adı verilmeye başlanmıştır.Kaynaklar çini ve seramik sanatının aslınınsırlı tuğla olduğunu ve asıl sırlı çini ve seramiğiprototiplerinin Mısır, Mezopotamya, Asur,Babil’de yapılmaya başladığını yazmaktadır.Tekniklerin çok çeşitlendiği Büyük Selçuklulardöneminde, Yavuz Sultan Selim’in (I.Selim) İranseferinden getirmiş olduğu Çin üretimi seramikürünlerin Osmanlı seramiği üzerindeki etkisinedeniyle seramik “çini” adıyla anılmaya başlanmıştır.Büyük Selçuklular döneminde özellikle bazı-52


iznik çinileriları Kâşan kentinde başlayıp gelişmiş ve AnadoluTürk devrinde çoğalarak gelişimini sürdürmüşolan çeşitli tekniklerin varlığı bilinmektedir.Anadolu Selçukluları hiç kuşkusuz seramiksanatının oluşumunda, bulunduğu bölgenin kültürmirasından ve özellikle Büyük Selçuklular’aait seramik tekniklerinden etkilenmiştir. Ancak13.yüzyılda Anadolu’da yetişen kendine özgüSelçuklu mimarisi, başarılı bir sentezin ürünüdür.Çininin bir süsleme unsuru olarak sivil vedini mimaride kullanımı yine bu dönemde başarıylagerçekleştirilmiştir.Tekniklerin giderek geliştiği ve AnadoluSelçukluları’nda süreklilik kazanarak en güzelörneklerinin meydana getirildiği Türk çini veseramik sanatı, Osmanlı döneminde en yüksekdevrini yaşamıştır. Sırlı tuğladan, en son sır altıtekniğine kadar bütün özelliklerini, zaman zamanyanlış anlamalar olmuş olsa da, korumuşolan Osmanlı çini ve seramik sanatı, kendi özgünfarklarını da geliştirmiştir.Bu özgün farklar gerek desenlerde ve gereksekimliğini oluşturmuş olan türkuvaz ve mercankırmızısı renklerdedir. Desenlerde yalnız bitkiselmotifler değil, hem bitkisel ve hem de hayvan veinsan figürlerinin fantastik – hayal gücü ürünüolan özelliklerinde yaratıcı nitelikler bulunur.Ayrıca Osmanlı metal işçiliği ve sanatından yaratıcıaktarmalarla elde edilmiş olan bir kısım desenve biçim özellikleri de Osmanlı çini ve seramiksanatı kimliğinin diğer özgün bir boyutudur.Osmanlı döneminde kap kacak formlar için“evani”, duvar kaplamaları için de “kaşi” terimikullanılmaktadır. Farsça’da “Çin’e ait” demekolan ve daha sonraları dilimize yerleşen çini sözcüğüise Osmanlı sarayının 15.yüzyıl Çin porselenlerineolan hayranlığından kaynaklanmaktadır.Osmanlı saraylarının ve anıt eserlerinin donanımındaİznik’te üretilmiş olan çini ve seramiklerkullanılmış ve seramik sanatının en çok geliştiğidönemlerde yurt dışına ihraç edilmiş olanseramikler gene İznik’te üretilmiştir.İznik çinisinde ham madde olarak kullanılmışolan ve silis (erimiş kuartz camı), sudkostik,potas, kireç vb. bileşimlerin öğütülmesi ve eritilmesiyleelde edilen ‘frit’ maddesi, genellikle buseramiklerin hammaddesidir. Seramik hamurundaki‘frit’ için gerekli olan kuartz yörenin dereyataklarında bol miktarda bulunmaktadır. Kil vekuartzı bağlayan malzeme ise feldispattır. 1980li yılların kazı çalışmaları sonuçlarına göre İznikçini ve seramikleri maksimal olarak 1260 ˚C‘tapişirildikleri açığa kavuşmuştur. Bu pişirme derecesi,porselene yakın bir anlam ifade etmektedir.İznik çinisinin en belirgin özelliği, yüksekoranda (% 85) kuvars içermesi ve kalın sırlı olmasıdır.Kuvars taşı, zaman geçse de hep aynıfrekansı yaymakta ve sünger gibi suyu emip bırakabilmektedir.Bu nedenle yüzyıllarca dayanır;renkler kalın sır altında bozulmadan korunur. Fakathem bu oranda kuvarsı işlemek zordur hemde özellikle mercan kırmızısının fırında patlama(dolayısıyla defolu üretim) olasılığı yüksektir. Bunedenle zaman içinde daha düşük kuvars (%35)ve daha ince sırlı Kütahya çinisi ortaya çıkmıştır.Osmanlı çini ve seramikleri, son dönem gelişimlerindeİznik’ten İstanbul’a taşınmış ve giderekfabrikalaşmıştır. Son dönem üretimleri, birtaraftan geleneksel olan sanatı korumak istemekte,diğer taraftan Avrupa etkisini alarak çağdaşseramik ve porselen sanatı gelişimlerini hazırlamaktadır.Günümüzde geleneksel İznik çini ve seramikleriyeniden canlandırılmaya çalışılmaktadır. Buamaçla en yüksek değerleriyle ve gelenekselliğinibozmadan gelişirken, paralel yürüyecek deneyselboyuttaki bir gelişimi de beraberinde sürdürebilir.KAYNAKÇAALTUN Ara, “Osmanlı Sanatında Özel Bir Konu İznik”, Antik & Dekor, İstanbul 1999ATASOY Nurhan - JUAN Raby, “İznik The Pottery of Ottoman”, London, 1989ASLANAPA Oktay, “Anadolu’da Türk Çini ve Keramik Sanatı”, İstanbul, 1965DEMİRİZ Yıldız, “Osmanlı Mimarisinde Süsleme, Erken Devir”, İstanbul, 1987ÖNEY Gönül, “Türk Çini Sanatı”, İstanbul, 1976SİLİVRİLİ Kerim, “DGSA Türk İslam Sanatı derslerinde tutulan notların derlemesi”, İstanbul, 198353


öportajProf. Dr. Mualla Uydu YücelTülin Kutluer, Emine Türkmen Orhon ve Betül Özer’in katılımıyla gerçekleştirdiğimiz İstanbulÜniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Mualla UyduYücel hocamızla güzel duyguların hakim olduğu, şeker tadında, samimi geçen röportajımızdanbizler çok büyük keyif aldık. Bölüm arkadaşlarımız ve okuyucularımız adına şükranlarımızısunduk. Kendisine, ailesiyle birlikte sağlıklı, mutlu ve huzurlu bir ömür dileriz…- Sizi Tarih’e, Tarih okumaya yönelten nedir?- Tarih hocam vardı Mustafa İnan, yaşıyorsa Allah uzun ömürler versin, ölmüş ise de Allah rahmeteylesin o sevdirdi bana tarihi, bir de abim; kendisi Samsun Ülkü Ocakları Başkan Yardımcısıydı.Ülkü Ocaklarının düzenlediği gecelere katılırdık, milli duygularım orada başladı. Hocam tetiklediabimde ön ayak oldu diyebilirim.- Peki Tarih Bölümü dışında okumayı düşündüğünüz başka bir bölüm oldu mu?- Aslında ben Hukukçu olmak istiyordum hayalim hakim olmaktı. Hakim olmak istememde anneminetkisi çoktur. İki tane tercih yapmıştım. İlki Hukuk, İkincisi Tarihti. Hukuk olmazsa tarih olsundiye düşünmüştüm. İkinci tercihim geldi. Bir yıl okuduktan sonra tekrar sınava girdim bu sefer DiyarbakırHukuk Fakültesi kazandım ama gitmedim.- Öğrencilik yıllarınızda hafızanıza kazınmış bir hatıranızı bizimle paylaşır mısınız?- Seçmeli ders olarak aldığım ‘Eski Anadolu Tarihi’ dersini onaylatmak için danışman hocamDoç. Dr. Mehmet Özsayit’in odasına girdim, kağıdı uzattım baktı ve kağıdı bana tekrar uzattı. İsminigöstererek:- Bak bakalım bunun yanında bir şey var mı? diye sordu.- Yok hocam Mehmet Özsayit yazıyor dedim .- ‘Hayır. Bunun yanında bir şey var. Çık dışarıya, ismimin yanına bak, bir şey var mı yok mu gelsöyle dedi.Dışarıya çıkıp panoya baktım: Doçent Doktor yazıyor… Girdim içeriye- Var mıymış diye sordu:- Varmış, Doçent Doktor yazıyormuş dedim.- Şimdi yaz bakalım yanına dedi. Gün gelir sana da böyle yaparlarsa sen de benim gibi yaparhatırlatırsın diye tamamladı cümleyi.54


öportajBen de dönüp dedim ki:- Hocam o, eğer birinci sınıf öğrencisi ise mazur görürüm.- İlk kitabınız çıktığında neler hissetmiştiniz?- İlk kitabım “Türk- İslam Bütünleşmesi” çıktığında ben Kazakistan’da idim. Abdulkadir Hocaçıkarmıştı. Döndüğümde kitabı gördüğümde çok farklı şeyler hissettim. Bunu ben yazdım düşüncesideğişik ve güzel bir duygu. Makalelerinize, yaptığınız çalışmalara, sanki yavrunuz gibi bakıyorsunuz,nasıl daha iyi olabilir diye düşünüyorsunuz.- Hocam çok başarılı çalışmalar yaptığınızı biliyoruz yeni bir kitap projeniz var mıdır?- Var. Allah nasip ederse inşallah Kuman- Kıpçakları yazacağım.- İş ve aile yaşantınızdaki koşturmaca içerisinde dengeyi nasıl sağlıyorsunuz?- Bu dengeyi sağlamamı duaya bağlıyorum. Çok dua alıyorum. Ayrıca Dünyanın en şanslı insanlarındanbir tanesi olduğumu düşünüyorum. Eşim benim için büyük bir Şans. Ben de eşim için öyle.Önümde durmayan, daima yanımda yer alan ve sürekli beni destekleyen bir eşim var. Tek isteği vardırbenden “gittiğin yeri haber et”der. En önemlisi de evde bütün etiketlerimizden sıyrılıp hayatımızaöyle devam ediyor olmamız. Kendisi hiçbir zaman desteğini esirgemez. Tülin’cim Allah sana da böylebir eş nasip etsin.- İ.Ü Tarih Bölümü Anabilim dalı Başkanı olarak bölümdeki öğrenciler ile aranızdaki ilişkilerinasıl değerlendiriyorsunuz?- İbrahim Kafeoğlu, Zeki Veli Togan’dan beri bu kürsü öğrenciye hep yakın olmuştur. İnsani ilişkilernoktasında verici olduğunu söyleyebilirim. Makamların gelip geçici olduğunu biliyoruz önemliolan da budur. Abdulkadir hoca döneminde de bu böyleydi. Bu koridorda ondan yardım istemeyenhiç kimseyi hatırlamıyorum. Bana da aynı şekilde. Bölümdeki arkadaşlarım, öğrencilerim gelip rahatlıklabir derdini anlatabiliyor ve hiçbir şekilde kayıtsız kalamıyorum.- Sizce İlköğretimden itibaren verilen Tarih dersleri yeterli midir? Nasıl değerlendiriyorsunuz?- DSP yönetiminde M.E.B da bir düzenleme yapıldı ve o dönemde Tarih öğretmenleri Sosyal BilgilerÖğretmenliği olarak değişime uğradı. Yeni nesillere tarihini öğretmenin faydalı olduğunu düşünmedilersanırım. Böyle de devam etti. Gelen hükümet de bunu düzeltmedi. O dönemde Abdulkadirhoca bir çok yerde yanlış yapıldığını dile getirdi. Bu milletin tarihi bu çocuklara öğretilmeli şeklinde.Ama siyasi iktidar neye karar veriyor ise ondan vazgeçmiyor. Uzun yıllar müfredatlarda birinci sınıflardaİslam öncesi anlatılıyor, ikinci ve üçüncü sınıflarda Osmanlı tarihi, son sınıfta ise TürkiyeCumhuriyeti ağırlıklı gidiyor. Tabi bu hükümette kim yazıyor bilmiyorum ama en son bundan birkaçyıl önce bildiğim kadarıyla Sosyal Bilgiler Öğretmenliğinin talim ve terbiye kurulunda yer alanarkadaşların tarihçi olmadığını biliyorum. Başka bölümlerden olan hocalar olduğunu biliyorum.Bazılarının Türk Dili ve Edebiyatı hocası olduğunu biliyorum. Ben ne kadar Türk Dili ve Edebiyatbölümünün ders kitaplarını hazırlayabilirim? Ne kadar faydalı olabilirim? Bu ne kadar etik olur? İşteburada, ilim adamlarımızdan kaynaklı da problem var. Ben bunu yapmam demiyor ve maddiyat devreyegiriyor. Bu durumda, gelecek nesiller için kaygı yaratıyor. Benim oğlum geçen sene lise ikincisınıftaydı. Selçukluyu biraz gördüler, Osmanlıya girmeye başladılar, müfredatlarını o yüzden çok iyibiliyorum. Ortaokulda da oğlum var ilgilendiğim için biliyorum çok az, yeterli değil İslam öncesi içinbunu söyleyebilirim Osmanlı tarihi noktasında ise çok fazla.- Açık ve Uzaktan Eğitim Fakültesinde okuyan öğrencilerin geleceklerini, okudukları bölümüzerinden şekillendirmesini nasıl değerlendiriyorsunuz?- Eğitimde fırsat eşitliğinden yanayım. Eğer dünya açıköğretime doğru bir ilerleme kaydediyorsa,o noktada gerçekten isteyen, çalışan öğrenciye her türlü hakkın verilmesi taraftarıyım. Bu AUZEFolmuş, başka bir açıköğretim fakültesi olmuş hiç fark etmez. Ben buna asla bakmam. Mühim olançalışmak, zaman ayırmak ve hak etmektir.55


Uzun ve meşakkatli bu yolda sizler sayesinde ilkadımımızı atmış bulunmaktayız. Her zaman birliktedaha güçlü güçlü adımlarla ilerlemeye devam edeceğiz,hepimize hayırlı olsun. İlk sayımızı tamamlamışbulunuyoruz. Şimdi biraz dinlenme zamanı.Arkamıza yaslanmanın zamanıdır artık.çaylar yönetimden :)56


Osmanlı TürkçesiABD tarihinde yabancı dilde yapılan tek anlaşma57


Osmanlı Türkçesi58


Osmanlı Türkçesi30 AğustosBazı zaferler ve müdâfaalar vardır ki bi-zâtihi ehemmiyetlidir, ve bir millet için başlı başına birkıymet teşkîl ederler. Bazı vak’alar da vardır ki bilhâssa istikbâl üzerine olan tesiri itibariyle tarihsahîfesinde unutulması imkânı olmayan bir iz bırakırlar. 30 Ağustos her iki itibarla da mühim bir tarihtir.Dünyanın en kuvvetli milletleri tarafından himaye görerek Ankara önüne kadar gelen müstevlîordu ‘’ 30 ’’ Ağustos’da en kat’î darbeyi yemiş ve âdetâ nefretten kuduran Anadolu’nun azametlidağları düşman sürülerini ezmiş ve yutmuştu.Zâlim istilâcıların kalbine havâle edilen bu öldürücü darbe yaşayan bir milletin azametli bir hamlesinineseri, pek yüksek bir askerî dehânın mahsûlüdür. Böyle olduğu içindir ki netîcesi bir tarafabırakılsa bile bi-zâtihî bu zafer büyük bir eserdir. Bazıları bunu bir mucize telakkî ederler. Evveldenyapılan hesap ile bunun takdîri imkânı olmadığını söylediler. Bazıları ise ‘’ mucize ‘’ sözünü manasızgördüler. Evvelden düşünülmüş, hatve hatve emniyetle tatbîk edilmiş bir planın netîcesi olarakkabûl eylediler. Eğer İstiklâl Harbi’nde irâde kudreti, tazyîk altında ezilmeye mahkûm kılınan bir milletinhamlesi hesaba katılmazsa bütün o harb bu zafer bir mucizedir. Çünki Türk milletinin ecnebitazyîkiyle evvelden tahmini imkansız olacak suret de artan iradi kuvveti, bilhassa ordunun başındabulunan dehânın kudretidir ki bütün maddi müşkülâtı yenmiş ve bu emsalsiz zaferi yaratmıştır. Eğerbunlar hesab edilirse ortada mucize ve tesadüf denilecek bir şey yokdur. Türk ordusunun hasmınaçok fâik olan ordusu ve büyük kumandanın dehâsı bu zaferi vücûda getirmiştir. Yalnız insan kudreti,ne bir milletin göstereceği manevi hamleyi, ne bir dâhinin istikbalde yapabileceği eseri bir riyâz-ıdustur halde tesbit edilebilir. Bunun içindir ki hariçden görenler onu bir mucize addederler. Zaferinbüyük kumandanı ise evvelden hazırlanmış bir planın tatbîkinden başka birşey görmemiştir.Zaten büyük âdâmın alelade insandan farkı kuvvetini takdîr eylemesi , istikbâli ibda’ edebileceğinivuzuhla bilmesidir . Büyük âdâm içün çok şuurlu ve tabii olan bu hareket alelade insan içünfevkalâde bir eser, bir mucize olur. (30 Ağustos ) günü tarihinde millî kudretin büyük dehânın enazametli bir eserine işaret olarak kalacaktır.Fakat bu kadar değildir. Bu zafer Türk milletine büsbütün yeni bir istikbal açmıştır, o zaferle yalnızistiklâli kurtarmadık, istikbalde çok kuvvetli bir mefkûre ile yürüyebilmek imkânını da bulduk.30 Ağustos zaferini milli kudret yarattı, fakat zafer de milli kuvveti artırdı. Onun içindir ki bugünmedeniî mefkûremize doğru süratle yürüyebiliyoruz.Büyük cidâlimizde Anadolu’ nun bağrında doğan büyük hamle ve azimli ruh, böyle her sene tazelenerek,kuvvetlenerek asırlarca devam edecek, vatan için ölen mukaddes şehitlerle istiklâli kurtaranbüyük Türkler’in hatıraları ve destanları gençlik için ebedi bir düstûr olarak yaşayacaktır.30 Ağustos zaferi ile yeni Türkiye tesis etti. Her sahada yaratmakta olduğumuz büyük inkılâbıntemelleri beş sene evvel ordumuzun Akdeniz’e doğru yıldırım gibi aktığı günlerde atıldı. Belki yarınbir mudakkik bu büyük zaferin şark âlemindeki tesirini de bize anlatabilecektir. Çünkü o tarih diğermazlûm milletler için de bir bayram oldu.Tahsisde bu iştirâkın onların irâdey-i kudretini de artırmadığınıartırmayacağını kim iddiâ edebilir ?59

More magazines by this user
Similar magazines