HOTEL GAZETESİ - MART 2 SAYI 2017 -

hotelgazetesi

www.hotelgazetesi.com TURİZM - OTELCİLİK - TATİL - ETKİNLİK - KÜLTÜR - SANAT
Sektörün önde gelenleri toplumsal olaylara duyarlı olunca, biz de bu duyarlılığı görmezden gelemezdik. Dolayısıyla gazetemizin hazırlıkları aşamasında yaşanan Dünya Kadınlar Günü etkinliklerine de katkıda bulunmak istedik, hem sektörün yöneticilerinin bu konudaki görüşlerine yer verdik, hem de bu konudaki etkinlikleri sayfalarımıza taşıdık.
2. sayımızın ana konusunu Turizmde Çıkış Yolu Çalıştayı oluşturdu. Çünkü kriz hala etkisini sürdürüyor. Ancak bir yandan da fuarlar, toplantılar, organizasyonlar devam ediyor. Yani güzel şeyler de olmuyor değil. Son dakikada ortaya çıkan Nicole Kidman haberi de bunun en güzel örneği.
Nisan ayında daha güzel haberlerde buluşmak ümidiyle…

Farklı bakış...

TÜROFED Başkanı Osman Ayık’tan

TROYA

SEFERBERLİĞİ

Sayfa 3

Başkan Timur Bayındır,

ITB Berlin Turizm Fuarı’nda

TÜROB’DAN ALMANYA

PAZARINA YAKIN

MARKAJ

Sayfa 3

www.hotelgazetesi.com

TURİZM - OTELCİLİK - TATİL - ETKİNLİK - KÜLTÜR - SANAT

Sayı: 1 Yıl: 1 / Mart 2017

Nicole Kidman rüzgarı

KRİZİ DOĞRU

YÖNETEMEDİK

Çalıştay’ın açılış konuşmasını

yapan Eski Turizm Bakanı

ve TURAD Yönetim Kurulu

Başkanı Bahattin Yücel,

“Sektöre farklı pencerelerden

bakan; yurtiçi ve yurtdışından

profesyoneller, uzmanlar ve ilgili

STK’ların bir araya gelecekleri,

Turizmde Çıkış Yolu başlıklı

ortak akıl çalıştayında, sektörün

farklı kesimlerini temsil eden

değerli katılımcılarla bir araya

geliyoruz.

Sayfa 8-11

İMAJIMIZ ÇOK

FARLI

Söyleşi İhsan TÜRKUS

Ülkemizde son yıllarda iyice

dibe vuran bacasız sanayimiz

“Turizmi” 45 yıllık profesyonel

tecrübesi mütevazı kişiliği ile,

Turizmcilerin İhsan Abisi,

İhsan Türkus ile bir söyleşi

yaptık.

Sayfa 15

Sayfa 6

Mart

8 Mart Dünya Kadınlar günü tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de kutlandı.

Turizm sektörünün kadın yöneticileri bu özel gün için mesajlarını Hotel Gazetesi okurlarıyla paylaştılar..

İşte o mesajlar:

PROFESYONELLER

EKOL FOOD VE

BAGENI’DE

KONAKLAMAK VE

PERA PALAS’TA

ZAMAN

ÖZTIRYAKILER

NAZIM HIKMET’I

YOLCULUĞU

İŞBİRLİĞİ İLE

ANLAMAK

PERA’NIN ZAMANI

KIBRIS’TA Sayfa 16 - 17 Sayfa 20-21 Sayfa 24


Sayı: 1 Yıl: 1 / Mart 2017

www.hotelgazetesi.com

fuar

2

Aliye

ÜÇBAŞ

Teşekkürler...

bitirmenin

yarısıdır’ diye bir

‘Başlamak

Atasözümüz var. Biz de

uzun bir süredir planladığımız

Hotel Gazetesi’ni, sektörün

krizde olduğu bir dönemde,

krizi fırsata çevirmek adına

değil, sektöre karınca

kararınca destek olmak

adına öne aldık ve Şubat

ayında hayata geçirdik.

Gazeteyi elimize aldığımızda

duyduğumuz heyecan,

dağıtımın ardından gelen

tepkilerle yerini derin bir

mutluluğa bıraktı. Bir annenin,

doğum sancılarının ardından

bebeğini kucağına aldığında

hissettiği, tarifi mümkün

olmayan, yalnızca annelerin

anlayabileceği duygular gibi.

Ardından, bu çocuğun

geleceğini düşünmeye

başlıyorsun.. Güzel bir hayat

sunma isteği ve bu hayatı

sağlayabilmek için yeni

planlar, uğraşlar ve daha

neler neler..

Gazeteyi ortaya biz

çıkardık ama, gerek

fikir ve yazılarla,

gerek ilgiyle daha

ilk sayısında sahip

çıktınız.

Biz turizm sektörüne destek

olmak adına öne aldığımız,

Hotel Gazetesi projemiz,

sektörden öylesine büyük

destek gördü ki, bunun için

teşekkür yetersiz kalır..

Sektörün sesi olarak,

karşılıklı sevgi ve saygı

çerçevesinde güzelliklere

övgü, yanlışlara yergi ile her

gün biraz daha iyisini sizlere

sunmaya çalışacağız. Bu da

gösterdiğiniz ilgi karşısında

yetersiz kalan teşekkürümüzü

tamamlayıcı unsur olacak.

‘Koskoca kurumlar, büyük

oteller, krize dayanamayıp

zorluk yaşarken, sizin sektöre

nasıl bir katkınız olabilir ki?’

diye düşünenler olabilir.

Bizimkisi topal karıncanın

hikayesi gibi…

Sektörün önde gelenleri

toplumsal olaylara duyarlı

olunca, biz de bu duyarlılığı

görmezden gelemezdik.

Dolayısıyla gazetemizin

hazırlıkları aşamasında

yaşanan Dünya Kadınlar

Günü etkinliklerine de

katkıda bulunmak istedik,

hem sektörün yöneticilerinin

bu konudaki görüşlerine yer

verdik, hem de bu konudaki

etkinlikleri sayfalarımıza

taşıdık.

2. sayımızın ana konusunu

Turizmde Çıkış Yolu Çalıştayı

oluşturdu. Çünkü kriz hala

etkisini sürdürüyor. Ancak

bir yandan da fuarlar,

toplantılar, organizasyonlar

devam ediyor. Yani güzel

şeyler de olmuyor değil. Son

dakikada ortaya çıkan Nicole

Kidman haberi de bunun en

güzel örneği.

Nisan ayında daha güzel

haberlerde buluşmak

ümidiyle…

Esentepe Mahallesi Köprülü Sk. 31/A Levent

34394 Şişli / İstanbul

Tel:0212 343 5522 Fax: 0212 343 5521

www.hotelgazetesi.com

info@hotelgazetesi.com

Mart 2017 Yıl:1 Sayı:1

Aylık Süreli Yayın

Turizm Otelcilik Tatil Etkinlik Kültür Sanat

Gazetesi

‹mtiyaz Sahibi & Genel Yayın Yönetmeni

Mustafa ÜÇBAŞ

Sorumlu Yazı işleri Müdürü

Aliye ÜÇBAŞ

Yayın Danışmanı

Remzi YILMAZ

Danışma Kurulu

‹hsan TÜRKUS

Grafik Tasarım Uygulama

Nirvana Tanıtım Hizmetleri

Karikatür

Emre Can ÜÇBAŞ

Abone - Reklam

Burcu DENKTEN

hotelgazetesi@nirvanatanitim.com

Dağıtım: Global Dağıtım

Baskı: Dünya Süper Veb A.Ş.

100. Yıl Mahallesi 34204 Bağcılar/‹stanbul

Gazetemizde yayımlanan haber ve görseller

yasal iznimiz alınmadan kullanılması yasaktır.

yayımlanan köşe yazılarının ve yorumların

sorumluluğu yazarına aittir.içeriklerinden,

Hotelgazetesi sorumlu tutulamaz.


3 haber

TROYA SEFERBERLİĞİ

Türkiye Otelciler Federasyonu Başkanı

Osman Ayık, 2018 yılının UNESCO

tarafından Troya yılı ilan edilmesi için

yoğun bir çalışma içine girdiklerini söyledi. Ayık

şöyle konuştu:

“Türkiye dünyadaki en önemli turizm

ülkelerinden bir tanesi oldu,. Son 30 yıl içindeki

göstermiş olduğu gelişme ve başarılardan dolayı,

özellikle tatil ve dinlenme anlamında, güneş

kum ve deniz üçgeninde kitle turizmi anlamında

dünyadaki en önemli turizm ülkelerinden biri

haline geldi. Maalesef son yıllarda yaşadığımız

bazı sıkıntılardan dolayı da ister istemez

bugünlerde bu özelliğimizi kaybeder gibi

görünüyoruz ama, çok güçlü olan ürünümüz

sayesinde, çok kısa bir süre içinde eski parlak

günlerimize dönmeyi umuyoruz. Döneceğimize

olan inancımız da sonsuzdur.

TÜROFED Başkanı Osman Ayık,

UNESCO tarafından 2018’in

Troya yılı ilan edilmesi için

elbirliği ile çalıştıklarını söyledi.

Ayık “bunu başardığımız

takdirde geleceğimiz daha

parlak olacaktır” dedi

Bir yandan da Türkiye genel anlamda turizm

ürünü olarak bir dönüşüm süreci yaşaması

lazım. Yaşamaya da başladı. Bu alanda çok

ciddi yatırımlar da yapılıyor. Özellikle son

yıllarda gastronomi anlamında Gaziantep

Belediyesi dünyadaki 17 yaratıcı şehir arasına

girmek suretiyle çok büyük bir başarı elde etti.

Devamında biz başka bölgelerimizden, başka

kentlerimizden de benzer hamlelerin çıkmasını

bekliyoruz.

Türkiye sadece güneş kum denize mahkum bir

ülke değildir

Diğer bir alan Slow city alanında bir takım

çalışmalar da devam ediyor. Seferihisar başta

olmak üzere bazı bölgelerimizde çalışmalar

devam ediyor. Bunun yanında kültürel miras

konusunda Türkiye en zengin ülkelerden

biri. Troya da bizim sahip olduğumuz önemli

değerlerden bir tanesi. 20 yıl önce UNESCO’nun

kültür mirası listesine girmiş bir kültürel

varlığımızdır, değerimizdir. 2018 yılını, bütün

dünyada UNESCO tarafından Troya yılı ilan

ettirebilirsek , tüm sivil toplum örgütleri ve

Kültür ve Turizm Bakanlığıyla birlikte bunu

başarabilirsek, ürün derinliği anlamında çok

önemli bir kazanım elde etmiş olacağız. Çünkü

Türkiye sadece güneş kum denize mahkum bir

ülke değildir. Aynı zamanda var olan kültürel

tarihi mirası ve diğer değerleriyle beraber,

gastronomi başta olmak üzere bunların hepsini

ürün gamımızın içine yerleştirebilirsek, önümüzü

çok daha iyi görebiliriz. Bir turizm ülkesi olarak

gelecek bizim için çok daha parlak olacaktır.”

Sayı: 1 Yıl: 1 / Mart 2017

TÜROB’dan Almanya

pazarına yakın markaj

Türkiye Otelciler Birliği

(TÜROB) üst yönetimi bu

kez de Türkiye’nin en büyük

turizm pazarlarından biri

olan Almanya’da temaslarda

bulunacak. Başkan Timur

Bayındır, ITB Berlin Turizm

Fuarı’nda 2017 yılının en

yakın öngörülerini elde

edeceklerini belirtti.

Uluslararası tanıtım

faaliyetlerine kesintisiz

devam eden Türkiye

Otelciler Birliği (TÜROB), fuar

maratonuna devam ediyor. TÜROB

üst yönetimi bu kez de Türkiye’nin

en büyün turizm pazarlarından biri

olan Almanya’yı ziyaret ederek

temaslarda bulunacak. TÜROB,

8-12 Mart 2017 tarihleri arasında

Berlin’de 51. kez düzenlenecek

olan ITB Berlin Turizm Fuarı’na

Kültür ve Turizm Bakanlığı

koordinasyonundaki Türkiye standı

içerisinde katılım sağlayacak. ITB

Berlin, 5 kıtadan 187 ülkenin katıldığı,

dünyanın iş hacmi anlamında en

büyük ve önemli Turizm Fuarı

olarak kabul ediliyor. Organizasyon

kapsamında düzenlenen, ‘ITB

Berlin Convention (ITB Kongre

Günleri)’ etkinliklerinde, Kültür ve

Turizm Bakanlığı tarafından Türkiye

tanıtımına yönelik düzenlenecek

sunumlar ile özellikle imaj ve algıya

yönelik pozitif etki yaratılması

hedefleniyor. Bayındır, Sayın

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip

Erdoğan’ın başlattığı ‘Komşunu

al gel’ kampanyası açısından da

fuardaki tanıtım faaliyetlerinin

somut ve verimli sonuçlar

getirmesini beklediklerini dile

getirdi. Bayındır, “Bu kampanya

bir anlamda bu fuar ile birlikte start

www.hotelgazetesi.com

alacaktır. Alman turistlerin yanı sıra

ülkedeki Türkler de turizm açısından

önemli bir potansiyel sunuyor. Bunu

değerlendirmeliyiz” dedi.

ITB Berlin iki açıdan Türkiye için çok

önemli olduğunu belirten Bayındır,

“Birincisi Almanya ülkemizin en

önemli kaynak pazarlarından biri,

hatta ilki diyebiliriz. İkincisi, ITB

Berlin dünya genelinde turizm

sektörünün nabzını tutan en önemli

organizasyon. Bu fuara katılımımız

ile hem Almanya’dan gelecek iş

hacmine yönelik, hem de sektörel

olarak 2017 yılının en yakın

öngörülerini elde edebiliyoruz” dedi.

Bu yıl Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın

‘ITB Kongre Günleri’nde Türkiye

adına oturum aldığını hatırlatan

Bayındır, “Bu, kendimizi ifade

edebilmek adına önemli bir fırsat

olacaktır. Sektörümüz maalesef

ki halen durağanlık içerisindedir.

Birliğimizin tüm Türkiye’nin yakıt

desteği kapsamına alınmasına

ilişkin uzun süredir görüş verdiği

üzere, geçen hafta Bakanımız Sayın

Nabi Avcı tarafından açıklandığı

gibi, İstanbul Sabiha Gökçen ve

Erzurum Havalimanları’nın da

destek kapsamına alınması önemli

bir gelişmedir. Bu haberin Almanya

Fuarı öncesi duyurulması, pozitif

etki olarak geri dönecektir” diye

konuştu.

Nicole Kidman rüzgarı

Uluslararası medya kuruluşu GC tarafından

Türk turizminin tanıtımı için hazırlanan, Alman

ve Rus gazetelerinde yayınlanan Nicole Kidman

röportajı, sektörde heyecan yarattı

Avustralyalı Yıldız Nicole

Kidman, Türkiye’nin yüzü

oldu. Uluslararası medya

kuruluşu Global Connection

(GC), Türk turizminin tanıtımı

amacıyla Rusya ve Almanya’nın

etkili gazeteleri ile ortak yayına

imza attı. Hollywood’un önde

gelen oyuncularından Oscar

ödüllü yıldız Nicole Kidman’lı

kapakla piyasaya çıkan yayın,

Die Welt ve Welt Kompakt ile

birlikte Alman okuyucularla

buluştu.

Ünlü yıldız, yapılan röportajda

sinemadan müziğe, özel

yaşamından hedeflerine kadar

pek çok soruyu yanıtlarken,

“Türkiye’de nerede tatil yapmak

istersiniz?” sorusuna gülerek,

“İstanbul dememi bekliyorsun

ama yanılıyorsun,

“GELİBOLU’YU

GÖRMEK

İSTİYORUM”

Gelibolu’yu görmek isterim.

Daha önce de söylemiştim

Russell’ın (The Water Diviner)

filminde oynayacaktım

ama takvimlerimiz uymadığı

için olmadı. Ortak bir tarihi

paylaşıyoruz, o yüzden ben en

çok Gelibolu’yu görmek istiyorum.”

diye yanıt verdi.

Bu röportaj son dönemlerde

krizle boğuşan turizm sektöründe

heyecan yaratırken,

turizmde bu yılki beklentilerin

artmasına neden oldu.

Remzi YILMAZ

Ağzına sağlık

Nicole!

Hotel Gazetesi’nin 2. Sayısını

hazırlarken, en çok duyduğum

sözcük, ‘KRİZ’ oldu. Hemen

hemen her olay, her demeç, her

röportajın içinde mutlaka bu

sözcük geçiyordu.

Neredeyse ben de krize girecektim

ki, son kontrolleri yaptığımız

gün Genel koordinatörümüz

Mustafa, ‘Nicole Kidman

Türkiye’nin yüzü olmuş, duydun

mu?’ diye sordu.

Hemen, işi gücü bir yana bırakıp

haberin peşine düştük.. Ne de

olsa güzel bir haberle çıkmak,

önce bizim içimizi ısıtacak, bu ılık

rüzgar tüm sektöre yayılacaktı.

Haberden emin olduktan sonra

oturup tartıştık.. Bu haber kapak

olmalıydı.. Ve öyle de oldu..

Nasıl olmasın ki? Turizmin krizde

olduğu, uluslararası alanda

imajımızı düzeltmeye çalıştığımız

bir dönemde, böylesine kariyer

sahibi, bol ödüllü, birçok kült filmde

rol almış bir yıldızın ülkemizin

tanıtımında rol alması, elbette ki

turizm içerikli bir gazetede 1. sayfa

haberidir.

Nicole Kidman, Honolulu (ABD)

doğumlu, çocukluğu Avustralya’da

geçen çifte vatandaşlık sahibi bir

sanatçı. Oscar başta olmak üzere

161 kez uluslararası ödül adaylığı

olan, 1 Oscar, 3 Golden Globe olmak

üzere 72 uluslararası ödül

kazanmış bir dünya yıldızı. Güzel

olmasına güzel, ama güzelliğiyle

değil, oyunculuğuyla şöhret

basamaklarını tırmanmış, ünlü

bir karakterin biyografisini

anlatan bir film söz konusu

olduğunda ilk akla gelen isim

olmuştur.

Mizansen olsa dahi, böylesine

ünlü, kariyer sahibi bir

yıldızın, Türkiye’de tatil yapmak

istediğini söylemesi, İstanbul’u

değil Gelibolu’yu görmek

istediğini belirterek, Türkiye

hakkında bilgi sahibi olduğu

göstermesi, üstelik “Ortak bir

tarihi paylaşıyoruz” diyerek,

Çanakkale Savaşı’na atıfta

bulunması, hem kendisinin

bir süs bebeğinden öte, kültürlü

sanatçı olduğunu, hem de

Türkiye’nin tarihsel zenginliğini

hissettirir dünya insanına..

Nicole Kidman’ın bu sözleri

hakkımızda son dönemlerde

oluşan olumsuz algının da

dağılmasında etkili olacaktır.

Burada, Global Connection’ı da,

olayı düşüneni de, senaryoyu

yazanı da takdir ve tebrik etmek

gerekir.

Bu ılık rüzgar anında Türkiye’ye

ulaşsa da, ülkemize gelen turist

sayısına sağlayacağı katkı

etkisini hemen göstermeyebilir.

Ama haberin sektörde yarattığı

tebessüme bakılırsa, daha

şimdiden faydalı oldu denebilir.


Sayı: 1 Yıl: 1 / Mart 2017

www.hotelgazetesi.com

mutfak

4

Mantı, kıymanın çeşitli baharatlarla

yoğrularak, küçük hamur parçalarının

içine konulması ile hazırlanan, haşlanarak

pişirilen oldukça eski bir yemek çeşididir.

Türk mutfağının olduğu kadar Orta Asya

mutfaklarının da bir parçası olan mantı,

Türki Cumhuriyetlerde de popüler bir

yiyecektir. Orta Asya’dan Anadolu’ya göçebe Türkler

tarafından getirilmiştir.

Mantının şekli ve servis edilişi bölgeden bölgeye

farklılıklar gösterir. Örneğin, Trakya usulu mantı

et suyu veya salçalı su dökülerek tepside pişirilir. Bir

çeşit böreği andırır, bilindik mantıdan farkı kızarmış

tepsi mantısıdır.Ancak mantı hemen hemen tüm

bölgelerde üzerine sarımsaklı yoğurt, salça ve erimiş

tereyağı dökülerek ve sumak, kuru nane fesleğen ya da

reyhan ekilerek servis edilir.

Mantı denilince akla ilk gelen ise Kayseri

Mantısıdır. Kayseri’de geleneksel olarak

yapılan ve en çok bilinen klasik Kayseri

Mantısı dışında da birçok farklı tipte mantı yapılır.

Börek çorbası, Şebit, Yağ Mantısı, Piravu, Tepsi

Mantısı, Paşa, Çerkez bunlardan bazılarıdır. Her biri

farklı içlerle ve kapatma tipleriyle, değişik şekillerde

pişirilerek hazırlanır. Bir araştırmaya göre tam 36

çeşit mantı olduğu bilinse de klasik ve geleneksel olarak

en çok bilinen ve yapılan etli olanıdır.

Orta Asya’da 13. Yüzyıldan ve belki de daha

öncesinden beri bilinen mantı, 15. Yüzyıl

Osmanlı Mutfağının da en gözde yemeklerinden

biriydi. Fatih Sultan Mehmet’in sabah sofraları için

haftanın 5 günü mantı pişirilirken, 16. Yüzyıl 2.

Beyazıd döneminde de Topkapı Sarayı’nın sonbahar

yemekleri listesinde yer alırdı.

Ancak mantı günümüzdekinden farklı

olarak Osmanlı Mutfağında nohut gibi

bakliyat eklenip buharda pişirilerek

hazırlanıyordu.

Beşyüz yıllık Osmanlı mutfak

geleneğinde hamur işleri, buharda,

suda, yağda yada fırında pişirilirdi.

Buhar yada suda pişirilen yemekler içinde

geçmişi en eskilere dayanan

kuşkusuz mantıdır.

EMİTT UMUT OLDU

Dünya ve Türk

Turizmciler Doğu

Akdeniz Uluslararası

Turizm ve Seyahat

Fuarı’nda buluştu

Dünyanın en büyük beş turizm

fuarından biri olan, Türkiye ve dünya

turizm sektörünü aynı platformda

bir araya getiren sektörün en önemli

uluslararası buluşma noktası EMITT

Turizm Fuarı’nın 21.’si, Ocak ayında

Tüyap Fuar ve Kongre Merkezi’nde

ziyaretçileriyle buluştu.

Fuarın açılış töreni, Kültür ve Turizm

Bakanı Nabi Avcı, İstanbul Valisi

Vasip Şahin, İstanbul Büyükşehir

Belediye Başkanı Kadir Topbaş ve BM

Dünya Turizm Örgütü UNWTO Genel

Sekreteri Taleb Rifai’nin katılımıyla

gerçekleşti.

Katılımcılara plaket takdiminde

bulunulan törende açılış kurdelesi

kesildi. Tören sonrasında çeşitli

ülkelerden EMİTT’e gelerek stant

açan firmaları ziyaret eden Bakan

Avcı, stant yetkilileriyle sohbet etti.

Bakan Avcı’nın ürünlerini incelediği

bir stantta davul çalması da renkli

görüntüler oluşturdu.

Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından

desteklenen, 10 ayrı salonda salonda

farklı temalarla gerçekleşen fuarı

46.670 kişi ziyaret etti. 80 ülkeden

toplamda 5.000 kurum, kuruluş ve

beldenin katıldığı fuarda, “Tatilini

EMITT’ten Al Kampanyası” ile

ziyaretçilere her bütçeye uygun tatil

seçeneklerinin yanı sıra fuara özel

erken rezervasyon kampanyalarıyla

çeşitli fırsatlar sundu.

Fuarın birinci günü öğleden sonra,

TÜROFED organizasyonu ile TÜRSAB

Yurtdışı Temsilcisi Hüseyin Baraner

moderatörlüğünde Alman Seyahat

Birliği (DRV) Başkanı Norbert Fiebig

ve Avrupa Otel, Restoran ve Kafeler

Birliği (HOTREC) Başkanı Susanne

Kraus – Winkler konuşmacı olarak

katıldığı “Yeni Hedefler ve Stratejiler”

konulu panel düzenlendi.

Fuarın ilk gününün akşamında,

T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın

destekleri ve Xanadu Resort, Coral

Travel ve Oti Holding katkıları ile gala

gecesi düzenlendi. Gecede , canlı

performans ve DJ performansların

ardında İstanbul Büyükşehir

Belediyesi Kent Orkestrası sahne aldı.

Ayrıca, fuara katkı sağlayan kurum,

kuruluşlara ve kişilere plaketleri

takdim edildi. Fuarın 2. Gününde,

TÜROFED ve TUADER organizasyonu

ile “Özgünlükleriyle Markalaşan

Şehirler” konulu bir panel düzenlendi.

Atılım Üniversitesi Turizm ve Otel

İşletmeciliği Bölüm Başkanı Prof. Dr.

İbrahim Birkan’ın moderatörlüğünde

gerçekleşen panelin konuşmacı

olarak; Gaziantep Büyükşehir Belediye

Başkanı Fatma Şahin, Beypazarı

Belediye Başkanı Tuncer Kapman,

Mengen Belediye Başkanı Tufan Bulut

ve Seferihisar Belediye Başkanı Tunç

Soyer katıldı.

3 gün süren fuar, sponsorlara ve

katılımcılara takdim edilen “En İyiler“

ödül töreni ile son buldu.

İstanbul, kongre, toplantı ve

etkinlik sektörünün buluşması

‘ACE of M.I.C.E. Exhibition’a bu yıl

üçüncü kez ev sahipliği yaptı.

Türkiye’nin tek, dünyanın ise en büyük üçüncü MICE

(Meeting, Incentive, Congress, Events) fuarını;

Türkiye ve dünyanın çeşitli ülkelerinden toplam 14

bin 496 kişi gezdi. Üç gün süren fuarı; İstanbul Vali

Yardımcısı İsmail Gültekin, Kültür ve Turizm Bakanlığı

Tanıtma Genel Müdür Yardımcısı Ramazan Çokçevik,

İstanbul İl Kültür ve Turizm Müdürü Nedret Apaydın,

TÜRSAB Başkanı Başaran Ulusoy ve Türkiye Turizm

Yatırımcıları Derneği Başkanı Murat Ersoy gibi isimler

de ziyaret etti.

Turizm Medya Grubu tarafından 2014 senesinden

bugüne düzenlenen kongre toplantı ve etkinlik

sektörünün en önemli buluşmalarından biri olan ACE

of M.I.C.E. Exhibition bu yıl yine dolu dolu içeriği, renkli

etkinlik standları, simülatör oyunlarıyla ziyaretçilerine

keyifli dakikalar yaşattı. Üç gün süren fuar İspanya’dan

Azerbaycan’a, Avusturya’dan Yunanistan’a 25 ülkeden

kongre büroları, etkinlik planlayıcıları ve kongre

organizatörlerini dev buluşmayla bir araya getirdi.

Fuarda; oteller, etkinlik yönetimi firmaları, sahne dekor

tasarımı, transfer, dönemsel insan kaynakları, ses –

ışık, görüntü, video ve dijital çözümler gibi alanlarda

faaliyet gösteren toplam 330 stant açıldı. Fuar 39

ülkeden 200 yabancı hosted buyer, yurt içi pazardan

400 kurumsal satın alıcı şirket, 150 visitor Hosted Buyer

yani toplamda 750 Hosted Buyer ağırlandı. Yoğun

bir ticari işbirliği ağı oluşturun fuar, üç gün boyunca

düzenlenen toplam 25 oturumda sektör profesyoneli

62 konuşmacıyı ziyaretçilerle bir araya geldi. Fuarın

son gününe “Fuarcılık Sektörünün Geleceği, Sergileme

ve Stand Tasarımcıları Derneği Çalıştay ve Zirvesi”

damga vurdu…


Mart

8 Mart Dünya Kadınlar günü tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de kutlandı.

Turizm sektörünün kadın yöneticileri bu özel gün için mesajlarını Hotel Gazetesi okurlarıyla paylaştılar..

İşte o mesajlar:

Remziye Efe

Dosso Dossi Hotels Downtown

Genel Müdür Yardımcısı

Dünya Kadınlar Günü ile ilgili olarak,

öncelikle kadın olarak doğduğum için

gurur duyduğumu ifade etmeliyim.

Her ne kadar özellikle Türkiye ‘de kadın

olmak zor olsa da; sürekli seyahat eden

biri olarak özellikle orta doğu ülkelerini

ziyaret ettikten sonra Atatürk‘e ve

silah arkadaşlarına bir kez daha minnet

duyduğumu ve bir Türkiye Cumhuriyeti

kadını olmaktan onur, gurur

duyduğumu ifade etmeliyim.

Dünya Kadınlar Günü’nün, kadınların

şiddet görmediği, ayırımcılık ve

haksızlığa uğramadığı, saygı ve değer

gördükleri bir gün olarak kutlanması

dileklerimle…

Sevilay Duru

Yaşmak Hotel Collection

Genel Müdür Yardımcısı

Tüm dünyada, kadınların eşitlik,

kalkınma ve daha huzurlu yaşam

özlemlerini ve isteklerini dile getirdikleri,

birlik ve beraberlik dileklerinde

bulundukları 8 Mart Dünya Kadınlar

Günü’nde saygıdeğer Türk ve Dünya

kadınlarına sağlık ve mutluluk dolu bir

gelecek diliyorum..

Arzu Gültekin Özden

Hotel Momento İstanbul

Genel Müdürü

Dünya Kadınlar Günü’nün ilk olarak

gündeme gelmesi 1800’lü yıllara

rastlar. O yıllarda Amerika’da bir

tekstil fabrikasında daha iyi çalışma

koşulları isteyen kadın işçiler mücadele

etmişlerdir. Bu hak arama, daha iyi

koşullarda çalışma ve yaşama mücadelesi,

yıllarca devam etmiştir.

Birleşmiş Milletler Örgütü, kadınlarda

ayrımcılığı, istismarı görmüş ve kadın

sorunlarına dikkat çekmek için 8 Mart

1975’te, 8 Mart gününü Dünya Kadınlar

Günü olarak kabul etmiştir. Her yıl 8

Mart günü kadın sorunlarına yönelik bir

gün olarak ayrılmıştır.

Yurdumuzda da 8 Mart günü,

kadınlarımızın önderliğinde, kadınlara

yönelik çalışmalarla değerlendirilir. Türk

erkeği, Atatürk’ün izinde kadına gereken

değeri ve önemi vererek onun haklarını

korumada yanında yer almıştır.

8 Mart Dünya Kadınlar Günümüz kutlu

olsun…

Tuba Yiğitalp Yakar

Hotel Yigitalp Yönetim Kurulu Üyesi

Öncelikle yaşamın her alanında

başarıyla yer almış ,hayatı

güzelleştiren tüm kadınlarımızın 8

Mart Dünya Kadınlar Gününü kutluyor;

eşitliğin,huzurun ve mutluluğun daim

olduğu bir yaşam diliyorum.

Kamer Batıoğlu

Ressam

Ben kendimi hiçbir zaman 8 Mart Dünya

kadınlar gününde özel hissetmedim.

Anne, anneanne ve üretken bir kadın

olarak her gün özel hissettim. Ama

yine de bu günün kutlanmasına karşı

değilim. Tüketime yönelik değil, sevgi

sözcükleri ile kutlanmalı. Düşünerek,

kafayı yorarak hazırlanmış bir jest

kadınları daha mutlu eder. Amaç ‘bizim

için değerlisin’ mesajı vermektir.

Sevda Yılgaz

Akgün İstanbul Hotel

Marka Direktörü

Temelde kadınların siyasi ve sosyal bilincinin

geliştirilmesine, ekonomik, siyasi

ve sosyal başarılarının kutlanmasına

alkişlanmasina yönelik emekçi kadınlar

günü , çoğunluk erkekler tarafından

yönetilen Dünya’da biz olmasak

olmazdınız hakkımızı yemeyin günü ..

Merve İrem Beyoğlu

Pierreloti Hotel

Satış ve Rezervasyon Müdürü

Doğumdan ölüme kadar hayatın her

anında varlıklarını hissettiğimiz, bizi biz

yapan değerli varlıktır “Kadin” . Tarihin

her noktasında kendini kanıtlamış

ancak tarihin hiç bir bölümünde kendini

ispat etmesine izin verilmeyen, dünyadaki

herseyi kalbiyle görebilenlerin

günüdür kadınlar günü. Daha özgür,

daha laik günler görebilmemiz umuduyla

kadınlar gününüzü kutlarım ...

Nihan Güneş Aydın

Yaşmak Hotel Collection

İnsan Kaynakları Sorumlusu

Yüreğindeki sınırsız sevgisi, sabrı,

şevkati, duyarlılığı ile kadınların ‘EŞİTLİK’

için verdiği mücadelenin yıldönümüdür

8 Mart… 1857 yılından bu güne devam

eden mücadelemiz ülkemizde ve

dünyada kadınlar özgürce yaşamadan,

erkekler ile aynı haklara sahip olmadan,

tecavüz, kaçırılma, taciz,şiddet, ikinci

sınıf insan muamelesi,ön yargı vs bitmeden

aslında ‘KADINLAR KORKUSUZCA

ve EŞİT HAKLARLA YAŞAMADAN’ bu mücadele

bitmeyecektir…Bırakın kadınlar

dünyayı güzelleştirsin….Bu dünya

kadının emeği ve sevgisiyle değişir.

Günümüz kutlu olsun…

Nilgün Öztürkmen

Golden Crown Hotel

Genel Müdürü

KADINLAR GÜNÜ;

Dünyanın en değerli varlığı olan

biz kadınlar toplumda gelenek ve

göreneklerimize göre ve cinsiyet ayrımı

yapılarak yetiştirilmiş, toplum hayatında

geri planda kalmamıza neden olmuş

ve kadın erkek eşit tutulmamıştır. Taki

1923’de Mustafa Kemal Atatürk Cumhuriyeti

ilan etmesiyle kadınlar ekonomik

alanda özgürlüklerini ilan etmişler.

Ancak halen en az üç kadında biri

dövülmüş, cinsel ilişkiye zorlanmış yada

hayatı boyunca başka türlü istismar

edilmiştir. Dünyada da kadına şiddet

en yaygın ve en az cezalandırılan suçtur.

Artık kadınlarımızın hak ettiği değerin

verildiği bir toplumda yaşamak en

doğal hakkı olduğunu düşünüyorum ve

Atatürk bir konuşmasında kadınlar için

şöyle demiş ;

“Şuna inanmak lazımdır, Dünya üzerinde

gördüğümüz her şey kadının

eseridir.”kadınını toplum hayatındaki

yerinin ne kadar önemli olduğunu

belirtmiştir. Kadına şiddetin olmadığı

ve hak ettiği değerin verildiği kadınlar

gününün bir gün değil her gün

kutlandığı bir dünyada buluşalım….

Gülfem Yaşar Özberk

İpek Palas Hotel / CEO

Kadınların erkekler ile eşit olarak

toplum içinde yerlerini almaları bir

uygarlık aşamasıdır. Türk toplumunda

ailenin, ailenin içinde de kadının yeri

ve önemi büyüktür. Kadın toplumu

oluşturan bireyleri yetiştiren ona

kişiliğini veren dolayısıyla toplumlara

şeklini veren kişidir. Kadına doğası

gereği verilmiş bu özellik onun iş ve

sosyal hayattaki başarısının sırrıdır.

Tabiatı gereği detaycı, titiz, disiplinli,

programcı, organize kabiliyeti kadını

son yıllarda iş hayatında başarılı pozisyonlara

getirmiştir. Evde çocuğuna bir

doktor, mühendis, öğretmen, dansçı,

palyaço, aşçı, terzi, temizlikçi olurken

iş hayatında ekonomiye yön veren bir

şirketi yönetebilme kabiliyeti herhalde

tek kadına mahsustur. Ülkemizde de

son yıllarda hızla artan kadın çalışanlar

ve yöneticiler geleceğe dair çok umut

verici bu vesileyle Kadınların toplumda

hak ettikleri yerlere gelmesi temennisiyle

tüm Kadınların Dünya Kadınlar

Gününü kutluyorum.

Dönüş Kocak Yolbilir

Toplumda çalışan ve üreten kadınlar

görmek istiyorum. Hepimizin kadınlar

günü kutlu olsun.

Ferda Çakmaklıoğlu

Yerine göre hoşgörülü, vicdanlı, cumhuriyetçi,

laik, çalışkan, yardımsever,

eğiten, öğreten, sevilen, seven, mücadeleci,

özverili, çağdaş, bilgili, kültürlü,

vatansever, erkek gibi kadın değil, kadın

gibi kadınız biz. Kadınlar günümüz kutlu

olsun.

Neslihan Aktaş

Kadınız biz… Duygu doluyuz… Bazen

küllerimizden bile yeniden doğarız..

Yorgun ama her zaman güçlüyüz.

Kadınız biz. Sıcacık bir dokunuş ve

ufacık bir öpücükle iyileşir ve iyileştiririz.

Bir gülüşümüzle dünyayı andınlatıp,

bir damla gözyaşımızla kederlere

boğuluruz. Kadınız biz. Geleceğin

sorumlusu, yarınların umut yüklü

gemisiyiz. Günümüz kutlu olsun. Kadın

yüreğinizden öperim.

Canan Yılmaz

BM İlaçlama

Atatürk Türk kadınının istiklal savaşı

sırasındaki tüm çaba ve fedakârlık

hizmetlerini takdir etmiş ve Cumhuriyetin

ilânından itibaren kadının sosyal,

ekonomik ve siyasal konumunu

iyileştirici uygulamalarına başlamıştır.

Kadın ailenin temelidir. Aile içinde gerek

çocukların yetiştirilmesinde, gerekse

kültür unsurlarının nesilden nesile

geçirilmesinde köprü vazifesi görür.

Bu nedenle sadece çocuğun topluma

hazırlanmasında değil, ailede sağlıklı

bir iletişim ortamının kurulmasında da

önemli rol oynayan kadınlar Atatürk’ün

ifadesiyle; “… hatta erkeklerden daha

çok aydın, daha çok feyizli, daha fazla

bilgili olmaya mecburdurlar.”

Kadınlarımızın önemini bir gün değil

her gün farkında olmanız dileği ile

Cumhuriyet ile kazanılmış çağdaş

haklar ve özgürlüklerle birlikte, yaşamın

her alanında başarıyla yer almış

kadınlarımızın kadınlar günü kutlu

olsun.

Fidan Güldür

Momento Hotel Satış Müdürü

8 Mart, tüm dünyada kadınların eşitlik,

özgürlük ve daha huzurlu yaşama

isteklerini dile getirdikleri çok özel bir

gündür.

Kadınlarımıza verilmiş bu güzel güne

saygı duymalı ve onları sadece bir günle

değil; her zaman hatırlamalıyız.

Tüm kadınlarımızın “8 Mart Dünya

Kadınlar Günü” kutlu olsun.


7 olusum

Sayı: 1 Yıl: 1 / Mart 2017

www.hotelgazetesi.com

Krize kadın eli

2016 yılını krizle kapatan turizm sektöründe

yönetici kadınlar birleşerek grup oluşturdu.

Oluşum, ilk toplantısında, sorunları masaya yatırdı

Otellerin kriz nedeniyle düşük fiyata

pazarlanması, 5 yıldızlı otellerle 3 yıldızlı

otellerin arasında yaşanan haksız

rekabet, Avrupalı misafirlerin Türkiye’ye

gelmemesi konularının da ele alındığı

İlk toplantısını Hotel Yiğitalp’te

yapan grup, bu toplantıda

sorunlar masaya yatırırken,

bu sorunların aşılabilmesi

için ‘Yönetici Kadınların Sesi’

olarak neler yapılabileceğini

tartıştı.

Yönetici Kadınların

Sesi oluşumu

Grand Anka Hotel Genel Müdürü Yeşim Güzel, Yiğitalp Laundry Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı İkbal Yiğitalp

Atik, Hotel Yiğitalp Yönetim Kurulu Üyesi Tuba Yigitalp Yakar, Hotel Momento İstanbul Genel Müdürü Arzu

Gültekin Özden, Akgün İstanbul Hotel Marka Direktörü Sevda Yılgaz, Hotel İpek Palas CEO Gülfem Yaşar Özberk,

Atlas Holiday Genel Müdürü Şebnem Dikmenli, Oran Hotel Yönetim Kurulu Üyesi Zeynep Oran, Golden Crown

Hotel Genel Müdürü Nilgün Öztürkmen, Faik Pasha Hotel Cafe Meral Kalav Demir, Wyndham Hotel Genel Müdürü

Duygu Sönmez Özçer, IATI Kontrat Müdürü Nimet Köz Çaltepe, Istanbul Otelciler Esnaf Odası Genel Sekreteri

Nurcan Özmen, Hotelbeds Kontrat Müdürü Serap Gülenç, Hotelbeds Kontrat Müdürü Sevilay Yücel,

DOTW Arzu Bostanoğlu, Suer PR İletişim Danışmanlık Kurucu Ortak Eylen Suer,

Hotel Gazetesi Yazı İşleri Müdürü Aliye Üçbaş

Grand Anka Hotel Genel

Müdürü Yeşim Güzel

önderliğinde, Hotel Yiğitalp

Genel Müdürü Tuba Yiğitalp

Yakar ve Yiğitalp Laundry

Yönetim Kurulu Baskan

Yardımcısı İkbal Yiğitalp Atik’in

toplantıda, krize çözüm olarak izlenecek

yol haritası belirlendi.

Yönetici Kadınların Sesi oluşumu, her

ay toplanarak, krizi aşmanın çarelerini

arayacak.

Turizmde son dönemlerde yaşanan kriz, sektörde yeni

oluşumların ortaya çıkmasına neden oldu. Düzenlenen çeşitli

organizasyonlarda krizi aşmanın yolları tartışılırken, sektördeki

yönetici kadınlar da boş durmadı. İstanbul’daki otellerin kadın

yöneticileri “Yönetici Kadınların Sesi” adıyla bir grup oluşturdu.

ev sahipliğinde yapılan ilk

toplantının ana temasını Dünya

Kadınlar Günü oluşturdu.

Toplantının açılış konuşmasını

yapan Yeşim Güzel ve ardından

İkbal Yigitalp Atik Dünya

Kadınlar Günü bildirisini okudu.

DÜNYA KADINLAR GÜNÜ MESAJI

“ Her başarılı erkeğin ardında bir kadın vardır sözü ülkemizde sıkça kullanılır. Bu söz iş dünyasının

erkeklerin hegemonyasında olduğu dönemler için geçerli olsa da, bizler Türk Turizminin

içinde bulunduğu krizin aşılmasında üstümüze düşen görevi yerine getirmek amacıyla, Turizm

sektöründeki yönetici düzeyindeki kadınlar olarak bir araya geldik ve oluşumumuza da ‘Yönetici

Kadınların Sesi’ adını koyduk.

Türk kadını, medeni tabir edilen birçok Avrupa ülkesinden önce Türk kadınına seçme ve seçilme

hakkını kazanmıştır. Atatürk’ün kurduğu modern Türkiye’nin çağdaş kadınları olarak, ilk önemli

buluşmamızı da Dünya Kadınlar Günü’nde gerçekleştiriyoruz. Bu ilk toplantımızda, turizm

sektöründe süregelen krizin aşılmasında yapabileceklerimizi tartışıp, bir yol haritası çizerken, her

ay düzenleyeceğimiz bu tip toplantılarda alacağımız kararları, maddeler halinde sektörün önde

gelen sivil toplum kuruluşlarına sunacağız. Sadece sunmakla kalmayıp, aynı zamanda takipçisi de

olacağız.. Belki turizmin yeniden yükselişe geçmesinde mihenk taşı olacak bu toplantının Dünya

Kadınlar Günü’ne rastlaması bir tesadüf değildir.

Bundan sonraki dönemlerde yapacağımız organizasyonlardaki bu ve benzeri uygulamalarımız,

bizim farkımızı ortaya koyacak.

Bu vesile ile tüm kadınlarımızın ‘Dünya Kadınlar Gününü’nü kutlarız.”

Ebru

YENER

Türkiye’de

Kadın

Olmak

Mühim olan 8 Mart Dünya

Kadınlar Günü değil!! Mühim

olan kadına her gün

duyulan saygı….

Anne, iş kadını, ev hanımı ne olursak olalım kadın olmak her şekilde

zor. Hem cins olarak hem sıfat olarak.. Çalış, doğur, temizlik yap,

yemek yap, çocuk büyüt, dayak ye, tacize uğra, tecavüze uğra, iftiraya

uğra, namus cinayetine kurban git, ezil.. Hangi kadın bunlardan birini

yaşamadı ki?

Kadın egemenliği hem ülkemizde hem dünyada kurulmuyor değil

ama hangimiz zorlanmıyoruz? Hangimizin önü kesilmiyor? Hangimiz

erkek hegemonyasına kurban edilmiyoruz? Kadın olarak verdiğimiz

mücadele ciddi boyutta, ben de dahil bunu hepimiz yaşıyoruz… Hele

ki şu dönem kahkahamızdan, kürtajımıza kısıtlanıyoruz.. Atamızın

biz kadınlara vermiş olduğu seçme ve seçilme hakkı ülkemizde 1934

senesinde İtalya ve Fransada 1946’da İsviçre’de 1971’de verildi..

Yorumsuz nokta diyorum.. Nereye gidiyoruz neler oluyor? Siyasi bir

yazı olsun istemiyorum ama içinde bulunduğumuz durum maalesef

ki isyan ettiriyor.. Yüzde 50’si kadın nüfusu olan ülkemizde;

kadın olmak ;

Biz de varız diye bağırmak zorunda kalmak demek,

Sesimize sağır olmuş kulak kapamış eş ve devlet demek..

Mini etek giydik diye metroda, otobüste, minibüste tekme tokat

dayak yemek demek.

Türkiye’de kadın olmak aslında erkek olmak demek..

Taşıdığımız yüklerden kamburlaşmış beden demek ülkemde

kadın olmak..

Keşke daha güzel şeyler yazabilseydim. Benim bile içim sıkıldı şu

yazdıklarımdan. Biz kadınlar ne olursa olsun bu ülkede varolabilmek

İNSAN gibi yaşayabilmek için ekonomik özgürlüğümüzü elimize

almalıyız.. Sadece eş vs değil ailemize bile müdana etmeyecek

şekilde tedbirimizi almalıyız.

En önemlisi birbirimize saygı duymalı, kadın dayanışması içinde

olmalıyız. Açığı, kapalısı, moderni, tesettürlüsü, önce birbirimizi

olduğu gibi kabul etmeli, saygı duymalı, birbirimize sahip çıkmalıyız.

YANLIŞ OLAN BİRŞEYLER VAR…

Peki biz kadınlar neler yap’MI’yoruz? Okumuyoruz mesela, kendimizi

geliştirmiyoruz. O seviyesiz televizyon programları izleniyor ki

reyting yapıyor. Bu nedir diye merak ettim, izlemek istedim, 3 dakika

tahammül edebildim inanın. Bu gencecik kızların, kadınların o halleri

nedir?

Dilerim her şey bir kurgudur, orada olan her şey bir prodüksiyondur..

Bütün gün bilgisayar yada telefon elimizde internetteyiz ama ne için?

Sosyal medya tabi ki… Bir şey araştırmıyoruz, bir konu belirleyip sörf

yapmıyoruz… Araştırmıyor, öğrenmiyoruz. Eğitimin, öğrenmenin

okumanın sonu yok hanımlar. Kişisel gelişimin başka bir yolu yok.

Hele ki anneysek topluma doğru bireyleri kendilerini geliştirmiş,

eğitmiş ebeveynler yetiştirebilir hanımlar.

Biz kadınlara maalesef ki hayatın her kısmında çok rol-görev

düşüyor … Allah tarafından özel yaratılmışız bu şans mı, talihsizlik mi

inanın bilemiyorum. Ülkece hassas olduğumuz dönem içinde her

şeyden nem kapar olduğumuz, paranoyak olduğumuz şu dönemde

dua edelim hanımlar.. Ülkemiz için özgürlüğümüz için, gelecek

nesiller için, çocuklarımız için dua edelim…

Yazımı Atamızdan bir alıntı ile kapamak istiyorum.

‘’ANALARIN BUGÜNKÜ EVLATLARINA VERECEĞİ TERBİYE ESKİ

DEVİRLERDEKİ GİBİ BASİT DEĞİLDİR. GEREKLİ ÖZELLİKLERİ

TAŞIYAN EVLAT YETİŞTRİMEK, PEK ÇOK ÖZELLİĞİ ŞAHISLARINDA

TAŞIMALARINA BAĞLIDIR. BU SEBEPLE KADINLARIMIZ, HATTA

ERKEKLERDEN DAHA AYDIN, DAHA FEYİZLİ, DAHA FAZLA BİLGİN

OLMAYA MECBURLARDIR’’

Tüm KADINLARIN 8 Mart Dünya kadınlar gününü kutlar sevgi ve

saygılarımı sunarım.


Sayı: 1 Yıl: 1 / Mart 2017

www.hotelgazetesi.com

turizmde

8

Turizmde Çıkış Yolu Çalıştayı’ında

krizin teşhisi konuldu

TURAD; konaklama, taşıma, seyahat acenteliği,

yatçılık, tanıtım, finansman ve bankacılık

konularında, en üst düzeylerde görev yapmış,

birikimlerini sektör ve kamuoyu ile paylaşmak

amacıyla bir araya gelen uzmanların, gönüllü

katılımlarıyla kurulan bir sivil toplum kuruluşudur.

TURAD’ın 26 kurucusu arasında; üst düzey

bürokrat, meslek kuruluşu yöneticileri,

turizmci, bankacılık ve finansman sektörü

yöneticileri, reklamcı, araştırmacı ve siyasetçiler

bulunmaktadır. Kurucuların ortalama mesleki

deneyim süreleri çeyrek yüzyılı aşmaktadır.

TURAD’ın öncelikli amacı; doğru bilgi üretimine

katkıda bulunmak için sektöre ilişkin veri toplamak,

sektörel bilgilere ulaşmak isteyen, profesyonellerin

ve turizme ilgi duyan herkesin, kolaylıkla

yararlanacağı bir başvuru noktası haline gelmektir.

Bu aşamanın tamamlanmasının ardından, sürekli

güncellenecek yerel ve ülkesel araştırmalarla

sektöre doğru, sağlıklı ve yararlı bilgiler aktaran bir

platform oluşturulacaktır.

Hedef doğru bilgiye ulaşmak ve bu bilgilere dayalı

sağlıklı karar mekanizmalarının işletilmesine

yardımcı olmaktır.

2016 yılı Turizm sektörü açısından oldukça sıkıntılı geçti. Sektörün

dinamikleri bir yandan krizle başa çıkmaya çalışırken, diğer yandan

da sektörün geleceğini planlamak adına çalışmalar yapıyor.

Bu çalışmalardan biri de kıdemli turizmcilerin oluşturduğu, Turizm

Araştırmaları Derneği (TURAD) tarafından Şubat ayında düzenlenen

“Turizmde Çıkış Yolu” Çalıştayı idi. Armada Otel’de düzenlenen

Çalıştay’da konuşmacılar, krizin nedenlerini masaya yatırırken, bir

yandan da çözüm önerilerini sundular.

Gerçekçi değerlendirmelerle sektör dinamiklerini harekete

geçirmenin krizden çıkışa katkıda bulunacağını düşünen TURAD

yönetimi; geçtiğimiz sezonda sektör temsilcileri, çalışanları,

siyasetçiler, kısaca ilgili ya da ilgileri sınırlı çevrelerin, turizmin

krizine ilişkin görüşlerini öne sürdüklerini ancak bu çabaların, henüz

somut çözüm ve eylem planlarına dönüşemediği görüşünde.


9

yeni arayıslar

REÇETE HAZIR

Sayı: 1 Yıl: 1 / Mart 2017

www.hotelgazetesi.com

KRİZİ DOĞRU YÖNETEMEDİK

Çalıştay’ın açılış konuşmasını yapan

Eski Turizm Bakanı ve TURAD

Yönetim Kurulu Başkanı Bahattin

Yücel, “Sektöre farklı pencerelerden

bakan; yurtiçi ve yurtdışından

profesyoneller, uzmanlar ve ilgili

STK’ların bir araya gelecekleri,

Turizmde Çıkış Yolu başlıklı ortak

akıl çalıştayında, sektörün farklı

kesimlerini temsil eden değerli

katılımcılarla bir araya geliyoruz.

Hızla bilinmezliğe sürüklenen

Türkiye Turizm Sektörü’ne bu büyük

krizden çıkış yolları bulmak, kalıcı

çözümlerle iyileşmeyi sağlayacak

gerçekçi bir yol haritası belirlemek

için çaba harcayacağız. En gerçekçi

çıkış yolunun; eldeki imkânların

küresel trendlere uyum hedefiyle

belirlenecek çözümler sayesinde

olacağına içtenlikle inanıyoruz”

dedi.

Yücel şöyle konuştu: “Bu, sektör

olarak yaşadığımız ilk kriz değil,

son kriz de olmayacak. Geçmişte

hep olağanüstü zamanlar yaşadık,

bugün içinde bulunduğumuz

koşullar hepsinden farklı. Kriz,

doğru yönetilmiş olsaydı daha az

zararla atlatabilirdik.

Turizm sektörü her alanında ciddi

sıkıntılar yaşamaktadır ve maalesef

henüz gerçek anlamda bir çözüm

stratejisi ortaya konmuş değil.

Bu toplantıyı düzenleme amacımız,

krizin nedenlerinden çok elde

var olanlarla yapılabileceklere

odaklanıp,

katılımcıların

kendi işlerine döndüklerinde,

uygulayacakları en az bir çözüm

önerisi edinmelerini sağlamaktır.

ANAHTAR MARKALAŞMA

VE SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK

Türkiye’de şu anda 1.2 milyona

ulaşan bir yatak kapasitesine

sahip. En çok turist çeken ülkeler

arasında 6. sıradayken, bu sene

15. sıraya geriledik. Üstelik bu, aşırı

fiyat düşüşü ile elde edilmiş bir

sıralamadır. Sektörde yaşanan son

derece önemli bir diğer gelişme

ise geçtiğimiz günlerde tahsisli

kamu arazilerinin, üzerlerindeki

yapılarla birlikte Varlık Fonu’na

devredilmesi oldu. Bu ciddi şekilde

araştırılması ve sonuçlarının

düşünülmesi gereken bir konudur.

“Markalaşma ve Sürdürülebilirlik”

kavramları, turizmde krizden

çıkabilmek için ihtiyacımız olan

anahtar kavramlardır. Bunun

üzerinde çokça mesai harcamamız

gerekmektedir.

Çalıştayda tespit edilen

ÇÖZÜM ÖNERİLERİ

Bu çalıştay gibi çok yönlü katılımın

sağlanacağı, soruna değil çözüm yollarına

odaklı, kısa ve orta vade iş planı hedefli

strateji toplantılarına devam edilmesi,

Yapılacak tüm çalışmaların yatırımgeri

dönüş maliyetlerinin hesaplanarak

planlanması,

Gerçekçi adımların atılabilmesi için,

sayısal bilgi sağlayacak araştırma ve veri

toplama çalışmalarının düzenlenmesi,

Sektöre sadece ülke ölçeğinde değil,

işletmeler bazında bakılarak aksiyonlar

alınması, öncelikle düşük maliyetli

düzenlemelerin planlanması,

Markalaşma kavramının doğru

uygulanması,

Dünyada hızla ilerleyen ‘bireyselleşme’

kavramının doğru tanımlanarak, misafir

beklentilerinin yeniden tespit edilmesi,

müşteri hizmetleri değil müşteri

deneyimlerine odaklanarak tekrar

müşterilerin arttırılması,

Tanıtım değil, kriz iletişimi yönetiminin

uygulanması,

Dijitalleşmenin hızla ele alınarak, bölge

ve işletmelerin bu yönde gelişimi için

ihtiyaçların tespiti,

Sektörü sadece makro ölçekte değil,

işletmeler bazında mikro düzeyde hatta iç

süreçler seviyesinde irdeleyerek krizi bu

yaklaşımla, yeniden yapılanmaya giderek

çözme, sürdürülebilir iş geliştirmenin tüm

fonksiyonlara entegre edilmesi,

Türkiye imaj ve algı yenilerken sahip

olduğu eşsiz değerleri ön plana çıkaran

‘kültür turizmi’ nde yeni ürünler

geliştirilerek ilgi çekecek atraksiyonlar

yaratılması,

Ürün/hizmet kalitesinin yükseltilmesi,

bölgesel projelendirmelerle uluslararası

düzeyde belgelendirilerek güven

tazelenmesi.


Sayı: 1 Yıl: 1 / Mart 2017

www.hotelgazetesi.com

turizmde

10

NECLA ZARAKOL

KRİZİN BOYUTU

KAVRANAMADI

Çalıştayın ilk oturumunda kriz

iletişimcisi Necla Zarakol “Krizi

yönetmek ya da büyütmek”

başlıklı konuşması ile kürsüde

yer aldı.

Krizi doğru teşhis etmenin ve

doğru yönetmenin çok önemli

olduğunu söyleyen Necla Zarakol,

sözlerine şu şekilde devam

etti;

“Uzun yıllar büyük şirketlerin krizlerini

yönettim. Turizm sektörü de şu anda çok büyük bir krizle karşı

karşıya. Krizlerde en önemli şey, krizi doğru teşhis etmek ve ona göre

bir çözüm bulmaktır. Pek çok kriz küçük bir sorun olarak başlayıp,

hatalar sebebiyle büyüyor”.

Kriz yönetiminde en büyük sorunun krizin boyutunu kavrayamamak

olduğunu yineleyen Necla Zarakol, “Öncelikle şunu anlamalıyız, artık

herhangi bir sorunu kamuoyundan saklamanın yolu yok. Bir Rus

uçağı vurulduğunda, Genel Kurmay açıklama yapmadan önce insanlar

bunu sosyal medyadan öğreniyor. Yönetimsel kararların doğru ve

zamanında alınamaması durumunda krizler derinleşir. Son yıllarda

turizm sektörünü derinden etkileyecek birçok acı olay yaşadık. Yakın

zamanda gerçekleşen 40 terör saldırısında, 500 kişi hayatını kaybetti.

Yani kriz öyle bir anda gelmedi. Bu yaşananlar Türkiye’nin imajını ciddi

şekilde zedeledi. Yabancı basında Türkiye’nin dezavantajına olabilecek

yazıların arttığı bir dönemdeyiz. OHAL uygulamaları çok eleştirildi ve

eleştirilmeye devam ediyor. Yetkililer, yurt dışından yer alan haberleri

‘bunlar kara propaganda’ söylemleri ile geçiştiriyor. Bugün ülkemizde

olan bir olay, anında dünyada da haber oluyor. Elbette onlar

da bizi kendi standartlarına göre değerlendiriyor, ancak savunmacı ve

inkârcı davranmak yerine, daha açıklayıcı ve güven veren açıklamalar

yapılsaydı durum bu kadar kötü olmayabilirdi. Krizin kötü yönetildiğini

kabul etmek zorundayız.”

HAKAN AKSAY

RUSYA VE

TÜRKIYE

SAVAŞIN FARKLI

TARAFLARINDA

Aksay, Putin’in Türkiye ziyaretinden

2011’e kadar geçen sürede

Türk-Rus ilişkisi Altın çağını

olduğunu vurguladı. Aksay,

“Suriye savaşının başlamasının

ardından iki ülke farklı taraflarda

yer almalarına rağmen bunu

ilk etapta ilişkilerine yansıtmadılar. 30 Eylül’de Rusya fiilen, askeri

olarak savaşa girdi. Ondan çok kısa bir zaman sonra korkunç bir hata

yapıldı ve 24 Kasım 2015’de Rus uçağı düşürüldü. Bunun ardından

Rusya en sert adımlarını atmasa da özellikle oradaki Türkler zor zamanlar

yaşadılar. Erdoğan ve Putin görüşmesi sonrasında Rus-Türk

ilişkilerinde askeri ve siyasi alanda önemli pozitif gelişmeler yaşandı

fakat ekonomi, ticaret ve turizm alanlarında gelişmeler maalesef çok

hızlı ilerlemiyor. Türkiye - Rusya ilişkileri ticari anlamda açılmıyor;

onların musluğu da Kremlin’de” dedi.

Rusya ve Türkiye’nin savaşın farklı taraflarında bulunduğunun altını

çizen Aksay, “Rusya, hem hakemlik yapar görünümde hem de Esat

tarafında savaşıyor. 8 Şubat’ta Amerika’nın yeni yönetimi ile yapılan

görüşmenin önemli bir nokta olduğunu biliyoruz.” diye konuştu.

Geçmişten günümüze Türkiye ve Rusya ilişkilerini özetleyen Hakan

Aksay, Rusya’daki ekonomik krize de dikkat çekti. Rus iktidarın neredeyse

baskıya varacak ölçüde Rusya içerisinde tatili teşvik ettiğini ,

2016 yılı için yapılan anketlerde Rusların %50’ sinin tatile çıkmadığını,

tatile giden %50’nin %46’sının kendi yazlığına gitmeyi tercih ettiğini,

yurtdışına çıkanların %6 civarında olduğunu açıkladı. Bu yıl beklentilerin

144 milyon nüfustan 8-8,5 milyonun tatil yapacağı ve bunun 3 te

2 sinin Türkiye ve Mısır’a gideceğinin tahmin edildiğini ekledi.

Turizm konusunda Ruslardan aldığı duyumları aktaran Aksay, “Ruslar

Türkiye’yi özlediklerini söylüyorlar. Terör karşıtı açıklamalar da var. 16

Nisan referandum tarihi bu noktada da önemli” dedi.

MEHMET NANE

TURİST ANCAK

NORMALE DÖNERSEK GELİR

Havayolu şirketlerinin yaşadığı sıkıntıları dile getiren Pegasus Genel

Müdürü Mehmet Nane, Türk Hava Yolları’nın 2016 yılı için 6.5 milyar

zarar açıkladığını, kendilerinin ise 500 milyon TL zararda olduklarını

belirtti. Nane, “Sadece maliyetin artması sorun değil. Türkiye’nin notunun

bir puan düşürülmesi, Türkiye’ye ciddi zararlar verdi. Düne

kadar bize kredi vermek isteyen İngiliz ve Alman bankacılar bizimle

göz göze gelmemeye çalışıyor. Yine de karamsar olmamalıyız;

tanıtıma ve misafiri getirmeye devam etmeliyiz” dedi.

2017 için artık çok geç olduğunun altını çizen Nane, “2017 yılı bitti

geçmiş olsun, acilen 2018’i konuşmak zorundayız çünkü o da kaçmak

üzere. Çoktan satılmış turlara teşvik vermek tur operatörlerini

zengin etmekten başka bir işe yaramıyor. Bizim satılacak turlara teşvik vermemiz, satılacak turların

atraksiyonlarını arttırmamız lazım. Bizler havayolu firmaları olarak satılacak kampanyalara destek vermeliyiz

diye düşünüyorum.” dedi.

“Turist ancak işlerin normale döndüğünü görürse gelir. İnsanlara normalleşmeyi, ülkemizde alınan güvenlik

tedbirlerini anlatmamız gerekir insanları etkileyecek olan şey budur” diyen Mehmet Nane sözlerine

şu şekilde devam etti. ‘Hayatın normale döndüğünü, tedbirlerin alındığını ve bu tedbirlerin uluslararası

standartlara göre alındığını göstermek zorundayız. Bununla beraber artık kapsamlı çözümler gerekmektedir;

hükümetin, farklı sektörlerin temsilcilerinin, otellerin, ulaşım şirketlerinin bir araya gelmesi gerekmektedir.

‘Türkiye’ye turisti nasıl getiririz’ diye bir toplantı hiç yapıldı mı? Ben duymadım. Enseyi karartamayız.

Bunu topyekûn bir savaş olarak görmeliyiz. Bu bizim milli meselemizdir, herhangi bir siyasi görüş ayrımı

olmamalı, bütün unsurlar olarak bir araya gelmemiz gerekir. Bugün burada olduğu gibi farklı sektörlerin

bir araya geldiği toplantılar düzenlenmeli ve bu toplantılarda kararlar alınmalı, stratejiler belirlenmeli ve

bu sorunu hep beraber çözmeliyiz” dedi.

ASLIHAN ÇÖRTÜK

DÜŞÜŞLER DEVAM EDİYOR

TAV Havalimanları Pazarlama Direktörü Aslıhan Çörtük, havalimanı

sektöründe kriz ve risk yönetimiyle ilgili konuşmasında , 2016’nın çok

zorlu geçtiğini ve İstanbul, Ankara, Bodrum dâhil olmak üzere beş

havalimanının hepsinde önemli derecede trafik düşüşü yaşandığını

ifade etti.

Çörtük, “Özellikle Bodrum Milas Havalimanlarında bu çok hissedildi.

TAV Havalimanları olarak; 2013 yılında Bodrum Havalimanı’nın ihalesini

kazandık. 2014 yılında 1 milyon yolcuyu ağırladık; geçen sene bu

rakam 450 bin oldu. Bu sene ise bu rakamın 350 bine düşeceğini

tahmin ediyoruz. Şu an da durum kötü ama Avrupalılar Türkiye’ye

gelmeye hazırlar aslında, sadece bir düzelme bekliyorlar. Havacılık

dayanıklı ve hızlı toparlanabilen bir sektördür. 11 Eylül, SARS Virüsü

gibi krizler yaşandı. Önceki krizler şunu göstermiştir ki; krizden düşüş 2- 2.5 yıla kadar devam etmekte

ve sektör 4 yıl sonra eski haline dönebilmektedir. Toparlanmayı hızlandırmak için yapılacak şeyler var;

sektör arzını sınırlandırmaya yönelik engellerin ortadan kaldırılmasıyla başlanabilir” dedi.

LEVENT KÖMÜR

HİKAYESİ OLAN ÜLKENİN

TURİSTİ OLUR

MEY Satış Direktörü Levent Kömür, “Kurumsal hayatta her gün bir

kriz yönetirsiniz. Hergün bir krizi yönetmiyorsanız çalışmıyorsunuz

demektir. Bugünkü krize de kendi iş hayatımızdaki krizlere eğildiğimiz

gibi eğilmeliyiz. Hataların olması çok normal, önemli olan krizi fırsata

dönüştürmektir. Sadece kısa vade çözümlere odaklanmak yerine

uzun vadeli kararlar alarak sorunu doğru teşhis etmeliyiz. Ehil insanlarla

çalışmalıyız. Fiyatla reaksiyon göstermek kısa vadeli bir karardır,

kalıcılık sağlamaz. İnsanlar krizde fırsat nerede diye bakmalı. Bir

yangın bir şehrin fırsatı olabilir. Normalde değiştiremeyeceğimiz

çözemeyeceğimiz problemler krizler sayesinde çözülebilir. Hatalardan

ders almak ve gerçek rakamlarla konuşmak lazım.” dedi.

Pazarlama ve tanıtım alanında hikaye oluşturmanın önemine dikkat çekerek; “İnsanlara kahvesi ile ünlü

ülkeleri say dediğinizde birkaç ülke sayar. Kahve markası say dediğinizde İtalyan markası Lavazza söylenir.

Ama kahvesiyle tanınan ülke olarak İtalya akla gelmez. Kolombiya gelir, Etyopya gelir.

Hikayesi olanını turisti olur diyorum çünkü, hikaye gerçekten önemlidir. Özellikle pazarlama konusunda.

Google çeviride başka dillere çevrilen birşeyi pazarlamaya çalışıyorsanız yanlış yoldasınız. Çünkü ‘deniz’i

pazarlarsanız, biri gelir aynı şeyi sizden daha pazarlarsa o değere sahip olur. Bizim denizi değil Ölüdeniz’i

Patara’yı pazarlamamız lazım. Fark yaratmak ve bunu doğru iletişimle sunmak gerekir” Son olarak, kitle

turizmi döneminin sona erdiğini belirten Kömür, “Zaman değişti. Bugün artık cep telefonu olan herkes

bir turizm acentesi sayılabilir. Teknolojiyi çok iyi yönetmeliyiz. Bu değişimin farkında olup; en iyi yerde pozisyon

almamız lazım. Panik yok araştırma var; deniz kum yok kültür var; kriz yok fırsat var. Kitle yok birey

var; emtia yok marka var...”


11 yeni arayıslar

Sayı: 1 Yıl: 1 / Mart 2017

www.hotelgazetesi.com

FARUK PEKİN

ÇÖZÜM,

KÜLTÜR TURİZMİ

FEST Travel CEO’su Faruk Pekin,

Türkiye’de turizmin krizden

çıkması için yeniden kültür

turizminin ön plana geçirilmesi

gerektiğini ifade etti. Pekin,

buna ek olarak turizmin karlı,

sürdürülebilir ve sorumlu olmak

zorunda olduğunu belirterek,

“Öncelikle turizmin başarısı insan

sayısı üzerinden değil gelen

kişinin harcadığı para ile ölçülmelidir.

Türkiye Cumhuriyeti’nin

kurulmasından 1991 Körfez

krizine kadar Türkiye’de turizmin

lokomotifi kültür turizm idi. Kültür

turizmi hem geçmişi hem de

bugünü kapsamaktadır. Türkiye

kültürel geziler açısından oldukça

zengindir. Eğer Kültür turizmine

ağırlık verilirse terör gibi etkenler

turizmi daha az etkiler” dedi.

En önemli sorunun, turizmi hala

deniz-güneş-kum tatili olarak

gören, bunlardan mahrum ancak

turizmi gelişmiş ülkelerin

(İskandinav Ülkeleri gibi) farkında

olmayanların çokluğuna dikkat

çekerek, “Kültür turizmi deniz,

güneş ve kumun dışında her şeyi

kapsamaktadır. 1991’den sonra

Türkiye’de turizm, deniz, güneş

ve kum turizmine kaymıştır

ve görece üstün olduğu alandan

çekilmiştir. Elinizde hangi

benzersiz ürün varsa onu

pazarlamalısınız. Körfez krizinden

bu yana kültür turizminde

bir ilerleme yok, yerinde sayıyor.

Kültür turizminde az insan gelmesine

rağmen iyi para bırakır

fakat bu karlı alan artık terk ediliyor.

Türkiye’ye 35 – 40 milyon turist

gelmek zorunda değil. Kültür

Turizmi şu anda dünyada yükselen

değerdir. Kültür turisti bugün

yaşadığımız gibi krizlerden etkilenmez.

Türkiye’deki tarihsel

ve kültürel değerler topluca

bakıldığında dünyanın hiç bir yerinde

yoktur. Türkiye bu mukayeseli

üstünlüğünü kullanmalıdır.

Uzun vadeli planlar yapılmalı, kültür

turizmi ön plana çıkartılmalı,

ucuz ülke imajı “kültür ülkesi”

imajına dönüştürülmelidir. İç

ve dış turizmi beraber düşünüp

beraber planlamak zorundayız”

şeklinde konuştu.

FİRUZ BAĞLIKAYA

GÜVENLIK SORUNU OLAN

YERDE TURİZM OLMAZ

DETUR’un CEO’su Firuz Bağlıkaya, konuşmasının

başında önceki konuşmalardan aldığı önemli

notları paylaştı. Özellikle kitle turizminin bittiği

yönündeki sözlerin gerçeği yansıtmadığına

değindi. Ayrıca tek başına kültür turizminin

güçlendirilmesinin turizmin gelişimine çözüm

olamayacağını düşündüğünü dile getirdi.

Bağlıkaya, güvenlik sorunun altını çizerek, “Ülkenin

sorunu güvenlik zafiyetidir. Güvenlik sorunu

olan yerde turizm olmaz. Bu gelişmelere

bağlı olarak maalesef Türkiye rezervasyonları

NİZAMETTİN ŞEN

ÇÖZÜM, FABRİKA

AYARLARINA

DÖNMEK

Antalya Tanıtım Vakfı (ATAV)

Başkanı Nizamettin Şen,

konuşmasına başlarken

Türkiye’nin öncelikle yapması

gerekenin Cumhuriyet ilkelerine

geri dönmek olduğunu söyledi.

Buna ek olarak, Türkiye’nin

zedelenen imajının önemli bir

sorun olduğunun altını çizdi.

Şen, “Türkiye’de turizmi yöneten devlettir. Çözümü sadece devletten

bekliyorsak daha çok bekleriz. Bunu değiştirmek için artık

masaya yumruğumuzu vurmalıyız. Eteğimizdeki taşları dökmemiz

gerekmektedir. Bu kadar çok otel yapılması yatırımcıların suçu değil,

devletin hatasıdır. Devletin bunu planlanması gerekiyordu. Turizmciler

olarak bizim devlet yetkililerini etkileyen politikalar üretmemiz

gerekir. Yurtdışı vergilerine benzer, destinasyon bazında vergiler

alarak; reklam, tanım ve imaj çalışmaları finanse edilebilir” dedi. Şen

konuşmasını şu sözlerle sonlandırdı:

“Turizm politikalarında sürekliliğe ihtiyacımız vardır. Fakat, 2007’de

“Turizm Stratejisi 2023 Eylem Planı” yazıldıktan sonra 16 bakan değişti,

bu da her politikanın sürekli revize edilmesine neden oldu. Artık

daha farklı bir stratejiye geçilmesi gerekiyor. Turizm bir bütündür,

yapıtaşlarını birbirinden ayıramazsınız.”

CANER ŞAKA

ROTASI

OLMAYAN

GEMIYE

YARDIMCI

OLACAK RÜZGAR

YOKTUR

Caner Şaka “Türk turizmi çok

farklı olumsuzluklar altında

fakat biz biliyoruz ki 21. yüzyıl

denizler yüzyılı olacak. OECD’nin

hazırlayıp yayınladığı raporda da görebiliyoruz. Türkiye bu yarışta

yeralmalıydı” dedi. Şaka, “Gelecekte Ege hala deniz turizmi için önemli

bir bölge olmaya devam edecek, Karadeniz’de çok az gelişme olacak.

2030 yılı tahminleri gösteriyor ki Dünya’da önemli bir gelir artışı

bekleniyor. Türkiye buna hazırlanmalı, rekabet edebilir hale gelmeli.

Çünkü bunu sağlayacak potansiyel mevcut.

Ancak hükümetin ve bir kısım kamuoyunun sadece deniz turizmi değil

genel olarak turizme bakış açısı çok farklı. Dün İstanbul Büyükşehir

Belediyesinin dağıttığı bir yerel gazetede İstanbul’a ziyaretçi sayısının

5 kat arttığı haberi yayınlanmış. Gerçekler ve rakamlar çok fazla dikkate

alınmıyor” dedi.

her yıl azalmaktadır, sektör can çekişmektedir”

açıklamasında bulundu.

Bağlıkaya sözlerine şöyle devam etti; “Kitle turizminin

bittiği ileri sürülüyor fakat kitle turizmi yapan

şirketler zarar etmiyor. Hiçbir turizm şekli bizim

için birbirinin alternatifi değil. Bireysel pazarlama ve

teknoloji turizme darbe vurdu deniliyor. Ama dünyada

turizm hareketi büyüyor.

Kitle turizmi yapan şirketler de küçülmüyor. TUİ ve

Thomas Cook kapasitesini her yıl artırıyor çünkü kitle

turizmi bitmiyor sadece şekil değiştiriyor. Kültür

turizmine gelen daha çok para harcıyor deniyor.

Fakat kültür turizmine gelen her yıl düzenli olarak

gelmemektedir. Turizm şekilleri birbirlerine rakip

değildir. Turizm kuruluşlarının birbirlerine kenetlenmesi

ve ortak zeminde buluşması gerekiyor” dedi.

HAYRI İÇLİ

EN BÜYÜK

PROBLEM PLANSIZ

YATIRIMLAR

Uzun yıllardır sektörün çeşitli

alanlarında görev yapmış biri

olarak, bugün yaşadığımız

krizin benzeri olmadığını vurgulayan

İçli, 2016 yılı sonunda

1600 kişiyi işten çıkarmış

biri olarak en kötü zamanları

geçirdiğimizi vurguladı. “Kültür

turizminin gelişmesi için yatırım

yapılmalıdır fakat kültür turizminden büyük bir artış beklemek gerçekçi

değildir. Türkiye’nin geçmişte tercih yapması gerekiyordu ve kitle

turizmini ön plana çıkardı” dedi.

Yurtdışından bir örnekle devam eden İçli, “Bu gün bizim yaşadıklarımızı

İspanya 1960’larda yaşamıştır. İspanya’das kültür turizmine eğildiler

fakat bizden farklı bir strateji izlediler. İspanya yetkilileri İngiliz ve

Fransızlarla, muhtemel müşterileri ile görüşerek kendilerinden

ne beklediklerini araştırdılar ve ona göre yatırım yaptılar. İspanya

yatırımlarını müşterilerine danışarak yaptı hatta finansmanlarını onlardan

sağladılar” dedi.

Ülkemizdeki sorunların kaynağına dikkat çeken açıklamalarında

önemli noktaların altını çizerek konuşmasını tamamladı; “Bizim

yaşadığımız en büyük problem plansız yatırımlardır. Biz hiçbir stratejik

karar almadan yatırım yaptığımız için kapasitelerimiz kontrolsüzce

artarken fiyatlarımız da düşmeye başladı. Üstelik bu durum bütün

bölgelerde yaşandı. Turizmin bugün içinde bulunduğu kriz sadece

Ruslarla yaşanan uçak krizi olamaz. İçinde yaşadığımız sorunun temelinde

stratejisiz ve plansız turizm yatırımları vardır. “

İHSAN TÜRKUS

TURAD tarafından düzenlenen

“Turizmde çıkış yolu” konulu çalıştay

gerçekten anlamlı ve verimli geçti..

Sektörün birçok paydaşının katıldığı

toplantıda, ilk defa krizin temel

sebebinin “siyasi” olduğunun

vurgulanması ve yapılan siyasi

yanlışların, hassas bir sektör olan

turizmi ağır yaraladığı konusundaki

fikir birliği önemliydi...

Deneyimli gazeteci Hasan Aksay’ dan gerçekçi bir Rusya analizi

dinledik...Rusya pazarında temkinli olmamızı önerdi sayın Aksay...

Genelde 2016 daki kayıplar yetkili ağızlardan dile getirildi.. 2017

için ise pembe tablolar çizilmedi kuşkusuz..

En büyük kayıpları yaşadığımız Batıda tanıtım sorunu değil,

güvenlik sorunu yaşadığımız vurgulandı...

Bir an evvel Cumhuriyet değerlerine geri dönülmesi, demokrasi,

insan hak ve özgürlüklerinin, hukuğun egemen olması halinde,

bu krizin daha kısa sürede

atlatılabileceği konusu , genel kabul gören görüştü..

Turizmcilerin sık sık böyle toplantılarda bir araya gelip,

seslerini duyurması çok büyük önem taşıyor...

Turad’ a teşekkür ediyoruz...


Sayı: 1 Yıl: 1 / Mart 2017

www.hotelgazetesi.com

tanıtım 12

Adnan

UZAN

Bizlere bıraksalar!

Diyorum ki bizlere bıraksalar;

Şu içerisinde bocaladığımız ömrümüzün yarısını

başka insanların daha memnun olması için

çabaladığımız mesleğimizden bahsediyorum!

Turizmi canim işte… Ama öyle lafı güzaf turizmi

değil, gerçekten bizlerin aklında, gönlünde olan

turizmden bahsediyorum;

Turizm Bakanlığı denilen kurum çekse dese ki

“ne yapılmalı mesela arkadaşlar? Fikirlerinizi bi

söyleyin bakalım”, birebir muhatap alsa karşısına,

kim bilir içimizden ne cevherler çıkar ki tabii ki de

var, neyin nasıl olduğunu anlatacak adam akıllı

abilerimiz, ustalarımız yol gösterse ya da fikir

verse.. Hangi otellerin faydalı, hangi otellerin fuzuli,

hangi otellerin nasıl elemanlar çalıştırdığını, nasıl

personellere sahip olduğunu denetlese, ya da bir

denetleme kurulu kurulsa diyorum ..

Söyle bir hayal edelim, mesela denetleme kurulu

denen kurum 3 ayda bir 6 ayda bir toplansa, düzenli

denetlemeler, belirli sınırlamalar getirilse, ya bir

düzen olsa bir sistem ya da;

Ya diyorum ki dostlar, turizmde bir tek bugünü

kurtardık amacı olmasa artık! Hepimizin de

esasında ihtiyacı olan şey bu değil midir? Artık

İstanbul’da sadece kaç tane hotel açıldığının takibini

yapamaz olduk, bu yeni acılan otellerde kimlerin

nasıl bir düzenlemeden geçtiğini bilemez olduk

mesela. Fiyatlara bir sınırlama getirilse, dense ki

su standartta hotellerin fiyat sınırlaması bu kadar

arkadaşlar! Buna göre de bir denetleme olsa, seve

seve de bizlerden birileri bunu yapar eminim. Tabi

ki bu acenteler için de geçerli olacaktır elbet. Burada

bir tek hotelleri düşünmemek gerek. Merdiven altı

acentelerin denetlenmesi, yapılan Mark up’ların

değerlendirilmesi, turların kontrolü vs.

Şu sıralar turizm denilen kurumun, batması için,

çökertilmesi için sanki bütün ortam sağlanıyor

gibi, ülke dışından adeta Türkiye’ye gitmeyin

sinyalleri veriliyor. Bence bizim çaremiz gene bizde,

üstteki sorumlu kişilerle diye düşünüyorum. Nasıl

düşürüldüysek aynı şekilde de çıkacağız bu karanlık

günlerden. Gene bizlerin fikri ve bir turizmci

mantığıyla hareket ederek, yol bularak.

Ya bize bırakılsa iste canım anlayın, o hizmete

gözü gibi emek veren otelci arkadaşlarımızın en

ince detaylarına kadar düşünülen hizmetlerin

böyle bir projede ne kadar güzel fikirler ve nasıl bir

sahiplenme içerisinde olacağını düşünsenize bir,

turizmci demek göz zevki demek bence… Kalite

demek, hizmet demek. Bunları zaten biliyoruz ancak

turizm demenin ülke geleceği demek olduğunu

belki 25-30 tane sektöre hizmet olduğunu, ülkenin

en önemli atar damarı olduğunu, yukarıdakilere

hissettirilecektir. O zaman sanırım onlar da; “ya bu

nasıl bir seymiş, arkadaş bizler neleri ihmal etmiş,

harcamışız ya” diyecektir eminim.

Bir yandan da arkamızdan gelecek olan nesille

eğitimler verseler, konferanslar düzenlense.

Yani isin temeli sağlamlaştırılsa, kısacası dostlar

biz turizmcilere bıraksalar şu isi diyorum, daha

rengârenk olmaz mı şu turizm dünyası? Daha

sahiplenilmez mi? Sizler o zaman görün fuarlar,

organizasyonlar nasıl oluyor asıl!

Yaşamış olduğumuz şu zor günlerde daha

sağlam adımlarla ileriyi görmemizde inanın

bizden, birbirimizden başka bizi anlayan kimseler

olmayacaktır.

Dayanışmanın, destek olmanın tam zamanı bence…

Daha güzel günlerle daha renkli bir sezona hoş

geldin diyorum...

Stratejik ortaklık

anlaşması imzaladı

Yapılan açıklamaya göre,

ortak girişim şirketi yüzde

50’şer eşit ortaklık yapısıyla

kurulurken; iki kurum

Rixos marka çatısı altında

çeşitli ülkelerde faaliyet

gösteren resort otellerin

geliştirilmesi ve yönetimi

konusunda işbirliği

yapacak.

Accor Hotels ortak girişim

sayesinde Türkiye, Birleşik

Arap Emirlikleri, Mısır,

Rusya ve Avrupa’daki

önemli destinasyonlarda

15 oteli kendi ağına entegre

edecek.

Rixos ise işbirliği

kapsamında beş şehir

otelini Accor Hotels

bünyesinde yeralan bir

otel markası ile yönetmeyi

planlıyor.

“her şey dahil” konseptli

lüks resort otel zinciri olarak

faaliyet gösteren Antalya

merkezli Rixos Hotels,

Türkiye, Birleşik Arap

Emirlikleri, Mısır, Rusya

ve Avrupa ülkelerinde 16

resort otele sahip.

Fransız Accor Grubu ise

dünyanın en büyük otel

zincirlerinden. 95 ülkede

2015’te satın aldığı

Raffles, Swissotel gibi

büyük markalar da dahil

20 markası ile faaliyette.

Dünyada 4100 adet oteli

bulunuyor. 2015 cirosu 5.5

milyar Euro. Türkiye’de ise

22 otele sahip.


13 öneri

Sayı: 1 Yıl: 1 / Mart 2017

www.hotelgazetesi.com

1.

Tur Operatörleri Platformu olarak turizmde yaşadığımız

sıkıntılı dönemden bir an önce çıkmak ve sürdürülebilir

turizm politikalarına erişebilmek

amacı ile 10 maddelik “Turizm Acil

Çıkış Planı“ hazırladık

NEDEN

OLMASIN!

JAPON MODELİ

UYGULAMASI

Japonya’daki gibi her Sömestre’de

24 milyon Orta Öğrenim talebesine

yurdumuzun bir bölgesini gezme

zorunluluğu.

- Senede 48 milyon iç turizm

potansiyeli getirir

SÖMESTRE VE

2. YAZ TATİLLERİNİN

BÖLGELERE GÖRE AYRILMASI

15 Gün olan Sömestre Tatilinin 2

ay’a, 2 ay olan Yaz Tatilinin 5 aya

yayılması sağlanır. Böylece, 15 güne

sıkışan Sömestre’de 600-800 TL olan

oda fiyatlarının 200-300 TL’ye, 400-

600 TL olan Temmuz-Ağustos ayı

oda fiyatlarının 150-200 TL düşmesi

neticesinde daha çok kişinin tatil

yapması sağlanmalı

- Senede 6-8 milyon iç turizm

potansiyeli getirir

YAZLIKLARIN USULÜNCE

3. VERGİLENDİRİLMESİ

Sayıları 4 milyon’a varan yazlıkların

yüksek vergilendirilerek birinci konuta

dönüştürülerek 10 Milyon yazlıkçının

yurtiçinde tatil yapması sağlanmalı

- Senede 12-15 milyon iç turizm

potansiyeli getirir

KAMU KAMPLARININ

4. TURİZME

KAZANDIRILMASI

Sayıları 400.000 yatağa varan Kamu

Kamplarının turizme kazandırılması.

- Senede 4-5 milyon iç turizm

potansiyeli getirir

YURTDIŞI FUARLARDA

5. TÜRKİYE DEĞİL

BÖLGELERİN TANITIM YAPMASI

Böylece gemi ile 2 saat Kuşadası’na

gelen turistin Türkiye’ye geldim algısının

silinmesi ve diğer bölgelere ziyareti

sağlanır.

- Uzun vadede senede 4-6 milyon

incoming** potansiyeli getirir

6. KUMARHANELER

YABANCILARA AÇILSIN

50.000 Kişiye iş imkanı ve senede

5 milyar dolar getirisi olabilecek

kumarhaneler yasasının tekrar gözden

geçirilmesi gerek...

- Senede 1 milyon pax incoming

potansiyeli getirir

TÜRK HAVA YOLLARININ

7. 14 MİLYON TRANSİT

YOLCUSUNUN TÜRKİYE’DE

KONAKLAMASINI SAĞLAMAK

Alışveriş merkezi promosyonları ile

henüz biletleme aşamasında Türkiye

konaklaması teşvik edilmelidir.

- Senede 6-8 milyon pax* incoming

potansiyeli getirir

EPCOT CENTER’A

8. (ORLANDO) KATILMALIYIZ

Amerika’nın Orlando şehrinde 106

ülkenin katılımcı olduğu, 365 gün açık,

günde 50 bin kişinin gezdiği dünyanın en

büyük turizm fuarına katılarak Turizm

profesyonellerine hem Türkiye’yi hem de

Türk ürünlerini tanıtmalıyız.

- Senede 6-8 milyon pax zengin

incoming potansiyeli getirir

BAYRAM TATİLLERİ

9. SÜRESİ ÖNCEDEN BELLİ

OLMALI

Bayram tatillerini hafta sonu ile

birleştirmeye tüm dünyada “KÖPRÜ

YAPMAK“ denir. Biz bu köprülerin

gerçekleşip gerçekleşmeyeceğini

kurala bağlamak ve aylar önce bilmek

istiyoruz. Buna göre uçak ve otel

riskine gireceğiz. Tatilleri son dakika

öğrenmek hem yurtdışından hem

yurtiçinden rezervasyon yapmak

isteyen Turistlerimizin sayısını %80-90

azaltmaktadır.

- Senede 4-6 milyon pax incoming,

ingoing*** ve outgoing****

potansiyeli getirir

ACENTALAR ‘KOBİ’

10. KAPSAMINA ALINMALI

Türkiye’nin tanıtım bütçesi turizm

profesyonellerine verilmeli. Her ilde

esnaf, otel, belediye, taşımacılar, rehber,

acenta işbirliği ile turizm meclisleri

kurulmalı. 5 senelik turizm master planı

yapılmalı. Turizmi 12 ay’a yaymak için

çeşitlendirilmelidir. Gastronomi, İnanç

turizmi, Kongre turizmi, Kuş gözetleme,

Alternatif turizm, Avcılık, Sağlık, Spor,

Ecoturizm, Yat, Hava Sporları, Mağara

turizmi gibi bir bölgeye ve Temmuz-

Ağustos aylarına yığılmayan turizm

çeşitlerine ağırlık verilmelidir.

* Pax: Kişi sayısı

** incoming: Yurtdışından turist getirmek

*** ingoing: Yurtiçine yerli turist götürmek

**** outgoing: Yurtdışına yerli turist götürmek

Kursa katılana

harçlık

İSTOSEB ve İŞKUR’un Turizm

sektörüne kalifiye eleman

yetiştirmek üzere ortaklaşa

düzenlediği organizasyonda,

kursiyerlere günlük cep harçlığı

da veriliyor.

AB tarafından desteklenen ve

İSTESOB ile İŞKUR’un ortaklaşa

düzenlediği “Dezavantajlı

Grupların Ekonomik ve Sosyal

Hayata Kazandırılması Projesi”

ile işsiz kadınlar ve gençlere

otelcilik sektöründe eğitim ve

iş imkanı doğdu. İstanbul Esnaf

ve Sanatkarlar Odaları Birliği’nin

(İSTESOB), İstanbul Otelciler

Esnaf Odası (İOEO) ile birlikte

düzenlediği eğitim programı,

daha çok vasıfsız elemanların

çalıştığı sektöre nitelikli eleman

kazandıracak.Bu arada vasıfsız,

yıllarca iş hayatının dışında

kalmış kadınlar ve gençler de iş

hayatına atılmış olacak.

3 dalda düzenlenenen kurslarda

Rezervasyon elemanı (3 ay-480

saat), çamaşırhane elemanı (1.5

ay 240 saat) ve oda temizleyicisi

(3.5 ay-600 saat) eğitimleri

veriliyor.

İSTESOB merkez binasında

eğitimin tanıtımı için düzenlenen

basın toplantısına İŞKUR il

müdürü Yunus Yelmen, SGK İl

Müdürü Murat Göktaş katıldı.

Ücretsiz kurslara katılanlara

günlük 20 TL cep harçlığı

verileceğini belirten İSTESOB

Başkanı Faik Yılmaz, basın

toplantısında şunları söyledi;

“Dezavantajlı Kişilerin Sosyal

Entegrasyonu ile İstihdam

Edilebilirliklerinin Geliştirilmesi

Hibe Programı” kapsamında

yürüttüğümüz projemizle, ilk

etapta ilimizdeki 150 genç ve

kadını mesleki açıdan donanımlı

hale getireceğiz. Böylece nitelikli

personel isteyen otelcilerimize

de önemli bir hizmet götürmüş

olacağız.Küçükçekmece Mesleki

Eğitim Merkezi ve Hotel İpek

Palas, Sirkeci Mansion, Fahri

Otel, Maywood Otel ve Saphire

Otel’in iştirakleriyle yürütülen

projemizin amacı, mesleki eğitim

ve iş danışmanlığı hizmetleri

ile İstanbul’daki dezavantajlı

gruplardan yoksulluk bölgesinde

yaşayan uzun süreli işsiz genç ve

kadınların ekonomik ve sosyal

hayata katılmalarına ve uyumuna

destek olmaktır.”


Sayı: 1 Yıl: 1 / Mart 2017

www.hotelgazetesi.com

online 14

Nihan

GÜNEŞ AYDIN

Gülümse…

Turizm sektörü, 2016 yılında çok

kan kaybetti, siyasal konjektürün

doğrudan etkilediği sektörlerden

biri olan turizmde, geçen yıl

rezervasyonlarda, ülkemize gelen

turist sayısında çok ani düşüşler

yaşandı. Düşen doluluk oranlarının

neticesinde çok fazla otel kapandı,

krizi doğru yönetmeye çalışan

birçok otel de küçülmeye gitti.

Küçülme dönemlerinde,

çalışanların kötü performanslarının

yanı sıra elde olmayan sebeplerle

yollarımızı ayırdığımız personeller

de olmaktadır. Genelde sorulur

ya; gidene mi zor kalana mı

diye… Bu süreç her iki açıdan

da çok zor. Gidenler yeni bir

iş bulma derdinde, kalanlar

ise eksilen tüm personelin

boşluğunu da doldurmak ve üst

düzeyde performans sergilemek

durumunda…

Misafirlerimiz otelin kapısından

girdikleri anda başlayan bir ritüel

vardır. Resepsiyon ile başlar,

odalardaki hizmeti, kat hizmetleri

departmanı yürütür. Yemekler

mutfak departmanı tarafından

hazırlanır, servis personelleri

tarafından servis edilir. Otele

adım atıldığı anda başlayan

ritüel, otelden çıkış yapana kadar

devam eder. Otellerin çarkları,

daha çok insan gücüne bağlı

olarak döner. Çarklardan birinin

dişlisi kırıldığında işler aksamaya

başlar. Tüm personel o çarkın bir

parçasıdır. Azalan personel sayısı

işleyen mekanizmayı kötü yönde

etkiler.

Bu süreçte aslında gülümsemeyi

bilen çalışanlarınız varsa

başaramayacağınız hiçbir şey

yok.. Misafir memnuniyetini

sağlamak için üstün performansla

çalışan personeller, evinde, sosyal

hayatında yaşadığı sorunları

işe geldiği anda kapıda bırakan

ve müthiş bir konsantrasyonla

işine odaklanan, orada olduğu

için mutlu olduğunu hissettiren

personellerdir. İşte bunlar

gülümsemeyi bilen çalışanlardır…

Gülümsemeyi bilen çalışanlar

için, onları anlayabildiğinizi

hissettirmek, söylediklerini

dikkate almak, önemli olduklarını

hissettirerek birlikte gülümsemek

oluyor bize düşen.. Süreç ne kadar

uzarsa uzasın, birlikte çalışıp yol

aldığınız çalışanlarla el ele, omuz

omuza savaşı sürdürdüğünüzde ve

en önemlisi birlikte gülümsemeyi

öğrendiğinizde, yaşanan sıkıntılı

süreçler sağlam bir ekibin

temellerini atıyor.

Krizden etkilenen turizm sektörüne online çözüm

HotelRunner’ın CEO’su Arden Agopyan: Oteller ve acenteler dışında kalan turizm

sektöründeki diğer oyuncuların da yer aldığı bir “online pazar yeri” kurduk ve

tüm turizm sektörünü online ortama taşımayı hedefliyoruz.

Turizm sektörü için zor bir yıl

olan 2016 yılı HotelRunner

için nasıl bir yıldı? Yaşanan

sıkıntılar, turizm sektörünün

bir çözüm ortağı olarak size de

yansıdı mı?

2016 yılı ülkemizde turizm

sektörü için zor bir yıl oldu.

Ancak artık tüm olumsuzlukları

geride bıraktığımıza ve sektörün

eski büyüme hızını yakalayarak

2017’de kayıplarını gidereceğine

inanıyoruz. HotelRunner olarak

otellerin satışlarını artırmalarını

sağlayan teknoloji servisleriyle

önemli bir çözüm ortağı olarak yerli

turizmcilerin bu zorlu döneminde

her zaman yanında olmaya gayret

gösterdik. Bu zor dönemde

ülkemiz turizminin yalnızca Rus

ve Avrupa pazarlarına bağımlı

kalmasının gerekmediğini vurgulamaya

çalıştık ve tesislerimize tüm dünyadan

daha fazla satış kanal sunarak onların

tüm dünyaya açılmalarını sağladık. Bu kriz

döneminde işletmeler Orta Doğu, Afrika

ve Çin gibi gelişmekte olan pazarlardan

da müşteri kazanabileceklerini gördüler.

Çin ve Orta Doğu’nun en büyük ödeme

sistemlerinden Unionpay ile iş birliği

yaptık, Türkiye’deki tesislerin bu

pazarlardan direkt rezervasyon ve ödeme

alabilmelerini sağladık. Biz yaşanan

sıkıntılardan bir şeyler öğrenmeye ve

dersler çıkartmaya çalıştık. 2016’daki

olumsuz tabloyu, ileride benzer şartlar

oluşursa çözüm ortaklarımızın asgari

seviyede etkilenmelerini sağlayacak bir

öğrenme deneyimine dönüştürdük.

Yerel pazara yönelen tesislerin imdadına

Tatilsepeti.com, Etstur, Setur, Jolly Tours

ve Gezinomi gibi Türkiye’nin önde gelen

online seyahat acentelerine tamamen

ücretsiz gerçek zamanlı bağlantı ve

entegrasyon sağlayarak yetiştik. Bu

şekilde 2016 yılı içerisinde binden fazla

tesis yerel kanalların iç pazar satış gücüne

sırtını dayayarak krizi daha az yarayla

atlattılar.

Gelinen noktada, turizm sektörünün

bulut tabanlı çözümlere talebi ve

ihtiyacı arttı mı? Yoksa bir azalma mı

söz konusu?

Bulut tabanlı çözümler ciddi maliyet

avantajı sağladığı için özellikle zor

ekonomik koşulların oluştuğu dönemlerde

can simidi olabiliyor. Bu yüzden bulut

tabanlı çözümler, kolay erişilebilirlik,

maliyet avantajı ve kolaylık sebebiyle

tercih ediliyor.

Biz HotelRunner’ı tasarlarken otelcilerin

ücretsiz kullanmaya başlayacağı, kazankazan

ilkesini ön planda tutarak gelir elde

ettikçe bize aydan aya elektrik, su faturası

gibi ödemeler yapabilecekleri, önceden

hiçbir yazılım veya donanım satın almadan

anında kullanmaya başlayacakları bir

platform geliştirmeyi hayal ettik. Bu sayede

yıllardır HotelRunner kullanıcısı oteller

teknoloji harcamalarında ciddi maliyet

avantajları elde ettiler. HotelRunner’ın

sunduğu ekstra satış artırma odaklı

servisler ise ekstra kar olarak yansıdı.

Bulut tabanlı çözümler açısından

geleceği nasıl görüyorsunuz?

Önümüzdeki süreçte bu alandaki

yeni trendler neler olabilir?

Turizm sektöründe bulut tabanlı servislerin

git gide yaygınlaştığını görüyoruz.

HotelRunner olarak tam anlamıyla bulut

tabanlı, güvenli ve ölçeklenebilir bir

platform sağlayarak turizm sektöründe

bulut kullanımı akımının Türkiye’deki

öncüsü olduk. Biz HotelRunner’ı

kurduğumuzda bulut ve servis olarak

yazılımın ne olduğunu ve nasıl çalıştığını

anlatmak için ciddi zaman harcıyorduk.

Ancak şu anda tüm sektörün

alıştığı ve kullandığı bir teknoloji

haline geldi. Bugün bir çok otelci

ve turizmci bulut tabanlı ürünler

kullanarak ihtiyaçlarını gideriyor.

Tesis içerisinde bir çok cihaz ve

servisle entegre olmayı gerektiren,

geleneksel yazılım ve donanım

teknolojileri kullanılarak sunulan

Otel Yönetim Sistemlerinin (PMS)

önümüzdeki iki yılda buluta

taşındığını göreceğimizi ön

görüyoruz. Biz de bu anlamda

gerçek bulut tabanlı otel yönetim

sistemleri ile iş birlikleri yaparak

otel yöneticilerine otel yönetimi ve

online satış için uçtan uca entegre

bir deneyim sunuyoruz.

2017’den beklentileriniz nelerdir?

Hedefleriniz neler?

HotelRunner’da an itibari ile tüm dünyadan

28.000’den fazla kayıtlı tesis var. 2017 yılı

sonunda bu sayıyı en az ikiye katlamayı

düşünüyoruz. Bunu başardığımızda otel

sayısı anlamında dünyada en büyük

sağlayıcılar arasına gireceğiz.

Yerli ve yabancı online seyahat

acenteleriyle otelcilerin maliyetlerini

azaltarak satışlarını artıracak iş birlikleri

yapmaya devam edeceğiz. Yakın zamanda

bir çok büyük acente ve teknoloji şirketiyle

dünya çapında özel ve stratejik iş

birliklerimizi duyuracağız.

Firmanızdaki yeniliklerden ve yeni

projelerinizden söz eder misiniz?

Oteller ve acenteler dışında kalan turizm

sektöründeki diğer oyuncuların da yer

aldığı bir “online pazar yeri” kurduk ve tüm

turizm sektörünü online ortama taşımayı

hedefliyoruz. Bu online pazar yerinde

bir otelin ihtiyacı olan transfer ve tur

sağlayıcılar, fotoğrafçılar, web tasarımcılar

gibi her türlü oyuncuyu bir araya getirip,

buluşturacağız. Aynı modeli tüm dünyaya

da yaymak için çalışmalara başladık.

Otel yönetim sistemleri, ödeme sistemleri

ve altyapıları ile de otelcilerin faydasına

olacak bir çok entegrasyon ve iş birliği de

gündemimizde.


15 söylesi

Sayı: 1 Yıl: 1 / Mart 2017

www.hotelgazetesi.com

Turizmin toparlanması

için 5 yıl gerek

Ülkemizde son yıllarda iyice dibe vuran bacasız

sanayimiz “Turizmi” 45 yıllık profesyonel

tecrübesi mütevazı kişiliği ile, Turizmcilerin

İhsan Abisi, İhsan Türkus ile bir söyleşi yaptık.

Önümüzdeki süreçte

Turizmcileri nasıl bir dönem

bekliyor ?

Önümüzdeki süreci görebilmemiz

için şimdiki duruma çok

iyi bakmak lazım. Gerçekten zor

bir dönemdeyiz. Yaklaşık 2013

yılından bu yana belirgin bir düşüş

vardı. Batı’ya hafif bir sırtımıza

dönmüş bir ülke imajı olduğu için

Batı’dan gelen rezervasyonlarda

azalmalar başlamıştı.

İngiltere, Fransa, Almanya,

İtalya, İspanya gibi ülkelerden

Türkiye’ye gelen rezervasyonlarda

%50’lere varan düşüş vardı.

Biraz sahiller hareketliydi. Almanlar

terk etmemişlerdi ama

son dönemlerde orası da artık

düşüşe geçti. Patlayan Bombalar,

Sultanahmet’teki, Vodafone

Arena’daki olaylar, üstüne bir de

yılbaşı gecesi Reina’daki saldırı…

Türkiye kendine

yeni bir

imaj yarattığında

durumun

düzeleceğine

inanıyorum

Şu anda sahilleri bir tarafa

bırakıp, İstanbul’u ele aldığımızda,

İstanbul’un iş hayatıyla, İş

dünyasıyla çok paralel bir turizm

anlayışı var. İstanbul’u turist

olarak gelip, gezerseniz çok

önemli görebileceğiniz tarihi

yerler var. Ayrıca İş dünyasının

yarattığı bir potansiyel var.

Toplantılar, seminerler, fuarlar,

kongreler, uluslararası kongreler,

bunlar da çok önemli. Bunların

iptal edilmesi İstanbul için çok

büyük bir yaradır.

Bunun için dünya kadar yatırım

yapılıyor, 3. havaalanı yapılıyor.

Bıçak gibi kesildiği anda yeni

yapılan bu kadar otel, hesapsız,

kitapsız bu kadar yatak arzı bana

göre yanlış.

Gerçi her şey iyi olsa otellerin

hepsi yine dolar. Havaalanı işin

içine girdiği zaman, Türkiye’de

yeni bir imaj yarattığı zaman

durum düzelir. Ne zaman diye

sorarsanız, bence en az 5 sene

diyorum.

İMAJIMIZ ÇOK FARKLI

Çünkü şu anda Türkiye’nin

algılanma biçimi çok farklı. Afganistan

demiyim ama oraya

yakın bir ülke gibi imajında. Batı

tarafından öyle görünüyor. Bu

insanları tekrar kendi yanlarında

görmesi gerekir.

Dışarıdan bakıldığında

ülkemizde sadece

güvenlik sorunu yok.

Maalesef ülkemizde

adalet de bir sorun,

demokrasi de bir

sorun, insan hakları

da bir sorun. Bunlar

düzelmedikçe turizmin

de düzelmesini

beklemek hayal olur.

Turizm Destek Paketi’ni

değerlendirir misiniz?

Turizm Destek Paketi, Türkiye’nin

hangi yarasına merhem oldu?

Hiçbir şeyi incelemeden, hiçbir

şeyi enine boyuna bakmadan,

yapılmış bir paket.

Malum Ramazan ayı darboğaz.

Bayramdan sonrası için umut

bekliyoruz. Beslediğimiz umutlar

için her şeyden önce iki ay, Üç

ay öncesinden rezervasyonlar

olması gerekir. Uzak destinasyonlarda

Amerika, Güney Amerika,

Avustralya, bugünlerden pazarını

yapar, otellerle anlaşmalarını yapar,

programlarını belirler, iki yıl

İhsan Türkus

Amethyst Hotel / Genel Müdür

sonrasının kataloglarını çıkartır,

Ocak ayında sunar.

Böyle giderse, Ağustos ayında

bu konuştuklarımızın ne anlama

geldiğini göreceğiz. İmajımızı düzeltmeden

hiç birşey olmaz.

Bizi Yönetenlerin algı konusunda,

imaj konusunda, şu anda oluşan

olumsuz görüntüyü yok edecek

bir şeyler yapması gerekir. Adalet

konusunda, demokrasi konusunda,

özgürlükler, insan hakları

konusunda bir şeyler yapması

gerekir. Bunlar olmazsa olmaz.

Yeni Pazar arayışlarının

otellere katkısı oluyor mu?

Yeni pazar dedikleri nedir?

Dünyanın kabul ettiği normlar

vardır, pazarlar vardır.

Avrupalıların gitmediği yer kimseye

bir şey vermez. Hiç uzak gitmeye

gerek yok. Havai bir tarihler

70’li yıllarda neydi, 80’li yıllarda

yıldızdı. Hadi şimdi Avrupalı turist

gidiyor mu? Şimdi ne oluyor.

Anca Survivor yapılıyor.

Otelcilerin yeni pazar aramalarına

bir şey demiyorum. Öncelikle

Kendi pazarını kaybetmişsin

sen. Sormazlar mı bu adamlar

sana niye gelmiyor. Yeni pazar

arıyorsun diye. Son olarak yapılan

her şey güzeldir. Afrika’ya gitmek

güzeldir. Belgrad’a gitmek güzeldir.

Şu anda yapılan her şeyin

meyvesini daha sonradan alırsın.

Şu anda almasan bile Türkiye’nin

imajı yenilendiğinde, şu andaki

yapılanların hepsi bir işe yarar.

Kaybettiğimiz pazarları kazanabilmemiz

için çalışanlarıyla,

patronlarıyla, turizm sektörünün

örgütleriyle Türkiye imajının

düzeltilmesi için çalışmalar

yapmamız gerekiyor.

İstanbul’da yeni açılan

Oteller için ne

düşünüyorsunuz ?

Herşey iyi olsa otellerin hepsi

yine dolar. İstanbul gibi bir

metropolde bu yatak sayısı normal

de denilebilir. Ben aslında

bu işi Dubaiye benzetiyorum.

Türk Hava Yollarının aldığı model

Dubai’dir. Dubaililer, Dubai’yi

dünyanın merkezi yapıyorlar.

Yalnız onlar hiç vergi almıyorlar.

Açık pazar. Herkes Dubai’ye

geliyor. Mallar geliyor, çıkıyor.

Dubai’den güneye, kuzeye gidiyor,

geliyor transit işler çıkıyor.

Yeni yapılan 3. Havaalanı hizmet

verdiğinde 11 milyon transit yolcu

var, Bu 11 milyon insanı hiç

olmazsa 1 gece İstanbul’da konaklatabilirsek,

işte o zaman yeni

oteller İstanbul’u kaldırır.

Şu anda içinde bulunduğumuz

durumun düzelmesi gerekir.

Her zaman yeni yapılan oteller,

yatırımlar olur. Fizibilite

eksikliği var. Yeni yatırımlarda

yatırımcıların yanlarında birileri

oluyor, yatırımcıları yanlış yönlendiriyor.

Senin otelin sana bu

kadar kazandırır diyor. Şimdi

kaça satıyorlar. Yatırımcıyı

korkunç bir şekilde yanıltıyorlar.

Kimdir

Meslekte 45. yılımdayım.

1971’de meslek hayatıma

başladım. Eski Turbancıyım.

Turban Hotel’e gelmeden

önce İnter Continental, sonra

Turban sınavlarına girdim. İlk

once müdür yardımcısı olarak

başladım, çok kısa sürede

Müdür olanlardan biriyim.

Sonra Abant, Yalova, Samsun,

Ürgüp’te çalıştım. Bir ara

yurtdışına gittim. Tunus, Fas’ta

çalıştım, merkezi Fransa idi.

Dubai’de çalıştım. Türkiye’ye

döndüğümde Marma Kongre

Oteli daha sonra Celal Ağa

Konağı açılışını yaptım. Son

olarak da 7 yıldır da Amethyst

Hotel’de çalışmaktayım.

Mısır bize örnek olabilir mi?

Mısır çok çabuk hareket etti. Bir

anda Turizm örgütleriyle devlet

birlikte düzeltme yoluna gittiler.

Aslında bizde şu anda çok iyi bir

bütçeyle, ama iyi bir bütçeyle onlardan

daha iyisini yapabiliriz ve

yapmalıyız.

Ben Dünyanın çok yerini gördüm,

kaldım. Hakikaten, şunu çok iyi

bilmemiz lazım. Bizim ülkemizde

ürettiğimiz hizmet gerçekten

hatırı sayılır. Gerçekten bu işi iyi

yapıyoruz, layıkıyla yapıyoruz. Turizm

içindeki Çalışanlarımız, hakikaten

işlerini iyi yapıyorlar. Diğer

ülkelerin çalışanlarından daha

iyi hizmet veriyoruz. Ben onun

için çalışanlarımıza, bu işe emek

verenlerimize yazık oluyor diyorum.

İnsanlar bu işten ekmek

yiyecekler. İşlerini kaybediyorlar.

Sektörden ayrılıyorlar, hastane,

restaurant gibi başka sektörlere

geçiyorlar.

Unutmayalım sektöre

yapılan yatırım sadece

binalardan ibaret değil,

bu sektörde emeğe de

çok yatırım yapıldı ve bu

yatırımları da yok etmek

gibi bir hakkımız yok.


Sayı: 1 Yıl: 1 / Mart 2017

www.hotelgazetesi.com

Organizasyon 16

Ekol Food ve Öztiryakiler

profesyonelleri Kıbrıs’ta buluşturdu

Sektörün iki devinin el ele vererek düzenlediği organizasyonda partiler, seminerler, workshoplar

ve orijinal yemek gösterileri yapıldı. Şefler ve gastronomi profesyonellerinin katıldığı projede

Ekol Food ve Öztiryakiler’in üst düzey yöneticileri tecrübelerini katılımcılarla paylaştı.

Ekol Food ve Öztiryakiler ortaklığında

bu yıl ilki düzenlenen “Biz Bize

Gastronomi” buluşması, Ocak ayında

Kıbrıs Kaya Artemis Resort & Casino’da

gerçekleşti. Türkiye’nin çeşitli

bölgelerinden ve Kıbrıs’tan ilham

verici hikayelere ev sahipliği yapan

bu önemli buluşmada gastronomi

profesyonelleri sektördeki yenilikleri

masaya yatırdı.

3 gün süren etkinlikte, dünya

mutfağından örneklerin hazırlanıp

tadıldığı workshoplar gerçekleştirildi.

Öztiryakiler tarafından kurulan

7 istasyon mutfağında Ekol Food

tarafından ithal edilen 7 farklı dünya

mutfağının lezzetleri yine Ekol Food’

un yiyecek operasyon yöneticisi

Barış Sönmez Işık kontrolünde, Doğu

Akdeniz Üniversitesi’nin yetenekli 15

öğrencisinin çalışmasıyla hazırlanıp

sunuldu. Türk, İtalyan, Hint, Meksika,

Uzakdoğu, Thai, Coffee & Pattiserie

olmak üzere 20’den fazla çeşit ürün

tadımı yapıldı.

Moderatörlüğünü Food in Life

Gastronomi Yayınları Genel Yayın

Yönetmeni Gökmen Sözen’in yaptığı

“Biz Bize Gastronomi” buluşması,

Ekol Food Pazarlama Müdürü Bahar

Gülbeyaz’ın hoş geldiniz karşılamasıyla

başladı. Açılış konuşmasını yapan

Öztiryakiler Murahhas Üyesi Tahsin

Öztiryaki, “Sektörün dertlerini

tartışacağımız, fırsat bulursak

kendimizi birbirimize anlatacağımız,

biz bize toplanalım fikriyle yola çıktık ve

bugün bir araya geldik. Birçok arkadaş

yıllarca görmediği arkadaşlarını bu

buluşma sayesinde görmüş oldu,

hasret giderdiler. Dolayısıyla bu bir

sinerji yarattı ve bu bizi bir kez daha

mutlu etti” ifadesini kullandı.

Food Yönetim Kurulu Başkanı Önder

Bilen, konuşmasında bugünkü

noktaya gelmesinde en önemli faktör

olan Porçini Mantarı’yla yola çıkış

hikayesini paylaştı. Bilen şunları

söyledi: “ “Mengen Anadolu Aşçılık

Lisesi’nin bitirdikten sonra otellerde 8

yıllık aşçılık deneyimim oldu.

Önder Bilen:

“Mutfaklarda iz

bırakmanın gururunu

yaşıyoruz”

Aşçılık yaptığım sürede Porçini

Mantarının İstanbul’da tedarik

edilemediğini fark ettim. Sonrasında

Bolu’daki ailemle birlikte bu mantarları

toplayarak piyasadaki arkadaşlarım

taleplerini karşılamak üzere Ekol

Gıda’yı kurdum. Sıfır sermaye ile kendi

işini kurmuş olmanın zorluklarını

yaşadım ve 25 metrekarelik bir

dükkanda sınırlı imkanlar içerisinde

ciddi mücadeleler verdim.

Birçok zorluğu aştım ve kararlılıkla

yoluma devam ettim. Porçini

Mantarının yanına Mengen yöresel

ürünlerini de ekledim. Şeflerden

gelen talepler doğrultusunda ürün

çeşitliliğimi arttırdım.

Oldukça kısa bir zamanda

spesifik gıda alanında

tartışmasız en büyük

firmalardan biri haline

geldik. Bugün 64 ülkeden

ithal ettiğimiz 3000’e yakın

yüksek kalitede niş ürünü

Türk ve yabancı şeflerin

beğenisine sunuyoruz.

Hemen her mutfakta iz bırakmanın

ve dünya üzerindeki yenilikleri

müşterilerimize sunmanın gururunu

yaşıyoruz. Ayrıca Türkiye’nin yerel

ürünlerini ihraç etme yolunda

çalışmalara imza atmaya başladık.”

Bilen, Mengen Anadolu Aşçılık

Okulu’ndan birlikte mezun olduğu sınıf

arkadaşlarının onun için hazırladığı

videoyu ilk kez izleyen Önder Bilen

1995 yılı mezunu sınıf arkadaşlarını

sahneye davet ederek keyifli ve

duygusal anlar yaşattı.

Tahsin Öztiryaki:

“Hedefimiz dünyada

ilk 10’a girmek”

1975’li yıllardan bu yana gastronomi

sektörünün içinde yetiştiğini belirten

Öztiryakiler Murahhas Üyesi Tahsin

Öztiryaki, Öztiryakiler’in hikayesini ve

hedeflerini şöyle anlattı. “Öztiryakiler,

yaklaşık 1940’lı yıllarda Gerede’de

rahmetli dedem ve babamın başlattığı

bir hareket. Öztiryakiler, bakır

tencereleri yaparak ve yaptırarak,

her gün başka bir ilçenin pazarına

gidip satış yaparak yola çıktı. 1940’lı

yıllarda yola çıkan 1958’te kurulan

şirketimiz, bugün sektörün kurumsal

firmalarından biri. 1958’den 1980’e

kadar Öztiryakiler olarak ev tipi

mutfaklar yapıyorduk. 80’li yıllarla

birlikte sayısı çok olan taahhütlü işlere

girdik. Hakikaten biz mutfak sektörü

içerisinde olunabilecek tüm noktalarda

olarak buralara kadar geldik. Biz

Öztiryakiler olarak sizin aşçılıkta

gösterdiğiniz başarıyı, dünyanın her

yerinde ürünlerimizle göstermeye

çalışıyoruz. Şu anda dünyanın 118

ülkesine ve bu ülkelerde birçok projeye

imza atıyoruz. Şu anda Avrupa’daki

ilk 10 firma arasındayız. Hedefimiz,

dünyadaki ilk 10 firma arasında yer

almak. Türkiye’nin ve dünyanın birçok

yerinde bayimiz ve servisimiz var. 4

bin 750 çeşit ürün yapıyoruz. Aynı çatı

altında bu kadar çok çeşit yapan başka

bir dünya markası yok.”


17 Organizasyon

“Biz Bize Gastronomi” buluşması daha sonra

Ekol Food Kurumsal Şefi Barış Sönmez Işık, firma

bünyesindeki markalardan bahsederken, sektörü

bekleyen yenilikleri anlattı.

Dünyanın değişik yerlerinden getirdikleri ünlü

markaların nasıl üretildiğini göstermek, üretim

prosesleri ile ilgili fikir edindirmek için ürünlerin

yapılış videolarını izleten Işık misafirlerin ilgisini

çeken keyifli anlar yaşattı.

Etkinlik, Ekol Food’un Türkiye distribütörlüğünü

yaptığı Kraft Heinz’ın Türkiye Ülke Müdürü Ali

Bozer’in “Global Marka Olmak” isimli sunumuyla

devam etti. Ali Bozer, “Heinz, sıradan bir şeyi sıra

dışı yapmak başarı sağlar felsefesiyle yürüyen

bir marka. Kendi kimliğimizi ve karakterimizi

yansıtabilmek için farklılaşmaya çalışıyoruz. Vitrin

tüketiciyi çeker, Heinz, vitrindir. Müşterilerine

sizden bekledikleri güven duygusunu aşılamakta

yardımcı olur. Heinz kullanıyorsanız tüketiciye de

kaliteli ürün kullandığınıza dair fikir verir” dedi.

“Mutfakta İz Bırakanlar’ın diğer konukları;

Edirne’nin meşhur yaprak ciğerini 30 yılı aşkın

süredir layıkıyla yapan meşhur Edirneli Ciğerci

Niyazi Usta ile kavurmasıyla ünlü Rize’nin meşhur

Liman Lokantası Yöneticisi İsmail Reyhanoğlu

oldu. Ciğerci Niyazi Usta konuşmasında, ciğeri

doğru tekniklerle pişirmek gerektiğine vurgu

Sayı: 1 Yıl: 1 / Mart 2017

www.hotelgazetesi.com

Haberler - Etkinlikler - Projeler

Geleceğin şefleri

yaptı. İsmail Reyhanoğlu ise, “İşin başında duran

ve işini severek yapan kişi başarıya ulaşır” dedi.

Osman Müftüoğlu “Hayat, bizim ondan yaptığımız

şeydir”

“Biz Bize Gastronomi” buluşmasının bir diğer

önemli ismi İç Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr.

Osman Müftüoğlu idi. Müftüoğlu “Uzun Yaşamın

Sırları” isimli sunumunda pek çok püf noktasına

Ekol Food, Yeni Ufuklar projesi kapsamında

Mengen Aşçılar Mesleki ve Teknik Anadolu

Lisesi’nde geleceğin şeflerine Meksika mutfağı

eğitimi verdi.

Elle&Vire Türkiye’de

Duayen Niyazi Çapraz: Öğrenmenin yaşı yok

Mutfakta iz bırakanlar bölümünün konuğu

pastacılığın duayeni olarak bilinen Niyazi Çapraz’dı.

Çapraz konuşmasında, “Pastacılıkta o dönem en

büyük sıkıntı, reçete ve bilgilerin paylaşılmamasıydı.

Benim kendime verdiğim en büyük söz, Türkiye’ye

döndüğümde edindiğim hiçbir bilgiyi saklamamak,

hep paylaşmak oldu. Öğrenmek çok önemli.

Ben halen bir çıraktan da çok şey öğreneceğime

inanıyorum” dedi. Duayen pasta şefi Niyazi Çapraz’a

Öztiryakiler Murahhas Üyesi Tahsin Öztiryaki ile

Ekol Food Yönetim Kurulu Başkanı Önder Bilen

tarafından plaket takdim edildi.

değinirken, sunumunu bir Tibet atasözü olan

“Hayat, bizim ondan yaptığımız şeydir” ile

bitirdi. Tahsin Öztiryaki ve Önder Bilen, Osman

Müftüoğlu’na plaketini takdim etti. Son olarak

Djital Medya Uzmanı Utku Çankaya, sosyal

medya kullanımı hakkında şeflere bir sunum

gerçekleştirdi.

“Biz Bize Gastronomi” buluşması, ünlü şarkıcı

Mustafa Keser’in sahne adlığı gala yemeği ile sona

erdi.

40 yılı aşkın süredir, dünya mutfaklarına lezzet

katan Fransız tereyağı Elle&Vire Türkiye’de.

Ekol Food tarafından ithal edilen ünlü Fransız

markası, mutfaklara yenilik getirecek.

Çorlulu Şefler hazır

Ekol Food, Türkiye çapındaki şeflere sunduğu

demolar için bu defa Çorlu’daydı. Bölgenin

mesleğinde iddialı şefleri menülerine yeni

lezzetler eklediler.


Sayı: 1 Yıl: 1 / Mart 2017 www.hotelgazetesi.com

egitim

Turizm Otel Yöneticileri Derneği, TUROYD, ACE of M.I.C.E’da buluştu

Türkiye’nin 80 milyar dolarlık yatırımını yönetenlerin

oluşturduğu 81 il ve dünyada çalışan tüm otel

yöneticilerini bir çatı altında toplamak üzere kuruluş

çalışmalarını sürdüren Turizm Otel Yöneticileri

Derneği TUROYD üyeleri İstanbul’da düzenlenen ACE

of M.I.C.E. Exhibition by Turkish Airlines Fuarı’nda

buluştular.

Kurucu Başkan Turizoom Danışmanlık sahibi Ali

Can Aksu, Samsun North Point Hotel Genel Müdürü

Murat Toktaş, Akgün Hotels Markalaşma Müdürü

Sevda Yılgaz ve çok sayıda otel yöneticisi birlik

beraberlik mesajları verdiler.

18

Yaşmak Hotel’den eğitim seferberliği

Turizm sektöründe yer alan nitelikli personel

sıkıntısını minimum indirmek amacıyla

bir eğitim seferberliği başlatıldı.

Yaşmak Hotel sponsorluğunda, Nihan Güneş Aydın ve

Canan Yılmaz organizatörlüğünde başlatılan projede, Turizm

Bakanlığının uzmanları tarafından ön büro, housekeeping

eğitimi veriliyor. Yine Sağlık Bakanlığı uzmanları tarafından,

otel yöneticileri de eğiticilik derslerine tabi tutuluyor. Ayrıca,

genç otel yöneticileri için iletişim, takım çalışması eğitimleri

de planlandı. Program organizatörleri Nihan Güneş Aydın ve

Canan Yılmaz yaptıkları açıklamada projenin tüm yıl boyunca

belirli periyotlarda yenileneceğini ve yıl sonuna kadar hedefin

500 kişiye ulaşmak olduğunu belirttiler.

Aynı zamanda eğitime katılan kişilere sertifika verileceği,

network sistemine kaydedileceği, mezun olan kişilerin

kariyerleri boyunca sertifikalarının avantajından

yararlanabilecekleri kaydedildi.


19 olusum

Sayı: 1 Yıl: 1 / Mart 2017

www.hotelgazetesi.com

Asım

TOPÇUOĞLU

Digital çağa ayak

uyduramıyoruz

Doksanlı yılların ortalarıydı… Seyahat endüstrisinde,

internet diye bir kavramdan yeni yeni bahsedilmeye

başlanmıştı. Dönemin bilgisayarları da kağnı gibi

yavaş ve pahalıydı, akıllı telefonlar yoktu, hatta eski

model cep telefonları bile insanların eline doksanların

ikinci yarısından sonra ulaşmaya başlamıştı. Digital

kameralar da yoktu. Kısacası teknolojinin tamamen

hızlanmadığı böyle bir dönemdi.

Bu yıllara kadar oteller hizmetlerini pazarlamak

için görsellerini verimli kullanamıyordu. Otellerin

çekilen fotoğrafları, klasik fotoğrafçıların kullandığı

karanlık odalardan çıkartılan dialar (pozitif filmler) ile

gerçekleştiriliyor ve tur operatörlerine böyle sunulup

kataloulara basıldıktan sonra satış acentelerine

dağıtılıyordu. Gezginler ve tüm tatilseverler gidecekleri

otelleri, acentelerden satın alırken bu kataloglardan

ve tatil kitaplarından buluyorlardı. Başka

bir ortamda, gitmek istedikleri otellerin görsellerini

görmeleri nerdeyse olanaksızdı. O zamanlar da,

teknoloji böyle uçacak bir gün cep telefonları icat

edilecek ve insanlar görüntülü konuşacak, birbirlerine

fotoğraf gönderecek,anlık paylaşabilecek, kimse buna

inanmazdı. Bilim Kurgu filmlerinde ancak bunları

görebileceğimiz düşünülürdü.

Ama doksanlı yılların ortasında digital kameraların

üretimin çok hızlı bir ilerleme göstermesiyle beraber

hafıza kartlarının kullanımı da yoğun bir patlama

yaşadı, zamanla gelişen teknoloji dünyasında, PC

kullanımı da hızla arttı ve digital ortamlara fotoğraf

aktarmanın yolu tamamen açıldı. Daha sonraları

dizüstü bilgisayarlar, cep bilgisayarları ve diğer mobil

cihazların üretimi hızlandı. Şimdi, her gün neredeyse

yeni bir model piyasaya sürülüyor. Bu cihazların

geliştirilmesiyle birlikte daha kullanışlı sosyal medya

programları hazırlanıyor, sürekli geliştiriliyor ve

güncelleniyor. Digital ortam, gerçek dünyanın önünde

ilerleyip ona rehberlik ediyor, onu yönlendiriyor...

Peki Seyahat Endüstrisi bu gelişmelere ne kadar ayak

uydurabiliyor?

Günümüzün insanları adeta ellerinde cep

telefonlarıyla yatıp, cep telefonlarıyla kalkıyor,

her an yanlarında taşıyorlar. Onlarsız hiçbir yere

gidemeyecek kadar tutsağı olmuş durumdalar.

Dolayısıyla gezme ve merak duygusuyla beraber tatil

programlarını yaparken, digital platformlarda gözlerine

çarpan her şeyden, paylaşılan her fotoğraftan,

her videodan, her yorum ve bilgiden doğal olarak

etkilenebiliyorlar.

İnternet dünyasının bu sonsuzluğu ve derinliği,

seyahat blog siteleri, sosyal medya platformları,

mobil cihaz uygulamaları, fotoğraf ve video paylaşım

sitelerinin çok hızlı gelişmesine rağmen, biz oteller

olarak bunu başarmakta zorlanıyoruz. Teknolojiye

ayak uydurmakta çok geç kalıyoruz. En etkileyici

görsel araçlarımız olan fotoğraf ve videoları verimli

kullanamıyoruz. Digital ortamların bizlere sunduğu

fırsat zenginliğinden yararlanamıyoruz ve onları

değerlendiremiyoruz. İnternet ortamında gezgin

adaylarıyla kolayca yüzleşebildiğimiz web sitelerimizde

ve diğer satış portallarında cep telefonlarından ve

digital kameralardan çektiğimiz kalitesiz fotoğrafları

kullanıyoruz ve en az beş yıl olduğu yerde bırakıyoruz.

Teknoloji çözünürlük ve hız kalitesini yükselttikçe

biz gereken anlık güncellemeleri yapamıyoruz,

yapmıyoruz, geç kalıyoruz. Tavşan ve kaplumbağa

misali!

Biliyoruz ki, sanal bir ortamda bir ürünü iyi satabilmenin

yolu, onu doğru yöntemlerle anlatmaktan

geçer…

Tarkan AKYÜZ

Laleli Otelciler Platformu Başkanı

Bu seneki EMITT fuarında katılımcı

sayısı az olduğundan stant ve salon

yetersizdi. Stantlara uğrayan yabancı

sayısı yok denecek kadar azdı. Laleli

Otelciler Platformu standı her zamanki

gibi aynı yerinde katılım sağladı. Daha

önceki senelerde 5. salonun en hareketli

standı Laleli Otelciler Platformu iken,

bu yıl farklı şehirlerin stantlarının

katılımıyla salon büyük ilgi çekti. 2 gün

boyunca durmaksızın misafir ağırlayan

standımız kokteylde de her zamanki

İstanbul’daki büyük otellerin satınalma müdürleri

bir araya gelerek MARSAP adında bir dernek kurdu.

Kuruluş çalışmaları devam eden dernek resmiyet

kazandıktan sonra birçok sosyal sorumluluk projesine

de imza atacak.

Satınalma Yöneticiliğinin değerini arttırma, mesleki

dayanışma ve en önemlisi sosyal sorumluluk projeleri

oluşturmak ve süregelen projelere destek olmak

amacıyla, aralarında İstanbul’daki birçok uluslararası

otel zinciri ve üst düzey otellerin satınalma yöneticilerinin

bir araya gelerek kurduğu Marmara Bölge

Satınalma Yöneticileri Platformu (MARSAP) her

geçen gün biraz daha büyüyor. 4 ve 5 yıldızlı otelin

ve yiyecek-içecek sektöründe hizmet veren cafe ve

restaurantların satınalma yöneticilerini bünyesinde

toplayan MARSAP’ın üye sayısı şimdiden 120’ye ulaştı.

EMİTT 2017’nin yıldızı olduk

gibi yoğun ilgi gördü. Ayrıca platform

olarak desteklediğimiz LÖSEV Vakfı’na

standımızda yer vererek 4 gün boyunca

bağış toplanmasında katkıda bulunduk.

Fuarın 3. Günü Atlas Global yönetim

kurulu başkanı MURAT ERSOY ile birlikte

yönetim kurulu olarak standımızda

yaptığımız toplantıya istinaden Atlas

Global ile Laleli Otelciler Platformu

arasında yeni projelere imza atacağımızı,

bu sayede Laleli destinasyonunu

destekleyeceği sözünü almış

bulunmaktayız. Birlikte sıcak bir işbirliği

içerisinde, Türk turizmine istihdam

SATINALMANIN ÖNEMİ BÜYÜK

MARSAP’ın kurucu Başkanı Pera Palace Hotel

Jumeirah’ın Satınalma Müdürü Yiğit Çakmakkaya,

platformun asıl kuruluş amacını şöyle anlattı: “Maalesef

sektörde satınalma yöneticisinin işinin biraz

hafife alındığını görmekteyiz. Satınalma yöneticisi

sanki patronunun ya da kurumunun parasıyla pazarlık

sağlamak ve turist sayımızı arttırmak

için uçak ve konaklamalarda gereken

karşılıklı yardımlaşmayı sağlayacağız.

Her zamanki gibi bu senede standımız

‘’ EMİTT En İyi Ekip Çalışması Ödülü’’ne

layık görüldü. En başta her zaman

platformumuza destek veren TUROB

Başkanımız TİMUR BAYINDIR’a ve

TUROB Yönetimine, platformumuzu

bugüne kadar fahri olarak destekleyen

Hotel Gazetesi’nin kurucuları MUSTAFA –

ALİYE ÜÇBAŞ’a ve AMİL ÜÇBAŞ’ a ve son

olarak EMITT ailesine teşekkürlerimizi

sunarız..

SATINALMA DEYİP GEÇME

SOSYAL SORUMLULUK PROJELERİ

Düzenli olarak her ay yemekli toplantılar düzenleyen MARSAP, ilk olarak AKUT

ve TEMA vakfı yararına birer yemek organizasyonu yaptı. Kurumsal firmaların

sponsorluğunda düzenlenen bu organizasyonlara son olarak Türkiye Eğitim

Gönüllüleri Vakfı yararına yapılan organizasyon eklendi. Platformun kuruluşu

resmiyet kazanmasının ardından sosyal sorumluluk projeleri devam edecek.

yapan ve 3 aşağı 5 yukarı anlaşan kişi gibi gözükmekte.

Ancak işin arka planı asla öyle değil. Satınalma

yöneticisi talep edilen ürünü almak için öncelikle o

ürünü tanımak zorunda ve teklif almadan önce ürün

özelliklerini, teslim şartlarını, ödeme koşullarını

belirlemek durumundadır. Bu durum da zaman ve

tecrübe ve araştırma istemektedir. 5 yıldızlı bir tesiste

kimyasaldan, mutfak ekipmanına, tekstilden

teknik demirbaşlara binlerce satın alma kalemi olduğu

düşünüldüğünde işinin ne kadar zor olduğu ve geniş

bir bilgi birikiminine ihtiyaç olduğu aşikardır. Bizler

Marmara Bölge Satınalma Yöneticileri Derneği olarak

öncelik mesleğimizin ne kadar zor ve önemli olduğunu

gösterecek ve düzenleyeceğimiz yukarıda saydığımız

türden sosyal faaliyetlerle mesleğimizin itibarını ve

saygınlığını arttıracağız.”

MESLEKİ DAYANIŞMA

MARSAD’ın dernek statüsü resmiyet kazandıktan sonra, turizm sektörünün

krizde olması nedeniyle işsiz kalan meslektaşları ile de dayanışma halinde

olacak. PAZAR-LIK adında bir derginin hazırlığı içinde olan MARSAD bu

dergiden elde edeceği gelirle, işsiz kalan sektör mensuplarına da maddi destek

sağlayacak.


Sayı: 1 Yıl: 1 / Mart 2017

Rizeli bir çiftçinin içinde Nazım Hikmet’e

dair anılarını da barındıran evi, artık bölgeyi

ziyaret eden turistleri bağrına basıyor

Bageni’de konaklamak ve

Nazım Hikmet’i anlamak

Tahsin Çervatoğlu, Rize’nin Fındıklı (Viçe) ilçesinin,

Sulak (Mzuğu) köyünün, Şentepe (kfarbağu)

mahallesinde yaşamış, Atatürk hayranı, Menderes

sevdalısı, Nazım aşığı bir rençperdi. Hiçbir zaman

memleket meselelerinden uzak, umursamaz olmadı.

Eğitim alamamıştı ama kendini eğitmişti. Çünkü

eğitimin yüzde yüz gerektiğine inanırdı. Yeni yazıyla

okuma-yazmayı Nazım Hikmet’in kendisinden

öğrendi. Üstelik bir hapishanede. Onunla tanışmasına

vesile olduğu için hiçbir zaman hapis yattığına

üzülmedi. Ruhsatsız silah yakalattığına ve 1,5 - 2

ay kadar cezaevinde yattığına hiç pişman olmadı.

Torunlarına, anlattığı bu öyküyü tamamlayamadı.

Yetmiş üç yaşında hayata gözlerini yumdu.

Rençber Tahsin Çervatoğlu’nun yaşadığı Rize’nin

Fındıklı İlçesi, Sulak Köyü’ndeki evi torunları

tarafından özüne sadık kalınarak restore edilmiş

ve Bageni Pansiyon olarak hizmet vermekte.

Pansiyonda Nazım Hikmet Ran’la ilgili hatıralarara da

rastlamak mümkün.

BAGENİ PANSİYON/ RESTORAN

Rize’nin Fındıklı ilçesinde, Sulak köyü-Şentepe

(karbağu) mevkiinde iki ünite halinde, Pansiyon &

Restoran olarak kurulan tesis 2016’nın ocak ayında

faaliyete başlamıştır.

Kırsal mimari restorasyon ustaları tarafından restore

edilen yaklaşık bir asırlık iki katlı tarihi bina; yedi oda ve

bir salon ile on sekiz kişi kapasitesi olan bir pansiyon

haline dönüştürülmüştür. Pansiyon, yanında altı kişi

kapasiteli bir müştemilat ile birlikte toplam yirmi dört

kişilik kapasiteye ulaşmaktadır. Projenin amaçları

doğrultusunda çevre patika yürüyüş yolları da

düşünülmüş ve restoran bölümü pansiyondan 250m

uzaklıkta orman içerisine yapılmıştır. 500m. rakımda

tesis edilen restoran; 70 m2 salon, 18 m2 mutfak,

17 m2 kamelya ve tuvaletler, 8 m2 sundurma olmak

üzere toplam 113 m2’lik kapalı alanlarda hizmet

vermektedir ve kapasitesi altmış kişiliktir.

Ormanlık alanda yapılan bu tesis içerisinde; 450m2lik

bir alanda,doğal çağlayan bulunan bir alabalık göleti

(havuzu) mevcuttur. Bunun yanında amfi tiyatro

konumunda yüksek; müzik konser, açık hava film

gösterimi, tiyatro gibi faaliyetlerin yapılmasına

elverişli bir platform bulunmaktadır. Ayrıca patika

kütüphaneleri, kitap okuma ağaçları ve orman içi

patika yürüyüş (treeking) rotaları proje içerisinde yer

almaktadır.

www. bagenipansiyon.com

www.hotelgazetesi.com

1928 yılından sonra este-i memnudan *1

tutuklanıp Hopa cezaevine düştüm. Viçe’den

Hopa’ya yaya olarak gittik. Dağarcığımın

içinde sadece peynir ve ekmek vardı.

Cezaevi kapısına getirilip içeri alındım.

İçeride kelli felli adamlar vardı. “Ben onlar

gibi değilim, olamam da” diye düşünerek,

bir köşeye çekildim. Etrafıma bakınırken,

içeridekilerden biri kalkarak bana doğru

geldi ve dağarcığımı elimden alarak sofraya

davet etti. Sofrada sıcak yemek vardı; bana

da ikram edilince bende dağarcığımı açtım

ve içindekileri sofraya koydum. Beni sofraya

davet eden adam:

-Ben bu peyniri çok severim, alabilir miyim?”

dedi

Alabileceğini söyledim ve hep beraber

sofradakileri yemeye başladık. Yemek

esnasında çok fazla konuşulmadı. Yemekten

sonra beni sofraya davet eden adam

dağarcığımı toparlayıp bir ranzanın üstüne

koydu ve:

- “Burası çok sevdiğim bir arkadaşımın yeri

idi. Onun yerini size veriyorum “ dedi.

İlk defa gördüğüm bu adamın küçük de

olsa benimle ilgilenmesi merakımı artırdı

ve yerine geldiğim adamın kim olduğunu

sordum:

-“Viçeli *2 Tibukoğlu Osman” dedi.

Bu sefer karşımdaki adamı merak ettim ve

gardiyana sordum:

- Kim bu karşımdaki? Dedim.

-“NAZIM HİKMET” dedi.

Ben, o ana kadar Nazım Hikmet’i tanımaz,

şair olduğunu bilmezdim. Yanında bir de

fikir arkadaşı vardı. Pazarlı İsmail Bilen

olduğunu öğrendiğim kişi, yüksek makine

mühendisiydi. Bu iki kişiden başka koğuşta

hatırladığım Kızkapanoğlu Hasan ile Çeboğlu

Hasan adında iki kişi daha vardı. *3

Nazım Hikmet ile bu şekilde karşılaşıp

tanıştık. Ben onu sıradan bir kişi olarak

bilirdim. Orada yaşadığım kısa süre içerisinde

daha iyi tanıma şansım oldu.

Benim cezam tam olarak hatırlayamamakla

beraber iki buçuk üç ay kadardı. Onun cezası

ise çoktu. O tarihten sonra 1950 yılına kadar

onun cezaevinde kaldığını ve 1950 yılında

Üsküdar’da aftan yararlanarak çıktığını

okudum.

Cezaevine düştüğüm yıllarda, askerden

yeni gelmiş, alfabeyi yeni yeni sökmeye

çalışan bir gençtim. Gerçi kanuni işlemler

eski yazıyla oluyordu, fakat yeni yazının

öğrenilmesi emri verilmişti. O zamanın

Hopa kaymakamı Agâh Alp bile yeni yazıyı

henüz bilmiyordu.

Mahkûmiyetimin ilk gününden sonra dost

olduk. İkinci gün bir sohbetin ortasında

Nazım yerinden kalktı ve gardiyanı çağırdı:

-“Hey gardiyan bir düzine kağıt-kalem temin

et.” dedi.

Gardiyan itiraz etmeden gitti. Kalem kâğıdı

ne yapacağını merak etmiştim. Merakımı

fark etmiş olacak ki ben sormadan kendisi

açıkladı:

-“Çervatoğlu, sana bugünden itibaren yeni

yazıyı öğreteceğim.” dedi.

Önce şaşırdım, sonra cevap verdim:

-“ben bu işi beceremem, yeni yazıyı

öğrenemem” dedim.

-“Ben sana öğreteceğim, sen merak etme”

dedi.

Bir müddet sonra gardiyan, kâğıt-kalemle

geldi. Elinde başka kâğıtlar da vardı.

Nazım Hikmet gardiyanı görünce kapıya

(parmaklığa) doğru gitti ve orada gardiyanla

bir şeyler konuştu. Sonradan Nazım’dan

öğrendim ki gardiyanın getirdiği diğer

kâğıtlar Hopa kaymakamı Agâh Alp’in ders

kâğıtlarıymış. Agâh Alp yeni yazıyı Nazım

Hikmet’ten öğreniyordu. Nazım Hikmet,

alfabe halinde yazdığı dersleri kaymakama

gönderiyor, kaymakam da makamında ders

çalışıyordu. Nazım bu işi büyük bir alçak

gönüllülükle yapıyordu.

Yeni yazıyı Nazım Hikmet’ten dört gün

içinde öğrendim. Daha doğrusu harf

birleştirmesini (hecelemeyi) yaptım.

Cezaevinin içinde benden başkaları da

ders alıyordu. Cezaevinin dışında jandarma

başçavuşu da (Mahmut) yeni yazıyı

öğreniyordu. Ancak Mahmut uzun zamandır

bu işi beceremiyordu. Biraz zorlanıyordu.

Cezaevi içinde yeni yazıyı öğrenmek

isteyen bir Beğ de (bey, ağa) Mahmut

Çavuş gibi zorlanıyor, bir aydır hecelemeyi

sökemiyordu. Ben dört gün içinde öğrenince

bana iltifat etti ve:

-“Bir aydır birleştiremediğin bu harfleri senin

beğenmediğin köylü, 4 günde birleştirdi.”

dedi Beğ’e..

Beğ biraz içerledi ve Nazım’a cevap verdi:

kültür & sanat

İşte Rençber Tahsin Çervatoğlu’nun Nazım Hikmet

ile tanışması ve büyük ozanla ilgili anıları

Okyanusta bir damla

20

-“Madem bu kadar biliyordu, neden

cezaevine düştü” diyerek onu iğneledi.

Ben de bu lâfa çok içerledim. Nazım ise Beğ’e

cevap vermedi. Sustu. Beğ’e cevabı ben

verdim:

-Senin gibi bir Beğ’in çatışmada papağını

(Kalpak) uçurdum, onun için buraya atıldım”

dedim.

Nazım verdiğim bu cevap üzerine benim

hesabıma üzüldü ve:

-“ Böyle ağır sözler söyleme, aleyhine olur”

dedi.

Bu ufak olaydan sonra Nazım ile İsmail

satranç oynamaya başladılar. Ben bir köşede

oturuyordum. Oyun sürerken zaman zaman

“yapma ağam”, “olmaz paşam” sesleri

geliyordu. Sonradan öğrendim ki aralarında

kullandıkları en olumsuz ifadeler bunlarmış.

Birbirlerine kızdıkları, öfkelendikleri zaman

bu ifadeleri kullanırlarmış.

Birden koğuşun penceresine komiser geldi,

beni pencereye çağırdı ve sordu:

- “Sen neden düştün buraya?”

-“Este-i Memnu’dan.”

-“Sanatın var mı, elinden ne gelir?

-“Marangozluk”

-“Çok iyi, benim bir masam var, tamir eder

misin?”

-“Hay hay! Olur. Fakat takım lazım.”

-“Hacetleri (Takım) kaymakam beyden alırım,

sen yapar mısın?” diye tekrar etti.

-“Tabii.. Evet, yaparım” dedim.

Bu cevap üzerine komiser pencereden

ayrılıp, koridora doğru yürürken, Nazım

oyunu bırakıp yerinden fırladı ve pencereye

gelerek:

-“Komiser, Komiser” diye seslendi.

-“Sen Tahsin’e masayı yaptıracaksın, fakat

pazarlık yapmadınız.”

-“Ne pazarlığı?”

-“Tamirin karşılığı. Bu adam o iş için emek,

zaman ve gerekirse malzeme harcayacak.”

-“Belki hayrına yapacaktı.” Dedi komiser.

-“Hayrına niçin yapsın? O senden zengin

değil ki!” dedi Nazım.

-Bunun üzerine komiser cevap vermedi,

sessizce yürüdü gitti. Ertesi gün jandarma

kumandanı pencereye geldi:

-“İsmail Bilen” diye selendi içeri. “Santral *4

bozuldu, onu tamir eder misin?” diye sordu.

Yüksek Makine Mühendisi olan İsmail:

-“10 lira verirseniz yaparım” dedi.


21 kültür & sanat

Jandarma çavuşu da komiser gibi, bastı gitti.

Ücret ödemek kimsenin işine gelmiyordu.

Sabah saat ondan on ikiye kadar ve akşamları

da iki saat olmak üzere,her gün avluya alınırdık.

Avlu kafesliydi. Hava değişimi yapardık böylece.

Bir hava değişimi dönüşünde Nazım’ın

koğuşu süpürdüğünü gördüm ve süpürgeyi

alıp ben süpürmek istedim. Ancak kesinlikle

vermeyeceğini söyledi. Ve izah etti:

-İlk birkaç gün misafirdin. Şimdi ise sen de

sıraya girdin. Burada her iş herkes tarafından

sırayla yapılır. Cumartesi günleri temizlik sırası

benim. Planlamaya göre Salı günü de sana

düştü.” diyerek süpürmeye devam etti.

Nazım cezaevinde boş kaldığı zamanlar; şiir

yazar, kitap okur, bazen da bize kendi şiirlerini

okurdu. En çok “O DUVAR” adlı şiirini okurdu.

Onun için aklımda kalmış.

Bir gün Nazım koğuşun penceresinden

nöbetçiye:

-“Sen burada ne bekliyorsun oğlum?” diye

sordu.

Nöbetçi:

-“Seni bekliyorum, kaçmayasın diye..”

-“Kaçarsam ne yapacaksın?”

-“Süngülerim”

- “Öle bir gün gelecek ki, seni orada durduranı

süngüleyip, bana kapıyı açacaksın.”

Jandarma sustu.

Her gün Hopa’nın ileri gelenleriyle rejim

münakaşası yapıp, onları sustururdu. Hiç

yenilmezdi. Dışarıdan hediyelik olarak Milli

Müdafaa sigaraları gelirdi. İçerdik. Kimden

geldiği belli değildi. Sonradan öğrendiğime

göre Abulu *5 Hacıosmanoğlu Lütfü diye biri

gönderiyordu Nazım’a sigaraları.

Nazım’ın cezaevi masraflarını İstanbul’da

bulunan babası Hikmet karşılıyordu. “Süreyya

Sinamıs” diye bir sinemanın müdürüydü

babası. Topluca 300 lira göndermişti Nazım’a.

Benim cezam yaklaşık üç ay kadardı. Nazım’ın

hazırladığı bir dilekçe ile cezam yarıya

indirilmişti. Cezaevinden çıkmama üç-dört gün

kala Nazım’ı Rize cezaevine aldılar. Tamamen

yalnız kaldım. Benden sonra da Hopa cezaevi

tamamen boş kaldı.

Viçe’ye dönerken, Nazım’ın ders notlarını

da yanımda götürmüştüm. Yeni yazının

öğrenilmesi mecburiyeti olduğundan, birçok

kişi sıkıntılar yaşamaktaydı. Bunlardan birinin

de Viçe müftüsü olduğunu öğrenmiştim.

Nazım’ın ders notlarından yararlanarak Viçe

müftüsüne de yeni yazıyı (hecelemeyi) ben

öğrettim. Cezaevinde kıdemli mahkûmlardan

biriyle sohbet ederken, geçmişle ilgili bir anısını

anlattı. Bu anı da Nazım Hikmet’le ilgiliydi.

Kıdemli mahkûmun ağzından:

-“Bir gün koğuşta otururken bir haber geldi.

“Nazım Hikmet Hopa cezaevine geliyor.” Bu

haber üzerine koğuşta bir hareketlilik meydana

geldi. Bazı mahkûmlar kendi aralarında

konuşuyorlardı. Sonradan öğrendiğime göre

birkaç mahkûm kendi arasında karar almış,

bu komünist, dinsiz, vatan haini adam koğuşa

girer girmez öldürülecekmiş. Yoksa kendileri de

dinsiz, komünist, vatan haini olurlarmış.

Bu fikirlerini koğuştakilere de aktardılar;

gelecek olanın bir insan olmadığını; onun

yok edilmesi gerektiğini söylediler ve tüm

koğuşu ikna ettiler. Böylece gelecek olan bu

kötü yaratığı yok etmek için biz bütün koğuş

hazırlıklarımızı yaptık ve beklemeye başladık.

Bir akşamüstüydü “Nazım Hikmet geldi” haberi

üzerine koğuş girişinde tertibatımızı aldık

ve beklemeye başladık. Koğuş kapısı açıldı

alacakaranlıkta, kapıda iri cüssesiyle bir adam

duruyordu, içeriye girmeden gür bir sesle

“SELÂMÜNALEYKÜM EFENDİLER!” dedi.

Bunun üzerine koğuşta derin bir sessizlik

ve şaşkınlık meydana geldi. Bu hiç de bize

anlatıldığı gibi bir canlı değildi. Basbayağı

bir adamdı ve selam vermişti. Bütün

hazırlıklar ortadan kaldırıldı ve cevap verildi:

“ALEYKÜMSELÂM!”.

Nazım HİKMET bundan sonra koğuşa girdi ve

biz, onu şimdi çok daha iyi tanıyoruz…

Ben, Tahsin

ÇERVATOĞLU

Nazım Hikmet’i

tanımış olmak

benim için

mutluluk verici

bir olay. Onun

gibi düşünmesem

de müthiş bir

adamdı. Çok

uzatmaya da

gerek yok, kısaca

ADAM GİBİ

ADAMDI.

ANLATAN: Tahsin ÇERVATOĞLU

DERLEYENLER: Yaşar ÇERVATOĞLU (oğlu)

Yüksel ŞİŞMAN (torunu),

Murat ŞİŞMAN (torunu)

______________________________________

*1 - Silah yasaklığı kanunu: Ruhsatsız silah

bulundurma kanununa muhalefet.

*2 - Viçe: Şimdiki Rize’nin Fındıklı ilçesinin

eski adı (Lazca:Viçe).

*3 - Nazım’ın “KIZKAPANOĞLU VEHBİ VE

ÇOCUK MUHİTTİNE DAİR” adlı şiiri Hopa

Mapushanesi’ndeki bu mahkûmları anlatır.

*4 - Telefon santrali.

*5 - Fındıklı ilçesi, Çağlayan köyü.


Sayı: 1 Yıl: 1 / Mart 2017

Beyin kanaması

nedeniyle Fulya

Acıbadem Hastanesinde

bir süre yoğun bakımda

tedavi gören Turizm

basınının değerli

ismi Seher Müşide

Aybek, Şubat ayında

(1 Şubat 2017)

hayata gözlerini

yumdu. Ataköy

Ömer Duruk

Camii’nden

kılınan öğle

namazının

ardından son

yolculuğuna

uğurlanan

merhumeyi, sevenleri bu

son yolculuğunda yalnız

bırakmadı.

tourismlifeinturkey.com

haber sitesinin Genel Yayın

Yönetmeni Seher Müşfide

Aybek; güler yüzü renkli

kişiliği ile turizmcilerin

Seher Ablasıydı.

Hotel Gazetesi olarak,

Turizmcilerin, dolayısıyla

bizim Seher Ablamız, Seher

Müşide Aybek’i kaybetmenin

üzüntüsü içindeyiz.

Merhumeye Allah’tan

Rahmet, ailesine,

sevenlerine, turizm

camiasına başsağlığı ve

sabır dilerken, onu bir

kez daha anmak adına,

ünlü yazar Ayşe Arman’ın

kendisiyle yaptığı ve 26

Eylül 2013 yılında Hürriyet

Gazetesi’nde yayınlanan

bir röportajı okurlarımızla

paylaşıyoruz..

Eşinizle, nerede, nasıl tanıştınız?

-Bakırköy-Sirkeci banliyö treninde. Ben, İstanbul Kız

Lisesi’nde okuyordum. Biz, işte o trende okula giderken,

bakışarak tanıştık. O benim gözlerime hayran hayran

bakarken, ineceği istasyonu şaşırır, Babıali yokuşunu benim

ağır çantamı taşıyarak çıkmak zorunda kalırdı. Dünya iyisi,

dünya yakışıklısı genç bir adamdı...

Onu ilk gördüğünüzde üzerinde ne

vardı hatırlıyor musunuz?

-Hatırlamaz mıyım? Ela gözlerine

uygun, haki renkli bir kazak. Gözlerimi

alamamıştım, sadece yakışıklı değil,

bir de zeki bakışlıydı. Erkeğin, zeki

bakışlısı makbüldür, tabii kadının da!

En çok nesinden etkilendiniz?

-Nasıl desem, bir asaleti vardı.

Yaklaşımı çok kibardı ve bir İstanbul

beyefendisi havasındaydı. “Üsküdar’a

gider iken, aldı da bir yağmur”

şarkısındaki kalem efendisi gibi...

Ne güzel anlattınız! Sonra ne oldu?

-Deliler gibi aşık olduk. Ben lise son

sınıftaydım, o benden 10 yaş büyüktü

ve çalışmaya başlamıştı bile. Dünya umurumuzda değildi.

Birbirine sırılsıklam âşık iki sevgiliydik. Sanki gözümüz

kör olmuş, başka kimseyi görmüyor. O yıllarda, yanında

bir erkekle görünmek, ölümüne susamak demekti.

Okuldan atılmaya kadar varırdı. Belki de çok çalışkan bir

öğrenci olduğum için, beni affettiler. Liseyi bitirip Teknik

Üniversite’ye başlayınca, bana dedi ki: “Devam edip, o güzel

gözlerinin nurunu, kitaplara akıtacaksın. Gel evlenelim

hep bana bak!” Ömrümüzün sonuna kadar hep birbirimize

bakacağımıza söz vererek evlendik. Ve 40 yıl evli kaldık...

40 YILLIK AŞK

40 yıl birlikte olacağınızı hiç düşünmüş müydünüz o

zamanlar...

-Ben “gerçek aşk”ını bulabilmiş nadir insanlardan biriyim.

Gerçek aşksa evet biliyorsun ve bir ömrü paylaşıyorsun. 40

yıl birlikte, çok mutlu bir yaşam sürdük, akıllı ve güzel üç

kızımız oldu. Onlara iyi bir eğitim vermek, vatana faydalı

insanlar olarak yetiştirmek için hiç durmadan çalıştık.

Birbirimizi de sevmekten hiç vazgeçmeden...

Birbirinize ne kadar düşkündünüz?

-Çoook.

Ben seni çok sevdim

Seher AYBEK...

Ben seni çok sevdim

Seher Aybek…

Türkiye’nin turizm elçisi gibi çalışan,

turizm yazarı…

tourismlifeinturkey.com

sitesinin yönetmeni...

70 yaşında… Ama inanılmaz enerjik, o

ülke senin, bu ülke benim dolaşıyor…

Fotoğraflar çekiyor, konuşur gibi sade

bir dille yazıyor.

Renkli, hayat dolu bir kadın.

Seyahat, onun tutkusu…

Ben, enerjisinden, yazdıklarından,

insanlar ve hayatla kurduğu ilişkiden

çok etkilendim.

Ve onu tanımak istedim.

Bakın altından nasıl bir

hikâye çıktı…

anma 22

Ayşe ARMAN

Eşinizin mesleği neydi?

-O aslında gazetecilik eğitimi almıştı ama yazdığı haberler

kesilip kuşa döndürülünce, kızıp gazeteci olmaktan vazgeçmişti.

Mercedes’in satış ve satın alma müdürlüğünü yürütüyordu.

Gayet iyi bir hayatımız oldu. Babası Muaalim Muslih Efendi,

Makedonyalı’ydı. Mübadelede Edremit’e Cumhuriyet hocası

olarak atanmış, eski Türkçe’den yeni Türkçe harflere geçişi

sağlamıştı. Atatürk’ün devrim hocalarından birinin oğlu olmak,

ona her zaman gurur verirdi. Eşim, kadınların kıymetini bilir,

kadınlara değer verir ve sayardı. Beni de sonradan üniversiteye

devam etmem için teşvik etti. Mutlu mesut yaşıyorduk, ta ki o

60 yaşına gelinceye kadar...

N’oldu eşiniz 60 olunca?

-Artık çocuklarımız büyümüş, eğitimlerini tamamlamış, iş

hayatına atılmış, evlenmiş, hatta torunlarımız bile olmuştu...

AKLIMA GELMEZDİ

E ne güzel...

-Dur dinle, tam birlikte el ele, dünyayı gezecektik ki...

Eşim bazı eşyalarını saklayıp bulamaz oldu. Cüzdanını

mesela, hatırlayamıyordu nereye koyduğunu. Önce pek

önemsemedim. Ama bu durum giderek artmaya başladı.

Sonraları arabayı ben kullanıyorum mesela, tuvalet molası

vermişiz bir benzincide, geri geliyorum,

yerinde yok, yollarda kaybolmaya başladı.

Önceleri benimle şakalaşıyor sandım. Öyle

aklı başında bir insandı ki konduramadım.

Alzheimer olacağı aklıma bile gelmedi!

Ah yapmayın!

-Öyle oldu evladım! Ben 8 yaşındayken,

babamı kanserden kaybettim. Musalla

taşında Allah’a, aileme, bir daha asla

böylesine azaplı bir hastalık vermesin diye

yalvardım. Çok çekti çünkü babam. Ben

tabii o zamanlar, acı, ağrı duymadan, bir

şey hissetmeden, sinsi sinsi insana gelen

Alzheimer denen bir hastalıktan haberdar

değildim.

SON GÖRÜŞÜM

Sonra n’oldu?

-Kızlarımdan biri New York’ta yaşıyordu, doğum için beni

yanına çağırdı. 15 gün kaldım. Döndüğümde ilk işim hemen

hastaneye, ona gitmek oldu. Gittim oturdum yanına, ellerini

tuttum, ellerini öptüm. Yine tanımaz gözlerle baktı bana.

Kızımızı anlattım. Sonra ben de sustum, uzunca bir süre. Sonra

onu tekrar öptüm, eve gitmek üzere veda ettim. Tam kapıdan

çıkıyordum ki bir ses, “Seher, ben seni çok sevdim!” dedi. Hâlâ

kulaklarımda çınlar o cümlesi. Aylarca, yıllarca konuşmayan

adam, birden bire, benim bildiğim, sevdiğim kocam olmuştu.

Ama kafamı çevirip ona baktığımda ve yanına gittiğimde yine

hatırlamıyordu beni. Olsun söyledi ya, o bana yeter! Bu, onu

son görüşüm oldu...

Yapmayın!

-Evet, ertesi günü vefat etti. İnanıyorum ki, benim geri gelmemi

bekledi, benimle vedalaştı, son cümlesini söyledi... Ertesi gün

de gitti...

Mahvettiniz beni!

-Mahvolma, hayat bu! O günden beri durmadan, gezip

yazıyorum. Farklı ülkelere gidiyorum. Ama her gittiğim yerde,

gece olunca penceremin önüne mutlaka bir kuş gelir. O beni

hiç yalnız bırakmadı... Eminim ki onun ruhudur...


PERA PALAS’TA ZAMAN YOLCULUĞU

Pera’nın Zamanı

Pera Palace Hotel Jumeirah; Selen Örcan, Yaman Ömer

Kumbaracı50 sahnesi ile birlikte

Erzurumlu’nun kaleme aldığı

odalarının, balo salonunun ve Altıdan Sonra Tiyatro’nun

ve genel alanlarının bir sahne yürütücülüğünü yaptığı

olarak kullandığı interaktif bir tiyatro

“Pera’nın Zamanı” oyunu Pera

oyunuyla sanat severlere Palace’ın Agatha Christie, Gre-

farklı bir deneyim sunuyor. ta Garbo, Ernest Hemingway

Yaman Ömer Erzurumlu’nun ve Franz Joseph gibi ikonik

yönettiği, Gülhan Kadim, misafirlerinin adlarını taşıyan

Seda Özen Yürük, Selin Girit, odalarında ve bugüne kadar

ilk Cumhuriyet Balosu gibi pek

çok özel etkinliğe ev sahipliği

yapmış Grand Pera Balo

Salonu’nda geçiyor. Tiyatro severlerin

farklı öyküleri izlerken

otelde bir zaman yolculuğunu

da deneyimleyeceği oyun

Ekim 2016’dan beri seyirciyle

buluşmaya devam ediyor.

Mart ayı biletleri tamamen

tükenen oyunun, Nisan ayı biletleri

için acele etmeniz gerekebilir.

KÜNYE

Yazanlar: Gülhan Kadim, Seda Özen Yürük,

Selen Örcan, Selin Girit, Yaman Ömer Erzurumlu

Yöneten: Yaman Ömer Erzurumlu

Oynayanlar: Aslı Can Kortan, Cenk Hakan Köksal,

Erkan Kortan, Hakan Emre Ünal, İhsan Dehmen,

Merve Öztoprak Kantarcı, Özer Arslan, Seyfi Erol, Sinan Arslan

Yardımcı Roller: Doğa Uğurel/Hazal Şahin,

Eyüp Çelik, Güray Doğru, Ozan Talay

Kostüm Tasarımı: Seda Özen Yürük

‹şitsel Tasarım: Onur Kahraman

Teknik Tasarım: İhsan Dehmen

Fotograflar: Yücel Kurşun

Afiş Tasarım: Muzaffer Malkoç

şarkılar / Söz ve Beste: Burçak Çöllü

Proje Koordinatörleri: Can Erol, Gülhan Kadim

More magazines by this user
Similar magazines