KOAH Bülteni 2012 Sayı 2
PDF'lerinizi Online dergiye dönüştürün ve gelirlerinizi artırın!
SEO uyumlu Online dergiler, güçlü geri bağlantılar ve multimedya içerikleri ile görünürlüğünüzü ve gelirlerinizi artırın.
<strong>KOAH</strong> BÜLTENİ<br />
ISSN: 1308-6723<br />
SAYI: 2<br />
www.solunum.org.tr<br />
• <strong>KOAH</strong>’ta Akut Solunum<br />
Yetmezliği ve Noninvazif<br />
Mekanik Ventilasyon<br />
• <strong>KOAH</strong>’ta Pulmoner<br />
Hipertansiyon<br />
• Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı<br />
ve Küçük Hava Yolları<br />
• Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı<br />
ve Uyku Bozuklukları<br />
• <strong>KOAH</strong>’ta Bronşektazi<br />
• Literatür Özetleri<br />
Editörler: Hakan Günen | Mukadder Çalıkoğlu<br />
<strong>KOAH</strong> BÜLTENİ <strong>2012</strong> (2)
derleme<br />
<strong>KOAH</strong>’ta Akut Solunum<br />
Yetmezliği ve Noninvazif<br />
Mekanik Ventilasyon<br />
Doç. Dr. Filiz Koşar<br />
Yedikule Göğüs Hastalıkları<br />
ve Göğüs Cerrahisi Eğitim<br />
ve Araştırma Hastanesi<br />
<strong>KOAH</strong>’ta akut solunum yetmezliğinin başlangıcı genellikle<br />
klinik durumda ciddi bir kötüleşme şeklinde ortaya çıkar ki<br />
bu durum acil ve/veya yoğun bakım ünitesi başvurusunun<br />
esas sebebidir. <strong>KOAH</strong>’ta akut solunum yetmezliği gelişmesini<br />
takiben hem hastane yatışı sırasında hem de taburculuktan<br />
sonra prognoz kötüdür ve mortalite oldukça yüksektir.<br />
Mekanik ventilasyon ister noninvazif ister invazif yöntemle<br />
yapılsın <strong>KOAH</strong> atağında akut solunum yetmezliğinin<br />
tedavisinde hayat kurtarıcı bir tedavi yöntemidir. Ancak<br />
mekanik ventilasyonun uygulanması ile birlikte ciddi mortalite<br />
ve morbidite sorunları da ortaya çıkar. Solunum yetmezliği<br />
mevcut olan bir hastada geleneksel bir metod olarak<br />
kabul edilmiş olan ve uygulanmakta olan entübasyon<br />
ve mekanik ventilasyon yanında noninvazif mekanik ven-<br />
2
tilasyon (NIMV) da bir tedavi yöntemi olarak<br />
özellikle 1990’lı yıllardan bu yana giderek artan<br />
biçimde kullanılmaya başlanmıştır. <strong>KOAH</strong><br />
atağına ait çalışmalarda mekanik ventilasyon<br />
gereksinimi oldukça değişken oranlarda bildirilmektedir.<br />
ABD’de yapılmış olan 42 yoğun bakım<br />
ünitesinin katıldığı çok merkezli bir kohort<br />
çalışmasında mekanik ventilasyon uygulanma<br />
sıklığı %42 olarak bulunmuştur. NIMV’nin akut<br />
solunum yetmezliklerindeki kullanımını hastalıkların<br />
kanıt derecelerine göre ayırdığımızda<br />
en kuvvetli delilleri olan hastalık <strong>KOAH</strong> akut<br />
atağıdır (Tablo 1).<br />
<strong>KOAH</strong> atağı sonrası gelişen akut hiperkapnik<br />
solunum yetmezliğinde noninvazif pozitif<br />
basınçlı ventilasyon (NIPPV) seçilmesi gereken<br />
ilk tedavi yöntemi olmalıdır.<br />
<strong>KOAH</strong> akut atağında solunum yetmezliğinin<br />
patofizyolojik mekanizması açısından bakıldığında;<br />
• Solunum kaslarında görülen işlev bozuklukları<br />
• Akciğerde hiperinflasyon, oto-PEEP oluşumu<br />
• Solunum için harcanan iş yükünün artması<br />
• Hava yolu direncinin artması, rezistans ve<br />
elastans değişiklikleri<br />
• Hipokseminin ortaya çıkması veya varolan<br />
hipokseminin şiddetlenmesi<br />
• Solunum drive’ının şiddetlenmesi<br />
• Ventilasyon azalması, ventilasyon perfüzyon<br />
oranının daha fazla bozulması şeklinde<br />
özetlenebilir.<br />
NIMV uygulanması ile hedef, solunum kaslarının<br />
iş yükünü azaltmak, inspiratuar kas yorgunluğunu<br />
ortadan kaldırmak, oto-PEEP’i yenmek<br />
ve sonuçta alveolar ventilasyonu artırmaktır.<br />
NIMV uygulaması ile solunum sayısı azalır, tidal<br />
volüm artar, CO 2<br />
eliminasyonu ve pH stabilizasyonu<br />
sağlanarak hastanın hipoventilasyona<br />
sebep olmaksızın daha yüksek FIO 2<br />
değerlerini<br />
tolere edebilmesi sağlanmış olur.<br />
Metaanalizlerde toplanıp özetlenmiş olan<br />
randomize kontrollü çalışmalar standart medikal<br />
tedaviye eklenen NIPPV’nin entübasyon riskini<br />
ciddi şekilde azalttığını göstermektedir. Bu<br />
aynı zamanda hastanede kalış süresi ve maliyet<br />
Tablo 1: NIMV’nin hastalıklara göre kullanımı<br />
NIMV kullanımı için kanıt düzeyi<br />
Yüksek (Çok sayıda kontrollü çalışma)<br />
Orta (Az sayıda kontrollü çalışma, birçok<br />
vaka bildirimi)<br />
Düşük veya tavsiye edilmez<br />
• Akut solunum yetmezliğinde NIMV<br />
endikasyonları<br />
• <strong>KOAH</strong> akut atak<br />
• Akut kardiyojenik pulmoner ödem<br />
• İmmun suprese hastalarda görülen akut<br />
solunum yetmezliği<br />
• <strong>KOAH</strong>’lı hastalarda weaning<br />
• Postoperatif solunum yetmezliği<br />
• Ekstübasyon başarısızlığının önlenmesi<br />
• Entübe edilmesi uygun olmayan hastalar<br />
• ARDS<br />
• Travma<br />
• Kistik fibrozis<br />
3
derleme<br />
azalması, invazif mekanik ventilasyon komplikasyonlarının<br />
önlenmesi (pnömoni, sinüzit,<br />
trakeal stenoz gibi), sedasyona sıklıkla gerek olmaması,<br />
hasta konforunun dahi iyi, anksiyetenin<br />
daha az olması, hastanın iletişiminin devam<br />
etmesi, beslenmesini devam ettirebilmesi, sekresyonlarını<br />
çıkarabilmesi gibi üstünlükleri de<br />
beraberinde getirir.<br />
NIPPV’nin <strong>KOAH</strong> atağı ile birlikte ortaya<br />
çıkan solunum yetmezliğinde etkinlik ve üstünlüğü<br />
gösterilmiş olmakla birlikte başarısı da birtakım<br />
faktörlere bağlı olarak değişir. Başarının<br />
en önemli belirleyicisi hiperkapni ve asidozun<br />
derecesidir. Arteriyel pH hem akut solunum<br />
yetmezliğinin ciddiyetinin hem de NIMV’nin<br />
başarısının en önemli göstergesidir. Hafif ataklara<br />
bağlı solunum yetmezliğinde (pH > 7.35)<br />
NIMV’nin yararı kısıtlıdır ve hastalar tarafından<br />
tolerasyonu da çok iyi değildir. Tersine ciddi<br />
atak ve solunum yetmezliğinde (pH < 7.25)<br />
NIMV’nin başarısızlık ve yetersizliği pH’nın<br />
düzeyi ile ters orantılıdır. Yani pH düştükçe<br />
NIMV’nin başarı olasılığı azalır ancak yine de<br />
tam bir sınır değer mevcut değildir. Makul olan<br />
pH < 7.2 ise NIMV’nin başarı beklentisinin düşük<br />
olacağıdır. Yine de pH sadece karar vermede<br />
tek belirleyici parametre olmamalıdır, hastanın<br />
komorbid durumları, şuur durumu gibi diğer<br />
faktörler de önemlidir. Ancak burada bir noktayı<br />
dikkatle vurgulamak gerekir ki akut hiperkapnik<br />
solunum yetmezliğinde şuur bulanıklığının<br />
mevcudiyeti NIMV açısından bir kontrendikasyon<br />
olarak alınmamalıdır. Çünkü bu durumda<br />
şuur bulanıklığının nedeni hiperkarbi mevcudiyeti<br />
olduğundan başlangıçta hastanın sıkı ve<br />
yakın takibi ile NIMV uygulaması başarı şansını<br />
artırabilir ve endotrakeal entübasyon gerekliliğini<br />
ortadan kaldırabilir. Bazı durumlarda hasta<br />
çok sınırdaysa ve NIMV uygulaması sırasında<br />
hasta yakından takip edilemeyecekse ya da acil<br />
entübasyon gerekliliğinde bu mümkün olamayacaksa<br />
o zaman hasta vakit kaybetmeden entübe<br />
edilmelidir. Tersine hasta terminal dönemdeyse<br />
ve entübe edilmeyecek bir pozisyondaysa o zaman<br />
NIMV tercih edilmesi gereken bir tedavi<br />
yöntemi olarak algılanmalıdır.<br />
NIMV’nin başarı ya da başarısızlığını belirleyen<br />
faktörler; hastanın pH değeri, Glasgow<br />
koma skoru, APACHE II skoru, SDS’ı, ilk 1-2<br />
saat içindeki NIMV başarısı, uygulanan NIMV<br />
protokolü ve uygulayan ekibin bu konudaki<br />
deneyimi olarak sayılabilir (Tablo 2). Ancak<br />
NIMV uygulanacak hastalarda kontrendikasyon<br />
teşkil edecek faktörlerin mevcudiyeti göz ardı<br />
edilmemelidir (Tablo 3).<br />
Toplum kökenli pnömoni zemininde gelişen<br />
akut hipoksemik solunum yetmezliğinde<br />
sonuçlar çok ümit verici olmamakla birlikte<br />
Tablo 2: NIMV kullanımında başarının belirleyicileri<br />
Genç yaş<br />
APACHE skorunun düşük olması<br />
Koopere olabilen, nörolojik durumu ve skorları iyi olan hasta<br />
Hava kaçağı olmayan ve dişleri intakt olan hasta<br />
Orta derecede hiperkarbi (45 mmHg 7.10, pH < 7.35)<br />
İlk iki saatte gaz değişiminde, kalp ve solunum dakika sayısında düzelme<br />
4
Tablo 3: NIMV kullanımının kontrendikasyonları<br />
Kardiyak veya solunum arresti<br />
Solunum dışı organ yetmezliği<br />
Ciddi ansefalopati (GKS < 10)<br />
Ciddi üst GİS kanaması<br />
Hemodinamik instabilite veya kardiyak aritmi<br />
Yüz cerrahisi, nörolojik cerrahi, travma, deformite<br />
Üst hava yolu obstrüksiyonu<br />
Hava yolunu koruyamayan ve koopere olamayan hasta<br />
Sekresyonlarını temizlemede zorluk<br />
Aspirasyon riskinin yüksek olması<br />
<strong>KOAH</strong> ve pnömoni ile birlikte olan hastalarda<br />
NIMV’nin entübasyon oranını azalttığını, yoğun<br />
bakım ve hastanede kalış süresini kısalttığını<br />
gösteren çalışmalar mevcuttur.<br />
<strong>KOAH</strong> akut atağının nedeni pnömoni olan<br />
olgularda NIMV güvenle kullanılabilir.<br />
<strong>KOAH</strong>’ta postoperatif dönemde PaCO 2<br />
><br />
50 mmHg, PaO 2<br />
< 60 mmHg ve taşipne, yardımcı<br />
solunum kası kullanımı, paradoks solunum<br />
gibi solunum kas yorgunluğunun mevcut<br />
olduğu olgularda NIMV başarı ile kullanılabilir.<br />
Ancak boyun, özofagus ve üst hava yolu cerrahisi<br />
uygulanan hasta grubu bu grubun dışında<br />
tutulmalıdır.<br />
NIMV <strong>KOAH</strong>’lı hastalarda ekstübasyon<br />
sonrası solunum yetmezliği açık bir biçimde<br />
ortaya çıkmadan önce uygulanırsa entübasyon<br />
oranları ve yoğun bakım mortalitesi azalmaktadır.<br />
<strong>KOAH</strong>’a bağlı solunum yetmezliği ve uzamış<br />
mekanik ventilasyon sonrası weaning oldukça<br />
sıkıntı yaratan zor bir süreçtir. Bu bağlamda<br />
NIMV bir protokol dahilinde weaning stratejisi<br />
şeklinde uygulandığı zaman weaning sürecini<br />
hızlandırdığı ve kolaylaştırdığı ispatlanmıştır,<br />
özellikle T-tüp denemesinde başarısız hastalarda<br />
NIMV kullanılmaksızın uygulanan standart<br />
weaning protokolleri ile NIMV uygulanan weaning<br />
protokolleri kıyaslandığında infeksiyöz<br />
komplikasyonların oranı, yoğun bakımda kalış<br />
süresi ve kısa süreli mortalite azalmaktadır.<br />
Kullanım ve uygulama tekniği genelde<br />
tüm hastalarda kullanıldığı şekliyle benzerlik<br />
gösterir. Mekanik ventilasyon desteğine karar<br />
verildikten sonra uygulamaya mümkün olduğu<br />
kadar gecikmeksizin başlanmalıdır, çünkü gecikme<br />
başarısızlık olasılığını artırır. Ventilatör<br />
seçimi ünitedeki mevcut olanaklar ve doktor<br />
tercihine göre değişebilir. Standart bir invazif<br />
mekanik ventilatör ile uygulanabileceği gibi<br />
portabl ve yalnız NIMV için dizayn edilmiş<br />
bir ventilatör ile de uygulanabilir. Kullanılacak<br />
maske veya arayüz seçimi çeşitli alternatifler<br />
mevcuttur: Yüz maskesi, burun maskesi, burun<br />
tıkacı vs gibi. Bu farklı alternatiflerin karşılaştırıldığı<br />
çalışmalarda genellikle <strong>KOAH</strong> akut<br />
atakta ve hiperkapni mevcudiyetinde yapılan<br />
randomize çalışmalarda yüz maskesi genellikle<br />
en iyi fizyolojik düzelmeyi sağlayan ama nazal<br />
maske de en iyi tolere edilen alternatifler olarak<br />
çıkmışlardır. Nazal maske uygulaması ile başlanan<br />
hastalarda özellikle tedavinin başında ağız<br />
yoluyla olan kaçak nedeniyle yeterli fizyolojik<br />
5
derleme<br />
düzelme olmadığı için yüz maskesine geçmek<br />
gerekmiştir. Genellikle akut solunum yetmezliğinde<br />
olan hastalar ağız yoluyla solunum yaparlar<br />
ve bu nedenle burun maskesi kullanılması<br />
durumunda ağızdan kaçak olması ihtimali<br />
mevcuttur ve bu durum klinik gidişi kötüleştirir.<br />
Burun pasajı hava akımına direnç gösterdiği<br />
için bu direnci oluşturmayacak düşük basınç<br />
kullanılması durumunda da NIMV’nin faydalı<br />
etkileri ortaya çıkamayabilir. Ancak yüz maskesinde<br />
de aspirasyon olasılığı kontrol edilemez.<br />
Helmet maske ise daha yakın zamanda başarı<br />
açısından önemli olan hasta toleransını artırmak<br />
için düzenlenmiş yeni bir arayüzdür ki bu<br />
maske ile hasta konuşabilir, okuyabilir, hatta bir<br />
delikten sıvı alabilir, aynı zamanda deri nekrozu,<br />
gastrik distansiyon ve göz iritasyonu gibi<br />
yan etki olasılığı minimaldir. Ancak, Helmet<br />
maske ile de CO 2<br />
retansiyonu, işitme kaybına<br />
neden olabilecek düzeyde gürültü, daha fazla<br />
hasta – ventilatör uyumsuzluğu ve inspirium<br />
eforunda daha az düzelme ortaya çıkar. Hangi<br />
maske kullanılırsa kullanılsın nemlendirmenin<br />
kullanılması hasta konforunu artırır.<br />
NIMV, invazif mekanik ventilasyon ile aynı<br />
modlarda uygulanabildiği gibi bazı modlar daha<br />
sıklıkla kullanılmaktadır;<br />
• AC (asist kontrol), klinisyenler tarafından<br />
en çok tercih edilen minimal dakika ventilasyonu<br />
garanti eden moddur.<br />
• PSV (pressure support ventilasyon) de klinisyenlerin<br />
çok tercih ettiği, hasta konforunu<br />
ve sinkroniyi maksimal sağlayan bir<br />
moddur.<br />
• CPAP; kardiyojenik pulmoner ödeme sekonder<br />
gelişen akut solunum yetmezliğinde<br />
sıklıkla kullanılmaktadır.<br />
• BİPAP: Hem inspiriumda (IPAP) hem<br />
ekspiriumda (EPAP) basınç sağlayan bir<br />
moddur.<br />
• PAV: İnspiriumda oluşturacağı basıncı<br />
hastanın eforuna göre belirler. Hasta tarafından<br />
oluşturulan volüm ve akıma göre<br />
belirlenir. PAV hasta ve ventilatör devresi<br />
arasında otomatik bir senkroni sağlar.<br />
CMV (kontrollü mekanik ventilasyon),<br />
IMV (aralıklı zorunlu ventilasyon), SSIMV<br />
(senkronize aralıklı zorunlu ventilasyon), PCV<br />
(basınç kontrollü ventilasyon) modları NIMV<br />
sırasında nadiren kullanılan modlardır.<br />
Uygulama yeri seçimine karar verirken<br />
NIMV’yi invazif mekanik ventilasyondan ayıran<br />
en önemli noktalardan birinin acil servis<br />
veya normal servislerde hatta ambulansta dahi<br />
kullanılabilir olması akılda tutulmalıdır. Ancak<br />
yeterli ve etkin bir uygulama için deneyimli bir<br />
ekip gerekir. Bu ekibin NIMV’nin yetersiz kaldığı<br />
durumlarda invazif mekanik ventilasyona<br />
geçiş kararı vermek için etkili bir monitörizasyon<br />
olanağına sahip olması gerekir. Özellikle ilk<br />
4 saatte doktor, bu konuda deneyimli hemşire<br />
veya fizyoterapistin yakın gözetimi altında hasta<br />
izlenmelidir. Ciddi hiperkapni (PaCO 2<br />
> 80-90<br />
mmHg) ve asidozu (pH < 7.20) bulunan hastaların<br />
yoğun bakımda izlenmesi daha uygun ve<br />
güvenlidir.<br />
Ventilatör ayarları<br />
• Başlangıç ayarları<br />
– EPAP: 4-5 cm H 2<br />
O<br />
– IPAP: 8-12 cm H 2<br />
O<br />
– Aradaki fark PS: 7-16 cm H 2<br />
O<br />
• Ayar değişikliği<br />
– EPAP birer birer (SpO 2<br />
’ye göre)<br />
– IPAP ikişer ikişer (TV ve PaCO 2<br />
’ye<br />
göre)<br />
• Konfor için:<br />
– Rise time: 0.1 sn<br />
– İnspirium zamanı:
zülmesi açısından yakından gözlenmelidir.<br />
Eğer ilk 1.5 – 2 saat içinde pH ve PaCO 2<br />
düzeliyor<br />
ise bu başarının göstergesi demektir. Tersine<br />
bu zaman süreci içinde hastada bir düzelme<br />
olmuyor ya da klinik bozuluyor ise bu NIMV<br />
başarısızlığı olarak yorumlanmalı ve entübasyon<br />
düşünülmelidir. Ensefalopati veya ajitasyon<br />
ortaya çıkması, sekresyonları temizlemede<br />
yetersizlik, maskelerden herhangi birini tolere<br />
edememe hemodinamik instabilite veya oksijenasyonda<br />
bozulma yine başarısızlığın göstergeleridir.<br />
NIMV’den ayırma yani weaning pozitif<br />
hava yolu basıncının tedrici olarak azaltılması<br />
veya hastanın daha uzun sürelerde NIMV desteğinden<br />
uzaklaştırılması veya her ikisinin kombinasyonu<br />
biçiminde uygulanabilir.<br />
Medikal tedaviye rağmen ilk bir-iki saatte<br />
gaz alış verişinde bozulma, kalp ve solunum<br />
durması, ciddi solunumsal distress belirtilerinin<br />
ortaya çıkması (taşipne, burun kanadı solunumu,<br />
aksesuar kas kullanımı, pulsus paradoksus,<br />
diaforez ve şuur durumunda bozulma) entübasyon<br />
kararının verilmesinde önemlidir.<br />
7
derleme<br />
<strong>KOAH</strong>’ta Pulmoner<br />
Hipertansiyon<br />
Doç. Dr. İsmail Hanta<br />
Çukurova Üniversitesi,<br />
Göğüs Hastalıkları<br />
Anabilim Dalı<br />
Kronik obstrüktif akciğer hastalığı (<strong>KOAH</strong>), giderek artan<br />
sıklığı ve ölüm oranları ile tüm dünyada önemli bir hastalık<br />
olarak dikkati çekmektedir. Pulmoner Hipertansiyon (PH),<br />
özellikle <strong>KOAH</strong>’ın ileri evrelerinde ortaya çıkan önemli bir<br />
komplikasyondur. PH, ortalama pulmoner arter basıncının<br />
(mPAP) ≥25 mmHg olması olarak tanımlanmaktadır. Günümüzde<br />
PH 5 ayrı grupta sınıflandırılmakta olup <strong>KOAH</strong><br />
ilişkili PH, grup-3 dediğimiz kronik akciğer hastalığı ve/veya<br />
hipoksi ile ilişkili PH grubunda yer almaktadır. <strong>KOAH</strong>’a<br />
PH’nın eşlik ettiği durumlarda yaşam süresinde azalma, sık<br />
8
hastaneye yatış ve alevlenmelerin daha fazla olduğu<br />
uzun zamandır bilinmektedir. Bu nedenle<br />
<strong>KOAH</strong>’lı hastalarda PH varlığını araştırmak ve<br />
yönetimini yapmak son derece önemlidir.<br />
<strong>KOAH</strong>’ta PH sıklığı ile ilgili bilgiler, kesin<br />
tanının invazif bir işlem olan sağ kalp kateterizasyonu<br />
ile konması nedeniyle etik sorunlara<br />
sahip olduğundan net değildir. Veriler genellikle<br />
hastane tabanlı olup, akciğer transplantasyonu<br />
ya da akciğer volüm azaltıcı cerrahi uygulanacak<br />
hastalarda PH kesin tanısını ortaya koymak<br />
için yapılan sağ kalp kateterizasyonu sonuçlarına<br />
dayanmaktadır. Buna göre <strong>KOAH</strong>’ta PH<br />
sıklığı için %20-90 arası veriler mevcuttur. Bu<br />
çalışmaların bazılarında PH tanısı için mPAP<br />
≥20 mmHg alındığı görülmektedir. Yine bu<br />
çalışmalarda <strong>KOAH</strong>’ta gelişen PH’nın genellikle<br />
hafif-orta düzeyde olduğu, çok az (yaklaşık<br />
%4) <strong>KOAH</strong>’lı hastada ağır (orantısız) PH olduğu<br />
ortaya konmuştur. Bir çalışmada ağır PH’sı<br />
olan <strong>KOAH</strong>’lı hastalarda yapılan ayrıntılı incelemelerde,<br />
mPAP’ı yükseltebilecek uyku apne<br />
sendromu, kronik tromboembolik pulmoner<br />
hipertansiyon gibi ek hastalıkların varlığı gösterilmiştir.<br />
Yine yakın zamanlı çalışmalarda bu<br />
grubun yaşam süresinin hafif-orta PH’sı olan<br />
<strong>KOAH</strong>’lı hastalardan daha da az olduğu gösterilmiştir.<br />
Hafif-orta <strong>KOAH</strong>-PH’sı olan hastalar,<br />
ağır PH’sı olan hastalarla karşılaştırıldığında<br />
hipoksemi varlığı ve düşük difüzyon kapasitesi<br />
daha belirgin iken FEV 1<br />
değerinin bu grupta<br />
daha iyi olduğu görülmüştür. Bu durum, KO-<br />
AH’ın progresyonundan çok ek pulmoner vasküler<br />
hastalık varlığı ile ilişkilendirilmiştir.<br />
Ortalama pulmoner arter basıncını belirleyen<br />
faktörler temel olarak kardiyak output<br />
(CO), pulmoner kapiller uç basıncı (PCWP) ve<br />
pulmoner vasküler rezistanstır (PVR) ve şu şekilde<br />
formülize edilebilir.<br />
mPAP= (CO+PCWP) x PVR<br />
İzole <strong>KOAH</strong>’lı olgularda genellikle dinamik<br />
hiperinflasyona veya egzersize bağlı geçici<br />
CO ve PCWP’ta yükselmeler olduğu ama<br />
mPAP’de anlamlı kalıcı yükselmeye yol açmadığı<br />
bilinmektedir. Bu durumda mPAP’ı temel<br />
olarak PVR artışı belirler bu nedenle <strong>KOAH</strong>’taki<br />
PH prekapiller tiptedir. <strong>KOAH</strong>’ta PVR’yi artıran<br />
nedenler Tablo 1’de sunulmuştur.<br />
<strong>KOAH</strong>’ta PVR’yi artıran en önemli neden<br />
alveolar hipoksidir. Akut etkisi ile direkt pulmoner<br />
vazokonstrüksiyona, kronik etkileri ile<br />
de pulmoner damarlarda yeniden yapılanmaya<br />
neden olduğu bilinmektedir. Yine de bugün için<br />
<strong>KOAH</strong>-PH gelişiminde genetik olarak duyarlı<br />
kişilerde alveolar hipoksi yanında pulmoner damar<br />
duvarındaki başta sigara dumanının neden<br />
olduğu inflamasyon ve ilişkili endotel disfonksiyonunun<br />
da etkili olduğu kabul edilmektedir.<br />
Klinik olarak <strong>KOAH</strong>’lı hastada PH varlığından<br />
şüphelenmek kolay değildir. PH’nın en<br />
önemli semptomu olan nefes darlığı zaten KO-<br />
AH’ın kardinal bulgusudur. Fizik incelemede<br />
periferik ödem varlığı da her zaman sağ kalp<br />
yetmezliğini göstermemektedir. Özellikle ağır<br />
PH’nın eklendiği <strong>KOAH</strong>’lı olgularda, <strong>KOAH</strong><br />
ile açıklanamayan ciddi egzersiz dispnesi varlığı<br />
uyarıcı olmalıdır. Daha düşük 6 dakika yürüme<br />
testi varlığı, kardiyopulmoner egzersiz testlerinde<br />
daha düşük maksimal yük elde etmek gibi diğer<br />
bazı bulgular da şüphe uyandırmalıdır. EKG<br />
düşük sensitivitesi, BNP ise <strong>KOAH</strong>’lı olgularda<br />
bile yüksek değerler göstermesi nedeniyle tanı<br />
için yeterli değildir.<br />
PH’yı ortaya koymak için ilk başvurulacak<br />
yöntem ekokardiyografik (EKO) incelemedir.<br />
Genellikle triküspid regürjitan jet akımından<br />
hesaplanan sPAP≥35 mmHg olması PH olasılığını<br />
ortaya koymaktadır. EKO çok önemli bir<br />
non-invazif tanı aracı olmakla beraber yapılan<br />
çalışmalarda kesin tanıyı veren sağ kalp kataterizasyonu<br />
(SKK) ile sonuçlarının neredeyse<br />
yarısında hatalı ölçümler olabileceği gösteril-<br />
9
derleme<br />
Tablo: <strong>KOAH</strong>’ta PVR’yi artıran faktörler<br />
Anatomik faktörler<br />
(pulmoner vasküler yatağın tıkanması,<br />
harabiyeti)<br />
Tromboembolik lezyonlar<br />
Fibrozis<br />
Amfizem<br />
Fonksiyonel faktörler<br />
Alveolar hipoksi (akut-kronik)<br />
Asidoz, hiperkapni<br />
Hiperviskosite (polisitemi)<br />
Hipervolemi (polisitemi)<br />
Mekanik faktörler (alveol damarlarının<br />
kompresyonu)<br />
miştir. Yine <strong>KOAH</strong>’ta var olan hiperinflasyona<br />
bağlı olarak kaliteli ölçüm yapabilmek mümkün<br />
olmayabilir. Tüm PH olgularında olduğu gibi<br />
kesin tanı SKK’dır. Kılavuzlar, <strong>KOAH</strong>-PH tanısında<br />
SKK uygulaması için;<br />
1. Akciğer transplantasyonu ya da akciğer volüm<br />
azaltıcı cerrahi uygulaması planlanan<br />
hastalarda kesin PH tanısı için,<br />
2. Klinik çalışma dahilinde spesifik pulmoner<br />
vazodilatatör ilaç kullanımı düşünülen olgularda<br />
kesin PH tanısı için,<br />
3. Sık atağı olan ve hastaneye yatan <strong>KOAH</strong>’lı<br />
hastalarda EKO ile yetersiz inceleme sonucu<br />
elde edildiğinde SKK’nın düşünülmesi<br />
gerekliliği vurgulanmaktadır.<br />
Kesin tanı konan <strong>KOAH</strong>-PH varlığında<br />
tedavi seçenekleri kısıtlıdır. En önemli girişimlerden<br />
birisi mevcut <strong>KOAH</strong>’ın doğru bir şekilde<br />
tedavi edilmesidir. Bir diğer önemli nokta, bu<br />
hastalarda var olan hipoksemiyi ortadan kaldırmak<br />
için uzun süreli oksijen tedavisi uygulamasıdır.<br />
Uzun yıllar önce, hipoksemik <strong>KOAH</strong>’lı<br />
hastalarda uygulanan uzun süreli oksijen tedavisinin<br />
yaşam süresini artıran en önemli girişim<br />
olduğu, yüksek pulmoner arter basınçlarının bu<br />
hastalarda stabil kaldığı hatta düştüğü gösterilmiştir.<br />
Pulmoner arter basınç yüksekliğine neden<br />
olan ek hastalık varlığında tedavisinin yapılması<br />
da bir başka girişim olacaktır. Son yıllarda<br />
sayısı giderek artan ve özellikle grup-1 PAH için<br />
önerilen spesifik pulmoner vazodilatör ilaçların<br />
<strong>KOAH</strong> ilişkili PH’da kullanımı mevcut kılavuzlar<br />
tarafından önerilmemektedir. Yalnızca <strong>KOAH</strong>’a<br />
eşlik eden ağır PH’lı olgularda deneyimli merkezlerde,<br />
klinik çalışmalar eşliğinde kullanılabileceği<br />
öne sürülmektedir. Cerrahi olarak; akciğer<br />
volüm azaltıcı cerrahi özellikle hafif-orta PH’lı<br />
<strong>KOAH</strong>’ta faydalı olabileceği, ağır PH’nın eşlik<br />
ettiği <strong>KOAH</strong>’ta ise vasküler yatak kaybına neden<br />
olması nedeni ile önerilmemektedir. Bu olgularda<br />
tek girişim akciğer transplantasyonudur.<br />
Sonuç olarak <strong>KOAH</strong>’ta PH, hafif-orta<br />
düzeyde, genellikle ileri evrelerde karşılaşılan<br />
önemli bir komplikasyondur. <strong>KOAH</strong>’la açıklanamayan<br />
ciddi egzersiz dispnesi ve hipoksemik<br />
olgular PH varlığı için özellikle uyarıcı olmalıdır.<br />
<strong>KOAH</strong>’a PH eşlik etmesi durumunda yaşam<br />
süresindeki azalmanın daha da belirgin olması<br />
nedeni ile doğru <strong>KOAH</strong> tedavisi, oksijen<br />
desteği son derece önemli olup ağır olgularda<br />
tedavi seçeneklerinin bir an önce ortaya konması<br />
önemlidir.<br />
10
derleme<br />
Kronik Obstrüktif Akciğer<br />
Hastalığı ve Küçük<br />
Hava Yolları<br />
Pervin Korkmaz Ekren,<br />
Alev Gürgün<br />
Ege Üniversitesi Göğüs<br />
Hastalıkları AD, Bornova<br />
Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı (<strong>KOAH</strong>), tüm dünyada<br />
mortalitesi artan en önemli sağlık sorunlarından biridir. Mortalitesi<br />
artarken, son yıllarda morbidite veya hastalık yükünü<br />
değerlendirmede kullanılan; erken ölümler ve sakatlık nedeni<br />
ile kaybedilen yıllar olarak tanımlanan “DALY” (Disability Adjusted<br />
Life Years) sıralamasında 2030 yılında 7. sıraya yükseleceği<br />
öngörülmektedir (1). Toksik gaz ve partiküller, özellikle de<br />
sigara içimi akciğerlerde inflamatuar süreci başlatır, kişi sigara<br />
içmeyi bıraksa dahi yıllarca bu inflamatuar süreç devam eder.<br />
Kalıcı inflamasyon, tekrarlayan doku hasarlanması sonucu pa-<br />
12
tolojik değişikliklerin ortaya çıkmasına neden olur.<br />
Mukus artışı ve hava yolu epitelindeki squamöz<br />
metaplazi, bronşiyal müköz bezlerde genişleme,<br />
küçük iletici hava yollarında obstrüksiyon ve amfizem<br />
sonucu gaz değişim alanlarındaki destrüksiyon,<br />
<strong>KOAH</strong>’taki hava yolu obstrüksiyonundan sorumlu<br />
temel mekanizmalar olarak bildirilmiştir (2).<br />
Anatomik olarak küçük hava yolları; çapı
derleme<br />
volümün TAK’a oranı, zorlu vital kapasite (FVC)<br />
ile ters yönde koreledir. Bu nedenle akciğer volüm<br />
ölçümlerinin yapılamadığı durumlarda, FVC hava<br />
hapsinin önemli bir ölçüm yöntemi olarak kabul<br />
edilebilir (6). Küçük hava yolu obstrüksiyonunda<br />
en çok kullanılan spirometrik ölçümlerden birisi<br />
de, FVC’nin %25-75’indeki akım hızı olan FEF 25-75%<br />
değeridir. FEF 25-75%<br />
, akım-volüm eğrisindeki küçük<br />
hava yolu obstrüksiyonuna bağlı ekspiratuar eğrinin<br />
konkavitesinin oluşmasında etkilidir. Hava akımı<br />
obstrüksiyonunun değerlendirilmesinde FEF 25-75%<br />
,<br />
FEV 1<br />
/FVC oranı ile doğrusal olmayan ancak yüksek<br />
bir korelasyon gösterir ve erken tanıda hafif<br />
düzeylerdeki obstrüksiyonda daha hızlı bir düşüş<br />
göstermesi açısından halen önem taşımaktadır.<br />
Ancak ölçümünde büyük değişkenlikler gösterebilmesi<br />
nedeniyle de dikkatle yaklaşılmalıdır. Fonksiyonel<br />
ölçümleri yanı sıra görüntüleme teknikleriyle<br />
de indirekt olarak küçük hava yolu obstrüksiyonu<br />
saptanabilmektedir. Görüntüleme yöntemleri arasında<br />
en çok ince kesit toraks tomografisi ve helyum-manyetik<br />
rezonanstan söz edilmektedir. İnce<br />
kesit bilgisayarlı tomografi (BT); büyük ve orta çaplı<br />
(> 2-2.5 mm) hava yollarının direkt, küçük hava<br />
yollarının ise indirekt ölçümünü sağlamaktadır.<br />
İnspirasyon BT’sinde mozaik atenüasyon ve ekspirasyon<br />
BT’sinde hava hapsinin saptanması; astım<br />
ve <strong>KOAH</strong>’taki küçük hava yolu hastalığının göstergeleri<br />
olarak kabul edilmektedir. İnce kesit BT’nin;<br />
iyonizan radyasyon nedeniyle özellikle genç kadınlardaki<br />
malignite riskini artırması, akciğerlerdeki<br />
atenüasyon ve hava hapsi bulgularının standardizasyonunun<br />
tam olmaması, akciğerdeki atenüasyonun<br />
ventilasyon kaybı yanı sıra perfüzyon kaybına<br />
da bağlı olabilmesi nedeniyle bazı kısıtlamaları da<br />
bulunmaktadır. Ancak yine de fonksiyonel ölçümlerle<br />
birlikte en sık kullanılabilen yöntemlerden<br />
birisi olarak kabul edilmektedir. Mikro-BT, mikro-fokus<br />
X-Ray kaynağı kullanarak bronşioler ve<br />
alveoler çatının daha iyi rezolüsyonunu sağlar ancak<br />
radyasyon hasarı da daha fazladır (7).<br />
Günümüzde, astım ve <strong>KOAH</strong>’taki küçük hava<br />
yolu hastalığının tedavisine yönelik olarak, ortalama<br />
aerodinamik çapı 1.4-1.5 mm olan ve böylece<br />
küçük hava yollarına erişim sağlayabilen beklometazon<br />
(100 mcg) ve formoterol (6 mcg) yeni<br />
fiks kombinasyon preparatı kullanılabilmektedir.<br />
Ekstra ince partikül olarak dizayn edilen bu formülasyonda,<br />
küçük hava yollarına etkin ulaşımın<br />
yanı sıra üst hava yollarındaki birikimin de azaldığı<br />
bildirilmiştir. Üst hava yollarındaki birikimin<br />
azaltılması, potansiyel yan etkilerin de azalmasına<br />
katkıda bulunmaktadır. Kapsamlı klinik çalışma<br />
verilerine dayalı olarak, tedavi kılavuzları özellikle<br />
ağır ve çok ağır <strong>KOAH</strong>’lı olgularda, semptomların<br />
iyileştirilmesi ve alevlenmelerin önlenmesi için<br />
uzun etkili bir ß-agonist (LABA) ve bir inhale kortikosteroid<br />
(İKS) kombinasyonunun kullanılmasını<br />
önermektedir (8). Güncel GOLD 2011 raporunda<br />
küçük hava yolu hastalığı komponentine çok<br />
fazla değinilmemiştir. Ancak <strong>KOAH</strong>’taki küçük<br />
hava yolu hastalığının tedavisi konusunda son yıllarda<br />
giderek artan klinik araştırma yapılmaktadır.<br />
Özellikle dinamik hiperinflasyonun belirgin olduğu,<br />
görüntüleme yöntemlerinde küçük hava yolu<br />
hastalığı bulgularının saptandığı olgularda, uzun<br />
etkili antikolinerjiklerin dinamik hiperinflasyonu<br />
azaltıcı güçlü etkinliklerinin yanı sıra küçük hava<br />
yolu hastalığının da tedavi edilmesi düşüncesi gündeme<br />
gelmiştir. Bu konudaki ilk çalışmalardan birisi<br />
olan Calverley ve ark. çalışmasında (9) <strong>KOAH</strong><br />
hastalarında beklometazon/formoterol sabit kombinasyonunun<br />
etkinliğinin ve güvenliliğinin araştırılması,<br />
bu etkinliğin diğer sabit kombinasyon ve<br />
tek başına formoterol ile karşılaştırılması amaçlanmıştır.<br />
Beklometazon/formoterolün başlangıçtan<br />
48. haftaya kadar sabah dozu verilmeden önce<br />
ölçülen FEV 1<br />
’deki değişim açısından en az budesonid/formoterol<br />
kadar etkin olduğu ve ortalama<br />
<strong>KOAH</strong> alevlenmesi/hasta/yıl oranı açısından tek<br />
başına formoterolden üstün olduğu hipotezi de<br />
araştırılmıştır. Çift kör, randomize ve paralel grup<br />
çalışmasında; 703 hasta (232 beklometazon/formoterol,<br />
238 budesonid/formoterol, 233 formoterol)<br />
48 hafta boyunca günde iki kez beklometazon/<br />
formoterol (200/12 μg basınçlı ölçülü doz inhaler),<br />
14
udesonid/formoterol (400/12 μg kuru toz inhaler)<br />
veya formoterol (12 μg kuru toz inhaler) almak<br />
üzere üç gruba randomize edilmiştir. Sabah<br />
tedavi dozu verilmeden önce FEV 1<br />
’deki düzelme<br />
beklometazon/formoterol, budesonid/formoterol<br />
ve formoterol için sırasıyla 0.077 L, 0.080 L<br />
ve 0.026 L idi. Beklometazon/formoterolün en az<br />
budesonid/formoterol kadar etkin olduğu, formoterolden<br />
ise üstün olduğu gösterilmiştir. Toplam<br />
<strong>KOAH</strong> alevlenme oranı/hasta/yıl tedaviler arasında<br />
benzerdi ve istatistiksel açıdan anlamlı bir<br />
fark göstermemekteydi (beklometazon/formoterol<br />
0.414, budesonid/formoterol 0.423 ve formoterol<br />
0.431). Yaşam kalitesi ve <strong>KOAH</strong> semptomları tüm<br />
gruplarda düzelmiş ve kurtarıcı ilaç kullanımının<br />
da azaldığı gösterilmiştir. Tzani ve arkadaşlarının<br />
çalışmasında (10); ekstra ince partiküllü beklometazon/formoterol<br />
kombinasyonunun hiperinflasyonu<br />
olan <strong>KOAH</strong>’lı olgularda hava hapsini azaltmadaki<br />
etkisi araştırılmıştır. On iki haftalık tedavi<br />
sonunda, bazal değerlere göre fonksiyonel rezidüel<br />
kapasite, rezidüel volüm ve total akciğer kapasitesinde<br />
anlamlı iyileşme saptanmıştır. Cazzola ve arkadaşlarının<br />
herhangi bir finansal destek almadan<br />
yürüttükleri çalışmada (11) 28 <strong>KOAH</strong>’lı olguda<br />
200/12 µg beklometazon/formoterol ekstra ince<br />
partikül kombinasyonunun; 12/400 µg budesonid/<br />
formoterol kombinasyonu ile benzer şekilde, tek<br />
başına formoterole göre hızlı bronkodilatasyon<br />
başlatma etkisi olduğu saptanmıştır.<br />
Sonuç olarak, <strong>KOAH</strong>’ta küçük hava yolu<br />
obstrüksiyonuna bağlı olarak hava yollarının erken<br />
kapanması, hava hapsi ve akciğerde hiperinflasyon<br />
gelişmektedir. Fonksiyonel olarak akciğer<br />
volüm ölçümlerinde rezidüel volümün, total akciğer<br />
kapasitesinin ve RV/TAK’ın yanı sıra FVC’nin<br />
%25-75’indeki akım hızı olan FEF 25-75%<br />
ölçümleri<br />
yapılmalıdır. İnvazif olmayan görüntüleme yöntemlerinden<br />
özellikle ekspirasyonda hava hapsinin<br />
gösterilmesi amacıyla ince kesit bilgisayarlı<br />
tomografi tercih edilebilir. Tüm bu tanı yöntemleri<br />
ile küçük hava yolu obstrüksiyonu olan olgularda,<br />
küçük hava yolu hastalığına yönelik olarak tedavi<br />
başlanması, hastalığın progresyonunda etkili olabilmektedir.<br />
KAYNAKLAR<br />
1. Global Strategy for the Diagnosis, Management<br />
and Prevention of COPD. Global Initiative for Chronic<br />
Obstructive Lung Disease (GOLD);http://www.<br />
goldcopd.org. Updated December, 2011. Accessed<br />
15 September, 2011.<br />
2. Hogg JC, Timens W. The pathology of Chronic<br />
Obstructive Lung Disease. Annu Rev Pathol<br />
2009;4:435-459.<br />
3. Yanai M, Sekizawa K, Ohrui T, et al. Site of airway<br />
obstruction in pulmonary disease: direct measurement<br />
of intrabronchial pressure: direct measurement<br />
of intrabronchial pressure. J Appl Physiol<br />
1992;72:1016-1023.<br />
4. Burgel PR, de Blic J, Chanez P, et al. Update on<br />
the roles of distal airways in asthma. Eur Respir<br />
Rev 2009;18:80-95.<br />
5. Cosio MG, Saetta M, Agusti A. Immunologic aspects<br />
of chronic obstructive pulmonary disease. N<br />
Engl J Med 2009;360:2445-2454.<br />
6. Burgel PR. The role of small airways in obstructive<br />
airway diseases. Eur Respir Rev 2011;(20)119:23-<br />
33.<br />
7. Hogg JC, McDonough JE, Sanchez PG et al.<br />
Micro-computed tomography measurements<br />
of peripheral lung pathology in chronic obstructive<br />
pulmonary disease. Proc Am Thorac Soc<br />
2009;(6):546-549.<br />
8. Global Strategy for the Diagnosis, Management<br />
and Prevention of COPD. Global Initiative for Chronic<br />
Obstructive Lung Disease (GOLD);http://www.<br />
goldcopd.org. Updated December, 2011. Accessed<br />
15 September, 2011.<br />
9. Calverly PMA, Kuna P, Monso E, et al. Beclomethasone/formoterol<br />
in the management of<br />
COPD: A randomised controlled trial. Respir Med<br />
2010;104(12):1858-68.<br />
10. Tzani P, Crisafulli E, Nicolini G, et al. Effects of<br />
Beclomethasone/formoterol fixed combination on<br />
lung hyperinflation and dyspnea in COPD patients.<br />
Int J Chron Obstruct Pulmon Dis. 2011;6:503-9.<br />
11. Cazzola F, Pasqua F, Ferri L, et al. Rapid onset of<br />
bronchodilation with formoterol/beclomethasone<br />
Modulite and formoterol/budesonide Turbuhaler<br />
as compared to formoterol alone in patients with<br />
COPD. Pulm Pharmacol Ther 2011;(24):118-122.<br />
15
derleme<br />
Kronik Obstrüktif Akciğer<br />
Hastalığı ve Uyku<br />
Bozuklukları<br />
Uyku ile ilişkisi en çok araştırılan akciğer hastalığı kronik<br />
obstrüktif akciğer hastalığıdır (<strong>KOAH</strong>). <strong>KOAH</strong> American<br />
Academy of Sleep Medicine’in (AASM) uluslararası yeni<br />
uyku bozuklukları sınıflamasında (ICSD-2) Alt Solunum Yolları<br />
Obstrüksiyonuna Bağlı Uyku ile İlişkili Hipoventilasyon/<br />
Hipoksemi (ICSD-2 teşhis) başlığı altında tanımlanmıştır.<br />
<strong>KOAH</strong>, Uyku ile İlişkili Hipoventilasyon/Hipokseminin Başka<br />
Yerde Sınıflandırılan Durumlar (ICSD-9 kod 780.57) gru-<br />
Doç. Dr. Önder Öztürk<br />
Süleyman Demirel<br />
Üniversitesi Göğüs<br />
Hastalıkları Anabilim Dalı<br />
16
unda 491.2 (obstrüktif kronik bronşit)-492.8<br />
(amfizem, pulmoner) kodu ile yer almaktadır. 1,2<br />
<strong>KOAH</strong> hastalarında insomni, kabus ve gündüz<br />
aşırı uyku hali normal popülasyona göre daha<br />
fazladır. 3 Yaklaşık olarak hastaların %50’si uyku<br />
kalitesindeki bozukluktan şikayet etmektedir.<br />
Uyku bozukluklarının sebebi kullanılan ilaçların<br />
yan etkilerine bağlı olduğu gibi altta yatan hastalığın<br />
sonucu olarak da meydana gelmektedir.<br />
Uyku bozuklukları, kronik yorgunluk, letarji ve<br />
hastaların tariflediği genel anlamda yaşam kalitelerindeki<br />
bozukluk gibi nonspesifik belirteçler<br />
gündüz semptomları ile ilişkilidir. 4 Kronik uyku<br />
bozukluklarının <strong>KOAH</strong>’lıların solunum fonksiyon<br />
testleri üzerindeki etkileri tam bilinmemektedir.<br />
Fakat bir gecelik uyku deprivasyonun,<br />
zorlu vital kapasite (FVK) ve zorlu vital kapasite<br />
birinci saniyede (FEV 1<br />
) geçici düşüşlere neden<br />
olduğu gösterilmiştir. 5<br />
<strong>KOAH</strong> hastalarında en sık görülen uyku<br />
sorunu noktürnal oksijen desatürasyonudur<br />
(NOD). 6-8 <strong>KOAH</strong>’lı hastalarda görülen NOD’un<br />
paterni; önce NREM döneminde oksijen satürasyonunda<br />
%3-5’lik dalgalanmalar ve ardından<br />
REM döneminde %10-50’ye varan büyük düşüşler<br />
şeklindedir ve birkaç dakikadan başlayıp yarım<br />
saat veya daha fazla sürebilir. Oksijen satürasyonunda<br />
en büyük düşüşler sabah saat 05.00-<br />
07.00 arasındaki en uzun REM döneminde<br />
görülür. Aslında noktürnal desatürasyon REM<br />
uykusuna spesifik değildir. NREM uykusunda<br />
ve özellikle hafif uyku döneminde de (NREM<br />
1 ve 2) görülebilir. Ancak bu desatürasyonların<br />
REM döneminde görülenler gibi derin olmadığı<br />
ve süresinin çoğunlukla birkaç dakika ile sınırlı<br />
kaldığı, bazen bir dakikadan bile az sürdüğü vurgulanmaktadır.<br />
9 Noktürnal oksijen desatürasyonu<br />
uyanıklık hipoksemisinin yokluğunda dahi<br />
17
derleme<br />
pulmoner hipertansiyon oluşumu ile ilişkilidir. 10<br />
Noktürnal desatürasyonu ve gündüz hafif hipoksemisi<br />
olan <strong>KOAH</strong> hastaları gece desatüre olmayan<br />
benzer bir grupla karşılaştırıldığında gündüz<br />
pulmoner arter basıncının yüksek olduğu gösterilmiştir.<br />
11 REM’e bağlı oksijen satürasyonlarındaki<br />
düşüşler uyku sırasında artmış pulmoner<br />
arter basıncı ile ilişkilidir. Pulmoner hipertansiyon<br />
gelişmiş birçok <strong>KOAH</strong>’lı hastada gündüz<br />
hipoksemisi olmasına rağmen oksijen destek<br />
tedavisi ile bu durum düzeltilebilinir. Bununla<br />
birlikte izole noktürnal pulmoner hipertansiyon<br />
varlığının <strong>KOAH</strong>’lı hastalarda yaşam süresini<br />
gösteren bağımsız bir belirteç olduğuna dair<br />
kesin bir delil bulunmamaktadır. <strong>KOAH</strong> hastalarının<br />
bazılarında uykuda taşikardi, bazılarında<br />
ise aritmiler saptanmıştır. Flick ve ark. 12 özellikle<br />
sabah saat 03.00-05.00 arasında supraventriküler<br />
ve prematür atımların olduğunu gözlemlemişlerdir.<br />
Shepard ve ark. 13 NOD epizodlarının<br />
miyokardın oksijen ihtiyacını artırdığını ve KO-<br />
AH’lı hastalarda uyku sırasında artmış prematür<br />
ventriküler kasılmaların sıklığının oksijen destek<br />
tedavisi ile azaldığını göstermişlerdir. 14 Bu sonuçlar<br />
<strong>KOAH</strong>’lılarda uyku sırasında koroner dolaşımla<br />
ilgili bir hipoksemik stresin olduğunu ve<br />
bunun da noktürnal mortaliteyi artırabileceğini<br />
göstermektedir. Ancak noktürnal hipokseminin<br />
<strong>KOAH</strong> hastalarındaki mortalitenin direkt bir nedeni<br />
olup olmadığı tartışmalıdır.<br />
Noktürnal oksijen desatürasyonu ile mortalite<br />
arasında, özellikle atak esnasında bir ilişki<br />
olduğuna dair kanıtlar bulunmaktadır. Noktürnal<br />
desatürasyon ve uzun dönem yaşam süresi<br />
arasında anlamlı bir ilişki olduğunu gösteren iki<br />
çalışma mevcuttur. Fakat bu çalışmalarda aradaki<br />
ilişkinin akciğer fonksiyonu ve uyanıkken alınan<br />
kan gazı değerleri gibi etkenlerden bağımsız<br />
olduğuna dair veriler açık değildir. Ayrıca noktürnal<br />
oksijen desatürasyonunun düzeltilmesinin<br />
yaşam süresi üzerine etkili olduğuna dair<br />
bir kanıt bulunmamaktadır. 15,16 Bununla birlikte<br />
felç veya kanser nedeni ile ölen hastaların aksine,<br />
<strong>KOAH</strong> atağı nedeniyle hastanede kaybedilen<br />
hastaların büyük bir kısmının gece öldüğü tespit<br />
edilmiştir. 17 Noktürnal mortalite, hipoksemi ve<br />
hiperkapninin görüldüğü tip 2 solunum yetmezliği<br />
olgularında, nonhiperkapnik (tip 1 hastalar)<br />
olgulara göre daha fazla rastlanmaktadır. Bu<br />
bulgular atak nedeni ile yatırılan <strong>KOAH</strong> hastalarının<br />
uykuda daha dikkatli takip edilmeleri<br />
gerektiğini göstermektedir.<br />
18
<strong>KOAH</strong>’lı hastalarda noktürnal hipokseminin,<br />
ne zaman ve nasıl değerlendirileceği hakkında<br />
genel bir fikir birliği yoktur. Uyku süresinin<br />
%30’dan fazlasında oksijen satürasyonunun<br />
%90’ın altında seyretmesi ya da REM döneminde<br />
uyku süresinin %5’ten fazlasında oksijen satürasyonunun<br />
uyanıkken ölçülen değerin altında olması,<br />
NOD tanısını koydurmaktadır. ATS (American<br />
Thoracic Society) rehberinde NOD tanısı: 18<br />
• Uyku sırasında ≤%88 desatürasyonların olması.<br />
Bu gündüz hipoksemisinden (PaO 2<br />
%90’ın üzerinde olmasıdır.<br />
• PaO 2<br />
55-59 mmHg olan <strong>KOAH</strong>’lı hastalarda<br />
NOD ölçümü, PaO 2<br />
>60 mmHg düzeyinde<br />
tutabilmek için titre edilmesi gereken<br />
kor pulmonale ve polistemi durumları dışında<br />
önerilmemektedir.<br />
Obstrüktif uyku apne sendromu (OSAS) oldukça<br />
sık görülen ve yetişkin popülasyonun<br />
%1-5’inde saptanan bir hastalıktır. Aynı şekilde<br />
<strong>KOAH</strong> da sık görülen ve mortalitesi en yüksek<br />
akciğer hastalıklarından biridir. Sık görülmeleri<br />
her iki hastalığın bilinen risk faktörlerinin benzer<br />
olmasıyla ilişkilendirilmektedir. 6-8 OSAS’lı<br />
hastalarda <strong>KOAH</strong> ve dolayısıyla overlap sendromu<br />
(OVS) ilk kez Chaouat ve ark. 19 tarafından<br />
araştırılmıştır ve prevalansını %11 gibi oldukça<br />
yüksek bir oranda bulmuşlardır. Bu iki hastalığın<br />
birlikte görülmesi <strong>KOAH</strong>’ın prognozunu<br />
kötüleştirmekte, bu birlikteliğin ciddi kardiyopulmoner<br />
fonksiyon bozukluğuna yol açtığı ileri<br />
sürülmektedir. 6-8,20-25 En son düzenlenen ERS<br />
Kongresinde <strong>KOAH</strong> ve obstrüktif uyku apne<br />
sendromunun (OSAS) kardiyovasküler sistem<br />
üzerindeki etkileri ve mekanizmaları “COPD<br />
and OSA: two prevalent diseases related to<br />
cardiyovascular disease by common mechanism?”<br />
başlığı altında bir sempozyumda tartışıldı.<br />
OSAS ve kronik obstrüktif akciğer hastalığının<br />
birlikte görüldüğü olgularda noktürnal<br />
hipoksi ve inflamasyon artışı olmadan arteriyel<br />
sertlik artmaktadır. 22 Her iki hastalığın sinerjistik<br />
etkileri sonucunda, OVS’li hastalarda tablonun<br />
daha hızlı seyrettiği sanılmaktadır. 6 Klinik<br />
olarak hızlı progresyon gösteren <strong>KOAH</strong> hastalarının<br />
muhtemel bir OSAS birlikteliği açısından<br />
değerlendirilmesi gerektiği unutulmamalıdır.<br />
<strong>KOAH</strong>’lı hastalarda belli bir grup haricinde polisomnografi<br />
(PSG) önerilmemektedir.<br />
19
derleme<br />
Noktürnal hipoksemisi olan kronik obstrüktif,<br />
restriktif veya reaktif akciğer hastalıklarının<br />
oksimetre ile takibi yeterlidir. Bununla beraber<br />
bu hastalarda OSAS, periyodik bacak hareketleri<br />
(PLM) düşündüren semptomlar varsa kronik<br />
akciğer hastalığı olmayan olgular gibi PSG endikasyonları<br />
uygulanır. PSG endikasyonu olmayan<br />
<strong>KOAH</strong>’lılarda evde pulse oksimetre ile SaO2 takibi<br />
uygulanabilir. <strong>KOAH</strong>’lı hastalarda PSG endikasyonları<br />
şunlardır: 26<br />
1) OSAS, PLM semptomları olan <strong>KOAH</strong> olgularında,<br />
2) Gündüz PaO 2<br />
değeri ≥ 60 mmHg olan hastalarda<br />
polisitemi varlığında<br />
3) Gündüz PaO 2<br />
değeri ≥ 60 mmHg olan hastalarda<br />
pulmoner hipertansiyon varlığında<br />
4) Uykuda O 2<br />
tedavisi alan <strong>KOAH</strong>’lılarda sabahları<br />
baş ağrısı varlığında<br />
5) CPAP/BPAP tedavisi uygulanacak overlap<br />
sendromlu olgularda optimal basıncın belirlenmesinde<br />
OVS’li hastaların tedavisi: Uzun süreli devamlı<br />
nazal pozitif hava yolu basıncı (nCPAP) tedavisi<br />
OUAS’nin tedavisinde ilk tercih edilen tedavi<br />
yöntemidir. Bu tedavi uykuyla ilişkili hipoksi,<br />
apne ve hipopneleri baskılamakta, fakat bazı<br />
hastaların tedaviye uyumlarının kötü olması tedaviyi<br />
olumsuz etkilemektedir. <strong>KOAH</strong> hastalarında<br />
nCPAP tedavisi geceleri oluşan hipoksileri<br />
düzeltmede yetersiz kalabilmektedir. 2,27 nCPAP<br />
tedavisi altında SaO 2<br />
değeri %90’ın altında olduğu<br />
zaman, nCPAP tedavisine 1.5-3 L/dak oksijen<br />
tedavisi eklenmelidir. Bu durumda bir başka<br />
moda, bilevel pozitif hava yolu basıncı (BPAP)<br />
tedavisine geçilebilir. Hacim ve basınç duyarlı<br />
modların benzer etkileri olmasına karşın basınç<br />
destekli modların daha iyi tolere edildiği görülmüştür.<br />
28 Ciddi overlap sendromu olan olgularda<br />
uzun süreli oksijen tedavisi (≥16-18 sa/gün)<br />
nCPAP veya noninvazif ventilasyon (NIV) ile<br />
birlikte uygulanmalıdır. 18<br />
<strong>KOAH</strong> hastalarında uykuda görülen bir<br />
diğer bozukluk “periyodik bacak hareketleri<br />
(PLM)”dir. Uykuda periyodik bacak hareketi<br />
(PLM), bacaklarda stereotipik, tekrarlayan hareketlerle<br />
karakterizedir. PLM’den şikayet eden<br />
hastalar aynı zamanda insomni, yorgunluk ve<br />
gündüz uyuklama halinden de şikayet etmektedirler.<br />
<strong>KOAH</strong>’lı hastaların %50’den fazlasında<br />
uykuya dalmada gecikme, yaygın insomni, gündüz<br />
yorgunluk hali mevcuttur. 4,29,30 Uyku ile ilgili<br />
şikayetleri bulunan <strong>KOAH</strong>’lı hastalarda PLMI<br />
(PLM indeksi)-AI (arousal indeksi) insidansının<br />
ciddi OSAS’lı hastalarla karşılaştırıldığında<br />
sıklığı artmıştır. 31 Bu çalışmaya alınan <strong>KOAH</strong>’lı<br />
hastaların hiçbirinde gündüz hiperkapnisi bulunmamaktaydı.<br />
Araştırmacılar, hiperkapninin<br />
<strong>KOAH</strong>’lı hastalarda PLM ve PLMI üzerinde etkisinin<br />
olmadığını, RERA’ların ve üst hava yolu<br />
basıncındaki artışın PLM oluşumunda etkili olduğunu<br />
savunmuşlardır. 31,32<br />
Sonuç olarak; <strong>KOAH</strong>’lı hastaların %50’den<br />
fazlasında uykuya dalmada gecikme, yaygın insomni,<br />
gündüz yorgunluk hali mevcuttur. Bu<br />
durum hastaların yaşam kalitesini olumsuz etkilemektedir.<br />
<strong>KOAH</strong> ve OUAS’ın birlikte olduğu<br />
durumlarda kardiyovasküler komplikasyonlar<br />
artmakta ve hastalığın prognozu kötüleşmektedir.<br />
Bu bağlamda hastalığı kontrol altına alınamayan<br />
ve komplikasyon gelişen olgularda uyku<br />
ile ilgili şikayetlerin araştırılması gerekmektedir.<br />
KAYNAKLAR<br />
1. American Academy of Sleep Medicine. The international<br />
Classification of sleep disorders: diagnostic<br />
and coding manual; 2nd ed. Westchester,<br />
IL: American Academy of Sleep Medicine,<br />
2005;165–167.<br />
2. Collop N. Sleep and sleep disorders in chronic<br />
obstructive pulmonary disease. Respiration<br />
2010;80:78–86.<br />
3. Klink M, Quan S. Prevalence of reported sleep<br />
disturbances in a general population and their relationship<br />
too bstructive airways diseases. Chest<br />
20
1987;91:540-546.<br />
4. Breslin E, Van der Schans C, Breubink S, Paula<br />
Meek RN, Kent Mercer MS, William Volz RN, et al.<br />
Perception of fatigue and quality of life in patients<br />
with COPD. Chest 1998;114:958-964.<br />
5. Phillips B, Cooper K, Burke T. The effect of sleep<br />
loss on breathing in chronic obstructive pulmonary<br />
disease. Chest 1987;91:29-32.<br />
6. Köktürk O. Kronik obstrüktif akciğer hastalarında<br />
uyku sorunları. Umut S, Ertürk E (editörler).<br />
Toraks Kitaplar. No: 2. Kronik Obstrüktif Akciğer<br />
Hastalığı 2000: 167-188.<br />
7. Douglas NJ. Chronic obstructive pulmonary disease.<br />
In: Kryger MH, Roth T, Dement WC (eds).<br />
Principles and Practice of Sleep Medicine. 3rd ed.<br />
Philadelphia: WB Saunders Company, 2000: 965-<br />
975.<br />
8. Douglas NJ. Sleep in patients with chronic obstructive<br />
pulmonary disease. Clin Chest Med 1998; 19:<br />
115-125.<br />
9. Köktürk O, Çiftçi B. Overlap Sendromu. Tüberküloz<br />
ve Toraks Dergisi 2003;51(3): 333-348.<br />
10. Fletcher EC, Luckett RA, Miller T, Costarangos C,<br />
Kutka N, Fletcher JG. Pulmonary vascular hemodynamics<br />
in chronic lung disease patients with<br />
and without oxyhemoglobin desaturation during<br />
sleep. Chest 1989;95:757-766.<br />
11. Levi-Valensi P, Weitzenblum E, Rida Z, Aubry P,<br />
Braghiroli A, Donner C, et al. Sleep-related oxygen<br />
desaturation and daytime pulmonary haemodynamics<br />
in COPD patients. Eur Respir J 1992;<br />
5: 301-307<br />
12. Flick MR, Block AJ. Nocturnal vs diurnal cardiac<br />
arrhythmias in patients with chronic obstructive<br />
pulmonary disease. Chest 1979;75:8-11.<br />
13. Shepard JW, Schweitzer PK, Kellar CA, Chun DS,<br />
Dolan GF. Myocardial stress. Exercise versus sleep<br />
in patients with COPD. Chest 1984;86:366-374.<br />
14. Tirlapur VG, Mir MA. Nocturnal hypoxemia and<br />
associated electrocardiyographic changes in patients<br />
with chronic obstructive airways disease. N<br />
Engl J Med 1982;306:125-130.<br />
15. Bradley TD, Mateika J, Li D, Avenado M, Goldstein<br />
RS. Daytime hypercapnia in the development of<br />
nocturnal hypoxemia in COPD. Chest 1990;97:308-<br />
312.<br />
16. Fletcher EC, Donner CF, Midgren B, Zielinski J,<br />
Levi-Valensi P, Braghiroli A, et al Survival in COPD<br />
patients with a daytime Pa,O2 greater than 60<br />
mmHg with and without nocturnal oxyhemoglobin<br />
desaturation. Chest1992;101:649-655.<br />
17. McNicholas WT, FitzGerald MX. Nocturnal death<br />
among patients with chronic bronchitis<br />
and emphysema. Br Med J (Clin Res Ed). 1984;<br />
289(6449):878.<br />
18. Standards for the diagnosis and care of patients<br />
with chronic obstructive pulmonary disease.<br />
American Thoracic Society. Am JRespir Crit Care<br />
Med 1995;152:S77-S121.<br />
19. Chaouat A, Weitzenblum E, Krieger J, Ifoundza I,<br />
Oswald M, Kessler R. Association of chronic obstructive<br />
pulmonary disease and sleep apnea syndrome.<br />
Am J Respir Crit Care Med 1995; 151:82-86.<br />
20. Folgering H, Vos P. Sleep and breathing in chronic<br />
obstructive pulmonary disease. Eur Respir Mon<br />
1998; 10:303-323.<br />
21. Flenley DC. Sleep in chronic obstructive lung disease.<br />
Clin Chest Med 1985; 6: 651-661.<br />
22. Shiina K, Tomiyama H, Takata Y, Yoshida M, Kato K,<br />
Nishihata Y, et al. Overlap syndrome: Additive effects<br />
of COPD on the cardiyovascular damages in<br />
patients with OSA. Respir Med. <strong>2012</strong>;106(9):1335-<br />
1341.<br />
23. Tomiyama H, Takata Y, Shiina K, Matsumoto C,<br />
Yamada J, Yoshida M, Yamashina A. Concomitant<br />
existence and interaction of cardiyovascular abnormalities<br />
in obstructive sleep apnea subjects<br />
with normal clinic blood pressure. Hypertens Res.<br />
2009;32(3):201-206.<br />
24. McNicholas WT. Chronic obstructive pulmonary<br />
disease and obstructive sleep apnea: overlaps in<br />
pathophysiology, systemic inflammation, and cardiyovascular<br />
disease. Am J Respir Crit Care Med.<br />
2009;180(8):692-700.<br />
25. Janner JH, McAllister DA, Godtfredsen NS, Prescott<br />
E, Vestbo J. Is chronic obstructive pulmonary<br />
disease associated with increased arterial stiffness?<br />
Respir Med. <strong>2012</strong>;106(3):397-405.<br />
26. Kushida CA, Littner MR, Morgenthaler T, Alessi<br />
CA, et al. Practice parameters for the indications<br />
for polysomnography and related procedures: an<br />
update for 2005. Sleep. 2005;28(4):499-521.<br />
27. Weitzenblum E, Chaouat A, Kessler R, Canuet M.<br />
Overlap syndrome: obstructive sleep apnea in patients<br />
with chronic obstructive pulmonary disease.<br />
Proc Am Thorac Soc. 2008;5(2):237-241.<br />
28. Windisch W, Storre JH, Sorichter S, Virchow JC<br />
Jr. Comparison of volume- and pressure-limited<br />
NPPV at night: a prospective randomized cross-over<br />
trial. Respir Med 2005; 99: 52–59.<br />
29. Larsson LG, Lindberg A, Franklin KA, Lundback B.<br />
Symptom’s related to obstructive sleep apnea are<br />
common in subjects with asthma, chronic bronchitis<br />
and rhinitis in a general population. Respir<br />
Med 2001;95(5):423–429.<br />
30. Janet H, Vahid M. Can periodic limb movement disorder<br />
be diagnosed without polysomnography? A<br />
case control study. Sleep Med 2003; 4:35–41.<br />
31. Charokopos N, Leotsinidis M, Pouli A, Tsiamita M,<br />
Karkoulias K, Spiropoulos K. Periodic limb movement<br />
during sleep and chronic obstructive pulmonary<br />
disease. Sleep Breath 2008;12:155-159.<br />
32. Becker HF, Piper AJ, Flynn WE, McNamara SG,<br />
Grunstein RR, Peter JH, et al. Breathing during<br />
sleep in patients with nocturnal desaturation. Am<br />
J Respir Crit Care Med 1999;159:112-118.<br />
21
derleme<br />
<strong>KOAH</strong>’ta Bronşektazi<br />
Prof. Dr. Mecit Süerdem<br />
Selçuk Üniversitesi Tıp<br />
Fakültesi Göğüs<br />
Hastalıkları Anabilim Dalı<br />
Bronşektazi insidans ve prevalansı gelişmiş ülkelerde çok<br />
düşük olmasına rağmen halen az gelişmiş ve gelişmekte olan<br />
ülkelerde sık görülen bir hastalıktır. Bronşektazi prevalansı<br />
yaşla birlikte artış gösterir ve 50 yaşından sonra genel ortalamanın<br />
iki katıdır. ABD verilerine göre tüm yaşlarda bronşektazi<br />
prevalansı 100 binde 25 iken 55-64 yaşlarında bu değer<br />
50’ye, 75 yaş ve üzerinde ise 272’ye çıkmaktadır.<br />
Solunum sistemi semptomları olan hastalarda artan<br />
sıklıkta yüksek rezolüsyonlu bilgisayarlı tomografi (YRBT)<br />
kullanılması ile bronşektazi çok kolay tespit edilmektedir.<br />
Bronşektazi ve <strong>KOAH</strong> yaşlı popülasyonda sık görülen ve fizyopatolojik<br />
özellikleri ile klinik-fonksiyonel ilişki açılarından<br />
pek çok noktada birbirine benzeyen iki hastalıktır. <strong>KOAH</strong>’lı<br />
hastaların alt solunum yollarında patojen mikroorganizmaların<br />
kolonizasyonunda ortaya çıkan proteolitik enzimler<br />
kronik inflamasyon ile birlikte bronşektazi ortaya çıkaran<br />
mekanizmaları tetikleyebilir. Bu nedenle <strong>KOAH</strong> bronşektazi<br />
için bir risk faktörü olabilir ancak, longitudinal çalışmalar<br />
ile bu hipotezin doğrulanması gerekir. Son yıllarda <strong>KOAH</strong><br />
hastalarında bronşektazinin sık görülebileceğine dair veriler<br />
yayınlanmaktadır. Bu çalışmalarda <strong>KOAH</strong> ile birlikte bronşektazi<br />
bulunması oranları %26 ile %57.6 arasında değişir.<br />
Martinez-Garcia ve arkadaşları klinik olarak stabil orta<br />
ve şiddetli evrede 92 <strong>KOAH</strong> hastasında bronşektazi birlik-<br />
22
teliğini ve bu hastaların özelliklerini araştırdılar.<br />
Hastaların %57.6’sında YRBT ile bronşektazi<br />
tespit edildi. Şiddetli obstrüksiyonu olan hastalarda<br />
bronşektazi oranı %69.8 idi. Bronşektazili<br />
hastalarda şiddetli hava akımı obstrüksiyonu,<br />
balgamdan patojen mikroorganizmaların izole<br />
edilmesi, önceki yıl içinde en az bir kez alevlenme<br />
öyküsü vardı. Benzer şekilde East London<br />
COPD Study içinden alınan orta-şiddetli<br />
evredeki <strong>KOAH</strong> hastalarının %50’sinde benzer<br />
bulgular elde edildi. İngiltere’de acile gelen<br />
<strong>KOAH</strong> hastalarının özelliklerinin belirlendiği<br />
bir çalışmada bronşektazi prevalansı %29 oranında<br />
bildirildi. Diğer bir İngiliz çalışmasında<br />
ise tüm GOLD evreleri dikkate alındığı zaman<br />
<strong>KOAH</strong> hastalarında bronşektazi oranı %27 oranında<br />
bulundu. Bizim henüz yayınlanmamış bir<br />
çalışmamızda stabil dönemdeki her GOLD evresinden<br />
alınan 80 hastanın %33.8’inde YRBT<br />
ile bronşektazi tespit ettik. Tüm bu rakamlara<br />
ters olarak 2164 hastanın incelendiği ECLIPSE<br />
çalışmasında bronşektazi <strong>KOAH</strong> hastalarının<br />
%4’ünde belirlendi ve GOLD evresi arttıkça<br />
bronşektazi olasılığı artıyordu.<br />
<strong>KOAH</strong> hastalarında bronşektazi<br />
bulunmasının klinik önemi nedir?<br />
<strong>KOAH</strong>/bronşektazi birlikteliği ileri derecede akciğer<br />
fonksiyon kaybı ve kronik bakteriyel kolonizasyona<br />
işaret eder. <strong>KOAH</strong> ile bronşektazinin<br />
birlikte bulunmasının önemli klinik yansıması<br />
alevlenmelerin sayısının yüksek ve çok daha şiddetli<br />
olmasıdır. Ülkemizde yapılan bir çalışma<br />
<strong>KOAH</strong>’lı hastalarda bronşektazi bulunmasının<br />
yoğun bakımda kalış süresi ve ventilatör pnömonisi<br />
riskini artırdığını fakat mortalite artışında<br />
rolü olmadığını gösterdi.<br />
Mevcut bulgular <strong>KOAH</strong>/bronşektazi hastalarında<br />
bronşiyal inflamasyonun ve bronş mukozasında<br />
kronik patojen bakteriyel kolonizasyonun<br />
yüksek olduğunu göstermiştir. Bronşektazili<br />
hastaların hava hava yollarında P. aeruginosa,<br />
H. influenzae, S. aureus kolonizasyonu sıktır. Bu<br />
mikroorganizmaları eradike etmek imkansızdır<br />
ve bronşektazi için kötü prognoz işareti olarak<br />
kabul edilir. Aynı şekilde <strong>KOAH</strong>/bronşektazi birlikteliğinde<br />
patolojik bakterilerin kolonizasyonu<br />
uzun süren ciddi alevlenmeler için önemli bir<br />
risk faktörü olabilir. <strong>KOAH</strong>’ta alt hava yollarında<br />
bakteri mevcudiyeti savunma mekanizmasında<br />
kırılmayı gösterir. Bu durumda yapısal hasar, epitelyum<br />
hücre bütünlüğünde kaybolma, mukosilyer<br />
klirens mekanizmasında bozulma ve mukus<br />
hipersekresyonu ile karakterize kısır döngüye yol<br />
açar. Bu etkilerin sonucunda ortaya çıkan mukozal<br />
hasar ve inflamasyon daha uzun süreli ve daha<br />
şiddetli <strong>KOAH</strong> alevlenmelerinin nedeni olabilir.<br />
<strong>KOAH</strong>/bronşektazi bir fenotip olabilir mi?<br />
<strong>KOAH</strong>’ta fizyopatoloji, klinik prezantasyon,<br />
prognoz, akciğer fonksiyonlarında azalma, tedaviye<br />
yanıt, alevlenmelerin sıklığı ve şiddeti<br />
ile yaşam süresi açılarından önemli heterojenite<br />
vardır. Bu kadar heterojen bir hastalığın tek başına<br />
FEV 1<br />
ile tanımlanması kabul edilemez. Bu<br />
nedenle son yıllarda <strong>KOAH</strong>’ın özelliklerini belirleyebilmek<br />
için farklı fenotiplerin tanımlanmasına<br />
ilgi artmaktadır.<br />
Fenotipleri belirlemede kullanılan değişik<br />
metodlardan birisi de radyolojik görüntüleme<br />
yöntemleridir. YRBT ile saptanan morfolojik fenotiplerin<br />
<strong>KOAH</strong>’ın prognozu ve yönetiminde<br />
önemli olabileceğini gösteren çalışmalar yapılmıştır.<br />
Akciğerin spesifik yapısal anormalliklerinin<br />
(amfizem, hava yolları duvar kalınlaşması<br />
ve/veya bronşektazi) YRBT ile belirlenmesi ve<br />
belirlenen anormalliklerin hastalığın klinik gidişini<br />
göstermede ne kadar rol oynayacağı konusuna<br />
son yıllarda artan bir ilgi vardır ve çok<br />
sayıda araştırma konusu olmuştur.<br />
Bilgisayarlı tomografi (BT) ile amfizemin<br />
kantitatif değerlendirilmesi ve histopatolojik<br />
bulgularla korele olan parankim hastalığının<br />
objektif ölçümü ekspiratuar hava akımı obstrük-<br />
23
derleme<br />
siyonunun derecesini gösterir. BT ile belirlenen<br />
amfizem şiddetinin artışı yaşam kalitesinde<br />
bozulma ve mortalite artışı ile birliktedir. Yine<br />
BT ile proksimal hava yolları duvar kalınlığının<br />
objektif ölçümleri akciğer fonksiyonları ile ters<br />
ilişkilidir ve duvar kalınlığında artış ile birlikte<br />
sık alevlenme olasılığı artar.<br />
Gelecekte YRBT kullanılarak elde edilen<br />
morfolojik verilerin klinik ve fonksiyonel parametrelerle<br />
karşılaştırılması sonucunda erken<br />
evrede <strong>KOAH</strong> fenotipini belirlemenin mümkün<br />
olabileceği görülmektedir. Diğer yandan YRBT<br />
ile belirlenen morfolojik anormallikleri olan<br />
hastalarda <strong>KOAH</strong> için risk oluşturabilecek genlerin<br />
çalışması da yapılmaktadır.<br />
Sonuç<br />
• Büyük olasılıkla gelecekte <strong>KOAH</strong>/bronşektazi<br />
birlikteliğinin prognozu göstermede<br />
ve tedaviyi yönlendirmede önemli olabilen<br />
farklı bir fenotip veya genotip olduğunu<br />
anlayacağız.<br />
• Gelecekte yapılacak olan geniş popülasyon<br />
çalışmaları tüm <strong>KOAH</strong> şiddet evrelerinde<br />
bronşektazinin insidansı ve prevalansını<br />
gösterecektir.<br />
• <strong>KOAH</strong>/bronşektazi hastalarında tam bir<br />
bakteriyolojik tetkik rutine girecektir.<br />
• Bronşektazili hastalarda çalışmaları devam<br />
eden inhale antibiyotikler, makrolid tedavileri<br />
ve hava yollarını temizleme işlemleri<br />
<strong>KOAH</strong>/bronşektazi subgrup hastalarda da<br />
incelenecektir.<br />
• <strong>KOAH</strong>’lı hastaların erken evrelerinde<br />
bronşektazi tespit edilmesi erken tedaviye<br />
başlanması ve koruyucu önlemlerin alınması<br />
açılarından önem kazanacaktır.<br />
KAYNAKLAR<br />
1. O’Donnell AE. Bronchiectasis. Chest 2008;134:815-<br />
23.<br />
2. O’Donnell AE. Bronchiectasis in patients with<br />
COPD. Chest 2011;140:1107-8.<br />
3. Martinez-Garcia MA, Soler-Cataluna JJ, Sanz YD,<br />
et al. Factors associated with bronchiestasis in patients<br />
witn COPD. Chest 2011;140:1130-7.<br />
4. Han MK, Agusti A, Calverley PM, et al. Chronic obstructive<br />
pulmonary disease phenotypes: the future<br />
of COPD. Am J Respir Crit Care Med 2010;182:598-<br />
604.<br />
5. Patel IS, Vlahos I, Wilkinson TM, et al. Bronchiectasis,<br />
exacerbation indices, and inflammation in<br />
chronic obstructive pulmonary disease. Am J Respir<br />
Crit Care Med 2004;170:400-7.<br />
6. O’Brein C, Guest PJ, Hill SL, Stockley RA. Physiological<br />
and radiological characterisation of patients<br />
diagnosed with chronic obstructive pulmonary disease<br />
in primary care. Thorax 2000;55:635-42.<br />
7. Bafadhel M, Umar I, Gupta S, et al. The role of<br />
scanning in multidimensional phenotyping of<br />
COPD. Chest 2011;140:634-42.<br />
8. Agusti A, Calverley PM, Celi B, et al. Evaluation of<br />
COPD Longitudinally to Identify Predictive Surrogate<br />
Endpoints (ECLIPSE) investigators. Characterisation<br />
of COPD heterogenity in the ECLIPSE<br />
cohort. Respir Res 2010;11:122.<br />
9. Gursel G. Does coexistence with bronchiestasis<br />
influence intensive care unit outcome in patients<br />
with chronic obstuctive pulmonary disease? Heart<br />
Lung 2006;35:58-65.<br />
10. Evans SA, Turner BJ, Bosch BJ, et al. Lung function<br />
in bronchiectasis: the influence of Pseuodomonas<br />
aeruginosa. Eur Respir J 1996;9:1601-4.<br />
24
literatür özetleri<br />
Kardiyovasküler Risk Faktörü Olarak Kronik<br />
Obstrüktif Akciğer Hastalığı: Olgu-kontrol çalışması<br />
sonuçları (CONSISTE çalışması)<br />
Çeviren: Doç. Dr. Önder Öztürk<br />
Süleyman Demirel Üniversitesi Göğüs Hastalıkları Anabilim Dalı, Isparta<br />
Chronic obstructive pulmonary disease as a<br />
cardiyovascular risk factor. Results of a case–<br />
control study (CONSISTE study)<br />
de Lucas-Ramos P, Izquierdo-Alonso JL, Moro<br />
JM, Frances JF, Lozano PV, Bellón-Cano JM;<br />
CONSISTE study group.<br />
Int J Chron Obstruct Pulmon Dis <strong>2012</strong>;7:679-86.<br />
doi: 10.2147/COPD.S36222.<br />
Toplumsal çalışmalarda zorlu ekspirasyonun birinci<br />
saniyesindeki hacim (FEV 1<br />
) değerleri azalmasının artmış<br />
tüm ölüm nedenleri ile ilişkili olduğu görülmektedir.<br />
Hasta kayıtlarına dayanan epidemiyolojik olgu ve<br />
kontrol çalışmalarında, kronik obstrüktif akciğer hastalarında<br />
(<strong>KOAH</strong>), öncelikle kardiyovasküler, birçok<br />
kronik komorbiditelerin olduğu gösterilmiştir. İleri ve<br />
çok ileri hastalarda ölüm nedeni solunum hastalıkları<br />
ile açıklanırken, hafif ve orta şiddetteki hastalarda<br />
ölüm nedenleri kanser ve kardiyovasküler hastalıklardır.<br />
Yakın zamanda oluşturulan hipoteze göre, <strong>KOAH</strong><br />
hastalarındaki mevcut sistemik inflamasyon ile farklı<br />
komorbiditeler arasında bağlantı vardır. Tümör nekroziz<br />
faktör alfa, interlökin 6, C-reaktif protein ve fibrinojen<br />
gibi enflamatuar sitokinlerin, <strong>KOAH</strong>’lı hastaların<br />
dolaşımında, özellikle alevlenmelerde arttığı ve büyük<br />
bir olasılıkla bazı önemli enflamatuar mediatörlerin<br />
akciğerin periferinden salındığı gösterilmiştir. Bu sitokinler<br />
birçok enflamatuar hastalıkla ilişkili olup, <strong>KOAH</strong><br />
ile olan ilişkiyi de açıklayabilir. Bununla birlikte diğer<br />
faktörler de bu ilişkiyi açıklamaya katkı sağlayabilir.<br />
Sigara <strong>KOAH</strong> için bir risk faktörü olduğu gibi kardiyovasküler<br />
hastalıklar için de risk faktörüdür. Aynı<br />
zamanda azalmış fiziksel aktivite de kardiyovasküler<br />
hastalık riskini artırmaktadır. Son zamanlarda görülen<br />
kardiyovasküler hastalıklardaki artış klasik risk faktörlerinin<br />
artmasına bağlı olabilir. Nitekim, yakın zamanda<br />
yayınlanan <strong>KOAH</strong>’taki Kardiyovasküler Risk Faktörleri<br />
başlıklı çalışmada (İngilizce kısaltması; ARCE<br />
çalışması), iskemik kalp hastalığı için de artmış risk<br />
olan hipertansiyon, diyabet ve dislipidemi prevalansının<br />
<strong>KOAH</strong> hastalarında da yüksek olduğu gösterilmiştir.<br />
Ancak mevcut çalışmaların tümü kardiyovasküler<br />
hastalık ve <strong>KOAH</strong> arasındaki ilişkiyi doğrulamamaktadır.<br />
Yeni bir vaka-kontrol çalışmasında, <strong>KOAH</strong> riskinin<br />
kardiyovasküler hastalığı olanlarda olmayanlara göre<br />
yüksek olmadığı bildirilmiştir. Farklı sonuçlar, farklı tasarlanmış<br />
çalışmalara, farklı çalışma gruplarına ve ilişkinin<br />
olası mekanizmalarının çeşitliliğine bağlı olabilir.<br />
Aslında verilerin büyük çoğunluğu retrospektif analiz<br />
edilen verilerin kalitesine bağlı vaka-kontrol çalışmalarıdır.<br />
Bundan dolayı bu alandaki çalışmaların devam<br />
etmesine ihtiyaç duyulmaktadır.<br />
Bu çalışmanın amacı kardiyovasküler hastalık<br />
açısından <strong>KOAH</strong> hastalarında kontrol grubuna göre<br />
artmış bir riskin olup olmadığına karar vermektir.<br />
<strong>KOAH</strong> hastalarında kardiyovasküler hastalık için artmış<br />
risk olduğu uzun süredir bilinmektedir. Bu durum<br />
klasik risk faktörlerinin varlığı ile ilişkili olmasının yanı<br />
sıra, hava yollarındaki daralma ile de bağımsız şekilde<br />
ilişkilidir.<br />
Bu çalışma çok merkezli, kesitsel, klinik uygulama<br />
durumlarına dayanan, primer ve özelleşmiş bakım konsültasyonlarında<br />
yapılan bir vaka-kontrol çalışmasıdır.<br />
25
literatür özetleri<br />
Toplam olarak bu çalışmaya 60 doktor, 20 pnömolojist<br />
ve 20 pratisyen hekim katılmıştır. Çalışmaya dahil olma<br />
kriterleri: 40 yaşından büyük, 10 paket-yıldan fazla sigara<br />
kullanan, bronkodilatasyon testinden sonra FEV 1<br />
/<br />
FVC
talarına göre daha fazla görülürken, diğer evreler arasında<br />
fark yoktu. Serebrovasküler ve periferik vasküler<br />
hastalıklar açısından evreler arasında fark saptanmadı.<br />
<strong>KOAH</strong> hastaları yaşa göre gruplandırıldığında, arteryal<br />
hipertansiyon, diyabet ve dislipidemi prevalansının<br />
yaşla birlikte arttığı gözlemlenmiştir. Buna karşın, çalışmaya<br />
alınan olgular sigara kullanma yoğunluğuna<br />
göre gruplandırıldığında kardiyovasküler risk faktörleri<br />
prevalansındaki farklılık gruplar arasında istatiksel<br />
olarak anlamlı değere ulaşmamıştır. İskemik kalp hastalığı<br />
prevalansı hem hipertansiyon (P =0.028), obezite<br />
(P=0.032) ve dislipidemi (P = 0.001) varlığında, hem<br />
de yaş grubunda (yaş>50) yüksek bulunurken, diyabet<br />
varlığında ve yokluğunda ve sigara kullanma yoğunluğuna<br />
göre de farklılıklar saptanmamıştır.<br />
Periferik vasküler hastalık prevalansı hipertansiyon<br />
varlığında yüksek bulunmuştur. Ki-kare testinde<br />
yaş grupları arasında farklılık olmamasına karşın, bu<br />
olgularda Bonferroni testi uygulanmış ve 50-59 yaş<br />
grubunda prevalansın yüksek, 70 yaş grubunda ise<br />
prevalansın düşük olduğu görülmüştür. Tek değişkenli<br />
risk analizi testinde <strong>KOAH</strong> hastalarında hipertansiyon<br />
varlığı (odds ratio [OR]: 1.91; %95 confidence interval<br />
[CI]: 1.45–2.52) ve dislipidemi varlığı (OR: 2.02; %95<br />
CI: 1.52–2.68) yüksek risk olarak saptanmıştır. <strong>KOAH</strong>,<br />
yaş, obezite, hipertansiyon, diyabet ve dislipidemi tek<br />
değişkenli lojistik regresyon analizinde iskemik kalp<br />
hastalığı için risk faktörü olarak belirlenmiştir. Yaş, sigara<br />
içimi ve klasik kardiyovasküler risk faktörleri için<br />
çok değişkenli analiz uygulandığında, <strong>KOAH</strong> iskemik<br />
kalp hastalığı için risk faktörü ve erkek cinsiyet ise koruyucu<br />
faktör olarak bulunmuştur. <strong>KOAH</strong>’ın ayrıca,<br />
periferik vasküler hastalıklar (OR: 4.62; %95 CI: 2.37–<br />
9.03; P < 0.001) ve serebrovasküler hastalıklar (OR:<br />
3.22; %95 CI: 1.47–7.04; P = 0.003) için bağımsız risk<br />
faktörü olduğu saptanmıştır.<br />
Sonuç olarak, <strong>KOAH</strong> hastalarında yaş ve klasik<br />
risk faktörlerine bağlı olarak kardiyovasküler komorbiditede<br />
artış görülmektedir. İlişkinin olası mekanizmasını<br />
açığa çıkarmak için ek çalışmalara ihtiyaç duyulmasına<br />
rağmen, <strong>KOAH</strong> bağımsız bir risk faktörü olarak<br />
düşünülmelidir.<br />
<strong>KOAH</strong>’lı Hastalarda Günde İki Defa Aclidinium<br />
Bromidin Etkinliği ve Güvenilirliği:<br />
ATTAIN çalışması<br />
Çeviren: Yard. Doç. Dr. Gazi Gülbaş<br />
İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi, Göğüs Hastalıkları Anabilim Dalı, Malatya<br />
Efficacy and safety of twice-daily aclidinium<br />
bromide in COPD patients: the ATTAIN study<br />
Paul W. Jones, Dave Singh, Eric D. Bateman, Alvar<br />
Agusti, Rosa Lamarca, Gonzalo de Miquel, Rosa<br />
Segarra, Cynthia Caracta and Esther Garcia Gil.<br />
Eur Respir J <strong>2012</strong>; 40:830-836. DOI<br />
10.1183/09031936.00225511<br />
Düşük sistemik etkili inhaler muskarinik reseptör antagonisti<br />
olan aclidinium bromid, <strong>KOAH</strong> tedavisi için<br />
geliştirilmiştir. Aclidinium, başlangıçta günde tek doz<br />
ilaç olarak araştırıldı. Faz III çalışmalarda günde tek<br />
doz 200 mcg aclidinium, plasebo ile karşılaştırıldığında<br />
<strong>KOAH</strong>’lı hastalarda 1. saniyedeki zorlu ekspiratuar<br />
volümde (FEV 1<br />
) iyileşme mevcut olmakla birlikte, bu<br />
iyileşme minimal klinik farklılık olan 100-140 ml’nin<br />
altında kalmıştır. Bu nedenle günde iki defa aclidinium<br />
kullanımını araştıran klinik çalışmalar yürütülmüştür.<br />
İki haftalık çapraz geçişli bir çalışmada, 400 mcg<br />
günde iki defa (bid) aclidiniumun plasebo ile karşılaştırıldığında<br />
istatistiksel ve klinik olarak anlamlı 24 saat<br />
bronkodilatasyon sağladığı gösterilmiştir. Bu çalışmayı<br />
takiben, 200 mcg ve 400 mcg bid aclidinium ile yapılan<br />
12 haftalık faz III çalışmada (Aclidinium in Chronic<br />
Obstructive Respiratory Disease; ACCORD COPD<br />
27
literatür özetleri<br />
I) <strong>KOAH</strong> semptomları, sağlık durumu ve plasebonun<br />
üzerinde anlamlı klinik iyileşme rapor edilmiştir.<br />
Şimdi sunacağımız çalışmada ise, orta ve ağır KO-<br />
AH’lı hastalarda 24 hafta boyunca plaseboya karşı 200<br />
mcg ve 400 mcg bid aclidiniumun etkinliği ve güvenilirliğini<br />
değerlendiren faz III çalışmanın (Aclidinium<br />
To Treat Airway obstructive In COPD patieNts; AT-<br />
TAIN) sonuçları sunulmaktadır.<br />
Kırk yaş üzeri 10 paket-yıl ve üzeri sigara içim öyküsü<br />
olan, GOLD kriterlerine göre bronkodilatör sonrası<br />
FEV 1<br />
/FVC oranı %70’in altında olan FEV1 değeri<br />
beklenenin %80’inden küçük olan, erkek veya kadın<br />
hastalar çalışmaya dahil edildi. Bu çalışma 9 Avrupa ülkesi<br />
ve Güney Afrika’da yürütülen çift kör, randomize,<br />
plasebo kontrollü, paralel grup faz III çalışmadır. Tarama<br />
ve hastalık stabilitesini değerlendirmek için 2 haftalık<br />
run-in periyodundan sonra, 24 hafta süreyle hastalar<br />
200 mcg veya 400 mcg aclidinium ve plasebo bid almak<br />
için randomize (1:1:1) edildi. Standart spirometrik ölçümler<br />
[FEV 1<br />
, FVC ve inspiratuar kapasite (IC)] ilacın<br />
ilk dozundan önce ve 1., 4., 8., 12. ve 24. hafta vizitleri<br />
süresince ölçüldü. Ek olarak FEV 1<br />
ve FVC ölçümü ilaç<br />
sonrası 30. dakika, 1., 2. ve 3. saatlerde, ilaç sonrası 3.<br />
saat, 1. gün ve 1., 4., 12. ve 24. haftalarda IC ölçümü<br />
yapıldı.<br />
Sağlık durumu pre-doz bazal, 4., 12. ve 24. haftada<br />
St. George’s Respiratory Questionnaire (SGRQ) ile değerlendirildi.<br />
Dispne tedavi öncesi Bazal Dispne İndeksi<br />
(BDI) ile ve değişiklikler Transizyonel Dispne İndeksi<br />
(TDI) kullanılarak 4., 12., 24. haftalarda ölçüldü.<br />
Hastalar, <strong>KOAH</strong> semptomlarını ve günlük aldıkları<br />
ilaçları elektronik günlüklere kaydettiler. Eşlik<br />
eden ilaç tedavileri hastalar tarafından günlük deftere<br />
kaydedildi. <strong>KOAH</strong> alevlenmeleri, araştırmacılar tarafından<br />
günlüklerden <strong>KOAH</strong> semptomları, günlük ilaç<br />
kullanımı ve eşlik eden ilaç öyküsüne göre tanımlandı.<br />
<strong>KOAH</strong> alevlenmesi, birbirini takip eden en az iki gün<br />
<strong>KOAH</strong> semptomlarında artış, kısa etkili bronkodilatör<br />
ve/veya inhale steroidlerin artmış kullanımı (hafif<br />
alevlenme), antibiyotik veya sistemik steroid ile tedavi<br />
(orta alevlenme) veya hastaneye yatış (ağır alevlenme)<br />
olarak tanımlandı. Birincil sonlanım noktası 24. haftadaki<br />
sabah pre-doz (trough veya dip) FEV 1<br />
bazal değerindeki<br />
değişiklikti. İkincil sonlanım noktaları ise 24<br />
hafta içerisinde bazal değere göre pik FEV 1<br />
’deki (sabah<br />
ilaç dozundan sonraki 3 saat içerisinde gözlemlenen<br />
en yüksek FEV 1<br />
değeri) ve SGRQ toplam skoru ve TDI<br />
skorlarında klinik olarak anlamlı düzelmenin elde edildiği<br />
hasta oranındaki değişikliklerdi.<br />
Etkinlik analizi, intent-to-treat (ITT=tedaviye niyet<br />
edilen hasta popülasyonu): bir veya daha fazla doz<br />
çalışma ilacı alan tüm hastalar ve bir bazal ve bir veya<br />
daha fazla post-bazal FEV 1<br />
ölçümü yapılan popülasyona<br />
uygulandı. SGRQ skorunda 4 üniteden fazla azalma,<br />
TDI skorunda 1 üniteden fazla artış klinik olarak anlamlı<br />
kabul edildi. Tedavi gruplarında lojistik regresyon<br />
analizi yapıldı.<br />
Randomize edilen 828 hastanın 819’u ITT ve<br />
güvenirlik popülasyonuna dahil edildi. Hastaların demografik<br />
özellikleri ve hastalık durumları tüm tedavi<br />
gruplarında benzerdi.<br />
24 haftalık sürede, plasebo ile karşılaştırıldığında<br />
aclidinium 200 mcg ve 400 mcg ortalama ± standart<br />
hata (SE) dip FEV 1<br />
değerinde anlamlı düzelme sağladı<br />
( 99 ± 22 ml ve 128 ± 22 ml, sırasıyla, p
unda 4. hafta hariç). 24 haftada plasebo ile karşılaştırıldığında,<br />
aclidinium 200 mcg ve 400 mcg dozunda<br />
daha fazla hastada SGRQ toplam skorunda klinik olarak<br />
anlamlı iyileşme (≥4 ünite) gözlemlendi (%56.0 ve<br />
%57.3’e karşılık %41.0; OR 1.83 ve 1.87; p
literatür özetleri<br />
aclidinium 400 mcg ile dispnede klinik olarak anlamlı<br />
düzelmeyi göstermiştir. Sağlık durumundaki düzelme<br />
ise istatistiksel olarak anlamlı olmakla birlikte klinik<br />
olarak anlamlı değildi. Bu durum çalışma süresinin klinik<br />
olarak anlamlı düzeye erişebilecek kadar uzun olmamasından<br />
kaynaklanmıştır. Her iki aclidinium dozu<br />
da benzer güvenlik profiline sahip olduğu için, risk-fayda<br />
profili aclidinium 400 mcg’ın tedavi için uygun doz<br />
olduğunu desteklemektedir.<br />
Sonuç olarak, sürekli bronkodilatör etki ve düşük<br />
oranda antikolinerjik etki sağlayan aclidinium günde<br />
iki doz 400 mcg dozu destekleyen risk-fayda profili ile<br />
stabil orta ağır <strong>KOAH</strong>’lı hastalar için etkili yeni bir uzun<br />
etkili muskarinik antagonist tedavi seçeneği olabilir.<br />
Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı Akciğer<br />
Transplantasyon Adaylarında Sağkalım ve Akciğer<br />
Tahsis Skoru<br />
Çeviren: Yard. Doç. Dr. Gazi Gülbaş<br />
İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi, Göğüs Hastalıkları Anabilim Dalı, Malatya<br />
The Lung Allocation Score and Survival in Lung<br />
Transplant Candidates with Chronic Obstructive<br />
Pulmonary Disease<br />
David R. Nunley, Gerene S. Bauldoff, Christopher<br />
H. Holloman, Amy Pope Harman<br />
Lung (2009) 187;383-387. DOI 10.1007/s00408-<br />
009-9180-4<br />
Organ Paylaşım ağı birliği (United Network of Organ<br />
Sharing - UNOS), Mayıs 2005’te, transplantasyon (Tx)<br />
merkezlerinin, adayları bekleyen hasta listelerine alma<br />
zamanını esas alan akciğer tahsis sistemini terk ederek,<br />
akciğer tahsis skorunu (Lung Allocation Score - LAS)<br />
kullanmaya başlamıştır. LAS, adayın bekleme listesindeki<br />
geçirdiği süreden ziyade, çeşitli fiziksel parametreler<br />
ve komorbiditelerini esas alır. LAS, adayın 1) uygun<br />
organ bulununcaya kadarki sağkalımını, 2)transplantasyondan<br />
sonraki en az bir yıllık sağkalım ihtimalini<br />
hesaplama yöntemini esas alarak adayları 0’dan 100’e<br />
sıralandırır. Daha yüksek LAS, adayın daha ağır hastalığının<br />
olduğu ve dolayısı ile uygun organ bulunması<br />
için daha az zamanının kaldığı anlamına gelir. Başından<br />
beri, LAS’nin Tx sonrası kabul edilebilir sağkalım<br />
tahmini yaparken, aynı zamanda adayın hastalığının<br />
ciddiyetini ve Tx’in aciliyetini tahmin etmede ne derece<br />
kullanışlı olabileceği şüphe ile karşılanmıştır. Tipik olarak,<br />
kistik fibrozis (CF) ve idiopatik pulmoner fibrozis<br />
(IPF) gibi belirgin pulmoner fonksiyon bozukluğu ile<br />
sonuçlanan hastaların hastalığı daha şiddetli ve dolayısı<br />
ile daha yüksek LAS’a sahiptir. Bu hasta grubu daha belirgin<br />
akciğer Tx (LTx) endikasyonuna sahip iken, solunum<br />
fonksiyonlarında fiziksel kısıtlanmada daha yavaş<br />
düşüş gösteren <strong>KOAH</strong>’lı hastalar daha düşük LAS’a sahiptirler.<br />
Bazı otörler, bu durumun bu hasta grubunun<br />
uygun akciğer nakli fırsatını kaçırmalarına yol açacağını<br />
savunmaktadırlar.<br />
Çalışmada ileri sürülen hipotez, <strong>KOAH</strong>’lı hasta<br />
grubunda LAS’ın hem Tx sonrası en az bir yıllık sağkalımı<br />
hem de Tx öncesi bekleme listesinde sağkalımı<br />
doğru yansıtmadığı üzerine kuruludur. Bunu doğrulamak<br />
için, transplant adayları ve alıcılar ile ilgili tecrübeler<br />
aşağıdaki soruları sorarak retrospektif olarak<br />
değerlendirildi; 1)LAS skoru ile transplant alıcısının<br />
sağkalımı arasında bir ilişki olup olmadığı ve öyleyse<br />
sağkalım ile artan LAS arasındaki ilişki direkt veya ters<br />
ilişki midir? 2) Tx öncesi LAS hesaplaması ile Tx sonrası<br />
gerçek sağkalım zamanı arasında bir ilişki var mıdır?<br />
<strong>KOAH</strong> pek çok antiteyi kapsamaktadır, ancak<br />
bu program sigara ile ilişkili amfizem ve/veya kronik<br />
bronşitli <strong>KOAH</strong>’lı hastaları kapsamaktadır. Alfa-1 antitripsin<br />
eksikliği olan 4 aday analize dahil edildi, ancak<br />
bu adaylar sigara içicisiydi. 1 Ocak 2000’den sonra<br />
değerlendirilen hastalar için, Tx listesinde olan aday-<br />
30
lardan elde edilen veriler retrospektif olarak değerlendirildi.<br />
Hastaların bekleme listesindeki durumuna<br />
bakılmaksızın, listelenme bilgileri ışığında retrospektif<br />
olarak LAS hesaplandı. LAS ile Tx sonrası 1 yıllık<br />
sağkalımı ilişkisini değerlendirmek için, bekleme listesinde<br />
yaşayan <strong>KOAH</strong>’lı hasta grubu gözden geçirildi.<br />
Bu grup, 1 Temmuz 2002’den sonra tek akciğer nakli<br />
olan ve takip verileri uygun olan tüm adaylarla karşılaştırıldı.<br />
Tx’e kadar yaşayan tüm adayların kullanılması<br />
yerine, Tx’den sonraki en az 1 yıl takip bilgilerine<br />
ulaşılabilen ve ulusal sağkalım istatistiklerine dayalı<br />
standardize edilmiş verilere sahip hasta grubu seçildi.<br />
Merkezde Tx programı Kasım 1998’de başlamasına<br />
rağmen, erken dönemde ulusal standartlara ulaşılamadığı<br />
için, programın ilk 3.5 yılı içerisindeki hastalar<br />
çalışmaya dahil edilmedi. Çalışma periyodu süresince,<br />
41 <strong>KOAH</strong>’lı aday Tx için listeye alındı. Bu adaylardan<br />
36’sı Tx’e kadar yaşayarak, tek LTx yapılabildi (sol:14,<br />
sağ:22). Çalışma süresince <strong>KOAH</strong> için çift akciğer Tx<br />
yapılmış aday yoktu. Tx için yaşayan hastaların ortalama<br />
(± SD) LAS’ı 32.62±1.06 idi ve ölen 5 hastanın<br />
ortalama skorundan (34.45±1.19) istatistiksel olarak<br />
daha düşüktü (p
literatür özetleri<br />
varmışlardır. LAS, komorbiditelerin şiddeti ve sayısı ile<br />
bekleme listesindeki sağkalım olasılığına ilaveten, aynı<br />
zamanda Tx sonrası sağkalım olasılığına dayalı olarak<br />
hesaplanır. Eğer doğru ise, LAS’nin Tx sonrası gerçek<br />
sağkalım ile bir bağı olması beklenebilir. Daha yüksek<br />
bir LAS’li bir adayı Tx esnasında daha ciddi riskler<br />
bekleyebilir. Bu yüzden daha kötü bir Tx sonrası daha<br />
düşük sağkalım süresine yol açabilir. Daha geniş kapsamlı<br />
LTx programları ile Tx sonrası sağkalım ile ilgili<br />
gözlemleri tartışmak için yeni tahsis sistemi ile yeterli<br />
tecrübe kazanılmaya başlanmıştır. John Hopkins Üniversitesi’nin<br />
bir raporu, Tx sonrası 1 yıllık sağkalım Tx<br />
öncesi daha yüksek LAS’li adaylar için anlamlı düzeyde<br />
daha kötü olduğunu göstermiştir.<br />
Bazı programlar, Tx öncesi yüksek LAS’ye sahip<br />
hastaların primer graft disfonksiyonu sıklığının arttığını,<br />
ventilatörde ve YBÜ kalma süresinin uzadığını, 6 aylık<br />
sağkalımının azaldığını gözlemlediler. Aksine, diğer<br />
merkezler ise şimdiye kadar Tx sonrası komplikasyonlarda<br />
böyle bir artış gözlemlemediler.<br />
Tabii ki, bu pilot araştırmanın potansiyel hatalarının<br />
olduğu da düşünülmelidir. Verilerin tek merkeze<br />
ait olmasının yanı sıra LAS’nin hesaplanma zamanı da<br />
potansiyel hata nedeni olabilir. Eğer bir adayın sağlık<br />
durumu değişiyorsa, yeni hesaplama ile LAS’de değişebilir<br />
ve böylece bekleme listesinde adayın pozisyonu da<br />
değişebilir. Pilot araştırmada LAS retrospektif olarak<br />
sadece listeleme zamanında hesaplanmıştır. Eğer LAS,<br />
adayın sağlık durumu değiştikçe yeniden hesaplansaydı,<br />
belki de Tx sonrası sonuçlar ile daha iyi bir uyum<br />
gösterebileceği kanıtlanmış olacaktı. Bu araştırma LAS<br />
ile Tx sağkalımı arasında istatistiksel olarak anlamlı bir<br />
bağ ortaya çıkarırken, Tx sonrası sağkalımla ilgili herhangi<br />
bir bağ gösterememiştir.<br />
LAS bir adayın sağlığının durumunu çoklu değişkenleri<br />
dikkate alarak hesaplarken, sağkalımı etkileyebilecek<br />
diğer potansiyel çeldiricilerin olabileceği de göz<br />
ardı edilmemelidir. LAS’nin hesaplanmasında dikkate<br />
alınmayan, Tx sonrası sağkalımı etkileyebilecek unsurlar<br />
arasında cerrahi komplikasyonlar, enfeksiyonlar, Tx<br />
sonrası allograft rejeksiyonu yer almaktadır.<br />
Özetle, beklendiği gibi <strong>KOAH</strong>’lı LTx adaylarındaki<br />
daha düşük LAS, Tx için daha yüksek sağkalım oranı<br />
ile ilişkili bulundu. Ancak LAS ile Tx sonrası sağkalım<br />
arasında ilişki gözlemlenmedi. Bu pilot araştırmanın<br />
sonuçlarının, son dönem diğer akciğer hastalık gruplarıyla,<br />
daha fazla sayıda hastayla ve prospektif çalışmalarla<br />
doğrulanmasına ihtiyaç vardır.<br />
Amfizem Nedeniyle Akciğer Nakli Olanlarda<br />
Postoperatif Mortalite ile İlişkili Faktörler<br />
Çeviren: Yrd. Doç. Dr. Hilal Ermiş<br />
İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Anabilim Dalı, Malatya<br />
Factors Related to Postoperative Mortality in Lung<br />
Transplantation for Emphysema<br />
J. Ferrer, E. Rodriguez, A.Roman, C. Bravo, J.<br />
Roldan, E. Hermosilla, M. Canela.<br />
Transplantation Proceedings, 2007, 39:3317-3322.<br />
Uzun yıllardır ileri evre kronik obstrüktif akciğer hastalığının<br />
(<strong>KOAH</strong>) sağkalımını artıran tek tedavi şeklinin<br />
uzun süreli oksijen tedavisi olduğu bilinmektedir.<br />
Bununla birlikte, 1990’dan bu yana ortotopik akciğer<br />
nakli (OAN) etkili bir alternatif tedavi seçeneği haline<br />
gelmiştir. Halen, akciğer nakillerinin %39’u <strong>KOAH</strong>’lı<br />
hastalara uygulanmaktadır.<br />
<strong>KOAH</strong> seyrinde OAN için uygun zamanla ilgili<br />
henüz bir fikir birliği yoktur. Solunum yetmezliği<br />
olan hastalarda mortalite yüksek olduğu için, özellikle<br />
solunum yetmezliğine girmiş ağır <strong>KOAH</strong> hastalarının<br />
alınması tavsiye edilmektedir. Bununla birlikte,<br />
transplantasyon sonrası mortalite hesaba katıldığında<br />
bu hastalarda OAN’ın sağkalımı gerçekten artırıp artırmadığı<br />
sorgulanmaktadır. Bu konudaki çalışma sonuçları<br />
çelişkili olduğundan sorunun cevabı da hâlâ<br />
açık değildir. Erken mortalite, nakil olmuş <strong>KOAH</strong>’lı<br />
32
hastaların tüm sağkalımında önemli bir yere sahiptir.<br />
100’den fazla merkez ve 14.000 nakil olmuş hastanın<br />
verilerine göre 3 aylık ortalama mortalite hızı %17’dir.<br />
Preoperatif klinik durum, cerrahi işlem, operatif/postoperatif<br />
komplikasyonlar gibi çeşitli faktörler bu durumu<br />
etkileyebilir. Özellikle <strong>KOAH</strong>’lı hastalarda mortaliteyi<br />
belirleyen faktörlerle ilgili bilgiler çok azdır.<br />
Bu çalışmada amfizemli hastalarda bilateral akciğer<br />
nakli (BAN) ile ilgili deneyimler retrospektif olarak<br />
analiz edilmiştir. Geniş bir aralıkta preoperatif/operatif<br />
değişkenlerdeki farklılıklar nakilden 1 ay sonra değerlendirilmiştir.<br />
Materyal ve Metod<br />
Ağustos 1993 ve Mayıs 2003 tarihleri arasında BAN olan<br />
<strong>KOAH</strong>’lı hastaların verileri tarandı. Nakil operasyonu<br />
standart bir tekniğe göre yapıldı. Nakilden hemen sonra<br />
bütün hastalara siklosporin, azatioprin ve kortikosteroidden<br />
oluşan aynı immünsüpresif tedavi başlandı. Akut<br />
rejeksiyon, 3 günlük pulse intravenöz metilprednizolon<br />
ile tedavi edildi. Alıcı ve vericinin sitomegalovirus için<br />
seronegatif olduğu durum hariç bütün hastalar nakilden<br />
sonraki ilk 45-120. günlerde gansiklovir veya valgansiklovir<br />
proflaksisi aldı. Benzer olarak ömür boyu<br />
nebülize amfoterisin B ve oral kotrimoksazol proflaksisi<br />
başlandı. Preoperatif olarak şu değişkenler çalışıldı: demografik<br />
veriler, sigara öyküsü, bekleme listesinde geçen<br />
süre, Charlson indeksine göre komorbidite, Anthonisen<br />
kriterlerine göre son bir yıldaki alevlenme sayısı,<br />
uzun süreli oksijen tedavisi, sürekli oral steroid kullanımı,<br />
NYHA fonksiyonel sınıf, vücut kitle indeksi, antitripsin<br />
seviyeleri, solunum testleri, arter kan gazı analizi,<br />
6 dakika yürüme testi ve ekokardiyografi. Operatif ve<br />
postoperatif değişkenler ise şunlardı: kardiyopulmoner<br />
bypass ihtiyacı, verici aortik krosklemp uygulanım zamanı<br />
ile uygun alıcı arteryel krosklempin açılması arasında<br />
geçen süre olarak tanımlanan iskemi zamanı ve<br />
plevral komplikasyonlar (7 günden daha fazla uzamış<br />
hava kaçağı, hemotoraks, pnömotoraks). Erken mortalite<br />
nakilden sonraki ilk 1 ay içinde meydana gelen tüm<br />
ölümler olarak tanımlandı.<br />
74 erkek, 5 kadın 79 <strong>KOAH</strong>’lı BAN olan hasta<br />
çalışmaya dahil edildi. Hastaların %96’sı sigara içici<br />
veya daha önce içmişti. Bekleme listesindeki ortalama<br />
zaman 209.3±183 gündü. Charlson skoru, 51 hastada<br />
0 (%64,6); 19 hastada 1 (%24,1), 6 hastada 2 (%7,6), 2<br />
hastada 3 (%2,5), 1 hastada 4 (%1,3) idi. Son 1 yıldaki<br />
alevlenme sayısı 14 hastada sıfır, 26 hastada 1 veya 2,<br />
35 hastada 2’den fazlaydı. Dört hastanın bilgisi yoktu.<br />
62 hasta (%77,2) uzun süreli oksijen kullanıyordu. Hastaların<br />
%68,4’ünde sol ventrikül ejeksiyon fraksiyonu<br />
literatür özetleri<br />
Hemotoraks gelişen amfizemli hastalarda 1. aydaki<br />
mortalite daha yüksek bulunmuştur. Bu bulgu diğer<br />
çalışmalarla da benzerdir. Diğer torasik cerrahilerde olduğu<br />
gibi hemorajik plevral sıvı da drenaj gerektirir ve<br />
bununla birlikte bu hastalarda hemorajik plevral sıvı seröz<br />
oluncaya kadar 7 gün içinde kendini sınırlama eğilimindedir.<br />
Bu çalışmada 15 hemotorakslı hastadan sadece<br />
1’i ölmüştür. Çalışmadaki çarpıcı bulgulardan biri<br />
de <strong>KOAH</strong> şiddeti, FEV 1<br />
, pO 2<br />
, pCO 2<br />
, sağ ve sol ventrikül<br />
ejeksiyon fraksiyonunun 1 aylık mortalite ile ilişkili bulunmamasıdır.<br />
Her iki akciğer birden değiştirildiği için<br />
muhtemelen preoperatif solunumsal durumun mortalite<br />
üzerindeki etkisi azalmıştır.<br />
Yazarlar BODE indeksinin mortalite ile ilişkisini<br />
de araştırmışlardır. Retrospektif olarak 52 hastaya<br />
BODE indeksi uygulanmış ve çoğunun indeksi 7<br />
veya üstü bulunmuştur. 5 yıllık sağkalım hızı (%48)<br />
transplante olmayanların sağkalım hızından (%20)<br />
daha yüksek tespit edilmiştir. Bu çalışma sırasında hastalar<br />
çok boyutlu olarak sınıflandırılmamakla birlikte<br />
akciğer nakli adayı <strong>KOAH</strong>’lılarda, erken ve geç mortalitenin<br />
bir belirleyicisi olarak BODE’nin faydalı olup<br />
olmadığının belirlenmesi için çalışmaların yapılması<br />
önerilmiştir.<br />
Sonuç olarak bu çalışmanın sonuçları, amfizemli<br />
hastalarda pek çok operatif değişkenin postoperatif<br />
erken mortalite ile ilişkili olduğunu göstermiştir.<br />
Yine de transplantasyon merkezleri arasında hastaların<br />
karakteristikleri ve cerrahi yönetimleri değişiklik<br />
gösterdiğinden, bu sonuçların konfirme edilmesi için<br />
amfizemli hasta grubunda daha fazla çalışma yapmaya<br />
ihtiyaç vardır.<br />
<strong>KOAH</strong>’ta Akciğer Nakli: Tek Akciğer, Çift Akciğer<br />
veya Hiç?<br />
Çeviren: Yard. Doç. Dr. M. Reha Çelik<br />
İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi, Göğüs Cerrahisi Anabilim Dalı, Malatya<br />
Lung transplantation for COPD: one lung, two<br />
lungs, or none?<br />
Lawrence CE.<br />
Lancet 2008;371:702-3<br />
Akciğer naklinin tarihi, kronik obstrüktif akciğer hastalığı<br />
(<strong>KOAH</strong>) tedavisi için ilk defa 1963 yılında, başarısız<br />
tek akciğer transplantasyonu denemesi ile başladı. Ardından<br />
gelen denemeler ve başarısızlıklar, <strong>KOAH</strong>’ta tek<br />
taraflı akciğer naklinin, nakledilen sağlıklı akciğer ile<br />
amfizemli hasta akciğer arasındaki komplians farkı nedeniyle,<br />
fizyolojik olarak mümkün olmadığı düşüncesinin<br />
yaygın şekilde yerleşmesine neden oldu. Kafalarda<br />
bu fizyolojik prensip yerleşik olduğu halde, Cooper ve<br />
ark. <strong>KOAH</strong> tedavisinde ilk başarılı tedaviyi sağlayan iki<br />
taraflı akciğer naklini 1986 yılında gerçekleştirdiler.<br />
Bununla birlikte 1989 yılında Fransa’da, <strong>KOAH</strong>’ta<br />
tek taraflı akciğer naklinin fizyolojik olarak sınırlı olduğuna<br />
dair önceki düşünceleri çürüten ardışık tek taraflı<br />
akciğer nakilleri uygulandı. Geçen 20 yıllık süre zarfında,<br />
<strong>KOAH</strong>’ta gerek tek taraflı ve gerekse iki taraflı akciğer<br />
nakillerinin pulmoner fonksiyonlarını, egzersiz kapasitesini<br />
ve hayat kalitesini iyileştirdiği gösterilmiştir.<br />
Buna rağmen akciğer naklinin sağkalım oranlarını iyileştirdiği<br />
tartışmalıdır. Her ne kadar Hosenpud ve ark.<br />
akciğer nakli ile tedavi edilen kistik fibrozis ve interstisyel<br />
pulmoner fibrozisli hastalarda sağkalım avantajları<br />
olduğunu saptamışlarsa da, bu amfizemli hastalar için<br />
geçerli bir durum değildi.<br />
Gabriel Thabut ve ark. Lancet’de, International Society<br />
for Heart and Lung Transplantation (ISHLT) kayıtlarındaki<br />
yaklaşık 10.000 son evre <strong>KOAH</strong> hastasında<br />
tek veya çift akciğer nakli sonrası sağkalım oranlarını<br />
karşılaştırmışlardır. Bu kapsamlı çalışma, kayıtların<br />
başladığı 1987 yılından 2006 yılına kadar, tüm dünyadaki<br />
bildirilmiş bütün akciğer nakillerini içermektedir.<br />
İki taraflı akciğer nakillerinde median sağkalım zamanı<br />
(6.41 yıl, %95 CI 6.02-6.88) tek taraflı işlemlerden (4.59,<br />
4.41-4.76; p
yaş ve üzerindeki hastalarda, çift taraflı akciğer nakillerinin<br />
tek taraflı akciğer nakillerine kıyasla görülen<br />
faydası çok azdır (hazard ratio 0.95; %95 CI 0.81-1.13).<br />
Thabut ve ark., ISHLT kayıtlarının daha önceki<br />
bir analizinde ve tek merkezli bir çalışmada benzer<br />
sonuçlar elde edildiğine dikkat çekmişlerdir. İki taraflı<br />
akciğer naklinin seçilmiş hastalarda tek taraflı akciğer<br />
nakline göre daha iyi sağkalım sağladığı gözlemi yeni<br />
olmamakla birlikte, Thabut ve ark. çalışmasının gücü,<br />
iki taraflı akciğer nakli lehine yorumlanan sonuçlara<br />
neden olabilecek temel farklılıklarda sağlama yapan çok<br />
yönlü istatistiksel metodların özenli uygulanmasından<br />
kaynaklanmaktadır. Ortak değişken analizi, eğilim skoru,<br />
risk ayarlaması ve eğilim tabanlı eşleştirme yöntemlerinin<br />
hepsi, 60 yaş altındaki <strong>KOAH</strong> hastalarında tek<br />
taraflı akciğer nakline kıyasla iki taraflı akciğer naklinde<br />
daha iyi sonuçlar vermiştir. Özenli metodlara rağmen,<br />
kayıtlı verilerde tek ve iki taraflı akciğer alıcılarında ölçülememiş<br />
farklar bulunabilir.<br />
Her iki yaklaşımı kıyaslayan bir randomize çalışmanın<br />
bulunmadığı sayılmazsa, ki muhtemelen hiçbir<br />
zaman olamayacaktır, Thabut ve meslektaşları, genç<br />
<strong>KOAH</strong>’lı hastalarda iki taraflı akciğer naklinin tek akciğer<br />
nakline üstünlüğünün gösterildiği mümkün olan<br />
en iyi delilleri sağlamışlardır. Bununla birlikte, <strong>KOAH</strong>’lı<br />
hastalarda tek taraflı akciğer naklinin uygulanması kararını<br />
destekleyecek yaştan başka kesin nitelikler de bulunmaktadır.<br />
Akciğer rezeksiyonu uygulanan daha önce<br />
geçirilmiş göğüs ameliyatları, plörektomi, plöridez,<br />
pnömonektomi veya koroner arter bypass ameliyatları<br />
potansiyel faktörlerdir. Genel durumu kötü hastalar, yapılacak<br />
ameliyatın şekline donör yeterliliği ile karar verilmek<br />
üzere her iki yaklaşım için de listeye alınabilirler.<br />
Son olarak, donör organ temini yetersiz olduğu sürece,<br />
hayırseverliğin etik prensibi (her bir hastaya iki taraflı<br />
akciğer nakli ile elden gelenin en iyisini yapmak) ile<br />
adalet (tek taraflı akciğer nakli yolu ile organa erişmek<br />
konusunda eşitliğin daha iyi sağlanması) arasındaki çatışma<br />
devam edecektir.<br />
Akciğer naklinin, gerek cerrahi ile gerekse endobronşial<br />
tek yönlü valflerin bronkoskopik olarak<br />
yerleştirilmesi ile volüm küçültülmesi gibi alternatifleri<br />
de bulunmaktadır. Medikal tedavi, özellikle sigarayı bırakma<br />
ve pulmoner rehabilitasyon programlarına dahil<br />
olma, akciğer naklinin uygun alternatifleridir. Akciğer<br />
nakli %50 5 yıllık sağkalım oranı ile, <strong>KOAH</strong> ve diğer<br />
hastalıkların mükemmel olmayan bir çözümüdür. Nakil<br />
için ihtiyaç duyulan uygun organların temini kısıtlıdır<br />
ve hastalar, ki genellikle <strong>KOAH</strong> hastaları haricindekiler,<br />
bekleme listesinde iken ölmektedirler. Sigaradan korumaya<br />
yönelik programlar yolu ile ihtiyacın azaltılması,<br />
akciğer naklinin çok daha iyi bir alternatifi olabilir.<br />
<strong>KOAH</strong>’lı Hastalarda İki ya da Tek Taraflı Akciğer<br />
Nakli Sonrasında Sağkalım: Kayıt Verilerinin<br />
Retrospektif Bir Analizi<br />
Çeviren: Yard. Doç. Dr. M. Reha Çelik<br />
İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi, Göğüs Cerrahisi Anabilim Dalı, Malatya<br />
Survival after bilateral versus single lung<br />
transplantation for patients with chronic<br />
obstructive pulmonary disease: a retrospective<br />
analysis of registry data.<br />
Thabut G, Christie JD, Ravaud P, Castier Y,<br />
Brugiere O, Fournier M, Mal H, Raphael GL.<br />
Lancet 2008;371:744–751<br />
Gerek tek taraflı, gerekse çift taraflı akciğer nakilleri,<br />
son evre kronik obstrüktif akciğer hastalığı (<strong>KOAH</strong>)<br />
hastalarında kabul edilmiş seçenekler olmakla birlikte<br />
hangi yöntemin daha uzun sağkalım sağladığı hâlâ net<br />
değildir. Bu analizde International Society for Heart<br />
and Lung Transplantation kayıtlarındaki verilerin analizi<br />
ile her iki yöntemin sağkalım faydalarının karşılaştırılması<br />
amaçlanmıştır.<br />
1987 ve 2006 yılları arasında, 3525 (%35.7) iki<br />
taraflı, 6538 (%64.3) tek taraflı akciğer nakli uygula-<br />
35
literatür özetleri<br />
nan 9883 <strong>KOAH</strong> hastasının verileri analiz edildi. Yanlı<br />
seçim olasılığını göz önünde bulundurarak ortak değişken<br />
analizi, eğilim-skoru risk-ayarlaması ve eğilim<br />
tabanlı eşleştirme uygulandı. <strong>KOAH</strong> hastalarında uygulanan<br />
her iki nakil yöntemi için medyan sağkalım 5.0<br />
yıl bulundu (%95 CI 4.8-5.2). 1998 yılından önce nakil<br />
olan hastaların sağkalımları 4.5 yıl (4.3-4.8) iken, 1998<br />
yılından sonra nakil olan hastalarda 5.3 (5.0-5.5) yıl olarak<br />
saptanmıştır (p
<strong>KOAH</strong>’ta Transplantasyon Endikasyonları<br />
Çeviren: Yard. Doç. Dr. M. Reha Çelik<br />
İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi, Göğüs Cerrahisi Anabilim Dalı, Malatya<br />
37
<strong>KOAH</strong> BÜLTENİ<br />
www.solunum.org.tr