HOTEL RESTAURANT MAGAZINE MAYIS 2017 SAYISI

istmagmagazin

Şimdi kahve zamanı!

Editör

Bir çekirdek taneciği ile başlar kalplere

yolculuğu... Sevgiyle kavrulup,

harmanlandıkça minik toz parçacıklarına

dönüşür. Fincanda vücut bulduğunda,

buram buram kokusunu salar önce, sizi

alır götürür. Yudum yudum aktıkça

dökülür damaktan kalplere, 40 yıllık

hatırın bir taşımlık simgesi olur.

Bu ayki dosya çalışmamızda keyfin

en leziz halini, “kahve”yi olağanüstü

görüntüleri eşliğinde tasarlayarak

sayfalarımıza taşıdık. Hazırladığımız bu

çalışmada dünyanın en prestijli kahve

markalarından ekipman üreticilerine, ithal

kahve makinelerinden yan aksesuarlarına

kadar sektörü tüm bileşenleriyle geniş bir

perspektifte bulabileceksiniz.

Dosya konumuz kapsamında kahvenin

duayen ismi Makpa Dış Ticaret Yönetim

Kurulu Başkanı Ali Sözmen ve KEF

Grup ortaklarından Kaancan İlbay ile

yaptığımız röportaj konularımız da sizleri

bekliyor!

“Dünyaya bir daha gelseydim yine

turizmci olurdum” diyecek kadar idealist,

başarıyı işin mutfağıyla temellendirecek

kadar profesyonel bir isim o. 35 yıllık

çalışma hayatının son 20 yılını turizm

sektörüne adayan İstanbul Kongre Merkezi

Genel Müdürü Pervin Zeydanlı Yalazan’ı

iş’te kadın bölümümüzde ağırladık.

Dünyaca ünlü otel zinciri Fairmont,

Türkiye’deki ilk oteli Fairmont

Quasar İstanbul’u 16 Ocak 2017’de

Mecidiyeköy’de açtı. Geçen dört aylık

süreçte gerek iş yaşamı ve lüksü

buluşturan sıra dışı konsepti gerekse

toplantı, yeme içme ve dinlenme

olanaklarıyla İstanbul turizminde hatırı

sayılır bir ivme yakalayan beş yıldızlı

oteli, Genel Müdürü Kai Winkler ile

konuştuk.

En büyük hayali, tıpkı büyük kuzeni

gibi gemide çalışırken aynı zamanda

dünyayı gezmekti. Oysa daha 9 yaşında

bir çocuktu ve elinde bu hayalini

yaşatabilecek bir tek fotoğraf vardı.

Çocukluğu aile mesleği gereği otel ve

restoranlarda geçtiği içindir belki de,

bir an olsun vazgeçmedi bu hayalinden.

Uzun seneler onu motive eden plaj

fotoğrafına bakarak, kuzenlerinin alaycı

gülüşmelerinin arasında “Birgün ben de

oraya gideceğim” diye meydan okuması da

bundan sebepti büyük olasılıkla.

“Kahve doktoru” Murat Güreş ile

yaptığımız keyifli çekimimiz ve baristalık

hikayesi de bu sayıda sizlerle!..

Keyifli okumalar dilerim.

Hatice Ünal Bilen

İmtiyaz Sahibi

İSTMAG MAGAZİN GAZETECİLİK

İç ve Dış Tic.Ltd.Şti. Adına H. FERRUH IŞIK

GENEL MÜDÜR

SORUMLU MÜDÜR

YAZI İŞLERİ MÜDÜRÜ

YAYIN DANIŞMANLARI

MEHMET SÖZTUTAN

mehmet.soztutan@img.com.tr

YUSUF OKÇU

yusuf.okcu@img.com.tr

HATİCE ÜNAL BİLEN

hatice.unal@img.com.tr

Prof. Dr. HÜSNÜ GÜNDÜZ

Prof. Dr. İSMAİL KAYA

Doç. Dr. Murat Doğdubay

GÜRKAN BOZTEPE

Gastronomi Turizmi Derneği Başkanı

TURGUT AY

Türkiye Aşçılar ve Şefler

Federasyonu Başkan Yrd.

REKLAM KOORDİNATÖRÜ

REKLAM MÜDÜRÜ

EMİR ÖMER ÖCAL

emir.ocal@img.com.tr

VEYSEL BİRDAL

veysel.birdal@img.com.tr

CONSEPT TASARIM FATMA DEMİRBAĞ

fatma.demirbag@img.com.tr

BİLGİ İŞLEM Emre YENER

emre.yener@img.com.tr

SOSYAL MEDYA Emir YENER

emir.yener@img.com.tr

FOTOĞRAF EDİTÖRÜ HAKKI GÜNERKAN

hakki.gunerkan@img.com.tr

KAPAK MEKANI Radisson Blu Hotel & SPA

İstanbul Tuzla

website

www.hotelrestaurantmagazine.com

e-mail

info@img.com.tr

KURUMSAL İLETİŞİM MÜDÜRÜ

MUHASEBE ve

FİNANS MÜDÜRÜ

ABONE ve DAĞITIM

CTP - BASKI

İRTİBAT BÜROLARIMIZ

ADRES

EBRU PEKEL

ebru.pekel@img.com.tr

MUSTAFA AKTAŞ

mustafa.aktas@img.com.tr

NURTEN DEMİR

nurten.demir@img.com.tr

İHLAS GAZETECİLİK A.Ş.

Merkez Mahallesi 29 Ekim Caddesi

İhlas Plaza No:11 A/41

Yenibosna–Bahçelievler / İSTANBUL

Tel: 0212 454 30 00

BURSA +90.224 211 44 50-51

KONYA +90.332 238 10 71

Evren Mah. Bahar Cad.

Polat İş Merkezi B Blok No:1 Kat:4

Güneşli-Bağcılar/İstanbul

Tel: +90 212 604 51 00

Faks: +90 212 604 51 35

hotel & restaurant hi-tech dergisinde yer alan makalelerdeki fikirler yazarlarına aittir. Yayınlanan ilanların sorumluluğu reklam verene aittir. hotel & restaurant hi-tech dergisinin bütün yayın

hakları İletişim Magazin Gazetecilik San. ve Tic. A.Ş.’ye aittir. Yazılar kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Yaygın süreli bir yayın olan hotel & restaurant hi-tech dergisi ayda bir yayınlanır.


içindekiler

38

34 52

antre

12 Sektörden kısa haberler

gündem

22 World Tourism Forum dünyanın

her kıtasında

24 Turizm ilanlarına başvurular

rekor seviyede

25 Muhammet Cüntay: “Herkes iş arıyor!

26 Doluluklar yerli etkisiyle arttı, gelir

kaybı katlanarak sürdü

27 Tezer Öner: Turizme yatırsak mı,

yatırmasak mı?

28 İstanbul dünyanın dört bir yanından

turist çekiyor

29 Cem Polatoğlu: “Booking.com

Sorunsalı”

30 Turizmdeki 5 harcamadan biri Çinli

turistlere ait

32 Skal International İstanbul, Dünya

Skal Günü’nü kutladı

yeni yatırımlar

34 İş yaşamının ve lüksün buluşma

noktası: Fairmont Quasar İstanbul

www.hotelrestaurantmagazine.com

38 Sadelik, lüks ve zarafetin yeni

tanımı: Club Privé by Rixos

40 Port Akdeniz, yatırımlarını

tamamladı

42 Ramada Encore Gebze açıldı

44 İstanbul Turizm Merkezi

Katar’da tanıtıldı

46 İstiklal Caddesi’in asaleti, MR.

CAS Hotels ile geri döndü

yatırım

48 İstanbul’da arz fazlası yatağa

Bülent Alıcı’dan “Bölge bölge

kurul, teşvikli ruhsat” önerisi

50 Kempinski 120. yılını kutluyor!

iş’te kadın

52 Pervin Zeydanlı Yalazan:

Dünyaya bir daha gelseydim

yine turizmci olurdum

dosya

56 Kahve zamanı!

marka

70 Uğur Çevik: Sektör globalleşmeli

72 Electrolux Profesyonel’in

seminerler serisi sürüyor

73 Jumbo ‘Unique’ koleksiyonu ile çok

yönlü sunumlar

74 Ege Seramik’ten sektöründe yine

bir ilk

marka güncel

76 Sektör firmalarından kısa haberler

etkinlik

78 I-MICE Derneği Çalışma Grupları

ve Komisyonlarıyla artık daha

güçlü!

barista’nın gözünden

80 Kahve doktoru: Murat Güreş

gastro güncel

84 Metro restoranlarla gücünü

birleştirdi, Metro Gıda Hareketi’ni

başlattı

86 Nermin Yurtoğlu: Seyahat, Yemek

ve Gözlem


dosya

Kahve zamanı

56 80

108

gastro etkinlik

88 “Öztiryakiler’den 3. Ulusal

Aşçılık Kampına Destek”

90 İstanbul çaya doydu

92 Bilge Şehir Kocaeli, yemekte

de şehrin bilgelerini seçti

gastro aktüel

94 Gastronomi sektöründen

kısa haberler

hijyen

100 Öztiryakiler Temizlik ve

Hijyen Ekipmanları’ndan

hijyene davet var!

102 Electrolux Profesyonel’den

“yeni Konveyörlü Tip

Bulaşık Makinesi”

103 Profesyoneller için uzaktan

hijyen eğitimleri başlıyor

hotel project

104 Ramada Encore Gebze’nin

mutfaklarında KM Kayalar

Mutfak imzası var!

www.hotelrestaurantmagazine.com

fuar

106 Solarex İstanbul Fuarı

başarıyla sonuçlandı

yeni mekan

108 Arnavutköy’de kahvenin

‘en misss’ durağı:

Curtis İstanbul

112 Nişantaşı’nın yıldızlar

altındaki yeni meyhanesi:

ABDİ Anason

114 Bazilik Grill Restaurant’tan

sıra dışı steak house konsepti

116 İSKENDER şimdi de

Nişantaşı’nda

hotel-tech

118 Mitsubishi Electric’ten

yenilenen profesyonel

seri klima

120 Turizm profesyonelleri

Big Data’yı nasıl kullanmalı?

ürün

122 Modern çizgileriyle Öztiryakiler

Pasta Teşhir Dolapları

124 Electrolux Profesyonel mutfakta

verimliliği artıran sistemler

125 Electrolux Profesyonel’in son

teknolojisi ile “daha hızlı pişirin”

126 Türkiye’nin şef bıçağı nasıl olmalı?

127 Üretilen 400.000. RATIONAL

SelfCookingCenter bir XS

ürünler

128 Yeni ürünler

126


12

hotel restaurant

& hi-tech

antre

Cahid Cıngı: ”Türkiye’deki

dağlar çok büyük kış turizm

potansiyeline sahip”

Erciyes A.Ş Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Murat Cahid Cıngı, Turizm Haftası

etkinlikleri kapsamında Erciyes Üniversitesi Turizm Fakültesi’nde Erciyes

Kış Turizm Merkezi’nin Kayseri ve ülke ekonomisine katkıları ile ilgili

konferans verdi. Erciyes’in daha önceden çok düzensiz ve anarşik bir yapıya

sahip olduğunu ifade eden Cahid Cıngı, “2005 yılında Erciyes’in bulunduğu

sınırlar Kayseri Büyükşehir Belediyesi’ne geçmesi ile beraber o zamanki

belediye başkanı şimdiki Çevre ve Şehircilik Bakanı Mehmet Özhaseki,

Erciyes’te uluslararası bir kayak merkezi oluşturma fikri ile harekete

geçti. 2011 yılından itibaren Erciyes’i kayak merkezi olarak hizmete açtı.

Bugün ise şimdiki Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Çelik’in büyük

desteğiyle Erciyes, son teknoloji mekanik tesisleri, 102 km’lik pistleri,

konaklama ve sosyal tesisleri ile dünyanın en önemli Evrensel kış turizm

merkezlerinden biri haline geldi. Erciyes Kış Sporları ve Turizm Merkezi,

iki yıl üst üste yaptığı Snowboard Dünya Kupası, Avrupa Kupaları gibi büyük

sportif organizasyon başarılarının yanı sıra kış turizminde Kayseri ve ülke

ekonomisine de çok ciddi katkılar vermeye başladı” diye konuştu.

HotelsPro’ya

yeni Amerika Bölge

Direktörü

Dünyanın önde gelen seyahat ve konaklama ürünü tedarikçilerinden MetGlobal

şirketler Grubu’nun, seyahat sektörü profesyonellerine teknoloji ve rezervasyon

çözümleri sunan markası HotelsPro’da, Amerika Bölge Direktörlüğüne Juan Mi

Llompart getirildi. E-ticaret, online seyahat, iş geliştirme, turizm işletmeciliği,

ekip yönetimi, stratejik planlama, global satış ve sözleşme süreçleri gibi çeşitli

alanlarda uzmanlığa sahip Juan Mi Llompart, satış ve sözleşme süreçleri

dahil olmak üzere Amerika’daki tüm HotelsPro operasyonlarının yönetiminden

sorumlu olacak.

Yelkenciler Tuzla’da

nefes kesti

Türkiye Açıkdeniz Yarış Kulübü (TAYK) organizasyonuyla dünyanın ilk ve tek

5 fonksiyonlu marinası Viaport Marina ana sponsorluğunda gerçekleşen

Viaport Marina Fahir Çelikbaş Kupası Yat Yarışları, Tuzla açıklarında

yapılan şamandıra yarışıyla tamamlandı. Viaport Marina Müdürü Mehmet

Tunç, “Viaport Marina Cup, 50’ye yakın teknenin katılımıyla Tuzla koyunda

gerçekleşen şamandıra yarışı ile tamamlandı, ardından da marinamızda

gerçekleştirdiğimiz eğlenceli bir törenle ödülleri verdik. Marina olarak

denize katkı sağlamak olan amacımıza uygun etkinlikler yapmaya devam

ediyoruz” diye konuştu.


14

hotel restaurant

& hi-tech

antre

Türkiyenin en itibarlı oteli

“Barut Otelleri”

Türkiye İtibar Akademisi ve Yıldız Teknik Üniversitesi İstatistik

Bölümü’nün gerçekleştirdiği Türkiye İtibar Endeksi (TİE)

Araştırması sonuçları açıklandı. Eğitimden enerjiye, GSM’den

hazır giyime, bankacılıktan gıdaya, perakendeye kadar 20

farklı sektörde en saygın ve güvenilir markaları 3000 kişiye

tek tek ulaşarak belirleyen istatiksel çalışmada Turizm-Otel

sektöründe üç liderden biri Barut Otelleri oldu. Barut Ailesi

şimdi de otel zincirinin en son halkalarından biri olan AKRA

ile turizm sektörüne duygu ve deneyimlere dayanan yeni nesil

otelcilik konsepti Urban Social’ı turizm sektörüne kazandırıyor.

‘Dokunuş’, ‘Lezzet’, ‘Koku’, ‘Ses’ ve ‘WellBeing’ (Daha İyi Bir

Sen) kodlarını buluşturan bu yeni konsept misafirlerin kalbine

dokunup benzersiz bir deneyim ve iyi anılarla Antalya’dan

ayrılmalarını hedefliyor.

TAV Şili Santiago

Havalimanı’nın

yolcu salonlarını

işletecek

Arturo Merino Benitez Santiago Uluslararası Havalimanı, TAV İşletme Hizmetleri’nin, seyahatlerinde konfor arayanlar için çözümler

sunan markası “primeclass”ın portföyüne eklediği 25. havalimanı oldu. TAV İşletme Hizmetleri böylece tüm dünyada 25 havalimanında

41 yolcu salonuna ulaştı. Şirket Şili’de kurduğu “Primeclass Pacifico ve Servicios Aeroportuarios S.A.” ortaklığı ile girdiği ihaleyi

kazanarak yolcu salonlarının işletmesini beş yıllığına üstlenmiş oldu. Şili’nin Arturo Merino Benítez Santiago Uluslararası Havalimanı

19,2 milyon yolcu sayısıyla Latin Amerika’nın en işlek yedinci havalimanı.

TUROYD resmen faaliyete geçti

Turizm yatırımlarını yöneten otellerin 81 ildeki yöneticileri tek çatı altında

birleşerek kurdukları Turizm Otel Yöneticileri Derneği – TUROYD resmi olarak

olarak faaliyete geçti. Türkiye’nin 81 ilinden, 2 bine yakın otel yöneticisi ile

örgütlenen TUROYD Kurucular Kurulu Üyeleri’nin İstanbul Dernekler Masası

başvuru ile 34-232-121 kütük numarası, 14.04.2017 tarih ve saat 15:09

itibarıyla resmi olarak kuruldu. Ülke turizm politikalarının geliştirilmesinde

aktif rol oynamayı hedefleyen TUROYD geçici yönetim kurulu aşağıdaki

isimlerden oluşuyor. Dernekler Masası’nda resmi kuruluşunu gerçekleştiren

TUROYD kurucular kurulu İstanbul Vali Başyardımcısı Nihat Nalbant’a nezaket

ziyaretinde bulunarak ileriye dönük çalışmaları hakkında bilgi verdiler. Genel

Başkan İstanbul’dan Turizoom International Hotel Management Genel Koordinatörü Ali Can Aksu, Başkan Yardımcısı Samsun’dan

North Point Hotel Samsun Genel Koordinatörü Murat Toktaş, Genel Sekreter İstanbul’dan Turgay Solmaz, Sayman İstanbul’dan

Crowne Plaza Istanbul Oryapark Genel Müdürü Aykut Bakay.


16

hotel restaurant

& hi-tech

antre

Akgün İstanbul Hotel Tohum Otizm

Vakfı’na kapılarını açtı

Tohum Otizm Vakfı tarafından düzenlenen “Otizm Eylem Planı Çalışmalarında Yolun

Neresindeyiz?” paneli Akgün İstanbul Hotel sponsorluğunda gerçekleşti. Otizm

farkındalık ayı olan Nisan ayı çalışmaları kapsamında gerçekleşen panel Otizmliler

ve ailelerine hizmetler sunan üç bakanlığın müsteşarını bir araya getirdi. “Otizme

mavi ışık yak” sloganına, mavi kravatıyla da destek veren ,Akgün İstanbul Hotel

Genel Müdürü Ali Akgün ve Marka Direktörü Sevda Yılgaz: Otizmin farkında, onların

yanında olduklarını dile getirirken, Otizm farkındalık ayı olan Nisan ayı kapsamında,

Tohum Otizm Vakfı’nın bu kıymetli buluşmasına ev sahipliği yapmaktan mutluluk

duyduklarını belirttiler.

Regnum Carya misafirleri Land of

Legends’a ücretsiz girecek

Her şey dahil konseptine yeni bir anlayış getiren ve her misafirine VIP hizmet

sunan Regnum Carya Golf&Spa Resort, özellikle çocuklu misafirlerin hoşuna

gidecek bir yeniliğe daha imza attı. Regnum Carya’da konaklayan misafirler,

Antalya’nın en büyük tema parkı Land of Legends’a ücretsiz girip, macera dolu

parkta gönüllerince eğlenebilecek. Konuyla ilgili bir açıklama yapan Regnum

Turizm Yönetim Danışmanı Geylan Dursunoğlu, yaptıkları işbirliği ile ilgili şunları

söyledi: “Regnum Carya Golf & Spa Resort, uluslararası organizasyonlara ev

sahipliği yapmasının yanı sıra sunduğu olanaklarla çocuklu ailelerin konaklaması

için de son derece elverişli bir otel. Çocuk havuzları, çocuk aqua parkı, büyük bir

kreş ve çocuk adventure parkı bulunan Regnum Carya mevcut donanımları ile

herkesin beğenisini kazanmayı başardı. Bu işbirliği ile yaz döneminde Land of

Legends’ın açık olduğu süre boyunca otelimizde konaklayacak ailelere ayrıca daha

büyük bir eğlence ve macera sunacağız.”

Ukrayna’da en popüler ülke Türkiye

Türk turizmindeki genel sıkıntıya karşılık geçen yıl yüzde 48 gibi

önemli bir artış kaydeden Ukrayna turizm pazarının, bu yıl da

büyümesini sürdürmesi öngörülüyor. Türkiye Otelciler Birliği’nin

(TÜROB) değerlendirmesinde, Türkiye’nin şu anda Ukrayna’da en

fazla tercih edilen yurt dışı destinasyonu olduğu belirtildi. Ukrayna’dan

yıllık çıkan turist sayısının yaklaşık 1.5 milyon olduğu ve bunun

yaklaşık yüzde 75’inin Türkiye’ye geldiği kaydedildi.

Almanya ‘son dakika’ya kalabilir

Geçen yıla kadar Türkiye’nin en büyük turizm pazarı unvanını koruyan, bu yıl ise ‘en fazla turist gönderen ülkeler’

sıralamasında gerilere düşen Almanya pazarı yıla sancılı başladı. Türkiye Otelciler Birliği (TÜROB) tarafından Almanya

pazarına yönelik hazırlanan raporda, bu yıl bu pazarda sıkıntıların süreceği, ancak yine de ‘son dakika’ hızlanmasının

ihtimal dahilinde olduğu belirtildi. Raporda görüşleri bulunan TÜROB Başkanı Timur Bayındır, 2011-2015 döneminde

ülkemize gelen Alman turist sayısındaki istikrarlı seyrin 2016 yılındaki sert düşüşle sona erdiğini, 2016 yılında Almanya’dan

Türkiye’ye gelen turist sayısının yüzde 30 düşerek 3.9 milyona gerilediğini hatırlattı.


18

hotel restaurant

& hi-tech

antre

‘Gezi tasarımcısından’ gezi kültürü yazıları

Kültür turizminin duayeni, kurduğu Fest Travel ile kültür turizminin ete

kemiğe bürünmesini sağlayan, bu alanda birçok ilki başlatan Faruk Pekin,

kaleme aldığı kitaplarına bir yenisini ekledi. Aralarında TUYED’in de (Turizm

Yazarları ve Gazetecileri Derneği) bulunduğu birçok kurumun kurucusu,

yöneticisi veya üyesi olan Pekin, yeni eseri “Gezmek Yaşamaktır” kitabının

önsözünde şöyle diyor: “Bir gezi tasarımcısı olarak yüzlerce gezi programı

yarattım. Az bilinen, hiç bilinmeyen yerlere gezi alışkanlığı başlattım. Bu

yoğun çaba içinde zaman zaman ‘gezi yazıları’ yazdım.” Hil Yayın tarafından

hazırlanıp piyasaya verilen “Gezmek Yaşamaktır” 326 sayfadan oluşuyor.

Kitap, Faruk Pekin’in bu gezi yazılarından oluşuyor. Kitaptaki gezi yazılarının

çoğu yayınlandıkları gazete ve dergilerde basıldıkları biçimleriyle değil, o

yayınlara gönderilmiş kısaltılmamış halleriyle yer alıyor.

Sektörün En Beğenileni

Hilton Otelleri oldu

Capital Dergisi tarafından 2000 yılından bu yana düzenlenen “Türkiye’nin

En Beğenilen Şirketleri” araştırmasının 2016 yılı sonuçları açıklandı.

Araştırmanın Otel ve Konaklama kategorisinin kazananı bir kez daha Hilton

Otelleri oldu. Kazanan şirketlerin görkemli bir ödül töreniyle açıklandığı

gecede, geçen yıldan bu yana kendi kategorisinde liderliği bırakmayan

Hilton Otelleri’nin ödülünü, Hilton Worldwide Türkiye Üst Sınıf Oteller İnsan

Kaynakları Direktörü Hakan Özcan aldı.

Bodrum’un ilk

cruise gemisi

limana yanaştı

Türkiye’nin en önemli turizm

merkezlerinden Bodrum, 2017’nin ilk

kruvaziyer gemisini ağırladı. Malta

bandıralı Thomson Spirit adlı gemi,

1.710 yolcu ve mürettebatı ile 29 Nisan

Cumartesi sabahı Bodrum Cruise Port’a

yanaştı. 215 metre uzunluğundaki lüks

yolcu gemisi, 1.172’si İngiliz olmak üzere

toplam 1.204 turisti Bodrum’a indirdi. Toplam yolcu kapasitesi 1.254 olan gemide 506 mürettebat hizmet veriyor. Thomson Spirit ile

Bodrum’a gelen turistlerin büyük çoğunluğu bireysel şehir turuna çıkarken, bir bölümü ise jeep safari ve tekne turlarına katıldılar.

Bodrum’un, eşsiz birçok özelliği ile dünyanın birçok bölgesinden turistleri kendisine çektiğini belirten Bodrum Cruise Port Liman

Müdürü Gonca Uygun, Thomson Spirit ile başlayan 2017 kruvaziyer sezonunun güzel gelişmelere sahne olması temennilerini dile

getirdi.

Antalya 40 bin misafirle ‘yaza merhaba’ dedi

Türkiye’nin turizm başkenti Antalya, yeni sezona ICFAIRPORTS ve Rixos Hotels işbirliği ile düzenlenen ‘Yaza Merhaba’ etkinliğiyle hızlı

bir giriş yaptı. Antalya turizm sektörünün en önemli iki markasının işbirliği ile gerçekleştirilen ve şehrin tanıtımına katkı sağlamayı

hedefleyen etkinlikte özellikle ikili ilişkilerin düzelmesinin ardından Rus misafirler sıcak bir şekilde karşılandı. Etkinlikte Antalya

Havalimanı 2.Dış Hatlar Terminali’nde bagaj alım salonu ve gelen yolcu çıkış kapısı önünde yaklaşık 40 bin yolcu karşılandı.


hotel restaurant

20 & hi-tech

antre

The Marmara ile

hayalleriniz gerçeğe

dönüşsün

The Marmara, birbirinden farklı ve göz alıcı konsept mekanları, özel menüleri

ve tecrübeli ekibiyle sizin en özel gününüzü unutulmaz kılıyor. Sunduğu

mekan alternatifleri, damaklarda mükemmel tatlar bırakan menüleri,

özel balayı paketleri, ünlü şeflerinin yarattığı muhteşem düğün pastası ve

dekorasyon alternatifleriyle konuklarını hayallerindeki düğün organizasyonu

ile buluşturuyor.

Esma Sultan, The Marmara Taksim, The Marmara Pera, The Marmara Şişli,

The Marmara Bodrum ve The Marmara Antalya gibi bulunduğu şehirlerin en

gözde otelleri olan seçenekler sunan The Marmara, eşsiz düğün davetleri

için misafirlerini bekliyor.


22

hotel restaurant

& hi-tech

gündem

World Tourism Forum

Dünyanın her kıtasında

Dünya turizmine yön verenler Mayıs’ta Dubai’de Arabian

Summit, Kasım’da Akra’da Africa Summit ve Aralık’ta

Barselona’da Mediterranean Summit ile bir araya geliyor.

Antalya, Moskova ve İstanbul’da

düzenlenen ve büyük ses getiren

World Tourism Forum zirvelerinin

ardından turizmin liderleri Dubai’de

“Arabian Summit”, Akra’da “Africa

Summit” ve Barselona’da “Mediterranean

Summit” ile bir araya gelecek.

“Feel Global, Be Local” mottosuyla

gerçekleşecek olan toplantılarda

bölgelerin turizm potansiyeli masaya

yatırılacak.

18 Mayıs 2017’de gerçekleşecek “Arabian

Summit”e Ortadoğu’nun parlayan

yıldızı Dubai ev sahipliği yapacak. Rixos

Premium Dubai Otel’de düzenlenecek

zirvede, Ortadoğu bölgesine hizmet

veren turizm şirketlerinin üst düzey

yöneticileri, turizm bakanları, tur

operatörleri ve seyahat acentalarının üst

düzey yöneticileri, ülke tanıtım ofislerinin

başkanları, sivil toplum kuruluşlarının

başkanları, otelciler ve turizm yatırım

şirketlerinin üst düzey yöneticilerinden

oluşan 300 katılımcı yer alacak. Sektör

profesyonelleri, turizmin önde gelen

yatırımcıları ve siyasi otoritelerin yanı sıra

dijital iletişim stratejilerinin gelişmesinde

büyük rol oynayan sosyal medya

fenomenleri de zirveyi takip edecek.

Africa Summit Kasım’da Akra’da

Dünya turizmine yön veren zirvelerin bir

diğeri de Kasım 2017’de Afrika kıtasının

turizm potansiyeli yüksek ülkelerinden

biri olan Gana’da gerçekleşecek. 400

katılımcının yer alacağı ve Kempinski

Hotel Gold Coast City’de düzenlenecek

zirveye, Gana Cumhurbaşkanlığı

himayelerinde, Afrika ülkelerinin turizm

bakanları, Afrika ülkelerinin tanıtım

ofislerinin başkanları, otelciler, tur

operatörleri ile seyahat acentaları ve

turizm yatırım şirketlerinin üst düzey

yöneticilerinin yanı sıra son dönemlerin

ünlü sosyal medya fenomenleri

katılacak. Çok sayıda ulusal ve

uluslararası basın mensubunun takip

edeceği zirvede, geleceğin turizmini

şekillendirecek kararlar alınacak.

Aralık ayında Barselona’da

gerçekleşmesi planlanan, 250

katılımcının yer alacağı Mediterranean

Summit buluşmasının ardından, turizme

yön verenler Ocak 2018’de Moskova’da

Russia Summit için bir araya gelecek.

Bu yıl 4.’sü düzenlenecek olan “Turizmin

Davosu” olarak bilinen World Tourism

Forum Global Meeting ise 8-10 Şubat

2018 tarihlerinde İstanbul’da turizm

sektörünün en önemli isimlerini

ağırlayacak.


24

hotel restaurant

& hi-tech

gündem

Turizm sektöründe

2017 istihdam piyasası

görünümü:

İlanlara yapılan

başvurular rekor

seviyede

Kariyer.net, 15-22 Nisan Dünya

Turizm Günü ve Haftası’nda turizm

sektörüne ilişkin verileri açıkladı. Sektörde yayınlanan toplam iş ilanları sayısının,

geçen yılın ilk çeyrek rakamlarına ulaşmadığı, başvuru sayısında ise artış yaşandığı

görülüyor.

Veriler incelendiğinde 2017 yılının ilk

üç ayı itibariyle Turizm sektöründe

yayınlanan 3.840 ilana 935.812

başvurunun yapıldığı ortaya çıkıyor.

Buna karşın İstanbul, Antalya, İzmir gibi

turizm potansiyeli yüksek illere göre

yapılan değerlendirmede ise 2017’nin

ilk üç ayında yayınlanan ilan sayılarında

artış yaşandığı görülüyor.

Türkiye’de çalışanların ve işverenlerin

en çok tercih ettiği online insan

kaynakları platformu Kariyer.

net, 15-22 Nisan Dünya Turizm Günü

ve Haftası’nda turizm sektörüne ilişkin

verileri açıkladı. Verilere göre, Turizm

sektöründe yer alan toplam aday sayısı

525.754 olarak belirlendi.

Turizm sektörüne ilişkin verilerle ilgili

görüşlerini paylaşan Kariyer.net Genel

Müdürü Fatih Uysal, “Turizm potansiyeli

yüksek iller bazında yayınlanan ilanlar

değerlendirildiğinde, 2017 ilk çeyrek

rakamlarında hem yayınlanan ilanlar hem

de yapılan başvurularda artışın başladığı

görülüyor. Toplam ilan sayısında henüz

geçen yılın ilk çeyrek rakamlarına

ulaşılamasa da sektörde başlayan

bu hareketlenmenin gelecek aylarda

artacağını öngörüyoruz” diye konuştu.

En çok resepsiyonist aranıyor

Kariyer.net’te yayınlanan iş ilanları

incelendiğinde, Turizm sektöründe

en çok ilanın yayınlandığı pozisyonun

% 28.6 ile Resepsiyonist ilanı olduğu

görülüyor. Garson ilanlarının %19.3 ile

ikinci sırada yer aldığı, Kat Hizmetleri

Görevlisi ilanının ise % 8.6 ile üçüncü

sırada bulunduğu ortaya çıkıyor. Kat

Hizmetleri Görevlisi ilanını sırasıyla şu

pozisyonlar takip ediyor: Aşçı (%7.9),

Muhasebe Elemanı (%7), Bellboy (%6.6),

Rezervasyon Elemanı (%6), Barmen/

Barmaid ( %5.5) ve Genel Başvuru (%5.4)

ve Satış Temsilcisi (%5.1)

Üniversitelerin Turizm bölümlerinden

mezun olanların en çok hangi

pozisyonlarda çalıştığı incelendiğinde ise

Resepsiyonist pozisyonunun yine %30.5

ile başı çektiği ve ikinci sırada ise % 14.8

ile Garson pozisyonunun yer aldığı ortaya

çıkıyor. Garson pozisyonunu ise sırasıyla

şu pozisyonlar takip ediyor: Stajyer

(%10.9), Satış Danışmanı (%10.8), Genel

Müdür (7.8), Yönetici Asistanı (%6.2),

Müşteri Temsilcisi (%5.3), Barmen/

Barmaid (%4.7), Ön Büro Müdürü (%4.5)

ve Kasiyer (%4.5)

Yayınlanan ilanlara yüksek sayıda başvuru

var

Turizm sektöründe 2016 yılının ilk üç ayı

ile 2017 yılının ilk üç ayında yayınlanan

ilan rakamları karşılaştırıldığında ilan

sayısında düşüş, başvuru sayısında ise

artış görülüyor. Buna göre 2016’nın ilk

çeyreğinde yayınlanan ilan sayısının

4.031, başvuru sayısının ise 700.107

olduğu ortaya çıkarken; 2017’nin ilk

çeyreği incelendiğinde yayınlanan ilan

sayısının 3.840, başvuru sayısının ise

935.812 olduğu dikkat çekiyor.

Turizm potansiyeli yüksek illerde

hareketlenme başladı

Turizm sezonunun yaklaşmasıyla

birlikte iller bazında ilanlarda ufak

hareketlenmeler başladı. 2016 yılının

ilk üç ayı ile 2017 yılının ilk üç ayı

kıyaslandığında ortaya çıkan tablo

şöyle: 2016’nın ilk üç ayında İstanbul’da

1051 ilan yayınlanırken 2017’nin ilk üç

ayında bu rakam 1.286’ya yükseldi. Aynı

dönemde Antalya’daki ilan sayısı 373’ten

669’a, Muğla’daki ilan sayısı 348’ten

447’ye, İzmir’deki ilan sayısı ile 113’ten

141’e çıktı.


Herkes iş arıyor!

Muhammet Cüntay

Sura Otelleri Genel Koordinatörü

deneyelim, çıkaralım 15 kişiyi…

Unutmadan ekleyelim işi olanlar da şu

kategorilere ayrılmış:

1) Konjonktür nedeniyle beklentisinden

aza kanaat edip iş arayanlar

2) Konjonktür gereği, kendi uzmanlığında

çalışamayıp iş arayanlar

3) Konjonktür gereği, arzu etmediği

ölçekte bir tesiste çalışıp iş arayanlar

4) Konjonktür gereği, ailesinden uzak bir

bölgede çalışıp iş arayanlar

5) İşinden memnun olanlar.

Değerli yatırımcım sizlerle aynı

gemideyiz; acıyı, soğuğu derinden

hissediyoruz…

Değerli yönetici dostlarım; iyice

darboğazdayız, ay sonunu düşünmekten

uyuyamıyorsunuz…

2017 turizm sezonunun ilk 3 ayında

sektörde yayınlanan ilan sayısı 3.840,

ilana başvuru sayısı 935.812

Peki kim bunlar?

Malumunuz duamız tutmadı, 2017’de

de turist sayısı ve otel doluluklarında

düşüş devam ediyor: Satışların düşüşüne

paralel en kolay vazgeçilenler olduk. Hep

çalışanlar, yatırımcılar da haklı baktıkları

pencereden sokağın başı görünmüyor...

Bir de oteli dolan ama kazancı düşenlerin

yaklaşımı var, efendim doluyum ama

misafir profili belli bu kitleye bu kadar

personel fazla, çıkartalım 10 kişi…

Ama artık bu da mübah, eleştirecek

dayanağımız kalmadı, iflas edecek

yatırımcı ne yapsın?

Yıllardır deluxe hizmet vermeye gayret

eden oteller var. Bunların bir kısmı fiziki

yapıları ve konseptleri uygun olmasa

da bir anda budget – ekonomik otelcilik

yapma kararı aldılar, yani tarif bu! Peki bu

fiziki yapı ile bu mümkün mü? Mümkün

değil çünkü memnuniyet = beklenti /

beklentinin karşılığında aldığı hizmet!

O fiziki yapı ve alışkanlıklarda beklenti

budget tarzın sunacağı beklentinin

üzerinde oluyor olacak… Ama olsun

Bu malumlara rağmen sizden ricam,

istihdam musluğunu kısmadan önce

gider kalemlerinizi tekrar gözden

geçirmeniz, özellikle enerjiye dikkat !

Ayrıca kat hizmetleri ve F&B çalışan

eğitimleri ile de farklı tasarruflar

sağlanabiliyor. Bir de gelirlerinizi gözden

geçirin! Otelde oluşturabileceğiniz ek

gelirleri tam anlamıyla çalışmadan,

personeline gereksiz ışıkları kapattırma

alışkanlığını kazandırmadan çıkarttığınız

personelin sorumlusu olduğunuzu

hatırlatmak isterim!..

Bir deneyin, belki 2 kişiyi kurtarırız!...

Her şeye rağmen ümidi kesmek yok,

mücadelecilik Türk turizmcisinin

fıtratında var.

Gerekeni yine sektör emektarları ile bu

işi sevmiş ve vazgeçmek daha kolayken

vazgeçmeyen yatırımcı birlikte yapacak!..

BAŞARACAĞIZ, VAR MI İTİRAZI OLAN?


26

hotel restaurant

& hi-tech

gündem

Doluluklar yerli etkisiyle arttı

Gelir kaybı katlanarak sürdü

Mart ayında otel

dolulukları, yerli

şirketlerin toplantı ve

etkinlik trafiğindeki artış

ve Nevruz dolayısıyla

İran pazarındaki

hızlanma sayesinde

yüzde 5.3 yükseldi.

Mart ayında otel dolulukları artışa

geçti. Dünyanın önde gelen veri ve

analiz şirketlerinden STR Global’in

Türkiye Otelciler Birliği (TÜROB) için

hazırladığı ‘Mart 2017 Ülke Performans

Raporu’ açıklandı. Türkiye Otelciler Birliği

tarafından analiz edilen rapora göre,

Türkiye’nin Mart 2017’de otel dolulukları,

2016 yılının aynı dönemine yüzde 5.3

artarak yüzde 55.8 olarak kaydedildi.

Mart 2016’da bu oran yüzde 53 olmuştu.

Yılın ilk üç aylık döneminde ise yüzde

2.3 artışla yüzde 50.1’den yüzde 52.3’e

yükseldi. Buna karşılık 2017 yılının ilk üç

ayında oda gelirlerinde en büyük kaybı

yaşayan ülke Türkiye oldu. Average Daily

Rate (ADR) olarak adlandırılan ortalama

günlük satılan oda bedeli üç ayda 74.2

Euro’dan 57.2 Euro’ya, toplam oda sayısı

üzerinden odabaşı elde edilen gelirler

ise (RevPAR) 37.2 Euro’dan 29.3 Euro’ya

geriledi. Artışta şirketlerin toplantı ve

etkinlik trafiğinin artışa geçmesinin etken

olduğu belirtilirken, Nevruz dolayısıyla

İran pazarındaki hareketin de Mart ayında

doluluk rakamlarına olumlu yansıdığı

kaydedildi. TÜROB Başkanı Timur

Bayındır, bu yükselişin istikrarlı olacağını

söylemek için henüz erken olduğunu

belirtirken, “Umudumuz artması

yönünde” dedi. Bayındır, doluluk artışının

olumlu olmakla birlikte gelirlerdeki

büyük düşüşün sürdüğüne, asıl geri

dönüşün fiyatlarda olması gerektiğine

dikkat çekti.

İstanbul’da gelir kaybı katlandı

İstanbul’un Mart 2016’da yüzde 52.2

olan doluluk oranı, Mart 2017’de

yüzde 7.5 artarak, yüzde 56.1 olarak

ölçüldü. Mart 2016’da bu oran yüzde

52.2 olmuştu. İstanbul’da gelirlerdeki

kayıp ise büyüyerek devam ediyor.

Ortalama günlük satılan oda bedeli

69.8 Euro ile 2016’ya göre yüzde 22.8

düşüş gösterdi. Mart 2016’da bu rakam

90.4 Euro olmuştu. Toplam oda sayısı

üzerinden odabaşı elde edilen gelirlerde

ise (RevPAR) geçen yıla oranla düşüş 17

düşüş yaşandı ve 39.1 Euro olau. Mart

2016’da bu rakam 47.1 Euro olmuştu.

Gelirdeki bu düşüş ile İstanbul, en büyük

gelir kaybı yaşayan Avrupa destinasyonu

oldu. 2017 yılbaşından Mart sonuna

kadar geçen sürede ise 2016 yılının

aynı dönemine göre doluluk oranı

2016 yılındaki 49.7’den 49.8’e yükseldi.

Ortalama günlük satılan oda bedeli ise

90.9 Euro’dan 68.4 Euro’ya, oda başı elde

edilen gelir 45.1 Euro’dan 34.0 Euro’ya

geriledi.

Antalya umutlandı

Antalya Bölgesi Mart 2017 otel dolulukları

bir önceki yılın aynı dönemine kıyasla

yüzde 10.5 artarak, yüzde 55.1 olarak

gerçekleşti. Mart 2016’da bu oran yüzde

49.8 olmuştu. Ortalama günlük satılan

oda bedeli 54.4 Euro ile, 2016’ya göre

yüzde 7.1 düşüş gösterdi. Mart 2016’da

bu rakam 58.6 Euro olmuştu. Toplam

oda sayısı üzerinden odabaşı elde

edilen gelirlerde ise geçen yıla oranla

yüzde 2.7’lik bir artış yaşandı ve 29.9

Euro olarak ölçüldü. Mart 2016’da bu

rakam yüzde 29.2 Euro olmuştu. 2017

yılbaşından Mart sonuna kadar geçen

sürede ise doluluk oranı 2016 yılının ilk üç

aylık dönemine göre yüzde 46.5’ten yüzde

52.8’e yükselirken, ortalama günlük

satılan oda bedeli 59.5 Euro’dan 49.3

Euro’ya, oda başı elde edilen gelir ise 27.6

Euro’dan 26.0 Euro’ya geriledi.

Ankara’da arttı

Ankara Mart 2017 otel dolulukları bir

önceki yılın aynı dönemine kıyasla yüzde

4.4 artarak, yüzde 61.1’e yükseldi. Mart

2016’da bu oran yüzde 58.5 olmuştu.

Ortalama günlük satılan oda bedeli 63.1

Euro olarak, 2016’ya göre yüzde 14.3

geriledi. Mart 2016’da bu rakam 73.6 Euro

olmuştu. Toplam oda sayısı üzerinden

odabaşı elde edilen gelirlerde geçen

yıla oranla yüzde 10.5 düşüş yaşandı ve

38.5 Euro olarak ölçüldü. Mart 2016’da

bu rakam 43.0 Euro olmuştu. 2017

yılbaşından Mart sonuna kadar geçen

sürede ise geçen yılın aynı dönemine göre

doluluk oranı yüzde 55.4’ten yüzde 57.7’ye

yükselirken, ortalama günlük satılan oda

bedeli 75.5 Euro’dan 62.5 Euro’ya, oda

başı elde edilen gelir de 41.8 Euro’dan

36.0 Euro’ya geriledi.


Turizme yatırsak mı,

yatırmasak mı?

Tezer Öner

AGON Danışmanlık ve Mümessillik

Hizmetleri CEO

Çok hareketli bir dönemi geride

bıraktık. Bu öyle bir dönemdi ki içinde

terör olaylarından, sınır ötesi askeri

harekatlardan, bir darbe girişiminden,

ekonomik sarsıntılardan, çok ciddi bir

referandum sınavından geçtik. Bu dönem

içerisinde gelişen tüm olumsuzlukların

ve ekonomik sıkıntıların artık geride

kalmış olmasını umuyoruz. Bir taraftan

da referandum sonrası ekonomi ve iş

piyasalarında rakamların her geçen gün

daha iyiye gittiğine tanık oluyoruz. Bu

noktada herkes gibi turizm sektörünün

de beklentisi istikrar ve güven ortamı

sağlanması yönünde…

Türkiye, sahip olduğu doğal ve tarihi

potansiyel ile hem Avrupa hem Uzakdoğu

hem de Arap Yarımadası’nın gözbebeği

olabilecek durumda ve biz de tüm dünya

gibi bu durumun farkındayız. Ancak bizden

önce Akdeniz çanağında yapılmış olan

bazı hataları da yapmamalıyız. Önümüzde

ders niteliğinde görebileceğimiz bir

İspanya gerçeği bulunmakta. Her ne

kadar sadece Barselona ile çok ciddi bir

turist potansiyeline sahip olsa da kıyı

şeridinde yaptıkları aşırı yapılaşma ve

betona dönmüş sahil şeritleri ile kötü

örnek olmaya devam ediyorlar. Zaten

İspanya’ya deniz turizmi için giden tüm

Avrupalılar ya küçük sahil kasabalarını

tercih ediyorlar veya Balear Adaları’nda

Mayorka ve İbiza gibi hem eğlence hem

deniz turizmini yaşayabilecekleri az

yapılaşmış ve korunmuş doğal güzellikleri

tercih ediyorlar.

Bu aşamada Türkiye an itibariyle çok

enteresan güçlerin etkisi altında. Çünkü

hükümet ve son 10 yıllık dış ilişkiler

bizi Arap Yarımadası’na yaklaştırmış

ve yatırımcıların da ağırlıklı olarak bu

bölgeden gelmesini sağlamış olması

turizm hareketlerine de etki edecek gibi

görünüyor. Arap yatırımcıların her ne

kadar ağırlıklı olarak şehir otellerini veya

iş turizmini hedef seçmiş gibi görünseler

de son yıllarda sahil kesimine de arazi

ve otel yatırımı olarak ciddi bir ilgi

görmekteyiz.

Bu noktada deniz ve güneş ile çok

alakası olmayan Arap yatırımcılar bizim

için aslında olağanüstü bir Karadeniz

potansiyeli yaratmış durumdalar. Arap

ülkelerinin içinde bulunduğu coğrafi

etkilerden sonra yayla turizmi, biraz

serin ve nemli hava aslında bu bölge

insanı için bir nimet özelliği taşımakta.

Son zamanlarda Karadeniz bölgesine

yapılan ziyaretler gerek işadamı gerek

devlet erkanı seviyesinde artarak gelişme

göstermektedir. Bu biraz doğal güzelliğin

tahribatı konusunda endişe yaratsa da

bölge yönetimlerinin ve belediyelerin

gerekli önlemleri alabileceği de bir

gerçek. Karadeniz misafirperver insanı ile

bu yeni turizm yatırımı dalgasını layıkıyla

kabul edecektir.

Bu aşamada Türkiye uluslararası denge

unsuru olarak her çeşit turist için hem

eğlence hem de dinlence, deniz, güneş,

tarih ve sağlık turizmi konusunda farklı

alternatifler oluşturabilir. Karadeniz ve

Doğu Anadolu bölgeleri maalesef turizm

yatırımları açısından bugüne dek hak

ettikleri değeri göremediler. Ancak bu

dönem bu bölgelerde ciddi bir hareket

beklentimiz bulunmakta.

Avrupa ülkelerinden gelen misafirlerimiz

için Ege ve Akdeniz hala revaçta ve

doğa – tarih potansiyeliyle de en önemli

bölgelerden biri. Ancak son iki senede

yaşadığımız gerginlikler ve terör

olaylarından sonra özellikle İngiltere

gibi bazı ülkelerin Türkiye’ye gelecek

turist, yatırımcı veya işadamlarına sağlık

sigortası yapmaması zamanında Kaş,

Kalkan gibi yabancı turistlerin bireysel

yatırımlarına merkez olmuş ilçelerde

ciddi şekilde yatırımların tekrar satışa

çıkarılması durumunu yarattı. Özellikle

son 6 aydır Kalkan’dan ciddi oranda İngiliz

turistin geri çekildiğini gözlemlemekteyiz.

Bu ülkemiz için negatif bir etki yaratsa

da sahip olduğumuz niteliklere bakınca

istikrar sağlanmasından sonra tekrar

yatırımcının geri döneceğini ve kimsenin

kolay kolay Türkiye’den vazgeçmeyeceğini

biliyoruz.

İstikrar ve güven ortamı sağlanana dek

hükümetin ekonomik tedbirler, yatırım

teşvikleri ve bölge insanları için bazı

sübvansiyonlar uygulaması gerekebilir ki

bu zaten şu esnada uygulanan teşvikler

haricinde olmak durumundadır. Çünkü iki

veya üç sene durgun geçirilecek sezonlar

yerli yatırımcı için çok ciddi zararlar

oluşturabilir. Bu sebeple lokomotif

sektörlerimizden biri olan turizm için

sezon henüz tam başlamadan kolları

sıvamalıyız.

Bölgesel istikrar ve dış ilişkilerde denge

sağlanması ardından Ortadoğu ve

Avrupalı misafirlerin kendi ihtiyaçlarına

cevap verebilecek özellikte yatırımların

olması Türkiye’nin potansiyelini ve

turizm gelirlerini 2-3 kat artırabilir.

İstanbul gibi iş ve tarih turizmine açık

en önemli şehrimizde şu an bile irili

ufaklı 1.317 satılık turistik tesis ilanı

mevcuttur. Bununla beraber hükümetin

turizm yatırımları için uyguladığı teşvik

ve destekler de Kültür ve Turizm

Bakanlığı, Yatırım ve İşletmeler Genel

Müdürlüğü’nden alınan bilgiler dahilinde

aşağıda belirtilmiştir;

2009 yılında yürürlüğe giren Yatırımlarda

Devlet Yardımları Hakkındaki Karar ile

ülkemizde uygulanmaya başlanılan yeni

teşvik sistemi ile turizm sektöründe

üç yıldız ve üzeri otel yatırımları; vergi

indirimi, sigorta primi işveren hissesi

desteği, yatırım yeri tahsisi, KDV istisnası,

gümrük vergisi muafiyeti vb. bölgesel

desteklerden yararlanacak yatırımlar

arasında yer almaktadır. Hazine

Müsteşarlığı’nca yayınlanan “Yeni Yatırım

Teşvik Sistemi 1. Yıl Uygulama Sonuçları

Raporu”na göre gıda ve içki 565 belge,

dokuma ve giyim 389 belge gibi imalat

sanayi alt sektörlerinden sonra turizm

sektörü 299 belge ile desteklerden

yararlanan üçüncü sektör olarak ön

sıralarda yer almıştır. Yine aynı raporda

yer alan verilere göre turizm sektörü

sağladığı 18.280 istihdamla birinci sırada

yer alırken “bacasız sanayi” benzetmesinin

haklılığını ortaya koymaktadır.

2634 sayılı Turizmi Teşvik Kanunu

uyarınca;

• Arazi temini, planlanması vb. işlemler

genel olarak bir turizm yatırımın %30

ile 40 arasında bir maliyete tekabül

etmektedir. Yatırımların hayata

geçebilmesinde önemli rol oynayan

arazi tahsisleri ilk yatırım maliyetlerinin

düşürülmesinde önemli bir teşvik aracı

olarak Turizmi Teşvik Kanunu uyarınca

uygulanmaya devam etmektedir.

Ayrıca Yatırımlarda Devlet Yardımları

Hakkındaki Karar ile;

• Turizm sektörüne İstanbul haricindeki

bölgelerde 3 yıldız ve üzeri otel

yatırımlarında kurumlar veya gelir

vergisine uygulanacak indirim oranları ile

toplam yatırımın %10 ile %25 oranında

yatırıma katkı oranları ile bölgesel

desteklerden teşvik sağlanmaktadır.

Güneşli günler Türkiye…


28

hotel restaurant

& hi-tech

gündem

İstanbul

dünyanın dört

bir yanından

turist çekiyor

İstanbul, 2002 yılından bu yana

108 milyon 869 bin 596 yabancı

turistin ziyaret noktası oldu.

Tarihte çeşitli medeniyetlere

başkentlik yapan şehri, son 15

yıl içerisinde Türkiye nüfusundan

yaklaşık 30 milyon fazla yabancı

turist ziyaret etti.

Ajans Press’in Kültür ve Turizm Bakanlığı’ndan

derlediği verilere göre, İstanbul’a gelen turist

sayısının 2000 yılından itibaren kademeli olarak

arttığı belirtildi. Mega kenti 2002 yılında 2 milyon 699

bin 131 kişi ziyaret ederken bu rakam geçen yıl 9 milyon

203 bin 987’ye ulaştı. Amerika’dan Afrika’ya, İslam

dünyasından Avrupa’ya dünyanın dört bir yanından

ziyaretçi akınına uğrayan İstanbul’u son beş yıl

içerisinde en çok Alman turistler ziyaret etti. Verilere

göre Almanları sırasıyla İran, Rusya, ABD, İngiltere,

Fransa izledi. Turistler

En çok ziyaretler yaz aylarında gerçekleşti

İstanbul’u en çok yaz aylarında ziyaret ederken kış

aylarında turist sayısı en düşük seviyelere ulaştı. Ajans

Press’in medya analizinde ise turizm konulu haberlerin

yıllar geçtikçe artmaya başladığı gözlemlendi. 2010

yılında turizmle ilgili 76 bin 144 haber saptanırken, 2016

yılında 208 bin 675 haber tespit edildi.


Booking.com

sorunsalı!

ülkelerde hangi şartlarda çalışıyor,

iyice bir incelerdim. Bu arada booking

benzeri 20’ye yakın global siteyi de aynı

yöntemlerle incelerdim. Çünkü vergi

kaçırıyorsa, haksız rekabet yapıyorsa

bunu hepsi yapıyor.

2. Booking.com’dan şikayetçi olan ülkeler

ne yapmış onu irdelerdim.

Mesela, Türkiye ile Hollanda arasında

çifte vergilendirme anlaşması var.

Yani bu anlaşmaya göre Booking.

com Hollanda’da vergi ödüyorsa 2. kez

Türkiye’de vergi ödemesine gerek yoktur.

3. Somut örnekleri yani bu verileri elime

aldıktan sonra Booking.com’un kapısını

çalardım.

Cem Polatoglu

Tur Andiamo Yönetim Kurulu Başkanı

Ortalıkta henüz bilgi kirliliği dışında

somut bir şey yok. Site kapandı, Site

Türklere kapandı. Hayır Türk otellerine

kapandı. O da değil, Türklere Türk otelleri

kapandı vs...

Biz saadete gelelim. Sonuç ne çıkarsa

çıksın, boykot oluyor diyerek 1 sene

üniversitesi (İTÜ) kapatılan nesilden

gelen biri olarak “Yasaklara karşıyım.”

Kurallara evet ama bu ülkede artık

Yasaklamak yasaklansın!

E ama adam haksız rekabet yapıyordu…

Doğru!

Vergi vermiyordu... Doğru!

Yasak olan “En ucuz” ibaresi

kullanıyordu... O da doğru!

Peki yapılan uygulama doğru mu? Evet

yanlış! Bir kere yöntem yanlış. Neden mi?

1. Her şeyin başında bu haber dünya

basınında çıktı ve yasakçı zihniyetli ülke

imajına bir diken de biz TÜRSAB olarak

diktik. Prestiji kaybettik. Dünya basınında

bu olayı takip edenler, daha doğrusu

edebilenler alaycı yazıları, yorumları

okumuşlardır.

2. Türk halkının gözünde sürekli değer

kaybeden Türkiye Seyahat Acentaları

Birliği’nin aldırdığı bu karar ile Türk

halkının gözünde iki tık daha aşağıya

düştü. Sosyal medyada ve bazı

gazetelerde seyahat acentalarının

aleyhine on binlerce yorum yapıldı.

Nitekim bu olaydan sonra bırakın “Biz

Booking’den otel alamadık bari siz bize

rezervasyon yapın” diye yeni müşterilerin

gelmesini, mevcut müşterilerin tepkileri

nedeniyle acentalarımızda işler azaldı.

Peki; Sen olsan ne yapardın derseniz;

Deneyip denemediklerini bilmiyorum

ama;

1. Öncelikle 280 ülke ve özerk bölgelere

operasyon yapan Booking.com bu

4. Eğer Booking.com ile bir uzlaşı

sağlayamaz isem, maliyeyi de yanıma

alıp Booking.com’a ilan veren otelcilerle

bir uzlaşı yolunu arardım. Maliyenin

vergi kaybı, siteye ilan veren otelciden

tahsil edildiği takdirde otelcilerin artık

Booking.com’a %30 indirim verme şansı

kalmayacaktır.

5. Diyelim hiç bir şey olmadı. Diğer ülke

örnekleri işe yaramadı. Sonuç çıkmadı.

Maliye yüzümüze bakmadı. VPN diye de

bir şey icat edilmedi. Ve iş mahkemeye

kaldı.

Bu durumda ben olsam 10 bin acentamı

Türk halkının önüne atmaktansa,

ülkemi dünyaya rezil etmektense birkaç

gönüllü acenta bulup şikayeti ona

yaptırır mahkemeyi onlar adına TÜRSAB

avukatları aracılığı ile takip ederdim.

Aynen, TÜRSAB’ın Baracudatour’un

kapatılması sürecinde aynı gün ve 2 saat

içerisinde 11 acenta ve kişiyi bulup faks

ve mail yolu ile Baracudatour’u şikayet

ettirdiği gibi...


30

hotel restaurant

& hi-tech

gündem

Turizmdeki 5 harcamadan

biri Çinli turistlere ait

Haber: TUYED / Kerem Köfteoğlu

Birleşmiş Milletler Dünya Turizm Örgütü’nün (UNWTO)

Turizm Barometresi ’ne göre, uluslararası alanda

gerçekleştirilen toplam turizm harcamalarının yüzde 20’si

Çinli turistlere ait. Çin anakarasına bağlı Hong Kong’un

harcamaları da dikkate alındığında bu pay yüzde 22.8’e

ulaşıyor.

Sadece Çinli turistlerin geçen yılki

harcamaları, bir önceki yıldan 11

milyar dolarlık artışla 261 milyar

doları aştı. Hong Kong’un harcamalarıyla

birlikte Çinlilerin geçen yıl uluslararası

turizm pazarındaki harcamaları ise 285

milyar doların üstüne çıkıyor. TUYED

(Turizm Yazarları ve Gazetecileri

Derneği) yönetiminin UNWTO Turizm

Barometresinden derlediği bilgiler, Çin’in

dünya turizminin önemli bir kaynak pazarı

haline geldiğini ortaya koyuyor. Çin, 2016

yılında uluslararası turizm pazarına 135

milyon vatandaşını turist olarak gönderdi.

Bu turistlerin gerçekleştirdiği 261 milyar

dolarlık harcamalar, Çin’i dünyada en

fazla turizm harcamaları yapan ilk 10

ülke listesinde birinci sıraya taşıdı.

Turizm hareketleri Asya-

Pasifik’e kaydı

Çin’in birinci olduğu dünyada en fazla

turizm harcamaları yapan ilk 10 ülke

listesine baktığımızda 121 milyar

dolarlık harcamayla ABD’nin ikinci

sırada olduğunu görüyoruz. Listenin

ilk beşini oluşturan diğer ülkelerin

listedeki yeri ve harcamaları ise şöyle

belirleniyor: Üçüncü Almanya 81 milyar

dolar, dördüncü İngiltere 63 milyar dolar,

beşinci Fransa 40 milyar dolar.

UNWTO’nun Turizm Barometresi,

dünyada turizm hareketlerinin Asya-

Pasifik bölgesine kaydığına işaret

ediyor. Nitekim dünyada en fazla turizm

harcaması yapan Çin’in yanı sıra, ilk

10 ülke listesine baktığımızda, Asya-

Pasifik bölgesinden başka ülkelerin de

girdiğini görüyoruz. Buna göre bu ülkeler

ve harcamaları ise şöyle belirleniyor:

Güney Kore Cumhuriyeti 27 milyar

dolar, Avustralya 27 milyar dolar ve

Çin anakarasına bağlı Hong Kong 24

milyar dolar. En büyük 50 kaynak pazar

konumundaki bazı ülkeler ve 2016

yılındaki artışlar ise şöyle kaydedildi:

Vietnam yüzde 28, Arjantin yüzde 26, Mısır

yüzde 19, İspanya yüzde 17, Hindistan

yüzde 16, İsrail ve Ukrayna yüzde 22,

Katar ve Tayland da yüzde 11.

Dünyadaki 5 harcamanın birini Çinli turistler yapıyor (Milyar dolar)

Ülkeler 2015 2016 Harcamalardaki

paylar (%)

1 Çin 249.8 261.1 20.9

2 ABD 112.9 121.5 9.5

3 Almanya 77.5 81.1 6.5

4 İngiltere 63.3 63.6 5.3

5 Fransa 38.4 40.9 3.2

6 Kanada 30.1 29.1 2.5

7 Güney Kore 25.3 26.6 2.1

8 İtalya 23.8 25.3 2.0

9 Avustralya 24.4 24.7 2.0

10 Hong Kong (Çin) 23.1 24.1 1.9

Kaynak: UNWTO


32

hotel restaurant

& hi-tech

gündem

Skal International İstanbul Kulübü

“Dünya Skal Günü”nü kutladı

‘28 Nisan Dünya Skal Günü’, Skal

International İstanbul Kulübü

tarafından düzenlenen öğle

yemeğinde Elite World Europe

Hotel’de üyelerin katılımıyla kutlandı.

Skal International İstanbul Kulübü

Yönetim Kurulu Başkanı Bahar

Birinci, Yönetim Kurulu üyeleri Ayşe

Önen, Can Arınel, Elif Balcı Füsunoğlu,

Selma Tatar, Özen Kırant Yozcu’nun

ve Skal Internatonal İstanbul Kulübü

üyeleri ve Uluslararası Skal Dernekleri

Federasyonu Yönetim Kurulu üyelerinin

katılımı ile düzenlenen öğlen yemeği,

Elite World Hotels Genel Müdürü Ünsal

Şınık ve Elite World Hotel Europe Genel

Müdürü Murat Arslan’ın ev sahipliğinde

yapıldı.

Skal International CEO’su da

katıldı

Dünya Skal Gününe denk gelen bu

yemek için İspanya’daki merkezden

gelen Skal International CEO’su Daniela

Otera, Skal International’ın gelecek

planları ile ilgili bir sunum gerçekleştirdi.

Sunumda Skal’ın gelecek yıllardaki

stratejik planlarından bahseden Otera,

Skal ülkeleri arasında Türkiye’nin artan

Skal üyeleri ile büyük ve önemli bir

potansiyel olduğunu ve üyelerin destek

ve deneyimleri ile bölgedeki potansiyelin

büyüyeceğini belirtti. Sunum sonrasında

üyelerin sorularını cevaplayan Otera’ya

Bahar Birinci tarafından hediyesi takdim

edildi.

Birinci: “Bugünü birlikte

kutlamaktan büyük mutluluk

duyuyoruz”

Skal International İstanbul Kulübü

Yönetim Kurulu Başkanı Bahar Birinci’nin

konuşmasıyla başlayan öğle yemeği,

yönetim kurulu ve üyelerin geleneksel

Skal toast’uyla devam etti.

Bahar Birinci konuşmasında: “Nisan

ayı yemeğinde sizlerle yeniden birlikte

olmaktan ve Skal camiası için çok

önemli olan bugünü birlikte kutlamaktan

mutluluk duyduğumu ifade etmek

isterim. Bugün aramızda önemli bir

misafirimiz bulunuyor. Skal International

Ceo’su Daniela Otero. Bundan da ayrıca

büyük mutluluk duyuyoruz” dedi.

Skal geleneksel buluşmasında ayrıca

öğle yemeğine destek veren, Elite World

Hotel Europe Genel Müdürü Murat

Arslan’a Boyut Yayınlarının “Cihannümâ”

kitabı armağan edildi.


34

hotel restaurant

& hi-tech

yeni yatırımlar / röportaj

İş yaşamının

ve lüksün

buluşma

noktası

Fairmont

Quasar

İstanbul

“Fairmont olarak

beklentimiz ve hedefimiz;

şehrin bir parçası,

İstanbulluların eğlenmek,

keyifli vakit geçirmek için

geldiği adres olabilmek

ve bu güzel şehrin sosyal

hayatında yerimizi almak.”

Dünyaca ünlü otel zinciri Fairmont,

Türkiye’deki ilk oteli Fairmont

Quasar İstanbul’u 16 Ocak

2017’de Mecidiyeköy’de açtı. Geçen

dört aylık süreçte gerek iş yaşamı ve

lüksü buluşturan sıra dışı konsepti

gerekse toplantı, yeme içme ve dinlenme

olanaklarıyla İstanbul turizminde hatırı

sayılır bir ivme yakalayan beş yıldızlı oteli,

Genel Müdürü Kai Winkler ile konuştuk.

Bay Kai, ilk olarak Fairmont zinciri

hakkında bilgi verir misiniz? Fairmont

Quasar İstanbul, grubun Türkiye’deki ilk

yatırımı. İstanbul’a yatırım kararı nasıl

gerçekleşti? Bununla bağlantılı olarak

lokasyona nasıl karar verdiniz?

Fairmont Hotels&Resorts, dünya çapında

unutulmaz seyahat deneyimleri, dikkatli

ve özenli hizmeti ve gerçekten unutulmaz

olan lüks otelleriyle gezginleri en iyi

şekilde buluşturuyor. Her Fairmont,

yerel olarak esinlenilmiş yemekleri,

hareketli barları ve salonları, benzersiz

tasarımları ve dekorasyonu ile yerel

enerjiyi, kültürünü ve tarihini yansıtıyor.

Küresel düzeyde 70’den fazla otel ve daha

pek çok gelişme imkanına sahip olan

Fairmont markası, dünyanın en ikonik ve

seçkin otellerini bünyesinde barındırıyor.

New York’ta The Plaza, Londra’da Savoy,

Fairmont Grand Del Mar, Dubai’nin

Fairmont The Palm, Fairmont Peace

Hotel, Fairmont San Francisco ve Québec

City’deki Fairmont Le Château Frontenac

gibi olağanüstü yerler.

“Fairmont yerel olanla bağlantılı

mekanları ve hizmetleri ile tanınıyor”

Fairmont Quasar Istanbul’ gelirsek; iş

yaşamını ve lüksü, Fairmont markasının

yüzyılı aşan otelcilik mirası ile ve otelin

yerel ile bağlantılı, kişiselleştirilmiş

hizmetleri ve çağdaş tasarımı ile bir

araya getiren bir konsepte sahip. Tüm


dünyanın ilgisini çeken bir destinasyonda,

İstanbul’un tam kalbinde, şehrin nabzını

her an hissedebildiğiniz bir lokasyondayız.

Gerek havaalanı gerekse alışveriş ve

iş merkezleri ile tarihi yerlerin tam

ortasında bir noktadayız. Otelimizde

pek çok yenilikçi hizmet ve konsept

sunuyoruz. Fairmont tüm dünyada, yerel

olanla bağlantılı mekanları ve hizmetleri

ile tanınıyor.

Otelin ana temasını ve konseptini anlatır

mısınız? Konsepti oluştururken nasıl bir

mimari tema benimsediniz?

‘Anları Anılara Dönüştürmek’ anlayışıyla

yola çıkan Fairmont Quasar İstanbul,

iş yaşamını ve lüksü, Fairmont

markasının yüzyılı aşan otelcilik mirası

ile buluşturuyor. Yerel dokunuşlar

yapıyor, kişiselleştirilmiş hizmetlerimizi

çağdaş tasarım konsepti ile bir araya

getiriyoruz. Gerek havaalanı gerekse

alışveriş ve iş merkezleri ile tarihi

yerlere yakın olan Fairmont Quasar

İstanbul, İstanbul’un tam kalbinde

yer alıyor ve şehrin nabzını her an

hissediyor.Otelin dizaynı, Amerikalı

tasarım firması Wilson Associates

tarafından, otelin bulunduğu bölgeyi

yansıtan yerel unsurlarla kent

kültürünün uyumu göz önünde

bulundurularak oluşturuldu. Misafirlere

şehrin karmaşasından bir adımda

uzaklaşma imkanı veren konforlu,

geniş süitlerin balkonlarından tarihi

yarımada, Prens Adaları, Boğaz ve

Marmara Denizi ile Haliç manzaraları

izlenebiliyor. Fairmont Quasar İstanbul

olarak, global markamızın tüm dünyada

ilke edindiği “yerel ile bağlantılı olma”

prensibinden yola çıkarak, konuklarına

“İstanbulluların İstanbul’unu” yaşatmak

için, hem lokasyon ve manzarası hem

de özel concierge hizmetleri ve yerel

turlar ile fark yaratmak istiyoruz.

Otel ne zaman hizmete girdi, yatırım

bedeli nedir? Mevcut bu bütçeye ilave

yatırımlar söz konusu mu?

Otelimiz 16 Ocak 2017’den bu yana

faaliyet gösteriyor. Mayıs ayında Aila,

yaz döneminde de 5. kattaki açık

havuzumuz ve çevresinde yer alan

restoranımız Ukiyo hizmete girecek.

Rakamlarla oteli nasıl anlatırsınız?

İstihdam, yatak sayısı, yatırım bütçesi ve

doluluk hedefleri nelerdir?

Fairmont Quasar İstanbul, şehrin en yeni

ve çok yönlü toplantı ve etkinlik alanlarına

sahip. Özel olarak tasarlanmış 2 bin

metrekareden fazla toplantı ve etkinlik

alanımız var. Yönetim kurulu toplantıları

ve yönetici zirvelerinden; büyük düğünlere

dek, her boyuttaki toplantı, davet ve

sosyal etkinliklere ev sahipliği yapıyoruz.

Otelimiz, yemekli davetlerde 450 kişiyi,

kokteyllerde 600 kişiyi ağırlayabilen

Luna balo salonu ve son derece geniş,

bahçeye açılan fuaye alanına ek olarak,

30 metrekareden 350 metrekareye

kadar değişen 11 farklı toplantı odası

ile hizmet veriyor. Canlı pişirme

istasyonlarından davetlerde 250 kişiye

kadar a la carte menü sunabilmemiz de

bizi farklı kılan unsurlardan… Toplantı

ve konferans salonlarının her biri,

modern telekonferans teknolojisiyle tam

donanımlıdır. 25’i suit, 40’ı Gold rooms

olmak üzere 209 odamız mevcut. Yüz on

yıldır süren misafirperverlik mirası ve

yerel olarak kişiselleştirilmiş hizmetimiz

ve son teknolojinin ve çağdaş tasarımın

buluştuğu mekanlarımızda konuklarımızı

ağırlamayı hedefliyoruz. Öncelikli

hedefimiz başarılı bir açılış dönemi ile

otelimizi ve markamızı en iyi şekilde

konumlandırmak, şehrin bir parçası

haline gelmesini sağlamak.

Yeme içme hizmetleri konusunda

ayrıcalığınız, iddianız nedir?

Otelimizin Executive Chef’i Sedat Buğday.

1990 yılından bu yana çeşitli ülkeler ve

otel mutfaklarında görev almış deneyimli

bir şef. Fairmont Quasar İstanbul olarak

beş farklı yeme-içme noktası sunuyoruz

ziyaretçilerimize; Stations, Demlique,

Marble Bar, Ukiyo, Aila… Staitons, kent

şıklığının simgesi. Günün her saatinde

rahat ve zevkle yemek yemek için en

iyi adres. Doğu’yu Batı’yla bir araya

getiren seçenekler arasından vereceğiniz

siparişler, şefler tarafından en taze

ürünlerle, tamamen açık mutfakta siz

izlerken hazırlanıyor. Stations Brunch’ı

ile şimdiden şehirde favoriler arasında

girdi. Demlique, Türkiye’nin geleneksel

çay ve kahve kültürünü modern bir

şekilde yorumlarken, en iyi Türk ve dünya

çaylarını yerel tatlılar eşliğinde sunuyor.

Fairmont’un dünyadaki ikonik otellerinin

anısına; New York, Londra çay saatlerini,

yanına bir de İstanbul menüsü ekleyerek

sunuyor. Marble Bar, Fairmont’un

hareketli lobisinde yer alıyor. Uzun süre

tadı damağınızda kalacak kokteyl ve içki

çeşitlerinin yanı sıra enerjik atmosferiyle,

gerek aile olarak gerekse iş için tek

başına seyahat eden tüm konuklarını

keyifli bir sohbet ortamına davet ediyor.

Burada da Perşembe akşamları “Thank

God It’s Thursday” konsepti ile, DJ

ve canlı enstrüman eşliğinde iş çıkışı

saatlerini renklendiriyor, tüm leziz

atıştırmalıkları biz ikram ediyoruz.

Aila ise, yeni açılan Türk restoranımız.

Türk mutfağının dört bir yanından

çeşitli lezzetleri yöresel malzemelerle

ve mevsiminde hazırlayıp sunarken,

içindeki ocakbaşı düzeni, meze barı ve

açık mutfağı ile canlı müzik ve müthiş

ambiyansı ile konuklara eğlenceli ve

farklı bir akşam vaat ediyor. Baktığı iç


36

hotel restaurant

& hi-tech

yeni yatırımlar /röportaj

Fairmont Quasar İstanbul olarak doğaya katkı sağlamak,

tasarruf ve sürdürülebilirlik konusu önceliklerimizden bir

tanesi. Yeşil Yıldız Sertifikası için de başvurumuzu yaptık,

bu sene içinde almayı planlıyoruz.

avlu, iyi havalarda restoranı keyifli bir

bahçeye dönüştürüyor. Aila’nın şefi Le

Cordon Bleu Le Grand diplomalı Umut

Karakuş. On yıldan uzun süredir yiyecek

içecek sektöründe hemen hemen

mutfağın tüm kısımlarında görev alan

Karakuş, Türk mutfağına bakışını “Yarını

kaybetmemek için dünün lezzetlerini

bugüne uyarlamak ve ileri taşımak”

olarak özetliyor.

Otelinizin teknolojisinden, çevreye dost

uygulamalarından da kısaca söz eder

misiniz? Son dönemde açılan oteller

özellikle yeşil otel konseptleri ile dikkat

çekiyor. Sizin bu konudaki yaklaşımınız

ne oldu?

Fairmont Quasar İstanbul olarak

doğaya katkı sağlamak, tasarruf

ve sürdürülebilirlik konusu

önceliklerimizden bir tanesi. Yeşil Yıldız

Sertifikası için de başvurumuzu yaptık,

bu sene içinde almayı planlıyoruz. Bu

bağlamda yaptığımız uygulamalardan

biraz bahsetmek isterim. Otelimizde

atık pil, kağıt, plastik vb. malzemeler

ayrıştırılarak geri dönüştürülmek

üzere TAP (Taşınabilir Pil Üreticileri

ve İthalatçıları Derneği ) ve belediyeye

veriliyor. Gri su sistemimiz mevcut.

Lavabo, duş ve yağmur suları arıtılarak

bahçe sulama ve ortak alan wc

rezervuarlarında kullanılıyor. Gelişmiş

Bina Yönetim Sistemi (BMS) mevcut.

Tüm mekanik, elektrikli ekipmanları,

aydınlatmaları merkezi olarak

kontrol edebiliyoruz. Odalarımızda

Honeywell ve Inncom tarafından yapılan

oda otomasyonumuz var. Doluluk

(Occupancy) sensörleri, Vingcard ve

Opera sistemi ile entegre çalışan bu

sistem, misafirin odayı terk ettiği her

durumda 15 dakika içerisinde odadaki

enerji tüketimini minimuma indiriyor.

Merkezi Klima Santrallerimizde CO2

sensörlerimiz sayesinde hava kalitesini

istenilen seviyede tutuyoruz ve aynı

zamanda enerjiyi verimli kullanıyoruz.

Enerji tasarrufu için Schneider Electric

tarafından hazırlanan çok gelişmiş bir

SCADA sistemimiz var. Tüketimleri anlık

kontrol altında tutabiliyoruz.

Türkiye’de konaklama sektörünün

büyüme hızını önümüzdeki 10 yıllık

süreçte nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bu ülkenin kaynaklarına ve dinamizmine

bakınca, uzun vadede iyimser olmamak

için hiçbir neden yok. Özelikle İstanbul;

yıllar boyunca tarihi, iklimi, canlı

günlük yaşamı ve benzersiz mutfağı

ile, seyahat edenler için daima önde

gelen bir destinasyon oldu ve böyle

olmaya devam edecek. Bizim Fairmont

olarak beklentimiz ve hedefimiz; şehrin

bir parçası, İstanbulluların eğlenmek,

keyifli vakit geçirmek için geldiği adres

olabilmek ve bu güzel şehrin sosyal

hayatında yerimizi almak.

Otelde tercih edilen markalar

İklimlendirme Sistemleri: Daiken

Televizyon: Samsung

Buklet Ürünler: Le Labo

Sofra Üstü Ürünler: Rosental, Narumi, Schott, Hepp,

Zieher

Endüstriyel Mutfak: Euronix

Halı: El yapımı ipek İran ve Azerbaycan Halıları

Çamaşırhane Ekipmanları: Electrolux Profesyonel

Yatak: Sealy

Oda Tekstil: Detay Tekstil

Genel Alan / Restaurant Mobilyaları/ Minibar: More

Asansör: Mitsubishi

Açık Büfe Üniteleri: More Contract; Öztiryakiler,

Euronix

Oda Kasaları: Zenith

Kettle: Jacob Jensen

Kahve Makinesi: Nespresso

Bluetooth Speakers: Bose

Soundbar: JBL

Mirror TV: Apple

Oda Mobilyası: Mob İnşaat

Yangın Algılama Sistemleri: Tyco

Otel Yönetim Sistemleri: Oracle MF, Samsotech,

Tiger, Meyer, VingCard, iDeaS, Avaya, Avero, Marc

Systems, Hoist Group, Helios, iRiS, Cisco, Zhone,

Lenovo, HP, Alcad, WatchGuard, Apple, Ruckus,

Guest-tek, Prosistem

Duvar Kağıdı: Lanark & Designo

Oda Kapı Kilit Sistemleri: Vingcard

Oda Banyoları/ Vitrifiye Sistemler: Villeroy & Boch–

Dornbracht & Duravit

Dış Cephe Sistemleri: Erbay

Toplantı Salonu Sistemleri : Creston & Panasonic &

JBL & Crown &Kauber

Isıtma Sistemleri :Hoval & Daiken


38

hotel restaurant

& hi-tech

Sadelik, lüks ve zarafetin yeni tanımı

Club Prıvé by Rıxos

Rixos Hotels, lüks tatil deneyimine yeni bir anlam kazandıran Club Privé by

Rixos’u hizmete açıyor. İlk olarak 27 Nisan’da Göcek ve Belek’te faaliyete

geçen Club Privé by Rixos, konuklarına tüm konfor ve lüks detaylarının

düşünüldüğü, geniş yaşam alanları ve üstün hizmet kalitesiyle ayrıcalıklı bir

tatil deneyimi sunuyor.


Konuklarına tüm konfor ve lüks

detayların düşünüldüğü, geniş

yaşam alanları ve üstün hizmet

kalitesiyle ayrıcalıklı bir tatil deneyimi

sunan Club Privé by Rixos, 27 Nisan’da

Göcek ve Belek olmak üzere iki farklı

lokasyonda hizmete açılıyor. Sadelik, lüks

ve zarafetin bir arada sunulduğu Club

Privé by Rixos, lüks tatil deneyimine yeni

bir anlam kazandırıyor.

İlk olarak, Göcek ve Belek’te…

Sayısız koyların, irili ufaklı adaların ve

turkuaz mavisi suların ortasında tatil

ve deniz tutkunları için aranan tüm

özellikleri bünyesinde barındıran Club

Privé by Rixos Göcek’te 3 ayrı tipte toplam

14 villa yer alıyor. Ayrıca Club Privé

by Rixos Göcek’te her villaya ait özel

havuz, teras, villaların hemen önünde

konumlanan özel plaj ve butler hizmeti

bulunuyor. Doğası ve iklimiyle dünyanın

önemli tatil lokasyonlarından birinde yer

alan Club Privé By Rixos Belek’te ise 3

ayrı tipte 38 villa yer alıyor. Club Privé By

Rixos Belek’in en özel villası olan Paris

Residence’ın kendine ait iç ve dış mekan

havuzu, plajda yer alan beach house’u

ve özel butler hizmeti bulunuyor. Villa

Privé’ler misafirlerine özel havuz ve

teras, plajda kendilerine özel pavilyon ve

özel butler hizmeti sunuyor. Club Villa’lar

ise direk ortak havuza erişim, plajda özel

pavilyon ve ücretli yararlanabilecekleri

butler hizmeti ile misafirlerini ağırlıyor.

Konuklar için golf ve The Land of Legend

Theme Park’a ücretsiz transfer, ücretsiz

giriş ve özel ayrıcalıklar da sunuluyor.

‘Tarladan sofraya’ lezzetler

Club Privé by Rixos Göcek ve Belek’te

kahvaltıda sunulan ve organik ürünlerden

oluşan yerel tatlardan ev yapımı hamur

işlerine kadar birçok farklı lezzet

misafirleri beklerken; öğle ve akşam

yemeklerinde doğayla baş başa keyifli bir

ortamda, aperatifler, ızgaralar ve geniş

içecek seçenekleri À la carte menüde

yer alıyor. Club House ve The Beach

Lounge’ta yemeklerin tümü, Club Privé

by Rixos’un hünerli şefleri tarafından

hazırlanıyor. Club Privé by Rixos‘un

özel barlarında birbirinden lezzetli

içeceklerde kullanılan baharatların

tamamı, sebzelerin ise büyük çoğunluğu

kendi özel bahçesinde yetiştirilen organik

ürünlerden oluşuyor. Misafirlerin önünde

bıçak kullanmadan kesilen sebze ve

baharatlar ‘tarladan sofraya’ felsefesiyle

özel olarak sunuluyor.

Masaj keyfini villalara taşıyor

Konuklar, Club Privé by Rixos‘ta

geçirdikleri süre boyunca kendileriyle

özel olarak ilgilenecek personel

sayesinde villalarında bir masaj

rezervasyonu yaptırmak, yat veya

helikopter kiralamak ya da deneyimli

şef eşliğinde özel bir yemek ya da

menü hazırlamak gibi tüm randevu ve

taleplerinde özel hizmet alabiliyor.

Doğanın kalbinde, muhteşem bir

atmosferle iç içe bir tatil imkanı sunan

Club Privé by Rixos’ta misafirler,

ilave talepleri ile kendi paketlerini

özelleştirebiliyor, konforu kendi talepleri

doğrultusunda şekillendirebiliyor. Club

Privé by Rixos, hayvan dostu konseptiyle

misafirlerine kedi ve köpekleriyle birlikte

tatil yapma olanağı da sunuyor.

Konuklarına her zaman en iyi hizmetin

sunan, konfor ve lüksün detaylarda hayat

bulduğu Club Privé by Rixos 2018 yılında

Bodrum’da, 2020 yılında da yurt dışında

iki farklı ve özel lokasyonda hizmet

vermeye başlayacak.


hotel restaurant

40 & hi-tech

yeni yatırımlar

Port Akdeniz

yatırımlarını tamamladı

Akdeniz bölgesinin en önemli ticaret ve kruvaziyer turizm kapısı

Port Akdeniz, yüksek sezona tüm hazırlıklarını tamamlayarak giriyor.

Kruvaziyer turizm sezonunu

kente toplam 5.131 turist çeken

TUI Cruises’e ait Mein Schiff

3 adlı gemi ile 11 Nisan’da açan

Port Akdeniz’de, ticari limanda da

yüksek sezon hazırlıkları tamamlandı.

2014 yılında başlayan ve üç faz

halinde yürütülen liman sahasının

betonlaması çalışmalarının Nisan

ayında tamamlandığını belirten Port

Akdeniz Genel Müdürü Özgür Sert,

“3.5 milyon dolarlık bir yatırımla

toplam 110.000 metrekarelik

liman sahasının betonu tamamen

yenilendi. Betonlamayla beraber

aydınlatma direkleri de yenilendi ve

LED ışıklandırmaya geçildi. Böylece

bir yandan limanın modernizasyonu

ve güvenliğine katkı sağlanırken,

diğer yandan da önemli ölçüde enerji

tasarrufuna gidildi” dedi.

Her şey yüksek sezonda daha iyi

hizmet için!..

Port Akdeniz’in, “Yüksek müşteri

memnuniyeti, kaliteli ve güvenli

hizmet sunma” ilkesi ile ekipman

parkını da sürekli yenilediğini

vurgulayan Sert, “Son iki yılda 1

milyon doların üzerinde yeni makine

ve ekipman yatırımı yapıldı. Hali

hazırda güçlü ekipman parkımız;

yeni alınan 3 adet paletli ekskavatör,

2 adet 7 tonluk forklift ve 2 adet

mini yükleyici ekipman ile daha da

güçlendirildi. Ayrıca, 1 Mayıs itibari ile

sunacağımız ‘Liman geçici gümrüklü

sahasına 14 gün süreyle ücretsiz yük

alınması ile ilgili uygulama’ hizmetine

operasyonel destek vermek için de 1

adet 32 tonluk forklift siparişi verildi.

Bununla birlikte liman sahasında

çalışan 30 ton ve üzeri tüm büyük iş

makinaları, iş güvenliği tedbiri olarak

kameralı sensorlar ile donatıldı. Port

Akdeniz, tüm bu ekipman yatırımları

ile; hali hazırda yüksek olan liman

operasyonlarındaki güvenlik,

kalite ve hız standartlarını daha da

yukarıya taşımayı hedeflemektedir”

açıklamasında bulundu.

Mermer ve doğaltaş için 14 gün

ücretsiz depolama

Port Akdeniz’de 1 Mayıs 2017 tarihi

itibari “liman geçici gümrüklü

sahasına 14 gün süreyle ücretsiz

yük indirme hizmeti” verilmeye

başlanacağını da hatırlatan Sert,

“Marble Buffer Storage – Liman

geçici gümrüklü sahasına 14

gün süreyle ücretsiz yük indirme

hizmeti için de tüm hazırlıklarımızı

tamamladık. 1 Mayıs itibari ile önemli

avantajlar sunan bu hizmetimizi

de tam performansla sunmaya

başlayacağız. İlk etapta 6 ay süreyle

sunmayı planladığımız bu hizmet

ile birlikte mermer ve doğal taşta,

ihracatçı firmaların maliyetleri

konteyner başına ortalama 80 dolar

düşecek. Bununla birlikte ve daha da

önemlisi; bu avantajın sağlayacağı

lojistik kolaylıklar sayesinde, nakliye

ve yüklemelerini çok daha esnek ve

planlı şekilde gerçekleştirme imkanı

da bulacaklar” şeklinde konuştu.


hotel restaurant

42 & hi-tech

yeni yatırımlar

Ramada Encore Gebze açıldı

Gebze Organize Sanayi bölgesinin yeni çekim merkezi, Ramada Encore Gebze, 22

Ocak 2017’den bu yana iş amaçlı misafirlerine dört yıldız konseptinde konaklama

hizmeti sunuyor. Altıntaş Turizm tarafından yaklaşık 15 milyon TL yatırım bedeliyle

hayata geçirilen otelin en büyük iddiası; samimi, sıcak ve kişiselleştirilmiş hizmet ve

servis anlayışı!..

Altıntaş Turizm Anibal Hotel (iki

yıldızlı), Grand Gebze Otel (üç

yıldızlı), Turkuaz Otel (birinci sınıf

belediye oteli) ve Anibal Apart’tan (10

odalı) sonraki turizm yatırımlarına bir

yenisini daha ekleyerek Ramada Encore

Gebze’yi 22 Ocak 2017 itibari ile hizmete

soktu. Yaklaşık 15 Milyon TL bedelle

Gebze Sanayi bölgesinde hayata geçen

dört yıldızlı oteli Ramada Encore Genel

Müdürü Ata Özkan şöyle anlattı: “Ramada

Encore Gebze, teknoloji ve sanayinin

kalbi niteliğindeki Kocaeli’nin Gebze

ilçesindeki şehir merkezinde, E5 kenarı

ve Gebze Center Alışveriş Merkezi’nin

karşısında konumlandırılmıştır. Otelimiz

Sabiha Gökçen Havalimanı’na 18 km,

Atatürk Havalimanı’na 80 km, Eskihisar

feribotuna 6 km uzaklığında olup,

misafirlerimize kolay ulaşım imkanları

sunmaktadır.”

“Beş yıldız konforunu üç yıldız

fiyatına satıyoruz”

60 odalı otelin hitap ettiği misafir

profiliyle ilgili bilgiler de aktaran Özkan

sözlerini şöyle sürdürdü: “Otelimize

gelen ziyaretçilerin en önemli geliş

sebebi, iş amaçlı. Burada tamamen

Gebze’deki fabrikalara gelen yerli yabancı

mühendisler, teknisyenler, yatırımcılar,

üst düzey yöneticilere yönelik çalışıyoruz.

Gebze’nin sanayi bölgesi olması sebebi

ile bölgeye gelen yerli yabancı ziyaretçi

sayısı bir hayli fazla ve son yıllarda otel

yatırımları da burada artıyor. Buna

keza şehir merkezinde olup en kaliteli,

en güvenli, en ekonomik hizmeti veren

oteli biziz. Ramada Encore’ların genel

konsepti bu yönde zaten. Beş yıldızlı

konfor veriyoruz, karşılığında da üç yıldızlı

fiyat alıyoruz.”

“En büyük iddiamız samimi,

sıcak ve kişiselleştirilmiş hizmet

anlayışımız”

Şu an yüzde 30-35 doluluklarla gittiklerini

söyleyen Özkan, hedeflerinin 3-4 aylık

süreçte yüzde 90’ın üzerine çıkmak


olduğunu söyleyen Özkan, Ramada

Encore Gebze’nin en büyük iddiasını

ise şu sözleriyle ifade etti: “Bizim en

büyük iddiamız, büyük otellerde tabii

mutlaka iyi kaliteli servis hizmet veriliyor

ama daha resmidir. Bizim otelimiz

küçük ölçekli, 60 odalıyız. Birebir

misafirlerimizle ilgilenerek daha sıcak

bir ortam sunuyoruz. Amacımız buraya

gelen misafirleri evlerinde hissetmelerini

sağlamak.”

“Güvenlik turizm için önemli bir

sorun”

Turizm sektörüyle ilgili kısa bir

değerlendirme de yapan Ata

Özkan sözlerini şöyle tamamladı:

“Sektörümüzün son 1-2 yılda maalesef

iyi yönetilmediğini düşünüyorum. Yurt

dışındaki ilişkilerimiz doğrultusunda

son yıllarda Avrupalı turist sayısı iyice

düştü. Uçak krizinden sonra Rus turistler

de düşüş oldu. Bu tamamen ülkenin

güvenli olmama halinden kaynaklanıyor.

Baktığınızda ülkemiz otelcilik sektöründe

Avrupa’daki bütün ülkelerden çok daha

iyi hizmet ve servis anlayışımızla öne

çıkıyoruz. Ülkemizdeki güvenlik sorun

sebebi ile de ziyaretçi gelme olasılığı

ortadan kalkıyor. Bunun da bir an önce

çözülmesi gerektiği düşüncesindeyim.”

Tesiste konaklayanlar otelin

merkezi sistem klima,

tüm odalarda LED TV,

acsespoint ve hızlı internet

erişimi, kettle çay+kahve

ikramı, minibar, emanet

kasası modern tasarlanmış

konforlu odalarıyla

misafirlerini ağırlamak

için herşeyiyle hazır. Tesiste

ayrıca 80 kişilik A La

Carte restaurant,american

bar, değirmen cafe

patisserie,fitness center,

kapalı otopark, ve 300 kişilik

bir balo salonu mevcut.

Altıntaş Turizm Yatırım Otomotiv

Sanayi Yönetim Kurulu Başkanı

Muzaffer Altıntaş ve Ramada Encore

Gebze Genel Müdürü Ata Özkan


hotel restaurant

44 & hi-tech

yeni yatırımlar

İstanbul Turizm Merkezi Katar’da tanıtıldı

İstanbul’un turizme açılan yeni kapısı Katar Fuarı’nda ilk kez görücüye çıktı. Şehri

dünyanın önde gelen turizm merkezlerinden biri haline getirmeye büyük katkı

sağlaması hedeflenen İstanbul Turizm Merkezi’nin, Katar’ın başkenti Doha’da,

düzenlenen Expo Turkey By Qatar Fuarı’nda lansmanı gerçekleştirildi.

DATİ Yatırım Holding tarafından,

yaklaşık 500 bin metrekare bir

alan üzerinde geliştirilen İstanbul

Turizm Merkezi, Tabanlıoğlu Mimarlık

tarafından projelendirildi. Projenin detayları

Katar devlet erkanı ve özel sektörün

önemli temsilcileri ile ilk kez paylaşıldı.

Katar Ticaret Odası Başkan Yardımcısı

Muhammed Bin Ahmet El Kuvari, İstanbul

Turizm Merkezi standını ziyaret etti ve DATİ

Yatırım Holding Yürütme Kurulu Başkanı

Gökhan Kıran’dan proje hakkında detaylı

bilgi aldı. Stantta sergilenen İstanbul

Turizm Merkezi projesi ve projenin en

önemli etaplarından Ataköy Marina Park

Residence ziyaretçilerden büyük ilgi gördü.

Kıran: “İstanbul’un turizme açılan kapısını

ilk kez Katar’da görücüye çıkardık”

DATİ Yatırım Holding Yürütme Kurulu

Başkanı Gökhan Kıran, EXPO Turkey

by Qatar Fuarı’nın gerek Türkiye Katar

ekonomik ilişkileri açısından gerekse

bölgede faaliyet gösteren yatırımcılar için

çok etkili bir buluşma olduğunu kaydetti.

İstanbul Turizm Merkezi’ni, Orta

Doğu’nun önde gelen yatırımcılarıyla

buluşturduklarını belirten Gökhan

Kıran, şunları söyledi: “İstanbul’un en

değerli arazisinde muhteşem bir proje

geliştiriyoruz. Ülkemizi uluslararası

arenada temsil edecek olan bu eşsiz

projeyi ilk kez Katar’da tanıtmaktan dolayı

kıvanç duyuyoruz. Kentin Avrupa kıyısında,

Marmara Denizi’ne açıldığı noktada

gerçekleştirilen proje, denize sıfır konumu,

denizin mavisini yeşille kucaklaştıran

mimarisi, marina ve mega yat limanı,

otelleri ve birbirinden ünlü markaların

yer aldığı alışveriş merkezi ile İstanbul’u

dünyanın önde gelen turizm merkezlerinden

biri haline gelmesine büyük katkı

sağlayacak. Merkez, dünyanın en önemli

tarihi eserlerinin yer aldığı Sarayburnu

Yarımadası’nı ziyaret etmek isteyenler

için de benzersiz bir konumda bulunuyor.

Deniz, hava ve kara ulaşım ağlarının tam

merkezinde yer alan İstanbul Turizm

Merkezi yatırımcılar için cazip fırsatlar

barındırıyor.”

Lüksün tanımı yeniden yazılıyor

Expo Turkey By Qatar’da satışa sunulan

İstanbul Turizm Merkezi bünyesinde yer

alan ve 99 adet süper lüks rezidanstan

oluşan projenin en önemli etabı Ataköy

Marina Park Residence özellikleriyle dikkat

çekiyor. Her biri panoramik deniz ve marina

manzaralı, 69 farklı tipte rezidans ve ofisler

lüksü yeniden tanımlıyor. Yeşil ve mavinin

içerisinde her evin kendine ait bahçe

ve teraslarının bulunduğu rezidanslar,

hem şehrin merkezinde olma ayrıcalığını

sunarken hem de şehirden uzaktaymış

hissini yaşatıyor. İstanbul’un eşsiz güzelliği,

deniz ve Adalar manzarasına sahip

rezidanslar, sıcak, samimi dekorasyonu,

eşsiz manzarası ile dikkat çekerken, ofisler

ise iş yaşamına prestij ve konforu sunuyor.

Projede uluslararası beş yıldızlı markalar

da yer alıyor

Dati Yatırım Holding’in 3 fazda geliştireceği

proje, İstanbul halkının, yerli ve yabancı

turistlerin Marmara denizinin kıyısıyla

rahatça buluşabileceği özel mimari tasarımı

ve sosyal üniteleri ile şehrin yeni çekim

merkezi olacak. Marina Park ile birlikte

yaklaşık 172.000 metrekare net kiralanabilir

alanlı bir alışveriş ve yaşam merkezi, yerli

ve yabancı markaların oluşturduğu yaklaşık

450 mağaza, restoran, kafe, kongre,

performans sanatları, Imax teknolojisi ile

donatılmış sinema salonları yerini alacak.

Yaklaşık 200 bin metrekare yeşil alan içine

yayılacak spor tesisleri, yürüyüş ve bisiklet

parkurları, parklar yoğun kent yaşamı

içerisinde insanlara nefes alma imkanı

sağlayacak. Ayrıca Sheraton ve JW Marriot

gibi uluslararası konaklama zincirlerinin 5

yıldızlı otelleri, Türkiye ve dünyadan seçkin

misafirlerine unutulmaz İstanbul hatıraları

yaşatacak.

Eşsiz konum

“İstanbul Turizm Merkezi” tarihi İstanbul

yarımadasına, iki kıtayı denizin altından

birbirine bağlayan Avrasya tüneline ve

Atatürk Havalimanı’na yakınlığı, projenin

içinde yer alan deniz otobüsleri iskelesi ve

metro istasyonu ile tüm ulaşım ağlarının

omurgasında yer alıyor. 550 yat kapasiteli

Ataköy Marina’nın yanında hayata geçen

mega yat limanı, 100 metreye kadar

uzunluktaki 232 mega yata aynı anda

ev sahipliği yapma kapasitesine sahip

Türkiye’nin gerçek anlamda ilk mega yat

limanı oluyor.


hotel restaurant

46 & hi-tech

yeni yatırımlar

İstiklal Caddesi’nin

asaleti

MR. CAS Hotels ile

geri döndü

Geçmişte, yaşayanları ve davetleri

ile ünlü, Beyoğlu’nun meşhur

Güney Palas’ı; aslına sadık

kalınarak yeniden düzenlendi ve

palasın sakinlerinden davetleri ile

ünlü Mr. CAS adı ile tarih kokan bir

otele dönüştü.

Konforu, tarihi dokusu

ve içeri girdiğiniz anda

hissettiğiniz İstiklal

Caddesi’nin şık ruhu ile

sizi bir anda içine çeken

Mr. CAS Hotels, görülmeye

değer alanları ile bir otelden

çok daha fazlasını sunuyor.

Geçmişteki kiracıları ile

adından söz ettiren Güney

Palas; Mr. CAS Hotels

olarak eski sakinlerinin

anısına, içinde yer alan

Şapkacı Emilio köşesi

ve yine eski kiracılardan

modacı Yıldırım Mayruk katı

ile adeta bir müze gibi size o

ruhu yaşatıyor. Birbirinden

farklı, özenle dekore edilmiş

33 farklı odası, yastık

menüsü, “Lokum İstanbul”

imzalı banyo ürünleri,

toplantı odası, business

centerı ve tarihi yarımadaya

yukardan bakan lounge

barı ile Mr. CAS Hotels

şehirden soluklanmak için

kaçmayı planlayan ama bir

türlü uzaklaşamayanların

öncelikli tercihi olarak

hizmet veriyor.

Yıldırım Mayruk

imzalı

Eylül 2016’da hizmete

açılan, personel

kıyafetlerinden odalardaki

tablolara kadar Yıldırım

Mayruk imzası taşıyan,

özenle dekore edilmiş Mr.

CAS Hotels; aynı zamanda

lounge barındaki etkinlikleri

ile de Beyoğlu’nun ve Güney

Palas’ın davetlerine adeta

yeniden hayat veriyor.

Hafta sonları canlı müzik

eşliğinde keyifli bir akşam

geçirirken, hafta içi öğlen

ve sabah kahvaltıları ile

de iddialı mutfağını zevkli

misafirlerinin beğenisine

sunuyor.


hotel restaurant

48 & hi-tech

yatırım

İstanbul’da arz fazlası yatağa

Bülent Alıcı’dan “Bölge bölge

kurul, teşvikli ruhsat” önerisi

İstanbul’un en iyi SPA konseptli

turizm yatırımlarından Eser Premium

Hotel’in Yönetim Kurulu Başkanı

Bülent Alıcı, 2017 yılını yaşanan tüm

olumsuzluklara rağmen bir toparlanma

yılı olarak görüyor… İstanbul ve Türkiye

turizminin mevcut sorunlarının çözümü

doğrultusunda Bakanlığı ve sektör

bileşenlerini iş birliğine ve yapıcı

çözümlere davet ediyor.

Eser Premium Hotel için 2017 yılı nasıl

geçiyor? Bu yıla ilişkin yeni yatırım

planlamaları yaptınız mı?

Eser Hotel Grubu olarak; yaşadığımız ve

gözlemlediğimiz kadarıyla 2017 turizmi

bir güven ortamının da sağlanmasıyla

geçtiğimiz yıla göre çok daha hareketli

geçecek diyebiliriz.

2016 yılı milletimizin büyük olumsuzluklar

yaşadığı bir yıl oldu maalesef. Ancak

hepimiz, bu yaşananları iyileştirerek

olumlu adımların atılmasını ve özellikle

olumsuzlukları çok yakından hisseden

turizm sektörünün 2017 yılında

toparlanma yılı ilan edilip, sonraki

döneme kaldığımız yerden çok iyi bir

şekilde devam edeceğimiz bir yıl olmasını

temenni ediyoruz.

Sektör olarak bizleri 2016’da yaşanan

olumsuzluklar çok daha fazla etkiledi.

Ancak biz hep ülkemiz için çalışmaya

devam ettik. İstikrardan taviz vermedik.

Çalışanlarımızın tam bir güven ortamında

birlikte hareket etme bilinciyle hiç

durmadan, herhangi bir işten çıkarma

işlemi yapmadan işletmemizin

faaliyetlerini sürdürdük. Milletimizin

daha hassas olduğu şu dönemde

müşteri memnuniyetine çok daha

fazla önem verdik. Kalitemizden ödün

vermeden, yeni ve güzel iş birlikleriyle

yılı kapattık.

İstanbul’da SPA konseptini yaşatan

nadir otellerden birisiniz. Bu alana

yönelik hizmet ve servislerinizi daha

detaylı anlatır mısınız?

Eser Premium Hotel, güzellik merkezi,

açık-kapalı yüzme havuzu, çocuk

havuzu, scenic savunası, aromaterapi,

geleneksel Türk hamamı, uzman

ellerden farklı masaj çeşitleri ve benzer

panoramik manzaraya sahip fitness

merkeziyle bir şehir oteli olarak SPA

konseptini tam anlamıyla yaşatan bir

oteldir.

Wellness ve SPA merkezi olarak otel

misafirlerine verdiği hizmetin yanı

sıra tekil misafirlere de randevu ile

hizmet vermektedir. Bunun yanı sıra

özel günler için hazırlanan konsept

kampanya paketleriyle de SPA merkezini

misafirlerinin hizmetine açmaktadır.

Eklemek istedikleriniz…

Turizm Bakanlığı; turizm sektörünü

desteklemek için günlük kiralanan

evlerin denetimini arttırmalıdır.

Üniversitelerle iş birliği yaparak

uluslararası üniversitelere kongre turizm

için girişimlerde bulunulmalıdır. Büyük

gemilerin İstanbul destinasyonu için

açılan Yenikapı miting alanı Karaköy Port

Eser Premium Hotel

Yönetim Kurulu Başkanı Bülent Alıcı

açılana kadar ortaya alınmalıdır. Çünkü

İstanbul destinasyonu olmadığında;

Kuşadası ve diğer bölgeler artık ilgi

çekmediğinden bu sene Türkiye’ye cruise

gemiler maalesef gelmeyecektir. Bu

konunun acilen çözülmesi gerekmektedir.

Ayrıca Büyükçekmece’ye yapılmakta

olan marinaya destek verilmeli ve

cruise gemilerin yanaşmaları için alan

yaratılması gerektiğini düşünüyoruz.

Genel anlamda sektöre bakıldığında;

İstanbul’da otel ihtiyacı olmadığı; sadece

mevcut otellerin yenilenmeye ihtiyacı

olduğu kabul edilmelidir. Bu konuda

artık herkes istediği gibi otel açmamalı;

Bakanlık tarafından bu konunun önüne

geçilmelidir. Aksi takdirde kaliteden uzak,

turizm sektörüne zarar veren işletmeler

ve içi boş betonarme binalarımız

olacaktır. Bu konudaki önerimiz ise; bölge

bölge kurul kurulması ve teşviklerle

ruhsatların verilmesi yönündedir.


hotel restaurant

50 & hi-tech

yatırım

Kempınskı

120.

yılını

kutluyor!

1897’de kurulan

Avrupa’nın en

köklü lüks otel

grubu Kempinski,

kişiselleştirilmiş

mükemmel hizmet

anlayışı ve olağanüstü

konukseverlik

geçmişi ile 120. yaşını

kutluyor!..

Avrupa’nın zarif hizmet anlayışını

her destinasyonun kendine

has kültürü ve gelenekleri ile

harmanlamasıyla tanınan Kempinski;

30’dan fazla ülkede yer alan 75 adet

beş yıldızlı otel ve rezidansında 120. yıl

etkinlikleriyle misafirlerine unutulmaz

anlar yaşatıyor. Bu kutlamaların başında

ise Kempinski ‘Travel in Style’ Yarışması

geliyor. Yarışmayı kazanacak şanslıyı

ise üç Kempinski otelinde uçak biletleri,

limuzin transferleri ve süit odada toplam

10 gecelik konaklama dahil özel bir

seyahat fırsatı bekliyor.

Kempinski Hotels Yönetim Kurulu

Başkanı ve CEO’su Markus Semer,

bu simgesel nitelikteki yıldönümü

hakkında şunları söyledi: “120 yıldan

sonra olağanüstü bir geçmişe sahip

olduğumuz ve bu geçmişin heyecan

verici bir geleceği müjdeliyor olmasından

büyük gurur duyuyoruz. Kurucumuz

Berthold Kempinski, değişmeyen Avrupa

zarafetine ve kusursuz hizmete dayalı

yeni bir konukseverlik standardının

önünü açtı. Kendisi yenilikçi ve girişimci

yaklaşımı ile konuklara benzersiz

mekanlarda yeni deneyimler sunarken,

yıllar içindeki gelişimimizin arkasındaki

ilham kaynağımız olmayı sürdürdü.”

Semer sözlerine şöyle devam etti: “120

yılı dünyayı keşfederek konuklarımız için

Kempinski stilinde yıldız oteller yaratarak

geçirdik. Bu yıl dönümünü kutlarken

geleneklerimize verdiğimiz değerleri, yeni

ve yenilikçi yaklaşımlarla birleştirerek

geleceğe de umutla bakıyoruz.’’

Boğaz’a karşı 120. yıl

kutlamaları

Bugün Kempinski; Çırağan Palace

Kempinski İstanbul, Hotel Adlon

Kempinski Berlin, Emirates Palace

Abu Dhabi ve Küba’da açılacak ilk beş

yıldızlı lüks otel The Gran Hotel Manzana

Kempinski La Habana gibi dünya çapında

bilinen ikonik otelleri yönetiyor ve

işletiyor. Osmanlı İmparatorluğu’ndan

kalma Boğaz üzerindeki tek Saray ve otel

olan Çırağan Palace Kempinski İstanbul

da bu yıl dönümünü farklı etkinliklerle

kutluyor. Boğaz’a karşı tadılarak

sunulacak sürprizlerden, Kempinski

Otelleri içinde “Yılın Tatlısı” seçilen

Mondial pastası; Türk kahvesinin ve yeşil

elmanın muhteşem kombinasyonuyla

Fes Kek İstanbul’un tatlı cenneti Gazebo

Lounge’da yerini aldı. Ayrıca dünyadaki

tüm Kempinski otellerinde de geçerli

olan “120 Yıla Özel Süit Konaklama

Paketi’’ kapsamında 31 Temmuz 2017

tarihine kadar olan rezervasyonlarda

ikinci gece konaklamalarında cazip bir

fırsat misafirleri bekliyor.


hotel restaurant

52 & hi-tech

iş’te kadın

Pervin

Zeydanlı

Yalazan

“Dünyaya

bir daha

gelseydim

yine turizmci

olurdum”

“Düşünüyorum

da, o kadar

sıfırdan ilerleyerek

ve kazıyarak

bir şeylerin

sahibi oldum

ki, 26 yaşında

bulunduğum

şirkette yetkiliydim.

28 yaşında Mali

ve İdari İşler

Müdürüydüm. Hatta

29 yaşında Serbest

Muhasebeci Mali

Müşavirlik belgemi

bile almıştım.”

20 yıldır turizm sektörünün içindeyim.

Acısı ve tatlısıyla o kadar dolu dolu

yaşadım ki mutfakta olmak ,bazen ön

tarafta olmaktan çok daha farklı içeriklere

haizdir. Şimdi düşünüyorum da bir daha

dünyaya gelsem yine turizmci olurdum.

“Dünyaya bir daha gelseydim yine turizmci

olurdum” diyecek kadar idealist, başarıyı

işin mutfağıyla temellendirecek kadar

profesyonel bir isim o. 35 yıllık çalışma

hayatının son 20 yılını turizm sektörüne

adayan İstanbul Kongre Merkezi Genel

Müdürü Pervin Zeydanlı Yalazan’ı iş’te

kadın bölümümüzde ağırladık.

Pervin Hanım, turizmde

yolculuğunuz nasıl başladı? İlk

günkü hayalleriniz ve geleceğe

dönük ideallerinizle bizimle

paylaşır mısınız?

Ben turizm eğitimi almadım. Esasen

Marmara Üniversitesi İktisat Bölümü

mezunuyum. Hatta YÖK Yasası çıkmasaydı

şu anda okulda öğretim görevlisi bile

olabilirdim. Benim çocukluk yıllarım

Anadolu’da geçti. Babam askerdi.

İlkokul birinci sınıfı İzmir’de , diğer dört

yılı Mardin’de okudum. 60’lı yıllardan

bahsediyorum, mahrumiyet bölgeleriydi

ve çok zor yıllardı şüphesiz. Benim ta o

zamanlardan bir hayalim vardı. “Bir gün

bir meslek sahibi olursam insana dair

bir şey yapacağım” derdim. Ana temam

insan olmalıydı… O zaman ki aklımla ya

hukukçu olmalıydım ya da doktor… Orta

ikinci sınıftayken İstanbul’a geldik. Lise

eğitimini burada aldım. Hukukçu, doktor

değil ama iktisatçı oldum.1979 yılında ülke

oldukça karışıktı, okul bombalanmıştı

gidemiyorduk, üç ay bir bilgisayar

şirketinde staj yaptım…ilk bilgisayarlarla

karşılaşmam o zaman oldu… Üniversitenin

üçüncü sınıfında da bordrolu çalışma

hayatım başladı. Haftanın iki bazen üç

günü okula gidiyordum. Ve o zamanlar

şöyle bir hayalim daha vardı, onu da

sizinle paylaşmak isterim: “Bir gün

ne olursam olayım onu en iyi şekilde

yapmaya çalışacağım.” Bu, profesyonel

hayatım boyunca en önemli düsturum

olmuştur. Zaten çalışma arkadaşlarımdan

da hep bunu beklerim. Düşünüyorum da,

o kadar sıfırdan ilerleyerek ve kazıyarak

bir şeylerin sahibi oldum ki, 26 yaşında

bulunduğum şirkette yetkiliydim. 28

yaşında Mali ve İdari İşler Müdürüydüm.

Hatta 29 yaşında Serbest Muhasebeci Mali

Müşavirlik belgemi bile almıştım.


Belli ki daha en başından yol

haritanızı çizmiştiniz. Bir asker

çocuğu olduğunuz için özellikle

sormak isterim, babanız

tarafından engellendiğiniz

zamanlar oldu mu hiç?

Olmaz mı? O dönemler başarmak

istediğim pek çok şey vardı. Mesela

üniversiteyi bitirdiğim zaman “herkes

mutlaka bir kere devlette görev yapmalı”

demiştim. Ama Doğu kökenli bir ailenin

kızıydım. Çok iyi hatırlıyorum, müfettişlik

sınavlarına girip, en az beş yıl devlette

çalışayım istiyordum. Tabii bunun içinde

mutlaka yurt dışı programı da olacaktı.

Bir yandan yabancı dilimi de geliştirmek

isteğim vardı. Tabii olmadı, babam

izin vermedi. “Sen bir evin bir kızısın,

gözümüzün önünde olacaksın” dedi.

Ve çok çalıştınız!..

Evet galiba biraz fazla çalıştım. Herkes 23

Nisanlar’da, 19 Mayıslar’da kendine tatil

programı yaparken ben hep çalışırdım.

Sürekli yetiştirecek işlerim olurdu. Boya

imalatı yapan bir sanayi şirketinde 14.5

sene boyunca çalıştım. 12 Eylülü ve 92-94

krizini yaşadım. Bu arada, 1992 yılında,

bir arkadaşım Hong Kong’da iş kuracaktı,

onun yanına gittim. Aşağı yukarı bir ay

kaldım. İşte o zaman farklı dünyaları

tanımak, farklı kültürlerde bir birey

olarak var olabilmenin bir telaşı vardı

bende.. Evet, çok güzel bir ay geçirdim

ama olmadı. O zaman daha iyi anladım

ki, ben ne yapacaksam kendi ülkemde

yapmalıydım…

Neydi o aranın sebebi, biraz

daha açabilir misiniz?

Bir manada hayatımın bir sonraki akışına

hakim olabilme, yönetebilme çabasıydı

belki de. Ya da o dönem bir trenddi. Dünya

günden güne farklılaşıyordu. 90’lı yıllarla

beraber Türkiye de gelişmeye başladı.

Para konvertbl oldu. Bir dünya arayışı

vardı. Ama benim için düşündüğüm gibi

olmadı. Sonrasında ülkeme döndüm

ve yine bulunduğum işyerinde çalışma

hayatım devam etti. Bulunduğum şirkete

sığamıyordum artık. “Beni azad edin

” diyerek 1995 yılında ayrıldım oradan.

Çünkü her beş senede bir ayrılmak

istediğimi söylüyordum ama onlar kabul

etmiyorlardı. Veda ettikten hemen sonra,

yaklaşık iki sene halka açık bir şirket olan

Uzertaş’da ve daha sonra bir sene boyunca

Ramtop’da mali işler müdürlüğü yaptım.

Devam eden süreçte yönetim kurulu ile

beraber ben de görevden ayrıldım.

Çok iyi anımsıyorum, bana dediler ki,

“siz kalın, beraber devam edelim.” Kabul

etmedim tabii. Çünkü iş hayatıma kısa

bir ara vermek istiyordum. Bu arada

o güne kadar çalışma hayatımda hiç

öyle bir aralığım olmamıştı. Yurtdışına

gidişin dışında iki hafta arka arkaya

izin kullandığımı hatırlamam mesela. O

dönem hayatımda ilk defa işlerime iki

ay ara vermiştim. Farklı ve içime sinen

bir ortamda olmak istiyordum. Ta ki bir

gazete ilanıyla karşılaşana kadar…

İlanı hatırlıyor musunuz?

Öncelikle ben işlerimi hep gazete

yoluyla buldum. Asla kimseden bir şey

istemedim.. İlan, bir turizm işletmesinde

genel müdür yardımcılığı pozisyonu

üzerine verilmişti. Yine kolumun altına

gazete kağıdını koydum ve 1998 yılında

Lütfi Kırdar’ın yolunu tuttum. Böylelikle

turizm yolculuğum başladı.

Lütfi Kırdar Kongre ve Sergi

Sarayı’na başvuru yaparken

turizme mesafeniz, bakış

açınız neydi peki?

Aslına bakarsanız aklımda spesifik

anlamda bir alan yoktu. Sadece

nerede olursam olayım kendi

mesleğimi icra edecektim. Belki

bu imalat sektöründe farklı,

medikal yahut turizm sektöründe

farklı olabilirdi ama o da önemli

değildi. Neticede işin özü aynı. Alan

hesap borçlu veren hesap alacaklı.

Sonuçta bir işletmeci gözüyle

bakmasını bildiğimi zaten Lütfi

Kırdar Kongre Merkezinde gördüm.

Ben göreve başladığımda henüz iki

yıllık bir şirketti ve orada yaklaşık

14.5 sene çalıştım. Bunun son beş

yılı genel müdür pozisyonuyla geçti.

Lütfi Kırdar Kongre

Merkezi ve Sergi Sarayı’nın

bugünlere gelişinde çok

emeğiniz var öyleyse.

Evet bunu rahatlıkla söyleyebilirim.

Lütfi Kırdar Uluslararası Kongre ve

Sergi Sarayı’nın taşında toprağında

çok emeğim vardır. İşe başladıktan

bir yıl sonra Rumeli binasını inşa

ettik mesela. O kadar ki gece

yarılarına kadar çalışıyorduk.

Hatta yedi ay gibi bir sürede de

tamamladık. O dönem hepimize çok

şey öğretti. İstanbul’da kongrecilik

çok yeniydi, Lütfi Kırdar ise alanında

tekti. Evet, bir temeli vardı ama

orada görev yapan herkes tuğlaları birlikte

örmüştür. Şimdi düşünüyorum da hiç

bitmeyen bir işim vardı. Çünkü devamlı

mutfağın arkasındaydım. Yavaş yavaş

acentalarla da ilişkilerim başlamıştı. Ben

hep işin mali ve idari işler tarafındaydım..

O güne kadar ki finansçı

kimliğiniz turizm işletmeciliğiyle

boyut atladı mı, şekil değiştirdi

mi?

Şu oldu tabii, o güne kadar öğrendiğim

her şeyi buraya yansıtabilme imkanı

bulmuş, bina inşa etmiş, devlet ve yerel

yönetimlerle ilişkilerin ve sözleşmelerin

nasıl yapılacağını öğrenmiştim. Ama

çok daha farklı güzellikleri vardı. İnsan

ilişkileri, her organizasyonla değişen

çehreler ve bina yapısı işin en büyük

farklılığıydı. Elbette ki mevzuyu para

noktasına getirdiğimizde bina dediğiniz

her yerde aynı. Eğer sen satın alan, ödeyen

ya da tahsil edensen herkesin gözündeki

imajın da finansçı oluyor. Çünkü parayı

temsil ediyorsun. Yine de ben öyle


54

hotel restaurant

& hi-tech

iş’te kadın

olmadım. Gerek tarzım, duruşum gerekse

insan ilişkilerimle daima farklı diyaloglar

içinde olduğumu düşünüyorum. Hiçbir

olaya sığ bakmadım, her zaman satışı

anlamayı tercih edip misafirle empati

yaptım.

Son 20 yıldır turizmin içinde

olduğunuzu söylediniz. Bu

sektörde parayı temsil eden

ve yöneten taraf olmak nasıl

bir duygu, biraz daha açabilir

misiniz?

Benim sektöre girdiğim yıllar çok

keyifliydi tabii. İşletmede para çok güzel

kazanılıyordu. Eksiklerimiz yok muydu,

vardı elbette ve biz onların üstüne

gidiyorduk. Harcayacak paramız da vardı.

Geçen zamanla birlikte İstanbul da

gelişti, büyüdü… Yepyeni oteller açıldı,

bu yatırımlarla birlikte kongre ve toplantı

sektörüne yönelik salon sayıları da

artmaya başladı. Türk Hava Yolları ulaşım

ağını genişletti. İstanbul’a gelen kongre

sayısı arttı. Hep söyleriz, Lütfi Kırdar

HABİTAT için, Haliç Kongre Merkezi Dünya

Su Forumu için, İstanbul Kongre Merkezi

ise Dünya Bankası-IMF organizasyonu

için yapılmış binalardır. Allaha şükürler

olsun ki, ben ve ekip arkadaşlarım 2009

da diğer kongre merkezlerinde de, bu

kongrelerin operasyonunun yürütülmesi

görevini üstlenmiştik. Şimdilerde ise pasta

küçülmekle kalmadı, doğal olarak rekabet

de arttı. İşletme maliyetleri yükseldi.

Ancak bu merkezler için yeni ve büyük

kongrelerin gelmesi şart…İşte tam da bu

noktada parayı yönetirken zorlandığımız,

dolayısıyla da misafirimizi de zorladığımız

zamanlar oluyor.

İşin temelinde hep bir bina vardı

ama ona ruh katan, yücelten siz

çalışanlar, emek verenlerdiniz

şüphesiz.

Çok doğru. Bu binalar taş, boş… Bir

binayı ne kadar akıllı yaparsanız yapın

insan eli değmediği sürece hiçbir

manası da olmaz. O kanı, canı, ruhu

katan insanlardır, emekçileridir. Lütfi

Kırdar’ın tüm alt yapısal sistemlerinin

oturtulması, her türlü kaydın en iyi şekilde

tutularak gelecek arkadaşlara referans

niteliği taşıyacak şekilde tatbik edilmesi,

çalışan kesimin bütün özlük haklarıyla

ilgili çalışmaların düzenlenmesi,

inşaatların ve renevasyonların hayata

geçirilmesi, Rumeli’deki alt salonun

bölünebilir hale getirilmesi, bina

zeminin sil baştan yenilenmesi, teras

alanına dair düzenlenmeler… Keza

Adile Sultan Sarayı’nın işletmesinin

alınması konusunda verdiğimiz uğraşlar,

satılabilirliğinin ve bilinirliğinin artırılması

yönündeki çalışmalarımız… Yine Topkapı

Sarayı’nın içindeki dış karakolun renove

edilerek hayata geçirilmesi faaliyetleri gibi

birçok çalışmanın içinde var olduk.

Merkez olarak gidip de yurt dışından

bir kongreyi getirmedik. Zaten işimiz de

değildi. Bizim asli görevimiz, binayı en

iyi şekilde işletmek ve en doğru işlere

kanalize etmekti. Bunu da elimizden

geldiğince yaptığımızı düşünüyorum.

Turizmde, bundan sonraki

kariyer yolculuğunuz ne şekilde

devam etti?

Şubat 2013’te Lütfi Kırdar ile yollarımı

ayırdım. Her iki tarafın da taze kana

ihtiyacı vardı çünkü. Binada sergide

karşılaştığım CNR EXPO’nun patronu bana

iş teklifi yaptı, ne garip tesadüftür ki ben

de ayrılma kararımı henüz yönetim ve iş

arkadaşlarımla paylaşmıştım.

Açıkçası bir süre dinlenmek niyetindeydim

ama her ne kadar çok bana göre olmasa

da, CNR EXPO’ya genel müdür olarak

geçtim. Ama sadece bir yıl kalabildim.

Çünkü birbirimizle yeterince örtüşemedik.

Kendime sadece şunu söyledim: “bir otur

sakinleş.” O zaman kendimle ilgili neleri

atladığımı, neleri kaçırdığımı fark ettim.

O zamana kadar kılığa kıyafete yatırım

yapan ben, bütün bir altı ay boyunca

tek bir blue jean ve tişörtle hayatın

geçebileceğini gördüm. Hayatı daha basit

yaşamak gerekti, onu fark ettim. 2009

yılında babamı kaybettikten sonra anneme

düşkünlüğüm biraz daha arttı. Boş kalan

zamanlarımın bir kısmını ona ,eşime

ve arkadaşlarıma ayırdım. Şile’de bahçe

içinde bir yer aldım, ince ince onu işledim.

Evimde dünyadan topladığım fotoğraflar

vardı, onları çerçeveletememiştim. Bu bile

bir zaman istiyormuş. Anlayacağınız altı

ayda hayata bakış açım değişti. Yaşamın

hiç de zor olmadığı ve zorlaştırılmaması

gerektiği, üstündeki o zırhlardan

kurtulmanın insanı ne kadar hafiflettiğini

öğrendim. Çok sadeleşmiştim. Bugün

de zaten ondan çok farklı değilim. Tabii

bu arada yurt dışına çıkıp yabancı dilimi

geliştirmek hevesim hala vardı, hani

babamın bir tarihte engel olduğu… Onu

gerçekleştirmek istedim. Bu defa da eşim

karşı çıktı. Buna rağmen eşim çalışma

hayatım boyunca en büyük destekçim

olmuştur.. Bu dönem bana çok iyi geldi.

Daha sonra İstanbul Kongre Merkezi’nin

işletmecisi olan Rixos Grubu Ailesi’nden

Fatih Tamince bey beni aradı. Hala bir

yere başlayıp başlamadığımı sordu. “Hadi

gelin” dedi ve 24 Eylül 2014’te İstanbul

Kongre Merkezi’ndeki görevime başladım.

Yaklaşık iki buçuk yıldır da genel müdür

olarak görevimi sürdürüyorum.

Kader… Bir vakitler Lütfi Kırdar da,

İstanbul Kongre Merkezi’nin işletmesini

de alırız diye düşünürken , bugün ben,

çok isteyerek ve yürekten inanarak

buradayım…Bu süreçte internet

yatırımlarımızı yaptık, kurum kimlik

çalışmalarımızı bitirdik, güzel işler

çıkardık ve karlılığımızı arttırdık.. Buradaki

Yönetim anlayışının, aidiyet ve şirket adına

yapabileceklerimde beni daha verimli

kıldığını görüyorum.

İstanbul Kongre Merkezi için

2017 yılı nasıl geçiyor? Buradan

paylaşmak istediğiniz yeni

projeleriniz var mı?

Bugün kağıt üzerinde raporlara

baktığımda ivme ciddi anlamda yukarıya

dönmüş. Tabii sizin elinizde olmayan


durumlar da var. Mesela biz verimli bir

2015, 2016 geçirdik. Sektörde 2016 yılında

sıkıntılar başlamışken biz ne iş ne de

finansman anlamında olumsuzlukları çok

fazla hissetmedik. Fakat ülke olağanüstü

bir dönemden geçiyor tabii. Biz de onun

yansımalarını tüm diğer sektör paydaşları

gibi görüyoruz. 2017 ise bütün firmaların,

işletmelerin ayakta kalmaya çalışacakları

bir yıl olacak.

Bu yılki etkinlik takviminde

neler var? Gelecek yıl için tespit

ve öngörüleriniz neler olabilir?

Önümüzde 16 Nisan Referandumu gibi

bir milat var. Herkes doğal olarak o

tarihe kilitlenmiş durumda. O tarihi

aştıktan sonra sektörde biraz daha

hareketlenme bekliyorum. 2017 gibi 2018

de çok kolay bir yıl olmayacak. Çünkü

biliyorsunuz uluslararası kongrelerin

yapılma süreçleri en az iki yıl. İki yıl

önceden tarihin ve yerin belirlenenlerin

dahi bir şekilde gerçekleşmesi için çaba

sarf ediyoruz. Ancak 2019’dan sonra bu

manada hareketlenmenin oluşacağını

düşünüyorum. Bu yılın en önemli

kongrelerinden biri şüphesiz temmuz

ayında gerçekleştireceğimiz Dünya Petrol

Kongresi olacaktır.

Pervin Hanım sizi biraz daha

yakından tanıtmak isterim. Bize

kendinizi nasıl anlatırsınız?

Erkek egemen bir dünyada kadın olarak

bir yerlere gelmeniz çok zor. Yani her

zaman erkek meslektaşlarınıza göre

bir adım geridesiniz. Fakat ben hiçbir

şekilde yılmadığımı düşünüyorum.

Bugünlere tırnaklarımla kazıyarak, çok

şeyin mücadelesini vererek geldim.

Çok iyi hatırlıyorum, 24 yaşımdaydım,

patronumdan zam istedim. Hakkım

olduğunu düşündüğü için bana herkesten

daha fazla zam yaptı. Ona aynen şunu

söyledim: “siz benden bu 50 TL’yi alın,

satış pazarlama müdürüne verin. Çünkü

o bunu benden daha fazla hak ediyor.”

ne kadar şaşırdığı hala hatırımdadır.

Hayatımın her döneminde adil olmaya

çalıştım. Çalışanı aşırı önemsediğimi

görüyorum. Bu bazen zaafım da olabiliyor.

Ben çalışma hayatım boyunca ekip

ruhuna ve gücüne çok inanmışımdır. Bu

sektörde o kadar görünmeyen insanlar

var ki… Daima satış ekipleriyle çok

yakınız ama teknik kadrolar, gece gündüz

masalarından kalkmayan muhasebe

çalışanları, operasyon ekipleri daha az

farkedilir .. En kötü ve kritik zamanlarında

onlar bu işin içindedirler.. Gerek ücret

artışlarını yaparken gerek şirket içindeki

sosyal ilişkilerde çalışan memnuniyetini

önemserim. Bu manada bazen insanlara

fazla yakınlaştığımı düşünüyorum. Çünkü

Türk çalışanı masaya yumruğunu vuran

yönetici istiyor. Bense hep konuşarak,

anlatarak yaklaşıyorum, sakıncasını

da görmedim. Çünkü yakın işbirliğinde

olduğunuz insanlar samimiyetle

samimiyetsizliği anlıyor. Hepimiz aynı

ortak amaç için bir aradayız, bana düşen

en önemli görev ise üretken ve birleştirici

olmak.

Biraz da özel yaşamınızdan

bahsedelim. İşten kalan

zamanlarınızda neler

yapmaktan hoşlanırsınız?

Ben aileme vakit ayırmayı ve gezmeyi

çok seviyorum. Şimdi artık işlerden fırsat

buldukça kendimize kaçacak yerler arayıp

buluyoruz. Seyahat anlamında biraz aşmış

durumdayım. Anadolu’yu neredeyse

bitirdim diyebilirim. Görmediğim Çorum,

Eskişehir, Antakya kalmıştır herhalde.

Oralara da gitmeyi çok istiyorum.

Hatta bununla ilgili sizinle şöyle bir

anekdotu da paylaşmak isterim, Lütfi

Kırdar’dan genel müdürlük teklifi

gelmeseydi yeminli mali müşavir

olacaktım. İki yıldır Yeminli sınavlarına

hazırlanıyordum. Hiç unutmam, Veysi

Seviğ Hocam bana “Hemşire önce

Anadolu’yu bitirmen lazım. Doğu

Anadolu’yu, Karadeniz’i gördünüz mü?”

demişti. Yıl 2006… Temmuz sonunda

Karadeniz’e gittim. Ağustos başında

Doğu Anadolu’yu gezdim ve bir anda

bende bir ışık yandı. Anadolu’yu ne

kadar ihmal ettiğimi gördüm. Ruhumda

acayip bir zenginliktir o... Aslında benim

çok da yabancı olduğum yerler değildi.

Ama o güne kadar ailemin memleketini

görmemiştim mesela. O zaman

Anadolu’nun benim yaşadığım yıllardan

çok daha farklılaştığını görmekten mutlu

olmuştum.

Günün birinde Anadolu’nun bir

bölgesi için çalışmayı düşünür

müsünüz?

Hayatın insanı nereye götüreceği hiç

belli olmuyor. Türkiye’nin jeopolitik

konumu sebebiyle elbette ki endişelerimiz

var. Gelin görün ki orada yaşayan pek

çok vatandaşımız da var. Hani niye

olmasın? Günün birinde çalışmak için

olabilir belki ama devamlı yaşayacağımı

düşünmüyorum. Yine de hiçbir konuda

peşin hükümlü olmamak gerek.

Hep söylerim, benim merkez üssüm

İstanbul. Bu şehir benim için her şey.

Evim Anadolu yakasında. İşe gidip gelirken

hiçbir zaman şikayet etmedim. İstanbul’da

her an farklı bir şey keşfedebiliyorsunuz

çünkü. Gerçek manada yaşadığınızı

anlıyorsunuz. Köprüden geçerken sağınıza

solunuza baktığınızda o güzellikleri

görüyorsunuz. Elbet bu çirkin yapılaşmaya

birisi dur diyecek ama sonuçta İstanbul

çok özel bir şehir. Bugüne dek dünyanın

pek çok yerini gezdim, dolaştım ama

dönüp baktığımda İstanbul’u dünyanın

hiçbir yerine değişmem. Resim yapmak

bana iyi geliyor. Hatta bir eğitim almamın

zamanının geldiğini düşünüyorum artık.

Geç bile kaldım. Bir de çiçek yetiştirmeyi

seviyorum. Bütün bunları söylerken

benim bariz, net şöyle bir hobim var

diyemiyorum. Bundan sonra inşallah

olacak…

35 yıllık bir çalışma hikayesi

sizinkisi. Üstelik de soluksuz

devam ediyor. Peki merak

ediyorum, emeklilik sonrası için

planlamalarınız var mı?

Ben çalışma hayatını seviyorum. Bir

şekilde mutlaka iş hayatının içinde

olmalıyım. Çünkü üretmeyi, birikimlerimi

paylaşmayı, problem çözmeyi seviyorum.

İşin aslı, Allah akıl, sağlık verdiği sürece

profesyonel iş dünyasının içinde olmak

istiyorum. Ancak tabii tüm hayatımı

kapsayacak şekilde değil!.. Bu tempoyu

belki haftada 2-3 güne indirebiliriz.

Şimdi bu söylediklerimi genç

meslektaşlarım duyunca “eyvah bu

kadın buradan hiç gitmeyecek mi?”

diyebilirler ama tabii ki de gideceğim. Her

ne yapıyorsak onu en iyi noktasındayken

bırakmalıyız. Kafamda onunla ilgili de

birtakım planlamalar yaptım. Herhalde

İstanbul Kongre Merkezi’nden sonra

profesyonel çalışma hayatımı bitiririm diye

düşünüyorum.

“Çikolata, kahve ve kitabı

buluşturan bir dükkan açmak

istiyorum”

Sonrasında da çikolata, kahve ve kitap

satan bir dükkanım olsun istiyorum.

Butik tarzda, çok büyük olmayacak…

Orada kendi yaptığım kekleri, dantel

örtüler eşliğinde sevdiklerimle paylaşmak

istiyorum.. Çok iddialı değilim ama işin

içine girdiğimde küçük de olsa bir farklılık

ortaya koyacağımı düşünüyorum. Yeri

büyük bir ihtimal Kadıköy veya Şile olur.

Yani yine yüreğimin insana değeceği bir

mekan…


hotel restaurant

56 & hi-tech

dosya


Kahve

Zamanı!..

Bir çekirdek taneciği ile başlar kalplere yolculuğu...

Sevgiyle kavrulup, harmanlandıkça minik toz

parçacıklarına dönüşür. Fincanda vücut bulduğunda,

buram buram kokusunu salar önce, sizi alır

götürür. Yudum yudum aktıkça dökülür damaktan

kalplere, 40 yıllık hatırın bir taşımlık simgesi olur.

Bu ayki dosya çalışmamızda keyfin en leziz

halini, “kahve”yi olağanüstü görüntüleri eşliğinde

tasarlayarak sayfalarımıza taşıdık. Hazırladığımız bu

çalışmada dünyanın en prestijli kahve markalarından

ekipman üreticilerine, ithal kahve makinelerinden

yan aksesuarlarına kadar sektörü tüm bileşenleriyle

geniş bir perspektifte bulabileceksiniz.

Dosya konumuz kapsamında kahvenin duayen ismi

Makpa Dış Ticaret Yönetim Kurulu Başkanı Ali

Sözmen ve KEF Grup ortaklarından Kaancan İlbay ile

yaptığımız röportaj konularımız da sizleri bekliyor!


58

hotel restaurant

& hi-tech

dosya / röportaj

Ali

Sözmen

“Türkiye kahve

sektöründe ciddi

boyutta geride”

Fotoğraflar: Hakkı Günerkan

Ağırlıklı espresso ve

Filtre kahve içmeyi

seven Ali Sözmen’in

favori markaları

arasında Blue

Mountain ve Java var.

Günde 20 civarında

kahve tüketen Sözmen

için en iyi kahve

eşlikçisi ne çikolata

ne de kuki. Sadece bir

bardak su!

Ali Bey, kahve sektörü deyince

en çok da siz… Espresso’nun

Türkiye’deki babası, Cimbali

Grubu ürünleri ile pazardaki rekabet

gücünüz… Bunlara ilave olarak eğiten,

araştıran ve paylaşan vizyonunuz… O

halde en çok merak ettiğimiz bir konu

olarak, kahve sektöründe neler oluyor,

ilk bu soruyla söyleşimize başlamak

isterim.

Ben geçen hafta Londra Kahve

Festivali’ndeydim. Avrupa’nın en önemli

kahve festivallerinden bir tanesi bu

biliyorsunuz. Çok enteresan, kahve hatta

çay! İkisi de almış başını gidiyor, tüm

dünyada yükselen trendler. Bu tabii bir

bakıma sektörümüzde ne kadar eksik

olduğunu açıklıkla ortaya koyuyor.

Öncelikle şunu ifade edeyim, Türkiye

olarak kahve sektöründe ciddi boyutta

gerideyiz. Ülkemiz ile Avrupa arasında

kişi başı kahve tüketiminde dağlar

kadar fark var. O kadar ki ülkemiz dünya

tüketim sıralamasında 70-80. sıralarda!..

“Kahve, dünyada dördüncü dalgaya

koşuyor”

Buna rağmen son 3-4 senedir dünyada

olduğu gibi ülkemizde de 3. dalga

kahve akımı etkisini sürdürüyor.

Hatta müşteriyle kahveci arasında

daha interaktif bir iletişimin geliştiği

dördüncü dalgaya doğru bir gidiş var. Bu

dalganın tüm dünyada hızla büyüdüğünü

görüyoruz. Tabii bu yeni sistemde

makinelerin daha üst seviyede olması

gerekiyor. Çünkü standart makinelerle

müşterinin damak tadına hitap

edebilmek çok zor. Aynı şekilde cihaz

özelliklerinin de bunlara uygun olması

lazım. Festivalde gördüğüm önemli

noktalardan bir tanesi de buydu.

“Cimbali Grubu, Londra’nın ana

oyuncularından biriydi”

The London Coffee Fest’te başta Cimbali

Grubu olmak üzere Cimbali ile beraber

Faema ana oyunculardan bir tanesiydi.

Gerek Cimbali’nin yeni M yüzü gerekse

Faema’nın E71 dediğimiz modelini

çoğu stantta gördük. Bunlarla beraber

Marzakko ve Victoria Ardinio da vardı.

Bu saydıklarım sektörün liderliğine

oynayan markalar. Daha nitelikli ve farklı

kahveler elde etmek için üst segment

makine yapıyorlar. Bu makinelerden

istediğiniz basınç, ısı ve zaman ayarında

kahve alabiliyorsun. Aynı gruptan farklı

tatlar elde edebiliyorsun. Oysa standart

makinelerde bu sonuçları sağlamak zor.

Diğer bir konu, dünya dördüncü dalgaya

doğru niye gidiyor? Onun da sebebi şu,

bu bahsettiğim gerek sifon gerek cold

draft kahveleri hazırlamak vakit alır. 8-10

dakikada bir kahve çıkar. Kendi makinem

için konuşuyorum, Cimbali’nin espresso

makinesinde 24 saniyede kahveni tık diye

alırsın. O sebepten bilhassa cold draft’ta

artık hazır ürünler yapmışlar. Çok da

güzel tatları var. Dolayısıyla sektörü

temsil eden birçok firma bahsettiğim

bu sifon, cold draft’lara yatırım yapmış.

Baktığımızda kahveyle beraber kahvenin

yan sanayii de geliştiğini görüyoruz.

“Güya çay üreticisiyiz ama Avrupa

bizden çok daha iyi”

Bununla birlikte kahve festivalinde çay da

çok önemliydi. Festivalde bilindik yaprak

çayın dışında hazır çaylar da vardı.

Ben de tattım, çok farklı lezzetlerdi.

Aromaları olan bir sürü çay vardı. Biz

güya çay üreticisiyiz, emin olun oradaki


çay kültürü Türkiye’den daha iyidir. Çok

kaliteli çaylar var, ben kilosu 60 pounda

çay alıyorum. Baktığınızda 3-4 dakikada

demleniyor, öyle bir koku çıkıyor ki…

Türkiye’de çay ithalatı büyük zorluklar

içinde. Çay sektöründe haddinden

fazla korumacılık yaptığınızda çok iyi

gelişmiyor. Turgut Özal döneminden

önce her taraf duvarlarla örülüydü,

müthiş gümrükler vardı. O zaman ne

oluyordu? Ben kendi sektörümle ilgili

konuşayım, doğru dürüst üretim yapan

firma yok. Teşviklerle beraber biz

gereken otellere gereken ekipmanları

getirince yerli üretici de kendisini

geliştirdi. Bugün Türkiye’deki belli

üreticiler dünyanın birçok ülkesine

ihracat yapıyor. Dolayısıyla çok fazla

korumacılık hiçbir zaman olumlu

sonuçlar vermiyor.

Sektörün gelişimini trend belirleyiciler

olarak tabir edebileceğimiz zincir

markalar klasmanında nasıl

yorumlarsınız?

Zincirler bu işi götürenler tabii ki.

Starbucks, Cafe Nero gibi markalar

zaten sektörün liderleri. Türkiye’de

kahvenin bir parça ilerlemesi bu firmalar

sayesinde olmuştur. Gelin görün ki

ülkemizde bazı zincirler var, adı kahve

dükkanı ama içinde kahveden başka ne

ararsan var. Eğer kahveci olacaksan

kahvenin iyi olması lazım. Bakıyorsun,

kahve en basit makineyle üstelik de

işi bilmeyenler tarafından yapılır hale

gelmiş. Bunlardan 2-3 tanesi battı zaten.

İşte tüm bu sebeplerle konseptleri doğru

oturtmak, işi erbabına tasarlatmak

lazım. Bu işe soyunanların eğitimli

olması lazım. İyi eleman, iyi makine

kullanmaları lazım. Sektörde iyi bir yer

edinmek istiyorsan, gereği bu. Yoksa ben

iyi kek yaparım, kahve içmeyi de severim

diyen müşteriler geliyor bana.

Yerli markaların durumu nasıl?

Kahve Dünyası’nı başarılı buluyorum

mesela. Bunun gibi daha pek çoğu var.

Bir gerçek var, kendini kahveye veya

kahve ürünlerine adayanlar sektörde

başarılı oluyorlar. Adını kahveci koyup,

sonra restoran gibi olanlar başarılı

olamıyorlar. Gidiyorum içiyorum

mesela, ne idüğü belirsiz bir tat yani.

Bakıyorsunuz, Kahve Dünyası’na, bir

şubesini de Londra’da açmış. Keza

Simit Sarayı öyle, dünyada büyüyor,

gelişiyorlar.

Hazır The London Coffee Fest’ten yeni

dönmüşken sıcağı sıcağına sormak

isterim, festivali İstanbul Coffee Fest

ile nasıl kıyaslarsınız?

Geçen yıl Küçükçiftlik Parkı’ndaki

festivale gitmiştim. Gördüğüm çok

ciddi bir kalabalıktı, ortam güzeldi.

Ancak Türkiye ile Avrupa’yı kahve ve

çaya talep oranında karşılaştırdığında

farkı görüyorsun tabii. Londra Kahve

Festivali’nde koridorlarda zor yürüdüm.

İki gün gittim ama iki buçuk saat zor

kalabildim, kalabalıktan o kadar sıkıntı

geldi yani. Ertesi sabah çok erkenden

gittim ki, daha rahat dolaşabileyim diye.

Tabii şu olay var, Türkiye’de halen

kahve ana bir şey olmak durumunda

değil. Antalya’ya bakıyorsun, turizmin

göz bebeklerinden bir tanesi. Dünya

kadar otel, yatak sayısı var. Ama halen

birçoğunda iyi kahve içemezsin. Niçin?

Birincisi kahveciler arasında ciddi bir

rekabet var. Çok ucuz fiyata kahve

veriyorlar. Kahveyle birlikte makine

veriyorlar. Ben Antalya’ya devamlı

gidip geliyorum, öyle kahve fiyatları

duyuyorum ki, inanamıyorum.

Bunun en önemli sebeplerinden

bir tanesi, bölgedeki Her Şey

Dahil Sistemi’dir. Çünkü sen

kilosu 50 TL’lik kahve yerine

70 TL’lik kahve kullandığın

zaman, burada 7 gramdan

bahsediyoruz. Sıfır virgül

bilmem ne fark eder yani.

Bu durumda müşterine

kahve suyu veya kahve

çorbası kıvamında bir

şey vermek zorunda

değilsin yani, anladın

mı? Şöyle bir durum

da var, ben kahvecilerle

de görüşüyorum, “abi

anlamıyorlar” diyorlar. Ne

demek anlamıyorlar, sen

anlatmazsan anlamazlar tabii.

Maliyetleri düşürmek adına ucuz

alım yaptığında artık kahve değil,

kahverengi su içiriyorsun. Müşteriyi de

bilinçlendirmek yok tabii. Senin oteline

gelen turist, misal Avrupalı’yı ele alalım,

nitelikli kahve içmesini bilen insanlar. Bu

tip krizlerde bir kalite rekabeti başlıyor.

Bu sebeple de kahvenin düzgün bir

biçimde yerleşmesi lazım. Bu sadece

Antalya için de geçerli değil, Türkiye

geneline baktığın zaman bir kahve

dükkanı açtıysan iyi kahveyi müşterine

anlatmak zorundasın. 6-7 TL’ye espresso

satılıyor değil mi, lüks otellerde bunun

karşılığı 10-12 TL. Kilosunu 50 TL’den

almışsın, düşünki içinden kaç adet kahve

çıkıyor. Sıfır bilmem ne fark edecek...

İşte bu sebeple de kahvenin kalitesi

Türkiye’de aşağılarda. Hele büyük

yerlerde, resort otellerde çok daha

aşağılarda...

Öyleyse 35 yıllık sektörel tecrübeniz ve

birikimlerinizle siz söyleyin bize, iyi bir

kahve nasıl olur?

İyi bir kahve elde etmek için dört ana

konu var. Sudan başlayalım mesela.

Kaliteli bir kahve yapımında su önemli

bir detay, iyi olacak. Öyle olduğunu kabul

edersek iyi kahve, iyi barista, iyi makine

gerek… İyi baristan, iyi kahven var ama

makinen çok kötü. Ne yaparsan yap,

iyi makinen yoksa kahven de fiyasko!

Makineye çok kötü bir kahve koyarsan

ya şırrr diye akıyor ya köpüğü yok ya da

lezzeti. Bizlerden örnek vereyim, biz

Türkler çok sert kahve sevmeyiz.

Türkiye’de

Arabica daha çok

sevilir. Yüzde 80 Arabica, yüzde 20

Robusta karışımı da bize uyar. Elbette

ki iyi kahve kötü kahve derken dünyada

çeşitli kahveler var. Bugün Kenya’dan,

Brezilya’dan, Kolombiya’dan ya da

Guatemala’dan; artık aklına ne geliyorsa

içlerinde kilosu 100-150 Euro hatta 900

Euro’luk kahveler bile var, anlatabiliyor

muyum? Dolayısıyla kahvenin kalitesine

göre fiyatlar da değişebiliyor. Dünyaya

baktığımızda bu işi en iyi götüren ülke,

İtalya. Türkiye’de de 15-20 tane kahve

kavuran firma var. Bunlardan bazıları iyi

kahve yapmaya başladılar.


hotel restaurant

60 & hi-tech

dosya / röportaj

Festival ziyaretiniz kahveyle ilgili

kafanızda yeni yatırım planları, projeler

için bir ışık daha yaktı mı?

Biz yatırımlarımızı hiç durdurmuyoruz ki.

Ekonomik krizin getirdiği bir durağanlık

var tabii. Ama bunu aşmak zorundayız.

Onun için ben ne yapmaya başladım?

Çok ciddi boyutta sosyal medyaya ve

tanıtımlara, eğitimlere ağırlık verdim.

Bu arada ben de eğitimime devam

ediyorum. 35 senelik birikimim var

diye kendimi boşlamıyorum. Hem

Cimbali’nin eğitimlerine katılıyorum hem

dünyadaki etkinlikleri fırsat buldukça

takip ediyorum. Kendimi de yenilemem

gerek değil mi? Aynı şekilde benimle

çalışan elemanları da bu şekilde

yönlendiriyorum. Burada devamlı bir

kahve eğitimi veriyorum. Bugün ve yarın

akşam yine eğitim vereceğiz. Bunlar

daha çok yeni trendlerle ilgili eğitimler.

Benim temizlikçi kadına bile Coffee Latte

de, yapar getirir. Bizde herkes kahve

yapmasını bilir, öyle de olması lazım

zaten.

Cimbali’de neler oluyor? 2017 büyüme

hızı, satışlar ve karlılık anlamında nasıl

geçiyor?

Cimbali bu sektörün liderliğini yapan

bir grup zaten. Bunun içinde Cimbali,

Faema ve Casadio olmak üzere üç ayrı

markamız var. Bizi takip eden farklı

firmalar da var. Fakat biz senelerdir bir

numaraya oynuyoruz. Sektörde yüzde

50’nin üzerindeki pazar payımızla en

büyük hisseyi alıyoruz.

Bunun da sebebi, işimize yeterince

konsantre olmamız. Ben dağıtım

anlamında kahve makinesinden başka

bir konuyla ilgilenmiyorum. Ağırlıklı

proje yapıyoruz. Onların dışında bir tane

konum var, o da kahve makineleri ve

aksesuarları. Sektörde dediğim gibi

35. senemi doldurmuş vaziyetteyim,

bu konuyu da çok önemli buluyorum.

Trend de buna doğru gidiyor. Ben de

onunla ilgili hiçbir zaman dinamiğimi

kaybetmiyorum ama kahve sektöründeki

bu gelişmeler yeni yeni birtakım

markaları da Türkiye’ye sokmaya başladı.

Bu yadsınamaz bir gerçek. Bundan beş

sene önceki yüzdemle bugünkü yüzdem

arasında biraz fark var. Ama yine de

lideriz. S2000 ve Mayko olmak üzere iki

ana bayim var. Onlar kanalıyla da bütün

Anadolu’ya dağıtım yapıyoruz.

Ancak ben genel olarak üst segment

makineleri tercih ediyorum. O zaman da

zaten kahveyi iyi bilen nitelikli müşteri

kitlesiyle buluşuyorsun. Bu suretle

arkadaşlarımıza da teşekkür etmemiz

lazım. Çünkü bu sayede makinelerimizi

Türkiye’ye de yaymış oluyoruz.

Sizce bugünlerde sektörün en

temel sorunu nedir ve buna çözüm

önerileriniz neler olabilir?

Piyasada kahve karşılığı çok ucuza

makine veren kavurmacılar var.

Elbette kimse kimseye bedava mal

vermiyor. Kahvenin kilosu x liraysa ve

makine isterse size şu kadar kullanma

mecburiyeti vereceksin diyor. 3-5 ayda

tahsil edeceği parasını bir veya iki sene

gibi bir sürede alıyor ve bu sayede bir

dükkanı da kendisine bağlamış oluyor.

“Ayda 10 kilo kahve verirsen sana şu

makineyi veririm, beş kilo verirsen şunu

veririm” diyor. Bu tabii ki firmaların

bazılarında kahvesini de satmak istiyor,

bence iyi kahve satamadığı için. Bu sefer

çok ucuz makineyi teklif etmeye çalışıyor.

En büyük hatayı da kendi kahve kalitesini

baltalayarak yapıyor. Bu durumu da

önleyemiyorsun tabii.

Yani makineyi şöyle görüyorlar, bu bizim

mutfak sektöründe de öyle. İşe “Alt

tarafı makine değil mi, basıyor kahveyi

çıkarıyor” mantığıyla bakılıyor. Bu filtre

kahve değil. Hiç 10 atmosfer basınçlık

bir makineyle 6 atmosferlik bir makine

aynı sonucu verir mi? Kahvenin tadına da

şaşırmamak gerek öyleyse. Dolayısıyla

iyi kahve yapamadığın için de iyi satış

yapamayacaksın.

Şimdi o kadar değil tabii. Bundan 10 sene

evvel Antalya’da bir otele gidiyordum.

Önüme su gibi kahve koyuyorlardı.

Birgün gittim, baristaya” dedim. “şırrr”

diye aktı. “Kahveyi çıkart bakayım”

dedim. Instant coffee. Ama çok şükür,

şu an sektör bu konuda biraz daha

bilinçlendi. Yine de tam olarak istenilen

seviyeye gelmiş değil.

Ali Sözmen bu sorunlara yönelik

sektöre ne gibi destekler sağlıyor?

Ben 35 senedir kahve sektörünün

içindeyim. Türkiye’ye de ilk espressoları

getiren adamım. Dolayısıyla üzerimize

düşen, belli bir konuma da geldikten

sonra sektöre destek olmaktır,

eğitmektir. Sektörde gördüğümüz en

önemli sorunlardan biri, baristalardaki

eksiklikti. Cimbali ve Faema olarak

Mutfak Sanatları Akademisi ile beraber

barista eğitimi veren bir bölüm kurduk.

Bilhassa genç nesilden iyi talep alıyoruz.

Barista deyip geçmemeli çünkü çok iyi

para kazanıyorlar.

O zaman işte kahveyi iyi vermeye

başlayacaksın. Makinen iyiyse,

kahven de iyiyse bu üç ayaktan bir

tanesini desteklememiz lazım. Bu

sebeple de ben Ali Sözmen olarak

eğitimi destekliyorum. Her kim bilgi

almak isterse memnuniyetle bilgi ve

birikimlerimi paylaşıyorum. İsteyen

herkes gelip showroom’umuzda

kahvesini deneyebiliyor. Başarı biraz da

bundan geliyor. Cimbali Grubumuzun

senelik satışları yaklaşık 1.300 adete

çıktı. Bu yüzden durmamamız lazım

çünkü durursan kaybedersin. Dolayısıyla

devamlı yenilik, devamlı eğitim, devamlı

destek misyonumuzla yolumuza devam

ediyoruz.

Bir kahve dükkanı açmak için ne

yapmalı? Bu alana yatırım yapmak

isteyenlere son olarak önerileriniz

neler olur?

Kahve dükkanı açmak isteyen kişinin

ilk olarak bilinçli olması lazım. Bunun

için de ya gidip eğitim alması ya

da yanında bu işi çok iyi bilen birini

çalıştırması lazım. Bunlar da yoksa

konunun uzmanı birinden danışmanlık

hizmeti alması lazım. İyi bir yatırım

için bu işlerde düzgün fizibilite, nitelikli

iş planı ve lokasyon seçiminin önemi

büyük. İşletmeyi gidip kıytırık bir yerde

açarsın, boşuna kürek sallarsın sonra.

Bugün zincir markalara bakın, hepsi

de mağazalarını trafiği olan yerlerde

açmışlar. Starbucks ya da Cafe Nero bir

mağaza açacağı zaman önünden kaç kişi

geçiyor, günlerce rapor tutuyor.

Onun dışında dükkanın düzgün

projelendirilmesi önemli. Biz Makpa

Dış Ticaret olarak bunu yapıyoruz.

Baktığınızda kahve makinesinin altındaki

tezgahın bile önemi var.


62

hotel restaurant

& hi-tech

dosya / marka

KEF Grup

sektörel

gelişimini

‘seri

üretim’le

artıracak!

“Bu yıl birçok Avrupa

menşeili markanın

tedariğini yürüteceğiz.

Yine bu sene içinde bir

ilke imza atıp, 2016’da

lansmanını yaptığımız

Endüstriyel Filtre

Kahve Makinası’nın

seri üretimine de

başlayacağız.”

2010 yılında endüstriyel mutfak

sektörüne yedek parça ve servis

hizmeti vermek üzere ilk temellerini

atan KEF Grup, gelişen sektöre paralel

olarak 2013 yılını takiben ilk olarak Nero

Professional ve Esperanza Trading Ltd

şirketlerini bünyesine kattı. 2016 yılı

itibari ile Intercoff firmasını da gruba

dahil eden KEF Grup, bu yıla yeni projeleri

ve iş birlikleri ile daha da güçlenerek

girdi. Bugün Kaancan İlbay, Gökberk

Şener, Çağıl Alp ve Fırat Kaya olarak

dört ortaklı bir yapılanmaya faaliyetlerini

sürdüren KEF Grup’un kuruluşunu, yeni

dönem projelerini ve markalarını grup

ortaklarından Kaancan İlbay ile konuştuk.

“KEF Grup’un temellerini 2010

yılında attık”

“Yaklaşık 12 sene önce, Avrupa’nın

büyük mutfak ekipmanı üreticilerinden

birinde farklı departmanlarda başlayan

maceramızı, 7 sene önce KEF Grup

‎altında bir üst seviyeye taşıma kararı

aldık.” diyerek grubun ilk kuruluşuyla

ilgili bilgiler veren İlbay, gelişen süreçte

grubun büyümesini şöyle anlatıyor:

“İlk olarak sektörün öncelikli ihtiyacı olan

ve her endüstriyel mutfak işletmecisinin

olmazsa olmazı yedek parça ve servis

sektörüne yatırım yaptık. Yurt dışından

parça tedariği yapıp hızlı bir ivme

yakaladık. Buna paralel olarak aynı

zamanda geçmişimizi de unutmayarak

sektöre mutfak ekipmanı tedarikçisi

olarak hizmet vermeye devam ettik.

Endüstriyel mutfak ve büyüyen kahve

sektörüne tam anlamıyla hizmet

verebilmek için 2013 yılını takiben

sırasıyla, makina ithalatina yoğunlaşan

Nero Professional ve kahve sektörünün

nabzının tutulduğu Londra’da gıda

ticaretine yoğunlaşan Esperanza Trading

Ltd şirketlerini kurduk. Grubun en son

göz bebeği ise 2016 yılında sektöre

kazandırdığımız ve butik kahve kavurarak

farklı harmanlar yarattığımız Intercoff

firması oldu.”

“Bu yıl seri üretime geçiyoruz”

Bu yıl itibari ile birçok Avrupa menşeili

markanın da tedariklerini yürütmeyi

ve bir ilk olarak endüstriyel filtre

kahve makinesinin seri üretimine

de başlayacaklarını belirten İlbay,

sözlerini şöyle sürdürüyor: “2017 yılında

İtalyan VBM endüstriyel espresso

makinalarının, Fransız Dito Sama hazırlık

ekipmanlarının, Ceado ve Grindmaster

değirmenleri ile İspanyol Café

Silvestre Espresso firmasının yani sıra

endüstriyel mutfak sektörüne Caffedio

markamızla birçok Avrupa menşeili

markanın tedariğini yürüteceğiz. Yine bu

sene içinde bir ilke imza atıp, 2016’da

lansmanını yaptığımız Endüstriyel Filtre

Kahve Makinası’nın seri üretimine de

başlayacağız.”


64

hotel restaurant

& hi-tech

dosya / marka

Dünya çapında

her kapasite ve

ölçekteki üretim tesisi

için onlarca yıldır

anahtar teslimi proje

hizmetleri veren

Toper, 1954’ten gelen

köklü değirmencilik

tecrübesine dayanan

TKS serisi kahve

değirmenleri ile

kurukahveciler ve

kafeler için ideal ve

güvenilir çözümler

sunuyor.


Geleceğin

kavurma otomasyonunu

şimdi kullanın!

TKM - SX serisi endüstriyel kahve

kavurma makinaları, toz, kapsül ve

ekstrakt kahve üreticileri için saatte

6,000 kg’a ulaşan kapasitelerde tam

çözüm sunuyor. Seride daha kısa sürede

kahve kavuran, sınırsız PLC otomasyon

altyapısı hazır, 7 model bulunuyor.

Gerektiğinde hazır

TKM - SX kahve kavurma makinaları,

gelecekte gerekebilecek bütün versiyon

yükseltmeleri ve sistem yenilemelerine

uyum sağlayacak mühendislik ve tesisat

desteği ile satışa sunuluyor.

Proje tasarımından üretim eğitimine

yeni tesisler

Toper, dünya çapında her kapasite ve

ölçekteki üretim tesisi için onlarca yıldır

anahtar teslimi proje hizmetleri veriyor.

Proje danışmanlığı & planlama (ülke,

hasat, iklim, ürün trend analizleri),

üretim tesisi tasarımı, çevresel

planlama, proses optimizasyonu,

otomasyon tasarımı, üretim hattı imalatı

(stok & dinlendirme, konvey, kavurma,

öğütme ve atık yönetimi makina ve

ekipmanları), nakliye ve montaj, üretim

testleri ve personel / uzman eğitimi,

işletmeye alma, 7/24 destek alanlarında

tesis proje hizmetler, sunan Toper proje

yönetim felsefesinin temeli, dünya kahve

pazarı projeksiyonları doğrultusunda

optimum ve güncellemeye açık üretim

tesisleri tasarlamaya dayanıyor.

Yenileme ve adaptasyon hizmetleri

Dünya kahve pazarının en son talepleri

doğrultusunda her markadan eski

makina parkı ve tesisin renovasyon,

adaptasyon ve otomasyon hizmetlerini

de sunan firma, markalı makina ve

ekipman, halihazırda var olan üretim

hatlarına en yüksek verimlilikle

eklenebiliyor.

Maksimum verim, gelişmiş teknolojiler

Toper’in 20 yılı aşkın sürede Süper

seri olarak tanınan TKM-SX serisi

ise baristalara ve kahveci dükkanı

sahiplerine gelişmiş teknolojiler ve

yüksek kapasite çözümleri sunuyor.

Dokunmatik Panel - Bütün kontrol

parmaklarınızın ucunda

Toper’in yeni dükkan tipi kahve

kavurma makinaları, kavurmada her

zaman en iyi sonucu en kolay şekilde

alabilmeniz için isteğe bağlı gelişmiş

dokunmatik panel ile sunuluyor. 21 farklı

kavurma reçetesini hafızada tutabilen

mikrobilgisayar kavurmanın 5 aşamasını

tam olarak kontrol edebilmenizi sağlıyor.

Dijital kontrol paneli ile donatılan

TKM-SX serisi süper kavurucular ise 5

model ile saatte 10 kg’dan 90 kg’a kadar

kapasite seçeneği sunuyor.

60 yılı aşkın kahve öğütme tecrübesi

Toper’in 1954’ten gelen köklü

değirmencilik tecrübesine dayanan TKS

serisi kahve değirmenleri kurukahveciler

ve kafeler için ideal ve güvenilir çözümler

sunuyor.

Çok amaçlı ve kullanıcı dostu

TKS serisi Toper değirmenler çekirdek

kahvenin yanı sıra tohum, hububat,

bakliyat, baharat ve laboratuvarlarda

örnek materyal öğütme işlemlerinde

de çok yüksek kalite sağlıyor. Tüm

gıda normlarına tam uyumlu TKS

serisi değirmenler az yer kaplama,

çok kolay kullanım ve bakım gibi üstün

özellikleriyle göz dolduruyor.


hotel restaurant

66 & hi-tech

dosya / marka

YENİ WMF DYNAMIC MILK

Süt Köpüğü en sonunda süt

tadına sahip oldu

Öztiryakiler, müşterilerinin farklı

beklentilerini maksimum düzeyde

karşılayan dünyaca kabul görmüş kahve

makineleri seçeneklerini, bütün mekânlara

uygun geniş bir ürün yelpazesiyle sunuyor.

Firma, makine verdiği tüm işletmelere

talepleri doğrultusunda cihaz kullanım

ve temizlik eğitimleri sağlıyor, makineleri

kullanmaya devam ettikleri sürece yedek

parça ve teknik servis hizmeti veriyor.

Öztiryakiler önümüzdeki aylarda WMF’in

full otomatik ürünleri ile artık otomatik

makinelerin süt köpüğü sorunu tamamıyla

ortadan kaldırılıp süt köpüğü kalitesine

yeni bir boyut kazandırıyor.

Günümüzde hız kazanan yaşam koşullarından dolayı

kahve tüketicilerinde pek bekleme sabrı kalmadı.

Bu yüzden kahve satışı yapan firmalar tek tuş ile

kahvesini alıp bunun yanında müşterisine daha farklı

ürünlerin satışında da hizmet vermek istiyor. Otomatik

kahvelerde korkulan tek nokta ise kahvenin geleneksel

makinalar gibi çıkmadığıdır. Fakat Öztiryakiler’in dünyaca

kabul görmüş WMF geleneksel kahve makineleri,

kahvenin gerek kalitesini gerekse tadını standart bir

şekilde sunuyor. Bunun yanında WMF ürünleri kullanıcı

firmalara hem HACCP kontrolü hem de stok maliyeti

kontrolü konusunda sınırsız yardımcı oluyor.

Ağırlıklı olarak ekipmanların daha teknolojik, otomatik

ve dijital panelli cihazlara dönüştüğünü görüyoruz.

Kahve severlerin bir kısmı serviste hız kahvede lezzet

ararken, bir kısmı da makinede kendisine özel olarak

yapılan kahvenin her aşamasını tek tek görüp görsel bir

sunumla lezzeti sadece duyusal değil duygusal olarak da

yaşamak istiyor. Kahve tüketimi Avrupa’daki tüketimin

yaklaşık 1/10’u. Ancak genç nüfusun kahveye olan ilgisini

ve piyasada var olan kahve satıcılarının bu ilgiyi devam

ettirmek için gerçekleştirdikleri çalışmaları görünce

Avrupa normlarına hızla yaklaştığımızı söyleyebiliriz.

Teknik destek ve eğitim

Öztiryakiler gelen talepleri sıkı bir şekilde

değerlendirerek müşterilere yeni çıkan ürünleri de

sunuyor. Firma önümüzdeki aylarda WMF’in manuel

makinaları görünümünde fakat full otomatik ilginç bir

ürününü sektöre sunmaya hazırlanıyor. WMF Espresso,

geleneksel kahve makinası gibi yine kollu bir makine.

Fakat bütün kahve işlemini otomatik yapıyor. WMF

Espresso firmalara hem kolaylık hem de çalışanların

hayatını kolaylaştıracak bir fırsat sağlıyor. Firma teknik

destek ve eğitim konusunda müşterilerin yanında olmaya

devam ediyor.

Her model tüketici ihtiyaçlarına uygun özelliklerde

donatılıyor

Bu çerçevede son derece marifetli WMF kahve

makinelerinin satışları her sene belirgin bir şekilde

artıyor. WMF 1200S, 1500S ve 5000S modelleri olan bu

makinelerin her bir modeli tüketicinin ihtiyaçları göz

önüne alınarak farklı özelliklerle donatılmış. Kullanımın

az olduğu ofis ortamlarından yoğun kullanımın olduğu

kafelere veya kongre alanlarına kadar her yerde eşsiz

lezzette kahve ikramı yapılabileceğiniz bu makineler

tamamen otomatik ve öyle ki tek tuşla birçok şeyi komuta

edebilmek mümkün. Otomatik makinelerin en büyük

sorunu süt köpüğü kalitesinin düzgün olmamasıydı. Artık

bu sorunda ortandan kalktı diyebiliriz. Artık WMF dynamic

model ile süt köpüğünü istediğimiz şekilde ayarlayabilip

istediğimiz kalitede süt köpüğü alınmaktadır.

Müşterilerin tercihine göre süt yoğunluk kalitesini

ayarlamak artık mümkün. Sadece 1200S modeli hariç

bütün modellerde bu özellik eklenebilmektedir.


Nespresso’dan

yeni

“Ristretto

Decaffeinato”

Nespresso’nun en

sevilen kahveleri

arasında bulunan

Ristretto, şimdi yeni

kafeinsiz tadıyla Grand

Cru serisinde!

Gün boyu ilham veren kahve anları

yaşatmak için çalışan Nespresso

uzmanları, kafein alımını

sınırlandırmak isteyip de yoğun kahve

tadından vazgeçmeyenlere yeni Ristretto

Decaffeinato’yu sunuyor.

Mükemmel bir akşamüstü ve gece

kahvesi olarak seride yerini alan

Ristretto Decaffeinato, çok sevilen

Nespresso Ristretto ile aynı güçlü

karaktere ve kontrast lezzete sahip. Tek

farkı ise kafeinsiz olması…

Yoğun bir şekilde kavrulan ve zengin

aromasıyla orijinalinden farksız bir etki

yaratan Ristretto Decaffeinato, hem

damaklara hem de Nespresso kafeinsiz

kahve serisine lezzet katıyor.

Kafein alımını sınırlandırmak

isteyenlere mükemmel bir

alternatif

10 yoğunluğuna sahip Ristretto

Decaffeinato’ya yoğun kavrulma işlemi,

tıpkı Ristretto kahvede olduğu gibi aynı

zengin ve güçlü aromayı kazandırıyor.

En iyi Latin Amerika ve Doğu Afrika

Arabika çekirdekleri seçilerek Robusta

dokunuşu ile harmanlanan yeni Ristretto

Decaffeinato, dolgun gövdeli ve yoğun

tadıyla Espresso’nun hafif meyve

notalarını açığa çıkarıyor.

Nespresso’nun özel kafeinsizleştirme

işleminde kahve çekirdeklerinin

yapısı bozulmadan, harmanlardaki

yeşil kahvelerin zengin aromatik

notaları dikkatle korunuyor. Yeni

Ristretto Decaffeinato, kafein alımını

sınırlandırmayı tercih eden kahve

severlere mükemmel bir alternatif

sunuyor.

Ristretto Decaffeinato

haricinde

Nespresso’nun

kafeinsiz kahve

serisinde; Arpeggio

Decaffeinato,

Volluto Decaffeinato

ve Vivalto Lungo

Decaffeinato

bulunuyor. Bu

seride yer alan

kahve kapsülleri,

etraflarında bulunan

dikkat çekici kırmızı

halkaları ile kolayca

ayırt edilebiliyor.


68

hotel restaurant

& hi-tech

dosya / sektörden

3. Nesil Kahve

lezzetini

Coffee Gutta ile

keşfettiler

Farklı aroma ve lezzete sahip üçüncü nesil

kahveler, ülkemizde de vazgeçilmez oldu.

Kahve severler farklı çeşitte hazırlanmış kahve

çeşitlerini denemekten büyük keyif alıyor. Artık

hiç kimse bir kahve olsa da içsem demiyor. Bir

“Hario V60” istiyor. “Cold Drip” ile serinlemek

istiyor. Ya da “Chemex’i seviyorum” diyor. Veya

“Aeropress benim en havalı kahvem” diyor.

Türkiye’de üçüncü nesil kahve akımının en

önemli temsilcisi Coffee Gutta, kahve tutkunları

ile üçüncü nesil bir buluşma gerçekleştirdi.

Coffee Gutta, düzenlediği workshopla Aeropress,

HarioV60, Cold Drip ve Chemex gibi özel

kahvelerin demleme tekniklerini anlattı. 29

Nisan Cumartesi günü gerçeklene workshopta

katılımcılar, Türkiye Barista Şampiyonu Koray

Erdoğdu’dan üçüncü nesil kahve demleme

tekniklerini uygulamalı olarak dinleme fırsatı

buldular.

FIFTY58EIGHT,

Franchise EXPO

Eurasia’da

yatırımcılarla

buluşacak

Kahve çekirdeğini narin bir şekilde kavurarak 58 kat

daha lezzetli ve 58 kat daha kıymetli hale getiren İzmir’in

kahve zinciri FiftyEight Café 18-21 Mayıs tarihleri arasında

Antalya’da düzenlenecek Antalya Franchise Expo Eurasia

Fuarı’na katılıyor. Kahve tutkunlarına 58 kat daha lezzetli

kahve sunarak kendilerini 58 kat daha rahat hissettirmek

amacı ile hizmet veren FiftyEight Cafe’ler özellikle Ege ve

Akdeniz bölgelerinde yaygınlaşacak. Fuarda yatırımcılarla

buluşacak olan FiftyEight Cafe, özel kahvelerini de fuar

süresince tattıracak.


19 yıllık kahve tutkusu

MRC Kahve

“Master Roaster Coffee

olarak her gün gelişen

fabrikamız ve büyüyen

üretim gücümüzle

Türkiye’nin önde gelen

kahve üreticileri arasında

yer almaktan gurur ve

mutluluk duyuyoruz.”

Kahve kültürü, Anadolu’nun binlerce

yıllık tarihi içerisinde yaşamış olan

medeniyetlerden günümüze kadar

zenginleşerek taşınan kültürel bir mirastır.

Anadolu halkının, yıllar içerisinde damak

tadıyla özdeşleştirdiği Türk kahvesine

olan bağlılığı, zamanla kahveye bir mana

kazandırmıştır. Sunduğu kendisine has

lezzet yolculuğunun dışında, acı-tatlı günler,

ilk tanışmalar, kısacası yaşanılan her an bir

fincan kahve ile paylaşılmış ve süslenmiştir.

Kahveyle aramızdaki bu tarihsel serüven,

ticari girişimciler için de, yeni iş fırsatlarını

beraberinde getirdi. Evlerimizde

içtiğimiz Türk Kahvesi, geliştirilmiş yeni

konseptlerle dış mekanlar için farklı bir iş

modeline dönüştü. Beğenilen ve tüketici

tarafından kısa zamanda desteklenen bu

model, kurumsal Franchise sistemlerle

yakın zamanda başarılı bir ticari ağa

dönüşmüştür.

“Kahve çekirdeklerini 19

yıllık deneyimimizle özenle

kavuruyoruz”

Franchise sistemin getirdiği akım içinde

espresso ve diğer ürün grupları Türk

kahvesinin tahtını yavaş yavaş almaya

başladı. Bizler de MRC Kahve olarak

tüketicilerimiz için özel olarak seçtiğimiz

kahve çekirdeklerini, 19 yıllık bilgi birikimi ve

deneyimimizle özenle kavurarak sunuyoruz.

“Kahve üretim fabrikamızı

İzmir’de açtık”

Kahve tutkumuz 1998 yılında İzmir’de

başladı. Yıllardır kahvenin kokusuna sanat

katıp, kahve dostluğunda yolculuğumuzu

sürdürdük. Sonunda özenle kavrulmuş

kahveyi tüketicilerimize sunabilmek ve

birçok özel aromalarla adımızdan söz

ettirmek için kahve üretim fabrikamızı

İzmir’de açtık. Bugün bu tutkuyla İzmir

Bornova bölgesinde üretim yapmaktayız.

Ürünlerimiz arasında espresso, Türk ve

dünya kahveleri, aromalı kahveler, sıcak

çikolata, sahlep ve bitki çayları yer alıyor.

Master Roaster Coffee olarak her gün

gelişen fabrikamız ve büyüyen üretim

gücümüzle Türkiye’nin önde gelen kahve

üreticileri arasında yer almaktan gurur ve

mutluluk duyuyoruz.


70

hotel restaurant

& hi-tech

marka

Şemsiye Evi Satış & Pazarlama

Müdürü Uğur Çevik

“Sektör globalleşmeli”

1978 yılından bu yana alüminyum

konstrüksiyon şemsiye ve bahçe

mobilyaları imalatı gerçekleştiren

Şemsiye Evi, bu yıla özel tasarladığı

ürünleriyle Horeca sektörüne profesyonel

çözümler sunmaya devam ediyor.

Türkiye’de ihracat yapmadan üretimle

ayakta kalınamayacağını ve pazarda

globalleşmenin önemine vurgu yapan firma

Satış & Pazarlama Müdürü Uğur Çevik ile

Şemsiye Evi’nin Horeca sektöründeki genel

büyüme stratejisini ve hedeflerini konuştuk.

Şemsiye Evi’ni tanıtarak; üretim

kapasitesi, ürün gamı, genel büyüme

stratejisi ve hedef pazarları hakkında bilgi

verir misiniz?

Şemsiye Evi, 1978 kuruluşlu bir firma

olup, alüminyum konstrüksiyon şemsiye

ve bahçe mobilyası üretimi yapmaktadır.

Özellikle otel, restoran ve bahçe mobilyası

firmalarıyla çalışmaktadır. Yaptığı üretimin

yüzde 24’ünü geçen sene itibari ile ihraç

etmiştir. Ürünlerinin tamamı CE belgelidir.

Firmamız olarak sertifikalı ürünler

satmaktayız. Bu doğrultuda İspanya’dan

kumaş ithal ediyoruz. İç piyasada birkaç

firmayla kumaş çalışmaları yapıyoruz.

Özetle orta - uzun vadede kullanılabilecek,

özellikle Horeca bölgesine hizmet veren

bir firmayız. Şemsiye Evi olarak öncelikli

amacımız; marka değerimizi yükseltmek,

bilinirliğimizi artırmak, ürün kalitemizle

müşterinin geri dönüşünü artırmak. Çünkü

yemek yiyoruz, tabağı soğuk geliyor.

Aracımızı otoparka veriyoruz, kenarı

çiziliyor. Bu sorunlar sinsilesinin bir

parçası olmaktansa insanların ürünü satın

aldıktan sonra mutlu olabileceği bir üretim

gerçekleştirmek amacındayız.

Yurt içi ve yurt dışı satış noktalarınız hangi

bölgeler? İhracat yaptığınız kanallardaki

rekabet gücünüz nedir?

Ege ve Akdeniz başta olmak üzere Türkiye

geneline İstanbul’dan satış yapıyoruz.

Satış ekibimizle direkt otel ziyaretleri

gerçekleştiriyoruz. Ayrıca mimarlık

ofisleriyle çalışıyoruz. Biz dediğim gibi 39

yıllık bir aile şirketiyiz. Şu an kardeşim Anıl

Çevik (genel müdür) ve ben şirketi birlikte

idare ediyoruz. Türkiye koşullarında her

ne kadar ikinci jenerasyon olduğumuzu

hevesle konuşuyor olsak da Avrupa’yla

kıyasladığımızda çok daha yeni kalıyoruz.

Çünkü oradaki firmalar neresinden

bakarsanız 5, 6, 7. jenerasyonlar tarafından

temsil ediliyor ve bu koşullarda bizden daha

eski ve köklü firmalarla rekabet etmemiz de

zorlaşıyor.

Bu anlamda piyasada kalıcı

olmanın ve müşteriye iyi

hizmet vermenin önemini

biliyor ve çalışmalarımıza

bu doğrultuda yön vermeye

çalışıyoruz.

2017 yılına hangi yeni ürünlerle

girdiniz? Bu yılki üretim stratejisini nasıl

kurguladınız?

Bu yıl piyasaya sunduğumuz iki yeni

modelimiz var. Bunlardan “Banana” model

yandan direkli şemsiyemiz, kullanıcı dostu

bir ürün. Ortasında direği olmadığı için

daha fazla alanı kapatabilen bir özelliğe

sahip. İkinci ürünümüz “Mega Teleskopik”

dediğimiz özellikle zincir restoran ve büyük

kahve zincirlerinin kullandığı bir ürün. Bu

yıl iki ürünle otel kanalında yaşadığımız

eksikliği kapatmaya çalıştık.

Onun dışında Kivi ve Avakado dediğimiz

otellere yönelik ürünlerimiz de mevcut.

Bunlar aslında bize çok has ürünler. Hem

konstrüksiyon hem kumaş renkleri hem de

dizaynlarından müşterilerimiz o hissiyatı

alabiliyorlar.

Son 10 - 15 yılda otel ve restoranlarda

gelişen trendlere bağlı olarak ürün

tasarımları da bir hayli gelişti. Siz

markanızı bu değişimin neresinde

görüyorsunuz?

Firmamız bünyesinde bir iç mimar ve

mühendisle çalışıyoruz. Özellikle yurt dışı

fuarlarına iç mimarla birlikte gidiyoruz,

kendisi de eşim olur zaten. Bu ziyaretlerimiz

esnasında esinlendiğimiz birtakım

ürünler oluyor. Ama kendi tasarımlarımız,

dokunuşlarımız çok daha fazla. İç

piyasada farklı ürünler tasarlamadığınız,

insanların gözüne hitap etmediğiniz sürece

diğer firmalardan ayrılma şansınız da

yok. Biz tasarımlarımızda özellikle bu

farklılıklara vurgu yapıp, ürünlerimizde

kendi dokunuşlarımızı müşterilerimize

yansıtmaya çalışıyoruz.

Türkiye iç piyasasında neler oluyor,

Şemsiye Evi bunun neresinde duruyor?

İç piyasada konstrüksiyon olarak daha

kısa ömürlü ama çok daha ekonomik

renkli kumaşlar yerine daha amatör yerli

kumaşlar ama sezonluk kullanıma yönelik

ürünler yapılmakta. Biz kumaşlarımıza 5

yıl, konstrüksiyonumuza ise 2 yıl garanti

veriyoruz. Dediğim gibi Türkiye’de CE

sertifikası olan şemsiyeyi sadece biz

üretiyoruz. Yıllık kapasitemizin yüzde 24’ünü

ihraç ediyoruz ki bunun yüzde 17’si Avrupa

ülkelerine gerçekleştiriliyor. Kaldı ki Avrupa

Şemsiye Evi Genel Müdürü Anıl Çevik ve

Satış & Pazarlama Müdürü Uğur Çevik

ülkelerine kendimizi kabullendirmek hiç

de kolay değil. Biz eksi bir ile başlayıp satış

yapmaya çalışıyoruz. Yurt dışı trendlerini

kumaş bazında takip ediyoruz. Özellikle

Avrupalı partnerlerimizin bu konuda bizi

yönlendirmelerine kulak veriyoruz. Piyasada

bilindik beyaz şemsiye iskeleti krem

kumaşlardan çıktık; zengin renk skalamızla

bordo, haki, nefti yeşil ve ekru gibi farklı

renklerle müşterilerimizin kurumsal iskelet

rengine de hizmet verebiliyoruz.

2017 yılı nasıl geçiyor? Otel ve restoran

sektörünün son dönemdeki olumsuz

etkilerinden firma olarak ne şekilde

etkilendiniz?

Ege ve Akdeniz’deki potansiyel Avrupa ve

Rusya’dan gelen turist açısından biraz

azaldı. Bununla bağlantılı olarak bölgeye

yapılan yatırımlar da düşüşe hatta durma

noktasına geldi. Bu sebeple de yeni hayata

geçecek oteller bizim için çok değerli.

Çünkü biz proje bazında şemsiye satıyoruz.

Şezlongu, masası, sandalyesi dolaylı

olarak bizi de olumsuz yönde etkiledi.

Bu nedenle de üretimlerimizi biraz daha

butik çalışmalara yöneltmek zorunda

kaldık. Şöyle söyleyeyim, yönümüzü 3 bin

yatak kapasiteli otellerden daha butik

konseptli otellere ve restoranlara çevirdik.

Bu durum aslında yıllık kapasitemizi çok

fazla düşürmedi ama yordu. Yumurtaları

bir sepete koymamanın ne kadar mühim

olduğunu görmüş olduk bu sayede.

İhracat kanallarımızı biraz daha artırdık,

personel alımı yaptık. “İhracatsız üretimle

ayakta kalmak çok zor” Ciromuzu yurt

dışı satışlarıyla belli oranda kurtarmaya

çalıştık. Yıl değerlendirme gelirsek; 2017,

geçen yıldan çok daha iyi. Çünkü 2016 çok

kötüydü. Türkiye’nin üç tarafı denizlerle

çevrili, turizm potansiyeli yüksek. Bu

sebeple de 2017’nin 2016’dan çok daha

iyi olacağını düşünüyoruz. Gidişat da

öyle gidiyor zaten. 2018 yılının ise bazı

küçük pürüzler atlatılırsa çok daha iyi

olacağını düşünüyoruz. Ancak şunun da

altını çizmek gerek; Türkiye’de ihracat

yapmadan üretimle ayakta kalınabileceğini

düşünmüyoruz. Üretici, ihracattan aldığı

bilgileri iç piyasadaki müşterilerine

yansıtarak daha kaliteli ürün verebiliyor.

Günümüzde artık çok daha global

düşünmek lazım. Biz olumsuzluklardan

bahsetmek istemiyoruz, mutluyuz.


72

hotel restaurant

& hi-tech

marka

Electrolux Profesyonel’in

Toplu Yemek/Catering Firmaları’na yönelik seminerler serisi

devam ediyor!

Pişirme maliyetlerinizi %30’a varan

oranda düşürerek verimliliğinizi

arttırmak ister misiniz? Electrolux

Profesyonel, Pişir&Soğut (Cook&Chill)

Sistemi ile Kombi Fırınların sağladığı

faydaları göstermek ve pişirme

maliyetlerini %30’a varan oranda

düşürerek verimliliği artırmak için Toplu

Yemek/Catering Firmaları’na yönelik

uygulamalı seminerlere devam ediyor.

Electrolux Profesyonel Toplu Yemek/

Catering Firmaları’nın şeflerine yönelik

gerçekleştirdiği seminerler serisinin

ilki 7 Mart Salı günü Radisson Blu Hotel

Tuzla’da, ikincisi 28 Mart Salı günü Hilton

Garden-Inn Hotel, Çorlu’da ve üçüncüsü

6 Nisan Perşembe günü Evinoks

Showroom, Bursa’da gerçekleştirildi.

İlgili bölgelerin toplu yemek/catering

firmalarının şeflerine yönelik uygulamalı

olarak gerçekleşen seminerler Tuzla,

Çorlu ve Bursa’dan sonra; Ankara, İzmir,

Kayseri, Adana, İstanbul, Gaziantep,

Konya, Denizli gibi şehirlerde de sene

sonuna kadar devam edecek.

Seminerlerde; Electrolux Profesyonel’in

air-o-steam Touchline Kombi Fırınlar

ve Şok Soğutucular kullanılarak

gerçekleştirilen Pişir&Soğut (Cook&Chill)

Sistemi’nin avantajları; toplu yemek

sektörüne ve işletmelere sağlayacağı

faydalar anlatılmakta ve toplu yemek/

catering firmalarına maliyetlerin

düşürülmesi konusunda çözüm

sistemleri sunulmaktadır.

Seminerlerdeki menü programı: Etli

kuru fasulye, etli

biber dolma, pirinç

pilavı, karnıyarık,

zeytinyağlı pırasa,

tavuk ızgara,

patates kızartması

ve sütlaç.

Kullanılan Pişirme

Teknikleri:

Electrolux

Profesyonel

air-o-steam Touchline kombi fırınlarda

buhar modunda gıdalar haşlanarak

lezzetlerin besin içerisinde kalması

amaçlanmaktadır. Eco-Delta Cooking

tekniği kullanılarak etlerdeki ağırlık kaybı

minimuma indirilmektedir. Izgara modu

ile daha sulu, daha lezzetli ızgara etler,

sebzeler pişirilmektedir. Yok denecek

kadar az yağ kullanarak kızartma modu

ile karnıyarık, patates kızartması, pirinç

pilavı, fırın sütlaç pişirilmektedir.


Jumbo

‘Unique’

koleksiyonu

ile çok yönlü

sunumlar

Çok yönlü

altıgen,

Jumbo Unique

koleksiyonunda

hayat buldu.

Jumbo 2017 Horeca serisi içerisinde yer alan Unique koleksiyonu farklı

ebatlardaki tabak ve kaseleri bir arada kullanarak, altıgen şekillerin çok

yönlülüğünden faydalanıp masalarda farklı bir atmosfer yaratıyor.

Bireysel ve toplu sunumlar için ideal

Kalabalık mutfak servisleri ve otellerdeki akşam partilerinde kullanıma uygun

olduğu kadar bireysel sunumlar için de farkındalık ortaya koyuyor. Çok yönlü altıgen

serisinde farklı boyutlardaki altıgen formlu derin tabak, kase, ikili tabak ve ikili

kaseleri ile usta şeflerin leziz tarifleri şık sofralarda yerini alacak.


74

hotel restaurant

& hi-tech

marka

Ege Seramik’ten sektöründe

yine bir ilk

Türkiye’de sayılı firmaya verilen

‘Yetkilendirilmiş Yükümlü’

(Authorised Economic Operator)

statüsüne seramik, cam ve

toprak sektöründe sahip ilk firma

Ege Seramik oldu.

1990’lı yıllarda ihracat faaliyetlerini

artırmaya başlayan ve şu an

üretiminin %40’a yakınını 50 den

fazla ülkeye ihraç eden Ege Seramik,

Türkiye’nin 58. ‘Yetkilendirilmiş Yükümlü’

statüsüne sahip firması oldu.

“Yetkilendirilmiş Yükümlü” statüsü;

gümrük yükümlülüklerini eksiksiz

ve zamanında yerine getiren, kayıt

sistemi düzenli ve izlenebilir olan, mali

yeterlilik, emniyet, şeffaflık ve güvenlik

standartlarına sahip bulunan, kendi oto

kontrolünü yapabilen güvenilir firmalara

dış ticaret işlemlerinde bir takım kolaylık

ve imtiyazlar tanıyan uluslararası bir

statüdür.

Polat: “Bu statü ülke

ekonomisine yaptığımız katkının

artarak devamı için bizlere

büyük bir motivasyon kaynağı

olmuştur”

İbrahim Polat Holding CEO’su ve Ege

SeramikYönetim Kurulu Başkan Vekili

Baran Demir konu ile ilgili yaptığı

açıklamada, “40 yılı aşkın süredir yer

aldığı sektörüne taşıdığı ilklerle adından

söz ettiren Ege Seramik, seramik, cam

ve toprak sektöründe bu statüye sahip

ilk firma olma unvanına sahip olarak

geleneğini bozmadı. Gümrük ve Ticaret

Bakanlığı’nın gerek şart olarak ortaya

koyduğu tüm vasıfları eksiksiz karşılayan

Ege Seramik şirketimiz, sahip

olduğu ‘Yetkilendirilmiş Yükümlü’

statüsü ile bu statünün sağladığı,

gümrük işlem maliyetlerinde ve

tedarik masraflarında tasarruf,

gümrük işlemlerin kısalması

ile birlikte artan rekabet gücü,

ilgili statünün tanındığı ülkelerde

sağlanan ayrıcalıklardan

faydalanabilme özelliği gibi

avantajları da elde etmiş bulunuyor.

Bu statü ülke ekonomisine

yaptığımız katkının artarak devamı

için bizlere büyük bir motivasyon

kaynağı olmuştur” dedi.


hotel restaurant

76 & hi-tech

marka güncel

Daikin cirosunu yüzde 34 artırdı,

2020 hedeflerini büyüttü

İklimlendirme sektörünün lider şirketi Daikin, 2016 mali yıl sonuçlarına göre

yüzde 34 büyüme kaydetti. Daikin Türkiye CEO’su Hasan Önder, 1 milyar

liraya ulaşan ciro ile birlikte, çalışan sayısının 1.019 kişiye, ihracatın da 100

milyon dolara ulaştığını belirtirken, “Ar-Ge ve inovasyon faaliyetlerimizin

sonuçlarını alacağımız 2017 yılında da çift haneli büyüyerek, ihracattaki

iddiamızı artıracağız. Fusion 20 hedeflerimiz doğrultusunda 2020’ye hazırız.

Yaşanan onca sıkıntıya ve zorluğa karşın, Türkiye’ye duyduğumuz güven ile

planlarımızdan vazgeçmeden hedeflediğimiz büyümeyi yakaladık. Şu anda 44

ülkeye ihracat gerçekleştiriyoruz. 2020 hedeflerimiz arasında ihracat tutarı ile

birlikte ihracat yapılan ülke sayısını ve Hendek tesislerimizde üretilen ürün

gamını genişletmek de yer alıyor” diye konuştu.

Kalebodur, üniversitelerde

mimarlık öğrencileri ile buluştu

Türkiye’de adı seramik karo ile özdeşleşen Kalebodur, mimarlık

kültürüne katkıda bulunmak amacıyla sosyal sorumluluk

projelerinin yanı sıra, üniversitelerin Mimarlık Fakülteleri ile

ortak projeler yürütmeye devam ediyor. Öğrencilerle bir araya

gelerek malzeme derslerine katılan ve öğrenciler için düzenlenen

workshop’lara destek olan Kalebodur, gerek öğrenciler gerekse

öğretim üyeleri ile karşılıklı bilgi alışverişinde bulunuyor.

Kalebodur, bu çalışmalar kapsamında Mart ve Nisan aylarında

İstanbul Kültür Üniversitesi, Özyeğin Üniversitesi ve Başkent

Üniversitesi Mimarlık Fakültelerinde öğrencilerle buluştu.

Kalebodur temsilcileri, yenilikçi cephe ürün ve sistemlerini

anlattığı toplantılarda, geleceğin mimarlarının sorularını yanıtladı.

Panasonic Eco Solutions Elektrik

Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi

kuruldu

Elektrik anahtar ve priz sektörünün lider markası VİKO’nun, dünyanın

en itibarlı şirketlerinden Panasonic Corporation bünyesinde yer alan

Eco Solutions Grubuna bağlanma sürecinin ikinci aşaması tamamlandı.

Panasonic’in 2014 yılında gerçekleştirdiği ve son dönemlerde ülkemizdeki en

önemli yabancı sermaye girişimi olan yatırımla birlikte Panasonic bünyesinde

katılan VİKO, bundan böyle “Panasonic Eco Solutions Elektrik Sanayi ve

Ticaret AŞ” unvanı ile faaliyet gösterecek.

Porland’da yeni atama

41 yıldır sofra kültürünü geliştiren ürünleri ile hayatımızda olan Porland, yönetim

kadrolarını güçlendirmeye devam ediyor. Yurt içinde geniş metrekarelerde açtığı

mağazaları, bölge müdürlükleri, online alışveriş sitesi, seçkin corner ve bayileri ile

yaygın satış ağına sahip Porland’ın, pazarlama süreçlerini yürütmek üzere Pazarlama

Grup Müdürlüğü görevine Ümran Ünsal getirildi. Bin 600’ü aşkın çalışanıyla dünyanın

sayılı porselen üreticilerinden biri olan Porland, üretken vizyonu çerçevesinde büyüme

hedeflerine paralel olarak yönetim kadrolarını güçlendirerek emin adımlarla ilerliyor.


78

hotel restaurant

& hi-tech

etkinlik

Uluslararası MICE Derneği

Çalışma Grupları ve

Komisyonlarıyla artık daha güçlü!

MICE sektörünün kitlesel muhatabı olmak hedefiyle

bundan dört ay önce kuruluşunu resmen duyuran

Uluslararası MICE Derneği, Vialand Palace, Adventure

Land ve Vialand Etkinlik Merkezi sponsorluğunda

MICE çalışan acentalar, oteller ve tedarikçi

paydaşlardan oluşan yaklaşık 60 kişi ile çalışma

grupları ve komisyonlarını oluşturdu. Geçen süreçte

150 kişi üye sayısına erişen derneğin gelecek

hedefinde acentesi, otelcisi ve tedarikçisiyle bu sayıyı

20 binlere çıkarmak var!

Uluslararası MICE Derneği (I-MICE),

29-30 Nisan tarihleri arasında Vialand

Palace & Vialand Etkinlik Merkezi

sponsorluğunda düzenlediği etkinlikle

çalışma grupları ve komisyonlarını

belirledi. MICE acentaları, otelciler

ve tedarikçilerin yoğun katılımıyla

gerçekleşen ve iki gün boyunca devam

eden organizasyonda katılımcılar bir

taraftan derneğin yapılanmasına güç

katacak çalışma grupları ve komisyonların

ilk temellerini atarken diğer taraftan büyük

bir kompleks olan alanı Vialand alanını

yaşama, deneyimleme ve birazda olsa stres

atma fırsatı yakaladılar.

Bu kapsamda katılımcılar ilk gün kahvaltı

ile otele girdikten sonra öğlene kadar


çalışma grupları ve komisyonlarını

oluşturdular. Öğlen açık havada barbekü

yaptılar. Barbekü sonrasında ise

katılımcılar Vialand Palace Hotel’e 1-2

dakika yürüme mesafesinde olan ve aynı

kompleks içerisinde yer alan Adventure

Land’te Paintball, ATV safari, ip parkuru,

insan sapanı, tırmanma duvarı ve fly

foxing gibi aktiviteleri deneyimleme fırsatı

yakaladılar. Çok eğlenceli vakitlerin

yaşandığı aktivitelerde katılımcılar

yaptıkları işin stresinden birazda olsa

uzaklaşabildiler.

Etkinliğin ikinci gününde katılımcılar

yine öğlene kadar yoğun bir şekilde

masalarında çalıştıktan sonra

masalarından çıkan tüm detayları,

sunum halinde tüm katılımcılara ve

yönetim kuruluna sundu. Toplantı,

Incentive, Kongre, Etkinlik, Kamu, Spor,

Festival, Fuar MICE Otelleri ve Kongre

Merkezleri, MICE Tedarikçileri Çalışma

Grupları ile birlikte komisyonlarını Eğitim,

Hukuk, Örgütlenme, Basın, Uluslararası

İlişkiler, Araştırma, Bilişim ve Teknoloji

alanlarında kategorilendiren dernek,

sektörü temsilen kitlesel bir muhatap

olmak hedefiyle yola devam ediyor.

Söyler: “Üye sayımızı 20 binlere

çıkarmayı hedefliyoruz”

Programın ilk günkü açılış toplantısında

bir konuşma yapan I-MICE Derneği

Başkanı Serdar Söyler, “Üye sayımızı

artırmak gibi bir hedefimiz var.

Sektörümüzde yaklaşık 2 bin civarında

MICE acentası var. Bunlar çalışanlarıyla

birlikte yaklaşık 6-7 bin kişiye

tekabül ediyor. Onun dışında otelci

MICE’cılarımız, tedarikçilerimiz var.

Toplamında bu sayı 15-20 binleri buluyor.

Sektörel bir muhatap olabilmek için MICE

sektöründeki bu kadar kişiyi bünyemize

katmak istiyoruz. 10 yıllık derneklerin şu

anda nereden baksanız üç katı civarında

bir üye sayısına ulaştık.” diye konuştu.

“Üniversitelerde MICE

bölümünü açmak istiyoruz”

Derneğin gelecek planlamaları arasında

üniversitelerde MICE bölümünü açmak

hedefinin de olduğunu açıklayan Söyler,

sektördeki kalifiye eleman sorununa

dikkat çekerek sözlerini şöyle sürdürdü:

“Kalifiye eleman, sektör için önemli

bir sorun. Acentacı arkadaşlarımızla

görüşüyoruz eleman arıyor, çalışan

arkadaşlarımızla görüşüyoruz, onlar

da iş arıyorlar. Ne hikmet ki bu ikisi

bir araya gelemiyor, bu soruna çözüm

üretmek istiyoruz. Onun dışında iş ilanları

ve kariyer konularını da gündemimize

aldık. Bununla da hem iş arayanlara

iş fırsatı sunmayı, iki tarafı bir araya

getirmeyi hem de kariyer anlamında

değişiklik yapan arkadaşımızı web sitemiz

aracılığıyla duyurmak istiyoruz.”s

Kurt: “2018 MICE Zirvesi’ni

takvimimize koyduk”

Toplantıda bir diğer konuşmacı olarak söz

alan I-MICE Başkan Yardımcısı Hüseyin

Kurt ise, derneğin 2017-2018 etkinlik

takvimiyle ilgili detaylı bir bilgilendirme

yaparak, “Şu an derneğimiz için en

önemli konulardan bir tanesi, bir fuar ve

bir ödül töreniyle unutulan sektörümüzü

daha çok konuşulur hale getirmek için yıl

içinde yapacağımız etkinlikleri daha da

artıracağız. Bu çerçevede programımıza

network günlerini, iş birliği toplantılarını

dahil ettik. En önemlisi 2018’de bir MICE

Zirvesi yapmayı planlıyoruz.” dedi.

“Önceliğimizde eğitim

var”

23 Mayıs Salı günü gerçekleştirmeyi

planladıkları motivasyon toplantısıyla

ilgili de kısa bir bilgilendirme yapan

Kurt, “Boğazda Stressizsiniz” konulu

söyleşili bir toplantı organize edeceklerini

söyledi. Haziran ayı itibari ile Ajwa Hotel

Genel Müdürü Selim Geçit’in yoğun

destekleriyle ücretsiz eğitim programını

da başlatacaklarının müjdesini veren

Kurt, eğitim aktivitelerinin Kayseri

ve Kapadokya ile devam edeceğini

belirterek, “Dolayısıyla eğitim,

derneğimizin önemsediği konuların

başında geliyor. Çünkü baktığımızda ne

sektörde MICE bilinci var ne de yarının

profesyonelleri olacak arkadaşlarımız da.

Bu yüzden önceliğimizi eğitim konusuna

verdik.” şeklinde sözlerini tamamladı.


hotel restaurant

80 & hi-tech

barista’nın gözünden

Fotoğraflar: Ümit Başer Alkaç

Kahve

doktoru

Murat

Güreş

En büyük hayali, tıpkı büyük kuzeni

gibi yolcu gemilerinde çalışırken

aynı zamanda dünyayı gezmekti.

Oysa daha 9 yaşında bir çocuktu ve elinde

bu hayalini yaşatabilecek bir tek fotoğraf

vardı. Çocukluğu aile mesleği gereği otel

ve restoranlarda geçtiği içindir belki de,

bir an olsun vazgeçmedi bu hayalinden.

Uzun seneler onu motive eden plaj

fotoğrafına bakarak, kuzenlerinin alaycı

gülüşmelerinin arasında “Birgün ben de

oraya gideceğim” diye meydan okuması

da bundan sebepti büyük olasılıkla. “O

an gerçekten yeme içme sektöründe

var olabileceğimi hissettim” diyen

Güreş, gelecek planlarını da bu eksende

kurduğunu anlatıyor.

“Ekspresso diyenleri işe almıyorum”

Sonra ne mi yapıyor? Murat Güreş ilk

olarak üniversite eğitimini bir süreliğine

de olsa geri plana iterek önceliğine beş

yıldızlı bir oteli ve yabancı dil eğitimini

koyuyor. Hedefi daha en başından belli

olduğundan yolcu gemisi hayali için tam

yol ileri gitmekten başka bir hamlesi de

olmuyor şüphesiz. Süper liseden sonra

Conrad Hotel Bosphorus’a barboy olarak

giren Güreş, ta o zamanlardan aklına

bir kahve çekirdeğinin düştüğünü dile

getirerek, “Müdürümden ilk öğrendiğim

şey, ekspresso değil, espresso

olduğuydu. Hatta Güreş bunu geçen

zamanda öylesine içselleştiriyor ki, “Ben

aynı zamanda Yeme İçme Profesyonelleri

Derneği’nin de Yönetim Kurulu Üyesiyim.

Bizden bazen barista istiyorlar. Bende

yaptığım ön görüşmelerde ‘Barista nedir,

kaç yıllık baristasın?’ diye soruyorum.

İnanır mısınız birçoğu daha barista nedir

bilmiyor. Onu bırakın espresso’nun

anlamını bilmeyen baristalar: Üstelik de

‘ekspresso’ diyorlar. Ben de bu iki soruya

doğru yanıtı alamadığımda kendilerine

teşekkür edip hayatlarında başarılar

diliyorum.” diye de ekliyor.

Gemi hayalleri gerçekleşince…

Conrad Hotel’de yaklaşık iki buçuk yıl

çalıştıktan sonra yolcu gemisi sınavlarına

giren Güreş, anlattığına göre çok

geçmeden hayallerine kavuşuyor ve

1996 yılında Türkiye’den ayrılarak Royal

Caribbean International Cruise Lines ile


çocukluk düşlerine böylece “fora” diyor!

“İşin en keyifli tarafı da yıllar yılı hayalini

kurduğum plaj pozunun aynını çekerek

anneme göndermek oldu” diyerek hafifçe

gülümseyen Güreş, üç yılda dünyayı bir

buçuk kez dolaştıktan sonra askerlik

sebebi ile Türkiye’ye döndüğünü ve

ardından Amerika seyahati sebebiyle

ülkeye bir kez daha veda ettiğini söylüyor.

Kahveyle ilk profesyonel buluşmasını da

bu aralıkta gerçekleştirdiğini söyleyen

Jamaica’daki Blue Mountain kahvesinin

özelliklerini bilmiyordum. Bu benim

içimde bir ukteydi. Kahve içmeyi çok

seviyordum ama hayalim onu her şeyiyle

keşfetmekti” diyen Güreş’in o yıllardaki

has tercihi Americano’ymuş, onu da

öğreniyorum.

Devam eden yolculuğunda Murat

Güreş, dedesinin ölüm haberiyle

tekrar Türkiye’ye döner. Burada kalıp

kalmamak arasında ikileme düşer bir

Kahve menüsü hazırlamak incelik ister

Hazır söz buraya gelmişken, profesyonel

baristadan bir kahve menüsü nasıl

hazırlanır, detaylarını da öğrenmek

istiyorum. “Espresso, Americano,

cappuccino, latte, mocha beşlisi elbette

ki klasik kahveler anlamında listenin

olmazsa olmazlarından” diyerek

sözlerine başlayan Güreş sözlerini

şöyle sürdürüyor: “Kahve menüsü

hazırlarken mevsime ve hedef kitleye

Kemankeş

Caddesi’nden sonra

en çok Balat’ın

minik kahve

dükkanlarında

ve Moda’da Volts

Cafe’de kahve içmeyi

sevdiğini söyleyen

Murat Güreş’in

favori kahve

tercihleri arasında

yüzde 100 Arabicalı

espresso var…

usta barista, 2002 senesinde dayısıyla

birlikte açtığı İtalyan restoranında

adım adım profesyonel kahve

eğitimlerine doğru da yol alıyor…Kahve

tedarikçilerinden aldığı eğitimi kendine

yeterli görmeyip bunu bir meslek

yüksekokul uzmanlığıyla perçinlediğini

anlatan Güreş, 2005 yılında ayrıldığı

Amerika’ya vedasını mutfak müdür

yardımcılığı pozisyonuyla yaptığını

söylüyor.

“Kahve içimde bir ukteydi”

“O zamanlar dünyanın farklı

noktalarındaki kahveleri mesela

müddet. Barcelo Topkapı Eresin Oteli’ne

Restaurant Müdürü olarak girmesiyle

de bu soruna geçici noktasını koyar.

O esnada bar ve kahve menüleri sil

baştan hazırlanır… Her ay onlarca

kahve markasıyla adeta flörte girilir…

Ta ki Renaissance Polat İstanbul Hotel

Champions Restaurant’tan operasyon

müdürlüğü teklifi gelene kadar sürer bu.

“Oraya girdiğimde ilk icraatım kahvesini

değiştirmek oldu. Çünkü hiç sevmediğim

bir tattı” diyen Güreş, bu arada yaza

limonata ayarında damgasını vuracak

alternatif kahve tatlarını araştırmaya

koyulduğunu da anlatıyor.

dikkat etmek gerek. Bunların dışında

elinizdeki imkanlar çok önemli. Çünkü

kimi kahveler için elinizde onu yapacak

kalitede makineye ihtiyacınız olacak.

Bir diğer unsur da, sıralama. Sütsüz

kahvelerden başlayıp sütlülere ve

sonrasında aromalı kahvelere gitmek

ve de birbirlerine karıştırmamak gerek.

Menüleri yaparken ara başlıklar önemli.

Bununla beraber içtiğiniz kahvenin

nereden geldiğini ve içeriğini de bilmeniz

gerekiyor. Menülere baktığımda

hala kelime ya da harf hatalarıyla

karşılaşıyorum, bu da çok önemli bir

detay.”


arista’nın gözünden

Kahveye doğru profesyonel adımlar…

Murat Güreş’in kahve menüsü

hazırlamakla ilgili ilgili kritik görüşlerini

de aldıktan sonra tekrar dönüyorum,

kariyerindeki diğer basamaklarına…

Renaissance Polat İstanbul’dan sonra

Radisson Blu Pera Hotel’in açılışını

yaptığını söyleyen Güreş, bu dönemde

kahveyle daha bir sıkı fıkı olur. O kadar

ki bir kahve firması gelir, biri gider…

Envayi çeşitte kahveler tadılır, makineler

hatmedilir… Ardından Güreş, üçüncü

dalga kahve akımının rüzgarıyla da

kendisini Usla Mutfak Akademisi’nde

bulur. Bir taraftan Yiyecek İçecek

Direktörlüğü göreviyle eğitimler

verirken bir taraftan da mesleki alt

yapısını sağlam araştırmalarıyla daha

da güçlendirir.Öyle ki Güreş, kendi

anlatımıyla belki 30 yıldır profesyonel

olarak kahveyle ilgilenmemesine rağmen

son 4-5 yılda ciddi bir kahve uzmanı

olmuştur. Bu hızlı gelişimde kahveye

olan bitmeyen öğrenme hevesi ve

merakının büyük pay sahibi olduğunu dile

getiren usta barista, “Ve bir kaçınılmaz

son olarak kahve benim için bir tutku,

yaşam motivasyonum oldu” diyor.

“O vakte kadar kahve dünyasına girecek

cesaretim yoktu”

Hikayenin hepsi bu kadar mı, elbette

değil… USLA Akademi’den sonra

Wyndham Istanbul Old City’nin Yiyecek

İçecek Müdürlüğü ile yeniden otelcilik

sektörüne dönen Güreş’in ne var ki

yine aklında sadece ve sadece kahve

vardır… “O vakte kadar kahve dünyasının

içine tam olarak giremiyordum çünkü

hiç cesaretim yoktu” diyen Güreş için

güneş ilk defa ülkede bombaların

patladığı bir dönemde ve çekilmez bir

toplantı sonunda geçtiği kahve tezgahının

arkasındaki bir arkadaş muhabbetiyle

doğar. Murat Güreş o günü ise şu

sözleriyle anımsıyor: “Ülke de sektör

de çok tatsız… Elemanlar otellerden

bir bir çıkarılıyor… Bense her sıkıcı

toplantının sonunda kendimi espresso

makinesinin başına atıyor, rahatlamak

için arkadaşlarıma kahve yapıyordum.

Şimdi anlatırken bile tüylerim diken

diken oluyor. Ne bileyim, bir bakıma

orada kendimi buluyordum. Ve birgün bir

arkadaşım ben kahve yaparken ‘Murat

biz o kadar stresliyiz sen niye gülüyorsun’

dedi bana. Oysa ben o güne kadar bunun

farkında bile değildim. İşte o zaman

dedim ki, ‘Allahım bana öyle bir iş nasip

et ki, hem kahve yapayım hem de para

kazanayım. Baktım birkaç ay sonra bir

telefon çaldı, bir arkadaşımın bir dükkanı

vardı, hamile olduğu için işletemiyordu.

Derken birincinin üzerine ikinci dükkanı

da açtık ve böylece profesyonel manada

kahve sektörünün içine girdim. Çok

geçmeden de Flatofis’te kendime ait iki

adet kahve dükkanını açtım.”

“Bana kahve doktoru diyorlar”

Kahvenin bir dili var mıdır, örneğin halet-i

Usta baristaya göre

her kahvenin bir adı

olduğu gibi bir de

hikayesi var. Tıpkı,

kahve yüzeyindeki

beyazlığını 850’li

yıllarda Etiyopya’da

yaşayan rahiplerin

traşlı saçlarından alan

cappuccino’nun

hikayesi gibi…

ruhiyenize göre kahve seçmeniz mümkün

müdür, sipariş ettiğiniz kahve aslında

içmek istediğiniz kahve midir her zaman

ve kafamda daha cevap bekleyenbin türlü

sorular…

Doktor dediğin hastanın ayağına gelirmiş,

bizim söyleşi de o misal.Konuşurken

öğreniyorum ki Murat Güreş yakın çevresi

ve müdavimlerince aslında bir ‘kahve

doktoru’ymuş… Hatta bir arkadaşına öyle

bir reçete yazmış ki, gittiği her yerde o

kahveyi söylüyormuş artık.

İyi barista, iyi kahve, iyi makine, iyi su

kuralı

Gelelim sunuma… Kahvenin lezzeti kadar

sunumu da hassas bir nokta kuşkusuz.

Misal, espresso servis ediyorsanız bunu

bir dakika içinde yapmak zorundasınız.

Aksi halde kremanın çöküşü kaçınılmaz.

Bunlar zaten bildiklerimiz… Ya

bilmediklerimiz? Normal şartlarda bir

kahvenin 65-70 derece sıcaklıkta servis

edilmesi gerektiğini anlatan Güreş, bunun

da fincanın sıcaklığını muhafaza ederek

sağlanabileceğini söylüyor. Güreş, birçok

baristanın dikkat ve özenle tasarladığı

latte art’lara da karşı. Kahve yapımında

lezzetin önüne geçen gereksiz vitrin


süslemelerinin etkisine inanmadığını dile

getiren Güreş için iyi bir kahve yapımında

kahve tüketim süresi, suyun kalitesi ve

uygun tekniklere sahip, nitelikli barista

en kritik noktalar arasında geliyor.

Bunların dışında Güreş, kaliteli sütün

kullanımı, sütün yanmış olmaması

ve baristanın el ayarını da son derece

önemsediğini anlatıyor. “Şöyle de bir

gerçek var ki, bu üçgende iyi bir barista,

iyi bir makine ve iyi bir kahve birbirini

eşdeğer ölçüde tamamlamazsa iyi

bir kahve de ortaya çıkmaz. Bu şuna

benzer, Ferrariniz var ama şoförünüz

kötü. O zaman Ferrariniz olsa ne yazar,

kullanmayı bilmedikten sonra…”

“Kahve kavurmacılığında uzmanlaşmak

istiyorum”

Değerli barista Murat Güreş ile Moc

İstanbul’da yaptığım bu keyifli söyleşimi

tamamlarken ilk başta sorduğum

çocukluk, ilk gençlik hayallerini bu defa

profesyonel hayalleriyle olgunlaştırmasını

istiyorum. Specialty Coffee Association

of Europe’tan (SCAE) aldığı iki ayrı

diplomasına bir üst kategorisini de

ekledikten sonra kahve kavurmacılığı

alanında uzmanlaşmak istediğini

dile getiren Güreş, “Kahve kavurmayı

öğrenmek yumurta kırmak gibi bir şey

değil çünkü. Zaman ve emek istiyor. Ben

de MOC (Ministry of Coffee) İstanbul’un

kahvesini kavuran Hasan Uzun kardeşim

gibi iyi bir kavurmacı olmak istiyorum”

diyor.

Güreş’in gönlünde yatan bir aslan

da, bugüne kadar ki tüm bilgi ve

deneyimlerini genç nesillerle paylaşacağı

bir barista okulu… “Yöneticisi ya da

eğitimcisi, hiç fark etmez. Ben sadece

iyi bir getiri, keyifli bir iş ve dünyayı

gezebilme fırsatı sunan bir sektöre

kalifiye personel sağlayan bir eğitim

kurumunun parçası olmak istiyorum”

sözleriyle geleceğe dönük hayallerini

paylaşan Murat Güreş’e kahveye dair

keyifli söyleşisi ve nefis sunumları için

teşekkür ediyor ve MOC İstanbul’a veda

ediyoruz…


84

hotel restaurant

& hi-tech

gastro güncel

Metro restoranlarla gücünü birleştirdi,

‘Metro Gıda Hareketi’ni başlattı

Metro Toptancı Market, gıda kayıp ve atıklarının önlenmesi ve milli kaynak israfının

son bulması için, Türkiye’nin önde gelen restoran ve şeflerinin katılımıyla Metro

Gıda Hareketi’ni başlattı.

Türkiye’de her yıl üretilen 49 milyon

ton meyve ve sebzenin yüzde 25 ila

40’ı arasında değişen miktarı ya

üretim ve dağıtım zinciri aşamasında

kayba uğruyor ya da satış ve tüketim

aşamasında atık haline dönüşüyor.

TÜBİTAK araştırma verilerine göre; en

iyimser tahminle kayba uğrayan ürün

miktarı, 11,6 milyon ton. Bu da yıllık

yaş sebze-meyve ihracatımızın tam

4 katına karşılık geliyor. Türkiye’de

sebze-meyve ticareti 100 milyar TL

civarında bulunuyor, bu miktarın en az

25 milyarlık bölümünün atık ve kayıp

olduğu hesaplanıyor.Bu kaynak israfını

önleyerek ticari değer yaratan çalışmalar

yapan Metro Toptancı Market, önce

TÜBİTAK iş birliğiyle gerçekleştirdiği bir

araştırmayla konunun bilimsel boyutunu

gündeme getirdi. Metro şimdi de gıda

atık ve kayıplarının en yoğun yaşandığı

ev dışı tüketim sektöründeki restoranlar

ve şefleriyle gücünü birleştirerek, Metro

Gıda Hareketi’ni başlattı. Türkiye’nin

tek gastronomi festivali niteliğini

taşıyan ve Gastronomi & Pazarlama

Danışmanlık Firması Dude Table

tarafından bu yıl sekizinci kez düzenlenen

Restoran Haftası’nda bu büyük hareketi

başlatan Metro, Türkiye’nin önde gelen

restoranlarından temsilci ve şeflerin

katılımıyla Gastronometro’da bir basın

toplantısı düzenledi. Meyve ve sebzede

yaşanan ağır kayıpları önlemek için

TÜBİTAK ile birlikte fire nedenlerinin

araştırmasının sonuçlarını paylaşan

Metro Toptancı Market Genel Müdürü

Kubilay Özerkan; “Yaptığımız araştırma,

bize, kötü koşullarda tedarik edilen

ürünün iyi koşulda tedarik edilene oranla

9 kat daha fazla atığa dönüştüğünü

gösterdi. Yine araştırma sonucuna

göre, yaşanan kayıpların en çok olduğu

aşamaların paketleme ve nakliye olduğu

ortaya çıktı. Bu araştırma bize gıda kayıp

ve atıklarında da sürece bütünleşik

bakmanın çok önemli olduğunu

gösterdi. Zincirin tek bir halkası eksik

kalırsa bu halkanın tüm zincire olan

etkisi çok daha büyük oluyor. Tedarik

zincirinin altı aşamasının iyi ve kötü

koşul örneklemleriyle yapılan araştırma

sürecinin sonucunda; kötü koşullarda

tedarik edilen ürünün iyi koşulda tedarik

edilene kıyasla 9 kat daha fazla atığa

dönüştüğünü gözlemledik. Bunun yanı

sıra iyi tedarik zinciri uygulamaları ile

önemli miktarda ürünün kaybedilmesinin

önüne geçilmesinin mümkün olduğunu

gördük.” şeklinde konuştu.

Hareket çığ gibi büyüyecek

“Profesyonellerin güçlü iş ortağı olmak

hedefiyle çalışan bir şirket olarak, şimdi

şeflerle de gücümüzü birleştiriyor ve

Metro Gıda Hareketi’ni başlatıyoruz”

diyen Özerkan, sözlerine şöyle devam etti:

“Bu iş birliğiyle gıda kayıp ve atıklarını

azaltabilecek örnek bir ticari model

ortaya koyuyoruz. Restoran Haftası

boyunca, restoranların ve şeflerin gıdanın

israf olmaması için hayata geçirdiği

uygulamaları, önerileri gözler önüne

sereceğiz. Bu büyük harekete katılacak

işletmelerle Metro Gıda Hareketi’ni

anlatan videolar çekeceğiz, farklı

etkinliklerle ses getirerek ve tüm iletişim

kanallarında duyurusunu sağlayarak

kamuoyunda ve sektörde bir duyarlılık

yaratacağız. Ancak bu hareketin burada

kalmayacağına, duyarlı şeflerimizin

ve tüketicilerimizin katılımıyla çığ gibi

büyüyeceğine inanıyoruz.” Kubilay

Özerkan, toplantıya katılan tüm restoran

temsilcileri ve şeflere teşekkür ederek,

“Her birlikte büyük bir adım atıyoruz.

Şeflerimizin duyarlılığı ve desteği bu

projeyi hak ettiği yere getirecektir.

Bugün burada bizimle olan tüm sektör

temsilcilerinin halihazırda bu alanda

duyarlılığı ve uygulamaları var. Biz

istiyoruz ki, onların bu bilinç düzeyini tüm

sektör ve ülkede yaygınlaştıralım” dedi.


hotel restaurant

86 & hi-tech

gastro güncel

Nermin Yurtoglu

NY&Co Danışmanlık Firma Sahibi

Seyahat,

Yemek ve Gözlem…

Aslında seyahatin

özünde vardır;

seyahat ettiğiniz

bölgeye, ülkeye ait

yemek kültürünü

de tanımak, tatmak

istersiniz. Ancak

görünen o ki, ‘hem

gezmek hem yemek

yemek’ durumu bir

süredir hiç olmadığı

kadar revaçta.

Hatta Dubai’de

geçtiğimiz aylarda

gerçekleşen

Restoran Yatırımcılığı Forum’u GRIF’te (Global Investment

Restaurant Forum) Michelin Guide’ın Dünya Direktörü ve

yiyecek sektörünün nam-ı değer trend belirleyicisi Michael

Ellis seyahat sektörünün en önemli kompedanının ‘yemek’

olduğunu ifade etti ve olaya noktayı koydu.

Türkiye’de durum aynı. Hatta deyim yerinde ise oldukça

‘popüler’! Durum insanların her daim yapmaktan keyif aldığı

seyahat etmek ve yemek yemek olunca TV ve sosyal medyada

yemek tariflerinden, gurmelerden, seyahatlerden geçilmiyor.

Yemek kanallarında bu işin ustalarından neredeyse oynadığı

dizi popüler olan herkes gezi ile seyahati birleştiren

programlar yapıyor. Takipçi sayısı sahte de olabilir önemli

değil!) sosyal medya üzerinden seyahat ederek yemek

paylaşıyor.

Dediğim gibi konu artık popüler kültür haline geldi bile.

Sektörün içinde olan birisi olarak ben de bu programları

severek izlemeye çalışıyorum ancak doğrusunu isterseniz

açıkça belirtmeliyim ki çoğunun ekran başındaki izleyiciye

‘ya bu kadar yemeği nasıl yiyorlar’ dedirten ve mekanların

o kadar emek verip hazırladıkları yemeği bir çırpıda bitiren

lezzetten sunumdan anlamadığı emeği bilmediği anlaşılan

program yapımcı ve sunucuların daha ne var yiyeceğimiz

edasında gerçekleştirdikleri bu programları izlemek benim

için gerçek bir zaman kaybından başka bir şey değil. Hatta

tam tersi bu programların sektörü zarara uğrattığını da

düşünüyorum, hiçbir fayda getirmediğini de!..

Otel sektörünün durumu ortada ve neredeyse tek bir

pazara hizmet veren yüzlerce otel olmaya doğru olumsuz

bir gidiş içindeyken restoran sektörü de sayı olarak artan

işletmelere rağmen lezzet, sunum, servis kalitesinin hızlıca

düşmesi birbirinin aynı menüyü sunan hatta belki menü bile

sunamayan personelden lezzetten ödün veren bir sektör

haline geliyor.

Seyahat etmekten olduğu kadar mesleğimin önemli bir

bölümünü oluşturan yiyecek içecek konusunda dikkatimi

çeken en önemli konu, özellikle İstanbul gibi büyük bir

şehirde gidilebilecek bunca mekanın içinde eğitimli ve güler

yüzlü personel keyifli bir manzara eşliğinde yenilebilecek

lezzetli menülerin yer aldığı restoran sayısının oldukça az

olduğu. Pek çok restoran olmasına rağmen bir restoran

sunduğu hizmet ve güler yüzle sizi hiç tereddütsüz tekrar

gelmeye ikna ediyor mu, önemli olan bu…

Hepimizin bildiği lokasyon,lokasyon, lokasyon önceliğine bile

baktığımızda akşam Boğaz’a nazır menüsü ve ekibi şahane

bir restoran bulmak nedense kolay olamıyor. (Buna aklıma

gelen ilk örnek Divan Brasserie Beyoğlu’nu önermek isterim.

Yukarıda belirttiğim tüm nitelikleri nerdeyse taşıyorlar. Böyle

örnekler var elbette ama artırmamız gerekiyor.)

Maliyetlerdeki artışın önemli rol oynadığı için personel

eğitiminden ve sayısından ödün vermek zorunda olmak

maalesef bu sektöründe en önemli sorunu.

Diğer bir nokta ise, her yerin kebap ve et restoranı olması

..Mutfak zenginliği olarak dünyanın birkaç mutfağından

biri olmamız gerekirken nedense her yerde et ve kebap

restoranları açılıyor.

Bununla birlikte gerçekten keyifli içebileceğimiz mekanlar

parmakla gösterilecek kadar az, Sağlıklı ev yemekleri

yapabilen mekanlar yine öyle oldukça az.

Kültürel çeşitlilik zenginlik getiriri ancak bence aslolan

kendi kültürümüzü en iyi sunduğumuz yemekleri hak

ettikleri lezzet ve sunumlarda güzler yüzlü bir ekiple güzle

bir lokasyon da servis etmek seçici olmak bu sektörün

vazgeçilmezlerinden olmalı!..

Seyahatlerim sırasında her zaman açıkça fark ettiğim bir

detay da, insanların iyiye olan ilgisi hiçbir zaman bitmiyor.

Bir şeyi çok iyi yaptığınızda insanlar sizi buluyor takip ediyor.

Dolayısıyla bir şeyi en iyi şekilde yapmak, lokal lezzetinde

tadında yapmak, bunu misafire temiz bir ortamda güzler

yüzle anlatmak her zaman taktir topluyor.

Yemek ve seyahat mutlu eder, mutluluk hakkınıza sahip

çıkın!

Sevgilerimle...


88

hotel restaurant

& hi-tech

gastro etkinlik

“Öztiryakiler’den 3. Ulusal Aşçılık

Kampına Destek”

Endüstriyel mutfak

sektörünün Türkiye’deki ilk

üretici firmalarından biri

olan Öztiryakiler, Türkiye’nin dört

bir yanındaki 47 üniversitenin

“Aşçılık”, “Gastronomi”,

“Gastronomi ve Mutfak Sanatları”,

“Mutfak Sanatları ve Yönetimi”

okuyan öğrenci ve öğretim

üyelerinin katılımı ile gerçekleşen

III. Ulusal Aşçılık Kampında

endüstriyel mutfak sponsorluğunu

üstlenerek, sektör lideri olmanın

getirdiği öncü misyonuyla topluma

karşı duyarlı ve sorumluluğunun

bilincine vararak kamp boyunca

destekleri sürdürdü.

“Ulusal Aşçılık Kampına Yoğun

İlgi”

30 Nisan – 07 Mayıs tarihleri

arasında düzenlenen 3.Ulusal

Aşçılık Kampı’nın sponsorluğunu

üstlenen Öztiryakiler, “Daha

güçlü bir aşçılık için!” sloganı

ile yola çıkan Aşçılık Okulu

Mezunları Derneği (AŞOMDER)

ile birlikte Türkiye’de eğitim

veren 47 üniversitenin “Aşçılık”,

“Gastronomi”, “Gastronomi

ve Mutfak Sanatları”, “Mutfak

Sanatları ve Yönetimi”

programlarında bulunan öğretim

elemanları ve öğrencileri bir

araya getiren kamp, katılımcıların

Türk ve dünya mutfağının


inceliklerini öğrenerek, mesleki

açıdan kendilerini geliştirmesine

katkı sundu. Abant İzzet

Baysal Üniversitesi, Mengen

Kaymakamlığı, Mengen Belediyesi

ve Öztiryakiler A.Ş.’nin proje

ortağı olarak destek verdiği

kampta; kırmızı et, tavuk, hindi,

ördek gibi etlerin işleme ve

pişirme yöntemlerinin yanı sıra,

bulgurdan kinoa’ya, bakliyattan

pirince, hamur işlerinden

zeytinyağlılara, deniz ürünlerinden

sushi’ye kadar geniş bir yelpazede

eğitim verildi.

Gala gününde aşçıların, öğrenci

ve öğretim üyelerinin, ilgili

derneklerin, sponsor firmaların

ve protokolün katılımıyla

bando eşliğiyle Mengen’de bir

kortej yapıldı. Müzik eşliğinde

ilerleyen kortej sokaklarda renkli

gösterilere sahne oldu. Kamp,

katılım ve teşekkür belgelerinin

takdiminin ardından,konser

ve eğlencelerle Mengen

sokaklarında bayram coşkusu

yaşandı.

Öztiryakiler açılış konuşmasında

gözleri doldurdu

Öztiryakiler Yönetim Kurulu

Başkan Vekili Tahsin Öztiryaki

açılış konuşmasında duayen

şef Aydın Yılmaz’ı anlattı.

Aşçılık mesleğinin daima ileri

gitmesini isteyen ve Mengen

Aşçılık Lisesinin temellerinin

atılmasını sağlayan Şef Aydın

Yılmaz’ın anıları salonda

bulunan konukların gözlerini

doldurdu. Programın sonunda

ise Öztiryakiler A.Ş. tarafından

Mengen Aşçılık Lise’sinde açılan

Aydın Yılmaz fotoğraf sergisi

büyük ilgi gördü. Öztiryakiler,

kampa katılan öğrencilerin

faydalanması için Şef Aydın

Yılmaz’ın “İşyerimiz Mutfak

Mesleğimiz aşçılık Sanatımız

Pişirmek “adlı kitabını dağıttı.

Dağıtılan kitaplar, Mengen

Kaymakamlığı, Mengen Belediyesi

ve Öztiryakiler A.Ş. tarafından

imzalandı.


90

hotel restaurant

& hi-tech

gastro etkinlik

İstanbul çaya doydu

Doğadan’ın ana sponsorluğunda bu yıl ilki düzenlenen 1. Uluslararası İstanbul Çay

Festivali, Haydarpaşa Tren Garı’nda gerçekleşti.

Doğanın sonsuz iyiliğini ve

zenginliğini tüketicisi ile buluşturan

Doğadan’ın ana sponsorluğu ile

gerçekleşen festival, yoğun katılımla çay

tiryakilerini bir araya getirdi. Klasik siyah

çaylardan meyve ve bitki çaylarına kadar

birçok çeşidin çay severlere sunulduğu

festivalde katılımcılar çay kültürü üzerine

farklı bir deneyim yaşama fırsatı elde

etti. Festival kapsamında gerçekleştirilen

workshoplar ile çay uzmanları, dünya çay

trendlerini, doğru çay demleme ve çay

tadım tekniklerini katılımcılarla paylaştı.

Sunay Akın, İstanbulluları çay ve

tarih yolculuğuna çıkardı

Festivalin ikinci gününde çay ve edebiyat

üzerine bir sohbet gerçekleştiren Sunay

Akın, hem ülkemizdeki çay üretiminin

hem de İstanbul’un çayla olan ilişkisinin

tarihini İstanbullulara anlattı. Dünyada

çayın en güzel içildiği yerin İstanbul

vapurları olduğunu belirten Akın,

kahvenin Türkiye’deki geçmişinin daha

eskiye uzanmasına rağmen çayın birinci

tercih haline geldiğini ifade etti. Akın,

Türkiye’de çay içen herkesin ülkemizde

çay ziraatını başlatan Zihni Derin’i ve

şeker üretimini başlatan isimlerden

biri olan Nuri Şeker’i hayırla yad etmesi

gerektiğini de belirtti. Ülkemizdeki

çay evlerinin tarihinin de çok eskilere

dayandığını sözlerine ekleyen Akın, ilk çay

evinin ise 19. yüzyılda Direklerarası’nda

kurulduğunu söyledi. Türkiye’deki ilk çay

tiryakilerinin ise Cenap Şahabettin ve

Şinasi gibi ünlü yazarlarımız olduğunu

açıkladı. Amerika Birleşik Devletleri’nin

kuruluşunu sağlayan olayların

İngiltere’nin ağır çay vergisi sonrasında

başladığını belirten Akın, çayın tarihinin

aynı zamanda devrimlerin tarihi olduğunu

ifade etti.

Ayşe Tolga ile “İyi Yaşam

Sohbeti”

Bu sene ilk kez düzenlenen Uluslararası

Çay Festivali’nde İyi Yaşam Danışmanı ve

oyuncu Ayşe Tolga iyi bir yaşam için bitki

ve meyve çaylarının hayatımızdaki yerini

anlatan sohbetiyle sevenleri ile buluştu.

Emre Taşkın’dan çayın

incelikleri...

Haydarpaşa Tren Garı’nın ev sahipliğinde

gerçekleşen etkinlikte Doğadan

Araştırma ve Geliştirme Müdürü Emre

Taşkın dünya üzerinde çayın önemini,

hayata kattığı kültürel, spritüal, keyif

ve sağlık anlamlarını aktardığı “Dünya

Dilimin Ucunda” workshopu ile çay

tadımı, nasıl yapıldığı, nasıl yorumlandığı

ve tadımın inceliklerine dair ipuçlarını

paylaştı. Sri Lanka, Hindistan, Kenya, Çin,

Türkiye, Endonezya, Arjantin, Rwanda

gibi dünyanın farklı coğrafyalarında


üretilen siyah çayların tanıtımı ve tadımı

gerçekleştirildi.

Aytül Turan ve Hasan Önder,

doğru çay demleme tekniklerini

anlattılar

Festivalin ikinci gününün ilk etkinliğinde

ise Türkiye Çay Demleme Şampiyonu

Aytül Turan ve Rize Ticaret Borsası

Genel Koordinatörü Hasan Önder,

katılımcılara doğru çay demleme

tekniklerini anlattılar. Yeşil çayın 80-85

derecelik suyla, siyah çayın ise 95-98

derecelik suyla kaynatılmasını gerektiğini

ifade eden Aytül Turan ve Hasan Önder,

demlemenin ise suyun kaynadığı anda

yapılmaması gerektiğini ve suyun ilk

sıcaklığın geçtikten sonra çayın üzerine

koyulması gerektiğini belirttiler.

En lezzetli çayların 20 dakikalık demleme

süresinden sonra elde edildiğini söyleyen

Turan ve Önder, çaydanlığının ağzının

bir tıpa yoluyla kapanmasının ise aroma

ve kokunun daha uzun süre muhafaza

edilmesini sağladığını açıkladılar. Sohbet

sırasında çayın yüksekten koyulmasının,

suyun demlenirken kaybettiği oksijeni

geri kazanmasını sağladığı da vurgulandı.

Aytül ve Önder, çay bardağına önce suyun

sonra ise demin koyulmasının daha

lezzetli çaylar sunduğunu da söylediler.

Soğuk çay yapımından Asya çay

sanatına kadar pek çok konu

workshop’larda anlatıldı

1. Uluslararası İstanbul Çay Festivali’nde

katılımcılar gerçekleştirilen

workshop’larda da çay kültürüyle

ilgili özel bilgiler edindiler. Soğuk çay

yapımından Asya çay sanatına, Türk çayını

demlemenin inceliklerinden dünyadan

demleme tekniklerine, çayın hikâyesinden

poşet çayın tarihine kadar farklı

başlıklardaki konular, Tarihi Haydarpaşa

Garı’ndaki workshop’larda işlendi.

İstanbul Çay Festivali gelecek yıl

da çay tiryakilerini ağırlayacak

Binlerce İstanbulluyu 29-30 Nisan

tarihleri arasında ağırlayan Çay

Festivali, gelecek yıl da bahar aylarında

düzenlenerek çay tiryakilerini en çok

sevdikleri içeceğin kültürü ve tarihiyle

buluşturmaya devam edecek.

Arçelik, Gurme Çay

Makinesi’ni tanıttı

Arçelik, Gurme Çay Makinesi’ni tanıttı

Yenilikçi teknolojilerle tüketicilerin

hayatında fark ortaya koyan

Arçelik,Türk usulü demleme çay

lezzeti sunan Gurme Çay Makinesini

ziyaretçilerin beğenisine sundu. Özel

demleme tekniği ve teknolojisiyle eşsiz

bir çay keyfi yaşatmak için tasarlanan

Arçelik K 3284 Gurme Çay Makinesi,

zamanlama fonksiyonu ile çayınızı

istediğiniz saatte hazırlıyor. Farklı

modlarıyla, birçok çay türünü kendi

ideal sıcaklıklarında demleyebilen bu

ürün, hafif, normal ve sert olmak üzere

kişiye özel lezzet seçimi sunuyor. Ürün,

özel su transfer sistemiyle otomatik

demleme ve özel filtre sistemiyle de

daha berrak çay demleme özelliğine

sahip.


92

hotel restaurant

& hi-tech

gastro etkinlik

Bilge Şehir Kocaeli

Yemekte de şehrin bilgelerini seçti

Tam bir kültür mozaiği

olan Kocaeli’de yemek

kültürü; şimdi kent

kültürünün temel

taşlarından olmaya

hazırlanıyor. Yemekte

Şehrin Bilgeleri-

‘’Kocaeli Yöresel Yemek

Yarışması’’ ile tarihe

tanıklık eden Kocaeli’nin,

yemek kültürü de

gastronomi literatürüne

girecek.

Kocaeli Büyükşehir Belediyesi

Kültür ve Sosyal İşler Dairesi

Başkanlığı, şehrin kültür hayatına

yeni ve kalıcı bir katkı daha sunuyor.

Adını Akça Koca (Akça Bilge)’den alan

bilgeliğin şehri Kocaeli’nin yemek kültürü

ve tarihi yeniden yazılıyor. Yemekte

Şehrin Bilgeleri Kocaeli Yöresel Yemek

Yarışması, 29-30 Nisan tarihlerinde 41

Burda AVM’de gerçekleşti.

İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü, İl Milli

Eğitim Müdürlüğü, Kocaeli Akademik ve

Türkiye Aşçılar ve Şefler Federasyonu

(TAŞFED), Kocaeli Üniversitesi ve Kocaeli

Lokantacılar Odası ve Büyükşehir

katkılarıyla düzenlenen organizasyona

150 şefiyle destek veren TAŞFED, 50 jüri

üyesiyle 460 bayan yarışmacıyı oyladı.

Kocaeli derin bir lezzet birikimine sahip

Kocaeli; klasik Türk mutfağının yanı sıra

tarihi İpekyolu ve Baharat yolu üzerinde

bulunması, çok sayıda medeniyete ev

sahipliği yapması, halen farklı kültürlerin

birlikte yaşaması nedeniyle önemli bir

lezzet birikimine sahip. Ancak yıllar

boyunca sanayisiyle ön plana çıkan

kentte bu zengin yemek kültürü sınırları

aşamamış, Kandıra yoğurdu ve mancarlı

pide dışında Kocaeli’nde bile hakkıyla

bilinememiş. Bu yarışmayla artık

Kocaeli’nin bu zengin mutfak kültürünün

de şehrin tanıtımında hak ettiği yeri

alması hedefleniyor.

Yemek yarışmasının ötesinde anlamı var

Marka şehir olma yolunda emin adımlarla

ilerleyen Kocaeli’nde, ‘’Kocaeli Yöresel

Yemek Yarışması’’ ile bu yolda bir adım

daha atılacak. Kocaeli’nin gizli kalmış

hazinesi niteliğindeki yöresel tatları için

düzenlenen etkinlik, bir yemek yarışması

olmanın ötesinde anlam taşıyor. Yemekte

Şehrin Bilgeleri organizasyonuyla bir

yandan yüzyıllar boyunca kente ait bilinen

ya da unutulmaya yüz tutan yöresel

yemek tarifleri ortaya çıktı, bir yandan da

‘’Bilge Şehir Kocaeli’’ kimliğinin temelleri

atıldı.

Bir hikayesi olan yemekler

Kocaelili hanımların büyük ilgi gösterdiği

“Yemekte Şehrin Bilgeleri” Yöresel

Yemek Yarışması’nda 12 ilçeden 1.009

kişi başvuru yaptı. Zorlu geçen ve

birbirinden lezzetleri yemeklerin jüri

tarafından değerlendirildiği yarışmada

ilçe elemelerinin ardından finale kalmaya


Fotoğraflar: Hakkı Günerkan

hak kazananlar belirlendi. Yarışmanın

en dikkat çekici bölümü ise; “En Yöresel

Yemek Hikâyesi” kategorisi oldu. Özel

bir anlamı ve hikâyesi olan yemeklerde,

asker uğurlama, nişan, söz kesilmesi

veya bayrama özgü tarifler ön plana çıktı.

Geleceğe kalacak bir eser; Kocaeli’nin

yemek kültürü kitabı

“En Yöresel Çorba”, “En Yöresel Ana

Yemek”, “En Yöresel Hamur İşi”, “En

Yöresel Pilav”, “En Yöresel Tatlı”, “En

Yöresel Salata”, “En Yöresel Kışlık

Konserve”/(Reçel, Marmelat, Turşu,

Şerbet vb.), “En Yöresel Yemek Hikâyesi”,

“En Yeni Yöresel Tat” kategorilerinde

yapılan yarışma sonucu elde edilen

bilgilerle “Kocaeli’nin Yemek Kültürü”

kitabı yayınlanacak.

Şehrin yöresel yemek menüsü oluşacak

Kocaeli’nin gizli kalmış hazinesi

niteliğindeki yöresel tatları için

düzenlenen etkinlik, bir yemek yarışması

olmanın ötesinde anlam taşıyor. Yemekte

Şehrin Bilgeleri organizasyonuyla

geçmişte Osmanlı mutfağının deniz ve

tarım ürünlerini temin eden, Payitahtın

sofralarındaki en önemli sebze ve

meyvelerin yetiştirildiği Kocaeli’ne ait

çok az bilinen veya unutulmaya yüz

tutan yöresel yemek tarifleri ortaya

çıkacak, bir yandan da ‘’Bilge Şehir

Kocaeli’’ kimliğinin temelleri atılacak.

Festivalin sonunda restoran ve otellerde

Kocaeli’nin yöresel yemek menüleri

oluşacak. Yarışmaya katılan yemeklerden

oluşan bir dizi yemek iftar menüleriyle

Ramazan etkinliklerinde Kocaeli halkının

beğenisine sunulacak.

Nimete saygı manifestosu

Festival kapsamında kentte bir

yemek şenliği yaşatmanın yanı sıra

aynı zamanda kültürümüzden gelen,

nimete gösterdiğimiz saygıya dikkat

çekecek bir sosyal sorumluluk

etkinliği gerçekleştirildi. Bu kapsamda

kültürümüzde nimete gösterilen saygıyı

anlatan özel bir manifesto hazırlanarak

program kapsamında çocuklar tarafından

okundu.

Kocaeli’nin Gocaanası seçildi

Adını Akçakoca’dan alan Kocaeli’den

yüzlerce yıldır ne ‘’gocaanalar’’ gelip

geçti. Onların oluşturduğu yemek

kültürü; kulaktan kulağa, yürekten

damağa bu günlere kadar ulaştı. Yemek

Yarışması kapsamında; medeniyetlere

ev sahipliği, ülkelere başkentlik yapmış

şehir, bugünün ‘’gocaanalarını’’ aradı.

Yöre halkının yerel

ağızda bilge analara

verdiği ‘’gocaana’’ adı,

günümüzde de hem

yemeklere hem de

gönüllere yön veriyor.

İki gün boyunca

düzenlenen etkinlikte;

haliyle, tavrıyla ve

bilgeliğiyle önce çıkan

bir yarışmac festivalin

‘’gocaanası’’ unvanını

aldı.

Milli Takım

aşçılarından “buz

heykel şovu ve sebze

oymacılığı”

Festival kapsamında Türkiye Aşçı Milli

Takımı’nın usta aşçıları tarafından çeşitli

şovlar düzenlendi. Moleküler mutfak

ile yerel lezzetlerin kombinasyonu ve

sunumunun yanı sıra buz heykel şovu

ve sebze oymacılığı festival katılımcıları

tarafından yoğun ilgi gördü. Programda

Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanı

İbrahim Karaosmanoğlu, Türkiye Aşçı

Milli Takım Direktörü Naif Bagi ve

öğrenciler, beraber hazırlayıp pişirdikleri

yemekleri festivale gelen Kocaeli halkına

ikram etti. Mutfak sanatları çalışmaları

ve workshoplara şehirdeki tüm aşçılık

ve turizm okullarını, otel ve restoran

şeflerini beklediklerini aktaran Bagi,

onlar için bu workshopların eğitim

niteliğinden olacağını, kendilerini

geliştirmeleri için iyi bir olanak

sağlayacağını aktardı.


hotel restaurant

94 & hi-tech

gastro aktüel

Serpme kahvaltının yeni adresi

Belgradkapı Sosyal Tesisleri

Açıldığı günden bu yana yoğun ilgi gören Zeytinburnu Belediyesi

Belgradkapı Sosyal Tesisleri’nde kahvaltı servisi başladı. 16 çeşit

serpme kahvaltıda menemenden sucuklu yumurtaya, patates

kızartmasından yağlı peynire kadar tüm kahvaltılıklar mevcut. Sınırsız

çay, sigara böreği, menemen, sucuklu yumurta, patates kızartması,

salam, peynir, zeytin, domates, biber, salatalık, bal, reçel, tahin,

pekmez, tereyağı, kayısı, fındık ve ceviz gibi lezzetlerin sunulduğu en

az 2 kişilik serpme kahvaltıda dileyen vatandaşlar için de yine aynı

mönünün yer aldığı kahvaltı tabağı mevcut.

Mardin mutfağının zenginliği turizme güç katacak

Kehribar sarısı rengi, tadı ve benzersiz aromasıyla diğer bulgur

çeşitlerinden farklılaşan Mardin bulguru coğrafi işaret alarak

markalaşmaya hazırlanıyor. Bölgedeki diğer kalkınma projelerine

öncülük eden Mardin Valiliği ve Dicle Kalkınma Ajansı (DİKA) Mardin’in

zengin kültürel, ekonomik ve gastronomik potansiyeli ilgili çalışmaları

tüm hızıyla hayata geçiriyor. Sürdürülen projeler ile kısa zamanda şehrin

bu alanlarda bir marka haline gelmesini ve bölge turizmine güç katmayı

hedeflediklerini belirten Mardin Valisi Mustafa Yaman şu sözleri kaydetti:

“Türkiye’nin ve dünyanın en iyi bulguruyla mercimeği bizde. Hatta iddia

ediyoruz ki dünyanın en iyi makarnasını da biz üretiyoruz. Bölgemizdeki

topraklar ekim için kullanılmakta. Ürün çeşitliliği olarak da çok zengin

bu topraklarda Derik zeytini yetişiyor, zeytinyağı da çıkartılıyor. Tarım

kökenli zeytin üretimi artmaya başladı. Tüm bu gelişmeler ışığında

Mardin’in hem tarımsal üretimi hem de turizm anlamındaki rakipsiz

zenginlikleri ile bölgenin lokomotif gücü olacağına eminiz.”

MSC Cruises, denizde yemeği yeni

bir seviyeye taşıyor

MSC Cruises, MSC Meraviglia ve MSC Seaside ile başlayarak;

gemide nasıl, ne zaman ve nerede yemek yenebileceği konularına

esneklik getirerek, Cruise severleri yeni ve geniş yemek

opsiyonları ile tanıştırıyor. İlk olarak 2017’nin en yemi gemileri

olan Meraviglia ve Seaside’da başlayacak olan bu yenilik, MSC

Cruises misafirlerinin istedikleri zaman, istedikleri yerde, özel

restaurantlar ve uluslararası yemekleri daha geniş bir yelpazede

deneyimleyebileceği anlamına geliyor.

Zeytinyağı

ihracatında

yüzde 450’lik

rekor artış

Türkiye zeytinyağı ihracatında yüzde

450’lik rekor artış başarısı yakaladı.

2016-17 sezonun ilk 5,5 aylık döneminde

Türkiye’nin zeytinyağı ihracatı yüzde

450’lik artışla 23,6 bin tona ulaştı.

Zeytinyağı ihracatından Türkiye’nin

döviz geliri ise 85 milyon ABD doları

oldu. 2016/17 sezonunun geride kalan

diliminde ise Türkiye’nin sofralık zeytin

ihracatı 36 bin ton karşılığı 68 milyon

dolar olarak kayıtlara geçti.


Fora Zeytin yerel zincirlerle

buluştu

Türkiye’nin önde gelen zeytin üreticilerinden Fora Zeytin, Yerel Zincirler

Buluşuyor 2017 Konferansı ve Fuarı Destek Sponsorları arasında

yerini aldı. Perakendeciler ile tedarikçi ve üreticileri bir araya getiren

organizasyonda, Fora Zeytin kaliteli, sağlıklı ve lezzetli ürün yelpazeleri

ile yoğun ilgi gördü. Müşteri sadakati yaratma ve üstün hizmet anlayışı

gibi konularda farklılaşan yerel zincirlerin, üretici markalar için çok

önemli iş ortakları olduğuna inanan Fora Zeytin görücüye çıkardığı

sağlıklı, kaliteli ve lezzetli ürün yelpazesi ziyaretçilerden tam not aldı.

Gastronomi sektörü GTD ile

Turquality’i yakından tanıdı

Gastronomi Turizmi Derneği ve Ekonomi Bakanlığı işbirliği ile 14

Nisan Cuma günü Feriye Sarayı’nda sektöre yatırım olanakları ve

yurtdışında markalaşma çalışmaları hakkında detaylı bilgilendirme

yapıldı. Feriye Palace Mutfak Şefi Aydın Demir’in özel sunumlarıyla

coffee break eşliğinde gerçekleşen bu özel toplantıya GTD,

TURES, TURYİD, TAŞFED ve UFRAD üyeleri katıldı. Yurt dışında

markalaşmak isteyen yatırımcıların davet edildiği organizasyonda

Ankara Ekonomi Bakanlığı’ndan gelen Ekonomi Bakanlığı Yurt dışı

Yatırım ve Hizmetler Genel Müdürlüğü Dış Ticaret Uzmanı Pınar

Razi tüm soruları yanıtladı. Eğitimin sonunda GTD Başkanı Gürkan

Boztepe konuşmacıya plaket sundu.

Sofra Compass Group Türkiye’den

kadın istihdamına tam destek

Türkiye’nin lider toplu yemek ve destek hizmetler sağlayıcısı

Sofra / Compass Group Türkiye, geliştirdiği sosyal sorumluluk

projeleriyle meslek sahibi olmak isteyen kadınları desteklemeye

devam ediyor. Bu amaç doğrultusunda Bayrampaşa

Kaymakamlığı ve Bayrampaşa İşkur ile birlikte yürütülen ve

ihtiyaç sahibi kadınlara meslek edindirme amacıyla düzenlenen

“Aşçı Yardımcısı Yetiştirme Programı”nın ilk etabı tamamlandı.

5 ay süren eğitim süresinden sonra ilk mezunlarını veren

programın ikinci grup eğitimleri ise Nisan 2017’de başladı. İlk

etabı tamamlanan projenin sonunda sertifikalarını alan kadınların

%50’sinin ise Sofra Grubun çeşitli projelerinde işe başlamaları

hedefleniyor.

Türk tüccarlar ve kanaat

önderleri Avrupa dana eti

üretiminin sıkı kuralları takdir etti

“Avrupa’nın tadına bak” kampanyasının tamamladığı 2. yılından

sonra ankete katılanların %94’ü dana etinin satın aldığını

beyan etti, %97’si menşeine dikkat ettiğini söyledi. Son 12 ay

içerisinde anket katılımcılarının %13’ü Avrupa dana eti konusu

ile karşılaştı, %40’ı bu konunun medyada daha sık ele aldığını

fark etti. “Avrupa’nın tadına bak” adlı kampanya Avrupa Birliği

menşei olan dana etinin güvenliği, sıkı üretim standartlarını ve

lezzetini tanıtan 3 yıllık bir girişimdir. Her yıl Türk katılımcıların

grubu üzerinde yapılan anketler, organizatörlerin sadece kendi

faaliyetlerin etkinliğini ölçmeye imkan tanımaz, aynı zamanda

bir sonraki faaliyetleri planlanmakta önemli bir belirleyicidir.


hotel restaurant

96 & hi-tech

gastro aktüel

Enginarın en lezzetli hali

Grand Hyatt’ta

Grand Hyatt Istanbul, damak tadı düşkünlerini ilkbaharın lezzet ve

sağlık deposu enginar ile buluşturacak. 1- 25 Mayıs tarihlerinde

enginarın her türlü çeşidi Grand Hyatt’ın deneyimli ustalarının

yorumuyla sunulacak. Dere otlu levrek tartar ile sunulan rezeneli

enginar çorbası ile başlayacağınız menüde, mini enginar konfit ve

porçini turşusu salatası, zeytin yağlı enginar dolması, demi glace sos

ile servis edilen enginar püresi üzerinde kuzu konfit, parmesan köpüğü

ile enginarlı risotto yer alıyor. Son olarak ise hem sağlıklı hem de keyifli

bir dağ meyvalı enginar tatlısı sizlere eşlik ediyor.

Hilton İstanbul Kozyatağı’nda

Nostaljik Ramazan ziyafetleri

Hilton İstanbul Kozyatağı, Ramazan ayı boyunca Brasserie

Restaurant’ta misafirlerine zengin menüsü, geleneksel tatları ve

canlı fasıl ile nostaljik bir ramazan yaşatacak. Açık büfe olarak

hazırlanan Ramazan menüsünde, Türk mutfağının vazgeçilmez

iftariyelikleri, zeytinyağlılar, yöresel yemekler ve çok geniş bir tatlı

büfesi yer alacak. Büfede, Güneydoğu Birecik Usulü Tereyağlı Yeşil

Mercimek Çorbası, Karadeniz Usulü Vişneli Pazı Sarması, Konya

usulü Kıymalı Gül Böreği, Osmanlı Saray Usulü Erikli İncik Kebabı,

Börülceli Tas Kebabı, Mevlevi Usulü Zerdeçallı Soğan Dolması gibi

farklı yörelere ait yemekler sunulacak.

Eşsiz Lezzetler Ramazan ayında

da Almira Hotel sofralarında

Göz alıcı Bursa ve Uludağ manzarasında güleryüzlü ve profesyonel ekibiyle

tasavvuf müziği eşliğinde verilecek iftar yemeklerinde Almira Hotel, Alluna

Havuzbaşı iftar yemeklerinin vazgeçilmezi olacak. Eşsiz lezzetleri, kusursuz

hizmet anlayışıyla iftar sofralarında sunacaklarını belirten Almira Hotel

Kurumsal İletişim Müdürü Şeyda Bilgin Mutfak Şefi Necmettin Baştürk ve

ekibinin hazırladığı İftar Sofralarının vazgeçilmezi zengin iftariyelikler, farklı

yörelere ait çorbalar, ara sıcaklar ve birbirinden lezzetli Türk & Osmanlı

Saray Mutfağına ait Patlıcanlı İslim Kebabı, Keşkekli Mürdüm Erikli Dana

Buğu Kebap, Dana Tandır İç Pilav ile, Pazılı Kuzu Kapama, Kuzu Sahan

Külbastı, Osmanlı Usulü Kebap, Saray Usulü Mutancana, Hünkar Beğendi

Kebap, Patlıcan Kebap, Terkib-i Çeşidiyye gibi en seçkin ana yemeklerin

ardından sunulacak meyve, tatlı ve dondurma çeşitlerinden oluşan zengin

açık büfesi ve sonrasında yudumlayacağınız demleme çay ya da kahve ile

yorgunluğunuzu unutup ramazan ayının keyfini yaşayacaksınız.

Tadı damakta, lezzeti hafızada kalan tatlı

Cotyora

Yaşadığımız dönemde yemek seçeneklerimiz sınırsız. Özellikle

büyük kentlerde yaşayanların özlemini çektiği şeylerin başında

şüphesiz ki yöresel lezzetler geliyor. Ordu’nun tarihteki eski adı

olan ‘Cotyora’ ise aynı zamanda eşsiz bir tatlının da ismi. İsminin

gelenekselliğini, lezzetine de yansıtan Cotyora tatlısı, kuru yufka,

pekmez, kıyılmış fındık ile hazırlanıyor. Tatlandırmak için şeker

yerine pekmezin kullanıldığı Cotyora tatlısı, Nelipide Gurme

mutfaklarında özenle hazırlanıp, bal ve kaymakla sunuluyor.

Lezzetinin yanı sıra görselliğiyle de hafızalarda yer edinen

Cotyora tatlısı, Nelipide’nin Ramazan lezzetlerinin ardından eşsiz

bir tatlı seçeneği olarak tatlı severlerle buluşuyor.


Mübadil Lezzetler-Didim

okuyucuyla buluştu

1923-1930 arasında yaşanan “Halkların Mübadelesi” sürecinde, Balkanların

çeşitli bölgelerinden gelip özellikle Didim ve civarına yerleşen mübadillerin,

bölgeye beraberlerinde getirdikleri yemek kültürünü, 2. ve 3. kuşak

temsilcilerinin ağızlarından aktaran hikayelerin anlatıldığı “Mübadil

Lezzetler-Didim” çıktı. Yaklaşık 8 ay süren saha çalışmasıyla Didim’in çeşitli

bölgelerinde, yöre insanıyla vakit geçiren, bir sözlü tarih çalışması yaparak anıların

içinden tarifleri çıkaran Gastronomi Yazarı Bikem Öğünç ile Seyahat Fotoğrafçısı Zeynep

Seda Çakır’ın ortak çalışması olan Mübadil Lezzetler Didim kitabında, doğal ortamlarında

fotoğraflanmış 60 özel tarif yer alıyor. Didim ve civarında yaşayan mübadillerin, pek çoğu yıllardır

yapılamayan yemek tariflerinin yanı sıra kitapta, Ege Bölgesi’ne has otlarla hazırlanan çeşitli tarifler de

bulunuyor. Okuyucusuyla buluşan bu çok özel kitap, Vegan yemek kültürüne uygun reçeteleriyle de ses getirmeye

hazırlanıyor.

Ramazanın tadı Eser Premium Hotel’de

bir başkadır!

Ramazan ayı boyunca Eser Premium Hotel, konsept restoranı La’Sera

Restaurant’ta, sayıca çok olan misafirlerin ağırlandığı Gala Salonunda ve

lobi katındaki restaurantta geleneksel Ramazan sofraları hazırlıyor. Bu yıl

iftar sofralarına canlı fasıl müziği de eşlik ediyor. Ödüllü şefler tarafından

hazırlanan Türk mutfağının geleneksel yemeklerinden, yaz mevsimine uygun,

hafif ve ferahlatıcı alternatiflere kadar geniş bir yelpazeyle açılan açık büfe

iftar menüleri tam da Ramazan tadında. La’Sera Restaurant’ın açık büfe

mutfağında, Ramazan’ın sembol lezzetleri pide ve güllaç başta olmak üzere,

zeytinyağlılardan et yemeklerine; ev yapımı Osmanlı usulü şerbetli meşrubatlar

ve şerbetli tatlılardan mevsim meyvelerine kadar elli çeşidi aşan bir ikramlıklar

sunuluyor.

Olivtech

Zeytin ve

Zeytinyağı

Fuarı

tüketimi

artıracak!

Özerkan: “İş modelimizle bir yarış başlattık”

Metro Toptancı Market Türkiye Genel Müdürü Kubilay Özerkan, Ankara’da

düzenlenen Coğrafi İşaretli Ürünler Zirvesi’ne katılarak, “Bir Baş Sarımsak ile

Coğrafi İşaretli Ürünlere Baş Koymak” başlıklı bir konuşma yaptı. “Biz bu işlere

moda diye girmedik” diyen Özerkan, “Coğrafi İşaretli Ürünler, kırsal kalkınma,

bioçeşitliliğin korunması ve gıda güvenliği açısından çok önemli. Binlerce yıldır

rafineleşmiş, kökleri bu topraklarda olan Taşköprü sarımsağının yanlış olması

ihtimali, önümüzdeki 50 yılda onun sağlığımıza zararlı olduğunun keşfedilmesi

ihtimali yüzde kaç? İşte Taşköprü sarımsağının bize zararlı olduğu gün, büyük

ihtimalle biz bozulmuşuz demektir. Biz Metro olarak bu düşüncelerle Coğrafi

İşaretli ürünleri ve aynı zamanda Gıda Atık ve Kayıp Projelerimizi bir iş modeli,

stratejik bir yaklaşım olarak belirledik. Bu konuda yaptıklarımızla aslında bir yarış

başlattık, hiç kimsenin dışında kalamayacağı bir yarış” dedi.

Ege Zeytin ve Zeytinyağı İhracatçıları

Birliği Yönetim Kurulu Başkanı Davut Er,

Türkiye’nin ilk zeytin ve zeytinyağı fuarı

olan, Olivtech 2017- 7. Zeytin, Zeytinyağı ve

Teknolojileri Fuarı’nın, Türkiye’de zeytin

ve zeytinyağı tüketiminin artırılmasına

katkı sağlayacağını belirtti. Türkiye’de

kişi başı zeytinyağı tüketiminin 1-1,5 kg.

arasında olduğunu hatırlatan Er, zeytinyağı

tüketiminde sektörün ortak hedefinin ilk

etapta 3-5 kg. olduğunu, bu hedefe giden

yolda Olivtech Fuarı’nın çok önemli bir

kilometre taşı olduğunu ifade etti.


98

hotel restaurant

& hi-tech

gastro aktüel

‘Ice Dream’

Rüya gibi yeni dondurma çeşitleriyle sezona hazır

Premium dondurma markası ‘Ice Dream’, ev dışı tüketim noktalarında iş

ortaklarına yeni sezona özel rüya gibi bir dondurma serisi sunuyor.

Ev dışı tüketim noktalarında premium

dondurma tarzına keyifli bir yorum

katan Ice Dream, 2017 sezonuna

iddialı giriyor. Artizan İtalyan dondurması

formundaki Ice Dream, sıcak yaz

günlerinde yepyeni bir ‘bir dondurma

rüyası’ serisi sunuyor.

Ice Dream, Golf Dondurma ailesinin

premium dondurma kategorisindeki

en yeni, en renkli ve en geniş çeşide

sahip üyesi olarak dikkat çekiyor. 2017

sezonuna özel rüya gibi dondurma

serisinde birbirinden lezzetli 26 çeşit

dondurma bulunuyor.

2017 yazına özel ‘Bir Dondurma

Rüyası’ serisi

Ice Dream’in sunduğu dondurma

rüyasına bu yıl yeni lezzetler olarak,

meyveseverler için kayısılı, tatlıseverler

Enfes Belçika

çikolatasıyla

çikolata lezzeti

yenilenen Ice

Dream Belçika

Çikolatalı da bu

yıl yine en çok

tercih edilen

olmaya aday…

için çilekli cheescakeli, sağlıklı yaşam

trendini benimseyenler için chia tohumlu

& hindistan cevizli ve çocuklar için çok

sevdikleri bubble gum çeşitleri eklendi.

Kıvamıyla ve yapısıyla gerçek bir sorbe

egzotik mango tadı da Ice Dream ailesine

katıldı.

Yeni sezona yeni ambalaj

Ürün çeşitliliğiyle kategoriye yenilik

getirmeyi hedefleyen Ice Dream, hem

ürünlerin tazeliğini korumak hem de

dondurma reyonlarında daha çok ürün

sergileyebilme şansını sunabilmek için

5,5 lt’nin yanı sıra 2,6 lt’lik yeni ambalajını

da yeni sezon için iş ortaklarına sunuyor.

Yeni sezona iddialı giriş için Ice Dream,

premium dolap, pos desteğiyle birlikte

özel dekorlu, soslu, garnitürlü premium

dondurma serisiyle müşterilerinin

vazgeçilmezi olmayı hedefliyor.


hotel restaurant

100 & hi-tech

hijyen

Öztiryakiler

Temizlik ve Hijyen

Ekipmanları’ndan

Hijyene davet var!

Endüstriyel mutfak sektöründe tecrübesi ile öncü olan Öztiryakiler, endüstriyel

mutfak gereçlerinin temizliği, bakımı ve kullanıcısının sağlık ve hijyeni için

Öztiryakiler Temizlik ve Hijyen Ekipmanlarını fabrika satış mağazaları ve yetkili

bayileri aracılığı ile piyasaya sunmaya devam ediyor.

İçinde bulaşık makinesi deterjanından

kireç sökücüye, ızgara ve fırın

temizleyiciden sıvı el sabununa

kadar pek çok temizlik ve hijyen ürünü

bulunan Öztiryakiler Temizlik ve Hijyen

Ekipmanlarının diğer bütün ürünleri

gibi çevre dostu…Öztiryakiler Temizlik

ve Hijyen Ekipmanları ile temizlik

kimsayalları alanında yaptığımız yeni

oluşum sayesinde müşteri portföyünü

genişleten Öztiryakiler, otel, cafe,

restoran zincirleri, hastaneler, eğitim

kurumları, kamu kuruluşları, catering

firmaları ve temizlik şirketlerininde

de adını duyurmayı başardı. Temizlik

kimyasalları yaygınlaşması dışında

Hausekeeping bölümlerinde hizmet

vermektedir. Öztiryakiler Temizlik ve

Hijyen Ekipmanları, ürün portföyünde de

geniş bir alana hitap etmektedir. Ürün

portföyünde bulunan gruplar ise; Genel

temizlik ürünleri, banyo ve wc temizlik

ürünleri, zemin temizleme ve cila bakım

ürünleri, mutfak hijyen ürünleri, kişisel

temizlik ürünleri mevcuttur.

POWER T-9 ile mutfakta iziniz

kalmasın

Öztiryakiler Temizlik ve Hijyen

Ekipmanları’nın bir diğer temizlik ürünü

ise; Yeni sprey üniteli ambalajıyla satışa

sunulan Yanmış Yağ ve Fırın Temizleyici

(POWER T-9) özellikle ocak ve fırınlarda

çok başarılı sonuçlar elde edilmesine

yardımcı oluyor ve 750 ml sprey üniteli

şişesi ile kullanım kolaylığı sağlıyor.

Özellikle mutfaklara ve paslanmaz

yüzeylere ışıltı kazandıran Paslanmaz

Yüzey Parlatıcı (POWER INOX) ise

paslanmaz yüzeylerin parlaklığını

sağlamakla kalmıyor; aynı zamanda

bakımını da yapıyor.

Çevreye zararlı olmayan özel bir

ürün

POWER MATIC PRO

Yenilikçi ve teknolojik gelişmelere

açık olan yönetim kültürü ile hem

çalışanlarının sağlığı ve güvenliği

konusunda hem de çevreyle dost

bir üretim süreci konusunda birçok

firmaya örnek olan Öztiryakiler Temizlik

ve Hijyen Ekipmanları grubunda yer

alan ürünlerinden Bulaşık Makinesi

Deterjanı (POWER MATIC PRO), sert su

şartlarında donmuş yağ ve kirleri çözen,

yıkanan malzemeye zarar vermeden,

hijyen sağlar. Zararlı olmayan özel bir

ürün. Su sertliğinde kaynaklanan zararlı

etkileri yok eden, kireç birikimini de

önleyen bu ürün, geri dönüşümlü plastik

ambalajlarda satışa sunuluyor. Bulaşık

Makinesi Parlatıcısı (POWER RİNSE

PRO) ise etkili çalışıyor ve yıkanan cam,

metal, porselen malzemelerin yüzeyinde

deterjan kalıntısı kalması önlenerek,

ürünlerin makineden leke ve çiziklere

neden olmadan kuru ve parlak çıkmaları

sağlanıyor.


hotel restaurant

102 & hi-tech hijyen

Electrolux Profesyonel’in

yeni Konveyörlü Tip Bulaşık Makinesi,

yüksek verimlilik & çok daha

fazla tasarruf imkanı sunuyor

Electrolux Profesyonel, yüksek verimlilik, yüksek performans ve tam rahatlık sağlamak için

yiyecek-içecek hizmeti sunan çeşitli firmalara yardımcı olabilecek, green&clean Konveyörlü Tip

Bulaşık Makinesini piyasaya sürdü. Çok sayıda yenilikçi özelliği nedeniyle kullanıcılar, bu yeni

ürüne işletmelerinin vazgeçilmezi olacak kadar güvenebilirler.

Bir basket dolusu bulaşığı sadece

bir bardak su ile temizleyebilen

green&clean Konveyörlü Tip Bulaşık

Makinesi, pazardaki en düşük çalışma

maliyetine sahiptir. Rakip modellere göre

%63 daha az suya, %34 daha az enerjiye,

%62 daha az deterjana ve parlatıcıya

gereksinim duyan yeni konveyörlü bulaşık

makinesi, yılda 3.240’ya* kadar tasarruf

etmenizi sağlayabilir.

Sınıfnda en güvenilir

Electrolux, green&clean Konveyörlü

Tip Bulaşık Makinesinin kolayca

kullanılabilmesini ve daha da kolay

bakım yapılabilmesini sağlamak için

çok çalışmıştır. Makinenin isteğe göre

uyarlanabilen dokunmatik arayüzünün,

kullanıcıyı yönlendiren basit grafiklere

sahip olmasının yanı sıra; teknik

anlamdaki gelişmeler sayesinde de

makine, sınıfındaki en iyi güvenilirliğe

sahiptir. Otomatik yedekleme modu bu

saydıklarımızın anahtarıdır; kullanıcıların

servise ihtiyaç duyduğu zamanlarda dahi,

bulaşık makinesinin çalışacağı konusunda

içlerinin rahat olmasını sağlar.

Çevre dostu

Adına yakışır şekilde green&clean

Konveyörlü Tip Bulaşık Makinesi,

Electrolux’ün bugüne kadarki en çevre

dostu bulaşık makinesidir. Pazardaki CO2

ısı pompalı tek Konveyörlü Tip Bulaşık

Makinesi olarak, green&clean Doğal

Havalandırmasız özelliğine sahiptir –

emisyonu önemli ölçüde azaltarak mutfak

personeline maksimum düzeyde konfor

sağlar. Electrolux Profesyonel Bulaşık

Makinesi Kategori Müdürü Riccardo

Marzapani şunları söylemiştir: “Yeni CO2

ısı pompası ile CO2 emisyonlarını önemli

ölçüde düşürdük. Böylece hem daha

iyi ve daha konforlu bir çalışma ortamı

oluşturmayı başardık, hem de çevreyi

büyük ölçüde koruyarak, 2020 yılına kadar

CO2 emisyonlarını %50 oranında azaltma

hedefimiz olan, Electrolux Grubu’nun

gerçekleştirmeyi en çok istediği

sürdürülebilirlik hedeflerinden birine

katkı sağlamış olduk.”

Maliyetlerdeki düşüş, IMQ, INTERTEK,

ENERGY STAR akrediteli Electrolux

Profesyonel Laboratuvarları tarafından

hesaplanmıştır. Karşılaştırma

green&clean Konveyörlü Tip Bulaşık

Makinesi ile eşdeğer özelliklere sahip

diğer bir makine arasında, saatte 300 lt su

kullanılarak, 10 °C giriş durulama suyu ile

50 °C yıkama suyu sıcaklığında 360 günlük

bir süreçte günde 2 vardiya ile çalışarak

1000 adet yemek çıkartan bir personel

yemekhanesinde gerçekleştirilmiştir.


Profesyoneller için uzaktan

hijyen eğitimleri başlıyor

İşletmelerin hijyen çözüm ortağı Eczacıbaşı Profesyonel, EP Akademi bünyesinde

verdiği danışmanlık hizmetine internet üzerinden erişilebilen

“Uzaktan Eğitim Programı”nı ekledi.

Eczacıbaşı Profesyonel’in bünyesinde

bulunan EP Akademi, “Uzaktan

Eğitim Programı” ile eğitimlerini

dijital platforma taşıdı.

Çalışanlara uzmanlık katarken,

işletmelerde verim sağlanıyor

Eczacıbaşı Profesyonel Uzaktan Eğitim

Programı; sektör profesyonellerinin

ihtiyaçlarına uygun eğitim modülleri

ile sektör çalışanlarına sürekli mesleki

gelişim fırsatı sunuyor. Ayrıca, temizlik

ve hijyen konularında verdiği temel

bilgiler ve standartlar ile işletmelere

hız ve maliyet tasarrufu sağlaması

planlanıyor. Portalda, kimyasalların

güvenli kullanımı, suyun önemi gibi

profesyonel temizlik sektöründe çalışan

herkesin bilmesi gereken temel konuları

içeren Temel Bilgiler başlığı yer alıyor.

Yüzey Hijyeni başlığı altında, başlıca

yüzey ve zemin çeşitleri, yüzeylerin

temizliği ve bakımında kullanılabilecek

ürün tipleri, oda ve saniter alan temizliği

gibi konular bulunuyor. Mutfak Hijyeni

ve Çamaşır Hijyeni başlığı altında ise

endüstriyel mutfak ve çamaşırhanelerde

kontrollü hijyenin sağlanması için dikkat

edilmesi gereken hususlar yer alıyor.

Eğitim sonrası katılımcılara kazandıkları

bilgileri kolaylıkla test etme imkanı sunan

portal, geniş içeriği ile ihtiyacın dışındaki

konularda da uzmanların bilgi edinmesini

sağlıyor.

Her zaman ve her yerde eğitime

erişim fırsatı

Eczacıbaşı Profesyonel Uzaktan

Eğitim Programından; ev dışında

faaliyet gösteren otel, restoran, yemek

şirketi, alışveriş merkezi, hastane,

okul, çamaşırhane gibi profesyonel

işletmelerde, temizlik ve hijyen

standartlarının sağlanmasından sorumlu

tüm sektör çalışanları yararlanabiliyor.

Eczacıbaşı Profesyonel Uzaktan Eğitim

Programına erişim için bir bilgisayar,

tablet ya da mobil cihazın olması yeterli

oluyor. www.epakademi.com web sitesi

üzerinden sisteme kayıt olarak kolaylıkla

ulaşılabilen Eczacıbaşı Profesyonel

Uzaktan Eğitim Programında, çalışma

alanına yönelik olarak belirlenen

eğitim modüllerinin ve içeriklerin

sistemde belirtilen zaman aralığında

tamamlanması gerekiyor. Sisteme kayıt

olunduktan sonra modüller ve içerikler

istenilen zaman ve yerde mobil cihazlar

üzerinden görüntülenebiliyor.

Maratem’den cilde dost

ürünler

Endüstriyel temizlik ürünlerinin

öncü markası Maratem,

yeni hassas ciltler serisi ile

işletmelerin konfor anlayışını

değiştiriyor. Portföyünde

bulunan sıvı sabun, köpük el

yıkama ürünü, şampuan ve duş

jeli ile Maratem Hassas Ciltler

Serisi, işletmeleri ayrıcalıklı

ürünler ile buluşturuyor.

Hassas cilt tiplerine uygun seri,

yumuşak formülü sayesinde

hassas ciltleri nemlendirerek

temizliyor, hoş kokusuyla

ferahlık veriyor.


104

hotel restaurant

& hi-tech

hotel project

Ramada Encore Gebze’nin mutfaklarında

KM Kayalar Mutfak imzası var

Bu yıl İzmit-Gebze Organize Sanayi

Bölgesi’nde kapılarını açan Ramada

Encore Gebze, otel mutfak ve

ekipman tercihini endüstriyel mutfak

sektörünün güçlü tedarik firmalarından

KM Kayalar Mutfak’tan yana kullandı.

Projenin detaylarını ve KM Kayalar

Mutfak’ın üretim, projelendirme, satış

faaliyetlerini firma Yönetim Kurulu

Başkan Yardımcısı Nuray Kaya şöyle

anlattı:

Kaya: “Her yeni proje bizim için

yeni ve heyecanlı bir başlangıç”

Ramada Encore Gebze Oteli’nde teklif

aşamasından proje ve uygulama

aşamasına kadar aynı hislerle çalışıldığını

söyleyen Nuray Kaya, “Otel mutfakları

her zaman zorlu projeler. Müşterilerin

şeflerden beklentisi büyük, şeflerin de

doğal olarak bizlerden ve ürettiğimiz

ekipmanlardan beklentisi büyük oluyor.

Biz öncelikle danışmanlık hizmeti

veriyoruz. Müşteriler bize farklı taleplerle

gelseler bile onları doğru ekipmanlara

yönlendirmek çok önemli. Bu da

tecrübeyle mümkün.” dedi.

KM Kayalar Mutfak olarak ürün satan

bir tedarikçiden çok, müşterilerin çözüm

ortağı olma felsefesini benimsediklerini

anlatan Kaya, “Dolayısı ile müşterilerimiz

ile normalden daha iç içe ve yakın bir ilişki

içerisindeyiz.” diye de ekledi.

• KMLX-2

• KMLX-1


“Biz sadece ürün değil, güvence

de veriyoruz”

“Müşterilerimiz bizden sadece

ürünlerimizi değil aynı zamanda

KMkayalar Mutfak güvencesini

de alıyor.” diyerek kuruluşun

çalışma prensiplerini anlatan Kaya,

“1956 yılından beri, ailemizin iki

kuşağı endüstriyel mutfak üretimi

gerçekleştiriyor. Bu çok önemli bir

tecrübe. Bu kadar sene bu sektörde

olmamız müşterilerimizin bize duyduğu

güvenle oldu. İster otel ister catering

firması olsun firmalar, güzel ve kaliteli

yemek hizmeti verebilmek için sorun

yaratmayan ürünler almak isterler.

Biz burada avantajlarımızı ön plana

çıkartıyoruz. Uzun süreli kullanıma

dayanıklı, kaliteli paslanmaz çelik ve

güçlü komponentler kullanarak en

verimli çalışma ortamını projelendirip,

en iyi işçilikle bu projeleri hayata

geçiriyoruz.” şeklinde sözlerini

sürdürdü.

“İşin püf noktası, sürekli

yenilenebilmek”

Bu işin püf noktalarından birinin de

sürekli yenilenebilmek olduğunu

söyleyen Kaya, “Teknolojinin ve tasarım

ihtiyaçlarının gerisinde kalmamak. İşte

biz de bütün bu projeler devam ederken

bir yandan da ARGE çalışmalarımıza hız

kesmeden devam ediyoruz. Son olarak

yeni geliştirip tasarladığımız Pole Serie

900 ve 750 pişirici gruplarımız hem

teknolojisi hem de modüler tasarımı

ile özellikle otel ve restoran grubu

müşterilerimizin beğenisini kazandı. Bu

seri ile bu sektöre yeni bir bakış açısı

kazandırdığımızı düşünüyoruz. Gerek

enerji tasarrufu ve verimlilik, gerek

hijyen kuralları gibi tüm detaylar

üzerinde iyileştirmeler yapıldı. Aynı

zamanda her mutfağa uyumlu olması

amacı ile modüler ve yuvarlatılmış

kutuplar Pole Serie pişiricilerimizin

tamamlayıcısı oldu. Hem verimli hem de

tasarımı ve ergonomisi ile de oldukça

dikkat çekici bir pişirme grubunu

müşterilerimize sunma imkanı bulduk.​

” dedi.

Executive Şef Mustafa Özerman:

“KM Kayalar Mutfak’ın

ürünlerinden istediğimiz

performansı alıyoruz”

Ramada Encore Gebze mutfağında

KMkayalar Mutfak’ın ürünlerini kullanmaktan

memmuniyet duyduklarını anlatan Executive

Şef Mustafa Özerman firma ürünleri

hakkındaki görüşlerini şöyle paylaştı:

“Biz otel mutfaklarımızda gerek işlevselliği

gerek teknolojik alt yapısı gerekse estetik

tasarımları sebebi ile KM Kayalar Mutfak’ın

ürün ve ekipmanlarını tercih ettik.

Bunun içinde tenceresinden tavasına, tost

makinnasından salamandrasına, pizza

fırınından konvansiyonel fırınına, led ışıklı

büfe mobilyalarından +5 soğuk dolabına kadar

her türlü ürün ve donanım mevcut.

Kalitesi defalarca kanıtlanmış olan

firmanın araç ve gereçlerinden tüm mutfak

ekibi olarak çok memnunuz. Elektronik

eşyalarının sorunsuz çalışması işimizi

daha da kolaylaştırıyor. Bu sayede servis

saatlerimizde hiçbir sorun çıkmadan keyifle

misafirlerimize yemeklerimizi sunabiliyoruz.

KMkayalar Mutfak’ı geniş servis ağıyla tercih

edenlere şimdiden hayırlı olsun diliyorum.”


hotel restaurant

106 & hi-tech

fuar

Solarex

İstanbul

Fuarı

başarıyla

sonuçlandı

Voli Fuar Yönetim

Kurulu Başkan Vekili

Mustafa Atik

Solarex İstanbul Uluslararası

Güneş Enerjisi ve

Teknolojileri Fuarı, 160’i yurt

içi 42’si yurt dışı olmak üzere

toplamda 202 katılımcının

iştiraki ve toplam 20.158

ziyaretçinin katılımı ile başarı

ile sonuçlandı.

Konusunda Türkiye’nin ilk ve tek ihtisas fuarı olan Solarex

İstanbul Uluslararası Güneş Enerjisi ve Teknolojileri

Fuarı, 6 – 8 Nisan 2017 tarihleri arasında, İstanbul Fuar

Merkezi’nde düzenlendi. 160’i yurt içi 42’si yurt dışı olmak

üzere toplamda 202 katılımcının iştirak ettiği ve toplam 20.158

ziyaretçinin takip ettiği profesyonellerin buluştuğu bir arena

olan fuarın açılışı, Voli Fuar Yönetim Kurulu Başkan Vekili

Mustafa Atik, Gensed Başkanı Prof. Dr. Şener Oktik, Günder

Başkan Yardımcısı Nadim Ekiz ve AKP İstanbul 3. Bölge

(Bakırköy) Milletvekili Halis Dalkılıç tarafından yapıldı. Açılış

konuşmalarının ardından kurdele keserek fuarı açan yetkililer,

katılımcılarımızı stantlarında ziyaret ettiler.


Üreticiler, tüketiciler, satın almacılar,

uygulamacılar, yurt içi ve yurt dışı temsilcileri

olmak üzere sektörün tüm bileşenleri Solarex

İstanbul Fuarı’nda bir araya geldi.

Sektörün buluşma noktası oldu

Türkiye; hızla artan nüfusu, avantajlı coğrafyası, avantajlı

coğrafyanın ihracata katkıları ile dünya çapındaki gelişimini

sürdürüyor. Ülkemizde harekete geçen en önemli sektörlerden

biri de hiç kuşkusuz, güneş enerjisi sektörü… Son yıllarda

güneş enerjisi sektöründe yaşanan gelişmeler, yenilikler ve

sektörün örnek dayanışması, güneş enerjisi sektörünü olumlu

yönde etkileyen diğer faktörler oldu.

Türkiye’de faaliyet gösteren güneş enerjisi üreticilerinin

kalitelerini artırma, marka olma, yeni pazarlarla tanışma

isteği ve Voli Fuar’ın spesifik fuarlardaki başarıları, sektörün

fuarı sahiplenmesinde büyük rol oynamış ve fuar başarı ile

gerçekleştirilmiştir. Üreticiler, tüketiciler, satın almacılar,

uygulamacılar, yurt içi ve yurt dışı temsilcileri olmak üzere

sektörün tüm bileşenleri Güneş Enerjisi Fuarı’nda bir araya

geldi.


108

hotel restaurant

& hi-tech

yeni mekan

Fotoğraflar: Ümit Başer Alkaç

Arnavutköy’de

kahvenin

‘en misss’ durağı

Curtis İstanbul

Şubat 2017 itibari ile Arnavutköy’de

kapılarını açan Curtis İstanbul,

daha üç ay bile geçmeden kendi

müdavimlerini yarattı. Mekanın Danışman

Baristası Aykut Efruz ile yaptığımız

keyifli çekim esnasında aynı zamanda

bir araya geldiğimiz Curtis İstanbul’un

ortaklarından Devrim Kartal ile de

mekanı yakından tanıma fırsatı bulduk.

İlk olarak mekanı tanıtmak isterim.

Üç katlı, teraslı

Üç ortaklı bir işletme olan Curtis

İstanbul’un mimari olarak üç kat ve

terastan oluşan bir yapıda hizmet

verdiğini söyleyen Devrim Kartal, mekana

dair şu bilgileri verdi: “Curtis’in giriş

katı açık mutfak, cafe ve bistro şeklinde

hizmet veriyor. Birinci katımızda fine

dining restoranımızla misafirlerimizi

ağırlıyoruz. Hafta sonları masa örtülerini

serdiğimiz diğer zamanlarda da restoran

olarak kullandığımız bir bölüm orası.

Onun dışında yukarıda bir bar ve

teras alanımız var. Orada da insanlar

yemek sonrası hoşça sohbet edip,

hafta sonları DJ performans eşliğinde

eğlenebiliyorlar.”

“Yemek konusunda iddialıyız”

Curtis’in mutfak ekibinin tamamı Mutfak

Sanatları Akademisi mezunlarından

kurulmuş. Şef Ahmet Kantarcı

önderliğinde Selçuk Karaçam ve

Elçin Şire tarafından yürütülen Curtis

mutfağının yemekleriyle çok kısa bir

zamanda olsa iddiasını ortaya koyduğunu

dile getiren Kartal, “Yemek konusunda

çok iddialıyız. Mutfak olarak Türk füzyon

mutfağı yapıyoruz. Bilindik yöntemlerin

aksine geleneksel yöntemlerle yemekleri

füzyonluyoruz. Misal, kaburgayı rosto

usulü pişiriyoruz. Altını keşkekle

doldurup geleneksel Türk mutfağına

uygun bir şekilde servis ediyoruz.

Müşterilerimizden aldığım tepkiler çok


İşini iyi bilen bir baristanın

her türlü kahveyi en güzel

şekilde çıkaracağını iddia

eden Aykut Efruz’a göre

değirmen ayarı, espresso

makinesinin ayarı ve

baristanın el ayarı iyi

bir kahve yapmanın püf

noktaları arasında geliyor.

olumlu. Hatta hafta sonlarımız dolu

geçiyor, oturacak yer bulamıyorlar.”

dedi.

Enfes kahve menüsü

Gelelim, Curtis İstanbul’un Danışman

Baristası Aykut Efruz tarafından

hazırlanan ve bizim de bugün çekim

konumuz olan kahve menüsüne…

Lavazza’da baristalık mesleğine

ilk adımı atan Aykut Efruz, 2015

yılından bu yana Esperanza ve

Intercoff bünyesinde danışmanlık

hizmeti veriyor. Genç barista bugün

bizim için yazın en trend soğuk ve

sıcak kahvelerini hazırladı. Kahve

menüsünde hangi tatlar mı var,

kendisinden dinleyelim:

“Bugün öncelik olarak sıcak klasik

İtalyan kahvelerden hazırladım. Latte

ile başladık. Macchiato espresso

polarak devam ettik. Ardından dış

mekanda soğuk kahvelerimize

yer verdik. Klasikler arasında

diyebileceğimiz ice latte vardı bunların

arasında. Afakado hazırladık. Hemen

arkasından da espresso milk shake’i

üzerine ılık süt kreması ekleyerek

farklı bir tatla yakalamaya çalıştık.”

Bu yazın trendleri arasında

matcha latte, espressolu ve

oreo’lu milkshake var

Bu yazın trend kahveleri arasında neler

var, merak ediyor musunuz? O halde

Curtis İstanbul’un genç ve deneyimli

baristasına kulak verelim. “Bu

aylarda ön plana çıkan Matcha Latte

çok popüler. Yeşil çayla yapılıyor. Şu


hotel restaurant

110 & hi-tech

yeni mekan

andan trend olmuş gibi görünüyor.

Özellikle Milkshake ürünleri çok

beğeniliyor, bugün yaptığımız

espressolu milkshake mesela.

Onun haricinde oreo’lu milkshake

var. O da yazın bir hayli tüketilecek

gibi görünüyor.”

“Kahve makinesinde en üst

teknolojileri kullanıyoruz”

Peki genç barista Curtis’te iyi

bir kahve yapmak için hangi

makineleri tercih ediyor?

“Burada cihaz olarak iki gruplu

espresso makinesi kullanıyoruz.

Onun dışında bir on demand

değirmen kullanarak dozaj

ayarını her seferinde aynı dozajda

verebiliyoruz. Tam otomatik

dozaj ayarlı bir makinedir.

Cunill değirmen kullanıyoruz.

Bunların dışında filtre kahve

makinesi olarak Cafe Dio

Filtrö modeli kullanıyoruz. İki

gruplu bir kahve makinesidir.

Ve bunlara ilave olarak iyi bir

arıtmadan çıkan suyumuz

espresso makinemizde dozaj

ayarlı bir şekilde bardaklara

servis ediliyor.” diyen Efruz’un kahve

tercihleri arasında neler var? Şöyle

devam ediyor:

“Ürün kalitesi olarak tamamen kendi

segmentinde üst sıralarda olan bir

ürün. Silvestre’nin Forte modeli

yüzde 30 Robusta yüzde 70 Arabica

bulundurmakta. Arabica olarak ise

yüzde 70’inde Guetemala ve Brezilya

kullanıyoruz. Robusta olarak da Meksika

Robusta kullanıyoruz. Çünkü Meksika

Robusta, kulvarında gerçekten çok üst

seviyede olan bir çekirdek. Harmanı

bu şekilde İspanya’daki fabrikasında

harmanlanıyor ve paketleniyor.

Ürünlerimiz ağırlıklı olarak paketlenme

tarihinden tazeliğini kaybetmeden bir ay

içinde geliyor.”


112

hotel restaurant

& hi-tech

yeni mekan

Nİşantaşı’nın yıldızlar

altındakİ yenİ meyhanesİ

ABDİ Anason

İşletmeciliğini ünlü manken Ebru Ürün’ün üstlendiği ABDİ Anason Meyhane,

Nişantaşı’nda kapılarını açtı.


Türkiye’nin en iyi şefileri tarafından

hazırlanan mezeler ve mekanın

en keyifli Türkçe parçaları ile

misafirler tarafından şimdiden övgü

dolu geri bildirimler alan ABDİ Anason

Meyhane’de menü içerisinde yer alan

tüm alternatifler, meyhanenin kendi

mutfağında özenle seçilerek bir araya

getirdiği günlük ve taze ürünlerden

oluşuyor. Öne çıkan lezzetler arasında

Fırında Pancar, Baby Ahtapot Yahni,

Yunan Kalamar, Kayoco Tavuk ve Deniz

Kızı yer alıyor.

İşletmesi Ebru Ürün’e ait

Mekanın işletmeciliğini ise ünlü manken

Ebru Ürün üstleniyor. Bir zamanlar ABDİ

Anason Meyhane’nin müdavimlerinden

olduğunu dile getiren Ebru Ürün;

“Mekanı keşke ben işletsem dediğim bir

anda mekanın sahibi Gökhan Oskay’dan

gelen teklif ile çalışmaya başladım.”

dedi. Ürün sözlerine; “Burası insanın

evi gibi. Misafirlerimizi ve dostlarımızı

burada biraraya getirmek hoşumuza

gidiyor. Önümüzdeki günler de ise

gerçekleştireceğimiz sürpriz etkinlikler

ile de onlara hem meyhane kültürünü

yaşatmaya devam edeceğiz hem de

İstanbul’un tam ortasında, Nişantaşı’nda,

gözlerden uzak keyifle ve sohbetle dolu

zamanlar geçirteceğiz.”

Sebzelerin, baharatların,

aromaların Türk ve Yunan

tarifleriyle harmanlandığı

mutfağı ile ABDİ Anason

Meyhane, şehrin tam

merkezi Nişantaşın’da doğal

yeşillikler içerisinde gizli

bir bahçe. Pek çok baştan

çıkarıcı lezzetin yer aldığı

ABDİ Anason Meyhane,

menüsünde yer alan farklı

lezzetleri ile oldukça iddialı.

ABDİ Anason Meyhane,

farklı damak tatlarına

hitap eden lezzetleri ve

evinizin rahatlığında

hissedebileceğiniz

ortamıyla, bu yeni konsepti

denemeniz için İstanbullu

lezzet severleri mekanına

bekliyor.


114

hotel restaurant

& hi-tech

yeni mekan

Bazilik Grill

Restaurant’tan

Sıra dışı

steak house

konsepti

Özel yöntemlerle dinlendirilmiş

etleri, farklı sunumları ve

patentli lezzetleriyle Bazilik

Grill Etiler’de müşterilerini

ağırlamaya başladı. “Et hiç

bu kadar lezzetli olmamıştı”

sloganıyla fark oluşturan

mekan, lezzet avcılarının

radarına girmeye başladı.

Bazilik Grill Restaurant zengin

menüsü ve şık tasarımı ile Etiler’de

misafirlerini ağırlamaya başladı.

Bazilik sadece bir steakhouse değil, Türk

mutfağıyla Steak zevkini harmanlayan

restoranda müşteriler farklı bir deneyim

yaşayacaklar. İş yemeği, özel bir davet ya

da keyifli bir akşam yemeği arayanların

adresi olmaya aday Bazilik Steakhouse’da

patentli lezzetler ön plana çıkıyor.

Türk Mutfağında fark oluşturan

yeni bir lezzet

Osso – Koko Et Kokoreç

27 yıllık mesleki tecrübesi ile

Bazilik markasını yaratan Günaydın

Steakhouse’un eski şefi Osman Şengül,

sakatat tercih etmeyenler ve damak

tadına düşkün olanlar için Osso – Koko Et

Kokoreçi sunuyor. 2014 yılında patentini

aldığı et kokoreç ile dünyaya açılmayı

hedefleyen et ustası Şengül, et kokoreç

hazırlarken alışılmadık ve zahmetli

bir yöntem kullanıyor. Etin nasıl bu

kadar lezzetli olduğunu soranlara ise

Şengül’ün cevabı “kaliteli eti usta ellerle

buluşturuyor ve etin hakkını veriyoruz”

oluyor.


Bazilik sadece bir

steakhouse değil, Türk

mutfağıyla Steak zevkini

harmanlayan restoranda

müşteriler farklı bir

deneyim yaşayacaklar.

Etleri ıslak dinlendirme

yöntemiyle sunuyor

Hem Bazilik’teki tüm etler hem de et

kokoreç çok özel yöntemlerle hazırlanıyor.

Dry Aged uygulanmayan etler vakum

dolaplarında ıslak dinlendirme yöntemiyle

7 ila 14 gün arası dinlendiriliyor. Böylece

et saf haliyle bekletilmiş oluyor. Osman

Şengül bu yöntemle hazırlanan etlerin

yendikten sonra hiçbir rahatsızlık

vermeyeceğini söylüyor. Şengül tam

olarak sırrını açıklamasana et kokoreçin

hazırlanışıyla ilgili şu bilgileri veriyor ; “ Et

kokoreç hazırlanırken hem dana hem de

kuzu eti kullanıyoruz. İlk olarak dana sırtını

3 saat haşlıyoruz, haşlanan et, ustalarımız

tarafından liflerine ayrılıyor ve kuzu etine

sarılıyor. Tabi Bazilik’e özel baharatlarımız

da kokoreçimize ekleniyor. Osso – Koko

adını verdiğimiz et kokoreç 4-5 saat içinde

müşterilerimiz için hazır hale geliyor”

İstanbul’un göbeğindeki gizli

yeriniz

Bazilik, kışın 100 yazın ise 150 kişiyi

ağırlayabiliyor. Ama mekan tasarımı ve

istenildiği takdirde kapatılabilen özel

perdeleriyle iş toplantılarınız ve özel

davetleriniz için Bazilik müşterilerine

rahat bir ortam sağlıyor. VIP bölümünde

gözlerden uzak yemek yerken evinizin

rahatlığını aratmayacak olan Bazilik Grill

mesleğine yıllarını vermiş garson ve

şeflerle hizmet veriyor.


hotel restaurant

116 & hi-tech

yeni mekan

İSKENDER

Şimdi de

Nişantaşı’nda!..

Kökleri 1867’ye dayanan, Bursa’nın önde

gelen markalarından, İskender Efendi’nin

fikriyle doğup, gastronomi dünyasında

nam salan Tanınmış Marka İSKENDER,

benzersiz lezzet ve 150 yıllık hikayesini, yeni

adresiyle İstanbul Nişantaşı’na taşıyor.

Bursa Heykel’de, Tayyare Kültür

Merkezi yanındaki “tarihi küçük

mavi dükkân” olarak bilinen,

bölgeyi ziyaret edenlerin olmazsa olmaz

duraklarından İSKENDER, şimdi de

rotasını İstanbul’a çevirdi ve İstanbul’daki

ilk şubesini Nişantaşı Şakayık sokakta

açtı. İskender mutfaktaki hüneri kadar

her detayında yaşattığı 150 yıllık hikayesi,

İskenderoğlu Ailesinin köklü tarihi ve

dünden bugüne bu özel gastronomik

kültürü sergileyen konseptiyle de büyük

ilgi görüyor.

Markasını dedeleri

İSKENDER’den, lezzetini aile

mirasından alan kebap

Türk mutfağı dendiğinde akla ilk gelen

imza lezzetlerin başında gelen döner

kebap tadını tamamen ailenin özel

pişirme tekniklerinden ve her biri özenle

seçilen malzemelerden alıyor. Başta en

ideal ve kaliteli etler olmak üzere, döner

kebabı lezzetlendiren pide, tereyağı,

sos, yoğurt, domates ve yeşilbiber

malzemelerinin her biri özenle toplanıyor

ve hazırlanıyor. İSKENDER’in döner

kebabını yeme geleneğini tamamlayan bir

diğer eşlikçi ise kuru üzümlerden özenle

hazırlanan, Osmanlı’dan günümüze Türk

mutfağının en özel tatlarından şıra olarak

öne çıkıyor.

Mimari konsept Mahmut

Anlar’a ait

Döner kebap lezzetini günümüze büyük

özen ve titizlikle taşıyan 3. nesil Neslihan,

İlgihan ve İskender İskenderoğlu, kendi

zevklerini de yansıtan, alanında uzman,

mimarlık dünyasının fark yaratan ismi

Mahmut Anlar ile uzun süredir çalışıyor.

Bursa’daki şubeleri ile birlikte, Mahmut

Anlar’ın genç ekibiyle kurduğu yeni

şirketi GeoID’nin tasarımını ve kardeş

şirket olan Geometre’nin uygulamasını

gerçekleştirdiği İstanbul Nişantaşı

şubelerinde

de fark yarattılar.

Ünlü mimar ve ekibi, İSKENDER’in köklü

ve lezzetli hikayesinden aldığı ilhamı,

metropol yaşamı ve modern dokunuşlarla

harmanlayarak, bu kültürün dokusunu

bozmadan tüm detaylarında yansıtıyor.

Dış mekan tasarımı başta olmak üzere

ağırlıklı olarak ahşabın öne çıktığı

dekorasyonu modern aydınlatmalar ve

cam efektleri tamamlıyor. İskenderoğlu

Ailesi’nin 2. nesli Cevat İskenderoğlu’nun

yıllarca biriktirdiği nadir, el işi antika

tabak koleksiyonu da adeta birer

sanat eseri gibi duvarlarda incelikle

sergileniyor. Cam üzerine tasarlanmış

İskender’in dünden bugüne ikonik

dönemlerini, önemli anlarını fotoğraflarla

sergileyen grafik görseli incelemek

ise oldukça keyifli. Bahçe kısmı da

İskender’in ve Mahmut Anlar’ın doğaya

saygılı duruşunu sergiliyor.


118

hotel restaurant

& hi-tech

hotel-tech

Klimada Akıllı Kontrol Devri

İleri teknolojiye sahip enerji tasarruflu klimalarıyla dikkat çeken Mitsubishi Electric’in

gelişmiş kumanda teknolojisi ile klimalar üzerindeki hakimiyet artıyor.

İklimlendirme alanındaki inovatif

çözümleriyle farklılaşan teknoloji devi

Mitsubishi Electric, yeni dört yöne

üflemeli kompakt kaset tipi SLZ-KF

serisi klimalarla profesyonellere ve son

kullanıcılara birçok yenilik ve avantaj

sunuyor. Enerji verimliliği değerleri bir

önceki seriye göre yüzde 14’e varan artışa

sahip yeni SLZ-KF serisi klimalarda,

soğutma verimi A++ ve ısıtma verimi A+

sınıfına yükseltildi. Az enerji ile yüksek

verim sağlayan çevre ve kullanıcı dostu

yeni SLZ-KF serisi klimalarda, önceki

serinin 2.5kW, 3.5kW ve 5kW kapasite

seçeneklerine 6kW kapasite alternatifi de

eklendi.

Yapay zeka teknolojili klima

Mitsubishi Electric’in yeni SLZ-KF

dört yöne üflemeli kompakt kaset tipi

klimaları, yapay zeka teknolojisini klimaya

taşıyan üç boyutlu sensör teknolojisi ile

ortamda 1.856 farklı noktadan ölçüm

alıyor. Bu ölçümleri mekandaki farklı

sıcaklıklardan kaynaklanabilecek

konforsuz durumları ortadan kaldırmak

için değerlendiriyor. Ortamda bulunan

insan sayısını ve yerini tespit eden 3D

i-See Sensör teknolojisi, iklimlendirilen

havayı sadece ihtiyaç duyulan bölgeye

yönlendiriyor. Bu sayede klimanın diğer

bölgeleri iklimlendirmek için fazladan

çalışması engellenerek enerji tasarrufu

sağlanıyor. Kişilerin yerlerini algılayan

sensör teknolojisi, soğutulan ya da

ısıtılan havanın isteğe göre ortamdaki

kullanıcıların üzerine veya başka bir

yöne yönlendirilmesine imkan tanıyarak

konforu artırıyor.

Klima ortamdaki kişi sayısına

göre çalışıyor

Ortamın doluluk oranını da kontrol

edebilen 3D i-See Sensör teknolojisi

sayesinde özellikle ofisler, toplantı

odaları gibi değişken kalabalığa sahip

mekanlarda klimaların daha ekonomik

kullanılması mümkün oluyor. Sensör

zaman içerisinde mekanın maksimum

insan sayısını kaydederek kişi sayısına

göre çalışma modunu belirleyebiliyor.

Doluluk oranı yüzde 30’a düştüğünde

klimanın sıcaklık ayarı otomatik olarak

bir derece yukarı veya aşağı çekilebiliyor.

Ayrıca doluluk oranı her üç dakikada

bir kontrol edilerek odada 60 dakikadan

fazla süre içinde kimsenin bulunmaması

durumunda ayar sıcaklığı otomatik olarak

iki derece aşağı ya da yukarı alınabiliyor.

İstenildiği takdirde ise ortamda kimse


olmadığında 10 dakika ila 3 saat arasında

seçilebilecek bekleme süresi sonrasında

klima otomatik olarak kapatılabiliyor.

Üç boyutlu turbo fan ile en

düşük ses seviyesi

Mitsubishi Electric tarafından patenti

alınan çift kademeli bıçak yapısına sahip

3D turbo fan sayesinde SLZ-KF serisi

klimaların iç üniteleri, sektörde benzer

ürünler arasındaki en düşük ses seviyesi

değerlerine ulaştı.

Yeni nesil binalar için ideal

kompakt yapı

Günümüzde değişen bina tasarımları

mesafesi bulunuyor. İşte bu noktada

Mitsubishi Electric’in yeni SLZ-KF

serisi klimaları, ince gövdesi ve şık

panel yapısı sayesinde yeni nesil

binalardaki asma tavanlara ve 60x60

karolaj uygulamalarına ideal ebatlarıyla

cevap veriyor. Panel ve iç ünite toplam

yüksekliği 255 mm olan SLZ-KF serisi,

tavandan sadece 10 mm dışarıda kalan

panel tasarımı sayesinde sektördeki en

kompakt klimalar arasında yerini alıyor.

Homojen hava dağılımı

Hava atış kanallarının üstün tasarımı

ve hareket kabiliyetiyle de farklılaşan

yeni SLZ-KF serisi klimalar, yatay

hava akışı özelliği sayesinde

sağlıyor. Böylelikle kullanıcıların

hava çarpmalarına maruz kalmaları

engelleniyor ve ortamda homojen hava

dağılımı oluşturulabiliyor.

Uzaktan kumanda ile her şey

kontrol altında

Tüketici ihtiyaçları doğrultusunda

verimli çözümler sunmak için çalışan

Mitsubishi Electric, dört yöne üflemeli

kompakt kaset tipi klimaların gelişen

özelliklerini kolaylıkla kontrol etmeye

imkan tanıyan yeni bir kablosuz uzaktan

kumanda tasarladı. Ergonomik ve

fonksiyonel şekilde geliştirilen yeni

kumanda, led ekran aydınlatmasıyla

karanlık ortamlarda bile kullanıcıların

klimayı rahatlıkla kontrol etmelerini

sağlıyor. Kablosuz kumandayla cihazın

üstün hava yönlendirme özelliklerini

de kontrol edilebilen kullanıcılar,

tercihlerine uygun olarak seçebilecekleri

28 farklı komutla haftalık programlama

yapabiliyor. Kumanda üzerinden her bir

kanatçığın ayrı ayrı açık ya da kapalı olma

durumu ve üfleme açısı belirlenebiliyor.

Opsiyonel olarak sunulan kablolu

kumanda ile de yine her kanatçık için

birbirinden bağımsız direkt veya indirekt

3D i-See Sensör hava yönlendirme

fonksiyonu tanımlanabiliyor. Bu sayede

ortak alanlardaki farklı kullanım

alışkanlıklarına ve ihtiyaçlara cevap

vermek mümkün oluyor.

ve azalan kat yükseklikleri nedeniyle

mekanlarda daha düşük asma tavan

iklimlendirilen havanın tavana çok

yakın bir açıyla üflenebilmesine olanak


hotel restaurant

120 & hi-tech

hotel-tech

Turizm

profesyonelleri

“Big Data”yı

nasıl

kullanmalı?

HotelsPro, turizm profesyonellerinin müşteriye doğru şekilde dokunmalarını

sağlayacak, küresel çapta “Big Data” olarak ifade edilen “büyük veri”nin doğru ve

verimli kullanımıyla ilgili püf noktaları açıkladı.

Turizm profesyonellerinin, rekabette

bir adım öne geçerek hem

verimliliklerini hem de karlılıklarını

artırmalarını sağlayacak büyük veri

kullanımıyla ilgili dikkat etmeleri gereken

başlıca noktalar şu şekilde:

Doğru müşteriye dokunun

Teknoloji, günlük yaşamımızın

vazgeçilmez bir parçası haline

geldiğinden beri, seyahat severlerin

alışkanlıkları da kökten değişti. Küresel

çapta geride bırakılan bu verinin çapı

o kadar büyük durumda ki, otoriteler

tarafından bu durumu tanımlamak

için “Big Data” yani “büyük veri” terimi

kullanılıyor. Artık sahip oldukları büyük

veriyi yönetebilen turizm profesyonelleri,

topladıkları ve anlamlandırdıkları

verilerle doğru müşterilerinin kim

olduğunu, nelerden hoşlandıklarını, neye

tepki verdiklerini ve neler beklediklerini

daha kolay algılıyor.

Kişiye özel mesaj gönderin

Turizm profesyonelleri topladıkları veriler

içerisinden anlamlı sonuçlar çıkararak

çok farklı kazanımlar elde edebilirler.

Pazarlama ve satış başta olmak üzere

tüm stratejilerini veri odaklı yapan

turizm profesyonelleri, rekabette bir

adım öne geçerek hem verimliliklerini

ve karlılıklarını artırabilir, hem de kişiye

özel mesaj gönderdikleri için farkındalık

yaratabilirler.

Bilgileri kullanılabilir hale

getirin

Hangi müşterinin nelerden keyif aldığına,

müşterinin hangi hizmet ya da ürünleri

talep ettiğine dair detaylar turizm

profesyonellerinin bilgi havuzunda

olmalıdır. Ekstra kazancın yanı sıra

müşteri memnuniyeti de elde edebilmek

için, bu bilgiler anlamlı ve kullanılabilir

hale getirilmelidir.

Veriyi depolarken dikkatli

davranın

Eskiden megabyte, gigabyte, terabyte

gibi büyüklük belirten kavramları

konuşurken günümüzde petabyte,

exabyte, zettabyte, yottaybyte gibi

büyüklüklerden bahsediyoruz. Bu kadar

büyük verilerin saklanması büyük enerji

ve kaynak gerektirdiğinden, turizm

profesyonellerinin veri saklarken

gerçekten işlerine yarayacak bilgileri

saklamasında fayda vardır. Ayrıca

müşterilerin bilgi güvenliği kapsamında,

verinin güvenli bir şekilde saklanmasının

yanı sıra toplanan verinin izinsiz bir

şekilde 3. partilerle paylaşılmaması

da oldukça hassas ve dikkat edilmesi

gereken bir konu.

Veriyi doğru işleyin

Elde edilen verilerin hangi yöntemlerle

işleneceği de önemlidir. Verilerin doğru

şekilde işlenmesi ve anlamlı hale

getirilmesi, sonuca giden en önemli yol

olacaktır. Veriler anlamlı hale getirilip

kullanılamazsa, harcanan zaman ve

emek çöp olacaktır. Ayrıca veriyi işlerken,

müşterinin hassas olabileceği alanlara

dikkat edilmesi de bir diğer önemli

konudur.

Veriyi kullanma şeklinize dikkat

edin

Dikkat edilmesi gereken son şey

ise anlamlandırılan verilerin nasıl

kullanılacağıdır. Turizm profesyonelleri

bu verilerle neye varmak istediklerini net

şekilde belirlemişlerse, sıra bu verilerin

değerlendirilmesi, sonuçlandırılması

ve geri dönüş oranlarının artırılmasına

gelmektedir. Elde edilen veriler akıllıca

kullanılarak, istenilen hedeflere daha

rahat ulaşılabilir.


hotel restaurant

122 & hi-tech

ürün

Modern

çizgileriyle

Öztiryakiler Pasta

Teşhir Dolapları

Endüstriyel mutfak sektöründe

gelişmiş mutfak teknolojileri

ve sektör tecrübesi ile öncü

olan Öztiryakiler, pasta teşhir

dolaplarındaki model çeşitliliği

ve modern tasarımları ile turistik

tesisler, restaurantlar, pastaneler,

dinlenme tesisleri ve cafelerin yanı

sıra eğitim sektörüne hizmet veriyor.

4500’ü aşkın yüksek kaliteli

profesyonel mutfak ekipmanları

üretimi ve satışının yanı sıra dünya

çapında anahtar teslim projelerde yer

alan firmanın pasta teşhir dolapları

modern çizgilerle mekânlara estetik

katıyor. Müşteri beklentilerine göre

şekillenen tasarımlarda ahşap ya

da paslanmaz çelik kaplı gövde

kullanılıyor.

Uzman kadro

Pasta teşhir dolaplarını zincir

işletmeler ve tekil işletmeler için

şekillendiren Öztiryakiler’in bu alanda

uzman bir kadrosu bulunuyor. Zincir

işletmelerin standart konseptleri

yanında tekil işletmelerin farklılık

beklentilerini ustalıkla karşılayan

ve danışmanlık da yapan proje ekibi

öncelikle alanın fizibilite çalışmasını

yapıyor. Bilgisayar ortamında son

teknoloji programlarla hazırlanan

çalışmalar müşteriye sunuluyor.

Tasarım çalışmaları Öztiryakiler’in

kendi bünyesinde üretiliyor. Kurulumu

yapan teknik ekip tarafından ürün

eğitimleri veriliyor.

İç mekan tasarımına uygun

dekoratif çözümler

Müşterinin isteği ve dolabın içerisindeki

teşhir ürününe göre istenilen sıcaklık

aralığı ayarlanabilen, yan ve ön

kısımları iç mekan tasarımına uygun

dekoratif ahşap kaplamalı yapılabilen

teşhir dolapları polystren izolasyonlu.

Dijital termostatlı ısı kontrolü

yapılabilen, min. 240 lt’den max. 480 lt’

ye kadar kapasiteli, rotil ayarlanabilir

ayakları bulunan pasta teşhir dolapları

yurt içinde Öztiryakiler, yurt dışında

Ozti adı ile satışa sunuluyor. Firmanın

referansları arasında Metro Market,

Köfteci Ramiz, Shell Deli2go Benzin

İstasyonları, Tavuk Dünyası, Cafe

Shop, Bk Cafe , Burger King ,Günaydın

Restaurantları, Doğa Kolejleri, Adana

Divan Hotel Simit Sarayı, Çaycı ve

Tattaze gibi güçlü markalar yer alıyor.


hotel restaurant

124 & hi-tech

ürün

Electrolux Profesyonel

yeni ecostoreHP Tezgah Tipi Soğutucular ile

mutfakta verimliliği artırıyor

Electrolux Profesyonel, ecostoreHP tezgah tipi soğutucu serisi ile soğutma

kolaylığında, verimlilikte ve saklama kapasitesinde çıtayı yükseltti.

ecostoreHP yüksek kapasiteli

soğutmalı dolapların başarısının

ardından, sunduğu yeni tezgah

altı çözüm ile hem en yüksek iklim

sınıfını, hem de pazardaki en yüksek

enerji verimliliği derecesini benzersiz

şekilde bir araya getirmenin gururunu

yaşıyor. Böylece çevreye duyarlı olduğu

kadar enerji faturalarında da hassas bir

soğutma çözümü arayan profesyonel

mutfak kullanıcılarının, her geçen gün

daha çok tercih ettiği ideal ürün haline

geliyor.

Günde 24 saat, yılda 365 gün çalışması

beklenen bir cihaz olarak tezgah tipi

soğutucunun, A sınıfı enerji verimliliği

ile yılda 480€’ya kadar tasarruf

edilmesini sağlayabiliyor; böylece

hem daha çok kar ediyor hem de

harcadığınız paranın karşılığını kısa

sürede alabiliyorsunuz.

Rakipsiz performans

Profesyonel bir mutfakta bozulan

yiyeceklerin ana nedeni olarak,

sıcaklıkta meydana gelen değişiklikler

gösterilebilir. Electrolux’ün Optiflow

akıllı hava sirkülasyon sistemi,

kapının ne kadar çok açıldığından

ve kapandığından bağımsız olarak

AB etiketleme mevzuatı

doğrultusunda G sınıfı

tezgah tipi soğutucuların

A sınıfındaki eşdeğer

ürünlerle karşılaştırılması

sonucu elde edilen

potansiyel enerji tasarrufu

(AB ortalama enerji

maliyeti 0,21 €/kWs ve

net hacim 310lt)

içerideki ısıyı sabit tutuyor. Daha da

iyisi, sektör ortalamasından 50 lt fazla

kapasiteyle %20 daha fazla saklama

alanı ve dikkatleri üzerine çekecek iklim

sınıfı 5 ile performansı rakipsiz kılıyor.

Her ecostoreHP tezgah tipi

soğutucunun güvenilir performansı

kadar kurulumu da hızlı ve kolaydır.

Önden havalandırma özelliği sayesinde

her tezgah tipi soğutucu, boşluk

bırakmaya gerek kalmadan mutfakta

istenen yere yerleştirilebilir.

Son olarak, eşsiz bir özelliğe ihtiyaç

duyan mutfaklarda Electrolux

Profesyonel’in yeni web tabanlı

konfigüratörü, yatırımcının binlerce

olası konfigüratör arasından seçim

yaparak tezgah tipi soğutucusunu kendi

istediği gibi oluşturmasına olanak tanır.

Electrolux Profesyonel Soğutma Grubu

Kategori Müdürü Massimiliano Falcioni

şunları söylüyor: “En yüksek iklim sınıfı

derecelendirmesi 5 ve A sınıfı enerji

verimliliğinin başarılı kombinasyonu

ile sektörde bir ilke imza atmanın

mutluluğunu yaşıyoruz.

“Bu, Electrolux Grubu’nun

gerçekleştirmeyi en çok istediği

sürdürülebilirlik hedeflerinden biri olan

ve 2020 yılına kadar önemli pazarlarda

ürün verimliliği açısından lider olma

hedefi ile birebir örtüşüyor.”


Electrolux

Profesyonel’in son

teknolojisi ile

“daha hızlı pişirin”

Electrolux Profesyonel,

SpeeDelight ile Hızlı Servis

Restoranlarından publara ve

barlara, kahve dükkanlarından

perakende dükkanlarına kadar

birçok yiyecek servis noktası

için eşsiz bir pişirme çözümü

sunarak, müşterilerine “çıtır ara

öğünler” hazırlıyor.

Üreticinin global Arge Ekibi

tarafından kapsamlı olarak

müşteri görüşlerini baz alarak

geliştirdiği HSG’lerinin (Yüksek Hızlı

Tost Makinesi ) bir sonraki nesli

olan SpeeDelight, çok çeşitli ara

öğünlerin daha leziz ve geleneksel

tost makinelerine göre üç kat daha

hızlı bir şekilde hazırlamak üzere çığır

açan pişirme teknolojilerini, hünerli

özelliklerle birleştiriyor.

Cihaz, ısıtıcı plakaları, infrared ve

mikrodalga teknolojileriyle birleştirerek

yiyeceklerin bir dakikadan daha

az sürede mükemmel bir şekilde

pişmelerini ve çıtır olmalarını

sağlarken; üst plaka yiyeceğe tam da

olması gerektiği kadar baskı uygular

ve meşgul operatörlerin bile güvenle

çalışabilmelerini sağlar. Kapak, yiyecek

hazır olduğunda otomatik olarak

açılacak şekilde tasarlanmıştır.

Özel enerji tasarruflu

SpeeDelight, büyük lezzetlerle düşük

enerjili özellikleri eşleştiriyor. Özel bir

Enerji Tasarruf Modu ile enerji sarfiyatı

%60 oranında azaltılırken, yılda 500€’ya

varan tasarruf imkanı sağlanmaktadır.

SpeeDelight tek başına bir makinadan

daha fazlasıdır: USB portu ve Wi-

Fi özelliği ile akıllı bağlanabilirliği

sayesinde, operatörler pişirme

menülerini arayabilir, saklayabilir,

güncelleme yapabilir, paylaşabilir;

uyarıları veya arızaları görüntüleyebilir;

mükemmel iş akışları geliştirebilir ve

çok sayıdaki zincir dükkanlar arasında

uyumluluğu sağlayabilirler.

Dahası, üreticinin kapsamlı Satış

Sonrası Müşteri Hizmetleri ağı

operatörlerle 149’dan fazla ülkedeki

2.000’i aşkın servis partnerini

buluşturarak uzman servis ve

bakım sunar. Aksesuar ve Sarf

Malzemeler ile verilen her türlü

alet ve temizlik ürünleriyle de

operatörlere SpeeDelight’ın optimum

hızı, maksimum lezzet ile sunmayı

sürdürmesi sağlanır.

Electrolux Profesyonel Yüksek Hızlı

Pişirme Kategorisi Başkanı, Alberto

Pezzutto şunları söylemiştir: “İlk

nesil HSG Panini’miz (Yüksek Hızlı

Tost Makinesi ) çoğu yiyecek servis

dükkanının dönüşümüne yardımcı

olmasının yanı sıra daha önce sıcak

yiyecek satışı yapamayanlara da

yeni kazanç kapıları açmıştır. Şimdi

de SpeeDelight ile, hızlı servis

restoranlarından barlara, cafe ve

süpermarketlere daha önce olmadığı

kadar hızlı bir şekilde mükemmel

pişmiş ve görsel olarak albenisi

yüksek yiyecekler hazırlayarak,

yoğun iş yaşamının ve artan

yiyecek farkındalığının ihtiyaçlarını

karşılayabilmeleri imkanını sunuyoruz.

İster panini, pizza, burrito veya

sandviç olsun SpeeDelight, saniyeler

içerisinde lezzetli ara öğünleri

sunarak; operatörlere, müşterilerini

mutlu etmeleri için daha fazla zaman

kazandırır.”


hotel restaurant

126 & hi-tech

ürün

Türkiye’nin

şef bıçağı

nasıl

olmalı?

Geleneksel mutfak kültürünü günümüze taşıyıp yeniden yorumlayan Refika

Birgül, bu sorunun yanıtını, kaybolmaya yüz tutmuş zanaatkârlarla arıyor. Birgül,

“doğramak”, “kıymak” gibi Türklere özel mutfak alışkanlıklarında çözüm olacak

“Refika’dan Bıçak & Pirge”yi 6 kuşak boyunca bıçakçılık yapan Pirge ailesiyle

tasarlayıp, mutfak tutkunlarının beğenisine sunuyor.

Şef bıçağı, satır, santoku… Şef

bıçağı Avrupa’nın, Santoku ise

Uzakdoğu’nun mutfakta kullandığı

bıçak türleri. Fakat Türk mutfağı ne

Uzakdoğu’ya ne de Avrupa’ya benzer.

Sebebi; diğer tüm mutfaklarda

olmayacak kadar doğrama ve kıyma

işinin olması. Peki, Türkiye’nin şef

bıçağı nasıl bir formda olmalı? Bu

soru geleneksel mutfak kültürünü

günümüze taşıyıp yeniden yorumlayan

Refika Birgül ile cevap buluyor.

Türkiye’nin milli bıçağı olmaya

aday bıçak

Refika’dan Bıçak & Pirge bıçağı 1

buçuk yıl gibi bir sürede, Refika Birgül

tarafından en ince detayına kadar

tasarlandı ve uygulaması da Pirge ailesi

tarafından gerçekleştirildi. Bir anlamda,

Türkiye’nin milli bıçağı olmaya aday

bıçak, satır ve zırhtan ilham alınarak

tasarlandı ve 1879 yılından bu yana 6

kuşaktır bıçakçılık yapan bir ailenin

tecrübe ve zanaatkârlığıyla mükemmel

bir forma ulaştı. Yola çıkış hikâyesini

“Mutfakta satır, şef bıçağı ve santoku

kullanan biri olarak hepsinin özellik

ve güzelliklerini barındıran bir tasarım

olsun istedim. Malum çokça maydanoz

kıyan, soğan doğrayan bir kültürden

geldiğimizden dolayı bel kıvrımının el

destekli kullanım için uygun olması çok

önemliydi” diye anlatıyor Refika Birgül.

İşlevsel, dayanıklı

Boyutları, çelik kalınlığı ve dengesi elin

bir uzantısı gibi olması için milimetrik

olarak hesaplandı ve tasarlandı.

Bıçağın üzerinde bulunan Selçuklu 8

köşeli yıldız motifi ise kültürümüzden

izleri günümüze taşırken son derece

işlevsel bir özelliğe de sahip. Bu tırtırlı

dokusuyla elma, armut gibi bıçağa

yapışabilen yiyeceklerin de yapışmasını

engelliyor. Her biri elde üretilen

bıçaklar yüksek karbonlu paslanmaz

çelikten tek parça olarak tasarlandı.

Gül ağacından yapılan sap kısmı

elde şekillendirildi. Böylelikle Türk

mutfak kültürünün tüm ihtiyaçlarına

mükemmel bir şekilde cevap olan

‘Refika’dan Bıçak & Pirge’ mutfakta

şef gibi hissetmek isteyen herkesin

kullanımına sunuluyor.


Üretilen 400.000.

RATIONAL

SelfCookingCenter

bir XS!

RATIONAL SelfCookingCenter üniteleri 2004’ten beri Landsberg-am-Lech,

Almanya’da üretilmektedir. Başarılı serinin küçük üyesi SelfCookingCenter XS ile

üretici yakın zamanda 400.000. SelfCookingCenter’ı üretti. Tam da Batı Fransa’daki

“Aristide” isimli restaurantın açılış zamanında. Ünite 2017 Ocak ayının sonunda

Nantes adresindeki yepyeni mutfakta yerini aldı ve göreve başladı.

RATIONAL’in tüm SelfCookingCenter

üniteleri, en iyi pişirme sonuçlarını

sağlaması ve kullanıcı dostu olması

özellikleriyle ayırt edilirler. Serinin en

küçüğünden en büyüğüne tüm üniteleri

güçlü buhar jeneratörüne sahip olmakla

birlikte; karışık yükleme seçeneği asistanı

iLevelControl, maksimum performans ve

hassas pişirme kabini iklimi yönetimi ile

en mükemmel yemek kalitesini sağlayan

HiDensityControl ve otomatik temizleme

ve kireç giderme sistemi Efficient

CareControl gibi akıllı fonksiyonlara

sahiptir. Bugün dünya çapındaki

profesyonel mutfakların sadece küçük bir

kısmı SelfCookingCenter olmadan başarılı

olabilir. Dolayısıyla Aristide Restaurant

şefi Tanguy Rattier’nin tercihi de

SelfCookingCenter’dan yana oldu. Tanguy

Rattier, Fransız Rivierası ve Paris’teki

çeşitli restaurantlarda; ve son durağı

Fransız şehri Nantes’da bulunan Michelin

yıldızlı restaurant “L’Atlantide”in ikinci

şefi olarak, profesyonel mutfaklardaki

kariyerinin ilk zamanlarından beri

RATIONAL üniteleriyle çalışmaktaydı.

Ve 2017 Şubat itibariyle de ismini

Nantes doğumlu, 1926 Nobel Barış

Ödülü sahibi Aristide Briand’dan alan

yeni açılan restaurant Aristide’in şefi

olarak çalışmaktadır. Burada Tanguy

Rattier’nin mutfağı, geleneksel Fransız

mutfağından oluşan iki menüye ve

üç farklı atmosfere sahiptir. Aslında

restaurantın üç farklı alanı Fransız

bayrağı renklerine göre tasarlanmış ve

dekore edilmiştir. Mavi Oda restaurant,

Beyaz Oda iş çıkışı müdavimleri için café

lounge bar ve Kırmızı Oda daha rahat

bir ortam sunan bistro konseptindedir.

İşletme haftanın 7 günü açık olduğu için,

Şef Tanguy yeni SelfCookingCenter XS

ünitesinin desteğine oldukça güvenmekte.

SelfCookingCenter’ın 230 volt seçenekli

kompakt versiyonu, mutfakta tamamlayıcı

ünite olarak kullanılmaktadır. Ek

olarak iki adet 6 raflı RATIONAL ünitesi

kurulmuştur. En küçük RATIONAL

SelfCookingCenter, 2016 Ağustos ayının

sonunda ilk olarak üretildiği yerde

Almanya’da, ve daha sonra da tüm

dünyada piyasaya sürülmüştü.

Hassas pişirme seviyesi

Genç şefin tanımı ise şöyle oldu:

“Amacım, günün sonunda Michelin

rehberinde yer alabilmenin umuduyla

bu yeni restaurant ile mutfağın en

yüksek seviyesine ulaşmak. Elbette bunu

başarmak için SelfCookingCenter da bana

yardım edecek. Tamamen beklediğim

hassas pişirme seviyesini sağlıyor. Temel

faydası? Hiç tereddüt etmeden: pişirmede

istikrar. Ona her zaman güvenebileceğimi

biliyorum. Ayrıca kullanımı da çok kolay.”

Şef Tanguy’nin mutfağındaki

SelfCookingCenter XS, üretilen 400.000.

SelfCookingCenter. RATIONAL üretimde

“tek seferde tek ürün” prensibini takip

etmektedir. Buna göre bir montaj

görevlisi, bir ünitenin tamamını tek başına

son haline getirir. Bu proses montaj,

yazılım kurulumu ve son fonksiyon testini

kapsamaktadır. Sonuç olarak montaj

görevlisi son haline gelen ünitenin

kalitesinden bizzat sorumludur ve ünite

üzerindeki ürün tipi plakasında kendi

ismi yazar. Şu an Şef Tanguy Rattier’nin

Fransa’daki mutfağında bulunan

ve her gün mutfağının lezzetleriyle

müşterilerini şımartabilirken ona destek

olan SelfCookingCenter XS ise Tobias

Vief tarafından monte edildi. Daha fazla

bilgiye rational-online.com adresinden

ulaşılabilir. Ayrıca okuyucular 400.000.

ünitenin sahibine ulaşana kadarki

tüm serüvenini de detaylı bilgilerle ve

görsellerle birlikte burada bulabilirler.


hotel restaurant

128 & hi-tech

ürünler

Mimari özgürlüğün adı

Geberit Pluvia

Baharın gelmesiyle başlayan ilkbahar yağışları diğer bir

adıyla konveksiyonel yağışlar, kısa süreli bir etki gösterse

de metrekareye oldukça fazla yağış bırakıyor. AVM’ler,

havalimanları ve endüstriyel tesisleri düşündüğümüz zaman,

bu yağışlar sırasında suyun hızlı tahliyesi önemli bir konu.

Bu sağanak yağışlar için son teknolojiyi kullanarak Pluvia’yı

geliştiren İsviçreli sıhhi tesisat devi Geberit, saniyede 12 veya

25 litre kapasiteli Pluvia süzgeçleri ile su baskınlarının önüne

geçiyor. Sistemin genellikle geniş çatılarda tercih edilen bir

drenaj sistemi olduğunu belirten Geberit Türkiye Ürün Müdürü

Fikret Gençgel, Pluvia’nın en az 1000-1500m2 üzerindeki

binalarda ideal çözüm olarak ortaya çıktığını söyledi.

Sıradanlığa meydan okumak için

Soliroc

Detaylarda fark yaratmak isteyenler için Legrand,

birbirinden farklı anahtar-priz serileriyle yaşam alanlarına

sofistike bir imaj vadediyor. Sıradanlığa meydan okuyan

tasarımıyla anahtar-priz serisi Soliroc, sade ve modern

tasarımların birleşiminden çıkan uyumuyla göz dolduruyor.

Benzersiz bir stile sahip Soliroc anahtar-priz serisi,

minimalist çizgisiyle yaşam alanlarında trend rüzgarı

estirmek isteyenlerin tercihi oluyor. Metalin en kışkırtıcı

tonu, darbelere karşı maksimum koruma sunan ve su

geçirmezlik özelliği ile Soliroc, iç ve dış mekanlara uygun

sadeliği ve dayanıklılığıyla da büyük beğeni topluyor.

Yaz boyu

verandada

gölge keyfi

Alanında lider Fransız markası Somfy, pergolaları teknolojiyle

tanıştıran çözümleriyle yaz keyfine konfor katıyor. Somfy’nin

motorlu pergola sistemleri, uzaktan kumandanızın sadece

tek düğmesine basarak ihtiyaç duyduğunuz kadar gölgeye

sahip olmanızı sağlıyor. Sistem sayesinde gölgelikler,

gölge ve güneş ışığını idare etmek için istediğiniz kadar

iniyor, açılıyor ve gerektiğinde ayarlanıyor. Somfy motorlu

pergola sistemleri, mükemmel ve yumuşak kapanış özelliği

ile mekanizma ve kumaşın ömrünü uzatıyor. Motorlu

pergolanızın kumaş gerginliği, bozulmadan uzun süre

konumunu koruyor. Ürün çekici tasarımı ile dikkat çekerken

pergolanızın kumaş cinsine bağlı olarak da yağmurlu

havalarda atık suyun akıp gitmesine yardımcı oluyor.

Kone yürüyen merdivenlerde;

Teknoloji güvenliğin emrinde

Asansör, yürüyen merdiven ve turnike çözümlerinde öncü

konumda bulunan KONE, geliştirdiği inovatif teknolojilerle

maksimum insan güvenliğini sağlamaya odaklanıyor.

“Güvenlikte küçük şeyler fark yaratır.” anlayışı ile hareket

eden KONE, yürüyen merdivenlerinde kazalara karşı

teknolojik önlemler geliştiriyor. Bunlar arasında hız sensörü

sistemleri ve acil durum durdurma butonları gibi azami

güvenliği sağlamak üzere tasarlanmış geniş bir standart

özellikler yelpazesi bulunuyor. Bu yenilikçi özellikler KONE

yürüyen merdivenlerin güvenlik bakımından bir referans

olmasını sağlıyor. Ayrıca KONE tasarımları, ISO 14001 ve

EN115 dahil olmak üzere yürürlükte bulunan tüm güvenlik,

standart, yönetmelik ve düzenlemeleri karşılamakla kalmıyor,

ISO 25745-3 enerji performansı konusunda bunların da

ötesine geçiyor.

More magazines by this user
Similar magazines