Hotel_Gazetesi_Haziran_5_sayı

hotelgazetesi

Farklı bakış...

TÜRSAB Başkan Adayı

Firuz BAĞLIKAYA:

“Sorunları çözmek

için ADAYIM”

Turizm Akademisyenleri Derneği Başkanı

Muharrem TUNA:

“Turizmde Risk ve

Krizleri Yönetmek”

Sayfa 6 Sayfa 7

www.hotelgazetesi.com

TURİZM - OTELCİLİK - TATİL - ETKİNLİK - KÜLTÜR - SANAT

Sayı: 4 Yıl: 1 / Haziran 2017

TÜRKİYE’Yİ

DÜNYAYA

TANITTI

SAĞLIK TURİZMİ

Söyleşi:

Banu BAŞARAN

Sayfa 8

KARADENİZ’DEN

TURİZM ATAĞI

Söyleşi:

Murat TOKTAŞ

Sayfa 4

Brezilyalı top model Adriana

Lima ve Rus sosyetesi

Dosso Dossi Fashion

Show’un davetlisi olarak

Antalya’daydı. Sosyal

Medyada 11 milyon takipçisi

bulunan ünlü top model,

Antalya’da düzenlenen

defilenin ardından

çektirdiği fotoğrafını

hayranlarıyla paylaşırken,

Türkiye’yi övdü.

Dosso Dossi Holding

Yönetim Kurulu Başkanı

Hikmet Eraslan, gecenin

düzenlendiği The Land of

Legends Yönetim Kurulu

Başkanı Fettah Tamince ve

ekibine teşekkür etti

ANTEP’İN HAMAMLARI MI,

KEBAPLARI MI?

Ebru YENER

YANGIN VAR!

Serkan GÜMRÜKÇÜ

Sayfa 15

Sayfa 20


Aliye

ÜÇBAŞ

Gurur duyduk…

‘Fazla mütevazı olma

gerçek sanırlar’ diye

bir söz vardır. Benim bu

sözden anladığım, eğer

övünülecek bir yanınız varsa

övünün, abartmadan ama

layıkıyla… Yayın hayatına

başladığımız ilk günden

beri, her sayıda bir gelişme

gösterdik ve bunun haklı

gururunu sizlerle paylaştık.

Sizlere 5. sayımızı sunarken,

geçtiğimiz 4 sayıda her

yazımda sözünü ettiğim

gelişimimize bir yenisi

daha eklendi. Bu süreçte

gösterdiğimiz ciddiyet ve

kararlılık Türkiye’nin en

büyük medya kuruluşu

olan Hürriyet Yayın

Grubu’nun da dikkatini

çekti. Onlardan gelen

teklif sonucu yaptığımız bir

anlaşma ile, bundan böyle

Hotel Gazetesi, Hürriyet’in

İngilizce yayınlanan Daily

News Gazetesi ile birlikte

dağıtılacak. Türkiye’nin en

büyük yayın kuruluşu ile

yaptığımız bu anlaşmanın

verdiği gücün yanı sıra,

bu gelişme hem bizi

onurlandırdı hem de doğru

yolda olduğumuzu gösterdi.

* * *

Bu güzel haberin ardından

bize gurur kaynağı olan

bir gelişmeden daha söz

etmeden geçemeyeceğim.

Doğu ve Güneydoğu

Anadolu Bölgelerini mercek

altına aldığımız programımız

kapsamında, yazarımız

Ebru Yener, Mardin’e

yaptığı bir gezi sonrası

izlenimlerini, Hotel Gazetesi

okurlarıyla paylaşmıştı.

Ebru Yener’in yazısında

‘Mezopotamya’da bir

kraliçe’ diye sözünü ettiği,

Mardinli şef Ebru Baybara

Demir, dünyanın en prestijli

şef yarışmalarından biri

olan Basque Culinary

World Prize’da (Bask Dünya

Aşçılık Ödülleri) 110 aday

arasından ilk 10’a girerek

finale kalan ilk Türkiyeli şef

oldu.

Baybara, ödüle Şanlıurfa’nın

Harran ilçesinde yerel

değerlere sahip çıkmak,

unutulmaya yüz tutmuş

yerel ürün ve tarifleri kayıt

altına almak, Suriyeli

mültecilerin toplumsal

hayata entegrasyonuna

destek olmak ve kadınların

bölge ekonomisine katkıda

bulunmalarını sağlamak

amacıyla eğitmen

şefliğini yürüttüğü Harran

Gastronomi Okulu-Amazon

Kraliçeleri projesi ile aday

gösterilmişti.

Basque Culinary Center

tarafından düzenlenen Bask

Dünya Aşçılık Ödüllerini

kazanan şef, 18 Temmuz’da

Meksika’da ilan edilecek

ve ödül töreni Ekim ayında

İspanya’nın San Sebastian

kentinde yapılacak.

Ebru Baybara Demir, finalde

hangi dereceyi elde ederse

etsin, amacına ulaşmıştır.

Biz bu başarısından

dolayı şimdiden kendisini

kutluyor, böylesine değerli

bir girişimciyi gazetemiz

sütunlarına taşıdığı için

yazarımız Ebru Yener’e de

teşekkür ediyoruz.

Ebru Baybara Demir’in

başarısında Hotel Gazetesi

olarak bizim hiçbir katkımız

yok elbette. Burada bizim

için asıl gurur vesilesi

olan, bu kadar kısa

sürede bu kadar geniş

bir ağı oluşturabilmiş ve

turizm değerlerini sizlere

taşıyabiliyor olmamızdır.

Çünkü biz doğru yerdeyiz..

Esentepe Mahallesi Köprülü Sk. 31/A Levent

34394 Şişli / İstanbul

Tel:0212 343 5522 Fax: 0212 343 5521

www.hotelgazetesi.com

info@hotelgazetesi.com

Haziran 2017 Yıl:1 Sayı: 4

Aylık Süreli Yayın

Turizm Otelcilik Tatil Etkinlik Kültür Sanat

Gazetesi

‹mtiyaz Sahibi & Genel Yayın Yönetmeni

Mustafa ÜÇBAŞ

Sorumlu Yazı işleri Müdürü

Aliye ÜÇBAŞ

Yayın Danışmanı

Remzi YILMAZ

Danışma Kurulu

Prof. Dr. Muharrem TUNA

‹hsan TÜRKUS

Sevda YILGAZ

Ankara Temsilcisi

Aliihsan ÜÇBAŞ

Grafik Tasarım Uygulama

Nirvana Tanıtım Hizmetleri

Karikatür

Emre Can ÜÇBAŞ

Abone - Reklam

Burcu DENKTEN

hotelgazetesi@nirvanatanitim.com

Dağıtım: Global Dağıtım

Baskı: Dünya Süper Veb A.Ş.

100. Yıl Mahallesi 34204 Bağcılar/‹stanbul

Gazetemizde yayımlanan haber ve görseller

yasal iznimiz alınmadan kullanılması yasaktır.

yayımlanan köşe yazılarının ve yorumların

sorumluluğu yazarına aittir.içeriklerinden,

Hotelgazetesi sorumlu tutulamaz.

Yıllık abonelik:

120 TL (KDV dahil)

Banka Hesap Numaramız:

Hesap Adı: Mustafa Üçbaş

Yapı Kredi Bankası Şb: Bayrampaşa /

Çarşı / 1276 Hesap No: 47403318

İBAN: TR27 0006 7010 0000

0047 4033 18

Ramazan Bayramınızı

Kutlar, Esenlikler Dileriz

Maden Sahası:

Tel: 0446 711 40 60 Faks: 0446 711 40 24

Öveçler Mh. 8. Cadde 1332. Sokak No: 8/8 Çankaya-ANKARA

Tel: 0312 472 80 51 Faks: 0312 473 55 13

www.AlacerGold.com

www.Anagold.com.tr


3 haber

Sayı:

4 Yıl: 1 / Haziran 2017 www.hotelgazetesi.com

RÜZGAR GİBİ GEÇTİ

Haziran ayında birkaç günlüğüne dünyanın merkezi Antalya oldu. Bunun sebebi ise Dosso Dossi Fashion

Show’un davetlisi olarak Türkiye’ye gelen Brezilyalı top model Adriana Lima ve Rus sosyetesiydi

Dünyanın en ünlü top

modellerini Türkiye’ye

getirerek, dünyanın ilgisini

ülkemize çeken dev

organizasyon Dosso Dossi

Fashion Show, bu yıl da tüm

dünyada adından söz ettirmeyi

başardı. Haziran ayı başlarında

Brezilyalı top modellerle

Rus sosyetesini Antalya’da

buluşturan Türkiye’nin en

büyük moda organizasyonu

Dosso Dossi Fashion Show,

Victoria’s Secret’in ünlü

Brezilyalı modelleri Adriana

Lima, Isabeli Fontana, Izabel

Goulart ve Ana Beatriz

Barros’un defilesiyle dünyanın

odak noktası oldu.

DOSSO DOSSI FASHION

SHOW

Yaşam, alışveriş ve eğlence

merkezi Belek’teki The Land

of Legends’ta yapılan defilede,

ünlü top modeller, boyu 111

metreyi bulan Legends Tower

önünde havuz üzerinde

kurulan özel podyumda

Dosso Dossi’nin hazırladığı

özel koleksiyonu seçkin

davetlilere sundular. Yaklaşık

5 bin özel davetlinin katılımıyla

gerçekleşen defilede Brezilyalı

modeller 3’er kıyafet sergiledi.

Konseptini ve koreografisini

Öner Evez ile Yakup Biçer’in

hazırladığı defilede Rusya’nın

son dönemde en çok

konuşulan isimlerinden ‘çılgın

manken’ lakaplı Viktoria

Odintsova da yer aldı. Görsel

bir şölen eşliğinde gerçekleşen

şova mini konserler ayrı bir

renk kattı.

Victoria’s Secret’in ünlü top

modellerine 50 Türk mankenin

de eşlik ettiği gecede, Ayşe

Hatun Önal ve Ruslar’ın ünlü

şarkıcılarından Nikolay Baskov,

birer şarkılık performanslarıyla

izleyenleri büyülediler.

RUS SOSYETESİ İZLEDİ

Dosso Dossi Fashion Show’un

özel konukları arasında, ünü

Rusya sınırlarını aşan isimler

de yer aldı. 2003 Rusya Güzeli

ve Rusya’nın en beğenilen spor

spikeri olarak anılan Victoria

Lopyreva, bu isimler arasındaki

en gözdesiydi. Dünyaca ünlü

diğer konuk ise, Rusya Devlet

Başkanı Vladimir Putin’in

Sözcüsü Dmitriy Peskov’un

kızı Elizavetta Peskova oldu.

Babasının görevi gereği

bulunduğu Ankara’da dünyaya

gelen, kendisini ‘Türkiye aşığı’

olarak tanımlayan Peskova, Rus

turistlerin ve davetlilerin ilgi

odağı oldu.

ADRIANA LIMA 11

MİLYON TAKİPÇİSİNE

TÜRKİYE’Yİ ÖVDÜ

Defilenin ardından konuklar,

düzenlenen after partiye

geçti. The Land of Legends’te

gerçekleştirilen partinin

sunuculuğunu Dosso Dossi

Holding Yönetim Kurulu

Başkanı Hikmet Eraslan ve

2003 Rusya Güzeli Victoria

Lopyreva yaptı. Gecede, ünlü

Rus şarkıcı Nikolay Baskov

bir konser verdi. Özellikle Rus

hayranlarının büyük ilgisiyle

karşılaşan Baskov, sahnede

bir saat kaldı. DJ performans

eşliğinde devam eden partide

Adriana Lima, Isabeli Fontana,

Izabel Goulart ve Ana Beatriz

Barros da konuklara eşlik etti.

Sosyal Medyada 11 milyon

takipçisi bulunan dünyanın

en ünlü top modeli Adriana

Lima, Instagram sayfasında

Brezilyalı meslektaşlarıyla

eğlenirken çekilen fotoğrafını

“Brazaturkey... Brezilyalılar

dünyanın en konuksever ve

dost şehirlerinden biri olan

Antalya’da bütün bir gün ve

geceyi geçirdi” notuyla paylaştı.

ERASLAN: ‘TÜRKİYE

ADINA GURUR VERİCİ’

Dosso Dossi Holding Yönetim Kurulu Başkanı

Hikmet Eraslan, The Land of Legends

ortaklığında gerçekleştirilen defilenin

dünyanın dikkatini Türkiye’ye çektiğini

söyledi. Her yıl düzenlenen Türkiye’nin en bu

büyük moda organizasyonunda bu yıl bir ilki

gerçekleştirdiklerini belirten Hikmet Eraslan,

“İlk kez Brezilyalı 4 ünlü model aynı anda

podyuma çıktı. Gerek modellerimizle, gerekse

görsel şovumuzla çok ses getirecek bir etkinlik

gerçekleştirdik. Türkiye’nin adını böyle güzel

organizasyonlarla dünyaya duyurduğumuz

için gururluyuz. Çok Wbaşarılı bir işbirliğine

imza attığımız The Land of Legends Yönetim

Kurulu Başkanı Fettah Tamince ve ekibine

teşekkürlerimi sunarım” diye konuştu.


söylesi 4

Sayı: 4 Yıl: 1 / Haziran 2017 www.hotelgazetesi.com

Karadeniz, uçsuz

bucaksız sahilleri,

yeşilin 7 tonu ve

yaylaları ile adeta

keşfedilmemiş

bir turizm alanı.

Turizm sektörünün

öncülerinin,

bölgenin bu

potansiyelini

harekete geçirmek

için yıllar önce

başlattıkları

çalışmalar artık

meyvelerini vermeğe

başladı. 2013 yılında

kurulan Karadeniz

Turistik İşletmeciler

Derneği (KATİD),

yaptığı çalışmalarla,

bölgenin adını

Türkiye’ye

duyurmakla

kalmayıp, tüm

dünyaya açılıyor.

Bölgede artık sadece

yerli değil dünyanın

her yerinden yabancı

turistleri de görmek

mümkün. Durum

böyle olunca da

bölgede turizm

adına gözle görülür

bir hareketlilik

yaşanıyor.

Biz de Hotel Gazetesi

olarak, Karadeniz

Turistik İşletmeciler

Derneği Yönetim

Kurulu başkanı ve

TÜROFED Yönetim

Kurulu üyesi Murat

Toktaş ile Karadeniz

turizmi ve KATİD

hakkında sohbet

ettik.

KARADENİZ’DEN

TURİZM ATAĞI

Türkiye’de turizm, ağırlıklı olarak İstanbul,

Ege, Akdeniz ekseninde konuşulurken,

diğer bölgelerimiz kendini temsil edecek

platformlar bulamıyordu. Biz de sesimizi

duyurmak, Türkiye turizmde bizim de

bir yerimizin olduğunu hissettirmek için

Zonguldak’tan Artvin’e kadar Karadeniz

Bölgesindeki 18 ilde faaliyette bulunun

otellerimizi, KATİD (Karadeniz Turistik

İşletmeciler Derneği) çatısı altında bir

araya getirdik ve 2013 yılında faaliyete

başladık.

Kuruluşun ardından TÜROFED

başkanımız Osman Ayık Beyin

destekleriyle Türkiye Otelciler

Federasyonu’na Karadeniz bölge derneği

olmak için müracaatta bulunduk. Kısa

süre sonra Federasyonun 13. Derneği

olarak kabul edildik. Böylece bölgemizin

Murat

TOKTAŞ

ile Karadeniz

bölgesini

Türkiye’ye açtık

sesini Türkiye’ye duyuracak, ‘biz de

turizmde varız’ diyeceğimiz bir alt yapıyı

oluşturmuş olduk.

Bu birliktelik bölgemizdeki diğer

sektörlere de örnek oluyor

KATİD Karadeniz bölgesinde 18 ilde

faaliyet gösteren tek STK’dır. Diğer

sektörlerde bu kadar geniş faaliyet

gösteren, 18 ili kucaklayan başka bir

oluşum yoktur ve başka STK’lara da

örnek bir yapı olmaktadır.

Bir ilde bile birden fazla turizm derneği

varken, 18 ili kapsayan bir çatı dernek

kurmak çok da kolay olmadı. Bunda

en büyük etken üyelerimizin ve otelci

meslektaşlarımızın sektöre ve bu yapıya

sahip çıkma duyarlılıklarıdır.

Murat Toktaş Kimdir?

1970 İstanbul Rumelihisarı doğumlu Murat

Toktaş 1988 yılında stajyerlikle başladı turizm

hayatına uzun süre İstanbul’da devam etti.

Birçok 4 ve 5 yıldızlı otel açılışında departman

amiri ve genel müdür olarak bulundu.

Uzun yıllar, Anadolu’da turizmci ve otelcileri

bir araya getirip bir değer yaratmak için

verdiği mücadele çok iyi bilinmektedir. Bu

kapsamda birçok STK’da aktif görev almış ve

kuruluşunda bulunmuştur. KATİD Kurucu

Başkanlığı yanı sıra, SKAL Karadeniz Kurucu

Başkanı, TUROYD Kurucu Başkan Yardımcısı,

TÜROFED Yönetim kurulu üyeliği ve TOBB

turizm meclis üyeliğini görevini devam

ettirmektedir.

Halen North Point Hotelleri genel

koordinatörlüğünü yapmakta olan Murat

Toktaş evli ve 3 çocuk babasıdır.

Bölgemizdeki sorunları

Bakanlığa ve ilgili

birimlere taşıyoruz

Yapı güçlü ve aktif olunca bazı kapıları

açmak ve kurumlardan destek bulmakta

kolaylaşıyor. Bölgemizdeki her ilimizin

ayrı sorunları ve talepleri oluyor. Bu

talepleri KATİD merkezde topluyoruz.

Çözüm noktasında ise ilgili bakanlıklara

ya da yerel yönetimlere derdimizi

anlatmak için girişimlerde bulunuyoruz.

Özellikle Ankara ayağında TÜROFED

bize çok destek oluyor. Şimdiye kadar

da birçok girişimimizden olumlu

sonuçlar alarak hem bölgemize hem de

tesislerimize katkı sağladık.


5 katid

Sayı: 4 Yıl: 1 / Haziran 2017

www.hotelgazetesi.com

“Doğa bizim sermayemiz.

Bölgenin doğal kültürel ve tarihi değerlerini korumak

ve gelecek nesillere aktarmanın yanı sıra toplumsal

bilincin oluşturulmasına katkı sağlamamız gerekiyor.”

Bölgemiz kendi içinde Orta, Doğu

ve Batı Karadeniz olarak 3 ayrı

destinasyona ayrılmaktadır. Ayrıca

kendi içlerinde şehir otelleri, yaz

sezonu çalışan tesisler, kış tesisleri, 12

aylık tesisler ve yayla tesisleri olarak ta

birçok dala ayrılmaktadır. Her birinin

ayrı talep ve sorunu olan tesislerimiz

ile bire bir ilgilenmekteyiz.

Sosyal projelerde aktif

rol alıyoruz

Bölgemiz uzun yıllardır turizm

masasından uzak kalmış, hiçbir

turizm toplantısında, çalıştayında ya

da bakanlıkların sektörle ilgili yapmış

olduğu çalışmalarda temsil edilmemiş,

sesini duyuramamış. Bunu kısa

sürede tersine çevirmeyi başardık.

Sektörümüzle ilgili her çalıştay ya

da sosyal aktivitede KATİD’den bir

arkadaşımız görev almakta, katılım

sağlamaktadır. Bölgemizde özellikle

kalkınma ajansları başta olmak üzere

yerel yönetimlerle birlikte yapılması

gereken fakat hiç yapılmayan turizm

faaliyetlerini ortaklaşa hayata

geçirdiğimiz gibi verimlilik anlamında

zayıf ya da eksik gördüğümüz birçok

çalışmayı da ortaklaşa hareket ederek

daha rantabl hale getirmeyi başardık.

En büyük yabancı

pazarımız körfez

ülkeleri

Karadeniz bölgemizin en büyük yurt

dışı pazarı körfez ülkeleri ve bazı

Ortadoğu ülkeleridir. Yeşilin 7 tonunun

bulunduğu doğu Karadeniz bölgesi,

Karadeniz’in bu pazara açılan kapısı

oldu. Araplar aradıkları 3 şeyi bizim

coğrafyamızda bulabiliyor. Dinini rahat

yaşayabiliyor, yeşili bol, iklimi serin.

Yaklaşık 20 yıl önce Trabzon’la başlayan

bu hareket şimdi bütün Karadeniz

bölgesinin en büyük pazarı olmuş

durumda. Son 3 sezondur zor durumda

olan ülke turizminin aksine, Karadeniz

bölgesi Arap pazarı ile bu sıkıntılı

geçen sezonları çok az eksi ile bazı

dönemlerde artıyla geçirmeyi başardı.

Hedefimiz Doğu Karadeniz Bölgesine

yoğunlaşan bu hareketi ilk başta

Orta Karadeniz sonra Batı Karadeniz

Bölgesine doğru yaymak. Böylece

4 ay boyunca yoğunluktan dolayı

yaşanan sıkıntıları ve yaşanabilecek

kayıpları önlemiş olacağız. Ayrıca

uzun zamandır bölgemize gelen Arap

turistlere yeni pazarlar sunup, ürün

çeşitliliğini arttırarak, kalış sürelerini

uzatmak ve başka alternatif arama

eğilimlerine girme ihtimallerini

azaltarak bölgemizde kalmalarını

sağlamış olacağız.

Değişen turizm trendi

Karadeniz e olan ilgiyi

arttırıyor

Son dönemlerde turizm hareketliliğinde

bir değişim gözlenmekte. Tatilciler

Kum, güneş, deniz üçlüsünün

dışında başka arayışlar ve eğilimler

içine girdi. Bunun en başında doğa

ve kültür gezileri geliyor. Burada

Karadeniz bölgesi özellikle bakirliği ve

sanayileşmemiş turizmi ile ön plana

çıkıyor. Muhteşem doğası el değmemiş

yaylaları ve tarihi ile yerli ve yabancı

turistlerin ilgi odağı oluyor. Bölgemiz

gelen misafirlere gastronomi, inanç

turizmi ve doğa sporları gibi birçok

alanda da alternatifler sunmaktadır.

Yeşil yol projesi

Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca,

Karadeniz Bölgesi’nde 8 ilin yaylalarını

birbirine bağlayacak ve kamuoyunda

“Yeşil Yol” olarak adlandırılan 2 bin

600 km’lik yoldur. Amacı ise Orta

Karadeniz’de Samsun ilinden Hopa’ya

kadar uzanan koridorun, içerisinde

yayla ve doğa turizminde öne çıkan

merkezleri barındıran “Yayla Koridoru”

oluşturmaktır.

Dikkat etmemiz

gereken ve isteğimiz

yapılaşmaya müsaade

etmemek, yapılması

gereken yapıların

doğaya uyumlu

olmasını sağlamak

ve ekolojik dengeyi

bozmamak. Bu

koridor bölgeye olan

talebi büyütecektir.

Direk uçuşlara

ihtiyacımız var

Körfez ülkelerinden bölgeye ciddi

bir talep olmasına rağmen Trabzon

haricinde tarifeli uçuşlar ne yazık ki yok.

İlk etapta pazarı Orta Karedeniz’e de

yaymamız gerekiyor. Bunun için direk

uçuşlar en önemli etken. Samsun’a da

Trabzon gibi direk uçuşlar ve sezonluk

charter’lar koyarak Orta Karadeniz

Bölgesini hareketlendirebiliriz. Riski

olmayan bir pazara konacak uçuşlar

bölge ve ülke ekonomisine büyük katkı

sağlayacağı gibi uçak firmaları içinde

hazır bir pazar ve sektörün bütün

paydaşları bundan nemalanacaktır.


Sayı: 4 Yıl: 1 / Haziran 2017 www.hotelgazetesi.com

stk

Soner

BARIM

TÜRSAB Genel Kurulu yaklaşıyor,

başkan adayları çalışıyor

6

Sevgili Dostlar,

Onbir ayın Sultanı Ramazan Ayını bitirerek Ramazan

Bayramının güzelliklerini hep birlikte yaşadık. Çok yoğun

çalışarak günlük hayatın koşuşturması içerisinde kendimizi

kaybettiğimiz süreçlerde bayramlar soluk aldığımız, kendimize

geldiğimiz, motive olduğumuz, moral depoladığımız bir

zaman dilimi. Çoğu zaman ihmal ettiğimiz yakınlarımızın,

büyüklerimizin gönlünü almak için bulunmaz bir fırsat. Şimdi

“İyi ama Turizmcinin Bayramı olmaz” dediğinizi duyar gibiyim.

Belki haklısınız da ama ben Turizmcinin de bayramı olur ve

olmalı diye düşünüyorum. En azından buna fırsat yaratmalı

Turizmci, zira kaliteli, iyi servisin olmazsa olmazı çalışanların

mutluluğudur.

Sıkıntılı süreçleri birlikte yaşadık, yaşıyoruz. Bunca sorunun,

karmaşanın, hatta kaosun içerisinde bir nefes almak tüm

meslektaşlarımın hakkı. Doğru bir planlama ve çalışanlarımız

ile etkin bir iletişim kurarak bunu başarabiliriz. Bunu

başarabildiğimiz ölçüde de çalıştığımız kurumların etkinliğini

başarasını arttırabiliriz diye düşünüyorum. İşte bu düşünceler

ışığında tüm meslek büyüklerimin, dostlarımın ve kardeşlerimin

geçmiş bayramını kutluyorum.

Sonunda bayramla birlikte hasretle beklediğimiz hareketli

günler geliyor. Her ne kadar doluluklar fiyatlara yansımadıysa

da yine de tesislerimizin doluyor olması güzel. TUROB

tarafından paylaşılan STR raporunda 2017 yılbaşından Mayıs

sonuna kadar geçen sürede, Ocak – Mayıs 2017 toplam

Occupancy (doluluk oranı) - %55,7 (2016 - %51,1) (2015

- %66,5), ADR (Ortalama Günlük satılan oda bedeli) - 72,82

Euro (2016 – 97,81 Euro) (2015–119,48 Euro), RevPAR (Oda

başı elde edilen gelir) - 40,57 Euro (2016 – 49,98 Euro)

(2015 – 79,40 Euro) şeklinde gözüküyor. Elbette bu kayıpları

bu tabloyu toparlamak öyle çok kolay olmayacak. İçinden

geçtiğimiz süreç bu toparlanmayı oldukça güçleştirir noktada.

Yani kısaca ciddi bir durum değerlendirmesi yapmaya, yakın

– orta ve uzun vadeli pazarlama stratejileri üretmeye, içeride

ve dışarıda ülkemiz üzerine oluşturulan olumsuz algıyı kırmaya

çalışmalıyız. Bakanlığımızdan başlayarak Yerel Yönetimler dâhil

edilerek sektörün tüm temsilcileri ile birlikte topyekûn yeni

bir Turizm Seferberliği başlatmak ve neticesinde başarmak

zorundayız.

Son olarak POYD İstanbul Yürütme Kurulu olarak geçtiğimiz ay

turizme hizmet etmiş ve hala etmekte olan meslek büyüklerimiz

ile biraraya geldik. Kendi adıma benim içinde çok heyecan

verici bir toplantı oldu. Zira toplantımıza katılan kıymetli

büyüklerimizden biri de 20’li yaşlardan itibaren hayatıma yön

vermiş, benim üzerimde büyük emeği, hakkı olan Sayın Savaş

Gürsel’di. Toplantıya kendi projelerimizin kısa bir sunumunu

yaparak başladık, sonra meslek büyüklerimizi tek tek dinledik,

yaptıkları genel değerlendirmeleri, projelerimize dair öneri

ve eleştirilerini ve bizlerden beklentilerini öğrendik. Ben bu

buluşmanın çok faydalı olduğuna inanıyorum. Belirli zaman

aralıkları ile bu toplantıları tekrar ederek sunumunu yaptığımız

ve bir kısmına başladığımız projelerimizin ne safhada olduğunu

kıymetli büyüklerimize anlatmayı ve değerli görüşlerine

başvurmayı hedefliyoruz.

Daha iyi günlerde görüşebilmek dileği ile.

FİRUZ BAĞLIKAYA YENİDEN ADAY

Türkiye Seyahat Acenteleri Birliği TÜRSAB’ın Aralık ayında yapılacak

genel kurulunda başkanlığa aday isimler ortaya çıkmaya başladı. Selam

Turizm Yönetim Kurulu Başkanı Hasan Erdem’in başkanlığa aday

olduğunu açıklamasının ardından, daha önce başkanlık için yarışan DETUR

CEO’su Firuz Bağlıkaya, “TÜRSAB Yeniden” sloganıyla yeniden aday oldu.

TÜRSAB İÇİN BİRLİK OLMALIYIZ

Bağlıkaya, acentelere gönderdiği mektupla TÜRS-

AB Başkanlığına aday olduğunu duyururken,

‘’Yükünü acentelere yıkan bir birlik olmaktan çıkıp,

acentelerin yükünü taşıyabilen bir TÜRSAB için birlik

olmalıyız.’’ ifadesini kullandı.

Gönderdiği mektupta mevcut yönetimi eleştiren,

aynı zamanda projelerini açıklayan Firuz Bağlıkaya,

şu ifadelere yer verdi: ‘’Sorunlarımız artıyor, sektörümüz

nefes, mal ve kan kaybetmeye devam

ediyor. Kurumlar, onu yönetenlerin benimsedikleri

yönetim kültürü ile kimlik kazanırlar. Demokrasi ve

sivil toplum kültürünün henüz olgunlaşmadığı zamanlardan

kalma anlayışların TÜRSAB’a giydirdiği

mevcut kimlik, bugün karşı karşıya bulunduğumuz

sorunları aşmak bir yana, mensuplarını ve hatta

tümüyle sektörümüzü, rekabet ettiğimiz ekonomiler

karşısında destekleyecek anlayış ve kapasiteden

ne yazık ki çok uzakta kalmaktadır.

HER ŞEYİ DEĞİŞTİRMEYE MECBURUZ

Hep aynı şeyi tekrar ederek farklı bir sonuç

çıkmasını beklemek mümkün değildir. Bizi mutsuz

eden bir sonuca katlanmak istemiyorsak,

sebepler zincirinde bir şeyleri, bazen de her şeyi

değiştirmeye mecburuz. Bu evrensel bir kural,

değişmez ilahi bir kaidedir. Değişim olmadan

çözüm olamaz.

‘Başaramayanlar gitsin, yapabilecek olanlar gelsin’

demek, ilke olarak doğru gözükse de, yeterli

görülemez. Artık ihtiyaç duyulan sadece yönetenlerin

değişmesi değil, yeni bir vizyonla, yeni bir

zihniyetle, yeni bir heyecanla, yeni bir kadronun,

sorumluluğu üstlenmesidir.

BİRLİKTEN KUVVET DOĞURMAK GEREK

Sorunlarımızın önemli bir bölümü tabi ki hukuk

yolu ile çözülebilir, ancak; bir dava dilekçesi ile

mahkemelerin önüne gitmeden önce, nitelikli bir

çözüm paketi ile yasa koyucunun önüne gitmek

gerekiyor. Birlik olmanın gücünü, yasa koyucu

önünde çözümlerle göstermek, birlikten kuvvet

doğurmak gerekiyor.

Yükünü acentelere yıkan bir birlik olmaktan çıkıp,

acentelerin yükünü taşıyabilen bir TÜRSAB için birlik

olmalıyız.

Üyelerinin ticaretini kolaylaştıracağına, yönetenler

ve yakın çevrelerinden başka hiç kimseye faydası

olmayan ticari faaliyetler yapan anlayış, alıştığımız

ve katlandığımız bir anlayış olmaktan çıkmalıdır.

SORUNLARI ÇÖZMEK İÇİN ADAYIM

Sektörümüzün her kademesinde, 40 yıla yakın

bir süredir emek vermiş bir meslektaşınız olarak,

bunca yılın birikiminden çıkardığım yol ve yöntem

önerilerim var. İletişim kurabildiğim pek çok

meslektaşımızın da benzer değerde önerileri,

çözümleri var.

Ben, sorunlarımızı aşabilecek çözümlerin var

olduğuna ve eğer samimi bir işbirliği içinde olursak

mevcut sorunları çözmekten daha ileri adımlar

atabileceğimize inanıyorum.

Bu amaç ile sorunlarımızı kalıcı olarak çözmek için

TÜRSAB başkanlığına adayım.

TURİZM İLERLERSE TÜRKİYE İLERLER

TÜRSAB, sadece bizim için değil tüm turizm sektörü

için bir lokomotif görevi üstlenebilir. Tüm sektör

bizim birliğimize bakıyor. Sorunların çözümünde

bizim öncülük etmemizi bekliyor. Bu, hem sektörümüz

hem de ülkemiz için çok önemli. Durmak,

yerinde saymak, gerilemek, kendini sürekli aynı

cümleler ve formüllerle tekrarlamak, hem kendimize

zarar vermek hem de ülkemize olan borcumuzu

ödememiş olmaktır. Unutmayalım ki biz ilerlersek,

turizm ilerlerse, Türkiye de ilerler.

On binlerce kardeşimizin emeğini ve güzel

vatanımızın kıymetlerini, güvensizliğe ve

önyargıya heba etmeyelim. Gelin birlik olalım,

birlikte kazanalım...”


7

akademik bakısş

Sayı: 4 Yıl: 1 / Haziran 2017

www.hotelgazetesi.com

TURİZMDE

Prof Dr.

Muharrem

TUNA

Turizm Akademisyenleri Derneği

Yönetim Kurulu Başkanı

muharrem@gazi.edu.tr

RİSK VE KRİZLERİ

YÖNETMEK

Turizm sektöründe 2015 yılına gelene

kadar hep kendimizi kriz konusunda

çok başarılı bir ülke olarak kabul

edegeldik. Bunun arkasında yatan

neden, ülkeye gelen turist sayısının

turizme aktif olarak başladığımız 90’lı

yıllardan bu yana hemen hemen her

yıl artış göstermesiydi. Bu süreçte,

sadece üç yılda (1993-1999-2006) gelen

turist sayısında bir önceki yıla göre

gerileme görülmüştü. Bu gerileme

rakamları da oransal olarak oldukça

düşüktü ve göz ardı edilebilirdi. Bunun

dışında kalan yıllarda istatistikler hep

lehimize görüntü veriyordu. İşler iyi

gittiği için de risk ve kriz konularına

gereken önemi vermemize gerek

yoktu. 2015 yılı sonrasında başta

Rusya’da yaşanan ekonomik kriz ve

uçak düşürme hadisesi, Almanya ve

Hollanda ile yaşanan siyasi krizler, ülke

içinde yaşanan terör eylemleri ve 15

Temmuz darbe girişimi olmak üzere

karşı karşıya kaldığımız çok sayıda

sorun, turizm sektöründe artık riskleri

başarılı bir biçimde analiz etmemizi ve

krizleri doğru yönetmemizi zorunlu

hale getirdi.

Turizm sektöründe risk ve krizlere

ilişkin durum tespitini ve ihtiyaç

analizini doğru yapmak için öncelikle

bu kavramların hangi anlamlara geldiği

üzerinde durmakta yarar var. Çoğu

zaman birbirinin yerine kullanılan ve

karıştırılan risk ve kriz kavramlarını

sırasıyla şu şekilde açıklayabiliriz.

Risk kavramı en basit ifadeyle; zarar

veya kayıp durumuna yol açabilecek

bir olayın ortaya çıkma olasılığı olarak

ifade edilebilir. Yönetimlerin amacı da

bu tür olayların olumsuz sonuçlarının

kurum veya kuruluşlar üzerindeki

etkilerinin ortadan kaldırılması ya da

en aza indirilmesi olmaktadır. Bununla

birlikte, her risk içeriğinde fırsatları

da barındırmaktadır. Dolayısıyla risk

yönetiminin temel prensibi, zarara

yol açabilecek olan tehlikelerin

ortadan kaldırılması ve mümkünse bu

unsurların fırsata çevrilmesidir. Risk

yönetim sürecinde öncelikle riskler

tanımlanmakta ve analiz edilmekte,

sonrasında da gerekli planlamalar

yapılarak önlemler alınmaktadır.

Ünlü işadamı ve yazar Warren

Buffet’e göre risk, “ne yaptığımızı

bilmediğimiz durumlarda geçerlidir”.

Bu söz, yaptığımız iş hakkında

mümkün olduğunca belirsizlikleri

ortadan kaldırmamız; bu konuda

bilgi ve plan üretmemiz gerektiğini

ifade etmektedir. Churchill ise “Eğer

hayatında hiç başarısızlık yoksa hiç

risk almamışsındır” demiş ve risk

almadan başarı elde etmenin mümkün

olmadığını vurgulamıştır. Bu sözlerden

hareketle, risk var diye amaçlarımıza

ulaşma yolunda faaliyetlerimizi

gerçekleştirmekten geri durmamamız

ancak riskleri analiz ederek etkin

bir biçimde yönetmemiz gerektiğini

söyleyebiliriz.

Kriz ise önceden beklenilmeyen ve

öngörülmeyen, örgüt tarafından

hızlı bir biçimde cevap verilmesi

gereken, örgütün önleme ve uyum

mekanizmalarını yetersiz hale

getirerek, mevcut değerlerini,

amaçlarını ve varsayımlarını tehdit

eden gerilim durumu olarak

nitelendirilmektedir. Yaklaşmakta

olan kriz sinyalleri alınıp, yorumlanıp,

değerlendirilmemişse ve sağlıklı

tepkiler verilmemişse, örgütün kriz

dönemine girmesi kaçınılmazdır.

Krize hazır olabilmek için örgütün iç

faktörlerinin ve dış çevresinin sürekli

ve dikkatle izlenmesi; alınan sinyallerin

eksiksiz olarak analiz edilmesi

gereklidir.

Kriz yönetimi ve risk yönetimi, içerik

ve sıralama açısından birbirinden

ayrışmaktadır. Bu açıdan bakıldığında

risk krizden önce gelmekte, risk

gerçekleştiğinde de kriz baş

göstermektedir. Bu nedenle krize yol

açmamak için risklerin başarılı bir

biçimde yönetilmesi gerekmektedir.

Çevresel koşulların çok hızlı değiştiği

bir ortamda başarılı olmak için gerek

makro düzeyde devletin, gerekse

mikro düzeyde işletme ya da STK’ların

risk ve kriz yönetimine gereken önemi

vermesi zorunludur.

Konunun kavramsal çerçevesini

çizdikten sonra, gelelim turizm

sektörünün risk ve krize ilişkin

mevcut durumuna. Yazının başında

da belirttiğim gibi aslında risk

ve krizlere karşı genel olarak bir

yanılgı içerisindeyiz. Turizmdeki

başarı hikâyemiz, bize turizmle ilgili

her konuda başarılı olduğumuzu

düşündürttü ve bu durum risk

ve krize ilişkin kurumsal bir yapı

oluşturmamızı engelledi. Bana göre bu

nedenle hâlihazırda turizm risk ve kriz

yönetimine ilişkin görev tanımı açıkça

belirlenmiş bir yapılanmamız yok. Şöyle

ki T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığımız

bünyesinde ilgili genel müdürlükler

görev alanlarına giren konularda

gerektiğinde çalışmalar yürütüyorlar.

Bakanlığın Strateji Başkanlığı da

5018 sayılı yasa kapsamında stratejik

planını hazırlarken riskler üzerinde

çalışıyor, ancak bu riskler ağırlıklı

olarak bakanlığın kendi riskleri yani

bu çalışmada sektörün risklerine yasa

gereği yeterince odaklanılamıyor.

Bu durum, kamu kesiminde risk ve

kriz yönetimine ilişkin bir boşluk

oluşmasına neden oluyor. Sektör

STK’larına bakıldığında da kriz

oluştuğunda fikir üretmenin ve

kendi sorumluluk alanlarına giren

konulara ilişkin bir takım faaliyetler

gerçekleştirmenin dışında risk ve kriz

yönetimine dair bir çalışmanın olmadığı

görülüyor. Genel görünüme göre

öncelikle turizmde camia olarak krizin

oluşmasını bekliyoruz, sonrasında da

kamu kurumları ve sektör STK’ları bir

araya gelerek krizin çözümüne ilişkin

çözümler üretme gayreti içerisine

giriyoruz. Bu yaklaşımın, günümüz

rekabet koşulları ile hızla değişen

çevresel koşullar çerçevesinde başarılı

sonuçlar vermesini beklememeli,

daha işlevsel bir model kurgulanması

üzerine kafa yormalıyız.

Aslında T.C. Kültür ve Turizm Bakanı

Sn. Prof.Dr.Nabi Avcı ve ekibi söz

konusu sorunun farkına varmış

olmalı ki geçtiğimiz yıl Kasım ayında

planlanan ancak daha sonra ertelenen

Turizm Şurasının dört başlığından bir

tanesini risk ve kriz yönetimi konusuna

ayırmıştı. O dönemde şura toplanmış

olsa, belki de şimdiye kadar risk ve

kriz konusunda kurumsal bir yapı

kurgulanmış olabilirdi. Ertelenen şura

toplantısının 2017 Kasım ayı içerisinde

gerçekleştirilmesi planlanıyor. Eminim

ki bu toplantıdan söz konusu sorunla

ilgili yapısal bir çözüm önerisi ortaya

çıkacaktır.

Peki, ülkenin turizmde son iki yılda

kaybettiği pazarları geri kazanması,

turist sayısı ve gelir düzeyini

arttırması, daha da önemlisi bundan

sonra karşı karşıya kalabileceği krizleri

bertaraf edebilecek yapılanmayı nasıl

kurması gerekiyor? Bu soruya cevap

aramadan sektörün karşı karşıya

kaldığı ve gelecekte de kalabileceği

risk faktörlerinden bazılarını

sıralayalım: Terör, savaş, uluslararası

anlaşmazlıklar, ekonomik sorunlar,

turist ölümleri, zehirlenmeler,

doğal afetler, çevre kirliliği, bulaşıcı

hastalıklar vb. Ülkemizde yukarıda bir

kısmını sıralayabildiğim çok sayıda risk

faktörünü yerel, ulusal ve uluslararası

düzeyde ele alıp bunları analiz

edecek, yapılan analizler neticesinde

eylem planları hazırlayacak bir

yapıya ihtiyaç duyulmaktadır. Bu

sayede turizm sektörümüz her riski

değerlendirebilecek, bu risklerin krize

dönüşmesini engelleyebilecek; kriz

oluşsa bile hazırlanan eylem planları

vasıtasıyla doğabilecek sorunları

en az zararla atlatabilecektir.

Önerilen bu yapı başta T.C. Kültür

ve Turizm Bakanlığı olmak üzere,

TÜRSAB, TÜROFED, TUROB, TUREB,

TYD, POYD, TUROYD, TURYİD ve

Turizm Akademisyenleri Derneği

gibi STK’ları, ilgili kamu kurum

temsilcileri ile yerel yönetimleri

bünyesinde barındırmalıdır. Merkez

ve il örgütlenmeleri biçiminde

oluşturulması gereken bu yapının

kendine ait sekreteryası ve bütçesi

bulunmalıdır.

Karşı karşıya kalınan her krizin

aynı zamanda bir fırsat olduğu

varsayımından hareketle, turizmdeki

yapısal sorunların bu dönemde

hayata geçirilecek radikal tedbirlerle

çözülebileceğini

söylemek

mümkündür. Bahsedilen sorunların

başında gelen risk ve kriz yönetimi

boşluğunun ortadan kaldırılması

ile ülkemizin yüksek katma değere

sahip olan ve en önemli sektörlerinin

başında gelen turizmin yüksek

bir ivme kazanması ve gelecek

dönemlerde de istikrarlı büyümeler

sergilemesi mümkün olabilecektir.

Saygılarımla,


söylesi 8

Sayı: 4 Yıl: 1 / Haziran 2017 www.hotelgazetesi.com

İstanbul Cerrahi Hastanesi

İşletme Direktörü

Banu Başaran

SAĞLIK VE TURİZM SEKTÖRLERİ

ARASINDA İŞBİRLİĞİ YAPILMALI

Türkiye Sağlık

Turizminde

dünyanın

önde gelen

ülkelerinden biri.

Bu kendiliğinden

olmadı tabi. Sağlık

sektöründeki

bazı vizyon

sahibi kişilerin

girişimleriyle

başlayan sağlık

turizmi, günden

güne gelişerek,

Türkiye’yi dünyada

ilk 5’e yükseltti.

Hotel Gazetesi

olarak bu gelişimin

öncülerinden,

İstanbul Cerrahi

Hastanesi, İşletme

Direktörü Banu

Başaran ile Sağlık

Turizmini konuştuk.

Sizi tanıyabilir miyiz?

Sağlık sektöründe 24. yılımı bu ay

itibariyle tamamlamış bulunuyorum.

Sağlık işletmeciliği çok özellikli bir

alan, çok zor olmasına rağmen bir o

kadar da keyifli. Bu alanda çalışmak

için işinizi gerçekten seviyor olmanız

gerekli. 15 yıl Amerikan Hastanesi, 5 yıl

Medicana International Hastanesi’nde

Genel Müdür Yardımcılığı yaptım.

2011 yılında kendi şirketim olan

Medibiz Sağlık Hizmetleri’ni kurdum.

Sağlık yatırım, yönetim ve danışmanlık

ve sağlık turizmi konusunda faaliyet

gösteriyor. 2017 Ocak ayı itibariyle

İstanbul Cerrahi Hastanesi’nde İşletme

Direktörü olarak görev yapıyorum.

Türkiye’de sağlık turizminin

gelişimi nasıl oldu? Anlatır mısınız?

2005 yılında Avrupa’daki sağlık

sisteminde yaşanan ekonomik

zorluklar nedeniyle yurt dışı sigortaları

hastalarını daha uygun fiyat ile

ameliyat yapabilecekleri ülkelere

göndermeye başladılar. Türkiye bu

sayede Avrupa’dan hasta almaya

başladı. Ayrıca orta doğu ülkelerinden

hastaların daha önce tercih olarak

gittikleri Avrupa hastanelerindeki

yetersizlikler, zenginlerin ülkemize

yönlenmesini sağladı. Gelen

ülke şartlarından hastanelerden

ve aldıkları hizmetten memnun

kaldığı için kulaktan dolma reklam

ile Ortadoğu’nun cazibesi haline

döndü. Türki cumhuriyetleri, körfez

ülkelerindeki bu tanıtım , bekleme

sürelerinin olmaması, teknolojik

avantaj sağlık turizmi konusunda

gelişmemize neden oldu.

Sağlık turizminde yaşanan sorunlar

nelerdir. Kısaca söz eder misiniz?

En önemli sorunlarımızdan birisi ortak

hareket ettiğimiz fiyat politikasının

olmamasından kaynaklanıyor.

Standart fiyat politikası yaratılmaması

veya gelen hastalığa hizmet

verilmeyecek olmasına rağmen

hastanın kabul edilerek getirilmesi

sıkıntılı bir konu. Bu nedenle

hastalıklara göre değerlendirmeler

yapılarak hasta kabul edilmeli, fiyat

politikasında ortak dil ile hareket

edilmelidir.


~

9 saglık turizmi

Sayı: 4 Yıl: 1 / Haziran 2017

www.hotelgazetesi.com

Yusuf Ziya Yurtsever

Ah şu dilenciler !

Siz başından beri bu konunun

içindesiniz ve Türkiye’nin bu

noktaya gelmesinde büyük katkı

sahibisiniz. Bu noktaya nasıl

geldik? Neleri doğru yaptık, ne

gibi yanlışlar yapıldı, anlatır

mısınız?

Ülkemizde dünya standartlarında

hizmet sunan hastane sayısının

her geçen gün artmasını öncelikli

neden olarak görebiliriz. Türkiye’nin

maliyetler açısından oldukça uygun

ve turistik açıdan ilgi merkezi

olmasının yanında misafirperverliği

ile de yaptığı ün ile konum olarak

dünyada ulaşılabilir bir noktada

olması, tıbbın gelişmiş olması,

araştırma ve geliştirme konusunda

da olumlu gelişmeler olması gibi

faktörler Türkiye’ye bu alanda güç

kazandırmıştır. Diğer taraftan;

büyük kamu hastanelerinin hizmet

kalitesinde ciddi eksikliklerinin

bulunması, özel hastanelerin

sadece sınırlı bir kesiminin dünya

standartlarında hizmet sunabiliyor

olması, tanıtım ve sektörler

(turizm, sağlık vb.) arasında işbirliği

eksikliğinin olması sektörün hızını

kesmektedir.

Ülkemizin dünyanın bu konuda

önde gelen ülkelerine göre

avantajları neler?

Orta Asya ve Kafkas ülkelerinin

Türkiye ile olan yakın ilişkileri,

Avrupa’da yaşayan Türkler, AB ülke

vatandaşlarının sigorta kapsamı

dışında beklemeden ve ekonomik

bir şekilde hizmet alabilmeleri,

turizm bölgelerimizin artan tercih

edilirliğini sayabiliriz.

Turizm ve sağlık sektörünün

dünyadaki mevcut konumumuzu

korumak ve daha da geliştirmek

için neler yapması gerekir?

Uluslararası boyutta akreditasyon,

özel ve kamu sigorta kuruluşları ile

anlaşmalar,

ucuz fiyatlandırmadan kaçınılması,

yurtdışı bilimsel işbirliklerinin

gerçekleştirilmesi gerekli. Bu

aşamada hastanelerdeki Uluslararası

Hasta ilişkileri departmanlarına çok

iş düşüyor; fazla sayıda yabancı

dil bilen personelle çalışılması,

hastalarla kendi ülkelerindelermiş

gibi ilgilenilmesi, kendi kültürlerinin

ve bakış açılarının bilindiğinin

hissettirilmesi, anadillerinde ya

da konuştukları bir dilde iletişim

kurulması, doğru ve anlaşılır

bilgilendirme yapan web sitesi,

broşür, form hazırlanması,

yönlendirme

levhalarının

anladıkları bir dilde olması, kendi

sağlık merkezleri ile irtibatın

kurulması, sigorta işlemlerinin

gerçekleştirilmesi ve nihayetinde

hastaya kendi evinde gibi

hissetmesinin sağlanması, mevcut

konumumuzu korumak ve daha da

geliştirmek için yapılması gerekenler

olarak sıralayabiliriz.

İstatistiksel anlamda

bakıldığında sağlık turizminde

Türkiye’yi hangi coğrafyanın

insanları tercih ediyor, hangi

hastalıkların tedavisi veya

operasyonlar için geliyorlar?

Körfez ülkeleri, türki cümhuriyetleri,

balkanlar, orta doğu, Irak, Libya,

Azarbaycan, Kuveyt, Bulgaristan,

Arnavutluk, Kosava Türkiye’yi tercih

eden ülkeler..

Saç ekimi, estetik amelilyatlar,

kalp damar cerrahisi, organ nakli,

onkolojik hastalıklar, laporoskopik

cerrahiler ağırlıklı tercih nedeni.

İstanbul Cerrahi Hastanesi’ne

sağlık amaçlı gelen turistlerin

tedavileri süresince nasıl bir yol

izleniyor?

Hastanemizdeki genel politika gereği

yabancı hasta diye fiyatlandırmada

yerli hastadan farklı bir ücret skalası

uygulamıyoruz.

Geçen yazımda, taksi esnafının turizme

verdiği zarardan bahsetmiştim.

Maalesef tüm hızı ile devam ediyor…

En son kurban Hintli oyuncu Saymaya

Tondon. Aslında en son kurban değil…

Sosyal medyayı kullanıp, derdini

dünyaya duyuran biri olduğu için

herkes haberdar oldu… Bu ve buna

benzer iddialar ile hemen hemen her

gün karşılaşıyoruz. Tabiri caizse sektör

zaten batık durumda. Bir de bunun

gibi olumsuz reklamasyonlar çok

daha kötüye götürüyor. Taksi esnafı

içerisinde mutlaka çok iyi insanlar var

ama azınlıkta olan kötüler iyilerin de

adını karartıyor. Bu işe devletimizin

mutlak suretle ciddi bir şekilde el atması

gerekiyor. Turizmin kanayan yarası olan

bu sorunla ilgili caydırıcı cezalar mı gelir,

başka sistemleri mi gelir, bu konuyla

ciddi ciddi uğraşılması gerekir.

Bu olumsuzlukların yanı sıra bir de

dilenci sorunu çok üst seviyeye çıktı.

Ne Türkiye’de yaşayan insanların ne

misafir gelen turistlerin hiçbir açık

mahalde bir şey yiyip içme şansları yok.

Anında gelip taciz edercesine sakız gibi

yapışan, yardım isteyen, ister bunun

adına sadaka diyeyim ister başka bir

şey, hatta bir adım daha ileriye gideyim,

zayıf ve güçsüz gördüklerini, fiziki olarak

sıkıştırıp taciz ediyorlar. Bu da çok

rahatsızlık verici bir olay, bu konunun

da gündeme getirilip önleyici tedbirler

alınması gerektiği kanaatindeyim.

Umarım her şey iyi olur, sağlıkla kalın


Sayı: 4 Yıl: 1 / Haziran 2017

www.hotelgazetesi.com

sosyal medya

10

TURİZMCİ

SOSYAL MEDYASI

İhsan TÜRKUS

TUROYD...

Ankara’dan gelmiş..

Nasıl sarılıyor, “kardeşim” diye...

Yüzü gülüyor...

Bir başkası Azebeycan’dan, Bakü’den

uçmuş gelmiş..

Batman’dan, Diyarbakır’dan, Ege’den,

Samsun’dan, Afyon’dan

Antalya’dan, Manisa’dan...

Otel yöneticileri....

Her biri umut dolu..

Her birinde parlayan, ışıl ışıl gözler...

Genel kurula değil, hasret gidermeğe

gelmişler sanki....

Sıkıntıları yok mu?

Elbette var, omuz omuza olmakta

bulmuşlar çözümü...

Ülkenin dört bir yanı yetmemiş,

Çin’den, Dubai’ye, Arabistan’dan

Rusya’ya katılımlar var....

Her yerden gelen mesaj aynı;

“Üzerimize düşen ne varsa, yapmaya

hazırız.”

Böylesi güzel duygularla başladı,

TUROYD’un olağan ilk kongresi....

Ne oldu, ne bitti hiç değinmeyeceğim....

Çalışmak isteyen, katkıda bulunmak

isteyen, taşın altına elini koymak isteyen

herkes kendine bir yer buldu, listelerde...

Listeler de yeterli değil...

Madem ki yeni bir oluşum, yeni bir

heyecan

“Kendime değil , ben bu derneğe ne

verebilirim diye düşünmek gerek” dedi

konuşmacılardan biri....

Hele Divan başkanı Ersin abimizin bir

son sözü var ki;

“50 yıldır bugünü bekliyordum, çocuklar,

bugünü, kutlarım hepinizi” derken

nerdeyse ağlayacak...

Ülke turizmi belki de gelmiş geçmiş en

kötü dönemini yaşıyor...

Sorunlar dağ gibi yığılmış...

Hergün yenileri ekleniyor...

Gelen turist sayısı düşmüş, gelirler

düşmüş..

En önemlisi, sektör, yetişmiş eleman

kaybı yaşıyor, acı bir şekilde...

İşte bu şartlarda yola çıkan TUROYD,

öncelikle vefanın, dostluğun ve

dayanışmanın adresi olmalı...

Aynı dili konuşan, işini iyi bilen ve

bilgisini arkadaşlarıyla paylaşmaktan

çekinmeyen yöneticilerden güzel işler

bekliyor sektör...

Yolun açık olsun TUROYD....

Yolunuz açık olsun güzel insanlar...

İletişimin son derece önemli olduğu ve hız kazandığı bugün

kendimizi ifade etmek noktasında sosyal medya kanallarını

günlük hayatımızda sıklıkla kullandığımız aşikar..

Bireysel olarak sosyal medya mecralarındaki iletişimimizde

kendimizi, bilgi ve birikimlerimizle en iyi şekilde ifade

edebiliyoruz. Tüm mecralarda güncel kalabiliyoruz ve hatta

her geçen gün daha da öğrenerek ve gelişerek alternatif

mecralarda da olma hevesi içerisindeyiz. .

Sosyal medyayı yakından takip eden ve kullananlar

olarak var olduğumuzu, tam da burada şu anda yapıyor

olduklarımızı, tercihlerimizi, başarılarımızı, bilgilerimizi, ilgili

olduklarımızı, sahip olduklarımızı belirtmek için her boş

kaldığımız an ilgili mecraları kullanıyor, paylaşımlar yapıyor

ve takip ediyoruz..

İfadelerimiz öylesine güncel ve samimi ki; sabah nasıl

uyandığımız, öğlen ne yediğimiz, hangi marka şarap

içtiğimiz, bugün nasıl hissettiğimiz, bulunduğumuz

mekanlar, seyahat ettiğimiz yerler, okuduğumuz kitaplar,

yaptığımız sporlar… Her biri şahsi sayfalarımızı birbirinden

güzel fotoğraf ve ifadelerle süslüyor..

Birbirimizi takip etmenin dışında tanımadıklarımızı,

idollerimizin hayatlarını da yakından takip etmek,

beğenilerini, ilgi alanlarını tercih ettiklerini beğenmek,

yorumlar yapmak son derece keyifli kabul ediyoruz. Zaten

sosyal medya bir harika dostum, kabul etmemek imkansız!

Önceden nasıl yaşıyorduk ki? Diye soruyoruz kendimize sık

sık ;) Sıkı bir sosyal medya kullanıcısı olarak elbette olumsuz

bir eleştiride bulunmayacağım.. Ne haddime ayrıca! ;)

Sadece hepimiz için telefona odaklanıp bozulma tehlikesi

ile karşı karşıya kalan gözlerimizi ve boyun fıtığı olma

tehlikesini arada düşünmüyor değilim ne yalan söyleyeyim..

Ne var ki kendimiz için bu kadar yoğun bir şekilde

kullanmaktan vazgeçmediğimiz ve etki alanı içerisinde

olduğumuz sosyal medya mecralarını bir türlü iş hayatımıza

entegre edemiyoruz. Aslında edebiliyoruz, ancak o

kadar da başarılı olduğumuzu, amacımıza tam olarak

ulaşamadığımızı düşünüyorum, naçizane kendi fikrimi

beyan ederek ve istisnalar varsa özür dileyerek..

Sosyal medya kullanıcılarının yapacak bir işi olmadığı veya

ilk boşa çıktıkları anda yüzde 85 oranında akıllı telefonları

ile oyalandıklarını biliyor muyuz?

Ve şunu da çok iyi biliyoruz ki takip etmekle kalmayıp satın

almaya dönüşen her eylemde birbirimizden etkileniyoruz.

Satın alınan ürünle ilgili, kalınacak yer, seyahat edilecek

noktalarla ilgili birbirimizden son derece etkilendiğimiz ve

tercihlerimizi belirlediğimiz çok net.

Olumlu etkilerin yanında olumsuz da etkilenebiliyor ve

tercihimizi buna göre belirliyoruz. Bu noktada başta

facebook, instagram, twitter platformları; forumlar, bloglar

gezilip görülen yerleri anlatma, memnun kalınan ve

şikayette bulunulan durumları başkaları ile paylaşma ve

tavsiyelerde bulunmak için kullanıcılara mükemmel ortamlar

sağlıyor şüphesiz.

Ayrıca Dünyada turizm sektörünün sosyal nabzını elinde

tutan başta Tripadvisor olmak üzere benzeri bir çok siteyi

takip eden ve rezervasyon yapmadan önce mutlaka girip

Otelle ilgili yorumları değerlendirerek fikir alan göz ardı

edilemez önemli bir kitle var. Kişi kendinden bilir işi.. Hepimiz

yapmıyor muyuz?

Bizler hem hizmet veren hem tüketen tarafta artık internette

çok daha fazla vakit harcıyor, parmaklarımızın ucuyla dünyayı

takip ediyoruz. Otellerimizde konaklayan kişilerin seyahat

yorumları anlık olarak internette paylaşılabiliyor. Özetle

geçmiş tarihte otelimizde konaklamış olan kişiler, gelecekte

otelimizi seçecek olan kişilerin kaderini belirleyebiliyor. Bu

duruma misafirin memnuniyeti veya memnuniyetsizliği

olarak bakılmasının şu anda duruma sevinmek veya üzülmek

noktasında olmadığımı belirtiyor, sadece sosyal medyanın

sağladığı fırsat alanına odaklanmak istiyorum.

O kadar güçlü bir oluşum karşımızda duruyor ki, bizler

Pazarlama ve Satış tarafındaki verimliliğin hesaplarını

yaparken sosyal medya gibi bir pazarlama fırsatını kaçırma

olasılığımızı gözden kaçırmamalıyız.

Neler yapacağız? Öncelikle konuyu ciddiye alacak milyon

dolarlık yatırımlarla hayata geçen otellerimizde sosyal

medya kanallarını aktif kullanma konusunu enine boyuna

değerlendireceğiz. Kendimiz için her boş anımızda

kullandığımız bu mecradan otellerimizi mahrum etmeyeceğiz.

Ekiplerimizden görevlendirdiğimiz arkadaşlarla birlikte

bu mecralara vakit ayıracak, hem keyfini yaşayacak hem

de kurum kültürümüze yakışan şekilde Otellerimizi bu

mecralarda en iyi ve etkili şekilde temsil edeceğiz. Tıpkı

kendimiz için yaptıklarımız gibi..

İşin uzmanlarının da birleştiği noktalara ve yapmamız

gerekenler oldukça basit ve hala çok keyfili ;)

Yenilikleri takip edeceğiz; Piyasaya yeni çıkan uygulamaların

kullanılabilirliğini ölçerek otellerimize uygun hale getirip hedef

kitlemizle paylaşabiliriz. Hali hazırda kullanmış olduğumuz

mevcut sosyal medya platformlarında güncel kalacağız;

sürekli olarak fotoğraf, video, bilgi, kampanyalar, duyurular

tarafını besleyeceğiz. Hedef kitlemizin beklentilerine göre

segmente edip paylaşabiliriz. Kurum imajımızı oluşturacak;

kısa süreli videolarımızı yükleyecek, en kısa sürede otelimizi en

iyi şekilde tanıtıma odaklanacağız. İnstagram ve facebook’ta

yayınlanan kısa videoların çok büyük izleyici sayılarına ulaştığı

tartışmasız bir gerçek.

Misafirlerimizi tanıyor ve hangi platformda olduklarını

biliyorsak işimiz çok daha kolay. Bugün elimizde ‘Business’

misafir kitlesine ulaşabileceğimiz Linkedin’den tutun da

millenium kuşağına hitap edebileceğimiz SnapChat e kadar

kullanabileceğimiz bir çok yararlı mecra mevcut. Otellerimizde

konaklayan misafirlerin deneyimlerini maksimuma çıkacağız;

Misafirlerimizin istediği şekilde ve hızda onlarla iletişime

geçeceğiz.

Konunun özeti tüm sosyal medya kanallarında bulunmak ve

bu mecraları en iyi şekilde yönetmek durumundayız. Bunları

yaparken gözümüzü gelecekten ayırmayarak hızlı gelişen

teknoloji ile kardeş bu mecraların hepsini en verimli şekilde

İş hayatlarımızın tam ortasına almak zorunda olduğumuzu

kabul edelim.

Ulaşabildiğimiz her bir misafirimizin yönettiğimiz otellerin

birer parçası ve hali hazırda otelimizin pazarlamacıları

olduklarını da unutmayalım!


11 sosyal medya

Aktürk Hotels Group

Digital Marketing Manager’i

Muzaffer UZUN,

otel yetkililerini uyardı

Sayı: 4 Yıl: 1 / Haziran 2017

Adnan

Uzan

www.hotelgazetesi.com

Yüzde yüz doluyuz,

rahat olun….

Bu tuzağa düşmeyin!

Son dönemlerde hızla yayılan ve çoğalan dijital

dolandırıcılık sistemlerinden bahsetmek istiyorum.

Eminim siz turizm çalışanları da benim gibi bu durumla

birkaç kez karşı karşıya gelmişsinizdir.

Birçok sektör gibi turizm sektörünü de içine almak

isteyen bu tuzak, genellikle telefon veya mail aracılığı

ile sizinle irtibata geçiyor ve Google’dan aradığını

size söylüyor. Google gibi güvenilir bir firmanın

adını duyduğunuzda ister istemez diyaloğa devam

etmek istiyorsunuz ve aşağıdaki gibi bir konuşma

gerçekleşiyor.

- Merhabalar; otelinizi Google’da ilk sayfada

gösteriyoruz. Yakın bir tarihte de oteliniz için yapılan

çalışmaların süresi bitmiş olacak. Tekrar çalışmak ister

misiniz diye sizi arayalım dedik.

- Google’dan mı arıyorsunuz yoksa bir ajans

mısınız?

- Google’dan arıyoruz.

- Google böyle bir hizmet için aramaz ama nasıl

oluyor?

- Google’un yetkilendirdiği resmi ajansız.

- Bugüne kadar otelimiz için ne gibi çalışmalar

yaptınız?

- Adwords çalışması, Google işletmeler hesabı kaydı

ve harita çalışmaları.

- Bu çalışmalar için ücret ödeyecek miyiz?

- Tarafınızdan bize iletilen 5 adet anahtar

kelime ile otelinizin google’da 1. sayfada çıkmasını

sağlayacağız. Google haritalar ve işletmeler kaydınızın

süresi doluyor bu yüzden artık haritalarda oteliniz

görünmeyecek bu durumu aktif hale getireceğiz.

- Peki bizim gibi 20-30 oteli aradıysanız hepimizi

1. sayfada veya 1. sırada nasıl çıkaracaksınız.

Son sorunun gelmesiyle birlikte telefon yüzümüze

kapanır.

Yukarıdaki diyalog tamamen arayan kişiyi sıkıştırmak

amacıyla kurulmuştur. Çünkü Google sizden hiçbir

şekilde Google İşletmeler Kaydı (My Business),

haritalar (maps) kaydı gibi hizmetlerden para talep

etmez, çünkü bu hizmetlerin hepsi kullanıcılar

tarafından ücretsiz olarak oluşturulup kullanılabilen

hizmetlerdir daha önce böyle bir kaydınız varsa

süresinin dolması imkansızdır. Google otelinizi

İşletmeler Kaydınızı veya Haritalar kaydınızı

doğrulamanız için arar ve size bir doğrulama kodu

verir bütün işlemleri sizin kendinizin yapmanızı

sağlar. Adwords (Google Reklamları) çalışmaları için

ise eğitici veya teşvik edici yönlendirmeler için size

ulaşır.

Bu gibi kolay yoldan para kazanmanın peşine düşmüş

firmalardan uzak durulması gerekir.

Sezonun baslamasıyla gene ortalık hareketlendi,

özlediğimiz günlere döndük bir nebze de olsa…

Ancak şunu unutmayalım ki gene temkinsiz, gene

akılları yakan fiyatlar, olaylar devam etmekte…

Halen ders çıkarmamış gibi sanki o zor yerlede

olan fiyatları bizler yaşamamışız gibi toparlanmak

için ilerisini düşünmeden aynen bildiğimiz, ezber

bozan strateji ile devam ediyoruz…

Şu an sadece doluluklar, boş olan tarih aralıkları

ve ne kadardan satarım da kar ederimin hesapları

akıllarda kalmakta, ancak çok değil 2 ay daha

sürecek bu muhabbet, hepimiz biliyoruz . Dost

acı söyler evet ama halen ileriye doğru hesaplar

yapılmamakla birlikte, ezbere giden ve stratejisiz

verilen fiyat ve anlaşmalar ortalığı kasıp kavurmakta,

bunu benim kadar herkes görebiliyordur. Sezona

verilen akıl almaz fiyatlar diğer oteller açısından

bile zorlayıcı bir yola sokmakta… Bu fiyatlarla ye

hesapsız ticaret anlayışı ile 2 ayda ne kadar bir

toparlama olacağı merakla bekleniyor esasında.

Trabzon’un hele ki o Uzungöl’ün hali ortada. 200

- 300 euro’ya satılan fiyatlar, değil Türkiye’nin,

dünyanın göz bebeği olan İstanbul’a fark atar

derecede… Orasının da tükenmeye yüz tutacağı

zamanlar yaklaşmakta diye düşünüyorum.

Tutarsız fiyatlandırma ile yapılan çarpık kentleşme

ve orjinalliğinin bozulması ile birlikte kendi öz

görüntüsünü kaybettikten sonra ne gibi merak

uyandıracak hali kalabilir ki…

Rant sağlama derdinde iken 3 ay 4 ay dolulukla

olacak çabasi ile tükeniyoruz esasında dostlar.

Kontrolsüz tüketme derdine esasında bir yandan

da tükeniyoruz.

Yüzde yüz doluluklar şu an icin mutlu etse de

ilerisini düşünmememize neden olmamalı..

- Tabi ki yıllık 400 TL.

- Peki yüz yüze görüşme imkanımız var mı?

- Hayır, çağrı merkezi hizmeti veriyoruz.

- Daha önce aldığımız hizmetlerle ilgili bir

bilgilendirme raporu alabilmem mümkün mü?

- Hayır, çünkü daha önce sanırım başka firmayla

çalışma yapmışsınız.

- Sizinle çalışırsak bize ne gibi hizmetler

sağlayacaksınız?

Eğer oteliniz için bir Dijital Pazarlama hizmeti almak

istiyorsanız bu işi yapan yüzlerce güvenilir kişi veya

firma mevcut. Hizmet alacağınız firma veya uzman

ile muhakkak yüz yüze görüşme gerçekleştirin, daha

önce yaptığı işlerden örnekler gösterilmesini ve

alacağınız hizmet ile ilgili haftalık veya aylık detaylı

rapor iletilmesini talep edin.

Bu gibi talihsiz durumlarla karşılaşmamak için

otellerin satış ve pazarlama departmanlarının

bilgilendirilmesini sağlayınız.

Ama bizler burada ne dersek diyelim sizler “yüzde

yüz doluluk var üzgünüm” diyecek ve gene herkes

olduğu yere oturacak, şu an sezonda bile yerlerde

olan fiyatlar kışın gene aynı düzeyde devam

edecektir. Sonrasında ise o boş vakitlerde ve

fiyatların gene hak etmediği düzeylerde olduğunda

“ki o zaman oldukça boş vaktimiz olacak” sanırım

daha fazla düşünmeye de vaktimiz olacaktır.

Bu yüzden…

Şimdilik güzel, rahat olun, 100’de 100 doluyuz ;)


Sayı: 4 Yıl: 1 / Haziran 2017

YUSUF BAYIRLI

İran deyip

geçme

İran’dan dönerken yeniden gidesim geldi...

Kültürlerin çarpışması mı desek yoksa yolculuğun

beni benden alması mı? Uzun yıllardır hep gidesim

vardı ama erteleyip duruyordum. Nedeni de hiç

belli değildi ön yargı. İran... Ön yargı ve nedenini

bilmediğim duyumlar nedeni ile.... İyi ki de zinciri

kırmışım!

Çıktım beni ne bekler dercesine ve koyuldum yollara,

ilk durak Tebriz. Havalimanında karşılama sırasında

ismimin sorulması hem de Türkçe: İsim, doğum

yeri ve ilk defa mı geliyorsunuz İran’a... Evet cevabı

üzerine pasaportumu iade eden ve Türkçe iyi tatiller

diye konuşan bir karşılama; mutlu oluşum... Nedir

bu güzellik dercesine içim içim! Tebriz’de Azeri, Türk

ve İranlılardan oluşan kozmopolit bir millet yapısı

bulunmaktadır. Tebriz merkezin kozmopolit yapısına

bir de Araz bölgesi ilave edilebilir mi derken, 1500

yıllık St. Stephanos Kilisesi karşımıza çıkıyor. Ramazan

döneminde arka bahçede namaz kılanlara karşılık

turist olmayan o bölgede Kilisenin o yıllara nasıl da

meydan okuyup, nasıl da korunmuş halde olduğu

mucizesi ile karşı karşıyayız. Nefes kesici mi kesici

elbette! Azeri bölge ile sadece sudan sebeplerden

dolayı bir sınırı olan ve fotoğraf çekimi 20 km yasak

olan ama mutlak görülmesi gereken bir doğa harikası.

Çölün ortasından akan bir yeşil vadi gibi iki bölgeyi

birbirinden ayıran ama ikisine de yaşam kaynağı olan

Aras Nehri...

Shiraz yolculuğu için Tebriz’den Tahran’a doğru yola

koyuluyoruz. Shiraz şehrine ulaşım kolaylığı sağlamak

için dağı dağa küstürmüşler ve birbirinden ayırmışlar.

İnsanların birbirine sıcak, sevecen, yardımsever ve

turiste uzaylı gibi pozitif bakan meraklı gözler ve

kalplerle karşılaşıyoruz. Her adımda sanki bizim 20 yıl

önceki misafirperver halimizi görmekteyim. Kadınlar

kara çarşafa kapanıp gidiyorlar da, açık geliyorlar

da, sokakta başı açık gezeni kırbaçlıyorlar da, kadına

bakanı öldürüyorlar... Yalan..Yok öyle bir dünya!

Shiraz’da şarap üretildiğine ilişkin tarihi köklerinin

bulunduğu varsayımı altında, tabi ki şimdiki zamanda

alkolün yasak olduğu bir ülke olduğunu da göz

önünde bulundurursak, çok üzücü. Ancak gözünüzü

açarsanız Shiraz’ın tepeleri çok farklı bir güzellikte.

Persepolis’e 2.500 yıllık tarihi Kralların kralı olan I.

Darius, Anadolu’nun batısından Hindistan’a kadar

uzanan geniş ve görkemli bir imparatorluk kurdu.

Kralı Darius gücünün zirvesindeyken başkent

Persepolis’te, bugün İranlıların Taht-ı Cemşid olarak

adlandırdıkları büyük bir taht ile güç ve görkemini

simgeleyen etkileyici saray kompleksi yaptırdı.

Mezopotamya mimarisinden ilham alarak MÖ 518-

516 yılları arasında yapılan saray, İran tarihinin en

görkemli döneminin izlerini taşıyordu. Persepolis’te

kral sarayları, taşıma toprakla yapılan, 473 metre

uzunlukta, 86 metre genişlikte ve 13 metre yüksekliği

olan yapay bir tepe üzerinde kurulmuş. 150 yıl

boyunca yapımı süren Persepolis, Darius’tan sonra

tahta çıkan I. Serhas (Xerxes) ve Artakserkses (Ardaşir)

tarafından büyütülmeye devam edilmiş. Aslında

Ülkenin her köşesi tarih kokar gibi....

Shiraz’a veda edelim, çünkü Kish adası bizi bekler...

Şah Muhammed Rıza Pehlevi döneminde 1979’a

kadar adanın temelinin zemini sadece saltanat için

atıldığı belli oluyor. 40 yıl önce yapılan oteller, binalar

yıkılıyor sanki... 38 yıl önce tarih durmuş ve yine

yeniden her şey canlanıyor gibi adeta, her şey müze

haline gelmeden devam edilmiş. Batık bir Yunan

gemisi mi ararsınız, eski tarih mi... Harire antik kenti,

pek çok kaynağa göre, İran’ın önemli şairlerinden

Sadi’nin Gülistan’ında geçen kenttir. İranlı ve Arap

tarihçilere göre kent, adanın kuzey merkezinde

kurulmuştur. Kalıntılar da günümüzde bu bölgede

yer almaktadır. Adanın tarihini soluyabilmek için,

bu bölge, göreceğimiz yerler arasında. Antik kentin

yakınında kurulmuş olan Green Tree’de, dinleme

vakti gelmiş oluyor.

Qeshme adasına da gidip Portekiz kalesini görmeden

edemeyeceğim diyenler için ne yazık ki bu tarihi

koruyamamışlar, olan olmuş, gerçekten sadece

minimal bir kalıntı kalmış. Hissedilen 54 derece

sıcaklıkta adanın diğer yarısında ilerlemek ne

mümkün. Yıldız Vadisine de uğramadan olmazdı.

Bir söyleme göre bir meteor düşmüş ve muhteşem

kalıntılar yaratmış... Söylemedi demeyin, adanın

bir tarafından diğer tarafına giderken yol üzerinde

bulunan petrol üretimi ve çıkarma çalışmaları ve aynı

zamanda yakılan gazların ardından da Mangroov

Ormanları göründüğünde, adeta çölün ortasında

Amazon ormanlarına geçer gibi oldum… Anlatılmaz

yaşanır. Yemek kültürlerine gelince; kuzunun, safran

kokulu pilav ile sofrada dansı muhteşem bir görüntü

sergiliyor, dürüst olmak gerekirse kuzu eti ile pek

aram olmadığını itiraf etmeliyim ama denemeden

yapamadım tabi ki; Evet İranlılar bu kuzu, kırmızı et

konusunda ve safranlı pilav konusunda uzmanlaşmış.

Kolay madalya vermem ama İranlılar bu işi iyi

biliyorlar! Daha İran’da gezilecek çok yer var onu

anladım, bu ilk gezim oldu... Ömür yeterse daha da

fazla olacak... İsfahan’ı var, Yazd var, Masshad var, var

da var... Sevgi & Saygı ile kalın.

Asım

TOPÇUOĞLU

Bir seyyahın rüyası

geziyorum 12

Merak içgüdüsel bir duygudur, keşfetmek de

seyahatin kamçısı. İnsanoğlu bu duyguların kendisini

hareketlendirmesiyle yeni yerler, kendine benzemeyen

farklı insanlar ve onların kültürlerini ve tarihlerini tanımak ve

öğrenmek istemiştir.

Gerçi, geçmişe bakıldığında en çok temel ihtiyacı olan

barınma ve beslenme sorunlarını çözmek için kısa mesafelere

hareket ederek yolculuklar da yapmışlardır. Bunu seyahat

olarak adlandırmak belki yanlış olur ama elde etmek

istediklerine ulaşıncaya kadar gördükleri ve yaşadıkları bir

turizm hareketi sayılabilir.

Günümüz ifadesine göre tanımlayabileceğimiz seyahat

kültürleri tarihi M.Ö. 4000 yıllarında başlar.

Tarihin yapraklarına bakıldığında, paranın kullanımından

önce ticaret yapmak ve ellerindeki ürünleri değiş tokuş

maksatlı gezen seyyahların ve uygarlıkların var olduğunu

biliyoruz. Bunların en eskisi olarak deniz yoluyla ticaretlerini

gerçekleştiren Fenikeliler gelir.Onlar, bilinmeyen denizlerde

yol aldıkça yeni yerler keşfetmişler ve buralarda yeni

yerleşim birimleri kurarak yaptıkları ticareti geliştirmek için

seyahatlerini ona göre planlamışlardır.Ve gittikleri her yere

öyle adlar vermişlerdir ki, bu adlara bakarak da bir ülkede ne

gibi zenginlikler olduğunu anlamak mümkün olmuştur.

Ayrıca, ilkçağ turizm tarihinin kayıtlarındaki önemli olaylardan

birisi de M.Ö. 334 de Büyük İskender himayesinde

oluşturulan bugünkü Efes bölgesindeki yörelerde yapılan

şenlikleri ve gösterileri izlemek ve görmek hem de eğlenmek

maksadıyla gelen binlerce turistin akın etmesi olmuştur.

Akrobatları, vahşi hayvanları, sihirbazları izlemek için yalnız

bir tek dönemde bile yedi yüz binin üstünde turistin geldiğini

kayıtlarda görmek mümkündür. Bu bölgelerdeki kalıntıların

değeri günümüzde korunamasa da dünya turizmi ve

tarihi için çok önemli bir yeri her zaman mevcuttur. Büyük

İskender’in hayallerinin izleri hala Anadolu’da ve Dünyanın

birçok noktasında taşınmaktadır.

Turizm sayfalarındaki diğer gelişmelerden biri de

Romalılardır. Çünkü insanların merak, eğlenme,

sağlık,dinlenme ve kültürel faktörlerin etkisi ile yaşadıkları

bölgenin dışına seyahat eden ilk Romalılar olduğunu tarih

kayıtlarından öğreniyoruz. Bunun en büyük nedeni,onların

döneminde ticaret ağının ve yollarının genişlemesiyle refah

seviyesinin artması ve Roma Parasının her yerde geçmesi ve

güçlü olmasıdır.

O dönemlerde doğuda İslamiyetin doğuşu ile başlayan Kabe

ziyaretleri de insanların tarihi yapıları ve çevreyi gezmeleri ve

geri döndüklerinde bunu anlatmaları da turizm hareketlerinin

genişlemesini sağlamış, günümüze kadar taşınmıştır.

Biz de seyahat denince tabi ki seyyahların gezginlerin piri

Evliya Çelebi gelir. O, yaklaşık elli yılı gezmek ve dolaşmakla

geçen ve onları seyahatnamesinde sosyolog, edebiyatçı ve

tarihçi üsluplarla paylaşarak şimdiki gezginlere ışık tutan çok

önemli bir değerdir…

Evliya Çelebi Seyahatname’nin girişinde seyahate duyduğu

ilgiyi anlatırken bir gece rüyasında Sevgili Peygamberimiz

Hazreti Muhammed’i gördüğünü, ondan “şefaat ya

Resulallah” diyerek şefaat isteyecek yerde, şaşırıp “seyahat ya

Resulallah” dediğini, bunun üzerine Sevgili Peygamberimizin

ona gönlünün uyarınca gezme, uzak ülkeleri görme imkanı

verdiğini yazar ve turizmin geleceğine rehberlik eder…


13 geziyorum

Sayı: 4 Yıl: 1 / Haziran 2017

www.hotelgazetesi.com

Lüks sınırlarını ne kadar zorlayabilir?

Bunun cevabını vermek zor. Tıpkı kalite

kavramının gerçekte ne olduğu göreceli

olduğu gibi, lüks de oldukça göreceli bir

kavram. Haliyle lüksün sınırları da kişiden

kişiye değişir. Koskoca Sultanahmet

bölgesinde ikinci 5 yıldızlı otel. Çemberlitaş

tramvay durağından kapalıçarşının tersi

istikamete yürür, Marmara Denizi’n doğru

inerseniz binalar arasından çölde bir vaha

gibi karşınıza çıkıyor Ajwa Hotel...

Ömer Koray

ÜNAL

Girer girmez Selçuklu mimarisinin

esintileri ile karşı karşıya kalıyorum.

Girişte muazzam bir kapı ve harikulade

bir avize karşılıyor beni.

Her iki ikram alanında da dikkatimi

çeken masa ve sehapların sedef kaplı

özel bir ağaçtan yapılmış olması. Bu

harikulade işlemeler otelin tamamında

mevcut. El işi ve otele özel olarak imal

edilerek Şam’dan getirtilmiş. Otelin

kütüphanesinden, pastanesine; standart

odalarından, sultan dairesine kadar her

yerde bu muntazam eserler misafirlerin

hizmetine sunulmuş.

Avize otelin şanıdır. Otelin girişinde

nasıl bir avize ile karşılaşıyorsanız o

size o otel hakkında bilgi verecektir.

Oldukça şık, sade ve devasa bir avizeydi

Ajwa’nın girişindeki. Öyleyse diyorum

otel şık ve sade döşenmiş olmalı ama

hiçbir masraftan da kaçınılmamış olması

gerekir...

Avizenin altında resepsiyon bölümünü

sağınıza alarak ilerliyorsunuz. Hemen

solda üç çeşit hurma ve zemzem suyu

ikramı var. Ajwa’da bir hurma çeşidinin

ismi. Hz. Muhammed Medine’de dikmiş

ve şifa dağıtmış bu hurma. İkram edilen

hurmalardan bir çeşit de otelin adını

aldığı Ajwa.

Bu alanın hemen yanında alkolsüz

parfüm sunuşu var. Burada da

Türkiye’de yalnız bir maazada satışı

yapılan ve şişe fiyatı 3.000 lirayı bulan

özel kokular ücretsiz olarak sunuluyor

otelin misafirlerine...

Alkolsüz bir konspet ile mistik bir

havada hizmet sunun bu otelde tavanlar

Selçuklu ve Osmalı mimarisine göre şekil

almış Bazı odalarda 18. yy’da Osmanlı

Camiilerinde gördüğümüz ahşap

kabartmalar mevcut iken, bazı odaların

tavanında kalem işçiliğinin en nadide

örneklerini görebilirsiniz.

Hemen her bölgesinde duvarları

süsleyen Azeri Devlet Sanatçılarının

orjinal tabloları bulunan Ajwa, otelin

çatısında harikulade bir Azeri restaurantı

bulunuyor. Manda yoğurdu, süt ve

süt ürünlerinin fazlaca yer edindği

bu mutfakta şu sıralar muntazam

iftar sofraları, Azeri geleneğine göre

sunuluyor.

Oteli gezerken bu mutfağın şefi her

yörenin kendine has peynirlerini

getirdiklerini ve tamamen organik

olarak sunulduğunu belirttiği bir peynir

arabalarının olduğunu söyledi ve

Ramazan ayından sonra beni kahvaltıya

davet etti. Bakalım gidip tadacağım.

Eşsiz Marmara Denizi manzarasında

farklı bir kahvaltı deneyimini yaşamak

istiyor ve merakla bekliyorum.

Gelelim otelin Sultan dairesine...

Harika, müthiş ve olağaüstü! Sultanlara

layık bir daire. Hemen girişte kocaman

bir avize var. Tavanlar kalem işlemeleri

ile bezeli. Eminim türünün tek örneği...

Otelin genelindeki Şam mobilyaları ve

sedef işçilik burada da var. Yerlerde

İran halıları mevcut. Yine İran halısı

otelin pek çok yerinde karşıma çıktı.

Eşssiz bir duruşu var. Bununla birlikte

darenin armatürleri altın kaplama.

Banyo bölümünde İznik’te imal edilen

seramikler var. Otelin her odasında

olduğu gibi Sultan Dairesi’nde de

klozetin yanında bir bide mevcut. Peki

bu anlattılarım sizin lüks tanımıza ne

kadar uyuyor?

Sultanahmet bölgesindeki Ajwa

Hotel kapılarını tüm bu güzellikleri ile

turistlere açmış. Hayırlı olsun. Umuyor

ki bekledikleri potanisyele kavuşur,

60 odaya sahip otellerinde istedikleri

doluluğa erişirler. Ülkemizde böyle bir

yatırımın olması beni gurulandırdı.


Sayı: 4 Yıl: 1 / Haziran 20172017

www.hotelgazetesi.com

4

ZAFER YENER’e

Ebru YENER

Öncelikle herkese merhaba.

Tüm annelerin geçmiş anneler

gününü kutluyorum. Ve bu hafta

için babaların babalar gününü de

kutluyorum..

Bu yazım babalar gününe denk

geldi… En hassas, yaralı olduğum

konu bu. Çocuk yapacaklara örnek

olur belki bu yazım.Yada benim gibi

babası olan varsa nasıl bir enkaz

yarattığını daha net görür diye

düşündüm..

Baba gibi babanız varsa ona sımsıkı

sarılın o sevginin tadını çıkarın.. Bir

kız evladı için en önemli şey baba

sevgisi inanın. Bu sevgi eksikse,

özellikle kız çocuklarının hayatları,

seçimleri buna göre şekilleniyor.

Ben drama vs sevmem ama çok zor

bir çocukluk ve genç kızlık geçirdim..

Hoş hayatım hiçbir dönem kolay

olmadı. Kavga, kıyamet dolu bir ev

hayatı, sevgi, neşe mutluluk yok.

Hep öfke, hep kavga, hep nefret

kin gözyaşı… Hem annemden hem

babamdan her gün ama her gün

dayak yiyoruz. Ben de, kardeşim de,

bir ara dayağımızı yesek te uyusak

diyoruz.. Düşünün, tımarlanmışız

yani... İyi kalbe sahip anne ve

babam var aslında. Asla kötü

insanlar değiller… Çevremdeki anne

ve babaları görünce çocuklarına o

sevgilerini, davranışlarını görünce,

benimkilere öyle kızıyorum ki.

Öyle içerleniyorum ki… Aileni

seçemiyorsun maalesef. Şimdi daha

iyi anlıyorum annem ve babam

birbirlerini hiç sevememişler. Bu

mecburen devam eden evliliğin

hıncını bizlerden çıkarmışlar.

Babamla ilgili hatırladığım o kadar

az güzel şey varki… 5-8 yaşım arası

hatırladığım güzel şeyler, başka

da yok zaten…Mesela babamın

Arabistan dönüşü hediye getirdiği

kemik bebek.. Mesela ben bademcik

ameliyatı olduğumda sadece baba

diye bağırmam, babamın bana ilk

kez canım kızım dayan demesi.

Duyduğum tek güzel laf buydu

sanırım babamdan… Mesela

babamın beni deniz kenarına

götürüp taş atmamız…Hatırladığım

başka hiçbir şey yok hafızamı

zorluyorum...

Öyle zor, acılı günler geçirdim ki…

18ime girdiğim gün evden kaçtım

dayanamadım .Yine Allah’ın sevgili

kuluymuşum, çok kötü yollara zor

durumlara düşebilirdim.. Allah hep

yanımdaydı şükürler olsun. Ciddi

bedeller ödedim, hala ödemeye

devam ediyorum… Allah benim

yanımda olsun bana ne reva görürse

razıyım… Yeter ki elleri üzerimde

olsun.

Şu an yazarken bile kötü oluyorum

inanın, kolay kolay ağlamam ama şu

an çeşmeler fora. 18 yaşıma kadar

babamın bir türlü yoluna girmeyen

işleri sayesinde varlık ta gördük

yokluk ta.. Çoğunlukla çok zor günler

geçirdik.. Babam 68 kuşağı bir

ODTÜ’lü bir elektrik elektronik yüksek

mühendisi. Onun o sol ev yönetimi,

sistemi ile büyüdük. Sorun yok, evde

idareyi sağlamak için doğru sistem

belki. Yargılamıyorum…

Ben 19 yaşımdayım, İstanbul’da

yaşıyorum artık. Erkek kardeşimden

bir telefon; ‘abla hemen gel, annemle

babam boşandılar.’ O zaman erkek

arkadaşımın arabasını alıp, 4 saatte

İzmir’e nasıl geldim hatırlamıyorum.

Annem perişan… Babam, hiç

unutmam battaniyenin altına girmiş

oturduğu koltukta..

Babama sorduğum tek soru baba

neden dedim.. Ben anneden evvel

başkasına aşıktım dedi… Ve daha bir

ton şey söyledi, yazmıyorum nefret

edersiniz kendisinden…

Annemi daha evvel aşık olduğun

kadın için boşuyorsun.. Boşanmadan

1 yada 2 ay sonra ekonomik özgürlüğü

olmayan, geliri olmayan karını,

çocuğunu ve çocuğunun annesini

evden kovmak ne demek? Ben zaten

kendime zor bakıyorum anneme

arada para yollayabiliyorum..

Annemlere, yeni bir eve nasıl

bakacağım? Ne yapacağız? Size o 1 yıl

çektiğimiz sıkıntıyı anlatamam. Allah

düşmanıma vermesin, yaşatmasın..

Çok ama çok zor günlerdi… İşte o

sırada 13 yıl beraber olduğum Bilgin

bey gökten peygamber gibi düştü

üzerimize… Ailemi o kurtardı, Allah

milyon kere razı olsun. Eskiden

sevdiğim adamdı şimdi babam,

annem, sırdaşım, dostum… Anneler

gününde de, babalar gününde de

onu arar kutlarım Ona sormadan

hiçbir şey yapmam. Bir erkek

arkadaşım mı olacak, ona sorarım,

ya da resmini gösteririm, o okey

verirse olurum. Yaşayamadığım

baba sevgisini, bana bir nebze de

olsa yaşattı, yaşatıyor Allah bin kere

razı olsun. Ayrılalı 5 yıl oldu ona

dua etmediğim bir gün yok. Allah

ömrümden versin…

EVET böyle bir çocukluk ve

sonuç enkaz bir Ebru.. Hayatta

kimseye güvenemiyor, inanmıyor

evlenemiyor, anne-baba olmayı

düşünmemişim bile… Anne ve baba

bunun hayalini bile kurdurmaya izin

vermemiş... Hayat boyu bir evlat

olarak, anne-baba rolüne girmişsin,

bunları mı düşüneceksin? Sağlık

olsun…

SİZE GÖRE KIYMALI

YUMURTALI PİDE BANA GÖRE

ÇOCUKLUĞUMUN EN GÜZEL

SAATLERİ…

Mesela benim işkolikliğimin

nedeni ZAFER YENER’dir. Beni

6 yaşımdayken beni atölyesine

götürürdü…İlk iş hayatım babamın

transfer baskıları ile başladı. Tiner

kokulu bir atölye, İzmir Çankaya’da…

O kokuyu asla unutamam… Bazen

işe gitmek istemezdim, beni bir

kıymalı yumurtalı pide ile kandırdı O

kıymalı yumurtalı pideyi yiyeceğim

diye bütün gün çalışırdım…

(Yemek yemeyi hep severdim..

Hep…) Ve o sırada o tozu yuttum,

çalışmadan yapabilir miyim? Zafer

Yener’e sadece bunun için teşekkür

edebiliyorum…

LÜTFEN;

Çocuğunuzu dövecekseniz

şiddet uygulayacaksanız çocuk

yapmayın…

Çocuk rızkı ile gelir deyip ona zor

bir hayat yaşatmayın.

Çocuğunuzu çalıştıracaksanız,

çocuk yapmayın.

Hastalığımda bakar diye çocuk

yapmayın.

Ölene kadar sevecekseniz sahip

çıkacaksanız çocuk yapın…

Ailece aynı masada yemek

yiyecekseniz çocuk yapın.

Birbirinizi tanımadan çocuk

yapmayın…

Bir adamı elinizde tutacaksınız

diye çocuk yapmayın.

Zengin adam diye ticari çocuk

yapmayın..

PS:Geçenlerde Mustafa Ceceli’yi

örnek boşanma diye İnstagram ve

Facebookta paylaşmıştım. Allahım

ne kötü tepki verdi herkes. Benim

paylaşma nedenim, ekonomik

özgürlüğü olmayan bir kadını

anneyi EKONOMİK ANLAMDA

mağdur etmeden boşamasıydı

sadece. Şu yazımdan sonra

cevap belirli yerlere ulaşmıştır

sanıyorum. Aldatmak? Aldatılmak

iğrenç... Hanımefendi dilerim tez

zamanda toparlar…


15 geziyorum

5

ANTEP’İN

YILDIZLI

HANLARI

OTEL

AYARINDA

HAMAMLARI MI,

KEBAPLARI MI?

TABİ Kİ KEBAPLARI.

Sayı: 4 Yıl: 1 / Haziran 2017

www.hotelgazetesi.com

Yine Çarşı Kadın ekibi ile yapmış

olduğumuz seyahatlerde, Gaziantep’i

ziyaret etme şansım oldu. Daha evvel de

gitmiştim ama arkadaşımın annesinin

hastalığı nedeni ile hastanede geçmişti

ziyaretim. Mardin üzerinden kara yolu

ile akşam saatlerinde 3-4 saatte ulaştık.

Hışvahan isminde bir butik otel tercih

ettik. İçeri girdiğimizde konak şeklinde

bir mekan, muhteşem bir dekorasyon…

Ünlü mimar Mahmut Anlar tabiri caizse

uçmuş. Bayıldım, bayıldım, bayıldım.

Burası eski bir han. Eskiden han olarak

kullanılan konakta, aynı zamanda

eskiden susam öğütülürmüş. Burayı

bir oda haline getirmişler, ziyaretçilere

özel gösteriyorlar. Gaziantep’in

ünlü ailelerinden, Özmen ailesinin

işletmesindeki otelin içinde, Develik

restorant gerek mutfağı gerek dekoru

ile muhteşem. Cam giydirme yerlere

dikkat, benim başım döndü o bölüme

oturmadım..

Ertesi gün öğle yemeğimizde İmam

Çağdaş’ta tabi ki ALİ NAZİK yiyoruz. Ben

sanırım 1 dakika içinde bütün tabağı

bitirdim… Rejim işim olduğu için çok

fazla restoran yapamadım…

BU ŞEHRE BİR KADIN ELİ

DEĞDİĞİ BELLİ…

Fatma Şahin bir Gaziantepli olarak

memleketini ihya etmiş. Sayısız

muhteşem projesi ile halkın gönlünde

taht kurmuş. Özellikle Büyükşehir

Belediyesi bünyesindeki yönetici

hanımlarla birlikte koordine yürütülen

‘’HAYDİ KIZLAR YÖNETİME’’ projesi kız

öğrencileri yüreklendirmeyi, yönetimde

kendilerinin de yer alabileceği bilincini

oluşturmayı hedefliyor. Kızlarımıza

özgüven ve girişimci ruhu aşılanıyor

bir nebze. Böyle kadınlarımız oldukça

kaç kız çocuğu kazanır, kurtarırız biliyor

musunuz? Turizm için hem gastronomi

hem de arkeolojiye modlanmış ve

çok doğru da yapmış.. Sayısız konak

restorasyonu ile tertemiz bir şehir

yaratmış.. Tebrikler Fatma Şahin..

TAK TAK TAK TAK…

Senkronize çalan bu senfoni gibi ses

Bakırcılar Çarşısı’ndan geliyor elbette..

Ama çarşı bomboş, esnaf mutsuz,

yorgun.. Ekonomi bozuk, alım gücü

düşük, turizm bitik. Bir de üstüne

Bookingi kapatıyorsun. Gaziantep,

Osmanlı döneminde önemli bir ticaret

merkezi olarak bilinmektedir. 16.

yüzyılda bu canlı, imalat ve ticaret hayatı

içerisinde bakırcılık ta büyük öneme

sahip.

Bu dönemde Gaziantepli bakırcılar,

Osmanlı İmparatorluğu sınırları içindeki

diğer bakırcılık merkezlerini yakından

takip etmiş ve bunların bazılarından

esinlenmişlerdir. Gaziantep’te üretilen

bakır eşyalar, özellikle yüzyılın ikinci

Benim gibi gezginseniz, kurtaracak kadar yabancı diliniz varsa,

tek başınıza seyahati seviyorsanız, nereden otel bakacağız?

Tabi ki Booking.. Hem yurtdışı hem yurtiçi kullanmış olduğum

muhteşem bir sistem. Benim gibi zor beğeniyorsanız, ıcık cıcık

araştırıyorsanız, yorum ve resim istiyorsanız, bu uyguluma

kesinlikle yararlı.. Ben teknolojiyi çok sevmem ama bazı

uygulamalar var ki hayat kurtarıcı. Artık her şey digitalde,

mobilde. 2017 senesindeyiz. Millenuma gireli 17 yıl oldu, ben

bile 39 oldum..

Kapama nedeni haksız rekabet. Pardon neyin haksız rekabeti?

Atıyorum ben Booking’den herhangi bir otele rezervasyon

yaptım, otel bana fatura kesiyor, vergi ödeniyor. Sen devlet

olarak Booking’i denetleyemiyorsan bu senin eksiğin… Booking

sadece hizmet satıyor. Bu hükümet güzel işler de yapıyor ama

bazen de saçmalıyor. Kafalarının basmadığı Türkiye’de şubesi

yarısında önemli bir ticaret malzemesi

haline gelmiş.

Bu dönemde Gaziantep’ten Adana, Urfa,

Malatya, Halep, Antakya ve Şam’a bakır

eşya gelmiştir. Bakırcılığın ve Bakırcılar

Çarşısı’nın nesilden nesile devam

etmesi, geliştirilmesi amacıyla Gaziantep

Büyükşehir Belediyesi ve ÇEKÜL Vakfı’nın

hazırlamış olduğu “Bakırcılar Çarşısı Sokak

Sağlıklaştırma Projesi”, bugüne kadar

Bakırcılar Çarşısı için atılmış en büyük

adımdır. Bu proje ile Gaziantep Büyükşehir

Belediyesi’ne 2007 yılında Tarihi Kentler

Birliği ve Çekül Vakfı tarafından ödül

verilmiş… Buraya muhakkak uğrayın ve

esnafı sevindirin derim.

BOOKİNG’İN KAPANMASI TURİZM SEKTÖRÜNÜN BİTMESİDİR KATLİAMDIR…

olmayan her şeyi kapatıyor. Acenteler zor durumda… Pardon

kaç tane acente kaldı? Ekstra yıllarca fahiş fiyatlarla otel satıldı

bizlere. Gerçek fiyatları bu uygulama ile öğrendik… Uçak

biletlerini bile en uygun fiyatla bu fırsat sitelerinden alıyoruz.

THY’den bilet atıyorum 300 TL, aynı bilet Skyscanner’da 200 TL.

Peki ya küçük işletmeler ne olacak, pansiyonlar, butik aile

işletmeleri? Biri yazmıştı bulamadım, direk kopyalayıp

paylaşacaktım…

Genç girişimci bir çocuk yazmış. “Ailemle 3 yıldır 4 odalı

bir pansiyon işletiyorum, Booking sayesinde ummadığımız

müşterilerimiz oldu. Geçen sene kredi çektim odaları yeniledim

ve 2 oda daha ekledim. Hesaplarıma göre 2 yıl sonra kara

geçecektim.. Booking’in kapanması her şeyi mahfetti…” Ne

yapacak şimdi bu çocuk? Nasıl ödeyecek kredisini? Sezonları

zaten 3 ay 4 ay.. Yazık diyorum, olan hep küçük esnafa oluyor.


Sayı: 4 Yıl: 1 / Haziran 2017 www.hotelgazetesi.com

stk

16

Turizm sektörüne ivme kazandırmak için yapılan çalışmalara bir yenisi daha eklendi

DUAYENLERDEN POYD İSTANBUL’A TAM DESTEK

Profesyonel Otel Yöneticileri Derneği POYD İstanbul, faaliyetlerini tüm hızıyla sürdürüyor. Derneğin İstanbul

Bölgesi Yürütme Kurulu Başkanlığına getirilmesinin ardından, sektöre uzun soluklu katkı amacıyla bir

dizi proje planlayan Muhammed Cüntay, bu projeleri birer birer hayata geçirmeğe başladı. Taksim Naz City

Hotel’de düzenlenen ‘Duayenlerle Buluşma Toplantısı’nda, sektörün geleceğine yönelik fikir alışverişinde

bulunuldu. Toplantıya, bu sektöre yıllarını vermiş isimlerden Naci Gedik, Günanç Gürkaynak, Tuncay Marlalı,

İhsan Türkus, Berfend Ber, Ferit Volkan, Savaş Kutkan, Savaş Gürsel, Yusuf Yürüten ve Dilaver Doğru katıldı.

CÜNTAY: TOPLANTILAR

PERİYODİK HALE GELECEK

POYD Bölgesel Yürütme Kurulu

Üyesi Kaan Erbaşar; toplantının

amacının sektörün duayenlerinin

fikirlerini almak ve POYD İstanbul’un

faaliyetlerini duayenlerle paylaşmak

olduğunu söyleyerek sözü POYD

İstanbul Bölgesel Yürütme Kurulu

Başkanı Muhammet Cüntay’a verdi.

Başkan Cüntay, konuşmasına POYD

İstanbul’un kuruluş nedenlerini,

faaliyetleri ve hayata geçirecekleri

projeleri anlatarak başladı.

Katılımcılara POYD İstanbul’un

Yürütme Kurulu’nu tanıtan

Cüntay, bu ekibi oluştururken

İstanbul’un farklı noktalarındaki

otel yöneticilerine eşit olarak

ağırlık vermeyi göz önünde

bulundurduklarını belirtti. POYD

İstanbul’un amaç ve faaliyetlerini

katılımcılarla paylaşan Cüntay,

turizm öğrencileri için başlattıkları

“Kariyer koçluğu” projesi hakkında

da bilgi verdi. Geçtiğimiz günlerde

Medeniyet Üniversitesi’nde

başlattıkları projeyi İstanbul, Kültür

ve Nişantaşı Üniversitesi ile devam

ettirmeyi planladıklarını anlatan,

Cüntay, orta ve üst düzey otel

yöneticilerinin projede koç olarak

görev alacağını vurguladı.

Cüntay; diğer yandan lisans mezunu

olan otel yöneticileri için farklı

üniversitelerle “tezsiz yüksek lisans”

programlarını hayata geçirmek

için projeler yürüteceklerini

belirtti. Sektörün duayenleriyle

düzenledikleri bu ilk “istişare

toplantısı”nı periyodik hale getirip;

daha sıklaştıklarını söyleyen Cüntay;

sektörün tüm paydaşlarının

fikirlerini paylaşacakları bir platform

oluşturacaklarını ifade etti.

ÇALIŞMA GRUPLARI

OLUŞTURULACAK

Ortadoğu pazarına yönelik “know

how” oluşturmak için sektörün

tüm aktörlerinin yer aldığı çalışma

grupları oluşturacaklarını anlatan

Cüntay, bu projeyle pazarın

ihtiyaçlarına uygun çözümler

ve yol haritaları çıkaracaklarını

söyledi. Bunu yaparken Ortadoğu

pazarına yönelik faaliyet gösteren

otellerin çalışanından transfer

yapan acentenin şoförüne

kadar geniş bir kesime eğitim

vereceklerine değinen Cüntay,

ayrıca pazarın dinamiklerine uygun

tanıtım ve pazarlama stratejileri

üreteceklerinin altını çizdi.

Turizm sektörünün tecrübeli isimlerini bir araya getiren POYD İstanbul, onların tavsiyelerini not aldı.

Katılımcılara teşekkür eden Başkan Muhammet Cüntay, bu toplantıların periyodik hale geleceğini söyledi


17 stk

Sayı: 4 Yıl: 1 / Haziran 2017

www.hotelgazetesi.com

POYD’A ÖNEMLİ MİSYON

Cüntay’ın konuşmasının ardından

söz alan isimler tecrübelerinden

yola çıkarak tavsiyelerde bulunurken,

POYD İstanbul’un projelerine

destek verdiklerini söylediler.

ilk olarak söz alan Tuncay Marlalı,

her şeyden önce konaklama sektörüne

yönelik bir meslek yasasının

oluşturulamamasına dikkat çekti.

“Şu an için bir yasal prosedüre bağlı

olmadan çalışıyoruz” diyen Marlalı,

POYD İstanbul’un çalışmalarında,

hukuki

düzenlemelerin

hazırlanmasına da ön ayak olması

gerektiğinin altını çizdi. Marlalı, bu

tarz kuruluşların siyasi karar alıcılara

yol gösterici ve teşvik edici çözüm

sunması gerektiğini söyledi.

GÖREV PAYLAŞIMI SAĞLIKLI

OLMALI

Ramada Plaza Genel Müdürü

Şavaş Kutkan ise, POYD İstanbul’un

çok önemli projelere imza

atmayı hedeflediğini, bunun için

dernek bünyesindeki ekibin geniş

tutulmasına ve görev paylaşımının

sağlıklı bir şekilde gerçekleştirilmesi

gerektiğine dikkat çekti.

Kutkan’dan sonra söz alan Otel

Yatırım Danışmanı Ferit Volkan,

POYD İstanbul’un öncelikli hedefinin

otel yöneticilerine sektörde daha rahat

nasıl bir yol izleyebileceklerinin

önünü açması gerektiğini vurguladı.

Günanç Gürkaynak ise “En kötü zamanlar,

en iyi hedeflere ulaşmak için

en iyi adımları atma zamanıdır. Bu,

sizler için önemli bir avantaj” diyerek

sözlerine başladı. Şu an için konaklama

sektörü yöneticilerinin bir çatı

kuruluşa ihtiyacı olduğunu belirten

Gürkaynak; “Projeler çok güzel ancak,

çok geniş kapsamlı. Biraz daraltmakta

fayda var” dedi.

EN ÖNEMLİ STRATEJİ

ODAKLANMAK

Türkiye’de konaklama sektörünün

kısa zamanda önemli bir mesafe

kaydettiğini söyleyen Naci Gedik,

“Türkiye’de turizm endüstrisi büyük

bir potansiyele sahip, ama 21.

yüzyılın en önemli yönetim stratejisi

“odaklanmak”tır. Bir işin yönetilebilir

olması iyi projelendirilmesinden

geçer. Bu nedenle stratejileri belirlerken

dikkatli olunması gerekir” diye

konuştu.

Günümüzde konaklama sektöründe

eğitimin önemine dikkat çeken Gedik;

POYD İstanbul’un öncelikle

personel eğitimi sorununa yönelmesi

gerektiğini belirtti. Gedik, POYD

İstanbul’un ilk olarak SLOT Analizi

yaptıktan sonra hedef ve projelerini

tekrardan gözden geçirmek

gerektiğinin önemli olduğuna dikkat

çekti.

SİZLER GERÇEK

TURİZMCİLERSİNİZ

Konuşmasına POYD İstanbul yöneti-

mini kutlayarak başlayan Ferit Volkan

“Genç bir başkan, dinamik bir

yönetim kurulu.. Her şeyi hayranlıkla

dinledim. Benim tavsiyem, üyelerinize

ve POYD’un kurulma amacında

olan profesyonel elemanlarınıza nasıl

yardımcı olabilirsiniz? İş bulma, referans

verme gibi hedeflere yönlenirseniz,

belki çok küçük ama sonuç

getirecek bir hedef olur. Sizler sahip

çıkılması gereken kişilersiniz, sizler

gerçek turizmcilersiniz, çorbanızda

bir katkım olursa çok mutlu olurum.”

diye konuştu.

GENÇLERİ YENİDEN

HEVESLENDİRMELİYİZ

“Son 2 senedir Türkiye’de bu da mı

olur? dediğimiz her şey oldu” diyerek

sözlerine başlayan İhsan Türkus; bu

projeleri hayata geçirirken bu noktayı

da göz önünde bulundurun tavsiyesinde

bulundu. Türkus; “Geçen iki

senede turist kaybettik, para kaybettik

ama en çok da personel kaybettik.

Göz önünde bulundurulması gereken

bir nokta da bu… Gençlerin, turizm

bölümü öğrencilerinin çoğu kötümser;

bu anlamda gençleri yeniden

heveslendirmeliyiz. Atacağınız

adımlarda bunu da göz önünde bulundurun”

dedi.


Sayı: 4 Yıl: 1 / Haziran 2017

www.hotelgazetesi.com

degerlendirme

18

KATAR KRİZİ

ve

ARAPLARI

TANIYALIM

Turizmci olarak, Katar ile diğer Arap

ülkelerinin yaşadığı krizin, Türkiye’yi

etkileyip etkilemeyeceğini, belirsizliğin

nasıl çözüleceğini merak ediyoruz. Bu

konuyu iki açıdan değerlendirmek gerek.

Katar ile diğer Arap ülkelerinin yaşadığı

kriz, daha da büyür ve biz burada ara

bulucu değil de taraf olursak ki olduk

gibi gözüküyor, seçeceğimiz taraf bizi

etkileyebilir. Körfez ülkelerinden gelen

turistlerin büyük çoğunluğu Katar’a karşı

cephe ülkelerinden olan insanlar. Ancak

Türkiye’nin ticari ilişkilerine baktığımızda,

Katar ile ilişkilerimiz iyi derecede. Her

zaman, Suudi Arabistan’dan gelen vatandaş

sayısı, Katar’a göre çok fazla. Türkiye’nin iyi

bir ara bulucu olarak bu süreci yönetmesi,

hem Suudi Arabistan hem de Katar ile

ilişkilerimizin bozulmaması gerek. Oradaki

süreç bizi etkiler.

Peki bu dönem Türk Turizminin bağlı

olduğu Arapları yeterince tanıyor muyuz?

Araplar Türkiye denince hanlarıyla,

boğazıyla, vapurlarıyla, köprüleriyle ve

birçok nadide semtiyle ilk akla gelen

İstanbul’umuzu neden bu kadar seviyorlar?

İstanbul’da kendilerini ne kadar rahat

ve özgür hissediyorlar? En çok nerelere

gidiyorlar, hangi müzeleri, hangi alışveriş

merkezlerini tercih ediyorlar?

1. Boğaz turu (‘Gümüş’ dizisinin çekildiği

tarihi Abud Efendi Yalısı)

2. Topkapı Sarayı (Özellikle Kutsal

Emanetler, Mücevherler ve Harem

bölümleri)

3. Taksim (İstiklal Caddesi)

4. İstinye Park, Forum İstanbul ve Cevahir

(Her şeyi aynı anda bulabildikleri için)

5. Büyükada (Faytona binmek ve denize

girmek için)

6. Sultanahmet Camii, Kapalıçarşı

7. Vialand (Çocuklar için)

8. Maslak’taki Muhteşem Yüzyıl sergisi

9. Eminönü’nde Yeni Camii, Mısır Çarşısı

10. Hocapaşa’da sema gösterisi

-İstanbul’da kendilerini daha rahat ve

özgür hissettiklerini söylüyorlar.

-Türkiye’yi hem Avrupai buluyorlar, hem

de ‘evlerinde gibi’ yaşayabildiklerini

anlatıyorlar. Burayı güvenli buluyorlar.

Gezerken ezan sesi duymak hoşlarına

gidiyor. Gerektiği her an ibadet imkânı

bulabilmeleri iyi geliyor.

-Hemen hemen hepsi Türk dizilerinden ve

bu dizilerde oynayan oyuncularımızdan

çok etkilenmiş.

-Talimhane ve Sultanahmet’tekilerin yanı

sıra Boğaz’daki beş yıldızlı otellere de

rağbet ediyorlar.

-‘Helal’ gıda yiyebilmeleri de tercih sebebi.

-En çok İskender ve simit seviyorlar.

Kumpir için deliriyorlar. Tatlı tercihleri

genelde baklava ama dondurmalıysa.

-İstanbul’un yanı sıra Bursa, Yalova, Bolu,

Abant ve Trabzon’u tercih ediyorlar.

İstanbul’da Anadolu yakasına hemen

hemen hiç geçmiyorlar.

-Doğu Akdeniz yani Levent bölgesinden

gelenler Roma ve Bizans tarihine daha

meraklı, Ayasofya gibi tarihi yerlere

daha çok gitmek istiyorlar. Ayrıca bu

grup keyfine daha düşkün; ilk sordukları

şey Boğaz’da yemek yiyebilecekleri iyi

restoranlar oluyor.

-Suudi Arabistan, Katar, Kuveyt gibi Körfez

ülkelerinden gelenler daha içine kapalı;

Eşlerini ya da kızlarının yabancı erkeklerle

konuşmasını istemiyorlar, Roma ve Bizans

tarihiyle fazla ilgilenmiyorlar, daha çok

alışveriş merkezlerine gitmek istiyorlar.

Fast food seviyorlar.

-Tunus, Fas, Cezayir gibi Kuzey Afrika, yani

Mağrip ülkelerinden gelenlerin üzerinde

(yıllarca Fransız sömürgesi olarak kalmış

olmalarından dolayı) Arap kültürünün

yanı sıra Fransız kültürünün de etkisi var;

dolayısıyla talepleri de buna uygun oluyor.

Türk gecesi, dansöz, vs. görmek istiyorlar.

-Alışverişte eskiye kıyasla daha tedirginler.

Bunda esnafın hatalı davranışlarının

büyük payı var. Maalesef Türk esnafı

tarafından Arap turistlerin hor görülmesi

söz konusu. “Arap turistlerde çok para

vardır” zihniyetiyle sattıkları ürünün etiket

fiyatının 2-3 katı para isteniyor.

Türkiye, üç tarafı denizlerle çevrili bir

yarımadalar ülkesidir. Gerek Anadolu ve

gerekse Trakya yarımadaları çevresinde

sayısız denebilecek kadar dünya çapında

haklı bir üne sahip kumsallar ve plajlar

bulunmaktadır. Tarih öncesi yerleşmeler

bakımından Anadolu, adeta bir açık hava

müzesi gibidir. Kısacası Turizm açısından

ülkemiz bir maden üzerinde kurulmuş

coğrafi bir konuma sahiptir. Bu zenginliği

görüp gelen turistlerimize sadece parası

için değil, insani bir değer olarak ele alan

bir şuura erişmemiz gereklidir. Toplum

ve devlet olarak turistimize karşı, renk,

ırk, mezhep ve bölgesel hiçbir ayrım

yapmadan, Türk kültürünü yozlaştırmadan,

insanca ve dostça davranılmalıdır. Gerçek

anlamda “turizm”; yönetici-turizmci-halk

ve turist dörtlüsünün karşılıklı sevgi, saygı

ve hoşgörüleri ile gerçekleşebilir. Bu sahip

olduğumuz en önemli gelir kaynaklarından

biri olan “Bacasız Sanayimizde” ülke

olarak MARKA olabilmek ancak bu şekilde

mümkün olabilir.


19 ik

Sayı: 4 Yıl: 1 / Haziran 2017

www.hotelgazetesi.com

Özgeçmiş (Latince kısaltması:

CV = Curriculum Vitae), iş başvurusunda

işe başvuran kişinın başvurduğu

posizyonla ilgili deneyim ve

tecrübelerinin hakkında açıklamaların

yer aldığı ve eğitim belgelerinin ve

birlikte çalıştığı kişilerin referans olarak

gösterildiği kişisel bir sunum belgesidir.

Turan

İSLAM

Nihan GÜNEŞ

CV

nasıl

olmalı?

• Cv’lerin en önemli detaylarından biri olan fotoğraf

konusuna düğün çekiminden fotoğraflar, uzaklara

bakarken çekilmiş fotoğraflar, manzaralı fotoğrafları

görünce şok yaşıyorum, cv’nin ciddiyetini bozuyor!!

Takım elbiseli ya da döpiyesli resimlere gerek yok

ancak en azından tıraş olmuş, gömlekli, bayanlar

içinse gelinlikli olmayan sade bir vesikalık fotoğraf

görmeyi hak ediyoruz.

• Gözden kaçmaması gereken diğer detay ise mail

adresleri ile ilgili, profesyonel bir iş hayatına adım

atacağınız dönemde, maviboncuk@mail.com,

pamukprenses@mail.com ..., kanaryam, kartalım,

aslanpençesi gibi mail adresleri kötü bir izlenim

bırakır, cv için öncelikli olarak isim ve soy isminizden

oluşan mail adresi almalısınız.

• Tecrübelerinizi yazarken çalıştığınız yıllar ilgili

oynama yapıp uzatmayın, görevinizi tek taraflı

terfi alıp yükseltmeyin, personel iken koordinatör

olmayın, çünkü eski çalıştığınız yerleri referans

araştırması için arıyoruz, gerçekleri sizden öğrenelim,

bizi aldatmayın, aramızı daha baştan bozmayalım.

• Hobileriniz kısmı gerçekleri yansıtmalı, operaya

gitmek, tiyatro seyretmek… gibi hobiler yazmak sizi

bir adım öne geçirmez, size operadan, tiyatrodan

soru sorarlar cevaplayamazsınız, doğruları yazın

ne yapmaktan hoşlanıyorsanız onu… Siz tiyatroyu,

operayı hobilerinize yazdınız diye kimse sizi işe

almaz…

• Yabancı dil konusu da genellikle gerçeği yansıtmaz,

konuşma, yazma, okuma, ileri yazarsınız cv’ye,

mülakatta İngilizce kendini anlat dendiğinde sadece

my name is der ve gerisini getiremezseniz, o işi

alamazsınız,

• Bitirmiş olduğunuz okulları lütfen doğru yazın,

bitirmediğiniz okulu oraya yazmanız bizi geçici

olarak kandırmış olmanız bir gün bizim bunu

çözemeyeceğimiz anlamına gelmez,

• Referanslarınız önemlidir, genellikle tüm

referanslar sizin için iyi şeyler söyleyecek, övecek

insanlardan oluşur, referans lütfen belirtin, kendi

adıma söylüyorum, sizin yazdığınız referansları

mutlaka ararım ancak eski iş yerlerinden başka

kişilerden de mutlaka referans alırım!!!

• İletişim numaralarınız, mail adresleriniz güncel

olmalı, sizi arayan numaralara geri dönün

hayatınızın iş fırsatını kaçırmış olabilirsiniz!!!

• Ön yazı yazın, ancak hayat hikayesi gibi değil,

kısa ve öz 3-4 cümleden oluşan, sade bir anlatım

her zaman daha etkileyicidir…

• Cv’yi en son çalıştığınız iş yerinden geriye doğru

hazırlayın, tarihlere dikkat edin, doğru tarih ve

doğru zaman vermek önemlidir.

• Cv’niz sizi yansıtır, bilgilerinizi eksiksiz, doğru

tamamlayın, diğer adayların önüne geçebilmek

adına yapmadığınız, bilmediğiniz işleri,

konuşamadığınız dilleri eklemenizin anlamı yok,

samimi olun yeter…

• İş görüşmesine gelirken günlerdir işsizsim,

bezdim, sakallarımı da uzattım, böyle cool oldum

imajı veren sakallarınızı kesin, gömlek, pantolon,

gerekli olduğuna inanıyorsanız takım elbise

giyin, bayanlar denizden yeni çıktım imajı veren

rengarenk bluzlar, şortlar, kotlar ile görüşmeye

gelmeyin, en azından şık bir bluz, gömlek,

pantolon ya da etek giyin…Parmak arası terlik ve

şortla mülakata gelen aday gördüm.

• Görüşmeye gelemeyecekseniz lütfen arayıp

bildirin, çünkü tüm başvuru portallarının ‘aday

mülakata gelmedi, haber vermedi’ diye kara liste

oluşturma özelliği var…

• Cv’nizin doğruluğu güvenilirliğinizi belirler, doğru

ve yeteri kadar sizi anlatan bilgileri ekleyin, iş

görüşmesine zamanında gelin, gelemeyecekseniz

haber verin, iş görüşmesine gelirken özenerek

hazırlandığınız belli olsun, iş başvurusu

yaptığınız yeri mutlaka araştırın,.. ‘Gülümseyin’

her iş görüşmesi bir tecrübe, her defasında

öğreneceğiniz bir şeyler mutlaka vardır…

ŞEHİR TURİZMİNDE

AVRUPA’DA İSTANBUL

(yeme-içme seçenekleri)

Avrupa’da istanbul’a gelecek olan ve gelmesi muhtemel çok

büyük bir talep mevcuttur. Bunların siyasi, sosyo-ekonomik

nedenlerini bir yana bırakırsak, globalleşen dünyada ucuz politik

hesaplarla yapılan ertelemeler fazla uzun sürmemektedir. Eğer

bizler İstanbul gibi devasa bir turizm ürününü iyi hedeflerle,

doğru ve isabetli bir şekilde pazarlarsak, buradaki talep eğrisi

sürekli artan şekilde olacaktır.

Kısa süreli şehir turizmini geliştiren en önemli faktörleri 4 ana

başlık altında toplayabiliriz.

1- Ucuz fiyatlı, alternatifli uçuşlar,

2- Gidilen şehirde çok alternatifli ve ekonomik konaklama

seçenekleri,

3- Gidilen şehirde çok seçenekli yeme ve içme olanakları..

4- Gidilen şehirde insanları oraya çeken çekim unsurlarının

yoğunluğu…

1- Bu talebin getirilmesinde THY üzerine düşeni çok ta iyi

yapmaktadır. Burda özel havayollarını ve ucuz ekonomik uçuşları

da artırarak devam etmenin yolları aranmalıdır. Avrupa’da

birçok şehirden bir başkasına 1-2 saatlik uçuşlarda bile 15-60

euro arasında ucuz biletlerle uçulabilmektedir. Bizim de Çorlu

havalimanı, Sabiha Gökçen, 3. büyük havalimanı derken birçok

kapasitemiz mevcuttur ve olacaktır. Burada Avrupa’da devleşen

ekonomik havayollarını da ülkeye yönlendirme seçenekleri

aranmalıdır.

2- Oteller olarak biz Avrupa ile değil nerdeyse dünya ile

yarışıyoruz. Ayrı bir başlık altında incelenmesi gereken, örneği

bulunmayan bir şekilde 35-40 euroya iki kişilik oda veren 5

yıldızlı güzel otelleri artık dünyada sadece ülkemizde bulmak

mümkündür !!! Bu açıdan konaklama seçeneğinde Avrupa’nın

çok ilerisindeyiz.

3- Çok seçenekli yeme içmede bizim mutfak kültürümüzü

ve İstanbul’daki seçenekleri tanıtmada büyük sorun yaşıyoruz.

Turizm Güncel portalından alıntı yaptığım bir habere göre çok

ta güzel açıklanmış her şey aslında. Booking.com 120 milyon

üyesinin tercihine göre bir sıralama yapmış ve yeme içme

destinasyonlarını sıralamışlar. İstanbul dünyada 19. sıraya

girebilmiş. Bu şehirler içerisinde bizim hedef kitlemiz olan

Avrupa’daki şehirlere dikkat edelim lütfen…!!

4. sırada Atina (Yunanistan ),

8.sırada Granada (İspanya ),

12. sırada Varşova (Polonya )

13. sırada Porto (Portekiz),

14.sırada Valencia (İspanya),

15. sırada Floransa (İtalya),

16. sırada Milan (İtalya),

18. sırada Krakow (Polonya) ve

19. sırada İstanbul !!!

Araştırmaya katılanların yüzde 75’i, bir sonraki seyahatinde

yiyecek-içeceğiyle ünlü bir destinasyona gidebileceğini

belirtirken, iyi bir yeme-içme deneyiminin kişinin seyahatindeki

unutulmaz noktalar olarak hafızalara kazındığı kaydedilmiş.

Bu şehirlerin nerdeyse tamamını görmüş bir kişi olarak

söylersem muhtemelen İstanbul hepsinin toplamından birkaç

kat daha fazla alternatif sunmaktadır.

Öyleyse sizce de yapılacak çok şey vardır değil mi?

(Devam edecek…)


Sayı: 4 Yıl: 1 / Haziran 2017

~

egitim

20

YANGIN VAR!

Serkan

GÜMRÜKÇÜ

Geçen ay İstanbul’da bir otelde

yangın çıktı.

İnsanlar hayatını kaybetti.

Bir yatırım kullanılamaz hale geldi.

Otel sahibi tutuklandı.

Bütün haber kanallarında tüm

dünyaya duyuruldu.

Elbette bu ne ilk otel yangını ne de son

olacaktır; ama en azından yapılması

gerekenleri tamamlasak, acaba can kaybı

olmadan da bir sonuca varamaz mıyız?

Hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet

diliyorum. Ancak özellikle otellerimizin can

çekiştiği bu dönemde konuyu çok önemsiyor

ve mesleğimizin tüm paydaşlarının özellikle

dikkat etmelerini ve yoğunlaşmalarını rica

ediyorum.

Yangın ve iş güvenliği konularında otel

yöneticilerinin görevini tam anlamıyla yerine

getirmesinden otel sahipleri sorumludur.

Ticari başarıya ve hedeflere yoğunlaştığımız

kadar, her türlü güvenlik tedbirlerinin de

alınmasına aynı oranda odaklanmamız

gerekmektedir.

Yasal anlamda dünya standartlarında

mevzuatlara sahip olmamıza rağmen,

uygulamada çok geride kaldığımız birçok

husus var. Özellikle yangın ve diğer kazaafet

durumlarında maalesef başımıza

felaket gelmeden konunun ciddiyetine

önem vermiyoruz. Çoğu kez büyük kazaların

habercisi, küçük kazalardır. Tıpkı vücutta

başlayan ağrıların büyük bir rahatsızlığı

haber vermesi gibidir. Özellikle elektrik

kontaklarından çıkan yangınlar otellerde

karşılaşılan yangın sebeplerinin başında

yer almaktadır. Bu konuda teknik servis

bölümünün emanet edildiği yönetici,

konusuna ne kadar hâkim ve sözünü ne

kadar yönetimine dinletebiliyorsa o derece

önemlidir. Çünkü örtbas edilen küçük kazalar

çok büyük bir tehdidin göz ardı edilmesi

demektir.

Bunun yanında misafir rahatsız olmasın

ya da otelin iç mimari dekoru bozulmasın

diye yapılan bazı uygulamalardan ve

maskelemelerden de kaçınılmalıdır. Özellikle

bizim otellerimizde uyduruk dekorasyon

gayretleriyle saklanmaya çalışılan yangın

dolapları, gizlenen şaft kapakları kaza

anında oradaki insanların hayatını tehlikeye

atmaktan başka bir anlama gelmez. İşte bu

sebeple ölümcül bir kaza olduğu takdirde

işletme sahipleri ve yetkilileri taksirle

ölüme sebebiyet vermek suçlamasıyla adli

yargılamaya tabi olmaktadırlar.

Bu noktada ülkemizde faaliyet gösteren global

marka taşıyan otellerin uyguladığı yangın ve

iş güvenliği standartlarında neden çok detaylı

ve tartışmaya kapalı hükümler olduğu tekrar

düşünülmelidir. Bunun yanı sıra marka

otellerin uygulamakla zorunlu olduğu sigorta

politikaları da bu önlemleri tamamlayan

önemli bir diğer husustur. Sigortalının işletme

faaliyetleri nedeniyle üçüncü şahısların,

Üçüncü Şahıs Mali Mesuliyet Sigortası

teminat kapsamında karşılaşabilecekleri

maddi ve bedeni zararlar da teminat

altına alınmak zorundadır. Ancak marka

otellerin de bazılarında, maalesef sigorta

yetkililerinden periyodik olarak ilgili

personele, yaptırılan sigortanın kapsamı

ve uygulama esasları konusunda ciddi

bir eğitim verilmediğini gözlemekteyiz.

Oysaki doğru bir sigorta poliçesiyle

işletmemizi ciddi yaptırımlardan maddi

olarak koruyabilecek olanaklara sahibiz.

Otel kazançları göz önünde

bulundurulduğunda bu gelirlerin

karşılığında, müşterilerin temel hak

ve hürriyetleri kapsamında can ve mal

güvenliğini de teminat altına almak, hem

yasal hem insanı sorumluluğumuzdur.

Bu konuda tasarruf yapmaya çalışmak

sadece riski arttıran ve insan hayatını

tehlikeye atmaktan başka bir anlam

taşımayan beyhude gayretlerdir.

Yürürlükte olan mevzuatlarımız yaşanmış

birçok yangın felaketi sonrasında edinilen

tecrübelerin ışığında oluşturulmuş birçok

güvenlik önlemini içeren çalışmalardır.

Bütün mevzuatlarımızdaki temel ilke

“mal ve can kaybını en aza indirecek”

koşulları sağlamaktır. Bu hususta

alınması gereken tedbirlerin esas

mesuliyeti, binaların proje aşamasında

başlamakta olup yapıların mimar ve

mühendislerine ait olmakla beraber

bu sorumluluk yapıları kullananlara da

aittir. Zira kayıtlara geçen birçok kaza ve

yangında binaların yapım aşamasında

planlanan yapısal özelliklerinin daha

sonra değiştirilerek kullanılmasından

kaynaklandığı görülmektedir. Binaların

üzerine yapılan ilaveler, eksiltmeler ya da

fonksiyon değişiklikleri, kullanıma dönük

taşıdığı amaç kadar yangın ve iş güvenliği

konusunda da uygun olmalıdır. Bu konuda

birilerinin gelip kontrol edip etmemesi

değil, olabilecek bir kaza yüzünden

sebep olacağımız zarar ve sonrasında

karşılaşabileceğimiz konular da hesaba

katılmalıdır. Özellikle otellerin kapalı

otopark alanlarında inşaat zamanında

yapılan yanlış planlamalar birçok tesiste

benzerlik taşımaktadır. Otel operasyona

başladığında ortaya çıkan depo vs diğer

kapalı alan ihtiyaçları genelde bu otopark

alanlarından üretilmektedir ve maalesef

bu bölmeler gerçekleştirilirken sprinkler

hatları, havalandırma ve egzoz kanalları

maalesef değişim sonrası yeniden

düzenlenmemektedir.

Diğer tehlike arz eden alanlar da

yangın merdivenleri konusudur. Yangın

merdivenleri konusunda yasal mevzuatlar

ile global otel markalarının standartları

neredeyse aynı olmakla beraber maalesef

işletme aşamalarında bu standartlar

aynı şekilde korunamamaktadır. Çoğu

otel de yangın merdivenlerine açılan

özel düzenekli yangına dayanıklı

kapıların menteşe ve kilit sistemlerinin

her zaman çalışır ve kapalı durumda

olması gerekmektedir. Ancak birçok otel

imal edilirken, maalesef kat hizmetleri

için gerekli kat ofislerinin, linen ve

buklet malzemelerinin, kat arabalarının

koyulacağı alan planlanmadığı için bu

yangın merdiven holleri, bu amaçla

kullanılmaktadır. Ayrıca yine boş olması

gereken bu alanlarda, katlardan toplanan

çöplerin, ya da oda servisi boşlarının

da bulunmaması gerekmektedir. Bu

hususların tümü tecrübeli otel yöneticileri

tarafından takip edilerek kontrolü

sağlanmalı ve felaket anında engel

teşkil etmeyecek bir düzende olmalıdır.

Personelin eğitimi ve bilinçlendirilmesi,

özellikle kat hizmetleri personelinin

oda katlarında karşılaştığı yangın kaçış

noktalarındaki bu hususlarda duyarlı

olması, teknik servis personelinin onarması

icap eden konularda derhal gerekli

işlemi yapmasını sağlamak amacıyla

bilgilendirme yapması sağlanmalıdır.

Dolayısıyla personelin bilinçlendirilmesi

için gerekli eğitimlerin sıklıkla yapılması

hayatidir. Uluslararası zincir otellerin

periyodik, kalite kontrol denetimleri

esnasında bu standartların korunması

için yaptırım gücü vardır. Aynı şekilde

markasız otellerin yangın ve iş güvenliği

konusunda da işletme ve yangın ruhsatı

veren ilgili kamu birimlerinin de periyodik

kontrollerini yapması ve ihlallerde

yaptırım uygulaması gerekmektedir. Bu

hususlarda sadece işletme sahipleri ya

da idarecileri değil, ihlallere göz yuman,

kayıran ya da rüşvetle olmazlara olur

veren, denetlemeyen kamu görevlileri de

maddi ve manevi mesuliyet altındadırlar.

Özellikle yatak odalarının bulunduğu

katlarda alınması gereken tedbirler

çok önemlidir. Aşağıda ilgili mevzuatın

50. maddesinde ifade edilen hususları

aynen paylaşmak istiyorum. Bu konuda

ifade edilen her husus yasal anlamda

uygulanması gerektiği gibi vicdanen de

mesuliyetimiz altındadır.

MADDE 50- (1) Otellerin, motellerin ve

diğer binaların yatakhane olarak kullanılan

bölümlerinin aşağıda belirtilen şartlara

uygun olması gerekir:

a) Yatak odaları, iç koridordan en az 60

dakika yangına karşı dayanıklı bir duvar

ile ayrılır. Toplam yatak sayısı 20’den fazla

veya kat sayısı ikiden fazla olan otellerde

her katta en az 2 çıkış sağlanır. Yatak sayı

20’den az ve yapı yüksekliği 15.50 m’den

az olan bina veya bloklarda ise, merdiven

korunumlu yapıldığı veya basınçlandırıldığı

takdirde, tek merdiven yeterli kabul edilir.

b) İç koridora açılan kapıların yangına

karşı en az 30 dakika dayanıklı olması

ve kendiliğinden kapatan düzenekler ile

donatılması gerekir.

c) İç koridorlar, bir dış duvarda yer alan

boşluklar ile doğal yolla havalandırılır veya

mekanik duman tahliyesi yapılır.

ç) Yatak odası koridoruna açılan diğer

odaların veya koridorun bir parçasını

oluşturup kaçışları tehlikeye sokabilecek

diğer mekânlar için, yatak odalarıyla aynı

düzeyde bir kompartıman özelliğinin

sağlanması şarttır.

(2) Bir dış koridor ile erişilen otel yatak

odalarının aşağıda belirtilen şartlara

uygun olması gerekir.

a) Yatak odalarının, yangına en az

60 dakika dayanıklı bir duvar ile dış

koridordan ayrılması gerekir. Ancak,

parapet üst kotu koridor bitmiş döşeme

üst kotundan 1.1 m veya daha yukarda

konumlandırılan yanmaz malzemeden

yapılmış havalandırma boşlukları için bu

şart aranmaz.

b) Dış koridora açılan kapıların yangına

karşı en az 30 dakika dayanıklı olması

ve kendiliğinden kapatan düzenekler ile

donatılması gerekir.

c) Dış koridorlarda dış kaçış geçitlerine

ilişkin en az genişlik, döşemede kot

değişimleri, çatı korunumu koridor dış

kenarı boyunca korkuluk yapılması ve

benzeri şartlara uyulması gerekir.

(3) Otel yatak odasında veya süit odada

en uzak bir noktadan çıkış kapısına kadar

ölçülen uzaklığın 15 m’yi aşmaması

hâlinde, tek kaçış kapısı bulunması yeterli

kabul edilir. Ancak:

a) Otel yatak odasında veya süit odada

en uzak bir noktadan çıkış kapısına kadar

ölçülen uzaklığın 15 m’yi aşması hâlinde,

birbirinden uzakta konuşlandırılmış en az

2 çıkış kapısı bulunması gerekir.

b) Tamamı yağmurlama sistemi ile

donatılmış otellerin yatak odalarında veya

süit odalarında, en uzak bir noktadan

kapıya kadar ölçülen uzaklığın 20 m’yi

aşmaması gerekir.

(4) Kaçış uzaklığı, yatak odası veya süit

odanın çıkış kapısından başlayarak bir

kaçış merdivenine, dış kaçış geçidine veya

dış açık alana açılan çıkış kapısına kadar

olan ölçüdür.

(5) Koridor boyunca yalnızca tek yönde

kaçış imkânı var ise, kaçış uzaklığı en

uzaktaki yatak odası çıkış kapısından

itibaren ölçülür. İki yönde kaçış

sağlanabiliyor ise, kaçış uzaklığı her bir

yatak odasının çıkış kapılarından ölçülür.

(6) Doğal veya mekanik yolla

havalandırılmayan iç koridorlar;

yağmurlama sistemi olan binalarda 45

m ve yağmurlama sistemi bulunmayan

binalarda 30 m aralıklarla duman kesicileri

ile bölümlendirilir ve buralarda aşağıdaki

şartlara uyulur:

a) Duman kesicileri yangına en az 60

dakika dayanıklı olur. Bölme içinde yer

alan kaçış kapılarının yangına en az 60

dakika dayanıklı ve duman sızdırmaz

nitelikte olması şarttır. Duman kesicilerin,

koridoru kuşatan duvar da dâhil olmak

üzere, bütün kat yüksekliğince tavana

veya çatı örtüsünün altına kadar devam

etmesi ve ara kesitleri sıkıca kapatması

gerekir.

b) Duman kesicileri ile oluşturulan

bölmelerin her birinden bir çıkışa, kaçış

merdivenine, dış kaçış geçidine veya kaçış

rampasına doğrudan engelsiz erişim

imkânı sağlanması gerekir.

c) Duman sızdırmaz kapılara, camlı kapılar

hariç olmak üzere, alanı her bir kanat

yüzey alanının en az % 25’i değerinde net

görüş sağlayan cam paneller konulur.

ç) Duman sızdırmaz kapılar tek veya

çift kanatlı olabilir. Ancak, kendiliğinden

kapatan düzenekler ile donatılması ve

kanatların, içinde yer aldığı boşluğu

bütünüyle kapatması şarttır. Kasaların

duvar boşluğuna sıkıca yerleştirilmesi ve

kanat ile döşeme arasındaki aralığın 4

mm’yi aşmaması gerekir.

d) Duman sızdırmaz kapıların normal

olarak kapalı durumda tutulması gerekir.

Ancak, bu kapılar algılama sistemi yolu

ile çalışan elektro-manyetik veya elektromekanik

düzenekler ile otomatik olarak

kapatılabiliyor ise açık durumda tutulabilir.

Resmi Gazete, Karar Sayısı : 2007/12937

“Binaların Yangından Korunması Hakkında

Yönetmelik”in yürürlüğe konulması; Bayındırlık

ve İskân Bakanlığının 1/11/2007 tarihli ve 5098

sayılı yazısı üzerine, 7126 sayılı Sivil Savunma

Kanunu’nun ek 9 uncu maddesine göre, Bakanlar

Kurulu’nca 27/11/2007 tarihinde kararlaştırılmıştır.

syf. 3


~

21 egitim

Canan Yılmaz’la

‘Eğitim’ sohbeti

Sayı: 4 Yıl: 1 / Haziran 2017

www.hotelgazetesi.com

Kumkapı’daki otel yangını, yetkilileri harekete geçirdi

BM İlaçlama’dan Canan Yılmaz’ın 2014

yılında başlattığı sosyal sorumluluk

projesi, yıllar içinde gelişerek tam bir

eğitim seferberliğine dönüştü. Bugün

turizm sektörüne nitelikli elemanlar

kazandırır hale gelen proje, nasıl

doğdu, hangi aşamalardan geçti,

projenin mucidi Canan Yılmaz’a

sorduk.. İşte yanıtı:

“BM İlaçlama Hizmetleri’nde müşterilere periyodik

ilaçlama hizmeti sunarken, bir müşterimin ricası

üzerine turizmde eğitim faaliyetlerini araştırmaya

başladım.

Araştırmalar sonucunda Turizm Bakanlığı Eğitim

Daire Başkanlığının işbaşı konulu eğitimlerini fark

ettim. Laleli bölgesinde yer alan Otellerin genel

müdür ve işletme sahipleri ile bir toplantı yaptık ve

Bakanlığa bu eğitimler için başvurduk.

Proje ilk başladığında proje sponsoru olan oteller

(Grand Hilarium Hotel, Grand Ünal Hotel, Blue

Marmaray Hotel) destek verdiler ve sonucunu

heyecanla takip ettiler.

Kültür ve Turizm Bakanlığından gelen hepsi

birbirinden uzman eğitmenler eşliğinde, tüm

çalışanlara Ön Büro, Housekeeping, Yiyecek İçecek,

Servis, yöneticiler için kişisel gelişim ve eğitmenlik

eğitimleri vermeğe başladık. Artık büyük eğitim

seferberliği başlamıştı.

Fakat, eğitimler bittikten kısa bir süre sonra, eğitim

alan personel daha az maaş olmasına rağmen vaat

edilen kariyer planı ve kurumsallık düşüncesi ile

zincir otellerde kariyer planı yapıp, mevcut işlerinden

ayrılmaya başladılar.

Bu biraz umutsuzluğa kapılmamıza neden oldu.

Yaptığımız proje değerlendirme toplantısında,

eğitime sponsor olan Grand Hilarium Hotel

işletmecisi Kazafi Yılmaz’ın tek bir sözü ile projeye

dört elle sarıldık ve yolumuza daha geniş çaplı bir

organizasyonla devam etme kararı aldık.

2014 den günümüze Laleli Otelciler Platformu,

Housekeeping Eğitim ve Dayanışma derneği ve

Yaşmak Hotel Collectson ile ortak bir çok proje

düzenledik. Günümüze kadar 800’ü aşkın kişinin

ücretsiz olarak bu eğitimlerden faydalanmasını

sağladık.

2016 yılında Yaşmak Hotel Collection İnsan

Kaynakları Sorumlusu Nihan Güneş ile bir araya

gelerek projeyi daha da geliştirip, Turizm sektörünün

nitelikli personel ihtiyacına cevap verecek birçok

başarılı projeye imza attık.

2017 yılında yeni eğitim planlarında sponsor firmalar

desteği ile projeyi hızlandıracağız. Sadece eğitim

vermekle kalmayıp, projeden mezun olacak kişilere

uzmanlar aracılığı ile koçluk hizmeti de vereceğiz.

Özel kariyer planlama ve iş bulma konusunda da

destek vereceğimiz bir çok yeni ve turizmde umut

vadeden projeler planlamış bulunuyoruz.”

Laleli Otelciler Platformu,

Kumkapı’da meydana gelen otel

yangınının ardından, daha önce

planladıkları ‘Yangın ve Yangına Müdahale konulu Eğitim

programını öne çekti. Barın Hotel’de gerçekleştirilen

Eğitim programına 60 otelden 150 personel ve yönetici

katıldı. Konuyla ilgili açıklamalarda bulunan Laleli Otelciler

Platformu Başkanı Tarkan Akyüz, yangın ve yangına

müdahale konusunda uzun süredir sertifika programı

düzenlemeyi planladıklarını ve geçtiğimiz günlerde

Kumkapı’da yaşanan otel yangını sonrasında bu eğitim

Turizm Otel Yöneticileri Derneği

TÜROYD’un ilk Olağan Genel Kurulu

yapıldı. Crown Plaza İstanbul Oryapark’ta

yapılan Genel Kurul’da Ali Can Aksu

başkanlığındaki yeni yönetim ve TÜROYD

bölgesel yürütme kurulları belirlendi.

Genel Kurulun açılış konuşmasını yapan

Geçici Başkan Ali Can Aksu şunları söyledi:

“Otel yöneticileri olan bizler çalıştığımız

otellerde ve sektörde her zaman günah

keçisi sayıldık. Kimliksizdik. Yaşadığımız

dönemde otelcilik ve yöneticilik yerin

dibine battı. Artık bu duruma müdahale

Laleli Otelciler Platformu’ndan

Yangına müdahale eğitimi

programını öne aldıklarını söyledi. Programa 60 otelden

150 personel ve yöneticinin katıldığını belirten Akyüz;

“Laleli Otelciler Platformu olarak, eğitime büyük önem

veriyoruz. Sırada “ön büro” alanında eğitim programımız

var. Sonrasında Eylül ayında da ilk yardım alanında bir

sertifika programı gerçekleştireceğiz.” dedi.

Öğrenilen teorik bilgilerin katılımcılar tarafından daha

iyi pekiştirilmesi için eğitim programı kapsamında bir

de tatbikat düzenlendi. Eğitim programı sonrasında

düzenlenen sınavda başarılı olan katılımcılara, önümüzdeki

günlerde sertifikaları teslim edilecek.

ilk genel

kurulunu yaptı

Ali Can Aksu yeniden başkan

etmemiz gerekiyordu. Turizmdeki

sorunlar ve ülkemize olan sevdamızdan

dolayı bizlerde bir şeyler yapmalıyız

dedik. Dünyanın her yerine yönetici

gönderiyoruz. 80 milyar dolarlık yatırım

değeri olan ve 1.5 milyon kişinin çalıştığı

tesisleri bizler yönetiyoruz.”

64 BİN YATAK YÖNETİYORUZ

TÜROYD’un kuruluşundan bu yana 3 ayda

81 ilde 983 üyeye ulaştıklarını vurgulayan

Aksu, “Yaptığımız hesaplamalara göre

sektörde 64 bin yatak yönetiyoruz. Hızlı

gidiyoruz, ama adımlarımıza dikkat

adiyoruz. Biz cek cak yerine icraatını

yaptığmız projeleri belirterek şunları

yaptık diyeceğiz. Türk turizminin ve

otelciliğin gelişmesine katkıda bulunmak

istiyoruz.” diye konuştu.

Divan kurulu üyeliklerine Ersin

Özgündoğdu, İhsan Türkus, Arzu Gültekin

Özden’in seçildiği Genel Kurul’da Genel

Sekreter Burçak Atak’ın okuduğu faaliyet

raporu oybirliğiyle Kabul edildi. Daha

sonra oya sunulan yeni yönetim kurulu

listesi de oybirliğiyle kabul edildi.

Genel Kurul’da TÜROYD’un yeni

yönetim kurulu şu isimlerden oluştu

[ İstanbul ] Turizoom International Hotel

Management Genel Koordinatörü Ali Can

AKSU

[ Samsun ] North Point Hotel Samsun

Genel Koordinatörü Murat TOKTAŞ

[ İstanbul ] Hotel Suadiye Genel Müdürü

Murad YUMAK

[ İstanbul ] Crowne Plaza Istanbul Oryapark

Genel Müdürü Aykut BAKAY

[ İzmir ] Anemon Turizm A.Ş Genel

Koordinatörü Uğur ŞAHBAZ

[ Ankara ] Limak Ambassadore Hotel Genel

Müdürü Savaş ÇOLAKOĞLU

[ İstanbul ] Rescate Hotels Genel

Koordinatörü Hatice Şule GÖKIRMAK

[ İstanbul ] Lionel Hotel Istanbul Satış

Direktörü Burçak ATAK

[ İstanbul ] Sheraton Grand İstanbul

Atasehir Genel Müdürü Nusret Soner

METİN

[ İstanbul ] The Parma Hotel Taksim Genel

Müdürü Mustafa KILIÇ

[ İstanbul ] Istanbul Royal Hotel Genel

Müdürü Erdal KURTULUŞ

[ İstanbul ] Genel Müdür Turgay SOLMAZ

[ İzmir ] Mövenpick Hotel İzmir Genel

Müdürü Erhan ÇETİN

[ Manisa ] Ramada Soma Genel Müdürü

Hatice COŞKUN

[ İstanbul ] CVK Park Bosphorus Genel

Müdürü Edip ÇELİK


Sayı: 4 Yıl: 1 / Haziran 2017

www.hotelgazetesi.com

sigorta 22

TURİZM VE SİGORTA

Turizm sektörünün en önemli konularından biri de sigorta. Ancak araştırıldığında, ülkemiz genelinde olduğu gibi turizm

sektöründe de bu konuda yeterli bilince sahip olmadığımız, dolayısıyla gereken önemi vermediğimiz ortaya çıkıyor. Tabi bu da

bazı sorunları beraberinde getiriyor. Turizm sektörüne hizmet eden bir yayın organı olarak, bu konuyu gündemimize aldık ve bir

bilene sorduk. Network Sigarta & Aracılık Hizmeleri’nden Gökhan Karaali konuyu tüm ayrıntılarıyla anlatan bir yazı kaleme aldı..

Otel ve benzeri işletmelerin yaşadıkları

sorunlar ve sorunların çözümüze yönelik

sonuç odaklı sigortacılık yaklaşımları

Gökhan Karaali

Network Sigorta & Aracılık Hizmetleri

Sigorta sektörü satış

kanalı profilleri

Ülkemiz genelinde yaklaşık 15.000

aracı kurum (acente ve broker), ek

olarak sigorta acentesi statüsünde

çalışan yüzlerce banka şubesı

mevcuttur. Bu kadar kalabalık

dağıtım kanallarına sahip olan

sigorta sektöründe düzenlenen

poliçeler ne kadar sağlıklı?

Otel ve işletmeler için

düzenlenen sigorta

poliçeleri iş koluna

göre özelleştiriliyor

mu?

Hasar anında ne kadar koruma

sağlar veya sağlıyor? Gibi sorulara

cevap aramak gerekli sanırım.

Emekliler, trafik müşavirleri, ev

hanımları vb. profillerin sigorta

acentesi olarak ağırlıklı olduğu

bir sektörde, düzenlenen poliçeler

ne kadar sağlıklı ve sonuç odaklı

olabilir?

Bir banka şubesi tarafından

düzenlenen bir poliçe ne kadar

ihtiyacı karşılayabilir?

Bu profillere sahip olan bir satış

kanalı, olası bir yangın hasarında

otel poliçesinden ne kadar eskime

kesilebileceğini bilebilir mi?

Olası bir fırtına hasarında, hasarın

fırtına olarak değerlendirilebilmesi

için rüzgar şiddetinin 7 bofor ve

üzeri olması gerektiğini bilebilir mi?

Olası bir personel aracı kazasında

açılabilecek tazminat davaları

sonucu kişi başı 300.000 TL

civarında bir tazminat ödemesi ile

karşı karşıya kalınabileceğini, bu tip

hasarları daha önce hiç yaşamamış

olan ve sadece gazetelerde okumuş

bir sigortacı bilebilir mi?

Neden mağdur

olabiliriz?

Oteller ve benzeri işletmelerin

bir çok riski olduğu hepimizin

malumudur. Olası yangın, deprem,

terör, kötü niyetli hareketler,

hırsızlık, makine, tesisat ve

elektronik cihaz arızaları, 3. şahıs ve

işveren malı sorumluluk hasarları

işletmelerin her an karşı karşıya

kalabilecekleri ciddi riskler. Buna

karşılık satılan ve düzenlenen

sigorta poliçelerinin doğru

teminat ve bedeller üzerinden

düzenlenmiyor olması da ayrı bir

sorun. Aracı kurumun bilinçsizliği,

sigorta şirketinin standart ve amaca

yönelik poliçeler düzenlememesi,

işletmenin mağdur olmasının

başlıca nedenleri olarak

gösterilebilir.

Doğru sigorta poliçesi

Peki, ne yapılması gerekli? Öncelikle

neyi satın alıyoruz ve içinde ne

var biliyor muyuz sorusuna cevap

arayalım. Bir çok acente, broker

meslektaşımızdan duyduğumuz bir

söylem aklımıza geliyor:

Kağıt satıyoruz; bir şey olursa

garantisi biziz.

Network Sigorta

Aracılık &

Danışmanlık

Hizmetleri olarak

biz kağıt vb.

satmadığımızı

biliyoruz.

Yapmış olduğumuz her sigorta

poliçesi rekabetçi primlerin yanı

sıra satır satır okunarak, eklemeler

yapılarak, sigorta şirketi ile

sigortalı (otel) arasında hazırlanmış

olan akitlerdir. Hasar anında da

garantiyi sağlayacak olan doğru

hazırlanmış olan ve ihtiyaca yönelik

bu akitlerdir. (sigorta poliçeleridir)

İşletmenin rolü ve

davranış şekli

Sigorta sektörü, aracı kurum ve

satış kanalı profilerinin yetersizliği

ve doğru düzenlenmeyen sigorta

poliçelerine ek olarak işletmelerin

yaklaşımları da son derece önemli.

Öncelikle bir sigorta poliçesinin

rekabetçi primi (fıyatı) bütün sigorta

şirketlerinde hemen hemen aynı

düzeylere gelebilir. Bunun fazlasını

istemek, ek indirim, daha ucuzunu

talep etmek ancak teminat ya da

bedellerle oynayarak mümkün

olabilir. Rekabeti ve pazarlığı belli

bir düzeyde tutmamak, yanlış

bilgilendirmelere yol açabileceği

gibi basit gibi görünen fakat hasar

anında milyonlarca TL değerinde

bir teminattan yoksun kalmanıza

sebep olabilir.

Özet ve sonuç

Özet olarak hasar senaryoları

üzerinden yola çıkarak, donanımlı,

iş koluna ve firmaya özel, doğru

teminatlar içeren sigorta poliçeleri

düzenlemek gerekli. Otel ve

işletmeler bir sigorta poliçesinin

içeriğini bilmek zorunda değiller.

Aracı kurumlar ise teminatları basit

ve örneklerle anlatmalıdır. Teklif

verilmeden önce tesis, otel, işletme

vb. mutlaka görülmeli, kapalı alan

m2, peyzaj, makine, tesisat detayı,

yaşı, otel misafirlerinin hangi

ülkelerden olduğu sorgulanarak

poliçeler düzenlenmelidir.

Nasıl olsa bir şey olmaz mantığı

sigortalı ve sigortacı için de

felaket sonuçlar getirebilir.

More magazines by this user
Similar magazines