HOTEL RESTAURANT MAGAZINE TEMMUZ 2017 SAYISI

istmagmagazin

SWISSOTEL / MOSCOW

OTEL MOBİLYALARI, OTEL EKİPMANLARINDA 33 YIL

İTALYA ALMANYA FRANSA İNGİLTERE RUSYA İSVİÇRE

TÜRKİYE YUNANİSTAN GÜRCİSTAN AZERBAYCAN TÜRKMENİSTAN İSPANYA

YENİ ÜRÜNLERİMİZDEN

Karşılama Tepsisi

Banyo Buklet Tepsi

Ceviz Sehpa, Varaklı

Hareketli Ayna

Giysi, Kravat Askısı

Ayakkabı Bağlama

Karşılama Tepsisi

Kaydırmaz Tepsi

Tüm ürünlerde isteğe bağlı renk, ebat ve özel tasarım imkanı

Demo Dekorasyon Mobilya Üretim A. Ş.

Fabrika-Showroom: İstanbul caddesi No: 16 Hadımköy, İstanbul Tel: 0212 771 3366

www.demodek.com


HOTEL RONESANS / PARIS

OTEL MOBİLYALARI, OTEL EKİPMANLARINDA 33 YIL

İTALYA ALMANYA FRANSA İNGİLTERE RUSYA İSVİÇRE

TÜRKİYE YUNANİSTAN GÜRCİSTAN AZERBAYCAN TÜRKMENİSTAN İSPANYA

YENİ ÜRÜNLERİMİZDEN

Mantar Sehpa

Minibar Dolabı

Karşılama Tepsisi

Banyo Buklet

Çanta Askısı

Karşılama Tepsisi

Varaklı Masa

Cilalı Masif Sehpa

Tüm ürünlerde isteğe bağlı renk, ebat ve özel tasarım imkanı

Demo Dekorasyon Mobilya Üretim A. Ş.

Fabrika-Showroom: İstanbul caddesi No: 16 Hadımköy, İstanbul Tel: 0212 771 3366

www.demodek.com


Editör

İstanbul’da en iyi nerede serinlemek istersiniz?

Yaz mevsiminin gelmesi ile birlikte İstanbul’un beş yıldızlı otelleri de havuz sezonunu açtı. Üstelik

sadece serin sularında ferahlatmak, bir iki kulaçla günü tamamlatmak için de değil! Prestijli hizmet

ve servis anlayışlarını gün boyu süren rahatlatıcı ikramları, lezzetli ve hafif spesiyalleri, huzur ve

dinginlik veren terapi programları ve keyifli müzik dinletileri ile konuklarının beğenisine sunan

oteller yazın keyfini benzersiz kılmak için kıyasıya rekabetteler!

Hangileri mi? İstanbul’un en gözde ve niş otel havuzlarını sizler için derledik. Temizlik, hijyen ve

güvenlik kaygısı olmaksızın; en iyi servis, en iyi yemek ve en iyi havuz garantisiyle bu adreslerde

yazın keyfini doyasıya yaşayabilirsiniz…

Turizmde uzun seneler otel yöneticiliği yapan Ali Can Aksu, geçtiğimiz yıl itibari ile sektöre

ivme katan iki önemli oluşumun öncülüğünü yaptı. Otellere danışmanlık hizmeti veren

Turizoom International Hotel Management’ın arkasından 14 Nisan 2017 tarihinde Turizm Otel

Yöneticileri Derneği (TÜROYD)’nin de temellerini atan Aksu, dernek haberleri içinde en fazla ses

getiren isimlerden biri oldu. Ali Can Aksu ile TÜROYD ve Turizoom paralelinde turizmde yeni

yapılanmalarını ve devam eden projelerini konuştuk.

Bu sayımızda…

Bir restoran açmak çocukluğundan beri en büyük hayaliydi. Bu kararında elbette turizmci bir

aileden gelmesinin etkisi büyük oldu. İlk stajını yaptığı Divan Pub’ta önce “kahveci güzeli” oldu,

ardından The North Shield’ler ile pub’cı ve arkasından ilk Türk yerli restoran markası Kırkpınar

ile köfteci… Şimdilerde ise Özyeğin Üniversitesi Le Cordon Bleu’nun genç ve donanımlı Türkiye

Direktörü artık!..

Gastronomi sektörünün değerli isimlerinden Defne Ertan Tüysüzoğlu’nun başarılı kariyer

yolculuğunu hiç bilmediğiniz yönleri ile bir de kendinden dinledik…

Aslen tekstilci bir ailenin çocuğudur. Her yaz gelişinde soluğu ya boyama atölyesinde alır ya

muhasebe odasında ya da örmede, dokumada… Oysa gönlünde yatırdığı aslan, daha en başından

mutfaktır. Göçmen kültürünün yemek adabıyla kurulu her keyifli sofrasında aşçılık hayalini bir

adım daha büyütür de, bunu mutfakta yemek yaparken kendisini küçük gözlerle an be an takip

eden annesi bile anlayamaz.

Ününe layık şef Murat Bozok da ilgi çeken aşçılık hikayesi ile bu ayki konuğumuz…

Temmuz sayımızda yine özel içerik konularımız ve samimi röportajlarımızla sizlerleyiz.

Keyifli okumalar dilerim.

Hatice Ünal Bilen

İmtiyaz Sahibi

İSTMAG MAGAZİN GAZETECİLİK

İç ve Dış Tic.Ltd.Şti. Adına H. FERRUH IŞIK

GENEL MÜDÜR

SORUMLU MÜDÜR

YAZI İŞLERİ MÜDÜRÜ

YAYIN DANIŞMANLARI

MEHMET SÖZTUTAN

mehmet.soztutan@img.com.tr

YUSUF OKÇU

yusuf.okcu@img.com.tr

HATİCE ÜNAL BİLEN

hatice.unal@img.com.tr

Prof. Dr. HÜSNÜ GÜNDÜZ

Prof. Dr. İSMAİL KAYA

Doç. Dr. Murat Doğdubay

GÜRKAN BOZTEPE

Gastronomi Turizmi Derneği Başkanı

TURGUT AY

Türkiye Aşçılar ve Şefler

Federasyonu Başkan Yrd.

REKLAM KOORDİNATÖRÜ

CONSEPT TASARIM

BİLGİ İŞLEM

SOSYAL MEDYA

FOTOĞRAF EDİTÖRÜ

KAPAK FOTOĞRAFI

KAPAK MEKANI

EMİR ÖMER ÖCAL

emir.ocal@img.com.tr

FATMA DEMİRBAĞ

fatma.demirbag@img.com.tr

Emre YENER

emre.yener@img.com.tr

Songül ÇEK

songul.cek@img.com.tr

HAKKI GÜNERKAN

hakki.gunerkan@img.com.tr

Ümit Başer ALKAÇ

Conrad Istanbul Bosphorus

website

www.hotelrestaurantmagazine.com

e-mail

info@img.com.tr

KURUMSAL İLETİŞİM MÜDÜRÜ

MUHASEBE ve

FİNANS MÜDÜRÜ

ABONE ve DAĞITIM

CTP - BASKI

İRTİBAT BÜROLARIMIZ

ADRES

EBRU PEKEL

ebru.pekel@img.com.tr

MUSTAFA AKTAŞ

mustafa.aktas@img.com.tr

NURTEN DEMİR

nurten.demir@img.com.tr

İHLAS GAZETECİLİK A.Ş.

Merkez Mahallesi 29 Ekim Caddesi

İhlas Plaza No:11 A/41

Yenibosna–Bahçelievler / İSTANBUL

Tel: 0212 454 30 00

BURSA +90.224 211 44 50-51

KONYA +90.332 238 10 71

Evren Mah. Bahar Cad. Polat İş Merkezi B Blok

No:1 Kat:4

Güneşli-Bağcılar/İstanbul

Tel: +90 212 604 51 00

Faks: +90 212 604 51 35

hotel & restaurant hi-tech dergisinde yer alan makalelerdeki fikirler yazarlarına aittir. Yayınlanan ilanların sorumluluğu reklam verene aittir. hotel & restaurant hi-tech dergisinin bütün yayın

hakları İletişim Magazin Gazetecilik San. ve Tic. A.Ş.’ye aittir. Yazılar kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Yaygın süreli bir yayın olan hotel & restaurant hi-tech dergisi ayda bir yayınlanır.


içindekiler

48

antre

10 Sektörden kısa haberler

gündem

18 Ali Can Aksu: “TÜROYD sektöre

hizmet edecek!”

22 Anadolu yeniden öne çıkmaya

başladı

23 Turizm Anadolu’da

24 Turizmde ucuz olmak da yetmiyor

26 Türkiye Festivali 150 bini aşkın

ziyaretçiyi ağırladı

28 Rus turist 15 kat arttı ama hala

2014’ün gerisinde

30 Boutique Style kişiselleştirilmiş

yaz rotalarını çizdi

33 Yeşillenen Otellere turistlerden

tam not

34 Büyük ekonomiler oluşturan

festival sektörü, turizmi de

geliştiriyor

35 Tunç Batum büyüme hedeflerini

açıkladı

www.hotelrestaurantmagazine.com

56 58

36 Dijital pazarlama turizm

sektörünün yüzünü güldürdü

38 2017 Mavi Bayrak Ödülleri

açıklandı

39 Hollandalı tatilciler Türkiye

tatillerinden çok memnun

40 HolidayCheck paneli gerçekleşti

42 Tezer Öner: “Hey Turist Eller

Yukarı”

43 Kısa süreli kiralamalar kontrol

altında

44 Köfteoğlu: Adıyaman’ın rakipsiz

ürünü Nemrut Dağı’dır

45 Bodrum’da yabancı turist oranı

%23’e çıktı

46 Kongre turizminin şampiyonu

belli oldu

47 Cem Polatoğlu, Gizemli

Kolombiya’yı yazdı

yeni yatırımlar

48 Rixos Hotels, Dubai’nin kalbine

yerleşti: Rixos Premium Dubai

50 TAV 17 yılda 17 havalimanına ulaştı

52 Hilton Garden Inn Kocaeli Şekerpınar açıldı

53 Rezidor, İstanbul’da “Park Inn by Radisson”

markasıyla yeni bir otel açıyor

54 JW Marriott, DATİ Holding yatırımıyla

İstanbul’a geliyor

yatırım

56 Fethiye’de gerçek bir huzur kalesi: Oyster

Residences

iş’te kadın

58 Kahveci güzelinden Le Cordon Bleu

Türkiye Direktörlüğüne

Bir Defne Ertan Tüysüzoğlu hikayesi…

marka

62 Fikret Belenoğlu: Turizmde canlılık

görüyoruz, 2018 yılı hazırlıklarını

başlattık

64 Ege Seramik, Turquality Destek

Programı kapsamında

66 gioielli DEMO’dan horeca sektörüne

yeni ürünler

68 Mete Plastik yeni markalarıyla hedef

büyüttü


dosya

İstanbul’un ‘beş yıldızlı’

otel havuzları

72 80 102

marka güncel

70 Sektör firmalarından kısa haberler

dosya

72 İstanbul’un ‘beş yıldızlı’ otel

havuzları

etkinlik

78 MICE’çılar Ramazan’ın en görkemli

iftar davetini Boğaz’da yaşattı!

şef’in gözünden

80 Ününe layık şef: Murat Bozok

gastro güncel

84 Witold Choiński: Türk pazarı bizim

için çok cazip bir hedef

88 Gastronominin yıldız savaşları başlıyor

90 Unilever Paydaş Çalıştayı’nda

geleceğin yol haritası konuşuldu

92 Yemekleriyle Mardin’i değiştiren

kadın Ebru Baybara Demir

93 Antalya’nın yerel lezzetleri dünyaya

tanıtılacak

gastro aktüel

94 Gastronomi sektöründen kısa

haberler

hijyen

100 Eczacıbaşı Profesyonel turizmde

güvenlik konusunu masaya yatırdı

101 Maratem Anti-Mite, yaşam

alanlarını mite’lardan koruyor

yeni mekan

102 Boğaz’ın “lezzet yalısı” Beyaz

Bosphorus Brasserie & Restoran

açıldı

104 Bağdat Caddesi’nin En yeni

Avrupalısı: Brightside Coffee

106 Leb-i Derya Aksazlar Aksazlar

Koyu’nda açıldı

108 İtalyan ustalığı ile Amerikan stili

Spring Street Pizzera’da buluştu

110 Bodrum’un yeni tadı: Tatlıcı

111 Bodrum’da eğlencenin yeni adresi:

29 Food Bar

112 Çırağan Sarayı’nın yazlık mekanı

Bosphorus Grill açıldı

113 Hem damağınıza hem ruhunuza hitap

eden bir mekan; Bodrum Pier

hotel-tech

116 Mitsubishi Electric’ten yeni nesil akıllı

otomasyon çözümleri

118 Sistem 9 Digital Signage’nın nereye

gittiğini araştırdı

119 Neden Isı Pompası?

120 Bosch Termoteknik yoğuşmalı kombide

gene pazar lideri

121 Turizmciler AR-VR’den nasıl

yararlanmalı?

122 İmalat bedeli

123 Yiğit Genç yazdı: Yangın algılama

sistemleri hayat kurtarıyor

ürün

124 İnoksan’dan profesyonel mutfaklara yeni

ürün

ürünler

126-127-128 Yeni ürünler

www.hotelrestaurantmagazine.com


10

hotel restaurant

& hi-tech

antre

Ajwa Hotel Sultanahmet’e yeni

genel müdür

12 Group altında yer alan Gülab Mimarlık Ofisi tarafından 13.yüzyıl

Selçuklu ve 18.yüzyıl Osmanlı mimarisini yansıtan farklı bir kimlikle

artizan/zanaat oteline dönüşen Ajwa Hotel Sultanahmet, yeni göreve

başlayan Genel Müdür Sedat Nemli yönetiminde yoluna devam

ediyor. Turizm sektöründeki 30 yılı aşkın kariyerinde Mısır, ABD,

Çek Cumhuriyeti gibi ülkelerde lüks segmentte yer alan otellerin

açılışlarını gerçekleştiren deneyimli Genel Müdür Sedat Nemli’nin

göreve başlamasıyla Ajwa Hotel Sultanahmet bu alandaki çıtayı daha

da yükseltmeye hazırlanıyor.

TÜROYD ilk yönetim kurulu ve

başkan seçimini gerçekleştirdi

Şehirde tatil keyfi ayrıcalığı

Eser Hotel’lerde

Havalar bu kadar güneşliyken siz henüz tatile gitme fırsatını

yakalayamadıysanız sizleri Eser Hotel’ lerde yapacağınız küçük tatil

molalarına davet ediyoruz. İster Büyükçekmece’deki Eser Premium Hotel’de

gündüz gökyüzünü izleyerek havuzun keyfini çıkarıp akşamları sahilde serin

yürüyüşlerle anın tadını çıkarın. İsterseniz de Silivri’deki Eser Diamond Hotel’de

tüm gün kumsalın ve denizin tadını sonuna kadar çıkarıp rahatlayın. Keyfinize

keyif katacak şehir otellerimizde hafta sonları için planlayacağınız küçük

tatillerle anılarınıza unutulmaz anlar ekleyin.

Türkiye genelinde otel yöneticilerinin ilk kez bir araya gelerek oluşturduğu,

Turizm Otel Yöneticileri Derneği (TÜROYD) ilk yönetim kurulu ve başkan

seçimini gerçekleştirdi. 13 Haziran Salı günü Ümraniye Crowne Plaza

Hotel’de gerçekleşen Başkan ve Yönetim Kurulu seçimini Ali Can Aksu

ve ekibi oy birliği ile kazandı. Türk turizminin tanıtımında, ülke yararına

ortak fikir ve projeleri hayata geçirmek, turizm sektörüne emek veren

tüm işverenler ve yatırımcılar arasında bağ kurmak üzere hayata geçirilen

TÜROYD; Yönetim Kurulundan bağımsız Denetim ve Disiplin kurlu seçerek

yine bir ilke imza attı. Yönetim Kurulu seçimi sonrası verilen iftar yemeğinde

basın mensupları ile bir araya gelen TÜROYD Başkanı Ali Can Aksu “Turizm

Otel Yöneticileri Derneği birlik ve dayanışmanın tek adresi olacak. Türk

turizminin gelişimi ve mevcut krizin aşılmasına katkıda bulunmanın yanı sıra, Türk otelciliğini uluslararası standartlara taşıyacağız.

Şimdiden 140 bin yatak kapasitesine ulaştık. Hedefimiz 81 il demiştik. Bu sözde ilerlemenin yanı sıra şimdiden Çin, Azerbaycan, Gürcistan,

Kıbrıs, Kazakistan, Dubai, Kuveyt üyelerimiz arasına girdi. Sadece uluslararası arenada değil, ülke içinde etkin rol alacağız. Bölgesel

yönetimleri önemsiyoruz. 9 bölgesel yönetimle çok farklı bir çalışma modeli oluşturacağız. Şeffaf yönetim temel ilkemiz olacak. İşte bu

nedenle bağımsız disiplin ve denetim kurulu oluşturduk. “dedi.

Carlson Rezidor Hotel Grup

sosyal sorumluluk projeleri ile parlıyor

Carlson Rezidor Hotel Grup’un kurumsal olarak yürütülen Responsible Business programı kapsamında; çevreye, insana ve topluma

duyarlılığı temel alan sosyal sorumluluk projeleri, gruba bağlı Türkiye otelleri ile devam ediyor. Geçtiğimiz Ramazan ayında etkinliklere bir

yenisi daha eklenerek Radisson Blu Conference & Airport Hotel Istanbul’da, lösemi hastalığı geçirmiş çocuklar ve aileleri iftar buluşmasında

ağırlandı. Türkiye’deki Radisson Blu ve Park Inn by Radisson otellerinin desteği ile gerçekleşen iftar yemeğine, çocuklar ve ailelerin yer aldığı

145 kişi katıldı. Organizasyona otel yetkililerinin yanı sıra LÖSEV yetkilileri de katılım sağladı. İftar yemeğinden hemen önce misafirler için iki

semazen sahne alarak, misafirlerin keyifle izlediği sema gösterisi sundular.


İyi krema makarnayı tamamen kaplar,

ideal kıvam ve lezzete sahiptir.

Kremalı makarnada

Rama Krema’dan

daha iyisi yok.*

LEZZET VE KIVAMDA

DAHA İYİSİ

YOK*

www.ufs.com

*Ipsos Kör Tadım Ürün Testi - Aralık, 2014: Kremalı Makarna, Kremalı Domates Çorbası ve Tiramisu’da tat ve kıvam kriterlerine göre daha iyisi olmadığı kanıtlanmıştır.


12

hotel restaurant

& hi-tech

antre

Bitransfer büyümede gaza bastı, hedef Ortadoğu!

Mayıs ayında bir önceki yılın aynı ayına göre %500 büyüyen Bitransfer hedef büyüterek, 5 yılda

tüm Türkiye’ye yayılmasının ardından Ortadoğu’ya açılacak. GarantiPartners’ın desteklediği

girişim Bitransfer, online mecralarda yer almak isteyen ve transfer hizmeti veren firmalar ile

hizmet almak isteyen yolcuları bir araya getiriyor. Toplam 12 il, 256 nokta ve 2.550’yi geçkin

güzergahta 700’den fazla kayıtlı araçla güvenli ulaşım hizmeti sunan Bitransfer, anlık bir araç

çağırma uygulaması olmamasıyla sektörde farklılaşıyor. Seyahatini planlayan yolculara hizmet

verme hedefiyle yola çıkan Bitransfer’in D2 ve TÜRSAB Yetki Belgelerine sahip tüm araçları,

havalimanı transferinden noktadan noktaya transfere kadar güvenli bir yolculuk deneyimi

sunuyor.

Murat Yılmaz Servotel yönetim

kadrosuna katıldı

Otel ve gayrimenkul sektöründeki 25 yılı aşkın tecrübesiyle başarılı işlere imza

atan Murat Yılmaz, turizm ve otelcilik hizmetlerinden sorumlu partner olarak

Servotel yönetim kadrosuna katıldı. Dünyada 43 ülkede otel ve gayrimenkul

geliştirme danışmanlığı hizmeti veren Servotel’de göreve başlayan Yılmaz, finans,

otel açılışı, otel operasyonu, otel gayrimenkul geliştirme ve yönetimi alanlarında

sektörün en deneyimli isimleri arasında yer alıyor. Yüksek otelcilik işletmeciliği

öğrenimini Almanya’da Hotelfachschule Koblenz’de tamamlayan Yılmaz, Cornell

Üniversitesi’nde ‘Otel Gayrimenkul Yatırım ve Varlık Yönetimi’ eğitimi aldı. Yılmaz,

iyi derece İngilizce ve Almanca biliyor.

Unutulmaz bir deneyim

The Marmara Bodrum

The Marmara Bodrum, Ege Denizi ve Bodrum Kalesi’ni gören

körfezin panoramik manzarası, titizlikle tasarlanmış iç-dış

dekorasyonu; ikonik detayları ve Akdeniz mutfağının eşsiz

lezzetlerinin sunulduğu Tuti Restaurant, biri yarı olimpik olmak

üzere iki havuzu, kişiye özel servisleri ile sunduğu imkanlarla

lüksün konforla buluştuğu mükemmel bir butik otel. Ayrıca

şehir merkezine yakınlığıyla ulaşım kolaylığıyla, Bodrum ruhunu

gece/gündüz hissetmenizi sağlıyor. İç mimarisi ve tasarımıyla

bölgenin doğal güzelliği ve tarihi dokusuna uyum sağlayan otel,

odalarının konforu ve şıklığıyla misafirlerine mükemmel dinlenme

vaad ediyor. Denize girmek isteyenler için ise bölgenin en güzel

koylarından Türkbükü Flamm Beach’te ücretsiz giriş ve shuttle

imkanı sunuyor.

Sheraton Grubu’nda yeni atama

Sheraton Ankara Hotel & Convention Center ve Lugal, A Luxury Collection Hotel

Ankara’nın yeni Genel Müdürü Sinan Köseoğlu görevine başladı. Köseoğlu,

turizm sektöründeki kariyerine 1988 yılında Club Med ve İstanbul Hilton’da

Yiyecek ve İçecek departmanında başladı. 2014 yılında Marriott grubuna

katılmadan önce Azerbaycan, Bahreyn, Vietnam, Tayland, Bali, Mısır, Fransa

ve Birleşik Arap Emirlikleri’nde, Radisson ve Sofitel-Accor zincirlerinde

yöneticilik yaptı. Marriott Moscow Grand Hotel ve Moscow Marriott Royal

Aurora Genel Müdürlüğü görevlerinin ardından, Nisan 2017’de Sheraton Ankara

ve Lugal Hotel Ankara’nın Genel Müdürlüğüne atandı. 2012 yılında Cornell

Üniversitesi’nde yüksek lisansını tamamlayan Sinan Köseoğlu, Altunizade

Özel Otelcilik Lisesi’nin ardından Hacettepe Üniversitesi Turizm ve Otelcilik

bölümünden mezun oldu.


14

hotel restaurant

& hi-tech

antre

Rahatlamanın ve stresten arınmanın

şehirdeki adresi

The Sofa Hotel GreenSpa

Şehrin içinde keyifli saatler geçirmek ve kendinizi şımartmak istiyorsanız,

rotanızı The Sofa Hotel GreenSpa’ya çevirmenizi öneriyoruz. Şehirdeki kaçış

adresinizde; klasik ve geleneksel tüm dünya masajlarından kişiye özel

Türk Hamamına, keseli -köpüklü hamam sefasından cilt yenilenmesi ve

gençleşmesinde dünyanın en prestijli markalarından olan Environ Vitamin

Terapileri ile farklılık yaratan yüz ve vücut bakımlarına kadar tam bir sağlık

hizmeti sizi bekliyor.

ICCA Akdeniz Bölge Başkanlığı’na

ICVB Genel Müdürü Hicran Özbük seçildi

ICVB-İstanbul Kongre ve Ziyaretçi Bürosu Genel Müdürü Hicran Özbük, ICCA-

Uluslararası Kongre ve Konvansiyonlar Birliği’nin, Mediterranean Chapter-

Akdeniz Bölge Başkanı seçildi. Özbük, iki yıl boyunca sürdüreceği Başkanlık

görevini 30 Haziran itibariyle devralmış bulunuyor. Özbük, konuya ilişkin

yaptığı değerlendirmede; “ICCA’nın en fazla üyesi bulunan Akdeniz Bölgesi’nin

Başkanlığını devralmış olduğum için heyecanlıyım. Akdeniz Bölgesi üyeleri olarak

birlikte güzel işler yapacağımıza inanıyorum. Bu sayede hem bölgemizin, hem

de ülkemiz ve şehrimizin mevcut kongre ve toplantı olanaklarını dünyaya daha

rahat anlatabilmek adına çalışmalarımızı sürdürüyor olacağız” dedi. Görevini,

Yunanistan’dan Valentini Amarantidou’dan devralan Hicran Özbük’e, iki yıl

boyunca Başkan Yardımcısı olarak yine Yunanistan’dan Eliza Tsolakou destek

verecek.

Yaz geldi

sağlık

turizmi

vites

yükseltti

Son yıllarda sağlık turizminin en gözde destinasyonları arasında yer alan Türkiye; maliyet avantajı ve kaliteli teknolojik altyapısının

yanı sıra kültürel mirasıyla da uluslararası hastaların ilk tercihi oluyor. Bu farkındalıkla da 2023 yılı hedefini 20 milyar dolar olarak

belirleyen sektörde faaliyet gösteren acentalar; yurt dışından tedavi olmak için Türkiye’yi seçen hastalara, tüm detayların düşünüldüğü

bir program sunuyor. Türkiye’nin uyguladığı başarılı tedavilerle uluslararası platformda söz sahibi olduğunun altını çizen Vizyon

Grubu Yönetim Kurulu Üyesi M. Talha Çizmeci, Vizyon Health’i tercih eden yabancı hastalar için vize işlemlerinden kalacakları

otele, tedavi olacakları hastaneden gidecekleri yerlere kadar ayrıntılı bir program oluşturduklarını söyledi. Yaz sezonunda sektörün

hareketlendiğinin altını çizen Çizmeci, Türkiye’nin sağlık turizmindeki potansiyeli sayesinde rakamların her geçen gün artacağını ve

sağlık turizminin hacminin son 5 yılda 5 kat artarak 6 milyar dolara ulaştığını belirtti.


16

hotel restaurant

& hi-tech

antre

Uluslararası Erciyes Ultra Sky Trail

Dağ Maratonu tamamlandı

Kayseri Erciyes A.Ş. ve Middle Earth Travel iş birliği ve Uluslararası

Patika Koşuları Birliği (International Trail Running Association - ITRA)

sertifikalı Erciyes Ultra Sky Trail Dağ Maratonu 7-8 Temmuz tarihlerinde

ikincisi kez Erciyes’te koşuldu. Amerika, Almanya, Tayvan, Kuveyt, Birleşik

Arap Emirlikleri, İran, Kazakistan ve Türkiye olmak üzere 7 ülkeden 103

maratoncunun katıldığı Erciyes Ultra Sky Koşusunda müsabıklar uluslararası

değeri olan puan kazanmak ve global yarışlara katılma hakkına da sahip

olmak için volkanik tepelere meydan okudu. Vertical Kilometer, koşusunda

erkekler genel kategorisinde Vietnamlı atlet Wen Hsiao Chiu birinci, Mert

Gürkan Mercanoğulu ikinci, Can Artam üçüncü oldu. Kadınlarda ise birinciliği

Esin Çavga elde etti.

Park Dedeman Levent’in 2’inci

yaşında anlamlı etkinlik

Türkiye’nin ilk uluslararası otel zincirinin sahibi Dedeman Grubu’nun

bünyesinde yer alan ve 2015 yılı itibarı ile hizmet vermeye başlayan

Park Dedeman Levent, 2. yaşını Dans +1 Grubu’nun Latin dans

gösterisi ve Down Sendromu Derneği yararına düzenlenen bir

müzayede ile kutladı. Park Dedeman Levent yönetim kadrosu ve

çalışanlarının bir araya geldiği akşama, sanatçılar ve özel davetliler

de katıldı. Akşamın açılış konuşmasında iki mutluluğu bir arada

yaşadıklarını dile getiren Park Dedeman Levent ve Dedeman İstanbul

otellerinin Genel Müdürü Tunay Erdal; “Park Dedeman Levent

otelimizin ikinci yılı kutlamasında çok önemli bir sorumluluk için

bir araya geldik. Yeni yaşımızı Down sendromlu gençlerimizin içten

gülümseyişleri arasında kutlamanın mutluluğunu yaşıyoruz. Bugün

birbirinden değerli eserlerin satışından elde edeceğimiz tüm geliri

Down Sendromu Derneği’ne, çocuk ve gençlerimizin eğitimi için bağışlayacağız. Park Dedeman Levent olarak faaliyete geçtiğimiz

2015 yılından bu yana bir “şehir oteli” olarak sürdürülebilirlik vizyonumuz ile hem kültürel hem de topluma karşı sorumluluğumuzu

yerine getirecek projelere imza atmak için çalışıyoruz” dedi.

Turizm sektörünün

öncüsü Setur

oldu

Fortune dergisi, finansal kurumlar ve holdingler dışındaki tüm

şirketleri kapsayan ve 2016 yılı net satış gelirleri esas alınarak

gerçekleştirilen Türkiye’nin en güçlü 500 şirketi araştırması

sonuçlarını açıkladı. Setur, 2016 yılında elde ettiği 1 milyar 270 milyon TL’lik net satış geliriyle Türkiye’nin 148’inci; “Seyahat ve

Taşımacılık Hizmetleri” sektörünün, havayolu ve demiryolu şirketlerinin ardından, 5’inci büyük şirketi oldu. Duty free, özel uçak ve

helikopter kiralama alanlarında da hizmet vererek geniş ürün portföyüyle dikkat çeken Setur, sektörü geleceğe taşıyan ve büyüten

rolünü bir kez daha ortaya koydu. Yurt içinde 43 yetkili satış acentesi, 250’ye yakın sanal acentesi ve yurt dışında da 90 iş ortağıyla 52

yıldır turizm sektöründe hizmet veren Setur, 2017 yılında yeni yatırımlarla yüzde 20 büyümeyi ve öncülüğünü korumayı hedefliyor.


18

hotel restaurant

& hi-tech

gündem röportaj

Ali Can Aksu

“TÜROYD sektöre hizmet edecek!”

“Bizim politikamızda üretmek ülke turizm gelirine, politikalarına ve

çalışanlara katma değer sağlamak.”

Turizmde uzun seneler otel yöneticiliği

yapan Ali Can Aksu, geçtiğimiz

yıl itibari ile sektöre ivme katan

iki önemli oluşumun öncülüğünü

yaptı. Otellere danışmanlık hizmeti

veren Turizoom International Hotel

Management’ın arkasından 14 Nisan 2017

tarihinde Turizm Otel Yöneticileri Derneği

(TÜROYD)’nin de temellerini meslektaşları

ile atan Aksu, dernek haberleri içinde en

fazla ses getiren isimlerden biri oldu.

Ali Can Aksu ile TÜROYD ve Turizoom

paralelinde turizmde yeni yapılanmalarını

ve devam eden projelerini konuştuk.

Fotoğraflar: Hakkı Günerkan

Ali Can Bey, turizmde çok uzun

yıllar otel yöneticiliği yaptınız.

Son dönemde ise sizi Turizoom

International Hotel Management

ve Turizm Otel Yöneticileri

Derneği (TÜROYD) gibi farklı

oluşum ve girişimlerin içerisinde

görüyoruz. Sektöre dair bu

yeni yapılanma kararları nasıl

gerçekleşti?

Turizm International Hotel Management’i

Eylül 2016’da kurduk. Yaklaşık 32 yıllık

turizm deneyimlerimden sonra sahip

olduğum bilgi ve becerilerimi piyasadan

kopmadan paylaşmak gibi bir hayalim

vardı. Bunu gerçekleştirmek için de aktif

genel müdürlük pozisyonlarından ayrılarak

şirket kurmaya karar verdim.

Turizoom’u kurmamın amacı, aslında

sadece kendim için de değildi. Uzun yıllar

Ortadoğu ve Avrupa’nın çeşitli kongre

otellerinde çalıştığım için piyasada zaten

ciddi bir kongrecilik alt yapım mevcuttu.

Bu süreçte bir yandan online projelerimiz


oluştu, bir yandan da otellerin yönetim

aksaklıkları ile ilgili çalışmaları başlattık.

Diğer taraftan da “kazan-kazan”

modeliyle sektörde istihdam edilmeyi

bekleyen genel müdür ve satış müdürü

arkadaşlarımıza bir kapı açarak, bir nevi

sosyal sorumluluk bilinciyle hareket ettik.

Şu anda yaklaşık 11-12 tane genel müdür

arkadaşımız aktif olarak bizimle çalışıyor.

En önemlisi, bunun için de 30 gün mesai

harcamak zorunda kalmıyorlar.

Turizoom’dan sonra Turizm

Otel Yöneticileri Derneği

(TÜROYD)’ni kurdunuz. Hatta

bu oluşum Profesyonel Otel

Yöneticileri Derneği (POYD)

Başkanlığı’na istifanızın

hemen ardından sektörde

bir hayli de yankı uyandırdı.

Siz bu gelişmeleri nasıl

değerlendirdiniz?

İstanbul POYD’u önemseyerek açtık

25 yıllık bir dernektir. Yaklaşık üç yıl

önce biz bu atağı başlattık. Oradakiler

de çok sevdiğim dostlarımdır. Onlarla

beraber yola çıkış amacımız, belki

POYD’u Antalya dışına taşıyarak

ilk adımda İstanbul’a, daha sonra

Türkiye’ye yaymak politikasıydı. Bazı

konularda fikir ayrılığımız olunca bende

ayrıldım ve aynı fikirde ve hedefte

olan diğer arkadaşlarımızla Türkiye’yi

kucaklamak için yola çıktık. POYD ile

farklı konseptlerdeyiz. Onlar Antalya’da

ve resort konusunda önemli bir dernek,

biz de hem Anadolu’da şehir içi otelcilerle

hem de Türkye’nin her yerindeki

resortlarla birlikte aynı bünyedeyiz. Ayrıca

biz onlara karşı kurulmuş bir dernek

de değiliz. Biz ihtiyaç olan bir oluşumu

gerçekleştirdik.

TÜROYD olarak projeleriniz

nelerdir?

Dikkat edersiniz bütün toplantılarımızda

“projelerimiz bunlardır şunlardır”

demiyoruz. Biz sadece uyguladığımız

projeyi açıklıyoruz. Mesela Rusya’dan

TopHotels’i getireceğiz demedik. Biz

getirdiğimiz anda basına haber verdik ve

otelci meslektaşlarımızla buluşturduk.

Bunun haricinde şu anda Cumhuriyet

Üniversitesi ile bir anlaşma yaptık. Bir

otelini TÜROYD olarak biz yöneteceğiz.

Bunu bile kalkıp yaygaraya vermedik.

Anlaşmayı yaptıktan sonra açıkladık.

Bizim tarzımız bu.

TÜROYD olarak şu anda güney doğuya

kadar yayıldık. 81 ilde Elazığ’dan

Diyarbakır’a, Van’dan Mardin’e hatta

Hakkari’ye kadar… Bakın Cizre!

Bayramdan sonra Diyarbakır’da bir

toplantı yapıyorum.

Bu kaynaşma o kadar önemli oldu ki,

Bodrum’dan bir arkadaşımız platforma

şöyle bir soru sordu: “Diyarbakır’da otel

genel müdürü var mı?” Bir arkadaşımızın

telefonunu verdiler, görüştüler.

Bodrum’daki bir arkadaş Diyarbakır’dan

bir otele 16 oda Japon misafir paslıyor.

Bu konu işletme sahibinin kulağına

gidince bizimle görüşmek istemiş ve bana

ulaştı “Ya ağam babam, kurban olurum

size, İstanbul’dan bizim Diyarbakır’ı

düşünmüşsünüz ya, siz gelin bir toplantıyı

burada yapın, biz burada varsayıldık ya

derneğinizin maddi manevi ne ihtiyacı

varsa göreyim.” Bunları duyunca tüylerim

diken diken oldu. O zaman dedim ki,

kendi kendime “Evet biz doğru yoldayız.”

Yine aynı dönem TÜROYD

Türkiye Otel Yöneticileri Derneği

olarak lanse edilmişti. Şu an

Turizm Otel Yöneticileri olarak

faaliyetlerinizi sürdürüyorsunuz.

Yapılanmada neler oluyor?

Yasal prosedürler gereği Türkiye

kavramını kullanamıyoruz. Önümüzdeki

yıl için girişimlere başladık. Gerekli yasal

izinler alınıp kullanacağız ama. İşin aslı

bu.

Doğu veya güneydoğudaki bir

yönetici de TÜROYD’a kolaylıkla

kabul ediliyor mu?

Bu konuda ciddi bir cv bank oluşturduk.

Bunun haricinde sekiz bölgede bölge

başkanları atadık. Artık Cizre’deki

meslektaşımız bile TÜROYD’u arayıp,

“Ben bir otel açacağım, genel müdüre

ihtiyacım var” diyebiliyor. Biz şu anda

yatırımcıya da dokunuyoruz, onlar da

bizden artık destek istemeye başladılar.

Tüm ticaret odalarıyla görüşme

halindeyiz. Biz dernek olarak ücretsiz

bilabedel danışmanlık hizmeti vermeye

hazırız. Yakın bir zamanda Diyarbakır’dan

bir talep geldi. Boşta olan arkadaşlarımız

var. Onlar gidecek management yapacak.

Oradan cüzi de olsa bir gelir elde

edecekler.

Derneğin şu anki üye sayısı

ne oldu? Yılsonu ve 2018 yılı

hedefleriniz neler?

Biz üye sayısından ziyade niteliğe

bakıyoruz. TÜROYD olarak bu

yılsonuna kadar 2 bin üye hedefimizi

tutturacağız. Şu anda 985 üyemiz var.

Dernek olarak sektörden kopanları

tekrar piyasaya kazandırmak gibi bir

misyonumuz daha var. Çalışanlar ve yeni

üniversite mezunları açısından sektör

çok kan kaybetti. Kaygan zeminden,

istikrarsızlıktan dolayı piyasada çok ciddi

kaymalar oldu. Otomotiv satışına, rent a

car, acenta kısmına geçen arkadaşlarımız

oldu.

Profesyonellerin sektör değiştirmesi

çok tehlikeliydi. Dolayısıyla biz de

onları kucaklayan bir yapıyla tekrar

sektöre nasıl kazandırabiliriz, var olan,

kaymak olan arkadaşları nasıl tutabiliriz

konusuna odaklandık. Çünkü alttan

büyüyen bir genç nesil var. Yapımızda şu

anda bu bayrağı teslim edebileceğimiz

ön büro müdürleri, satış pazarlama

direktörleri, housekeepingler, F&B

direktörleri gibi bölümlerimiz çalışıyor.

İleride bayrak yarışında hakikaten çok

tecrübeli arkadaşlarımız olacak. 2018

yılı sonunda 2 bin meslektaşımızla yola

devam ediyor olacağız.

“TÜROYD

olarak bu

yılsonuna

kadar 2 bin

üye hedefimizi

tutturacağız.


20

hotel restaurant

& hi-tech

gündem röportaj

TÜROYD, hedeflediğiniz üzere

tüm Türkiye’yi kucaklayan bir

yapıya ne zaman kavuşacak?

Bunun için bir tarih koydunuz

mu?

Resmiyette olmasa bile Doğal olarak

Türkiye’yiz ve bütün ilerde örgütlendik

zaten. Bunu göğsümüzü kabarta kabarta

söyleyebiliriz. Tek amacımız Türk

turizmine katkıda bulunmak.

Alt yapısını çok sağlam hazırlayıp

yürüyoruz. Bu hızlı büyüme hiçbir

STK’nın başarabildiği bir şey değil.

Hatta bununla ilgili kendi aramızda

da konuştuğumuzda “Rehavete

kapılmamalıyız ” diyoruz. Şu anda

sadece 10-15 üyemiz varmış gibi hareket

etmek zorundayız.

TÜROYD şu an devlet tarafında

ne oranda muhatap kabul

ediliyor? Diğer turizm

paydaşlarıyla ilişkileriniz nasıl

olacak?

Bakın ben size şunu söyleyeyim, geçen

akşam Turizm Bakanlığı’ndan arandım,

booking ile ilgili sorular sordular

ve kendilerine booking.com ile ilgili

yorumumuzu yaptık. Artık Bakanlık

bizi tanıyor. Onların bizi desteklemesi

halinde her konuda destek olmak

istediğimizi ilettik.

Tek başına yapabileceğimiz işler de

değil bunlar. Bu yolda TÜROB’tan da

destek almamız gerekiyor. TÜROFED

ile beraber çalışmamız onların

tecrübesinden ve yönlendirmesinden

yararlanmamız gerekiyor. Gerekirse

TÜRSAB, Turizm Bakanlığı ve diğer

Bakanlıklar ile de çalışmamız gerekiyor.

Yurt dışında odaklandığınız

ülkeler, bölgeler hangileri?

Biz her kesimi kucaklayan bir yapıyız.

Üye sayımız 985 kişiye erişti. 13 ülkeye

yayıldık, 13 ülke bölgesel yürütme

kurulu başkanlıklarını seçtik. Biz her

ülkenin başına orada etkin rol oynayan,

uzun süreden beri genel müdürlük

yapan arkadaşları ülkesel bölge

yürütme kurulu başkanı olarak seçtik.

Oralarda çalışan Türk arkadaşları bir

araya getiriyorlar, kendi komisyonlarını

kuruyorlar. Bu doğrultuda yurt dışından

talepler almaya başladık, hatta üç

tane F&B müdürü gönderdik. Çin’den

personel talepleri gelmeye başladı.

Dünyaya artık yönetici ihraç eden bir

kesimiz ve bu dünyayla entegrasyonu bir

şekilde sağlamamız gerekiyor, sadece

Türkiye ile değil.

Biz sadece bir yönetici değiliz,

hepimiz birer fahri turizm elçisiyiz

aslında, tanıtım elçileriyiz… Çünkü

fuarlarda biz varız. Diğer ülkelerin tur

operatörleriyle birebir görüşmeleri

yapan yine biz yöneticileriz. Şu anda

mesela Avrupa Otel Yöneticileri Birliği

ile bir entegrasyon yaşıyoruz. Gerekirse

Birlik’ten 100 kişiyi İstanbul’da

ağırlamayı istiyoruz.

“Turizm yasasına ihtiyaç var”

Son olarak eklemek

istedikleriniz?

Ülke turizmini çeşitlendirmek gerekiyor.

Elimizde cennet gibi bir vatan var. Evet

bizi dünyaya tanıtan deniz kum güneş

oldu, doğru bunu inkar edemeyiz.

Ama konuklarımıza farklı yelpazeleri

de sunmamız gerekiyordu. Dünyada

bakın ekolojik, organik turizm furya

oldu. Holiday Village’ler oluşturuldu,

kataloglarda bangır bangır satıyor.

Kaz Dağları’nın tepesine gidin, ekolojik

oteller çok çok iyi fiyatlara satılıyor.

Biz hala reklam politikalarımızda bile

o hamamdaki kadını kaldıramadık. O

hamamı, denizi göstermek zorundayız.

Turizmde yeni bir politika oluşturmalıyız.

Bakın aynı şey her şey dahil sisteminde

de oldu. İspanya, Portekiz, Yunanistan

bizi işin içine bir soktu sonra onlar

çıktı, biz çıkamadık. Niye? Orada devlet

müdahil oldu ve destekledi. Neredeyse

artık müşterinin ağzına şişeyi götürüp

içirecek hale geldik. Sonuç? Milyar dolar

diye iddia edilen yatırımlar çöp oluyor şu

anda.


22

hotel restaurant

& hi-tech

gündem

Anadolu yeniden

öne çıkmaya

başladı

Antalya aylık

bazda listeye

giremedi

Mayıs ayında yatırımlarda düşüşe karşın, Anadolu’da yatırımların da yeniden

hızlanma eğilimine girmesi dikkat çekti. Türkiye Otelciler Birliği, Mayıs 2017’de 11

ilde 12 yeni otel projesi için 148 milyon TL’lik teşvik belgesi alındığını açıkladı. Yatak

sayısı açısından 770 yatak ile Hatay ilk sırada yer aldı. İstanbul’da da proje sayısı

birde kalırken, Antalya’da mayıs ayında teşvik başvurusu olmaması dikkat çekti.

Konaklama sektörüne yönelik

yatırımlarda İstanbul ve Antalya

iştah kabartmaya devam ederken,

Anadolu illerindeki yatırımların da

yeniden hızlanma eğilimine girdiği

gözleniyor. Türkiye Otelciler Birliği

(TÜROB) tarafından analiz edilen

Ekonomi Bakanlığı’nın verilerine göre,

Mayıs 2017’de 11 ilde toplam 2 bin yataklı

12 yeni otel projesi için 148 milyon TL’lik

teşvik belgesi alındı. 9.6 milyon TL yatırım

tutarı olan 2 otel ise renovasyon belgesi

aldı. Yeni yatırımlar sonrasında sektöre

637 yeni ek istihdam sağlanacak. Mayıs

2016’da 10 ilde toplam 3 bin 158 yataklı

20 proje için 280 milyon TL tutarında

teşvik belgesi alınmıştı. Yani hem yatırım

tutarında hem de proje sayısı düşüş

kaydetti.

İstanbul 1’de kaldı

Yatak sayısı açısından 770 yatak ile Hatay

ilk sırada yer aldı. Hatay’ı, 248 yatak ile

İstanbul takip etti. Mayıs ayında Ağrı,

Ardahan, Çanakkale, Diyarbakır, Düzce,

Hatay, İzmir, Karabük, Muğla, Samsun’da

birer proje teşvik aldı. İstanbul’da da

proje sayısı birde kalırken, Antalya’da

mayıs ayında teşvik başvurusu olmaması

dikkat çekti. Teşvik belgesi alan oteller

içerisinde 3 yıldızlı oteller toplam 5 otel

ile ilk sırada yer alırken, yatak kapasitesi

bakımından 1.316 yatak ile 4 yıldızlı

oteller ilk sırada yer aldı.

Yenileme teşvikleri için adım

atılmalı

Mayısta aylık bazda düşüşe karşın, 5

aylık dönemde ise yatırım tutarında

yüksek kapasiteli tesisler sebebiyle

artış gözlendi. 5 aylık dönemde 37 ilde 1

milyar 413 milyon TL tutarında toplam

13 bin 641 yataklı 88 otel projesi teşviğe

bağlandı. 2016 yılının aynı döneminde 31

ilde 1 milyar 388 milyon TL’lik toplam

17 bin 739 yataklı 86 proje teşvik almıştı.

TÜROB Başkanı Timur Bayındır, yatırım

teşviklerinde il bazlı artış yaşanmasının,

Mayıs 2017’de Ağrı, Ardahan, Düzce,

Hatay olmak üzere Anadolu’dan 4 yeni

şehrin teşvik almaya hak kazanmasının

memnun edici bir gelişme olduğunu

belirtti. Bayındır, “Tesis türü ve coğrafi

çeşitlilik, turizmin yaygınlaşmasındaki

en önemli unsurlar arasındadır” dedi.

Yenileme teşviklerinin yeterli olmadığını

da dile getiren Bayındır, “Bu konuda

adımlar atılmalı. Antalya, İstanbul,

Aydın ve Muğla’da yıpranma sürecine

giren birçok otel bulunduğu göz önüne

alınmalı ve bu illerimize verilecek teşvik

belgelerinde yeni yatırımlar yerine, daha

çok mevcut yatırımların modernizasyonu

ve renovasyonu yönünde düzenleme

yapılmalı” diye konuştu.


Turizm Anadolu’da

Eskişehir, Bursa ve Afyon’un turistik değerleri ortaya

çıkarılacak

Kültür ve Turizm Bakanlığı; Eskişehir, Bursa ve Afyon illerinin turizm potansiyelinin

geliştirilmesi için çalışma başlattı. Türkiye Otelciler Birliği’nin de (TÜROB) destek

verdiği çalışma kapsamında, Eskişehir merkez olmak üzere bu üç ilde turistik

değerlerin ortaya çıkarılması hedefleniyor.

Kültür ve Turizm Bakanlığı; Eskişehir,

Bursa ve Afyon illerinde ‘gizli kalmış

turistik değerlerin’ geliştirilmesi için

kapsamlı bir çalışma başlattı. Çalışma

kapsamında Kültür ve Turizm Bakanlığı

Yatırım ve İşletmeler Genel Müdürlüğü,

Tanıtma Genel Müdürlüğü, Araştırma

ve Eğitim Genel Müdürlüğü ve Kültür

Varlıkları Genel Müdürlüğü yetkilileri,

Türkiye Otelciler Birliği (TÜROB)

Eskişehir İl Temsilciliği’ni ziyaret

ederek, bölgedeki turizm potansiyeli

ve turizmin geliştirilmesi amacıyla

değerlendirmelerde bulundu. Projeyle

ilgili bilgi veren Türkiye Otelciler Birliği

(TÜROB) üyesi Eskişehir Senna City Hotel

Genel Müdürü ve TÜROB İl Temcilcisi

Kaan Erdin, söz konusu projenin,

Kültür ve Turizm Bakanı Prof. Dr. Nabi

Avcı’nın talimatıyla Eskişehir, Bursa ve

Afyon illerini kapsayan ve bu bölgelerde

turizmin gelişmesi için yapılacak olan

çalışmaların toplanması adına yapılan bir

organizasyon olduğunu belirtti.

İlçeler de araştırılacak

Erdin, çalışma kapsamında, Eskişehir

merkez olmakla beraber geceleme ve

gelirlerin artmasına adına potansiyeli

bulunan ilçelerin bu kapsamda

geliştirilmesinin, turistik değerlerin

ortaya çıkarılmasının hedeflendiğine

dikkat çekti. Erdin, “Hedef bölgede

gizli kalmış destinasyonları ve ilçeleri

sisteme dahil etmek, geceleme süresini

arttırmak, sürdürülebilir bir turizm

öğesi oluşturmak” dedi. Erdin, projeyle

ilgili şu bilgileri verdi: “Bu oluşum

Kültür ve Turizm Bakanlığı Yatırım ve

İşletmeler, Tanıtım, Araştırma, Eğitim,

Kültür Varlıkları Genel Müdürlüğü’nden

11 uzmandan oluşuyor. Yerelde TÜROB

İl Temsilciliğimiz ve şahsım uzmanlara

bölgemizdeki turizm destinasyonları,

hedef pazar, hedef ülke ve birliğimiz

tarafından bugüne kadar şehrimiz için

yapılmış ve yapılacak olan eylemler

tarafından bilgi veriyor ve eşlik ediyoruz.”

Doluluklar Türkiye

ortalamasının üzerinde

Eskişehir’deki turizm hareketliliği

hakkında da bildi veren Erdin, konaklama

sektöründe şu an tatmin edici doluluklar

yaşandığına işaret ederek, “İlimizde

ortalama doluluklar yüzde 65 civarında.

Birkaç sinema filmi ve dizi filim çekimleri

şehrimizde yapılmakta olup aynı zamanda

farklı branşlarda sportif aktiviteler oluyor.

Bunun yanı sıra Bursa üzerinden Arap

misafir ziyaretleri de artış gösterirken,

geceleme sürelerini artırdılar. Belçika

üzerinden gelen charter uçuşlarda

şehirde farklı bir hareket sağlıyor. Ayrıca

tatil için harekete geçen ve güzergahında

olan seyahat edenler de giderken veya

dönerken en az bir gece şehrimizde

kalarak şehrimizde turizme katkı

sağlıyorlar” diye konuştu.


24

hotel restaurant

& hi-tech

gündem

Turizmde

ucuz olmak

da yetmiyor!

İngiliz Posta İdaresi tarafından belirli dönemlerde İngiliz vatandaşlarının en çok

tercih ettiği tatil merkezlerine ilişkin yapılan, ‘Seyahat Fiyat Barometresi-2017

araştırması yayımlandı. Buna göre, Türkiye’den incelemeye alınan Marmaris,

Avrupa’nın en ucuz dördüncü tatil merkezi olmasına rağmen, geçen yılın mayıs

ayında 42 bin olan ziyaretçi sayısı bu yıl 14 bin seviyesini aşamadı.

Haber: Kerem Köfteoğlu / TUYED

İngiliz Posta İdaresi, her yıl İngiliz

Sterlini üzerinden ve tatile çıkanların en

fazla tükettiği, 1.5 litrelik su, bir fincan

kahve, bir kutu kola, bir şişe bira, bir şişe

şarap, bir kadeh şarap, sivrisinek ilacı

ve güneş kremi gibi sekiz ürünün fiyatını

karşılaştırılarak bir araştırma yapıyor.

‘Seyahat Fiyat Barometresi-2017’ adıyla

yürütülen araştırma açıklandı.

TUYED (Turizm Yazarları ve Gazetecileri

Derneği) yönetiminin araştırmadan

derlediği bilgilere göre, Türkiye’den

incelemeye alınan Marmaris, listede

Avrupa’nın en ucuz dördüncü tatil merkezi

olarak yer aldı. Ancak Marmaris’in

Avrupa’nın en ucuz tatil merkezleri

arasında yer alması, Türkiye’nin bozulan

imajından dolayı yabancı ziyaretçi

sayısındaki düşüşe engel olamadı. Nitekim

bu yılın mayıs ayıda turist sayısı hem

Türkiye geneli hem de Marmaris’te geçen

yılın altında kaldı. Geçen yılın mayıs ayında

yabancı ziyaretçi sayısı 42 bin 261 olan

Marmaris’e bu yılın mayıs ayında gelen

yabancı ziyaretçi sayısı 14 bin 425’te kaldı.

Mayıs ayında Türkiye’ye gelen yabancı

ziyaretçi sayısı ise geçen yılın aynı ayına

göre yüzde 34,67 düşüşle 2 milyon 485 bin

411 olarak gerçekleşti..

Ucuzluk da kâr etmiyor

İngiliz Posta İdaresi araştırmasında, dört

kıtadan 44 ülkenin tatil merkezinde söz

konusu ürünlere ödenen toplam miktarlar

karşılaştırmalı olarak ele alınıyor. Buna

göre, toplam ödemelerde Avrupa’nın en

ucuz 10 ülkesi şöyle sıralanıyor: Portekiz

Algerve’de 33.36 sterlin, Bulgaristan Sunny

Beach’te 33.53 sterlin, İspanya Costa del

Sol’de 38.79 sterlin, Türkiye Marmaris’te

49.74 sterlin, Çekya Prag’da 51.17 sterlin,

Kıbrıs Rum kesimi Baf’ta 53.03 sterlin,

Macaristan Budapeşte’de 53.18 sterlin,

Malta Sliema’da 62.62 sterlin, Yunanistan

Korfu Adası’nda 63.54, Hırvatistan Porec’te

ise 68.92 sterlin.

Ülke/bölge Toplam maliyet (Sterlin) *

Portekiz /Algerve 33.36

Bulgaristan/Sunny Beach 33.53

İspanya /Costa del Sol 38.79

Türkiye/Marmaris 49.74

Çekya/Prag 51.17

G. Kıbrıs/Baf 53.03

Macaristan /Budapeşte 53.18

Malta/Sliema 62.62

Yunanistan /Corfu Adası 63.54

Hırvatistan/ Porec 68.92


26

hotel restaurant

& hi-tech

gündem

Moskova’daki “Türkiye Festivali”

150 bini aşkın ziyaretçiyi ağırladı

Türkiye, Rusya Federasyonu’nun başkenti Moskova’da önemli bir tanıtım

organizasyonuna imza attı. 16 - 17 - 18 Haziran 2017 tarihleri arasında

Moskova’da gerçekleştirilen ve büyük ilgi gören Türkiye Festivali, 150 binin

üzerinde ziyaretçi ağırladı.


Türkiye Festivali, Kültür ve

Turizm Bakanlığı’nın desteği,

Türkiye Otelciler Federasyonu

(TÜROFED), Türkiye Seyahat Acenteleri

Birliği (TÜRSAB), Türkiye Turizm

Yatırımcıları Derneği (TYD), Turist

Rehberleri Birliği (TUREB), Türkiye

Otelciler Birliği (TÜROB), Rus-Türk

İşadamları Birliği’nin (RTİB) katkıları

ve THY’nin ana sponsorluğunda

16 - 17 - 18 Haziran 2017 tarihleri

arasında Moskova’da gerçekleştirildi.

Türkiye’nin kültürel, turistik ve sanatsal

değerlerini Moskova’ya taşıyan Türkiye

Festivali, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip

Erdoğan ve Rusya Federasyonu Devlet

Başkanı Vladimir Putin’in büyük önem

verdiği Türkiye-Rusya Federasyonu

dostluğuna önemli bir katkı sağladı. 165

dönümlük arazi üzerinde yer alan Park

Krasnaya Presnya’da gerçekleştirilen

Türkiye Festivali, ilk gün yağışlı havaya

rağmen 20 bin ziyaretçi ağırladı. Hava

koşullarının düzelmesi ile haftasonuna

denk gelen iki gün Türkiye Festivali Rus

halkının akınına uğradı. Festival, toplam

150 binin üzerinde ziyaretçi sayısına

ulaşırken Rusya’da yayın yapan medya

kuruluşları da Türkiye Festivali’ne

geniş yer vererek milyonlara ulaştırdı.

Türkiye’nin kültürel, turistik ve sanatsal

değerlerini Moskova’ya taşıyan Türkiye

Festivali’nde Türkiye’den 100’ün üzerinde

sanatçı katılırken festival kapsamında

yaklaşık 500 kişi görev aldı. Moskova

Belediyesi’nin de destek verdiği Türkiye

Festivali, Rus – Türk sanatçıların aynı

sahneyi paylaşarak Rusça şarkılar

söylemesi Rus ziyaretçilerin büyük

beğenisini topladı. Ayrıca festival

kapsamında sahne alan Rus pop starları

da büyük ilgi gördü. Festival boyunca

ana sahne dışında İstanbul ve Kemer

sahneleri de gösteri ve konserleri ile

dikkat çekti. Türkiye’den birçok belediye

ve kurumun destek verdiği Türkiye

Festivali’nde İstanbul, Antalya, Nevşehir,

Aydın illerinin yanı sıra Alanya, Kemer,

Manavgat, Belek, Bodrum, Kuşadası,

Didim gibi turizm destinasyonları da

bölgelerini tanıtma fırsatı yakaladı.

Türkiye Festivali, turizm firmalarının da

katılımı ile önemli bir tanıtım platformuna

döndü. Moskova’da faaliyet gösteren

büyük tur operatörlerinin hepsinin katılım

gösterdiği festivalde Türkiye’den 12 otel

de özel stantları ile Rus halkı ile buluştu.

Moskova’daki organizasyona Devlet

Halk Dansları Topluluğu, Devlet Halk

Dansları Mehteran Ekibi, Tepecik

Flarmoni Orkestrası, Antalya Opera

ve Balesi, İstanbul Üniversitesi Devlet

Konservatuarı, Antalya Olgunlaşma

Enstitüsü, Güreş Federasyonu, Türkiye

Aşçılar Federasyonu da destek vererek

festival boyunca sahne alıp gösteriler

gerçekleştirdi. Festivalde Rusya’da da ilgi

ile izlenen “Muhteşem Yüzyıl” dizisinin

set kıyafetleri de sergilendi. Önünde

uzun kuyrukların oluştuğu sergi binlerce

“Muhteşem Yüzyıl” hayranını zamanda

yolculuğa çıkardı.

Temurci: “Büyük ilgi gördük”

Türkiye Festivali’ni yakından takip eden

Kültür ve Turizm Bakanlığı Tanıtma Genel

Müdür Yardımcısı Ahmet Ali Temurci,

Moskova’daki Türkiye Festivali’nin büyük

ilgi gördüğünü ve bu festivali geleneksel

hale getireceklerini söyledi. Temurci:

“Rus halkı festival boyunca çok güzel

bir ilgi gösterdi. Burada Antalya’dan

İstanbul’a, Aydın’dan Kapadokya’ya,

Kapadokya’dan Mersin’e birçok

destinasyonumuz Türkiye’nin tanıtımını

yaptı. İlgiden dolayı da çok mutluyuz.

Bu festivali geleneksel hale getirmeyi

planlıyoruz. Türkiye’den sanatçılarımız,

turizmcilerimiz ve çok sayıda görevli

arkadaşımız Moskova’ya gelerek önemli

bir işe imza attılar. Tüm sanatçılarımıza

Bakanlığımız adına teşekkür ediyorum.

Türkiye’nin hemen hemen bütün

unsurlarını görmeniz mümkündü.

Pazarı domine eden tur operatörleri,

Türk Mutfağı, Pehlivanlarımız, çocuklar

için aktiviteler vb. birçok etkinlik vardı.

Gelecek sene daha ciddi bir boyutta

burada yer alacağız. Bu festivali

gerçekleşmesini sağlayan başta Türkiye

Otelciler Federasyonu (TÜROFED) olmak

üzere herkese çok teşekkür ediyoruz”

dedi.

Ayık: “Türkiye’yi Rus halkı ile

buluşturduk”

Festivalin ev sahiplerinden Türkiye

Otelciler Federasyonu Başkanı Osman

Ayık ise Türkiye Festivali ile alışılmış

tanıtım faaliyetlerinin dışına çıkmayı

hedeflediklerini söyledi. Ayık: “Bu

festival, iki ülke arasındaki düzelen ve

gelişen ilişkileri tabana indirme amacıyla

düzenlendi. Üst yönetimlerde yaşanan

yumuşamanın tabana yayılmasında bir

takım sıkıntılar olduğunu biliyorduk.

Rusya’da halkın belirli bir kısmı Türkiye

ile Rusya ilişkilerin düzeldiğinin farkında

değil. Bu festival ile bu sorunu aşmayı

hedefledik. Türkiye’yi üç boyutlu olarak

Rusya’ya getirmek ve halkla buluşturmak

istedik; genel manzaraya baktığımda,

oldukça da başarılı olduğumuzu

düşünüyorum. Açıkçası festivale bu kadar

büyük bir ilgi ve katılım olacağını bizler de

tahmin edemedik. Önümüzdeki yıllarda

çıtayı daha yukarılara taşıyacağımıza

inanıyorum” dedi.

Gelecek sene için çalışmalar

başladı

Türkiye Festivali Proje Direktörleri A.

Haluk Özsevim, Zelimkhan Zarmaev

ve Organizasyon Koordinatörü İlker

Kutlu Aktaş yaptıkları ortak açıklamada,

festivalin ciddi bir kitleye ulaştığını

belirterek: “Türkiye Festivali ile 150 binin

üzerinde Rus ziyaretçi ağırladık. Festival

sadece Rus ziyaretçileri değil, Moskova’ya

farklı ülkelerden turistik amaçlı gelen

insanları da ağırladı. Festival ayrıca

Rusya’nın önemli medya kuruluşlarında

da geniş yer buldu. Bu sayede Türkiye’nin

tanıtımını yaptığımız festival milyonlarca

insana ulaşmış oldu. Türkiye’nin

kültürel, sanatsal, turizm ve sportif

yönünün de tanıtıldığı Türkiye Festivali,

tanıtımı farklı bir boyuta taşıdı. Birebir

insanlara dokunmayı amaçladığımız bu

etkinlik ile doğrudan önemli bir tanıtım

gerçekleştirdik. Gelecek sene daha geniş

kapsamlı bir organizasyon için şimdiden

çalışmalara başladık. Bu festivalde

emeği geçen tüm kurum ve kuruluşlara

teşekkür ediyoruz” dediler.


28

hotel restaurant

& hi-tech

gündem

Rus turist 15 kat arttı ama hala 2014’ün gerisinde

Mayıs ayında Rusya’dan gelen ziyaretçi sayısı geçen yılın aynı dönemine göre 15 kat

arttı. Toplam ziyaretçi sayısı ise Mayısta % 16.2, 5 ayda % 5.5 arttı.

Kültür ve Turizm Bakanlığı Emniyet

Genel Müdürlüğü Sınır Giriş

istatistikleri açıklandı. Buna göre

Türkiye’ye mayıs ayında gelen ziyaretçi

sayısı geçen yıla göre yüzde 16.2, Ocak-

Mayıs aylarını kapsayan 5 aylık toplamda

ise yüzde 5.5 arttı. Geçen yılın ilk beş

aylık döneminde Türkiye’ye gelen toplam

ziyaretçi 8.301.933 iken bu yılın 9, aynı

döneminde gelenlerin sayısı 8.762.509

olarak gerçekleşti.

Rusya artışı 2014’ün gerisinde

kaldı

Gelenlerin ülkelere göre dağılımında

Rusya’dan girişler yüzde ile değil,

binde ile ifade edilen oranda arttığı

dikkat çekiyor. Geçen yılın mayıs ayında

Rusya’dan gelen ziyaretçi sayısı 41 bin

kişi iken bu yıl aynı dönemde gelenler

geçen yıla göre 15 kat artışla 698 bin

kişi oldu. Ancak bu artışa rağmen

Rusya’dan gelen ziyaretçi sayısı hem

mayıs ayı hem de 5 aylık toplamda hâlâ

2014’ün gerisinde. 2014 yılında mayıs

ayında Rusya’dan 698 bin kişi gelmişken

2017’nin mayıs ayında 2016’ya göre 15

kat artışa rağmen ziyaretçi sayısı 608 bin

oldu. Benzer durumda 2014’ün ilk beş

aylık döneminde Rusya’dan gelenlerin

sayısı 1.118.520 kişi iken 2017’nin aynı

döneminde bu sayı 928.376 kişi olarak

gerçekleşti.

Avrupa düşüşte

Bu arada başta Almanya olmak üzere 21

Avrupa ülkesinin tümünden gelenlerin

sayısında düşüş var. Yılın Ocak-Mayıs

dönemini kapsayan 5 aylık ziyaretçi

giriş sayılarında Almanya’dan gelenler

yüzde 25, Fransa’dan gelenler yüzde 16,

Hollanda’dan gelenler ise yüzde 29 azaldı.

Türkiye’ye gelen ziyaretçilerin ülkelere

göre dağılımında artış gösterenler ise

BDT ülkeleri, Ortadoğu ve bazı Asya

ülkeleri.


30

hotel restaurant

& hi-tech

gündem

Boutique Style

Kişiselleştirilmiş yaz rotalarını çizdi

Kişiye özel tercihler ve seçimlerle şekillenen tatillere imza

atan ayrıcalıklı seyahat danışmanları ile Boutique Style, her

sene heyecanla beklenen yaz tatilleri için unutulmaz tatil

programları tasarlıyor.


Zengin doğal güzellikleri, bembeyaz

kumsalları, benzersiz su altı

güzellikleri ve turkuaz okyanus

plajları ile egzotik Uzak Doğu ülkelerinde

hem birbirinden renkli kültürleri

tanıyabilir hem de en ayrıcalıklı denizkum-güneş

tatili keyfini yaşayabilirsiniz.

Tayland, Sri Lanka, Endonezya ve Vietnam

sunduğu safari imkanları ile muhteşem

anılar vaat eden destinasyonlar olarak

öne çıkıyor. Hem eğlence dolu hem de

sımsıcak bir tatil düşleyenler için Dubai

oldukça özel bir rota. Özel bir çöl safari

turu, muhteşem okyanusunda yüzme ve

dalış imkanları, dev akvaryumu, eğlence

merkezleri, görkemli alışveriş imkanları

ve su parkları ile harika bir destinasyon!

İtalya’nın yarı özerk bölgesi ve Akdeniz’in

en büyük adası olma özelliği taşıyan,

birçok ulus ve hanedana ev sahipliği

yapan Sicilya Adası, yazın tercih

edilebilecek özel destinasyonlardan.

Tauro Dağı’nın eteklerinde yer alan

plajları, beach clubları, gece hayatı

ve restoranları ile ünlü kıyaslanamaz

güzellikte olan Taormina’yı, Sicilya’nın

başkenti Palermo’yu, Sicilya’nın en

romantik yerlerinden biri olan, balıkçı

kasabası olarak bilinen Cefalu’yu

gezebilir, Etna Dağı ve deniz bir diğer

değişle “su ve ateş” arasında yer alan

Catania’yı keşfe çıkabilirsiniz. Tipik bir

İtalyan şehri olan Ragusa’nın eski şehir

bölgesini ve dar sokaklarını gezeceğiniz

ve Michelin yıldızlı restoran Don

Serafino’nun da aralarında bulunduğu

ünlü restoranlarda öğle yemeği molası

verebilirsiniz. Ayrıca helikopter ile

Etna yanardağı etrafında gezebilir,

ünlü Sicilya şarap ve zeytinyağları

tadım turlarına katılabilir, kılıçbalığı

ve canoli gibi Sicilya’ya özgü lezzetleri

tadacağınız gurme turlarına çıkabilir,

Fiat 500 araçları ile baba konseptli

turlarda Baba filminin Sicilya’da çekilen

sahnelerinin olduğu Savoca köyünü ve

Carleona kasabası gibi diğer mekanları

keşfedebilir, ödüllü şeflerden yemek

dersi alabilir, en güzel mekanlarda

romantik akşam yemekleri yiyebilir,

özel yat turları ile Sicilya’nın koylarını

gezebilirsiniz... İber Yarımadası’nda

bulanan, küçük bir Avrupa ülkesi olan

Portekiz, sanat tarihi açısından büyük

bir önem taşıyan, geçmişin ihtişamıyla

günümüzün coşkusunun buluştuğu

büyülü bir ülke... Mimari güzelliği ile

ünlü, birçok mimari tarzın yan yana ve

uyum gösterdiği ülkede peri masalını

andıran saray ve kaleleri, sanat

eserlerini, müzeleri ve yapıları gezebilir,

altın renkli kumların olduğu plajları ile

ünlü koylarda yüzebilir, muhteşem doğası

ve doğal parklarda keyifli dakikalar

geçirebilir, farklı baharatlar ve pişirme

teknikleri ile lezzetleri artırılan ağırlıklı et

ve deniz mahsullerini tadacağınız gurme

turlarına çıkabilir, dünyaca ünlü şarapları

Portekiz’deki şarap tadım turları ile

keşfedebilirsiniz.

Vietnam’daki saklı cennet

Con Dao Takım Adaları

Vietnam’ın güney kıyılarında yer alan Con

Dao Takım Adaları, seyahat dünyasında

“cennetten bir parça” olarak tanınıyor ve

son yıllarda dünyanın en ilgi çekici tatil

rotalarının arasında kendini belli ediyor.

Yağmur ormanları ile çevrili bu ada,

mercan resifleri, el değmemiş sahilleri,

eşsiz manzarası, bembeyaz kumsalları,

masmavi denizi ve tropik yaşamı ile

balayı tatillerinin en özel ve en ideal

rotalarından. Adada Vietnam mutfağının

en eşsiz tatlarını deneyebilir, mercan

resiflerinde dalış yapabilir, size özel açık

hava sinemasında en sevdiğiniz filmi

izleyerek romantik ve unutulmaz anlara

imza atabilirsiniz.

Seyahat duayenlerinin ve Filipinler’in göz

bebeği

Palawan Adası

Filipinler’in en büyüleyici adası olarak

dikkat çeken “Palawan” nefes kesici

güzelliği ile dünyanın en ünlü seyahat

dergileri tarafından birçok kez “en güzel

ada” seçildi. Leonardo Di Caprio’nun

The Beach filmindeki nefes kesen

sahneleri yaşatan güzelliği ile görenleri

etkisi altında bırakan “Palawan Adası”

rengarenk resifleri, eşsiz lagünleri,

kristal güzelliğindeki kumsalları, turkuaz

denizi ile balayında kusursuz bir tatil

yaşamak isteyen çiftler için ideal! Adanın

en dikkat çeken ve keyifli aktivitelerinden

biri altı kişilik Bangka tekneleri ile gezilen

yer altı nehri turu.

Dünyada yaz mevsiminin neredeyse hiç

bitmediği yer

Los Cabos

Meksika’nın ünlü Baja California

yarımadasının ucunda yer alan Los Cabos

tam bir balayı cenneti… Los Cabos, tropik

iklimi, beyaz kumsalları, renkli eğlence

hayatı, şık restoranları ile balayında

hem hareketli hem romantik hem de

huzurlu bir rota arayan çiftler için ideal…

Gün batımının güzelliğini yaşatan cruise

gezileri, eşsiz deniz dünyası, dalış turları,

Baja Çölü’nde ATV gezileri ve daha birçok

aktivite imkanı ile burada her anı dolu

dolu yaşamak mümkün.

Paros

Yunanistan’ın güneydoğusunda yer

alan Cyclodes adalarının yükselen

yıldızı Paros’un dünyanın en romantik

on adasından biri seçildiğini biliyor

musunuz? Berrak sularında mavinin

her tonunu görebileceğiniz nefis

plajları, üzüm bağları ve zeytin

ağaçlarıyla kaplanmış ovaları, küçük

sevimli balıkçı köyleri, Yunan mutfağı

ve deniz mahsullerinin en kalitesini

bulabileceğiniz enfes restoranları,

ünlü sörf plajı ve klupleri, Mikonos’a

rakip gece hayatı ile bu yaz keşfetmek

isteyeceğiniz Yunan adalarından birisi.


Uluslararası

Sürdürülebilir

Turizm Yılı’nda

‘Yeşillenen

Oteller’e

turistlerden tam not

Çağlar boyu medeniyetlere ev sahipliği yapan, dünyanın en önemli kültür ve

turizm merkezleri arasında yer alan ülkemize ilgi her geçen gün artıyor. Birleşmiş

Milletlerin ‘’Kalkınma İçin Uluslararası Sürdürülebilir Turizm Yılı” olarak ilan

ettiği bu yıl; yeşillenen oteller ile turistlerden tam not alan Türkiye, turizmde

sürdürülebilirliği hedefliyor.

Dünyadaki uluslararası ihracatın

yüzde 7’sini gerçekleştiren,

dünyadaki toplam istihdamın

onbirde birini sağlayan ve dünya

ülkelerinin GSYİH rakamlarının içinde

yüzde 10’luk pay sahibi olan turizm

sektörünün, sürdürülebilir kalkınma

hedeflerine katkısına dikkat çeken

Birleşmiş Milletler; 2017’yi, ‘’Kalkınma

İçin Uluslararası Sürdürülebilir Turizm

Yılı” olarak ilan etti. Turizm sektörünün

iyi yönetilmesinin Türkiye’de, ekonomik

büyüme sağlayacağına, sosyal gelişime

katkı sağlayacağına, kültürel ve doğal

varlıkların korunacağına dikkat çeken

TUROB ve Sürdürülebilirlik Akademisi,

“Yeşillenen Oteller” projesi ile önemli bir

çalışma başlattı. Konaklama tesislerinin

yeşil olması ile ilgili belgelendirme

projesi olan “Yeşillenen Oteller

(Greening Hotels) Projesi” TUROB ve

Sürdürülebilirlik Akademisi işbirliği ile

hayata geçirildi.

Erdoğan: “Yeşillenen Oteller

Türkiye İçin Bir Kalkınma

Projesidir”

TUROB Yönetim Kurulu Üyesi ve

Greeninghotels Proje Sorumlusu Levent

Erdoğan, Yeşillenen Oteller projesi

için şöyle konuştu: “Sürdürülebilir

turizmin devamlılığı adına doğaya

saygılı, çevreci ve bilinçli tüketim

sağlamamızı öngören böyle bir proje

kapsamında yer almak oteller açısından

büyük önem taşımaktadır. Yeşillenen

Oteller (Greening Hotels) Projesi,

turizm sektörünün sürdürülebilir çevre

konusunda farkındalığını ve konaklama

tesislerinin çevre duyarlılığını artırmayı

hedefliyor. Yeşillenen Oteller (Greening

Hotels) Belgesi sahibi olmaya aday

tesisler; Enerji Yönetimi, Su Yönetimi,

İç Hava Kalitesinin Artırılması, Atık

Azaltımı ve Geri Dönüşüm alanlarında

değerlendiriliyor. Değerlendirmeden

başarıyla geçen turizm tesisleri

Bronz, Gümüş ve Altın ‘Yeşillenen

Oteller’ Belgesi almaya hak kazanıyor.

Sürdürülebilirlik Akademisi, yaptığı tüm

çalışmalarda olduğu gibi bu projede de,

Çevreye Duyarlı Konaklama Tesisleri’nin

sayısının artırılmasını; konaklama

tesislerinin daha yeşil olması konusunda

bilinçlendirilmesi ile ilgili kamu

kuruluşları, sektör dernekleri ve özel

sektör kuruluşlarıyla işbirlikleri yapmayı

hedefliyor.” Bugün sektörde rekabet

gücünün yükselmesinin en önemli

yolunun turizm sektörünün sürdürülebilir

turizm ilkeleriyle hareket etmesinden

geçtiği bilinciyle; sürdürülebilir turizmin

gelişmesine önemli katkılar sağlayan

Yeşillenen Oteller (Greening Hotels)

Projesi, çevreye duyarlı tüketici sayısını

da artırarak, tesisleri daha yeşil olmaya

teşvik ediyor.


34

hotel restaurant

& hi-tech

gündem

Büyük

ekonomiler

oluşturan festival

sektörü, turizmi

de geliştiriyor

Festival sektörünün dünya genelinde sürekli büyüme kaydettiğini belirten

Alper Sesli, 5 trilyon dolarlık bir endüstrinin önemli başlıklarından birinin

festival olduğunu vurguluyor. Festivallerin ciddi ölçeklerde turizm hareketliliği

oluşturduğunu da söyleyen Sesli, ancak dünyanın en büyük ilk 200 festivali arasında

Türkiye’den bir festivalin bulunmadığını belirtiyor.

Ses getiren yaratıcı etkinliklere imza

atan dsm group’un Kurucusu ve

Başkanı Alper Sesli, festivallerin

hizmet endüstrisinde olağanüstü büyük

bir alanı kapsadığını, hatta bu endüstride

çok ciddi bir turizm hareketliliği

yaşandığını kaydediyor. Dünya üzerinde

yaklaşık olarak 5 trilyon dolarlık bir

endüstrinin önemli başlıklarından

birinin “festival” olduğunu ifade eden

Alper Sesli, şunları söylüyor: “Sektöre

baktığımızda insanlık tarihi kadar eski

olan dini içerikli festivaller, müzik,

yeme ve içme deneyimi, tiyatro gibi

kültürel festivaller, Antik Yunan’dan

bu yana küçümsenmeyecek bir pazar

büyüklüğüne ulaşan spor festivalleri,

oyun ve dijital dünyayı kapsayan sanal

içerikli festivaller olmak üzere 4 büyük

grup söz konusu. Festival sektörü

sürekli büyüyor. Neredeyse tüm Avrupa

kıtası, Güney Amerika, Kuzey Amerika,

Uzakdoğu çarpıcı rakamlara sahip. 5

trilyon dolarlık bir endüstrinin önemli

başlıklarından biri festival.”

“Dünyada ilk 200 festival

arasında yokuz”

Dünya üzerinde önde gelen festivallere

bakıldığında bu festivallerin inanılmaz

büyük ekonomiler yarattığını kaydeden

Sesli, Türkiye’nin bu sektördeki konumu

hakkında şunları söylüyor: “Dünya

çapında önemli festivaller arasında

Wakakusa Yamayaki, Sundance Film

Festival, Mardi Gras, Rio Karnavalı, La

Tomatina, Burning Man, Divali, Dia De

Los Muertos, Oktoberfest, Coachella

Valley Music, Glastonbury, Super Bowl,

St. Patrick’s Festival, London Fashion

Week, New Orleans Jazz Festival, Notting

Hill Carnival, Amsterdam Gay Pride,

Indianapolis 500 ve Wimbledon sayılabilir.

İlk 200 festival arasında ülkemizden

hiçbir festival bulunmuyor. Son yıllarda

sadece kültür ve gastronomi tarafında

İstanbul Coffee Festival, dünyanın en

büyük popüler etkinlikler arasında

gittikçe yükseliyor. İlk 200 festival

arasında girmek ve milyonlarca dolarlık

ekonomi sağlayacak festivaller yaratmak,

doğru kaynak yaratımı ve doğru

planlama ile ülkemizde de mümkün.

Türkiye’de yatırımcılar tarafından

ayağa kaldırılan festivallerin yüzde 80’i

bugün yok. Geriye kalanlar ise çok zor

şartlar altında iş yapabiliyor. Üzülerek

söylüyorum, ülkemizde film, yeme

içme, kültür, spor gibi etkinliklerde kitle

çekebilen noktasal festival veya etkinlik

pazarının bütünü birkaç yüz milyonu

geçmiyor. Ücretlendirilmiş ve başarıya

ulaşmış proje ülkemizde çok az. Bu da

sürdürülebilirlik sorusunu kendimize

sorduruyor.”

“Sektörde sürdürülebilirliğin

altyapısı sağlanmalı”

Sektörde sürdürülebilirliğin en önemli

konu başlığı haline geldiğini vurgulayan

Sesli, şunları söylüyor: “Her endüstride

olduğu gibi sürdürülebilirlik çok temel

değerlere bağlı. İnsan Kaynakları

yetkinliğiniz, kreatif performansınız,

bu yıl daha fazla ne sunmalıyız çabası,

sürekli tüketici yerine kendimizi koyarak

neyi beklediğimizin cevabını verme

çabamız, milyonlarca TL’lik risk maliyet

yatırımının cesaretini üstlenmek, sponsor

olsa da olmasa da yola çıkmak, sürekli

üretmek ve sürekli gelişmek. dsm

group olarak buna gerçekten çok ciddi

emek harcıyoruz. Gerek İstanbul Coffee

Festival, gerek diğer etkinliklerimiz bu

konuda doğrunun nasıl olması gerektiğini

anlatan düzeydeki çalışmalarımız.

Ancak büyük emeklerle yaratılmış,

önemli bütçeler harcanmış faaliyetlerin;

ülkemizde gerek marka tescili, gerek

içerik korunması anlamında güvence

altına alınması gerekiyor.”


Tunç Batum büyüme hedeflerini açıkladı!

Hilton Dalaman Sarıgerme Resort & Spa, 2016’ya oranla

yüzde 15 büyüme hedefliyor.

Dış politikada yaşanan gelişmeler

sonrası bazı pazarları kaybeden

Türk turizmi toparlanma evresine

girdi. Hem dış turizmde hem de yerli

turist açısından bu sezondan oldukça

beklentili olan turizm sektörü, geçen

seneye oranla yüzde 15 büyümeyi

hedefliyor.

Batum: “2016’ya göre ciroların

yaklaşık yüzde 15 büyümesini

bekliyoruz”

Konuyla ilgili olarak açıklama yapan

Hilton Dalaman Sarıgerme Resort &

Spa Genel Müdürü Tunç Batum, “Otel

doluluk oranlarına baktığımızda turizm

de kaybedilen eski ivme Haziran ayı

ortalarından itibaren geri kazanılıyor.

Doluluk oranları Ramazan Bayramı’nda

da yüksek. Her ne kadar Mayıs ve Haziran

ayları orta karar bir dolulukla seneyi

tamamlamış olsa da yılsonuna kadar

doluluk ivmesi bu şekilde devam ederse,

yıl sonunda işletmelerin bilançolarına artı

yazma ihtimalleri ciddi oranda artar gibi

gözüküyor. 2016’ya göre ciroların yaklaşık

yüzde 15 büyümesini bekliyoruz” şeklinde

konuştu.

“İç pazar satışlar lider durumda”

Turizm alanında eski ivme geri

kazanılmaya başlamasına rağmen

turist başı harcamasının düşmesine de

değinen Tunç Batum, “Her ne kadar eski

ivme geri kazanılıyor gözükse de fiyatlar

geçen seneki fiyatlarla hemen hemen

aynı seviyede. Bu bağlamda ortalama

kişi başı harcama; doluluklar arttığında,

fiyatlar aynı kaldığında, üzerine bir de kur

etkisi eklendiğinde bir önceki yıla göre

düşüyor. İç pazar satışlar lider durumda.

Geçtiğimiz yılla farklı olarak Avrupa pazarı

ciddi kan kaybetti yerine Ukrayna ve Rus

pazarı kuvvetlendi” dedi.


36

hotel restaurant

& hi-tech

gündem

Dijital

pazarlama

turizm

sektörünün

yüzünü

güldürdü

Sosyal medyanın diğer online kanallardan farklı olarak markalara interaktif bir

alan sunduğunu söyleyen CRM Medya Ajans Başkanı Ramazan Becer ise CRM

Medya’nın markalar için 360 derece strateji belirleyerek otellerin doluluk oranlarını

artırma yolunda ilerlediğini söyledi.

Tüm dünya sosyal medyanın hızına

yetişmeye çalışırken turizm

sektörü de bu hıza yetişmek için

yeni stratejiler belirliyor. Dünyanın en

önemli online rezervasyon kanallarından

birinin Türkiye’deki faaliyetlerine

tedbiren durdurma kararı verilmesiyle

de etkilen sektör, kendi dijital pazarlama

stratejisine yönelerek yoluna devam etti.

Sektörün kendi stratejisini belirleyerek

web sitelerine trafik çekmek için

yoğun olarak çalıştığını söyleyen CRM

Medya Ajans Başkanı Ramazan Becer,

markaların direkt satışta profesyonel

destek almalarının yararlı olacağını

söyledi. Son yaşanan gelişmeler

sonrasında turizm sektöründe faaliyet

gösteren partnerlerine 360 derece strateji

belirlediklerinin altını çizen Ramazan

Becer, bu sayede markalarının bayram

sonrasında yoğunluk yaşadığını söyledi.

Küçük bütçelere tanıtım olanağı

Dijital pazarlamanın bu hızla ilerlemeye

devam etmesinin kurumlar için

önemli olduğunu belirten Ramazan

Becer, “Günümüzde firmalar, dijital

alandaki varlıklarını en iyi şekilde

sürdürebilmek için profesyonel destek

almaya başladılar. Öyle ki artık dijital

pazarlamada etkisini gösteremeyen

kurumların reel alanda fark yaratmasını

beklemek hayal oldu. Dolayısıyla

müşterileriyle birebir iletişimin önünü

açan sosyal medya, diğer online

kanallardan farklı olarak interaktif bir

alan sunuyor. Öte yandan firmalara, diğer

reklam kanallarına göre daha küçük

bütçelerle tanıtım olanağı tanıyan sosyal

medya kanalları, firmalara markalaşma

ve tanıtım alanında önemli kapılar açıyor.

Bugün tatilciler başta olmak üzere turizm

sektörünün kullandığı Facebook, Twitter,

Instagram, Youtube, Vkontakte (Rusya)

Google Plus, Foursquare, Youtube

gibi kanallara gün geçtikçe yenileri de

ekleniyor. Öte yandan HolidayCheck,

TripAdvisor, Zoover gibi daha çok

değerlendirme ve itibar yönetimi siteleri

ile fiyat karşılaştırma siteleri de sosyal

medya gibi kullanılıyor” dedi. Öte

yandan müşterilerine 360 derece reklam

hizmeti sunan CRM Medya’nın, her biri

kendi kategorisinde uzman, dijital dünya

bağımlısı ve yaratıcı 60 kişilik profesyonel

bir ekibe sahip olduğunu belirten CRM

Medya Ajans Başkanı Ramazan Becer,

turizm sektörüne yönelik online ve offline

pazarlama alanında hizmet verdiklerini

aktardı.


hotel restaurant

38 & hi-tech

gündem

2017 Mavi Bayrak Ödülleri açıklandı

Türkiye mavi bayraklı plaj sayısını arttırdı

Dünya genelinde 46 ülkede uygulanan Mavi Bayrak Programı kapsamında,

Türkiye 454 Mavi Bayrak almaya hak kazanan plajı ile 2017 dünya üçüncüsü oldu.

Ödüle hak kazanan 22 marinası ile de dünya sıralamasında 7. sırada yer aldı.

1993 yılında Turizm Bakanlığı’nın

öncülüğünde ülkemizde başlatılmış

olan Mavi Bayrak Programı,

başlangıcından bugüne, Türkiye Çevre

Eğitim Vakfı tarafından yürütülüyor.

Epikmen: “Dünya turizm sektörü

artık Mavi Bayraklı tesisleri

tercih ediyor”

Ülkemizin elde ettiği bu önemli başarı

nedeniyle, Türkiye Çevre Eğitim

Vakfı Başkanı Rıza Epikmen yaptığı

açıklamada, “Türkiye’nin turizmde

kalkınması ve uluslararası standartlara

kavuşması için Vakfımız çaba

göstermektedir. Dünya turizm sektörü

artık Mavi Bayraklı tesisleri tercih ediyor.

Mavi Bayrak, tatil programı yapanların

ve tur operatörlerinin aradığı, Dünya

çapında halk nezdinde en çok tanınan

ve bilinen eko-etikettir. Bu özelliği

ile ülkemizin turizm sektöründe ve

uluslararası turizm pazarında ayrı bir

yeri vardır. Bayrak sayısının çok olması,

aynı zamanda plajlarımızın mikrobiyolojik

açıdan temiz ve çevre yönetimi yönünden

duyarlı olduğunun bir belgesidir. Türkiye

Çevre Eğitim Vakfı olarak, kıyılarımızda

dalgalanan Mavi Bayraklarımız ile 2017

yılında iyi bir sezon geçirilmesini dileriz.”

dedi.

Hacıoğlu: “Bu ödül Türk

turizminin geleceği açısından

son derece önemli”

46 ülke içinde, dünya üçüncüsü olan

Türkiye’nin bu başarısı nedeniyle,

Türkiye’de 13 bin konaklama tesisi

listeleyen, 3000’den fazla otelle ve 20’ye

yakın tatil şirketi ile partnerlik yapan

Neredekal.com Genel Müdürü Özkan

Hacıoğlu yaptığı açıklamada “Türkiye’deki

454 plajımız ve 22 marinamızın Mavi

Bayrak ödülüne layık görülmesi

ülkemizin turizm geleceği açısından da

son derece önemli. Türkiye genelinde

partnerlik yaptığımız otellerin büyük

kısmının Mavi Bayraklı plajı olmasından

dolayı da, ayrıca mutluluk yaşıyoruz.

Tatil severlere, tertemiz denizlerimizde,

binlerce kaliteli otel seçeneği sunuyoruz.

Bu da tercihlerimizin, tüketici lehine ne

kadar doğru olduğunu bizlere kanıtlıyor.”

dedi.


Hollandalı

tatilciler

Türkiye

tatillerinden

çok memnun!

Hem otel zinciri hem havayolu, hem de tur operatörü olarak yaptığı yatırımlarla

adından sıkça söz ettiren Corendon Turizm Grubu, Türkiye’yi tanıtmak için önemli bir

atılım gerçekleştirdi. Grup, Hollanda’nın basın, blogger ve turizm camiasından çok

önemli isimlerini Türkiye’de ağırladı.

Hem yurt içinde hem de yurt dışında

yaptığı yatırımlarla büyümeye

devam eden Türkiye’nin önde gelen

turizm gruplarından Corendon Turizm

Grubu, Türkiye’yi tanıtmak çalışmalarına

devam ediyor. Yıllardır Avrupa’da Türkiye

tanıtımı için birçok etkinlik yapan yine

Türkiye’yi tanıtmak adına Corendon

Airlines için Türkiye temalı uçuş emniyet

filmi çeken grup, bünyesinde yer alan

Corendon Hollanda Tur Operatörlüğü

ile birlikte önemli bir organizasyona

daha imza attı. Corendon, özel bir

uçakla Türkiye’ye getirdiği Hollandalı

basın, blogger ve turizm camiasından

çok önemli isimleri ve çekilişle geziye

katılmaya hak kazanan Hollandalı

vatandaşları iki gün boyunca Türkiye’de

ağırladı. Etkinlik, Hollandalı turistlerin

Türkiye’ye olan algılarını olumlu yönde

etkilemek, her daim övgü ile söz edilen

Türk misafirperverliği- konukseverliğini

gelen turistlere doyasıya yaşatmak

ve Türkiye’nin ne kadar güvenli bir

ülke olduğunun gösterilmesi amacıyla

düzenlendi. Hollandalı misafirler etkinlik

kapsamında, iki gün boyunca Türkiye’nin

en önemli turistlik lokasyonları

Kapadokya, Antalya ve Aspendos’un

tadını çıkardı. Hollandalı misafirler

önce Kapadokya’da unutulmaz bir balon

turu yaptı. Ardından Antalya’ya geçerek

Hollandalı sanatçıların yer aldığı ve ‘Miss

Nederland’ yarışmasının finalistlerinin

belirlendiği etkinliğe katıldı. Grup

yarışmanın ardından, Aspendos Antik

Tiyatro’da düzenlenen dünyaca ünlü

Türk sanatçı Karsu Dönmez’in konserine

katıldı.

Hollandalı turistlerin yüzde 89’u

tatil için yeniden Türkiye’ye

gelecek

Corendon Turizm Grubu etkinlik

kapsamında 100’den fazla ülkede

faaliyet gösteren, dünyanın en önemli

araştırma şirketlerinden GfK’ya

yaptırdığı ve Hollandalı tatilcilerin

Türkiye seyahatleriyle ilgili deneyimlerini

kapsayan araştırma sonuçlarını da

açıkladı. 2017 Mayıs ayında Türkiye

sahillerinde tatil yapan 1.000 Hollandalı

turist üzerinde yapılan araştırmaya

göre; turistler 10 üzerinden 8,5 puanla

Türkiye’deki tatillerinden memnun

kaldığını belirtti. Turistlerin yüzde 96’si

Türkiye’de kendilerini oldukça güvenli

hissetti. Turistlerin yüzde 89’u tatil için

yeniden Türkiye’ye geleceğini belirtti.

Ayrıca Hollandalı turistler, kaldıkları otel

ve oteldeki servise de 10 üzerinden 8,4

puan verdi.

Karaer: “Bu başarı Türkiye’nin

turizmde benimsediği

yaklaşımın eseri”

Hollanda’dan gelen turistlerin yüzde

60’ını Türkiye’ye getirdiklerinin altını

çizen Corendon Turizm Grubu Kurucu

Ortağı Yıldıray Karaer, “Türk turizmi

için Hollanda oldukça önemli bir ülke.

Hollandalı misafirlerimizin Türkiye’de

yaptıkları tatilden memnun kalmalarını da

çok önemsiyoruz. Uluslararası araştırma

şirketi GfK’ya yaptırdığımız anketten

çok güzel sonuçlar elde ettik ve bunu da

paylaşmak istedik. Anket sonuçlarına

göre, Hollandalı misafirlerimiz 8,5 puanla

Türkiye’deki tatillerinden memnun kaldı,

yüzde 89’u tatil için yeniden Türkiye’ye

geleceğini belirtti. Bu oranları Türkiye’nin

turizmde benimsediği yaklaşım ve elde

ettiği başarının önemli bir yansıması

olarak değerlendirmek gerekli” dedi.

Avrupa pazarındaki rezervasyonlarda

hareketlenme başladığını belirten Karaer,

haziran ve temmuz aylarında son dakika

satışlarında ciddi bir atak beklediklerini

belirtti.


40

hotel restaurant

& hi-tech

gündem

HolidayCheck paneli

Profesyonel otel yöneticilerinin katılımıyla gerçekleşti

İstanbul Otelciler Platformu’nun POYD İstanbul iş birliğiyle organize ettiği HolidayCheck paneli,

markanın Türkiye Bölge Satış Direktörü Sinan İçten’in sunumuyla Radisson Blu Hotel Istanbul Pera

ev sahipliğinde irili ufaklı otellerden ve hatta şehir dışından gelen profesyonel otel yöneticilerinin

de katılımıyla gerçekleşti.

4

Temmuz Salı günü Radisson Blu

Hotel Istanbul Pera ev sahipliğinde

Mert Ödemiş’in moderatörlüğüyle

gerçekleşen panelde “UzakRota Summit”

Kurucu Başkanı Gökhan Erdoğan, “World

Tourism Forum” Genel Sekreteri Ünay

Türköz ve “Laleli Stars” Kurucu Başkanı

Aytek Tak panelde yerini alan sürpriz

isimlerdendi.

Karadağ, fayda üretmek adına

tüm profesyonel otelcileri

bünyelerine davet etti

Hızlı seriler halinde gerçekleşmesi

planlanan eğitim panellerinin ilki olan

ve tüm yönetim kuruluyla (Barış Türer,

İlker Karadağ, Meltem Birgül, Mert

Ödemiş, Selda Ok, Mert Bankacı, Selçuk

Yılmaz) organizasyonda eksiksiz olarak

yerini alan İstanbul Otelciler Platformu

Başkan Yardımcısı İlker Karadağ’ın açılış

konuşmasıyla başlayan ve Birliklerinin

fayda üretmek ve bu çabaya paydaş

olmak isteyen tüm profesyonel otelcileri

kendi bünyelerinde görmek istediğini

belirtti. Kuruldukları günden günüme

genç ve dinamik bir ekiple oldukça

sağlam adımlarla ve bir o kadar da

hızlı büyüdüklerini ifade eden Karadağ,

bu panellerin tüm katılımcılara faydalı

olmasını temenni etti. İkinci konuşmacı

olarak POYD İstanbul YK Üyesi, Radisson

Blu Hotel Istanbul Pera’nın Genel Müdürü

Ahmet Korkut, bu tarz organizasyon ve

panellerin özellikle günümüz şartlarında

tam olarak desteklenmesi gerektiğini bu

anlamda da gerek POYD İstanbul ailesi

olarak gerekse de Radisson Blu Pera

ailesi olarak bu faydanın kesintisiz olarak

yanında olacaklarını dile getirdi.

Markasının özellikle Alman dilinin

konuşulduğu ülkelerde kullanıldığını

ve TripAdvisor’dan sonra kullanılan

ikinci yorum - fiyat karşılaştırma sitesi

olduğunu vurgulayan Holidaycheck

Türkiye Bölge Satış Direktörü Sinan

İçten, hedeflerinin Ege ve Akdeniz’deki

kullanımlarının İstanbul ve sonrasında da

diğer bölgelerde aktif kullanımı olduğunu

söyledi. İkinci oturum başlangıcında

“UzakRota Summit” Kurucu Başkanı

Gökhan Erdoğan’ın UzakRota kimdir ile

ilgili yaptığı konuşmadan sonra panel

katılımcıların soru ve cevaplarıyla devam

etti.

Türer: “Turizmde alt kadro

eksiklerini tamamlamaya

yönelik projelerimiz devam

ediyor”

Kapınış konuşmasını gerçekleştiren

İstanbul Otelciler Platformu Başkanı

Barış Türer, tüm katılımcılara ve

panel de emeği geçen tüm dostlarına

teşekkür etti. Bu eğitim panellerinin hızlı

seriler halinde gerçekleşeceğini tekrar

hatırlatan Türer, tüm otelci dostlarından

Platform ve projelerini takip etmeye

davet etti. İnsan Kaynakları alanında

ilçe kaymakamlıklarıyla koordineli

bazı projeler ve istihdam çalışmaları

düzenlediklerinin de müjdesini veren

Barış Türer, yakın gelecekte bu

projelerinin de tamamlanarak turizm

sektörünün alt kadro eksiklerini

tamamlayacaklarını dile getirdi.


42

hotel restaurant

& hi-tech

gündem makale

“Hey Turist

Eller Yukarı”

Gene gazete manşetlerinde gördüğümüz

ve aslında her sene değişecek diye

umarak beklediğimiz ama değişmeyen

şey:

• Türk turistler Yunan Adaları’nda bu

sene gene rekor kırdı.

• Bodrum’da lahmacun 35 TL ayran 15 TL

• İki kişi Çeşme’de yemek yedi, 550 TL

hesap ödedi...

Örnekleri arttırmak mümkün. Zaten

kötü ikinci senemiz ve turizm dışı

etkenler yüzünden yabancı turislerin

ilgisi azalmışken sektör panik halinde

çırpınır ve “devletimiz bize yardım etsin”

diye inlerken bu yapılanlar ısrarla ders

almadığımızın göstergesi.

Göreceli bir ucuzluk ve ucuzlamış

zannettiğimiz tesislerden gelen ve

giderek artan şikayetler durumun aslında

bir ucuzlama değil de bir kötüleşme

olduğunun göstergesi. Personel

sayısında azalmalar, yemek çeşitliliğinin

azaltılması, yemek ve servis kalitesinde

bozulmalar, tecrübeli ve yetişmiş

personel yerine idare edecek acemi

elemanların yerleştirilmesi gözümüze

sokulmaya çalışılan %20 - %25 fiyat

iskontolarının aslında çoktan çıkarılmış

olduğunun kanıtları gibi...

Peki kim bu olağan şüpheliler? Hatayı

nerede yapıyoruz? Bütün kış boyunca

otel inşaatı ve yenileme işlerinde çalışan

şirket ve esnafların borçlarını Eylül

sonuna itelemiş, hizmet ve ürün kalitesini

bu kadar düşürmüş, buna rağmen

AGON Danışmanlık ve Mümessillik Hizmetleri CEO

Tezer Öner

gelmeyi göze alan zavallı bir kaç turisti

mümkün olduğu kadar itinayla soymaya

özen göstererek balık ayıklar gibi

ceplerindeki her kuruşu ayıklayan turizmi

katledenler kimler?

Neden senelerdir Yunan Adaları’nda

hep aynı yemeği aynı fiyattan ve aynı

kalitede yemeyi başarıyoruz da Türkiye’de

bırak yemeği, restoranı bile yerinde

bulamıyoruz? Bir zamanlar en iyi

personeli yetiştiren ve yurt dışına ihraç

eden bir ülke olarak şimdi bu artan

şikayetlerin durumu bizim topyekün bir

kalite kaybı yaşadığımızın göstergesi...

Akdeniz’e kıyısı en uzun ülkelerden

biri olarak denizcilik ve Türk bayrağı

konusunda bile daha yeni uyanarak

birkaç o da “ehh” seviyesinde adım attık.

Marinaların sayısı arttırılmakta ama

fiyatları bu oranda aşağı çekilmemekte...

Hala Yunan marinalarında daha iyi

şartlarda kışlamak veya gecelemek

mümkün. Ülke olarak sırtımızı dönmek

üzere olduğumuz Avrupalı turistlerin

aslında kalite, gelir ve tercih olarak daha

önde olduğunu yeniden idrak etmeye

başladık. Deniz turizmi maalesef Kuzey

Avrupa ülkeleri olmadan olmuyormuş

değil mi? Yerli turistimize de yolunacak

Anadolu tipi karatavuk gözüyle bakınca

da Yunanlıların bize kaz muamelesi

yapmasına içerliyoruz.

Ben de içerliyorum. Hele işgal edilmiş

adalarımız, ateş açılmış teknelerimiz,

anlaşmazlığın körüklendiği ortamlar

varken yerli turistimizin bu ülkede

harcadığı para ve zaman beni de

kızdırıyor. Ama acı gerçekler insanın

yüzüne bu durumu çok net vuruyor.

Nedir o gerçekler?

Turizm “beleşten” para kazanılacak,

yattığın yerden istediğin gibi milleti

söğüşleyeceğin, “zaten parayı harcamak

için gelmiş” dediğin ama “benim kıymetli

misafirim” diyemediğin müşterileri olan,

bir akşamüstü iki saat playback yapıp

60 bin TL kazanılacak ve bunun faturası

müşteriden gazoz başına 100 TL olarak

çıkarılacak bir sektör değildir!

Çalışacağız, çok çalışacağız, çok temiz

olacağız, tertemiz olacağız, makul ve

hatta ucuz olacağız, Türkiye’de nereye

giderse gitsin bir turistin benzer yemeği

benzer fiyatla yemesini sağlayacağız.

Gerekirse inanılmaz kontroller ve

uygulamalar koyacağız, çok ama çok

çalışacağız, çok dil bilen, nazik, kültürlü

personeller yetiştireceğiz, yerli veya

yabancı veya uzaylı turist ayırmayacağız

ve hakkaniyetli olacağız, turist için ne

gerekiyorsa onu yapacağız, iyi barmen

de olacağız, domuz da pişireceğiz, otele

mescitte yapacağız ama hiç bir zaman

iki kişiden İstanbul’da 100 TL vereceği

yemek için 550 TL almayacağız...

Ağacımızı, ormanımızı, denizimizi,

parkımızı, bahçemizi ve doğal – yerli

besinlerimizi koruyacağız ve bunlar için

insanların geldiğini göreceğiz...

Bazen derler ya “her şeye sıfırdan

başlıyorum” yok hayır... Biz herşeye bu

sene tekrar “eksi”den başlayacağız...

Umarım seneye kadar da artıya

hatta mükemmele ulaşacağız...

Zihniyetimizi, hayata ve insana bakışımızı

değiştirebilirsek bunu yapabiliriz. Eğer

bunu yaparsak satılık 20.000 otelimiz

olmaz her sene değer kazanan ve satmak

istemeyeceğimiz otellerimiz olur...

İyi bir sezon, mutlu ayrılan müşteriler ve

bol kazançlar dilerim...


TÜROB’un

uyarıları sonuç

veriyor

Kısa süreli

kiralamalar

kontrol altında

Türkiye Otelciler Birliği’nin (TÜROB),

kamuoyunda günlük kiralık evler

olarak bilinen ve Türkiye genelinde

20 bini bulduğu ifade edilen kısa süreli

kiralamalar konusunda ısrarla gündeme

getirdiği uyarılar sonuç veriyor. Hem

toplumsal güvenlik konusunda çok

ciddi bir sorun haline gelen hem de

kayıt dışı olması nedeniyle devletin

vergi kaybına uğramasına yol açan kısa

dönemli kiralamalar, hükümetin hayata

geçirdiği yeni uygulamalar ile kontrol

altına alınmaya başladı. Günübirlik/

kısa süreli ev kiralayanlara anlık kimlik

bildirimi zorunluluğunun getirilmesinin

ardından, Maliye Bakanlığı da harekete

geçerek; haftalık, günlük veya benzeri

şekilde kısa süreli konut kiralamalarında

kiraya ilişkin belge zorunluluğu getirdi.

Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe

giren tebliğe göre, her bir konut için

aylık 500 TL ve üzerinde, haftalık, günlük

veya benzeri şekilde kısa süreli konut

kiralamalarında tutara bakılmaksızın

kiraya ilişkin tahsilat ve ödemelerinin

banka veya PTT tarafından düzenlenen

belgelerle belgelendirilmesi zorunlu hale

geldi. Bu uygulama TÜROB tarafından

memnuniyetle karşılandı.

TÜROB sürekli gündemde tuttu

Konuyla ilgili bir değerlendirme yapan

(TÜROB) Başkanı Timur Bayındır,

yeni uygulamanın memnuniyet verici

olduğunu belirterek, “Hem devletin

hem de sektörün maddi ve manevi

büyük zararlara yol açan günlük evler

sorununun çözüme kavuşturulması

yönünde kamu nezdinde girişimlerde

bulunduk ve bulunmaya da devam

ediyoruz. Geçen yılsonunda günlük

kiralık ev kiralayanların kimlik bildirimi

yapması zorunlu hale getirildi. Bu

tedbirin ardından şimdi de Maliye devreye

girdi. Yeni tebliğe göre, her bir konut için

aylık 500 TL ve üzerinde, haftalık, günlük

veya benzeri şekilde kısa süreli konut

kiralamalarında tutara bakılmaksızın

kiraya ilişkin tahsilat ve ödemelerinin

banka veya PTT tarafından düzenlenen

belgelerle belgelendirilmesi zorunlu hale

geldi. Bu konuda bazı tedbirlerin hayata

geçirilmesi sevindirici” dedi.

Kira geliri değil, ticari kazanç

Maliye’nin bu alanda elde edilen geliri

‘kira geliri’ olarak değil ‘ticari kazanç’

olarak değerlendirmesi uygulamasının

ülke çapında yaygınlaştırılmasının haksız

rekabet ve kayıtdışılığı önlemesinin

yanında, vergi gelirlerine de olumlu

yansıyacağına işaret eden Bayındır,

şöyle konuştu: “Maliye Bakanlığı bu tür

kiralamaları ‘Uzun süreli kiralamaya

göre daha fazla gelir elde edildiği,

süreklilik arz edecek şekilde her kiracı

ayrıldığında tekrar kullanıma hazır

tutulduğu’ yaklaşımıyla ticari kazanç

olarak görmektedir. Ayrıca, Ankara

Vergi Dairesi Başkanlığının 13/09/2012

tarih ve 928 sayılı Özelgesi ile “…bu tip

kiralamalar için organizasyon gerektiğini

dolayısıyla kira geliri olarak değil

‘ticari kazanç’ olarak vergilendirilmesi

gerektiğini” görüşü açıklanmıştır. Ticari

kazanç elde eden mülk sahiplerinin,

defter tutma, düzenli olarak KDV

beyannamesi ve işlemlere bağlı olarak

muhtasar beyanname ile yıllık gelir

vergisi beyannamesi verme zorunluluğu

bulunmaktadır.”

Adeta hücre evine dönmüştü

Kısa süreli kiralık evlerin defalarca dile

getirdikleri üzere güvenlik açısından

büyük risk taşıdığına dikkat çeken

Bayındır, “Son yıllarda sayısı 20 bini aşan

kayıt dışı günlük kiralık evler, sektörümüz

açısından bir çok riski beraberinde

getirdiği gibi önemli miktarda vergi

kaybına da neden oluyor. Terör örgütleri

ve kanun dışı kişilerin ağırlıklı olarak

kullandığı bu tip evler güvenlik için büyük

riskler barındırıyor ve son dönemde de

birçok olumsuzlukla gündeme geldi.

Kısa süreli kiralanan evler nedeniyle

yaşanan güvenlik sorunlarını defalarca

dile getirdik. Bu tip evler terör örgütleri,

fuhuş ve uyuşturucu çetelerinin adeta

hücre evine dönmüştü” diye konuştu.


44

hotel restaurant

& hi-tech

gündem

Köfteoğlu: “Adıyaman’ın rakipsiz ürünü Nemrut Dağı’dır”

Nemrut Dağı’nın UNESCO Dünya Kültür Miras Listesi’ne kaydedilmesinin 30.

yılında Adıyaman’da gerçekleştirilen Kültür Turizmi Zirvesi’nde konuşan TUYED

Başkanı Kerem Köfteoğlu, kentlerin dünya turizminde rakipsiz ürünlerle öne çıktığını

hatırlatarak “Adıyaman’ın rekabet edilemez ürünü Nemrut Dağı’dır” dedi.

Köfteoğlu, ekonomide mukayeseli

üstünlükler kuramı olduğunu, buna

göre ülke ve bölgelerin dünya turizm

pastasından rekabette onlara üstünlük

sağlayan ürünlerle pay aldıklarına dikkat

çekerek şöyle konuştu: “Son zamanlarda

Adıyaman’da ‘Sahabe şehri’ vurgusu

daha fazla öne çıkarılmaya başlandı. Oysa

Adıyaman bu alanda rekabet edilemez

ve tek değildir. Çünkü İstanbul’daki

Eyüp Sultan da sahabedir. Dolayısıyla

kent bu alanda ne turizmde ne de inanç

turizminde benzersiz, rekabet edilemez

bir önceliğe sahip değildir. Oysa Nemrut

Dağı tektir ve Adıyaman’a rekabet

edilemez bir üstünlük sağlıyor.”

Kentin sahip olduğu tüm değer ve

zenginlikleriNemrut Dağı çerçevesinde

pazarlayıp tanıtması gerektiğini belirten

Köfteoğlu şunları söyledi: “Kentin

inanç turizmi, gastronomi, doğa ve

kültür alanındaki tüm turistik değerleri

önemlidir. Ancak bunların hiçbiri kentin

bir numaralı ve rekabet edilemez yegane

turizm ürünü Nemrut Dağı’nın önüne

geçemez. Kente inanç turu için gelenlerin

Nemrut Dağı’nı da görmesini sağlayacak

düzenlemeler yapılmalı. Bunların

yapılması Adıyaman’a gelen turist sayısını

artırır.”

“Söylentilere dikkat!”

Adıyaman’da birilerinin bilerek veya

bilmeyerek Nemrut’un Hz. İbrahim’i

ateşe atan kişi olduğu yalanını yaydığına

dikkat çeken Köfteoğlu, “Kommagane

medeniyetine ait yöneticilerin heykellerini

barındıran Nemrut Dağı’nın tarihini

dikkate aldığımızda, buranın Hz.

İbrahim’i yakan Nemrut’la hiçbir

ilgisinin olmadığını net olarak görürüz.

Başta seçilmiş ve atanmış yöneticiler

olmak üzere, İpekyolu Kalkınma

Ajansı yönetiminin, tarihi gerçeklerle

uzaktan yakından ilgisi olmayan,

Nemrut Dağı’na düşmanlık körükleyen

bu söylentilerle mücadele etmesi

gerekiyor. Halkın gerçekleri öğrenmesi

için uzman rehberlerden yararlanılarak

doğru bilgilendirme kampanyaları

düzenlenmeli. Aksi takdirde, gerçeği

yansıtmayan bu söylentiler, önümüzdeki

dönemde Nemrut Dağı’nda arzu

etmediğimiz manzaralara yol açabilir.”

Yönetim planı hazır

Adıyaman Kültür Turizmi Zirvesi’nde bir

sunum yapan ODTÜ Öğretim Görevlisi

Prof. Dr. Neriman Şahin Güçhan, yıllardır

titizlikle yürüttükleri çalışmanın, Kral 1.

Antiokus’un doğum gününe denk gelen

7 Temmuz’da “Kommagane Nemrut

Yönetim Planı” adıyla kitap haline geldiği

müjdesini verdi. Kitaba dönüşen yılların

çalışmalarından özet bilgiler sunan Prof.

Dr. Güçhan, Nemrut Dağı Tümülüsü’nün

1881 yılındaki keşfinden sonra 2004 yılına

kadar farklı kazı ve araştırmalara konu

olduğunu hatırlattıktan sonra “Ancak

alanın korunmasına yönelik kapsamlı

çalışmalar geliştirilmemiştir” diye ekledi.

Nemrut Dağı Tümülüsü’nün

korunmasının karmaşık bileşenlerden

oluştuğunu belirten Prof. Dr. Güçhan

şunları söyledi: “Kültürel mirasın çağdaş

ölçütlere uygun olarak korunması için

ODTÜ tarafından 2005’te farklı bileşenleri

içeren Kommagene Nemrut Koruma

Geliştirme Programı (KNKGP) geliştirildi.

Seçilen eserlerin Kommagene Krallığı

dönemine ait olmasından dolayı planın

adı Kommagane Nemrut Yönetim Planı

(KNYP) olarak tanımlandı. Plan, 30 yıllık

bir öngörüyle, somut olarak 5 yıla yönelik

projeleri içerecek şekilde hazırlandı.

Mevzuata göre, KNYP’nin 5 yılda bir

güncellenmesi gerekiyor. Konuyla

ilgili ayrıntılı bilgiye www.nemrut.org.

tr sitesinden ulaşılabilir.”KNYP’de

Adıyaman’ın 4 ilçesine odakanıldığını

belirten Prof. Dr. Güçhan sözlerini şöyle

noktaladı: “Tanımlanan projelerin istenen

sürede uygulanarak gerçekleştirilmesi

halinde bu planın sınırlarının

genişletilmesi ve Adıyaman’daki diğer

kültürel varlıkları da kademeli olarak

içermesi mümkündür. Nitekim KNYP’nın

sınırlarının belirlenmesine yönelik yapılan

çalışmalarda bu senaryolar ve öncelikli

yerler de belirlenmiştir. Kommagene

Nemrut Yönetim Planı Adıyaman’ın

sürdürülebilir kalkınmasında önemli

bir yol haritasıdır. Planda tanımlanan

tüm projelerin kısa sürede hayata

geçirilmesini diliyoruz.”


Bodrum’da yabancı turist oranı %23’e çıktı

Turizmde en kötü yılı bırakan Türkiye yabancı misafir

sayısında artış kaydetmeye başladı. Geçen yıl Bodrum

otellerini %99 oranında yerli turist doldururken, bu yıl bu

oran %70 yerli %30 yabancı olmaya başladı.

Rusya ile yaşanan uçak krizi sonrası

yabancı turist sayısındaki anlamlı düşüş

Cumhurbaşkanı Recep Tayip Erdoğan’ın

Rus devlet başkanı Putin ile yaptığı toplantı

sonrası tersine dönmeye başladı.

Karaderili Group Yönetim Kurulu Başkan

Yardımcısı Elvan Karaderili

Karaderili: “Rus turist

rezervasyonları patladı”

Geçen yıl %1’lik orana ulaşan yabancı

turist oranı bu yıl yüzde 23’e çıktı. Bodrum

Akyarlar’da ki 2 otel ile faaliyet gösteren

Karaderili Şirketler Group Mio Bianco

Resort ve Mio Mare otellerinin rezervasyon

bilgileri bu gelişmeyi teyit etti. Karaderili

Group Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı

Elvan Karaderili konuyla ilgili olarak şunları

söyledi: “2017 rezervasyonlarımızı geçen

yıl bugüne kadar olan kısmı ile kıyaslama

yapmak gerekirse %23 üzerinde seyrediyor.

Geçen yılın üzerinde rezervasyon alacağımıza

inanıyoruz. 2017 sezonunda geçen yıldan biraz

farklı olarak rezervasyonlarımıza ilave Rus

pazarını görüyoruz. Misafir dağılımlarımız;

%20 Rus, %5 Avrupa , %75 yerli misafir olarak

şekilleniyor. Geçtiğimiz yılda bu oran %99

yerli, %1 ise Avrupa olmuştu.”


46

hotel restaurant

& hi-tech

gündem

Kongre

turizminin

şampiyonu

belli oldu!

ICCA (International Congress and Convention

Association-Uluslararası Toplantı ve Kongreler

Birliği) 2016 verilerini açıkladı. Buna göre, tüm

olumsuzluklara rağmen Paris, en fazla kongre ve

toplantıya ev sahipliği yapan şehirlerarasında ilk

sıraya oturmayı başardı.

Dünyada en fazla toplantı ve

kongrelere ev sahipliği yapan

ülkeler listesinde ise ABD

başköşede duruyor. TUYED yönetiminin

ICCA verilerinden derlediği bilgilere

göre, 2016 yılında toplam 12 bin 212

uluslararası etkinlik gerçekleştirildi. Bu

rakam, bir önceki yıldan 136 adet artış

yaşandığı ve bu artışla tüm zamanların

rekorunun kırıldığı ortaya çıkıyor.

ICCA uzmanları, bu araştırmayı

yaparken, bir dernek tarafından organize

edilen, katılan delege sayısının en az 50

ve en az üç ülkeden katılımcıyı kapsayan

toplantı ve kongreleri temel alıyor.

2015’te bu kıstaslara uygun 710 toplantı,

2014’te ise 524 toplantı yapıldığı saptandı.

Uzmanlar ayrıca, 2006-2016 yılları

arasında, uluslararası toplantı ve kongre

sayısında 10 katlık bir artış yaşandığına

dikkat çekiyor.

Paris yine birinci

ICCA verileri 2014’te bir numara olan

Paris’in, 2016’da 196 toplantıya ev

sahipliği yaparak bu alanda yine birinci

sıraya oturduğunu saptıyor. Paris, bir

önceki yılın birincisi Berlin’i bir tane

geçerek toplam 196 kongreyle listenin

birincisi oldu. Listedeki sıralama biraz

oynamasına karşın, en fazla kongreye ev

sahipliği yapan ilk beş şehir değişmedi.

Bu listede Paris’i ikinci sırada Viyana,

üçüncü sırada Barselona, dördüncü

sırada Berlin ve beşinci sırada Londra

izliyor.

2016’da en fazla kongre çeken

20 ülke

ICCA uzmanlarının ülkeler bazında

hazırladığı listeye göre dünyada en fazla

kongreyi ülkesine çeken ilk 10 değişmedi.

ABD, 2016’da toplam 934 uluslararası

toplantı ve kongreye ev sahipliği yaparak

adını listenin başına yazdırmayı başardı.

ABD’yi ikinci sırada Almanya, üçüncü

sırada İngiltere, dördüncü sırada Fransa,

beşinci sırada da İspanya izliyor. Altınca

sırayı İtalya alırken, yedinci sırayı Çin

aldı. Listenin ilk 10’nundaki diğer üç ülke

ise şöyle sıralandı: Japonya sekizinci,

Hollanda dokuzuncu ve Kanada onuncu

oldu.


Cem Polatoglu

Gizemli Kolombiya

Tüm uzaklığına karşın ruhuma,

kalbime, zihnime en yakın ülkeler

Güney Amerika’da bulunmaktadır.

Reenkarnasyona inanır mısınız bilmem

ama hani böyle bir şey var ise kesin bir

önceki yaşamımda buralarda doğmuşum.

Müziğin ritmi, insanlarının sıcaklığı, tarihi,

doğası, kültür varlıkları beni çeker de

çeker. Yok 17 saatlik uçuşmuş (Panama

üzerinden), yok saat farkıymış, işim

aksarmış, memleketi özlermişim... Hepsi

vız gelir. İşte yine bir Güney Amerika

ülkesindeyim. “Kolombiya” Bu kıtada,

Alaska’dan Tierra Del Fuego’ya, Machu

Picchu’dan Chichen Itza’ya gezmediğim

bir Guyana ve Surinam kaldı. Gelmeden

önce önyargılarım beni tedirgin etmişti.

Nihayetinde dünyanın gelmiş geçmiş en

büyük mafya babalarından Eskobar’ın

ülkesine gidiyordum. O kadar ki, halk

kendisine devletten daha çok inanmış,

güvenmiş, 25 milyar dolarlık serveti ile

de dünyanın 7. zengini olmuş. Eskobar;

Felsefesi “Dünyayı sömüren Gringo’lara

ot satarak fakir halkımı doyuruyorum.

Daha ne” olan bir adam. Bu arada, Latin

Amerika’da tüm beyazlar yani Kuzey

Amerikalı ve Avrupalılara “los Gringo’s”,

Tüm çekik gözlü Asyalılara “Los Chino’s”

ve Tüm Araplara da “Los Turcos”

(Türkler) derler. Tüm müslümanlara

veya Arap ülkelerinden gelenlere Los

Turcos denmesinin sebebi, Osmanlı’nın

çöküşü ve 1. Dünya Savaşı’nda Osmanlı

topraklarından Latin Amerika ülkelerine

büyük göç olmuş. Osmanlı’yı Türk olarak

tanıdıkları için tüm Osmanlı göçmenlerine

“Türkler” demişler. İçlerinden başbakan

bile çıkmış. Misal, eski Arjantin Devlet

Başkanı Carlos Menem. Galatasaray eski

Kalecisi Mondragon ve şarkıcı Şakira

da Lübnan asıllı Kolombiyalılar yani “El

Turco”lardır. Kolombiya ve halkı dünyada

birçok ülke tarafından sevilen, sayılan

bir halktır. Örneğin 10’larca Güney

Amerika ve Karayip ülkesinden vizesiz

Avrupa’ya girebilen 2 ülkeden biridir

Kolombiya. Diğeri Peru. Kolombiya biz

Türklerden de vize istemiyor ama pasaport

kontrolü Türkler için kuyumcu gözlüğü

LUP ile yapılıyor. Gümrük sonrası para

değiştirmek istedik. İmza yerine “parmak

izi” aldılar. Alandan çıkar çıkmaz kış

olmasına rağmen Latin Amerika’nın o

muhteşem ılıman havasını ciğerlerinizde

hissediyorsunuz. Sokaklarda arabalardan

gelen en ufak ritmi duyunca özgürce dans

eden kızları, sokak satıcıları, rengarenk,

iç açıcı giysileri, mutlu, stressiz, sakin

ve güleryüzlü yüz ifadeleri içinizi ısıtıyor.

Kızları güzel mi? Evet güzel ama hemen

hepsi estetikli.

Kolombiya mutfağı;

Afrodizyak olarak kabul ettikleri Karınca

yeme geleneği eski çağlara kadar

uzanıyor. Hindistan cevizi sütü ile yapılmış

sos ile hazırlanan balık, ıstakoz ve deniz

ürünleri de muhteşem. En ünlü yemekleri

ise kırmızı fasulye ve sucuklu Bandeja

Paisa ve mısırlı, patatesli, avokadolu

çorbaları Ajiaco. Tabii egzotik meyvelerini

de unutmamak gerekir!..

Bugüne kadar kahve içmemişim!

Tabii Türk kahvesi hariç! Çamur gibi

bir şeylermiş meğer ki bugüne kadar

içtiklerim, ya da sentetik ürünleri bize

kahve diye içirmişler. Yok granül, nes

kahve, yok 3’ü 5’i bir arada, yok instand

kahve... Pereira şehrinde kahvenin

kaynağına gittik. Kahvenin çekirdeğini

ellerimizle topladık, en güzellerini seçtik,

kabuğunu makinelerde ayıkladık, önceden

kurumuş olanlarını uygun şartlarda

kavurduk, taze taze o an çektik ve usulüne

göre çeşit çeşit kahveler denedik. Tam

gün süren etkinlik sonunda koskoca bir

“Kahve Ustası” sertifikası aldık. Kahve

en önemli ihraç ürünleri. Global kahve

şirketlerinin Pereira’da kendi çiftlikleri

var. Veya bazı büyük çiftlikler kendi

markalarını yaratmışlar.

Türk dizileri Nr.1

Türk dizilerine bayılıyorlar. Arap

ülkelerinden sonra Latin Amerika

ülkelerinde de yoğun bir şekilde Türk

dizileri seyrediliyor. Arapların Türk dizisi

hayranlığını çözmüştüm. Kadınların kendi

özgürlüklerine sahip çıkması, çalışma

hayatında ve evde erkekle ortak bir hayat

paylaşması en önemli etkendi. Peki

burada?.. İlk yorumum; Türk dizilerinde

hile, hurda, alavere-dalaverenin çok

olması. Hatta anlattılar, hangi dizi

anlamadım ama dizideki herkesin gerçek

babası bir başkasıymış falan. Ancak bir

sonraki Güney Amerika gezimde daha net

çözeceğim olayı. Deniz-kum-güneş ise

ülkenin kuzeyinde. Cartegena bölgesinde.

Eğlence de burada sefahat ve sefalet de.

Şehir adeta Kolonyal ve Barok mimari

ile bezenmiş adeta bir açık hava müzesi.

Zaten UNESCO Dünya Mirası listesinde.

Görmeden gelme diyeceğimiz en önemli

şehir Cartegena... Gelelim Kolombiya’nın

diğer yüzüne; Tehlikeli bir ülke mi?

Turistler için hayır. Belki dünyanın fidye

için en çok insan ve çocuk kaçırıldığı

ülke ama eğer turistseniz ve üzerinizde

kıymetli bir şey taşıyarak “Favela” denilen

fakir halkın yaşadığı mahallelerde

dolaşmıyorsanız hiç bir problem yok.

Çünkü ailenizden fidye durumunda sizin

için ne çıkacağı meçhul. Havadaki yerine

daldaki kuşu tercih ediyorlar. Bildikleri

zenginleri veya onların çocuklarını

kaçırıyorlar. Uyuşturucu meselesine

gelince; Öyle caddelerde sokaklarda

uyuşturucu kullananları veya satanları

göremiyorsunuz. Sadece, her şehirde

polis gözetiminde, izinli hafif uyuşturucu

kullanılan parklar var. Orada satış ve

uyuşturucu kullanmak serbest. Aynen

Avrupa’nın bazı şehirlerinde olduğu gibi.

(İsviçre, Danimarka, Hollanda vs.) Burada

konuştuğum bazı Kolombiyalıların fikri şu;

“Uyuşturucuyu biz üretmezsek başkası

üretecek, asıl sorumlu tüketendir, üreten

değil.” Nasıl ama?...

Kolombiya’nın nüfusu 48 milyon.

En büyük "resmi" ihracat ürünleri;

Kahve, çiçek, zümrüt, puro. Resmi Dil;

İspanyolca, Başkent: Bogota, Bağımsızlık

İspanyollardan 1819 yılında elde edilmiş.

Yüzölçümü: 141,748 Km2, milli geliri kişi

başı 9.000 dolar.


hotel restaurant

48 & hi-tech

yeni yatırımlar

RIxos Hotels, Dubai’nin

kalbine yerleşti

Rıxos Premıum

Dubai

Rixos Hotels, Birleşik Arap

Emirlikleri’ndeki üçüncü otelini Dubai’nin

gözde tatil lokasyonu Jumeirah Beach

Residence (JBR)’da açtı. Lüksün sınırlarını

zorlayan Rixos Premium Dubai,

misafirperverlik standartlarını yeni bir

boyuta taşıyor.


Dünyanın en gözde tatil ve iş

merkezlerinden biri haline gelen

Dubai’nin kalbinde yer alan

Rixos Premium Dubai, Haziran ayında

misafirlerine kapılarını açtı. Dubai

Eye manzarasına sahip 35 katlı Rixos

Premium Dubai, The Walk, Dubai Marina

Mall, Mall of the Emirates gibi popüler

alışveriş ve eğlence merkezleri ile

Dubai’nin en işlek caddelerinden Şeyh

Zayed Caddesi’ne yakın konumuyla

öne çıkıyor. Sahile en yakın otel olma

özelliğini taşıyan Rixos Premium Dubai,

kule şeklindeki ihtişamlı kristal tasarımı

ile de JBR’ın manzarasına yeni bir soluk

getirdi.

Lüks ve konfordan ödün

vermiyor

Özel bir plaja sahip olan Rixos Premium

Dubai’de, lüks ve konfordan ödün

vermeksizin dizayn edilmiş 414 odanın

yanısıra 9 adet restoran ve bar bulunuyor.

Misafirlerini Turquoise Restoran’da

otantik Türk yemekleriyle buluşturan otel,

gün batımı manzaralı Crystal Lounge’da

keyifli bir çay ve kahve deneyimi

yaşatırken, Azure Beach ise havuz, plaj

ve açık hava lounge imkanı sağlıyor.

Ayrıca şehirdeki en iyi pizza servisini

yapan ödüllü Luigia İtalyan Restoranı,

Craft Shakes Burger Restoran ve Lock

Stock & Barrel de Rixos Premium

Dubai konuklarına unutamayacakları bir

ziyafet sunuyor. Rixos Premium Dubai,

12 ile 150 kişi aralığında farklı grupları

ağırlayabilecek 10 adet geniş toplantı

mekanıyla şık ziyafet ve etkinliklere de ev

sahipliği yapıyor. Diamond Ballroom’da

700’e kadar misafiri rahatça konuk

edebilen Rixos Premium Dubai, tüm

ihtiyaçlar göz önünde bulundurularak

tasarlanan toplantı ve konferans

salonlarında son teknoloji ekipman

ile hizmet sağlıyor. Arap Körfezi’nin

masmavi deniz manzarasıyla süslenmiş

modern fitness merkezi Rix Gym ve

geleneksel Türk hamamına sahip

Natureland Spa merkezini misafirlerine

sunan Rixos Premium Dubai, bu yıl içinde

açılacak Rodeo Drive, Via Rodeo ve Ocean

Drive mağazalarıyla da lüks alışveriş

deneyimi yaşatacak.

Birleşik Arap Emirlikleri’ndeki

üçüncü Rixos Oteli

Gelişimini hızla sürdüren körfez pazarının

birinci sınıf yaşam ve iş merkezlerinden

biri haline gelen Dubai’de Rixos Hotels

portföyünü artırdıklarını ve Birleşik

Arap Emirlikleri’ndeki üçünü Rixos’u

açtıklarını ifade eden Rixos Hotels

Yönetim Kurulu Başkanı Fettah Tamince,

“Bölgede her geçen gün artan çok uluslu

şirketlerle birlikte Rixos Premium Dubai,

avantajlı konumu ve işbirliği yaptığı

önemli markalarla Dubai’de öne çıkan

tesislerden biri haline gelecek” dedi.


50

hotel restaurant

& hi-tech

yeni yatırımlar

TAV 17 yılda 17 havalimanına ulaştı

TAV Havalimanları Suudi Arabistan’da Medine’nin ardından Yanbu, Qassım ve Hail

havalimanlarının geliştirilmesi ve işletmesi için imza attı. TAV üç havalimanını toplam

400 milyon dolar yatırımla geliştirecek ve 30 yıl boyunca işletecek.

Havalimanı işletmeciliğinde

Türkiye’nin dünyadaki önde gelen

markası TAV Havalimanları,

Suudi Arabistan’da üç havalimanının

geliştirilmesi ve işletmesi için Suudi

Arabistan Sivil Havacılık İdaresi’yle

(GACA) anlaşmayı imzaladı. TAV ve ortağı

Al Rajhi Grubu, Yanbu, Qassim ve Hail

havalimanlarını 30 yıl süreyle işletecek.

Üç havalimanında yeni terminal ve

hizmet birimleri için toplam 400 milyon

dolar yatırım yapılacak. 2000’de İstanbul

Atatürk Havalimanı’yla yola çıkan

TAV’ın tüm dünyada işlettiği havalimanı

sayısı 17’ye yükselirken şirket Suudi

Arabistan’da toplam dört havalimanının

işletmesini yürütecek.

Şener: “Havalimanı sayısı 17’ye,

yıllık yolcu sayımız 110 milyona

yükselecek”

TAV Havalimanları İcra Kurulu Başkanı

Sani Şener “TAV olarak havalimanı yapımı

ve işletmeciliğinde sahip olduğumuz

deneyim ve bilgi birikimiyle tüm dünyada

tercih edilen bir marka haline geldik.

Suudi Arabistan’da ilk havalimanı

özelleştirmesi olan Medine Havalimanı

projesinde gösterdiğimiz başarı bu

ülkede yeni fırsatlara kapı açtı. Yanbu,

Qassim ve Hail ile birlikte tüm dünyada

işlettiğimiz havalimanı sayısı 17’ye, yıllık

hizmet verdiğimiz yolcu sayısı da 110

milyon seviyelerine yükselecek. Dünyanın

en rekabetçi coğrafyalarından olan Körfez

Bölgesi’nde altı başkent havalimanında

imzamız bulunuyor. Önümüzdeki

dönemde dünyanın farklı bölgelerinde,

özellikle de gelişmekte olan ülkelerdeki

fırsatları değerlendirmeyi sürdüreceğiz”

dedi.

400 milyon dolara mal olacak

2016’da yaklaşık 3,6 milyon yolcuya

hizmet veren Yanbu, Qassim ve Hail

havalimanları, öngörülen toplam 400

milyon dolar yatırımlarla birlikte yılda

yaklaşık 11,5 milyon yolcuya hizmet

verebilecek. TAV, üç havalimanının

işletmesini de bu yıl içinde devralmayı

planlıyor. Şirket işletmeyi devraldıktan

sonra yeni terminal inşaatlarına

başlayacak ve 2020’de yatırımı

tamamlayacak. TAV, üç havalimanının

işletmesini 2047’ye kadar sürdürecek.

Arabistan Yarımadası’nın coğrafi olarak

ortasında bulunan Qassım, Suudi

Arabistan’ın 13 yönetim bölgesinden

birisi. Ülkenin tarımsal üretiminin büyük

bölümünü gerçekleştiren ve önemli bir

turizm destinasyonu olan bölgenin giriş

kapısı Qassım Havalimanı’ndan THY’nin

de aralarında bulunduğu 12 havayolunun

düzenli seferleri bulunuyor. TAV Suudi

Arabistan’da 2012’den bu yana Medine

Havalimanı’nın işletmesini yürütüyor.

Ayrıca hizmet şirketleriyle Cidde, Riyad

ve Dammam havalimanlarında da faaliyet

gösteriyor.


Ev Dışı Tüketim Ürünleri ve Tedarikçileri Buluşması

Foodservice Products & Suppliers Gathering

20-23 Eylül September 2017

HALL

5-6-7

edt.cnrfoodistanbul.com

In conjunction with / İle birlikte

Gıda Ürünleri ve Teknolojileri, Ev Dışı

Tüketim Ürünleri Ekipman, Sarf

Malzemeleri Üreticileri ve Dağıtım

Kanalı Tedarikçileri Fuarı

Food & Beverage, Food Processing,

Foodservice Products, Suppliers and

Distribution Channels Fair

cnr

ambalaj

istanbul

Ambalaj, Paketleme,

Etiketleme, Kolileme Ürünleri

ve Makineleri Fuarı

Packaging, Labeling

and Boxing Products &

Machinery Fair

Concurrently held with / İle eş zamanlı

CNR EXPO Yeşilköy 34149 ‹stanbul 0 212 465 74 74 0 212 465 74 76-77 www.cnrexpo.com

BU FUAR 5174 SAYILI KANUN GERE⁄‹NCE TÜRK‹YE ODALAR VE BORSALAR B‹RL‹⁄‹ (TOBB) DENET‹M‹NDE DÜZENLENMEKTED‹R.


52

hotel restaurant

& hi-tech

yeni yatırımlar

Hılton Garden Inn

Kocaeli Şekerpınar açıldı

Hilton’un orta ölçekli pazarda hizmet veren ödüllü markası Hilton Garden

Inn, Türkiye’deki yeni oteli Hilton Garden Inn Kocaeli Şekerpınar’ın açıldığını

duyurdu. Orbay Grup Kuyumculuk Turizm İnşaat Ticaret Limited Şirketi

tarafından hayata geçirilen otel, misafirlerine geniş odalar, rahat bir atmosfer

ve kusursuz hizmet kalitesi sunuyor.

Kocaeli’nde benzersiz bir

konaklama deneyimi yaşamak

isteyenler için ideal bir konuma

sahip olan Hilton Garden Inn Kocaeli

Şekerpınar, Sabiha Gökçen Uluslararası

Havalimanı’na ve Intercity Istanbul

Park’a yakınlığıyla dikkat çekiyor. Otel

misafirleri, Türkiye’nin en gözde kayak

merkezlerinden Kartepe’ye ve doğal

güzellikleriyle ziyaretçilerini büyüleyen

Sapanca Gölü ile Botanik Parkı’na da

kısa bir yolculukla ulaşabiliyor. Otelin

Genel Müdürü Oğuz Karslıoğlu şöyle

konuştu: Hilton Garden Inn Kocaeli

Şekerpınar’ın açılışını duyurmaktan

mutluluk duyuyoruz. Misafirlerimize

Hilton Garden Inn markasından

bekledikleri sıcak ve kusursuz hizmeti

sunmak için sabırsızlanıyoruz. Otelimizi

iş veya eğlence amacıyla ziyaret edecek

misafirlerimize unutulmaz bir konaklama

deneyimi yaşatacağız.”

Unutulmaz lezzetler

Hilton Garden Inn Kocaeli Şekerpınar,

misafirlerine tek çatı altında tüm

ihtiyaçlarını karşılama imkanı sunuyor.

Otel bünyesinde yer alan Garden Grille®

Restaurant’ta Türk mutfağının eşsiz

lezzetlerini sunuluyor. 24 saat boyunca

hizmet veren The Pavilion Pantry® ise

zengin tatlı-tuzlu atıştırmalık ve içecek

seçenekleriyle misafirlere kesintisiz

hizmet veriyor.

Teknolojinin son imkanları ile

donatılmış fitness salonu

Seyahatleri sırasında rahatlamak isteyen

konuklar, teknolojinin son imkanları

kullanılarak inşa edilen fitness center’ı

ve spa’yı ziyaret etme şansına sahip. Spa

içerisinde kapalı yüzme havuzunun yanı

sıra Türk hamamı ile özel tuz masajı

seçeneğini de sunan masaj odaları

da bulunuyor. Oteli iş seyahatleri için

tercih eden misafirler ise 120 kişilik

kapasiteye sahip iki toplantı alanının yanı

sıra ücretsiz Wi-Fi hizmetinden, 24 saat

hizmet veren ‘business center’dan ve

zengin ikramlardan yararlanabiliyor.

Diğer yandan Hilton Garden Inn Kocaeli

Şekerpınar, Hilton’un ücretsiz müşteri

sadakat uygulaması Hilton Honors

kapsamında yer alıyor. Hilton Honors

üyeleri, Hilton’a ait kanalları kullanarak

rezervasyon yaptıklarında, firmanın

14 farklı markasına ait otellerde

çeşitli fırsatlardan faydalanabiliyor.

Üyeler indirimli fiyatların yanı sıra

kazandıkları puanlarla ödeme

yapabiliyor hatta ücretsiz konaklama

imkanı yakalayabiliyor. Benzer şekilde

Hilton Honors üyeleri, ücretsiz Wi-Fi

hizmetinden de faydalanabiliyor.


Rezidor, İstanbul’da “Park Inn by Radısson”

markasıyla yeni bir otel açıyor

“Park Inn by Radisson” markasıyla İstanbul Kavacık’ta açılacak yeni otel için anlaşma

imzalayan Rezidor, Istanbul’daki büyümesini sürdürüyor. Markanın beşinci oteli Park

Inn by Radisson Asia Istanbul Kavacık, 2017’nin ikinci çeyreğinde hizmet vermeye

başlayacak.

Dünyanın en hızlı büyüyen otelcilik

şirketlerinden biri olan ve Carlson

Rezidor Hotel Group bünyesinde yer

alan The Rezidor Hotel Group, Türkiye’de

açılacak yeni Park Inn by Radisson Asia

Istanbul Kavacık Oteli için anlaşma

imzaladı. Otelin açılmasıyla Rezidor’un

Türkiye portföyünde olan ve halen inşaat

halinde ve faaliyette olan otellerin toplam

sayısı 24’e yükselecek. Rezidor’un Park

Inn by Radisson markasının İstanbul’daki

beşinci oteli olacak Park Inn by Radisson

Asia Istanbul Kavacık Oteli’nin 2017’nin

ikinci çeyreğinde açılması planlanıyor.

The Rezidor Hotel Group Başkan

Yardımcısı ve Geliştirmeden Sorumlu Üst

Yöneticisi Elie Younes, yaptığı açıklamada

“Radisson Blu, İstanbul’daki lüks oteller

arasında üst segmentin en büyük

markası olmaya devam ediyor. Park Inn

by Radisson markamızla pazarın orta

segmentinde büyümek için bu ivmeden

yararlanmayı hedefliyoruz. Türkiye’nin

uzun vadeli potansiyeline inanıyoruz ve

hem mevcut, hem de yeni iş ortaklarımızı

dünya klasmanındaki markalar

portföyümüzle ülke çapında otellere ve

resortlara yatırım yaparak bizimle birlikte

büyümeye davet ediyoruz” dedi.

Boğaz’ın kuzey ucundaki

Beykoz’da yer alıyor

İstanbul’un Anadolu Yakası’nda

konumlanan Park Inn by Radisson

Asia Istanbul Kavacık, Boğaz’ın kuzey

ucundaki Beykoz ilçesinde yer alıyor.

Avrupa’yı Asya’ya bağlayan TEM

(Trans European Motorway) otoyoluna

yakınlığıyla mükemmel erişim ve

görünürlüğe sahip olan otel, Atatürk

Uluslararası Havaalanına 35 km, Sabiha

Gökçen Uluslararası Havaalanına ise

sadece 25 km mesafede bulunuyor.

Çağdaş ihtiyaçlara göre tasarlanan

110 oda ve süitin yer alacağı otelin

uluslararası mutfaklı restoranı ve barı

gün boyu açık olacak. Balo salonu dahil

çeşitli etkinlik ve toplantı mekanlarının

yanı sıra otelde bir spor salonuyla hamam

ve bakım odaları içeren bir spa da yer

alacak. Pusula Ticari Yatırım ve Otelcilik

Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Keçeli

ise, “İstanbul’daki en büyük uluslararası

otel işletmecilerinden The Rezidor Hotel

Group ile işbirliğine girmekten büyük

memnuniyet duyuyoruz. Park Inn by

Radisson markasının gerek Türkiye’deki,

gerekse yurtdışından kurumsal pazara

hitap edeceğine inanıyoruz. Dünyanın

en önemli finansal merkezlerinden biri

haline gelecek olan İstanbul Uluslararası

Ticaret Merkezine (IIFC) yakın konumu,

otel açısından çok avantajlı olacak”

yorumunda bulundu. Hareketli bir iş

bölgesinde bulunan otel, Boğaz Köprüsü

ve Fatih Sultan Mehmet Köprüsü gibi

önemli geçiş noktalarına, İstinye Park

ve Meydan gibi alışveriş merkezlerine

kolay ulaşımın yanı sıra ünlü Türk

konukseverliğinin keyfini çıkarma imkanı

da sunuyor.


hotel restaurant

54 & hi-tech

JW Marrıott

DATİ Holding yatırımıyla İstanbul’a geliyor

Dünyanın önde gelen otel firmalarından Marriott International’ın lüks markalardan

oluşan portföyünün bir parçası olan JW Marriott, İstanbul’da açacağı ilk ve çok özel

tasarlanacak oteli için DATİ Yatırım Holding ile güçlerini birleştirerek bir ilke imza

attı. DATİ Yatırım Holding A.Ş. tarafından 200 milyon dolarlık bir yatırım ile hayata

geçecek olan otel İstanbul’a yepyeni bir soluk katacak.

İstanbul’un turizm potansiyeline güç

katacak yatırım hakkında bilgi vermek

üzere Marriott International Avrupa

Lüks Operasyonlardan Sorumlu Başkanı

(COO) Satya Anand, Marriott International

Geliştirmeden Sorumlu Başkan Yardımcısı

Poğda Demircan, DATİ Yatırım Holding

A.Ş. Yürütme Kurulu Başkanı Gökhan

Kıran ve Dati Holding İştiraki olan Ataköy

Otelcilik A.Ş Genel Müdürü Mehmet

Culha’nın katılımıyla 10 Mayıs 2017 günü

basın toplantısı düzenlendi.

Kıran: “İstanbul’un kongre turizmine

katkı sağlayacağımıza inanıyoruz”

Sheraton İstanbul Ataköy Hotel’deki

basın toplantısında konuşan DATİ Yatırım

Holding A.Ş. Yürütme Kurulu Başkanı

Gökhan Kıran, dünyanın en büyük otel

zincirlerinden Marriott International ile

önemli bir işbirliğine imza attıklarını

kaydetti. İstanbul’u dünyanın önde

gelen turizm merkezlerinden biri haline

getirmeye büyük katkı sağlayacak

“İstanbul Turizm Merkezi”ni yaklaşık

500 bin metrekare bir alan üzerinde

geliştirdiklerini hatırlatan Gökhan Kıran,

JW Marriott İstanbul Hotel & Conference

Center’in projenin en önemli parçalarından

birisini oluşturacağını kaydetti.

Son dönemde yaşanan birtakım olumsuz

olaylara rağmen İstanbul’un, dünyanın

en iyi kongre şehirlerinden biri olma

iddiasının her zaman sürdüğünün altını

çizen Gökhan Kıran, yaptıkları yatırımın

kentin kongre turizmine çok önemli katkı

ve fayda sağlayacağını sözlerine ekledi.

Culha: “Tüm ulaşım ağlarının

omurgasında yer alacak bir yatırım

gerçekleştiriyoruz”

Dati Holding İştiraki olan Ataköy Otelcilik

A.Ş Genel Müdürü Mehmet Culha da, JW

Marriott’un İstanbul’da ilk kez hizmete

girecek olan otelinin Deluxe Room,

Club Room, Junior Suite, Club Suite,

Executive Suite, Vice Presidental Suite ve

Presidental Suite olmak üzere farklı oda

tiplerinden oluşacağını belirtti. Otelde, 354

adet Deluxe, 56 adet Suite, 39 adet Club

oda bulunacağını kaydeden Culha, “Ataköy

Marina’da denize sıfır konumda hayata

geçecek olan projede 40 metrekareden

250 metrekareye kadar farklı büyüklükleri

bulunan şık tasarlanmış 449 adet oda yer

alacak.” dedi.


Yatırımın tarihi İstanbul yarımadasına,

iki kıtayı denizin altından birbirine

bağlayan Avrasya tüneline ve Atatürk

Havalimanı’na yakınlığının yanı sıra İTM

projesi içindeki deniz otobüsleri iskelesi

ve metro istasyonu ile tüm ulaşım

ağlarının omurgasında yer aldığına dikkat

çeken Culha, sıcak, samimi dekorasyonu,

panoramik deniz ve marina manzarası ile

Türkiye ve dünyadan seçkin misafirlerine

unutulmaz İstanbul hatıraları

yaşatacağını sözlerine ekledi.

Satya Anand: “Zevk sahibi

seyahatseverleri ağırlamak için can

atıyoruz”

JW Marriott Istanbul Hotel & Conference

Center’in Avrupa’daki büyümekte olan

lüks otel portföylerine katılımından

dolayı mutluluk duyduklarını belirten

Marriott International Avrupa Lüks

Operasyonlardan Sorumlu Başkanı (COO)

Satya Anand, “Otelin modern ve sofistike

tasarımı ile JW Marriott imzalı hizmetin

birleşmesi bu şehirde lüksü yeniden

tanımlayacaktır. Dünyanın her yanından

İstanbul’u ziyarete gelecek zevk sahibi

seyahatseverleri, bu oteli ve bu karakterli

şehri deneyimlerken ağırlamak için can

atıyoruz”. dedi.

Demircan: “Türkiye’ye yatırım yapmaya

devam edeceğiz”

Çok önemli bir ana tanıklık ettiklerini

söyleyen Marriott International

Geliştirmeden Sorumlu Başkan Yardımcısı

Poğda Demircan, “Dünyanın en büyük

otel firmalarından ikisi olan Marriott

ve Starwood’un birleşmesi, Türkiye’de

de 25 otelin, yatırımcı ve çalışanlarıyla

birlikte aynı aile bünyesine katılmasını

sağladı. Onlardan bir başkası da bugün

burada hayata geçiyor. İstanbul Turizm

Merkezi yeniden canlanırken, Sheraton

ve JW Marriott markaları da aynı proje

bünyesinde bir araya geliyor. İstanbul

turizmine, özellikle de kongre turizmindeki

potansiyeline duyulan güvenin tohumları

işte burada atılıyor. İstanbul’un geleceğine

duyduğu güven ve cesareti için DATİ

Holding’e ne kadar teşekkür etsek azdır.

Marriott International olarak biz de Türkiye

turizminin hızlıca hakettiği günlerine

döneceğine inanıyoruz ve Türkiye’ye

yatırım yapmaya devam edeceğiz” dedi.

Otelin projesinde Tabanlıoğlu imzası

Türkiye ve Dünya’da önemli yapılara imza

atan Tabanlıoğlu Mimarlık tarafından

projelendirilen JW Marriott İstanbul Hotel

& Conference Center, otel bünyesinde

yer alacak farklı büyüklüklerdeki 15 adet

toplantı salonu ile kurumsal buluşmalara

ev sahipliği yaparken, 650 metrekare

genişliğindeki yüksek tavanlı ve son

teknoloji ile donatılmış balo salonu ise

600 kişi kapasitesi ile özel günlerde ve

toplantılarda misafirlerini ağırlayacak.

Otel, 80 metrekareden 650 metrekareye

kadar toplamda 1400 kişilik misafir

ağırlama kapasitesi ile tüm toplantıların

vazgeçilmez adresi olacak.

Otelde konaklayan misafirler, dilerlerse

350 kişilik ana restoranda günlük lezzetleri

tadabilecekler dilerlerse Fine Dining

Restaurant’ta dünya mutfaklarından

seçme lezzetleri deneyimleyebilecekler.

Bunun yanı sıra otel kapsamında çok

özel mimari ile öne çıkacak olan Lobby

Lounge ve muhteşem bir manzaraya sahip

bir de Roof Bar yer alacak. Eşsiz İstanbul

manzarası, zengin barı, özel kokteylleri

ve atıştırmalık lezzetleriyle şehrin en ilgi

gören mekanlarından biri olacak olan

JW Marriott İstanbul Hotel & Conference

Center hizmet kalitesi ile turizm’in önemli

kentlerinden olan İstanbul’da kaliteyi

yukarlara taşıyacak.

Toplantı, konferans ve etkinliklerin

vazgeçilmez adresi olacak

JW Marriott İstanbul Hotel & Conference

Center hemen yanında bulunan Konferans

Merkezi ise toplantılara özel tüm ihtiyaçlar

düşünülerek inşa edilecek, büyük

konferans ve etkinlikler için benzersiz bir

seçenek sunacak. 1000 kişi kapasiteli 9

adet toplantı salonu ve 2400 metrekare

büyüklüğünde 2100 kişi kapasiteye sahip

Konferans salonu da özel günlerinizin

vazgeçilmez adresi olacak. İstanbul’da

yapılacak büyük konferans ve kongrelere

ev sahipliği yapmayı bekleyen JW Marriott

İstanbul Hotel & Conference Center,

otel bünyesinde bulunan 15 adet toplantı

salonu ve konferans merkezinde bulunan

9 adet toplantı salonu ile birlikte toplamda

26 adet salon ve 4500 kişiyi ağırlayabilen

konforlu ve şık salonlara sahip olacak.

SPA Merkezinde Ailelere Özel VIP Suitler

JW Marriott İstanbul Hotel & Conference

Center’ın SPA merkezi 3000 metrekare

alan üzerine kurulacak. Konforlu masaj

odaları sakin ve rahatlatıcı dinlenme

alanları, yeni teknolojiler ile donatılmış

fitness salonundan özel çalışma

alanlarına, jakuziden buhar odasına,

saunadan kar çeşmesine ve Türk

hamamına kadar vereceği hizmetleriyle

misafirlerine eşsiz bir deneyim sunacak.

SPA ve masaj paket seçenekleri ile

konuklarına benzersiz bir deneyimi

yaşatacak JW Marriott İstanbul Hotel &

Conference Center’ın SPA Merkezi, naif bir

müzik, loş ışıklar ve huzur verici kokular

eşliğinde, benzersiz duyguların kapılarını

aralayacak, misafirlerine daha önce

yaşamadıkları duyguları deneyimleme

fırsatı verecek. SPA Merkezinde ayrıca

çok özel tasarlanmış VIP Suit odalar

bulunacak. VIP Suitler’de çiftlere özel

masaj odası, hamam, jakuzi, sauna ve

özel soyunma odaları ile SPA merkezinde

bulacakları her hizmeti kendilerine

ayrılmış olan bu özel suitlerde aileleri veya

eşleri ile alma imkanı bulacaklar.

Eşsiz konum ve kolay ulaşım imkânı

JW Marriott İstanbul Hotel & Conference

Center, Marmara Denizi kıyısında maviyle

yeşilin buluştuğu bir noktada İstanbul

Turizm Merkezi’nin kalbinde misafirlerini

ağırlayacak. Otel, deniz otobüslerine

yürüme mesafesinde yer alırken, yanı

başında metro durağı bulunacak. Atatürk

Havalimanı, İstanbul Fuar Merkezi’ne de

yakın bir mesafede konumlanan otel, özel

bir manzaraya sahip Ataköy Marina Mega

Yat Limanı ile aynı alan içinde olacak.

Bağlantılı otoyollara yakın konumu ve

3’üncü Havalimanı’na da kısa mesafesiyle

büyük ilgi görecek. Misafirler JW Marriott

İstanbul Hotel & Conference Center’a

diledikleri ulaşım imkânlarını seçerek

kolayca ulaşabilecekler.


56

hotel restaurant

& hi-tech

yatırım

Fethiye’de

gerçek

bir huzur

kalesi;

Oyster

Resıdences

Skal International tarafından

Türkiye butik otelleri

arasında birinciliğe layık

görülen Oyster Residences,

Ölüdeniz’de meşhur Ölüdeniz

Plajı ve Mavi Lagün’ün

yakınında yalnızca büyükler

için ve balayı çiftlerinin

tercih ettiği bir otel olarak

konuklarına huzurlu, rahat

ve keyifli bir tatil olanağı

sunuyor.

Kendinizi evinizde hissederken

ister maceracı ruhunuzu ortaya

çıkartacağınız bir tatil, isterseniz

şımartılacağınız huzurlu bir ortama sahip

olmak istemez misiniz? O halde Fethiye

şehir merkezinde konuklarını ağırlayan

Oyster Residences sizin için biçilmiş bir

kaftan! 250 yıllık zeytin ağaçlarının yer

aldığı keyifli bahçesinde kalabalıklardan

uzak, saklı bir güzelliğin içinde 31

odasıyla misafirlerini ağırlayan butik

otel, Fethiye bölgesinde Muzaffer Arı

ve kardeşi Günsenin ailelerinin meşhur

misafirperverliği ile deyim yerindeyse

konaklayanların yüzünü güldürüyor.

Kasaba merkezine Belceğiz Plajı

bölgesinden yalnızca 5 dakikalık bir

yürüme mesafesinde konumlanan otel,

Ölüdeniz Tabiat Parkı ve Plajı bölgesinden

10 dakika yürüme mesafesinde

bulunuyor.

Zeytinyağı fabrikalarının

mimarisinden esinlenilerek

tasarlanmış

20. yüzyıl başı koloniyel tarzda

inşa edilmiş iki blok halinde

konumlanan otelde şimdiye kadar

görüp göremeyeceğiniz en güzel

taş merdivenler... Zeytin ağaçları,

Var olduklarından beri belki de hiç

bu kadar dekoratif olamamış zeytin

ağaçları olağanüstü bir ambiyans

sunuyor. Akdeniz mimari stili ve

zeytinyağı fabrikalarının mimarisinden

esinlenilenerek tasarlanan otel, dövme

demirden yapılmış balkon korkulukları,

taş ve çakıl taşı ile döşenmiş yolları,

ahşap tavan ve zeminleri ile muhteşem

bir mimari ve dekorasyon öğelerini içinde

barındıran oteldeki tüm odalar değişik

renklerde düzenlenmiş, perdeler, yatak

örtüleri farklı kumaşlar kullanarak

Londra’da Chelsea School of Art’ta tekstil

tasarım eğitimi alan Günsenin Günel

tarafından tasarlanmış. Tığ işi danteller,

örgü kumaşlar bölgede yöresel el işi

yapan bayanlar tarafından yapılmış.

Otelde olmayan iki şey, çocuk ve

müzik!

Konuklarına havuz başı, begonviller,

limon ağaçları, asmalar ile çevrilmiş

lavanta, melisa ve biberiye kokuları içinde

son derece sakin ve huzurlu bir atmosfer


sunan otelin hamağında yatarken veya

yastıklarınıza uzanırken tepenizden

süzülen yamaç paraşütçülerini

seyrederek yöreden toplanmış ot

çaylarınızı yudumlayabilir, taze meyve

sularımızı veya kokteyllerin keyfini

çıkarabilirsiniz. Denizle arasında sadece

yol olan butik otelde olmayan iki şey:

Çocuk ve müzik… Gerçek bir huzur kalesi

anlayacağınız…

Muzo’nun özel reçeteleriyle

iddialı bir mutfağı var

Oyster Residences Ölüdeniz tesisi

içerisinde yer alan restoran ve bar

mekanı ile akşamları şefin unutulmaz

tatları eşliğinde doyumsuz bir ziyafete de

hazır olun! Otel, aynı zamanda kahvaltı

salonunda ya da konuk odalarının

mahremiyetinde yiyebileceğiniz günlük

kahvaltı olanağı da sağlıyor. Eğer taze

ve sağlıklı yemek seviyorsanız, Oyster

Residences restoranıyla da iyi bir tercih.

Muzaffer Arı’nın özel reçeteleri ve ailenin

eski tarifleri ile bölgesindeki gurme

restoranların başında gelen Oyster

Restaurant’ta taze sebzeler, meyveler

ve balıkçıların günlük yakalayıp getirdiği

balık, karides ve kalamarların tercih

edildiği mutfak, Muzo’nun dalma ve

balıkçılık hobisi, yemek pişirmedeki

uzmanlığı ile de birleşince konuklarına

nefis ve lezzetli yemek yeme şansı oluyor.

Muzo’nun özel deniz mahsulü reçeteleri

ve lezzetli mutfağı senelerdir Fethiye ve

Ölüdeniz’de meşhur… Özellikle deniz

mahsulleri mutlaka denenmeli!..

Fethiye şehir merkezinde

olan bu huzurlu otel,

misafirlerine kütüphane,

uyandırma servisi ve bahçe

gibi imkanlarının yansı

sıra yüksek standartlarda

dekore edilmiş olan 4

yıldızlı odalarında mini

bar ve kablosuz internet

imakanı da sunuyor.


hotel restaurant

58 & hi-tech

iş’te kadın

Kahveci

güzelinden

Le Cordon

Bleu Türkiye

Direktörlüğüne

Bir Defne

Ertan

Tüysüzoğlu

hikayesi…

Bir restoran açmak çocukluğundan

beri en büyük hayaliydi. Bu

kararında elbette turizmci bir

aileden gelmesinin etkisi büyük oldu.

İlk stajını yaptığı Divan Pub’ta önce

“kahveci güzeli” oldu, ardından The North

Shield’ler ile pub’cı ve arkasından ilk

Türk yerli restoran markası Kırkpınar

ile köfteci… Şimdilerde ise Özyeğin

Üniversitesi Le Cordon Bleu’nun genç ve

donanımlı Türkiye Direktörü artık!..

Gastronomi sektörünün değerli

isimlerinden Defne Ertan Tüysüzoğlu’nun

başarılı kariyer yolculuğunu hiç

bilmediğiniz yönleri ile bir de kendinden

dinleyelim…

Defne Hanım, turizm sektöründen

akademik kariyere uzanan yolculuğunuz

ilk nasıl başladı, anlatır mısınız?

Çocukluğumdan beri hayalim restorancı

olmaktı. Otelci bir ailenin çocuğuyum

aslen. Turizmle uğraşan büyük babam

Haydar Ertan’ın 1954 yılında Ankara

Bulvar Palas Oteli’ni açmazdan önce bir

Karadeniz lokantası geçmişi var. Kendisi

1936 yılında bir lokanta ile ilk kez sektöre

giriş yapmış. Ardından babam Tekin Ertan

da otelcilik mesleğini devam ettirmiş.

Rize Çamlıhemşin köyünden çıkıp bütün

köyüne iş imkanı sağlayan bir aileye sahip

olmak en büyük gururumdur. Bense

onların aksine nedense otelci değil,

restorancı olmayı istedim o başka…

Bunun da sebebi, otelin çok büyük

olmasıydı sanırım, biraz gözümü

korkutuyordu. Bir de babam çok uzun

saatlerde çalışırdı. Aynı şehirde olmamıza

rağmen onu günlerce görmediğim

olurdu. Diğer taraftan mesleği de çok

seviyordum. İlkokuldayken ara ara öğle

yemeklerimi otelde yemek zorunda

kaldığım içim aslında hep bir yanıyla

yeme içmenin içindeydim. Küçük bir

çocuktum ama babamın dışarıda

yediğimiz yemekler sonrasında “Servis

iyi mi, neyi beğendin, servantın yanına

mı oturdun?” sorunlarını dün gibi

hatırlıyorum. O yüzden de hep bu hayat

çok hoşuma gitmişti, ilgimi çekiyordu. Bu

sebeplerle restorancı olmayı istedim.

Ne var ki benim zamanımda eğitim

alabileceğim bir gastronomi programı

yoktu. Lisedeyken Le Cordon Bleu’ya

gider miyim diye düşündüm. Ama gençlik

işte, o yıllarda ailemden ayrılmaya

cesaret edemedim. Ben de dönemin

en önemli okullardan biri olan Boğaziçi

Üniversitesi’nin iki yıllık Turizm ve

Otelcilik programına başladım. 1993

yılında okulu bitirdikten sonra eğitimimi

dört yıla tamamlamak adına gene aslında

babamın mezun olduğu Michigan State

Üniversitesi’ne kaydolarak Amerika’ya

gittim.

“Kahveci güzeli”

Üniversite dönemimde stajlar zorunluydu.

Gerçi ondan önce ilk işim Erenköy Divan

Pub’ta “kahveci güzeli” olarak başladım.

Tabii çok küçüğüm, bana “Sen misafirlere

yemekleri bittikten sonra kahve ikram

edersin” dendi. Ben de pub’ta birkaç

ay boyunca misafirlere Türk kahvesi

ikram ettim. “Kahveci güzeli” oluşum da

ondan… Divan mesleğe ilk başladığım

yer olması sebebi ile çok kıymetlidir

benim için. Hatta sonra bir stajımı daha

Divan’da yaptım. İlk genel müdürüm,

kendisini şimdi rahmetle anıyoruz, Orhan

Başdoğan’dı. F&B Direktörü Kamil

Berk’di. İlk stajımı da Divan’ın mutfağında

yaptım.

İlk staj tecrübenizle ilgili hatırınızda

neler kaldı peki?

Mutfak çok değişik bir ortamdı, keyifliydi…

Beni kızım diye önce sandviç bölümüne

verdiler. Bir ay boyunca durmaksızın

sandviç yaptım. Sonra Kamil Bey’in

karşısına geçip, hani biraz da babadan

torpilliyim ya, “Ben sandviçi öğrendim,

başka bir departmana alabilir misiniz?”


dedim, kabul etti. Onun üzerine uzunca

bir süre de sarma dolma, sigara böreği

yaptım. Bir ara da karides ayıklattılar.

O kadar balık kokuyorum ki, kediler

peşimden yürüyerek geliyor…

Bir sonraki stajımı Ankara Hilton’da

yaptım. Bir ay barda, iki ay mutfakta

çalıştım. Üniversitenin son döneminde

tek dersim kalmıştı, o dönemde de

Çırağan Palace Kempinski daha yeni

açılmıştı. 1992 senesinde Ekstra Ziyafet

Garsonu olarak çalışmaya başladım. Fuat

Köroğlu, o zaman banket şefiydi daha.

O da çok keyifliydi. 10-12 saat çalışırdık.

Ondan sonra Fuat Bey yanımıza gelir,

bize bir meyve suyu ısmarlardı, “Hadi

aslanlar, kaplanlar devam” der, biz de

çalışmaya devam ederdik. Boğaziçi’ni

bitirdikten sonra Michigan State

Üniversitesi’nde turizm otelcilik okumaya

devam ettim. Staj zorunluluğum devam

ediyordu, çeşitli restoranlarda çalışmaya

devam ettim.

Çırağan Palace Kempinski’nin ilk kadın

restoran müdürü

Mezuniyetimin hemen arkasından

Chicago’da Scoozi adlı bir İtalyan

lokantasında bir yıl müdür olarak

çalıştım. Ama Türkiye özlemi ağır bastı,

hedefimde de hep kendi restoranımı

açmak vardı. Onun üzerine 1998’de

Türkiye’ye geri döndüm. O vakitler

Çırağan Palace Kempinski ile de

bir mülakatım olmuştu. Dönüşümü

netleştirince otelle tekrar irtibata geçtim.

Uzun mülakatlar ve testlerden geçtim.

Aynı dönemde bir de sektörün

duayenlerinden Cüneyt Kurt, Bice’yi

kuruyordu, onunla da görüşme

halindeydim. Fakat Cüneyt Bey,

başvurumu müdür olarak yapmama işe

hemen başlamamı ama şef garsona

pek fazla müdahale etmememi söyleyip,

mümkünse misafirleri karşılamamı

salık verince kendisine cevabım “Siz

hostes arıyorsunuz, bense müdür

olmak istiyorum” oldu ve onun üzerine

Çırağan’ın teklifini kabul edeceğimi

söyledim. Laledan Restaurant’ın

açılma aşamasında bilfiil bulunarak,

Çırağan Palace Kempinski’deki ilk

kadın restoran müdürü oldum. Fakat o

dönem Türkiye’deki restoran müdürlüğü

Amerika’dakilerden biraz farklıydı,

sorumlulukları çok daha azdı. Bunun

üzerine otel restoranının bana göre

olmadığına karar vererek bu defa Osman

Serim’e gittim. “Osman Bey acelem yok,

Türkiye’nin en iyi otellerinden birinde

çalışıyorum. Fakat ben burada kendimi

çok geliştireceğimi düşünmüyorum.

Patron anlayışı olmayan bir işletmeyle

beni tanıştırır mısınız?” dedim ona.

Kendisi patron anlayışına sahip olmayan

restoranın günümüzde çok zor olduğunu

söyledi. Ama ne şans ki, bir hafta sonra

da arayıp, “Defne zannediyorum istediğin

patronu bulduk” dedi.

The North Shieldler ile tanışma

Benim North Shieldlerin kurucusu

Teoman Hünal ile tanışmam tam da o

döneme rastlar. Benim için çok büyük

bir şanstır kendisi. Çırağan’daki o

uzun görüşmelerin aksine Teoman

Bey’le tanışır tanışmaz işe başladım.

Lale Hanım’ın da dahil olduğu Hünal’s

Brasserie’i Beşiktaş’ta çok güzel bir

butik restoran olarak hizmete açtık.

Ardından The North Shield yatırımlarımız

Darülşafaka’nın içinde devam etti. Mekanı

ardından Parkorman’a taşıdık. Çok keyifli

dönemlerdi… Ancak lokasyon itibari ile

çok ideal olmadığı için hedeflediğimiz

sürdürülebilirliğe ulaşabileceğimiz bir

yer olmadığını gördük. Aynı dönemde

The North Shieldlerin franschise’ı

olan grup “Grouppo” adıyla yeni bir

yapılanmaya gidiyordu. Hedef yeni

The North Shield’ler açmaktı. Ben de

ortak olarak yapılanmaya dahil oldum.

İtalyan zinciri açmak maksadıyla Şef

Giovanni Parella ile beraber Akmerkez’de

Bruschetta diye bir deneme İtalyan

restoranı açtık. İtalyan lokantacılığının

pek yükselişte olmadığı dönemlerdi. Bu

arada Kalamış ve Nispetiye Caddesi’nde

The North Shield’leri büyütmeye devam

ettik. Çok da başarılı olduk. Fakat gelişen

dönemler içinde gerek sigara yasağı

gerek alkole getirilen vergiler gerekse

emlak sıkıntıları sebebi ile markanın

bizim için çok uygun olmayacağına

karar verdik. Aslında isteğimiz bir

Türk markası geliştirmekti. Bu amaçla

2007’de ilk defa Kırkpınar Köftecisi olarak

Beşiktaş’ta 18 metrekarelik bir dükkanda

açtık. Gene Allah razı olsun, Ahmet

Örs geldi, beğendi ve yazdı… Böylece

Kırkpınar da bir Türk markası olarak yol

almaya başladı. İlerleyen süreçte ise

alışveriş merkezlerinde modern esnaf

lokantalarına duyulan ihtiyacı hissederek,

ilk olarak 2008’de Viaport’ta Kırkpınar

Köftecisi adı yerine Edirne Kırkpınar

Lokantası’nı açtık. Hem ortaktım hem

de operasyondan sorumlu genel müdür

yardımcısı olarak tüm dükkanların

açılışında bulundum. Yeri geldi kasiyer

oldum yeri geldi ızgarada, tezgahta

çalıştım. Çok keyifliydi…

Le Cordon Bleu’ye gitmeyi hayal

ederken, ayağına geldi!..

Öte yandan 40 yaşıma gelmiştim… Aile

kurmak gibi bir isteğim de vardı. O ara

Özyeğin Üniversitesi’nin Le Cordon

Bleu ile bir sözleşme imzalayacağı

bilgisini aldım. Le Cordon Bleu’ye

direktör aranıyordu. Lisede Le Cordon

Bleu’ye gider miyim hayalim sonrasında

Le Cordon Bleu bana geldi. Her ne

kadar annem “Defne muhakkak kabul

etmelisin” dediyse de benim birtakım

çekincelerim vardı. Neticede biri Le

Cordon Bleu ise diğeri Kırkpınar’dı. 25

şubeli bir restoran zincirinin yöneticisi

ve ortağıydım. Bir de benim 30 yaş için

üniversitede ders vermek gibi bir hedefim

vardı hep. 30 yaş geçti, 35 yaş geçti… 40

yaşımda önüme böyle bir fırsat gelince ne

yalan söyleyeyim teklifi reddedemedim.

Bir de tabii çok denk geldi. Çünkü Le

Cordon Bleu ile hem idari görevimle

operasyonun içindeyim. Hem de

öğrencilere ders vermenin keyfini ve

mutluluğunu sürüyorum. Cumartesi

günü mezuniyet törenimiz vardı. 4-5

sene önceki öğrencilerimin heyecanlarını

bugün dün gibi hatırlıyorum. Bu tarif

edilmez bir mutluluk. Kaldı ki ben

bu mutluluğu Bulvar Palas Otel’in

kapanışından sonra eğitim hayatına

atılan babamdan bilirim. Tekin

Hoca’nın öğrencileri nasıl ki iş hayatına

atıldıklarında koltukları kabarıyorsa

artık benim de kabarıyor. Diğer yandan

hala çok dinamik bir yapının içindeyim.

Çünkü üniversitenin yanı sıra yoğun

sertifika programlarımız devam ediyor.

Burada hayat hızla akıyor, öğrencilerimiz

hızla mezun olup yeni yerler açıyorlar,

restoranlarda çalışıyorlar.

Bir Özyeğin mezunu olmak sahada

öğrencilere ne tür ayrıcalıklar sağlıyor?

Bence üniversitemizin en önemli imkanı

alt yapımız çünkü tesislerimiz çok

kuvvetli. Le Cordon Bleu standartları

gereği sınıflarımızda 16 kişinin üstüne

çıkamıyoruz. Burada yoğun mutfak

teknikleri eğitiminin yanı sıra işletme

eğitimi de veriyoruz. Bununla beraber

okulumuzdaki zorunlu staj eğitimi

süremiz diğerlerinden biraz daha fazla.

Öğrencilerimiz yaz döneminde iki kere

staj yapmış oluyorlar. Le Cordon Bleu

ismi de onlar için bir avantaj oluyor.

Çünkü yurt dışı stajlarını kolaylıkla

bulma imkanı sağlıyor. Biraz da sertifika

programımızdan bahsetmek isterim.

Öğrencilerimiz bu program dahilinde

tecrübeli şeflerden yoğun teknik eğitimler

görüyor. Burada başarısı kanıtlanmış,


60

hotel restaurant

& hi-tech

iş’te kadın

standart bir müfredatı takip ediyoruz.

Diğer okullarda çünkü şef değiştiği

zaman dersin içeriği de değiştiğini

görüyoruz. Şunu da önemli buluyorum,

aşçılık ve pastacılıkta elbette Fransa

çok önemli. Bizim öğrencilerimiz bu

eğitimi Fransa’da doğmuş bir mutfak

sanatları okulundan alıyorlar. İşletme

eğitimi anlamında

ise Amerika

önemli bir nokta.

Okulumuzda bu

dersleri veren

hocalarımız

da genelde

Amerika’da

eğitim görmüş

insanlar. Bu da

tabii öğrencilere

Fransa’nın sanatı,

Amerika’nın

işletme bilgisini

aynı anda

veriyor diye

düşünüyorum.

Ya Türkiye’nin

fonksiyonu? Tüm

bu eğitimlerin

bizim ülkemizde

verilmesi nasıl

bir katkı sizce?

Türkiye’nin

çalışkanlığı ve

azmi olabilir. Çünkü ben biz Türklerin

çok zeki olduklarını düşünüyorum. Pratik

zeka inanılmaz yüksek. Bunların her

birinin kaynaşması emsalsiz bir bileşim

olabilir. Elbette ki gönlünüzü, kalbinizi

koymuşsanız, tutkuyla bağlanmışsanız…

İş yaşamanızda bundan sonra neler

olmasını istiyorsunuz?

Okulumla ilgili hayalim, tabii ki bir beş

sene sonra öğrencilerimi çok daha farklı

yerlerde göreceğimizi düşünüyorum.

Hepsi aşçı olmayacak mutlaka ama

gayet iyi biliyorum ki her biri yiyecek

içecek sektöründe çok farklı yerlerde

başarılı işlere imza atacaklar. Bir

kısmı zaten master yapmak üzere

devam ediyor. İki öğrencimiz bu sene

İtalya’ya gidiyor. Bir kısmı yurt dışında

çalışmaya gidiyorlar. Ben emin adımlarla

yürüdüğümüzü düşünüyorum. Okulumuz

mezunlarından belki 5 sene değil ama

10 sene içinde yöneticiler, yurt dışında

Türk mutfağımızı temsil edecek değerli

şefler yetişeceğine inancım sonsuz.

Şimdi bile gururlanıyoruz. Ben zaten Le

Cordon Bleu’nun Türkiye’ye gelmesi ile

ilgili çok heyecanlıydım. Çünkü böyle

bir disiplinin Türkiye gastronomisine

çağ atlatacağını düşünüyorum. Çok iyi

şefler yetiştirdik. Şu an The Marmara

Taksim ve Esma Sultan Yalısı’nın

Executive Şefliğini yapan Tolga Özkaya

bunlardan biridir. Bizden aldığı eğitimi

kendi alt yapısıyla birleştirerek başarılı

bir kariyer çizdi. Rudolph Şef’in ardından

Executive Şef oldu. Bence bunu Türk

aşçılığı adına çok kıymetli buluyorum.

Onun dışında bir mezunumuz, yine

Umut Karakuş şu an Fairmont Quasar

Hotel’deki Aila Restaurant’ın şefi

oldu. Bunların haricinde hiç sektörde

olmayıp, üniversitemizden aldığı eğitimle

kendi restoran ve butik otellerini açan

öğrencilerimiz var. Bütün bunların

yanı sıra okulumuz öğrencilerinin

mezuniyetiyle beraber sektörde aşçılık

ve pastacılık beklentilerin daha yukarıya

çıktığı, daha iyi tekniklerin uygulandığı,

daha iyi restoranların açıldığı bir

süreç yaşayacağımızı düşünüyorum.

Bu da tabii çok kısa süre içinde Türk

mutfağını yine bu öğrencilerimizin

yurt dışına taşıyacağına inanıyorum.

Çünkü eğitim programlarımızda evet,

Avrupa formasyonu ve tekniklerini

öğretiyoruz. Ama bunu kendi

yemek kültürümüz, ürünlerimiz ve

değerlerimizden kopmadan yapıyoruz.

Mutfaklarımızda Türk malzemelerinden

çok faydalanıyoruz. Öğrencilerimizden

mezun olurken bir menü oluşturmalarını

istiyoruz. Burada Türk yemeklerinden

esinlenmiş bir menü oluşturulması

bizim için önemli. Çünkü buradaki Türk

öğrencilerimiz sadece Fransız mutfağı

yapmamalılar. O halde dünyadaki 10

binlerce Fransız benzeri aşçılardan

biri olmamaları

kaçınılmaz. Ama

kendilerini Türk

malzemeleri ve

Türk tekniklerinin

Avrupa’ya

uyarlamasıyla

ifade edebilirlerse

bence benzersiz

olmamaları için

hiçbir neden yok.

Özel yaşamınızda

neler yapmaktan

hoşlanırsınız?

10 ve 7 yaşında

iki kız çocuk

sahibiyim. Büyük

kızım pastacı

olmak istiyor.

Onunla ufak

ufak kekler,

kurabiyeler

yapmaya

çalışıyoruz.

Küçük kızım daha

enteresan, şu andaki hedefi çiftçi olmak.

Ablasının pastanesine sütü, yumurtayı

o verecekmiş. İyi bir kombinasyon diye

düşünüyorum. Ben de herhalde o zaman

kasada dururum. Daha küçükler tabii.

Biraz okulla ilgilenmemiz gerekiyor.

Öbür yandan yoğun aktiviteleri oluyor,

onlara koşturuyoruz. Anlayacağınız, hafta

sonları şoför anne modunda oluyorum.

Küçük kızım daha erkek aktivitelerinden

hoşlanıyor, basketbol gibi mesela.

Dolayısı ile ailemle birlikte vakit geçirmek

benim için önemli. Zaten barcılıktan

köfteciliğe geçişimde aileme daha fazla

vakit ayırma isteğimin etkisi büyük

olmuştur. Ardından üniversite olunca

daha makul bir aile hayatına geçmiş

oldum. Tabii ki şu anda çocuklarımın

eğitimi ve geleceği her şeyden önemli.

Neredeyse hayatı oteller, restoranlar

ve gastronomi okullarında geçmiş

biri olarak sormak istiyorum, evde

mutfakla, yemekle aranız nasıl?

Tabii uzun yıllar restorancılık yaptığım

için hep geceleri çalıştım. Neredeyse 20


yaşımdan beri… O yüzden de yemeklerimi

hep restoranlarda yerdim. Evlendiğimde

kocam banka müdürüydü. İşimden dolayı

kocam uzun zaman evde yemek yiyemedi.

İşten çıkıp restoranda yemeğimizi

yer, 24.00’ten sonra evimize giderdik.

O yüzden mutfakta çok uzun vakitler

geçirir miyim, mutfakta çok uzun vakitler

geçirmem. Fakat her kadının olduğu

gibi benim de belli spesiyalitelerim var.

Çocukların da çok sevdiği ve annem

en iyi aşçı dedirtecek bir iki tane narlı

mercimek salatam, üç renkli biberli

bonfile yemeğim, çıtır tavuğum var,

çocuklar çok seviyorlar. Bir de tabii yoğun

okul saatlerinden sonra eve erken gidip,

mutfakta vakit geçirmek için çok da

zamanım olmuyor. Ben kendimi hiçbir

zaman iyi bir aşçı diye nitelendirmem

ama hayatım boyunca çok iyi aşçılarla

çalışmış ve iyi yemekler yemiş bir insan

olarak kabul ediyorum.

İyi yemeğin sizdeki karşılığı nedir peki?

Biz iyi yemeğe önem veren bir aileyiz. İyi

sofralarda hep beraber ailece oturup,

yemeğin en lezzetlisini yemeyi severiz.

Şu da yanlış anlaşılmasın tabii, iyi yemek

illa pahalı yemek anlamına gelmiyor.

Böyle bir algı var, bunu da biraz yıkmak

gerektiğini düşünüyorum. İyi yemek

pahalı malzeme kullanmak ya da

pahalı yemek değil. İyi yemek aslında

üzerinde düşünülmüş, kurgulanmış ve

farklı katmanlarıyla bir zenginlik sunan

yemek. Burada en önemli husus, iyi

malzeme kullanmak. Tazelik, yöresellik

de önemli ama en çok da bir hikayesi,

bir karakteri olan ürünlerin kullanılması

anlamlı bence. Bu çerçevede bir menüyü

planlarken birbirinin eşi menüler bizim

için çok anlamsız oluyor. Yerel bir ürünü

düşünüp tekrar yorumlamak, anlatmak

istediğim. Bir ürünün zenginliğini

düşündüğümüzde içindeki lezzetlerin

çeşitliliğine önemsiyoruz. İçindeki

dokuların farklılığına dikkat ediyoruz.

Ürünün çıtırlık ve yumuşaklığı da önemli.

Bu anlamda üniversitemizin faydası ne?

İşte öğrencilerimize tüm bu detayları

öğreterek, doğru düşünmeye ve

yönlendirmeye çalışıyoruz.

En son iyi yemeği nerede yediniz?

Galiba ben şanslı bir insanım. İşim gereği

çok iyi yemekleri farklı yerlerde tatma

fırsatım oldu. Son zamanlarda yediğiniz

en iyi yemek ne diye sorarsanız, annemin

ve teyzemin yaptığı yemekler benim için

hala en iyileri... Biber dolmasını en iyi

Emel teyzemin yaptığını söyleyebilirim.

Onun da başarısı kendi içinde katmanlığı

veren dolmalık üzümü, tam kıvamında

fıstığı ve balans ayarları iyi tutturulmuş

pilavı sanırım. Ama restoranlara

baktığımızda Nicole Restaurant’ta

yediğim degüstasyon menüsü çok

başarılı. Zuma ve Bayramoğlu Dönercisi

aynı bakış açısıyla yemeklerini çok

katmanlı hazırladığı için başarılı.

Türkiye sınırları dışında en iyi yemek

adresi olarak baktığımızda ise,

Barcelona’da El Quim De La Boqueria

isminde kabaca 4 metrekarelik bir

alanda bir restoran var. Bebek kalamarlı

yumurtası, yediğim en iyi yemeklerden bir

tanesi olduğunu söyleyebilirim.

Hikayenizi dinledik ama sizi biraz daha

yakından tanımak isteriz.

Sektörde şimdilerde daha fazla kadın

yönetici görüyoruz, ne güzel. Benim

dönemimde restorancılıkta bu sayı biraz

daha azdı. Her sektörde kadın yönetici

vardı elbette. Ama buradaki handikap

şu, bir kadın yönetici olduğunuzda

kuralları uygulamaya daha çok özen

gösterirsiniz. Esneklik seviyeniz düşer

çünkü bu maalesef ki yetersizlik olarak

algılanabilir. Zannediyorum bu anlamda

restoran kariyerimde çok disiplini bir

yönetici oldum. Diğer taraftan yine

sizden kadın yönetici olduğunuz için

çok çalışmanız beklenir. Bunu da şöyle

bir örnekle anlatmak lazım, çocuğunu

okuldan almaya giden bir baba ilgili

baba olur. Anne ise zaten kadındır. Geç

evlenmemin bir sebebi de bu olabilir.

Kendimi anlatacak olursam; işimi çok

önemserim. Yine sektörün kazandırdığı

bir özellik olarak detaylara fazla

önem veririm. Öğrencilerime de bunu

aşılamaya çalışıyorum. Çünkü detayları

görmek insanları daha iyi bir evlat, daha

iyi bir sevgili ve daha iyi bir yönetici

yapar. Misal, annenizin sevdiği çiçeği

biliyorsanız daha kıymetli olabilirsiniz.

Yeme içme, gastronomi sektöründe de

misafirlerinizin ihtiyaçlarını biliyorsanız

ya da o anda fark ediyorsanız bu sizi daha

iyi bir yönetici, daha iyi bir hizmet sunan

yapar. Dolayısıyla kendimi biraz detaycı

buluyorum. Biraz da mükemmeliyetçiyim

herhalde. Çalışma hayatında insanlarla ve

de çalışanlarımla iyi ilişkiler geliştirmek

çok önemli. Çok takık olduğum başka bir

konu ise, adil olmak. Kimseye hakkım

geçsin istemem. Ailede büyükbabadan

beri bir otelcilik kültürü, patron kültürü

olduğu için çalışan önemli ve önceliklidir.

Bir yöneticiyseniz öncelikli olarak

çalışanlarınızı düşünmek zorundasınız.

Bizim anlayışımızda önce personelin

maaşı ödenir.

Türk gastronomisinin gelişimine dair

neler söyleyebilirsiniz?

Türk gastronomisinin yükselişte

olduğunu düşünüyorum. Elbette geçen

yıl yaşadığımız olumsuz dış etkenlerin

tekrarlanmaması gerekiyor. Çok iyi bir

ivmeyi yakalamışken birden güvenlik

konuları turizmin ve gastronomi

turizminin önüne geçti. Çok talihsizdi.

Ancak bunların ötesinde değerli

girişimlerle bireysel ve kurumsal

manada Türk mutfağı ve gastronomisi

tanınmaya başladı. Rocca Kardeşlerin

Garanti Bankası ile beraber Türkiye’de

çektiği belgesel çok önemliydi. Mehmet

Gürs’ün Tangör Tan ile birlikte yürüttüğü

hareketler kıymetli. Fifty Best listesine

girmek önemliydi. Açık söylemek

gerekirse, şu an çok da mutluyum.

Üniversite öğrencilerimizin yurt dışı

stajlarıyla birlikte bence çok yakın bir

zamanda hem ülkemizde hem de yurt

dışında harika bir modern Türk mutfağı

patlaması yaşayacağız. Bunun için 10

yıllık bir süreyi öngörüyorum.

10 yıl içinde Türkiye gastronomisinin çok

iyi yerlere geleceğine inanıyorum. Tabii

ülkenin ekonomik ve politik stabilitesi

bozulmazsa...

“Kariyer anlamında neyi hayal

ettiysem, oldu. Son derece yoğun

ve mutluluk veren bir restorancılık

kariyerinden sonra Özyeğin

Üniversitesi gibi eğitime kıymet veren

bir kurumda Le Cordon Bleu gibi

bir dünya markasının yöneticiliğini

yapıyorum. O anlamda hem hedeflerim

hem de kariyerim olarak en iyi

noktada olduğumu düşünüyorum.

Çünkü öğrenciler yetiştiriyorum.

Bundan sonra kariyer anlamında beni

mutlu edecek tek şey, mezun ettiğimiz

öğrencileri gelecekte iyi yerlerde

görmek olur herhalde. Kapısını açtığım

bir otel veya restoranda “Hocam

nasılsınız?” diyen öğrencilerimin

karşıma çıkması paha biçilmez bir

duygu olur. Kişisel anlamda da tabii ki

bir anneyim. O yüzden de çocuklarımın

mutlu, güvenli bir yaşam sürmeleri ve

diledikleri hayallerine kavuşmalarını

görmek en büyük isteğim.”


hotel restaurant

62 & hi-tech

marka röportaj

Fikret

Belenoğlu

“Turizmde

canlılık

görüyoruz,

2018 yılı

hazırlıklarını

başlattık”

Üretim faaliyetlerine 2015 yılında

hareketli mobilya ve banket grubu

ürünleri ile başlayan Banketci

Mobilya, geçen yıl bünyesine kattığı ahşap

sandalye ve koltuk üretimiyle sektördeki

hızlı büyümesini sürdürüyor. Bu yılın ilk

altı aylık devresinde geçen yılın cirosunu

rahatlıkla aşmayı başaran sektörün

ender firmalarından biri olduklarını

söyleyen Banketci Mobilya firma sahibi

Fikret Belenoğlu ile firmanın Horeca

sektörüne dönük üretim çalışmalarını,

bahçe mobilyaları sektörünün durumunu

ve gelecek projelerini konuştuk.

Banketci Mobilya’nın üretim

faaliyetlerini anlatarak;

kapasitesinden ve ürün

portföyünden bahseder misiniz?

Otel ve restoranlara hangi

ürünlerle hizmet veriyorsunuz?

2015 yılında otel ve restoran sektörü

ihtiyacı olan hareketli mobilya ve banket

grubu ürünlerle ilgili hizmet vermek

üzere kurulmuş olan Banketci Mobilya

Üretim Pazarlama İthalat İhracat Sanayi

ve Tic. Ltd. Şti., deneyimli teknik ve idari

kadro ile sektörde 2.5 yıl içerisinde

yapmış olduğu ürünlerin kalitesi ve hızlı

proje sonlandırma ile yurt içi ve yurt

dışında aranılır ve tercih edilen bir firma

olma yolunda hızla büyümektedir.

Firmamız otel ve restoranların çok amaçlı

toplantı salonlarında ihtiyacı olan çelik

bilye mekanizmalı katlanır ayaklı masa

ve alüminyum + demir banquet sandalye

üretimi ile beraber ahşap berjer + koltuk

ve sandalyeler ile birlikte dans pistleri,

podyumlar, kürsüler, bistro masalar,

cafe masaları, temizlik, servis-taşıma

arabaları, bahçe ve havuz mobilyaları,

dataportlu çalışma masaları gibi birçok

yan ekipmanları da bünyesinde üretme

kabiliyetine sahiptir.

Firmamız aylık ortalama 6000-6500


adet banquet sandalye, 4 bin adet

katlanır ayaklı masa ve özel ölçülü ürün

üretme kabiliyetine sahip olup, diğer yan

ekipmanların üretimini de bu çerçevede

hızlı bir şekilde kalite kontrol şartlarına

uygun olarak müşterilerine zamanında

teslim etmektedir.

İhracat yapıyor musunuz?

Ürünleriniz yurt içi ve yurt dışı

pazarlarda ağırlıklı hangi bölge

ve projelerde yer alıyor?

Yurt içi satışlarımızın yanı sıra yurt

dışı ihracat satışlarımızda katıldığımız

fuarlar neticesinde ivme kazanmış

olup, konusunda uzman dış ticaret

personelimizin değerli katkıları ile

Ortadoğu ve Türki Cumhuriyetler ile

özellikle Gürcistan ve Almanya pazarında

gerçekleştirilen ciddi projeler ile hali

hazırda görüşmelerimizin devam ettiği

işlerimizde mevcuttur.

Bu yıla hangi yeni ürünlerle

girdiniz? Bu yılki tasarım

stratejisini nasıl kurguladınız?

2017 yılına dair beklenti

ve hedeflerinizi ne oranda

tutturabildiniz?

2015 yılında kurulduğunda banket grubu

ürünlerle imalat ve satış stratejisi üzerine

ihtisaslaşmış olan firmamız, 2016 yılında

ahşap sandalye ve koltuk üretimini de

hızla bünyesine katmıştır. Özellikle çoklu

adetlerde gerçekleştiğimiz ürünlerde

birinci sınıf kereste ve tekstil kullanarak

müşterilerimizin uzun vadede sıkıntı

yaşamadan, ahşap sektöründe potansiyel

tercih edilen firma olma yolunda hızla

ilerlemektedir. AR-GE çalışmalarımızı

üretim stratejimizin vazgeçilmez bir

unsuru olarak kabul ediyoruz. Sahip

olduğumuz ISO belgelerine layık olarak

müşterilerimizi memnun etmeyi birinci

vazifemiz olarak görüyoruz. 2017 yılı,

ülkede yaşanılan bir takım ekonomik ve

siyasi sıkıntılardan dolayı her ne kadar

durgun pozisyonda olmasına rağmen

firmamız, bu yılın ilk altı aylık devresinde

geçen yılın cirosunu rahatlıkla geçmeyi

başarabilmiş ender firmalardan biridir.

Son 10 - 15 yılda otel ve restoranlarda

gelişen trendlere bağlı olarak otel ve

restoran tasarımları da bir hayli gelişti.

Siz markanızı bu değişimin neresinde

görüyorsunuz? Otel ve restoranlardaki

genel eğilim ne yönde olmakta?

Marka adımızın sektörde hizmet veren

firmalar için kolay, anlaşılır ve akılda

kalıcı olmasına özen gösterdiğimiz

için bu anlamda tanıtımda çok sıkıntı

yaşamamaktayız. Ancak kişiler üzerinde

daha çok kalıcı olması için müşterilerimiz

ile sıcak temasta bulunmak adına firma

ve konsept tanıtımları için yurt içi ve

yurt dışında profesyonel tanıtım ve

pazarlama ekibimiz sürekli seyahatler

yaparak müşteri ilişkilerini daha da

geliştirmek için hizmet vermektedir.

Bu sıcak görüşmeler esnasında

müşterilerimiz özel istek ve ihtiyaçlarını

da hızlı bir şekilde cevap vermekte

olup, son zamanlarda bu hizmetimizden

dolayı müşteri memnuniyeti de oldukça

fazlalaşmıştır.

Genel olarak sektörü nasıl

değerlendiriyorsunuz? Bahçe

mobilyalarında üretim

standartları dünyada ve

Türkiye’de ne tür değişiklikler

gösteriyor?

Sektörümüzde 2016 yılında yaşanan

durgunluğun uzantıları 2017 yılında da

görülmesine rağmen bu sezon yaşanan

olumlu gelişmeler neticesinde turizm

sektöründe canlılık görüyoruz. Bu yıl

beklemede olan birçok otel projesi

yatırımlarının devam edeceğine yürekten

inanmaktayız. Bu bakımdan firma olarak

bizler de 2018 yılı hazırlıklarına şimdiden

başladık. Bahçe mobilyaları üretim

standartlarında geçen yıllarda sıklıkla

tercih edilen rattan ürünler yerine artık

ahşap, dış hava etkilerine dayanıklı yeni

ürünler tercih edilmekte. Bu husus

firmamız tarafından zaten dikkate

alınarak üretim portföyümüzde ahşap

irecodan imal edilmiş bahçe mobilyaları

mevcut bulunmaktadır.

Firmanızın genel büyüme

stratejisi, hedef pazarları ve

2018 yılına ilişkin hedefleri ve

yatırım planları ile ilgili neler

söylemek istersiniz?

Ankara Siteler’de yaklaşık 1800

metrekare kapalı alanda faaliyet gösteren

firmamız için daha büyük mekan

arayışımız devam etmekte olup, gelişen

ekonomik şartlar ve siparişler bizi bu

konuda ciddi adım atmaya zorlamaktadır.

Yurt içi ve yurt dışı pazarlarında gerek

firmamızın bizzat kendi gerçekleştirdiği

projeler gerekse bayilerimiz aracılığı

ile birçok beş yıldızlı otel projesine

cevap verebilmek adına yetişmiş

personel ve makine alımlarımızı şirket

politikalarımızın başlıca unsurlarından

biri olarak görüyoruz. Bu doğrultuda

2018 yılı tanıtım, reklam ve pazarlama

bütçemizi de artırmış bulunmaktayız.


64

hotel restaurant

& hi-tech

marka

Ege Seramik

Turquality

Destek Programı

kapsamında!

Ege Seramik Sanayi ve Ticaret

A.Ş., Ege Seramik markasıyla

Turquality Destek programı

kapsamına dahil oldu.

Ege Seramik Sanayi ve Ticaret

A.Ş., Ege Seramik markasıyla,

Ekonomi Bakanlığı tarafından

uluslararası markalaşma potansiyeline

sahip firmaların, üretimlerinden

pazarlamalarına, satışlarından satış

sonrası hizmetlerine kadar bütün

süreçleri kapsayacak şekilde yönetsel

bilgi birikimi, kurumsallaşma ve

gelişimlerini sağlayarak uluslararası

pazarlarda kendi markalarıyla küresel

bir oyuncu olabilmeleri ve söz konusu

markalar aracılığıyla olumlu Türk malı

imajının oluşturulması ve yerleştirilmesi

amacıyla oluşturulmuş Turquality Destek

programı kapsamına dahil oldu.

Demir: “Program hedeflerimize

ilerlediğimiz yolda önemli bir

destek unsuru olacak”

İbrahim Polat Holding CEO’su ve Ege

Seramik Yönetim Kurulu Başkan Vekili

Baran Demir konu ile ilgili yaptığı

açıklamada, “Ege Seramik olarak

kurulduğumuz 1972 yılından günümüze

sürekli artan bir ivme ile çalışmaya,

kazanmaya, yaptığımız yeniliklerle

sektörümüzü geliştirmeye ve en önemlisi

ülke ekonomimize katkı sağlamaya

devam ediyoruz. 90’lı yıllardan itibaren

ihracat faaliyetlerine önemli yatırımlar

yaptık. En zorlu ihracat pazarlarında 20

yılı aşkın süredir faaliyet gösteriyoruz.

Ege Seramik Sanayi ve Ticaret A.Ş.,

halihazırda Turqulity programının

hedeflediği “Türk Malı” ve Türkiye

imajının güçlenmesine çok uzun yıllardır

katkı sağlayan bir firmadır. Bundan

sonraki dönemde bu çabalarımızın

Turquality Destek Programı gibi kapsamlı

ve prestijli bir proje ile devletimiz

tarafından destekleniyor olması da

bizim için büyük bir gurur ve motivasyon

kaynağı olacaktır.” dedi.

Turquality Destek Programının klasik

ihracat desteklerinden farklı olarak

salt ihracatı artırmak yerine firmaların

markalaşma hedeflerine katkıda

bulunmak olduğuna dikkat çeken Demir;

“Global piyasada artan rekabet gücü

ve piyasa koşullarındaki değişimler

sebebiyle artık sadece kaliteli üretici

olmak yeterli değil. Markalaşma, marka

gücünü ve bilinilirliğini arttırmak da en az

kaliteli ve katma değer sağlayan ürünler

üretmek kadar önemli bir unsur haline

geldi. Ege Seramik olarak yurt içindeki

marka bilinirlik seviyemiz çok yüksek.

Hedefimiz, global pazarlarda da marka

bilinirliğimizi aynı seviyelere taşımak.

Bu sebeple Turquality Destek Programı

bu hedeflerimize ilerlediğimiz yolda

şirketimiz için çok önemli bir destek

unsuru olacak. Ege Seramik olarak bu

programa dahil olmaktan çok gururlu ve

mutluyuz.” dedi.


Presenting

18 - 20 SEP 2017

DUBAI WORLD TRADE CENTRE

DUBAI SERVES A WORLD

OF HOSPITALITY

Discover the A - Z of restaurant, bar and café solutions

at the global melting point for multicultural cuisine

GCC foodservice

market

Growing at

CAGR of 6.8%

Set to reach US$24.5b

(Dh89.9b) by 2018

Reflecting the soaring demand for new, adventurous leisure and dining experiences,

GulfHost will define your performance in the fast-moving hospitality arena.

Get your free ticket at gulfhost.ae

Organised by

Co-located events

Endorsed by

Powered by


hotel restaurant

66 & hi-tech

marka röportaj

gioielli

DEMO’dan

Horeca

sektörüne

yeni ürünler…

1985 yılından

bu yana turizm

sektörüne proje

bazlı ahşap

hareketli ve

sabit mobilya

tasarlayıp, üreterek

hizmet veren

gioielli DEMO,

son dönemde

otellere özel ahşap

otel ekipmanları

üreterek ürün

çeşitliliğini arttırdı.


Kadınların gözdesi;

Çanta Askısı

Diğer yeni ürünümüz ise, adeta kadınların

gözdesi durumunda… Bir restorana veya

kafeye gidilip, masaya oturulduğunda

genelde en büyük sıkıntı kadınların

çantalarını koyacak yer bulamamaları

oluyor ve genelde bir sandalyeyi işgal

edip çantalarını onun üzerine koyuyorlar.

gioielli DEMO olarak bu soruna da aynı

anda 4 çantanın birden asılabildiği,

yükseklik ayarlı, siyah boyalı metal

malzemeden ürettiğimiz “Çanta Askısı

(Comfort)” veya tek çantanın konulabildiği

mevcut kullanılan masaların tasarımı

ve renginde ürettiğimiz “Çanta Sehpası

(Comfort)” ile şık bir görüntü sağlayarak

misafirlerin konforunu sağlıyoruz.

Masif cilalı veya lake boyalı seçenekleriyle

ve ekonomik ürünler tasarlamaya

odaklandığını ifade eden Tayalı, ürünlerin

doğa dostu ve tamamının sertifikalı

olduğunu belirterek şu bilgileri de ekledi:

“Ürünlerimizde kullanılan ahşap,

boya ve cila malzemelerinin tamamı

sertifikalı ekolojik ve organik ürünlerden

seçilmektedir. Böylece hem doğanın

korunmasına hem de geri dönüşüme

destek verirken yeşil bina sertifikası

(LEED) alacak ve almış oteller için de

önemli bir tedarikçi durumundayız.”

Yanspot: Hilton Bosphorus İstanbul,

Conrad İstanbul, Hyatt Regency Ataköy,

Tüyap Palas, Ramada Taksim ve Ottoman

Hotel Imperial gioielli DEMO’nun son

dönemde hizmet verdiği otellerden

bazıları.

gioielli DEMO Genel Müdür Yardımcısı

İlker Tayalı

Oda karşılama tepsileri, buklet

tepsileri, oda servis tepsileri,

katlanır valizlikler, çanta askıları,

çanta sehpaları, ayakkabı bağlama

üniteleri, gazetelikler, masaj masaları,

sehpalar, restoran - açık büfe sergileme

ve aksesuar üniteleri vb. ürünleri

kapsayan ahşap otel ekipmanları

yelpazesiyle bu yıl müşterilerinin

beğenisine sunduğu birbirinden değişik

ürün ve modellerle otel ekipmanlarında

fark ortaya koyduklarını belirten gioielli

DEMO Genel Müdür Yardımcısı İlker

Tayalı ürünlerin özellikleri ile ilgili şu

bilgileri verdi:

Estetik ve fonksiyonel tepsiler

Oda karşılama tepsilerinde çift renkli

çekmeceli kompakt modelimiz, oda

servis tepsilerinde kaydırmaz tabanlı

modelimiz, Katlanır bistro standımız ise

diğer yeni ürünlerimiz. Bu tasarımlarda

da diğer ürünlerimizde olduğu gibi

müşterilerimizin isteklerine uygun

ölçülerde, masif cilalı veya lake boyalı

seçenekler sunabiliyoruz.

Doğa dostu ve sertifikalı ürünler

Otel ekipmanları ile ilgili olarak Ar-GE

biriminin daha kullanışlı, daha estetik

Ahşap veya metal

alternatifleriyle;

“Ayakkabı Bağlama Ünitesi

“Otel odalarında housekeeping

ve yöneticilerin en çok yakındığı

sorunlardan biri hiç şüphesiz misafirlerin

ayakkabılarını rahat bağlamaları

için valizlik, koltuk, sehpa veya yatak

üzerilerini kullanmasıdır. İşte buradan

yola çıkarak tasarladığımız yeni

ürünümüz “Ayakkabı Bağlama Ünitesi

(Easy Tie)” ile ister sabit ister mobil,

ahşap veya metal alternatifleriyle hem

otel yöneticileri hem de misafirleri artık

rahat edecekler.


hotel restaurant

68 & hi-tech

marka röportaj

Mete

Plastik yeni

markalarıyla

hedef

büyüttü

Otel ve restoranlara PRIMA markasıyla bahçe mobilyası, mutfak eşyaları, sanayi

ürünleri ve ambalaj malzemeleri üreten Mete Plastik, pazara sunduğu yeni markası

“meteplast” ile gıda kapları ve kovaları üretimini de başlattı. Yaklaşık 50 ülkeye

ihracat yaptıklarını belirten Mete Plastik Yönetim Kurulu Başkan Vekili Pelin

Karadeniz şirket olarak yurt dışında da ofis açmayı düşündüklerini ifade ederek,

markanın uluslararası bilinirliğini arttırmayı hedeflediklerini söylüyor.

1982 yılında plastik enjeksiyon üzerine

kurulan Mete Plastik, 30 yılı aşkın

bir süredir PRIMA markasıyla bahçe

mobilyası, stadyum koltukları, mutfak

eşyaları, ev gereçleri, sanayi ürünleri

ve ambalaj malzemeleri üretiyor. Yeni

markası “meteplast” ile gıda kapları ve

kovaları üretimini de sürdürdüklerini

belirten Mete Plastik Yönetim Kurulu

Başkan Vekili Pelin Karadeniz, kurulduğu

yıl itibarıyla ev ve mutfak ürünleri

üretimiyle plastik sektöründe faaliyet

gösteren firmanın sektördeki yeni

yatırım ve planlamalarına ilişkin şöyle

konuşuyor: “Değişen küresel koşullar ve

tüketimin artması ile birlikte rekabetin

doğması, inovasyonu her firma için

kaçınılmaz koşmuştur. Firmamız,

değişimi ve tüketici taleplerini öngörerek

bahçe mobilyası, gıda kapları ve stadyum

koltuklarının üretiminde hizmet vermeye

başlamıştır.”

“Bahçe mobilyası deyince akla

gelen ilk malzemelerden biri

plastik”

Bahçe mobilyaları üretiminde plastiğin

ilk akla gelen malzemelerden biri

olduğunu belirten Pelin Karadeniz


konuyla ilgili olarak şu bilgileri de

paylaşıyor: “Bahçe mobilyası deyince

akla gelen ilk malzemelerden biri

plastiktir. Hava koşullarına karşı yüksek

dirence sahip olan plastik, gerek renk

alternatifi gerekse hafifliği nedeniyle

bahçe mobilyalarında tercih sebebi oldu.

Plastikten üretilen bahçe mobilyaları,

uzun ömürlüdür. Bakımı ve temizliği de

kolaydır. Plastik bahçe mobilyalarının

tercihinde en önemli etken kullanılan

hammaddenin kalitesi yani orijinalliğidir.

Orijinal ve uygun hammaddeden

üretilen bahçe mobilyaları dayanıklılık

açısından da oldukça sağlamdır. Bahçe

mobilyalarının üretiminde kullanılan

gerekli katkı maddeleri ve hammaddenin

kaliteli olması, ürünün güneşin zararlı

ışınları karşısında solmamasını, hiçbir

şekilde ısıdan etkilenmemesini ve

deforme olmamasını sağlamaktadır.”

“Her bütçeye hitap edecek ürün

ve model çeşitliğiyle bütün ilgiyi

üzerine çekiyor”

Bahçe mobilyasında birçok çeşit

bulunmasına rağmen, daha çok plastiğin

tercih edilmesinin birden fazla sebebinin

olduğunu söyleyen Karadeniz, “Bunların

başında, plastik malzemede renk

alternatifinin fazlalığı geliyor. Bunun yanı

sıra dayanıklı, hafif ve kolay temizleniyor.

Fiyat avantajına da sahip olan plastik

bahçe mobilyaları, her bütçeye hitap

edecek ürün ve model çeşitliğiyle bütün

ilgiyi üzerine çekiyor. Uzun ömre sahip

olması dolayısıyla da kaynak tasarrufu

sağlıyor.” diyor.

“Yatırımlar ürün odaklıysa,

tasarım olması şarttır”

Sektörde ürün odaklı yatırımların

merkezinde tasarım ve inovasyonun

önemine dikkat çeken Karadeniz,

“Teknolojinin sürekli ilerleme gösterdiği

ve rekabetin üst düzeylerde olduğu bir

zamanda yatırımlar firmanın istikrarı

açısından çok büyük önem taşımaktadır

ve bu yatırımlar ürün odaklı ise tasarım

olması şarttır. Yeni tasarımlarımızı, Ar-Ge

departmanımızla beraber inovasyonu

ana prensip alarak gerçekleştirmekteyiz.

İnovasyon Ar- Ge ile doğar, güçlü bir

Ar-Ge ile farklılaşabilir ve en önemlisi

sizi markalaştırır. Yeni ürün yelpazemize

daha çok tasarıma yönelik ve müşteri

beklentileri doğrultusunda ürünler ilave

ettik ve etmeye devam ediyoruz. Bu proje

şu an başlangıç vermiş olduğumuz ve

uzun bir süre devamlılık göstereceğimiz

bir proje olmakta olup, firmamız

bünyesinde Ar-Ge’ye önemli ölçüde bütçe

ayrılmıştır.” diyor.

“Yaklaşık 50 ülkeye ihracat

yapıyoruz”

Mete Plastik’in yaklaşık 50 ülkeye

ihracat yaptığını ve bu ülkeler arasında

Avrupa’nın önemli bir paya sahip

olduğunu belirten Karadeniz, bunu Orta

Doğu, Afrika ve Asya ülkelerinin takip

ettiğini ve firmanın toplam cirosunun

önemli bir kısmını ihracat kanallarının

oluşturduğunu söylüyor. Yurt dışında

ofis açmayı düşündüklerini belirten

Karadeniz, “Bununla ilgili fizibilite

çalışmalarımız devam etmekte, bu

doğrultuda markamızın uluslararası

alanda bilinirliğini arttırmayı

hedefliyoruz.” diyor.

“Fuarlara katılmaya önem

veriyoruz”

Firmanın kuruluşundan beri birçok fuara

katıldığını ve katılmaya da devam ettiğini

anlatan Karadeniz, sektör fuarlarına

ilişkin şu değerlendirmelerde bulunuyor:

“Son zamanlarda fuar seçimlerinde daha

seçici davranmaya çalışıyoruz. Özellikle

hedef fuarları bulmaya çalışıyoruz. Şu

anda her sene Eylül ayında Almanya’da

düzenlen Spoga Gafa Bahçe Fuarı, iki

senede bir Almanya’da düzenlenen

FSB Spor Fuarı, üç senede bir yine

Almanya’da Mayıs ayında düzenlenen

Interpack Ambalaj Fuarı, iki senede

bir Paris’te düzenlenen önceki ismi

Emballage olan şimdiki ismi ise All4pack

olan ambalaj fuarı, ve her sene TÜYAP’ta

düzenlenen Avrasya Ambalaj Fuarı gibi

odaklandığımız belli fuarlar var.”

“Destek projelerini

önemsiyoruz”

Fuarlardan genellikle olumlu

geri dönüşler aldıklarını belirten

Karadeniz, “Fuar dönüşleri uzun süreli

olabiliyor, sürekli müşteriye kendimizi

hatırlatıyoruz. Potansiyel müşterilerimize

ülkesi uzak ya da yakın olanlara pazar

araştırma ziyaretleri düzenliyoruz.

Ekonomi Bakanlığı’nın sunduğu

pazar araştırması desteklerinden

yararlanıyoruz. KOSGEB’in proje

destekleri dahil olmak üzere birçok

desteğinden faydalanıyoruz. Son

yararlandığımız KOSGEB Proje Desteği;

Kobi Proje Destek Programı, Markalaşma

Desteği bunlardan birkaçı. Hatta bu

sayede markalaşma alanında birçok

yenilik yaptık. Bu desteklerin firmalar

için çok önemli olduğunu düşünüyor

ve her firmanın sunulan bu destekler

doğrultusunda gerek KOSGEB gerek

Ekonomi Bakanlığı gerekse İhracatçılar

Birlikleri ile iletişim içerisinde olması

gerektiğine inanıyoruz.” diyor.

Doğa dostu üretim prensibiyle

çevreci projeler geliştiriyor

Mete Plastik’in doğa dostu üretim

prensibiyle bugüne kadar pek çok çevreci

projede yer aldığını belirten Karadeniz,

firmanın yer aldığı projelerden ve

danışmanlıklardan bazılarını şu şekilde

aktarıyor: “2015 – İstanbul Sanayi Odası,

İngiltere Dış İşleri Bakanlığı ve İngiliz

Büyükelçiliği tarafından düzenlenen

Low Carbon Strategies for Business

projesi kapsamında; Enerji Verimliliği,

Doğa Dostu Teknoloji, Düşük Enerji

Tüketen Ürünlerin Geliştirilmesi

konularında danışmanlık almış olup bu

konuda çalışmalarımız bulunmaktadır.

2016- İstanbul Sanayi Odası’nın MWH

Mühendislik ile düzenlemiş olduğu

Enerji Verimliliği Danışmanlık Projesi ile

firmadaki enerji tüketimi saptanmış olup,

enerji tüketimini azaltmak için çalışmalar

yapılmıştır. 2016- Bilim Sanayi Bakanlığı

Verimlilik Proje Ödülleri kapsamında,

Orta Ölçekli firma kategorisinde

Enjeksiyon Kalıplarında Kalıp İçi Soğutma

Sularının Geri kazanımı ile finale

kalınmıştır.”


hotel restaurant

70 & hi-tech

marka güncel

Mercedes-Benz Türk’ün “50. Yılda 50 Startup”

yarışması sonuçlandı

1967 yılında Otomarsan ismiyle İstanbul’da kurulan Mercedes-Benz Türk’ün

50. kuruluş yıl dönümünde düzenlediği “50. Yılda 50 Startup” yarışmasının

kazananları belli oldu. Mercedes-Benz Türk Hoşdere Otobüs Fabrikası’nda

düzenlenen törende Mercedes-Benz Türk Direktörler Kurulu Başkanı Süer

Sülün, “‘50. Yılda 50 Startup’ projemizin en belirgin ve ayrıştırıcı özelliği

Mercedes-Benz Türk olarak verdiğimiz desteği tamamen hibe etmemiz; 50

startup’a toplamda 500.000 TL’lik para ödülü verirken herhangi bir karşılık

beklemiyoruz” dedi. Kadir Can Kırkoyun kodlama dersindeki platform

ihtiyacına yardımcı olmak için oyunlaştırılmış mobil platform sağlayan Scode

projesi ile Kadir Demircioğlu kumaşları daha işlevsel hale getire akıllı kumaş

projesi ile Umutcan Duman ise atık toplama süreçlerini akıllı hale getirerek

maliyetleri ve karbon salınımını %55’e varan oranda azaltan projesi ile üçe

girerek 50’şer bin TL’lik büyük ödülün sahibi oldu.

Philips Aydınlatma, dev

aydınlatma projesi!

Philips’in LED yetiştirme lambaları ile Rusya’da bulunan ve 40

futbol sahası büyüklüğü ile dünyanın en büyük tarlası olma özelliği

taşıyan serada domates ve salatalık yetiştirilecek. Proje, Rusya’da

yerli üretimi destekleyen, geniş ölçekli sera LED aydınlatma

projelerine olan eğilimi yansıtıyor. Özellikle kış aylarında hasadı

artırmaya yardımcı olacak Philips led lambalar, geleneksel yüksek

basınçlı sodyum lambalara kıyasla enerji masraflarını yüzde

50’ye kadar azaltacak. Proje, aynı zamanda yerli malı ürünlere

olan talebi karşılayabilecek geniş ölçekli LED sera aydınlatma

uygulamalarına olan küresel talebe de ışık tutuyor.

Porland’dan Ankara’ya iki

yeni mağaza!

Üretici ve perakendeci kimliği ile dünyanın sayılı porselen

markalarından biri olan Porland, Antares ve Armada

AVM’de iki yeni mağaza açtı. Kendine özgü, dünyada ve

Türkiye’de bir ilk olan ‘Porland Fabrika’ konseptinde açılan

mağazalarına bir yenisini daha ekleyen Porland, 1134

metrekare alana sahip Antares AVM mağazasında; günlük

kullanım ve özel davet sofralarının yanı sıra her türlü

ikramda kullanılmak üzere çeşit çeşit porselen takımlar,

cam ve çelik ürünler, mutfak araç gereçleri ile tekstil

ürünleri, banyo takımları, ev ve ofis aksesuarları, her zevke

ve bütçeye uygun hediyelik ürünler bulunuyor. Porland

Fabrika mağazalarında, ev kullanıcılarının yanı sıra horeca

kesimi için ayrıcalıklı ürün seçenekleri yer alıyor. 2017’ye

yeni yatırımlarla devam eden Porland yılsonuna kadar hem

yurt içinde hem de yurt dışında yatırımlarına hız kesmeden

devam edecek.


Bu yaz, araç kiralama sektörünün yüzünü iç

turizm güldürecek

Turizm ile kader birliği yapan araç kiralama sektörü, 2017 hedeflerini iç turizme

göre şekillendirdi. Sektör yerli turistin ilgisi ile verimli bir yaz geçirmeyi planlıyor.

Yaklaşan bayram tatili nedeniyle rezervasyonlarda şimdiden önemli bir ivme

yakaladıklarını anlatan dünyanın ilk araç kiralama şirketi olan Hertz’in Türkiye

Genel Müdürü Nur Hidayetoğlu, bu sezondan umutlu olduklarını belirterek,

“Bayram tatilleri sektörümüz için oldukça verimli dönemler. Bu dönemde

yerli turistlerin büyük bir ilgisi ile karşılaşıyoruz. Araçların büyük bir kısmı

‘Uç ve Kirala’ yöntemiyle havalimanlarından kiralanıyor. Uçuş sonrası yapılan

kiralamalar haricinde, şehir dışına araçla seyahat etmek isteyen kitleler de

mevcut. Bu müşterilerimize şehir merkezlerindeki kiralama ofislerimizden

hizmet veriyor olacağız. Bayram tatillerinde genellikle sektör yüzde 100 kapasite

ile çalışıyor. Bu sene de beklentimiz bu yönde” dedi.

Hitit’e Ürdün’den yeni iş ortağı

Rowal Wings Havayolları

Havacılık ve seyahat IT teknolojileri alanında dünyanın sayılı

firmalarından olan Hitit, Ürdünlü Royal Wings Havayolları ile iş

birliği anlaşması imzaladı. 1996 yılında kurulan Royal Jordan

Havayolları’nın yan kuruluşu olan Royal Wings bundan böyle,

bir rezervasyon ve biletleme çözüm sistemi olan Crane PAX’ı

kullanacak. Royal Wings havayollarının yeni yazılım partneri

olmaktan mutluluk duyduğunu belirten Hitit Genel Müdürü

Nur Gökman konuya ilişkin olarak şu açıklamalarda bulundu:

“Crane markası altında sunduğumuz yüksek teknoloji ürünü

yazılımlarımız ve hosting hizmetlerimizle, havayollarının

operasyonlarını mükemmelleştirerek, müşteri memnuniyeti

sağlamalarında kilit bir rol oynuyoruz. Bu konumumuzun bilinciyle,

iş birliği yaptığımız her yeni havayolunu iş ortağımız olarak

görüyor, yaşadıkları problemleri kendi problemimiz addederek,

sınırsız bir destek sunuyoruz. Yeni iş ortağımız Nijerya’lı Royal

Wings’in büyüme sürecinde en büyük yardımcıları olacağız.”

Akıllı mobilya çağı başlıyor

Günümüz mobilyalarının sadece mobilya değil, yüksek teknolojili

birer tasarım objesi olduğu bir gerçek. Bu farkındalıkla da uzun

dönemli stratejilerle sürekli kendini yenileyen markaların gündemini

Endüstri 4,0 meşgul ediyor. Yeni dünya gereği sektörün teknolojiyle

buluşmasının kaçınılmaz olduğunu belirten MOSDER Başkanı Nuri

Öztaşkın, mobilya sektörünün Ar-Ge destekli inovatif ürünlerin

altına imza atması gerektiğini ve yeni teknolojileri hem ürünlerde

hem de üretim sisteminde kullanmanın sektörün geleceğine fayda

sağlayacağını söyledi. Tüm dünya teknolojinin hızına yetişmeye

çalışırken markalar da bu hıza ayak uydurmaya çalışıyor. Her gün

müşteri beklentilerine göre şekillenen ürünlere teknolojiyi dahil

etmek ise şart. Bu farkındalıkla sürekli kendini yenileyen teknolojinin

satın alma alışkanlıklarını değiştirdiğinin altını çizen MOSDER

Başkanı Nuri Öztaşkın, uzun dönemli stratejilerle birlikte mobilya

markalarının gündemini Endüstri 4,0’ın meşgul ettiğini söyledi.


hotel restaurant

72 & hi-tech

İstanbul’un

‘beş yıldızlı’

otel havuzları


Yaz mevsiminin gelmesi ile birlikte İstanbul’un beş yıldızlı otelleri de havuz

sezonunu açtı. Üstelik sadece serin sularında ferahlatmak, bir iki kulaçla günü

tamamlatmak için de değil! Prestijli hizmet ve servis anlayışlarını gün boyu

süren rahatlatıcı ikramları, lezzetli ve hafif spesiyalleri, huzur ve dinginlik veren

terapi programları ve keyifli müzik dinletileri ile konuklarının beğenisine sunan

oteller yazın keyfini benzersiz kılmak için kıyasıya rekabetteler!

Hangileri mi? İstanbul’un en gözde ve niş otel havuzlarını sizler için derledik.

Temizlik, hijyen ve güvenlik kaygısı olmaksızın; en iyi servis, en iyi yemek ve en

iyi havuz garantisiyle bu adreslerde yazın keyfini doyasıya yaşayabilirsiniz…

Güneşli ve keyifli günleriniz olsun…


74

hotel restaurant

& hi-tech

dosya / istanbul’un ‘beş yıldızlı’ otel havuzları

Havuz brunch’ı

Ukiyo’da

Fairmont Quasar İstanbul, sıcak yaz günlerinde şehirden uzaklaşmadan bir mola vermek

isteyenlere serin bir sürpriz yapıyor: Ukiyo… Muhteşem İstanbul manzarasına uzanan

sonsuzluk havuzu ve Marcel Wanders imzalı sıra dışı tasarımı ile şehir havuzlarında

çıtayı yükselten Ukiyo, yaz boyu sürecek hafta sonu brunch’ları ile de vazgeçilmez bir

alternatif olacak. Anları anılara dönüştüren Fairmont Quasar İstanbul’un 5’inci katında

misafirlerini ağırlayan Ukiyo, zengin ve lezzetli hafta sonu bruch’ları ile de iddialı. Ukiyo,

hafta sonları hem havuz hem de brunch keyfini bir arada sunuyor ve havuz başındaki

konuklarına, yaz güneşi eşliğinde bir hafta sonu kaçamağı tattırıyor. Cumartesi ve Pazar

günleri Ukiyo’da misafirler, klasik Türk esintileri taşıyan “Boğaz”, Asya mutfağından

“Doğu Yakası”, Avrupa klasiklerinin yer aldığı “Batı Yakası” veya hafif ve doyurucu içerikli

“Sağlıklı” brunch seçeneklerinden birini tercih edebiliyorlar.

Çırağan

Palace

Kempinski’de

Havuz ve Boğaz

sefası bir arada!

İstanbul; Çırağan Sarayı’nın Boğaz’ın en güzel konumlarından birine sahip ‘‘Sonsuzluk Havuzu’’ yaz aylarında muhteşem İstanbul

manzarasıyla birleşen tarihi bir ihtişam içinde serinlemek isteyenlerin vazgeçilmez adresi oluyor. Çırağan Sarayı, defalarca

uluslararası yayınlar tarafından dünyanın en özel havuzlarından biri gösterilen “Sonsuzluk Havuzu”nun palmiyelerle dolu yemyeşil

bahçesindeki konumuyla adeta bir tatil cennetine dönüşüyor. Misafirlerine adeta Avrupa Yakası’ndan Anadolu Yakası’na, Boğaz’ın

serin sularında kulaç atıyormuş hissi yaşatan “Sonsuzluk Havuzu” olağanüstü manzarasıyla dünyanın en keyifli havuzlarından bir

tanesi. Üstelik yazın serinlemek isteyenlerin yanı sıra kışın karlar altında ısıtmalı havuzda yüzmenin ayrıcalıklı keyfini sunan havuz

yılın her günü açık!


Haydi

Renaissance

Polat İstanbul

Hotel’in

havuzuna!

Yaz mevsiminin gelmesi ile açık havada havuz sezonunu açan Renaissance Polat İstanbul Hotel, şehrin karmaşasından uzak

yemyeşil bahçesinde İstanbul’daki oteller arasında en büyük yüzme havuzuna sahip. Yarı olimpik havuzda kendinizi serin sulara

bırakabilir, çocuklarınız da çocuk havuzunun keyfini çıkarabilirler. Havuz başında keyfi tercih edenler şezlonglarda, negatif

enerjiden arınıp manzarayı bir adım daha yakından seyretmek isteyenler çimlerin üzerinde rahatça güneşin tadını çıkarabilirler.

Lezzetli menüsü ve sunumu ile misafirlerinden tam puan alan Pool Bar her yıl olduğu gibi bu yılda Pazar günleri barbekü

geleneğini sürdürmeye devam ediyor.

Sonsuzluk

havuzunda

tatil kaçamağı

Wyndham Grand

İstanbul Kalamış

Marina Hotel

İstanbul’da bronzlaşmak, serin sularda ferahlamak ve yazın keyfini açık havuzda

doyasıya çıkarmak isteyenler lüks ve konforun buluştuğu en prestijli otellerinin başında

gelen Wyndham Grand İstanbul Kalamış Marina Hotel’in havuzunda buluşuyor. Otelin

teras katında şehrin sıcağında keyifli bir serinlik vadeden sonsuzluk havuzu, İstanbul’un

göbeğinde stresten uzak harika vakit geçirmenizi sağlıyor. Beş yıldızlı otel, havuz

başında gün boyu yapılan rahatlatıcı ikramlarla misafirlerini şımartırken, yine teras

katında hizmet veren Jigger Bar yaza özel lezzetler sunuyor. Sonsuzluk havuzunda

misafirler, kendilerini eşsiz Kalamış koyu üzerinde yüzüyormuş gibi hissederken

Jigger Roof Bar’ın özenle hazırlanmış birbirinden renkli kokteylleri ve şef Mehmet

Yalçınkaya’nın lezzetli ve hafif spesiyalleri ile keyifli bir ortamın tadını çıkartacaklar.


76

hotel restaurant

& hi-tech

dosya / istanbul’un ‘beş yıldızlı’ otel havuzları

Şehrin

kargaşasından

uzakta,

ağaçlar içinde

Conrad

İstanbul

Bosphorus

Yazın gelmesiyle beraber küçük bir kaçamak yapmak isteyenler için Conrad İstanbul Bosphorus’un tamamen yenilenmiş havuzları,

tüm havuz severleri ağırlıyor. Şehrin göbeğinde ama aynı zamanda yemyeşil ağaçlar içinde, sağlıklı molalar vermenizi sağlayacak

olan açık yüzme havuzunda unutulmaz lezzetler de sizleri bekliyor. Havuz keyfini Conrad kalitesiyle yaşamak hem bedeninizi hem

ruhunuzu dinlendirirken, bu keyifli anları, tecrübeli şeflerin hazırladığı ve damaklarınızdan silinmeyecek havuz başı yiyecek-içecek

menüsüyle unutulmaz bir deneyim haline getirebilirsiniz. Salata çeşitlerinden ana yemeklere, tatlı atıştırmalıklardan Conrad’a özel

içecek çeşitlerine kadar geniş bir yelpazeye sahip olan menü, havuzun keyfini tam anlamıyla çıkarmanızı sağlayacak.

Bir havuzdan

çok daha

fazlası

Therapia

SPA ’da

Karadeniz ve Marmara Denizi’nin birleştiği noktada muhteşem konumuyla The Grand

Tarabya’nın Spa’sı Therapia‘nın muhteşem havuzunda kendinizi huzurlu bir yolculuğa çıkmış

gibi hissedeceksiniz. Minik bir kaçamak, kısa bir mola için uzağa gitmenize gerek yok. Burası

hem şehrin içinde hem de şehir stresinin çok uzağında. Therapia Spa’nın deniz suyuna sahip

muhteşem havuzunda güneşin tadını çıkartmanız için The Grand Tarabya sizleri bekliyor. Üstelik

havuz keyfinizi, öncesinde cildinizi bronzlaşmaya hazırlayacak deniz tuzu peelingi ve bronzlaştırıcı

masajla taçlandırıyor… Saf deniz tuzu, bal ve doğal aromatik yağlarla hazırlanan karışımla yapılan

peeling 20 dakika sürüyor ve cildinizdeki ölü deriden kurtulmanızı sağlıyor. Aynı zamanda cildinizi

pürüzsüzleştirip mükemmel bir bronzluk elde etmenize yardımcı oluyor. Ardından Karayiplerin St

Barth adasından gelen özel ürünlerle vücudunuza bronzlaştırıcı ve rahatlatıcı 50 dakikalık masaj

uygulanıyor.


Bu yaz

Hilton’da

forma da

girersin

havuza da!

Hilton İstanbul Bosphorus, sizleri, şehrin karmaşasına eşsiz bir ara vereceğiniz, Hilton’un muhteşem atmosferinde nefes

alacağınız ve tazeleneceğiniz bir kaçamağa çağırıyor. Şehrin merkezindeki en büyük otel havuzu, çocuklar için özel olarak

tasarlanmış çocuk havuzu ve çocuk parkı, havuz başı hizmetleri ve hafta sonu barbekü keyfiyle şehrin ortasında bir tatil merkezi

deneyimi yaşamak, üstelik bunları Hilton kalitesiyle tecrübe etmek hem bedeninizi, hem ruhunuzu dinlendirecek. Hilton İstanbul

Bosphorus ile yazı zinde geçirmek sizin elinizde! Dilerseniz tenis ve squash kortlarında sporun tadını çıkarabilir, dilerseniz masaj

hizmetleriyle bedeninizi ve zihninizi dinlendirebilir, bakım paketleriyle kendinizi şımartabilir veya Pool Cafe’nin eşsiz lezzetlerini

deneyimleyebilirsiniz.

Suyun rahatlatıcı etkisini

Radisson Blu Hotel

& Spa

Istanbul Tuzla’da

yaşayın

Kapalı havuz ve performans havuzunda gün ışığında dört mevsim yüzmenin tadını çıkartın. Yaz aylarında ise etrafı çam ağaçları ile

çevrili muhteşem açık havuzda şehrin içinde tatil yapmanın keyfini yaşayın. Güneşin altında dinlenirken ayaklarınızı açık havuzun suyuna

daldırın ve Aqua Pool Bar’ dan serinletici bir içecek yudumlayın.’

Yazın şehirde kalanlara farklı bir

kaçış önerisi

Raffles İstanbul “Lounge 6”

Şehrin merkezinde, çabuk ulaşılabilir konumuyla Raffles İstanbul Zorlu Center,

Lounge 6 ile yazın metropol hayatına ufak bir mola vermek isteyenlerin tercihi

oluyor. Otelin açık havuzunun da bulunduğu altıncı kattaki terasta yer alan

Lounge 6, panoramik şehir manzarasına sahip havuzu, çocukların gönlünce

yazdan kalma bir gün yaşayacağı çocuk havuzu ve kids club’ı, atıştırmalık yaz

lezzetleriyle şehrin içinde ama şehirden uzak bir gün vaat ediyor. Gündüz havuz

keyfi ile yazın ortasında sahil hissini aratmayan Lounge 6, yaz akşamlarını da

müzikleriyle renklendiriyor. Lounge 6, yaza özel olarak hazırlanan menüsünde,

havuz başında kolay atıştırılabilecek lezzetleri, Raffles İstanbul ekibi tarafından

özenli sunumuyla servis ediliyor. Efsanevi Long Bar’ın yaz kokteylleri de Lounge

6 menüsündeki yerini alıyor.


78

hotel restaurant

& hi-tech

etkinlik

MICE’çılar

Ramazan’ın en

görkemli iftar

davetini

Boğaz’da yaşattı!

Kurumsal organizasyon yapanlar; kısaca MICE’çılar dün akşam gerçekleşen iftar etkinliğinde bir

araya geldi. İstanbul Boğazı’nın muhteşem ambiyansında turizm ve MICE sektörünün temsilcilerini

keyifli bir tekne turuyla ağırlayan Uluslararası MICE Derneği (I-MICE) bu başarılı organizasyonuyla da

davetlilerden tam not aldı.

Bir olmak, birlikte hareket etmek

ve güçlenerek yola devam etmek

adına MICE yapan acenteler, lojistik

firmaları, havayolları, rehberler, oteller,

kanaat önderleri, akademisyenler,

önemli derneklerin başkanları, turizm

eski bakanımız Bülent Akarcalı ve basın

mensupları Uluslararası MICE Derneği ve

SITE Turkey koordinasyonunda ve Okyanus

gezi teknesinin ev sahipliğinde dün akşam

gerçekleşen iftar etkinliğinde bir araya

geldiler.

Sipahiler: “Devletimiz MICE sektörünü

de dikkate alsın istiyoruz”

Gecede konuşma yapan Site Turkey

Başkanı Kerim Sipahiler, “Bizim tek

amacımız ve varmaya çalıştığımız bir

yer var. Bu sektörü daha tanınır, saygı

duyulur, sözü dinlenir bir sektör haline

getirmek. Devletimiz; bazı kararlar

alırken, bazı kanunlar çıkartırken bu

sektörü de dikkate alsın istiyoruz. Birlikte

hareket etmek, güçleri birleştirmek

tüm sektör olarak hareket etmek çok

önemli. Bunu başaramadığımız ölçüde

üzülerek belirtmek isterim ki kimse bizi

kitlesel olarak dikkate almıyor. Tüm olay

bu durumu kişisellikten çıkartıp ortak

hareket etmekte gizli. Bu bağlamda;

Site Turkey (Society for Incentive Travel

Excellence); Motivasyon Etkinlikleri

Turizmi Yöneticileri Derneği, M.I.C.E

endüstrisinin lokomotifidir.” diye konuştu.

Site Global Derneği’nin 2 bini aşkın üyesi

bulunuyor

1973 yılında kurulan ve bugün dünya

çapında 2,000’i aşkın üyesi bulunan Site

Global Derneği’nin Türkiye temsilciliğini

yapmakta olan dernek, 2009 yılında

faaliyete başlayarak, kısa sürede 60

üye sayısına ulaşmıştır. Dernek, M.I.C.E

endüstrisinin tüm bileşenlerini bir araya

getirmek, sektör profesyonellerine bilgi

birikimlerini paylaşma olanağı sunmak,

yeni iş birlikleri ve yeni bilgiler ile mesleki

gelişime destek vermek amacıyla

çalışmalarına devam etmektedir.

Söyler: “Umutsuzluğu yok etmek ve

sektörümüze umut olmak istiyoruz”

Gecede konuşma yapan Uluslararası

MICE Derneği Başkanı Serdar Söyler

ise “En zor dönemlerden geçiyoruz. Bu

dönemde birlik ve beraberlik çok önemli.

I-MICE Derneği olarak 6 aylık sürede

gerçekleştirdiğimiz etkinliklerle sektörde

adımızdan söz ettirmeyi başardık.

Derneğimizin öncelikli hedefi tüm sektör

paydaşlarını bir araya getirmek ve

gerek özel sektör gerek kamu nezdinde

kitlesel muhatap / temsilci olabilmek.

Bunun yanı sıra var olan problemlerin

çözülmesinde ve proje üretiminde tüm

sektör paydaşlarının içinde olması en

çok önemsediğimiz taraf. Şehrimizi,

ülkemizi çok seviyoruz. Geleceğimiz için

bir şeyler yapmak istiyoruz. Umutsuzluğu

yok etmek ve sektörümüze umut olmak

istiyoruz. Biz ülkemizde kurulduk ama

artık yurt dışından temsilcilik alan değil

veren taraf olmak istiyoruz. Bu neden

olmasın? Ülkemizin milli havayolunun

ulaştığı ağ nokta sayısı, yetkinliklerimiz,

hizmet kalitemiz, otellerimiz ve

misafirperverliğimiz ortada. Bunu yapmak

için önümüzde hiçbir engel yok.” dedi.

Kurt, yakın zamanda birçok ülkede

temsilcilik ofislerin açılacağını müjdeledi

Etkinlikte kısa bir röportaj veren

Uluslararası MICE Derneği 2. Başkanı

Hüseyin Kurt ise, “Yakın zamanda Atina’da

çok önemli bir fam trip ve workshop

etkinliğine katıldık. 20 farklı ülkeden

acenteci ve otel yönetici dostlarımızla

bir araya geldik. Derneğimizi ve olası

işbirliği fırsatlarını ve temsilcilik

detaylarını konuşma fırsatı yakaladık.

Yakın zamanda birçok ülkede temsilcilik

ofislerimizin açılacağını müjdelemek

isteriz. Uluslararası MICE Derneği olarak

geçen ay eğitim organizasyonlarımızın

ilkini gerçekleştirdik. Her ay bir eğitim

planlamamız ajandamızda mevcut.

En yakın eğitimimiz 29 – 30 Temmuz

tarihlerinde olacak.” şeklinde konuştu

.

I-MICE, bu bayram Soma’daki çocukları

güldürecek!

Hüseyin Kurt, son olarak derneğin bir

süredir üzerinde çalıştığı “Bu bayram

Soma’dayız” sosyal sorumluluk projesi ile

ilgili de şu bilgileri paylaştı: “Uluslararası

MICE Derneği olarak birçok çalışma grubu

ve komisyonumuz var. Bunlardan en çok

önemsediğimiz çalışma gruplarından bir

tanesi de Sosyal Sorumluluk Çalışma

Grubu bu grupta çalışan arkadaşlarımız

iftar etkinliğimizden sonra yola çıkıyor. Bu

bayram “SOMA’DAYIZ” Soma’da hayatını

kaybetmiş insanlarımızın çocuklarına,

kardeşlerimize kıyafet ve okuma, boyama

kitapları götürüyoruz. Soma Kaymakamlığı

ve belediyesi ile yürüttüğümüz bu projede

80 hane ve 127 kardeşimize dokunma

fırsatı yakalayacağız. Bu fırsatı sunmamıza

vesile olan kıymetli sponsorlarımıza

teşekkürü bir borç biliriz. Adlarının

açıklanmasını istemediler.”


hotel restaurant

80 & hi-tech

şefin gözünden

Ününe layık şef

Murat

Bozok

Tam bir ızgara ve tava tutkunu

olan Bozok, çorba yapmaya

bayılıyor. Anlattığına göre

onun için çorba kaynatmak

rehabilitasyon kadar etkili.

Un oranı düşük, malzemenin

özünden tadını verdirecek

kadar lezzetli! Yer elması,

bezelye, karalahana, balkabağı

ve balık çorbası Bozok’un en

favori lezzetlerinden…

Fotoğraflar: Ümit Başer Alkaç


Aslen tekstilci bir ailenin çocuğudur.

Her yaz gelişinde soluğu ya boyama

atölyesinde alır ya muhasebe

odasında ya da örmede, dokumada…

Oysa gönlünde yatırdığı aslan, daha en

başından mutfaktır. Göçmen kültürünün

yemek adabıyla kurulu her keyifli

sofrasında aşçılık hayalini bir adım

daha büyütür de, bunu mutfakta yemek

yaparken kendisini küçük gözlerle an be

an takip eden annesi bile anlayamaz.

Öyle ya, erkeğin pek de mutfağa

giremediği bir aile yapısıdır onunkisi.

Anne “Oğlum ne yapacaksın mutfakta,

git” sözlerine rağmen her defasında

şiddetle direnir, yanından ayrılmaz ilk

ustasının. O günün şartları şimdiki gibi

de değildir üstelik! Nerede Yeditepe

Üniversiteleri’nin gastronomi bölümleri,

nerede Mutfak Sanatları ve USLA gibi

aşçı yetiştiren şaşalı mutfak akademileri!

Aşçılık deseniz, yerlerde! Yemek yapan

adama kız bile verilmediği sığ dönemler…

Bildiğiniz hayaller, hayatlar çizgisinde

akılları zorlayacak kadar üstün emek ve

mücadeleyle dolu bir başarı hikayesidir,

ünlü danışman şef Murat Bozok’un

mutfaktaki yolculuğu. Ama kafasına

koymuştur, bir kere. Bugün gibi popüler

olmasa da ailesini karşısına alıp “Ben

aşçılık yapacağım” diyecek kadar

yüreklidir ama gelin görün ki, “Oğlum

seni aşçı olmak için mi yetiştirdik,

lahmacuncu çırağı gibi beyaz önlük mü

giyeceksin” tepkileri havada uçuşur

adeta…

“Aileme yalan söylemek

zorunda kaldım”

Ama yine de vazgeçmez!.. Çözümü

hayalini gerçekleştirip, kendini

kanıtlayana kadar sığındığı beyaz bir

yalanda bulur, Murat Bozok. Amerika’ya

turizm otelcilik eğitimi almak üzere

itinayla hazırlanan bavul, oysaki Bozok’un

gerçekleşmeyi iple çektiği aşçılık düşleri

için tıka basa dolmuştur. “İşin doğrusu

aileme yalan söylemek zorunda kaldım.

Onlara turizm otelcilik okumaya gittiğimi

söyleyip aslında aynı üniversitenin aşçılık

bölümüne kaydoldum. Bu gerçeği 6-7

sene boyunca bilmediler. Üniversiteden

mezun olduktan sonra bir sebeple ancak.

O dönem otel ve restoran mutfaklarında

çalıştım. Onlarsa otelin mutfağında değil,

arka tarafında çalıştığımı sandılar.”

sözleriyle o günleri anımsatan Bozok’un

hikayesini bu yönüyle Mustafa Kemal

Atatürk’ün Selanik Askeri Rüştiyesi’ne

annesinden habersiz kaydoluşuna

benzettim. Nasıl ki bir vakitler heves ve

azimle çıkılan yoldan dünyaya mal olmuş

bir kahraman çıktıysa yine aynı heves

ve mutfak aşkıyla uluslararası arenada

bir marka şef doğduğunu rahatlıkla

söyleyebilirim.

“İnsanlar bana yemek

yapmaktan çekiniyorlar”

Onun deyişiyle “velhasıl” seneler 365

günün bir haftasında mecburi “beyaz

yalan” tiyatrosuyla akıp geçer. Aşçılık

üniformaları gizli gizli arkadaş evlerinde

yıkatılır, evden günlük kıyafetlerle çıkılır.

Ve ta ki Türk yazarları uluslararası

mutfaklarda boy göstermeye başlayan

bir Türk gencinin başarılarını sayfalarına

taşımak isteyene kadar bu sürüp gider.

Bundan sonrasını Bozok’un ağzından

dinleyelim: “En sonunda Ahmet Örs

geldi. Rahmetli Arman Kırım geldi. Biri

Sabah’ta, biri Hürriyet’te yazıyordu. İkisi

de tesadüf birer hafta arayla benimle

röportaj yaptılar. İki büyük gazetede

haberim çıkacak. O zaman işte aileme

söylemek zorunda kalmıştım.”

Benim de pek merak ettiğim “Aileniz ilk

duyduğunda ne tepki verdi?” sorusunu

yönelttiğim Bozok “Şaşırdılar tabii

ama şu an çok gururlanıyorlar. Hatta

benden onlara özel yemek yapmamı bile

istiyorlar.” diyen Bozok, laf arasında

danışmanlık, okul derken yemekle geçen

bir yaşam sebebi ile “Eve gittiğimde

artık biraz başkaları bana yemek yapsın

istiyorum. Ama insanlar bana yemek

yapmaktan çekiniyorlar.” demekten

de kendini alıkoyamıyor. Şefe yemek

beğendirmek zordur elbette. Peki Bozok

sofrada zor bir kişilik mi? “Tam aksine,

ben o konuda çok mütevazı biriyimdir.

Gerek sunumundan gerek lezzetinden bir

yemeğe emek katıldığını anlıyorsunuz.

Üç aşağı beş yukarı bıçak tutuşundan

hazırlayanın kapasitesine dair fikriniz

oluyor. Önünüze büyük emeklerle, özenle

konulan bir tabaktan daha değerli ne

olabilir ki?” diyen Bozok’tan yemeğin

bir lezzet ve sunum becerisi kadar

hakkı verilmesi gereken bir emek işi de

olduğunu anlıyorum.

Michelin yıldızlı tecrübeler…

Turizm otelcilik okuyorum diye gittiği

Amerika’da mutfak eğitimi alarak ters

köşe yapan Murat Bozok’un aşçılık

hikayesine kaldığım yerden devam

ediyorum. Aşçılık okulunu bitirdikten

sonra ilk profesyonel iş tecrübelerini

Hyatt Park Boston, Ritz Carlton New York

ve Ritz Carlton Boston’da edinen Bozok,

çok geçmeden Michelin kavramıyla

tanışır. Michelin yıldızlı restoranlarda

çalışabilmek için Alain Ducasse, Joel

Robuchon, Pierre Gagnaire gibi dünyaca

ünlü Michelin yıldızlı şeflere mektuplar

yazmaya başlar… Yoğun çabalarının

ardından ilk yanıt Pierre Gagnaire’den

gelir, bunun üzerine Sketch isimli 1

Michelin yıldızlı restoranda çalışmak

üzere Londra’ya gider… Ardından Gordon

Ramsay Holding’e bağlı 3 Michelin

yıldızlı Royal Hospital Road ve 1 Michelin

yıldızlı Angela Hartnett at Connought’ta

toplam 2.5 yıl çalışan Bozok, Gordon

Ramsay Grup’tan ayrılarak Paris’teki 2

Michelin yıldızlı L’atalier de Robuchon’da

çalışmaya başlar. Burada geçirdiği

8 aydan sonra ise Londra’ya geri

dönerek buradaki L’atalier de Robuchon

restoranının kurulmasına katkıda

bulunur. “Benim gördüğüm en kabileytli

şefti” dediği Robuchon’la bir buçuk yıl

çalıştıktan sonra tekrar Gordon Ramsay

Holding’e dönen Bozok, 2 Michelin yıldızlı

Petrus’a sous-chef olarak atanır. Yaklaşık

1.5 yıl kadar burada kalan Bozok, Gordon

Ramsay’in İngiliz pub’larını gastropub’lara

dönüştürme projesine bağlı

olarak The Devonshire’da head chef ve

sonrasında da alınan tüm pubların cohead

chefi olarak görev alır…

“Türkiye’ye döndüm çünkü…”

Uzun yıllar uluslararası otel ve restoran

mutfaklarında tencere kaynatan, tava

sallayan Murat Bozok için anlattığına

göre artık Türkiye’ye dönüş vakti

gelmiştir. “Yurt dışında aşçılığa başlarken

beni cezbeden şeylerden bir tanesi

de dünya vatandaşı olmak hevesimdi.

Dünyanın farklı yerlerinde yaşamak ve

çalışmak istiyordum. Turist olarak bunu

yapıyordum zaten ama o insanların

kültürünü, dinini, politikasını yaşayışını

yüzeysel olarak anlayabiliyorsunuz.

Ben gerçekten büyük farklı şehirlerde

yaşamak istiyordum. Bu süreçte yurt dışı

mutfaklarda yeteri kadar tecrübe sahibi

olmuştum da. Orada yaşlanmak ya da

ölmek gibi bir emelim de yoktu.” diyen

Bozok, 2009 yılında ülkesine dönerek

‘Mimolett’ ismiyle kendine ait fine-dining

restoranını açar. ‘Mimolett ‘ile sayısız

ödülün de sahibi olan Bozok, alt kiracı

olduğu mekanın kapanması sebebi ile


82

restorana veda eder. Yoluna bu defa 2014

yılında kurduğu ‘Murat Bozok’s Kitchen’

ile devam etme kararı alır.

Murat Bozok, bugün faaliyetlerini

eğitimden çok workshop düzeyinde

devam ettiren okulun yanı sıra 30’a yakın

kurumsal firmaya, otele ve restorana da

danışmanlık hizmeti veriyor. Eskisine

göre daha çok çalıştığını söyleyen Bozok

bundan pek de şikayetçi değil, benim

anladığım. Okulun ekibi ve kendisi için

ciddi bir beslenme olduğunu anlatan usta

şef, çalışmaları arasında aynı zamanda

gıda markalarına ürün geliştirdiğini de

aktarıyor.

“Aşçılık keyifli-lezzetli bir yemeği

paylaşmak”

Mutfağa büyük emeklerle uzun

senelerini veren Bozok’a aşçılığın

anlamını soruyorum. “Aşçılık benim

için keyifli, lezzetli yemektir. Bu keyfi

ve lezzeti insanlarla paylaşmaktır. Tek

başınıza yediğinizde bence bir kıymeti

olmuyor. Biz aşçılar için yemeğimizi

tadan insanların keyif aldıklarını görmek

en büyük nimetlerden bir tanesi” diyen

profesyonel şef için yemekte lezzet ve

lezzet bileşkesini iyi yakalamak en temel

kural. Bu noktada Türkiye’deki aşçıların

eksik kaldıklarını söyleyen Bozok,

sözlerine şöyle devam ediyor: “Türkiye’de

usta-çırak ilişkisiyle gelen alaylılar ve

son 5-10 senedir okulların açılması

ile beraber bir eğitim kurumundan

gelenler olmak üzere iki tip aşçı var. Çok

basit bir et pişireceğinizi düşünün. Etin

neresini kaç dakika pişirmeniz lazım,

hangi yağ kullanmanız gerekli, hangi

dereceye çıkmanız lazım, ne kadar tuz

karabiber koymak gerek, yanına nasıl

bir sos yapmanız lazım gibi detaylar var.

Siz aslında bir formül üretiyorsunuz

ve hepsinin altında bir düşünce, uzun

yıllardan gelen bir tecrübe yatıyor. Bunun

kimyasal bir açıklaması var. Aşçılar evet

öğreniyorlar ama yine de yeteri kadar

sorgulamıyorlar gibi geliyor bana. Aslında

hepsinin bilimsel bir sebebi var. Sanki

bunlara çok fazla kafa yormuyorlar gibi

geliyor. Yurt dışında bunu daha fazla

yapıyorlar ve ustalarınız daha açıklıkla

anlatıyorlar.”

“Ev yemeklerimizin üstüne

tanımıyorum ama restoran

anlamında eksiğiz”

Bu bakış açısına sahip aşçılarla

gastronomi alanında daha fazla

taş üstüne taş konulabileceğine

inandığını söyleyen Bozok için Türk

gastronomisinde çağ atlamanın yolu,

kendi yemek kültürümüze ve yerel

ürünlerimize sahip çıkmaktan geçiyor.

Bu konuda annelerimizin evlerde pişirdiği

yemeklerin iyi bir alt yapı oluşturacağına

dikkat çeken Bozok, “Dünyanın en lezzetli

ev yemeklerini yapıyoruz. Ben de pek

çok yerde hem aşçı hem de turist olarak

yemek yedim. Lezzet anlamında ev

yemeklerimizin üstüne tanımıyorum. Ama

restoran anlamında eksiğiz. Benden bu

akşam iyi bir restoran ismi isteseniz, size

tavsiye edebileceğim restoranların sayısı

parmakla sayılacak kadar az olur.” diyor.

Bundan 17-18 yıl öncesine göre çığır

atlayan aşçılık mesleğinin Türkiye’deki

restoran algısında tam olarak karşılığını

bulamadığından şikayet eden Bozok, “Şu

an herkes şef olmak istiyor. Binlerce

insan her sene aşçılık okullarına hücum

ediyorlar. Biz şeflere düşen görev, bu

lezzetli ev yemeklerinin üstüne katarak

ilerlememiz lazım. Kendi kültürümüze

sahip çıkmamız lazım. Cheesecake,

tiramisu veyahut risotto’nun en iyisini

de yapsam dünyada hiçkimse ‘Murat

en iyisini yapıyor’ demez. İyi tiramisu

yapabiliriz, bu güzel bir şey. Ama önemli

olan kendi değerlerimizi ön plana

çıkarmamız diye düşünüyorum.” diyor ve

ekliyor: “Bizim bulgurumuz, kaymağımız,

çok güzel pastırmamız var, fındığı

dünyaya ihraç eden yine biziz. Mesela frig

bulguru vardır, ben çok severim. Üzerine

tereyağ yerine kaymak koyduğumuzda

risotto ile kıyaslanamayacak kadar güzel

oluyor. Ve buna risotto demek bence

yemeği alçaltmak anlamına geliyor.

Kaymaklı bulgur o. Ben de bunlar gibi

mutfağımda evde yediğim yemeklere bazı

şeyler karıştırıp, içine birkaç dokunuş

koyup, biraz sunumlarını geliştirip,

gastronomi anlamında sunumda biraz

eksikliğimiz de var.”

“Sunuma özenmiyoruz”

Ünlü danışman şef Bozok, “Ne yaparsan

yap aşk ile yap” diyenleri saygıyla

karşılayıp, yemekte prensip olarak özeni

merkezine koyan şeflerden. Bozok için

yemekte sunum, lezzeti yakalamak kadar

değerli! Türkiye’de ne evlerde ne de

restoranlarda yemek sunumuna gereken

hassasiyetin gösterilmediğine dikkat

çeken Bozok, saatlerce hazırlanan bir

yemeğin sunum kısmına 30 saniye bir

harcanmamasından oldukça muzdarip!

“3-4 saat yemek hazırlıyorsunuz. Tabağı

hazırlarken çatır çatır koyuyorsunuz.

Hani ben demiyorum ki, çiçeklerle

böceklerle kuş kondurun. Sadece biraz

daha özenli olmak… Tabaktaki alçaklıklar

yükseklikler, renk kontrastları ve

uyumlara daha fazla itina göstermek…

Çalakalem tabak yapmamak.” diyen

Bozok için tabakta ana yemek- garnitür

eşleştirmeleri de son derece hassas

bir konu. Bu anlamda tabakta dengeyi

gözardı etmemek gerektiğini söyleyen

Bozok, garnitürün ana yemeğin tadını

güzelleştirecek bütünlükte olması

gerektiğine işaret ederek, “Yani bir

parfüm gibi, bir sosu gibi tada katkısı

olması lazım. Sadece görüntüye değil. Et

yapalım yanına bir pilav, patates koyalım

gitsin değil. Belki o patatesin içine biraz


kekik, az biraz sarımsak, zeytin, kuru

domates koyarak yemeği bambaşka bir

boyuta taşımak anlatmak istediğim. İşte

o zaman yemekte çok daha bütünleşme

olacak. Ve göreceksiniz ki, domatesin

kırmızılığı, kekiğin yeşilliği, zeytinin

siyahlığı o yemeği bambaşka bir boyut

katacak.” diyor.

“Mutfak benim rehabilitasyon

merkezim”

Murat Bozok’u biraz daha yakından

tanıtmak istiyorum. Hani ilk bakışta

son derece sakin, uyumlu ve sağduyulu

bir duruşu var da, mutfakta çalışırken

nasıl biri? Misal bu duruştan mutfakta

bir tencere tava asabiyeti çıkar mı?

Mutfak dünyasında relaks olmanın pek

de mümkün olmadığını dile getiren

Bozok, kendini anlatmaya şu sözlerle

devam ediyor: “Mutfakta günlük hayattan

daha sessizimdir. Çünkü orası benim

için tam anlamıyla bir rehabilitasyon

merkezi. Daha az konuşurum mesela.

Ama servis anı için aynı sözü veremem.

Operasyon esnasında stres, adrenalimim

yüksek olur. Çünkü o anda tiyatroda

sahnedesinizdir. O adrenalinle hızlı bir

tempoda her şeyin mükemmel olması

lazım.” Murat Bozok’u özel kılan bir

özelliği de, servis sonrası misafirlerle

kurduğu etkili iletişim becerisi. Yemeği

tadan kişiye dokunmanın ve geribildirim

almanın farklı bakış açıları geliştirmede

çok büyük katkılar sağladığını anlatan

Bozok, “Bir insanı mutlu etmek,

mutsuzluğunun sebebini anlamak ya da

mutluysa, onlarla beraber mutluluğu

paylaşmak için keyifli ve lezzetli bir

yemek yeter de artar bile.” diyor.

“Türkiye’de yemek kitaplarını

şefler haricinde herkes

çıkarıyor”

Dünyayı gezmeyi, tatil yapmayı ve yeni

yerler keşfetmeyi çok sevdiğini dile

getiren Murat Bozok okumaya da son

derece meraklı bir şef. Yurt içi ve yurt

dışı yayınları mümkün olduğunca takip

ettiğini söyleyen Bozok’un bir şikayeti

de Türkiye’deki yemek ve gastronomi

yayınlarının azlığı. Bu konuda kendisini

de tenzih ederek şeflerin tembel

olduğunu anlatan Bozok, “Benim

‘Mimolett’ diye bir kitabım var.

Kafamda ikincisini yazmak da var. Biz

şefler evet gece gündüz çalışıyoruz.

Ancak tüm bu işlerimizin arasında fırsat

bulup kitap da yazmak lazım.” diyor.

Türkiye’de bu türlü yemek kitaplarını

genelde şeflerin değil; mankenler,

oyuncular, sporcular, sporcu koçları,

diyetisyenler ve doktorların yazdığını dile

getiren Bozok, “Bence bizim şeflerin

de bu işe el vermesi lazım. Onların

yazmasında bir sakınca yok tabii. Farklı

insanlardan da beslenmek lazım ama

şeflerin öncülük yapması bence daha

önemli.”

“Artık bundan sonra ekip

arkadaşlarımın başarısı beni

mutlu eder”

Aşçılık yolunda en iyi otel ve restoran

mutfaklarında çalışacaksınız..

Günü gelecek kendi restoranınızın

şefi olacaksınız… Michelin yıldızlı

restoranlarda dünyanın en iyi şefleriyle

mutfağa gireceksiniz… Okullarda

eğitim verecek, hatta catering bile

yapacaksınız… Belki bunlar da

yetmeyecek, üzerine televizyon programı

yapıp, gazetelerde yazılar yazarak

şefliğin neredeyse her bir noktasına

dokunacaksınız! Bir lezzet tutkunu için

daha ötesi var mı diye düşünüyorum.

İşin içinden çıkamayınca Murat Bozok’a

son olarak bundan sonraki hayallerini

sordum. “Bu noktadan sonra benim

için en önemli şey, yanımda yetişen

ekip arkadaşlarımın ve bundan sonra

yetişecek olan insanların bir yerlere

geldiğini görmek, onların yemeklerini

yemek, gazetelerde, televizyonlarda

görmek benim için en büyük kıvanç

kaynağı olur. Eğer bu konuda onlara

öncülük yapabiliyorsam ne mutlu

bana.” diyen Murat Bozok’a bu keyifli

söyleşimizden dolayı teşekkür ediyor,

danışmanlık hizmeti verdiği Secco

Cafe’deki özel çekimimizle veda ediyoruz.


hotel restaurant

84 & hi-tech

gastro güncel röportaj

2015 yılında “Avrupa’nın tadına bak”

projesi kapsamında yürütülen

ana faaliyetleriyle Avrupa dana eti

tanıtımına adanan ve 36 ay için planlanan

kampanya Türkiye’deki faaliyetlerinin

üçüncü yılını dolduruyor. Türk pazarının

yüksek dana eti talebi ve yetersiz yerli

üretim sebebi ile çok cazip bir hedef

olduğunu belirten “Avrupa’nın tadına

bak” kampanyası organizatörü Polonya

Et Derneği Başkanı Witold Choiñski ile

et sektörünün Türkiye ve dünyadaki

gelişimini ve kampanyanın detaylarını

konuştuk.

Avrupa et sektörünün son yıllardaki

gelişiminden bahseder misiniz? Bu

alanda et kalitesi, ihracat vb. kollarda

hangi ülkeler başı çekiyor?

Avrupa Komisyonu’nun (AK) verilerine

göre, 2016 yılında Avrupa Birliği’ndeki

dana eti üretimi 7.863 bin ton

düzeyindeydi. Avrupa Birliği’ndeki en

büyük dana eti üreticisi, 2016 yılında

1.462 bin ton üreten Fransa’dır. Ayrıca,

Fransa’da UE-28’deki en büyük anne inek

sürüsü bulunmaktadır. 2016 yılı Aralık

ayında söz konusu sürü, AB-28’de genel

nüfusun %34’ü ve Fransız ineklerinin (süt

inekleri dahil) %54’ünü oluşturmaktaydı.

Witold Choiñski

“Türk pazarı bizim için çok

cazip bir hedef”

Avrupa Komisyonu’nun tahminlerine

göre, 2017 yılında AB-28’de dana eti

üretimi 7.960 bin seviyesine ulaşacak

ve bir önceki yıla göre %1,2 olarak daha

yüksek olacaktır. Üretimdeki artış,

dana etinin en büyük üreticileri olan

hemen hemen tüm ülkelerde, Fransa

hariç, gerçekleşecektir. Fransa’da

genç kasaplık büyükbaş hayvanların

kesiminde (%12,2 düzeyinde) büyük

bir düşüş meydana gelebilir. AB-15

ülkelerinin üretiminde en büyük artış

Hollanda’da (%12,2), Danimarka’da (%4),

İrlanda’da (%3,4) ve Birleşik Krallık’ta

(%1,9) kaydedilecektir. AB-13 ülkelerinde

ise, en büyük üretim artışı Romanya’da

(%17,7) ve Bulgaristan’da (%10)

gözlemlenecektir. Çek Cumhuriyeti’nde

(%0,6), Estonya’da (%2,2), Letonya’da

(%3,8) ve Litvanya’da (% 8,1) üretimde

düşüş beklenmektedir.

Şubat ayında Avrupa Komisyonu, 2017

yılında AB-28’den üçüncü ülkelere

dana eti ihracatı 256 bin ton seviyesine

ulaşabileceğini ve 2016 yılındaki 244 bin

ton seviye ile karşılaştırıldığında, %5

daha yüksek olacağını öngörmüştür.

Söz konusu artış; Türkiye, Lübnan ve

İsrail’e ihracattan kaynaklı olabilir. 2017

yılının ilk çeyreğinde, AB-28’den üçüncü

ülkelere canlı hayvan, et ve dana eti

ürünleri ihracatı, bir önceki yılın aynı

dönemine göre, %19,2 olarak daha

yüksekti, fakat canlı hayvan ihracatı %3,3

olarak daha düşük, dana eti ihracatı

ise, %32,5 olarak daha yüksekti. Canlı

büyükbaş hayvan ihracatındaki gerileme

Türkiye’ye %44 ve Lübnan’a %8 olarak

daha az gönderimlerden kaynaklanmıştır.

Ancak her iki ülkede dana eti ihracatında

artış kaydedilmiştir. Türkiye et

ihracatı bir önceki yıla göre %19 ve

Lübnan’a %61 daha yüksekti. Polonya

dana eti ürünlerinin ihracatında %41

düzeyinde büyük bir artış gözlenmiştir.

İhracattaki benzer bir artış İrlanda’da da

kaydedilmiştir. Almanya’da ihracattaki

büyüme %9, İspanya’daki ise, %30

düzeyindeydi. Üçüncü ülkelere ihracat

hacmi açısından, Polonya AB-28’de

üçüncü sırada almıştır. 2017 yılının ilk

çeyreğinde Polonya’dan ihracat, AB-28’in

tüm ihracatının %10’u ve et ihracatının

%21’ini oluşturmaktaydı.

Söz konusu bu ülkelerde et sektörüne

ait standartlar, kıstaslar nelerdir?

Üretim standartlarına gelince, AB

ülkelerinde tüm standartlar aynıdır.

Üretim teknolojilerinin gelişmesi ve etin


seri üretimini yapan işleme tesislerinin

ortaya çıkmasıyla birlikte, tüketicilere

yüksek kaliteli ürünleri sunmayı sağlayan

düzenlemelerin, standardizasyon süreci

başlatılmıştır. Günümüzde Avrupa

Birliği makamları, şeffaflık ve sıkı

üretim kurallarına dayalı et üretiminin

politikasını geliştirme konusunda

düzenleyici, önleyici ve kontrol

süreçlerinin tam denetimini yapmaktadır.

Ek olarak bilimsel ve danışma organı,

AB’de üretilen gıda güvenliği konusunda

kapsamlı bilgi sağlayan Avrupa Gıda

Güvenliği Otoritesi’dir. Gıda üretim,

dağıtım veya işleme tam kontrolü fikri

doğrultusunda Türkiye’deki tüketiciler

sunduğumuz dana etinin yüksek kalitesini

korumasını sağlayan sıkı gereksinimlerini

(besin değerlerini koruyan mozaik

yapısı ve sulu olması gibi) karşılayan

belirli satıcılardan geldiğinden emin

olabilirler. Hammadde ve üretim

süreçlerinin seçiminden başlayıp sıkı

hijyenik, güvenlik ve dağıtım kurallarına

uyana kadar tam kontrolünü sağlayan

sıkı kalite standartları sayesinde etimiz

yüksek kaliteli, günlük diyetin önemli bir

parçası olan, Türk halkının beklentilerini

karşılayacak, besleyici bir üründür.

Ülkeler bazında et fiyatlarını nasıl

değerlendiriyorsunuz?

Et fiyatlarını, siyasi ve ekonomik

durumun, ülkenin tarım politikası ve iç

düzenlemeler gibi bir sürü dış faktörlerin

etkilediği unutulmamalıdır. Dana eti;

özellikle büyük şehirlerde yaşayan Türk

tüketici tarafından arzu edilen fakat

ortalama Türk ailesi tarafından gıda

ürünleri için harcanan para miktarına

göre nispeten pahalı bir üründür. Yeni

AB üyelerinin (örnek Polonya) ortalama

kazancına nazaran daha düşük olmasına

rağmen Ankara’da 1 kg dana bonfilenin

ortalama fiyatı yaklaşık 45 TL, yani

yaklaşık 14-15 EUR’dur. Mevcut gelir

düzeyine ve perakende fiyatlarına göre

ithal edilen dana eti Türk tüketici için çok

pahalı bir üründür. Bundan dolayı birçok

aile için günlük gıda alışverişlerinde

önceliği çok yüksek değildir. Türk iş

adamlarına sunulan Avrupalı üreticilerin

ürün yelpazesi fiyat açısından karlı,

rekabetçi bir çözüm ve ürün eksikliğini

tamamlamaya bir imkandır. Pazarın

ithalata açılması ve arzın arttırılması,

hem toptan hem de perakende

fiyatlarını azaltmayı etkileyebileceğini

düşünmekteyiz. Kampanyanın

organizatörü olarak, Avrupalı üreticilerin

yardımıyla Türk pazarında hem satış

hem fiyat oluşum sürecini izlemek

istemekteyiz. Yakında belirli verilere

dayanarak bu alanda elde ettiklerimizi

sunabileceğimizi inanmaktayım.

Avrupa’daki et trendleri nereye gidiyor?

Bu alanda trend belirleyici ülkeler

hangileri? Bu yaz hangi etler ağırlıklı

pazarlarda rağbet görüyor?

Birkaç yıldır Avrupa dana eti sektöründe

ticari ilişkiler, üretim sistemlerinin

öncelikleri ve ekolojinin yanı sıra

tüketicilerin ihtiyaçları alanında dinamik

değişimler gözlenebilir. Onların

değerlendirmesini, dana eti üreticilerinin

küresel hiyerarşisinde dönüşümler ve

küresel ekonomi çapındaki reformlar,

tüketicilerin dikkatini sağlıklı yaşam ve

bilinçli beslenme yönlerine odaklayan

eğilimler ve son olarak kurumsal sosyal

sorumluluğun artan önemi gibi faktörler

etkiler. Söz konusu faktörlerin sonucu

olarak, günümüzde et endüstrisinin

tamamen yeni gelişim yönleri

oluşturduğuna dikkat etmekte fayda var.

Avrupa dana eti üretim sektörü için

özellikle sektör konsolidasyon trendi

konusunda etkin yönetim ve işbirliği

iç süreçleri önceliklidir. Yakın zamana

kadar, merkezi düzeyde geliştirilen

anlaşmalar ve standartlar, topluluğun

tüm tarım pazarının son derece kapsamlı

bir işleyiş stratejisini oluşturuyordu.

Fakat günümüzde uyum sağlamış

standartların ve AB ülkelerinin sayısının

artma döneminde ulusal pazarlar

rekabet avantajı oluşturmakla karşı

karşıyadır. Temel değerler, üretim

şeffaflığı, güvenlik ve sıkı standartların

üzerine inşa edilen anlaşmalar, sektör

görüşmelerinin yanı sıra, anlaşmazlıklar

ve yanlış anlaşılmaları gidermek için

etkili mekanizma oluşturur. Üretim

zincirinin belirli halkaları temsil etmesi,

kamuoyunda bir tartışma başlatılması

ve kamu işleri alanında faaliyetler gibi

görevi olan çalışma grupları, sektörel

birlikleri veya dernekleri oluşturma

eğilimi gitgide daha fazla gözlemlenebilir.

Ayrıca, genelde dış uzmanları, müşterileri

ve bilim dünyasının temsilcilerini

görüşmelere davet edilmesi, çevreyi

oluşturan tüm varlıklarca etkinliği

doğrulanmış ve onaylanmış çözümleri

geliştirmeye olanak sağlar. Bu tür

Topluluk oluşturma şekli sadece gerekli

reformların nispeten hızlı uygulanması

için tek şans değil, aynı zamanda

günümüzdeki tüketicileri ya da iş

ortaklarının gözünde rekabet avantajı

inşa eden yerel anlaşmalar, yayın veya

kalite belgeleri oluşturmak için gittikçe

daha sık başlangıç noktasıdır. Dana

eti üretim zincirinin farklı katılımcıları

arasında ilişkilerin daha güçlenmesi,

aynı zamanda bu sektörün devam eden

konsolidasyon faktörlerinden biridir.

Söz konusu sektör, sürekli kendi

standartlarını artırmak ve müşterilerin

beklentilerini karşılamak için diğer

kuruluşlar ile üretim güçlerini birleştirme

kararı aldı. Geçtiğimiz birkaç yıl içerisinde

sektörün kendi değişimlerinin yanı sıra,

tüketici ihtiyaçları ve beklentileri de

önem kazanmaktadır. Bugünkü müşteri

çok eğitimlidir - sadece kendi haklarını

bilmez aynı zamanda ürünlerden neler

beklediğini bilir. Kolay bilgi erişimi ve

malların serbest dolaşımı sayesinde

mozaik yapısının uygun seviyesi ve

yumuşaklık gibi dana etinin belirli bir tadı

ve kalitesi bilinir. Bahsi geçen durum,

günümüzdeki sağlık eğiliminin ve bilinçli

beslenmenin yansıtılması ve yoğun iklim

değişikliğine bir tepkidir. Müşteriler

gitgide daha fazla ödemeye hazırlar.

Böylece dana etinin hayvan refahına

ve ekolojinin ilkelerine saygı gösteren,

gelişmiş ısıl işlemleri ile et tazeliği

ve besin değerini koruyan tesislerde

üretildiğinden emin olabilirler. Dana

eti üreticileri zamanla satış düzeyini

artırmak için ürün segmentlerinin

belirli özelliklerinin altını çizmeye veya

vurgulamaya olanak tanıyacak dana eti

ürünleri pazarlama stratejileri ile sağlam

bir temel oluşturmanın gerekli olduğunu

anlamaktadır. Son yıllarda, et markaları

oluşturma stratejileri veya İskoçya ya da

İrlanda gibi ülkelerde uygulanan kalite

belgeleri özellikle önem kazanmaktadır.

Onların örneğin iş ortakları grubunda

düzenli iletişimi, marka bilincini

oluşturması ile birleştirerek, tüketici

güveni ve aynı zamanda piyasa talebini

arttırma gibi uzun vadeli sonuçları getirir.

Cazip ihracat hedefi, helal dana eti

Diğer taraftan, iş açısından Avrupa dana

eti pazarı için meydan okuma; Topluluk

dışındaki piyasa ülkeleri için yerel

tüketicilerin ihtiyaçları ve beklentilerine

uyarlanmış ve Veteriner Müfettişliklerin

aktif desteği ile hayata geçirdiği dengeli

teklifi oluşturmasıdır. En iyi örnek helal

dana etidir. Türkiye ve Birleşik Arap

Emirlikleri gibi büyüyen ve gelecek vaat

eden pazarlarda AB üretimi için cazip

ihracat hedefidir. Bu durumda, birtakım

katı standartları karşılayan sağlam iş

ortağı pozisyonu inşa etmesi, benzersiz

rekabet avantajı oluşturmak ve uzun

vadeli iş ilişkileri kurmak için bir fırsattır.

Önümüzdeki yıllarda, belirli mal değişimi

yapan pazarlar arasında üretim ve sıhhi


86

hotel restaurant

& hi-tech

gastro güncel röportaj

engelleri kaldıran ticareti destekleyen

faaliyetler ve aktif müzakerelerin

yürütülmesinin birleşimi, yüksek kaliteye

sahip dana etinin Avrupa ihracatındaki

geleceği olabilir. Bu eğilimleri oluşturan

ülkelerden bahsetmek oldukça zordur.

AB topraklarında Ortak Tarım Politikası

kurallarının getirilmesiyle et sektöründe

oluşturulan eğilimler tüm ülkeler için

ortaktır. Elbette üretim düzeyi yüksek

olan ülkelerde eğilimler pazarın daha

olgun olmasından dolayı daha belirgindir.

Avrupa’nın Tadına Bak kampanyasından

da biraz söz eder misiniz? Başladığı

günden bu yana Türkiye ve dünya

pazarında nasıl bir ivme yakaladınız?

Türkiye için 2017 yılında hedeflediğiniz

rakamları tutturabildiniz mi? 2018 yılı

için ihracat, ciro, karlılık bakımından

hedefleriniz neler?

“Avrupa’nın tadına bak” adlı kampanya,

taze, soğutulmuş veya dondurulmuş dana

eti ve bu et bazında işlenmiş ürünler ile

ilgili bilgi ve tanıtımı içeren faaliyetleri

kapsamaktadır. 2015-2017 yılları

için planlanan kampanya faaliyetleri,

öncellikle B2B alanındaki tüccar, ithalatçı

ve distribütör grupları ile işbirliği ve

medya, şefler, et piyasası uzmanları gibi

kanaat önderleri ile iletişim kurmaya

odaklanır. Kurduğumuz etkili iletişim

sayesinde Türk kamuoyuna ulaşacağımızı

ummaktayız. Yukarıda belirtilen gruplar

“Avrupa’nın tadına bak” kampanyasının

alıcılarına adanmış hedefleri belirler.

İş varsayımları, Avrupa dana eti için

pazar bulmaya ve Türk pazarında satış

arttırmaya odaklanır. Bu inisiyatif,

işbirliği platformu oluşturmak, üstelik

verimli çalışmaya, şeffaf kurallara ve

rekabetçi ticari teklife dayalı kalıcı iş

bağlantıları kurmak için bir fırsattır.

Başka önceliğimiz, dana eti kalitesi ve

Avrupa dana eti üretiminin standartları

konusunda alıcılarımızın gittikçe

bilinçlendirilmesidir. Kampanyanın

önümüzdeki aylarında AB gıda

politikasının sıkı olması, güvenlik ve

kontrol sistemleri ve yenilikçi altyapısı

gibi faktörler ile Avrupa etinin mükemmel

seçimini, yüksek kalitesini ve olağanüstü

tadını vurgulamak isteriz. Kampanyanın

değerlendirilmesine gelecek olursak,

kampanya başlatılmadan önce,

Türk pazarının gereksinimlerini ve

beklentilerini öğrenmek amacıyla, et

ve Avrupa dana eti ile ilgili araştırmalar

yaptık. Ankete katılan katılımcılar; tüccar,

şef, gazeteci ve iş örgütleri temsilci

gruplarından oluşturulmaktaydı. Ankete

katılanların %94’ü alışveriş yaptığında

dana eti satın aldığını ve onlardan

sadece %10’u Türkiye dışından dana

eti almayı tercih ettiğini doğrulamıştır.

Ayrıca, ankete katılanlar yüksek Avrupa

standartlarının yanı sıra, modern

AB’nin altyapısı ve politikasını takdir

etmiştir. Kampanyanın etkinliğinin

kanıtı 2016 yılının başında yapılan

araştırmanın sonuçlarıdır. Bahsi geçen

araştırmaya göre katılımcıların %20

’si geçtiğimiz günlerde Avrupa eti

konusu ile karşılaşmış, %60’ı ise bu

konunun Türk medyasında olduğunu fark

etmiştir. Geçen yıl gerçekleştirdiğimiz

kampanyanın etkisiyle katılımcıların

%8’i Avrupa dana etini daha fazla satın

almaktadır, ticaret grubu temsilcilerinin

%15’i ise AB tedarikçileri ile temas

haline geçmeye çalışmıştır. 2017 yılının

başında yapılan ankete göre katılımcıların

%13’ü Avrupa eti konusu ile karşılaşmış,

%49’u ise bu konunun Türk medyasında

daha sık ele alındığını fark etmiştir.

Türk tüketicileri genel olarak yerli dana

etini seçtiğini beyan etmesine rağmen,

katılımcıların bazıları et konusundaki

fikrini değiştirmeye hazırdı. Kampanyanın

etkisiyle bazı katılımcılar Avrupa dana

eti ile ilgili bilgilerini derinleştirmek

istediklerini ve %16’sı başkalarına tavsiye

edeceklerini belirtmiştir. İş sonuçlarının

değerlendirilmesi için, daha fazla zamana

ve özel ticari bilgilere ihtiyacımız vardır.

Türkiye ile inşa ettiğimiz işbirliğinin,

Avrupa üreticilerini devlet ihalelerine

davet etme şeklinde ölçülebilir

sonuç getirdiğini tam sorumlulukla

söyleyebiliriz.

Türkiye’deki et üretimini nasıl

değerlendiriyorsunuz?

Türkiye; coğrafi konum ve iklim şartları

bakımından, tarımın gelişmesi için

uygun koşullara sahiptir. Hayvancılık

ve üretimi, tarım üretim değerinin 1 / 3 ’i

oluşturmaktadır. Kümes hayvanlarının

ve süt ineklerinin yetiştirilmesi

bakımından çok iyi, fakat et inekleri

(sığır) yetiştirilmesi bakımından daha

az geliştirilmiştir. Ancak 2016 yılı Türk

pazarı dana eti sektöründe çok olumlu

geçti. 2016 yılındaki en büyük artış –

%15,4 olarak Türkiye, 2016 yılındaki en

büyük düşüş – %16,6 olarak Avustralya

olarak gerçekleşti. Türkiye’de gözlenen

artış dana eti sektöründe yapılan ulusal

talebi karşılamayı amaçlayan sübvansiyon

programının sonucudur. 2016 yılında Türk

tarım üreticilerine hayvancılık üretimi

için 3,2 milyar (1,07 milyar dolar) dahil

olmak üzere 11,6 milyar Türk Lirası (3,8

milyar ABD doları) değerinde sübvansiyon

verilmiştir.Türkiye’de dana eti üretimini

sınırlayan faktörler yüksek yetiştirme ve

yem maliyetleri başta olmak üzere üretim

maliyetleridir. 2016 yılında Türk büyükbaş

hayvan ithalatı önceki yıla göre iki kat

artmıştır. Bahsi geçen süreç yerli ırkların

genetiğini iyileştirmek amacıyla kullanılır.

Yani uzun vadeli olarak Türkiye’de dana

eti üretiminin ve işlemesinin artışı tahmin

edilebilir. Aynı zamanda Türk nüfusunun

artışı (77 milyondan 100 milyona), satın

alma gücünün artışı (şimdiki kişi başına

19,5 bin USD’den 25 bin USD’ye) ve

dana etinin daha fazla tüketilmesine

yol açan tüketim yapısını değişimi ile

beraber talepler de artacaklar. Dana

etinin tüketicileri arasında Türkiye’yi

ziyaret eden yaklaşık 35 milyonluk

turist grubu da eklenmelidir. Türk

hükümetinin stratejisi; sadece kendi

piyasa ihtiyaçlarını karşılamak için değil,

aynı zamanda bu sektör ürünlerinin

ihracat hacmini arttırmak için; besilik

büyükbaş yetiştirmesi dahil olmak

üzere, öz tarım üretiminin gelişmesini

desteklemeye yöneliktir. Avrupa dana

eti, Türkiye’de üretilenden tat açısından

daha büyük bir avantaja sahiptir. Çünkü

sadece tüketici sağlık güvenliğini

sağlayan et işleme en ileri teknoloji ile

üretilmiyor, aynı zamanda da et sürüsü

yetiştirmek için iyi, doğal koşullar vardır.

Bunlar iklimsel nedenlerden ötürü,

Türkiye’dekinden AB’de daha uygundur.

AB’de et sığırı sürüleri hemen hemen

tüm yıl boyunca çoğunlukta otlaklarda

olup yetiştirilmektedir. İyi topraklarda

yetiştirilen taze, kaliteli bir yeme

erişebilirler. Yetiştirme süresince uygun

doğa koşulları AB dana etine benzersiz,

eşsiz tat ve en seçici Türk tüketicileri

arasında önemli bir yer sağlamaktadır.

Avrupa dana eti lezzet bakımından

Türkiye’de üretilen dana etinden biraz

daha üstündedir çünkü tüketici sağlık

güvenliğini sağlayan geliştirilmiş et

işleme teknolojisinin yanı sıra doğal

yetiştirme koşullarına sahiptir. Bundan

dolayı en fazla yetiştirme çiftlikleri:

Hollanda, Fransa, Birleşik Krallık,

Belçika ve İskandinavya dahil Baltık

ülkeleri başta olmak üzere ılıman iklimli

ülkelerde bulunmaktadır. Bu tür doğal


Polonya Et Derneği

Başkanı

Witold Choiñski

koşullar; çoğunlukla dağlık, açık havada,

doğal şartlarda büyükbaş yetiştirmeye

uygun olmayan yüksek sıcaklık (yaklaşık

45ºC) olduğu yerlerde bulunan bereketli

ve verimli topraklara sahip olan

Türkiye’de zor bulunur. Bu faktörler

neticesinde AB dana eti benzersiz

bir lezzete sahip ve giderek daha

talepkar Türk tüketicilerin öncü tercihi

olmaktadır. Bu da AB ülkelerinde et sığır

çiftliklerinin sayısını göstermektedir.

Bundan dolayı AB ve Türk dana eti

üreticileri ve tüketicileri arasındaki

iş birliğinin potansiyeli tükenmez gibi

görünmektedir. Büyükbaş yetiştirme

genetiği ile uğraşan bilimsel araştırma

enstitülerinin işbirliğin- den başlayıp;

veterinerlik hizmetleri, yetiştirme,

kesim ve dana eti üretim standartları

konusundaki iş birliğinden geçip,

aşçılık alanında deneyimlerinin umut

verici alışverişine kadar birçok alanda

geliştirilebilir, hatta geliştirilmelidir.

Polonya Et Derneği tarafından başlatılan

“Avrupa’nın tadına bak” kampanyası; dana

eti yemeklerinin lezzetinin en üst seviyede

sağlanması şartıyla sağlıklı beslenme

konusunda yaratıcı deneyimlerin

mükemmel bir alışveriş platformudur.

Çok yönlü işbirliği; Avrupalı ve Türk

üreticilerin iş kültürlerinin birbirine

benzemesinden ve edinilen tecrübelerden

kaynaklanmaktadır.

Et sektörünün yaşadığı en büyük

sorunlar neler? “Avrupa’nın tadına bak”

olarak çözüm önerileriniz neler olabilir?

“Avrupa’nın tadına bak” kampanyası,

Türk ve Avrupalı kuruluşlar arasında iş

platformu oluşturmayı hedeflemektedir.

Gümrük politikası AB gerekliliklerine

uymasına rağmen Türkiye hala kendi

tarım piyasasını farklı tarife dışı

araçlardan korumaktadır, örn. pahalı

ve uzun süren gıda ürün sertifikasının

edinme prosedürü (üretici AB piyasasında

mevcut bir ürün için AB üye ülkesi

tarafından verilen uygunluk sertifikasına

sahip olsa bile), ürünleri Türkiye’ye ihraç

ederken her seferinde yeni lisansların

ve sertifikaların alınması zorunluluğu

ve üretici ülke tarafından verilen sağlık

belgesinin resmi onaylı şartı vs. Üstelik

BSE tehlikesinden dolayı Türkiye’ye canlı

hayvan ithalatı yapılmaz. Birkaç sene önce

çıkarılan bu yasak birçok AB ülkesi için

geçerliydi, fakat yapılan ikili görüşmelerin

sonucunda hemen hemen tüm ülkeler

için kaldırıldı. Yoğun iletişim ve eğitim

faaliyetleri yoluyla, zaman geçtikçe

Türk pazarının Avrupa ihracatçıları ve

üreticilerine daha açık hale geleceğini

ummaktayız. Bunun uzun vadeli, sadece

ekonomik faktörlere değil de, aynı

zamanda siyasi faktörlere bağlı bir süreç

olduğunun farkındayız. Türk pazarının

doğrudan görüşmeler sırasındaki

ürünlerimize verdikleri olumlu tepkileri ve

artan ilgilerini izlerken geleceğe olumlu

bakmaktayız.

Gündeminizde yeni projeleriniz, yatırım

alanlarınız mevcut mu?

Şu anda “Avrupa’nın tadına bak”

kampanyası organizatörü Polonya

Et Derneği Türkiye’de, Japonya’da

ve Kanada’da tanıtım-bilgilendirme

projeleri, Polonya’da ise, birkaç iç proje

yürütmektedir. Yürütülen faaliyetlerin

yüksek verimliliğini sağlamak için, yakın

gelecekte yeni tanıtım-bilgilendirme

kampanyaları planlamamaktayız. Ancak

dernek ileride Türkiye’de de başka

projeler yapmayı hariç tutmamaktadır.

Food İstanbul Fuarı'nda Avrupa Eti

Eylül ayında “Avrupa'nın tadına bak”

adlı kampanya İstanbul Food Fuarı'na

katılacaktır. 4 günlük etkinlik boyunca

organizatörler stanttaki bilgilendirme

faaliyetleri, öğle yemeği ile açık oturum

ve medya görüşmeleri planlamıştır.

Ayrıca, fuar ticari ilişkiler ve Avrupa

dana eti bazında hazırlanan yemekleri

tatmak için bir fırsat olacaktır.

"Avrupa'nın tadına bak" kampanyası

organizatörü Polonya Et Derneği

Başkanı Witold Choiński konuyla

ilgili olarak şunları söyledi: “Türkiye

başkentinde 20- 23 Eylül 2017 tarihleri

arasında İstanbul WorldFood Fuarı

düzenlenecektir. İstanbul CNR Expo

Fuar Merkezi 60 000 m'lik bir alanda

dünyanın dört tarafından gelecek

1000 şirketin stand kuracağını ve 35

bin ziyaretçi geleceğini planlamıştır.

Fuar organizatörlerince etkinlik gıda

endüstrisinde farklı ticari kuruluşları

birleştirmeye ve ticari platform

oluşturmaya odaklanır. "Avrupa'nın

tadına bak" kampanyasının standının

yanı sıra, açık oturum ve sektör

medya temsilcileriyle görüşmeler

öngörülmüştür. Türk pazarının

yüksek dana eti talebi ve yetersiz yerli

üretim nedeniyle Türkiye bizim için

çok cazip bir hedeftir. Fuar süresince

güvenilir bilgi kampanyası ve Avrupa

dana eti temelinde yapılan müthiş şef

tarafından hazırlanan yemek tadımını

planlamaktayız. Sektör uzmanlarının

yardımıyla açık oturum ve medya ile

görüşmeler sırasında Avrupa etinin

üretimi, kalitesi, olağanüstü tadı ve

ihracat potansiyeli ile ilgili temel

konulara değinmek istemekteyiz.”


hotel restaurant

88 & hi-tech

gastro güncel

Gastronominin yıldız

savaşları başlıyor!

Son yıllardaki umut verici

gelişmelerle dünya arenasının

yükselen yıldızları arasına giren

Türkiye gastronomisi sonunda

Michelin, Zagat, Feinschmecker

gibi prestijli gastronomik

derecelendirme sistemleri ile

kıyaslanan bir organizasyona

kavuşuyor.

Türkiye coğrafyası bütünündeki

gastronomik faaliyetlerin

etik kurallar içerisinde

derecelendirilmesi prensibine dayalı,

ülkemizin kurumsal anlamda ilk

derecelendirme sistemi olan YEDY’nin

gastronomi dünyasının duayenlerinden

oluşan Kurucular Kurulu ile Danışma

Kurulu üyeleri son hazırlıklarını

tamamladı. Dünya gastronomisinde hatırı

sayılır bir ün kazanan Türkiye, sınırları

dahilinde faaliyet gösteren işletmelerin

standartlarını yükselterek dünya üzerinde

hak ettiği yere gelmesini sağlayacak bir

organizasyona kavuşuyor. Ülkemizde

bugüne kadar bu anlamda ulusal ya

da uluslararası bir çalışma olmaması

tüm çevrelerde gastronomi sektörünün

en önemli eksikliklerinden biri olarak

değerlendiriliyordu.

Gastronominin duayenleri bu

Kurul’da!

Bu eksikliği gidermek amacıyla

2014 yılında ilk adımı atılan YEDY’nin

gastronomi dünyasının duayenlerinden

oluşan Kurucular Kurulu ile Danışma

Kurulu üyeleri bir araya gelerek son

hazırlıklarını tamamladı. YEDY Kurucular

Kurulu Anadolu Halk Mutfağı Derneği

Başkanı Adnan Şahin, Mutfak Dostları

Derneği Başkanı Zeynep Kakınç,

Günaydın Et Restaurantları Kurucu Ortağı

Cüneyt Asan, Grafikir Reklam Ajansı

Başkanı Bora Çınar, TIFF Yapım Yönetim

Kurulu Başkanı Ufuk Akgün, Doktor

Bülent Şen, NTV Operasyon Müdürü

Cengizhan Kocahan ve Dolce Pastaneleri

Kurucusu Nilgün Ertuğ’dan oluşuyor.

YEDY Danışma Kurulu üyeleri arasında

ise ülkemizin önde gelen yiyecek,

içecek ve otelcilik danışmanlarından

Osman Serim, Türk Kahvesi Kültürü ve

Araştırmaları Derneği Yönetim Kurulu

Üyesi ve Arzum Yönetim Kurulu Başkanı

Murat Kolbaşı, TÜRES Başkanı Ramazan

Bingöl, Yemek Kültürü Araştırmacısı


ve Yazar Filiz Hösükoğlu, Gastronomi

Yazarı, Yemek Fotoğrafçısı ve Stilisti

Aydan Üstkanat, Mutfak Dostları Derneği

Danışma Kurulu Üyesi ve Yemek Yazarı

Sevim Gökyıldız, Habertürk Gazetesi

Köşe Yazarı ve Yüksek Mimar Ali Esad

Göksel, Slow Food Bardacık Birliği Lideri

ve Yemek Araştırmacısı Nedim Atilla,

Şarap Dostları Derneği Eski Başkanı

Ahmet Aykut, Dünya Gazetesi Gastronomi

Yazarı Faruk Şüyun, IC Holding Turizm ve

Hizmetler Grup Başkanı Orhan Hallik, İş

Adamı Orhan Kesikoğlu ve Türkiye Aşçılar

Federasyonu Başkanı Zeki Açıköz gibi

gastronomi dünyasının kanaat önderleri

sayılan isimler bulunuyor.

Lansman, 24 Ağustos’ta

yapılacak

YEDY’nin ilk etapta Türkiye’yi kapsayan

sonuçları 24 Ağustos 2017 akşamı

seçkin konukların katılımı ile İstanbul’da

gerçekleştirilecek olan lansmanda

açıklanacak. Danışma Kurulu

toplantısında söz alan üyelerden Mutfak

Dostları Derneği Danışma Kurulu Üyesi

ve Yemek Yazarı Sevim Gökyıldız konuyla

ilgili olarak “YEDY, bizim gibi mutfakla

ilgili, Türk mutfağının tanıtılması ve

dünya mutfakları arasında layık olduğu

yeri alması için çaba gösterenlerin

yıllardır beklediği mükemmel bir hareket

olacaktır. İçinde olmaktan mutluyum”

dedi. Şarap Dostları Derneği Eski

Başkanı Ahmet Aykut ise “Beğenmek ve

beğeniyi belirtmek kişileri veya kurumları

geliştirir, aynı önyargısız eleştirmek ve

eleştiriyi belirtmek gibi. YEDY’nin bu

anlamda büyük bir açığı kapatacağına ve

gastronomi dünyamıza yeni pencereler

açacağına inanıyorum” ifadelerini

kullandı. YEDY ile ilgili görüşlerini

paylaşan ülkemizin önde gelen yiyecek,

içecek ve otelcilik danışmanlarından

Osman Serim de “Derecelendirme

sistemlerinin hem işletmeleri

ödüllendirmek hem de tüketicileri

yönlendirmek adına önemli olduğunu

düşünüyorum. Türk gastronomisinin

dünyayla entegrasyonu anlamında ciddi

derecelendirme kuruluşlarına ihtiyacımız

var. YEDY’nin de bu eksikliği gidereceği

inancındayım” dedi.

YEDY nasıl işliyor?

YEDY organizasyonu için kimliklerini

gizli tutmayı kabul etmiş, gastronomi

konusunda derin bilgisi, merakı ve

tecrübesi olan, her bölgeden 5 olmak

üzere toplam 30 ve İstanbul’dan 40 olmak

üzere Türkiye genelinde 70 adet gizli

müfettiş 4 yıl boyunca aralıksız çalışarak

derecelendirme çalışmalarını yürüttü.

Bugün sayıları toplam 102’ye ulaşan

YEDY müfettişlerinin topladığı bilgiler

ile artık sona gelindi. Tamamı titizlikle

seçilmiş müfettişler büyük gizlilik içinde

sıradan bir müşteri gibi restorana giderek

menüyü inceledi, masa örtülerinden

kaşık-çatala, ambiyanstan müziğe kadar

restoranı tepeden tırnağa mercek altına

alarak yıldız sistemi ile derecelendirme

yaptı. Türkiye’nin ilk derecelendirme

sistemi olan YEDY kapsamında ölçme ve

değerlendirme yapılan tüm işletmeler,

müfettişler ile olan istişareler sonucu ve

alanında en yetkin kanaat önderlerden

oluşan YEDY Danışma Kurulu tarafından

belirlendi; hiçbir şekilde talep

doğrultusunda bir işletmeye inceleme

yapılmadı.

Yıldızlar ne anlama geliyor?

“1 yıldız” işletmenin olduğu il ya da ilçede

tercih edilmesi önerilen mekânları, “2

yıldız” işletmenin bulunduğu il ya da

ilçenin yakınlarında iken yol değiştirmeye

değecek mekanları, “3 yıldız” ise sadece o

işletmede yemek deneyimi yaşamak için

o şehre gidilebilecek mekanları belirtiyor.

Yıldız almaya hak kazanmasa da sıra

dışı, başarılı bulunan ve tavsiye edilen

işletmeler “Lezzet Noktası” kategorisinde

değerlendiriliyor.

Batı Avrupa basın lansmanı

Mayıs 2018’de Madrid’de

gerçekleştirilecek

YEDY organizasyonu objektifliğini

sürdürebilmek adına kimliği ortaya

çıkmış müfettişler ile yollarını

hemen ayırıyor ve bu işlem kamuoyu

ile paylaşılıyor. Objektifliğini ve

bağımsızlığını korumayı ilke edinen YEDY

organizasyonu hiçbir şartta yiyecek ve

içecek işletmeleri ile maddi ilişki içerisine

girmiyor ve bu işletmelerden reklam

almıyor. Birinci etapta Türkiye’nin 7

bölgesi 81 ilini kapsayan YEDY, ikinci etap

çalışmaları ile Avrupa’yı da kapsayacak

şekilde genişletilecek ve Batı Avrupa

Basın Lansmanı 2018 Mayıs ayında dünya

gastronomi başkentlerinden Madrid’de

gerçekleştirilecek. 2017 yılı sonuçlarını

kapsayan “YEDY Derecelendirme

Kitabı”, 24 Ağustos’ta 20 ülkeden

yazarlar ve profesyonel şeflerin katılımı

ile İstanbul’da yapılacak lansmanda

yayınlanacak.


hotel restaurant

90 & hi-tech

gastro güncel

Unilever Paydaş Çalıştayı’nda geleceğin yol haritası

konuşuldu

“Özel sektör, ekosistemini kadınlar ve gençler için

harekete geçirmeli”

Unilever’in Sürdürülebilir Yaşam Planı kapsamında geleneksel olarak

düzenlediği Paydaş Çalıştayı, bu yıl ‘Kadınların ve Gençlerin Güçlenmesi’

konuları odağında gerçekleşti.

Unilever, sürdürülebilirliği işinin

merkezine koyarak hayata

geçirdiği ‘Unilever Sürdürülebilir

Yaşam Planı’ doğrultusunda kaydettiği

ilerlemeyi duyurmak, aynı zamanda

ekosistemindeki etkiyi büyüterek

yaygınlaştırmak amacıyla her yıl

paydaşlarıyla bir araya geldiği çalıştayı,

bu yıl 21 Haziran’da İstanbul’daki

Merkez Ofisinde gerçekleştirdi. Çalıştay,

kamu, sivil toplum, akademik çevreler

ve iş dünyasından 50’ye yakın uzman

ismin katılımıyla yapıldı. ‘Kadınların

ve Gençlerin Güçlenmesi’ konularına

odaklanan çalıştayda, alanında uzman

isimler bugünün tablosunu ortaya

koyarak, geleceğin yol haritasını

belirlemek üzere çözüm önerilerini

tartıştı. Unilever Sürdürülebilir Yaşam

Planı’nın altıncı yılında düzenlenen

çalıştayın açılış konuşmasını yapan

Unilever Türkiye, Orta Asya ve İran

Yönetim Kurulu Başkanı Harm Goossens,

Unilever’in William Lever’den bu yana

‘paylaşılan refaha’ odaklandığını, o

günden bu yana şirket misyonunun

değişmediğini, Sürdürülebilir Yaşam

Planı’yla da tüm değer zincirini kapsayan

ve sürdürülebilir büyümeyi merkezine

yerleştiren farklı bir iş modeli ortaya

koyduklarını söyledi.

Goossens: “Birlikte daha iyi bir

dünya yaratabiliriz”

Unilever’in paydaşlarıyla yürüttüğü

çalışmalar sayesinde, Sürdürülebilir

Yaşam Planı kapsamında globalde

50’den fazla hedefin yüzde 80’ini

gerçekleştirdiğini kaydeden Goossens,

sözlerine şöyle devam etti: “Biz sade

ve alçak gönüllü bir şekilde yardımınızı

istiyoruz. Güven ve karşılıklı saygıya

dayalı, dahiliyetçi ve kuşaklar arası

düşünceye dayalı derin iş birlikleri

içindeyiz. Bu sayede birçok zorluğumuzu

çözebileceğimize inanıyoruz. Her

zamankinden daha çok, amacımızı

yaşatmaya ve sürdürülebilir yaşam


planımızın sorumlu büyümenin itici gücü

olmasında kararlıyız. Çünkü birlikte,

bugünkü ve gelecek kuşaklar için daha

iyi bir dünya yaratabiliriz. Daha iyi bir

gelecek yaratmak için bundan daha iyi bir

zaman yok!”

Sürdürülebilir Yaşamı

Destekleyen Markalar büyümeyi

güçlendiriyor

Unilever Türkiye, Rusya, Orta Doğu,

Kuzey Afrika, Orta Asya, Kafkasya

ve İran Sürdürülebilir İş ve İletişim

Direktörü Ebru Şenel Erim de

çalıştayda, Sürdürülebilir Yaşam Planı

doğrultusunda Türkiye’de kaydedilen

ilerleme hakkında bilgi verdi. “2016

yılında, sürdürülebilirliğin, şirketimizin

büyümesini güçlendirdiğini görmeye

devam ettik” diyen Erim, büyümenin

yüzde 70’ten fazlasının Sürdürülebilir

Yaşamı Destekleyen Markalardan

geldiğini, tarımsal hammaddelerin

(poşet çay, yerel sebze ve baharatlar,

domates) yüzde 100’ünün sürdürülebilir

kaynaklardan tedarik edildiğini, 70 milyon

TL tasarruf sağlandığını, Türkiye’deki tüm

fabrikalar, depolar, dağıtım merkezleri ve

ofislerin ‘Çöplüğe Sıfır Atık’ kategorisinde

faaliyet gösterdiğini söyledi.

Vrbensky: “Sürdürülebilir

Kalkınma Hedeflerinin amacı

kimseyi geride bırakmamak…”

Çalıştayın konuk konuşmacısı Birleşmiş

Milletler Kalkınma Programı (UNDP)

Avrupa ve Bağımsız Devletler Topluluğu

Bölge Direktör Yardımcısı Rastislav

Vrbensky, “Sürdürülebilir Kalkınma

Hedefleri için Gençliğin, Kadınların ve

İş Dünyasının Kritik Rolü” başlıklı bir

sunum yaptı. Vrbensky, Bin Yıl Kalkınma

Hedefleri’nin misyonunu tamamladığını,

Sürdürülebilir Kalkınma Hedeflerinin ise

çok daha cesur olduğunu vurgulayarak,

“Geçen yıl yürürlüğe giren Sürdürülebilir

Kalkınma Hedefleri, yoksulluğu sona

erdirmeyi, gezegenimizi korumayı ve

barış ve refahı tüm insanlara ulaştırmayı

hedefliyor. Ana hedefimiz kimsenin

geride bırakılmaması olduğu için,

hükümetlerle beraber özellikle gençler

ve kadınların güçlendirilmesi konularına

eğilmemiz gerekiyor. Gündemimiz çok

iddialı, bu nedenle de gelişmekte olan

ülkelerde milli gelirin yüzde 60’ına,

istihdamın ise yüzde 90’ına kaynaklık

eden özel sektörün gücü ve sahip olduğu

yetenekler, teknoloji ve inovasyon da

küresel hedeflerin başarılmasında kritik

bir önem taşıyor.” dedi.

Paydaş Toplantısı 2016’dan öne

çıkanlar…

Unilever’in bu yıl 3. kez düzenlediği

Paydaş Çalıştayı’nın odak konuları

‘Kadınların Güçlenmesi’ ve ‘Gençlerin

Güçlenmesi’ oldu. ‘Kadınların

Güçlenmesi’ konusunun tartışıldığı ilk

masada, kadınların kültürel farklılıklar,

güvenlik, çocuk sahibi olma gibi

etkenlerle iş dünyasından uzak kaldıkları

vurgulandı. Sorunun çözümü için

başarılı kadın rol modellerin kamuoyuna

tanıtılması, erkeklerin cinsiyet eşitliği

için mücadele etmesini amaçlayan

girişimlerin yaygınlaştırılması gerektiğine

dikkat çekilirken, iletişimin gücünden

daha fazla yararlanılması önerildi.

Kadın Masası, Birleşmiş Milletler

Kadının Güçlenmesi Prensipleri (WEPs)

kapsamında, Unilever öncülüğünde

kurulan, müşterilerinin, tedarikçilerinin

ve distribütörlerinin de yer aldığı Kadının

Güçlenmesi Platformu’nun önemine

vurgu yaparak, bu girişimin somut

aksiyonlarla ileriye taşınmasını önerdi.

‘Gençlerin Güçlenmesi’ konusuna

odaklanan diğer iki masanın

tartışmalarında toplumun gençlerden

beklentileri öne çıktı. Gençlerden

Kamu, sivil toplum,

akademik çevreler ve

iş dünyasından 50’ye

yakın uzmanın bir

araya geldiği çalıştayda,

kadınların ve gençlerin

güçlenmesi konusunda

istenen ilerlemenin

sağlanabilmesi için özel

sektörün ekosistemini

harekete geçirmesi

gerektiği vurgulandı.

atılımcı ve katılımcı olmalarının, yenilik

getirmelerinin beklendiğine dikkat

çekilirken, buna karşın gençlere

yeterince fırsat yaratılmadığı vurgulandı.

Sadece gençler ve ebeveynler arasında

değil aynı zamanda farklı sosyo-kültürel

kesimlerden gelen gençler arasında

da farklılıklar olduğu belirtilirken,

özel sektörün, ekosistemini harekete

geçirerek çözüm sunabileceği kaydedildi.


92

hotel restaurant

& hi-tech

gastro güncel

Yemekleriyle Mardin’i değiştiren kadın

Ebru Baybara Demir

Mardinli şef ve sosyal girişimci Ebru Baybara Demir, hem bölge kadınlarının ve

Suriyeli mültecilerin istihdamına katkı sağlıyor hem de Türkiye’nin zengin mutfak

kültürünü dünyaya tanıtıyor. Geçtiğimiz günlerde dünyanın en itibarlı mutfak

kültürü yarışması Bask Dünya Aşçılık Ödülleri’nde ilk 10’a kalarak finalist olan

Demir’in hedefinde Mardin’e bir gastronomi okulu kurmak var.

Mardinli şef ve sosyal girişimci

Ebru Baybara Demir, dünyanın

en prestijli şef yarışmalarından

biri olan Basque Culinary World Prize’da

(Bask Dünya Aşçılık Ödülleri) 110

aday arasından ilk 10’a girerek finale

kalan ilk Türk şef oldu. Demir, ödüle

Şanlıurfa’nın Harran ilçesinde yerel

değerlere sahip çıkmak, unutulmaya yüz

tutmuş yerel ürün ve tarifleri kayıt altına

almak, Suriyeli mültecilerin toplumsal

hayata entegrasyonuna destek olmak ve

kadınların bölge ekonomisine katkıda

bulunmalarını sağlamak amacıyla

eğitmen şefliğini yürüttüğü Harran

Gastronomi Okulu-Amazon Kraliçeleri

projesi ile aday gösterildi.

Dünya Aşçılık Ödülleri’nde finale

kalan ilk Türk şef

Ebru Baybara Demir, uluslararası

arenada Türk mutfağından ve Türk

gastronomisinden bahsedilmesene vesile

olmaktan duyduğu mutluluğu belirterek

şunları söyledi: “Dünyanın önde gelen

mutfak enstitüsü Basque Culinary

Center’ın her sene mutfaktaki yeteneğini

ve yaratıcılığını, toplum yararına sosyal

sorumluluk projeleriyle birleştiren şefleri

taçlandırdığı, dünyanın en prestijli şef

yarışmalarından biri olan Bask Dünya

Aşçılık Ödülleri’nde finale kalan ilk Türk

şef olmanın gururunu yaşıyorum. Beni

en çok mutlu eden, ödülün kendisinden

çok, elimi uzatıp hayatlarına dokunmak

ve değiştirmek için çabaladığım Mardinli,

Urfalı ve Suriyeli mülteci kadınların bu

proje sayesinde dünya çapında tanınma

ve daha nicelerinin kendi yetenek ve

çabaları ile aşçılığı meslek edinebilmesi

için destek alma şansına sahip olmaları.”

Bask-Mardin arasında köprü

Dünya çapında sektör profesyonellerinin

büyük bir dikkatle takip ettiği yarışmada

finale kalmanın Türkiye ve Mardin

açısından kritik bir değeri olduğunu

vurgulayan Baybara Demir, “Bu vesile

ile gastronomi alanında dünyanın önemli

merkezlerinden biri olan Bask Bölgesi ile

Mardin arasında bir köprü kurulmuş oldu.

Bu köprü, tüm dünyada zengin yemek

kültürümüzün tanıtımına ve kültürel

çeşitliliğimizin farkında olunmasına katkı

sağlayacaktır.” dedi.

Ödül gelirse Gastronomi Okulu

kuracak

Baybara Demir, 100 bin Euro’luk ödüle

layık bulunması halinde yörede kalıcı bir

Gastronomi Okulu kurarak istihdama

ve zengin mutfak kültürünün kayıt

alınmasına katkı sağlamayı hedefliyor:

“Aciliyetine yürekten inandığım ve

çözümüne katkı sunmak istediğim

konular var: Bölgemizde işsizlik TÜİK

raporlarına göre yüzde 30 civarında.

Bu soruna 100 bin kayıt dışı Suriyeli

eklenince sorunun çözümü için ivedilikle

çalışmak gerekiyor. Bölgenin dinamikleri

içerisinde en önemli sorun, işsizlik ve

belirsizlikten ötürü yaşanan göç. İkincisi

kültür kaybı. Suriyeliler beraberinde

getirdikleri kültürü aktaracak mecra

bulamadıklarından bu zengin kültür

zamanla yok olma tehlikesi içinde.

Biz her iki halkın kültürel zenginliğini

harmanlayıp birbirlerine aktarmalarını

sağlayarak onların en iyi bildikleri

yemek işini ekonomik anlamda ayakta

durabilecekleri bir iş modeli haline

getirmeye devam ettirmek istiyoruz. Bu

nedenle, bölgede bir Gastronomi Okulu

kurup bunu profesyonel eğitimlerle

desteklemeyi, insanları istihdama

katmayı planlıyoruz. Yani eğer ödül

bölgemize gelirse Gastronomi Okulu’nun

finansmanı ve zengin mutfak kültürünün

kayıt altına alınarak gelecek kuşaklara

aktarılması sağlanacak.” Basque Culinary

Center tarafından düzenlenen Bask

Dünya Aşçılık Ödüllerini kazanan şef, 18

Temmuz’da Meksika’da ilan edilecek ve

ödül töreni Ekim ayında İspanya’nın San

Sebastian kentinde gerçekleştirilecek.


Antalya’nın yerel lezzetleri

dünyaya tanıtılacak

Kurulduğu 1996 yılından bu zamana kadar Antalya ve ilçelerine ait gizli kalmış veya

unutulmaya yüz tutmuş sosyo - kültürel, tarihi, gastronomi ve doğal zenginlikleri

gün ışığına çıkarmak için çalışmalar yürüten Antalya Tanıtım Vakfı (ATAV) son

projesi 101 Street Food ile Antalya lezzetlerini dünyaya tanıtacak.

ATAV’ın 12 yıl önce 4 dilde yayınlanan

‘Toroslar’dan Akdeniz’e Antalya

Lezzetleri’ yemek kitabı ve bu

kitaba ait 6 dilde broşür ile gastronomi

alanında sesini duyurduğunu belirten

ATAV Başkanı Nizamettin Şen, yemek

kitabından hareketle Slow Food Antalya

ile daha detaylandırarak ‘Antalya

Tarhanları’nı kayıt altına aldıklarını

söyledi.İtalya’da Salone Internazionale

del Gusto, İstanbul’da Gastronomi Fuarı

ve Eski Foça’da Terra Madre: Tatların

Buluşması etkinliklerinde de belgesel

ve broşür ile “Antalya Tarhanaları”nı

tanıttıklarını, ATAV olarak Antalya’nın

yerel lezzetlerinin de ikram edildiği

Antalya’da Tarhana Tadım Günü

düzenlediklerini anlatan Nizamettin

Şen, ATAV’ın davetiyle Antalya’ya gelen

Turkmax Gurme kanalında yayınlanan

Lezzet Peşinde ekibi ile yerel tatları

izleyicilerle buluşturduklarını kaydetti.

Şen: “Gastronomi turizminde

Antalya’nın da olduğunu

dünyaya duyurmak istiyoruz”

Antalya yemek tariflerinin dünya

gastronomi çevrelerinde ilgi gördüğünü

vurgulayan Nizamettin Şen, 146 ülkeden

240 binin üzerinde yemek ve içecek

tarifi yer alan Expo 2015 Milano’ya ait

World Recipes web sayfasında ATAV’ın

Antalya’ya ait 49 yemek tarifi ile “Top

Italian and International Authors”

listesinde 5. sırada yer aldığına dikkat

çekti. Gastronomi turizminde Antalya’nın

da yer aldığını tüm dünyaya duyurmak

istediklerini belirten Nizamet Şen, “ATAV,

101 Street Food projesi ile dünyada yeni

bir akım olan kentte halkın yıllarca ve

sıklıkla kullandığı yerel restoranları ve

lezzetlerini tek bir çatı altında topladı.

Şehrin özgün lezzetlerini, vazgeçilmez

tatlarını artık www.101streetfood.

com adresinden takip edebilirsiniz.

Web sayfasında bulunan 5 kategoride

(çorbacılar/kebap ve pideciler/

balıkçılar/yöresel lezzetler/tatlıcılar ve

dondurmacılar) yer alan 101 restoranlar

kentin semtlerine göre de aranabiliyor.

Mekanlar hakkında telefon, web sayfası,

harita üzerinde işaretli adresi ve sosyal

medya bilgilerinin yanında ziyaretçilerden

gelecek görüş, öneriler ve yorumlar da

yer alacak. Site Antalya Tanıtım Vakfının

sorumluluğunda yürütülecektir. Bu

projeyle birlikte Antalya’nın turizmde

yerel lezzetleri ile de ön plana çıkacağını

ümit ediyoruz” dedi.


hotel restaurant

94 & hi-tech

gastro aktüel

Keyifli, haz veren ve

lezzetli kurabiyeler…

Pepperidge Farm kurabiyelerinin tadına baktığınız anda kaliteli bir

içeriğe sahip olduğunu anlayacaksınız. Özenle seçilmiş çıtır çıtır

Makademya fındıkları ve ağızda eriyen çikolata parçacıklarının eşsiz

uyumunu Pepperidge Farm kurabiyeleri ile deneyimleyebilirsiniz.

Bitter çikolata, sütlü çikolata ve beyaz çikolata çeşitleriyle dünyanın en

güzel iri çikolatalı ve fındıklı kurabiyelerini yerken ev yapımı hissini de

yaşayacaksınız.

Komili Lezzet Seyahatnamesi

yemek kitaplarının ‘Nobel’ini kazandı

Araştırmacı Ömür Akkor tarafından yazılan ‘Komili Lezzet Seyahatnamesi’

adlı kitap, dünyanın en prestijli yemek kitabı yarışması Gourmand World

Cookbook Award’ta ödül kazandı. Komili’nin, ülkemizde zeytinyağı

kültürünün gelişmesine yönelik çalışmalarının bir meyvesi olan ‘Ömür Akkor

ile Komili Lezzet Seyahatnamesi’ kitabı, büyük seyyah Evliya Çelebi’nin

anısına hazırlandı. Seyahatnamede, Ege Bölgesi’nden başlayarak, Doğu

Anadolu, Güneydoğu Anadolu, Akdeniz, İç Anadolu, Marmara ve Karadeniz

bölgelerinden önemli lezzet durakları ve yöresel tarifler yer alıyor. ‘Komili

Lezzet Seyahatnamesi’, Türkiye’nin 7 bölgesinden önemli lezzet duraklarını

gelecek nesillere taşıyarak, turizmin sürdürülebilirliğine de katkı sağlıyor.

Serinliğin tadını Guarana

Antarctica ile çıkarın

Amazon havzasında yetişen ve özellikle

Brezilya’da yaygın olan Guarana bitkisi,

günümüzde diyetlerde sıkça kullanılan

ve etkili bir uyarıcı olan meyvesi ile

tanınıyor. Sırrını hala koruyan Guarana

Antarctica içeceğinin özel formülü ise

1921’e dayanıyor. Dünyanın en beğenilen

15 içeceği arasında yerini alan Brezilyalı

Guarana Antarctica ile yazın sıcaklığını

serinletebilirsiniz. İsterseniz sade

içebilir, isterseniz de farklı içeceklerle

karıştırabilirsiniz.

Uludağ Premium

Doğal Maden

Suyu’na ödül

Tüketicilerin tercihi Uludağ Premium Doğal Maden

Suyu, bu yıl üçüncüsü düzenlenen Uluslararası

Su Tadım Yarışması’nda doğal maden suyu

kategorisinde gümüş ödülü kazandı. Uludağ İçecek

Pazarlamadan Sorumlu İcra Kurulu Üyesi Murat

Zengin, dünya çapında su tadım uzmanlarının

yaptığı değerlendirme sonucunda bu ödülü

kazanmaktan gurur duyduklarını belirtti: “The Fine

Water Society’de yer almak, onlar tarafından aday

gösterilmek bir ayrıcalık. Çünkü ‘premium’ olarak

adlandırılan her su iyi ve kaliteli demek değildir ve

Fine Water topluluğu bu yarışmayı kaliteli suları

diğer sulardan ayrıştırmak için düzenler. Bu ödül

‘hafif içimli maden suyu” kategorisinde ülkemizin ilk

yerli markası olan Uludağ Premium Doğal Maden

Suyu’nun farkını gerçek anlamda gösteriyor” dedi.


hotel restaurant

96 & hi-tech

gastro aktüel

Hilton İstanbul Kozyatağı’na yeni Executive Chef

Mutfak sanatına olan tutkusunu 20 yıl önce profesyonel hayata taşıyan Yener Özden, Hilton İstanbul

Kozyatağı’nın yeni Executive Chef’i olarak göreve başladı. Özden, Divan Palmira Deluxe Otel’de Chef

de Partie olarak başladığı çalışma hayatını, The Marmara Bodrum’da Sous Chef olarak sürdürdü.

İstanbul Ajia Hotel’de Executive Chef, Grand Hayat’ta Chef de Cuisine, The Sofa İstanbul ve Hammak

Resort Bodrum’da Executive Chef, Limak Hotel &Resorts Euroasia Luxury Hotel’de açılış öncesi

döneminde Executive Chef pozisyonunda çalıştı. Yenilikçi Türk mutfağının Türkiye’deki öncü isimlerinden

Özden, dünyaca ünlü Armani Restaurant’da da İtalyan mutfağının sofistike sunumlarını şık masalara

taşıdı. Sonrasında Ankara Hilton’da Executive Chef olarak misafirleri dünya mutfağında gastronomik

yolculuklara çıkaran ve şehrin en önemli davetlerinde sunumları ile ön plana çıkan Özden, profesyonel

hayatına Hilton İstanbul Kozyatağı’nda Executive Chef olarak devam edecek. Özden’in İngiltere, Malta,

Almanya, Ukrayna, Rusya ve ABD’de düzenlenen uluslararası mutfak yarışmalarında kazanılmış 40’dan

fazla ödülü bulunuyor.

Ege mezelerini bir de

Marmara Balık’ta tadın!

Denize ve balığa tutkun, tazelik, kalite ve şıklıktan

vazgeçemeyenlerin adresi olan Marmara Balık Lokantası’nda

Temmuz ayı süresince Ege mezelerinin en lezzetli örnekleri

damak severleri bekliyor. Atom’dan Kalamar Dolma’ya, Deniz

Börülcesi’nden Girit Ezmesi’ne, Ahtapot Salatası’ndan Şakşuka’ya,

Mücver’den Midye Dolma’ya Fava’dan Karides Güveç’e geçmişten

günümüze en beğenilen ege mezeler usta şeflerin sunumuyla sizleri

için hazırlanacak.

Nusr-Et Steakhouse Bodrum Palmarina ile

yeni sezona hazır

Sunduğu benzersiz etleri ile et severlerin bir numaralı tercihi olan

Nusr-Et Steakhouse’un Bodrum Palmarina şubesi, Mayıs ayı itibari

ile yaz sezonu için kapılarını açtı. Nusret Gökçe’nin de sık sık ziyaret

ettiği ve misafirleri ile bire bir ilgilendiği Nusr-Et Palmarina’da

Lokum, Spagetti, Şaşlık, Antrikot, Asado ve Kafes gibi Nusret

Gökçe’nin özel spesiyalleri her zaman olduğu gibi en popüler ürünler

arasında yer alıyor. Nusr-Et’in özel reçetelerle hazırlanan kokteylleri

ve keyifli barı da yaz aylarında büyük ilgi görüyor.

Monochrome

menüsünde

yaz esintisi

Brasserie konseptini yeni bir

yaklaşımla hayata geçiren

Monochrome, yaz aylarında

menüsünü birbirinden lezzetli

seçeneklerle yeniledi. Kahvaltıdan

akşam yemeğine, çay saati

atıştırmalıklarından hafif

tatlılara kadar günün her saatine

uygun yepyeni alternatifler,

Monochrome’un yaz menüsünde

misafirlerle buluşuyor. Mekanda

Kızarmış tahıllı ve çavdarlı ekşi

maya ekmeği ile poşe edilmiş

yumurta, Taze Pişmiş Tuzlu

Waffle, Caprese Salatası, Penne

Alla Puttanesca, Ricotto Peynirli

Ravioli ve Monochrome Waffle

yaz menüsünün iddialı yeni

lezzetlerinden.


Ekici Peynir’in lezzetine

uluslararası ödül

Bu sene 60’ıncı yılını kutlayan Ekici Peynir, tadım alanında kanaat lideri olan

Michelin Yıldızlı şeflerden ve sömeliyelerden tam not aldı. Uluslararası Tat ve

Kalite Enstitüsü (ITQI) tarafından Belçika’da düzenlenen ve 93 ülkeden 950

firmanın 2000’e yakın ürünü ile katıldığı yarışmada Ekici Peynir ailesinin üç

ürünü Üstün Lezzet Ödülü’nün sahibi oldu. Ekici Peynir Pazarlama Direktörü

Elçin Ekici Öztürk ödülle ilgili olarak, “Uzmanı olduğumuz peynir işinden

ödün vermeden 60 yıllık tecrübemizle dünya kalite standartlarında yaptığımız

üretimin bu ödülü bize kazandıran en önemli özellik olduğuna inanıyoruz.

Ekici’nin yıllardır değişmeyen kalitesini hem Türkiye’de hem de diğer

ülkelerdeki tüketicilerle buluşturmaya devam edeceğiz” dedi.

Şef Serkan Bozkurt’tan

mutfak sektörüne yeni soluk

Türkiye’de ilk kez WACS (Dünya Şefler Birliği) Uluslararası Mesleki

Yeterlilik Sertifikası Programı (Professional Cook-Commis Chef)

uygulamasını yapan Chef’s Table Mutfak Akademisi’nin kurucusu,

sektöre katkıları ile bilinen Serkan Bozkurt, Karaca iş birliğiyle hazırladığı

“Mutfak Bilgi Programı” adlı inovatif proje ile sektöre yeni bir soluk

getiriyor. Yemek tarifi değil mutfak doğrularının ve tekniklerinin anlatıldığı

program, sektördeki yemek programı algısını tamamen değiştirmeye

hazırlanıyor. Programda bildiğimizi zannettiklerimiz, kompakt bilgiler,

bizi şaşırtan mutfak doğruları ve temel teknik bilgileri paylaşılıyor. Toplu

taşıma araçlarında Modyo TV ile günde 4 milyon İstanbullu’ya ulaşılıyor.

Shangri-La Bosphorus, İstanbul’un

yeni Şefi Ercan Yamantürk’ten

yepyeni yaz menüsü

Lezzet tutkunlarını farklı tatlarla buluşturmaya devam eden

Shangri-La Bosphorus İstanbul; yeni şefi Ercan Yamantürk’ün

önderliğindeki IST TOO mutfağında yerel, uluslararası ve

vejeteryan mutfaklarının en seçkin lezzetlerinin yer aldığı

yenilenen yaz menüsünü ile damaklarda unutulmaz izler

bırakacak. Dünya mutfağı, Türk mutfağı ve uluslararası mutfak

sanatları konusunda uzman olan ve bu konuda pek çok sertifika

sahip Yamantürk’ün yaz menüsünde Kuşkonmaz Çorbası, Etli

Pazı Dolması, Şiş Kebaplar, Ispanaklı Ravioli, Kuzu Tajin ve

Dinlendirilmis Antrikot, tatlılarda ise Fıstıklı Muhallebi Yeşil Çaylı

Panna Cotta ve Sorbeler dikkat çeken lezzetler arasında…

Moda’da

burgere

yeni bir

soluk

Yume

Food

Empire

Moda Nene Hatun Sokak’ta açılan Yume Food Empire, İstanbullular’ı

burgeri yeniden keşfetmeye davet ediyor. Yalın ve mütevazı

dekorasyonuyla konuklarını mahalle sıcaklığında ağırlayan Yume,

menüsünde yer alan birbirinden ilginç burger çeşitleriyle ise

şaşırtıyor. Yume’nin burger, sandviç ve salata çeşitlerinden oluşan

menüsündeki en çarpıcı lezzet ızgara ciğer, keçi peyniri, pancar ve

özel sosları buluşturan Dark Burger. Deneyen herkesin beğenisini

kazanan Dark Burger, İstanbul genelinde bir efsane olmaya aday.


hotel restaurant

98 & hi-tech

gastro aktüel

240 Derece’den leziz “saray” ekmeği

Artizan ekmeğin doğru adresi 240 Derece, tarihten günümüze değin

toplumların temel besin kaynaklarından biri olmayı sürdüren ve geçmişten

günümüze popüler olan Saray ekmeğini sofralarınıza getirdi. Yıllanmış

ekşi mayayı organik un ve birbirinden özel içeriklerle harmanlayan 240

Dereci’nin ürettiği Saray ekmeği, elma, tarçın ve yulaf karışımından oluşan

içerisinde birçok malzeme barındıran zengin bir ekmek olarak damak tadınıza

güzel bir alternatif sunuyor.

HuQQabaz yorumuyla masalsı

bir lezzet Sihirli Halı

Gıda çatısı altında geleneksel lezzetleri batı senteziyle harmanlayan HuQQabaz,

masalsı lezzeti, kendine özgü sunumuyla Sihirli Halı’yı tatlı severlerin beğenisine

sunuyor. Kalitesi, çeşitliliği, rahat atmosferi ve uygun fiyatlarıyla açıldığı günden

beri Ataşehir Watergarden’ın gözde mekânları arasında yerini alan HuQQabaz,

farklı yörelerden sokak lezzetlerini çatısı altında misafirlerine sunarken, tatlı

menüsünün lezzet skalası da göze çarpıyor.

Zamane Kahvesi’nde dondurma şöleni

Geleneksel lezzetleri, keyif çattıran tatları, söze dem katan çayı, muhabbeti

köpürten kahvesi ile sohbetinize ortak olan Zamane Kahvesi, sıcaktan

bunalanlara buz gibi ilk yardım ekibi Dondurma menüsünü sunuyor.

Farklı tarzı ve sunumlarıyla dikkat çeken, buz kasede servis edilen Meyve

Şenliği, Çikolata Cümbüşü, Yemeyen Pişman ve Şımarık ile serinlemek için

dondurmadan fazlasını arayanların gönlünü fethediyor.

Sıcak yaz günleri için gurme

Mövenpick Dondurmaları...

Mövenpick Hotel Istanbul, dünyaca ünlü Mövenpick

dondurmalarının gurme tadı ve hafifliğiyle sıcak

yaz günlerine serinlik katıyor. Sütü ve kreması

İsviçre Alpler’inden, vanilyası Madagaskar’dan,

fıstığı İtalya’dan, cevizi Çin’den, çikolata ve karameli

İsviçre’den gelen Mövenpick dondurmaları, tadı ile

olduğu kadar özel sunumuyla da lezzet düşkünlerine

şölen sunuyor. Vanilyalı, İsviçre çikolatalı, cevizli ve

karamelli gibi dondurmaların yanı sıra gerçek meyve

püresi ve meyve parçacıklarıyla hazırlanan frambuaz

& çilek, passion fruit & mango, limon, muz ve Frenk

üzümü & kremalı sorbe çeşitlerini de tadabilirsiniz.


Türkiye, Amerika’nın en büyük gıda fuarı

Fancy Food’ta partner ülke

Türk gıda ürünleri, dünyanın en büyük gıda ithalatçısı Amerika Birleşik

Devletleri’nde en büyük gıda fuarı Summer Fancy Food Show Fuarı’nda

görücüye çıkarken, Türkiye’de fuarda partner ülke olarak yer alacak. Amerika

Birleşik Devletleri’nin New York kentinde bu yıl 25-27 Haziran 2017 tarihleri

arasında 63. kez düzenlenecek olan Summer Fancy Food Show Fuarı’nda

Türkiye Milli Katılı Organizasyonu’nu 1998 yılından bu yana olduğu gibi Ege

İhracatçı Birlikleri üstleniyor. Normal şartlar altında Summer 2017 Fancy

Food Fuarı’nda tanıtım yapma imkânı olmadığını belirten Ege İhracatçı

Birlikleri Koordinatör Başkanı Sabri Ünlütürk, Partner ülke tanıtımında

birçok alanda poster ve her türlü mecrada tanıtımı yapılabildiğini, Fuarda

yaklaşık 50.000 ziyaretçinin her ortamda Türkiye logosu ile karşılaşacağını

kaydetti.

Mado 300’ü devirdi

Türkiye’nin dört bir yanındaki şubeleriyle Türk insanını doğal Maraş

dondurmasıyla buluşturan Mado, Safranbolu’da da kapılarını açtı.

Maraş dondurmasının yanında Türk mutfağının lezzetleri, sütlü ve

şerbetli tatlıları menüsünde barındıran Mado, Safranbolu’daki ilk

kafe restoranıyla artık Karabük’te de hizmet verecek. Ayrıca Bursa,

Edirne ve Amasya’da açılışı yapılan yeni Mado kafe restoranları,

yöresel tatları Türkiye’yle buluşturacak. Ankara’daki yatırımlarına

devam eden ve Türkiye’deki şubelerinin sayısını 309’a ulaştıran

Mado, Başkent’teki 31’inci kafe restoranını da hizmete açtı.

Yemek

randevularının

vazgeçilmez

adresi, Pelit

Aktaşlar Türkiye’de

pide sektörünü büyütüyor

Tüketim alışkanlıklarının değişmesi, ev dışında vakit

geçirilen mekanların ulaşılabilirliğinin artması ve bireylerin

yaşam standartlarının yükselmesi gibi nedenlerle

Türkiye’de hazır yemek sektörü hızla büyüyor. Son yıllarda

büyümesiyle dikkat çeken bu zincirin başında ‘pidecilik’ de

yer alıyor. 2017 yılı sonunda pide sektörünün büyüme rekoru

kıracağının altını çizen Aktaşlar Lezzet Grubu Yönetim

Kurulu Başkanı Tamer Aktaş, restorancılık alanında

hizmet verdiği Nelipide markasıyla ayrıca Türkiye’de ilk

kez dondurulmuş pideyi de market zincirlerine, kantin ve

otellere taşıdı. Aktaş, bu milli lezzeti tüm dünyaya tattırmayı

hedefliyor.

60 yıldır çikolata ve pasta ustalığıyla

sektörün öncü markası olan Pelit,

Türk ve dünya mutfağının farklı

tatlarına kendi yorumunu katarak

oluşturduğu restoran menüsü ile sabah

kahvaltısı, öğle ve akşam yemeklerinin

vazgeçilmez durağı oluyor. Pelit’in

menüsünde, yeşilin her tonunu

görebileceğiniz salatalar, birbirinden

leziz kebaplar ve ızgara çeşitleri iştah

kabartıyor. Küçük veya büyük boy

salata çeşitlerinin arasında; Nar Taneli

Tahıl Salatası; Baharatlı Etli Salata

ve Asya Salata öne çıkarken Türk

mutfağının vazgeçilmezleri arasında

yer alan kebaba Balkan esintilerini

taşıyan Pelit, Rumeli Kebap, Etli ve

Köfteli Çökertme, Dana Madalyon ile de

hem gözünüze hem de damak zevkinize

hitap ediyor.


hotel restaurant

100 & hi-tech

hijyen

Eczacıbaşı Profesyonel

Turizmde güvenlik konusunu masaya yatırdı

Eczacıbaşı Profesyonel’in ana sponsorluğunda gerçekleşen, Profesyonel

Otel Yöneticileri Derneği’nin (POYD) geleneksel öğle yemeği, güvenlik

danışmanı, gazeteci ve yazar Mete Yarar’ın konukluğuyla düzenlendi.

POYD üyeleri ve sektör temsilcileri ile bir araya gelen Mete Yarar,

turizmin ülke algısında önemine değinirken turizmde güvenlik konusunda

deneyimlerini ve önerilerini aktardı.

Turizm ve otelcilik sektöründe

profesyonelleşmeyi amaçlayan

Profesyonel Otel Yöneticileri

Derneği’nin geleneksel öğle yemeği

geçtiğimiz ay Eczacıbaşı Profesyonel

sponsorluğunda Antalya Lara Baia

Otel’de gerçekleşti. Öğle yemeğine

konuk olan güvenlik danışmanı,

gazeteci, yazar Mete Yarar, POYD

üyelerine“Güvenlik konusundaki küresel

gelişmeler ve Türkiye’ye dönük olası

etkileri” başlığını taşıyan bir konuşma

gerçekleştirdi.

Yarar: “Turizm Türkiye’nin

lokomotif sektörüdür”

Eczacıbaşı Profesyonel’in katkıları ile

POYD üyelerine sunum gerçekleştiren

Yarar konuşmasında turizmin ülke

algısına etkilerine ve çözüm önerilerine

değindi. Turizm Türkiye’nin lokomotif

sektörü olduğunu belirten Yarar;

“Turizmciler sadece ülkeye turist

getiren ve götüren kişiler olarak

algılanıyor. Turizmciler olarak topluma

ve ilgili yetkililere değerinizi güçlü

bir şekilde anlatırsanız, bir sorun

ile karşılaştığınızda size sadece

Kültür ve Turizm Bakanlığı değil,

tüm bakanlıklar sorunlarınıza sahip

çıkarlar. Algı yönetimini yapacak

olanlar turizmcilerdir. Devletten kaynak

istenmeli ve işin sahipleri olarak yurt

dışındaki algı yönetimini turizmciler

değiştirmelidir” dedi.


Otel odalarındaki görünmez tehlike

Maratem Anti-Mite, yaşam alanlarını

mite’lardan koruyor

Otellerde müşteri memnuniyetinin

en temel faktörü, odaların temizliği.

İnsan sayısı ve sirkülasyonun fazla

olduğu işletmelerde yeterli hijyen

sağlanmadığında ise yatak, döşeme ve

halı gibi noktalar gözle görülemeyen

mite’lara ev sahipliği yapıyor. Buna

bağlı olarak bu ortamlarda bulunan

insanlar üzerinde alerjik etkilerin

görülme riski de artıyor. Endüstriyel

hijyen ürünlerinin öncü markası

Maratem, işletmelerde hijyen

standartlarını geliştirecek yeni Anti-

Mite ürünü ile yaşam alanlarının daha

sağlıklı olmasına yardımcı olurken uzun

süre koruma sağlıyor.

İşletmelerde misafirlerin rahat etmesi ve kesintisiz bir uyku,

müşteri memnuniyetini olumlu etkiliyor. Özellikle alerjik

bünyeye sahip otel misafirlerinin konaklama sırasında ortaya

çıkabilecek nefes almada güçlük, baş ağrısı, ciltte kaşıntı gibi

şikayetlerini engellemek için yatakların, halıların ve koltukların

periyodik olarak özel ürünlerle temizlenmesi gerekiyor.

İşletmelerin çözüm ortağı Eczacıbaşı Profesyonel’in endüstriyel

hijyen markası Maratem, yeni ürünü Maratem Anti-Mite ile

mite’ların sebep olduğu alerjik rahatsızlıkların önüne geçiyor.

Üç aya kadar mite’lardan koruyor

Yatak, halı, kilim, koltuk, perde, araba koltuğu, pelüş gibi

yüzeylerde kullanılabilen Maratem Anti-Mite; kokusuz özelliği

sayesinde rahat bir kullanım sağlarken, kullanıldığı yüzeyde

leke bırakmıyor. Etken maddesi sayesinde mite’ların üremesini

engelleyen ortamın oluşmasını sağlayan Maratem Anti-Mite,

kullanıldığı alanlarda üç ay boyunca mite’lara karşı koruma

sağlıyor


102

hotel restaurant

& hi-tech

yeni mekan

Boğaz’ın “lezzet yalısı”

Beyaz Bosphorus Brasserie & Restoran açıldı

Beyaz Bosphorus Brasserie & Restoran, Çengelköy’de ünlü şef Turgut Ay ile lezzet severlere

kapısını açtı.

Yatırımcılarının Abidin Gün ve Murat

Gün ailesinin olduğu, Çengelköy’ün

en ihtişamlı yalısı, artık “Beyaz

Bosphorus Brasserie & Restoran”

kimliğiyle seçkin konuklarını ağırlıyor.

Yiyecek içecek sorumluluğunu usta şef

Turtgut Ay’ın üstlendiği mekanın işletme

sorumluluğu Ergin Yıldız’a ait.

Türk ve Akdeniz mutfağından

seçkin tatlar

Beyaz Bosphorus Brasserie & Restoran,

ünlü şef Turgut Ay imzasıyla Akdeniz

mutfağından Fransa, İspanya, İtalya

ve Türk mutfağının yiyecek içecek

kültürlerinden oluşan muhteşem

lezzetleri ile restoran ve brasserie

konseptinde damak tutkunlarını ağırlıyor.

Bugüne kadar çok sayıda beş yıldızlı

otelin, deluxe yatın ve restoranın mutfak

şefliğini ve danışmanlığını üstlenen

profesyonel şef Turgut Ay, Beyaz

Bosphorus Brasserie & Restoran’ın

menüsünü şu şekilde anlatıyor: “Öğlen

ve akşam yemeklerimiz içerisinde

Ege’den özenle toplanan otların ve

taze baharatlarının bulunduğu sağlıklı

ve doyurucu salatalar, ev yapımı taze

makarnalar, İtalyan pizzası, tapas

ve atıştırmalık bölümü, taze deniz

mahsulleri ve mevsim balıkları en dikkat

çeken lezzetlerimizden. 21 gün DRY Aged

yöntemi ile dinlendirilip, 350 derecelik

sıcak tabaklarda servis ettiğimiz steakler

ve bütün detaylarına hassasiyet le

çalıştığımız Fransız, İtalyan ve Türk

tatlı çeşitlerimiz ile Akdeniz mutfağı

konseptini misafirlerimizin beğenisine

sunuyoruz.”

“Kahvaltı konseptlerinde ilk

sıralara çıkmayı hedefliyoruz”

Sahip olduğu farklı mutfak konsepti ile


ir hayli iddialı olan mekan, sabahları

zengin çeşitlilikte serpme kahvaltı ile

kapılarını açıyor, bu lezzet yolculuğu gece

saat 02:00’ye kadar devam ediyor…

Her kesime hitap eden bir işletme olma

yolunda emin adımlarla ilerlediklerini

söyleyen Ay, “Çengelköy, İstanbul’un

adeta kahvaltı üssü olmuş durumda.

Elbette bizler de bu ayrıntıyı gözden

kaçıramazdık. Özellikle kahvaltı

anlamında şehir genelinde yaptığımız

analizler sonucunda oluşan eksiklikleri

gördük. Neticesinde hep aynı kalite

malzemeler ve birbirinin kopyası menüler

oluşturulduğu kanaatine vardık. Her

ne kadar içeriksel olarak bizler de bu

konseptlerden uzak olmasak da gerek

ürünlerimiz gerekse servis kalitemiz ile

gelecekte kahvaltı konseptleri arasında

ilk sıralara çıkmayı hedefliyoruz.” diyor.

çiftliğimizden taze ve organik olarak

getiriliyor. Zeytin ve peynirlerimiz bize

özel diyebileceğimiz kadar kalitesine ve

lezzetine güvendiğimiz yerel üreticilerden

tedarik ediliyor. Yine aynı şekilde ekmek,

börek, simit ve poğaçalarımız her

sabah fırınımızdan sıcak sıcak servis

ediliyor. Şarküteri ürünlerimiz kendi

reçetelerimizle kasabımızda hazırlanıyor.

Kısacası mutfaktaki tuzumuza kadar

ayrıntıcı ve farklıyız.”

İçecek menüsüyle de iddialı!

Mevzu Boğaz’da keyifli ve unutulmaz

bir lezzet şöleni yaşatmak olunca

geceye damgasını vuracak içecek

menüsü de bir o kadar iddialı olmalı,

öyle değil mi? Beyaz Bosphorus

Brasserie & Restoran’ın şehrin en

görkemli noktasında muhteşem Boğaz

Billureş Mimarlık

tarafından mimari

tasarım ve uygulaması

yapılan Beyaz Bosphorus

Brasserie & Restoran, özel

dekorasyonuyla oldukça

iddialı. Beyaz ve altın sarısı

tonların ağırlıkta olduğu

mekanda modern, sade

ve klasik çizgiler, Boğaz’ın

turkuaz renkleri ile adeta raks

ediyor.

“Mutfaktaki tuzumuza kadar

ayrıntıcı ve farklıyız”

Peki mekan kahvaltı konseptinde şehrin

yıldız mekanları arasına hangi ürün

ve servisleriyle girecek, usta şef Ay

anlatmaya devam ediyor: “Açılışımıza

kadar yerel ürünlerle alakalı ciddi bir

araştırma ve çalışma yaptık. Reçellerimiz

Mersin’de tamamen doğal meyvelerden

ve hiçbir katkı maddesi kullanılmaksızın

hazırlandı ve güneş ısısında

yoğunlaştırıldı. Yumurtalarımız Şile’deki

manzarasına eşlik eden yiyecek ve

içecek menüleriyle lezzeti bir keyifli bir

deneyime dönüştürmeyi amaçladığını

söyleyen usta şef, mekanın içecek

menüsüyle ilgili iddiasını ise şu

cümleleriyle anlatıyor: “Burada her

biri birbirinden taze ve lezzetli alkolsüz

kokteyl menüsü, smoothie’ler, Uzak Doğu

ülkelerinde elle toplanarak, hiçbir işlem

görmeden hazırlanan bitki çayları ile her

yaştan ve her kesimden misafirlerimizin

daha şimdiden beğenisini kazanmış

durumdayız.”

Turgut Ay Kimdir?

1993 yılında aşçılık mesleğine

başlayan Turgut Ay, yurt içi ve

yurt dışı tecrübeleri haricinde

hem akademik hem de dernek

çalışmalarıyla da sektörün

yakından tanıdığı isimlerden biri.

Özel bir üniversitenin gastronomi ve

mutfak sanatları bölümünde eğitim

görevlisi olarak çalışan Ay, diğer

taraftan Türkiye Aşçılar ve Şefler

Federasyonu Başkan Yardımcılığı

ve Türkiye Aşçılar Milli Takımı’nın

da kaptanı.


hotel restaurant

104 & hi-tech

yeni mekan

Bağdat Caddesi’nin

En yeni Avrupa’lısı

Brightside Coffee

Dünyanın en seçkin kahve çeşitleri ile üçüncü dalga

kahvelerinden oluşan zengin mönüsü ve birbirinden leziz

tatlı ve unlu mamullerini bir arada bulabileceğiniz kahve

zinciri Brightside Coffee’nin ilk şubesi, 16 Haziran’da Bağdat

Cadde’sinde açıldı. 2018 yılına kadar İstanbul’un farklı

yerlerinde 3 yeni şubesinin daha açılması planlanıyor.

Avrupa konseptini yansıtan

Viyana menşeili Brightside

Coffee, ilk şubesini İstanbul’un

en gözde yerlerinden biri olan Bağdat

Caddesi, Şaşkınbakkal’da açtı. 16

Haziran’da basına görücüye çıkan ve

Bağdat Cadde’sine yepyeni bir renk

getirecek olan Brightside Coffee,

İstanbul’un en seçkin mekanlarından

biri olmaya aday.

Albaba: “İstanbul’da üç yeni şube

daha açacağız”

Brightside Coffee CEO’su Hani Albaba

açılışta basına yaptığı konuşmada,

neden yatırım için Türkiye’yi

seçtiklerini şöyle anlattı: “Yaptığımız

derin araştırmalar sonucunda Türk

halkının günlük olarak evlerinin

dışında 8-10 bardak çay ve kahve

içtiğini gördük. İstanbul, dünyanın

15. büyük metropollerinden biri

ve şehir halkı günlük ortalama 1

saat evin dışında vakit geçiriyor.

Bu süre içinde mutlaka kahve ve

çay tüketiyor. Almanya’da yapılan

araştırmaya göre Türkiye, dünyanın

en büyük 5. çay tüketen ülkesi. Bu

nedenle yatırım için Türkiye’yi seçtik.

” Yabancı yatırımcı olarak Türkiye ile

ilgili değerlendirmelerde de bulunan

Albaba, şuanda yatırımın risk gibi

görülse de büyük bir fırsat olarak da

değerlendirilebileceğini dile getirdi.

Albaba, Bu nedenle en iyi iş planının

vizyon olduğunu iletti. İlkini Bağdat

Caddesi’nde açtıkları Brightside

Coffee’nin yeni şubelerini bu yıl içinde

açmayı hedeflediklerinin müjdesini de

verdi.

“En iyi kaliteyi nasıl sunacağımızı

çok iyi biliyoruz”

Uzun yıllardır Avusturya’da yaşayan

bir Suriyeli aileden gelmelerinin

kendilerini bu işte ayrıcalıklı kıldığını

da belirten Albaba, bu iki ülkenin

kültürlerinin Türk müşterilerine

nasıl davranılacağı konusunda

çok şey öğrettiğini söyledi. Albaba,

“En iyi kaliteyi nasıl sunacağımızı

çok iyi biliyoruz ve Avrupa’daki

hizmet standardına odaklanıyoruz.

İstanbulluları hiçbir yerde

bulamayacakları lezzette kahve

içmeye davet ediyoruz” dedi.

Kahvaltı seçenekleriyle de

müşterilerine zengin bir mönü

çeşitliliği sunan Brightside Cofee,

Kuravasanları, özel sandviçleriyle

olduğu kadar bu yazın favorileri

olacak birbirinden farklı soğuk içecek

seçenekleriyle de Bağdat Caddesi’nde

adından bahsettirecek bir mekan

olmaya hazırlanıyor.


106

hotel restaurant

& hi-tech

yeni mekan

Leb-i Derya

Aksazlar

İkinci şubesiyle Aksazlar Koyu’nda

Fethiye’de lezzet, eğlence, keyif ve dinlence adresi arıyorsanız, en yeni adresiniz Leb-i

Derya Aksazlar olsun! Genel müdürlüğünü profesyonel şeflik deneyimleriyle de çok

yakından tanıdığımız Onur Arslan’ın yaptığı mekan, Fethiye Koca Çalış mevkisinin daha

şimdiden gözdesi olmuş, Fethiye severlere duyurulur!...


Leb-i Derya Aksazlar, yenilenen yüzüyle Fethiye Koca Çalış

mevkisinde, Bakraç Beach Park’ın ikinci şubesi olarak

hizmete girdi. 20 Mayıs 2017 tarihinde Bakraç Turizm

bünyesinde Figen & Nebi Akgül tarafından açılan işletmenin

genel müdürlüğünü ise Onur Arslan yapıyor.

Fethiye merkeze 7 km mesafede, Aksazlar Koyu’nda lezzet

tutkunlarını ağırlamaya başlayan Leb-i Derya Aksazlar, yerli

misafirlerinin yanı sıra çok sayıda yabancı turistin de uğrak

noktalarından biri olmuş. Mekan, aynı zamanda kendisi de

profesyonel bir şef olan Onur Arslan ile birlikte mutfak şefi Zafer

Öztürk’ün güç birliğiyle oldukça profesyonel bir mutfak ekibine

sahip.

Balık, meze ve kahvaltı seçenekleriyle cazip

Özel olarak işlenmiş, üzerinizden negatif enerjiyi anında alan,

ısınmayan, ayağa yapışmayan quartz beyaz kum kaplı bir sahile

açılan mekanın dünya mutfağının en özel tatları ile beraber

taze balık teşhir seçenekleri, meze çeşitleri ve et mangal

ürünleri ile öne çıktığını anlatan Onur Arslan, “Kişiye özel

hazırladığımız bu menülerimizin yanı sıra kahvaltı menümüz,

fast food seçeneklerimiz ve snack menümüz ile de iddialıyız.

İşletmemizde düğün, doğum günü ve toplantı yemekleri gibi özel

günlerde de farklılığını ortaya koymaya başladı.” diyor.

Leb-i Derya Aksazlar’ın şezlong ve şemsiye hizmeti de veren plajında beach kokteyli

bar, vitamin bar ve sıcak servis barı olmak üzere üç ayrı bar alanı mevcut. Tesis

dışında piknik ve kamp alanlarıyla da hizmet sunan Leb-i Derya Aksazlar’da ayrıca

misafirlerin tatilini rahat geçirmeleri düşünülerek kişiye özel kullanım seçenekleriyle

gazeboları da mevcut.


108

hotel restaurant

& hi-tech

yeni mekan

İtalyan ustalığı ile Amerikan stili

Spring Street Pizzera’da buluştu

Lezzet ilhamını pizzanın ana vatanı Napoli’den, keyifli ruhunu ve servis anlayışını da

Amerika’dan alan, İstanbul’daki ilk adresi olarak Anadolu Yakası’nın parlayan yıldızı

Watergarden Ataşehir’i seçen Spring Street Pizzeria lezzet dünyasına kazandırdığı “Fast

Casual” anlayışı ile benzersiz bir deneyime davet ediyor.

Yeme içme dünyasının en yeni

adresi Spring Street Pizzeria ile

şehre yepyeni bir lezzet konsepti

geldi; “Fast Casual” … Türkiye’deki ilk

durağını İstanbul’un yeni yaşam merkezi

Watergarden Ataşehir olarak seçen

restoran, menüsünde ve ruhunda biraz

İtalyan, biraz da Amerikan bir karakter

barındırıyor. Ustalığını lezzetleriyle ünlü

Napoli’den, keyifli ruhunu ve hızlı, bir o

kadar da ayrıcalıklı servis anlayışını da

Amerika’dan alan restoran, geleneksel

el yapımı, taş fırında pişirilen Napolitan

pizza anlayışının çok kısa zamanda tam

bir lezzet şölenine dönüştürülebildiğini

kanıtlıyor.

Pizza bir İtalyan lezzeti ancak

onu dünyaya tanıtan Amerika…

İsmini 1905 yılında Amerika’da ilk

Napolitan Pizzeria’nin kurulduğu Spring

Street NYC bölgesinden alan ve bu

lezzet efsanesini tüm ruhuyla Türkiye’de

yaşatmayı amaç edinen Spring Street

Pizzeria, konseptinin odak noktasını

İtalyan lezzetlerinin Amerikalaşmış

versiyonlarını tanıtmak üzerine oluşturdu.


Söz konusu hem lezzet hem de

hızlı servis olunca restoranda

elbette bu işin can damarı

olan Napoli’den çok özel bir

fırın getirmiş. Türkiye’de çok

nadir bulunan bu fırının

en önemli özelliği 90 saniye

kadar kısa bir zamanda

damaklarda iz bırakan

enfes Napolitan pizzalar

pişirmesi…

İtalyan, bir o kadar da Amerikan

“Fast Casual” anlayışı ile lezzet severlere

benzersiz deneyimler yaşatan restorannın

İtalyan, bir o kadar da Amerikan karakteri

sadece menüsüne yansımıyor; mekanın

mimarisinden servisine, mutfağından

masaları süsleyen detaylara kadar

bütününde bu ruhu yaşıyor, kendinizi yurt

dışındaymış gibi hissediyorsunuz.

Mutfakta Murat Bozok imzası

Spring Street Pizzeria’nın menüsünde

İtalya’ya ve Amerika’ya gittiğinizde

mutlaka tatmanız gereken en özel

lezzetleri buluyorsunuz. Mutfaktaki

ustalığını Türkiye’nin ve dünyanın

ünlü şeflerinden Murat Bozok’a

emanet eden Spring Street Pizzeria’da

çorbalardan başlangıçlara, salatalardan

makarnalara, tavuk kanatlarından panini

sandviçlere, pizzalardan calzoneler ve

tatlılara kadar oldukça zengin çeşitler

yer alıyor. Asıl kahramanı Napoli işi

pizzaları olan restoranda yenen enfes

pizzaların lezzetini tam anlamıyla

İstanbul’da yaşatıyor. Napoli, pizzanın

ilk doğduğu yani bu lezzet kültürünün

ana merkezi olarak bilinir. Hamurundan

mayasına, ağızda keyifle dağılan

kabarık kenarlarından taze ve kaliteli

malzemelerine pizzanın en iyi ve en

ideal lezzetini sergiler. Napoli pizzasının

karakterini oluşturan diğer özellikler ise

üzerinde peynirden çok sos olmasıdır.

Ayrıca ortası da biraz ıslak bırakılır ve

sosla peynirin enfes harmanını yaşatır.


hotel restaurant

110 & hi-tech

yeni mekan

Bodrum’un yeni tadı

Tatlıcı

Sağlıklı beslenmeyi tercih

edenlerin Bodrum’daki yeni

adresi Tatlıcı, misafirlerini

tatlı bir gülümse ile uğurluyor.

Katkı maddeleri, kimyasal ürünler,

tatlandırıcılar ve gıda boyaları gibi

maddeleri kullanmadan doğal, el

yapımı, kaliteli malzemeler ile lezzetli

tatlı ve pastalar üreten atölye Tatlıcı,

sağlıklı beslenmeyi tercih eden ve tatlı

sevenlere Bodrum’da üç farklı mekan

da hizmet veriyor. Her biri birbirinden

farklı lezzetlerini tadan misafirler ise

mekandan tatlı bir gülümseme ile

ayrılıyor.

Merkezi Bitez

Merkezi Bodrum Bitez’de yer alan

Tatlıcı’da menüsünde yer alan, Belçika

çikolatalı profiterol, yıldız anason ile

demlenmiş vişne soslu damla sakızlı

muhallebi, yaban mersini, vişne soslu

ve limon soslu cheesecake, diyet

yapanlar için badem sütü ile demlenen

chia pudingi, yoğun kakaolu vegan kek

ve diğer tüm ürünlerini kahve ve çay

eşliğinde tadabiliyorsunuz.

Bodrum’da üç şubesi var

Sultans of the Dance - Dansın

Sultanları’nda dansçı olarak tanışan

ve İstanbul’da kariyerlerine birçok

projelerde devam eden Karpat Deviren

ve Emre Çelik tarafından hayata geçirilen

Tatlıcı, ilk olarak Yalıkavak’ta Eski Moda

içinde açıldı. Şu an Bodrum’da 3 şubesi

bulunan Tatlıcı’da tadılan tatlar aynı

zamanda Tatlıcı’nın sahibi olan Karpat

Deviren’e ait. Tatlıcı’da özel sipariş

üzerine düğün, doğum günü pastaları

gibi tasarlanabiliyor ve butik yapımı, katkı

maddesiz özel tatları ile her damağa

hitap edebiliyor.


Bodrum’da

eğlencenin yeni adresi

29 Food

Bar

Bu yazın en gözde

mekânı 29 Food

Bar, Bodrum’daki

eğlence anlayışına

yepyeni bir soluk

getiriyor. DJ

performanslarıyla

29 Food Bar,

haftanın her gününe

farklı bir ritim

kazandırıyor.

29’un kusursuzluk anlayışıyla hizmet sunan

29 Food Bar, bu yaz sezonunda Bodrum

Yalıkavak Palmarina’da gece hayatının

nabzını tutuyor. Şık dekorasyonu, lezzetli

atıştırmalıkları ve müzikleriyle 29 Food Bar,

açıldığı günden bu yana haftanın her günü

kaliteli eğlenceye ev sahipliği yapıyor.

7 Eylül’e kadar her Perşembe DJ

Mahmut Orhan’ı ağırlıyor

Eşsiz ambiyansıyla kısa zamanda Bodrum’un

en popüler mekanlarından olan mekan, 7

Eylül’e kadar her Perşembe DJ Mahmut

Orhan’ı ağırlıyor. Performansları ile kendi

müdavim kitlesi olan DJ Mahmut Orhan, yaz

boyunca Perşembe akşamları eğlenceyi doruğa

taşıyacak. DJ Melon, her Cuma ve Cumartesi

gecesi müzikleri ile hafta sonu eğlencesini

başlatırken, Pazar akşamları DJ kabinini

Cüneyt Öztürk’e devrediyor. Cüneyt Öztürk, 9

& 16 Temmuz ve 6 Ağustos Pazar günleri özel

setleri ile 29’da eğlencenin ritmini yükseltecek.

Keyifli yemek ve

eğlenceyi bir arada

sunan 29 Food Bar,

Türkiye’nin önde gelen

DJ’lerinin yanı sıra

yaz boyunca sürpriz

isimleri de ağırlamaya

hazırlanıyor.


112

hotel restaurant

& hi-tech

mekan

Çırağan

Sarayı’nın

yazlık mekanı

Bosphorus Grill

açıldı

Çırağan Palace Kempinski

İstanbul’un Boğaz’ın tam üzerinde

yer alan yazlık mekanı Bosphorus

Grill, yenilenen konseptiyle öğle

ve akşam yemekleri için bu yaz da

şehrin en iddialısı!

İstanbul’un ve ışıklarının doyasıya izlendiği, çeşit

çeşit ızgara etleri ve balıklarıyla meşhur mekan,

yaz akşamları boyunca zengin à la carte menüsü

ile Boğaz’ın enfes manzarası eşliğinde konuklarını

bekliyor. Misafirlere geldikleri anda masaya özel

olarak servis edilen iştah açıcı mezeler, ara sıcaklar,

usta şefler tarafından taptaze ve sıcacık hazırlanan

kebap ve döner çeşitleri, ızgara etler ve balıklar

ana yemekler için sunulan birkaç enfes lezzet

seçeneğinden sadece bazıları. Tüm bunların yanı sıra

birbirinden leziz mantı çeşitleri ve peynirli, pastırmalı,

ıspanaklı, patatesli gözlemeler gibi geleneksel Türk

mutfağından sevilen lezzetler de misafirlerin damak

ziyafetini süslüyor. Şık sunumlarla enfes ev yapımı

tatlılar ve yaz mevsimine özel meyveler ise gecenin

son dokunuşu oluyor.

Hem ferahlamak hem lezzet için…

Ayrıca Bosphorus Grill, zengin atıştırmalıkları ve

kokteylleri ile İstanbul’un sıcağından kaçıp püfür püfür

esen konumuyla hem ferahlamak hem de leziz bir öğle

yemeği yemek isteyenlerin de uğrak mekanı oluyor.

Misafirler öğle yemeği için özel hazırlanan zengin à la

carte menüden çeşit çeşit hamburger, pizza, salata,

sandviç gibi atıştırmalıkların yanı sıra; et ve balık

çeşitleri, ev yapımı nefis tatlı ve dondurma çeşitlerine

kadar birçok lezzetten sipariş ederek Boğaz’ın keyfini

çıkartabiliyor.


Hem

damağınıza

hem ruhunuza

hitap eden bir

mekan

Bodrum

Pier

Milta Bodrum Marina’da

yer alan Bodrum

Pier, etkileyici Kale

manzarası ve canlı müzik

performanslarıyla 12 ay

boyunca misafirlerinin

ruhuna, seçkin menüleri

ile de damağına hitap

ediyor.

Bodrum, yaz sezonunda ağırladığı 2

milyon yerli, 800 bin yabancı turist

ile Türkiye’nin en gözde turizm

merkezlerinden biri. Bodrum’un en

güzel noktası Milta Bodrum Marina’da

yer alan, yerli yabancı pek çok turistin

uğrak noktası olan Bodrum Pier,

seçkin menüleri, birbirinden ünlü

sanatçıların canlı performanslarıyla bu

yaz müşterilerine unutulmaz saatler

yaşatmayı vaat ediyor.

Kale manzarası eşliğinde yemek

Toplu yemek sektöründe Türkiye’nin ilk

üç markası arasında yer alan Parıltım

bünyesindeki Bodrum Pier, etkileyici

Kale manzarasına karşı keyifle yemek

isteyenler için ideal bir ortam oluşturuyor.

Bodrum Pier’in işletmecisi Zeynep Eşiyok,

12 ay boyunca hizmet veren restoranda

misafirlerin hem ruhuna hem de

damağına hitap ettiklerini söyledi. Kışın

100, yazın 200 kişilik kapasiteye sahip

Bodrum Pier’in menüsünün, Şef Ahmet

Yavuz tarafından özenle oluşturulduğunu

kaydeden Eşiyok; “Alakart menümüzün

yanı sıra gruplar için hazırlanan özel fix

menülerle de mekanımız, Bodrum’da yer

alan şirketlerin göz bebeği haline geldi”

dedi.

Havuz partisi de var bayi

toplantısı da...

Zeynep Eşiyok, isteyenlerin gündüzleri

havuz başında, şık bir ortamda,

isteyenlerin akşam canlı müzik

performanslarıyla, Bodrum Pier’de keyifli

vakit geçirebileceklerini kaydetti. Eşiyok,

“Parıltım’ın bünyesinde olmanın verdiği

avantajla catering hizmeti verebilme

yeteneğine de sahibiz. Bodrum Pier

ayrıca, havuz partileri, düğün nişan

organizasyonları, mezuniyet törenleri,

doğum günü partileri, bayi toplantıları gibi

etkinlikler için de ideal bir mekan” dedi.


hotel restaurant

114 & hi-tech

dekorasyon

Düşlediğiniz

yaz bahçeleri

Seramiksan’dan

Sıcak yaz günlerinde en çok zaman geçirilen

balkon, bahçe, teraslar Seramiksan ile

davetkar mekanlara dönüşüyor…

Yazın dinamik ruhundan esinlenen Seramiksan, dış

yaşam alanlarında da doğanın içinde yaşıyormuş hissi

verecek birbirinden farklı alternatifler sunuyor. Balkon,

bahçe ve teraslar huzur veren ve dinlendirici tasarımlarla gün

boyu zaman geçirilen keyifli yaşam alanları oluyor.

Ferah, doğal renkler

eramiksan Garden serisi sade motifi ile ferah, doğal

renkleriyle de dingin bir atmosfer sunuyor. Seramiksan’ın

Garden serisi ile evinizin bahçesinde, yazlık mekânlarınızda

aradığınız doğallığı yaşatabilirsiniz.

Doğal mermer, bahçe taşı görünümü ve dokusunun seramiğe

işlendiği Seramiksan Molivos serisi doğayı dış yaşam

alanlarına taşıyor. Tarz mekanlar isteyenler estetik görünümü

ve ferahlatıcı etkisiyle Molivos serisini tercih ediyor.

Doğanın içinde yaşıyormuş gibi…

Ahşabın en doğal görünümünün yansıdığı Seramiksan Teak

serisi doğanın içinde yaşıyormuş hissi vererek keyifli yaşam

alanları yaratıyor. Akçaağaç, ceviz ve venge olmak üzere üç

farklı renk alternatifi bulunan seri ahşabın çarpıcı güzelliğini

ve sıcaklığını dış yaşam alanlarında da yaşatıyor.


116

hotel restaurant

& hi-tech

hotel-tech

Mitsubishi Electric’ten yeni nesil

akıllı otomasyon çözümleri

Elektrik, elektronik ve otomasyon

sektörlerinin öncü markası Mitsubishi

Electric, yeni nesil frekans inverterleri

ile tesislere ve projelere akıllı otomasyon

çözümleri sunuyor.

Yanspot: Yüzde 60’a varan enerji tasarrufu

ve 10 yıldan fazla hizmet ömrü ile dikkat

çeken Mitsubishi Electric frekans inverterleri,

işletme maliyetlerini ciddi oranda azaltıyor.

Minimum duruş süresi ve maksimum sistem

kullanılabilirliği ile öne çıkan mekanik dostu

frekans inverterleri, üst düzey güvenlik

avantajının yanı sıra kolay ve hızlı kurulum

imkanı tanıyor. Mitsubishi Electric’in Sanayi

4.0’a uyumlu yeni ürünü “Panolu Inverter

Çözüm Platformu” ise yeni nesil otomasyon

ürünlerini tek çatı altında toplayarak

endüstriyel tesislere ve alt yapı projelerine

kısa sürede devreye alma imkanı tanıyor.

Üstün teknolojisi, çevreci yaklaşımı

ve pek çok farklı sektöre yönelik

yüksek kaliteye sahip inovatif

çözümleri ile tanınan Mitsubishi Electric,

fabrika otomasyon sistemlerinin

önemli bir bileşenini oluşturan frekans

inverterleri ile her türlü ihtiyaca uygun

akıllı çözümler sunuyor. 30 yıldan

fazla süredir dünya çapında satılan 20

milyonu aşkın cihazla ve ayda 80 bin

adet üretim kapasitesi ile dünyanın en

çok driver üretimi yapan üreticilerinden

biri konumunda olan Mitsubishi Electric,

sürekli olarak değişken hızlı sürücü

teknolojisine yenilikler sağlıyor. Yeni nesil

64 bit RISC işlemciler, gelişmiş yazılım

modelleri ve en modern güç elektroniği

teknolojisi, bugünün Mitsubishi Electric

değişken hızlı sürücü çözümlerini güçlü

ve kullanımı kolay çözümler haline

getiriyor. Mitsubishi Electric, farklı pazar

ve müşterilerin özel ihtiyaçlarına yönelik

olarak yenilikçi, esnek ve güvenilir sürücü

çözümleri sunuyor.

Yüzde 60’a varan enerji tasarrufu

Mitsubishi Electric inverterleri, minimum

güç tüketimi ile maksimum sürücü

kapasitesi kullanımı sağlayarak gerçek


enerji tasarrufu sunuyor. Manyetik akı

optimizasyonu, bağlı motorun yalnızca

optimum verimlilik için gerekli tam

manyetik akı miktarını almasını sağlıyor.

Motorlar normalde bir gerilim/frekans

kontrol sistemi kullandığı için bu

durum özellikle düşük hızlarda önem

kazanıyor. Geleneksel şebekeden elektrik

kullanımına kıyasla yüzde 60’lara varan

oranda tasarruf sağlayarak sistemin

işletme maliyetlerini en aza indiriyorlar.

10 yıldan fazla hizmet ömrü

Mitsubishi Electric frekans inverterleri,

güvenilirlikleri ve uzun ömürlü olmaları

açısından sektörde tanınırlığı en yüksek

ürünler arasında yer alıyor. Oldukça

yüksek performanslı, ısıya dayanıklı

kapasitörler, yalıtımlı yataklara sahip

fanlar ve özel yağlama gresleri sayesinde

tüm seriler 10 yıl üzerinde bir hizmet

ömrü sunuyor. Soğutulan hava akışı,

elektronik ekipmanlara değil, yalnızca

ısı soğutucularına temas ediyor. Böylece

ekipmanlar üzerinde toz veya kir

birikmiyor. Tek veya çok katlı verniğe

sahip elektronik kartlar, aşırı kirli

ortamlara karşı çok iyi korunuyor. Bu da

hizmet ömrünü artıran başka bir özellik

olarak öne çıkıyor.

Minimum duruş süresi, maksimum

sistem kullanılabilirliği

İşletim koşullarında bir kötüleşme

olması ya da bir arıza beklenmesi

durumunda, sistem açık metin iletileri

göndererek ya da bunları daha üst

seviyedeki sistemlere ileterek önleyici

birtakım tedbirler alınması için

tavsiyelerde bulunuyor. Bu bakımdan,

bakım personelinin arızaları belirlemek

için özel bir diagnostik uzmanlığına

sahip olmalarına gerek kalmıyor. Bakım

personeli sürücü iletilerini görebiliyor,

gerekli aksiyonları alabiliyor ve gereken

tüm bakım çalışmalarını planlayabiliyor.

Bunun sonucunda, duruş süresi minimize

edilirken, sistem kullanılabilirliği

maksimize ediliyor ve maliyette düşüş

sağlıyor. Bu özelliğin net sonucu olarak,

kritik unsurlar için sistem bakımı

önceden planlanabiliyor ve daha uzun

servis ömrü sağlanıyor.

Yüksek performans ve parça ömrü

sağlayan güvenlik fonksiyonu

Tüm serilerde, EN 61800-5-2’e SIL2

standartlarına uygun “Güvenli Tork

Kapalı” fonksiyonu, motoru beslemeden

ayıran ve beklenmeyen bir yeniden

başlatmayı engelleyen standart bir

fonksiyon olarak bulunuyor. Böylelikle ani

gelişen, riskli durumlarda motor duruşa

geçiyor. Kontaktörlü geleneksel teknoloji

ile karşılaştırıldığında bu entegre

edilmiş güvenlik fonksiyonu; donanım,

kablolama ve bakım işlemlerini azaltarak

daha yüksek performans ve parça ömrü

sağlıyor.

Kolay ve hızlı kurulum

Tüm frekans inverterleri kolay kullanım

ve yapılandırma ile optimize edilmiş

kontrol ve veri yönetimi olanakları

sunuyor. Entegre kontrol terminalleri,

tek tuşla dijital arama, kopyalama

fonksiyonlu çoklu dil kontrol paneli ve

net hata mesajı ekranları, güncel sürücü

durumu hakkında anında anlaşılır bilgi

sağlıyor.

Mitsubishi Electric’ten Sanayi 4.0’a

uyumlu yeni ürün

İleri otomasyon sistemleriyle dünya

genelinde üreticiler tarafından tercih

edilen teknoloji öncüsü Mitsubishi

Electric, Sanayi 4.0’a uyumlu yeni ürünü

“Panolu Inverter Çözüm Platformu”nu

kullanıcılarına sunuyor. Türk sanayisine

yüksek katma değerli ileri teknoloji

otomasyon çözümleri sağlayan Mitsubishi

Electric, “Panolu Inverter Çözüm

Platformu” ile yenilikçi otomasyon

sistem çözümlerini tek çatı altında

topluyor. Dış kabini Türkiye’de üretilecek

platform, endüstriyel tesislere ve alt yapı

projelerine kısa sürede devreye alma

imkanı sunuyor.


118

hotel restaurant

& hi-tech

hotel-tech

Sistem 9

Digital Signage’nın nereye

gittiğini araştırdı Dijitalleşme 10

konuda yarar sağlıyor.

Dünyada “Digital Signage”, Türkiye’de ise

Sistem 9’un “Dijital Yayın ve Bilgilendirme

Ekranları” adıyla yaygınlaştırdığı sistem, son

yıllarda hızlı bir büyüme kaydetti. Dünyada

henüz genç bir sektör olan bu alan birçok

sektöre sayısız yararlar sağlıyor. Sistem 9

yönetimi, bu yararları 10 madde altında özetledi.

Türkiye’de “Dijital Yayın ve

Bilgilendirme Ekranları” olarak

yaygınlaşan Digital Signage,

hemen hemen her alan ve sektörde

kullanılabilen yeni nesil bir yayın,

reklam, duyuru ve bilgilendirme

sistemidir. Kurum ve kuruluşların

hedef kitlelerine tanıtım ve bilgilerini,

fotoğraf, dijital afişler, videolar ve

etkileyici sloganlarla LED ekranlar

üzerinden yapıyor. Günümüzde “Dijital

Yayın ve Bilgilendirme Ekranları”

alanı hızla gelişiyor. Markets &

Markets’in yaptığı araştırmaya

göre, 2015 yılında pazarın hacmi

16,8 milyar dolar seviyesindeydi. Bu

hacmin 2022’ye kadar yüzde 62’lik

bir büyümeyle 27,3 milyar dolara

yükseleceği tahmin ediliyor. Her

ölçekteki kurum ve kuruluşa “Geleceğe

Taşıyan Dijital Çözümler” ilkesiyle

hizmet veren Sistem 9’un Pazarlama

ve Kurumsal İletişim Müdürü Harun

Akol, böylesine hızlı büyümenin

nedenlerini şöyle açıklıyor: “Sistem

tüketici deneyimini en üst düzeye

çıkarabilecek bir güce sahip. Sistemin

özellikle teknoloji odaklı etkileşim

sağlaması gibi avantajlarından dolayı

da kullanıcılarının beğenisini topluyor.

Tüm bu özellikler Dijital Yayın ve

Bilgilendirme Ekranlarının hızla

büyümesine yol açıyor.”

Dijital ekranların 10 avantajı

Dijital Yayın ve Bilgilendirme

Ekranlarının (Digital Signage) her

ölçek ve her sektördeki kuruluşa

çeşitli avantajlar sunduğunu

vurgulayan Sistem 9 Pazarlama ve

Kurumsal İletişim Müdürü Harun

Akol, konuyla ilgili olarak şu bilgileri

veriyor: “Yapılan araştırmalar dijital

ekranlarda gösterilen bilgi, duyuru ve

reklamların geri dönüş oranı yüzde 83

olarak ölçülüyor. Dijital ekranlardaki

içerikler satışları ortalama olarak

yüzde 29 artırıyor. Bu ekranlar,

müşteri sadakatini yüzde 46, müşteri

memnuniyetini ise yüzde 46 çoğaltıyor.

Toplam satış hacminde yüzde 31,8’lik

yükselişe neden olurken, tekrar satın

almalarda da yüzde 32,8’lik artışlar

getiriyor. Dijital Yayın ve Bilgilendirme

Ekranları mağaza içi trafiği yüzde 32,8

artırıyor. Müşterilerin mağaza içindeki

kalış süresini yüzde 30 artırırken,

ödeme öncesi kuyruklarda algılanan

bekleme süresini ise yüzde 35 azaltıyor.

Dijital ekranların marka farkındalığı

üzerindeki etkisi yüzde 47,7 olarak

ortaya çıkıyor. Müşterilerinin yüzde

59’nun ekranlarda gösterilen reklam

hakkında ayrıntılı bilgi talep ettiği

gözlendi. Digital Signage güvenlikle

ilgili iletişim bilgilendirmelerinde iş

yeri kaza oranlarını yüzde 20 azaltıp,

çalışanların üretkenliğini de yüzde 20

artırıyor.”


Neden

Isı Pompası?

Isı pompası cihazları çok farklı

kapasitelerde mevcut olup, her

boyuttaki bina için ısıtma, soğutma ve

sıcak su imkanı sağlar. Isı pompaları

bunu yaparken doğadaki enerjiden

(dış hava, toprak, deniz, yeraltı suyu

gibi) faydalanarak çalıştığından çok

daha az enerji harcar. Her boyutta bina

için tasarlanabilir. Gelişen teknoloji

sayesinde, doğru kurgulanıp seçildiğinde,

-20c dış hava koşullarında dahi

verimli ısıtma ve sıcak su sağlayabilir.

Her tip bina için, soğutma grubu ile

soğutup kazan ile ısıtmak yerine tek

bir ısı pompası ile ısıtıp soğutmak,

tüm Dünya da gittikçe artan bir

uygulamadır. Isı pompaları deniz ve yer

altı suyu, ya da toprak kaynaklı olarak

kurgulanabildiklerinde çok daha yüksek

oranda verim sağlayabilirler. Bu konuda

Türkiye’de her tip uygulamanın yapılmış

çalışan örnekleri bulunmaktadır.

Enerji Verimliliği: Ayrı kazan ve soğutma

cihazı yerine tek bir cihaz olarak

çalıştığında toplam harcadığı enerji daha

azdır. AVM’lerde her mağaza için ayrı

cihaz kullanıldığında cihazlar arasında

ısı geri kazanımı sağlar. % 100 taze hava

çözümlerinde çok yüksek verimlilikte

çalışır. Sıcak su üretiminde özellikle ılık

havalarda çok yüksek verimde çalışır.

Mimaride Esneklik: Farklı ünitelerde çok

geniş bir iç ünite seçeneği olduğundan,

her mekana uygun bir iç ünite tipi

mevcuttur. Mimari ihtiyaca uygun olarak

kolayca uygulanabilir. Doğru sistem

kurulumu ile her kullanıcı bağımsız

olarak ısıtma ve soğutma yapabilir.

Düşük Yatırım ve Bakım Maliyeti:

Yatırımcı açısından değerlendirildiğinde

ise ana cihazların kullanıcılar tarafından

alınıyor olması mekanik olarak ilk

yatırımda %50’nin üzerinde tasarruf, satış

ve kiralamada da avantaj sağlar. Uzun

ömürlü düşük bakım maliyetine sahip

sistemlerdir.

Güvenilir Teknoloji: Türkiye ve Dünya’da

denenmiş ve uzun yıllardır kullanılan bir

teknolojidir. Türkiye’de toprak kaynaklı,

deniz ve göl kaynaklı, yer altı suyu ile

çalışan birçok uygulama mevcuttur. Hatta

Avrupa’nın en büyük yer altı suyu kaynaklı

uygulaması, Avrupa’nın 5. büyük toprak

kaynaklı uygulaması ve Avrupa’nın en

büyük deniz kaynaklı uygulamalarından

bir kısmı Türkiye’de çalışmaktadır.

Geniş Cihaz Seçim İmkanı: Isı

pompası, tek bir cihaz tipi değildir. 1 kw

kapasiteden 10,000 kw kapasitelere kadar

çok farklı tipte ve boyutta birçok farklı ısı

pompası cihazı mevcuttur. Önemli olan

her tip bina için uygun ısı pompası sistem

ve modellerinin seçilerek uygulanmasıdır.

En çok kullanılan cihazlardan bir kısmı

şunlardır;

VRF ısı pompaları: Mitsubishi Heavy, yeni

KXZ Serisi

Değişken üfleme sıcaklığı kontrolü ile

%34’e varan enerji tasarrufu ve optimize

edilmiş kompresör motor dizaynı ile

yüksek verim sağlıyor. Yeni su soğutmalı

KXZW serisi ise yüksek katlı binalar için

enerji verimliliği yüksek klima çözümleri

sunuyor.

Paket Klima ısı pompaları: LENNOX, yeni

ENERGY Serisi

Frekans kontrollü kompresör

teknolojisini kullanan LENNOX yeni

“ENERGY” serisi paket klima üniteleri,

Eurovent A sınıfı enerji verimliliğine

sahiptir. Tek bir paket cihaz ile tüm

soğutma, ısıtma, havalandırma ve

filtrasyon ihtiyacına çözüm sunar.

Su ve Toprak kaynaklı ısı pompaları:

Climate Master, Tranquility Serisi

Amerikan ARI standart sertifikasına sahip

Climate Master ısı pompaları, özellikle

AVM lerde yüksek verimde çözümler

sağlamaktadır.


hotel restaurant

120 & hi-tech

hotel-tech

Bosch Termoteknik

yoğuşmalı kombide gene pazar lideri

Termoteknik iş kolunda dünyanın ve Türkiye’nin önde gelen şirketleri arasında

yer alan Bosch Termoteknik, Manisa fabrikasında gerçekleştirdiği, Bosch ve

Buderus markalı yoğuşmalı kombi üretimleri ile sektördeki liderliğini koruyor.

İngiliz BRG Building Solutions

firması tarafından 2017 yılında

Avrupa Isıtıcı pazarına ilişkin

olarak yayımlanan raporuna göre

Bosch Termoteknik, yoğuşmalı

kombi kategorisinde Bosch ve

Buderus markalarıyla pazarda

liderliği elinde bulunduruyor. Bosch

2016 yılı genelinde sektörde birinci

olurken, Buderus ise ikincilikle onu

takip etti.

25 yılda 6 milyon kombi

üretti

Bosch Termoteknik, 2016 yılında 700 bin adet

kombi üretimiyle tarihi bir rekor kırdı. Bosch’un

dünyadaki en büyük kombi üretim merkezi olan

Manisa Fabrikasında 25 yılda üretilen kombi sayısı

6 milyon adedi aştı. Bosch Termoteknik’in Manisa

Fabrikası, 2016 yılında 700 bin adetle tarihinin en

yüksek kombi üretimini gerçekleştirdi. 2016 yılında

rekorlarına bir yenisini ekleyen Manisa Fabrikası,

böylece ‘üretim üssü’ unvanını da pekiştirdi. 25

yıldır faaliyet gösteren fabrikada kurulduğundan

bu yana üretilen cihaz sayısı ise 6 milyon âdeti aştı.

Termoteknik iş kolunda dünya çapında öne çıkan

tesisler arasında yer alan Bosch Ter-moteknik

Manisa Fabrikası’nda, dünyanın dört bir yanındaki

41 ülke için, 551 ayrı tip kombinin imalatı yapılıyor.

Üretimde kullanılan ana komponent ve parçaların

imalatı da fabrikada yapılıyor. Bu hammadde ve

komponentlerin yaklaşık %70’i yerli yan sanayiden

temin edilerek üretim gerçekleştiriliyor.


Turizmciler

AR-VR’den nasıl

yararlanmalı?

Son zamanlarda Augmented Reality

(AR: Artırılmış Gerçeklik) ve Virtual

Realty (VR: Sanal Gerçeklik)

sözcüklerini sıkça duyar olduk. İkisi

de henüz emekleme aşamasında olan

yeni teknolojiler, bunlara uygun cihaz

fiyatlarının düşmesiyle birlikte kullanımının

yaygınlaşarak turizm sektörünün önüne

yeni fırsatlar çıkacağı belirtiliyor. TUYED

yönetimi, bu fırsatlarından önce AR ve

VR’nin ne olduğunu araştırıp özetledi.

AR (Artırılmış Gerçeklik), bilgisayarla

oluşturulan iyileştirilmiş görüntüleri, var

olan bir gerçekliğin üzerine yerleştirip,

bunlara etkileşim yeteneği katma

teknolojisidir. Bu teknolojide, mobil cihazlar

kullanılarak bir anlamda o görüntüler

gerçek dünya ile harmanlanıyor. Artırılmış

gerçeklik, akıllı telefonlar, tabletler

gibi mobil cihazları kullanarak, gerçek

dünyadan alınan dijital fotoğraf, grafik

gibi nesneler üzerinde oynamalar yaparak

yansıtıyor.

VR (Sanal Gerçeklik) ise, gerçek hayatta

bir ortamın veya durumun yapay, bilgisayar

tarafından üretilen bir benzetim veya

yeniden yaratılmasıdır. Bu teknolojide,

gözlük takan kullanıcının, başta görme ve

işitme duyularını uyarılarak, ona bir simüle

gerçekliği yaşatılıyor. Sanal gerçeklik,

tamamen üretilen ve yönlendirilen kendi

gerçeğini yaratıyor. Bu iki teknoloji

birbirinin tamamlayıcı mı yoksa rakibi mi?

Uzmanlar bu soruya henüz net bir yanıt

veremiyor. Yanıt net değil ama dünya devi

şirketlerin her iki alandaki yatırımları

net bir şekilde artıyor. İrili-ufaklı mevcut

şirketlerin yanı sıra, günümüzün önde

gelen Facebook, Snapchat ve WeChat gibi

sosyal medya platformları VR’ı etkin şekilde

kullanmaya hazırlanıyor.

Pazarın hacmi büyüyecek

Travel for Eyes, konuyla ilgili ‘Turizmde

Sanal Gerçekliğin Yeri Var mı?’ başlıklı bir

rapor hazırladı. TUYED yönetimi, söz konusu

rapordan da yararlanıp AR ve VR’nin turizm

sektörüne sunabileceği fırsatları araştırdı.

Rapora göre, Samsung Gear, Microsoft

HoloLens ile AR alanına yöneliyor. Dünya

devi firmalar bu alanlara yönelik uygulama

yazılımlarına hız veriyor. Araştırma şirketi

Digi-Capital uzmanları, AR’ın 2021’de 108

milyar dolar, VR’ın ise 83 milyar dolarlık bir

pazar büyüklüğe ulaşacağını öngörüyor.Söz

konusu uygulamalar gezgine, tatil merkezi

seçiminden yol tarifine, gezilip görülecek

cazibe merkezlerinden yemek yenebilecek

yerlere kadar geniş yelpazede kılavuzluk

yapıp bilgiler sunuyor. Önümüzdeki

yıllarda piyasaya çıkacak yeni nesil cep

telefonlarının, iki teknolojiye de uygun

uygulamalarla donatılması bekleniyor.

Böylece söz konusu uygulamaların

kullanımı daha da yaygınlaşmış olacak.

GfK uzmanlarından Paul Simpson, geçen

yıl PlayStation VR’nin piyasaya çıkmasıyla

birlikte bir şeylerin değişmeye başladığını

belirterek “Microsoft’un HoloLens’in

piyasaya sürmesi, dev şirketin AR yazılımına

başladığını gösteriyor” diyor.

Eyefor Travel Araştırmalar Merkezi

Başkanı Alex Hadwick, AR ve VR piyasanın

hala küçük olduğunu hatırlattıktan sonra

“Şimdilik karşımıza sınırlı içerikler çıkıyor.

Büyük şirketlerin çoğu bu alandaki

yatırımlarını henüz tamamlamış değil.

Dolayısıyla bu aşamada bir seyahat

markasının ‘Hepsi içinde’ anlayışıyla

ortaya çıkması için vakit henüz erken.

Hem cihaz fiyatların giderek düşecek

olması hem de bu alanda sunulacak olan

imkânların genişleyecek olmasından dolayı

önümüzdeki dönem turizm cephesinde ciddi

değişimlere gebe” diye ekliyor.

VR-AR’den yararlanmanın 10 püf noktası

• Sanal gerçeklik gezginleri bir cihazla,

gerçek dünyayı taklit eden bir ortamda

dolaştırıyor. Siz de bu ortamı kontrollü

olarak süsleyip tatilcilerin hayallerini

zenginleştirin.

• Orta vadede VR’yi tüketiciyle yüz yüze

görüşüp onunla etkileşime geçebilecek

şekilde geliştirin. Nesne değil, deneyim

sattığınızı aklınızdan çıkarmayın.

• Sanal gerçeklikte cihazların gezme

deneyimini yok etmeyip, arttırdığı

unutmayın.

• Sanal gerçeklik, Michelin yıldızlı

restoranın tadını veremez, ama siz

gezginlerde bu deneyimi yaşama hissini

uyandıracak hale getirebilirsiniz.

• VR’nin içerik maliyetlerini düşürüp,

içeriklerinizi de tatilciyi harekete geçirmeye

teşvik edecek şekilde oluşturun.

• Oluşturacağınız bilgilerin, destinasyondaki

etkinliklerden satın alınabilecek özgün

hediyelik eşyaya kadar ihtiyaç duyulan geniş

bir yelpazeyi kapsamasına dikkat edin.

• Sanal gerçekliği, destinasyonun sahip

olduğu değerleri arttırmak için doğru

kullanın.

• Markanızı VR’ye uygun ürünler sunabilir

hale getirin. Markanıza duyarlılık ve

kapsayıcılığı eklemeyi de ihmal etmeyin.

• VR veya AR uygulamalarınızı akıllı

telefonlarda da kullanılabilecek şekilde

geliştirin.

• Sanal gerçekliğin, maddi veya fiziki

engellerden dolayı seyahat edemeyenlere

inanılmaz deneyimler sunduğunu aklınızdan

çıkarmayın.

Haber: TUYED


122

hotel restaurant

& hi-tech

hotel-tech

İmalat

bedeli

Yazar Thomas Charlton genellikle hatalı bir şekilde kullanılan “özgürlüğün bedeli sonsuz

ihtiyattır” ifadesini ilk kullanan kişidir. Eğer su şartlandırma sektöründe çalışmış olsaydı, Thomas

Charlton “imalatın bedeli sonsuz ihtiyattır” derdi. Soğutma kuleleri, kullanılmadıklarında tek bir

yıl içinde 275 kg asılı kalan madde biriktirebildiğinden bu kavram için kusursuz bir somut örnek

oluşturmaktadır. NCH Europe’un Su Şartlandırma İnovasyon Platformunun Pazarlama Müdürü

olarak görev yapmakta olan Simona Vasilescu, bunun verimlilikten üretkenliğe kadar her şeyi

olumsuz etkileyebilen çeşitli sorunlara neden olabileceğini belirtmektedir.

Güvenlik en önemli sorunlardan

biridir; çünkü soğutma kuleleri

Legionella gibi patojenler için

elverişli şartları sağlayabilir. Bu nedenle,

çalışanların ve tesisin yakınlarında

yaşayan halkın korunması için yeterli

bir su şartlandırmanın uygulanması

gereklidir. Suyun şartlandırılmasında

gösterilen ihmalkârlık aşırı ve gereksiz

elektrik kullanımı ile sonuçlanabilir.

Soğutma kuleleriyle ilgili olarak düzenli

bir şekilde ortaya çıkan sorunlarla

baş etmek için atılması gereken ilk

adım ne tür bir soğutma kulesine

sahip olduğunuzun tanımlanmasıdır.

Endüstriyel evaporatif kondenserlar

ve çekişli soğutma kuleleri birbiriyle

karıştırılmaktadır; ama ikisinin arasında

çok belirgin bir fark bulunmaktadır.

Çekişli soğutma kulelerinde, isminden

de anlaşılacağı üzere, kulenin dışındaki

hava bir hava girişinden içeri girer ve

içerisinin soğutulması için kullanılır.

Evaporatif kondenserlardaysa, bir tüp

içinde bulunan gaz suyun üzerinden

akıp yoğunlaşma yarattığı bir ısı

transferi süreci ile soğutulur. Çekişli

soğutma kuleleri, esasında, büyük

hava yıkayıcılarıdır. Bu nedenle, en

problemli konular su kaynağına giren

dış kirleticilerden kaynaklanmaktadır.

Dış soğutmaya dayanan bu tür büyük

yapılarda, polen veya ince kum

gibi taneciklerin sisteme girmesini

engellemek imkânsızdır. Bu çözülmez

maddeler sisteme bir kez girince,

yüzeylere yerleştir ve tortu oluşturur.

Buna cüruf bağlama adı verilir.

Cüruf bağlama ile kışır oluşumunu

birbirinden ayırt etmek önemlidir. Her

ikisi de ekipman üzerinde tortu oluştursa

da, ikisinin arasında farklı bir su

şartlandırma çözümünün uygulanmasını

gerektiren önemli bir fark bulunmaktadır.

Sisteminizdeki ince kum çözünmez

ve sonunda sisteminizi tıkayan ve

sonrasında mikrobiyolojik cüruf

bağlamayı hızlandıran bir çamur

oluşturur. Oysa kışır oluşumu karbonat

içeren su içinde kalsiyum iyonları

mevcut olduğunda ortaya çıkar. Bunun

sonucunda borular üzerinde kristaller

oluşur ve bu kristaller arıtılana ve

ortadan kaldırılana dek büyümeye

devam eder ve verimliliği etkilerken,

maddi masraflar oluşturur. Evaporatif

kondenserlar benzer sorunlarla karşı

karşıya kalır, ama bu sorunların etkisi

farklıdır. Örneğin sülfat azaltan bakteriler

kirlenme sürecinde su kaynağına

karışırsa, bu tür bir soğutma kulesinde

verimlilik üzerindeki etki çok hızlı bir

şekilde hissedilir. Su demir borulardan

akarken, bakteriler yüzeyi esir alır ve

sülfit tozu tortuları oluşturmaya başlar.

Bu tortular korozyonu hızlandırır

ve sistemin mikrobiyolojik kaynaklı

korozyonun kurbanı olmasına neden olur.

Zararlı kirleticilerin gelişimini önlemek

için suyun şartlandırmasının sihirli bir

formülü veya bir sırrı bulunmamaktadır.

Bu kimyayla ilgilidir. Kullandığınız

soğutma kulesini anlamak ve onu

bekleyen sorunları tanımlamak sizin

inhibitörler veya öldürücü biyositler

gibi en uygun kimyasalların doğru

dozunu tanımlayabileceğiniz için, sizin

bu sorunları çözmeye hazır olduğunuz

anlamına gelir. İşte bunun için NCH

Europe gibi bir şirketle çalışmanız işinizi

kolaylaştırır. Bizim su şartlandırma

çözümlerimiz tamamen bireysel

sistemlerinin benzersiz ihtiyaçlarına

cevap vermektedir. Bununla beraber, biz

izleme ve bakım süreçlerine kesintisiz bir

destek vermekteyiz. Soğutma kulenizde

dolaşmakta olan sudan düzenli olarak

numune alınması ve test edilmesi bizim

sizi potansiyel sorunlarınızın önünde

tutmamıza olanak verir. Her şeyin temiz,

güvenli ve iyi çalışır durumda tutulması

için sabit bir takip ve sonsuz bir ihtiyat

gereklidir. Bunun boş ve sancılı bir

hayal olduğunu düşünebilirsiniz. Su

arıtımı ihmal ederseniz karşılaşacağınız

kesintiler ve maliyetler kadar acı

verirsiniz.


Yiğit Genç

Panasonic Eco Solutions

Türkiye Proje Satış

Müdürlüğü

Yangın Alarm Sistemleri

Satış Sorumlusu

Yangın algılama

sistemleri hayat

kurtarıyor

İster konut ister ofis ya da otel gibi ticari

binalar olsun, tüm yaşam alanlarında

insan güvenliği en öncelikli konu. Bu

noktada özellikle yangın ve benzeri

risklere karşı gerekli güvenlik önlemlerini

almak gerekiyor. Bu önlemlerin başında

ise yangın algılama sistemleri ilk akla

gelenler. Dünyaca ünlü Japon markası

Panasonic, şimdi entegre güvenlik

çözümleri ile Türkiye pazarına güvenli ve

tam entegre çözümler sunuyor.

Güvenlik sektöründe ürünler 3

segmente ayrılıyor…

Piyasa 3 segmentten oluşuyor; alt

segment, orta segment ve üst segment.

Alt segmentte, çalışıp çalışmadığı belli

olmayan düşük kaliteli ürünler söz

konusu. Orta segment, alım gücü belli

bir limitte olan müşterilere hitap ediyor.

Üst segment ise güvenlik ve kalitenin

üst düzey olduğu projelerde kullanılıyor.

Panasonic ürünleri de bu son grupta…

Dünya sınıfı koruma…

Yüksek doğruluk performansıyla başarısı

dünyada birçok endüstride kanıtlanan

Panasonic Yangın Algılama Sistemleri,

30 yılı aşkın deneyimle dünya sınıfı

koruma sunuyor. Yangına karşı doğru

zamanda doğru alarmın yanı sıra

yangına yol açabilecek durumları da

önceden bildirmek üzere tasarlanmış

teknolojisiyle ürünler, tüm binalar için

gereken güvenlik ve emniyeti profesyonel

çözümlerle buluşturuyor. Panasonic

Yangın Alarm Sistemleri, hem kontrol

panellerinde hem de dedektörlerde ileri

teknolojilerin kullanılması sayesinde,

yüksek güvenirliliğin yanı sıra yanlış

alarm sayısında azalmayı da garanti

ediyor. Yeni nesil yangın algılama sistemi

EBL512 G3, ortama uyum sağlayan

dedektörlerle birlikte çalışan benzersiz

işlevsellik, kendini uyarlama ve interaktif

özellikleriyle binalara, iş yerlerine

güvenlik, koruma ve konfor sunuyor.

Türkiye’de güvenlik sektörü

gelişiyor…

Yangın güvenlik sektöründe akıllı

dedektörler tercih ediliyor. Örneğin;

Panasonic dedektörler ortamı algılayıp

hassasiyete göre algılama seviyesini

ayarlıyor. Sistemlerin daha az yalancı

alarm vermesi üzerine çalışmalar

yapılıyor. Yangın güvenlik ürünleri sadece

ticari işletmelerde kullanılmıyor. Konut

projelerinde de yangın sistemlerine önem

veriliyor. Ama en büyük sıkıntı konut

projelerinde kullanıcıların yanıltılması...

Sektör içerisinde denetimler yeterli

değil; kurulan sistemler denetlenmiyor.

Küçük işletmelerde işletme sahibi, yangın

tüpü koyarak yangından korunduğunu

düşünüyor. Türkiye’de güvenlik sektörü

gelişiyor ancak yangın güvenliği

alanında yeterli bilinç oluşmuş değil,

denetimler ise daha üst düzey projelerde

yapılıyor. Konut projelerinde ve düşük

segmentli projelerde yangın yönetmeliği

uygulanmıyor.

Avrupa’da denetimler daha

sıkı…

Avrupa’da, güvenlik sektöründeki

denetimleri sigorta şirketleri yapıyor.

Denetimler sıkı tutuluyor; kullanmış

olduğunuz güvenlik ürünlerinin kaliteli

olması gerekiyor. Türkiye’deki sigorta

primleriyle, Avrupa’daki sigorta

primlerinin belirlenmesi de çok

farklı. Türkiye’de kameranın var olup

olmadığına göre prim düşürülürken;

Avrupa’da kameranın kalitesine göre çok

daha düşük olabiliyor. Özellikle büyük

ölçekli fabrikalarda kullandığınız yangın

sistemi sigorta primlerinin; kameraya

göre çok daha fazla etkisi var. Siz ne

kadar kaliteli bir sistem kurarsanız;

sigortadaki eksper arkadaşlar daha

düşük primler çıkartabiliyor.


hotel restaurant

124 & hi-tech

ürün

İnoksan’dan profesyonel mutfaklara yeni ürün

SDF 140-Depo Tipi Derin Dondurucu

İnoksan, özellikle yaz aylarında gıda ve içecek muhafazasında sorun yaşayan

ve daha fazla alana ihtiyaç duyan işletmelerin soğuk depolama ihtiyacını

karşılamak üzere SDF 140-Depo Tipi Derin Dondurucu’yu geliştirdi.

Profesyonel mutfak donanımlarıyla dünya çapında

tercih edilen İnoksan, otel, restoran, bar, cafe ve

market gibi işletmelerin soğuk depolama ihtiyacını

SDF 140-Depo Tipi Derin Dondurucusu ile karşılıyor.

SDF 140, özellikle sıcak yaz aylarında önemi daha da

artan kaliteli soğuk depolama alanına olan ihtiyacı

en iyi şekilde karşılarken, tekerlek, cam kapı ve ilave

tel raf eklenebilme özelliğiyle işletmelere ürünü

özelleştirme fırsatı da sağlıyor.

Fanlı, üflemeli soğutma sistemi, dijital termostat ve

kilitli kapılar ile özel kapı ve yaylı menteşe sistemli

ve yüksekliği ayarlanabilir paslanmaz çelik raf

tutucusuna sahip SDF 140, dijital özelliğine bağlı

olarak kondanser temizleme uyarısı, yüksek/alçak

sıcaklık alarmı ve gıda koruma özellikleriyle de dikkat

çekiyor.

SDF 140 Depo Tipi Derin Dondurucu Özellikleri

• İç derinlik: GN 2/1(56,5 cm /65 cm) kapasiteye uygunluk

• Dijital termometre ve termostat - otomatik defrostlu

• Fanlı soğutma.

• İç-Dış Gövde Sacları Paslanmaz Çelik

• Çevre dostu ve 45 kg/m³ 134A Çevre Dostu CFC Free

Poliüretan İzolasyon

• Yüksekliği ayarlanabilir paslanmaz çelik raf tutuculu

• Temizlenebilir ve yerinden sökülebilir manyetik contalı

• Özel kapı ve yaylı menteşe sistemli

• Şık ve ergonomik tasarım

• Yüksekliği ayarlanabilir paslanmaz özel ayaklı

• Soğutma Gazı: R 404 A / R 134 A

• Dış ortam sıcaklığı: +43°C’dir. (-2/+8 için)

• Dış ortam sıcaklığı: +43°C’dir. (-10/-20 için)

• Çalışma voltajı: 220-230 V 50Hz


hotel restaurant

126 & hi-tech

ürünler

Geberit ile koku gider,

temiz hava kalır

İsviçreli sıhhi tesisat devi Geberit, DuoFresh ile

kötü kokuları klozetin içinde hapsederek kokuları

kumanda kapağının arkasındaki aktif karbon filtresi

sayesinde temizliyor. Havalandırma borularından

veya diğer havalandırma sistemlerinden bağımsız

olarak çalışan DuoFresh ile Geberit, banyoların

temiz havayla buluşmasına olanak tanıyor. Geberit

DuoFresh gömme rezervuar sisteminde koku alma

ünitesi istenirse kumanda kapağındaki düğme ile

kolayca kontrol edebiliyor ve 10 dakika içinde ortamı

temizleyen sistem, devreye girebiliyor. Pratiklik ve

kullanım kolaylığı sunan Geberit, DuoFresh gömme

rezervuar sistemi ile ortamı havalandırmak için

cam açılması gerekli olmadığından enerji kaybı da

önlenmiş oluyor.

Nouvelle Cuisine

ile zarif tasarım, kalıcı

zarafet!

Nouvelle Cuisine serisi zarif tasarımı ve kalıcı zarafeti ile fine

dining restoranların ilk tercihi oluyor. Lüks için ideal bir çalışma

yüzeyi sunan seri tutkularını yemek sunumlarında keşfetmek ve

denemek isteyen şefler için özgürlük sunuyor. Çarpıcı tasarımları ile

Nouvelle Cuisine koleksiyonu her sunumu bir sıra dışı bir deneyime

dönüştürme iddiasında!

Renklerin dokusunu yaşam alanınıza

Celest Anahtar-Prizler ile dahil edin

Gökyüzünün açık olduğu, sabahları güneş ışığının

evin içine dolduğu, aydınlık ve ferah bir yazı kim

hayal etmez ki… Peki, bu hayali dekorasyonla

taçlandırmak... İşte Legrand’ın Celest Anahtar-

Prizleri, farklı renk ve estetik tasarımıyla

mekanlarınızın dekorasyonuna farklı bir hava

katıyor. Dikdörtgen ve dairenin mükemmel uyumunu

yaşam alanlarına taşıyan Celest Anahtar-Prizler,

tasarımından hiçbir ödün vermeden pratikliğini ve

işlevselliği bir bütün olarak kullanıcısına sunuyor.

Yenilikçi renk ve doku çeşitliliğiyle konfor, iletişim,

güvenlik ve kontrol işlevlerine inovasyon getiren

Celest, günlük enerji tüketimini azaltmaya ve kontrol

etmeye de yardımcı oluyor.

Panasonic

Yangın Algılama

ve Güvenlik

Çözümleri

Şimdi Türkiye’de…

VİKO by Panasonic, Türkiye’deki faaliyetlerini hız kesmeden

sürdürüyor. Dünyaca ünlü Japon markası Panasonic, şimdi

profesyonel yangın algılama sistemleri ve güvenlik çözümleri

ile Türkiye pazarına güvenli ve tam entegre çözümler sunuyor.

Yüksek doğruluk performansıyla başarısı dünyada birçok

endüstride kanıtlanan Panasonic Yangın Algılama Sistemleri, 30

yılı aşkın deneyimle dünya sınıfı koruma sunuyor. Yangına karşı

doğru zamanda doğru alarmın yanı sıra yangına yol açabilecek

durumları da önceden bildirmek üzere tasarlanmış teknolojisiyle

Panasonic Yangın Algılama Sistemleri, tüm binalar için gereken

güvenlik ve emniyeti profesyonel çözümlerle buluşturuyor.


Jumbo’dan yazlık

ikramlıklar…

Yaz günlerini çağıran ikramlıklarda doğru seçim

şimdi Jumbo’da… Yalın formu ve paslanmaz çelikten

üretilen tasarımı ile Jumbo 8000 konik kaseler

her türlü küçük ikramlıklarınızda yoğun kullanıma

dayanıklı olacak şekilde üretilmiştir. İç içe geçip

depolanabilen kaseler, dondurma sunumu veya

çerezlik olarak farklı kullanım seçeneklerine uygun.

İkram aksesuarları serisinde dörtlü olarak satışa

sunulan 8000 konik çerezlik/dondurmalığı yine

zamansız tasarımların öncüsü Jumbo tarafından

üretilen paslanmaz çelik dondurma kaşıkları ile

tamamlayabilir yaz günlerinde kurulan sofralarda

keyifli anlar geçirebilirsiniz.

TP-Link’ten çok güçlü

WiFi Menzil Genişletici

Dünya kablosuz ağ pazarının lideri TP-Link, yeni ve çok güçlü bir

WiFi menzil genişletici modelini duyurdu. RE500 model adlı ürün,

üstün genişletme aralığı, dört harici anteni ve gelişmiş son teknoloji

donanımı ile WiFi menzilini –teorik olarak- 1300 metrekareye (14.000

ft2) kadar genişletebiliyor. Yeni nesil kablosuz ağ standardı 802.11ac

destekli olan RE500, büyük ev ve ofisler için ideal bir WiFi genişletme

çözümü. Sadece WiFi menzilini genişletmekle kalmayan ürün, aynı

zamanda çok yüksek kablosuz hız desteği de sunuyor. Toplamda

1900Mbps kablosuz hızlara (5GHz bandında 1300Mbps, 2.4GHz

bandında 600Mbps) ulaşabilen RE500, eşzamanlı çift kanal desteği ile

geleneksel menzil genişleticilere göre üç kat daha hızlı veri iletiyor.

3x3 MU-MIMO teknolojisine sahip olan cihaz, bekleme süresini

azaltarak WiFi’a bağlanan her aygıt için verimliliği artırıyor. Bu güçlü

teknik özelliklerle 4K video ve online oyun gibi uygulamalar, aynı anda

ve sorunsuzca yapılabiliyor.

Yeni nesil yatak ile

yaz boyu serin uykular!

Adını ve teknolojisini, İtalya’nın dünyaca ünlü lüks spor otomobil markası Lamborghini’den alan yeni nesil yataklar, kişiye özel

uyku çözümleri sunuyor. Markanın “Monaco” model ortopedik yatağı, özel jel dokusu sayesinde yaz boyu serin bir uyku konforu

sağlarken, 3D bant sistemi ile dizayn edilmiş nefes alabilen bielastic kumaş yüzey ise terlemeyi engelliyor. Markanın 2017 tasarımı

Monaco model yatağı, içerisinde bulunan memosoft dolgu malzemesi sayesinde, vücudun yüzeye temas noktalarındaki tüm

boşlukları doldururken, uyku süresince bedeni tam olarak sarıp, yatış pozisyonundan ötürü oluşabilecek eklem ağrıları ve omurga

bozukluklarının da önüne geçiyor. Oda içindeki elektrikli ve elektronik cihazların neden olduğu manyetikleşmeyi engelleyen yaysız

teknolojisi, mite ve akar gibi sağlığa zararlı bakterilerin oluşumuna izin vermeyen hava sirkülasyonlu kumaş yapısı, boşlukta

duruyormuş hissi veren süpersoft kapitone dolgusu ile Monaco model yataklar, kullanıcılarına en ideal uyku çözümü vaad ediyor.


hotel restaurant

128 & hi-tech

ürünler

Kone Care For Life hizmeti ile

modernizasyon projeleri emin ellerde

Eskiyen ekipmanınıza ücretsiz check-up yaptırmaya hazır

mısınız? Asansör veya yürüyen merdiveniniz için, modernizasyon

çalışmasına başlamadan önce mutlaka nelerin yapılması

gerektiğine yakından bakılması gerekiyor. Özellikle güvenliği,

enerji verimliliği, erişilebilirliği, performansı ve estetik görünümü

gibi konular, büyük önem taşır. Modernizasyon çalışmalarına

başlarken atılacak ilk adım, mevcut tesisatın güvenlik, ekoetkinlik,

erişilebilirlik, performans ve estetiğinin kapsamlı bir

değerlendirmesi. KONE, bu değerlendirmenin sonucu çeşitli

raporlar sunarak sizi detaylı şekilde bilgilendiriyor ve Care

for Life değerlendirmesine dayanarak, ekipmanınızın gerekli

standartlara nasıl getirileceği konusunda bir tavsiyede bulunuyor.

Bu doğrultuda da KONE ReFine ile modernizasyon, KONE

RePower ile modernizasyon paketleri ya da KONE RePlace ile

tam değiştirme gibi üç farklı çözüm öneriyor

Mitsubishi Electric Asansör

ve Yürüyen Merdivenleri’ne

üç dalda ödül

Dünyanın dört bir yanındaki asansör ve yürüyen merdivenleri 80 yıllık

tecrübesiyle denetleyen Hollandalı bağımsız denetleme kuruluşu

Liftinstituut’un her yıl yurtdışında düzenlediği ‘Yılın En İyi Asansör

ve Yürüyen Merdiven Yarışması’ bu sene ilk kez Türkiye’de de

gerçekleştirildi. Liftinstituut’un denetlediği ve belgelendirdiği firmalar

arasında yapılan yarışmada 2016 yılı değerlendirilerek, Türkiye’nin

en iyi asansör ve yürüyen merdiven firmaları seçildi. Her kategoride,

ürünün montajı ve bakımını yapan firma ile ürünün sahibi ve

işletmecisinin ödüllendirildiği yarışmada, teknoloji öncüsü Mitsubishi

Electric üç ayrı kategoride ödüle layık görülerek, ‘Yılın En İyi Elektrikli

Asansör & Yürüyen Merdiven Montajı’, ‘Yılın En İyi Asansör Bakımı’ ve

‘Yılın En İyi Yürüyen Merdiven Bakımı’ ödüllerini kazandı.

Konfor ve enerji tasarrufu garantili

Somfy iç ortam sıcaklık sensörleri

Yazın özellikle camlardan giren güneş ışınları yaşam alanlarının ısısını artırıyor.

Bu da klimaların daha yüksek ayarda çalışması ve daha fazla enerji kullanımı

anlamına geliyor. Somfy, şimdi iç ortam sıcaklık sensörleri ile bu duruma pratik bir

çözüm sunuyor. Bu sayede ortam ısısı arttığında perde ve panjurlarınız otomatik

olarak kapanarak size konfor ve enerji tasarrufu sağlıyor. Somfy iç ortam sıcaklık

sensörleri ile yaşam alanlarının ısısı siz hiçbir çaba sarf etmeden en konforlu

seviye için ayarlanıyor. Konfor ve enerji tasarrufu avantajlarından yararlanmak için

iç ortam sıcaklık sensörleri vantuz yardımıyla istediğiniz yere yerleştirilebiliyor.

More magazines by this user
Similar magazines