H+ Sayı 1

lexpera

Hukuk ve Daha Fazlası

www.hplusdergi.com

Mayıs - Haziran 2017

Sayı 01

h+

ÜCRETSİZDİR

İş Yaşamında

Stres ve

Baş Etme

Yolları

Yurt Dışı

LL.M. Rehberi

University of

Wrocław

Kapak Söyleşisi

Av. Mehmet

DURAKOĞLU

Sayfa 58

Mehmet GÜN

Yargı

Performansını

Güçlendirmek

Sayfa 04

Murat Volkan DÜLGER Mert YAŞAR Nazlı CAN

Adli Bilişim ve

Ülkemizde

Uygulaması

Sayfa 20

Devletin Spora

Müdahale Hakkı

Olmalı mı?

Sayfa 26

Uzay

Madenciliğinin

Hukuki Boyutu

Sayfa 30

+ 3 Soru 3 Cevap Avukat M. Gökhan AHİ

+ Spor İstediğin Yerden Başla

+ Ofis Yaşamı Mutluluk İçin İpuçları

+ Üretkenlik Avukatlar İçin Coworking Fırsatları

+ Teknoloji Mobil Tarayıcılar

+ Hukuk Konulu Diziler #HTGAWM


Merhaba

YÖNETİM VE YAZI İŞLERİ

Hukuk Akademisi Eğitim ve Yayıncılık Ltd. Şti.

Adına Sahibi

KAAN ÖNCÜ

Genel Yayın Yönetmeni:

MERVE GÜLMEZ

Editör

SENA TUĞRUL

sena@hplusdergi.com

Yazı İşleri Yönetmeni

ERHAN KAHRAMAN

erhan@hplusdergi.com

Tasarım & Dizgi:

Gökçe KOCAMAN

gokce@hplusdergi.com

Fotoğraf Yönetmeni:

Sertan TÜRYAKİ

sertan@hplusdergi.com

Hukuk Danışmanı:

Ömer ÖZGÜR ÜNLÜ

omer@hplusdergi.com

Reklam & Dağıtım

Eda Cansu ALPASLAN

eda@hplusdergi.com

BASKI

TURKUVAZ HABERLEŞME VE YAYINCILIK A.Ş.

A. Akpınar Mahallesi Hasan Basri Cad.

No:4 Sancaktepe- İST. T. 0216.585.9000

( h+) Dergisi, Hukuk Akademisi Eğitim ve

Yayıncılık Ltd. Şti. tarafından T.C. yasalarına

uygun olarak yayınlanmaktadır.

Türk yayın hayatında Hukuk konulu çok sayıda Akademik

ve Bilimsel derginin varlığına kıyasla, öznesi Avukat olan

ve mesleki makallerin yanısıra güncel yaşam konularına

da değinen basılı bir dergi ne yazık ki bulunmamaktaydı.

Oysaki doktorlar, mühendisler, mimarlar ve benzeri meslek

grupları için güncel yaşam ile mesleki gelişmeleri harmanlayan

dergiler uzunca bir süredir rafları süslüyor. Hukuk Akademisi

AVUKATLARIN

HEM KIŞISEL

HEM DE

PROFESYONEL

YAŞAMLARINA

DOKUNAN

Kapsamlı Bir

Dergi SUNMAYI

AMAÇLADIK.

olarak bu eksikliği gidermeyi

ve mesleki makalelerin yanısıra

Avukatların hem kişisel hem

de profesyonel yaşamlarına

dokunan kapsamlı bir dergi

sunmayı amaçladık.

Şüphesiz en büyük teşekkürü

bu dergiye bilgi ve emekleriyle

değer katan yazar kadromuz hak

ediyor. Onların desteği ve inancı

olmasaydı bu dergi de olmazdı.

Kapak söyleşisinde değerli

sohbetiyle bizi onurlandıran

İstanbul Barosu Başkanı Sn.

Mehmet DURAKOĞLU’na yoğun

temposunda ayırdığı vakit için bir

kez daha teşekkür etmeyi borç biliyoruz. Son olarak, bu kapsamda

bir derginin ücretsiz olarak dağıtılmasına olanak sunan ilan

sahiplerine ve iş ortaklarımıza teşekkür ediyoruz. Umarız h+ yoğun

iş temponuzda ufak ve keyifli bir

mola vermenize vesile olur. Her

türlü görüş ve önerinizi bizimle

paylaşmanızdan mutluluk duyacağız.

Temmuz ayında tekrar görüşmek

dileğiyle.

Avukat Sena TUĞRUL, Editör

sena@hplusdergi.com

YAYIN TÜRÜ / TRAJ

Yaygın, Süreli (İki Aylık) / 5.500 Ad.

HUKUK

AKADEMİSİ

A. Şahkulu Mahallesi Serdar-ı Ekrem Sokak

15/A Galata - İST. T. 0850.532.2824

M. bilgi@hukukakademisi.com.tr

www.hplusdergi.com l info@hplusdergi.com

Bizi Takip Edin

instagram.com/hplusdergi

facebook.com/hplusdergi

linkedin.com/in/hplusdergi

twitter.com/hplusdergi


Hukuk

04 YARGI

PERFORMANSINI

GÜÇLENDIRMEK

08

20

ADLI BILIŞIM

VE ÜLKEMIZDE

UYGULAMASI

Alman ve İngiliz

Dijital dünya sınırlarımızı

yargılarının performans

zorlarken suçu

karşılaştırmasının Türk

aydınlatabilecek bilgiyi de

yargısı için zorunlu kıldığı

yine dijital ortamlardan

vakıa ve delillerin tam

elde etmek zorundayız.

ve doğru ifşası, yargıyı

Hal böyle olunca, dijital

topluma maliyet olmaktan

çıkararak Türk hukukçularını

hizmet ihraç eder hale

getirecektir.

KAPAK SÖYLEŞİSİ

AV. MEHMET

DURAKOĞLU

İstanbul Barosu

ortamlardan delil tespit

etmek, kıldan DNA tespit

etmek gibi uzmanlık

gerektiren bir konu oldu.

Av. Mehmet GÜN

Başkanı

Doç. Dr. Murat Volkan DÜLGER

26

DEVLETIN SPORA

MÜDAHALE HAKKI

OLMALI MI?

30

UZAY

MADENCILIĞININ

HUKUKI BOYUTU

40

EVLILIKTE YOLLARI

AYIRIRKEN VELAYETE

ORTAK OLMAK

Devletin spora müdahale

hakkı, hatta müdahale

yükümlülüğü var mı? Yoksa

Sporun Siyaset ve Hukuk

Düzeni Karşısında Özerkliği

olmalı mıdır? Bu soruların

ciddi şekilde tartışılması

gerekiyor.

Uzay, halen bilinmeyenlerle

dolu olabilir. Hatta orada

yapılacak madencilik

faaliyetleri için önümüzde

uzun yıllar da olabilir. Fakat

bu, uzay madenciliğine

dair hukuki altyapının

hazırlanmasına engel değil.

Geçtiğimiz Şubat ayında,

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin

ortak velayet ile ilgili verdiği

bir karar oldukça ses getirdi.

Hukukçular kendi aralarında

bu işin hukuki boyutlarını

tartışırken, çoğu gazete

“velayette devrim” başlığı ile

konuya dikkat çekti.

Av. Mert YAŞAR

Av. Nazlı CAN

Av. Ayça ÖZDOĞAN

44

3 SORU 3 CEVAP

AV. M. GÖKHAN AHI

46

SÖYLEŞİ

DOÇ. DR. BAŞAK BAYSAL

Bilişim Hukuku alanında

Ekonomik krizler toplumun neredeyse tüm katmanlarında büyük değişim

uzmanlaşmak için nasıl bir

ve dönüşümleri beraberinde getiriyor. Özellikle reel ekonomide ortaya

eğitim almak gerekiyor,

çıkan olumsuz yansımalar, hukuk dünyasındaki önemli bir tartışmayı;

Mesleğin ne gibi zorlukları

“Sözleşmelerin Uyarlanması” konusunu tekrar gündeme taşıyor. İstanbul

var? Bilişim Hukuku uzmanı

Av. M. Gökhan AHİ cevapladı.

Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Başak Baysal’a hem yeni kitabının

detaylarını hem de konu hakkındaki düşüncelerini sorduk.


ve Daha Fazlası

18

56 14

YURT DIŞINDA

HUKUK

YÜKSEK LİSANSI

WROCŁAW

ÜNIVERSITESI

TAHKİM

GELECEĞIN

HUKUKÇULARI

“TAHKIM” IÇIN

YARIŞTI

28 58

ÜRETKENLİK

BÜROSUNU YENI

KURACAK AVUKATLAR

IÇIN COWORKING

FIRSATLARI

HUKUK KONULU DİZİLER

HOW TO GET AWAY

WITH MURDER?

İNCELEME

INGILTERE’DE

HUKUK KARIYERI

06

AJANDA

HUKUK

ETKINLIKLERI

36

SAĞLIK

STRES VE BAŞ ETME

YOLLARI

42

OFİS YAŞAMI

MUTLULUK IÇIN

IPUÇLARI

52

SPOR

ISTEDIĞIN YERDEN

BAŞLA

60

MOBİL TEKNOLOJİ

TARAYICI

UYGULAMALARI

64

ONLINE YAŞAM

SOSYAL MEDYA

KULLANIMI


Sayfa 4

İngiltere

Almanya

Türkiye

Av. Mehmet GÜN

Yargı

Performansını

Güçlendirmek

ALMAN VE INGILIZ YARGILARININ

PERFORMANS KARŞILAŞTIRMASININ

Türk Yargısı IÇIN ZORUNLU KILDIĞI VAKIA

VE DELILLERIN TAM VE DOĞRU IFŞASI,

YARGIYI TOPLUMA MALIYET OLMAKTAN

ÇIKARARAK Türk Hukukçularını HIZMET

IHRAÇ EDER HALE GETIRECEKTIR.

2,81

Türkiye’de, 2014 yılında

100.000 kişiye düşen hakim

sayısı 11,4 olup bu rakam

AB ülkelerinde 10,4 - 11,5

aralığında iken Almanya’da 23,9

hakimle en yüksek; İngiltere’de ise

3,3 hakimle en düşüktür. Almanya AB

ortalamasının 2, İngiltere’nin 8 katı

kadar; İngiltere ise AB ortalamasının

3’te 1’i; Almanya’nın 8’de 1’i kadar

fazla hakim çalıştırmaktadır.

Hakim

Başına Düşen

Dava Sayı

4

1.487

414

262

Türkiye

İngiltere

Almanya

Aynı yıl içinde açılan dava sayısı

Türkiye’de 3.706.000, İngiltere

2.815.000 ve Almanya’da 5.064.000

olup, nüfus ve ekonomiye göre

karşılaştırılabilir büyüklüktedir.

İngiltere’de 1 hakime düşen dava

sayısı 1.487 ile 262 dava düşen

Almanya’nın 7 katı, 419 dava düşen

Türkiye’nin 3 katı daha fazladır.

Bir Türk hakim, 1 Alman hakimin

iki katı; İngiliz hakimin ise yaklaşık

3’te biri kadar davaya bakması

gerekmektedir. İngiliz hakimin

yarısı kadar davaya bakan Türk

hakimi iş yükü altında boğulmakta;

dava sayısını Almanya seviyesine

indirmeye çalışmaktadır.

İngiliz yargısı, davaların % 98’inde

uzlaşma sağlarken Alman yargısı

sadece % 38’ini sulh edebilmekte.

Türkiye’de ise durum oldukça vahim...

Türkiye’de davaların % 2’nde bile sulh

sağlanamamakta. Davaların % 98’inde

tatmin edici olmayan kararlar veren yargı,

toplumda uzlaşmayı artırıp ihtilafları

azaltmak yerine adeta körüklemekte

olan mahkemeler, uyuşmazlıkları barışla

sonuçlandırılarak uzlaşma yeri değil, tam

tersine yeni uyuşmazlıklar doğurma yeri

haline gelmiş bulunmaktadır.

5,06

3

3,76

Toplam

Dava Sayı

(Milyon Adet)

Yargıdan memnuniyet aynı seviyelerde

olan Almanya’da hakim çokluğundan

ve yargı bütçesinin yüksekliğinden;

İngiltere’de ise yüksek yargılama

maliyetlerinin adalete erişim hakkını fiilen

kısıtladığından şikayet edilmektedir.

2014 yılında Yargı bütçesi Almanya’da

12.7; İngiltere’de 6; Türkiye’de ise 2.5 Milyar

Avro’dur. Almanya, İngiltere’deki adalete

erişim şikayetlerini İngiltere’nin iki katı

bütçe ayırmak ve 8 katı fazla hakim

çalıştırmak suretiyle çözmüş olmasına

karşın; ancak yine de İngiltere’nin

3’te biri kadar uzlaşma performansı

gösterebilmektedir.


100.000 Kişiye Düşen

4

Dava Sayı

Arada bu kadar bariz ve büyük fark

olmasının temel sebebi, İngiltere’de her

uyuşmazlıkta olayların ve delillerin -

aleyhe olsa bile - dürüştçe tam ve doğru

ifşa ve ibrazı geçerli iken Almanya’da

iddiayı ispat etme - ispat edilebilecek

şeylerin iddia edilmesi sisteminin geçerli

olmasıdır.

Tam ve doğru ifşa ve ibraz sistemi,

hakimin davadaki iş yükünü % 90

azaltırken tarafları uzlaşmaya zorlamakta;

yargılamada mahkemeye düşün iş yükünü

azaltarak her daim iyiye giden bir döngü

oluşturmaktadır. 2011 yılındaki bir ankete

göre tam ve doğru ifşa sistemine sahip

olan İngiltere, Hollanda ve İsviçre’de yargı

hizmetlerinden memnuniyet ve yargılama

hızı, bu sisteme sahip olmayan ülkelere

göre oldukça yüksektir.

Almanya’dan iktibas edilmiş olan

iddiayı ispat etme sistemi, Türkiye’de

yozlaşmış; uyuşmazlık konusu olaylar ve

delilleri tarafların işlerine geldiği şekilde

cımbızlayarak ifşa ve ibraz etmesine,

yargılamaların da mahkemeyi kandırma

çabasına dönüşmüştür. Bu yozlaşma

doğal ve kaçınılmazdır. Çünkü Aman

toplumu düzen, organizasyon ve onu

iyi işleten mekanizmalara itibar eder;

bireylere itimadı en sona bırakır. Bu

konularda Alman toplumundan çok farklı

olan Türk toplumunda bireylere ve onların

iyi niyetine daha çok itimat edilmekte;

düzen ve organizasyon, bireylerin

inisiyatifine daha çok bırakılmaktadır.

Türkiye, sosyolojik ve kültürel olarak

farklı olduğu Alman yasalarını tercüme ve

iktibas etmesinin sonuçlarının farkında

olmalıdır.

Türkiye, İngiltere ve Almanya

arasındaki farklar, başarı ve zayıflıklar

analiz edilip dersler çıkarılarak bu

farkındalığı sağlayabilir; adalete erişim

hakkını güvence altına alırken yargısını

ve yargılamalarını etkin ve verimli

çalıştıracak kendine özgü bir sistem

kurabilir. Yargı performansı, Türkiye’nin

kendi ihtiyaçlarına cevap veren özgün bir

tam ve doğru ifşa ve ibrazı getirilmesi

suretiyle kolaylıkla artırılabilir.

Tam ve Doğru İfşa ve İbraz, yargının

tüm paydaşlarına büyük kazançlar ve

fırsatlar getirecektir. Önlerine tekemmül

etmiş dosyalar gelmesi, hakimlerin hızlı

ve sıhhatli kararlar vermelerini, adalette

İngiltere

3,3

Almanya

23,9

Türkiye

11,4

“YARGI

PERFORMANSI,

TÜRKIYE’NIN KENDI

IHTIYAÇLARINA

CEVAP VEREN

Özgün Bir Tam ve

Doğru İfşa ve İbrazı

GETIRILMESI

SURETIYLE

KOLAYLIKLA

ARTIRILABILIR.”

Sayfa 5

kaliteyi ve saygınlıklarını artıracaktır.

Avukatların sorumlulukları, iş kaynakları

hızla artacak, paralel olarak etkinlik ve

saygınlıkları yükselecek; hem adalete

güven güçlenecek hem de daha az

sayıda hakimle daha çok sayıda ve daha

yüksek kalitede hizmet üretilebilecek;

toplumda uzlaşma ve işbirliği kültürü hızla

gelişecektir.

Yargı Türkiye’ye maliyet olmaktan

çıkarak yüksek katma değer sağlar hale

gelmesi, hukuk sektörünün büyüyerek

Türkiye’yi uluslararası uyuşmazlık

çözüm merkezi haline getirmesi, Türk

hukukçuların hizmet ihraç eder hale

gelmesi hayal değildir; gerçekleşmesi için

uyuşmazlık çözümünde dürüstlük ilkesinin

tam ve doğru ifşa yoluyla sağlanması

yeterlidir.

Av. Mehmet GÜN

Gün+Partners

mehmet.gun@dahaiyiyargi.org

12.770

3

Toplam

Yargı Bütçesi

(Milyar Euro)

6.006

2.455

Almanya

İngiltere

Türkiye


Sayfa 6

HALİT ÇELENK HUKUK ÖDÜLLERİ

ETKİNLİK AJANDASI

Üçüncü kez

düzenlenen Halit

Çelenk Hukuk

Ödülleri, 1 Mart

2017 tarihine kadar eserlerini

seçici kurula gönderen

katılımcılardan ödüle layık

görülenlerin 5 Mayıs Cuma

günü onurlandırılmasıyla

gerçekleşecek. 2011 yılında

kaybettiğimiz hukukçu Halit

Çelenk adına üç yıldır verilen

ödüllerin amacı “Yaşamda

ve hukukta devrimci

duruşun, adaletsizliğe karşı

mücadelenin simgelerinden

olan Halit Çelenk’in hukuk

mücadelesi ve eserleri

doğrultusunda, toplumsal

ilişkiler ile hukuk arasında

bağlantı kuran yayın,

tez veya diğer eserlerin

üretilmesini teşvik etmek”

olarak açıklanırken, eser

konusunun ise serbest

olduğu belirtilmişti. Üstelik

katılımcıların hukukçu

olmaları da gerekmiyor

Prof. Dr. Rona Aybay, Prof.

Dr. Korkut Boratav, Prof.

Dr. Ali Murat Özdemir, Yard.

Doç. Dr. İlker Kılıç, Av. Erşen

Şansal, Av. Başar Yaltı, Av.

Barış Aybay, Serpil Çelenk

Güvenç, Av. Bilgütay Hakkı

Durna, Ali Rıza Aydın ve

Av. Özlem Şen Abay’ın yer

aldığı Seçici Kurul tarafından

değerlendirmelerin yapıldığı

etkinliğe Türkiye Barolar

Birliği de katkı sağlıyor.

KİM DÜZENLİYOR?

Halit Çelenk

Hukuk Ödülleri

Düzenleme

Kurulu

NEREDE?

Ankara

NE ZAMAN?

05 Mayıs 2017

KATILIM BEDELİ

Ücretsiz

DETAYLI BİLGİ

bilgi@halitcelenk.org

AVRUPA BİRLİĞİ HUKUKUNDA GÜNCEL GELİŞMELER KONFERANSI

KİM DÜZENLİYOR?

Ankara Üniversitesi

Hukuk Fakültesi

Avrupa Birliği

Hukuku Anabilim

Dalı ve ATAUM

NEREDE?

Ankara

Ankara Üniversitesi

Hukuk Fakültesi

Avrupa Birliği

Hukuku

Anabilim Dalı ve Avrupa

Toplulukları Araştırma ve

Uygulama Merkezi (ATAUM)

tarafından 11 Mayıs’ta

düzenlenmesi planlanan

Avrupa Birliği Hukukunda

Güncel Gelişmeler

Konferansı, özellikle AB

Hukuku alanında yüksek

lisans ve doktora yapan

genç akademisyenlerin

tebliğleriyle hareket

kazanacak. Tebliğ

çağrılarının Şubat 2017’de

sona erdiği konferans

için kabul bildirimleri ise

Mart ayı başında dağıtıldı.

Konferansta Avrupa Birliği

Kurumsal Hukuku, Avrupa

Birliği Maddi Hukuku ve

Türkiye-Avrupa Birliği

İlişkilerinin Hukuki Boyutu

ana başlıklarında tebliğler

yayınlanması bekleniyor.

Öte yandan, yakın dönemde

Birleşik Krallık’ın Avrupa

Birliği’nden çıkış kararıyla

sonuçlanan ve “Brexit” olarak

bilinen sürecin hukuki boyutu

da tebliğ başlıkları arasında

yer alıyor.

NE ZAMAN?

11 Mayıs 2017

KATILIM BEDELİ

Ücretsiz

DETAYLI BİLGİ

ataum.ankara.edu.tr

www.hplusdergi.com


Sayfa 7

ANKARA YILDIRIM BEYAZIT ÜNİVERSİTESİ ULUSLARARASI SEMPOZYUMLARI

Ankara Yıldırım

Beyazıt

Üniversitesi

Hukuk Fakültesi

ile Ticaret ve Fikri Mülkiyet

Hukuku Uygulama ve

Araştırma Merkezi, iki yıldır

başarıyla tamamlanan

sempozyum serisine Mayıs

ayı sonunda arka arkaya iki

etkinlikle daha devam ediyor.

25 Mayıs Perşembe günü

düzenlenecek olan III. Fikri

Mülkiyet Hukuku Uluslararası

Sempozyumu’nda Patent

Hukuku ele alınacak. Merkez

hemen ertesi gün, 26 Mayıs

Cuma, III. Ticaret Hukuku

Uluslararası Sempozyumu ile

Banka ve Sermaye Piyasası

Hukukuna odaklanıyor.

Her iki sempozyum da

Türkçe ve İngilizce dillerinde

sunulurken, Ticaret Hukuku

Sempozyumunda İngilizceye

ek olarak Almanca simültane

çeviri hizmeti de sağlanacak.

KİM DÜZENLİYOR?

Ankara Yıldırım

Beyazıt Üniversitesi

Hukuk Fakültesi

& Ticaret ve Fikri

Mülkiyet Hukuku

Uyg. ve Ar. Merkezi

NEREDE?

Ankara

NE ZAMAN?

25 - 26 Mayıs 2017

KATILIM BEDELİ

Ücretsiz

DETAYLI BİLGİ

commerciallaw@ybu.edu.tr

ABERDEEN ÜNİVERSİTESİ ULUSLARARASI TAHKİM YAZ OKULU

Birleşik Krallıktaki en

iyi ilk 15 üniversite

arasında yer

alan Aberdeen

Üniversitesi Hukuk Fakültesi,

29 Mayıs – 9 Haziran

2017 tarihleri arasında

“Uluslararası Tahkim Yaz

Okulu” programı düzenliyor.

Tahkim alanında farklı

ülkelerden dünyaca ünlü

akademisyenlerin ve

avukatların vereceği eğitim;

öğrencilere uluslararası bir

ticari tahkimin en başından

en sonuna kadar kılavuzluk

ediyor. Bu eğitim sırasında

tahkim sürecinin her

aşamasının tatbiki yönleri

mercek altına alınıyor.

Eğitimin merkezinde sınıf

içi münazaralar ve atölye

çalışmaları yer alıyor ve

bu sayede öğrencilerin

bu alanda çalışmak

için ihtiyaç duydukları

becerileri uygulamalı olarak

geliştirmeleri planlanıyor.

İki haftalık kurs boyunca

öğrencilere çalışma

materyalleri sağlanırken,

gerçekçi bir tahkim

mizanseni oluşturabilmek

amacıyla her öğrenciye

davalı ya da davacı rolü

veriliyor.

KİM DÜZENLİYOR?

Aberdeen

Üniversitesi Hukuk

Fakültesi

NEREDE?

Aberdeen, İskoçya

NE ZAMAN?

29 Mayıs - 09

Haziran 2017

KATILIM BEDELİ

£2800

+ Konaklama Bedeli

DETAYLI BİLGİ

www.abdn.ac.uk

Hukuk ve Daha Fazlası


Sayfa 8

KAPAK SÖYLEŞİSİ

Avukat Mehmet Durakoğlu

“Ben Okula

Girdiğim İlk Gün

Avukat

Hissetmiştim

Kendimi.”

Avukatlık mesleğinin

duayenlerinden İstanbul

Barosu Başkanı Mehmet

Durakoğlu ile yaşamı

ve Türkiye’nin hukuk yolculuğu

hakkında özel bir söyleşi

gerçekleştirdik. Durakoğlu, bir

yandan henüz çocuk yaşta, bir

daktilonun mekanik takırtısıyla

başlayan hukuk ilgisini

ve ardından gelen fakülte

yıllarını anlatırken, diğer yandan

Türkiye’nin Son 30 Yılını bir

hukukçu gözüyle resmetti.

Fotoğraf: Orhan GEÇGİN

Işık: Cüneyt ALKOÇ

www.hplusdergi.com


Sayfa 9

1982’DE İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ

HUKUK FAKÜLTESİ’NDEN MEZUN

OLDUNUZ. ÖNCESİNE DÖNERSEK

HUKUK OKUMAYA NE ZAMAN

VE NASIL KARAR VERDİNİZ?

Çocukluğumun özlemidir Avukatlık.

Ben daktilo ile büyüdüm babamın

yazıhanesinde. Ofislerin adı

yazıhaneyi o zamanlar. Kâtibiydim

ben babamın. Kâtipti sekreterlerin

adı... ERİKA’ydı daktilom benim.

ERİKA bir daktilo markasıdır. Ama,

daktiloların Mercedes’idir. Muhteşem

kayan bir şaryosu vardır. Şeridi,

isterseniz kırmızı- siyah iki renk

olabilir. Satır sonuna geldiğinde

uyaran bir zil sesi vardır. Vurduğu

yerde harf biter.

Bir Anadolu kentinin 1968 yılında,

henüz 12 yaşındayken, böyle başladı

bende hukuk semptomları. Henüz

yanlışlıkların “delete” edilerek

silinemediği, her yanlış tuş basımının

“sayfa güzelliğini” bozduğu, üzerine

vurulan yeni harfin aslında “acemiliği”

anlattığı yıllardaydık. Hiç bu kadar

dikkat kesilmemiştim ben yaşama,

ERİKA’ya...

Çocuklar için en ciddi şey,

oyuncaklarıdır diye duymuştum.

Benim en ciddi oyuncağımdı

ERİKA. Ben de top oynadım, elma

ağaçlarından ben de kopardım

elmaları, benim de oldu haylazlıklarım

ama, bir yaşamın biçimlendiğini

fark etmeden gelişen zamana esir

olduğumda, biçimlenen yaşamın

avukatlık olduğunu sonradan

anlayacaktım. Eski kitaplar kokardı.

Çoğu kez toz kokardı. Toz kokusunu

bilir misiniz? Hele hukuk kitapları

mutlaka toz kokardı... Tiyatrocunun

sahne tozunu yutması gibi yutardı

avukatlar da kitap tozlarını. Avukat

kitap ilişkisi de daktilo ilişkisi kadar

muhteşemdi. Dedim ya 1968 yılıydı

ve her yazıhanede sadece bir duvara

yerleşecek kadar kitaplar, bu ülkenin

toplam mevzuatı idi sanki... O kadardı

yani. Her avukat yazıhanesinden

adliye yönetilebilirdi sanki. Swartz

adını, Ebulula Mardin ismini, Hirch’i,

Sulhi Dönmezer’i ben daha o yaşımda

kitaplardan tanımıştım. Daha 12

yaşındaydım. Bu adamlar sayfalar

dolusuydu, anlamadığım dilde bir

şeyler yazıyorlardı ve sonradan

çok sevmiştim, kitap kokuyorlardı.

Babamın akıl hocalarıydılar.

Büyük adamlar olmalılar diye

düşünüyordum. Öyle ya babamdan

bile çok biliyorlardı. Sonraki yıllarda

bir gün - ki o günü unutamam -

“Kurtçuklardan muhteşem kelebekler

yapmayı becerebilen insanlardır

avukatlar” demişti babam. Onu

becerebilirse bir insan avukat olur

demişti. Yıllar sonra üstelik de

birdenbire “sen de avukat ol” demişti

bana... “Yaparsın” demişti. ERİKA’yla

göz göze gelmiştim.

AVUKATLIK MESLEĞİNE

İLİŞKİN İDEALLER, HAYALLER

VE BEKLENTİLER TÜM HUKUK

FAKÜLTESİ ÖĞRENCİLERİ İÇİN

TEMEL MOTİVASYON KAYNAĞI.

SİZİN ÖĞRENCİLİK YILLARINIZDA

BU MESLEĞE İLİŞKİN İDEALLERİNİZ

NELERDİ?

En kanlı dönemlerin öğrencisi olmak

varmış yaşamımda. 12 Eylül 1980

darbesine çeyrek bile kalmamışken;

1976’da başlamıştım İstanbul Hukuk’a.

Kalacak yerim olsa getirirdim ERİKA’yı

da. Otelde kalıyordum... Başka yerlerin

kalacak güvende olmadığı, öğrenci

yurtlarının silahlarla tarandığı devirlerdi...

Sokaklar kurşun trafiğinden mustaripti.

Yayasız ve hukuksuzdu.

Biliyor musunuz, ya da nereden

bileceksiniz! Ben okula girdiğim ilk

gün avukat hissetmiştim kendimi. O

kadar içinden geliyor ve içimde o kadar

yaşatıyordum ki bu mesleği, ben okulu

bitirmeyecektim de onlar diploma

vereceklerdi sanki...Sanki onlar çağırmıştı

beni okula.

“O KADAR IÇINDEN

GELIYOR VE

İçimde

O Kadar

Yaşatıyordum ki

Bu Mesleği,

BEN OKULU

BITIRMEYECEKTIM

DE ONLAR

DIPLOMA

VERECEKLERDI

SANKI...

SANKI ONLAR

ÇAĞIRMIŞTI

BENI

OKULA”

Şu yanımdan geçen insanlar falan,

onlar da bilmeliydiler ki ben Hukuk

Fakültesi talebesiydim. Yürüyüşümün bile

değiştiğinin farkındaydım. Ben farklıydım.

Onlar fark etmiyorsa bana neydi... Bu okul

bitecekti. Bitirecektim ve kurtçuklardan

muhteşem kelebekler yapacaktım.

Beni Avukat öyküleri büyütmüş,

fakülteye kadar da getirmişti. Benimkisi

sıradan bir öğrencilik değil de, sanki doğal

bir sürecin bu aşamasıydı.

4

Hukuk ve Daha Fazlası


Sayfa 10

AVUKATLIĞA ADIM ATARKEN SİZE

İLHAM VEREN İSİMLER KİMLERDİ?

Avukatların biat etmediklerini, ram

etmediklerini, boyun eğmediklerini

öğrencilik yıllarımda Orhan Apaydın’dan

öğrenmiştim.

Dedim ya öyküler büyütmüştü beni

diye. Ne şanlı bir direniştir o... Baro

Başkanlığı boyunca, cezaevlerindeki

sanıkların hastaneye götürülürken “sevk

zinciri” denilen zincirlere bağlanmasının

insan onuru ile bağdaşmadığını

söylerken birgün kendisine de sevk zinciri

vurulacağını düşünmüş müydü? Başkan

olarak bunun mücadelesini verdikten

sonra 12 Eylül Darbesi Baroyu basmış,

kapılarını mühürlemiş ve Başkanı Orhan

Apaydın’ı mahpuslara göndermişti. O

da mahpusta hastalanmıştı da sevk

zincirine vurmaya kalkışmışlardı. İstemedi,

vurdurmadı kendini. Vurdurmadı ve öldü.

Barosunu darbelerin direnç merkezi yapan

adam ölmüştü. Darbelerin mahkemeleri

yurtdışına çıkış yasağı koyduğu için daha

60’ında ölmüştü.

Bir yaşamın inanç uğruna sonlanması

bana hep saygın gelmiştir. O’nun

avukatlar için öldüğünü düşündüm hep.

Avukatlar daha dik yürüyebilsinler diye.

Onlara kaideler yapıp, dikerim heykellerini

yüreğime o günden bu yana.

Avukatlığımın yüreğimde yer ettirdiği,

yaşadıkça saygıyla anacağım Sevgili

Hocam Prof. Dr. Uğur Alacakaptan’ın

yanında ise stajda ve sonrasında

öğrendiklerimi engin bir deneyim

“AVUKATLARIN BIAT

ETMEDIKLERINI,

RAM

ETMEDIKLERINI,

BOYUN

EĞMEDIKLERINI

ÖĞRENCILIK

YILLARIMDA

Orhan Apaydın’dan

ÖĞRENMIŞTIM.”

diye sakladım. Darbe hukukunun

acı tadını ben de içinden alıyordum

işte... Hukuksuzluğun ya da. Ben haklı

davaların karar duruşmalarından başı

önde çıkmanın yüreğine yüklediği yükü

taşıyarak başladım avukatlığa. Dişimi

de yumruğumu da sıkıp, biriktirmemeye

çalışmıştım bunun kinini. Biliyordum insan

yüreğinde bir yüktü kin, Taşınmamalıydı.

Mesleğime ilişkin bileylenmedir benim

yaşadıklarım. Beni oluşturan değerlerin

izi işte.

30 YILI AŞAN MESLEK HAYATINIZDA

4 DÖNEM BAŞKAN YARDIMCILIĞI

GÖREVİNİ ÜSTLENDİNİZ.

TÜM BU SÜREÇ BOYUNCA

AVUKATLIK MESLEĞİNE VE

MESLEKTAŞLARINIZIN KARŞILAŞTIĞI

SORUNLARA İLİŞKİN EN BELİRGİN

GÖZLEMLERİNİZ NELERDİ?

Anlattıklarımı yaşarsanız “mücadele”

denilen kavram, başka yaşamların

aynı kavrama yükledikleri anlamlardan

farklılaşır. Genleriniz de sizi bu yönde

güdülüyorsa kaçamazsınız. Ben Sevgili

Başkanım Kazım Kolcuoğlu’nun çağrısıyla

geldim Baro Yönetimi’ne. Öncesindeki

siyasal öz taşıyan uğraşlarıma devam

etmek yerine bu görevi yeğlememin

nedeni, Baronun hak ettiği etkinlik

noktasına taşınabileceğine dair

inancımdı. Bence İstanbul Barosu bir

Baro olmanın çok ötesine taşınabilirdi.

Sonrasında da Ümit Kocasakal

başkanlığında bu algının tüm Türkiye’de

yaygınlaştığını gördükçe tercihimdeki

haklılık da çıktı. Bugün İstanbul Barosu

sadece avukatların değil, yurttaşların

da Barosu olmayı başarabilmiş bir

kurumsallığa sahiptir. Bunu önemsiyorum

ve dahası böyle bir örgütleri olduğu

için meslektaşlarımın da önemsediğini

biliyorum.

Böylesine bir etkinlik noktasına

ulaşabilmiş olmak, yargı dünyasında

taleplerinizin her koşulda karşılanması

olanağını sağlamasa bile, bir itiraz

mesleği olan avukatların kendileri için bir

“Direnç Merkezinde” örgütlenmeleri çok

önemli olabiliyor. Bu ülkenin hukuk devleti

olabilmesini sağlamak ve bu bağlamda

yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı gibi

kavramları yerli yerine oturtmak, özellikle

de bu konjonktürde bizim için temel

görevdir. Avukatlar, yargının bağımsız

olmadığı atmosferde nefes alamazlar. Bu

alandaki mücadele “bedelini göze alarak”

yapılan mücadeledir. Bizim için de öyle

oldu. Soruşturmalar geçirdik. Yargılandık.

Mahkum olsak mesleğimiz bile elden

gidecekti.

Kuşkusuz sorunları sadece bu

düzlemde ele almak yetmez. Mesleğimizin

kendisine özgü sorunlarına da çözüm

aramak ve bulmak zorundaydık. Ancak

bir gerçeği gözlemlemek olasıydı. Hukuk

Devleti olmak yolundaki mücadelenin

savsaklandığı her aşama, kaçınılmaz

olarak mesleğimizi ve ona özgülenen

sorunları büsbütün geriye götürmekteydi.

Örneğin, Hukuk Devleti olamadığımız

için zorunlu müdafilik kavramı

önemsenmiyor. Örneğin, Adli Yardımla

yurttaşların adalete erişimi sağlanmakta

iken, bu çabaya atfettiğimiz değer,

iktidarlar için bizimle aynı anlama

gelmiyor. Hükümet, inşaata ayırdığı

kaynağın binde birini bu alana aktarmayı

düşünmüyor.

Hukuk Devleti olamadığımız

için, sadece yargının bağımsızlığı

etkilenmekte kalmıyor, onun da

ötesinde yargının kurucu unsuru olan

avukatlık, ciddi ekonomik sorunlarla

karşı karşıya kalabiliyor. Oluşturmakta

geciktikçe hukuk devletini, geçmişte

genç meslektaşlara özgülenen kazanç

www.hplusdergi.com


Sayfa 11

sorunu, her yaştaki avukatın sorunu

olmaya dönüşüyor Daha ötesi mesleğin

itibarsızlaştırılması gibi daha bir “özgün”

sorunlarla karşılaşıyoruz.

MESLEĞE İLK ADIM ATTIĞINIZ 1986

YILINDAN GÜNÜMÜZE, AVUKATLIK

MESLEĞİNDE NELER DEĞİŞTİ?

Doğrusu bu noktada gri bir yerde

duruyorum. Biz bu mesleği, Batı’nın

tarihsel süreçlerine benzer gelişimlerde

yaşamadığımız için, değişimleri de

farklı değerlendirmek konumundayız.

Zaman içinde beklenen değişimin bir

gelişim olarak yansımaması, ülkemizin

de değişimindeki parametrelerde

“BUGÜN ISTANBUL

BAROSU SADECE

AVUKATLARIN

DEĞIL,

Yurttaşların da

BAROSU

OLMAYI

BAŞARABILMIŞ BIR

KURUMSALLIĞA

SAHIPTIR.”

saklıdır. 30 yıl önce darbelerle uğraşan,

sıkıyönetimlerde, DGM’lerde başlayan

benim sürecim, ÖYM’lerde OHAL’lerde

devam etti. İtiraf etmeliyim ki 30 yıl

daha çok sorun biriktirdi. 30 yıl önce

bugünü daha bir gelişmenin süreci

olarak öngörürken, bugün yanıldığımı

gözlemleyebiliyorum.

Ama bu süreçte avukatların

mücadeleleri diğer bütün mesleklerin

önünde yer aldı. Toplumda ciddi bir takdir

gördük. Sonra edindiğimiz itibar, bir

biçimiyle budanmaya çalışıldı. Hatta belli

odaklarda “itibarsızlaştırma” yönünde

planlamalar yapıldı.

Sorunu, hukuk devleti olup olmamakla

bağıntılı algılıyorum. Bunu başarana

kadar, iyimser olamayacağım.

BAŞKAN ADAYLIĞI SÜRECİNİZE

ÇOK FARKLI DİNAMİKLER ETKİ

ETMİŞ OLMALI. ÖNCEKİ SORUDA

BELİRTTİĞİNİZ SEBEPLERE EK

OLARAK HANGİ BEKLENTİ VE

KOŞULLAR SIZI BAŞKANLIĞA TAŞIDI?

KISACA BAHSEDER MISINIZ?

Düşlediğim dünyanın kurulmasına dair

konulan her bir tuğlanın taşınmasına katkı

vermeyi çok önemsedim ben. Öylesine

bir lojistiğin neresinde olabileceğimi hiç

önemsemedim. Yapabileceklerimden de

geri durmadım hiç. Biriken emeklerin

karşılığının olup olmaması ikincil bir

sorun oldu benim için. Yenmek, yenilmek

değildi amaç, bir tuğlanın daha konulup

konulmadığıydı.

Dedim ya, Ümit Kocasakal yönetimleri,

Baroyu hak ettiği etkinlik noktasına

taşıdı. O süreçlerin içindeki hepsi

birbirinden önemli ve özverili işlevler

yükümlenen yönetici arkadaşlarımın

içinde, son sırada da olsa yer alabilmiş

olmayı, yaşamımın en değerli terekesi

sayacağım. Şimdi ben onların içinden

birisi olarak, onları temsil ederken

verdikleri emeğin, bana yüklediği prestiji

kullanıyorum. Benimkisi, kişisel bir

planlamanın beni getirdiği yer değil,

arkadaşlarımızla birlikte oluşturduğunuz

değerlerin simgelendiği yerdir.

Gelebilmek değildir aslında marifet;

giderken yapılan icmaldir önemli olan...

Bunu biliyorum. Şimdi de aynı özveriyle

çalışan yönetici arkadaşlarımla birlikte,

bu devasa sorunların üstesinden gelmeye

çalışıyoruz. Biz büyük bir ekibiz. Sadece

resmen görevlendirilmiş arkadaşlarımızın

değil, görevlerini kendi bilinçlerinde

saklayan Önce İlke Çağdaş Avukatlar

Grubu’nun her bir ferdi bu çalışmaların

içinde özel yükümlülükler taşıyorlar. Onlar

beni eşitler arasında birinci seçtiler.

Bütün beklenti ve koşulları da birlikte

belirliyoruz.

Bizi bir ekip yapan değerleri bir adım

daha öne çıkarmak ve mesleğimizi

bir adım daha ileriye götürmek temel

yaklaşımdır bizim için. Biz hiç Atatürk

çizgisinden ödün vermeden, çağdaşlaşma

idealini temel hedef sayan bir algıyla

yürüdük, doğru yolu öyle bildik. Bizim

laikliği fanus içine alıp korumamız, onunla

yarattığımız artı değerlerin korunması ve

halka mal edilmesi çabasıydı. Bölünmez

bütünlüğümüze atfettiğimiz öneme

dudak bükülmesine, burun kıvrılmasına

izin vermedik hiç. Hukuk, pusulamız

oldu bizim hep. Onu siyasal stratejilerin

parçası olmaya yöneltenlerin karşısında

durduk. Hukuku krizlerin parçası

yapanlara karşı, onu krizlerden çıkışın

momentumu olarak tanıtmaya çalıştık.

Siyasal iktidarların meşruiyet kaynağı

olan halk iradesinin, hukukla çakışmasının

gerekliliğini anlatageldik. Hukuk

felsefesinin temel meşguliyet alanı olan, o

iki ontolojik ve ahlaki değerden -özgürlük

ve eşitliğin- özünden türeyen insan

4

Hukuk ve Daha Fazlası


Sayfa 12

haklarının, bütün hakların iddialarından

da önce geldiğini haykırdık. Bu bir ahlaki

taleptir dedik. İnsan Hakları’nın yaşamak

için değil, insanca yaşamak için gerekli

olduğunu anlattık. Savunma Hakkına

yüklediğimiz anlamı herkes kavrasın

istedik. Romalıların kölelerinden bile

esirgemedikleri bu hakka yüklediğimiz

kutsiyete saygı besleyip büyüttük biz.

Keşke bunları söylemeye gerek

olmasaydı. Bunları savunmak bir

gereksinim olmasaydı keşke…

36 BİNDEN FAZLA ÜYEYE SAHİP

İSTANBUL BAROSUNUN BAŞKANI

OLARAK MESLEKİ SORUN VE

BEKLENTİLERİ KARŞILAYACAK KISA

VE ORTA VADELİ PLANLARINIZI

PAYLAŞABİLİR MISINİZ?

Hukuk Devleti iddiasını hak etmeyi

amaçlayan mücadele vadesiz planımızdır.

Yargıyı bağımsız kılamazsak Avukatlık

yapılamayacağını biliyoruz. Onun için

bunu önemsiyoruz ve önceliyoruz.

Önümüzdeki planlamalarımız içinde

Baro Binamızın ve Balmumcu’daki yeni

sosyal tesis inşaatının bitirilerek açılması

var. Bu yıl içinde bu açılışları yapmış

olacağız. 2017 içinde Huzurevi inşaatına

da başlamış olacağız. İlk bakışta, bu

uğraşların mesleki bağlantıları kimilerince

algılanmasa da özellikle itibarsızlaştırma

tartışmalarının yaşandığı konjonktürde

ciddi sonuçları vardır.

Avukatlık Yasası değişikliğinin

önümüzdeki dönem içinde gündemimizde

yer alacağı anlaşılıyor. Bu alandaki

reforma çok ihtiyacımız var. Yeni bir

model oluşturmak ve artık eskiyen

yapıyı yenilemek gerekiyor. Meslek İlke

ve Kuralları ile Reklam Yönetmeliği yeni

algılarla yeniden oluşmalı. Bu alanda

çalışmalarımız sürüyor.

Üniversitelerin, olağanüstü sayıda ve

denetimsiz olarak açılması nedeniyle

ortaya çıkan sorunların giderilmesi

bağlamında yeni bakış açıları geliştirmek

ve akreditasyon benzeri çözümler önerip

üretmek de düşünsel çalışmalarımız

bağlamında.

Sağlık güvencesinde geldiğimiz noktayı

geliştirmek, munzam emekliliği bir adım

daha yaygınlaştırmak, bilişim sistemlerini

mesleğimizin etkin yardımcısı konumuna

getirmek, süreklilik isteyen takip

konularımız olacak.

Genç meslektaşlarımızın çok ciddi

sorunları var. Bu sorunların tespit ve

çözümünü birlikte sağlayacağımız

platformlarda yeni örgütlenmeler

oluşturup, katılım modelleriyle karar

süreçlerini değiştirmeyi planlıyoruz.

Adli Yardımda ve zorunlu müdafilik

sistemlerinde “etkin savunma” algısını

daha bir egemen kılmayı amaçlayan

yeni bakış açıları geliştirirken, ücretler

noktasında da adımlar atılması yolundaki

çabalarımızı yoğunlaştırıyoruz.

Aslında, mesleki sorunlarımız o denli

yoğun ki, Baro olarak çözüme ilişkin

stratejimiz, temel bir ayrıma dayanıyor.

Baro olarak gücümüzün yeteceği ve

gerçekleştirilmesi konusunda bizim

uğraşımızı gereksindiren her türlü sorun

çözülecektir. Baroyu aşan ve yasal

düzenleme gereksindiren her konuda da

mutlaka bir yaklaşımımız olacak ve bu

yaklaşım yansıtılacaktır.

SON YILLARDA ÜLKEMİZDE

HUKUK EĞİTİMİNİN YÖNTEM

VE KALİTESİNE İLİŞKİN CİDDİ

TARTIŞMALAR YAŞANIYOR. BIR

KIYAS YAPMANIZI İSTERSEK

ÖĞRENCİLİK YILLARINIZDAKİ EĞİTİM

ILE GÜNÜMÜZ EĞİTİMİ ARASINDA

NİTELİK AÇISINDAN NE GİBİ FARKLAR

MEVCUT?

Bu konudaki yakınmalar, öteden bu

yana kuşaklar arası farklılık olarak ileri

sürülmektedir. Ben, birkaç kuşak içinde

bu söylemlere tanık oldum. Bizden önceki

kuşaklar, kendi dönemlerini övünç vesilesi

sayılan öykülerle anlatırken, gelinen

evreyi eleştirirlerdi. Tıpkı sonrasında bizim

yaptığımız gibi.

Ama son dönem, bizim ve önceki

kuşakların öykülerinden çok farklı...

Öylesine bir süreç yaşadık ki, denetimsiz

açılan hukuk fakültelerinin bizi getirdiği

nokta bu alanda ciddi sorunsallar üretti.

Yeterli öğretim ve eğitim kadrosuna

sahip bulunmadan açılan Fakülteler

eliyle yansıtılan sonuçlar çok ağır

oldu. Bugün sadece avukatlıkta değil,

yargıç ve savcılar da dahil olmak üzere,

yargı dünyamızın çok ciddi bir kalite

sorunu var. Bugünkü sorunu önceki

kuşakların farklı yargılarından beslenen

öykülerinden ayırmak gerekiyor. Çığ gibi

mezun veriliyor. Bu sayılar, ihtiyacı ifade

eden sayılar değil. Nicelik sorunundan

kaynaklanan nitelik sorunu ile eğitimin

özünden kaynaklanan çok ciddi ama çok

ciddi bir sorunla karşı karşıyayız.

ÜLKEMİZDE BUGÜN 100’Ü AŞKIN

HUKUK FAKÜLTESİ VAR VE BU

FAKÜLTELER ARASINDA EĞİTİM

KALİTESİ BAKIMINDAN ÇOK CİDDİ

FARKLAR VAR. HERKES HUKUK

ÖĞRENİMİNE İLİŞKİN ACİL REFORM

İHTİYACINI DİLE GETİRİYOR.

HUKUK ÖĞRENİMİNDE MEVCUT

SORUNLARIN ÇÖZÜMÜNE İLİŞKİN NE

GİBİ POLİTİKA ÖNERİLERİNİZ VAR?

Türkiye’deki Hukuk Fakültelerinin

sayısını takip edemez olduk. Biz

konuşurken bir fakülte daha açılabilir.

Bu noktada eğitimin önemi

yadsınamaz bir gerçekliktir. Kuşkusuz ilk

bakışta fakültelerin yapısal sorunlarından

başlamak gerek. YÖK Sisteminin

dayattığı sorun umut verici bir gelecek

vaat etmiyor. Keza temel eğitim ve orta

eğitim de umut vermiyor. Genel kültür

düzeyindeki sorunlarla başlayan eğitimin

ideal bir gelişkenlik düzeyi yaratabilmesi

olası değildir.

Hukuk fakültelerinin ders

programlarında ciddi sorunlar var. Sorunu

felsefi temelde algılatan dersler seçmeli.

Uygulamalı dersler ise yok denilecek

düzeyde. Batıda “hukukun genel teorisi”

adı altındaki öğretiler bizde yok.

Bu sorun çok derindir ve ciddiye

alınmadıkça da derinleşecektir. Ben

sorunun farkında olunduğundan da

emin değilim. Ama bu sorunu tartışırken

bazı fakülteleri ayırmak gerektiğine

işaret etmek, hakşinaslık olacaktır.

Parmaklarımızın sayısını geçmese de

eleştirilerden uzak tutulması gereken

fakültelerin olduğunu görüyorum. Daha

önemlisi, bu sorunu öğrenci bağlamında,

ona ilişkin bir kusur olarak nitelemenin

de yanılgı olacağını kanısındayım.

Hatta yetmezliklerine tanık olduğumuz

bazı fakültelerden kendini yetiştirmeyi

becerebilenlerin sıyrılabildiklerini de

görüyorum. Ama bunlar, genel tabloyu

değiştirmeye yetmiyor.

EĞİTİM KONUSUNDA

TBB İLE BİRLİKTE YÜRÜTTÜĞÜNÜZ

ÇALIŞMALAR VAR MI?

TBB bağlamında, akreditasyon da

dahil olmak üzere hukuk fakülteleri

arasında rekabet sağlayacak

www.hplusdergi.com


Sayfa 13

çalışmalar yapıyoruz. YÖK’ün hukuk

fakültelerine kabulü ilk 150.000 içine

almasının yeterli olmadığını, eğitim

programlarından başlayan bir sürecin

birlikte kararlaştırması gereğini

anlatmaya çalışıyoruz. İstanbul Barosu

olarak, hukuk kliniği uygulamalarına

destek vererek fakültelerin uygulamalı

derslerine Baro servislerinin katkılarını

veren tasarımlar içindeyiz. Ancak, her

şeyin ötesinde sorunu geniş bir çerçevede

ele alıp, bu konuda YÖK’le birlikte yeni bir

çerçeve çizilmesi gerekliliği kaçınılmaz

noktaya varmıştır. Ankara’da TBB ve

YÖK arasındaki çalışmaların, söylem

düzeninden eylem düzeyine vardırılması

beklentisindeyiz.

BİR DİĞER ÖNEMLİ TARTIŞMA

KONUSU İSE MEZUNİYET SONRASI

SÜREÇLE İLGİLİ. SON YILLARDA

“AVUKATLIK SINAVINA” İLİŞKİN

BEKLENTILER OLDUKÇA ARTTI. BU

KONUDAKİ GÖRÜŞLERİNİZ NELER?

Sınavın mutlaka gerekli olduğu

kanısındayım. Ancak sınavı, olağanüstü

artışa işaret eden bir nicelik sorununun

çözümü olarak değil, özellikle nitelik

sorunu bağlamında değerli buluyorum.

Sınav, mesleğimizin var olan sorunlarını

çözecek önemli bir argüman olsa bile, her

şeyi çözen bir “tılsım” değildir ve olamaz.

Sınav, yargıç ve savcılıkta neyi ne ölçüde

çözmekte ise, bizde de onu o ölçüde

çözecektir.

Hukuk fakültesi mezuniyetinin

“avukatlığı garantileyen” bir unsur olması,

stajın müeyyidesiz olması, “eşyanın

tabiatına aykırıdır”. Batı örneklerine

bakıldığında, ülkemizin bu alanda çok

geriden geldiğini görmek olasıdır. Türkiye

bu alanda, bazı Asya ülkelerinin de

gerisindedir. Bu bize yakışmıyor.

Söylediğim gibi, sınav her sorunumuzu

çözmeyecek ama, sorun çözmeye

başladığımızın bir göstergesi olabilecektir.

AVUKATLIK MESLEĞİNE İLK

BAŞLADIĞINIZ GÜNE DÖNSENİZ,

KENDİNİZE NASIL BİR NASİHAT

VERİRDİNİZ?

Bilgi... Daha çok bilgi... Bu mesleğin

tılsımlı sözcüğünün bilgi olduğunu

düşünüyorum. Avukat kendisini sürekli

geliştirmesi gereken kişidir. Sürekli

bilgi açlığı çekmeli ve sürekli bilgi

biriktirmelidir. DNA’sında olmalı insanın

avukatlık; kromozomlarında yani... Bu bir

söyleşi olmasa, yerimiz bol olsa ve ben

saatlerce bilginin gerekliliğini anlatsam…

“BILGI...

DAHA ÇOK

BILGI...

Bu

Mesleğin

Tılsımlı

Sözcüğünün

Bilgi

OLDUĞUNU

DÜŞÜNÜYORUM.”

YOĞUN ÇALIŞMA SAATLERİNDEN

ARTA KALAN ZAMANLARDA

VAZGEÇİLMEZLERİNİZ NELER?

İŞ VE ÖZEL YAŞAMI NASIL

DENGELİYORSUNUZ?

“Arta kalan zaman” kavramını

özlüyorum. Arta kalan zamanı üretmenin

ne denli gerekli olduğunu bilmekle

beraber bunu beceremiyorum. Bu

görevin sorumluluğu, sürekli araştırmayı

gereksindirdiği için okumak en temel

uğraşa dönüşüyor. Ama bir farkı var.

Kendi istediğimi okumaktan çok,

zorunlulukların bana dayattıklarını

okuyorum. Roman özlüyorum en çok.

Alıp da okunacaklar sırasında bekleyen

romanları.

Uğraşımın düşünsel dünyamı bu

denli esir alabilmesinden şikayetçiyim...

Yalnızlığı bile görevimle yaşıyorum. Arta

kalmıyor zaman... En önemli özgürlüğüm,

Pazar günü birkaç saatimi verdiğim

Cumhuriyet Bulmacası…

İLGİ DUYDUĞUNUZ BIR SPOR YA DA

SANAT DALI VAR MIDIR?

Futbola ilgi duyarım. Fenerbahçeli

olarak maçları takip eder, TV’den izlemeye

çalışırım.

Hiçbir sanata becerim olmasa da,

özellikle plastik sanatların meraklısıyım.

İddialı olmayan antika tutkum var. Evlerin

duvarları, resim asmak içinmiş gibi gelir

bana.

Hukuk ve Daha Fazlası


Sayfa 14

TAHKİM

Geleceğin Hukukçuları

“Tahkim” İçin Yarıştı

Yaklaşık 1,5 yıldır faaliyette olan

İstanbul Tahkim Merkezi (ISTAC)

ilk kez hukuk öğrencilerini

tahkim davası yarışmasında

buluşturdu. Bilgi Üniversitesi Santral-

İstanbul Kampüsü, Türkiye’nin farklı

köşelerinden gelen genç hukukçuların

yarışma heyecanına sahne oldu.

Zorlu Holding’in destekleriyle

düzenlenen yarışma organizasyonuna

Genç ISTAC platformu imza attı.

Yurt genelinde üniversitelerin hukuk

fakültelerinden 42 takımın katıldığı

“Geleceğin Tahkim Avukatı Yarışması”nda,

230 öğrenci birincilik hedefiyle

mücadele etti. Takımlar, gerçek bir

tahkim yargılamasında olduğu gibi,

aylar öncesinden davacı ve davalı

olarak dilekçelerini sundu. 29-30 Nisan

tarihlerinde ise farazi duruşmalar

gerçekleştirilirken, “söz savunmada” idi…

29 Nisan Cumartesi günü 32

takımın yer aldığı sözlü yargılama ve

duruşmalarda, tahkim alanında uzman

akademisyenlerin yanı sıra, önde gelen

hukuk bürolarından avukatlar hakemlik

yaptı. Ticari bir uyuşmazlığın “İstanbul

Tahkim Merkezi Kuralları” uygulanarak

çözümü etrafında kurgulanan yarışmada

ilk 8’e kalan ekipler, 30 Nisan pazar

günü yarı final ve final heyecanı yaşadı.

Yarışmanın final duruşmasında ise Bilkent

Üniversitesi ile Galatasaray Üniversitesi

takımları karşı karşıya geldi.

Türkiye Barolar Birliği Yönetim Kurulu

Üyesi Av. Kürşat Karacabey, Ankara

Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Öğretim

Üyesi Prof. Dr. Seldağ Güneş Peschke ve

İstanbul Tahkim Merkezi Başkanı Prof. Dr.

Ziya Akıncı’nın hakemliğinde gerçekleşen

www.hplusdergi.com


Sayfa 15

final yarışmasında, birincilik sevincini

yaşayan taraf Galatasaray Üniversitesi

oldu. Geleceğin Tahkim Avukatı ödülü de

Bilkent takımından Hande Pat’a verildi.

Genç ISTAC Özel Ödülü’nü ise Ankara

Yıldırım Beyazıt Üniversitesi ekibi aldı.

ŞÖLEN GİBİ 2 GÜN…

İstanbul Tahkim Merkezi Başkanı Prof.

Dr. Ziya Akıncı, ödül töreninde yaptığı

konuşmada, yarışmayı “hukukçuların

şöleni” olarak yorumladı;

”İstanbul Tahkim Merkezi artık

avukatların merkezi konumunda,

fevkalade sahip çıkıyorlar ISTAC’a…

Bu yarışmaya gösterilen ilgi de bunun

göstergesiydi. Şölen gibi iki gün

yaşadık. Merkezimiz belki de en güzel

aktivitelerinden birini gerçekleştirdi.

ISTAC kısa bir süre önce faaliyete

geçmesine rağmen, uluslararası davalarla

aktif bir tahkim merkezi oldu. Genç

hukukçularımız için de yeni bir çekim

merkezi haline geldi. En önemlisi ise, hem

özel sektör hem kamu sektörü ISTAC’ı

benimsedi. Artık sözleşmelere ISTAC

tahkimi şartı yazılıyor, etkinliğimiz her

geçen gün artıyor.”

Yarışmayı destekleyen Zorlu

Grubu’na ve hakemlik yapan hukukçu

ve akademisyenlere teşekkür eden

ISTAC Başkanı Akıncı, geleceğin tahkim

avukatlarına “Bu yarışmanın kaybedeni

yok” mesajını verdi;

“Yarışmanın gerçekleşmesinde aktif

rol üstlenen Genç ISTAC, 1820’ye ulaşan

üye sayısı ile kurumumuz için önemli bir

platforma dönüştü. Artık İstanbul Tahkim

Merkezi, genç hukukçuların adresi…

Geleceğin avukatları mesleklerini bu

merkezde milletlerarası düzeyde icra

edecek. Biz ISTAC olarak avukatları ve

hakemleriyle yeni bir tahkim jenerasyonu

oluşturmaya çalışıyoruz. Geleceğin

tahkim avukatı kim? Hepinizsiniz…”

Zorlu Holding Hukuk Direktörü Özlem

Gelbal Uluışık da, “ISTAC’ın avukatlık

mesleğine katacağı itibarı gözardı

edemeyiz” derken, genç hukukçuların

yarışma heyecanına ortak olmaktan

duydukları memnuniyeti dile getirdi.

İstanbul Tahkim Merkezi’nin

gelenekselleştirmeyi hedeflediği “Genç

ISTAC Geleceğin Tahkim Avukatı

Yarışması”nda final mücadelesi veren

takımlar, üniversitelerine para ödülleri ve

sürpriz hediyelerle döndü;

BİRİNCİLİK ÖDÜLÜ;

Galatasaray Üniversitesi (7.500 TL)

İKİNCİLİK ÖDÜLÜ;

Bilkent Üniversitesi (5.000 TL)

ÜÇÜNCÜLÜK ÖDÜLÜ;

Anadolu Üniversitesi (2.500 TL)

GELECEĞİN TAHKİM AVUKATI;

Hande Pat (Bilkent Üniversitesi)

GENÇ ISTAC ÖZEL ÖDÜLÜ;

Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi

EN İYİ DAVA DİLEKÇESİ ÖDÜLÜ;

Gazi Üniversitesi

EN İYİ CEVAP DİLEKÇESİ ÖDÜLÜ;

İstanbul Şehir Üniversitesi

Hukuk ve Daha Fazlası


Sayfa 16

MEDENİ USUL HUKUKU

KİTAP TANITIMI

Medeni Usul

Hukuku kitabının

15. basısı olan

3 ciltlik bu eser,

daha geniş bir yazar kadrosu,

yeni bir plan ve içerikle

okuyucuya ve hukukçulara

sunulmaktadır. Bu basıyla

birlikte ülkemizde neredeyse

pek mümkün olmayan bir şey

gerçekleştirilmiş, yazar sayısı

üç iken sekize ulaşmıştır. Her

bir bölüm tek başına veya

birlikte, o konuda özel olarak

çalışmış, makalesi, tezi, eseri

bulunan yazarlar tarafından

kaleme alınmış, bazı

bölümlerde ise farklı şekillerde

katkıda bulunulmuştur.

Kolektif bir çalışmanın ürünü

olan kitabın bu basısı yaklaşık

iki yıllık bir çalışma sonucu

ortaya çıkmıştır.

Kitabın birçok yönde

farklı olduğunu söylemek

mümkündür. Kitap medenî

usûl hukuku (belki de tüm

alanlar) bakımından bu kadar

geniş yazar kadrosuyla,

bu şekilde ülkemizde

ortaya çıkan ilk eserdir, bu

yönüyle sürdürülebilir bir

örnek olmasını diliyoruz.

Bu kitapta hem doktrin

hem de uygulamaya katkı

sağlanması, her iki bakımdan

da başvuru kitabı olması

amaçlanmaktadır. Bu sebeple,

kitapta tüm genel eserler ve

özellikle ilgili bölümlerdeki

temel monografi, tez,

makaleler değerlendirilmiş,

aynı zamanda yabancı hukuk

sistemlerindeki konuyla

ilgili temel tartışmalara da

değinilmiştir.

Kitabın genel

bibliyografyası yanında, ilgili

bölümlerde o bölüme özgü

bibliyografya verilerek atıf

yapılan kaynaklar dışında

da okuyucunun kaynaklara

ulaşması, araştırma

yapması kolaylaştırılmıştır.

Kitapta mümkün olduğunca

her konuda emsal yargı

kararlarına yer verilmiş,

bu kararlar gerektiğinde

değerlendirilip tartışılmıştır.

Ancak bu yapılırken

kitabın, özellikle uygulamada

yapıldığı gibi karar yığını

haline getirilerek gereksiz yere

hacminin artırılmamasına

dikkat edilmiş, temel yargı

kararları belirtildikten sonra,

kısa açıklama ve künye atfıyla

diğer kararlara değinilmiştir.

TÜRK İSVİÇRE MEDENİ HUKUKU

Kadir Has Üniversitesi

Hukuk Fakültesi’nin ,

17-18-19-20 Şubat

2016 tarihlerinde

düzenlediği, “Medeni Kanun’un

ve Borçlar Kanunu’nun 90. Yılı

Uluslararası Sempozyumu:

1926’dan Günümüze Türk-

İsviçre Medeni Hukuku” konulu

bir dizi toplantı boyunca

sunulan tebliğler, 90. Yıl

Armağanı olarak 2 cilt halinde

bu kitapta toplanmıştır.

İsviçre Medeni Kanunu’nun

Fransızca metninden

tercüme edilerek 17 Şubat

1926 tarihinde kabul edilen

Medeni Kanun ve 23 Nisan

1926 tarihinde kabul edilen

Borçlar Kanunu ile Türkiye

Cumhuriyeti, İslam Hukuku

sisteminden ayrılarak Roma-

Cermen Hukuku sistemini

benimsemiş ve böylece laik

hukuk esaslarının temelini

oluşturan çok önemli bir

Kanunlaştırma (Codification)

hareketini gerçekleştirmiştir.

Bu önemli adımın 90. yılı

münasebetiyle, Medeni Hukuk

ve ayrılmaz bir parçası olan

Borçlar Hukuku alanına giren,

kişiliğin başlangıcından

sona ermesine kadar

hem gerçek hem de tüzel

kişileri ilgilendiren tüm

temel hukuki kavram ve

kurumlara ilişkin sunumların

yapıldığı Sempozyum bu

kitapta toplanarak gerek

akademisyenlerin gerek

uygulayıcıların istifadesine

sunulmuştur. Armağan’da,

Türkiye’den ve yurtdışından

sempozyuma katılan çok

sayıda uzman hukukçunun

tebliğ metinleri esas

alınarak düzenlenmiş 77

makale yer almaktadır.

www.hplusdergi.com


Sayfa 17

BANKACILIK KANUNU ŞERHİ

Bankacılık Kanunu

Şerhinin ikinci

baskısı olan bu

kitapta, Bankacılık

Kanununda, temel kanunlarda

ve ikincil mevzuatta yapılan

değişiklikler; Anayasa

Mahkemesi, Yargıtay ve

Danıştay kararları; Bankacılık

Düzenleme ve Denetleme

Kurumunun, Tasarruf

Mevduatı Sigorta Fonunun,

Türkiye Cumhuriyet Merkez

Bankasının, Mali Suçları

Araştırma Kurulunun, Gümrük

ve Ticaret Bakanlığının,

Maliye Bakanlığının ve ilgili

diğer kurum ve kuruluşların

görüşleri; öğretideki görüş

ve eleştiriler dikkate

alınmış ve uygulamada

ortaya çıkan sorunlara ve

tartışmalı konulara yönelik

önerilere yer verilmiştir.

Kitaptan hukukçuların

yanında bankacıların da

yararlanabileceği dikkate

alınarak Bankacılık

Kanunundaki düzenlemelerin

temelini teşkil eden iktisadi

ve mali sebeplere de

değinilmiştir. Bu suretle Kanun

hükümlerinin amacının ve

kapsamının belirlenmesinde,

yorumlanmasında

farklı bir bakış açısı

getirilmeye çalışılmıştır.

Ayrıca, okuyucuya kolaylık

sağlamak ve önemli

açıklamaların dikkatten

kaçmasını önlemek

amacıyla “kavram ve

tanımlara” ilişkin bazı önemli

açıklamalar birden fazla

maddeyle ilgili kısımda özet

biçimde yer almıştır.

BANKACILIK KANUNU ŞERHİ

Yaşar Alıcı

On İki Levha

Yayıncılık

2017 Nisan

350,00 TL

YENİ ÇIKANLAR

SATIM SÖZLEŞMESİNDE

HASARIN GEÇİŞİ

TİCARİ İŞLETME HUKUKU

(SABİH ARKAN)

MEDENİ USUL HUKUKU

PRATİK ÇALIŞMALARI

Esra Hansu

Sabih Arkan

E. Yılmaz, E. Hanağası, R. Arslan,

S. T. Ayvaz

On İki Levha

Yayıncılık

Bankacılık ve

Ticaret H. Araş. E

Yetkin

2017 Nisan

2017 Mart

2017 Mart

30,00 TL

70,00 TL

35,00 TL

ELVEDA ANAYASA

Kemal Gözler

Ekin

2017 Mart

13,50 TL

PEKCANITEZ USÛL

- MEDENÎ USÛL HUKUKU (3 CİLT)

H. Pekcanıtez, H. T. Korkmaz,

M. Akkan, M. Özekes

On İki Levha

Yayıncılık

2017 Mart

450,00 TL

ÇOK SATANLAR

İSTİNAF SİSTEMİNE GÖRE YAZILMIŞ

İCRA VE İFLAS HUKUKU

SÖZLEŞMENİN UYARLANMASI

İŞ HUKUKU

Baki Kuru

Başak Baysal

Sarper Süzek

Legal

On İki Levha

Yayıncılık

Beta

2016 Eylül

2017 Mart

2017 Şubat

90,00 TL

95,00 TL

82,50 TL

ANONİM ORTAKLIKTA GENEL KURUL

KARARLARININ HÜKÜMSÜZLÜĞÜ

Erdoğan Moroğlu

On İki Levha

Yayıncılık

2017 Mart

75,00 TL

Hukuk ve Daha Fazlası


Sayfa 18

LL.M. REHBERİ

Yurt Dışında

Yüksek Lisans İçin

Farklı Bir Alternatif

Wrocław Üniversitesi

Wroclaw; her yıl

ortalama 150

bin öğrencinin

hem çeşitli

ülkelerden hem de Polonya’nın

diğer şehirlerinden okumak

için tercih ettiği bir şehir. Bir

anlamda ülkemizin güzide

öğrenci şehri Eskişehir’e

benzetmek yanlış olmaz.

Tam bir öğrenci şehri olan

Wrocław, bulunduğu eyaletin

coğrafi konumu sebebiyle

hem Çek Cumhuriyeti ile hem

de Almanya ile komşu bir

şehir. Wrocław Üniversitesi,

mimari yapısı ve merkezi

lokasyonunun yanı sıra

akademik anlamda da dünya

sıralamasında 401-500

bandında bulunuyor.

FAKÜLTE HAKKINDA

1811 yılında kurulan

Prusya Hukuk Fakültesi’nin

geleneği bugün de devam

ediyor. Hukuk, Yönetim

ve Ekonomi Fakültesi,

Polonya’nın en büyüklerinden

biri. Her yıl aralarında

Avrupa, Rusya, Uzak Doğu

ve Afrika ülkelerinden gelen

uluslararası öğrencilerin de

bulunduğu 12 binin üzerinde

öğrencinin bünyesine katıldığı

bu fakülte, öğrencilerine

birçok farklı alanda Erasmus

gibi uluslararası değişim

programları da sunmakta.

Bu tarihi yapı, hukuk eğitimi

noktasında Polonya’daki

“Uluslararası Hukuk ve Avrupa

Birliği Hukuku” konulu yüksek

lisans programına sahip tek

fakülte olma niteliği taşıyor.

İki yıllık bir içeriğe sahip olan

program dahilinde Uluslararası

Ekonomi Hukuku ya da İnsan

Hakları Hukuku alanlarından

birini uzmanlık aşamasında

tercih edebiliyorsunuz.

Yine program dahilinde;

Uluslararası Kamu Hukuku,

Karşılaştırmalı Anayasalar

Hukuku, Uluslararası

Ceza Hukuku, Uluslararası

Vergi Hukuku, Uluslararası

Sübvansiyonlar Hukuku

gibi kamu hukuku alanları

derslerini alabiliyor; bunlara

ek olarak Karşılaştırmalı

Özel Hukuk, Uluslararası

Ticari Uyuşmazlık Çözümleri,

Birleşme & Devralma Hukuku,

Uluslararası Sigorta Hukuku

derslerini de görebiliyorsunuz.

Türkiye’deki Yüksek Lisans

programlarından farklı olarak

Wrocław Üniversitesi’nde

Yüksek Lisans tezinizi iki yıllık

eğitim dönemi içerisinde

yazıyorsunuz.

Tez danışmanınızla ilk

toplantınızda iki yıllık bir

plan yapıyor ve çalışma

takviminize ilk günden

itibaren başlıyorsunuz. Buna

ilaveten farklı ülkelerden

gelen sınıf arkadaşlarınız

çalışmalarınızın uluslararası

kimlik kazanmasına yardımcı

oluyor.

www.hplusdergi.com


Sayfa 19

ORTALAMA BÜTÇE

Programın yıllık bedeli

3.000 Euro. Yaşam masrafları

kişiden kişiye değişkenlik

gösterdiği için aylık kira dahil

400 - 1000 Euro arasında bir

bütçeye ihtiyaç duyabilirsiniz.

Ancak belirtmekte yarar var,

Polonya birçok konuda Avrupa

ülkelerine nazaran çok daha

ucuz bir ülke.

Özet olarak; “Başvuru

Kolaylığı”, “Yaşam Giderleri”,

“Eğitim Kalitesi” ve “Gelecek

Fırsatları” göz önüne

alındığında Polonya’da Hukuk

Yüksek Lisansı yapmak,

birçok yerli ve yabancı tercihe

göre daha cazip hale geliyor.

Konuyla ilgili daha fazla bilgi

almak için okulun sitesini

ziyaret edebilir, sorularınız

olursa da çekinmeden benimle

iletişime geçebilirsiniz.

Av. Ömer Özgür ÜNLÜ

omer@hplusdergi.com

NASIL BAŞVURABİLİRSİNİZ?

Wrocław Üniversitesi

Uluslararası Hukuk ve Avrupa

Hukuku LL.M. programına

başvurular kış dönemi için

Ekim’de, yaz dönemi içinse

Şubat’ta sona eriyor.

Başvurmak için

lisans diplomanız, lisans

transkriptiniz, B2 dil yeterlilik

belgeniz, sağlık raporu,

2 fotoğraf ve pasaport

fotokopiniz yeterli. Bu

anlamda Türkiye’den bir

üniversiteye başvurudan

çok daha kolay bir süreç

sizi bekliyor. Wrocław

Üniversitesi’nin https://

international.uni.wroc.pl/

en adresindeki internet

sitesinden ilgili adımları takip

ederek önce kendinize bir

başvuru profili oluşturuyor,

ardından istenen bütün

belgeleri oraya yüklüyorsunuz.

Okulla yazışmaları

tamamlayıp ön kabulü

aldıktan sonra ise ilk yılın

ücretinin yatırılmasıyla

birlikte okul size kabul

mektubunuzu gönderiyor.

Kabul mektubunuzu alır

almaz ilgili evrakların hepsini

toplayıp, kabul mektubunuz

ile beraber Polonya vizesi için

başvurunuzu tamamlıyorsunuz.

B2 dil yeterliliği için IELTS

5.5-6.0, TOEFL 550 dil yeterlilik

belgesi sunabileceğiniz gibi,

okulun Skype üzerinden kendi

yaptığı sözlü dil yeterlilik

mülakatına da girebilirsiniz.

Polonya, batısında Almanya, güneyinde Çek Cumhuriyeti

ile Slovakya, doğusunda ise Rusya, Belarus ve Ukrayna

ile komşu olan bir Orta Avrupa ülkesi. Yaklaşık 40

milyonluk nüfusuyla dünyanın en kalabalık 33. ülkesi olan

Polonya 2004 yılından bu yana Avrupa Birliği’ne üye.

Birlik dahilinde kendi para birimini (zloty) kullanan birkaç

ülkeden biri olan Polonya, ekonomik anlamda diğer üye

ülkelere nazaran daha tasarruflu politikalar izlemesine

karşın iktisadi büyümesini devam ettiriyor.

Hukuk ve Daha Fazlası


Sayfa 20

BİLGİLERİMİZİ ARTIK

DİJİTAL ORTAMDA

SAKLAMAYI TERCİH

EDİYORUZ. KİTAP

ÇALIŞMAMIZI,

EN SON

HAZIRLADIĞIMIZ

BESTEYİ,

ÇEKTİĞİMİZ

FOTOĞRAFLARI

KÂĞIT ÜZERİNDE

DEĞİL KİŞİSEL

BİLGİSAYARIMIZDA,

ŞİRKETLERİN

KAYITLARINI KALIN

KLASÖRLERDE

DEĞİL SUNUCU

BİLGİSAYARLARDAKİ

UYGULAMALARDA

TUTUYORUZ.

HATTA BUNUNLA DA

YETİNMİYORUZ,

HER ŞEYİ BULUTA

GÖNDERİYORUZ.

DİJİTALLEŞTİRDİĞİMİZ

BİLGİ ARTIK HER

YERDE VE HER AN

DOLAŞIMDA.

BİR TUŞA BASINCA

KARŞIMIZA GELİYOR,

BİR TUŞLA

ÇOĞALIYOR VE BİR

TUŞLA DA YOK

OLUYOR VEYA BİZ YOK

OLDUĞUNU

ZANNEDİYORUZ!

ADLİ BİLİŞİM

&Ülkemizde

Uygulaması

Bilgi çağını yaşadığımız 21.

yüzyılda teknolojiye bağımlı

bir haldeyiz. Yaşamın her

alanını dijitalleştiriyoruz.

Bankacılıktan ticarete, habercilikten

iletişime, iş hayatından sosyal hayata

kadar her şeyin önüne “e” harfini

koyar olduk. Teknolojinin yardımı ile

yaşamımız ne kadar kolaylaşıyor

gibi görünse de, madalyonun öteki

yüzünde banka hesaplarımıza girilmesi,

e-postlarımızın ele geçirilmesi, kişisel

bilgilerimizin çalınması gibi bilişim

suçu olarak tabir ettiğimiz istenmeyen

ve bize zarar veren olaylara da maruz

kalmaya başladık.

Dijital dünya sınırlarımızı zorlarken

suçu aydınlatabilecek bilgiyi de

yine dijital ortamlardan elde etmek

zorundayız. Hal böyle olunca, dijital

ortamlardan delil tespit etmek, kıldan

DNA tespit etmek gibi uzmanlık

gerektiren bir konu oldu. Adli Bilişim

(Computer / Cyber Forensic) olarak

adlandırdığımız bu uzmanlık alanı artık

Adli Bilimler çatısı altında ayrı bir

disiplin ve uzmanlık alanı olarak kendini

göstermeye başlamış durumda.

Doç. Dr. Murat Volkan DÜLGER, Akademisyen/Avukat

Bu makalede adli bilişimin tüm

yönlerini teknik detaylara çok fazla

girmeden, hukukçuların anlayacağı

bir dil ile anlatmaya çalışılacağım.

İlk önce dijital delil kavramı ve dijital

delilin bütünlüğünü ve sağladığımız veri

özet değeri kavramlarını anlattıktan

sonra, adli bilişimin temel ilkelerine ve

süreçlerine detaylı olarak değineceğim.

www.hplusdergi.com


Sayfa 21

DİJİTAL DELİL

Adli bilimler, suçun ispatında

kullanılabilecek nitelikteki bilginin,

yani delilin bilimsel yollarla ortaya

çıkarılmasını edilmesini konu alır. Adli

bilişim incelemelerinde ise, sabit disk

ve taşınabilir USB bellek gibi elektronik

materyallerin içerisindeki gözle

görülmeyen, elle tutulmayan ve sanal

olarak nitelendirdiğimiz dijital veriler

incelenir ve gerçek /fiziksel dünya ile

ilişkisi kurulup, suçu ispat edebilecek

nitelikteki dijital veriler ortaya çıkarılır.

Elektronik materyallerin içerisinde

suçu ispat edebilecek nitelikteki dijital

veriler “dijital delil” olarak isimlendirilir.

ELEKTRONİK

MATERYALLERİN

İÇERİSİNDE SUÇU

İSPAT EDEBİLECEK

NİTELİKTEKİ DİJİTAL

VERİLER “DİJİTAL

DELİL” OLARAK

İSİMLENDİRİLİR.

Dijital veriler doğası gereği çok hızlı

şekil ve yer değiştirebildiği için, yanlış

bir müdahale, dijital delillerin bir daha

elde edilemeyecek şekilde yok olmasına

sebebiyet verebilir. Bu sebeple dijital

delillere müdahale edenlerin bilişim

sistemlerinin nasıl çalıştığını, bilgiyi

nasıl sakladığını ve nasıl ilettiğini,

bununla birlikte siber dünyayı ve bu

ortamlardaki dijital delillere nasıl

yaklaşılması gerektiğini iyi bilmeleri

gerekir. Adli bilişim konusunda tecrübe

kazanmış bu insanlar ise “Adli Bilişim

Uzmanı” olarak isimlendirilirler.

Dijital delillerin incelendiği ortamlar

da son derece önemlidir. İncelemeler

ister adli kollukta ister özel bilirkişiler

tarafından yapılıyor olsun, laboratuvar

ortamı sağlanmalıdır. Adli bilişim

laboratuvarlarında elektronik

materyallere zarar gelmeyecek

şekilde uygun ortam sağlanmalı ve

incelemeler adli imaj dosyası üzerinden

yürütülmelidir.

VERİ ÖZET DEĞERİ (HASH)

Adli bilişim incelemelerinde en

kritik konu delilin değişmeden

incelenmesidir. Delilin değişmediğinin

ispat edilmesi için veri özet değeri

(Hash) olarak tanımlanan bilginin delil

ile beraber taşınması gerekir. Veri özet

değeri bilimsel olarak kabul edilmiş

matematiksel bir algoritmadır.

DELİLİN

DEĞİŞMEDİĞİNİN

İSPAT EDİLMESİ

İÇİN VERİ ÖZET

DEĞERİNİN (HASH)

DELİL İLE BERABER

TAŞINMASI

GEREKİR.

Algoritmaya parametre olarak giren

veri, işlem sonucunda belirli uzunlukta

sayısal bir değer olarak çıkar. Birden

fazla veri özet değeri hesaplama

algoritması bulunmaktadır. Her

algoritmada çıkan verinin özet değerinin

sayısal uzunluğu farklıdır. Çıkan değerin

sayısal uzunluğu, hesaplanan iki verinin

özet değerinin aynı olma olasılığını

düşürür.

Örneğin; “Adli Bilişim” yazısından

oluşan bir verinin özet değerini, MD5

(Message-Digest 5) adlı algoritmayı

kullanarak hesaplayacak olursak;

“07ffec3f75b3b9b01c4fc3fe85de247”

şeklinde bir sayısal değer üretilir.

Oluşan veri özet değeri 32 adet 16’lık

sayı sisteminin rakamlarını içerir. Bu

kadar rakam ile oluşturabileceğimiz

değer miktarı 2128, yani kullandığımız

sayı sisteminde 36 rakamlı, çok büyük

bir sayı olup, iki farklı veriye ait özet

değerinin aynı çıkma olasılığının ne

kadar düşük olduğunu gösterir.

4

Hukuk ve Daha Fazlası


Sayfa 22

Eğer “Adli Bilişim” verisinin veri

özet değeri, SHA1 (Secure Hash

Algorithm 1) algoritması ile

hesaplanırsa “b16a22679c9550ad-

85cd97621fd9640595ecdb84” sayısal

değeri üretilir. Oluşan özet değeri ise

bu sefer 40 adet 16’lık sayı sisteminin

rakamlardan oluşan başka bir sayıdır.

Ancak burada rakamlar arttığı için

olasılık logaritmik olarak düşer. Veri

özet değeri hesaplanacak bilgi ister 1

TB boyutunda bir diskin içeriği olsun

ister içerisinde sadece “Adli Bilişim”

yazan bir metin dosyası olsun oluşan

veri özet değerinin uzunluğu hep aynı

olacaktır.

Olasılık değerlerinin aşırı düşük

olması sebebiyle, oluşan veri özet

değerinin veriyi temsil ettiği kabul edilir.

Adli bilişim incelemelerinde bir dijital

delilin veri özet değeri için hem MD5

hem de SHA1 algoritmaları kullanılır.

ADLİ BİLİŞİM İNCELEMELERİ SÜRECİ

Adli Bilişim incelemelerinin süreci,

diğer tüm adli bilimler disiplinlerinde

olduğu gibi olay yerinde başlar ve

delilleri içeren raporun mahkemeye

iletilmesi ile sona erer.

Uygulamayı dikkate aldığımızda

sürecin tamamını üç ana parçaya

ayırmak gerekir. İlk aşama olaya

müdahale edilip dijital delilleri içeren

elektronik materyallerin toplanmasıdır.

Bu aşama ne kadar sağlıklı yürürse,

bundan sonraki aşamalarda o kadar

sağlıklı yürütülecektir. Ardından

elde edilen elektronik materyaller

incelenerek dijital deliller ortaya

çıkarılır.

Bu aşama, laboratuvar

ortamında adli bilişim uzmanlarınca

gerçekleştirilmelidir. En son aşamada,

elde edilen delillerin yazılı olarak

raporlanması yapılır.

Anglo Amerikan hukuku sistemine

tabi ülkelerde ise ayrıca rapor

mahkemede bir sunum eşliğinde

anlatıldığından son aşama raporlama

ve sunum başlığı altında karşımıza

çıkmaktadır

ELDE ETME AŞAMASI

Olay yeri delile ilk temasın yapılacağı

aşamadır. Delilin toplanması sırasında

uygun koşulların sağlanamaması, delilin

sağlıklı toplanamamasına ve delil

niteliğini kaybetmesine yol açacaktır.

Bu yüzden olay mahalline gelmeden

önce kolluk kuvvetleri olay yeri ile ilgili

bilgi edinmeli ve gerekli alet ve araçları

yanlarına almalıdırlar.

Ülkemizde olay yerinden elektronik

materyallerin toplanması ile ilgili

gerekli hukuki düzenleme; CMK madde

134’de “Bilgisayarlarda, Bilgisayar

Programlarında ve Kütüklerinde Arama,

Kopyalama ve Elkoyma” başlığı altında

yapılmıştır. Yapılan hukuki düzenleme

her ne kadar yeterli olmasa da, olaya

müdahale eden ve elektronik materyali

toplayan kolluk görevlilerini bağlayan

zorunluluklar bulunmaktadır.

CMK 134(1):

... ŞÜPHELİNİN

KULLANDIĞI

BİLGİSAYAR VE

BİLGİSAYAR PROG-

RAMLARI İLE

BİLGİSAYAR KÜTÜK-

LERİNDE ARAMA

YAPILMASINA,

BİLGİSAYAR KAYIT-

LARINDAN KOPYA

ÇIKARILMASINA …

Maddenin birinci fıkrasında olay

yerinde şüpheliye ait elektronik

materyallerin içerisindeki verilerin

kopyasının çıkarılması, yani adli

imaj dosyasının elde edilmesi tarif

edilmektedir. Adli imaj dosyası,

materyalin içerisindeki verinin tamamını

içeren bir bilgisayar dosyasıdır. İster

materyalin içerisindeki verinin veri

www.hplusdergi.com


Sayfa 23

özet değeri alınsın ister adli imaj

dosyasının veri özet değeri alınsın

ikisi de aynı olacaktır. Daha sonra

yapılacak incelemeler orijinal materyal

üzerinde değil imaj dosyasında

gerçekleştirilmelidir.

İkinci fıkrada ise; imaj dosyasının

alınmasının mümkün olmadığı

durumlarda materyallere el konulması

gerektiği ve imajları alındıktan sonra

materyallerin gecikme olmaksızın iade

edilmesi gerektiği belirtilmektedir.

CMK 134 (2):

…ÇÖZÜMÜN

YAPILABİLMESİ VE

GEREKLİ

KOPYALARIN

ALINABİLMESİ İÇİN,

BU ARAÇ VE

GEREÇLERE

ELKONULABİLİR.

ŞİFRENİN

ÇÖZÜMÜNÜN

YAPILMASI VE GE-

REKLİ KOPYALARIN

ALINMASI HALİNDE,

ELKONULAN

CİHAZLAR GECİK-

ME OLMAKSIZIN

İADE EDİLİR.

Dördüncü fıkrada ise; elde edilen

imaj dosyasının bir kopyasının şüpheli

veya vekiline verilmesi gerektiği

belirtilmektedir.

İmaj alma sürelerinin uzun olması,

yüksek boyutlardaki disklerin imajlarının

almanın mümkün olmaması, imaj

almadan inceleme yapılacağı zaman

delillerin nasıl toplanacağı gibi durumlar

detaylı olarak belirtilmediğinden, kanun

CMK 134 (4):

ÜÇÜNCÜ FIKRAYA

GÖRE ALINAN

YEDEKTEN BİR KOP-

YA ÇIKARILARAK

ŞÜPHELİYE VEYA

VEKİLİNE VERİLİR VE

BU HUSUS TUTA-

NAĞA GEÇİRİLEREK

İMZA ALTINA ALINIR.

maddeleri bu hali ile uygulamada yeterli

olmamaktadır.

Kanun maddelerini bir yana koyarsak,

sağlıklı ve doğru bir adli bilişim

incelemesinin yapılabilmesi için en

azından olay yerinde şüpheliye ait

elektronik materyallerin imaj dosyasının

oluşturulması ve imaj dosyasının veri

özet değerinin taraflara verilmesi

gerekir. Taraflara veri özet değerinin

verilmesi, incelemenin doğru imaj

üzerinden yapıldığını ispat etmek içindir.

İnceleme sonucunda hazırlanan raporda

incelemenin hangi veri özet değerine

sahip imaj üzerinden yürütüldüğü

belirtilir. Böylece başka bir adli bilişim

uzmanı da aynı veri özet değerine

sahip imaj dosyasını incelediğinde aynı

sonuçlara ulaşacağı ortaya konulmuş

olur. Eğer farklı bir veri özet değeri

hesaplanırsa imaj dosyasının farklı bir

diske ait olduğu veya disk üzerinde

değişiklik yapıldığı anlamına gelir. Böyle

bir durumda değişikliğin nasıl olduğu ile

ilgili geriye doğru bir tespit yapmak da

mümkün olmaz.

Elde edilen materyaller toplandıktan

sonra imaj dosyası olay yerinde alınmaz

ise içerisine sonradan veri eklenip

eklenmediği hususunda her zaman bir

şüphe söz konusu olur. Bu yüzden delilin

niteliği bozulmuş olacak ve yürütülen

incelemeler de boşa gidecektir. Bununla

birlikte elde edilen imaj dosyalarının

veri özet değerleri taraflara verilmelidir.

Aksi halde, incelemesi yapılan imaj

dosyasının olay yerinde elde edilen

imaj dosyası olup olmadığı ile ilgili

şüphe oluşur. Bu şüphelerin önüne

geçebilmek için ilke olarak kolluk

kuvvetleri olay yerinde imaj dosyasını

tarafların huzurunda almalı ve imaj

dosyası alınırken oluşan veri özet değeri

taraflara verilmelidir (CMK’nın 134/2.

maddesi istisnadır ve istisna olarak

uygulanmalıdır!).

CMK’nın 134. maddesi bu hali ile

uygulandığında en azından olay yerinde

dijital delillere müdahale edildiğinde

imaj dosyasının alınması ve taraflara

veri özet değerinin verilmesi gerektiği

konularını içerir. Bu yüzden kanundaki

zorunluluklar kolluk kuvvetlerine delilin

güvenliği açısından bağlayıcı bir

zorunluluk getirmektedir.

ADLİ İMAJ DOSYASI;

OLAY YERİNDEN

ELDE EDİLEN

ELEKTRONİK

MATERYALİN

İÇERİSİNDEKİ

VERİNİN

TAMAMINI İÇEREN

BİR BİLGİSAYAR

DOSYASIDIR.

LABORATUVAR İNCELEMESİ

Olay yerinde elde edilen materyaller

ve/veya imaj dosyaları henüz bulgu

niteliğindedir. Bir sonraki aşama;

bulgular incelenip içerisinde suçu ispat

edebilecek nitelikte delilin bulunup

bulunmadığının tespit edilebilmesidir.

Laboratuvar ortamında yapılacak bir

incelenmenin ardından materyaller

ispata elverişli delil niteliğine kavuşur.

İncelemeler adli imaj dosyası

üzerinden yürütülmelidir. Eğer olay

yerinden elde edilen materyal

laboratuvara gönderildiyse üzerinde

4

Hukuk ve Daha Fazlası


Sayfa 24

zorunlu kalınmadıkça bir inceleme

yapılmamalı ve güvenli bir ortamda

saklanmalıdır. Özellikle sabit diskler

mekanik aksamlara sahip olduğundan

fiziksel güvenliği alınmadığında disk

bir daha çalışamayacak bir duruma

gelebilir.

Adli bilişim incelemeleri gerekli

donanım ve yazılımlarla donatılmış,

yetişmiş uzmanları bulunan

laboratuvarlarda yürütülmelidir.

Laboratuvar ortamında; incelemelerin

yapılacağı iş istasyonları, yazma

- koruma cihazları, adli inceleme

yazılımları, farklı tipteki elektronik

materyalleri okuyabilecek

dönüştürücüler ve ara kablolar gibi

donanım ve yazılımlar bulunmalıdır.

Olay yerinde elde edilen imaj dosyası

terabaytlarca veri içeriyor olabilir. Bu

kadar çok veri içerisinden suç unsuru

verinin bulunması, samanlıkta iğne

aramak kadar zor olabilir. Veriler bilinçli

olarak değiştirilmiş veya silinmiş

olabilir. Her incelemeye başlamadan

önce materyalin durumuna göre veri

kurtarma işlemleri uygulanmalıdır.

Böylece anlamlandırılmış daha fazla bir

veri ile çalışma imkânı olacaktır.

Burada en kritik konu incelemeyi

yapacak olan uzmanın niteliğidir.

Adli bilişim uzmanları bilgisayar

sistemlerinin nasıl çalıştığını, bilgiyi

nasıl sakladığını ve nasıl ilettiğini,

bununla birlikte siber dünyayı ve bu

ortamlardaki dijital delillere nasıl

yaklaşması gerektiğini iyi bilmelidir.

Ülkemizde adli bilişim uzmanlığı ile

ilgili bir standart bulunmamaktadır.

Ancak bu konuda uluslararası

bazı sertifikasyon kurumları sınav

ile sertifikasyon sağlamaktadır.

Sertifikasyonlar genel şartları sağlıyor

olsa da, her inceleme konusu olayda çok

farklı durumlarla karşılaşmak mümkün

olduğundan, önemli olan adli bilişim

uzmanının ne kadar tecrübeye sahip

olduğudur.

Bir uzman ne kadar çok dosya

üzerinde çalışmış ise o kadar çok

tecrübeye sahip olacaktır.

RAPORLAMA AŞAMASI

Adli bilişim incelemeleri sonucunda

yapılan çalışmalar ve elde edilen

deliller bir rapor eşliğinde ilgili makama

sunulmalıdır. Hazırlanan rapor, talep

edilen husus doğrultusunda elde edilen

bilgileri içermelidir. Raporun içeriği

yapılan inceleme doğrultusunda teknik

bilgileri içereceği için raporun diline çok

dikkat etmek gerekir. Zira kullanılacak

gereksiz teknik bilgiler raporun

anlaşılırlığını azaltacak ve sonucu

özetlemeyecektir.

Bir adli bilişim raporu, bir makalede

bulunan Giriş-Gelişme-Sonuç

bölümlerindeki gibi oluşturulmalıdır.

Giriş bölümünde; yapılan inceleme

öncesi bilgiler girilmelidir. Bu bilgiler:

• İncelemede kullanılan donanım ve

yazılımların versiyonları ile birlikte

bir listesi: Aynı donanım ve yazılımlar

kullanıldığında aynı sonuç elde etmesi

gerekir.

• Talep edilen incelemenin ne olduğu:

Nasıl bir inceleme yapılması istenmiş

ise, bu talep rapora dökülmelidir. Yapılan

incelemeler de talep doğrultusunda

yapılmalıdır. Talep edilen çalışmalardan

herhangi biri eksik bırakılmamalı, eğer

yapılamıyorsa neden yapılamadığı

anlatılmalıdır.

• Raporu hazırlayan uzman ile ilgili bilgi

ve belgeler: Raporu inceleyen uzmanın

yetenekleri ve incelemeyi kapsayıp

kapsamadığı ortaya konulmuş olur.

• Tarih bilgileri: Talebin ne zaman geldiği,

ne zaman incelemeye başlandığı,

imajın ne zaman alındığı vs. gibi

tarihler raporda belirtilmelidir. Özellikle

mahkemelerin en sık sorun yaşadığı

konulardan birisi de raporun zamanında

hazırlanmasıdır.

• İncelenen elektronik materyallere ait

bilgiler: İncelenen materyalin cinsi, sabit

disk mi yoksa USB bellek mi olduğu,

kapasitesi, seri numarası, veri özet

değeri, içerisindeki işletim sistemine

ait bilgiler vs. belirtilmelidir. Böylece

incelenen materyalin detaylı bir künyesi

çıkarılmış olur.

Raporun gelişme bölümünde ise

yukarıda listelenen materyaller üzerinde

laboratuvarda bulunan donanım ve

www.hplusdergi.com


Sayfa 25

yazılımlar ile nasıl bir inceleme yapıldığı

detaylı olarak anlatılmalıdır. Delilin

hangi dosya olduğu, dosyanın veri

özet değeri, disk üzerinde bulunduğu

lokasyon gibi bilgiler belirtilmelidir.

Ayrıca tespit edilen delile hangi işlemler

sonucunda erişildiği kronolojik olarak

anlatılmalıdır.

Bazı adli bilişim raporlarında; sadece

delil olarak tespit edilen dosyanın ve/

veya veriye ait bilgilerin belirtildiğine

rastlanılmaktadır. Ancak bu dosyanın

nasıl elde edildiği ve hangi işlemler

uygulandığı anlatılmaz ise, aynı süreçler

uygulanarak raporda elde edilen

sonucun doğrulaması yapılamayacaktır.

Bu durum raporların kalitesini gösteren

en önemli noktalardan biridir.

Raporun sonuç bölümünde ise;

sorulan hususu özetleyecek kısa bir

metin yazılmalıdır. Örneğin; eğer sorulan

husus, “X dosyası bu bilgisayarda var

mı? Varsa ne zaman oluşturulmuştur?”

şeklinde ise, raporun sonuç bölümüne

“X dosyası incelenen bilgisayarda

“C:\Dosyalar” klasörü altında

bulunmaktadır. Dosyanın oluşturma

tarihi 12.12.2016’dır” gibi kısa ve yalın

bir bilgi bulunmalıdır. Bu bilgiye nasıl

ulaşıldığı ile ilgili tüm teknik çalışmalar

raporun inceleme yani gelişme

bölümünde yazılmalıdır. Eğer yapılan

inceleme adli bir vaka ise; raporun

sonuç bölümü raporu talep eden hakim

veya savcıya hitap eder.

Zira hakim ve savcı için önemli

olan “sorulan husus tespit edilmiş mi,

edilmemiş mi?” olduğudur. Raporun

teknik konuları ile ilgilenmeyecektir.

Raporda anlatılan teknik kısımlar

ise tarafları ikna etmek için yazılır.

Avukatlar raporu başka bir adli bilişim

uzmanına inceletmek isteyebilirler.

Bu durumda hazırlanan rapordaki tüm

süreç aynı inceleme yapıldığında yine

aynı sonucu elde ediyor olmalıdır.

SONUÇ

Adli bilişim uzmanlığı ile ilgili

ülkemizde bir standart bulunmuyor

olması, çok farklı kalitelerde rapor

çıkaran özel veya tüzel kişiliklerin

bulunmasına sebep olmaktadır.

3.11.2016 tarihli ve 6754 sayılı

Bilirkişilik Kanunu dahi bu standartları

koymamıştır. Sadece bilirkişilerin

denetlenmesini zorunlu hale getirmiştir.

Zorunluluğu denetleyecek ve

adli bilişim uzmanlarının kalitesini

ortaya koyacak nitelikte bir

birimin oluşturulması çok da kolay

görünmemektedir.

Sorun ülkemizde adli bilişim

konusunda yetişmiş insanların

bulunmamasıdır. Mevcut durumda az

sayıdaki uzman ise kurmuş oldukları

adli bilişim laboratuvarları üzerinden

inceleme yapmaktadır ve adli bilişim

uzmanlarını denetleyecek daha üst bir

makam henüz bulunmamaktadır.

Çok sayıda bilişim suçunun işlendiği

günümüzde adli bilişimuzmanlığının

önemi yadsınamayacak kadar önemlidir.

BU YÜZDEN

ÜLKEMİZDE ADLİ

BİLİŞİM UZMANI

YETİŞTİRİLMESİNE

BÜYÜK ÇABA SARF

EDİLMESİ GEREKİR.

Doç. Dr. Murat Volkan DÜLGER

Akademisyen / Avukat

volkan.dulger@dulger.av.tr

[1] Ian Walden, Computer Crimes and

Digital Investigations, Second Edition,

Oxford, Oxford University Press, 2016, s.

371.

[2] Murat Volkan Dülger, Bilişim Suçları

ve İnternet İletişim Hukuku, Altıncı Bası,

Ankara, Seçkin Yayıncılık, 2015, s. 789

Hukuk ve Daha Fazlası


Sayfa 26

Devlet ve

Spor Kurumları:

Devletin

Müdahale

Hakkı

Olmalı mı?

“DEVLETIN SPORA MÜDAHALE HAKKI, HATTA MÜDAHALE

YÜKÜMLÜLÜĞÜ VAR MI? YOKSA Sporun Siyaset ve Hukuk

Düzeni Karşısında Özerkliği OLMALI MIDIR? BU SORULARIN

CIDDI ŞEKILDE TARTIŞILMASI GEREKIYOR.”

Sporun özerkliği kavramı ilk kez

Modern Olimpiyat Oyunları’nın

kurucusu Pierre de Coubertin

tarafından 1909 yılında ortaya

atılmıştı. Coubertin’e göre, özerk spor

yapılanmasının üyelerinin iyi niyetle

oluşturdukları spor düzeni, “devlet” olarak

adlandırılan dev ve tanımlanamayan bir

yapı karşısında büyük risk altındaydı.

DEVLET KARŞISINDA ÖZERKLİK

“Özerk” ifadesi resmi olarak ilk kez 1949

yılında Olimpik Antlaşma’da (Olympic

Charter) yer aldı. Bu Antlaşma’da, ulusal

olimpiyat komitelerinin ancak “Bağımsız

ve Özerk” olmaları halinde IOC tarafından

tanınacağı öngörüldü.

1949’dan bugüne Olimpik Şart’ta önemli

değişiklikler yapıldı. “Özerklik” koşulu ise

değişmeyen ve hatta güçlendirilen ilke

oldu. Bugün uluslararası federasyonlar

ve dünyanın pek çok ülkesindeki ulusal

federasyonlar “özerklik” ilkesi ışığında,

siyasi müdahalelerden uzak yönetiliyor.

Özerklik ilkesi özellikle uluslararası

spor kurumları tarafından çok ciddiye

alınıyor. Bu kurumlar devletlerin spora

müdahalesine sert tepki gösteriyor. 2012

yılında IOC, Hindistan Ulusal Olimpiyat

Komitesi’nin üyeliğini askıya aldı. 2016

yılında Kuveyt’in ulusal olimpiyat

komitesine ve futbol federasyonuna

müdahale etmesinin ardından IOC ve

FIFA, Kuveyt’in üyeliklerini askıya aldı.

“Özerklik” ilkesi, devletlere karşı

ileri sürülürken; devletlerin de bu ilkeyi

savunma aracı olarak kullandıklarını

görüyoruz. 2016 yılında, Dünya Dopingle

Mücadale Ajansı (WADA), bağımsız

bir soruşturma komisyonu kurdu.

Bu komisyon Uluslararası Atletizm

Federasyonu ile ilgili bir soruşturma

yaptı. Soruşturma sonucunda yayınlanan

Mclaren Raporu’nda Rusya’da sistematik

doping sorunu olduğu iddia edildi.

WADA ve IOC, Rus devletini dopingi

kurumsallaştırmakla suçladı. Rusya

Devlet Başkanı Vladimir Putin ise bu

iddiaları reddetti ve iddiaları “sporun

özerkliğine siyasi müdahale” olarak

tanımladı. Putin, sporun devlet işlerine

jeopolitik müdahale aracı olarak

kullanıldığını ileri sürdü.

www.hplusdergi.com


Sayfa 27

ÖZERKLİK İLKESİ YENİDEN TANIMLANIYOR

Teoride, özerklik ilkesi basittir:

Federasyonlar ve sporu yöneten diğer

uluslararası kurumlar sporu devletlerden

koruyacak olağanüstü statüyü haiz

tüzel kişiler olmalıdır. Özetle, siyasetin

önemli bir silahı olan spor, siyasetten

uzak tutulmalı ve İsviçre’de kurulmuş

özel hukuk tüzel kişilerinin yönetimine

bırakılmalıdır. Ancak uygulamada bu

prensip geniş bir kesim tarafından

sorgulanıyor.

Bugün uluslararası spor federasyonları

mutlak özgürlüğe sahip değil. Uluslararası

spor federasyonları amaçlarını

belirleyebilir, yapılanabilir, teknik oyun

kurallarını yaratabilir, disiplin kuralları

öngörebilir. Bununla birlikte, bu kurallar

ve kuralların somut uygulaması hukukun

temel ilkelerini ihlal etmemelidir. Aksi

halde, hâkim müdahale edecek ve

federasyonları cezalandıracaktır. Yargı,

uluslararası hukukun genel ilkelerini,

insan haklarını ve Avrupa Birliği hukukunu

koruyacaktır. Bu “normalleşme”, bütün

dünyada, bütün spor branşları ve spor

federasyonları için yaygınlaşıyor.

IOC, FIFA, UEFA gibi uluslararası

spor kurumları, uzun süre sırtlarını spor

tahkimine dayadı. İsviçre’de kurulan Spor

Tahkim Mahkemesi (CAS), uluslararası

spor yapılanmasını bir süre için devletlerin

müdahalesinden korudu. Bugün ise

CAS yargı kıskacında. İsviçre Federal

Mahkemesi CAS’ın kararlarını iptal ediyor.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, CAS

kararları sebebiyle İsviçre’ye karşı yapılan

başvuruları ciddiye alıyor. Almanya,

Belçika gibi devletlerin mahkemeleri

CAS’ın mutlak yetkisini tehdit eden

kararlar veriyor. IOC, FIFA, UEFA, IAAF

yöneticileri soruşturuluyor, yargılanıyor ve

mahkum ediliyor.

“ISVIÇRE’DE

KURULAN

Spor

Tahkim

Mahkemesi (CAS),

ULUSLARARASI

SPOR

YAPILANMASINI

BIR SÜRE IÇIN

DEVLETLERIN

MÜDAHALESINDEN

KORUDU. BUGÜN

ISE CAS YARGI

KISKACINDA.”

ÖZERKLİK ÖLDÜ, YAŞASIN “ÖZEL YAPI”

Sporun yargı aracılığıyla devletlerin

müdahalesine tabi tutulması, spor

camiasında hoş karşılanmadı. Devlet

müdahalesinden mümkün oldukça

korunmak isteyen spor camiası, özerklik

yerine başka bir ilke yaratmak için

kollarını sıvadı. Sonunda “sporun özel

yapısı” kavramı yaratıldı.

“Sporun özel yapısı” ilkesi, sporun diğer

insan faaliyetlerine benzemediği, fark

yaratan özellikleri olduğu ve bu özellikleri

sebebiyle spor sektörü için istisnalar

yaratılması gerektiği düşüncesine

dayanıyor. Bu ilkenin yaratıcıları, spor

dışındaki ekonomik faaliyetlere ve

sektörlere uygulanan kurallarının spora

doğrudan uygulanamayacağını iddia

ediyorlar. İddiaya göre, ticaret hukuku,

rekabet hukuku, vergi hukuku, sosyal

hukuk gibi hukuk dallarının kuralları spora

uygulanırsa, spor doğasından uzaklaşır ve

ruhunu kaybeder.

Bu yeni teori Avrupa Birliği’ni ve

devlet yargıçlarını ikna etmedi. Avrupa

Birliği, sporun özel yapısını kabul etse

bile, spor Avrupa müktesebatından

bağımsız hale gelmedi. Avrupa Komisyonu

ve Avrupa Birliği Adalet Divanı spor

sektörünü denetlemeye devam ediyor.

Devlet mahkemeleri spor yöneticilerini

cezalandırıyor, spor federasyonlarının

kararlarını iptal ediyor.

TÜRKİYE’DE SPOR: “DEVEKUŞU MODELİ”

Bugün Türk sporu devletin yönetiminde.

Gençlik ve Spor Bakanı fiilen sporun

tek hakimi. Spor Genel Müdürlüğü

aracılığıyla mevzuatı hazırlıyor. Spor

federasyonlarının yönetimlerini belirliyor.

Ceza Kurullarına ve Tahkim Kurulu’na

istediği kişileri atıyor. Beğenmediği

insanlar hakkında soruşturma açtırıyor

ve Ceza Kurullarında yargılatıyor.

Bakan’ın atadığı Merkez Ceza Kurulu’nun

kararlarına karşı yine Bakan’ın atadığı

Spor Genel Müdürlüğü Tahkim Kurulu’na

başvurulabiliyor. Spor Genel Müdürlüğü

Tahkim Kurulu’nda Anayasa’ya aykırı

şekilde hâkim ve savcı kökenli üyeler

bulunuyor. Hâkim ve savcılar İdare’nin

ajanı haline getirildiler.

Dünyada spor federasyonlarının

kararları yargı denetimine tabi iken,

Türkiye’de spor, yargı denetiminden

kaçırılıyor. Anayasa Mahkemesi, Tahkim

Kurulu kararlarına karşı devlet yargısına

başvurulmasını yasaklayan kanun

hükümlerini iptal etti. TBMM, Anayasa

Mahkemesi’nin iptal ettiği düzenlemeyi

Anayasa hükmü haline getirdi. Bugün

Türkiye Futbol Federasyonu ve SGM

Tahkim Kurulu kararlarına karşı yargıya

başvurulamıyor. Yargı denetimine tabi

olmayan bu tahkim kurulları neredeyse

tüm dosyalarda adil yargılanma hakkını

ihlal ediyor.

TÜRKİYE, SPORUN MERKEZİ OLABİLİR

Türkiye Cumhuriyeti devleti bir

yandan sporu siyasetin emrine

sunarken, diğer yandan sporu yargıdan

koruyor. Devletimiz uluslararası spor

federasyonlarına Anayasa değişikliği

önerip, onlara siyasi müdahale

yapılmayacağı yönünde teminat verirse,

Türkiye uluslararası sporun merkezi haline

gelebilir. Böylece siyasetin ve yargının

müdahale edemeyeceği bir spor düzeni

yaratılması için teori üretmekle zaman

kaybedilmez.

Avukat Mert YAŞAR

myasar@mertyasar.com

Hukuk ve Daha Fazlası


Sayfa 28

ÜRETKENLİK

Bürosunu

Yeni Kuracak

Avukatlar için

Coworking

Yoğun

Fırsatları

bir envanter

gerektirmeyen, fiziksel araç

gereç ihtiyacı sınırlı olan her iş

gibi avukatlık mesleğinde de

ortak çalışma alanları yeni trend haline

geldi. İşini yeni kuran birer girişimci

olarak, büro açacak avukatlar için kira,

personel, aidat, elektrik, su ve internet

gibi pek çok masrafı ortadan kaldıran

sanal ve hazır ofisler, en az maliyetle işe

başlamak isteyen avukatların tercihi

oluyor.

Özellikle sınırlı bir bütçeyle işe

başlayacak olan avukatların sekreter,

internet, temel tüketim ve hatta çaykahve

ihtiyaçlarına karşılık veren ortak

çalışma alanları, yine ihtiyaca bağlı

olarak toplantı odası ve farklı alanlarda

çalışma gibi seçenekler de sunuyor. Yeni

insanlarla tanışarak, geniş bir çevreye

ulaşmanın önem taşıdığı avukatlıkta,

coworking alanlarında gerçekleştirilen

etkinlikler, ortak ilgi alanları ve iş

beklentileri çerçevesinde bir araya

gelen insanlar için güçlü bir networking

olanağı sağlıyor.


Sayfa 29

Pınar Massena / CEO, Workinton

ÜRETKENLİK ARTIŞIYLA ZAMAN

TASARRUFU

Aynı süre zarfında daha fazla işin

üstesinden gelmenin yeni nesil ismi

olan “üretkenlik” için pek çok araştırma

yapılıyor. Bu araştırmalarda özellikle

herkesin bir arada çalıştığı, açık ofis

tasarımındaki ortamlarda motivasyonun

artış gösterdiği dile getiriliyor. Daha

verimli bir çalışma düzeni için, insanlardan

uzak ve izole bir ortam yerine işlerin

durmadığı, rahat ve konforlu bir çalışma

ortamı tercih edilmesi gerekiyor.

Benzer şekilde, uzmanlar çoğu

insan için mutlak bir sessizlik yerine

orta seviyede arka plan gürültüsünün

verimliliği artırdığını kaydediyor. Ortak

çalışma alanlarındaki toplantılar,

görüşmeler ve diğer düşük ve orta seviye

arka plan gürültüleri; üretkenliğin zirveye

ulaşmasına yardımcı oluyor.

HER YERDE OFİS İMKANI

Ortak çalışma alanlarında kullanım

tercihleri bir veya birden fazla ofisi

kapsayabiliyor. Bu sayede örneğin

İstanbul’un farklı konumlarında, tek bir

ofise bağlı kalmaksızın çalışmak mümkün

oluyor. Hatta Workinton gibi farklı illerde

ofisleri bulunan ortak çalışma alanları

sayesinde şehir dışı seyahatlerinde bile

internet, çay/kahve ve ofis ortamı için

araştırma yapmaya gerek kalmıyor.

Tüm bu avantajlar sayesinde ortak

çalışma alanları hizmet sektörünün

diğer kollarında olduğu gibi avukatlık

dünyasında da hızla yükseliyor.

Coworking sisteminin Türkiye’deki ilk ve

en büyük uygulayıcısı olan Workinton

ofisleri, işletmelere yüzde 90’a varan

oranlarda maliyet avantajları sağlarken,

daha verimli ve bol seçenekli bir çalışma

ortamı sunuyor.

Workinton CEO’su Pınar Massena,

sanal ofislerin sağladığı maliyet

avantajını şöyle özetliyor: “Avukatlar,

meslekleri gereği birden fazla yerde

iş takibinde bulunabiliyor. Dolayısıyla

en kısa zamanda çalışmasını

tamamlaması gerekiyor. Workinton

farklı lokasyonlardaki şubeleri ile

avukatların ihtiyaçlarını karşılıyor.

Ayrıca stresli bir meslek grubu olan

avukatlar, Workinton’da düzenlenen

etkinliklerde hem öğretici, hem de

eğlenceli vakit geçirebilir. Üstelik

Workinton’da ihtiyaçlarına göre aylık

200 liradan başlayan fiyatlarla bir

sanal ofis kiralayabilir. Workinton

çalışma alanlarında her gün iş

yapabilir, misafirlerini ağırlayabilir,

sekreter hizmetlerinden de ücretsiz

faydalanabilirler.”

Pınar Massena, avukatların müvekkilleri

ile özel görüşme yapmaları da gerektiğini

söyleyerek, “Workinton savunma gibi

kutsal görevi olan avukatlar için 2 ila

10 kişi arasında özel görüşme odaları

organize edebiliyor. Bu odaları avukatlar,

saatlik, günlük ve aylık kralayabiliyor.

Kurumsal bir duruş sergilemek isteyen

avukatlar, görüşmelerini bu prestijli

alanlarda yaparak itibarlı bir hizmet

vermiş oluyorlar” şeklinde konuştu.

Hukuk ve Daha Fazlası


Sayfa 30

Avukat Nazlı CAN

[1] Rosetta Uydusu

Uzay

Madenciliğinin

Hukuki Boyutu

Uzay, halen bilinmeyenlerle dolu olabilir. Hatta orada yapılacak

madencilik faaliyetleri için önümüzde uzun yıllar da olabilir. Fakat

bu, uzay madenciliğine dair hukuki altyapının hazırlanmasına

engel değil.

Philae Modülü [2]

Biliyor muydunuz?

İNSANOĞLU İLK KEZ

KUYRUKLU YILDIZA

UZAY ARACI İNDİRDİ!

Avrupa Uzay Ajansı tarafından 02 Mart 2004 günü Ariane 5 adlı

füzeyle fırlatılan Rosetta Uydusu [1] ve taşıdığı minik iniş modülü

Philae [2] , Güneşin etrafında 5 kez döndükten sonra yaklaşık

6,4 milyon kilometrelik yolculuğunu 2014 yılında tamamlayarak

67P [3] isimli kuyruklu yıldıza ulaştı.

İniş modülü Philae 12 Kasım 2014 günü saat 08.35’de

Rosetta’dan ayrıldı ve yaklaşık 1 metre/saniye hız ile 67P

kuyruklu yıldızına yaklaştı. İlk olarak saat 15.33’de 67P kuyruklu

yıldızına iniş yaptı ama iki defa geri sekti ve hedeflenen iniş

bölgesinden çok öteye uygun olmayan bir durumda 67P’ye

konumlanıp bilimsel çalışmalarına başladı.

Kendisinden zaman zaman haber alınabilen Philae, kuyruklu

yıldızın temel yapıtaşları hakkında bilim dünyası için oldukça

önemli bilgiler paylaştı. 67P isimli kuyruklu yıldızın etrafında tur

atmaya devam eden ana araç Rosetta ise 30 Eylül 2016’da 67P

kuyruklu yıldızına intihar dalışı yaparak misyonunu tamamladı.

67P Kuyruklu Yıldızı [3]

Boyu 4.3 Km / En Geniş Yeri 4.1 Km

www.hplusdergi.com


Sayfa 31

İktisadi ve teknolojik gelişim için

elzem olan çok sayıda elementin

Dünyamız’da sınırlı bulunması

dolayısıyla belki de 50-60 yıl

içerisine tükenmesi beklenmektedir.

Bu nedenle alternatif arayışlara

girilmiş ve bunların tedariki ile ilgili

uzaya yönelme fikri ortaya atılmıştır.

Bazı bilim insanları tarafından

asteroidlerle Dünyamız’a gelmiş

olduğu iddia edilen altın, kobalt,

demir, manganez, molibden, nikel,

osmiyum, palladyum, platin, renyum,

rodyum, ruthenyum ve tungsten

gibi çok sayıda elementin bilhassa

Dünya’ya yakın asteroidlerden

tedarik edilebilmesi için çalışmalar

başlatılmıştır.

NASA’nın tahminlerine göre

Dünya’ya yakın 10.000 civarında

asteroid bulunmaktadır ve

içlerindeki cevherin değeri

trilyon Dolar’ın üzerindedir. Tüm

bu bilimsel ve iktisadi veriler,

uzay ve asteroid madenciliği

alanında firmaların kurulmasına

ve bu alandaki çalışmaların

hızlanmasına yol açmıştır. Henüz

madencilik faaliyetleri aktif olarak

başlamamışken hukuki olarak en

somut adım ise 25 Kasım 2015’te

ABD tarafından atılmıştır.

Dönemin ABD Başkanı Barack

Obama “Uzay Yasası” adıyla bilinen

ve asteroid ve uzay madenciliğine

ilişkin hükümler ihtiva eden yasayı

imzalayarak A.B.D. firmalarının ve

vatandaşlarının uzay madenciliği

yapmalarının önünü açmıştır. Peki

uzayda madencilik faaliyetlerinin

yürütülmesi hukuka uygun mudur?

“Uzay Çağı”nın 4 Ekim 1957’de

SSCB yapımı Sputnik 1’in

fırlatılmasının ardından başladığı

kabul edilmektedir. Sputnik’ten

önce de “Uzay Hukuku” ile ilgili

birtakım çalışmalar mevcuttu,

ancak fırlatmadan sonra bu

çalışmalar oldukça hız kazandı. Bu

dönemde uzay hukuku ile ilgili temel

düzenlemeleri yapan Birleşmiş

Milletler’in “Uzayın Barışçıl Amaçlarla

Kullanımı Komitesi”, beş temel

uluslararası sözleşme ile beş ilke ve

bildirge tanzim etti.

Uzay madenciliğinin bu

antlaşmalardan bilhassa 1967 tarihli

“Ay ve Diğer Gökcisimleri Dahil

Uzayın Keşif ve Kullanılmasında

Devletlerin Faaliyetlerini Yöneten

İlkeler Hakkında Antlaşma” (Uzay

Antlaşması)’nın maddelerini ihlal

edip etmediği yönünde çeşitli görüş

ayrılıkları bulunuyor.

Bu maddelerden ilki Antlaşma’nın

uzayın bütün insanlığa tahsis

edilmiş olduğunu, her devletin gök

cisimlerinin bütün bölgelerine serbest

erişim hakkı olduğunu ve iktisadi

veya bilimsel kalkınmışlık düzeyinden

bağımsız uzay faaliyetlerinin bütün

ülkelerin hayır ve menfaatine

yürütüleceğini düzenleyen birinci

maddesidir. Madenciliği sadece

uzay faaliyetlerinde önde gelen

ülkelerin yapabilmesi ve menfaati bu

ülkelerin elde edebilecek oluşu benim

de içinde yer aldığım madenciliğin

hukuka aykırı olduğunu düşünen

hukukçulara göre işbu maddeyi ihlal

etmektedir. Madenciliğin hukuka

uygun olduğunu savunan hukukçular

ise elde edilecek menfaatin tasnif

şeklinin düzenlenmemiş olmasından

ötürü maddenin ihlal edilmediğini öne

sürmektedirler.

Antlaşma’nın 2. maddesi de yine

tartışma konusudur. Şöyle ki söz

konusu maddeye göre; “Ay ve diğer

gökcisimleri dahil, uzay, egemenlik

ilanı, kullanma veya işgal suretiyle

veya diğer herhangi bir suretle milli

iktisaba konu olamaz.”

Uzayda devletlerin egemenlik

iddiası değil ancak gerçek kişilerin

bir kısmı gülünç çeşitli ilginç mülkiyet

iddiaları olmuştur. Amerikalı Dennis

Hope, Ay’ın kendisine ait olduğunu

iddia ederek ABD’ye, eski SSCB’ye ve

B.M.’ye bu durumu bildiren mektup

göndermiş ve 55.000 U.S.D.’lik çöp ve

depolama ücreti istemiştir.

NEAR Shoemaker uzay aracının

433 Eros asteroidine 2001’deki

inişini takiben Gregory Nemitz isimli

bir kişi ise kendisine ait “Orbital

Development” isimli şirketin bu

asteroidin maliki olduğunu iddia

etmiş ve NASA’dan her dünya yüzyılı

için 20 U.S.D.’lik depolama ve park

ücreti isteyerek mülkiyet iddiasıyla

ilgili dönemin Amerikan Dışişleri

Bakanı Colin Powell’a mektup

göndermiştir. Reno Nevada da açtığı

dava reddedilen Nemitz benzer

davaları açmaya devam etmiş olsa

da nihayet 2005’te bu ısrarından

vazgeçmiştir. Bu gibi örneklerin

yanısıra doğrudan asteroidlerin

mülkiyeti ile ilgili bazı davalar da

mevcuttur. Mesela; Iowa’daki Forest

City’e 1890’da düşen bir meteorit ve

Oregon’a düşmüş olan Willamette

meteoriti ile ilgili mahkeme mülkiyet

konusunda toprak sahibinin lehine

karar vermiştir.

Uzayda mülkiyet iddialarının

yaygınlığı dolayısıyla Uluslararası

Uzay Hukuku Enstitüsü (IISL) 2004

4

Hukuk ve Daha Fazlası


Sayfa 32

ve 2009 yıllarında uzayda mülkiyet

hakkı iddialarına ilişkin bildiriler

yayınladı ve devletlerin özel hukuk

kişilerinin yapacakları faaliyetleriyle

ilgili uluslararası sorumluluğa sahip

olduğunu; özel hukuk kişilerinin

yetkilendirilmesinin ve denetiminin

de yine devletlerin sorumluluğunda

olduğunu; bununla birlikte uzayda

mülkiyet hakkının olmayacağını ifade

etti. Uzaydaki doğal kaynakların

çıkarımı konusunu da ele alarak IISL;

bu kaynaklarla ilgili bir düzenlemenin

olmaması dolayısıyla BM vasıtasıyla

mevcut uluslararası uzay hukuku

temelinde konunun açıklığa

kavuşturulmasının gerektiğini de

ifade etti.

Uzay madenciliği konusuna yine

dönecek olursak; uzaydan elde

edilecek kaynakların mülkiyete

konu olup olamayacağı da yine bir

başka tartışma konusudur. Uzay

madenciliğini destekleyen hukukçular

Uzay Antlaşması’nın kaynaklarla ilgili

bir malik statüsünü düzenlememesi

dolayısıyla cisimleri elde edenlerin

bunların maliki olacağını ve uzayın

ticari kullanımının Antlaşma ile

engellenmediğini savunmaktadır.

Kanaatimce Uzay Antlaşması’nın

ikinci maddesi uyarınca bu mümkün

değildir.

Bir diğer tartışma, Antlaşma’nın

taraf devletlerin uzay faaliyetlerini

diğer taraf devletlerin mukabil

menfaatini dikkate alarak ve

zararlı bir şekilde kirlenmesini ve

yer dışı maddelerin sokulması

sonucunda yeryüzü ortamında

hasıl olacak zararlı değişmeleri

önleyecek şekilde yürütmelerine

müteallik 9. maddesinden kaynaklı

çıkmaktadır. Diğer devletlerin mukabil

menfaatlerinin ne olduğu ve nasıl

gözetileceği net değildir. Menfaat ile

maddi bir menfaat mi yoksa bilimsel

bir menfaat mi ifade edilmektedir?

Keza yeryüzü ortamında zararlı

değişiklik meydana getirmenin ya

da bunu önleyecek tedbirlerin ne

olduğunun tanımı hususunda da

netlik bulunmamaktadır. Çevre ile

ilgili hassasiyetler konusunda da yine

farklı görüşler mevcuttur.

Söz konusu faaliyetlerin çevreye

zarar vereceğini iddia edenlerin

aksine uzun vadede çevre açısından

uzay madenciliğinin faydalı

olacağı görüşünü savunan kişiler

de vardır. Örneğin; “Sürdürülebilir

Madencilik: Çevrecilik Adına Asteroid

Madenciliğinin Teşviki” isimli

makalesinde Kevin Mac Whorter,

önümüzdeki 60 yıl içerisinde bilim

insanlarının modern endüstri

için elzem olan bazı elementlerin

tükeneceğini beklediğini yazmıştır.

Cep telefonu, laptop bilgisayarlar,

rüzgar türbinleri, güneş paneli gibi

pek çok ürünün ham maddesi olan

platin, çinko, altın, fosfor, indium

gibi pek çok kaynağın tükeneceğini

belirterek bugünkü madencilik

endüstrisinin Dünya’ya çevresel

açıdan çok zarar verdiğini ve bütün

ekosistemin gerek su kirliliği gerekse

ormansızlaşma dolayısıyla tahrip

olduğunu ifade etmiş ve bu nedenle

aslen uzay madenciliğinin çevre için

faydalı olacağını savunmuştur.

Uzay madenciliği demişken; bir

başka zengin kaynak olan Ay’dan

da kısaca bahsetmekte de fayda

var. Dünyadaki gibi koruyucu bir

manyetik alanı olmayan Ay’a güneş

rüzgarlarıyla yüklü miktarlarda

Helium 3 gelmektedir. Bu izotopun

radyoaktif olmaması ve de

tehlikeli atıklar oluşturmaması

dolayısıyla güvenli bir nükleer enerji

oluşturabileceği düşünülmektedir.

(Helium 3’ün güvenliliğinin aksini iddia

eden Frank Close gibi teorik fizikçiler

de mevcut.)Çin’in bilhassa hakim

olduğu seryum, lantan, neodimiyum,

praseodimyum gibi ileri teknoloji

ürünlerinde kullanılan kaynakların

da yine Ay’da yüklü miktarlarda

olduğu tahmin edilmektedir. Bu

nedenle Ay da madencilik faaliyetleri

ile ilgili önemli bir kaynak olarak

görülmektedir. Bugün Rusya uzay

programı uyarınca Ay’ın keşfi için

uzay aracı fırlatarak Dünya’ya

materyaller getirmek üzerinde

çalışmaktadır. Rus bilimadamları

Ay’ı aynı zamanda diğer gezegenlere

seyahat için merkez olarak kullanma

konusunu da değerlendiriyorlar.

Avrupa Uzay Ajansı da yine Güneş

Sistemi’ndeki görevlerde daha

uzak noktalara gidebilmek için Ay’ı

kullanmayı düşünmektedir. Özel

sektör ise Ay’dan Helium3 yerine su

alarak yakıt elde etmeyi hedefleri

arasına eklemiş durumda. Örneğin

Shackletonenergy isimli şirket,

2020’li yıllarda Ay’daki suyu alıp

Dünya’nın LEO yörüngesindeki yakıt

istasyonuna getirmeyi planlıyor. Zira

hidrojen ve oksijen sıvı hale getirildiği

takdirde uzay aracı için çok etkili bir

yakıttır. Çin ve Hindistan da Ay’da

madencilik yapmayı planlayan diğer

ülkeler olarak sıralanıyor. Çin, bu yıl

içinde Chang’e 5’i fırlatarak Ay’dan

www.hplusdergi.com


Sayfa 33

2 kg’lık toprak ve kaya parçası alıp

Dünya’ya getirmeyi ve incelemeyi

planlıyor. Ay ile ilgili hukuki

düzenlemelere gelecek olursak; Ay ile

ilgili düzenlemeler daha sarihtir. Zira

Ay Anlaşması’nda açık denizlerdekine

benzer bir rejim düzenlenmiştir ve

Ay’ın yüzeyinden veya yüzeyinin

altından çıkarılan doğal kaynaklar

hiçbir devlete, kuruma vs. ait

olmayacaktır. Bu kaynaklar insanlığın

ortak mülküdür ve kaynak çıkarımı ile

ilgili bir uluslararası rejim mevcuttur.

Ancak Türkiye’nin de tarafı olduğu Ay

Anlaşması (1979) uzay faaliyetlerini

yürüten ülkelerin tarafı olmadığı çok

az sayıda ülkenin kabul ettiği bir

anlaşmadır. Bugün asteroidlerden

maden çıkarılması ile ilgili yasayı

çıkarmış olan ABD’nin Ay Anlaşması

ile ilgili tutumuna gelince; her ne

kadar ilk başta dönemin Amerikan

Başkanı Carter tarafından söz

konusu anlaşma desteklenmişse

de sonrasında bu anlaşmanın uzay

kaynaklarının edinimi ile ilgili her türlü

özel sektör faaliyetlerini tıkayacağı

uyarısı üzerine taraf olunmamıştır.

Madencilik ile ilgili tartışmalar

sürerken dönemin Amerikan Başkanı

Barack Obama madencilikle ilgili

düzenlemeler içeren yasayı 25 Kasım

2015’te imzaladı. Aslında kabul

edildiği için dikkat çekmiş olsa bile

benzeri bir girişim daha evvelden

de olmuştu. Şöyle ki; “Uzayın

Derinliklerindeki Kaynakların Keşfi

İçin Amerikan Uzay Teknolojileri

Yasası” 2013-2014 Kongre

döneminde teklif edilmiş, ancak

reddedilmişti. Amerikan Temsilciler

Meclisi’nin Bilim, Uzay ve Teknoloji

Komitesi’nin Uzay Alt Komitesi’ne

10 Eylül 2014’te yazılı olarak

görüş sunmuş olan Joanne Irene

Gabrynowicz konunun hukuki boyutu

ile ilgili tespitlerde bulunmuştu.

Gabrynowicz, sivillerin eylemlerinin

hukuki sorumluluğunun Uzay

Antlaşması’nın tarafı olarak Amerikan

Hükümeti’ne ait olduğunu, bu

4

Çin, bu yıl içinde Chang’e 5’i fırlatarak Ay’dan

2 kg’lık toprak ve kaya parçası alıp Dünya’ya

getirmeyi ve incelemeyi planlıyor.

Biliyor muydunuz?

Tarih 11 Aralık 1972’yi gösterirken, Apollo 17 aya iniş yaptı. Bu insanoğlunun son ay seyahati

değildi, ancak aya giden insanlı uzay araçları için yörüngeden çıkılan son sefer oldu.

Apollo 17 ay yüzeyine Orion kapsülünü bıraktıktan sonra Astronotlar

kapsülden çıkarak bir dizi bilimsel araştırma yaptı.

Hukuk ve Daha Fazlası


yükümlülüğün federal lisanslandırma

düzenlemeleri ile yerine getirildiğini

ve uzaya giden cisimlerin ABD’de

tescil edilerek Amerikan Yasaları’na

tabi olduğunu, ancak yörünge üzeri

lisanslandırmayı yapan bir otoritenin

olmadığını belirtmiştir. Fırlatma ve

Dünya’ya geri giriş ile ilgili olarak FAA

(Amerikan Federal Havacılık Dairesi)

lisanslandırma yetkisine sahipken

yörüngede bir süre kalacak olan

özel sektör cismini lisanslandırma

yetkisine sahip değildir.

Uluslararası antlaşmalar

çerçevesindeki olası neticelerine

ilişkin olarak ise Gabrynowicz

uluslararası uzay hukukunun

gelişiminde “opinio juris”in önemli

olduğunu belirtmiş ve söz konusu

yasa teklifinin muğlak olması

dolayısıyla çekişmeli neticeler

doğurabileceğini ifade etmiştir.

Gabrynowicz’e göre Antlaşma

sarih bir şekilde toprak edinmeyi

ve egemenliği yasaklamışken

doğal kaynakların edinimi ile ilgili

net değildir. Ancak kaynakların

çıkarılması uzayın “kullanımı” içinde

değerlendirilebilir diye görüşünü

sunmuştur. Buna karşın söz konusu

kaynakların çıkarılması hususunu

“kullanım” içinde değerlendirmek

mümkün olsa dahi mülkiyetlerinin

kime ait olacağı muğlaktır. Bu

yasanın reddinden kısa bir süre

sonrasında ise 2015’teki yasa

çıkarılmıştır. Yasa uyarınca

Amerikan vatandaşlarının ticari uzay

faaliyetlerinin ve uzay kaynaklarını

edinimlerinin kolaylaştırılması teşvik

edilmektedir. ABD’nin uluslararası

yükümlülükleri ile uyumlu olarak

uzayın keşfi ve de uzay kaynaklarının

edinimini ile ilgili kamusal engellerin

kaldırılması gerekliliği düzenlenmiştir.

Söz konusu faaliyetler ABD’nin

uluslararası yükümlülüklerine uygun

olarak ve de Federal Hükümet’in

yetkilendirmesi ve denetimi altında

yapılacaktır. İşbu yasa uyarınca

madencilik faaliyeti yapanların uzay

kaynağının veya asteroidin maliki

olabilecekleri, bunları nakledebilme,

kullanabilme ve satabilme haklarının

da yine ABD’nin uluslararası

yükümlülüklerine ve ilgili hukuk

kurallarına uygun olarak bulunduğu

kabul edilmiştir.

Ayrıca ABD’nin herhangi bir

gök cismi üzerinde egemenlik

hakkının veya yargı yetkisinin veya

gökcisminde mülkiyet hakkının

olduğunun anlaşılmamasına da vurgu

yapılmıştır. IISL Amerika Birleşik

Devletleri’nin yeni yasasını ele alarak

20 Aralık 2015’te konsensus ile kabul

etmiş olduğu uzay kaynaklarının

madenciliğine ilişkin görüşünde ise

şu tespitleri yapmıştır: Yörünge alanı

da dahil olmak üzere bir bölge/alan

(territory) almak yasaktır ancak

kaynak alımı konusu net değildir.

Uzay Antlaşması’nın, uzayın eşitlik

ilkesine uygun herhangi bir ayırım

yapılmaksızın keşif ve kullanımı ile

ilgili maddesindeki “serbest kullanım”

kavramının içine gök cisimlerindeki

mineraller ve su dahil “yenilenemeyen

doğal kaynaklar”ın alınması/

tüketilmesi dahil midir değil midir

konusu net değildir ve bu konuda

herhangi bir uluslararası anlaşma

bulunmamaktadır.

Kaynaklarla ilgili daha kısıtlayıcı

düzenlemeler içeren Ay Antlaşması

ise çok az sayıda devlet tarafından

kabul edilmiştir ve burada

düzenlenmiş olan doğal kaynakların

dağıtımı ile ilgili rejimin teamül

haline geldiği de söylenemez.

Dolayısıyla ABD yasasının Uzay

Antlaşması’nın bir yorumu olarak

değerlendirmesi mümkündür. Yine

bu sebepten madencilik faaliyetleri

gök cisimleri üzerinde egemenlik

hakkı iddia etmek şeklinde telakki

edilmemiştir. Bu hususta ABD’nin

ilgili düzenlemesindeki uluslararası

düzenlemelere uygunluk ile ilgili

maddesine de atıfta bulunulmuştur.

ABD’nin yasasını takiben Şubat

2016’da bu kez Lüksemburg, uzay

madenciliği ile ilgili destekleyici

adımlar atacağını duyurdu. Yaklaşık

200 milyon Euro’luk bütçe ayıran

Lüksemburg, uzay madenciliği

faaliyetlerini düzenleyen bir yasal

düzenlemeyi yürürlüğe koymayı

planlıyor. Ancak Amerikan yasasından

farklı olarak Lüksemburg’da yerleşik

yerli/yabancı tüm şirket ve şahıslar

kanunun sağladığı haklaradan

faydalanabilecek . Hatta Lüksemburg

bu konuda iddialı bir şekilde uzay

kaynakları ile ilgili Silikon Vadisi

olmayı hedeflediğini de belirtiyor.

Uzay madenciliği faaliyetlerini

gerçekleştirmeyi planlayan Deep

Space Industries ve de Planetary

Resources da Lüksemburg’da faaliyet

göstermek üzere teşvik edildi ve

söz konusu şirketlerle anlaşmalar

imzalandı. Birleşik Arap Emirlikleri,

Avustralya ve bazı başka ülkelerin de

yakın zamanda uzay madenciliğine

ilişkin bir yasal düzenlemeler yapması

beklenilmektedir.

Av. Nazlı CAN

İstanbul Barosu Havacılık Ve Uzay

Komisyonu Başkanı

nazli@can.aero

www.hplusdergi.com


Özel Adli Bilişim Danışmanlığı Veri Kurtarma Hizmetleri Güvenli Veri İmha Bilişim Suçlarının İncelenmesi

Internet Web Sayfası İncelenmesi Eposta İncelemesi ve IP Tespiti Kredi Kartı Dolandırıcılığı

CD/DVD, Kredi kartı, SIM kart, Takograf Kartı İncelemesi Bilgisayar, Hard Disk İncelemesi

Cep Telefonu İncelemesi Şifreleme ve Şifre Çözümleme Güvenlik Kamera Sistemlerinin İncelenmesi

FSEK Kapsamında Lisanssız Yazılımların İncelenmesi

www.fidescfi.com.tr

A. Yıldız Posta Cad. No: 14 Emel Apt. D:102 34349 Gayrettepe - İstanbul T. + 90 212 275 08 65 F. + 90 212 217 79 34

P. info@fidescfi.com.tr


www.hplusdergi.com


Sayfa 37

Uzman Klinik Psikolog Yasemin OZAN, MA, MSc

Iş Yaşamında

Stres ve

Baş Etme

Yolları

ŞÜPHESIZ, AVUKATLAR

YALNIZCA HUKUK KURAL

VE KURAMLARI ILE

MESLEK YAŞAMLARINI

SÜRDÜRMEZ. AVUKAT –

MÜVEKKIL ETKILEŞIMI

VE BU ETKILEŞIM

SONUCU ORTAYA ÇIKAN

“KARŞIT TARAFLAR

ILE ILETIŞIM SÜRECI”,

BERABERINDE

İntikam, Öfke, Kin, Hırs,

Nefret ve Kıskançlık

GIBI NEGATIF

DUYGULARLA

BAŞ ETME

ZORUNLULUĞUNU DA

GETIRIR.

Tüm bu iletişim ve etkileşim

sürecini düzenleyici kanun

ve uygulamalar ışığında

yönetmek durumunda

olan avukatlar, iş yaşamına özgü

rekabet, performans kaygısı, statüyü

koruma ve kaybetme endişesi ya da

ekonomik sıkıntılar gibi diğer baskı

faktörleriyle de mücadele etmek

durumunda kalabilir.Bu faktörler aynı

zamanda strese yol açan en belirgin

nedenlerdendir.

Her bir birey stres karşısında

farklı reaksiyon verir. Bazı kişiler

iş yaşamında karşılaştıkları stres

faktörleri ile baş edebilirken bazı

kişiler zorlanırlar. Bazıları da baskıyı

çok fazla bulup boyun eğerler.

Aşırı stres, kaygı ve baskı, kişilere

yaşamlarının kontrolünün kendi

ellerinden çıktığı sinyalini verir ve

bu durumda kişiler ya bedensel ya

da ruhsal olarak bu duruma tepki

vermeye başlarlar. Aslında stres,

kişinin yaşamını kaldırabileceği

yükten çok daha fazlasının olduğunu

algılama biçimidir de. Bu durumda

ister istemez kişinin ya psikolojik

bağışıklık sistemi ya da fiziksel

bağışıklık sistemi düşer ve içinde

bulunduğu duruma reaksiyon verir.

Hukuk ve Daha Fazlası


Sayfa 38

Yapılan bazı araştırmalar, düşük

miktarda stresin yaşamımızın

devamlılığı için gerekli olduğu

yönündedir. Fakat günümüzde

özellikle iş yaşamında yaşanan aşırı

baskı, performans kaygısı, statüyü

koruma ve kaybetme endişesi ile

ekonomik sıkıntılar, kişilerin psikolojik,

duygusal ve fiziksel sağlığı üzerinde

önemli bir etki oluşturmaktadır.

“Adrenalin ve Glükokortikoid” Bu

iki hormon ve stres tepkisi hayatta

kalmamız için oldukça önemlidir.

Fakat beklenenin üzerinde stres

kişinin yaşamını fiziksel ve ruhsal

olarak tehdit etmeye başlar. Kişinin

yüksek düzeyde stres faktörü ile karşı

karşıya kalmasının yanı sıra olayları

algılayış biçimi de stres düzeyinin

artmasında belirgin rol oynamaktadır.

Kuzey Carolina’da 1980’li yılların

sonunda yapılan bir araştırmada

stresin yol açtığı fiziksel, zihinsel ve

duygusal sıkıntıların başında şunlar

geliyor;

Stres= Ülser

Stres= Damar Sertliği

Stres= Atardamar Duvarında

Zedelenme

Stres= Kalp Krizi

Kronik Stres= Hipokampüste

Küçülme, Öğrenme ve Hafızaya Zarar

Verme

Şiddetli Akut Stres= Çok İyi Bilinen

Bilgilerin Kısa Zaman Diliminde

Hatırlanmasını Zorlaştırır.

“PROFESYONEL

YAŞAM VE

IŞ HAYATINA

ILIŞKIN

GEREKLILIKLERI

GÖZ ARDI

ETMEK

GÜNÜMÜZ

DÜNYASINDA

PEK OLASI

GÖZÜKMEMEKLE

BIRLIKTE

Bu Gerçek ile

Yaşarken,

STRES

DÜZEYIMIZI

AZALTABILMEK

VE STRES ILE

BAŞ EDEBILMEK

MÜMKÜNDÜR.”

4

Stres ile

Baş Etmek

İçin

1- OLAYLARA TAKILMAYIN!

Kişiler, genelde yaşamlarındaki

bir veya iki olaya takılır ve bu olay

ile ilgili stres düzeylerini olması

gerektiğinden çok daha yukarı

çıkarır.

Büyük fotoğrafa bakmaya

çalışmak kişileri gerçekliğe

çekmede pek çok kez fayda sağlar.

Özellikle uzun süreli stres kaygı

düzeyimizi de yükselttiği için

öğrenme ve hatırlama güçlüğü

yaşamamıza neden olabilir.

Bu nedenle iş yaşamında

“yapılması gerekenler listesi”

yapmak, bu sorun ile baş etmede

fayda sağlar. Kişinin kendisine iş

yaşamının dışında ödül vermesi, bir

yaşam oluşturması ya da var olan

yaşamını canlandırması, stresin

olumsuz etkilerini azaltmasına

yardımcı olur.

2- NEFES EGZERSİZLERİ!

Nefes alışınız sık ve sığ olmamalı

mümkün olduğunca derin şekilde

olmalı. Doğru nefes almak kişiyi

sakinleştirir ve stres belirtilerini

azaltır. Doğru nefes almayı

öğrenmek zaman ister, pratik

yapmayı gerektirir.

www.hplusdergi.com


Temel İpucu

Sayfa 39

STRES VE MİZAH ARASINDAKİ İLİŞKİ

UYKU VE STRES ARASINDAKİ İLİŞKİ

3- ANDA KALIN VE ENDİŞELENMEYİN!

Gelecek için endişelenmek

ya da geçmiş için pişmanlık

duymak bizi stres içinde tutar ve

yaşadığımız andan keyif almamızı

engeller. Sadece anda kalmayı

becerebilirsek stresi biraz olsun

uzaklaştırabiliriz.

Endişelenmek için 10 dakika

yeterli bir zamandır. Bu nedenle

bir konu ile ilgili endişelenmek için

kendimize 10 dakika vermeye ve

sonrasında kendimizi durdurmaya

çalışmak önemlidir. Endişelerinizle

randevulaşın, bu randevu haricinde

endişelendiğiniz konu aklınıza

geldiğinde, randevu zamanınıza

erteleyin.

4- BEDENİNİZE ÖNEM VERİN!

Yemek, uyku ve düzenli egzersiz

stres ile baş etmede önemli

yollardandır.

Vücudunuzu sağlıklı, dengede

ve dinç tutmak için kaçınmanız

gerekenler ise şeker, nikotin,

alkol ve kafeindir. Bunlar

vücudu gereğinden fazla uyarır,

bununla birlikte stres zamanında

Glükokortikoid ve adrenalin

hormonlarının artışını kolaylaştırır.

İyi bir kahkaha sonrasında bir

rahatlama ve iyi bir hisse sahip

olduğumuzu hiç fark ettiniz mi?

Peki iyi bir his ve rahatlama dışında

beynimizde neler oluyor? Samimi bir

kahkaha pozitif duygular vermenin

yanı sıra solunum ve abdominal

bölgedeki kas fonksiyonlarını

düzenler, kas gerginliğini azaltır,

yaşanılan psikolojik stres

faktörlerinin etkisini azaltır ve

öğrenme zorluğunu azaltır.

İyi bir kahkaha beyin fonksiyonlarını

ve oksijen alımını arttırır; dolayısıyla

beyinde daha fazla endorfin

hormonunun salgılanmasını sağlar.

Ayrıca iyi bir kahkaha stres hormonu

olarak bilinen kortizol, epinefrin ve

diğer stres hormonlarının düzeyini

azaltır. Sonuç olarak, mizahın negatif

duygularımızı azaltması, kişiler arası

ilişkileri güçlendirmesi ve dolayısıyla

stres algısını azaltması açısından

önemli bir görevi vardır. Uyku

yoksunluğu ise stres bağlantılı ruhsal

bozuklukların artmasına neden olur.

Yoğun iş temposu ve stresli

bir hayat mücadelesinin önemli

sonuçlarından birisi de uyku

sorunlarıdır. Hiç düşündünüz mü

neden uykusuz bir gecenin ardından

stresli durumlar olduğundan daha

kötü görünür? Aynı zamanda tam

aksi de mümkündür. İyi bir uyku,

mükemmel fikir ve çözümleri de

beraberinde getirir. Yetersiz uyku

sadece zihinsel fonksiyonlarımızı

değil aynı zamanda bedensel

fonksiyonlarımızı da olumsuz etkiler.

Örneğin, dört saat ile sınırlanan

kötü bir uyku ile geçen bir gece

sonunda kan dolaşımımız artar

ve kardiyovasküler sistemi

fonksiyonlarımız azalır. Kronik ağrılar

ve in amatuvar hastalıklara olan

direncimiz azalır; yetersiz uyku ile

insülin direncimizin düşmesi ise

diabete kapı açar.

Uyku yoksunluğu stres bağlantılı

ruhsal bozuklukların artmasına ve

zorluklarla baş etme becerilerimizin

azalmasına neden olur. Sonuç olarak;

yetersiz uyku hayati riskin artması ile

birebir bağlantılıdır.

Uyku düzenini sağlamak ve

bedenimizin negatif bağışıklık

tepkisini azaltmak için uyku

hijyeni oldukça önemlidir. Uyku

düzeninin kişinin kendisi tarafından

değerlendirilmesi, iyi bir uykuya engel

olan bariyerlerin tanımlanması ve

kaliteli uyku ipuçlarının uygulanması

önemlidir. Sağlıklı alınan bir uykunun,

kronik, faturası ağır olan ağır

hastalıkları önleme konusunda etkili

olduğu bilinmektedir. Özetle, alınan

iyi bir uykunun vücut fonksiyonları

üzerindeki etkisi yadsınamaz bir

gerçektir.

Uzman Klinik Psikolog

Yasemin OZAN, MA, MSc

info@yaseminozan.com

Hukuk ve Daha Fazlası


RTAK V

Evlilikte Yolları Ayırırken

Sayfa 40

Velayete

Ortak Olmak

GEÇTIĞIMIZ

ŞUBAT AYINDA,

YARGITAY 2. HUKUK

DAIRESI’NIN ORTAK

VELAYET ILE

ILGILI VERDIĞI BIR

KARAR OLDUKÇA

SES GETIRDI.

HUKUKÇULAR

KENDI ARALARINDA

BU IŞIN HUKUKI

BOYUTLARINI

TARTIŞIRKEN,

ÇOĞU GAZETE

“Velayette Devrim”

BAŞLIĞI ILE

KONUYA DIKKAT

ÇEKTI.

Yargıtay 2. HD. tarafından

verilen kararda, ortak velayet

düzenlemesinin Türk kamu

düzenine açıkça aykırı olup

olmadığı değerlendirilmiş ve ortak

velayetin Türk kamu düzenine açıkça

aykırı olduğunu, Türk toplumunun

temel yapısı ve temel çıkarlarını

ihlal ettiğini söylemenin mümkün

olmadığı belirtilmiştir. Kararın hukuki

dayanağı olarak da Avrupa Konseyi üye

devletlerinin taraf olduğu, İnsan Hakları

ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair

Sözleşme’ye ilave adımlar kapsamında

düzenlenen ek protokol gösterilmiştir.

11 No.lu Protokol ile Değişik İnsan

Haklarını ve Ana Hürriyetleri Korumaya

Dair Sözleşme’ye Ek 7 No.lu Protokolün

Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna

Dair Kanun 25.03.2016 tarihinde yürürlüğe

girmiştir.

Ek 7 No.lu Protokolün “Eşler Arasında

Eşitlik” başlıklı 5. maddesine göre

“Eşler, evlilik bakımından, evlilik

süresince ve evliliğin bitmesi halinde,

kendi aralarındaki ve çocuklarıyla olan

ilişkilerinde, özel hukuk niteliği taşıyan

hak ve sorumluklar açısından eşittir. Bu

madde, devletlerin çocuklar yararına

gereken tedbirleri almalarına engel

değildir.”

Bilindiği üzere, Anayasa’nın 90.

maddesi gereğince, usulüne göre

yürürlüğe konulmuş milletlerarası

andlaşmalar kanun hükmündedir ve

usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel

hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası

andlaşmalarla kanunların aynı konuda

farklı hükümler içermesi nedeniyle

çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası

andlaşma hükümleri esas alınır.

Yargıtay tarafından ortak velayet

konusunda verilen ilk karar olmasına

rağmen, daha önce Yerel Mahkemelerce

ortak velayet konusunda verilen kararlar

olduğu bilinmektedir. Daha önce 2009

yılında İzmir’de ortak velayet kararı

verildiği gibi sonrasında da bazı Aile

Mahkemesi hakimleri tarafından ortak

velayet kararı verilmiştir. Yukarıda

bahsettiğimiz Protokolün mevcut

olmadığı dönemde de, yine taraf

olduğumuz milletlerarası andlaşmalar

çerçevesinde hakim tarafından

ortak velayet kararı verilebileceği

savunulmaktaydı. Hatta doktrinde

RTAK VELAYET, İSVİÇRE, BELÇİKA,


ELAYET

Sayfa 41

bir görüş velayeti düzenleyen TMK m.

336/2’de bir istisna boşluğu olduğu,

maddenin amacının çocuğun en

menfaatine olacak düzenlemeyi yapmak

olduğu, bu sebeple de ortak velayet

kararı verilebileceği yönündeydi. Ancak

buna karşılık Yargıtay uygulamasında,

ortak velayetin bizim hukuk sistemimizde

uygulanmasının mümkün olmadığı

yönünde kararlar mevcut olduğu

gibi, ortak velayet içeren yabancı

mahkeme kararlarının tanıma ve

tenfizi de reddedilmekteydi. Yargıtay

tarafından verilen kararın önemi buradan

kaynaklanmaktadır.

Türk Hukuku açısından, 25.03.2016

tarihinde yürürlüğe giren Ek 7 No.lu

Protokol kapsamında artık ortak velayet

ile ilgili hukuki gerekçe daha güçlenmiş

görünmekte. Öncelikle bu milletlerarası

düzenleme ile iç hukukumuzdaki

boşanma sonrası velayet düzenlemesinin

farklı hükümler içerip içermediğine

bakmak gerekir.

TMK. 336. maddesinin düzenlemesi,

boşanmada velayet, çocuk kendisine

bırakılan tarafa aittir şeklindedir. Yani

Medeni Kanunumuz boşanmadan sonra

tekli velayeti kabul etmiştir. Türkiye’nin

kabul ettiği ek protokolde ise evliliğinin

bitmesi halinde, eşlerin kendi aralarındaki

ve çocuklarıyla olan ilişkilerinde, özel

hukuk niteliği taşıyan hak ve sorumluklar

açısından eşit olduğu belirtilmiştir.

Bu düzenlemenin Medeni Kanundaki

düzenlemeden farklı olduğu açıktır.

Çünkü bilindiği gibi velayet, çocukların

şahıslarının ve mallarının korunması

ile temsilleri konusunda tüm hak ve

yükümlülükleri kapsamaktadır. Çocuk

ile ilgili olarak böylesine geniş bir hak

ve sorumluluğu ebeveynlerden sadece

birine bırakmanın, boşanma sonrası

anne ve baba arasında eşitliği bozan bir

düzenleme olduğu açıktır.

Ortak velayet, İsviçre, Belçika, Fransa,

Almanya ve Amerika Birleşik Devletleri’nin

çeşitli eyaletlerinde uygulanmaktadır.

Ortak velayet İsviçre’de daha önce

istisna bir düzenleme olarak ancak anne

ve babanın anlaşması ve hakimin bu

anlaşmayı onaylaması halinde geçerli

olan bir uygulamayken, 2014 yılında

yapılan değişiklik ile İsviçre’de genel kural

ortak velayet, istisna ise tekli velayet

olarak kabul edilmiştir.

Ortak velayetin dünyadaki genel

uygulaması, anne ve babanın bizim

sistemimizde yer alan anlaşmalı boşanma

gibi mahkemeye birlikte başvurmaları

ve hakimin de anne ve babanın bu

anlaşmalarını çocuğun yararına kabul

edip onaylamasına bağlanmıştır. Ortak

velayet halinde, yine çocuğun günlük

bakımı tek veli tarafından sağlanmakta,

çocuk bu velinin yanında yaşamakta ve

yine diğer veli ile kişisel görüşme günleri

belirlenmektedir. Ancak veliler, çocuk ile

ilgili olan konularda örneğin yetiştirme

tarzı, eğitim ya da sağlık gibi her

konuda birlikte karar almak zorundadır.

Bir konuda anlaşamamaları halinde

ise yetkili makamlar tarafından karar

alınır. İsviçre’de yetkili makam boşanma

davası devam ederken bu davanın

görüldüğü mahkeme, dava yoksa Çocuk

ve Yetişkinleri Koruma Kurumu adındaki

kurumdur. Yine İsviçre’de çocuğun

bakımını üstlenen veli, günlük ve acil

durumlarda tek başına karar verebilir.

2004 yılından bu yana çeşitli

kurumlarda ortak velayet ile ilgili

çalışmalar yapan ve bu kavramı

anlatmaya çalışan biri olarak, bu kavram

ile ilgili olarak daha çok tartışacağımızı

tahmin etmekteyim. Ancak bütün

dünyada ortak velayet kavramına doğru

bir gidiş bulunmaktadır ve özellikle

boşanma sonrası çocuğu tek tarafa

ait gibi gören görüş değişmektedir.

Bizim kanunlarımızda da buna uygun

düzenlemelerin yapılması gerekmektedir.

Avukat Ayça ÖZDOĞAN

avukat@aycaozdogan.av.tr

FRANSA, ALMANYA VE AMERİKA

Ortak velayet, Isviçre, Belçika, Fransa, Almanya ve

Amerika Birleşik Devletleri’nin çeşitli eyaletlerinde uygulanmaktadır.


Sayfa 42

OFİS YAŞAMI

İşyerinde

Mutluluğunuzu

Arttıracak Basit Düzenlemeler

ÖNCELİK RENK SEÇİMİNDE

OFİSLERDE KULLANILACAK RENKLER SEÇİLİRKEN,

DÜNYACA ÜNLÜ RENK PSİKOLOĞU ANGELA WRİGHT’IN

TAVSİYELERİNE UYMAKTA FAYDA VAR.

ÖRNEĞİN, Mavi TONLARI ZİHİNSEL

RAHATLAMAYI SAĞLARKEN, Sarı ZİHNİ

HAREKETE GEÇİRİYOR, Kırmızı TANSİYONU YÜKSELTİP KAN

AKIŞINI HIZLANDIRIYOR, Yeşil İSE SAKİNLEŞTİRİYOR.

EĞER OFİSİN RENGİNİ DEĞİŞTİRME ŞANSINIZ YOKSA,

ÇALIŞMA ŞEKLİNİZE UYAN RENKLERDEKİ OBJELERLE ÇALIŞMA

MASANIZI SÜSLEYEBİLİRSİNİZ.

Kaynak: www.huffingtonpost.com/liz-wilkes/happiness-tips_b_5476104.html

www.hplusdergi.com


Sayfa 43

GENÇLİK RUHU GİBİ KOKUYOR

En güçlü duyularımızdan biri olan

kokudan, üretkenliği artırmak için

yeterince yararlanılmıyor. Japonya’da

daktilo kullananlar üzerinde yapılan bir

araştırmada, limon kokusuna maruz kalan

kişilerin %54 oranında daha az hata

yaptığı gözlemlenmiş.

Araştırma farklı kokular denenerek

tekrarlandığında, yasemin için bu

oran %33, lavanta için ise %20 olarak

tespit edilmiş. Çalışma alanınızda

kullanabileceğiniz oda spreyini, su ve

esansiyal yağları karıştırarak kendiniz de

kolayca hazırlayabilirsiniz.

ORTAM SICAKLIĞINI ARTTIRIN

GÜN IŞIĞINDAN FAYDALANIN

Amerikan Ulusal Yenilenebilir Enerji

Laboratuvarı’nın yaptığı çalışmaya

göre, gün ışığında çalışmak kişinin

yaratıcılığını ve verimliliğini belirgin

derecede artırıyor.

Chicago Northwestern

Üniversitesi’nin araştırmasında,

güneş ışığına maruz kalmadan

çalışanların, günlük 46 dakikalık uyku

kaybı olduğu ortaya çıktı. Yapay

ışığa maruz kalan kimselerde uyku

ve stresli davranış halinin görülmesi,

bilinen bir gerçek.

Eğer çalışma masanızın

doğrudan güneş ışığıyla teması

yoksa, kendinize gün ışığından

yararlanabileceğiniz alternatif

mekânlar bulmalısınız. Doğal ışıktan

yararlanma şansı olmayanlar ise

çalışma mekânlarında doğal ışığa

en yakın olan aydınlatma araçlarını

tercih etmeli.

YER DEĞİŞİKLİĞİ YAPIN

International Management Facility

Association’ın araştırmalarına göre,

Amerika’daki çalışma alanlarının %70’i

açık ofis şeklinde tasarlanıyor. Açık

ofis yerleşimi ekip üyeleri arasındaki

paylaşımı artırsa da, birçok kişi için

uyarıcı etki gösteriyor. Kişinin dikkat

dağınıklığını önlemek amacıyla, toplantı

odası gibi özelleştirilmiş alanların tercih

edilmesi gerekiyor.

DOĞAYLA BİRLİKTE OLUN

Çalışma masasının üzerinde

saksı bitkisi yetiştirmek, üretkenliği

artıracak en kolay yollardan biri. Exeter

Üniversitesi’nde yapılan bir araştırmaya

göre, çalışma ortamında bitki bulunması

yaratıcılığı artıyor, konsantrasyonu ve

odaklanmayı sağlıyor. Yetiştirilen bitki

aynı zamanda havayı temizliyor ve

ortamdaki bakterileri yok ediyor.

Ortam ısısının vücut sıcaklığına

uygun olmaması durumunda, verimli

çalışmak mümkün olmaz. Üşüdüğünüzü

hissettiğiniz bir ortamda, iş yapma

yeteneğiniz oldukça düşüktür. Cornell

Üniversitesi, ortam sıcaklığının

üretkenliğe etkisini araştırdı.

Çoğu kişi tarafından soğuk ortamların

kişi için daha uyarıcı olduğunu

düşünülse de, elde edilen sonuçlar, ortam

sıcaklığının düşük olmasının kişi için

zararlı olduğunu ve üretkenliği azalttığını

ortaya koydu.

ERGONOMİ TAVSİYELERİ

Vücudunuzu ekran karşısında

dik duracak şekilde konumlandırın.

Dirsekleriniz üst bedene göre 90o ya da

hafif eğimli olabilir.

Çalışma koltuğu seçimini,

oturduğunuzda ayaklarınız yere değecek

şekilde yapın. Eğer çalışma koltuğu size

bel desteği sağlamıyorsa, alt sırtınız ve

koltuğunuz arasına yastık koyabilirsiniz.

Eğer sık sık telefonla konuşurken

yazı yazma gereksinimi duyuyorsanız,

telefonu baş ve omuz arasındaki bölgeye

sıkıştırmak yerine, kulaklık kullanmayı

tercih edin.

Oturduğunuz pozisyonda monitörü,

bir kol boyu uzağa ve direkt karşınıza

gelecek şekilde yerleştirin. Ekranın üst

noktasının, göz hizasının biraz aşağısında

olmasına dikkat edin.

Hukuk ve Daha Fazlası


Sayfa 44

Bilişim Hukuku

BİLİŞİM HUKUKU ALANINDA UZMANLAŞMAK

İÇİN NASIL BİR EĞİTİM ALMAK GEREKİYOR,

MESLEĞİN NE GİBİ ZORLUKLARI VAR?

BİLİŞİM HUKUKU UZMANI

AVUKAT M. GÖKHAN AHİ CEVAPLADI.

1-EĞİTİM

2-ZORLUK

3-TAVSİYE

Bilişim hukuku uzmanlığı için

hukuk eğitiminin ardından

kişinin ne gibi eğitimler alması,

kendini nasıl geliştirmesi gerekli?

Bilişim Hukuku ve Adli Bilişim

alanındaki konferanslara,

seminerlere ve eğitim

çalışmalarına katılmaları

ve mesleki bilgi düzeylerini

devamlı güncel tutmaları

gerekiyor. Sadece hukuk

konferansları değil, internet

ve bilişim sektöründeki genel

konferanslara da çevre edinmek

için katılmaları önemli.

Bir internet sitesini, bir kişisel

blogu kendilerinin yapmalarını,

sosyal medya jargonlarına hakim

olabilmek için iyi bir sosyal

medya kullanıcısı olmalarını ve

internette bir çok platformda

deneyimli bir kullanıcı olmalarını

kesinlikle elzem görüyorum.

Bir de adli bilişim alanı çok

önemli. Elektronik ortamdan

elde edilen delillerin toplanması,

analiz edilmesi ve raporlanması

oldukça hassas ve önemli bir

konu. Zira, elektronik delilerin

yok edilmesi, oluşturulması ve

manipüle edilebilmesi çok kolay

olabildiğinden, bilişim hukuku

uzmanı olan kişinin elektronik

deliller ve adli bilişim konusunu

çok iyi bilmesi gerekiyor.

Bilişim hukuku uzmanlığının ne gibi

zorlukları vardır?

Bilişim Hukuku, diğer geleneksel

hukuk dallarına göre multi

disipliner bir yapıdadır. Örneğin, bir

elektronik ticaret sitesi açıldığında,

Ticaret Hukuku, Borçlar Hukuku,

Reklam Hukuku, Fikri Haklar

Hukuku, Tüketici Hukuku’nun

bilinmesi, hatta satılan ürünün /

hizmetin konusuna göre Sağlık,

Gıda veya Havacılık mevzuatının

da ince noktalarının bilinmesi

gerekmekte. Bilgi Teknolojileri ve

İnternet alanında yeni çıkan bir

iş modelinde, örnek olabilecek bir

sözleşme daha önceden mevcut

olmadığı için, çoğu zaman daha

önce hukuk hayatında hiç var

olmamış yepyeni sözleşmeler

yazılabilmektedir. Bazen, bir

suçun veya hukuki ilişkinin

tanımlanmasında mevcut

kanunlarda bir düzenleme olmaması

ya da internetin ve teknolojinin

doğasına ters kanunların varlığı

zaten büyük bir zorluk yaratırken,

bu konularda bilgi sahibi olmayan

polis, savcı ve yargıçlara tüm bu

konuları izah edebilmek çok sıkıntılı

olabilmektedir.

Teknolojiye ve internet sektörüne

yönelik terimler ve kavramların

fazlalığı, teknolojinin sürekli

gelişmesi ve hiç olmayan yepyeni

iş alanlarının çıkması da yaşanan

zorluklardan bazıları olarak

önümüze çıkabilmektedir.

Bu alanda faaliyet göstermek

isteyen Avukat ve Avukat

adayları için tavsiyeleriniz neler?

Avukatlık mesleği özü

itibarıyla en başta meraklı

ve şüpheci olmayı gerektirir.

Olayların arka planını

görebilmek, ticari ve sosyal

ilişkileri iyi analiz edebilmek,

var olanla yetinmemek, riskleri

öngörebilmek ve kendini sürekli

geliştirmek mesleğimizin temel

nitelikleri arasında sayılabilir.

Bunlara ek olarak, eğer bilişim

hukuku alanı seçilecekse, bilim

ve teknoloji alanındaki her

tür yeniliklere açık olmak ve

teknolojik ürünleri, hizmetleri

ve gelişmeleri sürekli takip

etmek gerekiyor. Sosyal ağların,

teknolojik trendlerin ve bu

alandaki terminolojinin takip

edilmesi çok önemli. İnternet

sitelerinin, internet ağının ve

servislerinin arka plandaki

teknik işleyişlerinin bilinmesi

şart. Çünkü, şeytan detaylarda

gizlidir.

Bilişim ve internet

sektöründeki haberlerin,

gelişmelerin ve iş terimlerinin

sürekli izleniyor olması,

terminolojinin bilinmesi, sektör

insanları ve müvekkillerle aynı

dili konuşmak ve onları anlamak

için oldukça yararlı.

www.hplusdergi.com


Sayfa 46

SÖYLEŞİ

Ekonomik Krizler ve

Sözleşmenin Uyarlanması

Doç. Dr. Başak BAYSAL İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi

Yaşanan her ekonomik kriz

toplumun neredeyse tüm

katmanlarında büyük değişim

ve dönüşümleri beraberinde

getiriyor. Özellikle reel ekonomide

ortaya çıkan olumsuz yansımalar, hukuk

dünyasındaki önemli bir tartışmayı;

“Sözleşmelerin Uyarlanması” konusunu

tekrar gündeme taşıyor. İstanbul

Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim

Üyesi Doç. Dr. Başak Baysal’a hem

yeni kitabının detaylarını hem de konu

hakkındaki düşüncelerini sorduk.

MART AYINDA “SÖZLEŞMENİN

UYARLANMASI-BK M. 138”

İSİMLİ KİTABINIZ ON İKİ LEVHA

YAYINCILIKTAN YAYINLANDI.

SÖZLEŞMENİN UYARLANMASI İLE

İLGİLİ BİR ÇALIŞMA YAPMA FİKRİ

NASIL DOĞDU?

Bu kitabın temelinde 2007 yılında

savunduğum “Zaman İçerisinde Değişen

Koşulların Hukuki İşleme Etkisi” başlıklı

doktora tezim yer alır. İşlem temelinin

çökmesi kuramı ve sözleşmenin

değişen koşullara uyarlanması lisans

öğrenciliğimden beri ilgimi çeken bir

konuydu. Sözleşmeye bağlılık ilkesindeki

tıkanmaların ifa sürecinde nasıl

çözüldüğü bugün bile en temel çalışma

konularımın ortak noktasıdır. Konu

seçimini tez danışmanım, değerli hocam

Prof. Dr. Rona Serozan’la birlikte yaptık;

asistanı olma şansını yakaladığım için de

tez sürecinin her anını birlikte yürüttük.

Nitekim kitabın bu basısı da ona ithaf

olunmuştur.

2009 yılında bu tez çalışmasını

“Sözleşmenin Uyarlanması” ismi ile yine

On İki Levha Yayıncılık yayınladı. Bu ilk

basıda, henüz tasarı aşamasında olan

Borçlar Kanunu’nda yer alan “Aşırı İfa

Güçlüğü” başlıklı hükmü de incelemiş,

eleştirilerimi sunmuştum. Bu ve diğer

yazarlarca yapılan eleştiriler neredeyse

hiç dikkate alınmadan 01.07.2012

tarihinde Türk Borçlar Kanunu yürürlüğe

www.hplusdergi.com


Sayfa 47

girdi ve kitapta tasarı hükmü olarak

incelenen hüküm birçok eksiklikle

138. maddede yasalaştı. Geçen bu

zamanda kitabın basısı da tükendi.

Sevgili dostum ve yayıncım Erol Öz’ün

de cesaretlendirmesi ile sözleşmenin

uyarlanması isimli bu kitabın kendisinin

de yeni hüküm dikkate alınarak

“uyarlanması” gündeme geldi, bu şekilde

kitap tamamen gözden geçirilerek ve

güncellenerek yayınlandı

AŞIRI İFA GÜÇLÜĞÜ İLE İLGİLİ 138.

MADDE 6098 SAYILI YENİ TÜRK

BORÇLAR KANUNU İLE GETİRİLEN EN

ÖNEMLİ DEĞİŞİKLİKLERDEN. SİZCE

NEDEN BÖYLE BİR DEĞİŞİKLİĞE

İHTİYAÇ DUYULDU?

Sözleşmenin uyarlanması sorunu Türk

hukukuna has olmadığı gibi, yeni bir sorun

da değildir. Türkiye’de belirli aralıklarla

ortaya çıkan büyük ekonomik krizler

nedeniyle, Türk hukuk uygulamasında bu

konu BK m. 138 yürürlüğe girmeden uzun

süre önce de özel bir önem kazanmıştır.

Ekonomik krizler sonucu birçok sözleşme

ilişkisinde edimler arasındaki denge

bozulmuş; önceden görülemeyen,

hesaba katılamayan değişiklikler sonucu

birçok kişi mağdur olmuştur. Bu durum

özellikle kira sözleşmeleri ve banka kredi

sözleşmeleri bakımından uygulamada

büyük bir sıkıntı doğurmuştur. Yargıtay,

mağduriyetlerin giderilmesinin çözümünü

sözleşmelerin değişen koşullara

uyarlanmasında bulmuştur. Ancak

ne yazık ki, verilen kararlar arasında

tutarlılık ve birlik sağlanamamış; kira

sözleşmesinde mağdur olan taraf

sözleşmenin uyarlanması yoluyla

korunurken, banka kredi sözleşmesi söz

konusu olunca bu konuda çekingen bir

tutum sergilenmiştir. Bunun ana nedeni,

sözleşmenin uyarlanması gibi önemli bir

konuda, hukuki ve teorik temel, şartlar

ve sonuçlar bakımından kavramların

yerine oturmamış olmasıdır. Yargıtay

kararlarında çarpıcı bir şekilde ortaya

çıkan bu belirsizliğin giderilmesi için,

sözleşmenin uyarlanmasının hangi teoriye

dayandığının, bu teorinin gereklerinin

ve sonuçlarının mutlaka açıkça ortaya

konması gerekir. Aksi takdirde, adaletli

bir sonuca ulaşması için hâkime gerekli

dayanak noktaları sunulmamış olur;

benzer olaylarda farklı çözümlerin ortaya

BK M. 138 ILE

OBJEKTIF

ÖLÇÜTLER

GETIRILMEYIP

OLDUKÇA

GENEL IFADELER

KULLANILARAK

UYGULAMAYA

ÇOK IŞ

BIRAKILMIŞTIR.

YARGI

KARARLARINDA DA

HER ŞEYDEN

ÖNCE,

BK M. 138’in İfa

Sürecindeki Her

Aksaklığa Bir

Çözüm Olarak

DÜŞÜNÜLMEMESI

GEREKIR.

çıkması da şaşırtıcı olmaz. BK m. 138’e

bu nedenle ihtiyaç duyulduğunu, amacın

sözleşmenin uyarlanması konusunda

mümkün olduğunca somut ölçütlere

ulaşmak, böylelikle de sözleşmelerin

uyarlanması konusunda hukuk güvenliğini

tehdit eden keyfi kararların engellenmesi

olduğunu söylemek isterdim. Ancak, BK

m. 138’in yürürlüğe girmesi ne yazık ki

bu ihtiyacı azaltmamış, kitapta detaylı

olarak açıkladığım üzere tam tersine

daha da arttırmıştır. Yine de uygulamada

BK m. 138’in yaratabileceği sorunların

aşılmasına yönelik çözümler bulmaya

çalıştım, ne de olsa artık yürürlükte

olan bir hüküm söz konusu eleştirsek de

bugün önemli olan doğru bir uygulamaya

kavuşmaktır.

AÇIKLAMALARINIZDAN YENİ

KANUNLA GETİRİLEN HÜKMÜN

BİRÇOK EKSİKLİK İÇERDİĞİ

ANLAŞILIYOR. PEKİ YARGI

KARARLARI İLE BU EKSİKLİKLERİN

TAMAMLANMASI MÜMKÜN OLACAK MI?

Bunu şu anda öngörmek zor. Sözleşmenin

uyarlanması özünde bir risk paylaşımı

sorunudur. Ortaya çıkan durum

değişikliğinin yarattığı riske kim

katlanacaktır? BK m. 138 ile sözleşmenin

uyarlanmasının yasal bir hükme

bağlanmış olması bu sorunun cevabını

kolaylaştırmamış aksine zorlaştırmıştır;

zira hüküm bizi Yargıtay uygulamasından

bir adım öteye bile taşımamıştır.

Dolayısıyla akla gelen soru bu hükmün

düzenlenmiş olmasının Türk hukukuna ne

gibi bir katkı sağlayacağıdır.

Sözleşmenin uyarlanması, ahde vefa

ilkesinin bir istisnası olarak sözleşme

hukukunu temelinden değiştiren bir

kurumdur. Böylesi bir kurumun Borçlar

Kanunu gibi temel bir kanunda açık

hükme bağlanmasının önemli sonuçları

olacaktır. Sözleşmenin tarafları,

karşılaştıkları her aksilikte kanunun

onlara sözleşmeyi uyarlama imkânı

verdiğini düşünmemelidirler. Sözleşmenin

uyarlanmasının ölçütleri objektif olmalı

ve ahde vefa ilkesini yürürlükten kaldırır

şekilde asla yorumlanmamalıdır. BK

m. 138 ile objektif ölçütler getirilmeyip

oldukça genel ifadeler kullanılarak

uygulamaya çok iş bırakılmıştır. Yargı

kararlarında da her şeyden önce, BK m.

138’in ifa sürecindeki her aksaklığa bir

çözüm olarak düşünülmemesi gerekir.

EKONOMİK KRİZLER ÜLKE

GÜNDEMİMİZİN HER ZAMAN GÜNCEL

KONULARINDANDIR. SÖZLEŞMENİN

UYARLANMASI DA, HEPİMİZİN

MALUMU EN ÇOK EKONOMİK

KRİZLER ORTAYA ÇIKTIĞINDA

BAŞVURULAN BİR ÇARE. SON

DÖNEMDE UYARLAMA DAVALARINDA

EKONOMİK KRİZ İLE İLGİLİ BİR TUTUM

DEĞİŞİKLİĞİ MEVCUT MU?

Kitabın bu basısına Lexpera Hukuk

Bilgi Sistemi’nde yapılan tarama sonucu,

konu ile ilgili Yargıtay’ın en temel

kararları eklendi. Bu kararlardaki gelişim

sözleşmenin uyarlanması konusunda özel

bir önem taşıyan Yargıtay’ın tutumunu

anlamak açısından da önemlidir. Aslında 4

Hukuk ve Daha Fazlası


Sayfa 48

sözleşmenin uyarlanması sadece

ekonomik krizlere özgülenemez ancak

ülkemizdeki uygulama genellikle bu yönde

olmuştur.

Türk hukukunda sözleşmelerin

uyarlanması sıklıkla ekonomik krizler

sonucu edimler arasındaki dengenin

bozulmasında gündeme gelmiştir.

Sözleşmenin uyarlanması hususundaki

önemli yargı kararları yaşanan iki

önemli ekonomik kriz sonucu alınmıştır.

Bunlardan ilki 1994, diğeri ise 2001

ekonomik krizleridir. Bu ekonomik

krizler sonucu, sözleşmede edimler

arasındaki denge bozulmuş ve mağdur

taraf, sözleşmenin değişen koşullara

uyarlanmasını talep etmiştir. Ekonomik

krizlerin sözleşmelerin uyarlanmasına

ilişkin teorilerin doğmasına ve

gelişmesine katkısı tüm ülkelerde

gözlemlenmiştir.

Japon Yeni davaları olarak bilinen

ve Japon Yeninin Türk Lirası karşısında

aşırı değer kazanması nedeniyle açılan

son dönem uyarlama davalarında ise

Yargıtay’ın tutumu ekonomik krizlerin

öngörülebilirliğine vurgu yaparak

uyarlamanın kabul edilmemesi yönünde

olmuştur. 2014 yılında Yargıtay Hukuk

Genel Kurulu oldukça tartışma doğuran

bir karar vermiş ve sözleşmenin

uyarlanmasını ekonomik krizlerde bile

mümkün olmadığı yönünde katı bir

tutum benimsemiştir. Bu karar özellikle

ekonomik krizlerin Türkiye’de öngörülebilir

olduğu gerekçesi bakımından belirli

tartışmalar doğurmuştur

SÖZLEŞMENİN UYARLANMASI

SADECE ÜLKEMİZDE GÜNCEL

BİR KONU DEĞİL. SON OLARAK

KARŞILAŞTIRMALI HUKUK

ALANINDA DA UZMANLAŞMIŞ BİR

HUKUKÇU OLARAK BU KONUDAKİ

GÖZLEMLERİNİZİ DE MERAK

EDİYORUZ.

Kitabın yayınlandığı 2009 yılından

bugüne sözleşmenin uyarlanması ile

ilgili birçok çalışma ve sunum yapma

fırsatı bulduk. Bu nedenle uyarlama

ile ilgili düşüncelerimiz de belirli bir

olgunluğa erişti. Bugün sözleşmenin

uyarlanması ile ilgili karşılaştırmalı bir

değerlendirme yaptığımda, size belki

şaşırtıcı gelecek ama kurumun kanun

hükmü ile düzenlenmesinin uygun

www.hplusdergi.com

“TÜRK

HUKUKUNDA

SÖZLEŞMELERIN

UYARLANMASI

SIKLIKLA

Ekonomik Krizler

SONUCU

EDIMLER

ARASINDAKI

DENGENIN

BOZULMASINDA

GÜNDEME

GELMIŞTIR.”

TÜRKİYE GSYH BÜYÜME

ORANLARI 2000 - 2015

Kaynak: TCMB

5,3

2003

-5,7

2001

Ekonomik

Kriz

3,0

2014

2,1

2012

-4,8

2009

Küresel

Ekonomik

Kriz

olmadığını düşünüyorum. Sözleşmeye

bağlılık ilkesinin temel ilke olduğu bir

düzende, sözleşmenin uyarlanması

nesnel ve muğlaklıktan uzak ölçütlere

bağlanmalıdır. BK m. 138 hükmü

yukarıda açıkladığımız üzere böyle

ölçütler sunmamıştır. BK m. 138 ile

objektif ölçütler getirilmeyip oldukça

genel ifadeler kullanılarak uygulamaya

çok iş bırakılmıştır. İncelediğimiz birçok

hükümde de durum farklı değildir. İşlem

temelinin çökmesi teorisi temelinde

düzenlenmiş olan ve en nesnel ölçütleri

sunan § 313 BGB hükmü bile özellikle

işlem temeli kavramının belirsizliği

nedeniyle eleştiriye maruz kalmaktadır.

Sözleşmenin uyarlanması konusundaki

Avrupa sözleşme hukuku uyumlaştırma

çalışmaları da sonuçta birer uzlaşma

ürünüdür ve eleştirilen hükümlerde hep bu

göze çarpar.

Bu nedenle üzerinde düşünmeye

devam ettiğimiz bir soru ile bitirmek

isteriz: Sözleşmenin uyarlanması

gibi bir kurumun son yıllarda artan

eğilimlere uygun olarak yasal bir

düzenlemeye kavuşturulması gerçekten

en uygun çözüm müdür? Kitabın bu yeni

basısında vardığımız sonuç sözleşmenin

uyarlanması kurumunun bir kanun

hükmüne hapsedilmesinin yerinde

olmadığı yönünde olmuştur. Sözleşmenin

uyarlanması kurumu açısından

hâkimin, somut olay adaleti temelinde

nesnel ölçütler sunmak konusunda

kanunkoyucuya nazaran daha iyi bir

konumda olduğu düşüncesindeyiz.

BK m. 138’in varlığı içtihat hukuku

yoluyla nesnel ölçütlerin getirilmesini

engeller nitelikte değildir; hükmün

yürürlüğe girmesi hâkimlerin somut olay

adaleti sağlama noktasındaki önemlerini

azaltmamıştır, bu konuda onlara

daha çok iş düşmektedir, özellikle kriz

zamanlarında sözleşme hukukunun temel

ilkelerini zedelemeden objektif ölçütlerle

sözleşmeyi uyarlamak kolay olmayan

ancak sadece borçlar hukuku açısından

değil ülke ekonomisi bakımından da

önemli bir görevdir.


QR Kodu okutarak

eğitim hakkında detaylı bilgi

alabilir, başvuru işlemlerini

başlatabilirsiniz


Sayfa 50

MOLA

Yurt Dışı Tatili İçin

Alternatif Ülke

TATİLİNİZİ YURT DIŞINDA

GEÇİRMEYİ

PLANLIYOR AMA NEREYE GİDECEĞİNİZE KARAR

VEREMİYOR MUSUNUZ? FARKLI VE ÖZEL BİR TATİL

GEÇİRMENİZ ADINA SİZLERE ALTERNATİF 5 ROTA

BELİRLEDİK.

1

HIRVATISTAN

Hırvatistan , Orta Avrupa, Balkanlar

ve Akdeniz’in kesişme noktasında yer

almaktadır. Hırvatistan da ana karanın

ötesinde, keşfedilmeyi bekleyen irili

ufaklı binlerce ada bulunmaktadır. Yeşilin

mavi ile buluştuğu adalar kıyının bir

parçası gibi, karaya çok yakın. Başkent

Zagreb’den Split’in kıyı güzelliklerine

ve Dubrovnik’in müthiş tarihine,

Hırvatistan’da görülmesi gereken bir

çok yer bulunmaktadır. Doğal Parkları,

Maritime müzesi, barok kiliseler ve 13.

Yüzyıldan kalma şehir duvarları gezilmesi

gereken yerler arasındadır. İngiliz şair

Lord Byron’un ‘adriyatikin İncisi’ diye

tanımladığı Hırvatistan, Muhteşem kıyı

şeridi, bozulmamış doğası ve orta çağdan

kalma şehir merkezleri ile harika bir tatil

cennetti.

Hırvatistan, Split

2

RUANDA

Ruanda ya da resmi adı ile Ruanda

Cumhuriyeti, Afrika kıtasının orta

bölümünün doğu kısmında yer alan bir

ülkedir. Doğa tutkunları için, Ruanda’ya

gitmek bir zorunluluk olmalı. Son derece

fotojenik manzaraları ve ünlü çay

bahçeleri ile “ Bin Tepeler Ülkesi” olarak

bilinen ülke, harika bir doğaya sahip.

Hatta Amazonlar dışındaki dünyanın

tek yağmur ormanı burada bulunuyor.

Büyüleyici altın maymunlara ve dünyanın

vahşi yaşayan gorillerinin yarısına ev

sahipliği yapan Volcanoes National Park,

mutlaka görülmesi gereken bir cazibe

merkezi. Ülkenin zengin yaban hayatına

yakınlaşacak Vahşi Doğa Safarileri de

yapabilirsiniz.

Afrika’nın primat türlerinin dörtte

birinden fazlasını barındığı Afrika’nın

en büyük dağ ormanları olan Nyungwe

Forest National Park da görmeniz gereken

yerler arasında. Ruanda’nın başkenti

Kigali, bütçenize uygun konaklama

olanakları sunduğu gibi Akagera Ulusal

Parkı ve Başkanlık Sarayı Müzesi gibi

ilgi çekici mekanlara ev sahipliği de

yapmaktadır.

Ruanda, Nyungwe Forest National P.

www.hplusdergi.com


Sayfa 51

Portekiz, Sintra

5

PORTEKIZ

Avrupa’nın güneybatısında İber

Yarımadası üzerinde yer alan Portekiz,

Avrupa Kıtası’nın en batısındaki ülkedir.

Tarih, sanat ve doğa güzelliği bakımından

görülesi bir yer olan Portekiz gezilecek

yerler bakımından da turistlere bol

alternatifli imkanlar sunuyor. Atlas

okyanusu kıyısındaki bu küçük ülke

ılıman iklimi ile gittiğinize değecek bir

destinasyon. Portekiz’deki zamanınızı

Algarve plajlarının keşfederek veya eski

tarihlerini ve çağdaş kültürlerini güzelce

evlendiren Lizbon ve Porto şehirleniri

gezerek geçirebilirsiniz. Portekiz’de yaz

mevsiminde festivaller önemli yer tutar.

Her şehrin ve kasabanın kendi festivali

vardır. Özellikle Haziran ayı festivalleri

çok popülerdir. Eğer bu yaz için bir Avrupa

gezisi düşünüyorsanız şahane yemekleri

ve FODA müziği için bile rotanıza

Portekizi ekleyebilirsiniz.

4

SEYŞELLER

Seyşeller

Hindistan, Taç Mahal

3

HINDISTAN

Güneyinde Hint Okyanusu, batısında

Umman Denizi ve doğusunda Bengal

Körfezi’nin bulunmasıyla birlikte

Hindistan’ın deniz kıyısı 7.517 kilometre

uzunluktadır. Hindistan, kültür, renk, tarih,

cömertlik ve gelenek bakımından zengin

geniş bir ülkedir. Altın Üçgen olarak

bilinen en önemli şehirleri.Delhi, Agra

ve Jaipur. Delhi, gece kulüpleri, gelişen

işletmeler ve kalabalık pazarları ile en

modern Hindistan’dır. Agra ise; dünyanın

güzelliklerinden birine ev sahipliği yapıyor,

Taj Majal. Jaipur da yer alan Nahargarh

Kalesini günbatımında ziyaret etmeye

unutmayın. Gündüzler kendinizi fil

sürerken bulabilir akşamları ise ; hint

kültürlerine ait dans partilerine katılarak

farklı tecrübeler edindiğiniz için şahane

bir tatil geçirebilirsiniz.

Seyşeller, Hint Okyanusu’nda 115’den

fazla küçük tropik adadan oluşan

bir ada ülkesi. Afrika’nın doğusunda,

Madagaskar’ın ise kuzeydoğusunda yer

almaktadır. Bu adaların en büyüğü Mahé

Adasıdır. Diğer önemli adalar; Praslin,

La Digue, Silhouette, Destroches ve

Aldabradır.

Adalar, granit ve genellikle volkanik

türde olup, dağlık bir araziye sahiptir. En

yüksek nokta Mahé Adasındaki Morne

Seychellors Tepesi.

Seyşeller, dünyanın en gözde tropik

ada cennetlerden birisi. Beyaz kumlardan

oluşan plajları, palmiyeleri ve turkuaz

rengi denizi ile bu olağanüstü ada,

sanki bu dünyaya ait olmayan bir

cennet parçasıymış gibi duruyor. Hint

Okyanusu’nun gizli hazinesi Seyşeller,

ekvatora çok yakın olmasına rağmen

iklim, güneydoğu alizeler sebebiyle ılıman

seyrediyor.

Tropik ada olan Seyşelleri gezmek için

en uygun dönem, Haziran – Kasım arası.

Güneşin yılın büyük bölümünde yalnız

bırakmadığı Seyşeller tatili için vize de

gerekmiyor.

Hukuk ve Daha Fazlası


Sayfa 53

Oktay GÜNEŞ, Milli Atlet, Galatasaray SK

istediğin

yerden başla

UZUN VE YORUCU

GEÇEN MESAININ

ARDINDAN EVE

DÖNÜŞ YOLU BITMEK

BILMIYOR. EBEDI

ISTIRAHATE YATMIŞ

GIBI GÖZÜKEN

KIRMIZI IŞIK VE

YEŞILI BEKLERKEN

ZIHNINIZI MEŞGUL

EDEN ONLARCA

PROBLEM; Hala

tamamlanmamış işler,

müvekkiller, ekonomik

baskı, aşırı iş yükü,

ofis içi çatışmalar

ve ülke gündemi.

Siz bu düşüncelerle boğuşurken bir

anda karşınızdan rengarenk spor

kıyafetleri ve fosforlu ayakkabıları

ile koşan insanlar beliriyor. Belliki

kilo problemleri yok, son derece sağlıklı ve

fit durumdalar. Her yaştan kadın ve erkek,

farkettiyseniz sayıları da giderek artıyor

ve artık heryerdeler.

Koşarken görülen kişi yada kişilere

yönelik (bahaneyle karışık) ilk tepkiler;

“Dertsiz tasasız rahat insanlar!” ya da

“İşsiz güçsüz insanlar!” Sahi, bu insanlar

nereye koşuyor? ve neden koşuyor?

Neden sorusuna verilebilecek

yüzlerce cevaptan ilk akla gelenler;

Yaşam kalitesini artırmak, sağlıklı bir

hayat sürmek, sorun ve problemlerden

uzaklaşmak, formunu korumak ya da

mücadele becerisini artırmak olabilir.

Fakat, biz koşucaların bildiği bir sebep

daha var ki çoğu zaman diğerlerinin

önüne geçebiliyor.

YA DA SADECE MUTLU OLMA İSTEĞİ

hücreleri tarafından üretilen hormonlara

verilen isimdir. Hormonun işlevi, ağrının

şiddetini azaltmak ve vücuda daha

az rahatsızlık vermesini sağlamak için

sinirleri uyuşturmaktır. Endorfin hormonu,

yukarıda belirtilen işlevinden daha

farklı olarak da salgılanır. Vücudunuz;

yemek, seks, ağrı gibi farklı uyaranlarla

karşılaştığında ön beyinin alt kısmı

hypothalamus, endorfin çağrısında

bulunur.

Endorfin salgısı hem vücuttaki ağrı

kesici sistemdir, hem de vücudun kendi

kendini ödüllendirme sistemidir.

Egzersiz sonrasında da endorfin

salgılanır. Bu duruma en iyi örnek;

koşucular arasında bilinen runner’s

high terimidir. Runner’s high, belirli

bir yoğunlukta yapılan koşu sonrası

hissedilen aşırı mutluluk halidir. Ve evet

tüm koşucular aslında birer endorfin

bağımlısıdır.

BAŞLANGIÇ ÇİZGİSİNDEN MERHABA

İster 5K’lık hafif tempo bir koşuyu

tamamlayın ister 40K’lık uzun bir

maratonu, mesafe ve süre farketmeksizin

koşu sonrası vücudunuz sizi her daim aynı

hediye ile ödüllendirir; Endorfin Hormonu

yada bilinen adıyla Mutluluk Hormonu.

Endorfin, insan vücudunda ağrıyan

dokularda ağrının azalması için beyin

Bu köşede spor kültürü ve

bilincinize katkıda bulunmaya ve koşu

antrenmanlarınız hakkında ufak ama

kullanışlı bilgiler vermeye çalışacağım.

Öncelikli amacım, spor alışkanlığı

kazanmanız, spora ayırdığınız vakti

disipline etmeniz ve bunun bir sonucu

olarak koşu sporunu hayatınızın önemli

4

Hukuk ve Daha Fazlası


Sayfa 54

bir parçası haline getirmek. Hedefimiz

ise kısa ve net; 39. İstanbul Maratonunda

10K kategorisinde koşmak. Kendinizi

“hayatımda hiç spor yapmadım”, “spor

yapmayı sevmiyorum” ya da “spor

yapmaya vaktim yok” gibi bahaneler ile

avutuyorsanız, buna son vermenin zamanı

geldi!

Mayıs ayını yalnızca yürüyüş

egzersizleri ile tamamlayacağız. Haziran

ayında ise “Yürüyüş + Koşu” anternmanı

ile devam edeceğiz. Bir sonraki sayfada

yer alan Mayıs ayı programını eksiksiz

şekilde sürdürmeniz size üç konuda

fayda sağlayacak; Zamanı disipline

etmeyi öğreneceksiniz, vücudunuzu

tanıyacaksınız ve mental açıdan hafif

tempo koşuya hazır hale geleceksiniz. Bu

üç konuda elde edeceğiniz kazanımlar

Haziran ayında başlayacağımız

“Yürüyüş+Koşu” antrenman programına

daha kolay adapte olmanızı sağlayacak.

ÇİTALAR, PİRELER VE KARINCALAR

Çitalar hızlı koşar, pireler zıplar,

karıncalar ise kendi ağırlıklarının 50

katını taşıyabilir. Ya insanlar? İnsan

türü yeryüzünde en uzun süre koşabilen

canlıdır. Çitalar saatte 140 km’lik hızı

ancak 4-5 saniye kadar sürdürebilir.

Fakat astım hastası 40 yaşındaki bir

kişi 111 km’lik ultra maratonu 13 saatte

tamamlayabilir. 70 yaşındaki Bob Becker

217 kilometrelik ultra maratonu 41 saat

30 dakika ve 21 saniyelik derece ile

tamamlamıştır. Siz farketmeseniz de,

kas sisteminiz ve iskelet yapınız gün

boyu masada oturmaya değil harekete

ve koşmaya programlıdır. Modern şehir

hayatının getirdiği kolaylık ve avantajlar

fiziksel açıdan durağan bir yaşamı ve

piskolojik ön kabulleri da beraberinde

getiriyor. Özetle, koşabilirsiniz!

Tek yapmanız gereken zihninizi ve

vücudunuzu buna hazırlamak!

HER KOŞU MENTAL BİR OYUNDUR

Fiziksel açıdan iyi durumda olmanız

çoğu zaman yeterli olmaz, Rekortmen

koşucular bile her yarışta aynı mental

mücadeleyi verir; Yorgun değilim!, Pes

etmemem lazım!, 1 km daha dayan!

Kimisi koşu boyunca kendisiyle konuşur,

BIR SONRAKI

SAYFADA

YER ALAN PROGRAMI

EKSIKSIZ ŞEKILDE

SÜRDÜRMENIZ

SIZE ÜÇ KONUDA

FAYDA SAĞLAYACAK;

Zamanı

disipline etmeyi

öğreneceksiniz,

vücudunuzu

tanıyacaksınız ve

mental açıdan

hafif tempo

koşuya

hazır hale

geleceksiniz.

kimisi yalnızca iyi şeylere odaklanmaya

çalışır, kimisi ise müzik dinler ama herkes

bu mücadelede bir yöntem geliştirir. Siz

de ilk antrenmana başladığınız andan

itibaren aynı mücadeleye girişeceksiniz,

buna hazırlıklı olun! Zihniniz size türlü

oyunlar oynayacak, Yorgunluk hissi

(fiziksel bir ağrı eşliğinde gelmediği

müddetçe) mücadele etmeniz gereken en

önemli mental engel.

Unutmayın, kimse ilk günden

itibaren 40K, 15K ve hatta 10K’lık

mesafeler koşmaz, koşmamalıdır da.

Adım adım ilerlemek ve vücudu yavaş

yavaş hazırlamak sizin kendinizi daha

iyi tanımanıza ve mental direncinizi

artırmanıza olanak sunar. Koşu

egzersizi esnasında yalnızca kendinizle

yarışırsınız. Hedefleri siz koyar, kuralları

siz belirlersiniz. Bütün bunlar için öncelikle

kendinizi ve vücudunuzu tanımanız

gerekir. Haziran ayındaki “Yürüyüş+Koşu”

programında belirli günler bir araya gelip

ortak koşu antrenmanları yapacağız.

Bu antrenmanların öncesinde ve

sonrasında merak ettiğiniz konularda

elimden geldiğince sizleri bilgilendirmeye

çalışacağım. Yazıya son vermeden önce

iki önemli konu hakkında bilgi vermek

istiyorum;

KOŞU AYAKKABISI SEÇİMİ

Düzenli bir koşu programına

başlamadan önce spor ayakkabısı satın

almamanızı öneririm. Ayakkabı seçimi

kişinin kilosu, yere basışı, koşu sıklığı,

koşu yaptığı zemin, gündüz ya da akşam

egzersizine bağlı olarak değişkenlik

gösterir. Marka ya da popülariteyi baz

alarak satın aldığınız ayakkabılar ilerleyen

dönemlerde performans düşüklüğüne ve

hatta sakatlıklara yol açabilir. Temmuz ayı

yazımda ayakkabı seçimine ilişkin temel

bilgileri sizlerle ayrıca paylaşacağım.

SAĞLIK KONTROLÜ

Kronik bir rahatsızlığınız varsa ya da

yaşınız 45 ve üstü ise koşu aktivitelerine

başlamadan önce doktorunuzla iletişime

geçmeniz ve onun tavsiyeleri ile egzersiz

programı oluşturmanız faydalı olacaktır.

Mayıs ve Haziran aylarının herkes için

sağlık ve mutluluk dolu geçmesi dileklerimle.

www.hplusdergi.com


Sayfa 55

MAYIS AYI : YÜRÜME

EGZERSİZLERİNİZİ KAYDEDİN

ESNEME HARKETLERİ

Sizin için uygun olan 3 gün belirleyin.

Hangi günler olduğu tamamen sizin

kontrolünüzde. Önemli olan Mayıs ayı

boyunca belirlediğiniz gün ve saatlere

sadık kalmanız. Unutmayın, Mayıs ayı

programında temel amacımız vücudunuzu

ve zihninizi koşu egzersizlerine

hazırlamak! İşte program;

1. GÜN

İlk gün antrenmanımızı 25 dakikalık

rahat yürüyüş ile tamamlıyoruz

2. GÜN

25 dakikalık birinci gün yürüyüş

egzersizine 8 dakika daha ekliyoruz ve

toplamda 33 dakikalık bir antrenman

çıkartıyoruz.

3. GÜN

Haftanın son antrenman gününde 7

dakikalık bir artış söz konusu ve haftayı

40 dakikalık yürüyüş ile kapatıyoruz.

HAZİRAN AYI : YÜRÜME + KOŞMA

Jeff GALLOWAY tarafından 43 yıl

önce geliştirilen bu sistem özellikle

koşu sporuna yeni başlayanlar için hala

en etkili ve verimli yöntem. Haziran

ayındaki programımızı “Yürüme + Koşma”

anternmanları ile tamamlayacağız. Mayıs

ayında olduğu gibi yine kendiniz için

uygun olan 3 gün belirleyin;

1. GÜN

5 Dakikalık yürüyüşün ardından 1

Dakikalık hafif tempo koşu yapın. 5+1

şeklindeki bu anternmanı toplamda 5 set

boyunca tekrarlıyoruz. (30 Dakika)

2. GÜN

5 Dakikalık yürüyüşün ardından 2

Dakikalık hafif tempo koşu yapın.

5+2 şeklindeki bu anternmanı toplamda 5

set boyunca tekrarlıyın. (35 Dakika)

3. GÜN

5 Dakikalık yürüyüşün ardından 3

Dakikalık hafif tempo koşu yapın.

5+3 şeklindeki bu anternmanı toplamda 5

set boyunca tekrarlıyın. (40 Dakika)

* İlk hafta hafif tempo (Düşük Hız) ile

başladığınız antrenman temponuzu

ilerleyen haftalarda artırın. Örneğin 2’nci

haftanın ilk günü, 1 dakikalık koşunuzu

bir önceki haftaya kıyasla daha hızlı

koşmaya çalışın. Ve bu tempo artışını her

hafta uygulayın.

Ios ya da Android farketmez, her marka

ve model akıllı telefona uygun çok sayıda

ücretsiz koşu uygulaması mevcut. Tek

yapmanız gereken bu uygulamalardan

birini telefonunuza yükleyip “Başla” ve

“Bitir” ikonlarını kullanmak. Telefonunuz

egzersize dair süre, mesafe, hız ve tempo

bilgileri kayıt altına alacak. Bu bilgiler

kedinizi daha iyi tanımanıza ve ölçmenize

olanak sağlayacaktır.

NE ÇOK KALIN NE ÇOK İNCE

Egzersiz için kapalı mekandan

dışarı ilk çıktığınızda hafif bir üşüme

duygusu hissetmeniz kıyafet seçiminde

ideal unsurdur. Belirli bir süre sonra

vücudunuzun ısısı artacağı için kalın

kıyafetler giyinmek egzersiz esnasında

sizi rahatsız edebilir.

PLAYLIST OLUŞTURUN

Çoğu sporcu egzersiz esnasında müzik

dinlemeyi tercih eder. Oluşturduğunuz

playlistler Antrenmandan keyif almanıza

katkı sunar. Ayrıca, ritim ile eşzamanlı

olarak koşu temponuzu oluşturabilir ve

onu koruyabilirsiniz

Esneme, vücudun bir bölümünün

eklem hareket açıklığında (ROM)

belli bir noktaya ulaşması olarak

ifade edilebilir. Esneme hareketi

aktif veya pasif şekilde olabilir.

Pasif esneme bir partner veya

makina yardımıyla sağlanan

esnemeleri içerir. Aktif esneme

ise esneyen kişinin hareketi kendi

gerçekleştirdiği, esnemek için

bir kuvvet uyguladığı esnemedir.

Örneğin kişi oturup ayak uçlarına

uzanma (sit and reach) yapmak

istediğinde karın kasları ve kalça

bükücülerin kuvvetini hareketi

yapmak için kullanır. Dinamik

esneme kasları spora özgü

harekete hazırlar, sinir sistemini

aktive eder, kan dolaşımını

hızlandırır ve vücut ısısını

artırır. Bunların sonucu olarak

performansta artış meydana gelir.

Ayrıca, olası sakatlıkları önlemede

oldukça faydalıdır.

Mayıs ve Haziran ayı egzersiz

programı kapsamında her

antrenman öncesi ve sonrasında

özellikle gün içerisinde gerilen ayak

bileği çevresindeki kaslarımızı

rahatlatmak için bir bank ya da bel

hizanızı geçmeyecek yükseklikte

sabit bir alana bacağınızı

kaldırarak tutun ve göğsünüzü

öne doğru itmeye çalışın. Bu işlemi

21 saniye boyunca uyguladıktan

sonra. Aynı egzersizi diğer

bacağınız için de uygulayın.

Söz konusu egzersizi resimde

görüldüğü şekilde yapmaya çalışın

fakat fazla zorlamayın. Zamanla

kaslarınızın daha kolay

esnediğini

farkedeceksiniz.


Sayfa 56

DİZİ REHBERİ

How To

Get Away

With

MURDER?

“BEN PROFESÖR ANNALISE KEATING

VE BU DA CEZA HUKUKUNA

GİRİŞ DERSİ YA DA BENİM VERDİĞİM

İSİMLE CİNAYETTEN PAÇAYI

KURTARMAK”

Evde dizi keyfi yapmayı planlıyor

ancak ne izleyeceğinize karar

veremiyorsanız sizlere ufak

bir sürprizimiz var; “How to

Get Away With Murder?” ya da sıkı

takipçilerinin verdiği isimle #HTGAWM.

Dizi, ABD’nin en saygın hukuk

okullarından biri olan Middleton

Üniversitesi’nde hırslı bir grup hukuk

öğrencisi ile onların başarılı ceza

hukuku profesörlerinin etrafında geçen

hikâyeyi konu ediniyor. Gizem, rekabet

www.hplusdergi.com


Sayfa 57

ve entrika unsurlarının bolca işlendiği

dizi yayınlandığı gece reytingleri altüst

etmiş ve eleştirmenlerce “yeni nesil suç

draması” olarak tanımlanmıştı.

Dizinin hikayesi oldukça ilginç;

üniversitedeki akademik çalışmalarının

yanı sıra savunma avukatlığı da yapan

Annalise Keating, dersine devam eden

en başarılı beş öğrenciyi seçerek hukuk

bürosunda çalışma fırsatı verecektir.

Öğrenciler, zeki ve karizmatik Profesör

Annalise Keating’in gözüne girebilmek ve

hukuk bürosunda kendisiyle çalışabilme

şansını yakalamak için Ceza Hukuku

101, diğer adıyla “Cinayetten Paçayı

kurtarmak” dersinde birbirleriyle kıyasıya

yarışırlar. Bilmedikleri şey, derste

öğrendiklerini kişisel yaşamlarında da

uygulamak zorunda kalacak olmalarıdır.

Genel olarak Profesör Annalise

Keating’in kişisel ve iş yaşamı etrafında

şekillenen dizi, zekice kurgulanmış

senaryosu, yoğun diyalogları ve neredeyse

her bölümde yaşattığı şaşırtıcı finalleri ile

fenomen haline gelmiş durumda.

Oyuncular: Viola Davis, Alfred Enoch, Jack Falahee, Aja Naomi King, Matt

McGorry, Karla Souza, Charlie Weber ve Liza Weil

Profesör Annalise Keating rolünü

“Fences” filmindeki performansıyla

2017 Oscar Töreninde “En İyi Yardımcı

Kadın Oyuncu” ödülünü alan Viola

Davis canlandırıyor. Viola Davis, 2015

yılında #HTGAWM dizisi ile Primetime

Emmy, ‘Bir Drama Dizisinde En İyi Kadın

Başrol Oyuncusu Ödülü’nün de sahibi

olmuştu. Eleştirmenlerce #HTGAWM

‘deki performansından övgüyle bahsedilen

Viola Davis’e genç isimler başarıyla eşlik

ediyorlar.

İlk bölümü 25 Eylül 2014’te yayınlanan

ABD yapımı #HTGAWM, ABC kanalında

yayınlanıyor. Üçüncü sezon finali Şubat

2017’de yayınlanan dizi toplamda 45

bölümlük bir arşive sahip. IMDB’de

8.3 gibi yüksek bir puanlama alan ve

yine aynı sitede “Cinayetten paçayı

kurtarmak” çevirisiyle tanıtılan dizi,

People’s Choice Ödülleri, Image Ödülleri,

Screen Actors Guild Ödülleri, Altın Küre

Ödülleri ve GLAAD Ödülleri’nde çok

sayıda adaylık ve ödül almasının yanı sıra

Amerikan Film Enstitüsü tarafından da

teşekkürle onurlandırıldı. İlk bölümünden

bu yana farklı yarışmalardaki adaylık

sayısı 38 olan dizi, bunların 10’undan

ödülle dönmeyi başarmış durumda.

Son olarak ufak bir tavsiye; kurgusu

fazlasıyla gizem ve suç unsurlarıyla

örülü dizide diyalogları dikkatlice takip

etmelisiniz. Gerilim unsurlarıyla dolu olay

örgüsü ve sık sık kullanılan flashback’ler

izleyici açısından yorucu olmakla birlikte

film tadında dizi arayanlar için eşsiz bir

imkân sunuyor.

Dizi

Künyesi

Adı: How to Get Away with Murder?

(Cinayetten Paçayı Kurtarmak)

Ülke: ABD

Kanal: ABC

Yapım Yılı: 2014

Türü: Hukuk Draması / Gizem / Suç

Sezon: 3

Bölüm Sayısı: 45

IMDB: 8.3 /10

Hukuk ve Daha Fazlası


Sayfa 58

İngiltere’de

Hukuk

Kariyeri

Ingiltere’nin hukuk sistemi, dünyanın

en gelişmiş hukuk sistemlerinden

biri olarak kabul ediliyor. Birçok

ülkenin kendi hukuk sistemini

geliştirirken İngiltere’yi örnek alması

nedeniyle; uluslararası hukuk eğitiminde

en çok tercih edilen ülkelerin başında da

İngiltere geliyor. Bu yazımızda, kariyerini

İngiltere’de sürdürmeyi planlayanlar

için hem temel bilgiler hem de rehber

niteliğinde ipuçlarını paylaşmayı

amaçladık.

SOLICITER VE BARRISTER

İngiltere ve Galler’de yerleşik olan

hukuk sisteminde iki tür avukat

bulunuyor; “Solicitor” ve “Barrister”.

Bunların her ikisi de Türkçe’ye avukat

olarak çevrilse de, teknik açıdan önemli

farklar mevcut. Solicitor’lar çoğu Türkçe

literatürde “Dosya Avukatı” olarak

tanımlansada bizim alışık olduğumuz

türde standart mahkemelere bakıyor,

şirketlere bağlı çalışıyor ve danışmanlık

yapabiliyorlar. Barrister’lar ise yüksek

mahkemelerde görev alıyor, serbest

çalışabiliyor ve kendi hukuk bürolarını

açabiliyorlar. Aradaki fark bu denli

büyük olunca, aldıkları eğitim de ona

göre farklılaşıyor. Hukuk derecesini alan

mezunların, Solicitor olabilmek için bir

yıl boyunca LPC - Legal Practice Course

adı verilen eğitimi alıp, sonrasında iki

yıllık ücretli staj süresini tamamlamaları

gerekiyor. Staj bitince Solicitor unvanı

alınıyor. Burada kritik noktalardan

biri; staj yapılacak kurumun öğrenci

tarafından bulunması gerekiyor. Barrister

olmak için ise hukuk eğitimi sonrası

BPTC - Bar Professional Training Course

eğitimi alınıyor. Sonrasında bir yıllık

staj tamamlanıyor ancak staj sonunda

Soliciter gibi unvan verilmiyor. Barrister

olabilmek için yaklaşık 7 yıl boyunca bir

avukatla çalışmak ve çeşitli aşamaları

tamamlamak gerekiyor.

“TÜRKİYE’DE HUKUK OKUDUM, NE

YAPMAM GEREKİYOR?”

Türkiye’de verilen hukuk eğitimi

ile İngiltere’deki eğitim birbirine denk

olmadığı için; Türkiye’de lisans eğitimini

tamamlayanlar İngiltere’de hukuk mezunu

olarak tanınmıyor. Arada alınması gereken

çeşitli dersler bulunuyor. Bu denkliği

elde etmek için bir yıl süren ve GDL -

Graduate Diploma in Law adını taşıyan

bir programa dahil olunması gerekiyor.

Zorunlu ve seçmeli derslerin yer aldığı

GDL programı 1 yılda tamamlanabiliyor.

GDL programını başarıyla tamamlayanlar

tıpkı İngiltere’deki bir hukuk mezunu

gibi seçtiği kariyer yoluna göre LPC ya

da BPTC üzerinden eğitimine devam

edebiliyor. Katılımcılar LPC eğitimine

ilave dersler alması durumunda

işletme yüksek lisansını da eş zamanlı

olarak tamamlama imkanına sahip. Az

sayıda üniversite tarafından verilen

LPC ve BPTC programlarına kayıt

koşulları farklılık gösteriyor. LPC için

6,5 IELTS puanı yeterliyken, BPTC için

minimum 7,5 IELTS puanı aranıyor.

Yabancı öğrenciler uluslararası hukuk

bürolarının Londra’da bulunmasından

dolayı LPC ya da BPTC eğitimlerini bu

şehirde tamamlamayı tercih ederken

GDL programlarını ise eğitim ve yaşam

maliyetlerinin nispeten daha az olduğu

Londra dışındaki üniverstelerden alıyor.

Bazı önde gelen hukuk büroları staj

anlaşmasını yapacakları kişilere LPC

eğitimleri için burs imkanı sunabiliyor.

LPC ya da BPTC eğitimleri için Londra

www.hplusdergi.com


Sayfa 59

İNGİLTERE DIŞI HUKUK DERECESİ

LLB (Hons)

Hukuk

Lisansı

/3 Yıl

LLB (Hons)

Hukuk

Lisansı

(Uzaktan

Eğitim)

/3 Yıl

LLB (Hons)

Uluslararası

Ticaret

Hukuku

Lisansı

/3 Yıl

GDL

Eğitimi

/1 Yıl

Avukat

Olma Şartı

LPC

Eğitimi

/1 Yıl

LPC + MA

Eğitimi

/1 Yıl

BPTC

Eğitimi

/1 Yıl

LLM

/ 1 Yıl

QLTS

SINAVI

STAJ / 2 YIL

STAJ / 1 YIL

STAJ / 2 YIL

TECRÜBE / 7 YIL

SOLICITOR BARRISTER SOLICITOR

merkezli üniversitelerin seçilmesindeki

en önemli sebeplerden birisi de bu.

Ayrıca üniversitelerin bünyesinde faliyet

gösteren kariyer merkezleri LPC ya da

BPTC eğitim sonrası zorunlu olan staj

anlaşması için öğrencilere ücretsiz

danışmanlık hizmeti verebiliyor. Üniversite

seçiminde kariyer merkezlerinin

etkinliğinin ve anlaşmalı olduğu hukuk

bürosu sayısı gibi çeşitli bilgileri

araştırmanız oldukça önemli. İngiltere

dışından gelip kariyerini bu ülkede

sürdürmek isteyen hukukçular genelde

Solicitor olma yolunda ilerliyor. BPTC

Eğitiminin zorluğu, staj süresine ek

olarak 7 yıllık yoğun bir hazırlık sürecinin

olmasından dolayı Barrister tercih edilen

bir kariyer seçeneği değil. 2015 itibarıyla

İngiltere’de 170.000 dolayında kayıtlı

Soliciter bulunuyor. Faal olarak çalışan

Barrister sayısı ise sadece 16.000.

ALTERNATİF SEÇENEK: QLTS SINAVI

QLTS-The Qualified Lawyers Transfer

Scheme yada Türkçe çevirisiyle “Kalifiye

Avukatlar Transfer Programı”, başka

ülkelerde avukat olarak çalışmakta

olan kişilerin QLTS sınavını başardıkları

takdirde staj, eğitim veya benzeri başka

bir şarta ihtiyaç kalmadan Baro’ya (The

Law Society of England and Wales)

kaydolmalarına ve doğrudan solicitor

olarak çalışmalarına imkan sağlıyor.

QLTS sınavına girmek için kendi

ülkesinde avukatlık yapıyor olmak,

disiplin cezası yahut adli ceza almamış

olmak ve yeterli düzeyde İngilizce bilmek

gerekiyor. Bu koşulları sağlayan kişilere

5 yıl geçerli “Uygunluk Sertifikası”

veriliyor. Adaylar bu sertifika ile QLTS

sınavına girme hakkına sahip oluyor.

Uygunluk sertifikası almak için başvuran

avukatlarda belirli bir tecrübe şartı

aranmamakla birlikte QLTS sınavını

başarmaları durumunda Baroya kayıt

sürecinde C2 düzeyinde İngilizce şartı

aranıyor.

İngiltere’de avukatlık yapmak için

başvuran bir aday uygunluk sertifikasının

geçerlilik süresi olan 5 yıl içinde 3 kez

QLTS sınavına girme hakkında sahip.

QLTS sınavı iki aşamadan oluşuyor;

Çoktan seçmeli test sınavı MCT ve

OSCE olarak anılan uygulama sınavı.

MCT, sabah ve öğleden sonra 3’er saatlik

oturumlara bölünmüş tam günlük bir

sınav. (90+90=180 Soru) OSCE ise

mülakat, avukatlık, dosya hazırlama,

yazma ve online hukuk araştırması

yapma yeteneklerini ölçen bir sınavlar

dizisi ve birkaç gün sürebiliyor. QLTS

sınavı başvuru ücreti ise 200 Sterlin.

Hukuk ve Daha Fazlası


Sayfa 60

Cem SÜNBÜL

HABERTÜRK TV / Teknolojik

TEKNOLOJİ

Mobil Tarayıcılar

Mobil dönüşüm hukuk

dünyasında da pek çok

alışkanlığın değişmesine

neden oluyor. Çok değil,

bundan sadece 10 yıl önce ayrı bir

uğraş olarak gördüğümüz pek çok iş,

bugün cebimizdeki akıllı telefonlarla

anında halledilebiliyor. Mesafe ölçme,

fotoğraf çekme, yön bulma, müzik

dinleme ve internette dolaşma gibi tüm

kullanıcıları ilgilendiren özelliklerin yanı

sıra, akıllı telefonların bir de avukatların

verimliliğini artıran, işlerini kolaylaştıran

uygulamaları bulunuyor.

NİSAN AYI: TARAMA UYGULAMALARI

Dilekçe, fatura ya da benzeri basılı

evrakları acil olarak paylaşmamız

gerektiğinde (panikle karışık) Scanner/

Tarayıcı arayışa gireriz: En yakın

internet kafe nerede? Ofisteki yazıcının

tarayıcı özelliği var mıydı? Telefonla

resmini çekip göndersem aynı işi görür

mü?

Oysa cebinizde duran akıllı telefon,

aynı zamanda tüm belgeleri kolaylıkla

tarayıp, profesyonel bir tarama cihazı

kalitesinde dijitalleştirerek dilediğiniz

gibi paylaşma olanağı sunar. Bu hizmeti

sunan pek çok uygulama ücretli olduğu

için, ilk seferde doğru tercihi yapmanız

zor olabilir.

Android ve iOS platformlarında

kullanılan uygulamalar arasında en

iyi 5 alternatifi seçtiğim bu listede,

her bir uygulamanın görsel tarama

kalitesine, tarama sonrası paylaşım için

bulut sistemlerle entegre çalışmasına,

kullanım kolaylığına ve tarama sonrası

düzenleme gibi ek özellikler sunup

sunmadığına dikkat ettim.

www.hplusdergi.com


Sayfa 61

sayesinde, çocuğunuzun

1-SCANBOT

“Öyle bir tarama uygulaması

olsun ki, ben daha dosyaya

yaklaştırdığım anda taramayı

kendisi yapsın, bana sadece

biten tarama sonrası belgeyi

nasıl paylaşacağımı seçmek

kalsın” diyorsanız, Scanbot

sizin için geliştirildi. Ücretsiz

olarak indirilebilen uygulama,

özellikle kolay kullanımı ve güçlü

ek özellikleriyle dikkat çekiyor.

Evrak taramak işinizin önemli

bir parçasıysa, ki bu dergiyi

okuyorsanız muhtemelen

öyledir, Scanbot’un ücretli

yükseltmeleriyle optik karakter

tanımlama, arama, düzenleme

ve imzalama özelliklerine, Touch

ID ile güvenlik, renk filtresi,

akıllı isimlendirme ve temalara

kavuşmak mümkün. iCloud

Drive’dan Dropbox’a, Google

Drive’dan OneDrive’a kadar pek

çok bulut depolama hizmetiyle

entegre çalışan Scanbot

üzerinde PDF dokümanları

düzenleme imkanınız da

bulunuyor.

2-CAMSCANNER

Tüm mobil platformlarda

en yaygın kullanılan tarama

uygulamalarından biri de

CamScanner. Ücretsiz indirme

sonrası çeşitli özellikler için

aylık tarifeyle hizmet veren

CamScanner, özellikle çoklu

sayfa tarama ve toplu tarama

işlemlerinde öne çıkıyor. Optik

karakter tanımlama (OCR)

özelliğiyle belgede yer alan fiyat,

tarih, başlık gibi önemli detayları

daha sonra arama yapılabilir

şekilde kaydeden uygulama,

taranmış görsellerin görüntü

kalitesini artırmak için de

araçlar sunuyor. Box, Dropbox ve

Google Drive ile entegre çalışan

CamScanner ile paylaştığınız

PDF belgelerine parola koruması

da koyabilirsiniz.

3-GOOGLE DRIVE

Android kullanıcısıysanız,

en iyi ücretsiz tarama

uygulaması büyük ihtimalle

cihazınızda öylece yatıyordur.

Şimdi onu işe koyma vakti!

Google Drive uygulamasını

açın, “Yeni Ekle” tuşuna basın

ve “Tarama” seçeneğini

tıklayın. Kaydedeceğiniz her

türlü tarama görüntüsü, hem

cihazınızda hem de Google

Drive hesabınızda güvenle

saklanacaktır. Sonrasında

nasıl istiyorsanız o şekilde

paylaşmanız mümkün

olacaktır. Üstelik Drive’ın

tarama işlevi, optik karakter

tanımlama özelliği sayesinde

PDF’e dönüştürülen dosyalar

üzerinde metin bazlı aramalar

yapılabiliyor.

4- SCANNABLE BY EVERNOTE

Üretkenlik uygulaması

olarak Evernote

kullanıyorsanız, iş dünyasında

oldukça popüler olan bu

servisin ücretsiz olarak

yayınladığı Scannable adlı

uygulama bir hayli işinize

yarayacaktır.

Her ne kadar sadece iOS

aygıtlarında (iPhone veya

iPad) çalışsa da, Scannable

ile kartvizitlerden faturalara,

kısa notlardan çok sayfalı

kağıt evraklara kadar her

türlü içeriği kolayca taramak

mümkün. Tarama sonrası elde

edilen görüntüler Evernote

hesabına otomatik olarak

yükleniyor.

Görsellerden arka planın

otomatik olarak kırpılması

Transformers desenli

masasında taradığınız

evraklar iş yerinde günün

eğlencesi haline dönüşmüyor.

Scannable ile yapılan

taramaları, iOS cihazındaki

Dropbox veya iCloud gibi

diğer uygulamalar üzerinden

paylaşmak da mümkün.

Üstelik herhangi bir ücretli

sürüm olmaksızın, tamamen

bedava olması Scannable’ı

çoğu iOS kullanıcısı için

birinci tercih haline getiriyor.

5-SCANNER PRO

Taradığınız her dokümanı

doğrudan Dropbox, Google

Drive ya da Evernote arşivinize

ekleyen Scanner Pro da iOS

üzerinde kaliteli bir tarama

uygulaması arayanların ilk

durakları arasında yer alıyor.

Çok sayfalı evraklar ya da

boyutları standart dışı kalan

fatura gibi belgeler üzerinde iyi

çalışan Scanner Pro, ayrıca aynı

kablosuz ağ üzerinden erişim

sağlayarak örneğin dizüstü

bilgisayarınıza web tarayıcısı

üzerinden kolayca dosyaları

indirmenize olanak tanıyor.

Biliyor muydunuz?

Doküman taramaya olanak

tanıyan teknoloji, aslında

telefondan bile önce icat edildi.

“Elektrik Baskılama Telegrafı”

(Electric Printing Telegraph)

adını taşıyan bu teknoloji, ilk

olarak 1843 yılında İskoç mucit

Alexander Bain tarafından

geliştirildi. Sonraları 20. yüzyılda

faks makinesi için temel alınan

EPT teknolojisi, 1966 yılında

ilk makul fiyatlı, taşınabilir ve

standart telefon hattı üzerinden

çalışan faks makinesini

piyasaya sürmesiyle yaygın

kullanıma ulaştı.

Hukuk ve Daha Fazlası


Sayfa 62

Vizyon

Mayıs

12 Mayıs

26 Mayıs

YARATIK: COVENANT

KARAYIP KORSANLARI

5: SALAZAR’IN INTIKAMI

Gladyatör filminin usta

yönetmeni Ridley Scott,

Kaptanımız Jack Sparrow

Alien’da kendi yarattığı evrene,

yelken açtığı sularda

Prometheus ile başlayan

yaklaşan kötü rüzgarları

THE LAST FACE

05 Mayıs

yeni üçlemesinin ikinci filmi

olan Alien: Covenant filminde

geri dönüyor. 90’lı yıllardan

Alien filmlerini serisi ile ismi

DEHA

26 Mayıs

hisseder. Korkunç Kaptan

Salazar’ın yönetimindeki

ölümcül hayalet korsanlar,

denizdeki tüm korsanları

ne kadar örtüşse de bu film

öldürerek Şeytan Üçgeni’nden

Yetenekli ve çekici bir

Prometheus filminin devamı

Hayatı başarısızlıklarla dolu

kaçmayı başarmıştır; hayatta

doktor Afrika’nın çatışma

niteliğinde çekilmiştir.

olan Frank Adler karakterini

kalan tek korsan ise kaptan

bölgelerinden birinde görevini

Koloni gemisi Covenant’ın

canlandıracak olan Chris

Jack’tir. Jack, Salazar’ın

sürdürmektedir ve bu esnada

mürettebatı galaksinin

Evans, Florida kırsalında

gazabından ve intikamından

aynı bölgede çalışan birine

oldukça uzak bir köşesinde,

yeğeni Mary’yi büyütürken,

kurtulmak için Poseidon

aşık olur.

keşfedilmemiş cennet olarak

Mary’nin okula başlamasıyla

Asası’nın peşine düşer. Bu

Aşk ikisi için de başlamış

varsaydıkları gezegenin

birlikte hemen yetenekli

efsanevi asayı bulmak içinse

olsa da ilişkileri ile son derece

aslında karanlık ve çok

olarak yaftalanması sebebiyle

güzel ve zeki gökbilimci

tehlikeli olan ve ciddi mesai

tehlikeli bir yer olduğunu

Mary’nin annesi Evelyn ile

Carina Smyth ve Kraliyet

isteyen işlerini dengede

anlarlar. Gezegendeki yegane

kızı büyütme konusunda bir

Donanması’ndan dik başlı,

tutmak kahramanlarımız için

canlı lanetli Prometheus’un

savaşa girecek.

genç bir denizci olan Henry

bir hayli güç olacaktır.

keşfinden sonra hayatta kalan

Film, mücadelenin yasal

ile zorlu bir anlaşma yapar.

69.Cannes Film Festivali’nde

‘sentetik’ David’dir.

sürecine odaklanacak.

Dying Gull’un dümenindeki

prömiyeri yapılan filmin

Bir önceki filmde de

Senaryosunu Tom Flynn’ın

Jack Sparrow, hem kötü

yönetmen koltuğunda

izlediğimiz X-Men serisinin

yazdığı filmin yönetmen

kaderini tersine çevirmenin

oyuncu kimliğinin yanı sıra

genç Magnetosu Michael

kolduğunda Marc Webb

hem de şimdiye dek karşına

yönetmenliğiyle de beğeni

Fassbender başrolde

oturuyor (Aşkın 500 Günü,

çıkan en dişli ve korkunç

toplayan ünlü isim Sean Penn

seyrederken, Fantastik

İnanılmaz Örümcek Adam

düşmandan kurtulmanın

oturuyor.

Canavarlar Nelerdir, Nerede

1&2). ABD yapımı Film aile için

yollarını arayacaktır. Johnny

Erin Dignam’ın senaryosunu

Bulunurlar? isimli filmde

dramaya ağırlık verecek.

Depp’e Javier Bardem ve

yazdığı filmde başrolleri

rol almış olan büyücü ajan

Brenton Thwaites’ın eşlik ettiği

Charlize Theron, Adèle

Katherine Waterston yanı sıra

filmin yönetmen koltuğunda

Exarchopoulos ve Javier

Demian Bichir ve Billy Crudup

Joachim Rønning ve Espen

Bardem paylaşıyor.

gibi isimler de yer alıyor.

Sandberg oturuyor.

www.hplusdergi.com


Haziran

Sayfa 63

SAHIL GÜVENLIK

02 Haziran

MUMYA

09 Haziran

90’ların meşhur dizisi

Sahil Güvenlik (Baywatch)

beyazperdeye uyarlanan filmin

başrollerini Dwayne Johnson

ve Zac Efron üstlenirken,

Priyanka Chopra, Alexandra

Daddario, Jon Bass, Kelly

Rohrbach ve Ilfenesh Hadera

da kadroda yer alıyor.

Mitch Buchannon

kendini işine adamış, cesur

ve sorumluluk sahibi bir

cankurtarandır. Sorumlu

olduğu koyu korumak

onun için her şeyden önce

gelmektedir. Onunla birlikte

çalışan ekibiyle hiçbir sorunu

yoktur ve ekip görevlerini

mükemmel bir şekilde yerine

getirmektedir. Ancak günün

birinde aralarına yeni bir

ekip üyesi daha katılır. Bu

küstah yeni cankurtaran

Mitch’in sinirlerini bir hayli

zorlayacaktır. Ancak koyu

tehdit eden bir suç planı

su yüzüne çıkınca ikili

aralarındaki çekişmeyi bir

kenara bırakıp iş birliği

yapmak zorunda kalacaktır.

Aksiyon, komedi ve macera

türündeki filmin yönetmeni

Seth Gordon.

WONDER WOMEN

02 Haziran

Filmin senaryosunu Allan

Heinberg ve Geoff Johns

kaleme alırken filmin süper

kahraman kadınını Batman

v Superman: Adaletin Şafağı

filminde olduğu gibi yine Gal

Gadot canlandırıyor.

Filmin kadrosunda Connie

Nielsen, Chris Pine, Robin

Wright ve David Thewlis gibi

başarılı isimler bulunuyor.

Amazon prensesi Diana

Price, nam-ı diğer Wonder

Woman dünyayı keşfetmek

için tropik topraklarını geride

bırakıp demir ve camın hüküm

sürdüğü dünyamıza dalar.

Birçok inanüstü yetenek ve

kıvrak bir zekayla donatılmış

olan güzel kahraman Cennet

Adası’nın medeniyete açılan

kapısı olacaktır. v

İlki 1932 yılında çekildikten

sonra beyazperdede kendine

hatırı sayılır bir yer edinmeye

başlayan Mumya hikayeleri,

uzun bir aradan sonra, 1999

yılında bu kez Stephen

Sommers’ın kamerasıyla

yeniden izleyiciyle

buluşmuştu.

Universal Stüdyoları orijinal

‘The Mummy’i bir yeniden

çevrimle tekrar canlandırma

yoluna gitti ve yönetmen

olarak Mama (2013) filminin

genç yönetmeni Andrés

Muschietti’yi seçti.

Sıkıca mühürlenmiş olan

antik bir mezar yüzyıllardır

unutulmuş bir çölde

yatmaktadır. Ancak askeri bir

operasyon sonucu keşfedilir

ve açılır.

Zamansız bir şekilde hayatı

elinden alınan antik kraliçenin

ruhu da uyanmış olur. Yüzyıllar

boyunca büyüyen öfkesiyle

günümüze uyanan kraliçe

insanlığa boyun eğdirmeye

ve kendisine yapılanları

ödetmeye kararlıdır.

Filmin başrollerinde Tom

Cruise ile beraber Russell

Crowe yer alıyor.

ARABALAR 3

16 Haziran

Pixar’ın sevilen serisi

Arabalar’ın 3. devam

halkasının yönetmen

koltuğunda Brian Fee

oturuyor. Şimşek McQueen’in

yeni maceralarını göreceğimiz

filmde sevimli arabayı

kendisinden genç ve

hızlı arabalar tarafından

bozguna uğratılmış olarak

görüyoruz. Şimşek pistlere

geri dönmenin hayalini kurup

kenara itildiğine içerlerken

bir anda #95’in işinin henüz

bitmediğini kanıtlamaya karar

veriyor. Hevesli genç yarış

teknisyeni Cruz Ramirez’in

yardımına, kazanmak için

bir plana, merhum Hudson

Hornet’in verdiği ilhama ve

birkaç beklenmedik numaraya

ihtiyacı olan arabamız Piston

Kupasının en büyük yarışında

boy göstermeye hazırlanıyor.

Hukuk ve Daha Fazlası


Sayfa 64

ONLINE YAŞAM

Kişisel ve

Mesleki Gelişim İçin

Sosyal Medya Kullanımı

Son on yılda sosyal medya hem

kişisel hem de profesyonel

hayatımızın vazgeçilmez bir

parçası oldu. Üstelik uzmanlar,

bu eğilimin yavaşlamaya hiç de niyeti

olmadığını söylüyor.

Peki bu sizin için ne ifade ediyor?

Cevabı çok basit: Sosyal medyayı daha

aktif olarak kullanmanız gerekiyor!

Çünkü, sosyal medya kişisel ve kurumsal

itibar yönetiminde en güçlü araçlarından

biri haline geldi. Sosyal medya, doğru

ve etkin bir şekilde kullanıldığında

mesleki gelişim açısından eşsiz sonuçları

beraberinde getiriyor. Sosyal medyanın

sunduğu sınırsız iletişim gücünü arkanıza

almak, mesleki ve bireysel gelişiminiz

için yaptığınız en doğru hamlelerden

biri olacaktır. Web geliştirme uzmanları,

sosyal medya ve çeşitli sosyal

platformların en iyi nasıl kullanılacağı

hakkında oldukça kapsamlı çalışmalar

gerçekleştiriyor. Sayfalarca rehber

okumaya vaktiniz yoksa; işe 5 basit adımı

uygulayarak başlayabilirsiniz:

1-Sosyal medyayı ne amaçla kullanmak

istediğinizi öncesinde belirleyin.

Avukatların sosyal medyayı yalnızca

reklam amaçlı kullanmaları hem

yasal düzenlemeler açısından hem de

takipçilerinizle sürdürülebilir iletişim

açısından olumsuz sonuçlar doğurur.

2-Anlamlı içerik paylaşımında bulunun:

Faydalı bilgiler, görüş ya da haber

paylaşmaya özen gösterin.

3-İstikrar sosyal medyada da önemlidir.

Paylaşımlarınızda sürekliliğe önem verin.

4-Mesleğiniz ile ilgili gelişmelerin yer

aldığı farklı sosyal medya platformlarını

da takip edin.

5-Etkiyi ölçün, geri dönüşümü doğru bir

şekilde yorumlayıp gerekli değişiklikleri

yaparak sosyal medya hesaplarınızı en iyi

hale getirin.

www.hplusdergi.com


Sayfa 65

More magazines by this user
Similar magazines