Allah Yolunda Mücahidin Kalesi

ilimvecihad

Mektebe -> Kitablarımız -> Allah Yolunda Mücahidin Kalesi (Hâlid El-Huseynân - Tercüme: Ebu Sümeyye)

içindekiler

ÖNSÖZ 09

Allah’ın Sevabını Umarak Savaşan Kişi” 11

“Hastalık, Borç ve Fakirlikten Kurtulmak İçin

Şehadeti Talep Etmek” 12

“Savaşımızdaki Akidemiz” 12

Mücahidin, Adil Olması Şartı Aranmaz” 13

“Oturan Âlimden Cihad ile İlgili Soru Sorulmaz” 13

“Zafer ve Hezimetin Sebepleri” 14

“Savaşmadan Önce Salih Amel İşlemek” 14

“Korkaklıktan Sakındırmak” 15

Allah Yolunda Hizmet Etmenin Fazileti” 15

Allah Yolunda Paylaşmak ve Kardeşini

Kendi Nefsine Tercih Etme” 16

“Kişinin İmamdan İzin İstemesi” 16

“Tek Başına Sefer Etmek” 17

“Korku Zamanında Dışarının Durumunu

Kontrol Etmek” 17

“Savaşta Sarık Bağlamak ve Miğfer Giymek” 18

“Savaşta ‘Ben falan oğluyum bunu benden al!’

Diyerek Düşmana Darbe Vurmak” 18

Allah Yolunda Bir Kâfiri Öldürmek” 19

“İnsanlar Savaşı Bıraktığı Zamanlarda

Tek Başına Cihad Eden Kişi” 19

“Emire İtaat Etmek” 20

“Emire Nasihat Etmek” 20

“Kâfir Bir Yakınını Öldüren Mücahid” 21

Mücahidin Eşinden Uzak Durma Müddeti” 22

“Kayıp Mücahidin Nikâh ve Mirası” 22

“Gaziyi Cihada Göndermek ve Karşılamak” 23

Allah Yolunda Tozlanmanın Fazileti” 24

“Emirlik İstemenin Yasaklanması” 24


“Müdafaa Savaşı Hariç, Cihad İşleri

İmamın İçtihadına Bırakılmıştır” 26

“İstişare Etmek” 27

“Emir Aciz Olduğunda Onu Azledip

Yerine Başkasını Tayin Etmek” 28

“Çok Faziletli Birisi Varken Az Faziletli

Olanı Emir Seçmenin Caizliği” 28

“Emirin Bizzat Kendisinin Savaşa İştirak Etmesi” 29

“Savaşta Çekişmenin, İhtilaf Etmenin Kötülüğü ve

Emire İsyanın Cezası” 30

“Emirin, Askerlerini Koruma Konusu” 31

“Çocukların Savaşması” 31

“Emirin Ordusunu Geriden Takip Etmesi” 32

“Emire ve Askerlerine Tembihte Bulunmak” 32

“Emirin Değişik İşlerle Görevlendirdiği Kimseleri

Hesaba Çekmesi” 33

“Cihadın En Azı Senede Bir Defa Yapılmasıdır” 33

“Düşmanla Karşılaşmayı İstemenin Yasak Olması” 33

“Savaşanlara Hizmet Etmeleri Amacıyla

Çocukları Savaşa Götürmek” 35

“Zayıf Kimseler Sebebiyle Zafere Ulaşmak” 35

“Kur’an-ı Kerim ile Düşman Topraklarına

Girmenin Yasaklanması” 36

“Mücahidlere Verilmeyen/Satılmayan Yiyeceği

Zorla Almanın Caizliği” 36

“Gazveden Dönmenin Sevabı” 38

“Yürüyüşte Acele Etmek” 38

“Savaşçıların Yaptıklarıyla Övünmeleri” 39

“Savaş Karşılıklıdır” 39

“Savaş Hiledir” 40

“Uzak Düşman ile Savaşmak” 40

“Perşembe Günü Yola Çıkmanın Müstehablığı” 40

“Kendilerine İslam Daveti Ulaşmış Olan Bir Topluluğa,

Saldırılacağı Haberi Verilmeden Saldırmak” 41


“Küfür, Öldürmekten Daha Şiddetlidir” 42

“Bir Yere Sefer Yapılacağı Zaman

Başka Bir Yerin İşaret Edilmesi” 42

“Ben Korkuyla Desteklendim Hadisi” 43

“Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in Savaş Şekli” 44

“Savaşta Yalan Söylemek” 44

“Savaş Esnasında İftar Etmek” 45

“Savaşta Büyüklenmek” 46

“Ailelerine İsabet Etme İhtimali Olsa Dahi, Düşmana Gece Baskınları

Düzenlemek ve Mancınık Atmanın Caizliği” 46

Allah’ın Azabıyla Kimseye Azab Edilmez” 47

“Savaştan Kaçmak” 48

“Düşman Bizi Toplu Bir Şekilde Yok Edecekse

Kaçmanın Caiz Olmayışı” 49

“Yok Olma Zannı Olsada Az Bir Topluluğun Çok

Bir Topluluk Karşısında Sebat Göstermesi” 49

“Kişinin Savaşta Yaşadıklarını Anlatması” 50

“Düşmana Karşı Hazırlık” 50

“Kadınların Savaşması” 51

“Savaşa Katılan Kadınlara Ganimetten

Bir Pay Verilir mi?” 52

“Düşman Topraklarına Kadınlarla

Beraber Gitmenin Hükmü” 52

“Canıyla ve Malıyla Cihad Edemeyenlere

Gereken Şeyler” 52

“Cihada Giden Kimsenin Masrafları” 53

Mücahidin Namazı” 53

“Saldırganın Def Edilmesi” 55

“Fitne Savaşı” 55

“İsyancılara Karşı Savaşmak” 56

“Müslüman İsyancılara Uygulanacak Cezalar” 56

“Şeriat Ahkamını Uygulamayan

Gruplara Karşı Savaş” 57


“Antlaşmasını Bozanlara Karşı Savaşmak” 57

“Zimmet Ehli Antlaşmalarını Bozarlarsa

Onlarla Savaşılır” 58

“Düşmanlardan Öldürülmemesi Gereken

Kimselerin Öldürülebilmesi” 59

“Savaşabilecek Kimselerin Öldürülmesi” 59

“Kendisine Davet Ulaşmayanın Hükmü” 60

“Haram Aylarda Savaşmak” 60

“Harem Bölgesinde Savaşmak” 61

“Medine Haremi” 62

“Ölüm Üzere Beyat Etmek” 62

“Suikast” 63

“Adam Kaçırma” 64

“İnsanları Kalkan Edinme” 65

“Kâfire Atılan Merminin Yanlışlıkla

Müslümana İsabet Etmesi” 66

Mücahidin Savaşta Silahını İmha Etmesi” 66

“Kitle İmha Silahları” 66

“Düşmanı Herhangi bir Şeyle Defetmek” 67

“Telef Etmenin Caiz Olduğu ve Olmadığı Haller” 67

“Hayvanları Öldürmenin Hükmü” 68

Ganimet Yiyeceklerinden Yemenin Caizliği 68

“Kâfir Bir Köle Müslüman Olup, Aramıza

Katılırsa O Hür Olur” 69

Mücahidin Bir Şey Bulması” 69

“Emir Bir Mücahidi Maslahat Sebebiyle Bir Yere

Gönderdiğinde Ganimet Mallarındandan

Ona Pay Ayrılır” 70

“Bir Kâfir, Malı Ganimet Olarak Alındıktan Sonra

Müslüman Olarak Yanımıza Gelirse Ondan Alınan

Malı Ona Geri İade Etmek Vacip Değildir” 70

“Muellefetul Kulub” 71


“Ganimetten Kendilerine Pay Verilmeyenlerin Durumu” 71

“Bizimle Savaşa Çıkan Kâfire Pay Verilir mi?” 72

“Ganimet Toplanmadan Önce Kaçanlara

Ganimetten Pay Verilir mi?” 72

“Ganimetten Önce veya Sonra Ölenlerin Durumu” 73

“Ordunun Taşımaktan Aciz Kaldığı Ganimetler” 73

“Cizyeler” 73

“Ganimet olan Yiyeceklerden Yemek Haram Değildir” 74

“Ganimetten Çalan Kişi Ganimet Malından

Mahrum Edilirmi?” 75

“Yaralı Kişinin Teyemmüm Etmesi” 75

“Filan Şehiddir Denmez” 75

“Karın Ağrısından, Bulaşıcı Hastalıktan, Boğularak

veya Bina Altında Kalarak Ölen ve Doğumda

Hayatını Kaybeden Kadınlar Yıkanır mı?” 76

“Haddini Aşmış Kimselerle Savaşırken Öldürülen

Adil Kimselerin Hükmü” 76

“Ölülere Temsil Yapılmasının Yasak Olması” 77

“Savaşcı Kâfirlerin Cesetlerinin Toprağa Gömülmesi” 78

“Kesilmiş Başların Taşınması” 78

“Müşriklerin Cesetlerinin Satılmasının

Caiz Olmaması” 79

“Müslüman Esiri Kurtarmak” 79

“Kişi Düşmana Teslim Olabilirmi?” 79

“Müslüman Esir ile Kâfir Arasındaki Ahit” 80

“Kâfirlerin Bir Müslümanı Esir Edip, Kendileri ile

Savaşmayacağına Dair Yemin Aldıktan Sonra Bırakmaları” 81

“Müslüman Esirlerin Düşmanla Beraber

Başka Bir Düşman ile Savaşmaları” 82

“Mücahidlere Zarar Verecek Sırları İfşa Etmekten Korkan Bir Mücahidin

Esir Düştüğünde Kendisini Öldürmesinin Caiz Oluşu” 82

“Esirin Namazı” 84

“Bağlanmış ve Temizliğini Yapamayan Esirin Namazı” 84


“Esirin Kaçması” 85

“Müslüman Kadının Esir Oluşu” 85

“Esirlerin Hükmü” 85

“Mürted Esir” 87

“Esirin Bağlanması” 87

“Esirlerden biri İslam’a Girerse Müslümanların

“Onun Üzerindeki Mülkü Devam Eder” 87

“Bir Mücahid Müslümanları Kendilerine Kalkan Edinmiş Düşmana

Mermi Atıp ta Müslüman Öldürürse Hükmü Ne Olur?” 88

“Düşmana Saldırırken, Öldürülmemesi Gereken Birileri

Mücahidler Tarafından Öldürülürse Onlara Diyet Gerekmez” 89

“Darul Harb’de Hududların Tatbik Edilmesi” 89

“Sınır Boylarında Hadlerin Uygulanması” 90

“Savaşçılara Yardımcı Olanın Hükmü” 90

“Beldelerin Hükmü” 91

“Düşman Topraklarının Mübah Oluşu” 91

“Emirin ve Ferdin Verdikleri Eman” 91

“Bir Toplulukla Antlaşmaya Girdikten Sonra, Onlardan Birileri

Bu Antlaşmayı Bozarlarsa Hepsiyle mi Yoksa Anlaşmayı

Bozanlarlamı Ahdimiz Bozulmuş Olur?” 92

“Kâfirlerden Yardım İstemek” 92

“Mürtedlerden Yardım Almak” 93

“Sapık Fırkalardan Yardım Alma” 93


09

ÖNSÖZ

بمس هللا الرمحن ي الرح‏

Hamd; âlemlerin Rabbi, hâkimi ve düzene koyucusu olan Allah’a,

sevdiği ve razı olduğu gibi olsun. O’nu över, O’ndan yardım ister ve

O’ndan bağışlanma dileriz. Nefislerimizin şerlerinden ve amellerimizin

kötülüklerinden Allah’a sığınırız.

Salât ve selam efendimiz, önderimiz mücahidlerin komutanı rahmet

ve savaş peygamberi olan, Allah’ın mesajını taşıyan, emaneti yerine

getiren, ümmete nasihatta bulunan ve hakkıyla Allah yolunda

cihad eden Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem)’e, Ehl-i Beytine, Ashab-ı

Kiram’ına ve O’na kıyamete kadar tabi olan Mü’minlere olsun.

Allah-u Teâlâ kime hidayet vermişse onu saptıracak yoktur. Kimi

de saptırmışsa ona hidayet edecek yoktur.

Allah’tan başka ilah olmadığına, hiçbir ortağı olmadığına şahadet

eder, Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem)’in, O’nun kulu ve elçisi olduğuna

da şahitlik ederim.

“Ey iman edenler! Allah’tan, O’na yaraşır şekilde korkun ve ancak

Müslümanlar olarak can verin” (Âl-i İmrân, 102)

“Ey insanlar! Sizi bir tek nefisten yaratan ve ondan da eşini yaratan

ve ikisinden birçok erkekler ve kadınlar üretip yayan Rabbinizden sakının.

Adını kullanarak birbirinizden dilekte bulunduğunuz Allah’tan

ve akrabalık haklarına riâyetsizlikten de sakının. Şüphesiz Allah sizin

üzerinize gözetleyicidir” (Nisâ, 1)

“Ey iman edenler! Allah’tan korkun ve doğru söz söyleyin. Ki, Allah

işlerinizi düzeltsin ve günahlarınızı bağışlasın. Kim Allah’a ve Rasûlü’ne

itaat ederse büyük bir kurtuluşa ermiş olur” (Ahzâb, 70-71)

“Şüphesiz, sözlerin en doğrusu Allah’ın kelâm’ı, yolların en güzeli

Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem)’in, yolu ve işlerin en kötüsü


10

sonradan çıkarılanlarıdır. Sonradan uydurulup dine sokulan her yenilik

bid’at ve her bid’at sapıklıktır ve her sapıklık da ateştedir.” (Buhari,

Müslim, İbn Mâce, Nesaî)

Şehid Abdullah Azzam (rahimehullah) “Hurilerin Aşıkları” adlı kitabında

şu güzel sözleri söyler:

“Tarih boyunca bu ümmet rabbani akide ve bu akideyi yaymak

ve hayata hakim kılmak için dökülen kanlarla ayakta kalıp, yaşamıştır.

Bu ümmetin yaşaması için iki unsura ihtiyaç vardır… Âlimin

mürekkebi ve şehidin kanı. Eğer biz ümmetin tarihini hem âlimin

mürekkebi hem de kanı ile yazsak ne güzel olur… Böyle bir durumda

İslam tarihinin haritası; biri siyah diğeri kırmızı olmak üzere iki

renkle çizilmiş olur. Bundan daha güzel olanı ise hem kanın hem

de kalemin aynı kişi tarafından feda edilmesidir. Böyle bir durumda

yazıyı yazan el ile kan veren el aynı kişiye yani âlim bir şahsiyete ait

olmuş olur.

Bu ümmette rabbani âlimlerin ve şehitlerin sayısı ne kadar çok

artarsa; nesiller o oranda uykusundan uyanır ve gafletten kurtulur…

Tarihin satırları ancak kanla yazılır ve şeref sarayı ancak feda edilen

başlarla inşa edilir… İzzet ve şeref ancak feda edilen bedenler üzerinde

yükselip, anlamını bulur. Devletler ve toplumlar ancak örnek

modellerle ayakta durur.”

Değerli okuyucular, elinizde ki bu risale hayatını ilim okuma,

okutma, irşad, davet, tebliğ ve cihada adamış, rabbani ilim ehli mücahitlerden,

hayatını inşaAllah öyle zannederiz A.B.D. savaş uçaklarının

bombalamasıyla şehadetle kapatmış olan Şeyh Ebu Zeyd

El-Kuveyti’ye aittir. Horasan topraklarında cihad ederken bu risaleyi

cihad eden kardeşler için toparlamış, daha çok büyütmeye çalışmış

ancak şehadet emrine boyun eğdiği için risaleyi genişletme ve daha

değişik konulara girme imkanı bulamamıştır. Bu risalenin cihad ehli

kardeşlerimize faydalı olmasını diliyor, Şeyh’e sadakai cariye amellerinden

sayılmasını yüce Rabbimden niyaz ederim.

Ebu Sümeyye


Allah Yolundaki Mücahidin Kalesi 11

بمس هللا الرمحن ي الرح‏

Hamd âlemlerin Rabbi olan Allah’a salât ve selam efendimiz,

mücahidlerin komutanı Rasûlullah’a olsun.

Allah yolunda şehid olmak Allah dostlarının en yüksek mertebesidir.

Şehidler Allah’ın özel ve kendisine yaklaştırdığı kullarıdır.

Sıddıklık derecesinden sonra ancak şehadet gelir. Allah-u Teâlâ kullarından

şehidler edinmek ister. Allah’ın sevgisi ve rızası sebebiyle

kanları akıtılır. Allah’ın rızasını ve sevgisini kendi nefislerinin önüne

geçirirler. Bu dereceye ulaşmanın yolu da sebeplerin oluşması ve

düşmanın saldırısıyla oluşur” (İbnu’l Kayyim, Zadul Mead)

Müslümanları cihadtan nefret ettiren onları korkutan ve cihadı

sanki ölümmüş gibi tasavvur eden, kadınların dul çocukların yetim

olması olarak gösteren kişiler ile bu geçen hikmetli söz arasında ne

kadar büyük bir fark vardır.

| 1. mesele |

Allah’ın Sevabını Umarak Savaşan Kişi”

Allah-u Teâlâ şöyle buyurmuştur: “Allah, Allah yolunda çarpışıp

öldüren ve öldürülen mü’minlerden, karşılığı cennet olmak üzere,

mallarını ve canlarını satın almıştır. Bu O’nun üzerine, Tevrat, İncil

ve Kur’an’da vaadedilmiş olan bir haktır. Allah’dan daha çok ahdine

vefa gösterebilen kim vardır? Şu halde yapmış olduğunuz bu alışverişinizden

dolayı sevinin. İşte büyük kurtuluş budur.” (Tevbe, 111)

Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Genişliği

yerler ile gökler arası kadar geniş olan cennete kalkınız.” (Sahih-i

Müslim)

İbn-i Dakik (rahimehullah) der ki: Allah’ın sevabını ve sürekli olan

nimetini talep eden kişi, Allah yolunda cihad eden kişidir.


12

ebu zeyd el-kuveyti (hâlid el-huseynân)

| 2. mesele |

“Hastalık, Borç ve Fakirlikten Kurtulmak

İçin Şehadeti Talep Etmek”

İbn-i Nehhas (rahimehullah) der ki: Bu kişiye şehid denmeme ihtimali

vardır. Çünkü bu kişi Allah’a yaklaşmak ve Allah’ın dinini yüceltmek

kastını taşımamıştır. Şehid olma ihtimali de vardır. Çünkü

nefsini cihad yolunda feda etmiştir. Bu ihtimal daha yüksektir ancak

ihlaslı olarak canlarını feda eden şehidlerin mertebesine ulaşamaz.

| 3. mesele |

“Savaşımızdaki Akidemiz”

Allah-u Teâlâ şöyle buyurur: “Zafer, yalnızca mutlak güç ve hikmet

sahibi Allah katındandır.” (Âl-i İmrân, 126)

“Gevşeklik göstermeyin, üzüntüye kapılmayın. Eğer inanmışsanız,

üstün gelecek olan sizsiniz.”

“Eğer siz (Uhud’da) bir acıya uğradınızsa, (Bedir’de de düşmanınız

olan) o kavim de benzer bir acıya uğramıştır. O günleri biz insanlar

arasında döndürür dururuz (zaferi bazen bir topluma bazen öteki

topluma nasip ederiz.) Ta ki Allah, iman edenleri ortaya çıkarsın ve

aranızdan şahitler edinsin. Allah zalimleri sevmez.” (Âl-i İmrân, 139-

141)

“(Savaşta) onları siz öldürmediniz, fakat Allah öldürdü onları; attığın

zaman da sen atmadın, fakat Allah attı (onu). Ve bunu, müminleri

güzel bir imtihanla denemek için (yaptı). Şüphesiz Allah işitendir,

bilendir.” (Enfal, 17)

Mücahidlerin Şeyhi Dr. Abdullah Azzam (rahimehullah) der ki:

Şüphesizki nefisle yapılan cihad, mal ile yapılan cihaddan daha üs-


Allah Yolundaki Mücahidin Kalesi 13

tündür. Bundan dolayı Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) dönemindeki

Osman bin Affan ve Abdurrahman bin Avf (radiyallahu anhum) gibi

zengin sahabeler, cihaddan muaf tutulmamışlardır. Çünkü nefislerin

temizlenmesi ve ruhların terbiye edilmesi ancak savaş meydanlarına

katılmakla gerçekleşir.

| 4. mesele |

Mücahidin, Adil Olması Şartı Aranmaz”

Bera (radiyallahu anhu) der ki: Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’e

demirden zırhını kuşanmış bir adam geldi ve dedi ki: “Ey Allah’ın

Rasûlü (sallallahu aleyhi ve sellem) savaştıktan sonra mı Müslüman olayım?

Yoksa şimdimi Müslüman olayım?” Rasûlullah (sallallahu aleyhi

ve sellem) dedi ki: “Müslüman ol, sonra savaş.” Müslüman oldu, savaştı

ve öldürüldü. Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) dedi ki: “Çok az amel

işledi çok büyük sevap kazandı.” (Muttefekun Aleyh)

| 5. mesele |

“Oturan Âlimden Cihad İle İlgili Soru Sorulmaz”

Allah-u Teâlâ şöyle buyurur:

“Geride kalan kadınlarla beraber olmaya razı oldular, onların

kalplerine mühür vuruldu. Bu yüzden onlar anlamazlar.” (Tevbe, 87)

“Sorumluluk ancak, zengin oldukları halde senden izin isteyenleredir.

Çünkü onlar geri kalan kadınlarla beraber olmaya râzı oldular.

Allah da onların kalplerini mühürledi, artık onlar (neyin doğru olduğunu)

bilmezler.” (Tevbe, 93)

“Ama bizim uğrumuzda cihad edenleri elbette kendi yollarımıza

eriştireceğiz. Hiç şüphe yok ki Allah iyi davrananlarla beraberdir.”

(Ankebut, 69)

Süfyan bin Uyeyne, İbn-i Mubarek’e dedi ki: İnsanların bir konuda

ihtilaf ettiklerini görürsen sana cihad ehline gidip sormanı


14

ebu zeyd el-kuveyti (hâlid el-huseynân)

tavsiye ederim. Çünkü Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor: “Şüphesiz ki

onlara hidayet edeceğiz.”

İbn-i Teymiyye (rahimehullah) dedi ki: Cihad işleri, din konularını

iyi bilen kişilere sorulur. Cihad ile ilgili fetva verenin ahkâm çıkarabilmesi,

ihlaslı olması, savaşı ve ehlini iyi tanıması şartı vardır.

| 6. mesele |

“Zafer ve Hezimetin Sebepleri”

“Ey iman edenler! Herhangi bir topluluk ile karşılaştığınız zaman

sebat edin ve Allah’ı çok anın ki başarıya erişesiniz.”

Allah ve Rasûlü’ne itaat edin, birbirinizle çekişmeyin; sonra korkuya

kapılırsınız da kuvvetiniz gider. Bir de sabredin. Çünkü Allah

sabredenlerle beraberdir.” (Enfal, 45-46)

İbn-i Kayyım (rahimehullah) der ki: “Allah-u Teâlâ mücahidlere şu

beş şeyi emretmiştir. Bu şeyler mücahidler topluluğunda toplanırsa,

sayıları azda olsa zafer kazanırlar:

1. Sebat etmek,

2. Allah’ı Çokca anmak,

3. Allh ve Rasûlüne itaat etmek,

4. Çekişmemek

5. Sabretmek

| 7. mesele |

“Savaşmadan Önce Salih Amel İşlemek”

Ebu Derda (rahimehullah) der ki: “Sizler amellerinizle savaşıyorsunuz”

(Sahih-i Buhari)

Açıklaması: Salih ameller, savaşta ayakların sabit olmasına sebeptir.

Amellerin bereketi sebebiyle savaş, şekil kazanır ve bu ameller


Allah Yolundaki Mücahidin Kalesi 15

cihadın bir parçasıdır. Yani nasıl amel işliyorsak cihadımız o yönde

şekillenir.

| 8. mesele |

“Korkaklıktan Sakındırmak”

“…yoksa onlardan korkuyor musunuz? Eğer (gerçek) müminler iseniz,

bilin ki, Allah, kendisinden korkmanıza daha lâyıktır.” (Tevbe, 13)

Ebu Hureyre (radiyallahu anhu) dedi ki: Rasûlullah (sallallahu aleyhi

ve sellem)’i şöyle derken işittim: “Kişideki en kötü şer, aşırı bir cimrilik

ve kalbi yerinden söken korkaklıktır.” (Ebu Davud, El-Bani sahih demiştir.)

Açıklama: Bu hasletler kişinin savaş sırasında zayıflamasına ve

geride durmasına sebebiyet verir. Fakirlik korkusuyla Allah yolunda

malını infak etmez. Korkaklık kalbe hakim olunca da düşman karşısında

sebat gösteremez.

| 9. mesele |

Allah Yolunda Hizmet Etmenin Fazileti”

Enes (radiyallahu anhu) dedi ki: Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve sellem)

ile beraber bir seferdeydik. Aramızda oruçlular ve oruçlu olmayanlar

vardı. Oruçlu olanlar uzandılar, oruçlu olmayanlar ise çadırları

kurup, oradakilere su dağıttılar. Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve

sellem) dedi ki: “Oruçsuz olanlar ecri alıp götürdüler.” (Muttefekun Aleyh)

Açıklama: Oruç tutmayanlar hizmetleri sebebiyle çokça sevap

elde ettiler. Çünkü oruçlu olanlara ve olmayanlara hizmet ettiler.


16

ebu zeyd el-kuveyti (hâlid el-huseynân)

| 10. mesele |

Allah Yolunda Paylaşmak ve Kardeşini

Kendi Nefsine Tercih Etme”

“Kendileri zaruret içinde bulunsalar bile onları kendilerine tercih

ederler. Kim nefsinin cimriliğinden korunursa, işte onlar kurtuluşa

erenlerdir.” (Haşr, 9)

Ebu Said El-Hudri dedi ki: Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)

şöyle buyurdu: “Yanında fazla bineği olan bineği olmayana versin.

Yanında fazla azığı olan azığı olmayana versin.” Ebu Said dedi ki:

Birçok mal çeşidinden bahsedince, bizler yanımızda fazla bir mal

tutmanın caiz olmayacağını zannettik. (Sahih-i Müslim)

Ömer (radiyallahu anhu) dedi ki: Zayıf, arkadaşlarının emiridir.

Yani: seferde bineği zayıf olan kişi gözetlenir ve onun hızına göre yol

gidilir.

| 11. mesele |

“Kişinin İmamdan İzin İstemesi”

“Müminler, ancak Allah’a ve Rasûlü’ne gönülden inanmış kimselerdir.

Onlar, o Peygamber ile ortak bir iş üzerindeyken ondan izin

istemedikçe bırakıp gitmezler. (Rasûlüm!) Şu senden izin isteyenler,

hakikaten Allah’a ve Rasûlü’ne iman etmiş kimselerdir. Öyle ise, bazı

işleri için senden izin istediklerinde, sen de onlardan dilediğine izin

ver; onlar için Allah’tan bağış dile; Allah mağfiret edicidir, merhametlidir.”

(Nur, 62)

Cabir (radiyallahu anhu) dedi ki: Bir gazveden Peygamberimiz (sallallahu

aleyhi ve sellem) ile beraber dönüyordum. Yeni evlendiğim için

hızlı bir şekilde Medine’ye dönmek için izin istedim ve bana izin verdi.

(Muttefekun Aleyh)


Allah Yolundaki Mücahidin Kalesi 17

| 12. mesele |

“Tek Başına Sefer Etmek”

İbn-i Ömer (radiyallahu anhu) Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve sellem)’den

rivayet eder: “Benim bildiğimi insanlar bilmiş olsaydı kimse

tek başına gece vakti yolculuk yapmazdı.” (Sahih-i Buhari)

Şeyh İbn-i Useymin dedi ki: Bir insanın tek başına gece vakti

tenha yerlerde sefere çıkması doğru değildir. Çünkü sefer esnasında

hastalanabilir veya bayılabilir veya ona birileri saldırabilir veya daha

başka sakıncalı şeyler başına gelebilir. Yanında onu müdafaa edecek

kimse olmayınca onun için bu durum sakıncalı olur. Ancak günümüzün

aydınlık ve işlek olan yollarında tek başına bir yere gitmesinde

bir sakınca yoktur. Çünkü etrafında ona yardım edecek insanlar

bulunabilir. Dolayısıyla bu hâl yasak kapsamına girmez.

| 13. mesele |

“Korku Zamanında Dışarının Durumunu

Kontrol Etmek”

Enes (radiyallahu anhu) der ki: Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) insanların

en iyisi, en cömerdi ve en cesuruydu. Bir gece Medine halkı

korkuya kapılmış ve sesin geldiği yere bazı kişiler koşmuştu ancak

Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in kılıcı boynunda asılı bir vaziyette

Ebu Talha’nın çıplak olan atının üzerinde geldiğini ve insanlara

“Korkmayın! Korkmayın!” dediğini gördüm.

İmam Nevevi (rahimehullah) bu hadisin faydalarında şunları demektedir:

Bu olaydan Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in cesaretini

ve bu cesareti sebebiyle insanlardan önce sesin geldiği yere gittiğini,

durumu kontrol edip insanlar olay yerine varmadan durumu haber

vermesi ve geç kalmamak için çıplak ata bindiğini görmekteyiz. Bu

da kişinin korku hallerinde acele etmesinin meşruluğunu gösterir.

Ayrıca bu hadisten boynuna kılıç asmanın ve insanları sakinleştirmenin

müstehablığını da anlamaktayız.


18

ebu zeyd el-kuveyti (hâlid el-huseynân)

| 14. mesele |

“Savaşta Sarık Bağlamak ve Miğfer Giymek”

Cabir (radiyallahu anhu) der ki: Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve sellem)

Mekke’ye girdiği zaman başında siyah sarık vardı. (İbni Mace ve

El-Bani sahih demiştir.)

Enes (radiyallahu anhu) der ki: Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve sellem)

Mekke’ye girdiğinde başında miğfer vardı.

Miğfer, demirden olup, başı ok vs. şeylerden korur. Az önceki

rivayet, Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’in Mekke’yi fethettiğinde

ihramsız olarak başına miğfer giydiğini ve o şekilde Mekke’ye girdiğini

görüyoruz. Aslen Mekke’ye ihramsız girilmez ve ihramda baş

örtülmez. Ancak burada Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve sellem)’in

sebeplere sarıldığını görmekteyiz. Bu da tevekküldendir. Şüphesiz ki

Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) tevekkül edenlerin efendisidir.

Başına bir şey gelmesin diye o miğferi giymiştir.

| 15. mesele |

“Savaşta ‘Ben falan oğluyum bunu benden al!’

Diyerek Düşmana Darbe Vurmak”

Bera’dan (radiyallahu anhu) Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) Huneyn

gününde şöyle demiştir; “Ben Peygamberim! Yalan yoktur. Ben

Abdulmuttalib’in oğluyum!.” Bu sözden, savaş esnasında kişinin kendi

soyunu belli ettirmesinin caizliğini görmekteyiz.

Seleme (radiyallahu anhu) savaşta bir müşrike vururken, “Bunu

benden al, ben İbnul Ekva’nın oğluyum” demiştir. (Sahih-i Buhari)

İbn. Battal der ki: Ekva ok atıcılığında isabeti ile meşhur birisiydi.

Buna binaen cesareti ve savaştaki ustalığıyla bilinen kimselerle

Arapların iftihar etmesi aralarında bilinen bir adetleriydi.


Allah Yolundaki Mücahidin Kalesi 19

İbn-i Useymin der ki: Bir insanın savaşta kuvvetiyle, soyuyla ve

benzeri şeylerle iftihar etmesinde bir sakınca yoktur.

| 16. mesele |

Allah Yolunda Bir Kâfiri Öldürmek”

Ebu Hureyre (radiyallahu anhu) rivayet eder: Peygamberimiz (sallallahu

aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Bir kâfir ile onu öldüren kişi

ateşte ebediyen bir araya gelmez.” (Sahih-i Müslim)

Kadı İyaz der ki: Bu hadisten şu ihtimaller çıkar; Allah yolunda

bir kâfiri öldüren müminin günahları affedildiği için o kimse cehennem

ateşine girmez ve onun işlediği günahların cezası ateşin dışında

başka bir ceza ile verilir. Ya da kâfirlerin azap görecekleri yerlerde o

mümin azap görmez.

| 17. mesele |

“İnsanlar Savaşı Bıraktığı Zamanlarda

Tek Başına Cihad Eden Kişi”

“Artık Allah yolunda savaş. Sen, kendinden başkası (sebebiyle)

sorumlu tutulmazsın. Müminleri de teşvik et. Umulur ki Allah, kâfirlerin

gücünü kırar (güçleriyle size zarar vermelerini önler). Allah’ın

gücü daha çetin ve cezası daha şiddetlidir.” (Nisa, 84)

Şeyh Sa’di (rahimehullah) der ki: Bu hâl kulun en faziletli halidir.

Allah’a itaat ve cihad konusunda nefsini amel etmeye yönlendirmekle

beraber, başkasını da bu amele teşvik etmektedir. Bazen bir kulda

bu iki şey ya da ikisinden birisi yok olur. Bu sebeple Peygamberimiz

(sallallahu aleyhi ve sellem)’e şöyle emredilmiştir; “Allah yolunda savaş,

sen ancak kendinden sorumlusun” Yani; senin nefsinden başkasına

gücün yetmez. Dolayısıyla başkasının fiiliyle mükellef değilsin. Ve

sen müminleri savaşa teşvik et.


20

ebu zeyd el-kuveyti (hâlid el-huseynân)

İbn-i Abbas (radiyallahu anhu) Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve sellem)’den

rivayet eder: “Fitne zamanında insanların en hayırlısı atının

yularını tutup, Allah’ın düşmanlarını kovalayarak korkutan ve korkutulandır.

Ya da insanlardan uzak bir şekilde uzlete çekilip, Allah’ın

hakkını ödeyen kimsedir.” (Tirmizi hasen demiştir.)

İbh Hazm (rahimehullah) der ki: Küfür ehline karşı, fasık bir komutan

veya fasık olmayan, zorla veya normal şartlarla başa gelmiş olan

kişilerle beraber savaşılır. Tek başına gücü yeten kimseler yine tek

başlarına küfre karşı savaşabilirler.

| 18. mesele |

“Emire İtaat Etmek”

Ebu Hureyre (radiyallahu anhu) rivayet eder: Peygamberimiz (sallallahu

aleyhi ve sellem) şöyle buyurur: “Bana itaat eden Allah’a itaat etmiştir.

Bana isyan eden de Allah’a isyan etmiştir. Emirime itaat eden,

bana itaat etmiştir. Emirime isyan eden ise bana isyan etmiştir.” (Muttefekun

Aleyh)

Ali (radiyallahu anhu) rivayet eder: Peygamberimiz (sallallahu aleyhi

ve sellem) şöyle buyurur: “Allah’a isyan konusunda itaat yoktur. İtaat

maruf konularda yapılır.” (Muttefekun Aleyh)

| 19. mesele |

“Emire Nasihat Etmek”

Ebu Hureyre (radiyallahu anhu) rivayet eder: Peygamberimiz (sallallahu

aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Allah-u Teâla sizden üç şeyden

razı olur ve şu üç şeyi de sizin için kötü görür.: Allah’a ibadet etmenizi,

Ona hiçbir şeyi ortak koşmamanızı, toptan Allah’ın ipine sarılıp dağılmamanızı

ve Allah’ın başınıza geçirdiği emirlerinize nasihat etmenizden

razı olur. Sizin için (Kiyla ve Kal) Dedi dendi, çok soru sormayı

ve malı zayi etmeyi (israf etmeyi) kötü görür.” (Müslim)


Allah Yolundaki Mücahidin Kalesi 21

İbn-i Hacer (rahimehullah) der ki: Cemaat arasında fesat çıkartabilecek

sözleri sultana haber vermekte bir sakınca yoktur ve bu kötü

koğuculuk yapma konusuna da girmez.

| 20. mesele |

“Kâfir Bir Yakınını Öldüren Mücahid”

Allah’a ve ahiret gününe inanan bir toplumun -babaları, oğulları,

kardeşleri, yahut akrabaları da olsa- Allah’a ve Rasûlü’ne düşman

olanlarla dostluk ettiğini göremezsin. İşte onların kalbine Allah, iman

yazmış ve katından bir ruh ile onları desteklemiştir. Onları içlerinden

ırmaklar akan cennetlere sokacak, orada ebedî kalacaklardır. Allah

onlardan razı olmuş, onlar da Allah’tan hoşnut olmuşlardır. İşte onlar,

Allah’ın tarafında olanlardır. İyi bilin ki, kurtuluşa erecekler de sadece

Allah’ın tarafında olanlardır.” (Mücadele, 22)

İbn-i Kesir (rahimehullah) der ki: Bazı rivayetlerde şu anlatılmaktadır:

“Babaları dahi olsa” sözü Ebu Ubeyde hakkında söylenmiştir.

Çünkü Ebu Ubeyde Bedir savaşında kâfir olan babasını öldürmüştür.

“veya evlatları” Ebu Bekir hakkında söylenmiştir. Zira o gün oğlu

Abdurrahman’ı öldürmeye niyetlenmişti. “veya kardeşleri” Musab

bin Umeyr hakkında söylenmiştir. O gün kardeşi Ubeydullah bin

Umeyr’i öldürmüştür. “veya aşiretleri” Ömer hakkında söylenmiştir.

O gün Ömer dayısını öldürmüştür. Aynı şekilde bu söz Hamza, Ali

ve Ubeyde hakkında söylenmiştir. Zira onlar Utbe, Şeybe ve Utbe

oğlu Velid’i o gün öldürmüşlerdi. (Allah en iyisini bilir.)

Âlimler şu konuda ittifak etmiştir. Bir mücahid, yakını olan bir

kâfiri savaşta kendisine saldırsın veya saldırmasın direkt olarak öldürebilir.


22

ebu zeyd el-kuveyti (hâlid el-huseynân)

| 21. mesele |

Mücahidin Eşinden Uzak Durma Müddeti”

Ömer (radiyallahu anhu) ordu komutanlarına şunu yazmıştır; “Bir

askeri eşinden dört aydan fazla uzak tutmayınız.” (Beyhaki)

Bu içtihat Ömer’e (radiyallahu anhu) aitti. Zira bazı kadınlara şu soruyu

yöneltmişti; “Bir kadın kocasız ne kadar sabredebilir?” aldığı

cevaba binaen bu görüşe varmıştır.

Ahkâmul Mücahid isimli kitapta şu ibareler geçmektedir: “Bu

müddet mücahidin amirinin görüşüne bağlı olarak uzatılıp, kısaltılabilir.

Zaman, mekân ve hallerin bu konuya etkisi vardır. Bu meselenin

aslı amirlerin içtihadına bırakılır.”

| 22. mesele |

“Kayıp Mücahidin Nikâh ve Mirası”

Ömer (radiyallahu anhu) dedi ki: Bir kadın, kocasını yitirir ve nerede

olduğunu bilmezse dört sene bekler ve bu dört sene sonunda dört

ay on gün iddet bekler. (Beyhaki)

Kayıp: Bir şahıs kayıpsa ölümü dirimi veya nerede olduğu bilinmezse

o şahıs kayıp hükmündedir.

Kayıp kişilerin ölümüne hükmetme müddeti âlimler arasında

ihtilaf konusu olmuştur.

İmam Malik (rahimehullah) Hz.Ömer’in bu sözüne binaen kocasını

kaybeden kadın dört sene bekler, bu dört sene sonunda dört ay on

gün daha iddet bekleyip başkasıyla evlenebilir demiştir.


Allah Yolundaki Mücahidin Kalesi 23

Ebu Hanife, (rahimehullah) İmam Şafiîi (rahimehullah) ve İmam Malik’in

bir görüşüne göre müddet belirlenmez, her asrın kadısı (hakimi)

buna karar verir.

İbni Kudame El-Makdisi El-Muğni’de iki rivayet getirip, şu rivayeti

tercih eder; Kayıp olanın malı taksim edilmez, eşiyle evlenilmez

ta ki ölüm haberi kesinleşene kadar. Veyahut ta bir insanın en fazla

yaşayabileceği kadar bir müddet takdir edilir, bu müddet de kadının

içtihadına bağlıdır.

| 23. mesele |

“Gaziyi Cihada Göndermek ve Karşılamak”

Sa’d bin Yezid (radiyallahu anhu) dedi ki: Rasûlullah (sallallahu aleyhi

ve sellem) bir gazveden dönerken, halk veda tepesine giderek onu karşılamıştır.

(Ebu Davud, Tirmizi sahih demiştir.)

İbn-i Abbas (radiyallahu anhu) dedi ki: Peygamber (sallallahu aleyhi ve

sellem) Kab bin Eşref ’i öldürmeye giden ashabla beraber baki mezarlığına

kadar gitmiş ve onlara “Allah’ın ismi ile çıkınız. Allah’ım onlara

yardım et” diyerek dua ile uğurlamıştır.

Mücahidi uğurlama konusuna, onunla beraber, yardım ederek

pasaport ve vize alma, yol eşyalarını tedarik etme ve onları en son

ayrılacakları yere kadar götürme bu işin içerisine girmektedir.

Bu hadislerden şu manayı da çıkartabiliriz; mücahidlere yardım

etmek Amerika ve uşaklarının aradıkları kimseleri saklamak, korumak

ve onlara destek vermek bu konuya girmektedir. Allah’u teala,

muhacir ve mücahidlere destek veren ensarı şu ayeti ile övmüştür:

“İman edip de hicret edenler, Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla

cihad edenler ve (muhacirleri) barındırıp yardım edenler var ya, işte

onların bir kısmı diğer bir kısmının dostlarıdır. İman edip de hicret

etmeyenlere gelince, onlar hicret edinceye kadar size onların mirasından

hiçbir pay yoktur. Eğer onlar din hususunda sizden yardım


24

ebu zeyd el-kuveyti (hâlid el-huseynân)

isterlerse, sizinle aralarında sözleşme bulunan bir kavim aleyhine olmaksızın

(o müslümanlara) yardım etmek üzerinize borçtur. Allah

yapacaklarınızı hakkıyla görmektedir.” (Enfal, 72)

| 24. mesele |

Allah Yolunda Tozlanmanın Fazileti”

Aişe (radıyallahu anha) rivayet eder: Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)

Hendek günü gelip silahını bıraktı ve gusletti. Cibril (aleyhisselam)

geldi, başını toz kaplamıştı. Dedi ki: “Silahı bıraktın mı ? Vallahi ben

henüz silahımı bırakmadım.” Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve sellem)

dedi ki: “Nereye ?” dedi ki: “Şu tarafa diye gösterip, Kureyza oğullarına

doğru işaret etti.” Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve sellem)’de onlarla

savaşmak üzere yola çıktı.

Mühelleb (rahimehullah) dedi ki: Tozdan temizlenmek için gusül

almıştı. Allah yolunda tozlanmak, cihad etmenin alametidir. Peygamberimiz

(sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Allah yolunda

ayakları tozlanan kimseye cehennem ateşi dokunmaz.” Dikkat

edilirse Cibril (aleyhisselam) teberrüken kendisini tozdan temizlemememiştir.

Yukarıdaki hadisten şunu da anlarız: Peygamberimiz (sallallahu

aleyhi ve sellem) savaşa ancak Allah’ın izni ile çıkardı.

Yine şunu anlarız: Melekler Allah yolunda cihad edenlerle beraber

olurlar. İstikamet üzere oldukça onlara yardım ederler. Eğer

ihanet eder ve ganimetlerden çalarlarsa onlardan ayılırlar. (En iyisini

Allah bilir.)

| 25. mesele |

“Emirlik İstemenin Yasaklanması”

“İşte ahiret yurdu! Biz onu yeryüzünde böbürlenmeyi ve bozgunculuğu

arzulamayan kimselere veririz. (En güzel) âkıbet, takvâ sahiplerinindir.”

(Kasas, 83)


Allah Yolundaki Mücahidin Kalesi 25

Abdurrahman bin Semura (radiyallahu anhu) dedi ki: Rasûlullah

(sallallahu aleyhi ve sellem) bana şöyle buyurdu: “Ey Abdurrahman emirlik

isteme! İstemeden verilirse sana yardım olunur istediğin için sana

verilirse onunla başbaşa bırakılırsın.” (Muttefekun Aleyh)

Ebu Zer (radiyallahu anhu) dedi ki: Dedim ki; “Ey Allah’ın Rasûlü

(sallallahu aleyhi ve sellem) beni görevlendirmeyecek misin?” Eliyle

omuzuma vurdu ve dedi ki: “Ey Ebu Zer sen zayıf birisisin ve o bir

emanettir. Kıyamet gününde rüsvaylık ve pişmanlık sebebi olacaktır.

Ancak hakkı ile alıp, ona düşen görevi yerine getirenler müstesnadır.”

(Sahih-i Müslim)

İmam Nevevi (rahimehullah) dedi ki: Bu hadis emirlik/mesulluk

istemekten uzak durulması gerektiğini bildirir. Özellikle de bu görevi

yerine getiremeyecek zayıf kimseler için. Rüsvaylık ve pişmanlık

ise ona ehil olmayan kimseler içindir. Veyahutta bu işe ehil olup,

adil davranmayanları Allah-u Teâlâ kıyamet gününde zelil edip, onu

utandıracaktır. Bu kişi yaptığı eksiklikler sebebiyle de pişman olacaktır.

Bu işe ehil olup, adil olanlara gelince onlar için büyük fazilet

vardır. Bu konu ile ilgili birçok hadis gelmiştir. Bunlardan bir tanesi;

“Yedi sınıf insanı Allah-u Teâlâ kıyamet gününde gölgelendirecektir.

Onlardan birisi adil olan imamdır.” Yine başka bir hadiste; “adil

olanlar kıyamet gününde nurdan mimberlere oturacaklardır”

Ebu Musa der ki: Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurur:

“Vallahi bizler bu işe isteyen veya hırslı olanı getirmeyiz.” (Muttefekun

Aleyh)

Şöyle bir soru sorulabilir: Yusuf (aleyhisselam) Kral’a dedi ki: “Beni

yeryüzü hazinelerine başkan kıl. Şüphesiz ben koruyucu ve bilen birisiyim.”

bu ayette geçtiği üzere Yusuf (aleyhisselam) emirlik istemiştir. Bu

hâl yukarıdaki hadislerle çelişmiyor mu?

Cevap: İki şekilde bu soruya cevap verebiliriz;


26

ebu zeyd el-kuveyti (hâlid el-huseynân)

Bizden önceki şeriatlerde emirlik istenebiliyordu, ancak bizim

şeriatımızda emirlik istenmesi yasaklanmıştır.

Yusuf (aleyhisselam) yeryüzü hazinelerinin kaybolacağını, ihmal

edileceğini ve hakkı ile dağıtılmayacağını tahmin edince, insanların

açlık gibi bir felakete maruz kalmamaları için, kendisi de bu işe en

ehil kimse olduğundan bu görevi istemiştir.

İbn-i Useymin (rahimehullah) der ki: Osman bin Ebil As, Peygamber

efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem)’e: “Beni kavmime namaz kıldırmam

için imam yap” dediğinde Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve

sellem) de onu kavmine imam yapmıştır. Bu rivayetten şunu anlarız,

kişi emirlik istediğinde bunu isteme sebebini öğreniriz. Eğer bu işe

en ehil olduğu için istiyorsa, bunda bir sakınca yoktur.

| 26. mesele |

“Müdafaa Savaşı Hariç, Cihad İşleri

İmamın İçtihadına Bırakılmıştır”

Âlimler cihadı iki kısma ayırırlar: Taleb ve Savunma cihadı.

Talep Cihadı: kâfirlerle kendi yurtlarında savaşmaktır.

Savunma Cihadı: kâfirler islam diyarını işgal ettiği zaman onlara

karşı yapılan savaştır.

Bütün âlimler taleb cihadının ümmete farz-ı kifaye olduğunu

söylerler.

Savunma cihadı ise daha üst mertebededir. Çünkü talep cihadından

daha önemlidir. Hatta bütün ilim ehli, kâfirler Müslüman

beldelerine saldırdığında, imamdan izin alınamadığı vakitlerde onlara

karşı savaşmayı vacip görmüşlerdir.İbn-i Abbas (radiyallahu anhu)

dedi ki: Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Fetihten

sonra hicret yoktur. Ancak niyet ve cihad vardır. Savaşa çağrıldı-


Allah Yolundaki Mücahidin Kalesi 27

ğınızda icabet ediniz.” (Muttefekun Aleyh)

İmam Nevevi (rahimehullah) dedi ki: Mekke’den hicret kaldırılmıştır.

Çünkü Mekke fetihten sonra İslam diyarı olmuştur. Ancak deliller

hicretin kıyamete kadar olacağını ifade etmektedir.

“Ancak niyet ve cihad vardır” bunun anlamı, niyetimizin Allah

yolunda cihad etmek ve Allah’ın kelimesini yüceltmek olmasıdır.

“Savaşa çağrıldığınız zaman icabet ediniz.” Bu hâl cihadın farz-ı ayn

olduğu haldir. Eğer imam bir kimseyi veya bir topluluğu savaşa çağırırsa,

onlara icabet etmek farz olur. Aynı şekilde düşman bir İslam beldesine

girdiğinde veya savaş safında hazır olunduğunda savaşmak farz olur.

| 27. mesele |

“İstişare Etmek”

İbnu’l Kayyim (rahimehullah) dedi ki: İmamın daha doğru bir görüşe

varmak, emiri altındakilerin gönüllerini kazanmak, onların

kınamalarından sakınmak ve maslahatı bilmek amacı ile istişare etmesi

müstehabtır. Bu konuda Allah-u Teâlâ şöyle buyurur: “Onlarla

istişarede bulun.”

Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) Bedir gününde: “Ey insanlar

bana öneride bulununuz” demiştir.

İmam Nevevi (rahimehullah) der ki: Ebu Hureyre (radiyallahu anhu)

demiştir ki: Hiç kimseyi Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve sellem)’in ashabıyla

istişare ettiği kadar istişarede bulunduğunu görmedim.


28

ebu zeyd el-kuveyti (hâlid el-huseynân)

| 28. mesele |

“Emir Aciz Olduğunda Onu Azledip

Yerine Başkasını Tayin Etmek”

Malik bin Rahta dedi ki: Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve sellem)

bir seriyye gönderdi ve başlarına bir emir tayin etti. Fakat o emir

Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve sellem)’in verdiği emirleri yerine getirmedi.

Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) dedi ki: “Benim emrimi

yerine getirmeyen o adamı azledip, emrettiklerimi yapacak birini

seçmekten aciz mi kaldınız?!” (Ebu Davud, El-Bani hasen demiştir.)

Avnul Mabud kitabında şu ibare geçer: “Emrimi yerine getirmeyen”den

kasıt, ben birisini bir işe yönlendirir veya emrettiğimde

verdiğim görevi yerine getirmezse onu azlediniz, demektir.

| 29. mesele |

“Çok Faziletli Birisi Varken Az Faziletli

Olanı Emir Seçmenin Caizliği”

İbn-i Teymiyye (rahimehullah) dedi ki: Ebu Zer El-Gifari (radiyallahu

anhu) Halid bin Velid’den güvende ve doğrulukta daha üstün olmasına

rağmen Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) Ona dedi ki: “Ey

Ebu Zer ben seni zayıf birisi olarak görüyorum ve nefsime sevdiğimi

senin için de seviyorum. İki kişiye; emir ve yetimin malına da veli

olma.” Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) Ebu Zer’i emirlikten

ve sorumluluktan nehyetmiştir çünkü onu bu konuda yeterli görmemiştir.

Halbuki onun hakkında şöyle buyurmuştu: “Ebu Zer’den

daha doğru sözlü kimseyi ne yeşil yapraklar gölgelendirmiş, ne de

kuru topraklar 1 taşımıştır.”

1 “Yeşil yaprakların gölgelendirdiği ve kuru toprağın taşıdığı” bu sözden kasıt yeryüzüdür.

Yani yeryüzünde Ebu Zer kadar doğru sözlü bir kimse görülmemiştir.


Allah Yolundaki Mücahidin Kalesi 29

| 30. mesele |

“Emirin Bizzat Kendisinin Savaşa İştirak Etmesi”

Ebu Hureyre (radiyallahu anhu) der ki: Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve

sellem) şöyle buyurur: “İmam kalkandır, onun arkasında savaşılır ve

onunla korunulur. Eğer Allah’tan sakınmayı emreder ve adil olursa

buna karşın sevabı vardır. Adaletin dışında emrederse günahı ona

yüklenir.” (Sahih-i Müslim)

İmam Nevevi (rahimehullah) dedi ki: “imam kalkandır” yani korumadır.

Müslümanları düşmanın eziyetinden korur. İnsanların birbirlerine

zulmetmelerini engeller, İslam topluluğunu himaye eder ve

insanlar ondan sakınıp, cezalandırmasından korkarlar.

“Arkasında savaşılır” bundan kasıt, onunla beraber kâfirlere, asilere,

haricilere ve fesad yayan her türlü zalime karşı savaşmaktır.

Siyer ve rivayet âlimleri derler ki:

Gazve: Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’in bizzat katıldığı savaşa

denir. Bu savaşta adedin, çokluğu veya azlığı, çarpışmanın olması

veya olmaması fark etmez.

Seriyye: Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’in kendisinin bizzat

katılmadığı fakat ashabından bir grubu gönderdiği topluluğa denilmektedir.

Hz. Musa (aleyhisselam)’dan önceki Peygamberlerde cihad meşru

değildi. Durum şundan ibaretti; Peygamber kavmine gönderilir, onları

tevhide davet eder, halkı da bu davete karşı iki kısma ayrılırdı.

Çoğunluk davetini kabul etmezken azınlığı davetine icabet ederdi.

Allah-u Teâlâ, Peygamberine tabi olmayanları da helak ederek cezalandırırdı.

Tıpkı Semud kavmini ve birçok kavmi helak ettiği gibi.


30

ebu zeyd el-kuveyti (hâlid el-huseynân)

Hz. Musa (aleyhisselam)’dan itibaren Allah-u Teâlâ cihadı meşru

kılmış, iman edenler ile etmeyenler arasındaki savaş o tarihten itibaren

başlamıştır.

Gazvelerin en büyükleri yedi tanedir. Tarihi sıralamaya göre

bunlar; Bedir, Uhud, Ahzâb, Hayber, Mekke Fethi, Huneyn ve Tebuk

gazveleridir. Bu gazveler kuranda zikredilmiştir.

Muhammed bin İshak der ki: Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)

bizzat kendisi yirmi yedi gazveye katılmış ve bunlardan dokuz tanesinde

de savaşmıştır. Bunlar; Bedir, Uhud, Hendek, Kureyza, Mustalik,

Hayber, Mekke Fethi, Huneyn ve Taif savaşlarıdır.

Gönderdiği seriyyeler ise otuz sekiz tanedir.

| 31. mesele |

“Savaşta Çekişmenin, İhtilaf Etmenin Kötülüğü ve

Emire İsyanın Cezası”

Allah ve Rasûlü’ne itaat edin, birbirinizle çekişmeyin; sonra korkuya

kapılırsınız da kuvvetiniz gider. Bir de sabredin. Çünkü Allah

sabredenlerle beraberdir.” (Enfal, 46)

Said bin Ebi Burde babasından o da dedesinden rivayet eder:

Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) Muaz ve Ebu Musa’yı Yemen’e gönderdiği

zaman onlara şöyle dedi: “Kolaylaştırın, zorlaştırmayın müjdeleyin,

nefret ettirmeyin birbirinize tenezzül edin ve ihtilafa düşmeyin”

(Sahih-i Müslim)

İmam Nevevi (rahimehullah) der ki: Rasûlullah efendimiz (sallallahu

aleyhi ve sellem) bu hadisinde her bir lafzı zıddı ile beraber toplamıştır.

Çünkü kişi ikisini bir vakitte işleyebilir. -yani önce kolaylaştırıp

sonra zorlaştırabilir- Eğer bir sözle yetinmiş olsaydı misalen “kolaylaştırın”

demiş olsaydı duyan kişi belki bir kere veya birkaç kere kolaylaştırır

ve çoğu hallerinde zorlaştırabilirdi. Ancak “zorlaştırmayın”

deyince bu bütün hallerde zorlaştırmayı bırakması gerektiğini anlar.


Allah Yolundaki Mücahidin Kalesi 31

Bera bin Azib (radiyallahu anhu) dedi ki: Peygamber efendimiz (sallallahu

aleyhi ve sellem) Uhud gününde elli okçuyu tepeye yerleştirdi ve

onlara dedi ki: “eğer kuşların bizleri kaptıklarını dahi görseniz, size

haber göndermedikçe yerinizden ayrılmayın. Düşmanı hezimete uğrattığımızı

ve onları çiğnediğimizi görürseniz yine de size haber göndermeden

yerinizden ayrılmayın.” (Ebu İshak’ın Siyer Kitabından)

Okçular, yerlerini terk etmeleri ve emirlerine isyan etmeleri sebebiyle

galibiyete doğru giden savaş, yenilgiye dönüşmüştür.

| 32. mesele |

“Emirin, Askerlerini Koruma Konusu”

İbn-i Ömer (radiyallahu anhu) Rasûlullah efendimizin (sallallahu aleyhi

ve sellem) şöyle buyurduğunu rivayet eder: “Her biriniz çobansınız ve

her biriniz güttüklerinizden sorumlusunuz.” (Muttefekun Aleyh)

Âlimler derlerki; Çoban, koruyucu, güvenilir ve yaptığı işin selametini

düşünen kişidir. Buna binaen insanlardan bir grubu yöneten

her bir emir, adil olmakla dünya ve dini maslahatlarını gözetlemek

ve korumakla sorumludur.

Ömer bin Hattab’ın (radiyallahu anhu) ordu komutanlarına yazdığı

mektupta şunlar geçmektedir: “Bera bin Malik’i İslam ordusunun

başına geçirmeyiniz zira o askerleri helaka götürür.”

| 33. mesele |

“Çocukların Savaşması”

Abdullah bin Ömer (radiyallahu anhu) dedi ki: Uhud gününde on

dört yaşındayken Rasûlullah’a (sallallahu aleyhi ve sellem) savaşmam için

arz edildim ancak o kabul etmedi. Hendek günü on beş yaşındayken

arz edildiğimde beni kabul etti. (Muttefekun Aleyh)


32

ebu zeyd el-kuveyti (hâlid el-huseynân)

Âlimler, silah taşıyabilecek ve onu kullanabilecek güce sahip

olan her bir çocuğun savaşa çıkarılmasında bir beis yoktur demişlerdir.

| 34. mesele |

“Emirin Ordusunu Geriden Takip Etmesi”

Cabir bin Abdullah (radiyallahu anhu) der ki: Peygamberimiz (sallallahu

aleyhi ve sellem) savaşa giden ordunun arkasında gider, zayıf olanlara

yardım ve dua eder, bineği olmayanları da yanına bindirerek

onlara yardımcı olurdu. (Sahih-i Müslim)

Emirin ordunun arkasında gitmesinin hikmeti, ordudan geriye

kalanlara yardımcı olmak, kaybolmalarını engellemek, kaçmak ve

hezimete uğrayanları durdurmak içindir.

Cabir bin Abdullah (radiyallahu anhu) zayıf bir devenin üzerinde

sefer ederken Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) onu geride bırakan

bu deveye vurmuş ve dua etmiştir. Sonra Cabir’in devesi diğer develer

gibi yürümeye başlamış hatta onları da geçmiştir.

Her bir Müslüman seferde arkadaşlarına yardımcı olmalı ve ihtiyaçlarını

gidermelidir. Bu edep Nebevi Sünnet’ten öğrendiğimiz

edeplerden birisidir.

| 35. mesele |

“Emire ve Askerlerine Tembihte Bulunmak”

Bureyde (radiyallahu anhu) dedi ki: Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)

bir emiri seriyyenin başına tayin ederken ona, kendi nefsi ve

emiri altındaki müminler için Allah’tan korkmasını tavsiye ederdi.

Onlara şöyle derdi; “Allah’ın adıyla ve Allah yolunda Allah’ı inkar

edenlere karşı savaşınız. İhanet etmeyiniz, ganimet malından çalmayınız,

ölülerine zulüm 2 etmeyiniz ve çocukları öldürmeyiniz.” (İbn-i

Mace, El-Bani sahih demiştir.)

2 Zulüm’den kasıt arapça da “Temsil” olarak geçen, ölünün uzuvlarının kesilmesi

ve yüz şeklinin değiştirilmesidir.


Allah Yolundaki Mücahidin Kalesi 33

| 36. mesele |

“Emirin Değişik İşlerle Görevlendirdiği

Kimseleri Hesaba Çekmesi”

Humey es Saidi (radiyallahu anhu) dedi ki: Peygamber efendimiz

(sallallahu aleyhi ve sellem) Süleymoğlullarının sadakalarını toplamak

üzere İbn-i Lütbiye’yi görevlendirmişti. İbn-i Lütbiye’nin bu görevinden

sonra Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) ona, verdiği görevi

sormuştur. O da şöyle demiştir: “Bu mallar size ait, bu mallar da

bana hediye edilmiştir.” Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle

buyurdu: “Doğru sözlü isen, annenin veya babanın evinde oturmuş

olsaydın yine de bu hediyeler sana gelir miydi?” (Sahih-i Buhari)

| 37. mesele |

“Cihadın En Azı Senede Bir Defa Yapılmasıdır”

Kurtubi (rahimehullah) der ki: Emirin, Müslümanları en az senede

bir gazveye çıkarması vaciptir. Emirin kendisi bizzat onlarla beraber

gazveye çıkar, ya da güvendiği kimseyi kendi yerine gönderir. Savaştığı

kâfirleri İslam’a davet eder, gittiği yerde Allah’ın dinini hakim

kılar ve düşmanın ya İslam’a girmesini ya da cizye ödemesini sağlar.

| 38. mesele |

“Düşmanla Karşılaşmayı İstemenin Yasak Olması”

Abdullah bin Ebi Evfa (radiyallahu anhu) dedi ki: Peygamberimiz

(sallallahu aleyhi ve sellem) düşmanla karşılaştığı bir günde güneşin öğle

vakti batıya doğru kayması için beklemiş, sonra insanlar arasında

kalkıp şöyle demiştir; “Ey insanlar düşmanla karşılaşmayı temenni

etmeyiniz. Allah’tan afiyet dileyiniz ve onlarla karşılaştığınız zaman

ise sabrediniz.” (Sahih-i Buhari)


34

ebu zeyd el-kuveyti (hâlid el-huseynân)

Rasûlullah efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) düşmanla karşılaşmayı

istemeyi yasaklamıştır. Çünkü durumun hangi yönde seyredeceğini

ve hangi hallere düşüleceğini insanlar bilemezler. Bu konudan

şunu da anlamaktayız ki; insanın kendi nefsine ağır gelecek şeyleri

temenni etmesi de yasaklanmıştır. Bu sebeple selefi salihin fitnelerden

ve imtihanlardan uzak olmayı dilerlerdi. Çünkü insanlar belaya

karşı sabretmede değişiklik arz ederler. Kimisi sabredebilirken kimisi

de isyan edebilir. Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) döneminde bir

adam yaralanmış ve çektiği acıya dayanamayıp intihar etmiştir.

Ebu Bekir Sıddık (radiyallahu anhu) der ki: Belaya uğrayıp sabretmektense

beladan muaf tutulup şükretmeyi tercih ederim.

Ali bin Ebi Talib (radiyallahu anhu) oğluna şu vasiyette bulunmuştur;

Ey evladım kimseyi savaşta mübarezeye 3 çağırma, ama seni mübarezeye

çağıran olursa icabet et. Çünkü o haddini aşandır. Allah-u

Teâlâ haddini aşan kimselere karşı müminlere yardım edeceğini

vaad etmiştir.

İmam Nevevi (rahimehullah) der ki: Düşmanla karşılaşmak yasaklanmıştır.

Çünkü bunda kibir ve nefse olan tevekkül yatmaktadır. Ve

bu kendi kuvvetine güvenmektir. Bu şekliyle düşmana önem vermez

ve bu da düşmana karşı tedbir alması gerektiği yerde tedbir almadığını

gösterir.

Allah’tan afiyet dileyiniz” manası: hem dünyada hem de ahirette

kötü hallerden uzak olmayı Allah’tan talep etmek demektir.

“Düşmanla karşılaşınca sabrediniz” manası: savaşta sabretmeye

yönelik teşvik vardır. Ve sabretmek savaşın en önemli dayanaklarından

bir tanesidir.

“Ey iman edenler! Herhangi bir topluluk ile karşılaştığınız zaman

sebat edin ve Allah’ı çok anın ki başarıya erişesiniz. Allah ve Rasûlü’ne

itaat edin, birbirinizle çekişmeyin; sonra korkuya kapılırsınız da kuv-

3 Savaş başlamadan önce iki ordudan da birer kişinin çıkıp teke tek çarpışmasıdır.


Allah Yolundaki Mücahidin Kalesi 35

vetiniz gider. Bir de sabredin. Çünkü Allah sabredenlerle beraberdir.”

(Enfal, 45-46)

| 39. mesele |

“Savaşanlara Hizmet Etmeleri Amacıyla

Çocukları Savaşa Götürmek”

Enes bin Malik (radiyallahu anhu) dedi ki: Rasûlullah (sallallahu aleyhi

ve sellem) Ebu Talha’ya dedi ki: “Çocuklarınızdan bir çocuğu bana

bulup getir ki bana Hayber Savaşı’nda hizmet etsin.” Enes bin Malik

devamla şöyle dedi: Ebu Talha beni ergenlik çağına yaklaştığım bir

dönemimde Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’e hizmet etmem üzere

onun yanına götürdü. Ona hizmet etmeye başladım. Bineğinden

indiği zaman şöyle dua ettiğini duyardım: “Allah’ım üzüntüden ve

kederden, acizlikten ve tembellikten, cimrilikten ve korkaklıktan, çokça

borçlanmaktan ve düşmana yenilmekten sana sığınırım” (Sahih-i

Buhari)

Bu hadisten şu anlaşılır: ücret ödemeden bir çocuk bir âlime

veya din imamına hizmete verilebilir. Çünkü Enes’in bu hadisinde

Enes’in hizmet karşılığı ücret almadığı görülmektedir.

| 40. mesele |

“Zayıf Kimseler Sebebiyle Zafere Ulaşmak”

Ebu Derda (radiyallahu anhu) Rasûlullah efendimiz (sallallahu aleyhi ve

sellem)’in şöyle buyurduğunu nakleder: “Bana zayıfları getiriniz zira

zayıflarınız sebebiyle rızıklanır ve yardım olunursunuz.” (Ebu Davud,

El-Bani sahih demiştir.)

Nesaî’nin rivayetinde şöyle gelmektedir: “Onların duası, doğrulukları,

namazları ve ihlasları sebebiyle rızıklanır ve yardım olunursunuz.”


36

ebu zeyd el-kuveyti (hâlid el-huseynân)

Onlarda ibadet ve ihlas olup dünya meşguliyetinden ve lezzetlerinden

uzak olmaları sebebiyle ibadete daha çok yönelirler bu sebeple

duaları kabul edilmeye daha fazla layıktır.

Kalpleri dünyaya bağlı olmayan, ibadetle ve duayla meşgul olan

kimseler bir orduda bulunurlarsa o ordu zafer kazanmaya daha çok

layık olur. Çünkü onların kalpleri saftır ve Allah’a karşı ihlas içerisindedir.

| 41. mesele |

“Kur’an-ı Kerim İle Düşman Topraklarına

Girmenin Yasaklanması”

İbni Ömer (radiyallahu anhu) Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve sellem)’den

rivayet eder: Peygamberimiz, Kur’an-ı Kerim ile düşman toprağına

sefer edilmesini yasaklamıştır. (Muttefekun Aleyh)

İmam Nevevi (rahimehullah) der ki: Kur’an-ı Kerim’in düşmanların

eline geçme korkusu varsa Kur’an ile düşman topraklarına girilmesini

fakihler haram görmekteler. Ama düşmana mektup yazarken

o mektubun içerisine bir iki ayet yazılmasında bir beis yoktur. Ebu

Sufyan rivayet eder: Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) Rumların Kralı

Hirakl’a mektup yazarken, “Ey kitap ehli aramızda ve aranızdaki

ortak kelimeye geliniz…” ayetini de yazmıştır.

| 42. mesele |

“Mücahidlere Verilmeyen/Satılmayan Yiyeceği

Zorla Almanın Caizliği”

Ukbe bin Amir (radiyallahu anhu) dedi ki: Rasûlullah (sallallahu aleyhi

ve sellem)’e dedik ki: “Bizleri bir yerlere gönderiyorsun, bir kavme

misafir oluyoruz ancak onlar bizleri misafir etmiyorlar. Bu halde ne

yapmamız lazım?” dedi ki: “Eğer bir kavmin yanına gider ve misafire

ikram edilmesi gereken şeyi size ikram ederlerse onu kabul ediniz. An-


Allah Yolundaki Mücahidin Kalesi 37

cak bunu yapmazlarsa misafirin hak ettiği şeyi onlardan alabilirsiniz.”

(Sahih-i Müslim)

Tirmizi (rahimehullah) dedi ki: Bu hadisin manası: Ashab-ı kiram

savaşa çıkarlardı. Bazı kavimlerin yanından geçerler ve yemek almak

isterler ancak alamazlardı. Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) onlara

dedi ki: “Eğer sizlere satmazlarsa onlardan zorla alma mecburiyetinde

kalırsanız zorla alınız.”

Hz. Ömer (radiyallahu anhu) askerlerine böyle yapmalarını emrederdi.

Yine hadisten şu anlaşılır: Herhangi bir misafir, bir yere konuk

olur ve ikram edilmezse ihtiyacı kadar onlardan yiyecek alabilir. Bu

konuda ona bir günah yoktur. (Hakim, Ebu Hureyre’den rivayet etmiştir.

İmam Zehebi ve El-Bani bu rivayeti doğrulamışlardır.)

Misafire ikram etmenin vacip olduğunu İmam Ahmed ve İmam

Leys söylemiştir. İbn-i Recep ve Şevkani de bu görüşü tercih etmekteler.

Ancak cumhur misafire ikram etmenin vacip değil sünnet olduğunu

söylemektedir.

“Misafire ikram etmek hem köylüye hem de şehirliye gerekir mi?”

Meselesinde İmam Şafiî ikisine de gerekli görürken İmam Malik ve

İmam Suhnun ikram etmenin köy halkına gerekli olduğunu şehir

halkına gerekmediğini söylemekteler. Zira şehirlerde oteller ve benzeri

kalabilecek mekânlar bulunmakta ve yiyecekler satılmaktadır.

Meyvesi olan bir bahçeden geçen kimse o meyvelerden yiyebilir

mi?

Cevap: O bahçeden geçen kimse şu şartlar dahilinde meyvelerden

yiyebilir:

O bahçenin üzerinde/önünde duvar veya bekçi olmaması lazım.


38

ebu zeyd el-kuveyti (hâlid el-huseynân)

Meyveler toplanmış halde değil, ağaçlarda veya yerlere dökülmüş

olmalıdır.

Ağaçlara tırmanmamalı sadece elle uzanıp alınmalıdır.

Yediğinin haricinde, toplayıp yanında götürmemelidir.

Âlimlerin geneline göre yiyecek olan kişinin buna muhtaç olması

gerekir.

Eğer bu şartlardan bir tanesi ihlal edilirse yenmesi caiz olmaz.

| 43. mesele |

“Gazveden Dönmenin Sevabı”

Abdullah bin Amr dedi ki: Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle

buyurmuştur: “Savaştan dönmek gazve etmek gibidir.” (Ebu Davud,

El-Bani sahih demiştir.)

Manası: Burada savaştan geri dönmekten kasıt, yapılan operasyondan

geri dönmektir. Gidişine ve dönüşüne sevap verilir. Bunun

misali camiye giden kimsenin aldığı sevabı dönüşünde de alması

gibidir. Cihad’dan dönerken yolda ölecek olursa o Allah yolunda ölmüş

sayılır.

| 44. mesele |

“Yürüyüşte Acele Etmek”

Ebu Humeyt (radiyallahu anhu) rivayet eder: Peygamberimiz (sallallahu

aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Ben Medine’ye acele ederek

döneceğim. Kim benimle beraber acele etmek isterse yanımda gelebilir.”

(Sahih-i Buhari)

Ebu Hureyre (radiyallahu anhu) dedi ki: Rasûlullah (sallallahu aleyhi

ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Sefer, azaptan bir parçadır. Zira sizden


Allah Yolundaki Mücahidin Kalesi 39

birinizin uykusunu, yeme ve içmesini men eder. Sizden birisi işini bitirdikten

sonra ehline dönmekte acele etsin” (Sahih-i Buhari)

İmam Nevevi (rahimehullah) dedi ki: Bu hadisin manası: Kişi işini

bitirdikten sonra gecikmeden ehline dönmesi müstehabdır.

| 45. mesele |

“Savaşçıların Yaptıklarıyla Övünmeleri”

Abdullah bin Abbas (radiyallahu anhu) der ki: Ali (radiyallahu anhu)

Uhud günü bükülmüş olan kılıcıyla eve geldi. Fatıma’ya dedi ki: “İşte

bu kılıç bana merhem oldu.” 4

Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) dedi ki: “Eğer sen kılıcınla güzel

vurduysan Sehl bin Hanif, Ebu Dücane, Asım bin Sabit ve Haris

bin Samme de güzel vurmuştur.” (Hakim, Buhari’nin şartına göre Sahihtir.)

| 46. mesele |

“Savaş Karşılıklıdır”

“Eğer siz (Uhud’da) bir acıya uğradınızsa, (Bedir’de de düşmanınız

olan) o kavim de benzer bir acıya uğramıştır. O günleri biz insanlar

arasında döndürür dururuz (zaferi bazen bir topluma bazen öteki

topluma nasip ederiz.) Ta ki Allah, iman edenleri ortaya çıkarsın ve

aranızdan şahitler edinsin. Allah zalimleri sevmez.” (Âl-i İmrân, 140)

Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Savaş

karşılıklıdır.” (Sahih-i Buhari)

4 Bundan kasıt: “içimi soğuttu, beni huzura kavuşturdu” manasındadır.


40

ebu zeyd el-kuveyti (hâlid el-huseynân)

| 47. mesele |

“Savaş Hiledir”

Cabir bin Abdullah (radiyallahu anhu) rivayet eder: Rasûlullah (sallallahu

aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Savaş hiledir.” (Sahih-i Buhari)

İmam Nevevi (rahimehullah) der ki: Âlimler antlaşmayı bozmamak

ve verilen sözü çiğnememek kaydıyla imkân dahilinde her türlü hileye

başvurulmasını caiz görürler.

| 48. mesele |

“Uzak Düşman İle Savaşmak”

İmam Şafiî (rahimehullah) dedi ki: Eğer düşmanların durumu birbirine

karışır ve biri diğerinden daha tehlikeli veya yapılacak savaş

ona daha tesirli olacak ise uzak dahi olsa onun seçilmesinde bir sakınca

yoktur. Ve bu durum zaruret dahilinde uygulanır. Zaruret hali

yoksa uygun değildir.

Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve sellem)’e Haris bin Ebi Dirar’ın

Peygamberimizle savaşmak için adam topladığı haberi ulaşır. Peygamberimiz

bu haberi duyunca yakınında düşman olmasına rağmen

yakınındaki düşmanı bırakıp, gidip uzakta olan Haris bin Ebi Dirar’a

karşı savaşmıştır.

Aynı şekilde Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve sellem)’e karşı Halid

bin Ebi Sufyan’ın adam topladığı haberi gelince, Peygamberimiz

(sallallahu aleyhi ve sellem) yakınında düşman olmasına rağmen, İbni

Uneys’i Halid bin Ebi Süfyan’ı öldürmesi için gönderir.

| 49. mesele |

“Perşembe Günü Yola Çıkmanın Müstehablığı”

Kab bin Malik (radiyallahu anhu) rivayet eder: Peygamberimiz (sallallahu

aleyhi ve sellem) Tebük Savaşı’na Perşembe günü çıkmıştır ve Perşembe

günleri sefere çıkmayı severdi. (Sahih-i Buhari)


Allah Yolundaki Mücahidin Kalesi 41

| 50. mesele |

“Kendilerine İslam Daveti Ulaşmış Olan

Bir Topluluğa, Saldırılacağı Haberi Verilmeden

Saldırmak”

İbn-i Ömer (radiyallahu anhu) der ki: Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve

sellem) Mustalik oğullarına haber vermeden saldırmış, savaşanlarını

öldürüp, çoluk ve çocuklarını köle olarak almıştır. (Muttefekun Aleyh)

O gün annemiz Cuveyriye’de (radıyallahu anha) Müslümanların eline

geçmiştir.

Bu hadisten iki mesele çıkartılmaktadır:

Hadis bir küfür topluluğunun kendilerine İslam daveti ulaştıktan

sonra, uyarılmadan gaflet anında iken saldırılabileceğine işarettir.

İbn-i Munzir der ki: Bu ilim ehlinin çoğunluğunun görüşüdür.

Bu manada birçok rivayet gelmektedir. Misalen: Kab bin Eşref ve Yahudi

olan İbn-i Hakik’in öldürülmesi kıssası gibi.

Bu hadiste: “batı alemini ve Amerikalıları İslam’a davet etmek,

onları öldürmekten daha iyidir” diyenlere bir reddiye vardır. İlmi

çarptıran bu kimseler, zahiren davetin faziletini gösteren hadisleri

öne sürerek davetin savaşmaktan daha hayırlı olduğunu savunurlar.

Bizler, Allah’a davet etmenin faziletini inkâr edecek değiliz. Fakat

Yahudiler gibi delilleri birbirine çarptırarak hoşumuza giden

delilleri öne sürerek İslam’ın tahrif edilmesine karşıyız. Tabi ki bu

meselede tercih edilen görüş, kâfirlerle savaşmadan önce onlara davetin

götürülmesidir. Ancak onlar daveti reddettikten sonra hiçbir

değerleri kalmaz ve istediğimiz vakitte onlarla savaşabiliriz.

Yine göz ardı edilmemeli ki bu ihtilaf talep cihadında geçerlidir.

Ancak, savunma cihadında ister kendilerine davet ulaşmış olsun

ister olmasın her hâlükârda onlara karşı savaşmak ve onları defet-


42

ebu zeyd el-kuveyti (hâlid el-huseynân)

mek bizlere vaciptir. Bu sözlerin benzerini Muhammed bin Hasen

es-Seyr kitabında ve İbnu’l Kayyim’da Zimmet Ehlinin Ahkâmı adlı

kitabında zikreder

“Çoluk ve çocuklarını köle olarak almıştır” sözüne gelince;

Arapların köle olarak alınabileceğine dair delildir. Çünkü Mustalik

Oğulları Arap idiler. Cumhuru ulema bu konuda hemfikirdirler

Bazı âlimler, Arapların köle alınamayacağını savunurlar. Fakat

onların itimat edebilecekleri sağlam bir delilleri yoktur. Siyer ve gazvelerin

anlatıldığı kitapları inceleyenler, Peygamberimiz (sallallahu

aleyhi ve sellem)’in kitap ehlinin dışında Araplardan Hevazin ve Mustalik

Oğullarından köle aldığını göreceklerdir.

| 51. mesele |

“Küfür, Öldürmekten Daha Şiddetlidir”

İbn-i Teymiyye (rahimehullah) dedi ki: İnsanların ıslahı için, insanlardan

ne kadar öldürülmesi gerekiyorsa Allah-u Teâlâ buna izin

vermiştir. O şöyle buyurmaktadır; “Fitne öldürmekten daha büyüktür”

manası ise: Öldürmekte şer ve fesat varsa, kâfirlerin yaydıkları

şer ve fesatlar da daha büyük kötülükler vardır.

| 52. mesele |

“Bir Yere Sefer Yapılacağı Zaman Başka

Bir Yerin İşaret Edilmesi”

Kab bin Malik (radiyallahu anhu) der ki: Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve

sellem) birçok gazvesinde asıl gideceği yeri bildirmez, kinaye 5 yoluyla

başka bir yere saldıracakmış gibi hareket ederdir. (Sahih-i Buhari)

5 Gerçek maksadını açığa çıkarmamak için her yöne çekilebilecek söz ve fiillerde

bulunup maksadın gizlenmesidir.


Allah Yolundaki Mücahidin Kalesi 43

Bu hadisten şunu anlıyoruz: Müslümanların emniyeti için ve

kâfirleri ansızın, hazırlıksız bir şekilde yakalamak için asıl gidilecek

yeri gizleyip, sanki başka bir yere sefer düzenlenecekmiş gibi davranılması

caizdir.

| 53. mesele |

“Ben Korkuyla Desteklendim Hadisi”

Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Benden

önceki ümmetlere verilmeyen beş şey bana verilmiştir; bir aylık mesafeden

korku ile desteklendim, yeryüzü bana mescid ve temizlenme

yeri kılınmıştır…” (Sahih-i Buhari)

Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve sellem)’in düşmanlarının kalplerine

Allah-u Teâlâ korku indirmiş, bir aylık mesafede olmalarına

rağmen düsmanları O’ndan (sallallahu aleyhi ve sellem) korkar ve çekinirlerdi.

Bir aylık mesafe denmesinin sebebi ise, çünkü Peygamberimiz

(sallallahu aleyhi ve sellem)’in en uzak düşmanı ile arasında bir aylık bir

mesafe vardı. Bu özellik Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve sellem)’e aitti

hatta tek başına olsa bile kâfirler O’ndan korkarlardı.

Soru: Bu korku sadece Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’e mi ait,

yoksa ümmette bu özelliğe dâhil edilebilir mi?

Cevap: Görünen o ki bu özellik Peygamberimiz (sallallahu aleyhi

ve sellem)’in ümmetine de verilmiştir. Çünkü hadisten de anlaşıldığı

üzere daha önceki ümmetlere yasaklanmış olan şeylerin hem kendisine

hem de ümmetine helal sayılması, korkunun da Rasûlullah

(sallallahu aleyhi ve sellem) ile ümmeti arasında ortak bir özellik olduğunu

işaret etmektedir.

Mesela; ganimetler daha önceki ümmetlere helal değildi. Fakat

daha sonra hem Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) efendimize hem


44

ebu zeyd el-kuveyti (hâlid el-huseynân)

de ümmetine helal edilmiştir. Korkunun da Rasûlullah (sallallahu aleyhi

ve sellem) efendimiz ile ümmeti arasında müşterek olması Allah-u

Teâlâ’nın bu ümmete rahmet ettiğinin bir göstergesidir.

| 54. mesele |

“Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in

Savaş Şekli”

Numan bin Mukrin (radiyallahu anhu) der ki: Rasûlullah (sallallahu

aleyhi ve sellem) ile beraber savaşa katıldım. Günün başında savaşa girmeyecek

olsa, Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) güneşin meyil etmesi,

rüzgârın esmesi ve yardımın inmesi için savaşı öğleden sonraya geciktirirdi.

(Ahmed, Hakim sahih demiştir.)

Rüzgarın esmesi, zafer işaretiydi, çünkü Ahzâb Savaşı ile ilgili

olarak Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor; “Onların üzerine rüzgar estirdik

ve görmediğiniz ordular gönderdik” buna binaen rüzgarın esmesi

zaferi işaret ediyor. Genelde de rüzgar öğleden sonra esmektedir.

Öğleden sonraya bırakmasının iki hikmeti vardır;

1. Silahların serin havada daha verimli çalışabilmesi.

2. Savaşçıların serin havada daha canlı olmaları.

Namaz vakitleri, duaların daha çok kabul olunduğu vakitlerdir.

Özellikle de öğle namazı Allah-u Teâlâ’nın güneşin batıya doğru kaymasından

sonra rahmet kapılarını açtığı bir vakittir. Bu sebeple duaların

kabul edilmesi ve zafere ulaşılması ihtimali o vakitlerde daha

yüksek olur.

| 55. mesele |

“Savaşta Yalan Söylemek”

Ummu Gülsüm (radıyallahu anha) dedi ki: Rasûlullah (sallallahu aleyhi

ve sellem) yalan konusunda hiçbir şeye izin vermezdi. Ancak şu üç


Allah Yolundaki Mücahidin Kalesi 45

hususu müstesna ederdi; “Savaşta söylenen yalan, insanların arasını

ıslah etmek ve erkeğin hanımına, kadının kocasına 6 söyledikleri müstesnaydı.”

(Sahih-i Müslim)

Bu hadiste geçen hususlar dışında zaruret halinde de yalan söylenebileceğini

bildirmektedirler. Misal olarak, yanında saklanmış bir

kişiyi, zalim birisi onu aradığında orada olmadığını veya onu arayan

kişiyi uzaklaştırmak için orada olmadığını söylemesi yalan kısmına

girmez. Hatta bu konuda yemin etse dahi günahkar olmaz.

| 56. mesele |

“Savaş Esnasında İftar Etmek”

Rasûlullah efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) savaşlarda düşmanla

karşı karşıya gelindiğinde orucun açılmasını emrederdi.

Ebu Said El-Hudri (radiyallahu anhu) der ki: Rasûlullah (sallallahu

aleyhi ve sellem) ile oruçluyken Mekke’ye doğru sefere çıktık. Sonra bir

yerde konakladık. Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) bizlere dedi ki:

“Şu an düşmanınıza yaklaşmış bulunmaktasınız. Orucunuzu açmanız

sizin için daha kuvvet vericidir.” Bu tavsiyesi bizim için bir ruhsattı.

Ancak bizden oruç tutanlar ve tutmayanlar vardı. Sonra bir yerde

daha konaklayınca Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) dedi ki: “Birazdan

savaşa gireceksiniz. İftar etmek sizin için daha güç vericidir. Orucunuzu

açınız.” Bu da artık bizim için bir ruhsat değil emir oldu ve

sonrasında orucumuzu açtık.

İbn-i Kayyim, hocası İbn-i Teymiyye’den cihad için orucu açmanın

caiz oluşunu nakleder ve İbn-i Teymiyye’nin kendisi de cihad

da orucunu açmıştır. Ramazan ayında düşman Şam’a geldiğinde iftar

etmenin fetvasını da vermiştir. Bazı âlimler “yol uzun değildir”

illetini getirerek itirazda bulununca Şeyh (rahimehullah) onlara şöyle

6 Buradaki yalandan kasıt, her türlü yalan değildir. Sadece sevgiyi ve bağlılığı arttırıcı

söylenen sözlerdir. Misalen; eşinden fazla hoşlanmadığı halde onu çok

sevdiğini söylemesidir. Diğer bir örnek: iki veya daha fazla eşi olan birisinin

her bir eşine diğerlerinden daha çok değer verdiğini söylemesi gibi.


46

ebu zeyd el-kuveyti (hâlid el-huseynân)

demiştir; Bu iftar sefer için değil, düşmanla yapılacak cihad da daha

kuvvetli olmak içindir.

Süleyman El-Ulvan (Allah esaretten kurtarsın) dedi ki: Eğer komutan,

orucun mücahidleri cihad da zayıf düşürüp, onlara meşakkat verdiğini

sezer ve düşmanların da bu orucu fırsat bilerek, Müslümanlara

karşı bir koz olarak kullandıklarını görürse onlara iftar etmelerini

emreder. Bu konu, genel maslahatların gözetilmesi ve zararların defedilmesi

babına girer.

| 57. mesele |

“Savaşta Büyüklenmek”

Cabir bin Atik (radiyallahu anhu) rivayet eder: Rasûlullah (sallallahu

aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Allah-u Teâlâ’nın sevdiği ve sevmediği

büyüklenme şekli vardır. Allah’ın sevdiği büyüklenme, savaş

esnasında kişinin göstermiş olduğu büyüklenmedir.” (Ebu Davud, El-Bani

hasen demiştir.)

İnsanın kibirlenip büyüklük taslaması ve kendini beğenmesi

aslen caiz değildir. Allah-u Teâlâ kibirlenenleri kötülemiştir. Ancak

savaş esnasında bu hal caizdir. Çünkü bu hal düşmana karşı onurlu

olmayı, düşmana karşı sebat göstermeyi, kuvvetin devamlılığını, cesaret

ve düşman karşısında zayıf düşmemeye işarettir. Büyüklenmek,

sadece savaş halinde mübah kılınmıştır.

| 58. mesele |

“Ailelerine İsabet Etme İhtimali Olsa Dahi, Düşmana

Gece Baskınları Düzenlemek ve Mancınık Atmanın

Caizliği”

Sad bin Cusâme dedi ki: Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’e soruldu:

Gece baskınları yaparken müşriklerin kadın ve çocukları da

isabet almaktadır. Dedi ki: “Onlar onlardandır.” (Muttefekun Aleyh)


Allah Yolundaki Mücahidin Kalesi 47

San’ani (rahimehullah) gece baskınlarını şöyle anlatır: Düşmanın

gafil, kadınlar ve çocuklarla karışık olduğu bir gece vaktinde ansızın

erkeklerini öldürmek maksadı ile yapılan, kadın ve çocuklarında

isabet aldıkları saldırı çeşididir. Aslen bu saldırı kadın ve çocuklara

yönelik değildir. Ancak karanlık olması sebebiyle onlarda isabet almaktadırlar.

Bunun sebebi ile kişiye günah yazılmaz.

İbni Kudame (rahimehullah) gece baskınlarında bir sakınca yoktur

demiştir.

İmam Ahmed (rahimehullah) der ki: Gece baskınlarında bir sakınca

yoktur. Aslen şu anki mücahidlerin Rumlara saldırı vakti geceleyin

olmaktadır. Seleften bu saldırı çeşidini kötü göreni bilmiyoruz.

Âlimlerin çoğunluğu “onlar onlardandır” sözünden yola çıkarak,

gece saldırılarında kadın ve çocuklar öldürülse dahi savaşmanın caiz

olduğunu söylerler.

Günümüzde kahraman on dokuz mücahidin, New York ve Washington’a

yaptıkları mübarek saldırıların delili, Sad bin Cusâme’nin

rivayet ettiği hadistir. Allah-u Teâlâ’nın basiretini kapattığı kâfirleri,

tağutları ve kuvvetlerini savunan kimseler bu mücahidlerin delilsiz

hareket ettiklerini söylemişlerdir. Ancak bu değerli şehidler delil ile

hareket etmişlerdir. Allah amellerini kabul etsin.

| 59. mesele |

Allah’ın Azabıyla Kimseye Azab Edilmez”

Ebu Hureyre (radiyallahu anhu) dedi ki: Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve

sellem) bizleri bir bölgeye gönderdi ve dedi ki: “Filan ve filanı bulursanız

onları ateş ile yakınız.” Bizler yola çıkmak isteyince Efendimiz

(sallallahu aleyhi ve sellem) dedi ki: “ben falan ve falanı yakmanızı emretmiştim

fakat ateş ile ancak Allah-u Teâlâ azab eder. O ikisini bulursanız

onları öldürünüz.” (Sahih-i Buhari)


48

ebu zeyd el-kuveyti (hâlid el-huseynân)

Taberi (rahimehullah) dedi ki: Bu hadisteki ateşle yakma yasağı aslen

birisini kastederek yapılırsa olur. Ancak savaş sırasında mancınık

vb. ateşli silahlardan isabet alırlarsa bu bunun dışındadır. Çünkü

Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) Taif ’e mancınık kurdurmuştur.

| 60. mesele |

“Savaştan Kaçmak”

“Tekrar savaşmak için bir tarafa çekilme veya diğer bölüğe ulaşıp

mevzi tutma durumu dışında, kim öyle bir günde onlara arka çevirirse

muhakkak ki o, Allah’ın gazabını hak etmiş olarak döner. Onun yeri

de cehennemdir. Orası, varılacak ne kötü yerdir!” (Enfal, 16)

Ebu Hureyre (radiyallahu anhu) dedi ki: Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve

sellem) şöyle buyurmuştur: “Yedi helak edici günahtan sakınınız” dediler

ki; nedir onlar ya Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)? Dedi ki:

Allah’a şirk koşmak, sihir yapmak, Allah’ın haram kıldığı canı haksız

yere öldürmek, faiz yemek, yetim malı yemek, savaşta düşmandan

kaçmak ve iffetli ve namuslu mümin kadınlara zina iftirası atmak.”

(Muttefekun Aleyh)

İmam Nevevi (rahimehullah) der ki: Savaşta taktik gereği düşman

karşısından kaçıp, bir daha saldırmak veyahutta kaçıp başka bir mücahid

topluluğuna katılmak bunun dışındadır.

Allah-u Teâlâ şöyle buyurmaktadır; “Şimdi Allah, yükünüzü hafifletti;

sizde zayıflık olduğunu bildi. O halde sizden sabırlı yüz kişi

bulunursa, (onlardan) ikiyüz kişiye galip gelir. Ve eğer sizden bin kişi

olursa, Allah’ın izniyle (onlardan) ikibin kişiye galip gelirler. Allah

sabredenlerle beraberdir.” (Enfal, 66)

İbn-i Kudame (rahimehullah) der ki: Bir Müslümanın iki kâfirden

kaçması helal değildir. Ancak üç kâfirden kaçması caizdir. Eğer esir

düşmekten korkarsa öldürülene kadar savaşır.


Allah Yolundaki Mücahidin Kalesi 49

Serhasi (rahimehullah) bu hadis hakkında şunları söylemektedir;

“On iki bin kişilik ordu azınlıktan dolayı mağlup olmaz.” Bu hadis,

eğer Müslümanlar bu sayıya varırlarsa, düşmanın sayısı çok olsa da

kaçmalarının caiz olmadığını gösterir. Ve birlik içerisinde oldukları

müddetçe de bu sayı düşman karşısında hezimete uğramaz.

| 61. mesele |

“Düşman Bizi Toplu Bir Şekilde Yok Edecekse

Kaçmanın Caiz Olmayışı”

İbn-i Teymiyye (rahimehullah) der ki: Savunma savaşında düşman,

sayıca çok olup, Müslümanların onları def etme gücü olmadığı, onlarla

savaşmadıkları zaman ise, Müslümanların geride bıraktıklarına

saldırıp yok edeceklerini görürlerse bütün imkânlarıyla onlara karşı

yok olurcasına savaşmaları gerekmektedir.

Buna benzer bir örnek de şu şekildedir; Müslüman beldesine

saldıran düşman, Müslümanlardan sayıca iki kat fazlaysa ve Müslümanlar

da onları def edemeyecekse ve bunun sonucunda Müslümanların

kadın ve çocukları yok olacaksa, düşmanın karşısından

çekilmek ve savaşı bırakmak caiz değildir. Uhud savaşı bu anlatılan

duruma bir örnektir.

| 62. mesele |

“Yok Olma Zannı Olsada Az Bir Topluluğun Çok

Bir Topluluk Karşısında Sebat Göstermesi”

Allah-u Teâlâ şöyle buyurmuştur: “…nice az sayıda bir birlik Allah’ın

izniyle çok sayıdaki birliği yenmiştir. Allah sabredenlerle beraberdir,

dediler.” (Bakara, 249)

İmam Serahsi (rahimehullah) der ki: Müslümanlara, güçlerinin

yetmeyeceği büyük bir sayıda düşman saldırdığı zaman hezimete

uğramalarında bir günah yoktur. Aynı şekilde onlara karşı sabır göstermek

bazılarının dediği gibi; “ellerinizle kendinizi tehlikeye atma-


50

ebu zeyd el-kuveyti (hâlid el-huseynân)

yınız” ayetine muhalif değildir. Bilakis bu sabır gösterme, Allah’ın

rızasını elde etmek için nefsini feda etmek kısmına girer. Böyle bir

sabır örneğini birkaç sahabe göstermiştir. Örneğin, arıların cesedini

koruduğu Asım bin Sabit’in, nefsini feda etmesi ve Rasûlullah (sallallahu

aleyhi ve sellem)’in onu övmesi olayından yola çıkarak bu fiilin bir

sakıncası olmadığını anlamaktayız.

Kanlar Fıkhı isimli kitapta şu ibare geçmektedir: Bu anlatılan

hâl eğer düşmana zarar verme zannı taşıyorsa uygulanır. Aksi halde

düşman karşısından çekilmesi gerekir.

| 63. mesele |

“Kişinin Savaşta Yaşadıklarını Anlatması”

Saib bin Yezid dedi ki: Talha’nın Uhud günü yaşadıklarını anlattığını

gördüm. (Sahih-i Buhari)

Buhari Kays’tan rivayet eder: dedi ki: Uhud gününde Rasûlullah

efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem)’i koruması sebebiyle elinin felç olduğuna

şahit oldum. Ebu Osman der ki: Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve

sellem) ile beraber Talha ve Saad’dan başka kimse kalmamıştır. Talha

(radiyallahu anhu) başkalarına örnek olmak, onları teşvik etmek için yaşadıklarını

anlatmıştır.

| 64. mesele |

“Düşmana Karşı Hazırlık”

Allah-u Teâlâ şöyle buyurmaktadır: “Onlara (düşmanlara) karşı

gücünüz yettiği kadar kuvvet ve cihad için bağlanıp beslenen atlar

hazırlayın, onunla Allah’ın düşmanını, sizin düşmanınızı ve onlardan

başka sizin bilmediğiniz, Allah’ın bildiği (düşman) kimseleri korkutursunuz.

Allah yolunda ne harcarsanız size eksiksiz ödenir, siz asla

haksızlığa uğratılmazsınız.” (Enfal, 60)


Allah Yolundaki Mücahidin Kalesi 51

İmam Taberi (rahimehullah) der ki: “Gücünüzün yettiği” sözü, düşmana

karşı silah, at vs. gücünüzün yettiği aletleri ve edevatları hazırlamanız

demektir.

Ukbe bin Amir (radiyallahu anhu) rivayet eder: Rasûlullah (sallallahu

aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Dikkat edin kuvvet atmaktır! kuvvet

atmaktır! kuvvet atmaktır!” (Sahih-i Müslim)

İbn-i Teymiyye (rahimehullah) der ki: Zayıflık vaktinde düşmana

karşı kuvvet ve besili atlar hazırlamak vaciptir. Çünkü bir vacibin

tamamlanması için ihitiyaç duyduğu herşey vacip olur.

Ukbe bin Amir rivayet eder: Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)

şöyle buyurmuştur: “Kim atıcılığı öğrenip te terk ederse bizden değildir,

yahut isyan etmiştir” (Sahih-i Müslim)

| 65. mesele |

“Kadınların Savaşması”

Enes (radiyallahu anhu) dedi ki: Ummu Suleym, Huneyn gününde

bir hançer aldı. Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) “Bu hançer neden?”

diye sorunca dedi ki: “Eğer müşriklerden biri bana yaklaşırsa bunulna

karnını deşeceğim.” (Sahih-i Müslim)

Enes bin Malik (radiyallahu anhu) dedi ki: Rasûlullah (sallallahu aleyhi

ve sellem) bazı gazvelere giderken Ummu Suleym’i ve Ensar’dan bir

grup kadını da, askerlere su dağıtmak ve yaralıları tedavi etmek için

yanında götürürdü. (Sahih-i Müslim)

İmam Nevevi (rahimehullah) der ki: Bu tedaviden kasıt kocalarına

ve mahremlerine yaptıkları tedavidir. Ancak bunun dışında başkalarını

tedavi ederlerse, vücutlarına dokunmadan, müdahalenin gerektiği

yerlere dokunarak yapabilirler.


52

ebu zeyd el-kuveyti (hâlid el-huseynân)

| 66. mesele |

“Savaşa Katılan Kadınlara Ganimetten

Bir Pay Verilir mi?”

Ulemanın geneli onlara bir pay verilmeyeceğini söylemiştir. Ancak

İbni Abbas’ın (radiyallahu anhu) görüşüne göre, İmam Şafiî ve Süfyan

es-Sevri onlara pay verilebileceğini söylerler.

| 67. mesele |

“Düşman Topraklarına Kadınlarla

Beraber Gitmenin Hükmü”

İbn-i Nehhas (rahimehullah) der ki: Âlimler, kadınlarla beraber

düşman toprağına gidilmeyeceği konusunda görüş birliğine varmışlardır.

Ancak, büyük bir ordu olup kadınların korunması sağlanabiliyor

ise bu durum müstesnadır.

İmam Ahmed (rahimehullah) kadınları tehlikeli sınır boylarına götürmenin

caiz olmadığını söylemektedir.

| 68. mesele |

“Canıyla ve Malıyla Cihad Edemeyenlere

Gereken Şeyler”

Allah-u Teâlâ şöyle buyurur: “Allah ve Rasûlü için (insanlara)

öğüt verdikleri takdirde, zayıflara, hastalara ve (savaşta) harcayacak

bir şey bulamayanlara günah yoktur. Zira iyilik edenlerin aleyhine

bir yol (sorumluluk) yoktur. Allah çok bağışlayan ve çok esirgeyendir.”

(Tevbe, 91)

İbn-i Kudame (rahimehullah) dedi ki: Cihad, çocuğa, deliye, kadına

ve savaşmasına mani olan hastalık sahibine vacip değildir. Ancak bir

gözü kör, başı veya dişi ağrıyan, hafif bir sıtması olan, hafif sakatlığı

olan ve benzeri basit hastalıklara sahip olanlar Cihad’dan muaf değillerdir.


Allah Yolundaki Mücahidin Kalesi 53

İbn-i Kesir (rahimehullah) der ki: Bunlar, oturduklarında insanlara

nasihat eder, cihaddan soğutmaz ve insanları bu konuda ağırlaştırmazlarsa

onlara bir sakınca yoktur. Bu oturma vakitlerinde muhsin

kimselerden olmaları gerekiyor. Çünkü Allah-u Teâlâ “Muhsin olanlara

bir sakınca yoktur” diye buyurmuştur.

| 69. mesele |

“Cihada Giden Kimsenin Masrafları”

Fethu’l Kadir isimli kitapta şu ibare geçmektedir: Gazinin cihada

gitme masrafları kendi malından karşılanır. Tıpkı hac gibi cihad

ibadeti de mal ve beden ile yapılan bir ibadettir. Ancak, kendi parası

masraflarını karşılayamıyor ise, imam beytulmaldan onun yol

masraflarını ve ailesinin giderlerini karşılar. Eğer Beytu’lmal’da para

kalmadıysa, imam bu masrafları adil bir şekilde halktan karşılayabilir.

Çünkü onun cihadıyla büyük bir zarar def edilecektir. Dolayısıyla

kâfirlerin zararlarının Müslümanlara ulaşması büyük bir kötülüktür.

Bu büyük kötülük ancak halktan mal toplanması, yani küçük olan

kötülük ile def edilir.

| 70. mesele |

Mücahidin Namazı”

Allah-u Teâlâ şöyle buyurmuştur: “Yeryüzünde sefere çıktığınız

zaman kâfirlerin size kötülük etmelerinden endişe ederseniz, namazı

kısaltmanızda size bir günah yoktur. Şüphesiz kâfirler, sizin apaçık

düşmanınızdır. Sen de içlerinde bulunup onlara namaz kıldırdığın

zaman, onlardan bir kısmı seninle beraber namaza dursunlar, silahlarını

(yanlarına) alsınlar, böylece (namazı kılıp) secde ettiklerinde

(diğerleri) arkanızda olsunlar. Sonra henüz namazını kılmamış olan

(bu) diğer gurup gelip seninle beraber namazlarını kılsınlar ve onlar

da ihtiyat tedbirlerini ve silahlarını alsınlar. O kâfirler arzu ederler

ki siz silahlarınızdan ve eşyanızdan gafil olsanız da üstünüze birden

baskın yapsalar. Eğer size yağmurdan bir eziyet olur yahut hasta

bulunursanız silahlarınızı bırakmanızda size günah yoktur. Yine de


54

ebu zeyd el-kuveyti (hâlid el-huseynân)

tedbirinizi alın. Şüphesiz Allah, kâfirler için alçaltıcı bir azap hazırlamıştır.”

(Nisa, 101-102)

İbn-i Cubeyr rivayet eder: Ashabı kiram, Zaturrika savaşında

Rasûlullah efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) ile beraber korku namazı

kılarken, bir kısmı saf bağlamış ve diğer bir kısmı da düşmana

karşı saf durmuşlardı. Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) yanındakilerle

bir rekat namaz kıldı ve sonra ayağa kalkıp ikinci rekatta

bekledi. Yanındakiler namazlarını tamamladılar ve gidip düşmana

karşı saf durdular. Düşmanın karşısında duran grupta gelip, Rasûlullah

(sallallahu aleyhi ve sellem) ile bir rekat namaz kıldılar. Peygamberimiz

(sallallahu aleyhi ve sellem) tahiyyatta bekledi. Namazlarını tamamladılar

sonra Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve sellem)’le beraber selam

verdiler. (Muttefekun Aleyh)

Allah-u Teâlâ şöyle buyurur: “Eğer (herhangi bir şeyden) korkarsanız

(namazlarınızı) yürüyerek yahut binmiş olarak (kılın). Güvene

kavuştuğunuz zaman, siz bilmezken Allah’ın size öğrettiği şekilde

O’nu anın (namaz kılın).” (Bakara, 239)

İmam Taberi (rahimehullah) dedi ki: Eğer korku askerleri kaplarsa,

herkes imkânına göre ayakta veya oturarak istedikleri tarafa doğru

yönelip namazlarını kılabilirler.

Mübarek Furi dedi ki: Eğer iki ordu birbirine karışır, tüfekler ve

toplar patlar, tanklar ve zırhlı araçlar hareket eder, uçaklarla bombalar

atılmaya başlanırsa korku namazının herhangi bir şekli kalmaz.

İstedikleri gibi topluca veya tek tek ayakta, yürüyerek ve binekler

üzerinde namazlarını kılabilirler.

Allah-u Teâlâ şöyle buyurur: “…onlar da ihtiyat tedbirlerini ve

silahlarını alsınlar. O kâfirler arzu ederler ki siz silahlarınızdan ve eşyanızdan

gafil olsanız da üstünüze birden baskın yapsalar.” (Nisa, 102)

Kur’an Ahkamı isimli kitapta şu ibare geçer: İlim ehlinin geneli,

korku esnasında namaz kılan kimsenin silahını yanına almasını

müstehab görmüşlerdir.


Allah Yolundaki Mücahidin Kalesi 55

| 71. mesele |

“Saldırganın Def Edilmesi”

Said bin Zeyd rivayet eder: Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)

şöyle buyurur: “Kim malı uğrunda öldürülürse o şehiddir. Kim ailesi

uğrunda öldürülürse o şehiddir. Kim kanı 7 veya dini için öldürülürse

o da şehiddir.” İbn-i Teymiyye (rahimehullah) der ki: Dine ve mukaddesata

saldıran düşmanı defetmek icma ile vaciptir. Dini ve dünyayı

bozan düşmanı defetmek imandan sonra en önemli amellerdendir.

Onun için herhangi bir şart yoktur. Herkes imkanı dâhilinde onu

defeder.

| 72. mesele |

“Fitne Savaşı”

Ebu Hureyre (radiyallahu anhu) rivayet eder. Rasûlullah (sallallahu

aleyhi ve sellem) şöyle buyurur: “Öldürenin niçin öldürdüğünü ve öldürülenin

de niçin öldürüldüğünü bilmediği bir zaman gelmedikçe kıyamet

kopmaz.” Dediler ki; “o nasıl olacak ey Allah’ın Rasûlü?” dedi ki:

“Herc (ölümlerin çoğalması) öldürende öldürülende ateşte olacaktır.”

İbn-i Teymiyye (rahimehullah) der ki: Şüphesiz fitne zamanında

savaşa başlamak caiz değildir. Sonra der ki: Eğer zorla savaşa götürülürse,

tıpkı müşriklerin kendi saflarında Müslümanlara karşı onu

savaştırmaları gibi, Müslümanlar onu öldürse dahi savaşması caiz

olmaz. Eğer bir Müslüman masum bir Müslümanı öldürmek için

zorlanırsa Müslümanların ittifakı ile bu caiz olmaz. Velev ki onu

ölümle tehdit etmiş olsalar da durum fark etmez. Çünkü Müslüman

kardeşini öldürmekle kendisini koruması daha evla değildir.

7 Kan’dan kasıt kendisini müdafaa etmesidir.


56

ebu zeyd el-kuveyti (hâlid el-huseynân)

| 73. mesele |

“İsyancılara Karşı Savaşmak”

“Eğer müminlerden iki gurup birbirleriyle vuruşurlarsa aralarını

düzeltin. Şayet biri ötekine saldırırsa, Allah’ın buyruğuna dönünceye

kadar saldıran tarafla savaşın. Eğer dönerse artık aralarını adaletle

düzeltin ve (her işte) adaletli davranın. Şüphesiz ki Allah, âdil davrananları

sever.” (Hucurat, 9)

Ali (radiyallahu anhu) Cemel günü o savaşta dedi ki: Kaçanı öldürmeyiniz.

Yaralı olanı öldürmeyiniz ve savaşı bırakanı da öldürmeyiniz.

İmam Nevevi (rahimehullah) der ki: İmam, asilere zeki ve nasihat

edebilecek bir arabulucu göndermedikçe onlarla savaşmamalıdır. Bu

giden nasihatçi neden isyan çıkardıklarını sorar. Eğer zulme uğradıkları

konusunda şüpheler ortaya atarlarsa o şüpheleri giderir, halen

hatalarında isyan ederlerse onlara karşı savaş ilan eder.

| 74. mesele |

“Müslüman İsyancılara Uygulanacak Cezalar”

İmam Şafiî (rahimehullah) der ki: İsyancıların işledikleri suçlara

bakılır. Eğer kan dökme, mala elkoyma ve tevil yoluyla Müslüman

kadınları cariye alma gibi bir şey ispatlanamaz ise onlara bir ceza

gerekmez. Ancak ellerinde haksız yere aldıkları bir mal görülürse o

mal ellerinden alınır.

İkinci olarak; Tevil etmeksizin Allah-u Teâlâ’nın had cezası olarak

beyan ettiği bir suçu işlerlerse onlara had uygulanır. Eğer hadden

kaçar, sonradan tutuklanırlarsa o had onlara uygulanır.


Allah Yolundaki Mücahidin Kalesi 57

| 75. mesele |

“Şeriat Ahkamını Uygulamayan

Gruplara Karşı Savaş”

İbn-i Teymiyye (rahimehullah) der ki: İslam şeriatının herhangi bir

kanununa başkaldıran bir taife bu şeriat kanunu mütevatir ve açık

olan meselelerden ise, bu taifedeki kimseler şehadet kelimesini söyleseler

dahi onlarla savaşmak vacip olur.

“Fitne ortadan kalkıncaya ve din tamamen Allah’ın oluncaya kadar

onlarla savaşın! (İnkâra) son verirlerse şüphesiz ki Allah onların

yaptıklarını çok iyi görür.” (Enfal, 39)

Eğer dinin bir kısmı Allah’a diğer bir kısmı ise Allah’tan başkasına

ise din tamamıyla Allah’ın olana kadar onlarla savaşmak vacip

olur.

| 76. mesele |

“Antlaşmasını Bozanlara Karşı Savaşmak”

“Eğer antlaşmalarından sonra yeminlerini bozarlar, ve dininize

saldırırlarsa, küfrün önderlerine karşı savaşın. Çünkü onlar yeminleri

olmayan adamlardır. (Onlara karşı savaşırsanız) umulur ki küfre

son verirler.” (Tevbe, 12)

İbni Ömer (radiyallahu anhu) dedi ki: Nadir ve Kureyza oğulları

Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ile savaştılar. Peygamberimiz (sallallahu

aleyhi ve sellem) Nadir oğullarını sürgün etmiş, Kureyza oğullarını

ise antlaşma gereği yurtlarında bırakmıştır. Ancak ilerleyen zamanlarda

Kureyza oğulları antlaşmalarını bozunca Rasûlullah (sallallahu

aleyhi ve sellem) erkeklerini öldürmüş, kadın, çocuk ve mallarını Müslümanlar

arasında pay etmiştir. (Sahih-i Müslim)


58

ebu zeyd el-kuveyti (hâlid el-huseynân)

| 77. mesele |

“Zimmet Ehli Antlaşmalarını Bozarlarsa

Onlarla Savaşılır”

Ömer’e (radiyallahu anhu) bir dava getirilir. Davanın konusu Müslüman

bir kadını zinaya zorlamış olan ehli kitaptan bir adamdır. Hz.

Ömer ona der ki: “Biz bunun üzere sizinle barış yapmadık.” Sonra

emri üzerine ehli kitaptan olan o adam Beytul Makdis’te idam edilir.

İbn-i Ömer’e (radiyallahu anhu) denildi ki; “Rahibin birisi Peygamber

efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem)’e küfrediyor” dedi ki: “Onu işitmiş

olsam muhakkak ki öldürürüm. Çünkü bizler onlara bunun için

eman vermedik.”

İbn-i Kayyım (rahimehullah) Zimmet Ehli Ahkâmı isimli kitabında

zimmet ehlinin terk etmesi gereken sekiz şartı zikreder. Bu maddeler

Müslümanlara tek tek veya topluca mal ve can konusunda verilebilecek

zararları def etmektedir.

Bu maddeler şunlardır;

• Müslümanlara karşı savaşacak kimselere yardımcı olmamak.

• Müslüman bir erkek veya Müslüman bir kadın öldürmemek.

• Yol kesicilik yapmamak.

• Casusları barındırmamak.

• Müslümanlara karşı kâfirlere yazı ve haber yoluyla yardımcı

olmamak.

• Müslüman kadınla zina etmemek.

• Nikâh adı altında Müslüman bir kadınla beraber olmamak.

• Herhangi bir Müslümanı dininden çevirmemek.

Bu maddelere şu dört husus eklenmektedir; Allah-u Teâlâ’ya, kitabına,

dinine ve Peygamberine yakışmayacak surette söz söylemek.


Allah Yolundaki Mücahidin Kalesi 59

| 78. mesele |

“Düşmanlardan Öldürülmemesi Gereken

Kimselerin Öldürülebilmesi”

Rabah bin Rabi (radiyallahu anhu) rivayet eder: Rasûlullah (sallallahu

aleyhi ve sellem) ile beraber bir gazvedeydik. İnsanların bir şeyin başında

toplandığını görünce Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) adamların

neden toplandıklarını öğrenmek için birisini gönderdi. O kişi dönüp,

öldürülmüş bir kadının başında toplandıklarını haber verdi. Bunun

üzerine Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) dedi ki: “Bu kadının

öldürülmemesi gerekirdi.” (Ebu Davud, El-Bani sahih demiştir.)

İbn-i Hacer (rahimehullah) dedi ki: Bu hadisten şu anlaşılır: Bu kadın

savaşacak olsaydı o zaman öldürülebilirdi.

Sad bin Cusâme dedi ki: Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’e

müşriklerin aileleri hakkında, gece baskınlarında kadınlarının ve

çocuklarının isabet aldıkları soruldu. Dedi ki: “Onlar onlardandır.”

(Sahih-i Müslim)

Makdisi’nin Şerhul Kebir isimli kitabında şu ibare geçmektedir:

Eğer düşman kadın, çocuk ve öldürülmemesi gereken kişileri kalkan

edinmişse, o kişilerin öldürülmesi pahasına düşmanla savaşılır.

| 79. mesele |

“Savaşabilecek Kimselerin Öldürülmesi”

Atiyye El-Kurazi dedi ki: Kureyza gününde Peygamber (sallallahu

aleyhi ve sellem)’e arz edildik. Etek altı kıllarımızın çıkıp çıkmadığına

bakıldı. Çıkanlar öldürüldü. Çıkmayanlar ise serbest bırakıldı. Bende

serbest bırakılanların arasındaydım. (Tirmizi sahih demiştir.)

Kanlar Fıkhı isimli kitapta şu ibare geçmektedir: Kimlerin savaşçı

sayılıp, kimlerin savaşçı sayılmayacağını belirleyen fark ergenliktir.

Ergenliğe ulaşmış her bir kimse savaşmasa dahi savaşçı hük-


60

ebu zeyd el-kuveyti (hâlid el-huseynân)

müne girer. Günümüzün tabiriyle bu kimse asker değil sivil dahi olsa

hüküm aynıdır.

İbn-i Ömer dedi ki: Ömer (radiyallahu anhu) ordularına şunu yazmıştır:

Kadın ve çocukları öldürmeyiniz. Ancak etek altı tıraşı olan

büyümüş çocukları öldürebilirsiniz.

İbn-i Kudame (rahimehullah) dedi ki: Eğer bir kadın, savaşçılara ok

topluyor, su dağıtıyor veya onları savaşa teşvik ediyorsa bu kadın savaşçı

hükmündedir. Aynı şekilde çocuk, yaşlı ve diğer savaştan men

sayılanlar da aynı hükümdedirler. Yardım ettiklerinde öldürülürler.

| 80. mesele |

“Kendisine Davet Ulaşmayanın Hükmü”

İbn-i Kudame (rahimehullah) der ki: Kâfirlerden kendisine davet

ulaşmayan birileri bulunuyorsa onların davet edilmeden öldürmeleri

caiz değildir. Eğer davet edilmeden önce veya kendisine eman

verilmeden öldürülmüşse o kişi için bir diyet yoktur.

| 81. mesele |

“Haram Aylarda Savaşmak”

Allah-u Teâlâ şöyle buyurur: “…De ki: O ayda savaşmak büyük

bir günahtır…” (Bakara, 217)

Abdular bin Mesud (radiyallahu anhu) dedi ki: “Yani helal olmaz.”

Cabir bin Abdullah (radiyallahu anhu) dedi ki: Rasûlullah (sallallahu

aleyhi ve sellem) kendisine saldırılmadıkça haram aylarda saldırmazdı.

Eğer savaş durumu olursa aylar bitene kadar beklerdi. (İmam Ahmed)

Kanlar Fıkhı isimli kitapta şu ibare geçer: Savunma amacıyla haram

aylarda savaşmanın meşruluğu konusunda âlimeler ve fakihler

arasında görüş birliği vardır. Aynı şekilde helal aylarda taleb cihadı


Allah Yolundaki Mücahidin Kalesi 61

başlamışsa ve haram aylara da sarkıyorsa o aylarda da savaşı devam

ettirmek de caizdir.

Âlimler haram aylarda düşmana karşı savaş başlatma konusunda

iki görüştedirler.

Allah-u Teâlâ şöyle buyurur: “…Haram ay haram aya karşılıktır.

Hürmetler (dokunulmazlıklar) karşılıklıdır…” (Bakara, 194)

İmam Şevkani (rahimehullah) şöyle demiştir; Yani haram aylarda

sizinle savaşırlar ve bu ayların hürmetini çiğnerlerse sizde buna karşılık

bu aylarda onlara karşı savaşınız. Böylece yaptıklarının cezasını

alsınlar.

İbn-i Kayyım (rahimehullah) der ki: Peygamber efendimiz (sallallahu

aleyhi ve sellem)’in haram aylarda gazveye çıktığı, saldırıya geçtiği veya

seriyye gönderdiği sabit olmamıştır.

| 82. mesele |

“Harem Bölgesinde Savaşmak”

Allah-u Teâlâ şöyle buyurur: “…Mescid-i Haram’da onlar sizinle

savaşmadıkça, siz de onlarla savaşmayın. Eğer onlar size karşı savaş

açarlarsa siz de onları öldürün. İşte kâfirlerin cezası böyledir.” (Bakara,

191)

İbn-i Abbas (radiyallahu anhu) der ki: Harem’in hepsi Mescid-i Haram’dır.

Ebu Şureyh El-Adevi (radiyallahu anhu) dedi ki: Rasûlullah (sallallahu

aleyhi ve sellem) şöyle buyurur: “Mekke’yi insanlar değil Allah-u Teâlâ

haram kılmıştır. Allah’a ve ahiret gününe iman eden kimsenin orada

kan dökmesi, ağaç kesmesi helal değildir. Eğer biri neden Peygambere

ruhsat verilmiştir derse, ona deyin ki: Allah-u Teâlâ Peygamberine

izin vermiş ama sizlere izin vermemiştir. Zira Allah bana gündüz vak-


62

ebu zeyd el-kuveyti (hâlid el-huseynân)

ti bir saat izin vermiş sonra yeniden haram olmuştur. Dün haram olduğu

gibi bugünde haram olmuştur. Duyan duymayana haber versin.”

(Sahih-i Buhari)

İmam Taberi (rahimehullah) der ki: Kim haremin dışında had cezası

gerektirecek bir suç işler ve harem bölgesine sığınırsa imam onu

dışarı çıkarmaya mecbur eder. İmamın harem bölgesinde onu muhasara

altına alması ve onunla savaşması caiz değildir. Onu dışarı

çıkarmak için baskı yapar. Çünkü Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve

sellem) şöyle buyurmuştur: “Bana gündüz vakti sadece bir saat helal

kılınmıştır. Sonra yeniden haram olmuştur.”

| 83. mesele |

“Medine Haremi”

Ebu Said El-Hudri (radiyallahu anhu) rivayet eder, Rasûlullah (sallallahu

aleyhi ve sellem) şöyle buyurur: “Allah’ım İbrahim (aleyhisselam) Mekke

haremini haram kılmıştır. Bende Medine’yi haram kılıyorum. Medine’nin

iki dağı arasında kan dökülmez ve savaş için silah taşınmaz.”

(Sahih-i Müslim)

İbni Muflih (rahimehullah) der ki: Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve

sellem) Mekke’nin haramlığını zikrettikten sonra Medine’nin de Mekke

gibi haram kılındığını beyan etmiştir.

| 84. mesele |

“Ölüm Üzere Beyat Etmek”

“Andolsun ki o ağacın altında sana biat ederlerken Allah, o müminlerden

razı olmuştur. Kalplerinde olanı bilmiş, onlara güven duygusu

vermiş ve onları pek yakın bir fetihle ödüllendirmiştir.” (Feth, 18)

Yezid bin Ebi Ubeyd o da Seleme’den rivayet eder: “Peygamber

(sallallahu aleyhi ve sellem)’e beyat ettim. Sonra bir ağacın gölgesine gittim.

İnsanlar azalınca dedi ki: “Ey Ekva oğlu sen beyat etmeyecek misin?”


Allah Yolundaki Mücahidin Kalesi 63

dedim ki: “Beyat verdim ey Allah’ın Rasûlü (sallallahu aleyhi ve sellem)”

dedi ki: “Bir daha beyat ver.” Ona ikinci defa beyat verdim. Ebu

Ubeyd dedi ki: “Seleme’ye sordum: Ey Ebu Müslim siz o gün neyin

üzerine beyat veriyordunuz?” dedi ki: “Ölüm üzere.” (Sahih-i Buhari)

Abdullah Azzam (rahimehullah) der ki: Bir Müslümanın birkaç beyat

vermesi caizdir. Bir emire onunla beraber cihad etme beyatı verebilir

ve başka bir şeyh’e de ilim alma ve onun yanında terbiye görme

üzere de beyat verebilir. Bu beyatlerde bir çelişki yoktur. Beyat alan

kişinin, belli bir konuda beyatı veren kişiden, her noktada mutlak

itaat beklemesi caiz değildir. Zira beyat alan kişi beyatı günaha çevirebilir.

Örneğin; Beyat aldığı kişiye Allah yolunda cihada çıkamazsın

derse bu alınan beyat günaha dönüşür.

| 85. mesele |

“Suikast”

Allah-u Teâlâ şöyle buyurur: “Haram aylar çıkınca müşrikleri

bulduğunuz yerde öldürün; onları yakalayın, onları hapsedin ve onları

her gözetleme yerinde oturup bekleyin…” (Tevbe, 5)

Cabir (radiyallahu anhu) dedi ki: Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)

şöyle buyurdu: “Kab bin Eşref ’i ortadan kaldıracak var mıdır?” Muhammed

bin Mesleme (radiyallahu anhu) dedi ki: “Onu öldürmemi istermisin?”

Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) dedi ki: “Evet” dedi ki:

“O halde bazı sözleri söylememe bana izin ver.” Peygamber (sallallahu

aleyhi ve sellem) dedi ki: “Sana izin verdim.” (Muttefekun Aleyh)

Muhammed bin Mesleme’nin (radiyallahu anhu) birkaç arkadaşıyla,

Yahudi olan Kab bin Eşref ’e suikast gerçekleştirip onu ortadan kaldırdığı

siyer kitaplarında geçmektedir.

Suikast iki türlüdür: Haram ve Caiz olan


64

ebu zeyd el-kuveyti (hâlid el-huseynân)

Haram olan; Bir kimse öldüreceği kişiye açık bir dille eman verir

ve öldürülecek kişi bu emana güvenip, o şekilde davranırsa, o kimsenin

kanını dökmek veya ona ihanet etmek caiz değildir. Âlimler bu

konuda ittifak içindedirler.

Caiz olan; Eman lafızlarını açıkça beyan etmeden, sanki eman

veriyormuş gibi sözlerde bulunup, gerçekte eman vermeden onu

kandırarak öldürmektir. Çünkü savaş hiledir.

İbnul Eşref ’in Öldürülmesi Konusunda Söylenenler:

Bazı âlimler dediler ki; “Bu adamın öldürülmesi caiz olan suikast’e

girer. Çünkü ibni Mesleme ona açık bir dille eman vermemiştir.

Ona kapalı sözler söylemiş ve o şekilde onu öldürmüştür.

Abdullah bin Umeys dedi ki: “Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)

beni Halid bin Sufyan El-Huzeli’ye gönderdi. O vakit Arafat’a yakın

bir yerde duruyordu. Bana dedi ki: “Git ve onu öldür.” Yanına gittim

ve onu gördüm o vakit ikindi namazının vakti girmişti. Namazımı

geciktirecek olsam, vaktin çıkamasından korktum ve ima ile namazımı

kıldım. Sonra yanına yaklaştığımda, “sen kimsin” dedi. Dedim

ki; Araplardan bir adamım, senin haberin bana ulaştı ve bende onun

için geldim. Dedi ki: Evet ben o işi yapmak istiyorum. Onunla bir

müddet yürüdüm ve fırsatını bulunca kılıcımı kaldırıp onu öldürdüm.”

(Ebu Davud)

| 86. mesele |

“Adam Kaçırma”

İmran bin Huseyn dedi ki: Sakif kabilesi cahiliyede Akil oğullarıyla

antlaşma içindeydiler. Müslümanlar Akil oğullarından bir adamı

devesi ile beraber yakalayıp, Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’e

getirdiler, dedi ki: “Ey Muhammed beni ne için yakalattın?” dedi ki:

“Antlaşmada olduğunuz Sakif kabilesi sebebiyle seni yakalattım. Sakif

kabilesi de Müslümanlardan iki adam yakalamışlardı.” (Sahih-i Müslim)


Allah Yolundaki Mücahidin Kalesi 65

Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) döneminde iki esir yakalanmıştı.

Onlardan biri dedi ki: “Ben Müslümanım” Rasûlullah (sallallahu

aleyhi ve sellem) dedi ki: “Esir edinmeden önce bu sözünü söylemiş olsaydın

tamamıyla kurtuluşa ererdin.”

Ebu Hureyre (radiyallahu anhu) rivayet eder: Peygamber efendimiz

(sallallahu aleyhi ve sellem) atlı adamları gönderdi. Daha sonra bu atlılar

bir adamı yakalayıp getirdiler ve onu mescidin direklerinden birisine

bağladılar. (Muttefekun Aleyh)

| 87. mesele |

“İnsanları Kalkan Edinme”

Sad bin Cusâme dedi ki: Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’den

soruldu. “Gece müşriklere saldırı yapıldığında, kadın ve çocukları

isabet alıyor.” O (sallallahu aleyhi ve sellem) dedi ki: “Onlar onlardandır.”

(Ebu Davud, Tirmizi)

İbn-i Kudame El-Makdisi der ki: Eğer kâfirler kadın ve çocuklarını

kendilerine kalkan ederlerse savaşçılar kast alınarak onlara ateş

edilebilir. Çünkü onlara ateş etmemek cihadın durmasına sebebiyet

verir. Eğer Müslüman esirleri ve zimmet ehlini kendilerine kalkan

edinirlerse ancak savaş kızıştığı ve Müslümanlar için hezimetten

korkulduğu vakitte ateş edilebilir. Bu kalkan edindikleri kimseler

zaruret hali dışında öldürülmez zaruret gerektirdiği taktirde İslam

ordusunun korunması için onlar da öldürülebilir.

İbn-i Teymiyye (rahimehullah) dedi ki: Eğer kâfirler Müslümanları

kendilerine kalkan edinirler ve onlarla savaşılmadığı zaman Müslüman

savaşçılar tehlike altına girecek olurlarsa kâfirler kast alınarak

üzerlerine ateş edebilir. Bu esir olan Müslümanlardan, Allah ve

Rasûlü (sallallahu aleyhi ve sellem) yolunda öldürülen olursa zahiren o

kişi mazlumdur ve İnşaAllah şehiddir ve niyetine göre dirilir.


66

ebu zeyd el-kuveyti (hâlid el-huseynân)

| 88. mesele |

“Kâfire Atılan Merminin Yanlışlıkla

Müslümana İsabet Etmesi”

Ebu Hanife (rahimehullah) der ki: Hata ile öldürülen Müslüman

için ne diyet ne de kefaret vardır. Çünkü şer’an yasaklanmamış bir

atıştı. Bu sebeple herhangi bir şey gerektirmez. Tıpkı kanı helal olan

hayvanı avlarken atış yapılması gibi.

| 89. mesele |

Mücahidin Savaşta Silahını İmha Etmesi”

Hattabi (rahimehullah) Cafer’in savaşta atını kesmesi ile ilgili şunları

söylemektedir: Müslüman kişi savaşta mağlup olduğu ve güç yetiremediği

hallerde düşmanın eline geçip faydalanmaması için elindekileri

imha edebilir.

Bu malzeme düşmanın her türlü faydalanabileceği bir şey olabilir.

| 90. mesele |

“Kitle İmha Silahları”

İmam Nevevi (rahimehullah) der ki: Kâfirleri, beldelerde ve kalelerde

muhasara altına alıp üzerlerine su dökmek, ya da boğulmaları

için bulundukları yeri su ile doldurmak veya onların üzerlerine

mancınık ile ateş atmak ve ansızın onlara saldırmak caizdir.

İmam Şirbini Muğni, El-Muhtaç isimli kitabında şunu ekler:

Düşmanın içerisinde kadın ve çocuklar dahi olsa, evleri onların

üzerlerine yıkmak, suyu kesmek, üzerlerine akrepler ve yılanlar atmak

da caizdir. Çünkü Allah-u Teâlâ şöyle buyurur: “Haram aylar

çıkınca müşrikleri bulduğunuz yerde öldürün; onları yakalayın, onları

hapsedin ve onları her gözetleme yerinde oturup bekleyin.” (Tevbe, 5)


Allah Yolundaki Mücahidin Kalesi 67

| 91. mesele |

“Düşmanı Herhangi bir Şeyle Defetmek”

İmam Şirbini der ki: İslam diyarına giren ve İslam topraklarını

işgal eden düşmanı defetmek için imkan dahilin deki her şey kullanılabilir.

Bu, taş atmak dahi olsa durum aynıdır.

| 92. mesele |

“Telef Etmenin Caiz Olduğu ve Olmadığı Haller”

Abdullah Azzam (rahimehullah) der ki: Dört mezheb imamı, gerek

savaş için hazırlıkta ve gerek savaş esnasında Müslümanlar için faydalı

ve kâfirler için zararı olan her şeyi yapabilirler. Bu, insan veya

hayvan öldürmek, ağaç kesmek veya bir binayı yıkmak gibi şeylerde

olabilir.

Yine Abdullah Azzam (rahimehullah) şöyle demiştir; Maslahatın

takdiri, savaş bölgesindeki askeri komutanın görüşüne bağlıdır. Eğer

kâfirlerle yapılan savaşta, onların mallarını telef etmede ve ağaçlarını

kesmede bir maslahat varsa, Allah’ın kelimesinin yücelmesi için

böyle şeyler yapılabilir.

Eğer düşmanın elinde olan şeyler savaştan sonra Müslümanların

eline ganimet ve benzeri yollar ile geçecekse o eşyaları telef etmek

caiz olmaz. Çünkü bu, mücahidlerin maslahatını zayi etmek

ve faydasız yere malları yok etmek anlamına gelir. Bu da hem savaş

hem de barış halinde haram olan bir şeydir. Ancak zannı galibe göre

eğer düşman Müslümanlara galip gelip, ellerindeki malzemelere sahip

olacaksa, bu malzemeler ister silah, ister mühimmat isterse taşınamayacak

bir mal olsun bunların düşmanın eline geçmemesi için

imha edilebilir.


68

ebu zeyd el-kuveyti (hâlid el-huseynân)

| 93. mesele |

“Hayvanları Öldürmenin Hükmü”

Abdullah Azzam (rahimehullah) der ki: Bazı âlimler, hayvanlardan

eziyet verici veya köpekler gibi necis olan hayvanları savaş veya barış

halinde öldürmenin caiz olduğunu söylemişlerdir. Kuduz olan köpeği

öldürmek menduptur. 8 Eti yenmeyen ancak savaşta faydalanılan

at, katır, eşekler gibi hayvanları alabilirsek onları öldürmeyiz. Ancak

bunlar düşmanın elinde olup, onları öldürdüğümüz zaman düşmanın

kuvveti azalıyorsa bu durumda o hayvanları da öldürebiliriz.

Eti yenen hayvanlara gelince, gücümüz yetip onları ele geçirdikten

sonra kesip yiyebilirsek bu daha iyidir. Onları boş yere öldürmeyiz.

Ancak ele geçiremiyorsak diğer hayvanlar gibi düşmanın faydalanmaması

için öldürebiliriz.

| 94. mesele |

Ganimet Yiyeceklerinden Yemenin Caizliği

İbn-i Ömer (radiyallahu anhu) dedi ki: “Bizler savaşlarımızda bal ve

üzüm ele geçirirdik ve onları yer, beytulmal’a götürmezdik.” (Sahih-i

Buhari)

Abdullah bin Ebi Evfa dedi ki: “Hayber günü elimize yiyecek

geçmişti. Her gelen adam kendisine yetecek kadar o yiyecekten alıp

giderdi.” (Ebu Davud, El-Bani sahih demiştir.)

Bu deliller bizlere yiyeceğin, paylaştırılmadan önce yenebileceğini

gösterir. Eğer bu yiyecek fazla olursa gaziler ihtiyaçları kadar

ondan alabilirler. Geri kalanı ise, paylaştırılmak üzere toplanan diğer

ganimetlerin arasına konur.

Düşmandan ele geçen silah ve binekler savaş esnasında da kullanılabilir.

Savaş bittikten sonra ganimet eşyalarının arasına konur.

8 Yani güzel olan, tavsiye edilen şey.


Allah Yolundaki Mücahidin Kalesi 69

Kâfirlerin elbiseleri, ekinleri ve malzemelerine gelince bunlardan

herhangi bir şey kullanmak caiz değildir. Ancak zaruret hallerinde

örneğin savaş şiddetli bir soğuk vaktindeyse ve o anda elbiseye ihtiyacı

varsa o elbiselerden giyebilir.

Evzai’ye (rahimehullah) elbiselerden soruldu ve o dedi ki: Elbise giyilmez.

Ancak ölüm tehlikesi olursa giyinebilir.

| 95. mesele |

“Kâfir Bir Köle Müslüman Olup, Aramıza

Katılırsa O Hür Olur”

Şa’bi o da Sakif kabilesinden bir adamdan rivayet eder, o adam

dedi ki: Ey Allah’ın Rasûlü (sallallahu aleyhi ve sellem) bizlere köle olan

Ebu Bekra’yı iade et. (Bizden önce Müslüman olmuştu) Rasûlullah

(sallallahu aleyhi ve sellem) dedi ki: “O Allah’ın, sonra Peygamber’inin serbest

bıraktığı kişidir.” (Ebu Davud)

Ebu Bekra müşriklerin elinde köle olan bir esirdi. Rasûlullah

(sallallahu aleyhi ve sellem) Taif ’i muhasara altına alınca İslam’a giren Ebu

Bekra gidip Müslümanlara katılmıştır. Allah ve Rasûlü’nün minnetine

nail olup, hürriyetine kavuşmuştur.

| 96. mesele |

Mücahidin Bir Şey Bulması”

Havi El-Kebir isimli kitapta şu ibare geçer: Bir mücahid düşmanın

karargâhında bir şey bulursa o bulduğu şey ganimet mallarına

eklenir. Ancak o şeyi Müslümanların karargâhında bulup, sahibi çıkmazsa

bu buluntu eşya hükmüne girer.


70

ebu zeyd el-kuveyti (hâlid el-huseynân)

| 97. mesele |

“Emir Bir Mücahidi Maslahat Sebebiyle Bir Yere

Gönderdiğinde Ganimet Mallarındandan

Ona Pay Ayrılır”

İbni Ömer (radiyallahu anhu) dedi ki: Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve

sellem) Bedir günü dedi ki: “Osman, Allah ve Rasûlü’nün bir ihtiyacı

sebebiyle bir yere gitti. Ben onun yerine beyat ediyorum.” Sonra

Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) Ona ganimetlerden pay ayırdı. Başka

kimseye pay ayırmadı. (Ebu Davud, El-Bani sahih demiştir.)

Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) Osman’ı kızı Rukiye’yi tedavi

etmesi için göndermişti. Başkalarına pay verdiği gibi ona da pay vermiştir.

Çünkü onun ordu arasında hazır olmaması Rasûlullah’ın (sallallahu

aleyhi ve sellem) izni ileydi. Rukiye’de (radıyallahu anha) ordu henüz

Bedir deyken vefat etmiştir.

| 98. mesele |

“Bir Kâfir, Malı Ganimet Olarak Alındıktan Sonra

Müslüman Olarak Yanımıza Gelirse Ondan Alınan

Malı Ona Geri İade Etmek Vacip Değildir”

Misvar bin Mahreme dedi ki: Hevazin kabilesinden İslam’a girmiş

elçiler Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in yanına gelmişlerdi.

Ondan alınmış olan mallarını ve sebi 9 lerini istediler. Rasûlullah (sallallahu

aleyhi ve sellem) kalktı ve dedi ki: “Bana sevimli olan söz doğru

olan sözdür. Ya sebiyi ya da malı seçebilirsiniz.” dediler ki; sebimizi

seçiyoruz. Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) Müslümanlar arasında

kalkıp, Allah’ı övdü, hamd ve senadan sonra dedi ki: “Şu kardeşleriniz

tevbe etmiş bir şekilde bize geldiler. Onlara sebilerini geri çevirmelerini

uygun görüyorum. Sizden, onların gönüllerini hoş etmek isteyen

geri çevirsin.” Ashab dedi ki: Ya Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)

gönüllerini hoş ederiz. Sebiyi onlara verdiler ve Rasûlullah (sallallahu

9 Sebi: düşmandan alınmış kadın ve çocuklardır.


Allah Yolundaki Mücahidin Kalesi 71

aleyhi ve sellem) onları gelen bu elçilere teslim etti. (Sahih-i Buhari)

Bu hadisten şu fıkıh çıkarılır: Araplardan da sebi alınabilir.

Acemler gibi onlar da köle edilebilirler. Ancak bu konuda âlimler

ihtilafa düşmüştür. İmam Şafiîi’nin bu konuda iki görüşü vardır. Bu

hadisten yine şu anlaşılır. Malları ganimet olarak alınmış olan birisi

Müslüman olarak aramıza gelirse, ondan alınmış olan malın iadesi

vacip değildir.

| 99. mesele |

“Muellefetul Kulub 10 ”

Amr bin Tağlib dedi ki: Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’e mal

ya da sebi getirildi. O (sallallahu aleyhi ve sellem) getirilen şeyi paylaştırdı.

Ancak bazılarına verip, bazılarına vermedi. Kendisine bir şey

verilmeyen kimseler kendi aralarında söylendiler. Rasûlullah (sallallahu

aleyhi ve sellem) dedi ki: “Ben bazı kimselere imanlarının zayıflığı

ve sabredemeyeceklerinden çekindiğim için veririm. Allah-u Teâlâ’nın

kalplerini zengin kıldığı bazı kimselere de vermem.” (Sahih-i Buhari)

İmam Şevkani bu hadis ile ilgili der ki: İmam, ganimetleri dağıtırken

bir kısım insanların dünyaya olan meyili sebebiyle, onları

kazanmak ve itaat ettirmek için ganimetten daha fazla verebilir. Bazılarına

da imanlarının kuvveti ve ahiretlerine olan yönelişleri sebebiyle

hiçbir şey vermeyebilir.

| 100. mesele |

“Ganimetten Kendilerine Pay Verilmeyenlerin

Durumu”

İbn-i Kudame (rahimehullah) der ki: Köle gibi kendisine ganimetten

bir pay verilmeyen birileri, darul harbe girer ve ganimet elde

10 Bunlar iki kısımdır. İlki, islam’a girmiş ancak kalplerinin güçlenmesine ihtiyaçları

vardır. İkincisi ise; islama meyilliler ancak henüz islama girmemişler.

Onları islama kazandırmak için, iyilik yapılıp, mal verilir.


72

ebu zeyd el-kuveyti (hâlid el-huseynân)

ederlerse, imam beş de birini alır gerisini onlara verir. Bu kimseler

sadece köleler ya da çocuklar ya da hem köle hem de çocuklar beraber

olabilirler.

| 101. mesele |

“Bizimle Savaşa Çıkan Kâfire Pay Verilir mi?”

Muğni isimli kitapta şu ibare geçer: Bu konuda âlimlerimiz iki

görüşe ayrılmışlardır;

İmam Ahmed’den gelen rivayet, Müslümana pay verildiği gibi

kâfire de pay verilir. Bu görüşü İmam Evzai, Sevri ve İshak desteklemektedir.

Cevze Cani der ki: Bu cephe ehlinin görüşüdür.

İmam Ahmed’den gelen diğer rivayette; kâfirlere pay verilmez

çünkü onlar cihad ehlinden sayılmazlar. İmam Malik, Şafii, Ebu Hanife’de

bu görüştedirler.

| 102. mesele |

“Ganimet Toplanmadan Önce Kaçanlara

Ganimetten Pay Verilir mi?”

İbn-i Kudame (rahimehullah) dedi ki: Bir topluluk ganimet toplamadan

önce savaştan kaçar ve diğer toplulukta ganimetleri toplarlarsa

kaçanlara ganimetten bir pay verilmez. Çünkü toplama işinde

bulunmamışlardır. Ganimetin mülkü toplayana aittir. Eğer ki kaçanlar

başka bir cihad topluluğuna katılmak için kaçtıklarını söylerlerse

yine de onlara ganimetten bir pay verilmez. Ancak, ganimetleri

topladıktan sonra kaçarlarsa o ganimetten pay alabilirler. Çünkü o

ganimetleri toplama mülkünde bulunmuşlardır. Daha sonra kaçmalarıyla

bu haklarını kaybetmezler.


Allah Yolundaki Mücahidin Kalesi 73

| 103. mesele |

“Ganimetten Önce veya Sonra Ölenlerin Durumu”

İmam Şafiî ve Ebu Sevr derler ki: Kişi savaşa katılır ve ganimet

toplandıktan sonra ölürse ona bir pay ayrılır ve varislerine verilir.

Eğer savaşmadan önce ölürse ona ganimetten bir şey ayrılmaz.

| 104. mesele |

“Ordunun Taşımaktan Aciz Kaldığı Ganimetler”

İbni Munasif (rahimehullah) dedi ki: Bundan kasıt, ordunun taşıyamadığı

ya da imamın attığı ya da yakmak istediği bir malı ordudan

bir adamın almasıdır.

İmam Malik bu konuda, malın ordudan alan kişiye ait olduğunu

söyler. Bu mal paylaştırılmaz. Buna benzer bir görüşü de Evzai

beyan etmiştir.

Ebu Hanife (rahimehullah) der ki: Eğer ordu eşya veya koyun gibi

şeyleri alıp, bunları taşımakta aciz kalırlarsa koyunları keser, eşyaları

yakarlar ve o koyunların etlerini de ateşte yakarlar ki müşrikler bunlardan

faydalanmasınlar.

| 105. mesele |

“Cizyeler”

Abdurrahman bin Avf (radiyallahu anhu) rivayet eder: Rasûlullah

(sallallahu aleyhi ve sellem) Hecar Mecusilerinden cizye almıştır. (Sahih-i

Buhari)

Enes (radiyallahu anhu) der ki: Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)

Halid bin Velid’i, Eki Dardume 11 denilen kabile reisine gönderdi.

Onu yakalayıp getirdiler ve Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve sellem)

onun kanını dökmedi. Ve onu cizyeye bağladı.

11 Bu kişi araplardan olup, Gassan kabilesinden olduğu rivayet edilir.


74

ebu zeyd el-kuveyti (hâlid el-huseynân)

Cizye: Müslümanlar, kâfirleri kendi beldelerinde hayatta bırakırlarsa,

bunun karşılığında onlardan aldıkları mallardır. Bu malları

öderken alçalmış bir şekilde öderler.

Bazı âlimlere göre ganimet, Araplardan olsun veya olmasın bütün

kâfirlerden alınabilir. Bazı ilim ehline göre de cizye sadece Yahudi

ve Hristiyanlardan alınır. Fakat her türlü kâfir İslam hükmü

altında yaşadığında, ondan cizye alınabileceğini işaret eden hadisler

vardır. Bu kâfirler cizye ödedikten sonra hayatta kalırlar. İslam ahkâmını

ve Müslümanları görürler ve bu da onların İslam’a girmelerine

sebep olabilir.

| 106. mesele |

“Ganimet olan Yiyeceklerden Yemek

Haram Değildir”

Abdullah Azzam (rahimehullah) der ki: Ganimetler dağıtılmadan

önce ganimetlerin yiyecek olanlarından yenebileceğine dair dört

imamın ittifakı vardır. Yine âlimlerin çoğunluğu ganimet elde etmiş

olan mücahidler ihtiyaç duydukları her türlü yiyecekten yiyebilir ve

hayvanlarının yemini de bu ganimetten karşılayabilirler. İster bu

paylaşımdan önce olsun ister sonra. Ayrıca ister imamın izni ile olsun

ister izin almadan. Durum fark etmez.

Yine âlimler zaruret olmadan da ganimet malından yenilebileceğini

söylemişlerdir. Yine bazı âlimler şöyle demişlerdir; Savaştan

sonra elde edilen bineklere binebilirler ve elbiseleri giyebilirler ve

silahları da kullanabilirler.


Allah Yolundaki Mücahidin Kalesi 75

| 107. mesele |

“Ganimetten Çalan Kişi Ganimet Malından

Mahrum Edilirmi?”

Muğni kitabında iki görüş gelmektedir;

Birinci görüş: Bu kişi payından mahrum edilir. Bu söz Evzai’ye

nisbet edilir.

İkinci görüş: Ganimetten mahrum edilmez. İbni Kudame (rahimehullah)

der ki: Payından mahrum edileceğine dair ne bir hadis ne

de bir kıyas gelmemiştir.

| 108. mesele |

“Yaralı Kişinin Teyemmüm Etmesi”

Abdullah bin Abbas şu ayet hakkında şöyle demiştir:

“Ey iman edenler! Siz sarhoş iken -ne söylediğinizi bilinceye kadarcünüp

iken de -yolcu olan müstesna- gusül edinceye kadar namaza

yaklaşmayın. Eğer hasta olur veya bir yolculuk üzerinde bulunursanız

yahut sizden biriniz ayak yolundan gelirse, yahut kadınlara dokunup

da (bu durumlarda) su bulamamışsanız o zaman temiz bir toprakla

teyemmüm edin: Yüzlerinize ve ellerinize sürün. Şüphesiz Allah çok

affedici ve bağışlayıcıdır.” (Nisa, 43)

Dedi ki: “Eğer kişi Allah yolunda yaralanır ve cenabet olursa

yıkanacağı zaman ölümden de korkarsa teyemmüm eder.” (İbn-i

Huzeyme, Hakim)

| 109. mesele |

“Filan Şehiddir Denmez”

Ebu Hureyre (radiyallahu anhu) rivayet eder. Rasûlullah (sallallahu

aleyhi ve sellem) şöyle buyurur: “Yolunda cihad edeni Allah bilir. Yolunda

yaralananı da Allah bilir.”


76

ebu zeyd el-kuveyti (hâlid el-huseynân)

Ömer bin Hattab (radiyallahu anhu) dedi ki: Hayber günü efendimiz

(sallallahu aleyhi ve sellem)’in ashabından bazıları gelip dediler ki;

“filan şehid oldu, filan şehid oldu.” Sonra bir adamı zikrettiler ve dediler

ki; “filan şehid oldu.” Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle

buyurdu: “Asla! Ben onu çalmış olduğu bir örtü içinde ya da bir elbise

içinde ateşte gördüm” (Sahih-i Müslim)

Buhari “Falan şehiddir denmez” diye bir konu açmıştır. İbn-i

Hacer (rahimehullah) der ki: Kesin ifade ile kullanılmaz.

Abdullah Azzam (rahimehullah) der ki: Bizlerin savaşta öldürülen

kimseye şehid ismini vermemiz, şehid ahkâmının onun hakkında

uygulanması içindir. Zahiri durumuna göre ve kuvvetli zan ile böyle

deriz. Onu kefenlemeyiz onu yıkamayız ve onun üzerinde namaz

kılmayız. Bu selef ve halef 12 cumhurlarının söylediği sözdür.

| 110. mesele |

“Karın Ağrısından, Bulaşıcı Hastalıktan, Boğularak

veya Bina Altında Kalarak Ölen ve Doğumda

Hayatını Kaybeden Kadınlar Yıkanır mı?”

Cevap: Abdullah Azzam (rahimehullah) dedi ki: Evet bütün bunlar

yıkanır ve cenaze namazları da kılınır. Bu cumhurun sözüdür.

| 111. mesele |

“Haddini Aşmış Kimselerle Savaşırken Öldürülen

Adil Kimselerin Hükmü”

Muğni isimli kitapta şu ifade geçmektedir: Haddini aşmış kimselerle

savaşırken ölen adil kimseler, müşriklerle savaşırken ölen

kimselerin hükmü gibidir. Yıkanıp cenaze namazları kılınmaz. Çünkü

Ali (radiyallahu anhu) yanında savaşırken ölen kimselerin cesetlerini

yıkamamıştır.

12 Seleften sonra gelen faziletli insanlar.


Allah Yolundaki Mücahidin Kalesi 77

| 112. mesele |

“Ölülere Temsil 13 Yapılmasının Yasak Olması”

Allah-u Teâlâ şöyle buyurmuştur: “Eğer ceza verecekseniz, size

yapılan işkencenin misliyle ceza verin. Ama sabrederseniz, elbette o

sabredenler için daha hayırlıdır.” (Nahl, 126)

Abdullah bin Yezid, Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’den nakleder:

“Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) kişiden zorla malını almayı

ve temsili yasaklamıştır.”

Şeyh Abdullah Azzam (rahimehullah) der ki: Ölmüş müşriklerin

cesetlerini toprağa gömmek, cihad adabındandır. Eğer cesetlerini

ücret ödeyerek almak isterlerse, ücret almadan cesetleri onlara verebiliriz.

Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) Bedir günü müşriklerin

liderlerinin cesetlerini kuyuya atmıştır. Kureyza oğullarından

öldürülen kimseler için, Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) hendekler

kazdırmıştı.

İbn-i İshak, Megazi isimli kitabında der ki: Müşrikler Peygamberimiz

(sallallahu aleyhi ve sellem)’den Nevlef bin Abdullah bin Mugire’nin

cesedini satın almak istediler. Bu kişi hendek savaşında hendeği

aşarken öldürülen kişiydi. Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve sellem)

dedi ki: “Onun ne cesedine nede parasına ihtiyacımız vardır.”

Bizler, İmam Şafiî ve İmam Malik’in görüşünü tercih ederiz.

Görüşleri; ölülere temsil yapılmamasıdır. Bu görüş, ne İslam’ın genel

kaidelerine ne de ruhuna ve öğretilerine uygundur.

13 Ölen bir kimsenin herhangi bir uzvunu kesmek veya suretini bozmak demektir.


78

ebu zeyd el-kuveyti (hâlid el-huseynân)

| 113. mesele |

“Savaşcı Kâfirlerin Cesetlerinin Toprağa Gömülmesi”

İbn-i Mesud (radiyallahu anhu) dedi ki: Rasûlullah (sallallahu aleyhi

ve sellem) Kureyş’in önderlerine beddua etti ve dedi ki: “Allah’ım Kureyş’in

ileri gelenlerini sana havale ettim. Allah’ım bu Cehil’i, Utbe bin

Rabia’yı, Şeybe’yi, Ukbe bin Muayt’ı, Umeyye bin Halef ’i veya Ubey

bin Halef ’i sana havale ediyorum.” Hepsinin Bedir günü öldürüldüklerini

ve Bedir de bir kuyuya atıldıklarını gördüm. (Sahih-i Buhari)

Ahkamul Sultaniyye isimli kitapta şöyle geçer: Kâfirlerden öldürülmüş

kimseler, kefenlenmeden toprağa gömülürler.

| 114. mesele |

“Kesilmiş Başların Taşınması”

İmam Serahsi (rahimehullah) der ki: Birçok şeyhimiz derler ki, eğer

kesilmiş başların taşınmasında, müşriklere öfke, Müslümanların

kalplerinin serinlemesi varsa özellikle de bu öldürülenle müşriklerin

ileri gelenleri ve büyükleri ise, taşınmasında bir beis yoktur. Zira Abdullah

bin Mesud (radiyallahu anhu) Bedir günü Ebu Cehil’in kesilmiş

kafasını götürüp Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in önüne koymuştur.

Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) onu engellememiş ve böyle bir

fiili de yasaklamamıştır.

Ukbe bin Amir der ki: Ebu Bekir (radiyallahu anhu) dedi ki: “Bana,

kesilmiş kafanın getirilmesine gerek yoktur. Haberi veya haberin yazılı

olduğu kâğıdın gelmesi yeterlidir.” (Nesaî)

Şevkani (rahimehullah) der ki: Eğer kesilmiş kafanın taşınmasında

Müslümanların kalplerinin kuvvetlenmesi ve kâfirlerin gücünün

zayıflaması varsa bunda bir mani yoktur. Bilakis doğru ve güzel bir

davranıştır.


Allah Yolundaki Mücahidin Kalesi 79

| 115. mesele |

“Müşriklerin Cesetlerinin Satılmasının

Caiz Olmaması”

İbn-i Abbas (radiyallahu anhu) der ki: Müslümanlar bir müşriki öldürmüşlerdi.

Müşrikin akrabaları cesedini satın almak istediler. Peygamberimiz

(sallallahu aleyhi ve sellem) Müşrik leşinin satılmasını onlara

yasakladı. (Beyhaki)

| 116. mesele |

“Müslüman Esiri Kurtarmak”

“Size ne oldu da Allah yolunda ve “Rabbimiz! Bizi, halkı zalim

olan bu şehirden çıkar, bize tarafından bir sahip gönder, bize katından

bir yardımcı yolla!” diyen zavallı erkekler, kadınlar ve çocuklar

uğrunda savaşmıyorsunuz!” (Nisa, 75)

Ebu Musa rivayet eder: Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle

buyurur: “Esiri kurtarınız” (Buhari)

Kurtubi (rahimehullah) der ki: İster savaş yoluyla ister mal yoluyla

Müslüman esirleri kurtarmak yine Müslüman olan topluluğa vaciptir.

| 117. mesele |

“Kişi Düşmana Teslim Olabilirmi?”

Ebu Hureyre (radiyallahu anhu) dedi ki: Rasûlullah (sallallahu aleyhi

ve sellem) on kişilik bir seriyye gönderdi. Başlarına da Asım bin Sabit’i

emir olarak tayin etti. Bu seriyye yola çıktı ve El-Hede’e denilen

yere geldiğinde, Lihyan oğulları iki yüz kişilik okçu birliğiyle onları

yakalamak için yola çıktılar. Müslümanların izlerini, yedikleri Medine

hurmasının çekirdeklerinden takib ediyorlardı. Sonunda onlara

yaklaştıklarında Asım ve ashabı Futfut denen yere sığındılar. Müşrik

topluluğu etraflarını sardı. Eğer teslim olursanız sizden kimseyi öldürmeyeceğiz

dediler. Seriyye emiri Asım bin Sabit dedi ki: “Valla-


80

ebu zeyd el-kuveyti (hâlid el-huseynân)

hi bugün kâfir birinin zimmetini (korumasını) kabul etmeyeceğim.

Allah’ım bizim halimizi Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’e duyur.”

Müşrikler onları ok yağmuruna tuttular. Asımla beraber yedi kişiyi

öldürdüler. Üç kişi müşriklere teslim oldu. Onlar da Hubeyb El-ensari

ve İbni Desinne idi.

İbni Hacer (rahimehullah) dedi ki: Bir esir, müşriklerden eman kabul

etmeyebilir ve ölene kadar esir düşmemek için mücadele edebilir.

Bu hal azimeti seçenler içindir. Ancak ruhsat ile hareket etmek istiyorsa

teslim olabilir.

Hasan-ı Basri (rahimehullah) der ki: Teslim olmasında bir beis yoktur.

Süfyan es-Sevri (rahimehullah) der ki: Teslim olmasını kerih görürüm.

İmam Ahmed (rahimehullah) der ki: Esareti kabul etmesi benim

hoşuma gitmez. Esir düşmektense savaşıp, öldürülmesi bana daha

sevimlidir. Her hâlükârda ölüm vardır.

İbni Kudame (rahimehullah) dedi ki: Esirlikten korkarsa, öldürülene

kadar savaşması daha evladır. Ve nefsini teslim etmemiş olur.

Böyle yaparsa çok sevap kazanmakla beraber yüksek derecelere ulaşır.

kâfirlerin ona işkence etmelerinde ve fitneye maruz kalmasından

da emin olur. Ancak esareti kabul ederse bu da caizdir… “Asım ve

yanındaki arkadaşlarının kıssasını anlattıktan sonra” dedi ki: “Asım

azimeti almıştır. Hubeyb ve Zeyd de ruhsatı almışlardır. Bunlarda

hiçbirisi kınanmaz, hepsi de övülmeye layıktırlar.”

| 118. mesele |

“Müslüman Esir ile Kâfir Arasındaki Ahit”

Kanlar Fıkhı isimli kitapta şu ibare geçer: Eğer Müslüman esir

ile onu yakalamış olan kâfir arasında herhangi bir ahit yani onları öldürmeyeceğine

dair söz verme yoksa bu Müslüman esir kâfirlerden


Allah Yolundaki Mücahidin Kalesi 81

öldürebildiği kadar öldürür. Ve onlara verebildiği kadar zarar verir.

Eğer Müslüman esir ile kâfirler arasında bir ahit veya ona verilmiş bir

eman varsa onlardan kaçıp kurtulabilir. Ve sahih olan görüşe göre

onları öldürmeden oradan uzaklaşır. Eğer kâfirler kaçan bu Müslüman

esire yetişirlerse onları def etmek için yine onları öldürebilir.

Eğer onu esir eden, mürted kâfir ise esarete düşmüş olan Müslüman,

bu mürtedi öldürmeyeceğine dair söz verse dahi o mürtedi

öldürüp kaçabilir.

| 119. mesele |

“Kâfirlerin Bir Müslümanı Esir Edip, Kendileri ile

Savaşmayacağına Dair Yemin Aldıktan Sonra

Bırakmaları”

Huzeyfe bin Yeman (radiyallahu anhu) dedi ki: Bedir savaşına çıkmayışımın

sebebi, ben ve babam olan Huseyl ile beraber (Mekke’den)

çıkmıştık. Kureyş kâfirleri bizleri yakaladılar ve dediler ki; “Sizler

Muhammed’e mi gideceksiniz?” dedik ki: “Hayır biz Medine’ye gideceğiz.”

Bizlerden Allah adına Medine’ye gittiğimiz zaman onunla

beraber savaşmamaya dair söz aldılar. Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’e

gelip durumu ona haber verdik. Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)

dedi ki: “Gidin (savaşa katılmayın) onlara verdiğimiz sözü yerine

getirelim ve Allah’tan onlara karşı yardım isteyelim.” (Sahih-i Müslim)

İmam Nevevi (rahimehullah) der ki: Huzeyfe ve babasının durumuna

gelince; kâfirler onlardan Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)

ile beraber Bedir savaşında savaşmayacaklarına dair söz almışlardı.

Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) onlara verdikleri sözü yerine getirmeleri

gerektiğini emretti. Buradaki emir vacip değildir. İmamla

veya yardımcısıyla beraber cihada katılmama sözünü yerine getirmek

vacip değildir. Fakat Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) ashabı

hakkında sözlerini bozdukları haberinin yayılmamasını istediği

için onları savaşa götürmemiştir.


82

ebu zeyd el-kuveyti (hâlid el-huseynân)

Kanlar Fıkhı isimli kitapta şu ibare geçmektedir: Bir söz, vacibi

terk etmek veya haramı işlemek gerektiriyorsa o sözü yerine getirmek

gerekmez. Eğer kâfirler ellerindeki bir Müslümanı serbest bırakma

karşılığında namazı terk etmesini veya içki içmesini şart koşarlarsa,

Müslüman esir de bu şartları kabul edip, çıkarsa o verdiği

sözleri yerine getirmez. Hatta ittifak ile yerine getirmesi haramdır.

Eğer bir esir, farz-ı ayn olan cihadı terk edeceğine dair söz verirse bu

sözünü yerine getirmez.

| 120. mesele |

“Müslüman Esirlerin Düşmanla Beraber Başka Bir

Düşman İle Savaşmaları”

Evzai (rahimehullah) der ki: Eğer düşman zafere ulaşırsa, esirleri

serbest bırakacağına dair söz verirse esirler bu savaşa katılabilirler.

Eğer bırakma sözü vermezlerse onlarla savaşmaları caiz olmaz. Ancak

savaşmadıkları halde kanlarının dökülme korkusu varsa bu durumda

savaşabilirler. İmam Ahmed’in görüşü bu yöndedir. Ancak

İmam Malik böyle bir halde savaşmalarını kerih görmüştür.

| 121. mesele |

“Mücahidlere Zarar Verecek Sırları İfşa Etmekten

Korkan Bir Mücahidin Esir Düştüğünde Kendisini

Öldürmesinin Caiz Oluşu”

Muhammed bin İbrahim’e (rahimehullah) soruldu: Cezayirli mücahidler,

Fransızların eline esir olarak düştüklerinde, Müslümanların

yerlerini ve sırlarını anlatmaları için şiddetli işkencelere maruz kalmaktadırlar.

Müslümanların sırlarını anlatmamak için intihar edebilirler

mi?

Cevap: Fransızlar bu savaşta küfürlerinde ileri gitmişlerdir. Cezayirlilerden

birisini ellerine geçirdiklerinde, silahlarının ve Müslümanların

saklandıkları yerleri anlatmaları için onlara iğne vuruyorlar.

Bu esir düşen kişi bazen Müslümanların ileri gelenlerinden olup,


Allah Yolundaki Mücahidin Kalesi 83

iğnenin tesiri ile falan filanca yerdedir diye söylemektedir. Bu iğne

kişinin aklını karıştırmadan sarhoşluk hissi verir.

İslam’a girdiklerini iddia eden Cezayirliler yanımıza geldiler ve

dediler ki: Bu iğneyi ona vurmamaları için esir düşen kişi intihar

edebilir mi? Ve devamla dedi ki: Bana çok şiddetli işkenceler yapıyorlar.

İntihar ettiğim zaman şehid olarak ölür müyüm?

Onlara cevaben dedik ki: Eğer anlattığınız gibiyse intihar etmeniz

caizdir. Bunun delili Ashabu Uhdut’ta geçen “Çocuğun Rabbine

İman Ettik” kıssasıdır. Ancak, nefsin öldürülmesi konusu çok önemli

bir mesele olduğu için şu teferruata ihtiyaç vardır;

Esir düşen Müslüman sırlardan bir sır taşıyor ve bu sır Müslümanların

maslahatını ilgilendiriyorsa bunun iki hali vardır.

Durum; Bu sırrın çok tehlikeli olmaması. Bu haldeki esir olan

mücahid işkence görse de sabretmelidir. Eğer işkenceye dayanamazsa

bu sırrı anlatabilir ve bu haldeyken nefsini öldürmesi caiz değildir.

Durum; sırrın tehlikeli olması: bunda da iki ihtimal vardır. İlki,

esir olan kişinin zannına göre eğer tüm işkencelere dayanıp, susabileceğini

zannediyorsa ne kendini öldürmesi nede sırrı anlatması caiz

olmaz. Ona düşen sabretmesi ve susmasıdır. İkincisi ise, işkencelere

sabredemeyip, sırrı ifşa edecekse o zaman nefsini şu şartlar dâhilinde

öldürebilir;

Niyeti Allah için olmalıdır.

Sır tehlikeli olup, açığa çıktığında Müslümanlara büyük zarar

verecekse

Sırrı taşıyan kişi işkencelere dayanamıyorsa

Gerçekten sır sahibi düşmanın eline düşmüşse ya da kesin olarak

ellerine esir düşeceğini bilirse


84

ebu zeyd el-kuveyti (hâlid el-huseynân)

| 122. mesele |

“Esirin Namazı”

İmam Malik (rahimehullah) esirin namazı ile ilgili sorulunca dedi

ki: Mukim olanın namazı gibi namaz kılar.

Mudevvene isimli kitabında İmam Malik şöyle der: “Esir, darul

harpte namazını tamamlar başka bir yere götürüldüğünde seferi namazı

kılar.” Ebu Ömer (rahimehullah) der ki: Âlimler arasında şu konuda

ihtilaf bilmiyorum; esirken mukim gibi namaz kılar, eğer sefere

çıkar veya çıkarılırsa o zaman ona misafir hükmü verilir.

| 123. mesele |

“Bağlanmış ve Temizliğini Yapamayan Esirin Namazı”

Allah-u Teâlâ şöyle buyurmuştur: “Namazlara ve orta namaza

devam edin. Allah’a saygı ve bağlılık içinde namaz kılın. Eğer (herhangi

bir şeyden) korkarsanız (namazlarınızı) yürüyerek yahut binmiş

olarak (kılın). Güvene kavuştuğunuz zaman, siz bilmezken Allah’ın

size öğrettiği şekilde O’nu anın (namaz kılın).” (Bakara, 238-239)

Allah-u Teâlâ’nın şu sözü ile alakalı “eğer korkarsanız yürüyerek

veya binerek” İbn-i Ömer dedi ki: “Eğer şiddetli bir korku olursa

binekten veya yürür halde ise ima ederek namazını kılar.” (Sahih-i

Müslim)

Ebu Hureyre (radiyallahu anhu) dedi ki: Rasûlullah (sallallahu aleyhi

ve sellem) şöyle demiştir; “Size bir şeyi emredersem ondan gücünüzün

yettiğini yapınız” (Sahih-i Müslim)

İbn-i Recep, Cami’ul Ulum ve Hikem isimli kitabında der ki:

“Kişi emredilenin hepsini yapamıyor, sadece bir kısmını yapabiliyorsa

imkanı doğrultusunda yapabildiğini yapmalıdır.”


Allah Yolundaki Mücahidin Kalesi 85

| 124. mesele |

“Esirin Kaçması”

Aiz bin Amr El-Muzeni (radiyallahu anhu) rivayet eder, Rasûlullah

(sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “İslam yüksektir onun üzerine

yükselinmez” (Beyhaki, El-Bani hasen demiştir.)

İbn-i Nehhas (rahimehullah) der ki: Eğer esir, kâfirlerin elinden

kaçma imkanı bulursa âlimlerin ittifakıyla kaçması gerekmektedir.

Yine âlimlerin ittifakıyla esirden, kaçmayacağına dair yemin alırlarsa,

kaçtığında onun yemini yoktur çünkü o ikrah altındadır.

| 125. mesele |

“Müslüman Kadının Esir Oluşu”

Abdullah Azzam (rahimehullah) der ki: Âlimler şöyle demektedir;

Müslüman kadın esir düşeceğini anlarsa, ırzı için de korkarsa teslim

olması caiz değildir.

| 126. mesele |

“Esirlerin Hükmü”

Enes (radiyallahu anhu) dedi ki: Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)

Mekke’ye başında miğferi olduğu halde girdi. Miğferi başından çıkartınca

ona bir adam geldi ve dedi ki: İbn-i Hatal Kâbe’nin örtüsüne

asılı duruyor. Dedi ki: “Onu öldürünüz.” (Muttefekun Aleyh)

Âlimler dediler ki: Onu öldürttü çünkü o İslam’dan irtidat etmişti

ve yanında da hizmet etmekte olan bir Müslümanı öldürmüştü.

Peygamber efendimize de (sallallahu aleyhi ve sellem) küfredip dil uzatıyordu.

Onun iki cariyesi vardı. Peygamber efendimiz (sallallahu aleyhi

ve sellem)’e ve Müslümanlara hakaret içeren şarkılar söylerlerdi. Bu

sebeple bu adam eman altına girmemiştir. Rasûlullah (sallallahu aleyhi

ve sellem) onu, İbni Ebi Sarh’ı ve bu iki şarkı söyleyen cariyeleri istisna

tutmuş ve Kâbe’nin örtüsüne asılı oldukları görülse dahi öldürülmelerini

emretmişti.


86

ebu zeyd el-kuveyti (hâlid el-huseynân)

Cubeyr bin Mut’im (radiyallahu anhu) dedi ki: “Peygamberimiz (sallallahu

aleyhi ve sellem) Bedir esirleri ile ilgili olarak şöyle dedi: “Mut’im

bin Adi benimle bu pis kişiler için konuşmuş olsaydı, onun hatırına

onları bırakırdım.” (Sahih-i Buhari)

San’ani dedi ki: Cubeyr, sahabe olup nesheb (soy) ilmini bilen

birisiydi. Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve sellem)’in Müşriklere “pis

kişiler” demesinin sebebi işledikleri şirk sebebiyledir. Bunun gibi

müşriklere Allah-u Teâlâ Kur’an’da necis demiştir. Hadiste Mut’im

bin Adi’nin bu esirlerin bırakılmasını taleb etmiş olsaydı, Peygamberimiz

(sallallahu aleyhi ve sellem)’in bırakacak olmasının sebebi; Rasûlullah

(sallallahu aleyhi ve sellem)’e yaptığı iyilikten dolayıydı. Peygamberimiz

(sallallahu aleyhi ve sellem) Taif ’ten döndüğünde Mekke müşrikleri

O’nu (sallallahu aleyhi ve sellem) engelleyince Mut’im bin Adi’nin himayesi

ile Mekke’ye girmiştir.

Yine bu hadisten şu anlaşılmaktadır; büyük bir adamın şefaati

sebebiyle esirden den karşılık almadan da bırakılabilir.

Ömer bin Hattab (radiyallahu anhu) dedi ki: Bedir günü olduğunda

Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) esirlerden fidye almıştı Allah-u

Teâlâ buna karşılık şu ayeti indirmişti: “Yeryüzünde ağır basıncaya

(küfrün belini kırıncaya) kadar, hiçbir Peygambere esirleri bulunması

yaraşmaz. Siz geçici dünya malını istiyorsunuz, halbuki Allah (sizin

için) ahireti istiyor. Allah güçlüdür, hikmet sahibidir.” (Enfal, 67) (Ebu

Davud, El-Bani hasen-sahih demiştir.)

Şerhul Kebir ve Muğni isimli kitaplarda şöyle geçer: Esirler arasında

kuvveti ve Müslümanlara galibiyeti olan birisi varsa öldürülmesi

daha doğrudur. Esirler arasında zayıf olup, zengin olan varsa,

onlardan fidye alınır.

Esirler arasında Müslümanlara akıl veren, İslam’a girmesi umulan

ve kendisine bir iyilik yapıldığı zaman Müslümanlara yardımcı

olması yada onları savunması umulan kişilerin, karşılıksız olarak

serbest bırakılması daha iyidir. Aralarında kötülüklerinden emin


Allah Yolundaki Mücahidin Kalesi 87

olunan ve hizmetlerinden de faydalanılacak kişiler varsa (kadınlar

ve çocuklar gibi) onların köle edilmesi daha iyidir. İmam, maslahatı

daha iyi bildiği için esirlerin durumu ona havale edilir.

| 127. mesele |

“Mürted Esir”

İbn-i Kayyım (rahimehullah) dedi ki: Riddeti büyümüş bir kimseyi

tövbeye çağırmadan öldürmek caizdir. Abdullah bin Sad bin Ebi

Sarh Müslüman olup hicret etmişti. Rasûlullah efendimiz (sallallahu

aleyhi ve sellem)’in vahiy kâtipliğini yapardı. Sonra dininden dönüp

Mekke’ye kaçtı. Mekke fethi gününde Osman bin Affan (radiyallahu

anhu) beyat etmesi için onu Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve sellem)’e

getirdi. Peygamber efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) uzun bir vakit

sustuktan sonra beyatini kabul etti. Sonra dedi ki, uzun susmamın

sebebi sizden birinizin kalkıp, boynunu vurmasını beklemem sebebiyleydi.

| 128. mesele |

“Esirin Bağlanması”

Ebu Hureyre (radiyallahu anhu) dedi ki: “Rasûlullah (sallallahu aleyhi

ve sellem) atlılar gönderdi ve bu atlılar bir adamı yakalayıp getirdiler.

Mescidin direklerinden birisine bağladılar.” (Muttefekun Aleyh)

| 129. mesele |

“Esirlerden biri İslam’a Girerse Müslümanların

“Onun Üzerindeki Mülkü Devam Eder”

İmran bin Huseyn (radiyallahu anhu) dedi ki: Sakif kabilesi Akil

oğullarının müttefikleriydiler. Sakif kabilesi Rasûlullah (sallallahu aleyhi

ve sellem)’in ashabından iki kişiyi esir etmişti. Müslümanlar’da akil

oğullarından bir adamı esir etmiş ve ‘Adba’ denen deveyi de ondan

almışlardı.


88

ebu zeyd el-kuveyti (hâlid el-huseynân)

Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) bağlı olan o esirin yanından

geçerken esir dedi ki: “Ey Muhammed!.” Rasûlullah (sallallahu aleyhi

ve sellem) yanına gelip dedi ki: “Ne istiyorsun?” dedi ki: “Beni neden

yakaladınız?” dedi ki: “Müttefikleriniz olan Sakif ’in işledikleri suç sebebiyle

seni yakaladık.” Sonra gitti. Sonrasında bir daha seslendi: “Ey

Muhammed, ey Muhammed” dedi ki: “Ne istiyorsun?” dedi ki: “Ben

Müslümanım” dedi ki: “Eğer sen esir edilmeden önce bu sözü söylemiş

olsaydın tam bir kurtuluşa ererdin.” (Sahih-i Müslim)

Nevevi (rahimehullah) dedi ki: “tam bir kurtuluşa ererdin” sözünden

kasıt eğer esir edilmeden önce Müslüman olsaydın seni esir etmek

caiz olmadı. Sen İslam ile esirlikten selamete kavuşurdun ve

malın da ganimet olarak alınmazdı. Ama esirlikten sonra Müslüman

olursa seni öldürme tercihi düşer ve seni ya köle edinmek ya fidye ya

da iyilik karşılığında serbest bırakmak vardır.

| 130. mesele |

“Bir Mücahid Müslümanları Kendilerine Kalkan

Edinmiş Düşmana Mermi Atıp ta Müslüman

Öldürürse Hükmü Ne Olur?”

Cihad Ahkâmı isimli kitapta şöyle geçer: Bir mücahid düşmana

mermi atarda, Müslümana isabet edip etmediğini bilmezse ona ne

diyet nede kefaret gerekmez. Bu söz Hanefi ve Malikilerin sözüdür.

Eğer mücahid mermi atarken, düşmanı kast ederek atıp ta bu

mermi Müslümanlara isabet ederse ona bu halde diyet vacip olur.

Aynı zamanda hata ile öldürme kefareti gerekir. Bu imam Malik’in

sözüdür. Aynı görüşe İmam Şafiîi de katılır. İmam Ahmed’den de bir

rivayet vardır. Ancak bu diyeti ödeyen Müslümanların beytulmalıdır.


Allah Yolundaki Mücahidin Kalesi 89

| 131. mesele |

“Düşmana Saldırırken, Öldürülmemesi Gereken

Birileri Mücahidler Tarafından Öldürülürse

Onlara Diyet Gerekmez”

Cihad Ahkâmı isimli kitapta şöyle geçer: Eğer savaş esnasında

mücahid bu gibi insanları öldürürse ya da saldırı esnasında öldürülse

bu ister hata ister kasıtlı olsun ona bir şey gerekmez. Ne diyeti ne

de kefareti gerekmez. Ona tövbe ve istiğfar gerekir.

Sad bin Cusâme hadisinde geçmişti. Rasûlullah (sallallahu aleyhi

ve sellem)’e soruldu gece vakti müşriklere baskın yaparken, kadın ve

çocuklarda isabet alıyor. Dedi ki “Onlar da onlardan’dır” (İbn-i Mace,

Tirmizi) Onları esir ettikten sonra öldürürse yine diyet ve kefaret gerekmez.

Ona tövbe ve istiğfar gerekir. Çünkü caiz olmayan bir şeyi

yapmıştır. İmam veya komutan ona tazir cezası verir. Öldürdüğü

kimsenin kıymetini komutana öder o da aldığı parayı ganimete koyar.

Çünkü ganimet alacak olan kimselerin hakkını telef etmiş olur.

| 132. mesele |

“Darul Harb’de Hududların Tatbik Edilmesi”

Busr bin Ebi Erta’a dedi ki: Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’i

şöyle derken işittim. “Savaşta eller kesilmez.” (Ebu Davud, El-Bani sahih

dedi.)

Ömer’den (radiyallahu anhu) rivayet edilir. İnsanlara şöyle yazmıştı:

“Emir ordudan veya seriyyeden birini veya hutta savaşan Müslümanlardan

birine had cezası vermesin. Ta ki geri dönene kadar. Aksi halde

şeytan onu tuzağına düşürüp kâfirlere katılmasına sebep olabilir.

(İbn-i Mansur, Ebu Şeybe)

Döndükten sonra ona had uygulanır. Çünkü bu konuda delil

vardır. “Hırsızlık eden erkek ve kadının ellerini kesiniz” bu kişi de hırsız

olursa bu ayete binaen cezası verilir.


90

ebu zeyd el-kuveyti (hâlid el-huseynân)

İbn-i Kayyım (rahimehullah) der ki: Eğer o kimseden, nasuh bir

tövbe açığa çıkar ve düşmana karşı güzel başarılar gösterdiği görülürse

affedilir. Bunun delili şudur: Sad bin Ebi Vakkas Ebu Mihcen’i

affetmiştir. Sahih olan kıssası Abdurrezzak’ın Musennef isimli kitabında

geçmektedir. İbn-i Hacer bu kıssanın senedini sahih görmüştür.

İbn-i Mihcen içki içmişti. Cezalandırılmadan önce düşmana

savaşta çok büyük darbeler indirmişti. Sad bin Ebi Vakkas düşmana

verdiği bu ziyan sebebi ile onu cezalandırmayacağına dair yemin etti.

| 133. mesele |

“Sınır Boylarında Hadlerin Uygulanması”

Muğni isimli kitapta şöyle geçmektedir: Sınır boylarında hadler

uygulanır. Bu konuda bir ihtilaf bilmiyoruz. Çünkü İslam’ın beldeleri

sayılırlar. Tıpkı başkalarının cezalandırılmaya ihtiyacı olduğu gibi

oranın halkının cezalandırılmaya ihtiyacı vardır. Ömer (radiyallahu

anhu) Ebu Ubeyde’ye içki içene seksen sopa vurulmasını yazmıştı. O

vakitler Ebu Ubeyde Şam diyarında sınır boylarındaydı.

| 134. mesele |

“Savaşçılara Yardımcı Olanın Hükmü”

İbn-i Teymiyye (rahimehullah) dedi ki: Savaşçı hırsızlar bir grup

olursa ve öldürme işini onlardan birisi yapar, geri kalanlar ona yardımcı

olur ve korurlarsa sadece öldürenin öldürüleceğini söyleyen

ilim ehli vardır. Ancak cumhura göre hepsi öldürülür. Bunlar yüz

kişi dahi olsa durum fark etmez. Çünkü koruyan ile öldüren eşittir.

Raşit halifelerden bu konuda delil gelmiştir. Ömer İbn-i Hattab (radiyallahu

anhu) savaşçılara gözetme yapan ileri gözcüyü öldürtmüştür.


Allah Yolundaki Mücahidin Kalesi 91

| 135. mesele |

“Beldelerin Hükmü”

İbn-i Kayyım (rahimehullah) Zimmet Ehli Ahkâmı isimli kitabında

der ki: “Âlimlerin geneli der ki: İslam beldesi Müslümanların ele

geçirdikleri ve İslam ahkâmını uyguladıkları mekandır. İslam beldesine

komşu olsa dahi İslam ahkamı uygulanmazsa o belde Dar’ul

İslam olmaz.”

| 136. mesele |

“Düşman Topraklarının Mübah Oluşu”

Seyrul Kebir isimli kitapta şöyle geçer: Şeriata göre kâfirlerin

kanları ve malları mubahtır. Ancak barış, eman veya zimmet ehli

olanlar bundan müstesnadır. Çünkü düşmanın toprakları serbestlik

ve savaş topraklarıdır.

| 137. mesele |

“Emirin ve Ferdin Verdikleri Eman”

Muğni isimli kitapta şöyle geçer: İmamın kâfirlere verdiği eman

topluluklarını ve fertlerini kapsar. Çünkü onun velayeti bütün Müslümanlaradır.

Emir kendisine yakın olan müşriklere eman verebilir.

Müslümanlardan bir kişi müşriklerden bir kişiye veya on kişiye veya

küçük bir gruba veya hutta küçük bir kaleye eman verebilir. Ancak

büyük bir beldeye eman veremez.


92

ebu zeyd el-kuveyti (hâlid el-huseynân)

| 138. mesele |

“Bir Toplulukla Antlaşmaya Girdikten Sonra,

Onlardan Birileri Bu Antlaşmayı Bozarlarsa

Hepsiyle mi Yoksa Anlaşmayı Bozanlarlamı

Ahdimiz Bozulmuş Olur?”

İbn-i Kayyım (rahimehullah) dedi ki: Peygamber (sallallahu aleyhi ve

sellem)’in metodu şuydu: Bir kavimle antlaşmaya girer ve bir kısmı bu

antlaşmayı bozar ise ve diğer kısmı da bu bozmayı ikrar eder veya

razı olurlarsa Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) hepsini, antlaşmayı

bozmuş hükmüne tabi tutardı. Kureyza, Nadir, Kaynuka oğullarına

ve Mekke ehline yaptığı bu kabildendi.

Tebrie isimli kitapta şöyle geçer: Bir kavmin lideriyle yapılan

sulh veya antlaşma o kavmin her bir ferdiyle yapılan antlaşma gibidir.

Her biri tek tek antlaşmaya tabii tutulmaz o topluluğun her

bir ferdi başkanlarının yaptığı antlaşma sebebiyle güven içerisinde

olurlar. Aynı şekilde eğer ki liderleri bu antlaşmayı bozarsa her bir

ferdi bu antlaşmayı bozmuş sayılır.

| 139. mesele |

“Kâfirlerden Yardım İstemek”

Aişe (radıyallahu anha) dedi ki: Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve sellem)

Bedir’e çıktı. Müşriklerden bir adam onun peşinden gitti. Peygamberimiz

(sallallahu aleyhi ve sellem) ona; “Sen Allah’a ve Rasûlü’ne

iman ediyor musun?” dedi. Dedi ki: “Hayır.” dedi ki: “Geri dön! ben

müşrikten yardım almam.!” (Sahih-i Müslim)

İbn-i Kudame (rahimehullah) dedi ki: Müşrikten yardım alınmaz.

Bu görüşü İbnil Munzir, Cevzecani ve ilim ehlinden bir cemaat

benimsemiştir. Ancak İmam Ahmed’in ihtiyaç zamanında yardım

alınabileceğini işaret eden sözleri vardır. Bu yardım alınacak kişi

Müslümanların iyi gördüğü birisi olmalıdır. Eğer bu kişi güvenilir

olmazsa ondan yardım alınmaz.


Allah Yolundaki Mücahidin Kalesi 93

Aişe (radıyallahu anha) dedi ki: “Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve sellem)

ve Ebu Bekir (radiyallahu anhu) yol gösterici bir adamı Eddil oğullarından

kiralamışlardı. O adam Kureyş’in küfür dini üzereydi. Ona

develerini verdiler ve sevr mağrasında üç gün sonra buluşmak üzere

sözleştiler.” (Sahih-i Buhari)

İbn-i Hacer (rahimehullah) der ki: Bu hadisten şu hükmü çıkarırız:

Güvenilir olursa yol göstermek için bir kâfiri kiralayabiliriz.

| 140. mesele |

“Mürtedlerden Yardım Almak”

İbn-i Abbas (radiyallahu anhu) rivayet eder: Nebi (sallallahu aleyhi ve

sellem) dedi ki: “Dinini değiştireni öldürünüz” (Sahih-i Buhari)

Kanlar Fıkhı isimli kitapta şöyle geçer: Mürted kâfirlerden yardım

almanın haramlılığı konusunda bir ihtilaf yoktur. Çünkü mürtedin

riddeti üzere ikrar olunması icma ile caiz değildir.

| 141. mesele |

“Sapık Fırkalardan Yardım Alma”

“Ey iman edenler! Kendi dışınızdakileri sırdaş edinmeyin. Çünkü

onlar size fenalık etmekten asla geri durmazlar, hep sıkıntıya düşmenizi

isterler. Gerçekten, kin ve düşmanlıkları ağızlarından (dökülen

sözlerinden) belli olmaktadır. Kalplerinde sakladıkları (düşmanlıkları)

ise daha büyüktür. Eğer düşünüp anlıyorsanız, âyetlerimizi size

açıklamış bulunuyoruz.” (Âl-i İmrân, 118)

Kurtubi (rahimehullah) dedi ki: Allah-u Teâlâ bu ayetle müminlere

kâfirlerden, Yahudilerden ve sapık fırkalardan sırdaş ve yardımcı

edinmelerini ve onlarla istişare edip, işlerini onlara havale etmelerini

yasaklamıştır.


İbn-i Muflih dedi ki: Müslümanların herhangi bir işinde sapık

fırkalardan yardım istenmez. Çünkü bunda Müslümanlara büyük

zarar vardır.

Buhuti (rahimehullah) dedi ki: Bir Müslümanın rafiziler gibi dalalet

fırkasından yardım alması caiz değildir. Bu, ister Müslümanların

işleri, savaş, işçilik, katiplik vb. şeyler olsa dahi durum fark etmez.

More magazines by this user
Similar magazines