Medikal Teknik Ocak 2018

istmagmagazin

KARINCA 206

SURGICAL MOTOR SYSTEMS

Six Different Trigger Functions

Less Weight, High Power

Extended battery life

Easy handling and ergonomic design of Karinca 206

ensures reliable and better controlled operation results

Karinca 206 provides user to observe battery capacity without

removing power box and power box records all data regarding

usage for technical service information.

Power, Precision and Reliability...

Meeting Point For Surgery

years

since 1988

www.aygun.com


İMTİYAZ SAHİBİ

İstmag Magazin Gazetecilik İç ve Diş Tic.

Ltd. Şti. adına

H. FERRUH IŞIK

GENEL MÜDÜR

MEHMET SÖZTUTAN

mehmet.soztutan@img.com.tr

GENEL YAYIN YÖNETMENİ

Gulçin COŞKAN

gulcin.coskan@img.com.tr

GRAFİK TASARIM

TAYFUN AYDIN

tayfun.aydin@img.com.tr

EDİTÖRLER

Prof. Dr. İsmail KAYA

ismail.kaya@gmail.com

Doç. Dr. Mehmet Ali ÖZBUDUN

ozbudun@gmail.com

REKLAM KOORDİNATÖRÜ

Recep ARSLANTAŞ

recep.arslantas@img.com.tr

Reklam Danışmanı

Zekai ŞİMŞEK

zekai.simsek@img.com.tr

SORUMLU MÜDÜR

CÜNEYT AKTÜRK

cuneyt.akturk@img.com.tr

KURUMSAL İLETİŞİM MÜDÜRÜ

EBRU PEKEL

ebru.pekel@img.com.tr

FOREIGN RELATIONS

İSMAİL ÇAKIR

ismail.cakir@img.com.tr

MUHASEBE FİNANS

MUSTAFA AKTAŞ

muhasebe@img.com.tr

ABONE

NURTEN DEMİR

nurten.demir@img.com.tr

BURSA BÖLGE

ÖMER FARUK GÖRÜN

fgorun@ihlas.net.tr

Buttim Plaza D Blok Kat: 4 No:1267 BURSA

Tel:+90 224 211 44 50 / Fax: 224 211 4481

Printing

CTP • BASKI

İHLAS GAZETECİLİK A.Ş.

Merkez Mah. 29 Ekim Cad.

İhlas Plaza

No: 11 A/41

Yenibosna - Bahçelievler / İSTANBUL

+212 454 30 00

ADRES

Evren Mah. Bahar Cad.

Polat İş Merkezi

B-Blok - No:1 Kat:4

Güneşli - Bağcılar - İstanbul

Tel.:+90.212 604 50 50

Faks:+90.212 604 50 51

www.medikalteknik.com.tr

e-mail: info@medikalteknik.com.tr

İMG - Medikal Teknik dergisinde

yer alan makalelerdeki fikirler

yazarlarına aittir.

Yayınlanan ilanların sorumluluğu reklam

verene aittir. İMG - Medikal Teknik dergisinin

bütün yayın hakları İstmag Magazin

Gazetecilik İç Ve Dış Tic. Ltd. Şti.’ne aittir.

Yazılar kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.


Gülçin Coşkan

gulcin.coskan@img.com.tr

Dubai yolcusuyuz…

En route to Dubai…

Bu yolculuğa başlayalı tam 33 yıl oldu.Otuz üç yıl boyunca sizlerle

birlikte koştuk, yorulduk ve hep birlikte dinlendik ama asla pes

etmedik. Düşlerinize ortak olmak için attığınız her adımda, hep

yanınızda olduk ve olmaya da devam edeceğiz.

İnsan beyninin gücünün farkına varmak için,önce neler

ürettiklerine göz gezdirdiğimiz dergimizde; teknoloji, cihaz,

medikal dünyada yaşanan yeniliklerle sizlerle birlikteyiz.

Medikal Sektörün başlıca sorunlarını sizler için araştırdık.

MASSİAD Derneği Yönetim Kurulu Başkanı F.A.Tolga SÖZEN’e bu

sorunların kaynağını ve nasıl çözülebileceğini sorduk: Özel Haber

olarak hazırladığımız haberimizde, Tolga bey sorularımızı

cevapladı.

Medikal dünyanın kalbinin tam ortasında yer alan dergimizde, bu

ay ARAP HEALTH FUARI ÖZEL SAYIMIZ’ da siz değerli

okuyucularımız için birbirinden renkli ve farklı haberler hazırladık.

Fuara katılan firmalarımızı ziyaret ettik, beklentilerini sorduk ve

fuarla ilgili düşlerini bizimle paylaştılar.

Her ay olduğu gibi bu sayımızda da; SIRADIŞI BAŞARILAR

bölümümüzde örnek başarısıyla, dünya literatürüne geçmiş bir

bilim adamımız var: Hüseyin Yetik. Hüseyin Yetik’le bilim ve insan

sağlığı üzerine uzun bir söyleşi yaptık.

Dünyada sağlık turizmi denilince akla gelen ilk ülkelerden

biri olduğumuzu, ülkemizin bu anlamdaki başarısını tekrar

hatırlatmak ve yaşatmak adına; sağlık turizminin en çok

gerçekleştiği yerlerdeki güzellikleri sizler için ziyaret ettik ve

sağlık turizmi denilince akla neler geliyor ? sorusuna karşılık

güzel haberler hazırladık.

Medikal haberler ve medikal sektörün sorunları dışında farklı

haberler görmek isteyen okuyucularımız için, sektörün dışından

bölümümüzde sizler için farklı, okumaktan keyif alacağınız,

eğlenceli haberler hazırladık.

Dünyada ve Türkiye’de bir ilk olan sektörünün en eski ve en köklü

dergisi olan MEDİKAL TEKNİK dergisini okumaya ve bizi takip

etmeye devam edin

33 years passed since we began this voyage. For thirty-three years we

run, we tired and we rested together with you but never gave up. We

had been at your side at each step you have taken to share your

dreams and we will be in your side in the future, as well.

With this edition of our magazine we are here again at your service

aiming to inform you about recent technologies, equipment, and

developments in medical world, especially what had been produced

by the people to recognize the power of human brain.

We searched for major problems of medical industry and in this

regard we asked about the causes and the solutions of these to F. A.

Tolga Sozen, Chairman of MASSIAD.His answers are found in this

special news file of this issue.

Positioned at the very heart of the medical world, our publication

prepares several surprises for you each month. As the only Turkish/

English publication in the Turkish medical industry we are en route to

Dubai to follow the exporters. This month in this Arap Health Fair

special issue you will find colorful and interesting news. We visited

the firms participated in this fair and asked them about their

expectations. He shared their views about the fair with us.

In the section Extraordinary Successes we present a world famous

young scientist and his exemplary successes, Huseyin Yetik. We

made a long interview with him on science and the human health.

With an aim to remind the fact that Turkey is one of the major names

in the field of health tourism and emphasize on the success stories,

we visited major destinations of health tourism in Turkey and seek

answers to the question, “What comes to mind when health tourism

is mentioned?”

You will also find news about in and beyond the issues of medical

industries in the last pages of our magazine. “From outside of the

sector” section you will find interesting and entertaining news.

Please keep reading and following us, the Medikal Teknik, the first,

the oldest and the deep-rooted publication of the medical industry.


46

24 100

INDEX

16

Ems mobil sistemler

22

Ems mobile systems

Dünyadaki ilk ve tek sistem

BEDAİD

Hastane muayene mobilyaları

ve bekleme odaları

24 46-57

Hosbital check furnitures and

waiting rooms

Sağlık turizmi diyince ne

58-66

anlıyoruz ?

70-72

What cames to mind when

we say health tourism?

100

Ankapa ile sağlıklı adımlara

113

kavuş

Healthy steps wilth Ankapa

Medikal Beslenme

Medical nutrition

Hızlı ve başarılı

(röportaj/pharmactive)

Büyük ustadan küçük

notlar

6

Aralık 2017


AKTÜEL


AKTÜEL

İÜ Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Robotik Cerrahi

Cihazı aldı

T.C Kalkınma Bakanlığı’nın desteği ile alınan Robotik Cerrahi Cihazı “Da

Vinci”, İstanbul Üniversitesi (İÜ) Cerrahpaşa Tıp Fakültesi tarafından

kullanılmaya başlandı. İÜ Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Hastanesi Başhekimi

Doç. Dr. Zekayi Kutlubay cihaz hakkında bilgi verdi.

ROBOTIK CERRAHI CIHAZI

HIKÂYESI NASIL BAŞLADI?

Daha önceden bir robot fikrimiz

vardı. Diğer hastanelerin çoğunda

bu cihaz vardı, neden bizde de olmasın

diye düşündük. Sonra T.C.

Kalkınma Bakanlığı’na bir proje

sunduk ve projemizi beğendiler. Cihazı

Kalkınma Bakanlığımızın bize

yapmış olduğu destekle aldık.

Çok yakın bir zamanda Robotik

Cerrahi uygulamalarına başladık.

Cihazımızın adı Da Vinci. Bu cihaz

Marmara Bölgesi’nde devlet üniversitesi

olarak bir tek bizde var.

CİHAZIN ÖZELLİKLERİ NEDİR?

Robotun dört tane kolu var, ameliyat

yaparken kullanılıyor. Bir de konsol

dediğimiz ayrı bir bölüm var; aynı

odada doktor konsolun başında üç

boyutlu bir görüntü eşliğinde kollar

vasıtası ile ameliyatı yapıyor. Yani

on, on beş santim daha önce kesilen

kesilerden değil de kollar vasıtası ile

bir santimlik dört kesiden girerek

başarılı bir şekilde ameliyat yapabiliyor.

Cihazla yapılan ameliyatlarda

iz kalmıyor, yara daha çabuk iyileşiyor

ve hastadaki kan kaybı daha

az oluyor.

Aynı zamanda robotla ameliyat yapmanın

şöyle bir avantajı var; cerrahın

elinin ulaşamadığı en ücra

köşelere girerek en ince operasyonları

robot vasıtası ile yapabiliriz. Robotun

çubuğu burada devreye girer.

Bu anlamda zor ameliyatlar bile kolay

yoldan yapılabiliyor.

DA VINCI CIHAZI EN ÇOK HANGI

HASTALIKLARIN TEDAVISINDE

KULLANILIYOR?

Daha çok Üroloji’de; böbrek, mesane,

idrar yolları, prostat gibi

hastalıklarda kullanılıyor.

8

Ocak 2018


AKTÜEL

Doç. Dr. Zekayi Kutlubay

Aynı zamanda kist, kanser gibi

hastalıklarda ve organların tedavi

yöntemlerinde faydalanılıyor.

Onun dışında Genel Cerrahi’de kullanılıyor.

Mide, on iki parmak bağırsağı,

ince- kalın bağırsak, yemek

borusu gibi hastalıklarda; kadın

hastalıklarında, Göğüs Cerrahisi,

Kalp Damar Cerrahisi, Beyin Cerrahisi’nde

de bu cihaz kullanılıyor.

CIHAZDA HERHANGI BIR

PROBLEM YAŞANILDIĞI

TAKDIRDE, CIHAZ KONTROLDEN

ÇIKABILIR MI?

Robotun kolu zaten o sırada cerrahın

eli haline geliyor. Yanlış yaparsa

yine cerrah yapar robot değil.

Robotla ameliyat yanlışı olması gibi

bir şey söz konusu değil. Her cerrah

robotla ameliyat yapamıyor.

Cihazla ilgili hocalarımız eğitimden

geçiyor, sertifika alıyorlar. Ve cihazı

bu gibi durumlarda nasıl yönlendirilebileceklerini

çok iyi biliyorlar.

Şimdiye kadar böyle bir sorunla

karşılaşmadık ama karşılaşırsak ne

gibi önlemler alacağımızı biliyoruz.

Her branşın bu anlamda tecrübeli

hocaları var.

Ocak 2018

9


AKTÜEL

Kışın kalp krizi riski daha yüksek

Kalp krizi ve kalp hastalıkları şikayetleri kış aylarında artış gösteriyor.

Yapılan araştırmalar da özellikle kalp krizlerinin soğuk ve sert rüzgarlı

günlerde, sıcak mevsim ve günlere göre daha sık meydana geldiğini

ortaya koyuyor.

Prof. Dr. Gültekin Hobikoğlu,

kışın kalp sağlığını tehdit eden

faktörler ve kalp sağlığını

koruma yolları hakkında bilgi

verdi:

Geçtiğimiz aylarda Avrupa

Kardiyoloji Kongresi’nde açıklanan

önemli bir araştırmanın sonuçları,

son 16 yılda 280 bin kalp krizi

incelendiğinde hava sıcaklığı

sıfırın altına indiği günlerde kalp

krizlerinin daha fazla olduğunu

gözler önüne serrdi.

SOĞUK DAMARLARI DARALTIYOR

Soğuk havaların etkisiyle vücudun

ısı kaybetmesini önlemek için

özellikle yüzeysel cilt damarları

daralarak deri yoluyla ısı alış verişi

azalır ve bu damar daralmaları

tansiyonu yükselterek kalbin

kan pompalamasını güçleştirir.

Soğukta stres hormonları olan

‘katekolaminlerin’ salgılanması

artarken, damar içinden

salgılanan damar genişletici

nitrik oksit yapımı azalır. Artmış

katekolaminler ve azalmış nitrik

oksit; tansiyonu, kalp hızını

arttırdığı gibi damar spazmları ve

damar direncinin artmasına da

neden olur. Bunların sonucunda

kalp damar hastalığı ve kalp

yetersizliği olanlarda hastalığın

kötüleşmesine, kalp krizlerinin ve

ani ölümlerin artmasına yol açar.

KIŞIN KALP SAĞLIĞINI TEHDİT

EDEN FAKTÖRLER

Fiziksel aktivitenin azalması:

Basınç, rüzgar değişimleri, kötü

hava şartları nedeniyle azalan

fiziksel hareket, toplar damar

tıkanıklığı ve akciğer embolilerinin

artmasına neden olur.

D vitamini yetersizliği: D vitamin

düşüklüğü inflamasyon (yangı) ve

pıhtılaşmayı artırmaktadır. Yaz

aylarının gelmesiyle birlikte artan

D vitamini alımı, kardiyovasküler

hastalıklardan korunmaya

yardımcı olmaktadır.

Pıhtılaşma faktörleri: Pıhtı

oluşumunda rol oynayan fibrinojen

ve faktör VII düzeylerinin

kış aylarında artırdığı çeşitli

araştırmalarda saptanmıştır.

Bu artışta kış aylarında artan

solunum yolu enfeksiyonlarının

etkisi olduğu düşünülmektedir.

Hava kirliliği: Kış aylarında ısınma

için kullanılan yakıtlara bağlı

hava kirliliği artmaktadır. Yapılan

araştırmalarda hem kısa hem

uzun dönemde hava kirliliğine

maruz kalmanın kardiyovasküler

hastalıkları artırdığı gözlenmiştir.

Artışa yol açan sebeplerin hava

kirliliğinin tansiyonu ve kalp

hızını yükseltmesi, pıhtılaşmayı

artırması, yangı, damar

duvarının hasar görmesi olduğu

düşünülüyor.

Enfeksiyonlar: Kış aylarında artan

kalp krizlerinin ve beyin felcinin

(inme) en önemli sebebidir.

Özellikler grip ve zatüreye bağlı

yangı ve pıhtılaşma faktörleri

artmakta, kalp damarları içindeki

plaklarda aşınmaya neden

olarak burada oluşan pıhtı ile

damar tıkanması ve kalp krizleri

oluşmaktadır.

10

Ocak 2018


AKTÜEL

Ayrıca grip ve zatüreye bağlı

solunum sıkıntısıyla birlikte artan

kalp hızı ve kan basıncı da kalp

krizlerini artırmaktadır.

HAVA ŞARTLARINA UYGUN

GİYİNİN

Soğuk havaya bağlı vücudumuzda

oluşabilecek olumsuzlukları

önleyebilmek için hava sıcaklığına

uygun giyinmek çok önemlidir.

Sıcak tutacak kıyafetler, eldiven,

şapka, bere kullanmak vücut

ısısını koruyarak soğuğa bağlı

stres hormonlarının salgılanmasını

azaltarak tansiyon, kalp hızı ve

damar direncinin artmasını önler.

GRİP AŞISI YAPTIRIN, EFORDAN

KAÇININ

Özellikle risk grubundaki kişilerin

grip ve zatürre aşısı olmaları

bu hastalıkları ve bağlantılı

olarak kalp krizleri ve inmeleri

azaltacaktır. Kış aylarından önce

doktora danışarak aşı olmak

önemli bir koruma sağlar. Grip

veya zatürre gibi ateşli hastalıklara

yakalanırsanız doktorunuza

görünüp uygun tedaviyi olun.

Hastalık süresince efordan

kaçınıp, bol sıvı tüketin.

Hava kirliliğinin daha yoğun olduğu

günlerde zorunlu olmadıkça dışarı

çıkmayın, evde yürüyün ve hafif

egzersizler yapın. Bağışıklığınızın

kuvvetli kalmasını sağlamak

için kış mevsiminin sebze ve

meyvelerini taze olarak tüketin

ve haftada iki gün balık yemeye

çalışın, gerekirse D vitamini

destekleri kullanın.

KARDA UZUN YÜRÜYÜŞLER RİSKİ

ARTIRIR

Karda soğuk havada ani ağır

eforlar kalp hastalığı olanlarda ve

yatkınlığı olanlarda kalp krizlerini

başlatabilir. Özellikle fiziksel

aktivitesi az olanlar ile düzenli

egzersiz ve yürüyüş yapmayanlar

daha fazla risk taşımaktadır. Bu

yüzden düzenli yürüyüş ve egzersiz

yapmıyorsanız, karda uzun yürüyüş

yapmayın, ağır eforlardan kaçının.

Kapalı spor salonları veya alışveriş

merkezinde yürüyüşünüzü yapın.

Düzenli egzersiz yapanlar kar

da çok rüzgarlı değilse, uygun

koruyucu kıyafetlerle yürüyüşlerini

yapabilir. Ancak her zamankine

göre daha düşük tempo ve

sürelerde yürümeleri uygun olur.

Kayak, dağ yürüyüşü gibi kış

sporları yapacakların da kansızlık,

kalp ve akciğer hastalıkları varsa

doktorlarına danışmaları uygun

olur. Sanılanın aksine, dağların

yükseklerinde hava daha temiz

olmakla birlikte oksijen miktarı

deniz seviyesine göre daha

düşüktür. Kalp ve akciğer hastaları

yüksek irtifada bir de ağır efor

sarfetmeleri gerekirse, kalp

krizi ve ciddi solunum yetmezliği

yaşama ihtimalleri yüksektir.

AKUT DAĞ HASTALIĞI

Akut dağ hastalığı, yüksek

irtifalarda özellikle 2 bin 400 metre

sonrasında daha sık görülür.

Hava basıncı ve oksijen miktarının

azalması neden olur. Anemi,

kalp hastalığı, akciğer hastalığı

olanlarda özellikle eforla birlikte

ortaya çıkar. Hafif olanlarda baş

ağrısı, baş dönmesi, bulantı, kas

ağrıları, yüzde ellerde şişme olur.

Şiddetli dağ hastalığında ise,

öksürük, nefes darlığı göğüste

tıkanma, yürüyememe ve denge

bozukluğu olur.

Ocak 2018

11


AKTÜEL

Sağlık hizmetlerini dönüştürecek 10 teknoloji

Yazılım temelli teknolojiler, veri

analizi ve birbirleriyle iletişimde

olan cihazların iş dünyasında

köklü bir değişim oluşturabileceği

günümüzde çokça tartışılan

konular arasında yer alıyor. Ancak

iş dünyasının yanı sıra dijital

dönüşüm sürecinin insan sağlığı

için de kullanılacağı bir geleceğe

doğru ilerliyoruz. Bu teknolojik

ilerlemeler milyonlarca insanın

yaşam kalitesini yükseltmekle

kalmayacak, genel olarak sağlık

sektörü ve çalışanlarını da yakından

ilgilendirecek büyük etkiler

yaratacak.

Daha uzun, sağlıklı ve üretken bir

yaşam sürmemize yardımcı olabilecek

bazı dijital teknolojiler şöyle;

1) Genombilim: Artan bilgi işlem

gücü DNA analizinin gerçek

potansiyelini ortaya çıkarmaya

başlıyor. Kişiselleştirilmiş test ve

tedaviyi gerçek anlamda mümkün

kılan genombilim, çok sayıda

farklı hastalığın tedavisinde alınan

sonuçlarını değiştirebilir.

2) Giyilebilir teknoloji:

Kişiselleştirilmiş ve gerçek zamanlı

veri toplayan akıllı sağlık izleme

sistemleri daha sağlıklı yaşam

tarzlarının benimsenmesini teşvik

ederken, aynı zamanda medikal

araştırma için gerekli verinin

toplanmasına da yardımcı olacak.

Bazı şirketler şimdiden giyilebilir

teknolojileri performansı artırmak

amaçlı ofislerinde kullanmaya

başladı bile. Şirketler çalışanlarının

stres seviyesi ve sağlık durumunu

takip ederek daha sağlıklı

alışkanlıkların benimsenmesini

teşvik ediyor; bu da üretkenliğin

artırılmasına ön ayak oluyor.

3) Büyük verinin ilaçta kullanımı:

Daha fazla DNA’nın analiz edilmesi,

giyilebilir teknolojilerin yaşam

tarzına ilişkin daha fazla veri toplaması

ve medikal kayıtların dijital

ortama taşınması ile birlikte çok

daha detaylı ve karşılaştırmalı bir

hasta analizinin yapılması mümkün

hale geliyor. Benzer DNA, yaşam

tarzı ve medikal geçmişe sahip

hastaların tedaviye verdiği tepkinin

karşılaştırılması, sağlık risklerinin

ve farklı tedavilerin yarattığı

etkilerin daha iyi anlaşılmasını

sağlayacak.

4)Minyatür organ üretimi: DNA

sekanslama ve kök hücre araştırmalarında

kaydedilen ilerlemeler,

araştırmacıların hastanın DNA’sını

temel alarak minyatür organlar

üretmelerine imkân tanıdı. Elek-

12

Ocak 2018


AKTÜEL

tronik sensörlere bağlanan bu organlar

sayesinde hücre seviyesinde

uygulanan bir tedaviye hastanın

nasıl tepki vereceği önceden test

edilerek hangi metodun en başarılı

olacağı tespit edilebiliyor.

5) Sosyal medya hastane değerlendirmeleri:

Sağlık hizmeti

sağlayan kuruluşlar ile birlikte

düzenleyici kurumlar da artık sosyal

medyada hastalar tarafından

yapılan değerlendirmeleri ve dijital

anketleri potansiyel sorunları

tespit etmek ve hizmet kalitesini

artırmak için gittikçe daha fazla

kullanıyor. Sosyal medyanın doğası

gereği dolaysız oluşu ve hem

pozitif hem de negatif mesajları

geniş kitlelere yayma potansiyeline

sahip olması sağlık hizmet

sağlayıcılarının geri bildirimlere

hiç olmadığı kadar hızlı bir şekilde

yanıt vermeye itiyor. Sosyal medya

bu anlamda sağlık hizmetlerini

sürekli olarak optimize eden bir

geri bildirim mekanizması haline

gelebilir.

6) Dijital trendlerin izlenmesi:

Belirli medikal semptomlarla

ilgili online araştırmalara yönelik

trendler, sosyal medya ve arama

motorlarındaki anahtar kelime

aktiviteleri aracılığıyla takip

ediliyor. Bu yolla olası bir hastalık

salgınının tespit edilmesi ve çözüm

sürecinin hızlandırılması hedefleniyor.

Söz konusu metot sağlık

sektöründe faaliyet gösteren tüm

şirketler için fayda sağlayabilir

ancak bu yanı sıra iş gücünün bu

trendlerle uyumlu olmasını isteyen

tüm işverenler için de kullanışlı

olabilir.

7) Genetik mühendislik:

Hastalıklarla mücadele amacıyla

insan DNA’sının genetik mühendisliğinin

yapılması çok tartışmalı bir

konu ancak hastalıklarla mücadelede

gen terapisi ve genetiği

değiştirilmiş virüslerin kullanımı

gittikçe daha yaygın hale geliyor.

Genetiği değiştirilmiş sivrisinekler

de sıtma ve Zika virüsü ile mücadelede

kullanılıyor.

8)Teletıp: Zamandan tasarruf

edilmesini sağlayan her uygulama

diğer sektörlerde olduğu

gibi sağlıkta da üretkenlik üzerinde

olumlu bir etki yaratıyor.

Doktorun fiziksel olarak ziyaret

edilmesi ihtiyacını ortadan

kaldıran mobil teknolojiler, sağlık

hizmetleri üzerindeki baskının

azalmasını sağlıyor. Ancak teletıpın

dönüştürücü etkisini dünyada

sağlık hizmetlerine erişiminin zor

olduğu bölgelerde hissettirmesi

bekleniyor. Birleşmiş Milletlere

bağlı olan Uluslararası Telekomünikasyon

Birliği’ne göre

dünya genelinde 7 milyardan fazla

mobil telefon aboneliği bulunuyor;

2000 yılında bu rakam 738 milyon

seviyesindeydi. Global olarak 3,2

milyar insan internet kullanıyor; bu

kesimin 2 milyarı ise gelişmekte

olan ülkelerde yaşıyor.

9) Cerrahi robotlar: Daha hassas

ameliyatların kolayca yapılmasını

ve iyileşme süresinin hızlanmasını

sağlayan robotik cerrahi ekipmanların

kullanımı aynı zamanda

cerrahların hastalarını uzaktan

tedavi edebilmelerine imkân

tanıyor. Bu da yolculukta kaybedilecek

zamanın önüne geçerken,

cerrahların daha fazla hastaya

ulaşmasına yardımcı oluyor.

10) 3D Biyobaskı: ABD’de bulunan

Wake Forest Rejeneratif İlaç

Enstitüsü Şubat 2016’da hayvanlar

üzerinde ilk 3D kemik, kas ve doku

implantı çalışmasını başarıyla

gerçekleştirildiğini duyurdu. DNA

analizi sayesinde gelecekte vücudun

farklı bölümlerini yenileyebileceğiz.

Global olarak yaşlanan bir

işgücünün sağlık hizmeti ihtiyaçlarının

karşılanması, yeni ve

daha verimli çözümlerin üretilmesini

ve aynı zamanda sağlık

hizmetlerine erişim maliyetinin

düşük tutulmasını gerektiriyor.

Genel bir bakış açışıyla bakıldığında;

sağlık teknolojilerinde en son

imkânları kullanan organizasyonların

hem toplumun daha sağlıklı

bir yaşam sürmesine hem de kendi

iş ortamlarını sağlam tutmaya

destek olacakları kesin.

Ocak 2018

13


AKTÜEL

“EMS Mobil Sistemler”

1997 yılında kurulan EMS Mobil Sistemler uzmanlaşmış bir firmadır. Bunun yanında

Türkiye’de ve uluslararası alanlarda

yine sağlık hizmetlerinin mobil olarak

Ambulans Üretimi, Ambulans Malzemeleri verildiği mobil sağlık araçları üretimi

( Ambulans Sedyeleri, Sedye Platformları de yapmaktayız. Ambulanslarımızı

vb.), Mobil Sağlık ve Komuta Araçları dünyaca kabul gören Avrupa EN 1789

(Panelvan, Midibüs, Otobüs, Kamyon, kara ambulansları standardına uygun

Treyler, Konteynır Tip) konusunda

olarak üretmekteyiz. Bunun yanında son

profesyonel hizmet sunuyor. Şirket

kullanıcının talepleri doğrultusunda özel

faaliyetlerine, 20.000 metrekarelik kapalı donanımlı ambulansların da üretimini

alana sahip fabrika sahasında, konusunda gerçekleştiriyoruz.”

uzman personeller ve dünyaca ünlü çözüm Ambulans ve Ambulans malzemeleri

ortakları ile devam ediyor. En büyük

alanında yeni projeleriniz var mı? Varsa

hedeflerinin, insan hayatını kurtarmak paylaşabilir misiniz?

için kullandıkları ürünlerin kalitesini

“Ambulans dizaynı ve donanımları

her zaman en yüksek seviyede tutmak teknolojinin gelişmesine paralel olarak her

olduğunu belirten Uluslararası Ticaret geçen gün önem kazanıyor. EMS olarak

Müdürü Ahmet Aydın ile projelerine ve gelişen teknolojilerden faydalanarak

Arab Healt Fuarına dair keyifli bir söyleşi ürettiğimiz ambulansların sahip olduğu

gerçekleştirdik.

özelliklerini artırıyor, yeni projeler

Türkiye’de ve uluslararası alanlarda

başlatıyor ve sonuçlarını yeni ambulans

sunduğunuz Ambulans ve Ambulans

dizaynlarımızda kullanıyoruz. Mobil

malzemeleri hizmetlerinizi öğrenebilir sistemler, ambulans ve mobil sağlık

miyiz?

araçları üretimi üzerine uzmanlaşmış

“EMS Mobil Sistemler, özellikle ambulans kadromuzla büyümeye devam ediyoruz.

ve donanımlarının imalatı üzerine

Sürekli yeni projelerimiz oluyor. En

“EMS Mobile Systems”

son enfeksiyon ambulansı projemizi

tamamlayarak piyasaya sunduk.

Hali hazırda da 8 hasta taşıyabilecek

kapasitedeki ambulans tasarımı projesini

yürütmekteyiz.”

İhracat yaptığınız ülkeler ve farklı

projeleriniz hakkında bilgi verir misiniz?

Satın alma sonrasında paydaşlarınıza ne

tür avantajlar sunuyorsunuz?

“Dünya genelinde 40-50 civarında

ülkeye ihracat yapıyoruz. En önemli

avantajımız uzaklığı ne olursa olsun

pazara sunduğumuz ambulansların

satış sonrasında bakım hizmetlerini

anlaşmalı partnerlerimiz aracılıyla

çözüme kavuşturmamız. Gerektiğinde

teknisyenlerimizi aracımızın bulunduğu

yere yollayarak yaşanan sıkıntıları kısa

zamanda çözüyoruz. Bu konudaki en

büyük avantajımız uluslararası pazarlara

sunduğumuz ambulansların zaman

içerisinde ihtiyaç duyabileceği bakımları,

yerel pazarda edindiğimiz tecrübelerle

önceden planlıyor ve bakımlarını yerinde

gerçekleştiriyor olmamız.”

Exhibiting at the Emergency Service part of the Arab Health Show in Dbuai, EMS

supplies high-end patient carriages at most competitive conditions

Founded in 1997EMS Mobile Systems

provides professional services in

ambulance production, ambulance

equipment (ambulance stretchers,

stretcher platforms etc.), mobile

healthcare and command vehicles (panel

van, midibus, bus, truck, trailer, container

type). It continues its corporate actions in

a factory field with 20.000 square meters

indoor space, with expert personnel and

solution partners renowned worldwide.

We had a cheerful conversation about

Arab Health Fair and their projects with

International Trade Manager Ahmet Aydın,

stating that their biggest purpose is to

keep the quality of products which they

use for saving the lives of people at the

highest level.

Can we learn about your Ambulance and

Ambulance equipment services in Turkey

and worldwide?

“EMS Mobile Systems is an expert firm

especially specialized on manufacturing

ambulance and its equipment. Aside

from that, we are manufacturing the

mobile healthcare vehicles which provide

mobilized healthcare services. We

are conducting our manufacture with

accordance to the globally recognized

Europe EN 1789 land ambulances

standards. Besides, we are manufacturing

specially equipped ambulances according

to the requests of the end user.”

Do you have any new projects in the field

of Ambulance and Ambulance equipment?

If there is would you mind sharing them

with us?

“Ambulance design and equipment gains

importance in parallel to the improvement

of the technology. As EMS, we are

enhancing the current features of the

ambulances, starting new projects and

use their results on our new ambulance

designs by taking advantage of the

developing technologies. We continue

to grow with our teams specialized in

mobile systems, ambulance and mobile

healthcare vehicle manufacturing. We

continuously have a new project. Recently

we have completed and launched our

infection ambulance project. Right now,

we are conducting the project of an

ambulance design capable of carrying 8

patients.”

Can you inform us about your export

markets? What kinds of advantages are

you offering to your shareholders after the

purchasing transaction?

“We are doing exports to 40-50 countries

globally. Our most important advantage

is to provide the maintenance services

for our launched ambulances by our

contractual partners no matter how far

they are. We are resolving the problems

by sending our technicians to the location

of our vehicles if necessary. Our biggest

advantage about this subject is that we are

planning the necessary maintenance that

our internationally launched ambulances

may need periodically by the experiences

that we acquired from the local market

and we carry out the maintenances on the

spot.”

16

Ocak 2018


AKTÜEL

Lider ultrason jel ve sağlık ürünleri üreticisi

Turkuaz Sağlık’a ortak oldu!

Ak Portföy Birinci Girişim Sermayesi Yatırım Fonu (GSYF) 112 ülkeye ihracat

gerçekleştiren, Türkiye’nin lider ultrason jeli, medikal ve OTC ürünleri üreticisi

Turkuaz Sağlık ile % 20 ortaklık anlaşması imzaladı. Ortaklar, şirketin ulusal ve

uluslararası pazarlarda gelişimi için birlikte çalışacak.

Mehmet Kayabaş ve Osman

Nurhan Irmak tarafından

2000 yılında kurulan

ve bugün 100’den fazla

ülkeye başta ultrason jeli olmak

üzere hastanelerin kullandığı medikal

kimyasallar, reçetesiz ürünler,

dermokozmetik ve kişisel bakım

alanlarında 170’den fazla ürünü

ihraç eden Turkuaz Sağlık, üretiminin

%85’ini 112 ülkeye ihraç ediyor.

Kurulduğu günden bu yana katma

değerli üretim ve Ar-Ge’yi ön planda

tutan, aldığı FDA ve EC onaylarıyla

müşteri memnuniyetine her zaman

öncelik veren Turkuaz Sağlık, kendi

ürünlerinin yanı sıra hem yerel

hem de uluslararası birçok firmaya

da katma değerli üretim yapıyor.

Turkuaz Sağlık, yeni dönemde

hem bölgesel hem de uluslararası

genişlemesini artırmaya odaklanıyor.

Turkuaz Sağlık Kurucu Ortakları

Mehmet Kayabaş ve Osman Nurhan

Irmak “Bu ortaklık ile şirketin ürün

portföyünün ve faaliyet gösterdiği

coğrafyaların daha da artacağını

ve hem Ar-Ge odaklı üretim anlayışlarının

hem de kurumsal

kimliklerinin gelişimi konusunda

yeni ortaklarıyla birlikte önemli

adımlar atacaklarını” paylaştılar.

Ak Portföy Genel Müdür Yardımcısı

Göktürk ışıkpınar ise “Çok geniş

bir coğrafyada faaliyet gösteren ve

kullanıcılarının hayatına değer katan

böyle bir şirkete ortak olmaktan

mutluluk duyuyor ve şirketin

gelişimi için beraber çalışma

konusunda heyecanlanıyoruz. Ar-

Ge’ye ve kurumsallaşmaya daha da

önem vererek, Turkuaz’ın büyümede

ve yeni ürün geliştirmede global

rakiplerinin önüne geçmesini hedefliyoruz”

dedi.

Ak Portföy, yönettiği 24 milyar TL’lik

varlık büyüklüğü ile Türkiye’nin lider

portföy yönetim şirketi. Ak Portföy

Birinci Girişim Sermayesi Yatırım

Fonu, Ak Portföy tarafından 2016

yılında kuruldu ve kurulduğu günden

bu yana, yenilenebilir enerji platformu

şirketi Günışığı Temiz Enerji; ve

nesnelerin interneti konusunda faaliyet

gösteren ve bir Deloitte Fast50

şirketi olan Trio Mobil’e yatırım

yaptı. GSYF, inovatif ve yüksek

büyüme potansiyeli olan KOBİ’lere

yatırım yapmaya devam ediyor.

%100 Akbank iştiraki olan Ak Portföy’ü,

dünyanın önde gelen finans

dergilerinden World Finance, “Emeklilik

Fonu Ödülleri 2017 - (Pension

Fund Awards 2017) “ kapsamında,

“Türkiye’nin En İyi Emeklilik Fonu

Yöneticisi” unvanına layık buldu.

Ortaklık sürecinde Turkuaz Sağlık’ın

danışmanlığını Ernst & Young (M&A

ve Hukuk); Ak Portföy’ün danışmanlığını

ise Çetinkaya Avukatlık Ortaklığı

ve Deloitte üstlendi.

18

Ocak 2018


AKTÜEL

Venture Capital Investment Fund Ak Portfolio

became a partner of Turkey’s leading ultrasound

gel and health care products manufacturer

Turkuaz Sağlık

Ak Asset Management First Venture Capital Investment Fund (AGN) signed

a 20% partnership agreement with Turkey’s leading ultrasound gel, OTC

and medical products manufacturer Turkuaz Sağlık. A company that

exports to 112 countries. the partners agreed to collaborate on developing

the firm’s local and international markets.

Founded in 2000 by Mr. Mehmet

Kayabaş and Mr. Osman

Nurhan Irmak, Turkuaz Sağlık

is mainly exporting ultrasound

gel to more than 100 countries as well

as hospital consumables and chemicals,

OTC products and personal care

products, a wide range of products

with more than 170 different items.

85% of its production is dedicated

for export to 112 countries. Since its

foundation Turkuaz Sağlık always focused

on added value production and

innovative R&D projects, at the same

time the company considers customer

satisfaction as high priority, this

can be clearly seen in its access to

market strategies consisting of acquiring

the necessary marketing authorizations

such as CE marking and

FDA marketing authorization for its

medical devices.

With this new page in Turkuaz’s history

the focus is on expanding both

local and international markets.

Mr. Mehmet Kayabaş and Mr. Osman

Nurhan Irmak one of the co-founders

of this company state that: “With

this partnertnership an expansion in

the product portfolio and the global

market is foreseen”. they added that:

“ As partners we agreed to forge the

cornerstone of our corporate identity

as well as fortifying the grounds of

our R&D focused manufacturing.”

For Mr. Göktürk Işıkpınar Deputy

General Manager Ak Portfolio he

shared that: “We are happy to be a

part of a company with the sole aim

of being an added value in costumer’s

lives, on a very wide geographical

scale. We are very excited to

contribute in the advancement of the

company.”

He added: “By prioritizing R&D and

institutionalization we are aiming to

keep ahead of our competitors in

terms of growth and new product

development.”

Ak asset management company

manages a portfolio of 24 billion

Turkish Lira (approximately 6.29

billion US dollar) is considered as

Turkey’s leading asset management

firm. Ak Asset Management First

Venture Capital Investment Fund

(AGN for short) was founded in 2016,

since then they invested in the renewable

energy platform company

“Günışığı Temiz Enerji” “Daylight

Clean Energy” and the IoT (internet

of things) solutions company and

at the same time a Deloitte Fast50

company “Trio Mobil”.

AGN continues to invest in SMEs with

creative visions and high growth potential.

The 100 % subsidiary of Akbank,

AK Portfolio, was awarded the

title of Turkey’s best Pension Fund

Manager” worthy of found from one

of the world’s leading financial magazines,

World Finance in the context

of the “2017 Pension Fund Awards.”

During this partnership process

Turkuaz Sağlık was under the advisory

of EY Ernst & Young (M&A and

law) for Ak portfolio, they were under

the advisory of CCAO Çetinkaya Law

Firm and Deloitte.

Ocak 2018

19


AKTÜEL

Yılda 2361 kadın

yumurtalık kanserine

yakalanıyor

Her yüz kadının 1.4 ile

1.8’inde yumurtalık kanseri

görüldüğünü belirten İstanbul

Tıp Fakültesi Jinekolojik

Onkoloji Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr.

Samet Topuz, yumurtalık kanserinin

jinekolojik kanserler arasında rahim

zarı kanserinden sonra ikinci sırada

görülmesine rağmen ilk sırada gelen

ölümcül jinekolojik kanser olduğuna

dikkat çekiyor. Sağlık Bakanlığı verilerine

göre 2014 yılında yumurtalık

kanserinin kadın kanserleri arasında

7. sırada görüldüğünü ifade eden Prof.

Topuz, yılda 2361 kadının yumurtalık

kanserine yakalandığını söylüyor.

ORTALAMA GÖRÜLME YAŞI 63

Yumurtalık kanserinin ortalama görülme

yaşının 63 olduğunu kaydeden Topuz,

olguların çoğunluğu menopoz sonrası

dönemde olduğunu ifade ediyor. Yumurtalık

kanserlerinin %10’unu oluşturan

genetik geçişli olanlar 10 yaş daha genç

yaşta görülürler. Erken adet görmek,

geç menopoza girmek, gebe kalmamak,

emzirmemek, ailede bağırsak meme

yumurtalık kanseri olması, obezite,

endometriozis yumurtalık kanseri için

risk faktörlerini oluşturuyor. Bununla

birlikte yumurtalık kanseri olan hastaların

büyük kısmında bu risk faktörleri

olmaz. Gebe kalmak, emzirmek, doğum

Prof. Dr. Samet Topuz

kontrol

hapı kullanmak, tüplerin bağlanması

veya çıkarılması yumurtalık kanserine

karşı koruyucu faktörlerdir“ bilgisini

veriyor.

CERRAHI MÜDAHALE ÖNEMLI

Yumurtalık kanserinin tedavisinde

cerrahi ve kemoterapi yöntemlerinin

uygulandığını söyleyen Topuz, şunları

belirtti: “Çok erken aşamaların dışında

olguların büyük kısmı cerrahi sonrası

kemoterapi görecektir. Yumurtalık

kanseri olgularının %70-80‘i evre 3-4‘te

olduğu için hastalık özellikle karnın

üst kısmına yayılmış durumdadır. Bu

nedenle burada yapılacak kapsamlı

bir cerrahinin önemi çok büyük. Mümkünse

geride hiç tümör bırakmayacak

şekilde yapılacak bir cerrahi hastanın

sağ kalımını artırıyor. Genişletilmiş bu

cerrahinin içine bağırsak çıkartılması,

dalak çıkartılması, karaciğer metastazlarının

çıkartılması, karın zarı ve diyafram

zarının soyulması gerekirse

göğüs boşluğundaki tümörlerin çıkartılması

gibi cerrahi prosedürler giriyor.“

20

Ocak 2018


AKTÜEL

Dünyadaki ilk ve tek sistem

BedAİD

MASAJ ÖZELLİĞİ

Masaj sistemi sinir uçlarını

uyarmak ve kan dolaşımını

harekete geçirmek üzere

geliştirilmiştir. Kas sistemini

çalıştırır ve vücudun hava

almayan bölgelerini havayla

temas ettirir. Bası yaralarının

oluşmasını engellerken ağrıların

ve terlemenin önüne geçer.

Masaj sisteminde farklı notlarala

yerleştirilmiş 6 adet masaj bloğu

bulunur. Bloklar sabit değildir

ve ihtiyaca göre konumları

değiştirilebilir. Çalışma-dinlenme

süreleri ve şiddeti kişiye özel

ayarlanabilir.

Masaj sistemi sinir uçlarını

uyarmak ve kan dolaşımını

harekete geçirmek üzere

geliştirilmiştir. Kas sistemini

çalıştırır ve vücudun hava

almayan bölgelerini havayla

temas ettirir. Bası yaralarının

oluşmasını engellerken ağrıların

ve terlemenin önüne geçer.

Masaj sisteminde farklı notlarala

yerleştirilmiş 6 adet masaj bloğu

bulunur. Bloklar sabit değildir

ve ihtiyaca göre konumları

değiştirilebilir. Çalışma-dinlenme

süreleri ve şiddeti kişiye özel

ayarlanabilir.

VİBRASYON ÜNİTELERİ İLE

• Doku perfüzyonuna imkan tanır.

• Kan dolaşımını hızlandırır.

• Kapillerin kapanmasını engeller.

• Kaslara direnç kazandırır.

• Bakteri çoğalımını engeller.

• Vücudun savunma sistemlerini

güçlendirir.

• İskemiyi engeller.

• Yatmaktan kaynaklanan

plöreziyi önler.

• Denervasyon ve kas paralizinden

kaynaklanan sorunlara çare

üretir.

KÜP/BLOK ÖZELLİĞİ İLE

• Düşük bası alanı oluşturur.

• Hiperemiyi önler.

• Bül oluşumunu engeller.

• Doku perfüzyonuna imkan tanır.

• Friksüyonu en alt seviyeye

indirir.

• Basının istenilen bölgelerde

düşürülmesine olanak tanır.

• Cilt, cilt altı doku, kas ve fasya

nekrozunu önler.

• Ödem oluşmasını engeller.

• Ülser oluşumunu durdurur.

• İskemiyi engeller.

• Oluşmuş ülserlerin tedavi

sürecini hızlandırır.

HAVALANDIRMA SİSTEMİ

ÖZELLİĞİ İLE

•Derinin nem oranının

düşürülmesini sağlar.

• Terlemeyi engeller.

• Maserasyon, kontaminasyon ve

enfeksiyonu engeller.

UZAKTAN KUMANDA

ÖZELLİĞİ İLE

• 24 saat kesintisiz bakım sağlar.

• İstenilen bölgelerde istenilen

sıklıkla havalandırma ve

vibrasyonun periyodik tekrarına

olanak tanır.

• Konforlu bir yatış imkanı sunar.

22

Ocak 2018


ÖZEL HABER

Hastane muayene mobilyaları

ve bekleme odaları

Promek Medikal 2012 yılında

başlattığı hastane ve büro malzemeleri

üretiminde, uyguladığı

kaliteli ürün anlayışı ile yükselişini

sürdürmüştür. Kaliteye verdiği

önemi CE, ISO 9001, ISO 13485

belgeleriyle kanıtlamış, çevreye

olan duyarlılığını ve çalışan

sağlığına verdiği önemi ise ISO

14001 ve ISO 18001 belgeleri ile

göstermiştir. Tüm dünyada en

seçkin kullanıcılara hizmet veren

gelişmiş makine parkuru ve yetkin

personelleri ile ürünlerini kırktan

fazla ülkeye ihraç ederek bir dünya

markası olmuştur. Müşteri memnuniyetini

esas alan kuruluşumuz

büyük çoğunluğu yurtdışı olmak

üzere yurtiçi ve yurtdışı projelerine

devam etmektedir. Şirketimiz inovasyon

ve Ar-Ge’ye verdiği önem

ile sektöründe öncü firma olma

vizyonunu korumaktadır. Satış

sonrası servis hizmetlerimizi her

zaman müşteri memnuniyeti ve

güven ilkelerini temel alarak sunmaktadır.

Kuruluşumuz; uygun fiyat, kaliteli

üretim ve hizmet, zamanında teslimat

prensipleri ile çalıştığından

daima tercih edilen bir firma olma

özelliğini korumuştur.

24

Ocak 2018


Hospital check furnitures and waiting rooms

Promek Medical has continued to

develop with the high quality product

concept that is applied for the

hospital and office furniture production

that started in 2012. The

company proved the importance

given to quality with the CE, ISO

9001 and ISO 13485 certificates

and the importance given to sensitivity

of environment and employee

health with the ISO 14001 and ISO

18001 documents.

Promek has been a world brand

by exporting and serving to most

exclusive customers in more than

40 countries with the advanced

production line and highly qualified

personnel. Based on customer

satisfaction, Promek supplies to

projects mostly in foreign countries

and also in domestic market.

Promek keeps the vision of remaining

as leading company in the sector

by giving importance to innovation

and R&D. The company always

offers after sales services based on

customer satisfaction and principles

of trust.

Promek has always maintained to

be preferred company by working

with the principles of high quality

production and service and delivery

on time.

Depuis sa création en 2012, Promek

Medical n’a cessé de se développer

grâce à sa perception de la qualité

et son importance dans la conception

et la fabrication de son mobilier

medical et mobilier de bureau comme

dans les services fournis à ses

clients et partenaires. L’intérêt porté

à la qualité des produits Promek et

au respect de l’environnement dans

le processus de fabrication est consolidé

par les certificats CE, ISO 9001,

ISO 13485, ISO 14001 et ISO 18001.

Promek est devenue une marque

mondiale exportant ses produits vers

plus de 40 pays à travers le monde

avec sa ligne de production de pointe

et son personnel hautement qualifié.

Promek a gagné la confiance de ses

partenaires en Turquie comme en

outremer, en travaillant sur la base

des principes : Haute qualité, excellent

service après-vente et livraison

à temps. Au regard de son travail accentué

sur l’innovation, la recherche

et développement, la qualité du produit

et du service, et la satisfaction

du client, Promek vise maintenir et

développer son positionnement de

société leader dans le marché mondial.

Ocak 2018

25


MEDİKAL AKTÜEL CİHAZ VE MALZEME

26

Ocak 2018


MEDİKAL CİHAZ VE MALZEME

MANUJET III

VBM MANUJET 3 VERSİYONU

oksijen veya atmosfer hava

ile çalışır.

Bu özelliği kömür ocaklarında veya itfaiyelerdeki

karbon monoksit zehirlenmelerinde

yaralıya ilk müdahale sırasında

kullanılmak üzere düzenlenmiş bir

manuel jet ventilatördür. Çalışma basıncı

4-10 bar arasındadır. Basınç ayarı kilitlenir,

Regülatör kilidi itilip çekilerek çalışır.

Basıncı ve frekansı kolay ayarlanır.

Hastanelerde KBB ameliyatlarında bronkoskopi

uygulamalarında, yoğun bakım

ünitelerinde (akciğer atelektazisi olan

hastalarda) kullanılıyor.

Taşıma çantasının içinde 3 farklı boyda girişim

iğnesi, ara uzatma hattı ve farklı uygulamalar

için ara bağlantı parçası bulunur

ve uygulanması kolaydır. Regülatörün

üzerinde bulunan renk kodlu skala bebek,

çocuk ve erişkin olarak ayrılmıştır. Bu

sayede basınç ayarları kolaylıkla yapılır

28

Ocak 2018


Yoğun bakım ventilatörü

Medikal alçı

• Yetişkin, çocuk hastalarda

kullanabilme

• 12.1 “ Dokunmatik TFT

renkli ekran

• Ekranda aynı anda 3 dalgaformu

, 2 loop eğrisi izleyebilme

• Modlar; VCV/PCV/PSV/

CPAP/ SIMV(PCV)+PSV/

• SIMV(VCV)+PSV/ MMV+PSV/

PSV+VT ASSURED/

APRV/

• NIV/TCPL/SIM-

V(TCPL)+PSV/CPAP + Sürekli

akış

• Hesaplamalar; AutoPEEP/

Compliance/Resistance/Slow

Vital • Capacity/ P0.1/

PV Flex / Pimax / Inflections

Points / WOBi / RSBI

• Apne backup ventilasyon

özelliği

• Dahili batarya 150 dakika

• Tüm parametrelere ait 72

saat hafıza

• Dahili nebulizasyon çıkışı

• Düşük maliyetli bakım

• Açılışta otomatik kalibrasyon

• Standart ventilatör devreleri

ile kullanabilme

• 2000 adet oluşma zamanı

ile birlikte olay kaydı

• Açılışta hasta tipi seçimi ve

hasta ağırlığına göre otomatik

ayarlama

• Basınç ve flow triger algılama

özelliği

• Kaçak, hacim kompanzasyon

özelliği

• 5ml-2500ml aralığında tidal

hacim ayarlayabilme

• Aspirasyon öncesi ve

sonrası otomatik %100 FiO2

verme özelliği

• Tüm parametreler için

alarm limiti ayarlayabilme

• Opsiyonel ısıtma nemlendirme

ünitesi

• Opsiyonel micropump nebulizer

Aeroneb Pro

• Opsiyonel yenidoğan

özelliği ilave

edilebilir.

MEDİKAL HAVA

KOMPRESÖRÜ

• Tüm ventilatör cihazlarına

uygun

• Opsiyonel cihaz standı

• Dahili hava tankı

• Dijital basınç göstergesi

• Isı, basınç ve güç alarmları

• Çalışma saati izleyebilme

Medikal kullanıma uygun

• Kurutuculu

Türkiye’ye Güney Kore’den gelen yıkanabilir

alçının diğer adı‘’Hibrit alçı. Güney Koreli Ortopedi

uzmani Dr. Lee’nin bulusu olan ürün

patentli ve FDA, KFDA onayli.

Özellikleri

• Eski tip alçilara göre son derece hafif olmasiyla

da dikkat çekiyor. Eskildf üç dört kiloya

kadar çikarken, bu ürün çok hafif. Bu durum

hastaya büyük hareket kolayligi sagliyor.

• Günlük aktiviteleri kisitlamayan, kismi

de olsa hareket özgürlügü sunan bu alçi

sayesinde, hastanin psikolojisi de olumlu bir

sekilde etkileniyor.

Özel deri koruyucu kilif ile birlikte kullaniliyor.

Böylece alçi uygulanan bölgenin hava almasini

sagliyor ve tahrisi önlüyor.

• Özel dokusu sayesinde hastayi terletmeyen,

kasinti ve koku da yapmiyor. Uygulamasi da

son derece kolay.

• Oda sicakligindaki suya batirildiktan sonra,

deri koruyucu kilif ile birlikte, çorap gibi geçirilerek

kirik uzva giydiriliyor. Yedi ila on beş

dakika içinde sertlesen alçi, görevini yerine

getirmeye basliyor.

• Havuza, denize girilebiliyor. Sadece alçının

takılmasından sonra yirmi dört saat beklemek

gerekiyor. Sonra havuza, denize girmek duş

almak mümkün.

• On iki ayrı ölçüde bulunabiliyor. Ayrıca, yüksek

X-Ray geçirgenligi sayesinde alçıyı çıkartmadan

röntgen çektirmek mümkün olabiliyor.

• Özel şeridi sayesinde kolayca çıkarilabilen ve

kesilirken toz çıkartmayan Hibrit Alçi Sistemi

- HM CAST, istenirse tekrar birleştirilerek kullanilabiliyor.

• Kırıklar dışında, yumuşak doku enfeksiyonlarında,

travmada ve atel kullanmayi gerektiren

durumlarda da tercih edilebiliyor.

Atel kullanan ve sürekli çıkarıp yeniden takan

hastaların iyileşme sürecinin uzamasının da

önüne geçilebiliyor.

Ocak 2018

29


AKTÜEL

Eryiğit zirveye ödüllerle çıkıyor

“6. Özel Sektör Ar-Ge ve Tasarım Merkezleri Zirvesi” 20-21 Aralık 2107

tarihlerinde Ankara Congresium’da gerçekleşen zirvede; Bilim, Sanayi

ve Teknoloji Bakanlığı tarafından Ar-Ge alanında başarılı olan firmalara

ödülleri verildi. Eryiğit Tıbbi Cihazlar A.Ş. Tıbbi Cihazlar Kategorisinde Ar-

Ge Merkezi onaylanarak ödül alan firmalardan biri oldu.

Ülkemizdeki Ar-Ge ve Tasarım

Merkezlerinde yapılan Ar-Ge ve

Tasarım projelerinin sonunda

ortaya çıkan yeni teknoloji ve

çıktıların kamuoyu ile paylaşılması,

Ar-Ge ve Tasarım Merkezlerinin

sorunlarının tartışılması, başarılı

Ar-Ge Merkezlerine ödül verilmesi

ve yeni Ar-Ge ve Tasarım merkezi

olan firmalara belge takdimi

yapılması amacıyla “6. Özel Sektör

Ar-Ge ve Tasarım Merkezleri

Zirvesi” 20-21 Aralık 2107

tarihlerinde Ankara Congresium’da

gerçekleştirilmiştir. Bu zirvede

Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı

tarafından Ar-Ge alanında başarılı

olan firmalara ödülleri verilmiştir.

Eryiğit Tıbbi Cihazlar A.Ş. Tıbbi

Cihazlar Kategorisinde Ar-Ge

Merkezi onaylanarak ödül alan

firmalardan biri olmuştur. Tıbbi

cihazların yerli teknolojilerle

üretilmesi konusunda önemli

katkıları olan Eryiğit, melek

yatırımları ile yeni teknolojilerin

geliştirilmesine destek olmuş,

üniversite-sanayi işbirliği alanındaki

projeler yanında TÜBİTAK ve

KOSGEB gibi kurumlarla da başarılı

çalışmalar gerçekleştirerek

pek çok projenin ticarileşmesini

başarı ile tamamlamıştır. Firma

Ar-Ge Merkezi ve bu ödül ile bu

başarılarını taçlandırmıştır.

Ülkemizin önde gelen tıbbi cihaz

üreticilerinden biri olan Eryiğit,1991

yılından bu yana Ankara’da, 10.000

m2’lik bir alanda sağlık sektörüne

hizmet vermektedir. Eryiğit Tıbbi

Cihazlar A.Ş.,1991 yılında Ankara’da

50 m² bir alanda kurulmuş ve

faaliyetlerini 2009 yılında taşındığı

10.000 m2’lik bir tesislerinde

devam ettirmektedir. Bünyesinde

bir laboratuvar bulunduran Eryiğit,

tüm sağlık kuruluşlarının ihtiyacı

olan ve yakın bir geçmişe kadar

önemli oranda ithalat yoluyla

temin edilen ameliyat masası,

buharlı sterilizatör, H2O2 gaz

plazma sterilizatörü, yıkama ve

dezenfeksiyon cihazı gibi tıbbi

cihazları yerli know-how, teknoloji,

altyapı ve imkânlarla üretmeyi

başarmıştır. Bunun yanında Eryiğit,

Türkiye’de alanında ürünlerine

2002 yılında ilk CE sertifikasını

almış, İlk Ürün Tip Testlerini

yaptırmış ve 2007 yılında İlk Ürün

Validasyonlarını gerçekleştirmiş

ilklerin firmasıdır. Türkiye’de 81

ilde hemen hemen tüm sağlık

kuruluşlarına bir cihazı ile hizmet

veren Eryiğit, Dünya’da yaklaşık

40 ülkeye ihracat yapmaktadır.

Önümüzdeki dönemde Türkiye’deki

başarılarını küresel piyasalara

taşımak isteyen firma ihracat

oranını daha da artırarak ülke

ekonomisine ve istihdama katkısını

güçlendirmek istemektedir.

30

Ocak 2018


AKTÜEL

Eryigit runs to summit with awards

Ministry of Science, Industry and

Technology presented awards

to successful firms having R&D

centers in the sixth edition

of Private Sector R&D and

Design Centers Summit held

in Cognresium, Ankara, 20-21

December 2017. Eryigit Medical

Equipment Co. Inc was one of the

firms awarded for its R&D center.

The summit aims to share the

outputs of latest technologies with

the public, to discuss the problem

faced in R&D and design centers, to

give awards to successful centers

and to certificate the new centers.

One of the leading producers of

medical equipment in Turkey,

Eryigit has been serving to the

health care industry in its factory of

10,000 sqm in Ankara since 1991.

The company was established as a

50-sqm workshop in Ankara in 1991

and moved to a 10,000-sqm factory

in 2009. Having a laboratory in its

factory which produces several

medical tools and equipment and

tries to replace the ones that had

been imported before including

medical devices such as operating

tables, steam sterilizers, H2O2

gas plasma sterilizer, washing and

disinfection devices by combining

domestic know-how, technology,

structures and abilities. Eryigit had

Turkey’s first CE certificate in 2002,

the first product type tests and the

first product validation in 2007. The

company exports its product to 40

countries.

Having important contributions

for the production of medical

equipment using domestic

technologies, Eryigit company

supports the development of new

technologies by acting as an angel

investor, by starting joint projects

between university and industrial

firms and having successful

activities in cooperation with

certain bodies such as TUBITAK

and KOSGB. The recent award

presented to Eryigit, certifies the

success of those operations.

Ocak 2018

31


AKTÜEL

A success of three decades!

Prof. Dr. Arzu Yorgancıoğlu, who has been working as a specialist in the field of

Asthma and COPD, and conducting international studies and providing treatment to

patients for the past thirty years, has crowned her success with the book “Arzu’nun

Mutluluk Reçeteleri” (Arzu’s Recipes for Happiness), which she prepared full of unique

recipes reflecting her fascination with cooking as a hobby.

Yorgancıoğlu, who has many

national and international

achievements in the field

of respiratory diseases,

continues her academic career as

the 1st Vice President of the Turkish

Thorax Association, President

of the Celal Bayar University

Medical Faculty Pulmonary

Medicine Specialty Department

and the Turkish Board of Directors

Chairman for the Global Alliance

against Respiratory Diseases

(GARD), one of the World Health

Organization’s most important

organizations.

“COOKING IS LIKE MEDITATION

FOR ME”

Yorgancıoğlu, who says she has

been interested in cooking for a

long time says “Cooking is just like

meditation for me. When I am at

my most stressed, I just go into the

kitchen, start cooking and forget all

about my exhaustion and my stress.

This is a life style for me. My mother

used to work. That is when I started

getting interested in homemaking

and cooking. So it started out as kind

of a requirement”.

Saying that cooking has been her

favorite activity for a long time,

Yorgancıoğlu added “My kitchen is

like my sanctuary, I find peace there,

I rest there when I am at my most

tired state. I turn on my music and

have a cup of coffee while I start

playing with food. This is always a

journey of discovery, an adventure.

In my high school years I loved to

prepare something for my mother

and father to surprise them. Later

these surprises were prepared for

my husband, my kids and all my

friends. Then I had grandchildren

whose taste I trusted completely.

Thank goodness there many people

around me who are open to new

recipes and my new games. I travel

a lot for my job. I learn new things

from different places in the world

and I bring supplies and implements

from different places. There were

times when this meant a pasta

machine from the U.S., a blow torch

from Spain, squid ink from Italy or a

mussel pot from Brussels. I collect

and collect…then one day I got an

offer from my beloved vocational

association the Turkish Thorax

Association to share my recipes on

a social media platform. So it seems

the time had come to venture out

of my own kitchen. I started there

first, then my friends who were not

members wanted me to share the

recipes on my own social media

account. I have been sharing recipes

for nearly a year. There were so

many sincere and encouraging

comments I couldn’t even believe

what I had accomplished”.

32

Ocak 2018


AKTÜEL

Eczacıbaşı-Monrol nükleer tıp alanına yatırım

Yapmaya Devam Ediyor

2008 yılında, Eczacıbaşı İlaç Sanayii ve Bozlu Holding’in ortak girişimiyle

kurulan Eczacıbaşı-Monrol Nükleer Ürünleri teşhis ve tedavi için yüksek

kaliteli radyofarmasötik üretimiyle Türkiye’nin nükleer tıp pazarının

gelişimine öncülük ediyor. Eczacıbaşı-Monrol, 2018 yılında da Mısır’da,

bu alandaki ikinci tesisi olan Tc99M Jeneratör üretimine başlayacağını

duyurdu.

2018 yılında Mısır’da başlaması

planlanan Tc99M Jeneratör

üretimi ile Nükleer Tıp alanındaki

yatırımlarına devam eden

Eczacıbaşı-Monrol, hastalıkların

teşhis ve tedavisinde kullanılan

yüksek kaliteli radyofarmasötik

üretimine devam ediyor. Modern

ve çevre dostu teknolojileri

kullanarak Türkiye’de 6,

yurtdışında Bulgaristan,

Romanya ve Mısır’da olmak

üzere toplamda 9 tane dünya

standartlarında üretim tesisi

sahibi olan Eczacıbaşı-Monrol

ayrıca Kuveyt’te ve Birleşik Arap

Emirlikleri’nde siklotronlar

işletiyor.

Eczacıbaşı-Monrol,

Dubai’de Monrol Körfezi adı

altında BAE’nin en önemli

holdinglerinden biri olan Almulla

Grubu ile de uzun yıllardır güçlü

bir ortaklık yapıyor. Almulla

Grubu’na ait siklotron tesisini

işleten Eczacıbaşı-Monrol, Sağlık

Bakanlığı’na bağlı Kuveyt’te de

yerel ortaklarıyla birlikte bir

siklotron tesisini daha işletiyor.

Merkezi Ataşehir’de bulunan

Eczacıbaşı-Monrol, nitelikli ve

müşteri odaklı hizmetinden

ödün vermeden 300 çalışanı ve

beş distribütörü ile Türkiye’de

ve dünyada 30’dan fazla ülkede

nükleer tıp merkezi tedarik etmek

için hizmet veriyor. Pakistan ve

Erbil’de 2 devamlı Siklotron Tesisi

projesi bulunuyor.

34

Ocak 2018


AKTÜEL

Eczacıbaşı-Monrol continues to invest in

nuclear medicine

Eczacıbaşı-Monrol that is joint venture between Eczacibasi

Pharmaceuticals Manufacturing and Bozlu Nuclear Products in 2008,

continues to lead the development of Turkey’s nuclear medicine market

through the production of high-quality radiopharmaceuticals for

diagnosis and treatment. Eczacıbaşı-Monrol announced that in 2018 it

will start production of Tc99M Generator, which is the second plant in

this area in Egypt.

Eczacıbaşı-Monrol continues

to invest in the field of Nuclear

Medicine with the production

of Tc99M Generator which is

planned to start in Egypt in 2018

and continues production of high

quality radiopharmaceutical used

in the diagnosis and treatment of

diseases. Eczacıbaşı-Monrol has 9

world-class production facilities, 6

in Turkey and 3 abroad (Bulgaria,

Romania and Egypt), employing

modern and environment-friendly

technologies. The company also

has been operating cyclotrons in

Kuwait and United Arab Emirates.

Eczacıbaşı-Monrol have a strong

partnership in Dubai with Almulla

Group, one of the most important

conglomerates of UAE under the

name Monrol Gulf, for many years.

Eczacıbaşı-Monrol, which operates

the cyclotron plant of Almulla

Group, operates a cyclotron plant

in Kuwait, which is affiliated to the

Ministry of Health, with its local

partners.

in Turkey and more than 30

countries around the world without

compromising on quality and

customer-oriented service. There

are 2 continuous cyclotron plant

projects in Pakistan and Erbil.

Eczacıbaşı-Monrol whose

headquarters is located in Ataşehir,

has been serving with its 300

employees and 5 distributors to

supply nuclear medicine centers

Ocak 2018

35


AKTÜEL

100 mio financing support from “Kuveyt Türk” to

Medical Research Center

Breaking grounds in the participation banking market, Kuveyt Türk

provided financing of 100 million euros to the Medical Research Center

of Ministry of Health, the first and the only institution given its properties.

Kuveyt Türk has made the biggest support in this respect by participating

in the financing of the center with 100 million euros against the financing

support of 494.5 million euros provided by 12 other lenders.

Ufuk Uyan / CEO of Kuveyt Türk

Providing financing support

to the institutions and

entities contributing to

today and future, Kuveyt

Türk has now provided financing

support for the first medical research

center that will support

the healthcare research activities

and provide access to hi-tech laboratories

in Turkey. The medical

research center to house the administrative

buildings and biosecurity-assigned

research centers

of the Ministry of Health will satisfy

the needs of the patients and

healthcare professionals with its

advanced technologic infrastructure.

Kuveyt Türk has participated in

the syndicate of 12 funding partners

including the international

financing institutions such as European

Bank for Reconstruction

and Development (EBRD), Black

Sea Trade and Development Bank

(BSTDB), Islamic Development

Bank (ISDB) for the financing of

the medical research center with

a total investment cost of 711 million

Euros. Kuveyt Türk has made

the largest support in this project

by funding it with 100 million

euros to the overall financing of

494.5 million euros provided by 12

other funding partners with a tenure

of 15 years.

Mr. Ufuk Uyan, the CEO of Kuveyt

Türk, was quoted as saying in a

statement made on this matter,

“We are pleased to provide financing

for such a strategically important

for the public healthcare

in Turkey. The medical research

center will invest in high-tech biological

laboratories and make

remarkable contributions to the

research activities in our country

and neighboring countries. In

addition, this project will provide

a modern working environment

for the healthcare institutions of

Turkey and their employees and

efficiently respond to the need for

ever developing medical technologies.

We are also pleased that 40%

of the financing of such a project

has been funded together with Islamic

Development Bank and its

subsidiaries through interest-free

banking principles”.

The medical research center the

project of which has been prepared

by Turkish Public Health Institution

and Turkish Pharmaceuticals

and Medical Device Authority

will be built in Bilkent, Ankara as a

campus to shelter all the research

and development activities to be

carried out in an effort to be prepared

against the incidents that

may pose risks in terms of national

bio-security. The project whereby

the first medical research center

of Turkey will be built shall be implemented

through Public-Private

Sector Participation (PPP) model

by the contractor CCN Yatırım

Holding A.Ş.

36

Ocak 2018


AKTÜEL


AKTÜEL

Kimsenin düşünemediğini düşündü

Posta ve Telgraf Teşkilatı Anonim Şirketi (PTT A.Ş.) ile Katar Posta Teşkilatı arasında yapılan

işbirliği anlaşması ile hayata geçen www.turkishsouq.qa sitesi ile Katarlı vatandaşlar

Türkiye’deki birçok KOBİ’nin ve ulusal markanın ürünlerine tek tıkla ulaşabilecek.

Katar’ın başkenti Doha’da yapılan

işbiriliği anlaşmasına telekonferans

yoluyla katılan Ulaştırma,

Denizcilik ve Haberleşme Bakanı

Ahmet Arslan, posta idarelerinin

bugün yaptıkları işbirliğinin e-ticaret

konusunda alınan mesafenin

en güzel örneği olduğunu ifade

ederek, “Bu işbirliğimiz bununla

sınırlı kalmayacak. Diğer alanlarda

da giderek yaygınlaşacak ve sadece

iki ülkenin işbirliği değil, iki ülkenin

birlikte başka yerlerde de işbirliği

yapmasının yolunu açacak” dedi.

Lansma toplantısında konuşan

Katar Ulaştırma ve Haberleşme

Bakanı Casim es-Saliti de elektronik

ticaretin Katar’daki hacmi son

dönemde 4 milyar Katar Riyal’ine

yaklaştığını belirterek, 2020’ye kadar

bu rakamın 10 milyar Katar

Riyal’ine ulaşmasını planladıklarını

söyledi.

Lansman toplantısında konuşma

yapan PTT AŞ Yönetim Kurulu

Başkanı ve Genel Müdürü Kenan

Bozgeyik de Antalya’da düzenlenen

Uluslararası e-Ticaret Konferansı’nda,

Katar Posta Teşkilatı ile

PTT AŞ arasında yapılan işbirliği

anlaşması çerçevesinde çalışmaları

tamamlanan e-Ticaret Projesi’nin

lansmanın, 1 Ocak 2018’de

yapılmasının kararlaştırıldığını

anımsattı. Söz konusu projenin,

posta teşkilatları açısından dünyaya

örnek olacağını dile getiren Bozgeyik,

projenin, iki ülke ilişkilerini en

üst seviyeye çıkaracağını kaydetti.

Dünyadaki ticaretin yönünün e-Ticaret’e

doğru kaydığı bir dönemde,

projenin zamanlamasının öneminin

ortaya çıktığını vurgulayan Bozgeyik,

2017 sonu itibarıyla 3 trilyon

dolara yaklaşan dünyadaki e-Ticaret

pazarından bugüne kadar

yeterli payı alamayan Türkiye’nin,

pazardaki yerini büyüteceğini

söyledi.

Türkiye’deki e-Ticaret pazarının

günden güne büyüdüğünü vurgulayan

Bozgeyik, Katar ile yapılan

bu projeyle Katar halkının e-Ticaret

ile ilgili kullanımlarını artırarak,

pazarın büyütülemesine katkı

sağlayacağını kaydetti.

Bugün itibarıyla Katarlı vatandaşların

www.turkishsouq.qa sitesi

üzerinden Türkiye’deki birçok

KOBİ’nin ve ulusal markanın ürünlerine

tek tıkla ulaşabilecek, kredi

kartı ile ödemelerini yaparak iki

ülkenin posta teşkilatı güvencesinde

alışveriş gerçekleştirebileceğine

dikkati çeken Bozgeyik,

“Bu kıymetli projemiz Türk KO-

Bİ’lerine de ürünlerini kolaylıkla

yurt dışına ihraç etme fırsatı

tanıyacak. Projenin ilk fazının hayata

geçmesiyle ülkelerimiz arasındaki

ticaret gelişirken, Katarlı

dostlarımız pek çok Türk ürününe

uygun taşıma bedelleri ödeyerek

sahip olabilecek. Satıcılarımız ise

hızlı ve kolay bir şekilde ürünlerini

ihraç etme imkanı bulacak.” ifadelerini

kullandı.

Katar Posta Teşkilatı Üst Yöneticisi

(CEO) Faleh Al-Naemi ise yaptığı

konuşmada söz konusu proje ile

Katar’daki müşterilerine milyonlarca

ürün sunacağını belirterek,

sitenin Katar pazarının ihtiyaçlarına

cevap vereceğini söyledi.

38

Ocak 2018


AKTÜEL

Kenan Bozgeyik

They realized what no one thought before

Qatari citizens will be able to reach products of many SMEs and national brands in Turkey

with a single click through www.turkishsouq.qa website which is realized with the cooperation

agreement between PTT Corporation (Turkish Post) and Qatar Post.

Minister of Transport, Maritime

Affairs and Communications

Mr. Ahmet Arslan who attended

the co-operation agreement

which was held in Qatar’s capital

city, Doha via teleconference expressed

that the co-operation of

these two postal establishments

was the best example of the momentum

gained about e-commerce

and said, “Our co-operation

will not be limited to this. It will

become increasingly widespread

in other areas and will open the

way for not only the two countries’

co-operation but also to cooperate

with other countries together.”

Speaking at the launching meeting,

Qatar Transportation and

Communications Minister Mr. Casim

es-Saliti said that the volume

of electronic commerce in Qatar

recently approached 4 billion Qatari

Riyal in the recent period, and

they planned to reach 10 billion

Qatar Riyal by 2020. Speaking at

the launching meeting, PTT Corporation

Chairman and General

Manager Mr. Kenan Bozgeyik

announced at the International

e-Trade Conference held in Antalya

that launching of the e-Commerce

Project which was completed

within the framework of the

co-operation agreement between

Qatar Post and PTT Corporation

determined to be held on 1st January

2018. Mr. Bozgeyik, who stated

that the said project will be an

example in the world in terms of

postal organizations, noted that

the project will bring the relations

of the two countries to the highest

level.

Emphasizing the importance of

the project’s timing in a period

when the direction of the business

world shifts towards e-commerce

era, Mr. Bozgeyik said that Turkey

which could not get enough

share from the world’s e-commerce

market which has reached

3 trillion US by the end of 2017 will

enlarge its market position. Emphasizing

that the e-commerce

market in Turkey grows day by

day, Mr. Bozgeyik stated that this

project will increase e-commerce

related use of Qatar citizens and

will contribute enlargement of

the market. Mr. Bozgeyik, who remarks

that as of today Qatar citizens

will be able to reach products

of many Turkish SMEs and national

brands via www.turkishsouq.qa

web site with a single click and can

shop by using their credit cards

under assurance of postal organizations

of two countries, stated,

“This valuable project will give

Turkish SMEs the opportunity of

exporting their products to abroad

easily. While the trade between our

countries will be developing by the

realization of the first phase of the

project, our Qatari fellows will also

be able to buy many Turkish products

with suitable transportation

fees and our sellers will be able

to export their products quickly

and easily.” CEO of Qatar Post

Faleh Al-Naemi, stated during his

speech that the mentioned project

will provide millions of products to

customers in Qatar and the website

will respond to the needs of

Qatar market.

Ocak 2018

39


AKTÜEL

İKMİB Medikal sektörü gelecek araştırması

başarıyla tamamlandı!

Kimya sektörünün küresel pazarlarda lider olması hedefiyle çeşitli

organizasyonlar düzenleyen İstanbul Kimyevi Maddeler ve Mamulleri

İhracatçıları Birliği (İKMİB), 23-24 Aralık 2017 tarihleri arasında yaklaşık

altmış sektör temsilcisinin katılımıyla düzenlediği “Medikal Sektörü Gelecek

Araştırması” organizasyonuyla sektörün problemlerine çözüm aradı.

MEDIKAL SEKTÖRÜNDE ABD BIRINCI

SIRADA

Çalıştayın açılışında konuşan İKMİB

Yönetim Kurulu Başkanı Murat Akyüz,

dünyadaki medikal sektörü hakkında

bilgi vererek, “Tıbbi cihaz ve medikal

sektörü, genel anlamda dünyada hızlı

bir dönüşüm geçirerek eskiye oranla

daha çok bilgi ve sermaye yoğun bir

sektör olma yolunda ilerliyor. Sektörde

2016 yılında dünyada 228 milyar

dolar üretim yapıldı ve bu üretim

değerinin 102 milyar doları ABD’de

gerçekleştirildi. Ardından gelen Çin toplam

üretimin yüzde 12,8’ini (29 milyar

dolar) yaparken, Almanya 26 milyar

dolar değer üreterek toplam üretimin

yüzde 11’ini gerçekleştirdi. Türkiye ise

tıbbi ve cerrahi cihaz üretiminin yüzde

0,5’ini gerçekleştirdi ve ülkemizin üretim

değeri ise 1,2 milyar dolar oldu”

diye konuştu.

1991 yılından bu yana, ihracat operasyonları

konusunda on binden fazla

üyeye hizmet veren ve üye firmaların

global pazarlarda lider olması hedefiyle

çeşitli organizasyonlar düzenleyen

İKMİB, düzenlediği uluslararası fuarlar,

ticaret ve alım heyetleri organizasyonları

ile kimya ihracatçılarının

yeni pazarlara ulaşmasında önemli rol

oynuyor.

Bu kapsamda İKMİB, katma değeri

en yüksek alt sektörlerinden medikal

sektörünün problemlerine etkili

çözüm bulmak amacıyla “Medikal

Sektörü Gelecek Araştırması” etkinliğini

gerçekleştirdi. İstanbul’da

23-24 Aralık 2017 tarihleri arasında

gerçekleştirilen organizasyonda sektörün

önde gelen aktörleri bir araya

geldi. Sektör firmalarının yanı sıra

MASSİAD, DİŞSİAD, TÜMDEF, OSTİM

Medikal Kümelenme, İSEK, Türkiye

İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu, T.C.

Gümrük Bakanlığı ve T.C. Ekonomi

Bakanlığı temsilcilerinin katıldığı

çalıştaya yoğun ilgi gösterildi. Çalıştay

süresince “Bölgesel ve küresel düzeyde

meydana gelen ekonomik ve politik

gelişmeler ve sektörümüz üzerindeki

etkileri nelerdir, uluslararası ticarette

karşılaşılan yurtiçi ve yurtdışı sorunlar

nelerdir, sektörümüzün ortak sorunlarını

dikkate aldığınızda bu sorunlar

gücümüz çerçevesinde hangi yeni

çözüm önerileri ile aşılabilir ya da

tamamen kaldırılabilir?” gibi sorulara

verilen farklı yanıtlarla medikal sektörü

için önemli gelişmeler kaydetme

yolunda adımlar atıldı.

TÜRKIYE’DE MEDIKAL SEKTÖRÜ

Türkiye’deki medikal sektörüyle ilgili

bilgi veren Akyüz, “Medikal sektörü

ihracatımız 2013 yılında 484.3 milyon

dolar seviyesindeyken 2016 yılında

516.3 milyon dolar seviyelerine

çıktı. Yine 2016 yılında en çok ihracat

yaptığımız ülkeler sırasıyla Almanya

(38,3 milyon dolar), Çin (35,8 milyon

dolar), Irak (24,1 milyon dolar),

Hollanda (20,8 milyon dolar), Fransa

(19,4 milyon dolar) ve Azerbaycan (18

milyon dolar) olarak kayıtlara geçti.

2016 ithalat verilerine baktığımızda

ise ülkemiz ithalatında ön plana çıkan

ülkelerin ABD (567 milyon dolar),

Almanya (461 milyon dolar), Çin (444

milyon dolar), İtalya (173 milyon

dolar), Japonya (156 milyon dolar) ve

Malezya (120 milyon dolar) olduğunu

görüyoruz” dedi.

İKMİB MEDIKAL SEKTÖRÜ 2018

PLANLANAN FAALIYETLERI

İKMİB’in medikal sektörüne yönelik

2018 yılında gerçekleştirmeyi

planladığı faaliyetleri arasında 5

Mart’ta “Africa Healthcare Week

ile eş zamanlı İlaç Medikal Dişçilik

Sektörel Ticaret Heyeti”, 11 Nisan’da

“CMEF” milli katılım organizasyonu,

22 Mayıs’ta “Hospitalar” milli katılımı,

21 Haziran’da “Medicare Taıwan” milli

katılımı, 29 Ağustos’ta “Medical Fair

Asia” milli katılımı, 3 Eylül’de “CPHI

MENA” milli katılımı, 9 Ekim’de “CPHI

WORLDWIDE” milli katılımı ve 12

Kasım’da “MEDICA” fuarı milli katılım

organizasyonu bulunuyor.

40

Ocak 2018


IKMIB’s workshop on the future of the medical

industry completed successfully!

AKTÜEL

Having organized a number of events so as to secure the global leadership of

the chemicals industry, Istanbul Chemicals and Chemical Products Exporters

Association (IKMIB), sought solutions to the problems of the industry at the

event titled “Workshop on the Future of the Medical Industry” attended by

approximately 60 industry representatives, on 23-24 December, 2017.

Having served more than 10 thousand

members since 1991, for export operations,

and organizing events with a view

to achieving its member firms’ leadership

in the global markets, IKMIB plays

a major part in making new markets

accessible to chemicals exporters,

through the international trade shows,

trading and buying delegation events it

organizes.

In this context, IKMIB recently organized

the “Workshop on the Future of

the Medical Industry”, with a view to

coming up with effective solutions to

the problems of the medical industry,

one of chemical industry’s sub-sectors

with the highest added value levels.

The event held in Istanbul on 23-

24 December, 2017 brought together

the leading actors of the industry. The

workshop drew substantial interest

from the representatives of MASSİ-

AD, DİŞSİAD, TÜMDEF, OSTİM Medical

Cluster, İSEK, Turkish Medicine and

Medical Devices Authority, Turkish

Ministry of Customs and Trade and

Turkish Ministry of Economy along

with the firms from the industry. The

wide range of responses voiced for the

questions “What are the notable regional

and global economic and political

developments, and what are their

impact on our industry? What are the

problems faced within and outside

the country in terms of foreign trade?

What kind of new solutions within our

means can be proposed to overcome

or do away with such problems, taking

into account the shared problems of

the industry?”, paved the way for important

steps to benefit the medicals

industry.

USA RANKS TOP IN THE MEDICAL

INDUSTRY

Speaking at the opening of the workshop,

IKMIB’s Chairman of the Board

of Directors, Murat Akyüz provided

some information about the medical

industry worldwide, and said “Generally

speaking, the medical devices

industry is undergoing a rapid transformation

worldwide, and is on its way

to become a knowledge- and capital-intensive

industry compared to its

earlier standing. 2016 saw the industry

produce products worth USD 228 billion

worldwide. Out of this figure, the

volume worth USD 102 billion was produced

in the USA. The second-ranking

country, China, accounted for 12.8 percent

(USD 29 billion) of the overall production;

while Germany accounted for

11 percent of the overall production,

generating a value of USD 26 billion.

Turkey, in turn, accounted for 0.5 percent

of medical and surgical devices

production, generating a value of USD

1.2 billion.”

THE MEDICAL INDUSTRY IN TURKEY

Providing information on the medical

industry in Turkey, Akyüz said “our

exports in the medical industry grew

from USD 484.3 million in 2013 to USD

516.3 million in 2016. As of 2016, the

countries which received the bulk of

our exports were Germany (USD 38.3

million), China (USD 35.8 million), Iraq

(USD 24.1 million), the Netherlands

(USD 20.8 million), France (USD 19.4

million), and Azerbaijan (USD 18 million).

A glance at the import figures for

2016, on the other hand, reveals that

US (USD 567 million), Germany (USD

461 million), China (USD 444 million),

Italy (USD 173 million), Japan (USD 156

million, and Malaysia (USD 120 million)

took the lead.”

ORGANIZATIONS PLANNED BY IKMIB

FOR THE MEDICAL INDUSTRY IN

2018

The organizations IKMIB plans to organize

for the medical industry in 2018

include the organization of “Pharmaceuticals-Medical-Dentistry

Sectoral

Trade Mission to attend the scene at

the time of Africa Healthcare Week” on

the 5th of March, national attendance

at “CMEF” on the 11th of April, national

attendance at “Hospitalar” on the

22nd of May, national attendance at

“Medicare Taiwan” on the 21st of June,

national attendance at “Medical Fair

Asia” on the 29th of August, national

attendance at “CPHI MENA” on the 3rd

of September, national attendance at

“CPHI WORLDWIDE” on the 9th of October,

and national attendance at the

trade show “MEDICA” on the 12th of

November.

Ocak 2018

41


AKTÜEL

Sağlik alanindaki en son teknoloji BeyondCARE

Yenilikçi ürünleriyle tüketicisinin hayatını kolaylaştıran Arçelik A.Ş, sağlıklı yaşam ve

sağlık alanındaki çalışmalarına devam ediyor. Şirket, geliştirdiği Mobil EKG Takip

Sistemi BeyondCare ® ile insan sağlığı için değer katmayı hedefliyor.

Mobil EKG Takip Sistemi

olan BeyondCare ® ,

hastaların kalp

ritmi, solunum,

aktivite, vücut sıcaklığı gibi

yaşamsal verilerinin uzaktan

takip edilmesine imkân sağlıyor.

Sadece on dört gram ağırlığındaki

ürün, suya dayanıklı kablosuz

tasarımıyla kalp üzerine

yapıştırılarak kullanılıyor, günlük

hayatı kısıtlamıyor. Hasta evinden

çıkmadan doktoru tarafından

izlenebiliyor. Elde edilen verilerin

raporlarıyla durum analiz ediliyor.

Bu özellikleriyle hem hastalara

hem de sağlık çalışanlarına

kullanım kolaylığı sağlıyor.

6-9 Aralık’ta Türkiye İnovasyon

ve Girişimcilik Haftasında

sergilenecek ürünün tanıtım

toplantısında konuşan Arçelik A.Ş.

Üretim ve Teknolojiden Sorumlu

Genel Müdür Yardımcısı Oğuzhan

Öztürk, “Dünya çapında öncü

teknolojiler geliştiren Arçelik

A.Ş.’nin başarısının arkasında

yirmi altı yıllık Ar-Ge deneyimi

ile birlikte şirketin genlerinde

bulunan inovasyon yetkinliği yer

alıyor.

Günümüzde inovasyon,

endüstrileri yeniden

şekillendirirken, biz de iş

modellerimizi bu değişime göre

kurguluyoruz. Bu anlamda bizim

için heyecan yaratan alanlardan

biri de sağlık ve sağlıklı yaşam.

Dijital yeteneklerimizi ve

Nesnelerin İnterneti konusundaki

birikimlerimizi birleştirerek

kullanımı kolay bir sağlık

ürünü geliştirdik. İnsan hayatı

son derece önemli. Amacımız,

insanların daha sağlıklı bir

yaşam sürdürebilmesine destek

olabilmek ve insanlar için değer

yaratabilmek” dedi.

BeyondCare ® ’in klinik

çalışmalarının Koç Üniversitesi

Hastanesi’nde gerçekleştirildiğini

ve ürünün Amerikan Gıda ve

Sağlık Kurumu (FDA) onaylı

olduğunu vurgulayan Öztürk,

hafif ve kullanımı kolay bu ürün

sayesinde hastaların günlük

hayatlarını konforlu şekilde

sürdürebileceğini söyledi.Nüfusun

yaşlanması ve ortalama yaşam

süresinin artmasıyla birlikte bu

alandaki ihtiyacın da arttığına

dikkat çeken Öztürk, şöyle

konuştu: “Dünya genelinde en

çok can kaybına yol açan sağlık

sorunu kalp ve damar hastalıkları.

Ülkemizde yaklaşık üç buçuk

milyon koroner kalp hastası

bulunuyor ve bu sayıya her yıl

yüz kırk bin hasta ekleniyor.

Dünya Sağlık Örgütü’nün

(WHO) araştırmalarına göre

önlemlerle her dört vakadan

üçünü engellemek mümkün.

Biz de insanı odağına alan bir

şirket olarak, müşterilerin

ihtiyaçlarını anlayıp Ar-Ge ve

inovasyon gücümüzle hayatta

en önemli önceliğimiz olan

sağlık alanında yararlı bir

hizmet sunmak istiyoruz. Pazarı

tanımak, teknolojik yetkinlikleri

kullanıcılar için faydalı ürün ve

hizmetlere dönüştürebilmek

bizler için başarının temel

anahtarı. BeyondCare ® Mobil

EKG Takip Sisteminleri’nin

sağladığı dijital sağlık altyapısı

ile sunduğumuz veriye dayalı

yeni nesil ürün ve hizmetimiz

hastaların ve doktorların hayatını

kolaylaştıracak.”

BeyondCare ® Mobil EKG Takip

Sistemleri Özellikleri

BeyondCare ® , fark yaratan küçük

form faktörü ve suya dayanıklı

tasarımı ile hastalara sağladığı

konforun yanı sıra uzun pil ömrü

ile 7 güne kadar kesintisiz hasta

takibine de imkân sağlıyor.

42

Ocak 2018


AKTÜEL

Kalp ritim bozukluklarının tespit

edilebilmesi açısından büyük

önem taşıyan uzun takip süresiyle

teşhis süresini kısaltarak, sağlık

giderlerini azaltıyor.

Ölçüm sonunda elde edilen

veriler bulut tabanlı platformda

akıllı algoritmalar ile işleniyor

ve hastanın sağlık durumuna

ait Kardiyoloji, Fiziksel Durum

ve Uyku analizleri elde ediliyor.

Ölçüm ve analiz sonuçları

platformda saklanarak hastaların

geçmişe dönük takibine de imkan

sağlanıyor.

BeyondCare ® Mobil Takip Cihazı

ile yapılan ölçümler, anlık veri

izleme özelliğiyle gerçek zamanlı

olarak da takip edilebiliyor.

Bu sayede sağlık uzmanları

hastaların yaşamsal verilerini

dilediklerini yerden anlık olarak

izleyebiliyorlar.

Koç Üniversitesi Translasyonel

Tıp Araştırma Merkezi (KUTTAM)

iş birliğiyle Koç Üniversitesi

Hastanesi’nde yürütülen klinik

çalışmalar, BeyondCare ®

Mobil Takip Cihazı ile yapılan

ölçümlerde holter cihazıyla

eşdeğer kalitede kayıtlar elde

edildiğini ortaya koydu.

BeyondCare ® sağlık alanında

önemli referans kaynağı olarak

kabul edilen Amerikan Gıda ve

Sağlık Kurumu (FDA) onayına

sahiptir.

Ocak 2018

43


AKTÜEL

The latest technology in health BeyondCARE

Arçelik A.Ş, a company that strives to make life easier for its consumers with

innovative products, continues to work in the fields of healthy living and healthcare.

The company aims to add more value for human healthcare with the Mobile EKG

Tracking System BeyondCare ® it has developed.

The Mobile EKG Tracking

System BeyondCare ®

enables vital data on patients

like pulse, respiration,

activity and body temperature to be

monitored remotely. The product

that only weighs four grams is used

by adhering it over the heart with a

water resistant design that does not

limit daily activity. The patient can

be monitored by their doctor without

ever leaving the house. The situation

is analyzed based on the reports that

are obtained. This feature makes

the product easier to use both for

the patients and the healthcare

professionals. Arçelik A.Ş. Assistant

General manager in Charge of

Production and Technology Oğuzhan

Öztürk, who spoke at the meeting

to introduce the product to be

displayed at the Turkey Innovation

and Enterprise Week on December

6-9, said “The secret behind the

success of Arçelik A.Ş., a company

that develops leading technology

on an international scale, is twenty

six years of R&D experience as well

as the talent for innovation that is

imprinted in the company’s genes.

While innovation is shaping

industries in our present day we

are forming our working models

according to these changes. In

this sense one of the fields that is

exciting for us is health and healthy

living. By combining our digital skills

with our knowledge of the Internet

of Things, we have developed a

health product that is easy to use.

Human life is extremely important.

Our objective is to help people live

a healthier life and to create value

for people”. Öztürk, who pointed

out that the clinical studies for

BeyondCare ® were conducted at

the Koç University Hospital and

the product was American Food

and Drug Administration (FDA)

approved, said that the product

enabled patients to go on with their

daily routine thanks to its lightweight

and easy to use features. Pointing

out that the aging population and

the increase in the average life

expectancy had also increased the

needs in this field, Öztürk said:

“Heart and vascular diseases claim

the lives of people more than any

other disease throughout the world.

In our country there are about three

and a half million coronary heart

disease patients and every year

one hundred forty new patients are

added to this figure. According to

World Health Organization (WHO)

studies it is possible to prevent

three out of every four cases with

preventive measures. We, as a

company with people at our focus,

have understood the needs of our

customers and want to provide a

beneficial service in our priority field,

health, by utilizing our R&D and

innovation power. The key to success

for us is knowing the market and

transforming technological skills

to useful products and services

for users. Our data based new

generation product and service

provided with the BeyondCare ®

Mobile EKG Tracking System will

make life easier for both patients

and doctors”

Features of the BeyondCare ® Mobile

EKG Tracking System

With a distinctive small form

factor and water resistant design,

BeyondCare ® provides comfort

to patients and enables up to 7

days of uninterrupted tracking

with a long life battery. The

device reduces health costs by

shortening the treatment time with

an extended monitoring period

critical to diagnosing heart rhythm

disorders. The data that is obtained

from measuring is processed

on a cloud based platform with

smart algorithms and the patient’s

Cardiology, Physical State and Sleep

analyses results are received. The

measurement and analysis results

are saved on the platform so it is

possible to examine the history of

patients. The measuring done by

the BeyondCare ® Mobile Tracking

Device can be tracked in real time

with the instant data monitoring

feature. This enables health

specialists to monitor the vital signs

of patients in real time on demand.

The clinical studies conducted at

the Koç Universtiy Hospital with the

cooperation of the Koç University

Translasyon Medical Research

Center (KUTTAM) showed that the

measurements obtained with the

BeyondCare ® Mobile Tracking Device

were equivalent in value to those

obtained with a holter device.

BeyondCare ® has approval from

the American Food and Drug

Administration (FDA) an organization

regarded as an important reference

in the field of health.

44

Ocak 2018


Medİkal

Beslenme


AKTÜEL


AKTÜEL

Medikal beslenme

Prof.Dr. Gülistan BAHAT ÖZTÜRK

Hazırlayanlar

Prof.Dr. Gülistan BAHAT ÖZTÜRK İstanbul Tıp

Fakültesi İç Hastalıkları Ana Bilim Dalı Geri Atri Bilim Dalı

Dr. Yıldıray Topçu

Medikal beslenme

günlük alınması

gereken besin

öğelerini, dengeli

oranlarda alamayan, hastalar

için oluşturulmuş bir tıbbi tedavi

türüdür. Beslenme bozuklukları;

yetersiz besin alımı şeklinde

olabileceği gibi dengesiz,

kaloriden yüksek besin alımı (örn.

karbonhidrat ve yağdan yüksek,

protein, vitamin/mineraller ve

liften eksik batı tipi beslenme

modeli) şeklinde de görülebilir.

Beslenme bozukluğu olması

durumunda bireylerde halsizlik,

düşkünlük, bağışıklık sisteminde,

bilişsel ve fiziksel fonksiyonlarda,

kalp-damar sisteminde ve

diğer tüm vücut sistemlerinde

bozulmalar görülebilmektedir.

Beslenme bozukluğunun türüne

göre zayıflama veya tam tersi

kilo alımı (obezite) görülebilir.

Genel popülasyonda sıklıkla

görülen beslenme bozukluğu

obezite ve dengesiz besin öğeleri

dağılımı şeklinde iken yaşlılarda,

hastanede yatan hastalarda

ve bakımevlerinde sıklıkla

beslenme yetersizliği şeklindedir.

Beslenme eksikliğinin nedenleri

arasında hastalıklar nedeniyle

olan artmış besin ihtiyacı, azalmış

iştah ve besin alımı, özellikle

yaşlılarda diyabet, kolesterol

yüksekliği, hipertansiyon gibi

nedenlerle uygulanan aşırı diyet

kısıtlaması, psikolojik problemler,

ekonomik nedenler, fonksiyonel

bozukluklar nedeniyle besin

hazırlamada ve besine ulaşmada

güçlük gibi çok farklı sebepler yer

almaktadır. Dengesiz, kaloriden

yüksek besin alımının sebebi ise

batı tipi beslenme ve hareketsizlik

gibi olumsuz yaşam tarzı

alışkanlıklarıdır.

Beslenme bozukluğunun

yaygınlığı ve önemli olumsuz

sonuçları nedeniyle obezite

ve metabolik hastalıkları olan

(diyabet, kolesterol yüksekliği,

hipertansiyon..vb.) bireyler

özellikle dengesiz veya

kaloriden yüksek besin alımı

açısından; yaşlılar ve hastanede

yatan bireyler ise özellikle

beslenme eksiklikleri açısından

değerlendirilmelidir.

Beslenme bozukluğu

saptandığında, beslenme

bozukluğunun tipine uygun olacak

şekilde doktor ve diyetisyen

yönetiminde günlük beslenme

tıbbi beslenme ilkeleriyle

düzenlemelidir. Enerji alımı

fazla olan, diyabeti, kolesterol

yüksekliği, hipertansiyonu olan

olgularda medikal beslenme

tedavisi, kalori alımının

sınırlandırılması ve besin

öğelerinin (karbonhidrat, yağ,

protein, vitamin, mineral, lif)

günlük diyet içindeki dağılımının

düzenlenmesi şeklinde uygulanır

ve bu hastaların tedavisinin

olmazsa olmaz olan ilk

basamağını oluşturmaktadır.

Beslenme yetersizliği olan

olgularda ise kalori veya ihtiyaç

duyulan diğer besin öğeleriyle

diyetin zenginleştirilmesi

şeklinde uygulanan medikal

beslenme tedavisi yine tıbbi

tedavinin ilk basamağını

oluşturmaktadır. Çeşitli

nedenlerle günlük ihtiyaçlarını

normal diyet düzenlemesi yolu

ile gideremeyecek veya hızla

beslenme durumu düzeltilmesi

gereken hastalarda, hasta ağız

yoluyla gıda alabiliyor ise, ağız

yoluyla kullanılan tıbbi beslenme

ürünlerinin kullanımı gerekir.

Tıbbi beslenme ürünleri enerji,

protein, karbonhidrat, yağ ve

vitamin/mineraller açısından ideal

dengede olan ürünlerdir ve yeterli

miktarda verildiklerinde bireyin

tüm ihtiyacını karşılarlar. Düşük

hacimlerde kalori ihtiyacını ve

diğer tüm eksik besin öğelerini

karşılayabilirler. Hastanın ağızdan

alımını engelleyen durumlar

(yutma problemi, iştahsızlık

..vb.) varsa beslenme burundan

mideye veya ince barsaklara

uzatılan beslenme tüpleri (n/g..

vb. beslenme tüpü) yolu ile

verilen tıbbi beslenme ürünleri ile

sağlanmaya çalışılır.

Ağızdan veya yemek borusundan

48

Ocak 2018


AKTÜEL

tüp geçirme olanağı yoksa veya

bu yolun uzun süre kullanılma

zorunluluğu varsa besin öğeleri

doğrudan mide (PEG) veya ince

barsaklara (PEJ, PEG-J) açılan

tıbbi beslenme tüpleri vasıtası ile

dışarıdan verilebilmektedir. Tüm

bu yollar kullanılamıyorsa veya bu

yollar ile yeterince besin takviyesi

yapılamıyorsa damar içinden

(intravenöz beslenme) serum

şeklinde de medikal beslenme

yapılabilmektedir. Tüm bu tedavi

seçenekleri için özgün olarak

hazırlanmış, yoğunluğu ve besin

içeriği dengeli tıbbi beslenme

ürünleri bulunmaktadır.

Medikal beslenme ile

hastalarımızın sağlıklı vücut

kompozisyonuna sahip

olmaları sağlanabilmektedir.

Böylece hayati öneme sahip

protein, yağ, enerji, vitamin ve

mineral takviyeleri yapılarak

hastalarımızın organ fonksiyonları

ve bağışıklık sistemleri sağlıklı

bir şekilde fonksiyonlarını devam

ettirebilmektedir.

Ocak 2018

49


AKTÜEL

İlerleyen yaşta beslenme nasıl olmalı?

Akademik Geriatri Derneği

tarafından, Nestlé Health

Science’in koşulsuz

katkılarıyla ‘Yeterli

Beslen, Sağlıklı Yaşlan’ sloganıyla

düzenlenen “Yaşlılarda Beslenme,

Geriatri Hastalarını Bilinçlendirme

ve Farkındalık Kampanyası”

kapsamında Kasım 2017–Şubat

2018 ayları arasında, yaşlı

bireylere yönelik İstanbul, Ankara

ve İzmir’de bulunan Yaşlı Bakım

ve Rehabilitasyon Merkezlerinde

etkinlikler düzenleniyor.

Kampanya kapsamında ilki

İstanbul’da 15 Kasım’da

Etiler Huzurevi Yaşlı Bakım ve

Rehabilitasyon Merkezi’nde

gerçekleştirilen etkinliklerin 2.

durağı Ankara, Seyranbağları

Huzurevi Yaşlı Bakım ve

Rehabilitasyon Merkezi oldu.

Etkinlikte Huzurevi sakinlerine

önemli başlıklarda sunumlar

gerçekleştirildi, sakinlerden gelen

sorular yanıtlandı, bilgilendirici

broşür dağıtıldı ve yapbozlar hediye

edildi. Etkinlik sonrası yapılan

basın toplantısında; Akademik

Geriatri Derneği Başkan Yardımcısı

Prof. Dr. Teslime Atlı, Akademik

Geriatri Derneği Genel Sekreteri

Prof. Dr. Meltem Gülhan Halil ve

Akademik Geriatri Derneği Üyesi

Doç. Dr. Murat Varlı açıklamalar

yaptı. Toplantıda altmış beş yaş

ve üzerindeki bireylerin yeterli ve

sağlıklı beslenmesi, kas kaybının

engellenmesi, bilinçsiz diyet ve

kilo kaybının zararları konuları ele

alındı.

“TÜRKİYE’NİN HER YERİNDE

YAŞLI GRUBU ÇOK YANLIŞ

BESLENİYOR.”

Basın toplantısında konuşan

Prof. Dr. Teslime Atlı,

kampanyanın “Yeterli Beslen,

Sağlıklı Yaşlan” sloganıyla farklı

şehirlerdeki huzurevlerinde

gerçekleştirdiklerini belirtti.

Atlı, etkinlikleri 65 yaş üzeri

yaşlıların doğru beslenmesinin

önemine dikkat çekmek ve

doktor kontrolünde zayıflamaya

yönlendirmek amacıyla

düzenlediklerini söyledi.

“YAŞLILARDA DOĞRU BESLENME

ÖNERİLERİ”

Akademik Geriatri Derneği

Genel Sekreteri ve Hacettepe

Üniversitesi Tıp Fakültesi

Geriatri Bilim Dalı Öğretim

Üyesi Prof. Dr. Meltem Gülhan

Halil, “Kampanyamız ile yaşlı

bir kişinin sağlıklı beslenmesi

için ilkeleri gözden geçirmeyi

ve dikkat edilmesi gereken

konularda önerilerde bulunmak

amaçlanmıştır. Kişinin

hastalıklarına göre bu önerilerde

değişiklik yapılması gerekebilir. Bu

nedenle daima hekimlerimize ve

diyet uzmanlarına danışmalıyız. “

dedi. Yaşlıların beslenmede dikkat

etmesi gerekenler konusunda

bilgilendirmede bulunan Halil, şu

noktalara dikkat çekti:

1. Öğün sayısı artırılmalıdır

2. Besin çeşitliliği sağlanmalıdır

3. Yeterli miktarda protein

tüketilmelidir

4. Doymuş yağ tüketimi

azaltılmalıdır

5. Sebze ve meyve tüketimi

artırılmalıdır

6. Şeker tüketimi azaltılmalıdır

7. Posa tüketimi artırılmalıdır

8. Su ve diğer sıvılar yeterli

miktarda tüketilmelidir

9. Kalsiyum içeriği yüksek

besinler tüketilmelidir

10. Tuz ve sodyum tüketimi

azaltılmalıdır

11. Alkol ve sigaradan

kaçınmalıdır

12. İdeal vücut ağırlığı ve kas gücü

korunmalıdır

50

Ocak 2018


AKTÜEL

How should nutrition be at advanced ages?

In the scope of the ‘Nutrition for

the Elderly and Informing and

Creating Awareness Among

Geriatric Patients’ campaign

organized by the Academic

Geriatric Association with the

unconditional contributions of

Nestlé Health Science with the

slogan ‘Get Sufficient Nutrition

and Age Healthy’, activities are

being organized in Elderly Care

and Rehabilitation Centers located

in Istanbul, Ankara and Izmir

between November 2017 and

February 2018.

The first event of the campaign

too place at the Etiler Elderly

Care and Rehabilitation Center

on November 15 in Istanbul and

the 2nd stop was the Ankara,

Seyranbağları Elderly Care and

Rehabilitation Center. During the

activity the Care Center residents

were given presentations on

important subjects, their questions

were responded to, informative

brochures were passed out and

they were gifted jigsaw puzzles. At

the press meeting after the event

statements were made by the

Academic Geriatric Association

Vice President Prof. Dr. Teslime

Atlı, Academic Geriatric

Association General Secretary

Prof. Dr. Meltem Gülhan Halil and

Academic Geriatric Association

Member Assoc. Prof. Dr. Murat

Varlı. The subjects of sufficient and

healthy nutrition for individuals

sixty five years old and over,

prevention of muscle deterioration,

uninformed dieting and weight

loss prevention were discussed.

“THE ELDERLY GROUP IS

GETTING THE WRONG NUTRITION

EVERYWHERE IN TURKEY.”

Prof. Dr. Teslime Atlı, who spoke

at the press meeting said that

campaign was being organized

with the slogan “‘Get Sufficient

Nutrition and Age Healthy’ in elder

care homes in different cities. Atlı

added that they had organized this

event to emphasize the importance

of correct nutrition for people 65

and over and guide them to lose

weight under doctor supervision.

“SUGGESTIONS FOR THE

ELDERLY TO GET THE RIGHT

NUTRITION”

Academic Geriatric Association

General Secretary and Hacettepe

University Medical Faculty

Geriatric Specialty Branch

Teaching Staff Member Prof. Dr.

Meltem Gülhan Halil said “The

purpose of our campaign is to

review what an elderly person

needs to do to get the right

nutrition and make suggestions

about what needs to be paid

attention to on this subject.

Depending on the individual health

problems of people, changes

may need to be made to these

suggestions. Therefore we should

all consult our physician and

dieticians”. Halil, who provided

information about what elderly

people need to pay attention

to in nutrition, emphasized the

following points:

1. The number of meals should

be increased

2. The nutrition should have

variety

3. Sufficient protein should be

consumed

4. Saturated fat consumption

should be decreased

5. Vegetable and fruit

consumption should be increased

6. Sugar consumption should be

decreased

7. Pulp consumption should be

increased

8. Water and other liquids should

be consumed sufficiently

9. Foods with high calcium

content should be consumed

10. Salt and sodium consumption

should be decreased

11. Alcohol and cigarettes should

be avoided

12. The ideal body weight and

muscle strength should be

maintained

Ocak 2018

51


AKTÜEL

Medikal beslenme nedir?

Bireyin sağlığını korumak ve hastalıkları önlemek için cinsiyeti,

yaşı, hastalıkları, günlük egzersiz alışkanlıkları, günlük yaşam

tarzı ve uyku düzeni gibi kişisel özellikleri göz önünde tutularak

yapılan beslenme önerilerine ‘medikal beslenme’ adı veriliyor.

İstinye Üniversite Hastanesi Uzman Diyetisyeni Serra Arslan,

medikal beslenme ile ilgili merak edilenleri anlattı.

Dünya Sağlık Örgütü’nün tanımına

göre sağlık, sadece hastalık ve

sakatlık durumunun olmayışı değil,

kişinin bedenen ruhen ve sosyal yönden

tam bir iyilik halidir. Medikal beslenme

ise, bireyin sağlığını koruyucu, hastalıkları

önleyici veya tedavi edici beslenme anlamına

gelir.

Tıbbın babası olarak kabul edilen Hipokrat’ın

“Besinler ilacınız, ilacınız besinler olsun”

sözünde belirttiği gibi beslenme, medikal

tedavi zincirinin en önemli halkalarından

biridir. Beslenme ve diyet uzmanları da

hastalıkların tedavisinde hekimler, hemşireler,

psikologlar, fizyoterapistler ile birlikte

bütüncül tedavinin ayrılmaz destekçileridir.

BESLENME SÜRECİ BİREYE ÖZGÜ OLMALI

Medikal beslenme danışmanlığı verilen her

bireyde ruh-beden ikilisinin sağlığı eş zamanlı

olarak iyileştirilirken, bireyin sosyal hayatı da

göz ardı edilmemelidir. Bunu sağlayabilmek

için beslenme sürecinin bireye özgü koşullarla

şekillenmesi gerekmektedir.

Beslenme planlanırken birinci kural; bireysel

ihtiyaçlara yönelik beslenmektir. Bireye özgü

dendiğinde; bu kavramı ayrıntılarıyla ele almak

oldukça önemlidir. Bireyin;

• Cinsiyeti,

• Yaşı,

• Boy ve ağırlığı– Beden Kütle İndeksi

• Biyokimyasal Bulguları– Varsa

hastalıkları ve kullandığı ilaçlar

• Ruh sağlığı ve diyet motivasyonu

• Çekirdek ailesindeki hastalıklar ve

ailedeki kilo durumu

• Daha önceki kilo ve diyet hikayesi

• Günlük öğün, uyku ve yaşam düzeni

• Günlük egzersiz durumu

• Günlük besin tüketimi

• Sosyo-kültürel ve ekonomik durumu

dikkate alınarak bireye özel oluşturulacak

beslenme planı medikal beslenmeyi tanımlar

ve uyguladığınız programın sağlıklı olduğunun

göstergesi olur.

DİYET YAP- BOZUNA GİRMEYİN

Çok satanlarda yer alan bir diyet kitabı,

komşunuzun başarılı olduğu bir diyet, herhangi

bir yerde okuduğunuz mucizevi diyet

tarifleri, tıbbi olmayan içeriği belirsiz zayıflama

ürünleriyle yapılan programlar ve bireye

özgü olamayacak kadar genel öneriler içeren

beslenme programları, bireyin yaşantısıyla

örtüşemeyeceğinden hiçbir zaman

sürdürülebilir ve gerçekçi olamayacaktır. Bu

sebeple de her deneme kısa sürede başlanıp

biten ve hüsranla sonuçlanan diyet hikayeleri

arasına girecektir. Diyet yap-bozuna girmemek

adına programın medikal yönünü dikkate

alarak kendinize özgü beslenme programları

edinmelisiniz.

52

Ocak 2018


AKTÜEL

Hangi durumlarda

medikal beslenme

uygulanmaktadir?

Obezite tedavisi: İdeal ağırlığının en az yüzde 10’unun

üzerinde olan her birey obezite riskini taşır. Obezite,

fiziksel, ruhsal ve sosyal sebeplerin örüntüsüyle oluşmuş

bir hastalıktır. Çözüm odaklı bütüncül tedavide, medikal

beslenme tedavinin en önemli parçalarından biridir.

Yetersiz beslenme ve zayıflık tedavisi: Fazla kilolu

olmak kadar yetersiz beslenme de tedavi gerektiren son

derece önemli bir beslenme sorunudur. Diyetin kalite ve

miktar yönünden yetersiz oluşu, harcanan kadar enerji

alınamaması, yaşamın her evresindeki birey için hastalık

riski taşır. Yetersiz beslenen her bireye uygulanacak

beslenme modeli medikal beslenmeye dahildir.

Gebelik ve emzirme döneminde beslenme desteği:

Gebelik ile başlayan dönemde anne ve bebeğin sağlığını

korumak ve iyileştirmek için her anne adayına medikal

beslenme desteği verilmelidir.

Menopoz döneminde beslenme desteği: Kadınların genellikle

orta yaştan itibaren yaşadığı menopoz dönemi hastalık

risklerinin arttığı, kilo artışının yaşandığı özel bir dönemdir.

Menopoza geçiş döneminde her kadının medikal beslenme

tedavisiyle bu dönemin risklerini kontrol altına alabilir.

Çocukluk ve ergenlik döneminde beslenme desteği:

Bu dönemlerde sağlıklı beslenme, normal büyüme ve

gelişmeyi sağlamakta, okul başarısını artırmakta ve geleceği

sağlığı desteklemektedir.

Kronik hastalıklarda beslenme tedavisi: Hipokrat’ın “en

iyi ilacınız besinlerinizdir” sözü, beslenmenin hem koruyucu

hem de tedavi edici önemini vurgulamaktadır.

Dyt. Serra Arslan

Ocak 2018

53


AKTÜEL

Besin alerjisi uygun bir şekilde yönetilirse

hayat kalitesi korunabilir

Türkiye’de besin alerjisi görülme sıklığı son on yılda iki kat arttı

Son on yılda iki kat arttı

Prof. Dr. Bülent Şekerel

açıkladı :

Yapılan araştırmalara

göre günümüzde bebeklerin

yüzde altısının, çocukların yüzde

dördünün, ergenlerin yüzde

ikisinin ve yetişkinlerin yüzde

birinin besin alerjisi var. Besin

alerjisi görülme sıklığı tüm

dünyada olduğu gibi ülkemizde

de son on yılda iki kata yakın

arttı. Besin alerjilerinin %40’ını

en temel besin maddesi olan inek

sütü oluşturuyor. Örneğin anne

sütü alamayan üç aylık bir bebeğin

beslenmesinin %100’ünü inek sütü

bazlı mamalar oluşturur. Besin

alerjili hastalar duyarlı oldukları

bir besin ile karşılaştıklarında

hayatı tehdit eden reaksiyondan

yaşam kalitesini önemli oranda

bozan durumlar yaşarlar. Böylesi

önemli bir konuda toplumun her

kesiminin bilinçlenmesi gerek. Biz

de bu yüzden Alerjiyi hedefe aldık

Modern yaşam besin alerjilerini

artırıyor Alerjik hastalıkları

modern şehirli hastalığı olarak

nitelendiren Çocuk Sağlığı ve

Hastalıkları Çocuk İmmünolojisi

ve Alerji Hastalıkları Uzmanı ve

Alerji Hedefte Projesi Bilimsel

Danışmanı Prof.Dr. Gülbin Bingöl,

“Besin alerjileri daha çok gelişmiş

ülkelerde ve büyük kentlerde

görülüyor; bunun nedenleri

endüstrileşme, beslenme

alışkanlıklarındaki değişiklikler,

aşırı hijyenik yaşam ve bilinçsiz

antibiyotik kullanımı.Modern

hayatın aşırı korumacı yaşantısı

içinde büyüyen çocuklarda

bağışıklık sisteminin yanlış tepkiler

üretmesi daha sık görülüyor.” dedi.

BESİN ALERJİSİNDE ÇARPICI

GERÇEKLER

En sık alerjiye neden olan besin;

inek sütü

Toplum genelinde şekerleme,

kakao, çikolata, çilek, domates

ve katkı maddeleri en sık alerjik

besinler olarak anılır.

54

Ocak 2018


AKTÜEL

Oysa bunların alerjik reaksiyona

neden olma olasılıkları epey

düşüktür. Besin alerjilerinin

%40’ını en temel besin maddesi

olan inek sütü oluşturuyor. Bunu

yumurta, kuru yemişler, buğday,

bwalık, susam, mercimek gibi

besin alerjileri izler.

Restoranda yenilen bir parça

et eğer inek sütü ile marine

edilmişse bile inek sütü alerjisi

olan kişide reaksiyona neden

olabilir.Çoğu kişi inek sütü

alerjisi olanların keçi, koyun ve

manda gibi hayvanların sütlerini

tüketebileceklerine inanmakta

ise de bu sütlerde yüksek orada

alerjik reaksiyon riski vardır.

Eşek sütünün inek sütü alerjisi

olanlarda daha düşük alerjik

reaksiyon verse de hijyen ve

kültürel özelliklerimiz gibi

nedenlerden dolayı tüketiminin

özendirilmemesi gerekir.

tüketme sonucu yakınmaların

ortaya çıkmasıdır ve alerjinin

aksine oluşumunda bağışıklık

sisteminin rolü yoktur.

Çoğunlukla hafif veya müphem

yakınmalara neden olur ve

güvenilir teşhis yöntemi yoktur.

Alerji ise bağışıklık sisteminin

o besine düşman gibi tepki

vermesi nedeniyledir ve teşhis

güvenilir yöntemlere dayanır.

Her toplumda alerjiye

neden olan besinler farklılık

gösterebilir

Dünyada besin alerjenleri

coğrafyaya göre değişkenlik

gösterir. Örneğin Avrupa ve

Kuzey Amerika’da en fazla

ölümcül reaksiyona neden olan

besin alerjeni yer fıstığıdır. Oysa

ülkemizde yer fıstığı alerjisi

nispeten azdır ve en sık görülen

kuruyemiş alerjisi fındık ve ceviz

kaynaklıdır.

Son yıllarda tüketim

alışkanlıklarının değişmesiyle

kaju alerjisi daha sık

görülmektedir.

Besin alerjisi de geçebilen bir

hastalıktır

Besin alerjilerinin bir kısmı

zamanla geçerken bir kısmı

kalıcı olma özelliği taşır. Bunda

duyarlılığın derecesi, duyarlı

olan kişinin alerjik bünyesinin

özellikleri ve duyarlı olunan

gıdanın tipi belirleyicidir.

Alerjik besini az tüketmek

çözüm değil

Yaygın kanı alerjik besinin az

olarak tüketebileceği ise de

besin alerjisi olan bir kişide

besinin az tüketilmesi de

reaksiyona neden olur.

Besin alerjisi tedavisi sadece

sorumlu besinin diyetten

çıkarılması anlamına gelmez.

Özellikle süt, buğday ve

yumurta gibi temel gıdaların

diyetten çıkarılması durumunda

beslenme yeterliliğinin uygun

diyet önlemleri ve destekleri ile

giderilmesi gerekir.

Besin intoleransı ve besin

alerjisi sıklıkla karıştırılır.

İntolerans çoğunlukla

bilinmeyen bir nedenle o besin

Ocak 2018

55


AKTÜEL

If allergies are managed correctly, the quality

of life can be maintained

The frequency with which allergies are seen in Turkey has doubled in the last 10 years

Doubled in the Last 10

Years

Prof. Dr. Bülent Şekerel

explained: According

to studies six percent

of infants, four percent of children,

two percent of adolescents and one

percent of adults have food allergies

in our present day. The frequency

with which food allergies are seen

has doubled in our country just as

it has in the world in the past ten

years. Cow’s milk, one of the most

basic food items, constitutes 40%

of food allergies. For example 100%

of nutrition for a baby that cannot

drink breast milk is comprised

of cow’s milk based products.

When patients with food allergies

encounter the food they are sensitive

to, they experience a significant

deterioration of their quality of life

due to the life threatening reaction

that could occur. Every walk of life

needs to be informed about such

an important topic. This is why our

objective here is allergies

Modern living increases food

allergies

The Objective Allergy Project

Scientific Consultant Prof.Dr. Gülbin

Bingöl said “Food allergies are seen

more in very developed countries

and in larger cities; the reason for

this is industrialization, changes in

eating habits, excessively hygienic

living and uninformed antibiotic

use. The immune system producing

incorrect reactions is seen more

frequently in children who grow

up in the excessively protective

environment of modern life”.

STRIKING FACTS ABOUT FOOD

ALLERGIES

The food that most commonly

causes allergies, cow’s milk

Among the community the

most common allergen foods

are thought to be candy, cocoa,

chocolate, strawberries, tomatoes

and additives. Actually the risk of

these foods causing allergies is

relatively low. 40% of food allergies

are caused by the most basic food

item cow’s milk. This is followed

closely by foods like eggs, nuts, fish,

sesame, lentils.

Even if just a piece of meat that has

been marinated in milk is eaten in a

restaurant this can cause an allergic

reaction in people allergic to cow’s

milk. Although most people think

that people with cow’s milk allergies

can consume the milk of animals

like goat, sheep and water buffalo

there is also a high risk of allergy

in these foods. Although donkey

milk is less likely to cause allergies

in people allergic to cow’s milk its

consumption must not encouraged

due to hygiene and our cultural

characteristics.

Consuming less allergen is not a

solution

While the common opinion is

that allergens can be consumed

in smaller amounts, the fact is

that there is still a risk of allergic

reaction in people who consume

a small amount of what they are

allergic to.

Treatment of food allergies is not

just removing that food from your

diet. Especially when basic foods

are removed from the diet like

milk, wheat and eggs suitable diet

measures need to be taken and

supplements need to be provided to

keep nutrition sufficient.

Food intolerance and food allergies

are often confused. Intolerance

is usually the complaints that are

caused by eating a certain food for

no known reason and contrary to

allergies, the immune system play

no role here. Most commonly they

cause light and indefinite discomfort

and there is no reliable method of

diagnosing them. Allergies occur

when the immune system reacts

to the food as an enemy and the

methods for diagnosis are reliable.

The foods that can cause allergies

can vary in every community

The food allergies in the world can

vary according to geography. For

example the food that allergen that

causes the most deadly reactions

in Europe and North America is

peanuts. But in our country the

peanut allergy is relatively less

common and the most common nut

allergies originate from hazelnuts

and walnuts. Also Cashew allergies

are being seen more often with the

change in consumer habits over

recent years.

Food allergies are diseases that

can go away

While some food allergies go away

over time a portion of them are

permanent. This is determined by

the degree of sensitivity, the features

of the allergy structure of the

sensitive person and the type of food

that the person is sensitive to.

56

Ocak 2018


AKTÜEL

Medikal beslenmenin uygulandığı yöntemler

Bir bireyin beslenme durumu, kişinin besin öğesi alımı ve besin

öğesi gereksinmesi arasındaki dengedir. Bu denge, kişinin genel

sağlık durumunu, hastalıklara karşı direncini, büyüme ve gelişmesini

etkiler. Sağlıklı yaşamın temel kuralı besinlerin yeterli ve dengeli bir

şekilde alınmasıdır. Sağlıklı beslenmenin olmadığı durumlarda ise

malnütrisyon görülebilir.

Avrupa Klinik Nütrisyon

ve Metabolizma Derneği

(ESPEN) malnütrisyonu

“enerji, protein ve diğer

besin öğelerinin yetersiz veya

aşırı alımı veya dengesizliği

sonucunda; klinik seyrinde, doku/

vücut yapısında (vücut şekli,

büyüklüğü ve kompozisyonu) ve

fonksiyonunda ölçülebilir olumsuz

etkilere neden olan beslenme

durumu” olarak tanımlamaktadır.

Uzun dönem yetersiz beslenme

sadece protein-enerji

malnütrisyonunu içermemekte

bunun yanında mikronütrientler

gibi diğer besin öğesi

yetersizlerini de kapsamaktadır.

Önemli bir halk sağlığı sorunu

olan yetersiz beslenmenin

görülme oranı toplumda % 5-15,

hastaneye yatan hastalarda

ise % 40 oranındadır(nutrisyon

klavuzu,2016).

Beslenme yetersizliği bir çok

yöntem ile tespit edilebilir.

Nutrisyon durumunu

değerlendirirken;

besin alımının saptanması,

laboratuar testleri, klinik

belirtileri ve sağlık öyküsü,

antropometrik ölçümleri

değerlendirilmelidir.

özellikle yatan hastaların

tedavilerinde önemli rol

oynamaktadır. Son yıllarda

önemi daha da artan nütrisyonel

destek ilaç tedavisinin yanında

mutlaka verilmektedir. Her

hasta grubu için farklı medikal

beslenme uygulanmalıdır.

Uygulamadan önce hastanın

ihtiyacına ve hastalığına göre

enerji, protein, karbonhidrat, yağ,

vitamin-mineral ve sıvı ihtiyaçları

hesaplanarak beslenme planının

hazırlanması gereklidir.

Medikal beslenme 2 ayrı yöntemle

uygulanabilir.

1- Enteral Beslenme

Enteral beslenme, normal

ya da normale yakın çalışan

gastrointestinal sistem aracılığı

ile beslenme desteğinin

sağlanmasıdır. Enteral

beslenme desteği ağızdan

ya da tüple olabilir. Eğer bir

kontraendikasyon yok ise

ilk tercih ağızdan beslenme

olmalıdır. Enteral beslenmenin

seçilmesinin nedenleri

arasında daha fizyolojik olması,

intestinal sistemi koruması,

komplikasyonların az olması,

uygulamanın kolay olması

sayılabilir.

2- Paranteral Beslenme(TPN)

Katabolik dönemi ağır ve uzun

süren hastalarda, gastrointestinal

sistemin kullanılamadığı, ağızdan

beslenmenin yapılamadığı

durumlarda hastalara yoğun

beslenme desteği sağlamak için

uygulanır. Paranteral beslenmede

enerji hesaplaması yapılarak,

hastaya gerekli olan bütün

besin maddeleri damar yolu ile

verilir. Malnütrisyon yaşamayan

hastalarda da doku tamiri ve kas

kitlesinin korunması için gerekli

olan kalori ve besin desteğini

sağlamak içinde uygulanabilir.

Uzm. Dyt. Sernaz Çakır Ercil

Diyetisyen & Fitoterapi uzmanı

Ocak 2018

57


Aesthetics

AKTÜEL

Tourism


AKTÜEL


AKTÜEL

Sağlik turizmi denilince ne düşünüyoruz?

Recep Arslantaş

Ülkemiz bulunduğu coğrafya

bakımından üç tarafı denizlerle

çevrili olan, dört mevsimi bir

arada yaşayan, zengin yer altı

kaynaklarına sahip son derece

kıymetli bir ülkedir. Biz bu

ülkemizin kıymetini ne derece

biliyoruz, bu tartışıladursun

bu bölümümüzde sizler

için ülkemizin güzelliklerini

araştırıp, bu güzellikleri sizlerle

paylaşacağımızın haberini

şimdiden verelim.

Son yıllarda ülkemizde artan

sağlık turizmini ve bununla alakalı

tercih edilen hastaneleri, yapılan

çalışmaları ve bunun dışında

insan ruhunu güzelleştiren

güzellikleri; şifalı suların olduğu

kaplıcaları, ruhunuza iyi gelen

tabiatın güzelliklerini sizler için

bulmaya ve sizlerle paylaşmaya

karar verdik. Hem göze hem

kalbe hitap eden bölümümüzde;

hastalık ve sağlıkta hayatınıza

dahil olan, duygularınıza dokunan,

pek çok anıyı birlikte yaşadığınız

o özel yerleri birlikte keşfetmenin

heyecanı içerisindeyiz. En önemli

varlığımız olan nefesi nerede

alıyoruz ve nefes almanın güzel

olduğu yerler hayatımıza ne kadar

dahil? İstanbul gibi kalabalık

şehirler, bize her gün yeni bir

bilgi ve yeni şeyler öğretirken;

belleğimizden neleri siliyor, neleri

unutuyoruz, iyice hatırlayalım.

Kalabalık yerlerde yaşayan

insanlarda her düşüncenin

ön metni imkan ve olanaklar

dahilinde ve kapitalist düzenin

kontrolündeyken, Yaratıcı dışında

hiçbir gücün dokunamadığı

güzellikleri gördüğümüzde

aldığımız nefes alışlarımıza

olan şükrümüz nasıl artacak ?

Ülkemizde belki henüz bizim dahi

keşfetmediğimiz, keşfedilmeyi

bekleyen nice güzellik var.

Lütfen yaşadığımız coğrafyayı iyi

tanıyalım, çünkü; o coğrafya bize

kim olduğumuzu hatırlatacak en

önemli somut varlık. O varlığa

sahip çıkmaz, benimsemez onu

sevmezsek; onu kaybederiz.

Her insan farkında olarak ya

da olmayarak aslında yaşadığı

coğrafyaya benzer. O coğrafyanın

kültürünü alır; dinlediği müzikten,

giydiği kıyafetten, fiziksel

özelliklerinden, karakteristik

özelliklerinden aldığı nefes

şekline kadar o coğrafyayı

yansıtır. Farklı ulusların

insanlarına baktığımızda; o ülkeye

daha önce gitmiş o ülke insanı ile

ilgili fikri olan bazı kişiler onların

nereye ait olduklarını hemen

anlarlar. Hatta bazı özellikler

o kadar nettir ki; gitmeden de

anlaşılabilirler.

İnsan ömrünü uzatan tedavileri

ve yerlerini, insanda var olan

eksikliklerin ve hastalıkların

çözümü ve araştırılmasını ve son

olarak ’nefes alınacak yerleri’

göreceğimiz bölümümüzde, az

önce bahsettiğim farklı kültürden

insanların ülkemize gelişini ve

nefes almak için nereleri tercih

ettiğine bakarken; tercih edilen

yerleri birlikte ziyaret edecek,

birlikte nefes alacağız.

Size doğru ve güzel olanı

gösterebilmenin mutluluğuyla,

güzellikler daima eksilmesin

hayatınızdan.. Sizi tamamlayacak

tek şey onlar..

60

Ocak 2018


AKTÜEL

What comes to mind when we say health tourism?

In terms of its geographical

location our country is an

extremely valuable country

surrounded on three sides by

seas, where all four seasons take

place and there is a wealth of

underground resources. We are

well aware of how valuable our

country is but while that is being

discussed I want to inform you

that we will be researching the

beauty of our country and sharing

what we find out with you in this

section. We decided to check into

the ever increasing health tourism

industry in our country and the

preferred hospitals related to

this, what kind of work is being

done and other elements that are

enhancing the human soul here.

We set out to find therapeutic

spas with healing water and the

beauty of nature that soothes your

soul and share such discoveries

with you. In this section, which

will appeal both to your vision and

to your heart, we look forward

to discovering together such

special places that are there

for you whether for illness or in

good health, that speak to your

emotions and provide special

memories to be experienced

together. Where do we get our

breath, one of our most important

abilities from and how much are

places where it is actually good

to take a breath included in our

lives? While crowded cities like

Istanbul give us new information

and teach us something every

day, let’s also remember what it

erases from our memory, what

we end up forgetting. We should

never forget to increase our

gratefulness for every breath

we take, especially after we see

the beauties that are delicately

interwoven in miniature systems

created by God. We will be able to

step outside the capitalism realm

and loud hustle bustle of everyday

life. Maybe there are endless

beautiful elements in our country

that we haven’t even discovered

yet, that are just out there waiting

to be discovered. We should get

to know the geography we live

in well because that geography

is the most tangible asset that

will remind us who we are. If we

do not embrace and protect this

asset we will lose it.

Everyone consciously or

unconsciously resembles the

geography they come from.

They acquire the culture of that

geography; they reflect that

geography in everything from the

music they listen to, the clothes

they wear, its physical features

and its characteristic features

to the way they breathe. When

we look at people from different

nations; some people who have

an idea about the people of a

country that they have been to can

immediately comprehend where

they are from. In fact there are

some characteristics that are so

clear that they can be identified

without even going to that

country. In this section where we

will see life extending treatments

and where they are available,

solutions and research for things

that people lack and illnesses

and finally places “to breathe in”,

we will take a look at how people

from different cultures come

to our country and where they

choose to take a breath, we will

visit there top choices and take a

deep breath there together.

With the joy of showing you what

is right and what is good, may

goodness never be lacking in your

life….it is the only thing that will

define you..

Ocak 2018

61


AKTÜEL

Sağlık turizmi için gelenler, ‘residence’leri tercih ediyor

Onkoloji, ortopedi gibi uzun

dönemli sağlık tedavileri

için ülkemize gelenler,

ağırlıklı olarak residence’larda

konaklamayı tercih ediyor.

Bulgaristan, Gürcistan, Irak gibi

bulunduğumuz coğrafyadaki

ülkelerden gelen sağlık

turistlerinin sayısı her geçen yıl

artıyor.

Avrupa Residence Suites’de

konaklayanların yaklaşık

%50’sini sağlık turistlerinin

oluşturduğunu kaydeden Avrupa

Residence Suites Genel Müdürü

Ercan Yılmaz, şunları söyledi:

“Bölgemizdeki birçok hastane ile

anlaşmamız bulunuyor. Onkoloji,

ortopedi gibi, iki ay ve üzeri

süren uzun soluklu tedaviler için

gelenler, ev konforu yaşatması

nedeniyle residence’ları tercih

ediyor. Bir otel odasından daha

büyük metrekaresi olan, içinde

mutfağı dahil imkanları bulunan

residenceler, 1+1, 2+1, 3+1, 4+1

gibi farklı daire alternatifleri

sunmasıyla da, refakatçisiyle

gelen hastaların, tedavileri

boyunca kendilerine ait bir odada

dinlenebilmesine imkan sağlıyor”

dedi.

Ortadoğu pazarı ‘Residence’ diyor

Ortadoğu pazarında güçlü

olduklarını ve yoğun misafir

ağırladıklarını anlatan Ercan

Yılmaz, konuşmasına şöyle

devam etti: “TEM Avrupa

Konutları bitişiğinde bulunan

Avrupa Residence Suites,

2012 yılında faaliyete başladı.

Yüz kırk yedi adet dairenin

bulunduğu tesisimiz, ağırlıklı

olarak 85m2 ve 120m2 tam

donanımlı dairelerden oluşuyor.

Ayrıca, 270m2 teraslı dubleks ve

250m2 seyir teraslı 360 derece

manzarası olan dairelerimiz de

mevcut. Oda sayısı yüksek olan

dairelerimizde, on on üç kişiye

kadar konaklama olduğundan,

özellikle Suudi Arabistan başta

olmak üzere Ortadoğulu turistler

tarafından yoğun talep görüyoruz.

Misafirlerimiz, yemeklerini

kendileri pişirebileceği gibi

tesisin dışındaki restoranlardan

da sipariş verebiliyor. Residence

olarak aynı zamanda, bir otelin

sunduğu, resepsiyon, güvenlik,

temizlik, kapalı yüzme havuzu,

sauna, fitness salonu gibi

hizmetleri biz de veriyoruz” diye

konuştu.

62

Ocak 2018


AKTÜEL

Medical Park sağlik ihracatinda da büyüyor

Türkiye, yüksek

standartlarda hizmet

anlayışı, başarılı

hekimleri ve fiyatlandırma

politikalarıyla küresel sağlık

turizminde konumunu

güçlendiriyor. Sağlık sektörünün

lider kuruluşlarından Medical

Park Hastaneler Grubu da

yaptığı çalışmalarla bu konuma

katkı sağlıyor. Grup, Türkiye

İhracatçılar Meclisi’nin (TİM)

hazırladığı Türkiye’nin beş yüz

Büyük Hizmet İhracatçı Firması

Araştırması’nın Sağlık Hizmetleri

kategorisinde bu yıl da ödüle

layık görüldü. Türkiye’nin en

büyük 500 hizmet ihracatçısının

ödüllendirildiği törende Medical

Park Hastaneler Grubu’nun

ikincilik ödülünü Mali İşler

Koordinatörü Burcu Öztürk,

Maliye Bakanı Naci Ağbal’ın

elinden aldı.

50 BİNDEN FAZLA YABANCI

HASTA AĞIRLADI

Uluslararası hastalarını Türkiye

genelindeki 25 hastanesinde

ağırlayan Medical Park

Hastaneler Grubu; 2016 yılında

başta Irak, Almanya, Libya ve

Azerbaycan olmak üzere dünyanın

farklı noktalarından gelen 50

binden fazla kişiye sağlık hizmeti

sundu. Grup, yabancı hastalara

sunulan hizmetler karşılığında

113 milyon TL’den fazla ciro elde

etti.

Açıklamasında sağlık turizminin

büyümesine katkı sağladıkları

için gururlu olduklarını dile

getiren grubun Mali İşler

Koordinatörü Burcu Öztürk,

“Türkiye, birçok sektörde

olduğu gibi sağlıkta da büyüyor.

Sanıldığının aksine, yurtdışından

Türkiye’deki sağlık kuruluşlarına

ilgi sadece burun estetiği ve

saç ekimi gibi güzelleşmeye

yönelik operasyonlarla sınırlı

değil. Yabancı hastalar acil tıbbı

ihtiyaçlar, ortopedi hizmetleri,

beyin ve kalp-damar ameliyatları,

organ nakli gibi kritik tedaviler

için yurtdışından ülkemize gelip

sağlıklarını bize emanet ediyorlar.

Medical Park olarak Orta Doğu,

Avrupa ve Türk Cumhuriyetleri’ni

kapsayan coğrafyadaki

bilinilirliğimizi, mükemmeliyetçi

sağlık hizmeti anlayışımız,

multidisipliner yaklaşımız, uzman

ve akademik unvanlı hekim

kadrolarımız ve yüksek teknolojik

altyapımız ile her geçen gün

artırıyoruz. Sağlık kuruluşlarının

uluslararası hizmet politikası

güçlendikçe, hizmet kaliteleri

arttıkça ve elbette kamunun

sağlık sektörüne desteği sürdükçe

Türkiye’nin konumunu daha da

güçlendireceğine inanıyoruz”

dedi.

Ocak 2018

63


AKTÜEL

Orhan Kocabıyık Şirketler Grubu, İstanbul’un

yeni sağlık adasını hayata geçirdi

Sağlık sektöründeki yirmi yıllık başarılı geçmişini, Sakarya ve Doğu Marmara

Bölgesi’nin ilk ve en büyük hastanesi unvanıyla taçlandıran Özel Adatıp

Hastanesi, Sakarya’nın ardından İstanbul’a da sağlık adasını kazandırdı

Hizmet kalitesini her geçen

gün arttırarak sağlık

hizmetine Doğu Marmara

Bölgesi ve Sakarya’nın en büyük

hastanesi olarak öncülük eden,

dünya standartlarında donanım

ve alt yapıya sahip olan Özel

Adatıp Hastanesi, uzmanlık ve

deneyimini İstanbul’a taşıyor.

Haziran 2014 tarihinden itibaren

Sakarya’nın önde gelen iş

adamlarından Orhan Kocabıyık’ın

şirketler grubuna dahil olan

hastanesi, sağlığa adanmış bir

yaklaşımla İstanbul’un yükselen

değeri Kurtköy’de hizmet vermeye

başladı.Otuz milyon dolarlık

yatırımla İstanbul’un yükselen

değeri Kurtköy’de hayata geçirilen

hastane; uzmanlık, konfor ve

ileri teknolojik donatılarıyla

sağlığın adresini değiştirmeye

hazırlanıyor.

Sağlık Ada’sı göründü

En son teknolojik cihazlarla

donatılmış sağlık adası Özel

Adatıp İstanbul Hastanesi,

25.000 metrekarelik kapalı alan

üzerinde, gün ışığından en yüksek

düzeyde faydalanılacak şekilde

tasarlanmış göz alıcı mimarisi

ile hem sağlığın adresini hem

de klasik hastane anlayışını

değiştiriyor. Alanında uzman

yirmi altı hekim, sekiz adet

ameliyathane, yirmi bir adet

genel yoğun bakım yatağı, on adet

yeni doğan yoğun bakım yatağı,

dört adet koroner yoğun bakım

yatağı ve kırk adet hasta yatağı ile

hasta kabulüne başlayan hastane

şimdiden bölgesinin örnek

gösterilen sağlık kompleksleri

arasında yerini aldı.

64

Ocak 2018


AKTÜEL

Orhan Kocabıyık Group of Companies has

brought to life Istanbul’s newest health island

The Özel Adatıp Hospital, which crowned its successful twenty year history

in the health sector by achieving the title of the first and largest hospital in

the Sakarya and East Marmara Region has now supplied a health island to

Istanbul after Sakarya

Leading healthcare services

as the largest hospital

in the Eastern Marmara

Region and Sakarya

by increasing its healthcare

services daily and possessing

world standard equipment and

infrastructure, the Özel Adatıp

Hospital is bringing its expertise

and experience to Istanbul. The

hospital, which joined as of June

2014 the group of companies

belonging to Orhan Kocabıyık, a

leading businessman in Sakarya,

began providing services in

Kurtköy, a rising value in Istanbul

with an approach devoted to

healthcare. Coming to life with a

thirty million dollar investment

in Istanbul’s region of Kurtköy,

which is currently rising in value,

the Özel Adatıp Hospital is getting

ready to change the address of

healthcare with its expertise,

comfort and advanced technology

equipment.

The Health Island has Appeared

The health island Özel Adatıp

İstanbul Hospital equipped with

state of the art technology, is on

an indoor area of 25,000 square

meters designed to utilize daylight

to its fullest and with its striking

architecture is sure to change

the address and classic hospital

concept. The hospital which has

started serving with twenty six

doctors all experts in their fields,

eight operating rooms, twenty

one general intensive care beds,

ten neonatal intensive care units,

four coronary intensive care beds

and forty general patient beds,

is already an exemplary health

facility in the region.

Ocak 2018

65


TİM 500’ün en genç hastanesi

Emsey Hospital

AKTÜEL

Sağlık Bakanlığı ve

Uluslararası JCI (Joint

Commission International)

Akreditasyon belgesine sahip

Emsey Hospital, multidisipliner

hasta bakımı yaklaşımıyla ulusal

ve uluslararası ölçekte ses

getiren başarılara imza atmaya

devam ediyor. Sağlık sektöründe

5’inci yılını geride bırakmaya

hazırlanan hastane, önemli bir

misyon daha üstlenerek sektöre

yön verecek özel hastaneler

arasında yerini sağlamlaştırdı.

Türkiye’nin en önemli sektörel

araştırmalarından TİM (Türkiye

İhracatçılar Meclisi) 500 listesine

sağlık sektöründe altıncı sıradan

giren Emsey Hospital, Türkiye’nin

en büyük sağlık hizmeti ihracatı

yapan özel hastaneleri arasında

yer alıyor. Genel listede ise ilk

200 hizmet ihracatçısı arasında

yer alan Emsey Hospital, sağlık

alanında ülkemizi başarıyla

temsil etme kabiliyetini böylece

tescillemiş oldu.

Toplam hizmet ihracatı 18,5

milyar dolar

2016 verilerine dayanarak

hazırlanan TİM 500 listesinde

toplam hizmet ihracatı 18,5

milyar dolar. Listede yer alan

firmaların toplamı ise ihracatın

yüzde 49’unu karşılıyor. Tüm

sektörler içerisinde ise yüzde 3

pay ile ilk on içerisinde sağlık

alanı yer alıyor. TİM 500 sağlık

sektörü listesine Türkiye’den

toplam 15 firma katılmaya hak

kazanırken, EMSEY Hospital’ın

rakiplerine fark atarak 6’ıncı

sırada konumlanması oldukça

önemli bir başarı.

Emsey Hospital Genel Müdürü

Hayreddin Yekeler, 2018 hedefleri

hakkında “ilk aşamada hizmet

Emsey Hospital Genel Müdürü

Hayreddin Yekeler

kapasitemizi artırmak için

hastanemizdeki yatak sayısını

fazlalaştırıyoruz. Böylece daha

fazla insanın hastanemizde

tedavi görmesini sağlamayı

hedefliyoruz. Gelecek yıl için

hedefimiz Türkiye’nin ilk 5 sağlık

kurumu arasında yer almak”

diyerek kısa vadeli yatırım

planlarını açıkladı.

The youngest hospital at the TIM-500 list

Emsey Hospital, which has

‘Ministry of Health Certificate’

and ‘International JCI (Joint

Commission International)

Accreditation Certificate’

continues to achieve success

at national and international

scale with its multidisciplinary

patient care vision. As a hospital

preparing to finish its fifth year

in the health sector, EMSEY

became one of the sector leaders.

According to the Turkey’s biggest

sectoral research list TIM 500,

Emsey Hospital ranked 6th and

shows that its amongst with the

Turkey’s largest private hospitals

that exporting healthcare

services. In the general list,

Emsey Hospital ranked 178th

and proved that it can be able to

represent the Turkey in healtcare

sector succesfully.

Emsey Hospital’s General

Manager Hayreddin Yekeler,

announced their short-term

investment plans. Yekeler said,

‘’Our first priority is improving

our service capacity. This way we

can take care of more patient.

Our aim for the next year is being

one of the Turkey’s top 5 health

agency.’’

66

Ocak 2018


AKTÜEL


C

M

Y

CM

MY

CY

CMY

K


Hızlı& başarılı

AKTÜEL

İnci Ayyıldız: “Pharmactive şu ana kadar 28 ülkede 350 ruhsat başvurusu yaptı.

Kısa ve orta dönem ihracat hedefleri dahilinde 2020 yılı sonuna kadar Avrupa ve

bölge ülkelerinde Pharmactive ürünlerinin satışına başlanmasını planlıyoruz.”

İnci Ayyıldız

Bu ay Pharmactive firmasının

başarılı ve sempatik Genel Müdürü

(Uluslararası Pazarlar, İş Geliştirme

ve stratejik Üretim İşbirlikleri) İnci

Ayyıldız’ı ziyaret ettik; bizi güler

yüzü ile ağırlayan İnci hanımla,

sizler için çok keyifli bir söyleşi

gerçekleştirdik. Kısa zamanda

uluslararası başarılara imza atan

İlaç sektörünün devi haline gelen

Pharmactive’in son yıllarda hızla

artan başarısının tesadüf olmadığını

öğrendik

DÜNYA ILAÇ FIRMALARI

ÜRETIM KONUSUNDA SIZI

TERCIH EDIYORLAR. SIZE OLAN

GÜVENLERININ VE SIZI TERCIH

ETMELERININ SEBEBI NEDIR?

Üretim tesisimiz yüksek kapasite

ve teknolojisiyle sadece Türkiye’nin

değil Batı Avrupa’nın da sayılı

ilaç üretim tesislerinden birisidir.

Tesisimizin ilk etabına 200 milyon

dolarlık yatırım gerçekleştirildi. İlk

ürünlerimizi 2013 yılının Eylül ayında

Türkiye’de doktor ve eczacıların

hizmetine sunduk. 108 bin metrekare

alan üzerine kurulu Çerkezköy’de

bulunan, Avrupa GMP sertifikalı

üretim tesisimiz, sıvı, yarı katı ve katı

hatlarda yoplam 330 milyon kutu

ilaç üretim kapasitesine sahip ve en

yüksek teknoloji üretim donanımına

sahip.

Faaliyetinin henüz birinci yılında,

Avrupa’nın en saygın otoritelerinden

biri olan BfArM tarafından verilen

ve dünya çapında prestiji olan

Avrupa GMP sertifikasını alan

Pharmactive, Mayıs 2017 tarihinde

bu sertifikasını yenilemeye hak

kazandı. Son teknoloji üretim tesisi

ve kalite standartları ile birçok

uluslararası firmanın ilaç üretimi

konusunda işbirliği yapmak istediği

bir firma olduk. Stratejik üretim

işbirliklerimiz ile sektörümüzde

hızla ilerlemeyi planlıyoruz. GSK,

Abbott, AstraZeneca Sandoz ,Pensa

ve Reckitt Benckiser gibi çokuluslu

firmalar ile yapılmış olan stratejik

üretim işbirliklerimiz artarak devam

edecektir.

BÜNYENIZDE ÜRETIMI

GERÇEKLEŞTIRILEN KAÇ FARKLI

ÜRÜN GRUBU YER ALIYOR?

Pharmactive İlaç Fabrikası, yılda

230 milyon kutu katı ( tablet, kapsül,

70

Ocak 2018


toz), 57 milyon kutu yarı katı ( krem,

jel, merhem ve losyon) ve 43 milyon

kutu likit (şurup, süspansiyon,

sprey ve damla) üretebiliyor. Bu

tesisin genişleme alanlarının da

devreye alınmasıyla birlikte, yıllık

550 milyon kutunun üzerinde üretim

kapasitesiyle, Avrupa’nın sayılı ilaç

üretim tesislerinden biri olacak.

Türkiye ve İhracat pazarlarından

gelen kutu satışları ile Pharmactive;

2018 yılında Türkiye’de yılda 100

milyon üzeri kutu üretim çıtasını

aşan, az sayıdaki firmadan biri

olacak. Bu üretimleri ile Sağlık

Bakanlığı’nın cari açığı azaltma

hedefine katkı sağlayacak.

YERLI ILAÇ ÜRETIMI HAKKINDA

NELER SÖYLEMEK ISTERSINIZ?

İlaç sektörü stratejik sektörlerden

biridir. Sadece ekonomik anlamda

değil, toplum sağlığı açısından da

önem taşımaktadır. Bu noktada

son yıllarda devletimizin eşdeğer

ilaçların reçetelere yazılmasındaki

özel hassasiyetini ülkemiz ve

toplumumuz adına olumlu buluyoruz.

Türk ilaç sektörü artık eskisi gibi

değil. Kendi ilaçlarımızı üretiyoruz.

Eşdeğer ilaçlar noktasında

sadece biz değil sektörümüzdeki

tüm oyuncular çeşitli adımlar

atıyorlar. Pharmactive olarak

Türkiye’de önümüzdeki 5 yıl içinde

ilk 5 eşdeğer firma arasında yer

almayı hedefliyoruz. 456 kişilik

tanıtım pazarlama kadrosu ve

birçok uzmanlık alanına hitap eden

156 ürünü ile sektördeki tutarlı

büyümesini sürdürüyoruz. Hekimlere

hastaları için tercih edebilecekleri

kaliteli eşdeğer ürünler sunuyoruz.

Ülkemiz ekonomisine katkı

sağlıyoruz. Tüm bu süreçlerde Ar-

Ge çalışmalarımızın katkısının çok

büyük olduğunu belirtmek isterim.

İHRACAT YAPTIĞINIZ ÜLKELER

HANGILERI? İHRACAT IÇIN

HEDEFLEDIĞINIZ BAŞKA

PAZARLAR VAR MIDIR?

Pharmactive cirosunun yüzde

25’ini ihracat pazarlarından

gerçekleştirmeyi hedefliyor. Bu

hedef bizim kuruluşumuzdan

günümüze gerçekleştirmek

istediğimiz temel hedeflerden biridir.

Ar-Ge merkezimizde geliştirdiğimiz

ilaçlarımızı çeşitli ülkelere ihraç

ediyoruz. Ancak bizim için ayrı bir

önem taşıyan nokta, Avrupa Birliği

ülkelerine gerçekleştirdiğimiz

ihracatlardır. Geçtiğimiz Kasım

ayında, ilk eşdeğer ürünümüzü

Almanya, İngiltere, Fransa, İspanya,

İtalya, Portekiz’in de aralarında

bulunduğu 10 Avrupa Birliği

ülkesinde doktor ve eczacıların

hizmetine sunduk. Avrupa’da eczane

raflarında, doktor reçetelerinde

ürünlerimizin bulunması bize ayrı

bir gurur veriyor. Türkiye’nin yüzde

100 yerli ilaç şirketleri arasında

ihracat lideri olmayı hedefliyoruz.

Pharmactive şu ana kadar 28

ülkede 350 ruhsat başvurusu

yaptı. Kısa ve orta dönem ihracat

hedefleri dahilinde 2020 yılı sonuna

kadar Avrupa ve bölge ülkelerinde

AKTÜEL

Pharmactive ürünlerinin satışına

başlanmasını planlıyoruz. İhracat

Pazarlarımız Batı Avrupa, Orta

Doğu, Rusya, Türki Cumhuriyetler,

Balkanlar, Kuzey Afrika ve Uzak

Doğu olmak üzere yaklaşık 50 ülkeyi

kapsayacak.

Geçtiğimiz günlerde Güney Koreli

global bir şirket olan Polus şirketi

ile ortaklığınızı taçlandıracağınız

‘’biyolojik ilaç’’ amaçlı yeni bir

tesis kuracağınızı duyurdunuz. Bu

süreç nasıl başladı kısaca bahseder

misiniz?

Pharmactive, yenilikçi ve biyobenzer

ürünlerin hastalara erişimini

kolaylaştırmak vizyonu ile kurulmuş

olan Güney Koreli global bir şirket

olan Polus ‘a 2016 yılında ortak oldu.

Bu ortaklık Türkiye’de yeni bir üretim

tesisi kurma fikriyle taçlanarak,

yatırım ortaklığına dönüştü. Bu

yeni anlaşma ile Pharmactive

master hücre kültürüne sahiplik

hakkı, biyoteknolojik ürün Ar-Ge

teknolojilerine erişim hakkının

yanında, dünya standartlarında

ve global klinik çalışmalarla

geliştirilecek biyobenzer ürünlerin

Türkiye, Rusya, BDT, Ortadoğu ve

Doğu Avrupa ve Afrika bölgesinde 34

ülkede münhasır satış ve pazarlama

haklarına sahip oldu.

Ocak 2018

71


AKTÜEL

Bu kapsamda global klinik

çalışmalara Türkiye‘den merkezlerin

katılımı ve klinik deneyim de

sağlanacak. Ayrıca, Türkiye’de

bir üretim tesisi kurulacak ve bu

tesis Avrupa ve Amerika sağlık

otoritelerinden (FDA) onaylı

olacaktır. Bu vesileyle Türkiye’de

olmayan yüksek teknoloji

ülkemize transfer edilecek ve bu

tesislerde farklı biyolojik ürünler

de geliştirilebilecek. Biz Türkiye’de

biyoteknoloji alanında AR-GE ve

üretimde istihdam yaratmayı ve

ülkemizin ihtiyaç duyduğu ‘teknolojik

insan’ kaynağına katkı sağlamayı

hedefliyoruz. Bu tesislerde

üreteceğimiz ürünler, Türkiye, 34

çevre ülke pazarına ek olarak Avrupa

ve Amerika’ya da gönderilecek,

ülkemizin ilaç alanındaki cari

açığının azaltılmasında önemli katkı

sağlayacak. Şu anda Polus şirketinin

Güney Kore’de 230 milyon dolarlık

fabrika yatırımı sürüyor. Türkiye’de

de bir üretim tesisi kuracağız.

Ortaklığımız, teknoloji transferini

de içeriyor. Kısaca Güney Kore’de

üretilmiş bir ürünü Türkiye’de

sadece paketlemeyeceğiz. Bizzat

hücre kültüründen bitmiş ürüne

kadar tüm süreçleri kapsayan üretim

noktasında ciddi bir teknolojiyi

ülkemize getirmiş olacağız.

BIYOTEKNOLOJIK ILAÇ SEKTÖRÜ

HAKKINDA BILGI VEREBILIR

MISINIZ?

Biyoteknolojik ilaç sektörü dünyada

hızla gelişiyor ve pazar payı hızla

artıyor. Dünya genelinde az sayıda

ülke uluslararası standartlara

sahip biyoteknolojik ilaç üretiyor.

Bu ülkeler arasında ABD, İngiltere,

Japonya, Güney Kore, İsviçre’yi

sayabiliriz. Polus ve Pharmactive

ortaklığında gerçekleştirilecek

yatırımla Türkiye, biyoteknoloji

alanında dünya standartlarında ilaç

üretebilen yüksek teknolojiye sahip

ülkeler arasına katılacak.

Dünyada ilaç pazarının büyüklüğü

2016 yılında 1 trilyon 150 milyar dolar

civarında. Bu rakam dünya otomotiv

endüstrisi ile neredeyse aynı,

sadece yüzde 20 altında. Toplam ilaç

pazarındaki biyoteknoloji ürünlerinin

payı şu anda 220 milyar dolar

düzeyinde. Başka bir örnek daha

vermek isterim. Dünyada yarı iletken

denilen, yani çip üretim endüstrisinin

büyüklüğü ise 320 milyar dolar. 5-7

yıl içinde biyoteknolojik ilaçların

pazar büyüklüğünün yarı iletken

pazarının da üstüne çıkacağı

öngörülüyor. Dünyada kimyasal

ürünlerin sayısı 100 bin adet

civarıyken, biyoteknoloji ürünlerinin

sayısı ise 1.000’den az.

Hedefe yönelik etki gösteren bu

ilaçlar hem yüksek etkinlikleri hem

de az yan etki profilleri ile kronik

hastalıkların tedavisinde özellikle

tercih edilmekte , böylelikle Pazar

büyüklüğü hızla artmaktadır.

KISA ZAMANDA BU KADAR

YÜKSELMENIZI VE BAŞARINIZI

NEYE BORÇLUSUNUZ?

İyi odaklanmak ve doğru ekip yani

insan faktörü. Baktığınız zaman

tecrübeli bir kadro var, çabuk

dokunuşlarla sonuç alınıyor. İşimizi

tutkuyla yapıyoruz ve iyi yapmak

istiyoruz.

72

Ocak 2018


middle east & africa


Book

Your

Stand

3 - 5 September 2018

Abu Dhabi, United Arab Emirates


AKTÜEL

Türkiye Sağlik Enstitüleri Başkanliği (TÜSEB)

“Biyoteknolojik İlaçlarin Geleceği ve Türkiye” konulu

sempozyum düzenliyor

Türkiye Sağlık Enstitüleri

Başkanlığı (TÜSEB)

tarafından düzenlenecek

olan “Biyoteknolojik

İlaçlarda Gelecek ve Türkiye

Sempozyumu”, 19-20 Nisan

2018 tarihlerinde Lütfi Kırdar

Uluslararası Kongre ve Sergi

Sarayı’nda PharmaNext ve

Biotecnica Fuarları ile eşzamanlı

olarak gerçekleştirilecektir.

Sempozyumun ilk Bilim Kurulu

Toplantısı, 27 Kasım 2017 Pazartesi

günü saat 13:00-17:00 saatleri

arasında Crowne Plaza Asia Otel’de

yapıldı.

Toplantıya, İstanbul ve şehir

dışından birçok akademisyen,

resmi kurum temsilcisi ve firma

temsilcileri katıldı. Sempozyum

program taslağı oluşturulması

amacıyla düzenlenen ilk Bilim

Kurulu Toplantısı, aynı zamanda

Biyoteknoloji konusunda

Türkiye’deki tüm çevrelerin

sempozyum öncesinde bu ortak

platformda bir araya gelmesini de

sağlandı.

Türkiye Ekonomi Politikaları

Araştırma Vakfı (TEPAV), İstanbul

Sağlık Endüstrisi Kümelenmesi

(İSEK), Temizoda Teknolojileri

Derneği ve Moleküler Biyoloji

Derneği gibi kurumların,

PharmaNext ve Biotecnica

Fuarları ile eş zamanlı etkinlikler

düzenleyerek katkı verdikleri

sempozyuma, Türkiye’nin önde

gelen üniversiteleri, dernekler,

akademisyenler, araştırma birimleri

ve firmalar da bilgi ve tecrübeleriyle

katkı sağlıyor.

Biyoteknoloji ve farmasötik

alanlarında akademi ve endüstri iş

birliğini geliştirmek, Ar-Ge üretim

teknolojileri ve uluslararası iş birliği

olanaklarını ilerletmek amacıyla

düzenlenecek olan sempozyum,

iki gün sürecek ve altı oturumlu

konu ile ilgili paydaşları tek bir

platformda bir araya getirecektir.

Uluslararası birçok katılımcının

davetli olacağı uzman ve

araştırmacı kuruluş temsilcilerine

açık olan sempozyumun dili Türkçe

ve İngilizce olacak.

Kamu Politikaları , Üniversiteler

ve Araştırma Kurumları,

Endüstrinin Rolü ve Yatırım,

Biyogirişimciler, Uluslararası

İşbirlikleri ve Farklı Ülke Modelleri,

Gelecek ve İnovatif Teknolojiler

gibi konu başlıklarından oluşan

sempozyumun açılış konuşmalarını

Sağlık Bakanlığı, Kalkınma

Bakanlığı, Bilim, Sanayi ve

Teknoloji Bakanlığı ve TÜSEB

gerçekleştirecek.

Sempozyum Bilim Kurulu, soyadına

göre alfabetik olarak aşağıdaki gibi

sıralanmaktadır.

Bilim Kurulu Başkanı :Prof. Dr. Ali

Osman KILIÇ / Karadeniz Teknik

Üni. Tıbbi Mikrobiyoloji ABD

Bilim Kurulu Üyeleri;

Prof. Dr. Serdar ALPAN / Turgut

İlaç Biyoteknoloji

Prof. Dr. Ş.Esra ERDAL

BAĞRIYANIK / İBG İzmir Biyotıp ve

Genom Merkezi

Prof. Dr. Nazan BERGİŞADİ / İst.

Yeni Yüzyıl Üni. Eczacılık Fak.

Dr. İrfan ÇİNKAYA / Deva

Biyoteknoloji

Yrd. Doç. Dr. Devrim DEMİR DORA /

Akdeniz Üni. Tıbbi Farmakoloji ABD

Prof. Dr. Mehmet Z. DOYMAZ /

Bezmialem Üni. Tıbbi Mikrobiyoloji

ABD

74

Ocak 2018


AKTÜEL

,Doç. Dr. Demet CANSARAN DUMAN / Ankara Üni.

Biyoteknoloji Enstitüsü

Uzm. Ecz. Vedat EĞİLMEZ / İEİS İlaç Endüstrisi

İşverenler Sendikası

Ömer Cem ERDEM / Sartorius Stedim Sartonet -

FloraBIO

Prof. Dr. S. İsmet DELİLOĞLU GÜRHAN / Ege Üni.

Biyomühendislik Bölümü

Prof. Dr. İhsan GÜRSEL / Bilkent Üni. Moleküler

Biyoloji ve Genetik Bölümü

Prof. Dr. Mayda GÜRSEL / ODTÜ Biyolojik Bölümler

Prof. Dr. Reyhan Neslihan GÜRSOY / Hacettepe Üni.

Farmasötik Teknoloji ABD

Dr. Cem KOÇAK / Koçak Biyoteknoloji

Prof. Dr. Işıl AKSAN KURNAZ / Gebze Teknik Üni.

Moleküler Biyoloji ve Gen. Bölümü

Selin ARSLANHAN MEMİŞ / TEPAV Türkiye Ekonomi

Politikaları Araştırma Vakfı

Prof. Dr. Aykut ÖZDARENDELİ / Erciyes Üni. Tıbbı

Mikrobiyoloji ABD

Prof. Dr. Nesrin ÖZÖREN / Boğaziçi Üni. Moleküler

Biyoloji ve Gen. Bölümü

Prof. Dr. Cengizhan ÖZTÜRK / İSEK İstanbul Sağlık

Endüstrisi Kümelenmesi

Dr. Gülhas SOLMAZ / TÜSEB Türkiye Sağlık Enstitüleri

Başkanlığı

Haşim SOLMAZ / Temizoda Teknolojileri Derneği

Prof. Dr. Fazilet Vardar SÜKAN / Sabancı Üni. SUNUM

Doç. Dr. Urartu Özgür Şafak ŞEKER / Bilkent Üni.

UNAM

Prof. Dr. Şaban TEKİN / TÜBİTAK - MAM

Reşat ULTAV / RTA Laboratuvarları

Prof. Dr. Emine YAZAN / Anadolu Üni. Farmasötik

Teknoloji ABD

Taner YEDİKARDAŞLAR / Biotecnica & PharmaNEXT

İrem YENİCE / Arven İlaç

Başak YILMAZ / AİFD Araştırmacı İlaç Firmaları Derneği

Uzm. Kübra YILMAZ / TÜSEB Türkiye Sağlık Enstitüleri

Başkanlığı

Hayatı seviyorum, kalbimi dinliyorum

İstanbul, 11 Aralık 2017 – 29

Eylül Dünya Kalp Günü’nde

TKD ve Novartis iş birliği

ile hayata geçirilen ve

kalp sağlığına dikkat çekerek

kamuoyunda farkındalığı artırmayı

amaçlayan “Hayatı Seviyorum,

Kalbimi Dinliyorum” kampanyası

kapsamında, oyuncu Rasim

Öztekin ile gerçekleştirilen

“Kalp Yetersizliği Sohbetleri”

projesi tanıtıldı. Rasim Öztekin

ile gerçekleştirilen projede, bir

taksinin şoför koltuğuna geçen

oyuncu, kalp yetersizliği hastaları

olan yolcular ve yakınları ile

sohbet ederek onların ilham

veren hikâyelerini dinliyor. Hasta

ve hasta yakınları ile çekilen

videoların kalbinidinlesen.com

ve sosyal medya üzerinden

yayınlanarak, kalp yetersizliği

hastaları ve yakınlarının

bilinçlenmesi hedefleniyor.

Oyuncu Rasim Öztekin’in yanı

sıra, TKD Kalp Yetersizliği

Çalışma Grubu Üyesi Doç. Dr.

Hakan Altay’ın, kalp yetersizliği

hastalarının ve hasta yakınlarının

katılımıyla düzenlenen

toplantıda, proje ile ilgili detaylar

anlatılırken, hastalığa yönelik

bilgiler de aktarıldı. Altay kalp

yetersizliğini ayak bileklerinde

şişme, nefes darlığı ve yorgunluk

gibi şikâyetlerle ortaya çıktığını

ve kalp performansının

azalması sonucu, kalbin doku ve

organlara gerekli ve yeterli kanı

gönderememesiyle oluşan bir

klinik tablo olduğunu söyledi.

TKD Kalp Yetersizliği Çalışma

Grubu üyesi Doç Dr. Hakan Altay

kalp yetersizliğinin yaşam boyu

devam eden kronik bir hastalık

olmasına rağmen, erken teşhis

ile sebep olduğu hayati riski

azaltmaya yardımcı olabileceğini

paylaştı. Kalp yetersizliğinin

gelişimini engellemenin,

gelişmişse ilerlemesini

yavaşlatmanın ve bu hastaların

yaşam süresini uzatıp yaşam

kalitesini yükseltmenin, toplumun

bu konuda bilgilendirilmesi

ve bilinçlenmesi ile mümkün

olabileceğini vurguladı.

Ayrıca çoğu hastada kalp

yetersizliği yakınmalarının

kontrol altına alınabileceğini ve

hastaların dikkat etmesi gereken

bazı noktaları aşağıdaki şekilde

paylaşmıştır:

• Doktorunun tavsiyelerine

uyulması

• Tuz tüketimini azaltması

• Sigara içmemesi

• Fiziksel aktivitesini sürdürmesi

• Kilolu ise kilo vermesi

• Alkol alımını kısıtlaması

• Günlük kilo takibi yapması

• Ödem açısından dikkatli olması

şeklinde özetlenebilir.

Ocak 2018

75


AKTÜEL

Dünya Türkiye’yi onunla tanıyacak

İlaç sektörünün devi olan Pharmactive, biyolojik ilaç geliştirme ve

üretiminde, dünyada en yüksek teknolojiye sahip Güney Kore’de; Master

hücreden , yenilikçi ürünleriyle öne çıkan Polus şirketi ile birlikte yeni

tesisini kuruyor

Pharmactive ve Polus ortaklığıyla

kurulacak üretim

tesisi ile Türkiye, kök hücreden

itibaren çalışarak,

biyoteknolojik ilaç üretebilen

dünyadaki sayılı ülkeler arasına

girecek. Uluslararası standartlarda

biyoteknolojik ilaç üretebilen ABD,

İngiltere, Japonya, Güney Kore,

İsviçre’nin ardından Türkiye, bu teknolojiye

sahip 6.ülke olacak.

Güney Koreli Polus Şirketi ile yüzde

yüz yerli sermayeli Türk şirketi

Pharmactive biyoteknoloji alanında

yapacakları yatırımla ilgili bir basın

toplantısı düzenlendi. Pharmactive

İlaç Üretim Tesisinde düzenlenen

basın toplantısında Yönetim Kurulu

Başkanı Haluk Sancak, Polus Yönetim

Kurulu Başkanı Seung Heon

Nam, Pharmactive Yönetim Kurulu

Üyesi Levent Selamoğlu, Pharmactive

Teknik Operasyonlardan

Sorumlu Genel Müdürü Fatih Elay

bilgi verdi. Sancak, yüzde yüz yerli

sermayeye sahip Pharmactive’in;

Türkiye için de, yeni ve önemli olan,

dikkat çekecek açılımlarını aktardı;

yenilikçi ve biyobenzer ürünlerin

hastalara erişimini kolaylaştırmak

vizyonu ile kurulan Güney Koreli

global bir şirket olan Polus ile 2016

yılında ortak olduğunu vurguladı. Bu

ortaklığın, Türkiye’de yeni bir üretim

tesisi kurma fikriyle taçlanarak,

yatırım ortaklığına dönüştüğünü,

Türkiye’nin ilgisini çekecek yatırım

hamlesini ve yaşanan süreci şöyle

özetledi:

“Bu yeni anlaşma ile Pharmactive

master hücre kültürüne sahiplik

hakkı, biyoteknolojik ürün AR-

GE teknolojilerine erişim hakkının

yanında, dünya standartlarında ve

global klinik çalışmalarla geliştirilecek

biyobenzer ürünlerin Türkiye,

Rusya, BDT, Ortadoğu ve Doğu Avrupa

bölgesinde 34 ülkede münhasır

satış ve pazarlama haklarına sahip

olmuştur. Global klinik çalışmalara

Türkiye‘den merkezlerin katılımı ve

klinik deneyim sağlanacaktır.

Ayrıca, Türkiye’de bir üretim tesisi

kurulacak ve bu tesis Avrupa

ve Amerika sağlık otoritelerinden

(FDA) onaylı olacaktır. Bu vesileyle

Türkiye’de olmayan yüksek teknoloji

ülkemize transfer edilecek ve bu

tesislerde farklı biyolojik ürünler

de geliştirilebilecektir. Biz Türkiye’de

biyoteknoloji alanında AR-GE

ve üretimde istihdam yaratmayı ve

ülkemizin ihtiyaç duyduğu ‘teknolo-

Seung Seung Heon Heon Nam Nam

Haluk Sancak

76

Ocak 2018


jik insan’ kaynağına katkı sağlamayı

hedefliyoruz. Bu tesislerde üreteceğimiz

ürünler, Türkiye, 34 çevre

ülke pazarına ek olarak Avrupa ve

Amerika’ya da gönderilecek, ülkemizin

ilaç alanındaki cari açığının

azaltılmasında önemli katkı sağlayacaktır.”

Pharmactive’in üretim tesislerinin

200 milyon doların üzerinde bir

yatırımla, yıllık 330 milyon kutu üretim

kapasiteli, 108 bin metrekare

alana kurulu, Türkiye’nin en büyük

ve en modern üretim tesislerinden

biri olduğunu ve cirosunun

yüzde 25’ini ihracat pazarlarından

gerçekleştirmeyi hedeflediğini

söyleyen Sancak; iki yıldır çalışmalarını

yürüttükleri ve kendi AR-GE’lerinde

geliştirdikleri ilaçlarını, Kasım

2017 yılında ilk eşdeğer ürün olarak

Almanya, İngiltere, Fransa, İspanya,

İtalya, Portekiz’in de aralarında bulunduğu

on Avrupa Birliği ülkesinde

doktor ve eczacıların hizmetine

sunduklarını belirtti.

Haluk Sancak’ın verdiği bilgiye göre;

Türkiye’nin yüzde 100 yerli ilaç şirketleri

arasında ihracat lideri olmayı

hedefleyen Pharmactive şu ana kadar

28 ülkede 350 ruhsat başvurusu

yaptı. Kısa ve orta dönem ihracat

hedefleri dahilinde 2020 yılı sonuna

kadar Avrupa ve bölge ülkelerinde

Pharmactive ürünlerinin satışına

başlanması hedefleniyor.

Ocak 2018

77


HEAD OFFICE/FACTORY

Maltepe Mah. Litros Yolu Aile Çay Bahçe Sk. No:10 Topkapı 34010 İstanbul-TURKEY

Tel: 0 (212) 544 30 50 (pbx) Fax: 0 (212) 544 90 20

E mail: info@variteks.com

Web: www.variteks.com


Our Group, which started out in a small workshop 59 years ago, today meets the need from

different countries all over the world after meeting the needs in general of Turkey, primarily

the European countries, together with its state-of-the-art production equipment in the

modern plants exceeding 8000 square meters and with its specialist staff and the

Research & Development department following the innovations continuously. Variteks

obtained a position in 74 countries in the world where it is looked for and sought after with

its name. With the rightful pride of being the leader company of Turkey on its own subject,

VARİTEKS became and will become the most correct solution on the subject of orthopedic

products.

Seamless knitted system

providing heat and moisture

control

Embedded Aloe Vera

microcapsules

Gradual adjustment of

length

Easy adjustment by one touch

Support and comfort together

with Circular Knitting System


AKTÜEL

Avrupa onu tercih ediyor

Dünyada ülkemizin tanınmasına katkı sağlamış, Türkiye’yi sağlık, güzellik ve kozmetik alanında

temsil eden başarılı firmalarımızdan bir tanesi olan Akten Kozmetik, yapmış olduğu doğal

ürünlerin, dış ülkelerde talep görmesi üzerine, yeni kararlar aldıklarını belirterek; yurt dışında

Hollanda, Almanya, İsviçre ve Belçika gibi pek çok ülkede yeni yatırımlara başladı.

Türk kozmetik şirketi,

ürünlerinde doğallık

konusunda hassas

olduğunu vurgulayarak;

30.yılında 30 milyon TL

hedeflediğini belirtti. ‘’Doğallığı

yaşamak hakkınız!” sloganı ile iki

yüz yirmiden fazla ürün çeşidine

sahip olan Thalia Natural Beauty

markasıyla, kozmetik sektöründe

sağlam adımlarla ilerleyen

Akten Kozmetik, yeni yıla iddialı

giriyor. Kuruluşunun 30. yılı olan

2018’de, ilk konsept mağazasını

İstanbul’da açacak ve yıl içinde

Türkiye’deki mağaza sayısını

dörde çıkaracak olan firma Genel

Müdürü Gökhan Kara; Türkiye’de

doğan % 100 yerli bir kozmetik

markası olmanın haklı gururunu

taşıdıklarını söyleyerek, “Global

markalar arasındaki yerimizi

sağlamlaştıracaklarının’’ üzerini

vurguladı. Avrupa ülkelerine

ihracatlarını Hollanda’da bulunan

Thalia Cosmetics isimli şirketleri

üzerinden yürüttüklerini ve

Thalia Natural Beauty markasına

Avrupa’dan ciddi mağaza talebi

geldiğini belirterek, 2018 yılı

içinde Hollanda, Almanya,

İsviçre ve Belçika’da da konsept

mağazalar açacak olan firmanın

genel müdürü Kara 2018 yılıyla

ilgili şunları söyledi:

2018 bizim için gerçek bir atılım

yılı olacak.2018 yılında hedefimiz

30 milyon TL. İhracat yaptığımız

ülkelerin sayısını ise yirmiden

yirmi yediye çıkaracağız”

“Yeni ürün geliştirme noktasında

teknolojinin ve Ar-Ge’nin gücüne

inanıyoruz. 2018 yılında Ar Ge

merkezinin açılışı olacak.Yeni Ar-

Akten Kozmetik Genel Müdürü Gökhan Kara

Ge merkezimiz ürünlerimize olan

güveni daha da artıracaktır”

Europe’s choice

One of our successful companies,

Akten Kozmetik, who promotes

Turkey to the world in the fields of

health, beauty and cosmetics stated

that since its natural products are

demanded in foreign countries the

company started new investments

in many countries such as

Netherlands, Germany, Switzerland

and Belgium.

Turkish cosmetics company

emphasized that they are very

sensitive in neutrality in their

products and aims 30 million TL on

its 30th year. With the slogan, “It

is your right to live natural!” Akten

Kozmetik’s Thalia Natural Beauty

brand has more than 120 different

products and Akten Kozmetik

takes firm steps in the sector and

welcomes the new year ambitiously.

In 2018, on its 30th year, the first

concept store will be opened in

İstanbul and therefore the total

number of stores in Turkey will

be four. General Manager Gökhan

Kara said that they are proud of

being the first 100% local cosmetics

brand born in Turkey and added,

“We will secure our position among

global brands.”He stated that they

carry out their export from Thalia

Cosmetics in Netherlands and there

is a great store demand for Thalia

Natural Beauty brand in Europe,

therefore the company will open

concept stores in Netherlands,

Germany, Switzerland and Belgium,

in 2018. General Manager Kara

talked about 2018: “2018 will be

a real breakthrough year for us.

Our aim is 30 million TL in 2018.

We will increase the number of the

countries that we export from twenty

to twenty-seven.

“We believe in the power of

technology and R&D for developing

new products. 2018 will be the start

of our R&D center. Our new R&D

center will increase the trust to our

products.”

80

Ocak 2018


18-21

Sağlıkta ortak gelecek

Sueno Hotels Deluxe

Detaylı Bilgi İçin:

www.ohsadkurultayi.org

Organizasyon

ÖZEL HASTANELER VE SAĞLIK

KURULUŞLARI DERNEĞİ


AKTÜEL

EXPOMED her geçen yıl güçleniyor

T.C. Ekonomi Bakanlığı’nın desteğinden sonra KOSGEB desteğini de

alan EXPOMED Fuarı, sürdürülebilir büyüme stratejisi sayesinde yoluna

tüm hızıyla devam ediyor.

Avrasya Bölgesi’nin ve

Türkiye’nin medikal

alandaki en önemli

buluşma platformu olan

EXPOMED Fuarı, T.C. Ekonomi

Bakanlığı’nın desteğinden sonra

şimdi de KOSGEB desteğini aldı.

T.C. Ekonomi Bakanlığı desteği

ile EXPOMED Fuarı, İhracatçılar

Birliği üyesi firmaları, ihracat

pazarları ile buluşturuyor. Destek

kapsamında İhracatçılar Birliği’ne

üye firmaların yer kirası ve stant

konstrüksiyonu harcamalarının

otuz bin TL’yi geçmemesi kaydıyla

yüzde ellisini geri ödeyen T.C.

Ekonomi Bakanlığı, sektörün

gelişimini desteklediğini bir kez

daha ortaya koyuyor.

Öte yandan EXPOMED, Küçük

ve Orta Ölçekli İşletmeleri

Geliştirme ve Destekleme

İdaresi Başkanlığı’nın (KOSGEB)

desteğini de alarak KOBİ’lere

de iş platformu yaratmaya

devam ediyor. Türkiye’nin sağlık

yatırımlarını desteklemek ve

dünyanın farklı noktalarından

İstanbul’a gelecek alım heyetleri

ile yeni pazarlarda fırsatlar

yakalamalarına destek olmak

amacı ile KOBİ’lerin arkasında

duran EXPOMED, KOBİ’lerin

fuara daha büyük metrekarelerle

dönmesine olanak sağlıyor.

22 - 25 Mart 2018 tarihleri

arasında İstanbul’daki Tüyap

Fuar ve Kongre Merkezi’nde

gerçekleşecek olan medikal

cihaz, ekipman ve teknolojilerin

sergilendiği, medikal trendlerin ve

bilimsel etkinliklerin takip edildiği

Avrasya’nın lider fuarı EXPOMED;

Ortopedi ve Sarf Malzemeleri,

Elektro Medikal Ekipman

ve Medikal ve Laboratuvar

Teknolojileri ile Hastane Yapı ve

Tıbbi Tesis Yönetimi olmak üzere

üç temel ürün grubuna göre

ayrılan salonlarda ziyaretçilerini

bekliyor.

86

Ocak 2018


AKTÜEL

EXPOMED is becoming stronger every year

The EXPOMED Fair, which has received the support of KOSGEB after the

support it had received from the Turkish Ministry of Economy, has been

continuing its sustainable growth.

The EUROMED Fair, the

most important meeting

platform in the medical

field of Eurasia and

Turkey, has now received KOSGEB

support after already receiving

support from the T.R. Ministry of

Economy.

With the support of the T.R.

Ministry of Economy the

EUROMED Fair introduces

members of the Exporters Union

to export markets. In the scope of

this support the companies that

are Exporters Union members

get a 50 percent refund on their

stand rent and stand construction

expenses as long as they do not

exceed 30 thousand TL, showing

yet again how the T.R. Ministry

of Economics supports the

development of the sector.

In the meantime EXPOMED also

received the support of the Small

to Mid Scale Operations Support

and Development Administration

(KOSGEB) to create a business

platform for SMEs. Supporting

SMEs by reinforcing health

investments in Turkey and helping

companies explore opportunities

in new markets through

procurement committees that

come to Istanbul from different

locations in the world, EXPOMED

enables SMEs to return to the fair

with larger areas.

EXPOMED, the leading fair of

Eurasia, which will be taking

place between March 22 – 25,2018

at the Tüyap Fair and Conference

Center in Istanbul, will include

medical devices, equipment

and technologies to follow the

medical trends and scientific

activities; and will greet visitors

in the halls divided according to

the three main product groups of

Orthopedics and Consumables,

Electro Medical Equipment

and Medical and Laboratory

Technologies and Hospital

Structure and Medical Facilities

Management.

Ocak 2018

87


AKTÜEL

Pierre Fabre İlaç’ın geliştirdiği Mesane kanserine yeni bir yaklaşım getiren

Vinflunin 13. Üroonkoloji Kongresi’nde tanıtıldı

Pierre Fabre İlaç’ın daveti ile Türkiye’ye gelen Plymouth Üniversitesi Onkoloji Kürsü

Başkanı Prof. Dr. Syed A. Hussain, tüm dünyada ses getiren “Mesane kanseri ikinci

basamakta gerçek yaşam verilerini içeren vinflunin” çalışmasını katılımcılarla paylaştı

13. Üroonkoloji Kongre’si Regnum

Carya Otel’de gerçekleşti. Aynı zamanda

Üroonkoloji Derneği’nin Güz

toplantısının da yapıldığı kongrede,

çalışma gruplarının yıl içerisinde

yaptıkları bilimsel araştırmalara ait

ara ve sonuç raporları da sunuldu.

Üroonkolojideki güncel yaklaşımların

ve yeniliklerin konuşulduğu

kongreye Türk ve yabancı 750 hekim

katıldı.

Kongrede yer alan yenilikler

kapsamında Pierre Fabre İlaç’ın

mesane kanserine yeni bir yaklaşım

getiren, vinka alkaloidleri ailesine

ait ilk florlanmış mikrotübül inhibitörü

olan “Vinflunin” tanıtıldı.

Mesane kanseri ikinci basamakta

gerçek yaşam verilerini içeren vinflunin

çalışmasıyla tüm dünyada adından

söz ettiren Plymouth Üniversitesi

Onkoloji Kürsü Başkanı Prof.

Dr. Syed A. Hussain’in Pierre Fabre

ilaç’ın daveti ile konuşmacı olarak

yer aldığı kongrede, VKV Amerikan

Hastanesi Tıbbi Onkoloji Kliniğinden

Prof. Dr. Sevil Bavbek ve Acıbadem

Üniversitesi Tıp fakültesi Atakent

Hastanesi Üroloji Bölümü’nden

Prof. Dr. Saadettin Eskiçorapçı da

gerçekleştirdikleri sunumlarla Vinflunin’i

anlattılar. Prof. Dr. Bavbek

konuşmasında ‘’Vinflunin’in mevcut

tedavilerin yanına yeni bir tedavi

olarak eklenmesi mesane kanseri

için büyük bir avantaj sağlamıştır’’

derken, Prof. Dr. Eskiçorapçı da

‘’Tedaviye dirençli böyle bir hasta

grubunda bu tarz tedaviler bize

umut vermektedir’’ diyerek ilacın

mesane kanseri tedavisindeki etkinliğini

ve önemini vurguladı.

Mitotik döngüyü bloke edip apoptozu

(hücre ölümü) başlatarak tümör

hücresinin büyümesini durduran

“Vinflunin”, ileri evre veya metastatik

ürotelyal kanserde birinci basamak

platin içeren kemoterapi sonrası

hastalık progresyonu gösteren

hastaların 2. basamak tedavisinde

faz III çalışmasıyla etkinliği kanıtlanmış

ve Avrupa kılavuzları (ESMO ve

EAU)tarafından önerilen tek sistemik

kemoterapi ajanı olarak kabul

edilmektedir.

Mesane ikinci basamakta gerçek

yaşam verilerini içeren vinflunin

çalışmasıyla alanında ses getiren

bir çalışmaya imza atan Prof. Dr .

Hussain, bu çalışması ile Vinfluninin

gerçek hayat kanıtı, farklı Faz II ve III

çalışmalarında bildirildiği gibi tek bir

ajan olarak etkinliği doğrulanmış ve

desteklenmiştir. Vinfluninle yaşanan

kapsamlı deneyime dayanarak, tedavi

ve hasta yönetimi optimize

edilmiş ve tolerabilite iyileştirilmiştir.

Gerçek dünya ortamındaki

ortalama genel sağ kalım, faz III

sonuçlarını doğrulamış olup 6,3 ila

11,9 ay arasında değişmekte hatta

20,5 aya kadar olabilmektedir.

Pierre Fabre İlaç tarafından Ağustos

ayında ruhsatı alınarak Ara Geri

Ödeme ile Türk Tıbbının hizmetine

sunulan ürün, mesane kanserine

yeni bir yaklaşım getiriyor.

88

Ocak 2018


AKTÜEL

III. Tıbbi Tedarik Zinciri Yönetimi Kongresi’nde

neler konuşuldu?

III. Tıbbi Tedarik Zinciri Yönetimi Kongresi, Sağlık Bakanlığı Müsteşarı

Prof. Dr. Eyüp GÜMÜŞ, Sağlık Bilimleri Üniversitesi Rektör Yardımcısı

Prof. Dr. Sadrettin PENÇE ve Sağlık Bakanlığı, Üniversiteler, SGK, KİK

ve ilgili STK temsilcilerinin katılımıyla açıldı.

II. Tıbbi Tedarik Zinciri Yönetimi

Kongresi, 7-9 Aralık tarihleri

arasında, Antalya Susesi

Luxury Resort Belek’te başta

Sağlık Bakanlığı Müsteşarı Prof.

Dr. Eyüp Gümüş olmak üzere

Sağlık Bilimleri Üniversitesi

Rektör Yardımcısı Prof. Dr.

Sadrettin Pençe, Türkiye Sağlık

Endüstrisi İşverenler Sendikası

(SEİS) Başkanı Metin Demir ve

Üniversite Hastaneler Birliği

Genel Sekreteri Doç. Dr. Haluk

Özsarı’nın katılımı ile açıldı.

Tedarik zincirinde yer alan

kamu ve özel 700’ü aşkın sektör

mensubunun takip ettiği etkinlikte

64 kurum ve kuruluş standları ile

yer aldı.

Satur ve Ekspotürk’ün

organizasyonu ile yapılan

Kongrenin açılışında konuşan

Sağlık Bakanlığı Müsteşarı

Prof. Dr. Eyüp GÜMÜŞ, tıbbi

cihaz tedarik zincirinden

şehir hastanelerine, sağlıkta

yerlileşmeden sağlık turizmine

kadar birçok konuya değindi. Yeni

bir dinamizm ile bütünleşik bir

sistem oluşturduklarını belirtti

ve güçlü bir yerli sanayinin

oluşması için çalışmalar

sürdürdüklerine değindi.

‘Sağlık Market’ ile merkezi

bir yapının kurgulandığından

bahseden GÜMÜŞ, “Hakkari’de

bir hastanemiz bir malı alırken

zorlanabiliyor, yeteri kadar

volümü olmuyor. Ankara ve

İstanbul’da daha fazla volüm

oluyor, periferde daha az volüm

oluyor, fiyat farkları ortaya

çıkabiliyor. Burada yine yerlilik

oranlarında istenilen başarı

sağlanamayabiliyor. Tüm bunları

ortadan kaldırmak, teşvik

mekanizmalarını güçlendirmek,

yerli firmalarımızın ürünlerin

kataloglara koymak açısından

bir merkezi yapı kurguladık”

ifadelerini kullandı.

Sağlık Market’te temel amacın

yerliliği ön plana çıkarmak ve

Türkiye’de tıbbi cihaz sektörünü

güçlendirmek olduğunu

vurgulayan Sağlık Bakanlığı

Müsteşar Yardımcısı Dr. Şuayip

BİRİNCİ ise Sağlık Bakanı Dr.

Ahmet Demircan’ın görüşlerinden

bahsederek, “Bakan Bey, sadece

Maliye Bakanlığının değil, SGK,

YÖK ve ilgili STK’ların bu işin

yönlendirme kurulunda yer

almasını istedi. Şimdi bu süreçte

nelere dikkat etmemiz gerektiği

ve sürecin nasıl işleyeceğini

görme şansımız olacak” şeklinde

konuştu. Sağlık Endüstrileri

Yönlendirme Komitesi (SEYK)’in

çalışmalarından bahseden

TİTCK Başkanı Dr. Hakkı

GÜRSÖZ, “Sağlık endüstrileri

alanındaki yatırım, üretim,

ihracatın arttırılması, teknolojinin

geliştirilmesi için; fiyatlandırma,

geri ödeme, ruhsatlandırma,

kamu alımları, kamu destekleri,

ticaret politikaları, sağlık

teknolojisi politikaları, veri

yönetimi, özel kesimle diyalog gibi

hususları bütüncül bir yaklaşımla

değerlendirip koordine ediyoruz”

dedi.

90

Ocak 2018


AKTÜEL

Sürdürülebilir sağlık

yönetiminden bahseden Sağlık

Bilimleri Üniversitesi Rektör

Yardımcısı Prof. Dr. Sadrettin

PENÇE ise sınırlı kaynakların

verimli kullanılması ve iyi

yönetilmesi gerektiğine dikkat

çekerek “Sağlık Bakanlığının,

SGK’nın, Üniversite Hastaneleri

Birliğinin, özel sektörün,

üniversitelerin ve kamu

temsilcilerinin yer aldığı

bu kongrede tıbbi tedarik

zincirinde zaman, mekan ve

mali kaynakların doğru ve

verimli kullanılması konularını

konuştuk. Tıbbi tedarik zincirinde

yeni teknolojileri takip etmek ve

başarılı uygulama örneklerini

paylaşmak amacı ile düzenlenen

kongrenin sektörün tüm

bileşenleri için faydalı olmasını

dilerim” şeklinde konuştu.

Sağlık kurumları ve üniversite

hastanelerinde kaynak yönetimi

anlamında tıbbi tedarikin

önemine dikkat çeken Üniversite

Hastaneler Birliği Genel Sekreteri

Doç. Dr. Haluk ÖZSARI, ise Kamu

ile üniversite hastanelerinin

sorunlarını birlikte çözmek

ve ortak akıl birliği oluşturma

gayretinde olduğuna değinerek

kongrenin bu çabaların sonuca

ulaştığı başka bir aşama olduğuna

değindi.

Kongrenin ana unsurlarından

olan ilaç ve tıbbi cihaz sektörünün

üretimden hastaya ulaşana, hatta

hastanın kullanımı sürecine,

implant dönemine kadar geçen

sürede tedarik zincirinde yer

aldığına vurgu yapan Türkiye

Sağlık Endüstrisi İşverenler

Sendikası (SEİS) Başkanı Metin

DEMİR, kongrenin kaliteli, kolay

erişilebilir tıbbi cihaz teminine

katkıda bulunacağını ifade etti.

Sürdürülebilirlik ve erişilebilirlik

açısından finans konusunda sıkıntı

gördüklerini belirten DEMİR,

kongrenin gündeminde yer alan

‘yerelleşme’ ve ‘tedarik zincirinde

sağlık marketleri vizyonu’ olan

iki unsurun izlenebilirlik ve

sürdürülebilirlik açısından yeni bir

açılım getirmesini beklediklerini

belirtti.

Sektörün Merak Ettiği Tüm

Konular Kongre Panellerinde

Gündeme Taşındı

Kamu, özel sektör, üniversite

hastanelerinin yetkilileri ve medikal

sektör üretici firmaların katılımı ile

gerçekleşen paneller katılımcıların

hayli ilgisini çekti. Oturumlar şu

başlıklarda gerçekleşti:

• Tıbbi Tedarikte Yerelleşme Hedefi

• Türkiye “Sağlık Market” Vizyonu

• Tıbbi Cihazlarda Yerlileşme

Uygulamaları

• Tıbbi Tedarik Zinciri Yönetiminde

Gelecek

• Etkili Stok Yönetim Sistemleri Ve

Teknolojileri

• Tıbbi Tedarikte Kalite Ve Eğitim

• Sağlıkta Lojistik Yönetimi

• Tıbbi Tedarik Ve SGK Ödeme

Sistemi İlişkisi

• Kamu Hastanelerinde Tedarik

Paylaşımı

• Tıbbi Tedarikte Satınalma

Uygulamaları

• Tıbbi Tedarik Zincirinde It

Uygulamaları Ve E-Ticaret

• Tıbbi Tedarikte Ar-Ge

Ocak 2018

91


AKTÜEL

What was discussed at the 3 rd medical supply

chain management conference?

The Third Medical Supply

Chain Management

Conference commenced

between December 7-9 at

the Antalya Susesi Luxury Resort

in Belek with the participation of

Ministry of Health Undersecretary

Prof. Dr. Eyüp Gümüş, The Health

Sciences University Assistant

Rector Prof. Dr. Sadrettin Pençe,

the Turkish Health Industry

Employers Syndicate (SEİS)

Chairman Metin Demir and

Association of University Hospitals

General Secretary Assoc. Prof.

Dr. Haluk Özsarı. There were

64 organization and institution

stands at the event followed by

over 700 public and private sector

representatives in the supply

chain.

Ministry of Health Undersecretary

Prof. Dr. Eyüp Gümüş, who spoke

in the opening of the Conference

organized by Setur and Ekspotürk,

touched on a number of different

topics from the medical device

supply chain to city hospitals, from

localization in health to health

tourism. He said they are creating

an integrated system with a whole

new dynamism and continuing

to work on forming a strong

domestic industry. GÜMÜŞ, who

talked about how a centralized

structure is being set up with

the ‘Health Market’ said “When

one of our hospitals in Hakkari

is getting a product it can have

difficulties, there isn’t enough

volume. There is more volume in

Ankara and Istanbul but there is

less volume in the periphery. The

desired success in localization

may not be achieved here. We have

created a centralized structure to

eliminate all of this, to reinforce

the incentive mechanisms and to

place the products of our domestic

companies in the catalogues”.

Ministry of Health Assistant

Undersecretary Dr. Şuayip

BİRİNCİ, who emphasized that

the main objective at the Health

Market was to bring local products

to the forefront and reinforce the

medical device sector in Turkey

also talked about the Health

Minister Dr. Ahmet Demircan’s

views as follows, “The Ministers

wants this to be handled not just

by the Ministry of Finance but also

wants the SGK, YÖK and relevant

NGOs to take their place on the

boards that guide this matter. Now

we will have the chance to see

what we need to be careful of in

this process and how the process

should function”.

TİTCK Chairman Dr. Hakkı

GÜRSÖZ, who talked about the

work of the Health Industries

Guidance Committee (SEYK)

said “We coordinate matters

like the pricing, repayment,

licensing, public procurement,

public support, trade policies,

health technologies policies,

data management and dialogue

with the private section in order

to increase the investment,

production and export and develop

the technology in the health

industries”.

92

Ocak 2018


AKTÜEL

Health Sciences University

Assistant Rector Prof. Dr.

Sadrettin PENÇE, who discussed

sustainable health management

and pointed out that limited

resources need to be used

efficiently and managed well

said “We discussed the issues of

using time, place and financial

resources correctly and efficiently

in the health supply chain at

this conference attended by

the Ministry of Health, SGK,

University Hospitals Association,

private sector and public sector

representatives. I hope this

conference that was organized

to follow the new technologies

in the medical supply chain and

share the successful application

examples will be beneficial to all

parts of the sector”.

Association of University Hospitals

General Secretary Assoc. Prof.

Dr. Haluk ÖZSARI pointed out

the importance of the medical

supply chain in terms of resource

management in health institutions

and hospitals and emphasized

the fact that they were trying to

solve the problems of public and

university hospitals together and

form a mutual common wisdom

about these issues and that this

conference was another phase

in which these efforts had been

realized.

Turkish Union of Health Industry

Employers (SEİS) Chairman Metin

Demir pointed out that the main

elements of the conference,

pharmaceuticals and medical

devices, were in the supply chain

from the time they are produced

until they reach the patient, during

the patient’s use and throughout

the implant process and said that

the conference would contribute

to the availability of good quality,

easily accessible medical devices.

DEMİR, who said they encountered

financial difficulties in terms of

sustainability and accessibility,

pointed out that they expected

the two elements of ‘localization’

and the ‘health markets in the

supply chain vision’ that are on

the agenda at the conference to

expand the sector in terms of

traceability and sustainability.

All of the Subjects that the Sector

is Wondering about were Brought

to the Table at the Conference

The sessions took place under the

following titles:

• The Goal to Localize in Medical

Supply

• The “Health Market” Vision of

Turkey

• Localization Applications in

Medical Devices

• The Future of Medical Supply

Chain Management

• Effective Stock Management

Systems and Technologies

• Quality and Training in Medical

Supply

• Logistics Management in Health

• The Medical Supply and SGK

Payment System Connection

• Sharing Supplies in Public

Hospitals

• Procurement Applications in

Medical Supply

• IT Applications and E-Commerce

in the Medical Supply Chain

• R&D in Medical Supply

Ocak 2018

93


AKTÜEL

Mice sektörü, TETKİD çatısı nda güçlerini birleştirdi

Etkinlik yöneticileri, sektöre standart getirmek ve rekabetin etik

kurallar çerçevesinde sürdürülmesi amacıyla Türkiye Etkinlik, Toplantı

ve Kongre Sektörü Yöneticileri Derneği (TETKİD) çatısında bir araya

geldi.

Türkiye’nin lider şirketlerinin üst

düzey etkinlik yöneticileri, güçlerini

birleştirdi. Etkinlik, toplantı, kongre

(MICE) sektöründe standartları

ve hizmet satın alma kriterlerini

belirleyerek yön tayin edici olmayı

hedefleyen Türkiye Etkinlik, Toplantı

ve Kongre Sektörü Yöneticileri

Derneği (TETKİD) kuruldu.

İlk etapta 51 kurumsal üye ile

yola çıkan TETKİD; uzun vadede

Türkiye MICE sektörünün tüm

paydaşlarını bir araya getirerek

birlik olma vizyonuyla çalışmalarını

sürdürecek.

TETKİD, geniş bir bakış açısıyla;

markaları, etkinlik şirketlerini,

tedarikçileri dünyadaki yenilik ve

teknolojik gelişmeler hakkında

bilgilendirip, bilinçlendirerek

yol gösterici olma misyonunu

üstleniyor. Dernek, üyelerinin

Türkiye MICE sektörü hakkında

gerçekleştirilecek detaylı

araştırmalardan yararlanarak

iş kalitesini arttırıcı adımlar

atmalarına öncülük edecek.

TETKİD’in kuruluş hedefleri ve

manifestosunun kamuoyu ile

paylaşıldığı toplantıda konuşan

Dernek Başkanı ve Turizm Medya

Grubu Başkanı Volkan Ataman,

sektörün hizmet kalitesini

yükseltmek için etik kurallara önem

vereceklerini belirterek şunları

söyledi:

Sektörün yasasının çıkarılması

için gayret göstereceğiz.

Gerçekleştireceğimiz

araştırmalarla, Türkiye MICE

sektörüne dair gerçek ve doğru

rakamlara ulaşacağız ve bu verileri

dernek çatısı altında yayınlayacağız.

TETKİD’i sektörümüz için ‘gerçek’

bir bilgi kaynağı haline getireceğiz.

94

Ocak 2018


AKTÜEL

Sektör içerisindeki tüm oyuncuların

arasındaki ilişkilerin sağlıklı devam

etmesi ve rekabetin etik kurallar

çerçevesinde sürdürülebilmesini

sağlamak için buradayız.”

Zor bir süreçten geçen sektörün,

Türkiye’nin tanıtımına yaptığı

katkıyı vurgulayan Ataman,

“Uluslararası derneklerle ve

kuruluşlarla gerçekleştireceğimiz

işbirlikleri sayesinde güncel

kalmayı ve bu sayede sektörün

hacmini genişletmeyi hedefliyoruz.

En önemli hedeflerimizin

arasında, Türkiye’deki kongre,

toplantı ve etkinlik sektörü

turizmini geliştirmek ve büyütmek

bulunuyor. Uluslararası dernek

başkanlarını TETKİD çatısı altında

misafir ederek, önümüzdeki beş

ve on yıllık planda Türkiye’nin ev

sahibi olarak tercih edilmesini

sağlamak için çalışacağız.

Ülkemize gelecek olan uluslararası

kongreler ve büyük organizasyonlar

vasıtasıyla, Türkiye MICE

sektörünün adının duyulmasını ve

ülkemizin dünya sıralamalarındaki

yerini yukarıya taşımasını

hedefliyoruz” değerlendirmesinde

bulundu.

Ocak 2018

95


AKTÜEL

53’üncü Ulusal Nöroloji Kongresi,

24 Kasım - 30 Kasım tarihleri arasında

Antalya’da gerçekleştirildi

MS’den inmeye tüm nörolojik hastalıkların masaya yatırıldığı kongrede, Türk

Nöroloji Derneği, kongrenin ana temasını “Epilepsi” olarak belirledi.

Kongreye, yurt içinden ve yurt dışından 2 bin nöroloji uzmanı, nöroloji asistanı ve

alanla ilgili çalışanlar katıldı.

Türk Nöroloji Derneği

Başkanı Prof. Dr.

Şerefnur Öztürk,

Türk Nöroloji Derneği

olarak 25. yıla ulaşmış olmanın

gururunu yaşadıklarını, 2017

yılı içinde gerçekleştirilecek

olan ulusal kongrenin de

bu gururumuzu yansıtır

şekilde gerçekleştirilmesini

hedeflediklerini belirtti.

Prof. Öztürk; “Yüzyılımıza damga

vurmuş olan Nöroloji, sadece

bilim alanında değil, sosyal ve

yaşam alanlarında da etkili olarak,

bütün dünyada gelişmeye devam

etmektedir. Türkiye nörologları

olarak; alanımızdaki gelişmeleri

yakından izlemeyi, hekimlik

pratiğimizde karşılaştığımız engel

ve sorunları çözmeye çalışmayı,

çalışmalarımızı, bilgimizi ve

deneyimlerimizi paylaşmayı

ve bu gelişmelere katkıda

bulunmayı hedefleyen ulusal

kongremiz bu yıl “53. Ulusal

Nöroloji Kongresi-Uluslararası

Katılımlı” olarak yeni bir aşama

ile 24 – 30 Kasım 2017 tarihleri

arasında, Antalya Sungate

Otel ve Kongre Merkezi’nde

gerçekleştiriliyor” açıklamasında

bulundu. Ayrıca; “Ulusal

kongremiz hem üyelerimiz için

hem de yurtdışından kongremize

katılacak meslektaşlarımız için

hem bilimsel paylaşımın üst

düzeyde gerçekleşebilmesini,

hem de nöroloji ailesinin daha da

yakınlaşacağı sosyal paylaşımların

yapılabilmesini amaçlayan

bilimsel ve sosyal platform

sağlamayı amaçlamaktadır.

Bilimsel program bu yıl da genel

nörolojik yaklaşımlar yanısıra,

özelleşmiş alanlara da ayrıntılı bir

bakış sağlayabilecektir” şeklinde

devam etti. Prof. Öztürk; Ulusal

Nöroloji Kongrelerinin her yıl

toplumda yaygın olan ve nörolojik

alanda önemli araştırmaların

yapıldığı ayrı bir hastalığı veya

hastalık grubunu öncelikle

ana tema olarak belirlediğini

söyleyerek bu yılki ana temanın

“Epilepsi” olduğunu açıkladı.

Bu kongrede, toplumda yerleşmiş

yanlış bilgilerin giderilmesi,

stigmaların yok edilmesi,

epilepsi ve epilepsi ile ilişkili

hastalıkların önlenmesi, teşhisi

ve tedavisini içeren “EPİLEPSİ”yi

belirlediklerini söyleyen

Öztürk “Epilepsi insanlığın

var olduğu ilk çağlardan

beri, bilinmezliği ile insanlığı

etkilemiş, gizemini günümüz

toplumuna kadar taşımıştır.

Özellikle sosyoekonomik

olarak iyi durumda olmayan

toplumlarda daha sık olmakla

birlikte, artan travmalar, çevresel

etkenler, beslenme yetersizliği

ve ülkemizde de hala problem

olan akraba evlilikleri epilepsi

sıklığını artırmaktadır. Ciddi bir

halk sağlığı problemi olarak da

değerlendirilmesi gereken bu

alanda Türk Nöroloji Derneği

Epilepsi Bilimsel Çalışma

Grubu’nun da katkıları ile

konuya tıbbi, sosyal ve bireysel

yönüyle bütüncül bir yaklaşım

sağlayacaklardır. Teknoloji ile

sıkı ilişki içinde olan ve tanı ve

tedavi olanakları hızla gelişen

bu alanda, doğru tanı ve etkin

medikal ve girişimsel girişimsel

tedavilerin ülkemizde daha fazla

ulaşılır olabilmesinin yolları da

96

Ocak 2018


AKTÜEL

43. Uluslararası

Sağlık Fuarı

Uluslararası

Sağlık Fuarı

20 Ocak-1 Şubat 2018

5-8 Şubat 2018

Dubai World Trade Center

Dubai International Convention &

Exhibition Centre

Dubai-B.A.E.

Dubai-B.A.E.

2. Uluslararası

Sağlık Fuarı

2-4 Nisan 2018

11. Uluslararası

Sağlık Fuarı

14-16 Nisan 2018

Uluslararası

Sağlık Fuarı

30 Nisan-2 Mayıs 2018

8. Uluslararası Sağlık

Ekipmanları ve Medikal

Malzemeler Fuarı

29-31 Mayıs 2018

Suntec Convention & Exhibition

Centre

Cairo International

Convention Center (CICC)

Manchester Central Center

Gallagher Convention Centre

Singapur, SİNGAPUR

Kahire-Mısır

Manchester, İNGİLTERE

Johennesburg, GÜNEY AFRİKA

28. Uluslararası Sağlık

Ekipmanları ve Medikal

Malzemeler Fuarı

6. Uluslararası

Sağlık Fuarı

16. Uluslararası

Sağlık Fuarı

7. Uluslararası

Sağlık Fuarı

17-19 Temmuz 2018

25-27 Eylül 2018

26-28 Eylül 2018

10-12 Ekim 2018

Orange County Convention

Center - West Concourse

Oshwal Center

Costa Salguero

Exhibition Center

Eko Hotel

Orlando - ABD

Nairobi-KENYA

Buenos Aires - ARJANTİN

Lagos-NİJERYA

/ Tgexpofuarcilik / Tgexpo_official / company/tgexpo / +TgexpoUluslararasiFuarcilik

TG Expo Uluslararası Fuarcılık A.Ş.

Eğitim Mahallesi Poyraz Sokak Ertogay İş Merkezi Kat: 9 Daire: 27 Kadıköy, İstanbul / Türkiye

T: +90 216 338 45 25 I F: +90 216 338 45 24 I info@tgexpo.com I www.tgexpo.com


AKTÜEL

aranacak ve bu konuda

yasal düzenlemeler de

ilgili birimlerle gözden

geçirilecektir” ifadelerini

kullandı. Ulusal kongrenin

Ana Tema dışında da

oldukça geniş bir yelpazeye

sahip bilimsel içerikle her

alanın sorumlusu bilimsel

çalışma grupları tarafından

düzenlenmiş olduğunu,

çok sayıda kurs, çalıştay

ve ana konferanslarla

programların yürütüleceği

belirtildi. “Kongrede çok

sayıda yabancı konuşmacının

yanı sıra yurtdışında bizleri

başarıyla temsil eden

genç Türk Bilim İnsanları

da kongremizin önemli

katılımcılarıdır. Ayrıca

bölgedeki diğer ülkelerle de

nöroloji alanında işbirliğini

sürdüren derneğimiz komşu

ülke temsilcilerinin katıldığı

ve her yıl yapılan “In The

Region” oturumunda bu yıl

“Neurological Education In

The Region” Bölgemizde

Nöroloji Eğitimi konusunu

ele alacaktır.

Sözel ve poster sunumlar

değerlendirilecek ve özellikle

genç meslektaşlarımızın

bilimsel çaba ve

ürünlerinin en iyi şekilde

ödüllendirilmesi ve teşvik

edilmesi sağlanacaktır.

Nöroloji eğitim ve hizmet

alanında her zaman çok

önemli olan hemşire

arkadaşlarımız için bu yıl

da nöroloji hemşirelerine

yönelik bir buçuk günlük bir

kurs düzenlenecektir.

Mesleğimizin karşı

karşıya olduğu sorunlar

bireysel ve topluca ele

alınmak üzere özel bir

çalıştayda paylaşılacaktır.

Özellikle mecburi hizmet

görevini yürüten nöroloji

uzmanlarının karşılaştıkları

sorunlar ve özel sağlık

kuruluşları da olmak

üzere nörolojinin farklı

alanlarında çalışan

nörologlar deneyimlerini,

sorunlarını aktarabilecekler

ve hukuksal destek

de dahil olmak üzere

çözüm önerileri birlikte

tartışılacaktır. Özellikle

performans sistemi

ve geri ödemelerde

karşılaşılan sorunlar

gözden geçirilecektir.

Türk Tabipleri Birliği ve

Avrupa Nöroloji Akademisi

tarafından kredilendirilmiş

olan kongremiz 13. Nöroloji

Yeterlik Sınavı’na da ev

sahipliği yapacaktır”

sözlerini kaydetti.

98

Ocak 2018


AKTÜEL

Ankapa ile sağlıklı adımlara kavuş!

Nano teknoloji ile üretilen

Ankapa ayakkabı ile sağlık

bir adım uzağında!

Bir ayakkabının kalitesi

işçiliğinde gizlidir. Kaliteli

bir ayakkabı da konfor ve

ayak sağlığını destekler. Sağlıklı

adımları işin merkezine alan

Ankapa nano teknoloji ile ürettiği

ayakkabılarla dikkat çekiyor.

Ayakkabıya inovatif bir dokunuş

kazandıran markanın ürünlerine

Türkiye’deki birçok eczane,

medikal firmalar ve spesifik

ayakkabı firmalarından ulaşmak

mümkün. Yerli bir marka olarak

fuarda boy göstermeye hazırlanan

firmayı daha yakından tanımak

adına sorularımızı yönelttiğimiz

Suna Topçu, fayda sağlayan ve

kalitesiyle sıyrılan ürünlerle

anılan bir marka olmayı misyon

edindiklerini belirtti.

“Odak noktamızda ihracat var”

Markayı en iyi temsil edebilecek

doğru noktaların hepsinde yer

almayı hedeflediklerini ifade eden

Suna Topçu, yeni ürünleri ile yer

alacakları Arab Health Fuarının

hem marka hem de sektör adına

önemli bir etkinlik olduğunu,

uluslararası müşterilerin yer

aldığı bu fuarların ihracat için

fırsat oluşturduğunun altını çizdi.

Marka, Bulgaristan, Yunanistan,

Katar, Suudi Arabistan, Irak,

Romanya ve Bahreyn gibi bir çok

ülkeye ihracat gerçekleştiriyor.

Ankapa Ayakkabı, kullandığı

özel deri malzeme ve işçilik

ile kalitesini ortaya koyuyor.

Ayakkabılar nano teknoloji

ile üretilen özel derilerden

hazırlanıyor. Kaliteyi uygun

fiyatla buluşturması markanın

tercih edilmesinde belirleyici rol

oynuyor.

Hijyen birinci sırada…

Rahatına düşkün olan bireylerin

ihtiyaçlarına cevap veren marka,

üretimde hijyeni birinci sırada

tutuyor.

Sağlıklı yaşama yönelik ilginin

her geçen gün arttığı çağımızda

bireyler kullandıkları ürünlerden

yedikleri yiyeceklere kadar

‘sağlıklı ürün’ arayışında. Bu

nedenle ürettikleri ürünlerin

sağlıklı olmasını öncelikli tutan

marka, omurilik ve iskeleti

destekleyen, diyabet hastalarına

özel olarak üretilen ayakkabılarla

her ihtiyaca yönelik sağlıklı

çözümler sunuyor.

Diyabet hastalarına özel

koruyucu ayakkabı!

Normal deri kullanmadıklarını,

ayakkabıların içerisinde ve

tabanlığın her yerinde gümüş

iyon denilen, nano teknolojiyle

üretilmiş özel deriler tercih

ettiklerini ifade eden …, diyabet

hastalarına yönelikte özel bir

ürünleri olduğunu söyledi;

“Diyabet hastalarının ayaklarında

hissizlikler oluşur, yaralar çıkar.

Ve bu yaraların iyileşmesi uzun

zaman alır. Bizim ayakkabılarımız

dışarıdan herhangi bir darbeye

karşı koruyucu bir üründür.”

100

Ocak 2018


Healthy steps with Ankapa

AKTÜEL

Healthy life is a step away with Ankapa

shoes produced with nano technology

The quality of a shoe is hidden in the

handcraft. Quality of footwear is the

basis for comfort and health of feet.

Ankapa attracts interest with its shoes that

are produced with nano technology. Products

of this innovative brand are sold in selected

pharmacies, medical firms and specific shoe

shops. We talked to Suna Topcu about their

products and firm which prepares for Arab

Health Fair as a national brand from Turkey.

She pointed out on their quality.

“We focused on exports”

“We want to take place at every points that

will represent our brand the best. Arab

Health Fair is an important even for both

our brand and our industry. The fairs that

foreign visitors are seen will bring several

opportunities for exporting companies. Our

brand is sold in Bulgaria, Greece, Qatar,

Saudi Arabia, Iraq, Rumania and Bahrain,

and many other countries.

Quality of Ankapa Shoes comes from the

materials, leather and craftsmanship. Shoes

are made of special leathers produced with

nano technology tools.

Hygiene is on the top of the agenda…

The brand puts hygiene on top of its agenda.

People are seeking healthy products at

every field from the food they consumed

up to the goods they use in their lives. The

brand offers them healthy solutions for their

special needs demanded by diabetics, and

other people having spinal problems.

Special protective shoes for diabetics

Suna Topcu said that, in their product for

diabetic people they use special products

named gimition under the base of the

footwear they made. Feet of the diabetic

people are lost their sense and wounds

appear. It takes time to heal wounds. Our

shoes protect their sensitive parts of their

feet.”

Ocak 2018

101


AKTÜEL

Acıbadem Altunizade’ye özel aydınlatma

Sağlık sektörünün önde gelen markası ACIBADEM’in Altunizade’de

açtığı 98.000 m2 büyüklüğündeki hastanenin aydınlatmasının büyük bir

bölümü, projeye 14.000’den fazla ürün tedarik eden LAMP 83 tarafından

üstlenildi.

Acıbadem Sağlık

Grubu’nun 22. hastanesi

olan Acıbadem

Altunizade Hastanesi

teknik altyapısı, tıbbi teknolojisi,

tüm uzmanlık dallarında sağlık

profesyonelleri ve özellikli

merkezleriyle hizmet veriyor.

98 bin m 2 kapalı alanı ve 350

yatak kapasitesi ile Türkiye’nin

en büyük kapalı alana sahip

“özel hastanesi” olan Acıbadem

Altunizade Hastanesi, içindeki

çocuk oyun alanı, kafeterya,

kuaför, alışveriş alanı gibi

özellikleriyle bir hastaneden çok,

5 yıldızlı bir oteli andırıyor. Çok

modern teknolojik altyapısı ve

hastalarına sunduğu ayrıcalıklı

hizmetleri sayesinde, hastanenin,

uluslararası sağlık turizmi

açısından yeni ve önemli bir çekim

merkezi olması planlanıyor.

Acıbadem Proje Yönetimi adına

proje kapsamında LAMP 83’ün

yaptığı çalışmaları değerlendiren

Sepken Çelik, ‘LAMP 83’ün

ürünleri teknik olarak aradığımız

ışık düzeyi ve rengini sağlamanın

yanı sıra, görsel açıdan teknik

aydınlatmadan ziyade, daha

çok dekoratif birer aydınlatma

elemanı olarak öne çıktı. Görsel

anlamdaki algı değişmeden,

ürünlerin içinde farklı difüzör

veya reflektörlerin başarıyla

kullanılması sayesinde; farklı

lokasyon veya mimari alanlar

arasındaki geçişler başarılı oldu.’

yorumunu yaptı.

Projenin genelindeki gerek görsel,

gerek teknik anlamdaki talep

ve ihtiyaçlarını karşılayabildiği

için LAMP 83’ü tercih ettiklerini

belirten Çelik, sözlerini ‘Proje

boyunca çözüm ortağımız

olarak aydınlatma hesabı, ürün

tasarımı gibi teknik konuların

yanı sıra bütçesel anlamda da

projenin ihtiyacı olan her konuda

hızlı çözüm üreten LAMP 83

ile çalışmak bizim için büyük

konfordu.’ diyerek noktaladı.

LAMP 83 Satış Grup Müdürü

Serhan Acar ise yapılan

çalışmayla ilgili, ‘Sağlık

sektörünün en prestijli

markalarından Acıbadem’in en

büyük hastanesi için çalışmak,

bizi çok mutlu etti. Lüks bir otel

veya kongre merkezini andıran

bu sıra dışı projede, teknik ve

görsel ihtiyaçları karşılayabilmek

adına, bazı ürünlerimizi modifiye

ederken, bazı ürünleri de sırf

bu proje için sıfırdan tasarladık.

Süreç boyunca Acıbadem Proje

Yönetimi ve Metex Design

Group’la yakalanan sinerji

sayesinde, aslında çok zor olan

bir projeyi başarıyla tamamladık.’

yorumunu yaptı.

PROJENİN TEKNİK DETAYLARI

Proje için Acıbadem Proje

Yönetimi ve Metex Design Group

tarafından LAMP 83’e verilen

hedefler içinde tamamen medikal

olan MR, Ultrason vb alanlarla;

insanların dolaştığı ve dinlendiği

koridorlar, resepsiyon, bankolar,

yeme-içme alanları, bekleme

salonları vb. alanların aydınlatma

anlamında ayrılması yer alıyordu.

Bu alanlarda, insanların

kendilerini hastanedeymiş gibi

102

Ocak 2018


AKTÜEL

değil de, evlerinde veya rahat

bir sosyal bir ortamdaymış gibi

hissetmelerini sağlamak için,

ışık rengi olarak 3000K tercih

edildi. Böylece, bu genel kullanım

alanlarında, görsel konfor düzeyi

arttırılmış ve rahat bir ortam hissi

yakalanmış oldu.

Hasta odası gibi hem medikal,

hem de dinlenme alanlarının

kesiştiği yerlerde ise, hasta

yatakları üzerinde, barrisol tercih

edilirken, hastanenin tamamında

tasarım dili olarak öne çıkartılan

görsel kullanım ve aydınlatma

aygıtlarına odalarda da yer verildi.

Genel mekanlarda kullanılan

dekoratif aydınlatma aygıtları

ise daha çok ışık efekti ve görsel

anlamda, mekana katkı yaptı.

Bu devasa projenin teknik

aydınlatma sorumluluğunu

üstlenen LAMP 83, Acıbadem

Proje Yönetimi’nden Elektrik

Mühendisi Sepken Çelik’in

koordinasyonunda Metex Design

Group’un firma sahibi Mimar

Sinan Kafadar ve Mimar Didem

Çalışkan Gençsoy ile çalıştı.

LAMP 83, Acıbadem Altunizade

Hastanesi için, hem seri üretim

standart ürünler, hem de projenin

ihtiyaçlarına göre geliştirilen özel

ürün çözümleri ile 50 farklı tipte,

toplam 14.000 parçanın üzerinde

aydınlatma aygıtı üretti.

LAMP 83, proje için çoğunluğu

projeye özgü özel tasarımlar

olmak üzere, ankastre, sıva üstü,

spot ve dış aydınlatma tiplerinde

50 farklı cins aydınlatma aygıtı

üretti. Ayrıca dış mekanlarda,

LAMP 83’ün 20 yılı aşkın bir

süredir işbirliği yaptığı İtalyan

Goccia firmasının bazı ürünleri de

kullanıldı.

Ocak 2018

103


AKTÜEL

Diyabetik retinopati hiçbir belirti vermeden

gelişiyor

Türk Oftalmoloji Derneği, Türkiye Diyabet Vakfı, Türk Diyabet Cemiyeti

işbirliği ve Bayer’in desteği ile hayata geçirilen ve çeşitli etkinliklerle

devam eden “Diyabeti Tanı, Gözünü Koru” farkındalık kampanyası

ile diyabetli ve diyabetli yakınlarının diyabete bağlı görme kayıpları

konusunda bilgilendirilmesi amaçlanıyor.

“Tehlikeyi Görmezden Gelmeyin,

Diyabetliyseniz Yılda 1 Kez Göz

Kontrolünden Geçin” sloganı

ile düzenlenen “Diyabeti Tanı,

Gözünü Koru” projesi kapsamında,

İstanbul Cevahir Alışveriş

Merkezinde bir ücretsiz halk

etkinliği gerçekleştirildi.

Gün içinde oftalmolog hekimler

Prof. Dr. Nur Acar Göçgil, Doç.

Dr. Melda Yenerel, Doç. Dr. Özgür

Artunay ile uzman diyetisyenler Elif

Temizel Eyüp, Begüm Demircan

ve Çiğdem Aksoy katılımcıların göz

sağlığı ve diyabet konularındaki

sorularına yanıt verdiler.

Bu etkinlik ile diyabete bağlı göz

hastalığı, tıbbi adıyla Diyabetik

Retinopati (DR)’ye dikkat çekilerek

toplumdaki farkındalık seviyesinin

yükseltilmesi amaçlandı.

Kampanyaya ait “Diyabeti Tanı

Gözünü Koru” isimli facebook

sayfasından da diyabetik

retinopatiye dair bilgilendirmelerin

yanısıra çeşitli şehirlerdeki

etkinliklere dair duyurular

yapılıyor.

İSTANBUL CEVAHİR AVM

ZİYARETÇİLERİ SANAL

GERÇEKLİKLE DİYABETİK

RETİNOPATİLİ KİŞİNİN

GÖZÜNDEN GÖRDÜ

Bir evin oturma odası olarak

tasarlanmış özel alanda 3D

(üç boyutlu) sanal gerçeklik

gözlüğüyle, sağlıklı bir birey ile

diyabetli ve görme sorunu yaşayan

bir bireyin, ev yaşamının arasındaki

farkı deneyimleme şansını

buldular. Diyabetli bireylerin yılda

1 kez göz kontrolünden geçmesi

konusunda farkındalık yaratmaya

çalışan etkinlikte konuklar

diyabete bağlı gelişebilecek göz

problemlerinin günlük yaşama

etkilerini deneyimleme fırsatı

buldular.

“DİYABET, 20-74 YAŞ ARASINDA

KÖRLÜĞÜN ÖNDE GELEN

NEDENİ”

Etkinlikte yer alan uzmanlardan,

Türk Oftalmoloji Derneği Tıbbi

Retina Birimi Üyesi Prof. Dr. Nur

Acar Göçgil, Diyabete bağlı göz

hastalığı, tıbbi adıyla Diyabetik

Retinopati (DR)’nin, herhangi bir

belirti görülmeden ilerleyebilen,

en sonunda şiddetli ve ani görme

kaybına neden olarak körlüğe yol

açabilen bir göz hastalığı olduğunu

belirtti. Göçgil, “Bu hastalık

diyabet hastalığının pek çok

istenmeyen sonucundan biridir.

Dünya genelinde DR’li hasta sayısı

2010’da 126,6 milyonken, 2030’da

bu sayının 191 milyona çıkacağı

öngörülmektedir. Diyabet 20-

74 yaş arasındaki yetişkinlerde

körlüğün önde gelen nedenidir.”

dedi.

“DİYABETTEN ETKİLENEN

YETİŞKİNLERİN SAYISI 415

MiLYON”

Diyabetin kan şekerinin sürekli

kontrol altında tutulmasını

gerektiren, yaşam boyu süren bir

hastalık olduğuna dikkat çeken

Göçgil, ayrıca şu bilgileri paylaştı:

“Diyabetin istenmeyen bir sonucu

olan Diyabetik Retinopatinin

başlıca nedeni göz küresinin

arka bölümünde yer alan ve

görmeyi gerçekleştiren retina

tabakasındaki damarların

hasarıdır. Retina, dışarıdan gelen

ışığı ayırt eden ve bunu beyne

ileten sinir hücrelerinden oluşmuş

bir tabakadır. Retina tabakasının

merkezinde yer alan küçük bir

bölge olan makula ise cisimleri

ayrıntılı ve net görmemizi sağlar.

104

Ocak 2018


AKTÜEL

Retinadaki bu damarların hasarı,

dokuların zaman içinde görmenin

bozulmasına yol açacak ölçüde

işlev göremez hale gelmesine

yol açar. Tüm Tip 1 ve Tip 2

diyabetliler diyabete bağlı

göz hastalığı riski altındadır.

Günümüzde diyabetten etkilenen

yetişkinlerin sayısı 415 milyondur.”

DİYABETE BAĞLI GÖZ HASTALIĞI

RİSKİNİ NELER ARTIRIR?

• 20 yıl veya daha fazla zamandır

diyabeti ile yaşayan kişilerin üçte

biri diyabetik retinopati riskiyle

karşı karşıyadır.

• Kan şekeriniz kontrol altında

değilse,

• Yüksek tansiyonunuz varsa,

• Kolesterol (kan yağları)

düzeyleriniz yüksekse,

• Sigara içiyorsanız / Tütün

kullanıyorsanız.

• Gebe iseniz

DİYABETE BAĞLI GÖZ

HASTALIĞININ BELİRTİLERİ

NELERDİR?

• Görmede bulanıklık, görme

keskinliğinin hem yakın hem de

uzak görmede azalması

• Görme alanında kör noktalar /

görüntünün oluşmadığı karanlık

bölgeler

• Görme alanında yer yer düz

çizgiler dalgalı ya da kırıkmış gibi

görünür

• Renkler solmuş, eskimiş gibi

görünür

• Her gün görülen nesnelerin

çizgileri ve biçimleri bozulmuş

gibidir;

örn. Eğri büğrü görünen bir kapı

pervazı

DİYABETE BAĞLI GÖZ

HASTALIĞINDAN KORUNMAK

MÜMKÜN MÜ?

• Eğer tip 1 ya da tip 2 diyabetiniz

varsa en azından yılda bir kez

kapsamlı bir göz muayene-sinden

geçmeli, göz dibinize bakılmalı,

diyabete bağlı göz hastalığı

kontrolünden geçmelisiniz.

• Eğer diyabete bağlı göz

hastalığınız varsa, daha sık kontrol

edilmeniz gerekecektir.

• Kan şekeriniz mümkün

olduğunca normal sınırlar içinde

olmalıdır.

• Kan basıncınız mümkün

olduğunca normal sınırlar içinde

olmalıdır.

• Kan kolesterol (kan yağları)

düzeyleriniz mümkün olduğunca

normal sınırlar içinde olmalıdır.

• Sigara/tütün kullanımını

bırakmanız büyük önem taşır.

Ocak 2018

105


ÖZEL HABER

Medikal sektörünün başlıca sorunları

MASSİAD Derneği Yönetim Kurulu Başkanı F. A.Tolga SÖZEN’e sorduk:

Medikal Sektörünün başlıca sorunları nelerdir?

F.A.Tolga SÖZEN

Yönetim Kurulu Başkanı

MASSİAD- Tıbbi Cihaz Üretici ve

Tedarikçileri Derneği

ÖNCELIKLE DERNEĞINIZDEN

VE YAPMIŞ OLDUĞUNUZ

FAALIYETLERDEN BAHSEDER

MISINIZ? SIZI KISACA

TANIYABILIR MIYIZ?

Derneğimiz 1992 yılında, İstanbul

Tıbbi Malzeme İthalat, İhracat ve

Satıcılar Derneği adıyla kurulan

ve bugünkü Tıbbi Cihaz Üretici ve

Tedarikçileri Derneği (MASSİAD)

adı ile Tüm Türkiye’ye hizmet

veren, ülkemizde medikal sektörde

kurulan ilk derneklerden biridir.

Derneğimiz TÜMDEF’e bağlı

bir dernektir. Federasyonumuz

Ankara’da faaliyet göstermektedir.

Şu an derneğimizin Türkiye

genelinde 165 üyesi bulunmaktadır.

Sağlık sektöründe son yıllarda

değişen uygulamalara sağlıklı

bir şekilde adapte olmak adına

üyelerimiz ile birlik içinde

çalışmamızın sektörümüz

açısından çok önemli olduğunu

düşünmekteyim. Özellikle bu

konularda sağlıklı ve verim

çalışmalara imza atmak adına,

Yönetim Kurulu, Disiplin Kurulu

ve Denetim Kurulu üyelerimizin

hepsini rutin toplantılarımıza dahil

ediyoruz. Üyelerimiz arasında

yaptığımız görev dağılımı ile

hem yönetmelik, mevzuat vs gibi

teknik konularda hem de yeni üye

kazanımı, üyelerle ilişkiler vs gibi

idari konularda daha etkili olmaya

çalışıyoruz.

Ayrıca Dernek yöneticilerimiz TOBB

Medikal Sektör Meclisi, İstanbul

Sanayi Odası 20.Grup Meslek

Komitesi, İstanbul Sanayi Odası

meclisi, İhracatçılar Birliği ve

İstanbul Ticaret Odası Meclisi, 8

no’lu İlaç ve Tıbbi Cihaz Meslek

Komitelerinde aktif olarak yer

almakta, rutin toplantılarına

katılmakta ve sektörümüze ait her

türlü sorun ve çözüm önerilerini

paylaşmaktadır.

T.C Sağlık Bakanlığı, T.C. Sosyal

Güvenlik Kurumu, T.C. Türkiye

Kamu Hastaneleri Kurumu, Yüksek

Öğretim Kurulu, Üniversiteler,

Kamu İhale Kurumu, Türkiye

Odalar ve Borsalar Birliği, İstanbul

Ticaret Odası, İstanbul Sanayi

Odası, İMMİB İhracatçılar Birliği ve

sektör STK’ları gibi sektörümüzü

ilgilendiren tüm kamu-özel kurum

ve kuruluşlarla her zaman işbirliği

içindedir.

Sağlık sektöründe son yıllarda

değişen uygulamalara sağlıklı

bir şekilde adapte olmak adına

üyelerimiz ile birlik içinde

çalışmamızın sektörümüz

açısından çok önemli olduğunu

düşünmekteyim. Bu düşünce ile

sektör firmalarımıza her konuda

destek ve bilgilendirici çalışmalar

yapmaktayız. Derneğimiz, sektörü

her platformda temsil etmekte

olup, Kurumlar nezdinde dikkate

alınan ve her konuda görüş istenen,

talepleri ve öneriler dikkate alınan

bir dernek konumundadır.

Sosyal Güvenlik Kurumu,

Sağlık Bakanlığı, Türkiye Kamu

Hastaneleri Kurumu, Kamu İhale

Kurumu ve diğer ilgili tüm resmi

kurumlar ile direk ve TÜMDEF

aracılığıyla çok yakın temaslarımız

bulunmakta ve Massiad olarak;

yapılan toplantılara Yönetim

bazında katılım sağlamakta olup

sektörün ve üyelerimizin sorunlarını

içeren her türlü raporu ilgili kişi ve

kurumlara nerdeyse birinci ağızdan

iletmekteyiz.

Üyelerimize, sektörümüzle ilgili

konularda yapılan çalışmalar,

kanunlar, tebliğler, Yönetmelikler

kısaca ilgili konular günlük olarak

bildirilmekte ve web sitemizde

yayınlanmaktadır.

Üyelerimiz derneğimize ulaşarak,

hukuki, mali, mesleki konulardaki

her türlü sorularını bize iletmekte

ve destek almaktadır.

Sektörümüzün gelişimi

için üyelerimizin talepleri

doğrultusunda kişisel ve

kurumsal bazda nitelik arttırıcı

eğitimler düzenlenmekte, birlik ve

beraberliğimizi pekiştirmek adına

sosyal faaliyetler düzenlenmektedir.

Yeni uygulamalar ile ilgili örg. ÜTS

kapsamında diğer STK ile birlikte

oluşturulan çalışma grupları

sistem üzerinde TİTCK ve TÜBİTAK

ile ortak çalışma yapmakta ve

bu konu da sektör firmaları

bilgilendirilmektedir.

106

Ocak 2018


MEDİKAL SEKTÖRÜN

BAŞLICA SORUNLARI

NELERDİR?

Sektör olarak zor bir dönemden

geçiyoruz,

Çok acil çözülmesi gereken en

önemli sorunumuz çok uzun

zamandır, Üniversite ve S.B

Hastaneleri’nden alacaklarımızı

bize taahhüt edilen sürelerde tahsil

edemiyoruz. Bize ihale şartname

ve sözleşmeleri ile taahhüt

edilen ödeme vadeleri, Üniversite

Hastaneleri için 120-180 gün, S.B

Hastaneleri için 120-150 gün iken,

bu vadeler Üniversite Hastaneleri

için ortalama 1000 güne ve S.B

Hastaneleri için ortalama 250 güne

ulaşmıştır.

Üniversite Hastanelerinde yıllar

öncesinden başlayan ve Sektör’ü

çok ciddi mali darboğaza sokan

ödeme vadeleri (ortalama 3 yıl)

sorununun çözülmesini beklerken,

üzerine S.B Hastanelerinin

ödemelerini aylarca geciktirmesi

eklenmiştir. Bir çok meslektaşımız

kapıya kilit vurmuş, birçoğu kredi

ve borç batağına saplanmış, bir çok

meslektaşımız da fiilen batmıştır.

Sektörün kamu ve üniversite

hastanelerinden yaklaşık 8 milyar

TL alacağı birikmiş durumda ve

ödemeler açılmadıkça bu borç gün

geçtikçe artmaktadır.

Tıbbi Cihaz Üretici ve Tedarikçileri

Platformu olarak, artık katlanılamaz

hale gelen alacaklarımızın derhal

ödenmesi zaruri bir hal almışken,

ödeme konusunun keyfiyet

olmaktan kurtarılması ve Sektör’ün

güvenle ve istikrar içinde geleceği

planlaması için atılacak yasal ve

mevzuat değişikliklerinin içinde

olmak ve katkı sağlamak için her

düzeyde ve acil olarak görüşmeye

ve katkıda bulunmaya hazır

olduğumuzu bildiren yazılarımızı

ortak imzalı olarak SEYK (Sağlık

Endüstrileri Yönlendirme Komitesi)

, T.C. Sağlık Bakanlığı, T.C.

Ekonomi Bakanlığı, T.C. Bilim,

Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, T.C.

Maliye Bakanlığı ve Yükseköğretim

Kurulu Başkanlığına Kasım 2017

tarihinde göndermiş bulunmaktayız.

İkinci en önemli konu ise yeni

uygulanacak olan ‘’Sağlık Market’’

uygulamasıdır. Sektörümüz,

öncesinde herhangi bir taslak

çalışma, uygulama içeriğine dair

bilgi paylaşılmadan; Ocak 2018’de

protokol imzalanacağı ve mevzuat

çalışmalarının sonra başlatılacağı

bilgisi verilerek, ‘’Sağlık Market’’

gibi yeni bir tedarik modeli ile karşı

karşıya bırakılmıştır.

Sağlık Market uygulamasının

sektörün önemli bir paydaşı olan

bayilik sistemini ortadan kaldıracağı

öngörülüyor. TİTCK kayıtlarına göre

yaklaşık 8.000 bayi bulunmakta.

Sağlık Market uygulaması hizmete

girdiğinde bu bayilerin tamamına

yakını kapanabilir. Yani Sağlık

Market ile bir anda binlerce kişi

işsizlik tehlikesi ile karşı karşıya

kalabilecek.

Yine bu konuda da Tıbbi Cihaz

üretici, ithalatçı ve tedarikçilerini

temsilen Tıbbi Cihaz Üretici

ve Tedarikçileri Platformu

olarak kesinlikle sektörün yeni

uygulanması düşünülen bu çalışma

içinde yer alması gerektiğinin

önemini hatırlatarak, ivedi olarak

taslak uygulama çalışmalarının,

protokol örneklerinin tarafımız

ile paylaşılmasını, mevcut sistem

yerine nasıl bir sistemin geleceğinin

net olarak açıklanmasını,

görüşlerin alınmasını,

Ocak 2018

107


AKTÜEL

özetle çok geç olmadan ‘’Sağlık

Market’’ uygulamasının sektör ile

ortak şekillendirilmesi gerektiği

yönündeki talebimizi içeren

yazımızda Ocak 2018’ de T.C. Sağlık

Bakanlığına gönderilmiştir.

Tabi ki bu önemli iki konunun

yanı sıra sektörün bir çok sorunu

bulunmaktadır, bunlara bir kaç

örnek vermek gerekirse;

SUT fiyatlarının ve listelerinin

uzun zamandır revize edilmemesi

ve herhangi bir rasyonel kriter

bazında belli periyotlarda

güncellenmemesi, pozitif

listelerdeki alan tanımlarının

yetersizliği ki bu konuda tüm

STK’ların ve firmaların katılımı ile

çalışmalar yapılmış ve kuruma

sunulmuştur. Maalesef ne

listelerde nede fiyatlarda firmaları

memnun edecek hiç bir olumlu

gelişme olmamış hatta fiyatlar

düşmüş listeler kısıtlanmıştır.

Bununla birlikte SUT pozitif

listelerine malzeme girişindeki

prosedür zorluğu, Mevzuatlarda

yapılan sık değişiklikler ve bu

değişiklikler için sektöre verilen

sürenin az olması nedeniyle de

firmalar uygulama zorlukları

yaşamaktadır.

Bunlara ilave olarak;

sektörümüzde % 8 KDV ile

satılan bazı ürün girdilerinde

kullanılan hammaddelerin %18

KDV ile alınmasa firmaların

KDV farkı yüzünden maddi

mağduriyet yaşamaları, hastane

saymanlıklarınca yapılan eksik

ve hatalı işlemler,yerli üretici

destekleyici düzeyde yerli malı

ürünlerin tercih edilmemesi,

Sağlık Bakanlığı’na bağlı hastane

ve kurumlarca yapılan mal

alım ihalelerinde Türk Lirası ile

birlikte yabancı para birimlerinin

kullanılmaması, kur artışlarının

firmaların finansal maliyetlerini

çok artırması, Yaklaşık Maliyet

hesaplanmasında MKYS yanında

güncel verilerin ve kurların

dikkate alınmaması, malzeme

teslim sürelerinin ve adetlerin

belirsizliği, verilen siparişlerin

fatura tutarlarının çok düşük

olması, teslim edilen malzemenin

miadı dolduktan sonra veya

dolmasına yakın şartname şartları

dışında değişiminin istenmesi,

uygulama farklılığı (ihale süreçlerimalzeme

teslim uygulamalarıfatura

işlemler gibi) ve maalesef

KİK’da özellikler tıbbi cihaz

alımları için şartnamelerde bir

standart olmaması gibi konuları

sıralayabiliriz.

Tabi birde son yıllarda kurum

kadrolarının çok sık değişmesi

sorunların çözümünde ve

uygulamalarda zorlukların

yaşanmasına neden olmaktadır.

MEDIKAL SEKTÖRDEKI

FIRMALARIN KENDI

ARALARINDA BIR KOPUKLUK

OLDUĞUNU GÖRÜYORUZ.

BU FIRMALARIN KENDI

IÇERISINDE DAHA FAZLA

BIRLIK VE BERABERLIK

OLABILMESI ADINA SIZCE

NELER YAPILABILIR?

Biz Sivil Toplum Kuruluşları olarak

elimizden geldiğince bıkmadan

usanmadan bu problemlerin

çözümü ve sektörümüzün ileri

gitmesi için elimizden geleni

yapmaya devam ediyoruz. Her STK

kendi temsil ettiği meslek grubunun

önceliklerine göre hareket ettiği

için farklı sesler çıkması normaldir.

Mühim olan ortak sorunlarda

birlikte hareket edebilmek.

Bunun için son zamanlarda bir

platformda bazı derneklerimizle bir

araya gelip ortak hareket etmeyi

başardık. Umarız bu platforma

diğer dernekleri de katabiliriz.

Bunun yanında sektörümüz çok

geniş olduğundan bizler her şeyi

bilemeyiz, firmaların bizlere

aktarması lazım. Bir kısmımız için

uygun olan bir çözüm diğerlerimiz

için sıkıntı olabilir. Sektörü temsilen

kamunun bizlerin dile getirdiği

sorun ve önerileri dinlemesi ve

dikkate alması için arkamızda

organize güçlü bir kalabalık

olduğunu görmesi gerekir. Bu

kalabalığı da ancak STK’lara üye

olunması ile sağlayabiliriz.

Toplum olarak STK’lara olan

mesafeli yaklaşımımız maalesef

bizim sektörümüz için de

geçerlidir. Daha güçlü STK’ların

olması için sektördeki tüm

paydaşların STK’lara sahip çıkması,

çalışmalarını desteklemesi hatta

akıllarına yatan herhangi bir

derneğe hemen üye olmalıdır.

Ancak birlikten kuvvet doğar.

TÜRKIYE MEDIKAL SEKTÖRDE

SIZCE HAK ETTIĞI YERDE

MI? DAHA FAZLA VE FARKLI

NELER YAPILABILIR?

Ülkemizde yurtdışı firmalar ile

rekabet edebilecek donanıma

sahip firmalarımız bulunmakta

ve hale hazırda dünya pazarında

güçlü rakipleri karşısında

başarılı bir şekilde mücadele

vermektedirler. Bu firmalarımız

daha da paylarını arttırabilecekleri

gibi bunlara yenilerinin de

eklenebileceği girişimcilik

ruhuna meslektaşlarımız vardır.

Ancak, firmalarımız o kadar çok

problemle uğraşmaktaki bu yüzden

dış pazarlara yeterli enerjileri

kalmamaktadır. Bu problemlerden

en önemlisi de daha önce

bahsettiğin hastanelerin ödeme

problemleridir.

“Sağlıkta Dönüşüm; Yatırım,

İhracat, Teknoloji geliştirme”

konuları, “Geri Ödeme”

sorunundan bağımsız olarak

değerlendirilemeyecek noktaya

gelmiştir. Bu ortamda firmalar

ne yerelleştirme projelerine teklif

hazırlayabiliyor veya ortak olarak

yer alabiliyor, nede yeni bir ürün

imalatına geçebiliyor. Türkiye de

yatırım yapmak isteyen yabancı

yatırımcılara da olumlu yanıt

veremiyor.

Meslektaşlarımız, artık varlık

nedenlerine aykırı olarak ticari

işlerini yapamama noktasına

gelmişlerdir. Bırakalım, teknoloji

ve istihdam üretmeyi, günü nasıl

108

Ocak 2018


kurtaracaklarından başka bir şey

düşünemez olmuşlardır.

ÜYELERINIZ AĞIRLIKLI

OLARAK HANGI ÜRÜNLERIN

ÜRETIMINI YAPIYOR?

BU ÜRÜNLER HANGI

KANALLARLA, NERELERE

PAZARLANIYOR?

Üyelerimiz İmalat, ithalat, ihracat

, toptan ve perakende satış yapan

firma ve firma sahiplerinden

oluşmaktadır.

Türkiye’deki tıbbi cihazların üretimi

maalesef istenen düzeyde değildir.

Tıbbi cihazlar kapsamındaki

ürünlerin neredeyse %85’i ithal

yoluyla karşılanmaktadır. Sektör

önemli ölçüde teknolojik olarak dışa

bağımlıdır. Çoğunlukla geleneksel

cihazlar üretilmekte olup ileri

teknoloji ve bilgi gerektiren

katma değeri yüksek ürünler ithal

edilmektedir. Tabi ki Türkiye’de

tıbbi cihazlar kapsamındaki

ürünleri üreten yerli firmalar vardır

ve bu firmalar, başta; ortopedi,

tıbbi görüntüleme, tıbbi

gaz sistemleri, santrifüj, hastane

bilgi sistemine yönelik donanım

ve yazılımlar, cerrahi aletler, kalp

ve damar cerrahisinde kullanılan

tubing set, kardiyopleji setleri, taş

kırma cihazları, ameliyat lambaları,

anestezi cihazları, hasta başı

monitörleri, elektrokoter,

cerrahi aspiratörler, oksijen verme

cihazları, röntgen cihazları, buhar

ve kuru hava sterilizatörleri olmak

üzere farklı alanlarda üretim

yapıyor. Ancak bunların birçoğu

yabancı büyük firmalarla rekabet

edebilecek durumda değildir.

Yerli tedarikçiler düşük teknoloji

ürünlerinin imalatına odaklanmış

durumdadırlar.

SEKTÖRÜNÜZÜ, SAHIP

OLDUĞU POTANSIYEL

ÇERÇEVESINDE, YAKIN

GELECEKTE TÜRKIYE VE

DÜNYA EKONOMISI IÇINDE

NEREDE GÖRÜYORSUNUZ?

Mevcut uygulamalarda bir değişiklik

olmadığı takdirde yerli üreticiler

ihracat yaptıkları sürece ayakta

kalırlar. Yerli pazarı hedefleyen

üretici firmalar kapanmak zorunda

kalır. Sektörde üretim yapan her

hangi bir üreticiye ayını soruyu

sorduğunuzda bu cevabı alırsınız.

İthalatçı firmalar bakımından da

durum aynıdır. Sektörün tahsilat

sorunu çözülmezse firmalar

kapanmak zorunda kalacaklardır.

Mevcut şartlara dayanmak mümkün

değildir. Türkiye sağlık turizminden

büyük pay almak istiyorsa sağlık

sistemini oluşturan halkaların

kopmasını engellemelidir. Modern

tıpta kaliteli hizmet kaliteli tıbbi

cihazlar ve kaliteli insan gücüyle

yapılabilir.

Ayrıca sektörde tedarikçi sayısının

azalması istenen rekabetinde yok

olmasına yol açacaktır. Rekabetin

olmaması demek yüksek fiyatlar,

yüklü sağlık harcamaları demektir.

Mevcut uygulamalar ve sorunlardan

kaynaklı nedenlerle Türk malı tıbbi

cihazların dünya ekonomisi içinde

adından bahsedilir bir yere sahip

olması beklenmemektedir.

Röportaj: Gülçin Çoşkan

Ocak 2018

109


AKTÜEL

Main problems encountered in the medical industry

Health comes first, we know this but how healthy is the sector which deals

with our health. We asked the problems that the medical industry has been

encountering to F. A. Tolga Sozen, Chairman of the Board of Marmara

Medical Device Producers’ and Suppliers’ Association (MASSIAD)

Would you inform us about your

association and its activities? May we

know some about you?

The association was first founded

as Istanbul Medical Materials

İmport, Export and Sellers in 1992,

than it is named as MASSIAD, the

Association of Medical Equipment

Producers and Suppliers as one of

the first organization in our industry

in Turkey. The association is covered

by TUMDEF, and headquartered

in Ankara. Presently, we have 165

members in Turkey.

I am in the opinion that, working in

cooperation with our members in

unity is important for the health of

adapting to the changing needs of the

health industry in Turkey. On behalf of

getting an efficient operation we invite

all members of the executive board,

discipline board and auditing board

to all our meetings and activities. By

organizing our activities as is foreseen

by the regulations and laws, we want

to be more efficient in getting new

members to our association.

Besides, some of managers in our

association have assumed positions

in several non governmental

organizations such as TOBB medical

sector assembly, Istanbul Chamber

of Industry 20th group of vocational

committee, exporters association,

Istanbul chamber of trade, 8th

vocational committee for drugs and

medical equipment actively. The

association is in close cooperation

with ministry of health, social security

authority, Turkey public hospitals

association, higher education council,

universities, TOBB, Istanbul chamber

of commerce, Istanbul chamber of

industry, IMMIB exporters association

and sectoral NGOs.

With an aim to adapt to the changing

regulations in health industry, we

have been representing our industry

in every platform and provide

information, comments and views

about the industry to all the bodies

demanding from us.

As Massiad, we have been in close

contact with the bodies mentioned

about to deliver the problems and

the needs of our members and of

our industry to related authorities.

We transfer the reports, studies,

regulations, and information

originating from several authorities

for the benefit of our members. These

are also published in our web site.

Besides, our members may come to

our association either in person or on

line and can express their problems of

every kind, legal, vocational, financial

etc.

We organize educational seminars

and social activities upon demands of

our members for the betterment of

our industry. In relation with the new

regulations and applications, several

special working groups are organized

and they engage cooperative activities

with TITCK and TUBITAK, the scientific

and technical research authority.

WHAT ARE THE MAJOR PROBLEMS

OF MEDICAL EQUIPMENT INDUSTRY?

We have been in a period of hardships

as of the medical equipment industry.

One of the major problems that have

to be solved immediately is that we

could not get our due payments that

are promised by the universities and

public hospitals whom we sold our

products for many months and years.

The grace period for the payments

written in the contracts of bidding with

these establishments is now reaching

up to 120 to 180 days. However, it

was now extended up to 1000 days for

university hospitals and 250 days for

Health Ministry hospitals. University

hospitals have debts as old as about

three years. In addition to these,

now public hospitals postpone their

payments months after months.

Several members of our association

has defaulted because of their unpaid

debts. Total amount of debts of public

hospitals has reached up to 8 billion

TL and it still growing.

As a platform for medical equipment

producers and suppliers we have sent

our demands about the payment of

our receivables immediately as our

legal and business rights, undersigned

by all of us to all bodies in relation

with these transactions, including

the committee of health industries,

ministry of health, ministry of

economy, ministry of science, industry

and technology, ministry of public

finance, council of higher education in

November 2017.

The second most important subject is

the prospective project, the “Health

Market”. Our industry was forced

to be a part of a new supply model

called “Health Market” and to sign a

compulsory protocol in January 2018,

without given any information and

detail about the prospective project.

The new application, Health Market,

aims to bypass the distribution

agents, an important shareholder of

our industry, in medical equipment

distribution network. According to

TTCK records, there are about 8

thousand distributors in Turkey.

When the project went into operation

all of the companies may close their

businesses and thousands of people

may loss their jobs.

110

Ocak 2018


As the representatives of medical

products producers, importers and

suppliers we want to remind to the

authorities that we should immediately

be informed about the details, major

points and samples of protocols.

Recently, in January 2018 we sent

our demand that the project should

be developed in cooperation with all

parties including our association and

our member companies.

The aging of the prices used in the

SUT, health practices notification list,

is another problem for our industry.

They did not updated for a long period

to meet the changing conditions in

the market. Besides the prices, the

definitions of specializations should

also be revised. Unfortunately the

lists were narrowed and the prices

were lowered. The procedures for

entering data to the lists are hard to

follow, changes are frequent, time

limits are narrow, VAT rates are high,

repayments are difficult, domestic

products are not preferred, limitations

of using foreign currencies or Turkish

lira in bids and contracts, costs of

currency fluctuations, uncertainty

of delivery dates and amounts of

orders, and similar problems may

cause serious losses and problems

between the suppliers and the buying

organizations.

We observe that there seems to be

some sort of disorganization among

the companies active in medical

equipment industry. What can

be done in this field to produce a

coherent and cooperative business

relations among these companies?

We as NGOs keep trying to do our best

to solve these kinds of problems and

to the development of the industry.

Since each NGO has its own aims and

own members it is normal to hear

different voices from the industry.

What is important is to act together

on the common problems. With this

aim, we managed to convene regularly

among us to discuss our problems.

We hope that other platforms may

join in our operations. Companies

should inform us about their specific

problems and needs. One solution may

seem good for some members while

it may not be for the benefit of some

others. When we have more members

we have become more powerful to

listen to others and to deliver our

messages to wider audiences. As in

other organizations, companies are

seen reluctant to be a member of

vocational association. We have to

work for more, because, the unity is

the power.

Do you think that the medical

industry has got its position it

deserved? What can be done more?

There are powerful companies in our

country that are able to compete with

foreign companies and struggling with

them in various parts of the world

successfully. There are professionals

and high-spirited entrepreneurs in

Turkey that have higher potential for

more shares in the markets. However,

they cannot find enough time and

energy to act aggressively in foreign

markets, because of the numerous

problems in domestic market. As I

mentioned before, the most important

problem is that the lack of payments

of hospitals to their suppliers. Other

issues such as transformation in

health system, investments, exports

and technology development in our

industry have become less important

when compared with this repayment

problem. Money comes first before

other initiatives. Companies are only

struggling to get their money and

investments back.

What type of products that your

member companies are producing

most? In what channels that these

products are sold and distributed?

Among our members are firms

or proprietors of companies for

production, imports, exports,

wholesale and retailing of medical

tools and equipment. The production

of medical goods has not been

reached a perfect position in Turkey.

Almost 85 percent of medical products

are imported. The industry depends

heavily on foreign technologies.

Mostly the traditional equipment are

produced in the country and other high

AKTÜEL

value added products are imported.

Domestic producers mostly produce

orthopedic products, medical imaging,

medical gas systems, centrifuges,

hardware for the hospital information

systems and software, surgical

instruments, tubing sets used in

cardiovascular surgery, cardioplegia

sets, stone crushing devices, surgical

lamps, anesthesia devices, patient

head monitors, electrocautery,

surgical aspirators, oxygen delivery

devices, x-ray devices, steam and dry

air sterilizers, and etc. However, most

of these producers are not so powerful

to compete with foreign rivals.

Under the framework of potentials

that you have, how do you see the

position of your industry in terms of

national and world economies in the

future?

If anything does not change in the

market, domestic producers can

only survive as long as they are

able to export their products. Those

companies who targets to only

domestic market may face to closing

their businesses soon. I think that

you get the same answer if you ask

this question to any of the producing

companies in our industry.

The situation is similar for the

importing companies. If they are not

be able to collect their receivables,

they will also be forced to close. It

is not impossible to endure against

present conditions. If Turkey wants to

get more shares from health tourism,

any of the chain of healthcare industry

should not be broken. In modern

medicine, quality healthcare services

are only possible by having quality

medical instruments, and quality

workers and experts. Additionally, the

reduction of the supplier companies

will pave the way for monopolies and

cartels and this means higher costs

and prices for health industries.

Because of these and other similar

problems and activities, it seems that

Turkish made medical instruments

are hard to occupy a favorable position

in the world economy in the future.

Ocak 2018

111


112

Ocak 2018


Röportaj: Gülçin Coşkan

BÜYÜK USTADAN

KÜÇÜK NOTLAR

Televizyon ve dizilerde izlediğiniz pek çok ünlü ismin hocası olan ve

onları yetiştiren duayen sanatçıyı sizin için ziyaret ettik.

Aylarını, yıllarını koca bir hayatı

sanata, sinemaya, oyunculuğa

adayan güzel kadın, sinemanın

ve tiyatronun duayeni Ayla Algan,

daha önceki bir söyleşimizde; her

zaman en büyük destekçisinin, uzun

yıllar hayatını birleştirdiği, kendisi

gibi sanatın duayenlerinden olan

rahmetli eşi Beklan Algan olduğunu

ve onu kaybettikten sonra, ona olan

sevgisinin daha da arttığını söyler.

Hala resimlerine bakarken gözleri

dolan ve özleminin her geçen gün

daha fazla arttığını söyleyen büyük

usta mesleğinin dışında, özel

hayatıyla da sanat dünyasına örnek

olmuştur.

Sanat dünyasında pek çok

evliliğe örnek olan bu hikayenin

başrollerinden biri olan büyük

ustaya bu kadar uzun süre başarılı

olmasının, kalıcı olmasının nedenini

ve gençlere tavsiyelerini sorduk:

Star olup araba satın alacaksa, ondan hiç hayır

gelmez; ama ilk kazandığı parayla anne babasına ev

alırsa, aile içinde yaşamayı biliyorsa, zedelemiyorsa

o zaman star olur ve uzun vadeli olur.

Beni de ölümsüz kılar

Oyunculuk eğitimi verirken,

özellikle çok küçük yaşlardaki

çocukların eğitiminde nelere

dikkat ediyorsunuz?

Çocuğun annesi ile konuşuyorum,

psikolojik olarak dizi çocuğu

etkileyecekse; oynamasın diyorum.

Örneğin; normal hayatta anne

babası ayrı bir çocuğun, rol gereği

anne babası ayrıysa onu mutlaka

denetliyorum. Çocuğu gelişme

devresindeki oyunla farkındalık,

sosyal kimlik kazanması, psikolojik

kendi kimliğinden beninle, sosyal

beninin farkındalığının kazanması

bunları önemsiyoruz. Çünkü bunlar

küçük yaşta olur. Onun dışında;

çocuklara araştırma yapmayı,

kostüm hazırlatmayı öğretiyorum.

Anne babalara çocuklara

bilgisayarda oyun oynama dışında,

araştırma yapmayı öğretmelerini

söylüyorum. Hatta bazı anne

babalara diyorum ki; aptalı oynayın,

çocuklarınıza tarih sualleri

hazırlayın, tarih ve coğrafyayı

birlikte öğretin.

Ocak 2018

113


Bu alanların birbirine olan ortak

yanlarını kullanarak sualler

hazırlayın (Çağrışımlı drama

dediğimiz) Bu alan eğer doğru

yönlendirilirse; çocuğun kişisel

gelişimine, algısına, görsel

hafızasına ve zeka gelişimine

katkıda sağlar. Fakat burada anne

babalara çok ciddi rol düşüyor. Ben

yüz kişiyi aynı göremem; herkes

kendi problemiyle gelir, eksiği ya da

fazlasıyla.

Farklı sanat dallarından sinema

oyunculuğuna geçmek isteyen

oyuncu adayları size geldiklerinde

onlara ne gibi katkılarınız oluyor?

Gelen kişi başka bir sanattan

geldiği zaman ya da tiyatrodan çok

başarılıysa oralarda onu en başta

sıfırlıyorsun, ona dayanıyor. Çünkü

seviyor sinemayı, sevmiyorsan

yapma diyorum zaten. Olduğu

yerde kalmasını söylüyorum; bu

eğitimlerden birini aldığı zaman

bütün öbür öğrendiklerini sıfırlaması

lazım. Onun için yeniden bir oluşum

yapıyoruz. Bunu da üç ay gibi bir

eğitim zarfında beceriyoruz.

Kalıcı olmak için neler yapmalı ?

Gençlere bu anlamda önerileriniz

nelerdir?

Sevdikleri bir işse kendi anne

babaları, kardeşleri, kocaları,

sevgilileri gibi o işi korumayı

öğrenmeleri gerekiyor. Sorumluluk

almalı, kazanıyorsa yatırım

yapmalı ama canının her istediğini

yapmamalı. Sanatına karşı bir

duruşu, statüsü olacak.

Star olup araba satın alacaksa,

ondan hiç hayır gelmez; ama ilk

kazandığı parayla anne babasına ev

alırsa, aile içinde yaşamayı biliyorsa,

zedelemiyorsa o zaman star olur ve

uzun vadeli olur. Beni de ölümsüz

kılar. Tolgahan Sayışman, Bergüzal

Korel, Hazal Kaya, Çağatay Ulusoy,

Barış Arduç, Sera Tokdemir, Nihat

Altınkaya, Kadir Kandemir…. gibi pek

çok öğrencim şuan çok iyi yerlerde

ve onlarla gurur duyuyorum

Meryem Hürrem’i oynarken tükenmişlik sendromuna girdi

çünkü; ev açmadı kendine üç sene otelde suit içinde oturdu.

Ne evi, ne çocukluğunun resmi, ne annesinin ne babasının

resmi, ev onun değil. Senaryo geliyor, orda ezber yapıyor,

otelden çıkıyor çekim yerine; orda Hürrem’i oynaya oynaya

kendini Hürrem zannetmeye başladı

Meryem Üzerli

114

Ocak 2018


Bergüzel Korel

Şimdiye kadar oynadığınız

karakterlerden sizi en çok etkileyen

hangisi oldu?

Fizikçiler oldum kamburu

oynuyordum üç sene sonra oyun

bitince; hocam Süleyman Velioğlu’

dan sanatla tedavi öğrendim. Role

girmekte bizim için şizofrenik bir

sendromdur ama biz çıkıp, evimizde,

ailemizde kendimiz oluyoruz. Mesele

ben acaba sendrom mu geçiriyorum

? dedim Süleymen bey’e. Oda bana

‘hayır, Sen duruma girip çıkıyorsun,

çıkmazsan sorun var demektir,

sen çok sağlamsın’ dedi . Mesela

Meryem’de öyle bir şey oldu, Meryem

Hürrem’i oynarken tükenmişlik

sendromuna girdi çünkü; ev açmadı

kendine üç sene otelde suit içinde

Necati Şaşmaz

oturdu. Ne evi, ne çocukluğunun

resmi, ne annesinin ne babasının

resmi, ev onun değil. Senaryo geliyor,

orda ezber yapıyor, otelden çıkıyor

çekim yerine; orda Hürrem’i oynaya

oynaya kendini Hürrem zannetmeye

başladı ve ne kadar güzel oynadı,

aziz oyuncu diyorum. Öğretmenlerde

de vardır; kocasına öğretmen gibi

konuşur, ‘bak biz tatile gideceğiz

buraya gidelim burası güzel’ diyor

kocası da ’tamam hanım’ diyor.

Ondan sonra bir de kocasına diyor ki

hiç fikrin yok mu senin ? nasıl fikri

olsun, sen öğretmenlik yapıyorsun

ona, o da öğrenci oluyor.

Eğitimlerinizde kullandığınız

metot ve yöntemler nelerdir?

Drama, Moreno’nun küçüklere

de değişik pedagojik metotlar.

On yedi yaşında kamera önü ya

da istiyorsa tiyatro. Ben şu ara

kamera önü dersi veriyorum,

tiyatro vermiyorum. Oyuncunun

iki ay sonra sinema tekniklerini

öğrendikten sonra, üçüncü ay

karaktere girmesi gerekiyor…

Karaktere girme olayını

müzikle, Peter Burg’un hayvan

doğaçlamalarıyla, temayla tematize

edip ya da katman dediğimiz

şeyler; toprak güneş ve o enerjileri

almalarını sağlayarak doğaçlıyoruz.

Eğitimlerimizde daha çok ‘ERIC

MORRIS ’’ tekniklerini kapsıyor;

o tiyatroda biz ise sinemada

kullanıyoruz. Erol Babaoğlu, Sevi

Algan Babaoğlu, Nurcan Yanık

ve Sinan (Kamera çekim) ile

Hazal Kaya

çalışıyoruz. Biz bu dersleri verirken,

Kurtlar Vadisi’nde çalışıyordum,

Necati ‘ye polat tipine nasıl

hazırlandığını sordum: Müziğin

kendisini daha iyi hissettirdiğini ve

role müzikle hazırlandığını söyledi.

Biz bunu okullarda eğitim vererek

öğretiyoruz sen ise; ‘’doğuştan

teknik edinmişsin kendine’’ dedim

ve ona okul açmasını tavsiye ettim.

Şimdi küçükler için okul açtı, onlara

gidip masal anlatacağım.

Hocam son olarak neler söylemek

istersiniz?

Bana diyorlar ki; yorulmuyor musun

evet yoruluyorum ama siz ihtiyacınız

olmayan dükkanlara giriyorsunuz,

oralarda ihtiyacınız olmadığı şeyler

satın alıyorsunuz, yoruluyorsunuz

gezerken ben yorulmuyorum,

insan varlığı kıymetli benim için,

hayvanlarda öyle. Onlarında bir

felsefesi var; hayvan felsefesi.

Mengüçoğlu’nun çok güzel bir

kitabı var, insan ve hayvan felsefesi;

kene diyor doğururken ölür, sizin

cildinizde duran çocuğudur kendi

değil. Düşünebiliyor musunuz ne

felsefe… İşte onun için insan varlığı

benim için kim olursa olsun, hangi

ırktan, renkten olursa olsun çok

kıymetlidir.

Var olan varlık, yeganedir benim için,

tektir bir eş, yoktur.

İyi ki varsınız….

Ocak 2018

115


AKTÜEL

Kralın hakkı krala, Sezar’ın hakkı Sezar’a

Hüseyin Yetik: Bilim adamı ön yargısız ve dogmasız olmalı. Yani kendisine öğretilen

her şeyin ama her şeyin aslında yanlış da olabileceğini asla unutmamalı. Objektif

olabilmeli. Kralın hakkı krala Sezar’ın hakkı Sezar’a diyebilmeli

Röportaj: Gülçin Coşkan

Her ay olduğu gibi, bu ayda Sıra

dışı Başarılar bölümüzde; sağlık

alanında yapmış olduğu yeniliklerle,

ülkemizi dünyada tanıtan ve

sağlık turizmine katkı sağlayan

bilim adamlarının başarı hikayelerini

sizlerle paylaşmaya devam

ediyoruz.

Türkiye’nin yetiştirdiği Hüseyin

Yetik; göz sağlığı alanında uluslararası

tıp literatürüne girmiş,

başarısı dünyaya örnek olmuş

ve yapmış olduğu çalışmalarla

ülkemizi dünyaya duyurmuş

oldukça donanımlı bir bilim adamı.

Hüseyin Yetik’ e bu sıra dışı başarı

hikayesini sormaya gittiğimizde,

sıra dışı cevaplar aldık:

Keyifli Okumalar

ÖNCELİKLE SİZİ BİRAZ

TANIYABİLİR MİYİZ?

İstanbul Bakırköy’de doğdum.

İstanbul’da büyüdüm ama aslen

Elazığ’lı bir aileye mensubum,

ailenin tek doktoru benim.

Annem ev hanımı, babam ticaretle

uğraşıyor. Annem babam ilkokul

mezunu ama ben doktor oldum.

1996 İstanbul Tıp (Çapa) Fakültesi

mezunuyum. Aynı TUS (Tıpta Uzmanlık

Sınavı) ile en yüksek puanlı

bölüm olan -ki halen de öyle

olmalı- Cerrahpaşa Tıp Fakültesi

Göz Hastalıkları Anabilim Dalında

uzmanlık eğitimi almaya hak kazandım.

O gün bugündür Cerrahpaşa

Göz Anabilim Dalı’ndayım.

Sırasıyla uzmanlık, doçentlik,

profesörlük…

Çocukluğumdan beri resim yapmayı,

özellikle karakalem resim

yapmayı çok severim.

Bilim adamları genelde düşünen

sorgulayan kişilerdir; ben

çocukken de öyleydim, ilkokula

başlamadan okuma yazma öğrendim.

Prematüre retinopatisi (bebeklerde

körlük) alanında

gerçekleştirdiğiniz çalışmalarda

dünyada bir ilke imza atıp tıp literatürüne

geçtiniz. Peki bebeklerde

görülen bu hastalığı bizimle

kısaca paylaşır mısınız ?

Prematüre bebeklerin tüm vücudu

olduğu gibi gözleri de ama özellikle

retina tabakası gelişmemiştir.

Bu hastalığa ROP Hastalığı ya da

Prematürelik Retinopatisi diyoruz.

Bu hastalığın öylesine şiddetli

olanları vardır ki; ilk günden

itibaren bir göz hekimini bebeğin

başına dikseniz ve her saat başı

gözü muayene etmesini sağlasınız

yine de ne yaparsanız yapın gözün

kurtulmasını ya da tedavi edilmesini

sağlayamazdınız. Bu bebeklerde

genel adıyla anti-VEGF ilaçların

tedavi için kullanılmaya başlanması

2007 yılıdır. Ancak başlangıç

verileri şüpheliydi. Zamanla işe

yarayabileceğini gösteren yayınlar

çıktıysa da bu yayınlar “ilacı

yapın, sonrasında yine de laser

yapın!” derdi. Ama biz ilk kez

sadece bu ilaçla, gerektiğinde

tekrar enjeksiyonlar yaparak hem

Prof. Dr. Hüseyin Yetik

116

Ocak 2018


de en ağır formlarında bile ayrıca

retinayı yakmadan yok etmeden

tamamen normal bir retina elde

edilebileceğini gösterdik. Daha

evvel literatürde olmayan bulgular

tanımladık; “Tungsten filamanı

bulgusu”, “siyah nokta bulgusu”

gibi; üstelik bu bulguların bu

tablolara özgün “patognomonik”

olduğunu kanıtladık, enjeksiyon

işleminin en az zararla, en çabuk,

en pratik ve en emniyetli olarak

nasıl yapılabileceğini gösterdik,

bu tekniğe kendi adımızı verdik

ve tekniğin videosunu hazırlayıp

saygın bir dergide yayımlanmasını

kabul ettirdik. Halen tekniğimizin

videosunu da sözkonusu derginin

(Graefe’s Archive for Clinical and

Experimental Ophthalmology)

internet sayfasından yayımlanmaktadır.

KENDINI YENILEMEYEN

TEK ORGANIN GÖZ OLDUĞU

SÖYLENIYOR. PEKI BUNUN NEDENI

NEDIR?

Evet yüzeyel koruyucu tabakaları

hariç, fonksiyonel yapılarının

hemen hiç birisi yenilenemez. Zira

gözler, anne karnında tabiri caizse;

beyin hamurunun öne iki boynuz

vermesi ile direkt beynin devamı

şeklinde oluşuyor. Anne karnında

insan vücudu şekillenirken, türlü

formasyonlar oluşur ve bir bakıma

her doku ya da organın ilkel

kumaşları ortaya çıkar. Bu kumaşlardan

bir tanesi de Nöroektoderm

dediğimiz kumaştır ve göz

temel fonksiyonel yapılarını bu

kumaştan alır. Bu kumaşın özelliği

kaynak ilk ve son kaynak olup

yenilenme özelliğinin bulunmamasıdır.

GÖZ HASTALIKLARIYLA ALAKALI

ŞUAN YAPTIĞINIZ BAŞKA

ÇALIŞMALARINIZ VAR MI ?

Göz hastalıkları alanında aldığım

çok sayıda patentlerim mevcuttur:

İki yeni müracaatımla beraber

toplam yedi tane uluslararası patent.

Her yedi patent ABD, Avrupa

Birliği, Çin ve Hindistan için ayrı

ayrı müracaatı kapsıyor.

Patentlerim: Göz görüntüleme

sistemi ve göz ameliyatlarında

kullanılmak üzere tarafımdan

geliştirilmiş çok sayıda özel cerrahi

enstrümanları içeriyor.

BILGIYI ULUSLARARASI SAHADA

YAYMAKTAN BAHSETTINIZ. BUNU

NASIL YAPABILIYORUZ?

Bilimsel yayın endekslerinde

taranan erişilebilir bilimsel mecmualarda

yayımlayarak. Bu mecmualarda

bilimsel makale yayımlatmak

kolay mıdır? Bağışlayınız

ama tabiri caizse deveye hendek

atlatmaktan zordur. “Neden

zordur?” derseniz bunun onlarca

sebebi vardır. Aslında en eskiye

gidersek kökeninde Doğu Medeniyetinin

bilimi Batı Medeniyetine

kaptırmış olması yatar. Bilim

Dili önce Latince ve bugün için

de pratik olarak İngilizce olunca

Doğu Medeniyetinden uluslararası

bilimsel arenaya bilgi yayılması

bilimsel katkılar üretilmesi çok

çok zorlaşmıştır.

Batı Medeniyetinde, kim ne

derse desin özellikle Ortadoğu

Coğrafyasına karşı bir ön yargı

AKTÜEL

vardır. Birileri “Ama o ön yargılar

için de şu şu sebepler var! Haberin

var mı?” diye kısmen haklı itirazlar

da ileri sürebilir.

SIZCE BIR BILIM ADAMI HANGI

VASIFLARA SAHIP OLMALI ?

Bilim adamı ön yargısız ve dogmasız

olmalı. Yani kendisine

öğretilen her şeyin ama her şeyin

aslında yanlış da olabileceğini asla

unutmamalı. Objektif olabilmeli.

Kralın hakkı krala Sezar’ın hakkı

Sezar’a diyebilmeli. Masasının

üzerine konulan eseri salt bilimsel

eser olarak, bilimsel ölçütler

bağlamında değerlendirmesini

bilebilmeli.

BAZI BILIM ADAMLARI BIR ŞEYLER

ÜRETTIKÇE, YARATICIYA ORTAK

TAVIRLAR SERGILIYORLAR. SIZIN

BU KONUDAKI DÜŞÜNCELERINIZ

NELERDIR?

Bu sorunuza şöyle bir örnekle cevap

vermek istiyorum: Türkiye’de

Mercedes servisinde çalışan usta,

bir süre sonra o kadar kendini bir

şey zannetmeye başlar ki ‘’aslında

bu böyle yapılsaydı vs..’der. Orada

tamirci olduğunu unutur. Bizdekiler

de Yaratıcının ürününü tamir

ettikçe kendini mühendis sanmaya

başlıyor.

Aklın akla yetmediğini, aklın aklı

Ocak 2018

117


AKTÜEL

yok ettiğini unutmamak lazım. Akıl

ve muhakeme bilinenler üzerine

kuruludur; bilinenler üzerine kurulu

akıl, bilinmeyene yetmeyebilir.

SIZCE TIP DÜNYASINDAKI

BAŞARILAR, ULUSLARARASI

ALANDA YETERINCE ILGI GÖRÜYOR

MU?

Bazen en saygın bir bilimsel

dergide son derece tutarsız yayınlar

olduğunu görürsünüz. Ama

aynı dergi o yayınlanan makaleden

kat be kat güçlü bilimsel veriler,

kanıtlar ile gönderilen bir başka

makalenin basımını reddeder.

Çünkü şu ülkeden, şu merkezden

gelmiştir. Özetle uluslararası

saygın dergilerde, özellikle bu

coğrafyadan üretilen bilimsel

eserlerin yayımlanabilmesi; asla

reddedilemez, göz ardı edilemez

veriler sunulmasıyla mümkün

olmaktadır. Dolayısıyla bu

coğrafyada “uluslararası bilimsel

başarı” ayrıca bir önemi haizdir.

Aslında özü itibariyle bakıldığında

bilim bilimdir; ulusalı uluslararası

olanı olmaz. Ama diğer söylediğim

gerçeklikte aslında “uluslararası

bilimsel başarı” diye yüksek sesle

söylenmeye kalkıldığında, kendi

içinde üstü örtülü bir kompleksi

barındırır ki, bu hakikaten trajiktir.

PEKI YURT DIŞINDAKI

BAŞARILARLA, ÜLKEMIZDE KI

BAŞARILARI KIYASLADIĞIMIZDA

NE GIBI FARKLILIKLAR

GÖRÜYORSUNUZ?

Sonuçta pek çoğumuz yurtdışında

da pek çok merkezi gördük.

O kadar ki en fazla gözümüzde

büyüttüğümüz merkezlerde bile;

bizim vasat kabul ettiğimizden

daha kalitesiz işler, ameliyatlar

yapılıyor. Fakat iş sunuma

gelince, sahneye çıkınca “vaooov

ne muhteşem!” diyoruz. Sonuçta

olay bir noktada “sunuma”

“marketing’e” “pazarlamaya”

bağlı. Düşünün; dev bir marka bir

önceki telefonunun hemen bire

bir aynısını çok daha cilalı çok

daha parlak hale getirip müthiş

görsellerle tanıtıp “jet siyah” diye

pazara sürdü ve insanlar ilk çıktığı

gün satın almak için kuyrukta

bekliyordu.

MESLEĞINIZLE KARAKTERINIZIN

ÖZDEŞLEŞTIĞINI DÜŞÜNÜYOR

MUSUNUZ? SIZCE ÖZDEŞLEŞMELI

MI?

Doğrusu hayatta tesadüf yok.

Dolayısıyla aslında her birimizin

ezelden ya da bir bakışla da

ruhlarımızın “evet” ifadesini ilk

sarf ettiğinden beri içine doğacağımız

hayata, icra edeceğimiz

işlere eylemlere göre şekillendiğimize

inanırım. Dolayısıyla

“mesleğimle ben özdeşleşiyor

muyum?” sorusunu “aksi olsa

olmazdı. Olacak olur! En iyi bu

mesleği yapacakmışım ki bu

olmuş. Yaptığım iş kötüyse eğer,

başka işi bundan da kötü yapacakmışım

ki en az kötüsü bu olduğu

için bu olmuş en azından” diye

yanıtlardım.

Aslında burada yaşamın bütününe

dair de bir çıkarım yapmak adına

söylüyorum; her bir bireyin bu

dünyada var olurken bir sebebi

vardır ve birinin sebebi diğerinkinden

ne bir eksik ne bir fazladır.

Ben bu durumu ilk kez tıp

fakültesinin ilk yıllarında biyokimya

derslerinde idrak etmeye

başlamıştım. İnsan vücudunda tek

bir oksijen atomu bile heba edilmez.

Bir oksijen atomu bir yerden

artarsa başka atomla bir araya

gelir ve bir oksijen molekülü olur.

Ola ki tekli atomlar fonksiyonel

moleküllere dönüşemezse bunlara

genel anlamda serbest radikaller

adı verilir ve bunlar zararlıdır.

Dolayısıyla doğada aslında tek

bir oksijen atomunu bile heba

etmeyen anlamsız bırakmayan

her bir atoma bile bir görev veren

bir denge var. Her bir canlı bir

denge ile çoğalıyor. Bir döngü ile

çoğalıyor. Ama bunca canlı içinde

iradeye sahip ileri düzeyde muhakeme

yapabilen en gelişmiş akla

sahip tek canlı insan. İnsan çoğalması

da tamamen kendi iradesine

bırakılmış adeta. Bu durumda aslına

bir tek oksijen atomu bile heba

edilmeyen bu evrende her bir birey

şu soruyu kendine sormalıdır: “Bu

kadar çok insan varken ayrıca ben

niye varım?”

Aslında bu soruya verdiği cevap

kişinin bu dünyada var oluşunu

118

Ocak 2018


anlamlandırma dayanağı olduğu

gibi benim maneviyat cephesinden

yorumum da eğer bir yaratıcıya

inanıyorsa o yaratıcıya kul (abd)

olma eylemidir yani ibadetidir.

Dolayısıyla dilimizde “ibadet aşkıyla

iş yapmak” diye bir deyim vardır

ya, bu aslında reel bir karşılığa

da sahiptir. Her bir bireyin var

oluş amacını bulması ve bu amaç

üzere, yaşaması, nefes alması,

yürümesi, koşması, mesleğini icra

etmesi özünde hep esas var oluş

amacını yerine getirmesi bilincini,

çatısını içermek kaydıyla doğası

ve anlamı gereği zaten ibadettir.

Derler ya “yerden bir taşı kaldırmak

bile ibadettir”. Evet aslında bu

iradeyi içerdiği sürece o bütünden

ayrılamıyor zaten.

SIZCE TÜRKIYE’NIN

BILIM ALANINDA GERÇEK

POTANSIYELINI ULUSLARARASI

DÜZEYDE HAK ETTIĞI DÜZEYE

ÇIKARAMAMASININ SEBEPLERI

NELERDIR?

Bunların bazılarını yukarıda

söyledim. Bunlar Türkiye’yi de

aşan topyekün bu coğrafyaya ait

tarihsel nedenler. Ama Türkiye’nin

işleyişine dair değiştirilebilir şeyler

var mı derseniz? Tabii ki kesinlikle

var derim. Öncelikle mesleki

dernek örgütlenmeleri kesinlikle

ve kesinlikle doğru dürüst hukuki,

bilimsel kıstaslarla derlenip toparlanmalı.

Bakın tababet eğitimi için

konuşayım. Tababet eğitimi yüksek

öğretimdir. Türkiye’de yüksek

öğretimin kurumsal yapılanması

bellidir. Ancak iş, mesleklerini

edinen kimselerin meslek icraı

alanına indiğinde bir bakıyorsunuz

karşımıza mesleki dernek

örgütlenmeleri çıkıyor. Bu saha

uluslararası bilimsel ve mesleki

iletişimlerin de kurulduğu bir

saha ve burada ülkemizin yerleşik

kurumsal yapılanmaları ne yazık ki

yer almıyor. Bu sahaların düzgün

hukuksal denetimi de yok. Türkiye’deki

Oftalmoloji Bilimi açısından

söyleyeyim:

1928 ‘de kurulmuş bir dernek

var; halen Türkiye’de oftalmoloji

alanının bilimsel, mesleki ve

hatta alanıyla ilişkili ticari sahasını

hiçbir hukuksal dayanağı

olmaksızın fiilen o yönlendiriyor.

Apaçık YÖK’ü, Sağlık Bakanlığını

ilgilendiren sahalarda bile yasal

hakkı olmadığı halde fiili söz sahibi.

Tüzüğü bırakın yasaları Anayasaya

bile aykırı maddeler içeriyor.

Türkiye’de Profesörlük unvanına

sahip göz hekimi öğretim üyelerini,

Avrupa’ya götürüp, Avrupa’da yeni

göz uzmanlığı belgesini alan genç

uzmanlarla aynı sınavlara sokup,

üstelik de Türkiye’de doçentlik

unvanına sahip kimseleri orada

sınayıcı olarak görevlendirdiler.

Apaçık Yüksek Öğretimin uluslararası

alanına hadleri ve yetkileri

olmadığı halde başka hiçbir

kurumsal muhatap olmadığı için

dahil oldular ve Türk Oftalmolojisini

uluslararası alanda rencide

edip küçük düşürdüler. Üstelik

1928’den beri kurulduğu halde, halen

Kamu Yararına Çalışan Dernek

Statüsünde değil. Bu konuda

girişimleri bile yok! Neden? Çünkü

bu statüye geçtikleri anda direkt

idari yargı denetimine girecekler

ve istedikleri gibi rahat hareket

edemeyecekler.

SIZCE DÜNYAYA YÖN VEREN GÜÇ

NEDIR?

Doğrusu kapsamı çok geniş cevabı

hem çok kolay hem çok zor bir

sorudur bu. Sorunuza tersinden

cevap vereyim. Bana derseniz ki

doktor bunca yıldır okudun yazdın,

tababet tahsil ettin, buluşlar

yaptın, gezdin, gördün kendince,

hayatın bütününden ne anladın?

İnsanlık bunca öğreti içinde en

AKTÜEL

esaslı ortaya ne koymuş sence?

Bıkmadan usanmadan derim

ki Sokrat’ın Apollon tapınağının

girişinde yazan ifadesidir özeti

“Gnothi seathon! – Kendini bil!”.

Bunun İbn Arabi’de “Kendini bilen

Rabbini bilir!” ifadesiyle, Yunus

Emre’de “İlim ilim bilmektir;

ilim kendin bilmektir!” ifadesiyle

karşılığı vardır. Dolayısıyla benim

bakışım hep haddimi bilme

merkezli olma gayreti taşır. Ama

diğer yandan “Hep öyle olmuştur!”

demeyi de kendiyle çelişik

sayarım. Haddimizi bilemediklerimiz

olmuştur, olmaya da devam

edecektir belki ama hep haddimizi

hatırlatmıştır haddin sahibi. Bu sebeple

“dünyaya yön veren güç asla

ve kat’a ben değilim!” diyebilmeyi

tercih ederim.

Yukarıda kişinin var oluşunun

anlamını bulması gerektiğinden

bahsettim ve birimizin anlamı

diğerine kıyasen ne bir eksik ne bir

fazladır dedim.

Derslerde bazen öğrencilerime

saatimi gösterir sorarım “sizce

bu saatin doğru çalışması için en

önemli çark hangisidir?” diye. Sonra

yanıt veririm: “hepsi aynı önemi

haizdir!” diye “ama bazı çarklar

saniyede bir diş bazıları 24 saatte

bir diş döner ama birisi bozulursa

hepsi bozulur. Yaşam her birimize

farklı roller farklı sıfatlar vermiş

olabilir. Ama özünde işleyişin

bütününe baktığınızda sizin hastayı

muayene etmenizle o hastanın

kaydını açan sekreterin hatta

size arada çay getiren çaycının

dairenin tamamlanması işleyişinin

sürdürülmesi noktasında çok

büyük fark yoktur. Dakikada bir tur

dönen saat çarkıyla 24 saatte bir

tur dönen çark gibidir.

Dolayısıyla işin özün kendin bilmektir,

haddin bilmektir.

Ocak 2018

119


AKTÜEL

The king’s right goes to the king,

Caesar’s right goes to Caesar

As in every month, in

this month’s section of

Outstanding Achievements

we continue to share with you the

success stories of scientists who

introduce our country to the world

and contribute to health tourism

with the innovations they create in

the field of health.

Türkiye’s own Hüseyin Yetik is

a very knowledgeable scientist

who has entered international

medical literature in the field of

ophthalmology. His success has

set an example in the world and he

has promoted our country in the

world with the work he has done.

When we went to ask Hüseyin Yetik

about this extraordinary success

we received some extraordinary

answers:

Enjoy Reading

Interview: Gülçin Coşkan

Can we get to know you a little

first

Prof. Dr. Hüseyin Yetik. I was

born in Bakırköy, Istanbul. I grew

up in Istanbul but I am actually

a member of a family originating

from Elazığ and I am the only

doctor in the family. My mother is

a homemaker and my father works

in trade. My mother and father

are elementary school graduates

but I became a doctor. I am a 1996

Istanbul Medical (Çapa) Faculty

graduate. I earned the right to

study in the Cerrahpaşa Medical

Faculty Ophthalmology Specialty

Department – the department

with the highest points then and

probably still in TUS (Medical

Specialty Exam). I have been in

the Cerrahpaşa Ophthalmology

Specialty Branch since then. First

specialty then, associate professor,

then professor…

I have liked drawing, especially with

charcoal, since my childhood

Scientists are usually people who

think and inquire; I was like that as

a child too, I learned how to read

and write before elementary school.

You have your signature on a first

endeavor concerning premature

retinopathy (infant blindness) that

has made it into medical literature.

Could you tell us briefly about this

disease that is seen in infants?

In premature babies the entire body

including the eyes, but especially

the retina is under- developed. We

call this disease ROP or Premature

Infant Retinopathy. This disease can

be so intense even if you assign an

ophthalmologist to stay with the

baby from the moment they are

born and examine them every hour

still you would not be able to save

these eyes or treat this no matter

what you did. It was 2007 when

the medications generally called

anti-VEGF started being used for

these babies. However the data in

the beginning was very suspicious.

Even though publications came

out over time indicating that these

might be effective they would say

“apply the medication, then later

also do the laser treatment!”. But

we showed for the first time that

by using this medicine and doing

injections when necessary, even

in its most severe forms we could

achieve a normal retina without

burning it and destroying it. We

defined findings that did not exist in

literature before; like the “Tungsten

filament finding”, “black point

finding”; in fact we proved that

these findings were “patognomic”

unique to these tableaus and we

showed how the injections could be

done with the least damage in the

fastest, most practical and safest

way. We gave our name to this

technique, prepared a video of this

technique and got it accepted for

publication in a reputable journal.

The video of our technique is still

being broadcasted on the website

of this journal (Graefe’s Archive

for Clinical and Experimental

Ophthalmology).

120

Ocak 2018


AKTÜEL

It is said that the only organ that

does not renew itself is the eyes.

What is the reason for this?

Yes, other than the surface

protective layers, none of the

functional structures renew

themselves. Eyes are formed in

the womb as a direct extension

of the brain when the brain forms

two small horns in the front. When

the human body is being formed

in the womb various shapes are

created and in a sense the fabrics

of each tissue or organ emerge.

One of these fabrics is the one

we call Neuroectoderm and the

eyes acquire their basic functional

structures from this fabric. The

feature of this fabric is that it is the

first and last source and cannot be

renewed.

Do you have other studies going

on right now concerning eye

disorders?

I have many patents in the field of

ophthalmology:

I have a total of seven international

patents including the two new

applications I have made. Each of

the seven patents covers separate

applications in the US, European

Union, China and India.

My Patents: An eye imaging

system and many special surgical

instruments that I have developed

to be used in eye operations.

You talked about spreading the

information in the international

field. How do we do this?

By publishing them in accessible

scientific journals that are scanned

in scientific publication indexes. Is

it easy to have articles published

in these scientific journals? If you

will excuse the expression, it is

harder than making a camel jump

over a ditch. If you wonder “why is

it so difficult?” I can tell you there

are many reasons. Actually if we go

way back what is behind this is that

Eastern Civilization has lost science

to Western Civilization. Since the

language of science, which was first

Latin, is now English, it has become

more difficult for information to be

spread into the international arena

and for scientific contributions to be

produced from Eastern Civilization.

No matter what anyone says there

is some prejudice towards the

Middle Eastern Geography in the

West. Some could claim “But there

are such and such reasons for this

prejudice! Did you know?” and they

would be right to a certain extent.

What qualities do you think a

scientist should have?

A scientist should have no

prejudices and dogmas. They

should never forget that everything

they have been taught could

actually be wrong. They should be

able to be objective. They should be

able to say the King’s right to the

King and Caesar’s right to Caesar.

They must know how to evaluate

work that is placed on their desk

only as scientific work in the context

of scientific scales.

Some scientists start acting like

the Creator as the produce things.

What do you think about this?

I would like to answer this question

with the following example:

In Turkey a master craftsman

working at a Mercedes service

center eventually gets so confident

after a time that they start saying

‘’actually it should have been done

like this” etc. They forget they are

a repairman there. Those among

us sometimes forget that they are

repairing the Creator’s products

and start thinking they have turned

into engineers.

We should not forget that what

the mind is not enough for is

destroyed by the mind. The mind

and reasoning is based on what

is known; a mind that is based on

knowns may not be enough for the

unknowns.

Do you think that the achievements

in the world of medicine are

paid enough attention in the

international field?

Sometimes you will see very

inconsistent publications in some

of the most reputable scientific

journals. But the same journal

will reject another article that is

loaded with scientific data and

proof because it has come from

this country or that center. To

summarize, in order for scientific

works, especially from this part

of the world, to be published

in internationally reputable

scientific journals, they must

have undeniable, non-negligible

data. This is why “international

scientific achievement” is especially

important in this geography.

Actually in essence science is

science, there should be nothing

national or international about it.

But when you attempt to shout

out “international scientific

achievement” in the other reality

I talked about, this holds a whole

different hidden complex and this is

really tragic.

What kinds of differences do

you observe when you compare

achievements abroad to those in

our country?

Many of us have seen different

centers abroad. In fact there are

so many that even in the centers

that we make a big deal about have

lower quality work and operations

being done which we regard as

mediocre.

Ocak 2018

121


AKTÜEL

But when it comes to presentation

and they come on the stage we

say “wow that’s amazing”! In the

end the task is dependent on

“presentation” and “marketing”.

Just think, a major brand takes a

telephone that is exactly the same

as the previous one but it is made

shinier and more polished and

presented with amazing visuals to

I began to notice this in my

biochemistry class in my early days

at the medical faculty. Not even a

single oxygen atom is wasted in the

human body. If there is an oxygen

atom left over from somewhere

it combines with another atom

and creates an oxygen molecule.

If single atoms cannot transform

into functional molecules they are

their servant or in other words

worshipping. This is why there is a

saying in our language: “to do work

with the passion of worshipping”

and this really translates to real

life. Every individual finding their

reason for living and living their

life, breathing, walking, running

and doing their work based on this

reason, including having awareness

for this reason, in essence is by

nature and meaning a form of

worship anyway. They say even

“lifting a stone from the ground is a

form of worship”. When it contains

will this cannot be separated from

that whole anyway.

the market as “jet black” and when

it first comes out people wait in line

to buy it.

Do you feel that your personality

identifies with your profession?

Should it?

There are no coincidences in life.

Therefore I believe that each of us

is shaped according to the work we

will carry out since the beginning of

time or the moment when our soul

utters the word “yes” with a single

look. This is why when you ask “do

you identify with your profession?”

I would have to say “it could not be

otherwise. That is the way it has

to be! I am the best one to do this

work so I am. If the work I am doing

is bad, I am doing this because I

would have done something else

even worse and this is the least bad

of the alternatives”.

I am actually saying this as a lesson

in life; every individual has a reason

for existing and this reason is no

more or no less than any other.

generally called free radicals and

these are harmful. Therefore there

is a balance in nature that does

not even waste a single oxygen

atom, that does not leave it without

meaning and always gives it a job.

Each living thing comes to life

within a balance. They reproduce

in a cycle. But the only living thing

among these that has a will, that

can reason at an advanced level

and has the most developed mind

is the human. The reproduction

of humans has literally been left

to their will. So in this world,

where not even a single oxygen

atom is wasted, people should ask

themselves: “why do I exist when

there are so many other people in

the universe too?”

Actually the response to this

question is not only the basis for

people trying to give meaning

to their existence but also my

interpretation from the spiritual

side. If a person believes in a

creator this is the act of being

Why do you think that Turkey

has not been able to realize its

real scientific potential at an

international scale?

I have mentioned some of these

reasons above. Some of these

reasons are altogether the

historical reasons concerning

the geography that Turkey has no

control over. But if you ask are

there things that could be changed

about the way Turkey is run? I

would say definitely. First of all

professional associations should

be organized with decent legal and

scientific criteria. Let me speak for

medical training. Medical training is

higher education. The institutional

structure for higher education is set

in Turkey. But when people achieve

their profession and it comes

down to practicing their profession

we encounter professional

associations. This field is one in

which international scientific and

professional communication is

established and unfortunately our

country’s established institutional

structuring is not present here.

These fields do not have proper

legal supervision. Let me speak

in terms of the Ophthalmology

Science in Turkey:

This is an association that was

established in 1928; it still guides

the scientific,

122

Ocak 2018


professional and even commercial

field of ophthalmology in Turkey

without any legal basis. It still

has authority in fields that clearly

concern YÖK and the Ministry of

Health even though there is no

legal basis for this. Forget law

there are even articles that are

against the Constitution. They took

teaching staff ophthalmologists

with professor titles to Europe and

entered them in the same exams

that young specialists with new

specialty certificates in Europe

take and even assigned people

with associate professor titles in

Turkey as testers there. It is clear

that Higher Education has become

involved in the international field,

even though they have no grounds

and no authority for being there,

only due to the fact there is no

other institutional respondent

and they have offended Turkish

Ophthalmology and degraded it in

the international field. Moreover,

even though it was established in

1928 it still does not have Public

Benefit Foundation Status. There

is not even any attempt in this

direction! Why? Because when

they acquire this status they will

go directly under administrative

judicial supervision and will not be

able to act as freely.

What is the power that guides the

world in your opinion?

To tell you the truth this is a

question with a very wide scope

and it is both easy and difficult to

answer. Let me answer it from

the opposite side. If you say to me

“doctor you have been reading

and writing for so many years, you

have been educated in medicine,

you have made discoveries, you

have traveled and seen things,

what have you understood from

the entirety of life? What do you

think that humanity, among all

this learning, has revealed that

is essential? I would say over and

over without tiring the phrase

of Socrates that is written on

the Temple of Apollon: “Gnothi

seathon! – Know Yourself!” There

are phrases that correspond to

this by İbn Arabi “Those Who Know

Themselves Know Their Creator!”

and Yunus Emre “Science is

to know science; science is to

know yourself!”. Therefore my

perspective has always been to

strive to know my limits. But on

the other hand I consider saying

“That’s how it has always been!”

to be in conflict with itself. There

are and will be times when we

don’t know our limits but the

owner of limits has reminded us

AKTÜEL

of our limits. Therefore “the power

that guides the world is definitely

and absolutely not me”! is what I

prefer to say.

I mentioned above that people

need to find the reason for their

existence and that the meaning of

each of us is no more or less than

any other.

In class I sometimes point to

my watch and ask my students

“which of these wheels is more

important for making this watch

work right?” Then I answer: “they

are all important to the same

degree!”. “But some move forward

every second some move forward

every 24 hours but if one does

not work the whole thing will

not work. Life may have given us

all different roles and titles but

when we look at the process as

a whole, you examining a patient

and the secretary entering that

patient’s information and even

the attendant that brings you tea

is no different when it comes

to completing the cycle to keep

functioning. It is like the wheel in

the watch, one completes a cycle

in one minute and the other in 24

hours.

Therefore what is essential is to

know yourself and to know your

limits.

Ocak 2018

123


YÖNETMENLER

Hikâye Anlatıcılığı Sanatının Yeryüzü Çocukları

Çoğu kişi birçok konuda bilgi

üzerine inşa edilmemiş kimi

fikirler(!) taşır. Bu fikirleri herhangi

bir alana dışardan bakan caféterya

müdavimi herhangi bir kişinin

fikirlerinin ötesine geçemese de...

Sinema bu alanda en harcıâlem

alandır.

Film setlerinde, orada burada

duyarsınız; çoğu insanın arzusudur

bir gün muhteşem(!) bir film

çekmek. Çekeceği filmin muhteşem

olacağı ise henüz ortada bir senaryo

bile yokken, baştan bellidir. Bu

kişilerin pek azı, gerekli eğitimi ve

deneyimi hesaba katar.

Bugün kimya, bilgisayar, uzay,

atom, genetik alanlarında kimi

ülkeler ötekilerden çok ileriye

gitmiştir. Bu nedenle söz konusu

alanlarda eğitim-öğretimin o

ülkelerde alınması hayli önem

arz eder. Sanat, özellikle tüm

toplumların ortak alanı sinema

sanatında eğitim-öğretim söz

konusu olduğunda, önyargılardan

derhal kurtulmak gerekir.

Bu nedenle yönetmenin

kendiliğindenliği önemlidir.

Çağdaş sinemacı; sinemanın, dil

olanaklarıyla deneysel çalışmalara

da fırsat tanıdığını fark etmiştir.

Deneysel çalışma önemli olmakla

beraber, hikâye, çağdaş sinemada

da önemini korumaktadır. Bu

filmlerle, değişik atmosfere

gireriz, şaşırtıcı duygu dünyalarına

çağrılırız, gelenekseldeki gibi

kurulmuş bir hikâye evreninde

yaşarız, özel durumlara tanıklık

ederiz.

ve zihninde kurduğu ilginç olayları

kahramanların serüvenleri

üzerinden söz, yazı ya da görüntüyle

aktardığı drama örgüsünde yapı

(kurmaca), yani anlatı anlamında

kullanılmıştır. Örgütlendirilmiş

serüven yapısına sahip anlatıların

en yaygın örnekleri masallar,

hikâyeler, romanlar, filmlerdir.

Bu, mutlak bir gelişim çizgisidir.

Vücut dili ilk halka ise günümüz

sınırlılığı içerisinde sinema

son halkadır. Evrilmenin ara

basamakları ise söz ve yazıdır.

Hikâye anlatıcısı araç olarak

ister vücut dilini, ister sözü, ister

yazıyı, isterse hareketli görüntü

sanatı sinematografı kullanmış

olsun; tarih boyunca daima

önemsenmiştir. Bu önem, kimi

zaman takdir edip ödüllendirme,

kimi zaman cezalandırma

yoluyla vurgulanmıştır. Zira

hikâye anlatıcısı özgür bir dünya

için sorgulayıcı gözle bakan bir

bozguncu günahkârdır, ama

toplumun uslanmasını sağlayan

kadim dosttur da. Kahramanın

başından geçenler, kahraman

ilişkileri, onun nasıl bir çizgide

serüvenler yaşadığı, niteliği,

niçin nereye gittiği, sonunda ona

ne olduğu, kahramanın klâsik

varlığının toplumu nasıl etkilediği,

ona karşı çıkılmadan önce, yeniden

gözden geçirilmelidir.

Aristoteles’ten beri kahraman, her

koşulda tek olanı, gücü, önderliği,

özdeşlik kurulup peşine düşülecek

kişiyi temsil ededursun kahramanın

yaşadığı serüvenlerin okuyucu,

izleyici, dinleyici belleğine ne

bırakabileceği, çatışma açısından

leyhe bir gelişim yaratıp yaratmadığı

henüz karmaşık görünmektedir.

Katharsisin olumsuzluğuna karar

vermeden önce, konuya bu açıdan

ve yeniden, bir de öbür taraftan

bakmak gerekir.

Hikâye okuyan, dinleyen,

izleyen kişiler serüven yaşamış

olmanın doğası gereği, artık

eski kendileri değillerdir. Çünkü

hikâye anlatıcıları söylemleriyle,

uslandırılarak donmuş bir

Hikâye etme terimi; düş dünyası

engin, olayları layığınca anlatabilme

becerisine sahip kişinin;

yaşadıklarını, görüp-gözlediklerini

124

Ocak 2018


yaşantının içine hapsedilmiş

insanlara, çok değişik dünyaların

kapılarını açarlar. Onların eski

hallerinden rahatsızlık duymalarına

neden olurlar. Önemli olan,

kafa karışıklığının getireceği

sorumluluğu göze alıp alamamadır.

Serüveni hikâyeye sarıp

sarmalayarak kurmaca örgü içinde

aktaran anlatıcının amacı; şu an

yaşamakta olduğunu ortaya koymak

ve yaşantısının izlerini geleceğe

aktarmak olabilir. Anlatıcı hayattaki

geçici varlığının unutulup gitmesini

önlemek ister.

Zira canlılar arasında yalnızca

insan, öleceği bilincine sahiptir.

Bu trajik (belki patetik) bilinçle

yaşamaya yazgılı olmanın yarattığı

travmaları, bir defa yaşanacak

hayatta birçok yaşantı deneyerek

atlatabileceğini, ölümsüzlüğe ancak

anlatıda yaşayarak ulaşabileceğini

ilk zamanlarda bilinçaltına koyan

insan; mitosların, efsanelerin,

masalların, destanların, romanların,

hikâyelerin, sonunda filmlerin

kahramanıyla özdeşleşerek, yaşantı

zenginliği sağlamıştır. Bu nedenle

de özdeşleşmeye her zaman

olumsuz anlam yüklenemez.

Hikâye yapılarını kuran anlatıcılarla

onlar tarafından serüveni anlatılan

kahramanların ölümsüzlüğe

anlatılar yoluyla ulaşabildiğini

sezinleyen insan, içinde

yaşayabileceği anlatım aracını

geliştirdi: sinematograf... Böylece

anlatıların içinden geçirildiği kanal

değişmiş oldu, hikâye yok olmadı.

Tarihsel varlığını insanlığın ortak

mirasına borçlu olması nedeniyle

kalıcı olabilen anlatı sanatı, biçim

değiştirerek hep sürdü.

Söz, yazı ve görüntü, her ne kadar

birbirinin yerini tutamayacak da

olsa; yazı yoluyla anlatılan bir

hikâye, zamanla sözle anlatılan

hikâyeye; görüntüyle anlatılan

hikâye ise yazıyla anlatılana

üstün tutulur bir hale gelmiştir.

Öyleyse sinema görüntü ve ses

kullanılarak hikâye anlatmanın en

yetkin aracı sayılabilir. Sinemada,

insanın en iyi bildiği gerçeklik,

hayattaki gibi görüntü, ses ve

mimikler bir aradadır. Çağın

en gelişmiş hikâye anlatma

aracı sinemanın kullanımından

kaynaklanan kimi aksaklıklar da

ortaya çıkmıştır. Başlangıçtan beri

bu sanatın bedenini üç tür hastalık

kemirmiştir.

Hastalıkların ilki: Çoğu zaman

sinema sanatının ses (müzik,

diyalog, anlatıcı) düzlemi bileşimi

abartılmıştır. Böylece; kurgu,

kadraj, renk, ışık, kostüm,

oyunculuk, kamera hareketi

(kamera rejisi) ve mekân

dengeleri gözardı edilmiştir.

Bunun sonucunda sinema, kimi

filmler örneğinde ‘görüntülü

radyo oyununa’ dönüşmüştür.

Bir görüntüyü destekleyen

fon müziğinin varlığı üzerinde

uzlaşılmış olması, kaynağı

görülmeyen bir keman sesinin

ormanda bisikletle ilerleyen birinin

görüntüsüne eşlenmesinin kabul

görmesi, perdedeki olayın sözlü bir

müzikle desteklenmesine, olayın

müziğin sözüyle açıklanmasına

anlayış gösterilmesini

gerektirmez...

Hastalıkların ikincisi: Filmsel biçim

baş tacı edilerek hikâyenin gözden

çıkarılmasıdır. Bu, sinema sanatının

amacı gerçekte kendi diliyle

hikâye-serüven anlatmak, izleyiciye

hikâye yaşatmak, belli bir serüven

duygusunu oluşturmak değilmiş

gibi kökten biçimciliğin ön plana

çıkarılması sonucunu doğurmuştur.

Bir sahne duygusu yapmak yerine,

bir kamera altlığıyla yapılabilecek

atraksiyonla göz boyama tercih

edilirse, filmin varlık amacından

sapılmış olur.

Hastalıkların üçüncüsü:

Sanki sinemanın özgün bir

dili yokmuşçasına; atmosfer,

olay, duygu, hikâye kurulurken

düşülen tuzaklardır. Böylece film

yaratılırken, filmin önüne geçen

fotografik görsellik, müzik, ses,

diyalog varyasyonlarına umut

bağlanmıştır.

Peter Greenaway edebiyat

uyarlamasına karşı oluşu ayrı

tutulmak koşuluyla;

“Sinema edebiyatçı dükkânı

değildir” derken ne kadar

haklıysa; “Sinema, resim galerisi

ya da fotoğraf sergisi değildir”

yaklaşımımız da bir o kadar

doğrudur. Öyleyse sinemanın

fotoğraf sergisi ve resim galerisiyle

aynı şey olmadığı unutulmamalıdır.

Kimi filmlerin hikâye-serüven

anlatmak yerine; hüzün, yitmişlik,

yalnızlık gibi duyguları yaratma

odaklı kurulması, tartışmanın

başka bir boyutudur. Sonuç olarak;

sinema varsın, tüm öteki sanatları

yağmalamayı sürdüredursun,

o kendisinden başka hiçbir şey

değildir. Onunla insanın önemli

bir gereksinimi olan hikâyeler

anlatılmasında da, sanıldığı gibi

bir sakınca yoktur. Çünkü hikâye,

öğrenme kanalıdır, empati kurmayı

sağlar, izleyenleri bambaşka

yaşantılar içinden geçirir, zihinsel

devinimlerle insanın hayal dünyasını

genişletir.

Ocak 2018

125


Ambalaj değil,

çözüm üretiyoruz

Monart ile reklam ve tanıtımda sınır yok…

Özel olarak tasarlanan yeni ‘tekerlekli kutu’

ile tanışın!

Koli denilince aklımıza sınırlı sayıda model ve işlevsellik gelir. İşte Monart

Ambalaj bunu yıkan, bizlere ‘’bir koliden bu da olur mu?’’ dedirten

markadır. Firma Sahibi Murat Çıkan bizi, yeni tasarladıkları ve fuarın

en gözde ürünü olabilecek olan inovatif bir ürün ile tanıştırıyor.

Kim kendini daha çok tanıtmak istiyor?

Monart Ambalaj’ın hem firmaları hem de müşteriyi düşünerek fuar için

özel tasarladığı bu ürünü Murat Çıkan, şu sözlerle anlatıyor;

‘’Sektör ayrımı yapmaksızın marka bilinirliliğine önem veren her firma

kullanabilir. Tekerlekli katalog gibi düşünebileceğiniz bu ürün ‘tekerlekli

kutu’ dur. Bu kutunun sağladığı birçok fayda olduğu gibi başlıca

özellikleri şöyle;

*Tamamen çevreci

*Her yüzüne görsel anlamda reklam yapılabilir

*Tekerlekli oluşu açısından ziyaretçiye taşıma kolaylığı sağlıyor

*Hiç yer kaplamayan, uygun fiyatlı”

2018 hedefinde ihracat var!

2018 yılına dair ihracat oranını arttırmayı planlayan marka, daha hızlı

büyüme hedefiyle 2018’e umutlu bakıyor.

We are not producing packaging but solutions

No limits on advertising and

promotions with Monart...

Meet the specially designed new

‘wheeled box’!

There are a limited number of models and functionality in mind. Monart Packaging

have the infrastructure to meet the production demands of different packing

boxes, they don’t produce only products but also they find solutions. Murat Çıkan

of Monart Packaging introduces us to an innovative product that is newly designed

and can be the favorite product of the fair.

Who wants to introduce himself more?

Murat Çıkan tells this product that Monart Packaging designed special for exhibition

considering both the company and the customer, as follows;

‘’Every company which attach great importance on brand awareness can use.

This product you can think of like a wheel catalog is a ‘wheeled box’ . The main

features of this box are as follows;

* Fully environmentalist

* Each side can be advertised visually

* Provides ease of transport for visitors in terms of wheel formation

* Space-saving, affordable

Aims to exports more in 2018!

Planning to increase the export volume in year 2018, the brand, is hopeful for

2018 with rapid growth rate.

More magazines by this user
Similar magazines