Views
3 months ago

D. H. Lawrence - İnsanlar ve Öteki Yaratıklar

D. H. Lawrence, Seçme Şiirler

www.isaretatesi.com

www.isaretatesi.com alınlıksızca, daima geçip gider o; daima esmekte olan, zincire vurulmaz bir rüzgâr gibidir. Önceye ve sonraya da bakmıştır Whitman, ancak olmayan şeyler adına iç geçirmemiştir. Onun tüm ifadesinin ipucu şimdiki ânın doğrudan idrakında, kendi pınarından ifadeye doğru fışkıran yaşamda yatar. Mevcut andan yalnızca bir soyutlamadır sonsuzluk. Yalnızca büyük bir anımsama ya da arzulama rezervidir sonsuzluk; insan eseridir. Zamanın özü ise tüm kıpırtısı ve oynaklığıyla şimdiki saattir. Mevcudiyettir bu. Kalbi güm güm atan, ete kemiğe bürünmüş, kendisi olan şeydir evrenin özü – gizemli ve hissedilebilir. Her zaman böyledir. Whitman bunu şiirine katmış olduğu için bizler hem ondan korkar, hem de ona böyle derin bir saygı duyarız. O, yalnızca “eski, mutsuz, pek uzak şeyler”in 3 veya “seherin kanatları”nın 4 şarkısını söyleseydi, ondan korkmazdık. Acil ve başkaldırmakta olup hepimize etkiyen Şimdi ile kalbi çarptığı için korkarız biz ondan. Öze öyle yakındır. Sözü edilenler ışığında, mevcut ânın şiirinin, öncenin şiiri ve sonranın şiiriyle aynı gövdeye ve akışa sahip olamayacağı ortadadır. Mevcut an, aynı koşullara tâbi olamaz. O, asla 3 William Wordsworth’ın “Hasatçı Kız” (The Solitary Reaper) şiirinde geçen ifadeler: “Bana kimse söylemeyecek mi / Onun neyi terennüm ettiğini? / Belki eski, mutsuz, pek uzak şeyler / Ve geçmişin savaşları içindir / Ağzından dökülür heceler.” (ç.n.) 4 Mezmurlar 139:9’da geçen bir ifade: “Seherin kanatlarını açıp uçsam, / Denizin ötesine konsam, / Orada bile elin yol gösterir bana, / Sağ elin tutar beni.” (ç.n.) 31

www.isaretatesi.com tamamlanmaz. Orada kendine geri dönen bir ritim yoktur; kuyruğu kendi ağzında olan bir sonsuzluk yılanı yoktur. Durgun bir mükemmeliyet yoktur. Bir şeylerden korktuğumuz için tatmin edici bulduğumuz kesinlik de yoktur. Serbest ölçü üzerine pek çok şey yazılmıştır. Ancak hepsinin ötesinde söylenebilecek tek şey, serbest ölçünün belli bir anda insanın her şeyiyle doğrudan ifadesi olduğu veya olması gerektiğidir. Ruhun, zihnin ve bedenin aynı anda, hiçbir şeyi dışarıda bırakmayarak kabarmasıdır o. Bunlar beraber konuşur. Biraz karmaşa, biraz uyumsuzluk elbette olacaktır. Gene de karmaşa ve uyumsuzluk gerçekliğe aittir – tıpkı gürültünün suyun düşüşüne ait olması gibi. Serbest ölçü için süslü kurallar icat etmek, tüm ayakların adımlayacağı bir ahenk çizmek boşunadır. Serbest ölçü böyle bir ahengi adımlamaz; bir eğitim çavuşu yaptıramaz ona bunu. Whitman, klişeleri kendinden budamıştır – üstelik hem ritim hem söyleyiş klişelerini. İşte, bizim serbest ölçüyle kasıtlı olarak yapabileceğimiz de budur. Basmakalıp hareketten, eski, beylik ses ve anlam ilişkilerinden kurtulabiliriz. İfademizi kendisine doğru zorlamaya pek bayıldığımız şu yapay yol ve mecraları yerle bir edebiliriz. Alışkanlığın inadını kırabiliriz. Bizzat alev gibi kendiliğinden ve kıvrak olabiliriz; ifadenin yapay bir köpüğe veya düzgünlüğe gerek duymaksızın dışarı taştığını görebiliriz. Fakat herhangi bir hareketi veya ritmi mutlak bir şekilde salık veremeyiz. Keşif veya icat ettiğimiz tüm kaideler –ki hepsi üç aşağı beş yukarı aynı şeye karşılık gelir– serbest ölçüye uygulanmakta başarısız olacak, yalnızca belli bir 32