Views
5 months ago

Rabindranath Tagore - Firari

Tagore Şiirleri, "Firari" (2. baskı)

www.isaretatesi.com XI.

www.isaretatesi.com XI. Sen ne anasın ne kız evlâtsın Urvaşi, 2 ne de gelinsin. Kadınsın sen, cennetin ruhunu büyüleyip baştan çıkarmak üzere, kadın. Sürülerin geri döndüğü ağılların üzerine çökerken yorgun ayaklı Akşam, sen lambaları hazır etmezsin; masum bir gelinin ürkek kalbiyle, titrek bir gülümsemeyle ve karanlıktaki saatlerin mahremiyetinden kıvanç duyarak, zifaf yatağına doğru gitmezsin. Sen şafak misali örtüsüzsün Urvaşi, utançsızsın. Kim tahayyül edebilir, seni yaratmış olan görkemin sancılı taşkınlığını? 2 Urvaşi: Hint mitolojisinde bir “apsara”, yani gökle toprak arasında aracı olan bir su perisi. Hikâyesi şöyledir: Evrenin en eski çağlarında ikiz bilgeler Nara ve Narayana çetin bir çileye girip meditasyona dalmışlar. Bunu kendisi ve tahtı için bir tehdit olarak gören İndra, sarayının dansçıları olan apsaraları yollayarak bilgelerin dikkatini dağıtmaya çalışmış. Apsaralar yüzünden dikkati dağılan bilgeler, öfkelenerek kızların bacaklarına vurmuşlar ve bir anda güzeller güzeli Urvaşi belirivermiş. Bilgeler, çileleri tamamlandığında İndra’yla uzlaşmışlar ve bir barış hediyesi olarak ona, sarayında bir dansçı olması için Urvaşi’yi sunmuşlar. Ayrıca, İndra için, bkz. dipnot 9. (ç.n.) 32

www.isaretatesi.com Kadim baharın ilk gününde çalkantılı okyanustan yükselmiştin, sağ elinde yaşamın, sol elinde zehrin kadehini taşıyordun. Büyülü bir yılan misali lüle lüle olmuş canavar deniz, binbir başını senin ayaklarına yuvarlıyordu. Lekesiz parlaklığın suyun köpüklerinden belirdi; bir yasemin gibi beyaz ve çıplaktın. Acaba hiç küçük, utangaç veya körpe oldun mu Urvaşi – ey ebedî gençlik? Uyudun mu derin mavi gecenin beşiğinde; mercanların, deniz kabuklarının ve düşsel biçimlere bürünmüş oynak yaratıkların üzerinde cevherlerin garip ışıklarının oynaştığı yerde – gün ağarıp da senin dehşetengiz çiçeklenişini açığa vurana dek? Sen tüm çağlarda erkeklerin taptığı kadınsın Urvaşi, ey sonsuz harika! Bir bakışınla, âlemin kalbi naif bir sızı içinde çarpıyor; münzevi geliyor, kalender yaşamının semeresini senin ayaklarına sunuyor; ozanların şarkıları varlığının ıtırı etrafında toplanıp vızıldaşıyor. Ayakların, savruk bir zevkle oradan oraya gezinirken, yaldızlı zillerin çıngırtısıyla kof rüzgârı bile kalbinden yaralıyor. Sen tanrılar önünde dans edip uzaya tuhaf ritimli yörüngeler savurduğun zaman Urvaşi, bir titreme alıyor yeryüzünü; yapraklar, otlar ve güz tarlaları kabarıp dalgalanıyor; deniz, ahenkli bir dalgalar cümbüşüne gark oluyor; senin koynunda zıplayan kolye sonunda kopup 33