ESYAV DERGİSİ 32.YIL ÖZEL SAYISI

esyav

ESYAV

KIZILCAHAMAM ÇAMLIDERE EĞİTİM VE SOSYAL YARDIMLAŞMA VAKFI

32.

YIL

Geçmişimizi geleceğe

taşıyan bir vakıf üzerine

Hafız, ilim

ve hizmet

adamı

Kemal

Güran

SAYFA 10

Meselesi

olmayanın

mesuliyeti

olmaz

SAYFA 4

SAYFA 3

Bizim yetişmemizde

ESYAV’ın çok

önemli yeri var

SAYFA 18

İnsanlar

acaba niçin

vakıf kurar

SAYFA 32

İnsan başlı

başına bir

değerdir

SAYFA 16

KiMiM BEN?

Rekabet dünyasında

yardımlaşma ve

dayanışma ile

ayakta kalmak SAYFA 12

SAYFA 2

İyilikler

kötülükleri

yok eder


SAYFA 2 • www.esyav.com

“İyilikler

kötülükleri

yok eder”

Geçen yıllarda çok sayıda

iş yaptık ve çok önemli

projeler gerçekleştirdik.

Bu başarıların bence en

önemli tarafı yaptığımız

işlerle toplumumuza

sağladığımız faydalardı.

ESYAV Vakfı Kurucu Başkanı

Salih Bezci

Saygıdeğer Hemşehrilerimiz, Babamın,

66 yıl önce, hemen yanı başında

olmasına rağmen Ankara’dan çok

kopuk olan beldemizden, ailemizi Ankara’ya

taşımasıyla başlıyor bizim hikayemiz.

Babamın yaptığı ilk iş, inşaatlarda

amelelik. Bu şekilde evinin geçimini

sağlıyor. Babam amelelikle başladığı

inşaat işlerinde azmi sayesinde

işi öğrenerek ustalık yapmaya başlıyor.

Annemle birlikte el ele vererek bize

bir ev yapıyorlar. Bu evi yaptıktan

sonra babam gecekondu inşaatlarına

başlıyor. Derken normal bina, apartman

yapımına geçiyor. Eminim benzer

anılara, hikayelere birçoğumuzun

ailesinde rastlamak mümkün. Böyle

bir ailenin çocuğu olarak üniversite

yıllarına geldiğimde, tek tercihim

vardı, Mimarlık Bölümü’nde ve gece

okumak. Ankara Devlet Mimarlık Mühendislik

Akademisi’ne girdim. Üniversitede

okurken Köyişleri Bakanlığı’na

teknik ressam olarak işe girdim.

Ancak amacım orada çalışmak olmadığından

9 ay sonra ayrıldım. O günden

sonra başladığım iş hayatıma Cenabı

Hakk’ın yardımıyla halen

devam etmekteyim. Geçen

yıllarda çok sayıda iş yaptık

ve çok önemli projeler

gerçekleştirdik. Bu başarıların

bence en önemli

tarafı yaptığımız işlerle

toplumumuza sağladığımız

faydalardı. Bir taraftan

iş dünyamızda bunları

gerçekleştirmeye çalışırken

diğer taraftan da hayat

bulduğumuz topraklarımıza

vefa borcumuzun bir gereği

olarak Vakfımızı kurduk.

Allah’a hamdolsun ki,

Vakfımız, 30 yılı

aşkın süredir

faaliyette

ve çok hayırlı

hizmetlere

vesile oluyor.

Medeniyetimiz

hayır

ve iyilik hareketlerini

asırlardır yaşatmış,

bu amaçla

birçok vakıf kurulmuştur.

Milletimiz

kurduğu vakıflarla

mağdurlara

destek, mazlumlara

sığınak olmuştur..

Hûd Suresi

114. Ayetinde

Yüce Rabbimiz, “İyilikler kötülükleri

yok eder” buyurmakta ve bir Hadisi

Şerif’de Peygamberimizin (S.A.V.): ”

İnsanların en hayırlısı insanlara faydalı

olandır” şeklindeki ifadesi nakledilmektedir.

1986 yılında altı hemşerimizle

bir iyilik hareketi olarak başlattığımız

Vakfımız, günümüzde de iyilik

yolculuğunu sürdürmektedir. Başlangıcını

yukarıda ifade etmeye çalıştığım

yolculuğumuzda, bir nebze olsun

bulunduğumuz noktanın şükrünü eda

etmenin fırsatlarını bizlere sunuyor

Vakfımız. Vakfımız eğitim önceliğinin

yanında, Kızılcahamam- Çamlıdere

yöremizi her yönüyle tanıtan kültürel

ve sosyal faaliyetleri de önem vermiştir.

Yöremizden yetişen

hafızlar, ilim

adamları, iş adamları,

akademisyenler,

bürokratlar

başta olmak üzere

insanımızı tanıtmak

üzere araştırmalar

yaparak eserler

yayınlamıştır.

İyilik yolunda 32

yılı geride bırakan Vakfımız, Hz. Muhammed

(S.AV) Efendimizin “İki günü

eşit olan aldanmıştır.” Hadis-i Şerifi’ni

kendine düstur edinerek, sizlerden aldığı

güçle daha nice yıllar inşallah hizmetlerine

devam edecektir. Vakfımızın

kuruluşunda ve sonraki yıllarda

hizmeti geçen ve Hakkın rahmetine

kavuşan Hemşehrilerimizi rahmetle

anıyoruz. Yine kuruluşundan günümüze

kadar Vakfın faaliyetlerine maddi

ve manevi destek olan Hemşehrilerimizi

de hayırla yâd ediyoruz. Vakfımızın

hizmetlerine gönül verip sıcak

alaka ve yakın ilgilerini esirgemeyen

tüm Hemşehrilerimiz ve hayırseverlerimize

şükranlarımızı sunarız.


NİSAN 2018 • SAYFA 3

Geçmişimizi geleceğe

taşıyan bir Vakıf üzerine

Rektör / Vakıf Yönetim Kurulu Başkanı

Prof. Dr. Hasan Ayrancı

Bir tespih tanesi gibi 33. Yılına gelirken

vakfımız ESYAV’ın şükrünü

eda etmek için çok sebep var. Bu bizim

için hem bir şükür, hem bir dua, hem

bir bekleyiştir. Hayra ve güzelliğe doğru

bir yöneliştir. Camiamızın coşkusu

ve sevincidir. Örnekliğidir, muhabbetinin

göstergesidir, iradesinin dinçliğidir.

Yabanabad’ın unsurları Kızılcahamam

ve Çamlıdere ile havalisi insanlarının

oluşturduğu bir hayır kurumudur

ESYAV vakfı. Safiyetini kurucularının

ve onları besleyen kültür ile coğrafyanın

samimiyetinden alır. Bu dürüst

insanları yetiştiren toprak, geleneğini,

imanını, anlayışını, adanmışlığını

gelecek nesillerde de var etmek

istemektedir. Bunun için dayanışma,

yardımlaşma, sohbet, ilim, toplanma

gibi medeni değerlere dayanmaktadır.

Amacını gerçekleştirmek için mevcudiyeti

süre ile veya ömürle sınırlı olmayan

vakıf geleneğine mensup olmuştur.

Gerçekten de her birimiz fani

iken ESYAV vakfı ila nihaye mevcudiyetini

koruyacaktır. Böylece bir faninin

ulaşamayacağı menzillere varma,

insana ve topluma hizmeti ölümsüzleştiren

bir yapı olacaktır. Bu vakfı çocuklarımız

ve onların çocukları sürdürecek

geçmişten geleceğe bir köprü

olacaktır. Amel defterini kapatmayan,

yüz yıl sonra da bir fatiha okunmasına

vesile olacak bir iman ve kültür hizmetidir

bu.

“İnsanların hayırlısı insanlara hayrı

olandır” hadisi şerifi mucibince hayır

ve hasenata yönelmiş kalpler topluluğudur

ESYAV. Günümüze kadar

13.000 öğrencimize karınca kararınca

maddi ve manevi destek veren bir vakıftan

söz ediyoruz. Karşılık beklemeyen,

sadece bir hayır dua, dinine, diyanetine,

vatanına ve millet olma ülküsüne

bağlı olma duası var bu hizmetin

temelinde. Bize bu toprakları bırakan

şehit ve gazi dedelerimize bir duadır

bu vakıf. Onlardan aldığımız halis

inancı gelecek nesillere aktarmaktır

maksadı.

Bir meşveret meclisi aynı zamanda

ESYAV vakfı. Milli ve manevi değerlerle

bezenmiş aksakallıların on yedi

yaşındaki bir gençle buluştuğu, akıl ve

irfanını paylaştığı, gençlerin ise safiyet

ve ideallerini temsil ettiği bir meclis.

Sohbet ve etkileşim alanı oldukça

geniş bir vakıf bu. İçinden büyük toplum

önderleri, iman ve ihlas numuneleri,

fedakarlık ve adanmışlık timsalleri

çıkmıştır. Bakanlar, ilim adamları,

milletvekilleri, belediye başkanları,

önemli iş adamları, esnaflar, doktorlar,

mühendisler, öğretmenler, her

türlü değişik meslek mensubu ve iştigal

sahibi bu bayrak altında bir araya

gelmektedir.

Bir üniversite, bir düşünce okulu,

bir büyük fikir ve hareket akımı oluşturacak

kadar beşeri sermayesi vardır

bu birlikteliğin. Beşeri sermayenin her

türlü unsurunu içinde barındırmaktadır.

İnsan, kültür, geçmişten günümüze

değer aktarma misyonu ve liderlik

gibi önemli değerleri ifade etmektedir.

Vakfımız gün be gün gelişmekte ve

hizmetlerini artırmaktadır. İnsan ve

toplumların gelişmesi linier değil nonlinierdir.

Diğer bir ifade ile bu mevcudiyetin

zaman içinde değişimi, sıçramalar

şeklinde oluşur. Uzunca süren

bir atalet görünümü aslında yanıltıcıdır.

Siz bu zaman diliminde yeterli

birikimi sağlamışsanız, gayretten

fedekârlık etmemiş iseniz muhtemel

bir sıçrayış, büyük bir gelişme beklemektedir

sizi. Bu bir yapraktan düşen

damlanın oluşması gibidir. Bekleme

aslında tam ve kâmil anlamda dolgun

bir damlanın oluşması içindir.

Vakfımız işte tam da bu noktada

güçlü bir yükseliş ve yeniden kendi

mevcudiyetini geliştirme ve başka hayırlı

evrelere geçme olgunluğuna ermiş

durumdadır. Bu amacın gerçekleşmesi

için iman ve irade gereklidir. Ancak

bu iman ve iradenin titrememesi,

keskin bir kılıç gibi olması gerekir.

Ondan sonrası yola çıkmakta saklıdır.

Hedefimiz fani âlem değil baki âlemdir.

O nedenle de bitmeyen bir cehd ile

beklenen ve sönümlü bir sonuca değil;

ötelerin ötesine yol almak azmi taşırız.

Mavera aşkı bizi taşır, kanatlandırır

ve menzile merbut eder. Çünkü vakıf

olma şuuru, menfaatlerin ve gündelik

düşüncelerin ötesinde tecelli

eder. Bir farklı zevk ile yol alınır burada.

Aynı zamanda kararlılık gerekir.

Gelecek nesillerimizin kutlu bir amentüsü

olmalıdır. Onlar başlangıçta bilse

de bilmese de bu amentüyü dillendirecek

ağızlar olmak gerekliliği vardır.

Her zaman yüz ağartan, ihlas ve samimiyetin

temsili insanlar bu vakıfta

bir aradadır. Vermeden almak isteyene

namert; karşılık gözeterek alma

karşılığında veren kişiye nin-mert denir.

Almadan vermenin “mert insan”

olmanın bariz vasfı olduğunu bilerek

selamlıyorum bu mübarek vakfı kuranları

ve hizmet edenleri.


SAYFA 4 • www.esyav.com

Meselesi olmayanın

mesuliyeti olmaz

Bu ülkenin zorluklar karşısında pes etmeyen daima ülkemiz

ESYAV Yönetim Kurulu Başkan Vekili

Hüdaverdi Çakır

ve milletimiz için çalışan gençlere ihtiyacı vardır.

Beldemizin köylerinde aynı yaşta

olduklarımın çoğu hayatını çobanlık

ve ırgatlık yaparak sürdürüyordu.

Ben ve kardeşim Mustafa da Mahkemeağacin

Köyü’nün büyükbaş hayvanlarının

3-4 yıl çobanlığını yaptık.

Babam köy koruyucusuydu. Annem

ise 2.5 TL’ye ırgatlığa giderdi. Merhum

annem öğle yemeği için 2-3 bazlama,

2-3 baş soğanı türboya koyarak

bize gönderirdi. Bazen de ocak çöreği

yapardı. Akşamları bulgur pilavı yanında

ayran bulunmadığı zaman bizi

Şaziye halamıza bir gusene ayran

almamız için gönderirdi. Halamız da

bizi hiç geri çevirmezdi. (Allah mekânını

cennet etsin) Babamın babası Şehit

Mustafa dedemi tanımamış babam.(mekânı

cennet olsun)

İlkokuldayken köyümüzün imamı

olan ve Ostim Başkanı’mız Orhan Aydın

ve Tahsin Aydın’ın dedesi Osman

Aydın ile babasına Kur’an öğrenmeye

gönderirdi. Yatsı namazından sonra

idare lambasının altında Kur’an okuturdu.

1-2-3 hatimden sonra beni

hafızlığa başlattı. Hafız

Mehmet Aydın Hoca’m

çok sanatkâr bir

insandı. Evinin altında

küçük bir atölyesi

vardı. Saban yapar,

dövenlerin altına

çakmak taşı çakar,

binek hayvanların

nallarını yapar bana

da zaman zaman körük

çektirirdi. Sabah

namazlarında

köyde minare olmadığı için ezan kayasında

bana ezan okuturdu. Babam

da düşmeyeyim diye belimden tutardı.

Hafız Mehmet Aydın Hoca’mız sabah

namazlarında bastonuyla kapıları döver:

“Ne yatarsınız rızıklar sabah namazında

dağıtılır!” diyerek ve ağlayarak

köyümüz halkını camiye çağırırdı.

Hocam Hafız Mehmet Efendi’yle

köy çobanı babam Ali Çakır bir araya

gelerek beni Ankara’da yatılı Kur’an

kursuna vermeyi kararlaştırdılar.

Bu karar neticesinde beni Ankara’da

Leblebicioğlu Kur’an kursuna yazdırdılar.

Bu kursu Süleyman Efendi

Hazretlerinin talebeleri yönetirdi.

Beni Güdüllü Meşhur Hafız Hüseyin

Başdağ Hocaefendi’ye teslim ettiler.

Ben orada hafızlığa çalışmaya başladım.

Burası hem ibadethane hem yatakhane

hem dershane hem de yemekhane

işlevini görüyordu. Kursta

önceden yetiştirilmiş, hafızlığını bitirmiş

57 talebe vardı. Hafız kardeşler

bizi takip ediyorlardı. Zaman zaman

kulağımızı çekiyor bazen de tokat

atıyorlardı. Çalışkan talebelerin cebine

arada sırada Hüseyin Hoca’mız

çaktırmadan 2,5 TL veriyordu.

Biz de parayı alınca

sevinçten uçuyorduk.

Caminin önündeki simitçi Tahir

Ağa’dan simit alıyordum. Bazen annem

10 tane yumurta kaynatarak Merhum

Rasık dayımla bana gönderiyordu.

Ben de onu Kızılcahamam’ın Karaverenli

köyünden Ahmet Ünlü, merhum

Sefa Adalı, Orhan Adalı, Muzaffer

kardeşimi de minareye çağırarak çaktırmadan

onlarla paylaşıyordum. Sabah

ve öğle yemeğini Ulucanlar’daki

Kızılay aşevinden bir sopaya 2 karavana

takarak alıyorduk. Karnımızı bu şekilde

doyuruyorduk. Bazen ben Anafartalar

Caddesi’ndeki Adliyenin karşısında

yer alan Ankara Pasajı’ndaki

Hafız Mehmet Hoca’nın oğulları merhum

İsmail Aydın ile vakfımızın kurucusu

Osman Aydın Bey’in kurduğu

Osmanlı Reklam’a giderek boyanmış

olan tabelaların sathını 3-4 numara

zımpara ile zımparalayarak öğle yemeği

yiyordum. Osmanlı Reklam’ın

karşısında merdiven altında çaycılık

yapan Erzincanlı Mehmet Çiftçi Abi

de bana çay ikram ediyordu. Kurstaki

talebelere akşam yemeğini MKE’de

çalışan Elazığlı Halil Amca veriyordu.

Akşamları sırayla Hamamönü’ ndeki

evine nöbetleşe giden öğrencilere ya-


NİSAN 2018 • SAYFA 5

rım sayfa Kur’an okutuyor ondan sonra

tahta kutuya 57 öğrenciye adam başı 5

kara zeytin hesaplayarak 285 adet zeytini

kutuya bırakıyordu. İkinci gün kibrit

kutusu kadar beyaz peynir, üçüncü gün

de helva veriyordu. (Mekânı cennet olsun

inşallah)

1960 yılında ülkemizde askeri ihtilal

yapılmıştı.

Bu darbe sonucunda demokrasi ve

insan haklarının rafa kaldırıldığı ülkemizde

Başbakanımız Adnan Menderes

ile iki bakanımızı darbeciler idam ettiler.

O yıllarda millet iradesi ve hukukun

üstünlüğü kavramları yok sayılarak yerini

zorbalık, baskı, zulüm, işkenceye bıraktı.

Hafız Hüseyin Başdağ Hoca’mız

perşembeyi cumaya bağlayan gecelerde

talebeleri toplayarak 4444 Salat-ı Tefriciye

okuturdu. Işıklar karartılır caminin

etrafına 2-3 nöbetçi talebe koyarak askerlerin

baskın yapacağı endişesi içinde

dualar yapıldı. 1961 yılında hafızlığını bitirenlerle

yarım hafız olanlara Hacı Bayram

Cami’nde diploma merasimi yapılarak

diplomaları verilirdi. Ben de bu diplomayı

alanlar arasındaydım. Babam ve

annem köydelerdi. Yokluk ve sıkıntı devam

ediyor. Bir gün yine Osmanlı Reklam’daki

İsmail ve Osman abiyi ziyarete

gittim. Hafızlık diplomamı aldığımı söyledim.

Merhum İsmail Aydın abi beni

tebrik etti ve sonra:

-Hüdaverdi, baban ve annen yokluk

içinde. Hoca olup da ne yapacaksın?

Seni bitişiğimizdeki Hürbilek

Matbaası’na çırak olarak vereyim de

meslek sahibi ol! dedi.

Ben de bu teklifi kabul ettim. Beni

Hürbilek Matbaası’na çırak olarak verdiler.

Orada gece saat 10-11’e kadar çalışıyordum.

Hıdırlıktepe’ de bizim köylülerin

yanından bir oda tuttum. Hürbilek

Matbaası’nda epey bir zaman çalıştım.

Daha fazla bir haftalıkla Seval Matbaası’na

gittim ve iş istedim. Patron Zeki

Bey hünerimin ne olduğunu sordu.

Ben de kendimi anlattım. Bu konuşmadan

sonra beni işe aldı. Bir sonraki yılda

İzgi Matbaası’na girdim. Oradan da Diyanet

İşleri Başkanlığında çalışan halamın

oğulları İlhami-Ahmet Özdoğan’ın

yardımıyla Türk-Tarih Kurumu Matbaası’nda

işe başladım. Bu matbaa Türkiye’nin

en büyük matbaasıydı. Roland Rekord

Ofset baskı makinesi orada vardı. O

baskı makinesinde, ustalarımın yanında

kendimi yetiştirdim. O tarihte matbaada

120 kişi çalışıyordu. Vakit namazı kılan

3-5 kişi vardı. Biri de benim. Türk-

Tarih Kurumunun başkanı Uluğ İğdemir

oğlu Gökmen İğdemir ise Basımevinin

müdürüydü. Kendisi Rotary Kulübü

üyesiydi. Vakit namazlarımızı 30-40

m2 lik bıçak bileme odasında kılıyorduk.

Bir gün öğle namazımı kılarken müdürümüz

Gökmen İğdemir atölyeye geldi

ve beni orada namaz kılarken gördü. Bana

bağırmaya başladı. “Ulan burası mescit

mi!” diyerek giyotinin altına konulan

bıçak tahtasını başıma vurarak kırdı. Çok

korktum. Müdür muavini Vala Bey, şefimize

talimat vermiş olacak ki matbaaya

gelen kâğıtları bana taşıttılar. Zaman zaman

“Hoca suyun ısınıyor, işine son verilecek”

laflarıyla beni korkutuyorlardı.

Bütün bunlara rağmen Tarih Kurumu

Matbaası’nda iki renkli makinede usta

oldum. Matbaanın kilişehane ustabaşı

merhum İsmail Gökmen Abi vardı. Beni

çok severdi. Annesi ve eşi Halime Hanım

çok dindar hanımefendilerdi. Beni

İsmetpaşa’daki evine sık sık Kur’an okumaya

çağırırdı. Bazen de tesbih namazı

kıldırırdım.

Kardeşim Mustafa da İsmail Aydın

abinin vesilesi ile Denizciler Caddesi’ndeki

Sanat Klişe’de işe başlamıştı. O

da burada kendisini yetiştirmişti. İsmail

Gökmen ağabeye kardeşimi Doğuş Matbaası’na

yerleştirmesini rica ettim. O da

kardeşimi Doğuş Matbaası’nda işe soktu.

Doğuş Matbaası o zaman Türkiye’nin

büyük matbaalarından biriydi. O tarihlerde

Adalet Gazetesi okuyorum. Gazetenin

sahipleri ve Turhan Dilliğil gazetenin

manşetine “Allahsız Gardiyanlar”

diye manşetler attırıyordu. Ben de Tarih

Kurumu Matbaası’nda sırtımda kâğıt

taşımaktan usanmıştım. İş yerinden

ayrılmaya karar verdim. Müdürün kapısından

girerek “Allahsız gardiyan, Allah

senin bu dünyada da ahirette de cezanı

versin” dedikten sonra merdivenleri

ikişer üçer basamak atlayarak Numune

Hastanesinin yanına kaçtım. Arkamdan

adam gönderir diye korktum. Daha

sonraki günlerde müftülükte müezzinlik

imtihanına girmeye karar verdim. İmtihan

tarihine epey zaman vardı. Kardeşim

Mustafa’yı Doğuş Matbaası’nda ziyarete

gittim. Klişehanın şefi Hüseyin Tangür

Bey’le karşılaştım. Bana “Oğlum sen

nerede çalışıyorsun?” diye sordu. Ben de

Türk-Tarih Kurumu Matbaası’nda ofset

ustası olarak çalıştım ve buradan yeni

ayrıldım dedim. O tarihlerde Doğuş Matbaacılık

da ofset baskı makinesi getirmeye

karar vermiş. Hüseyin Usta bu cevaptan

sonra Doğuş Matbaası’nın patronu

Rafet Yardımedici’nin ve Müdür Haldun

Bey’in yanına inmiş ve şunları söylemiş:

- Ofset baskı makinesi için bize bir usta

lazım. Mustafa’nın kardeşi de ofset ustasıymış.

Daha önce Türk Tarih Kurumu

Matbaası’nda çalışmış. Mustafa çok çalışkan

bir çocuk. Bunun kardeşi de öyledir.

Bu çocuğu işe alalım.

Bunun üzerine beni müdürün yanına

çağırdılar. Dediler:

-Oğlum sen ofset ustası mısın? diye

sordular. Ben de:

- Evet efendim dedim.

-Biz seni buraya alalım. Ne kadar maaş

istersin? dediler.

- Siz ne takdir ederseniz.

Önce sen dışarı çık dediler. Sonra çağırarak:

-Oğlum biz sana şimdilik 450 lira vereceğiz.

Daha sonra bakarız. Bir de seni

İstanbul’da Apa Ofset Matbaası’na kursa

göndereceğiz. 30-40 gün orada kalacaksın.

Ben de:

- Baş üstüne dedim.

Tarih Kurumu Matbaası’nda 235

TL’ye çalışıyordum. Müezzin olsaydım

157 TL alacaktım. Allah bana 450 TL maaş

alacağım bir kapı açtı. İstanbul’a gittim

ve uygun fiyata bir otel buldum. Camileri

dolaşmaya başladım. K. Ayasofya,

B. Ayasofya, Sultanahmet, Nuri Osmaniye,

K. Şehzadebaşı Cami’ nde ikindi

namazını kıldım. Namazı kıldıran imam

Leblebicioğlunda beraber hafızlığa çalıştığım

Çorumlu Selami’ydi. Namazdan

sonra kucaklaştık. Bana “Hüdaverdi

ne arıyorsun burada?” dedi. Ben de Apa

Ofset Matbaası’na ofset makinelerinde

kurs görmeye geldiğimi söyledim. Bana

nerede kaldığımı sordu. Ben de Sirkeci’de

bir otelde kalacağımı söyledim. Bu-


SAYFA 6 • www.esyav.com

nun üzerine bana “Ben Şehzadebaşı Camii

‘nde kalıyorum sen de benimle kalır

mısın?” diye sordu. Ben de memnuniyetle

bu teklifi kabul ettim. Sirkeci’den valizimi

alarak Şehzadebaşı Cami’ne getirdim.

Şehzadebaşı Cami’nde Çorumlu Selami

kardeşimle 35 gün beraber kaldık.

Bu arada sabah ezanlarını fırsat buldukça

ben okudum. Şehzadebaşı Cami’nin

Çanakkaleli bir imamı vardı. O bana dedi

ki:

-Oğlum Osmanlı‘dan beri bu cami

böyle bir ezan işitmemiştir.

Hoca’mızın bu söylemi üzerine ben

çok duygulandım. Selami’ye veda ettim.

Ankara da Doğuş Matbaasında çalışmaya

başladım. Matbaamızın şefi Kızılcahamam’ın

Binkoz Köyü’nden İsmail Ataseven

abiydi. Orada çalıştığım müddetçe

İsmail Ataseven Usta’mdan çok şeyler

öğrendim. Bundan dolayı ona minnettarım.

Şu an kendisi rahatsızdır. Kendisine

Allah’tan sağlık ve afiyet diliyorum.

Matbaa

makinelerinden

anlayan bir

tanıdığın var mı?

Doğuş Matbaası’ nda çalıştığım sıralarda

vakfımızın kurucusu Değerli Mimar

Salih Bezci üniversitede öğrenciyken

Doğuş Matbaası’nda tulum giyerek

çıraklık yapardı. Benim Doğuş Matbaası’ndaki

çalışmam askerliğime kadar sürdü.

Askerliğim bittikten sonra tekrar Doğuş

Matbaası’nda işe başladım. 70’li yıllara

kadar Doğuş Matbaası’nda çalıştım.

Bu arada Ankara Mühendislik-Mimarlık

Okulunda malzeme dersine giren

Dr.Hüseyin Kami Büyüközer ve arkadaşları

Milli Selamet Partisi için bir matbaa

kurmaya karar verirler. Bununla ilgili

Hüseyin Kami Büyüközer’in yanında

Özelif Yapı Kooperatifinin muhasebe

müdürlüğünü yapan Diyarbakırlı Mehmet

İhsan Arslan ile üniversitede çalışan

bir arkadaşını matbaa kurmak için görevlendirmişler.

Yenimahalle’de oturan

İhsan Arslan, Yenimahalle 6.Durak Cami

imamı hemşehrimiz Hasan Hüseyin

Altaş’a “Matbaa makinelerinden anlayan

bir tanıdığın var mı?” diye sordu. O da

benim çok samimi bir arkadaşım var diyerek

bu iki arkadaşı Doğuş Matbaası’na

benim yanıma getiriyor. Doğuş Matbaası’nda

yapmış olduğumuz görüşmede

bana bir matbaa açacaklarını söylediler.

Matbaa için de Necatibey Caddesi’nden

bir makine bulduklarını ve benden de bu

makinenin durumu hakkında bilgi vermemi

rica ettiler. Satılık makineyi görmek

için Necatibey’e gittim. Matbaanın

patronundan izin almak suretiyle makineyi

çalıştırıp baktım. Ancak makine

hurdalaşmıştı. Makine hakkındaki kanaatimi

kendilerine ifade ettim. Bu makineyi

almamalarını tavsiye ettim. Onlar

da bana “Kardeşim biz paramıza göre buyi

makine bulduk” diyerek aldılar. Matbaayı

Mithatpaşa Caddesi’nde kurdular.

Bana da bu matbaanın başına gelmemi

talep ettiler. Ben de makineden dolayı bu

teklifi kabul etmedim. Onlar da benden

bir usta bulmamı istediler. Ben de Daily

News Gazetesi’nde şef olarak çalışan

kardeşim Mustafa Çakır‘ın bu matbaaya

gidip çalıştırmasını söyledim. Çünkü

ben tez canlı bir kişiliğe sahibim. Kardeşim

Mustafa Çakır ise sabırlıdır. Söylediğim

matbaada işe başladı. Matbaada ilk

çıkan kitap Ankara İlahiyat Fakültesinde

öğretim üyesi olan Dr. Esad Coşan’ın

Hacı Bektaş Veli’nin Makalat’ı ile ilgili

doktora teziydi. Ondan sonraki işlerde

kardeşim Mustafa Çakır, Elif Matbaacılık

Komandit Şirketinde çok bunaldı.

Bana “Abi neden benim işimden edip buraya

getirdin?” dedi. Aradan 3-4 ay geçti.

Bu sefer bana Feridun Yılmaz Yüceler,

İsmet Çonkar ile beraber birkaç arkadaşı

benimle görüşmek üzere gönderdi.

Matbaacılıkla ilgili bilgi alışverişi yaptıktan

sonra bu matbaayı yeniden kurmamı

teklif ettiler.

Dr.Hüseyin Kami Büyüközer ile görüştükten

sonra Fevzi Çakmak Sokak’tan

600 m2 bir yer kiralayarak makineler

araştırmaya başladım. Hoşuma giden

makinelerin pazarlığını ederek Fevzi

Çakmak Sokağa kurdum. Elif Matbaası’nın

ortakları Dr. Hüseyin Kami Büyüközer,

Bayındırlık Bakanı Fehim Adak,

Hasan Aksay, Planlama Müsteşarı Ertan

Gülek, Rahmetli Ekrem Pakdemirli,

Mehmet İhsan Arslan, Prof. Dr. Ahmet

Rumeli, Feridun Yılmaz Yüceler, İsmet

Çonkar ve birkaç kişiydi. Ben de kardeşim

Mustafa ile beraber; eşim Selma Çakır

Hanımefendi ve yengem Hatice Hanımefendiye

düğün takısı olarak getirilen

altınları bozdurduk. Bu altınların

bozdurulması sonucu 6300 TL ile biz de

bu matbaaya ortak olduk. Daha sonra bizim

ortaklığımızın oranı düşük olduğu

için kayınvalidem Leyla Gürpınar Hanımefendi

İstanbul’dan bir akrabasından

bizim için 26 000 TL borç para getirdi.

Onu da ortaklığın üzerine koyduk.

Elif Matbaacılık’ta gece-gündüz çalışıyorduk.

O yıllarda Milli Selamet Partisi’nin

ve piyasanın bütün işlerini almaya

çalışarak yoğun bir çalışma temposu

içerisine girdik. Eve gidecek vakti bulamıyorduk.1977

yılına kadar Elif Matbaası’nın

işletme müdürlüğünü yaptım. Milli

Selamet Partisi Genel Başkanı Rahmetli

Prof. Dr. Necmettin Erbakan bilançolarımızı

kontrol etmek için matbaaya

uğrardı.

1977 senesinin ikinci ayında yönetim

kurulunda yapılan toplantı sırasında bir

hususta diğer ortaklarla anlaşamayarak

iş yerinden ayrıldım. On beş gün evde

arayıp çağırmalarını bekledim fakat arayan

olmadı. 1971’li yıllarda Güneş Matbaacılık

T.A.Ş’ nin genel müdürü olan

Kızılcaköylü rahmetli Mustafa Ulucan

Ağabey ve aynı zamanda Basın-İş Türkiye

Gazeteciler ve Basın Sanayi İşçileri

Sendikasının genel başkanlığını yapıyordu.

Beni çalıştığım iş yerine işçi temsilcisi

yapmıştı. Daha sonraki yıllarda aynı

sendikanın Ankara şube sekreteri daha

sonra genel eğitim sekreteri yaptı. Basın-İş

Sendikasındaki bu görevimden dolayı

Türk-İş’e bağlı muhtelif sendika başkanları

ile tanışma imkânı buldum. Bunlardan

birisi de Sağlık İş Sendikası Genel

Başkanı, Türk-İş Genel Sekreteri bilhâre

Ankara’dan Adalet Partisinden milletvekili

olan rahmetli Mustafa Başoğlu ağabey

ile önemli bir dostluğum oldu.

Bunun üzerine Almanya’ya gitmeye

karar verdim.

Bir gün Sağlık-İş Sendikasına Mustafa

Başoğlu ağabeyi ziyarete gittim. Sohbet

ederken Genel Başkan Yardımcısı

Savaş Kıratlı Bey üyeler için plastik kaplı

bir cüzdan getirdi. “Başkanım, bu üye-


NİSAN 2018 • SAYFA 7

lik cüzdanını görüştüğüm iş yerleri 5 TL’

den aşağı yapmıyor. İzin verirseniz onlara

bunu vereceğim” dedi. Ben de “Sayın

Başkanım, bakabilir miyim?” diyerek

cüzdanı ellerinden aldım. Mustafa Başoğlu

Başkanıma “Lütfederseniz ben bunu

4,90 kuruşa yapayım” dedim. O da bu

teklifi kabul etti. Bunun üzerine plastik

kapağın yapılması için Ünüvar Plastiğe

gittim. Oranın sahibi Asım Beyle görüştüm.

Plastik kapağı 185 kuruşa yapacağını

söyledi. Daha sonra farklı yerlerden

teklif aldım. Daha sonra Ünüvar Plastiğe

giderek plastik kapağı vermek istedim

ancak sahibini bulamadım. Atölyenin

kapısını açarak içeri girdim. Ustabaşı

Yunus Doğan adlı bir arkadaş karşıma

çıktı. Bana “Ben sizi Milli selamet partisi

gençlik kollarından tanıyorum” dedi.

Buranın şefi olduğunu söyledi. Çorumlu

olduğunu Çorum İmam Hatip’in

orta kısmından mezun olduğunu söyledi.

Bu konuşmalardan sonra ona “Yunus

plastik kapağın fiyatını çıkartır mısın?”

dedim. O da hesabını yaparak fiyatı

38 kuruş olarak çıkardı. Doğru yapıp

yapmadığını sordum. Doğru yaptığını,

istersem bunu İstanbul’daki Garanti

Plastikten bunu sorup öğrenebileceğimi

söyledi. Ben de Garanti Plastik fabrikasına

gittim. Yunus’un yaptığı hesap doğru

çıktı. Bunun üzerine tekrar Yunus’a

geldim. Bunun makinesinin nerede satıldığını

sordum. Bana “Türk Plastikte bir

makine var 14 000 TL istiyorlar ancak 12

500 TL’ye bırakırlar” dedi. Ben de Türk

Plastiğe giderek pazarlık yaptım. Pazarlık

soncu Makineyi 12 000 TL’ ye aldım.

Selanik Caddesinde 45 m2 lik bir iş yeri

tutarak makineyi oraya taşıdım. Semih

Plastik adlı bir firma kurdum. Yunus’u

da oraya ortak ederek kardeşim Mustafa

Çakır’ı işin başına geçirdim. Sağlık-İş

Sendikasından aldığım o işten 65 000 TL

para kazandık. Daha sonra bütün diğer

sendikaları dolaştım. Onların bu tür işlerini

alarak Semih Plastiğe 550 ile 600

TL arasında iş aktardım. Matbaacılıkta

gösterdiğim atılımı plastikhanede yapamadım.

Bunun üzerine Almanya’ya gitmeye

karar verdim. Almanya’dan bir tanıdık

bulmak için Doktorasını Almanya’da

yapan hemşehrimiz Halil Akçapınar

Hoca’mıza “Almanya’da bir tanıdık

var mı?” diye sordum. O da bana Sivaslı

Süleyman Bozkurt isminde bir arkadaşın

adresini verdi. Ona telefon ederek bana

yardımcı olmasını istedi. Ben de bu gelişmeler

üzerine “Allah’ım beni Almanya’ya

gönder” diye dua ediyordum. Daha

sonra pasaportumu almak nasip oldu.

Eşim Selma Hanımefendi’ye yolluk yaptırarak

tren biletimi aldım. Sirkeci’den

trene bindikten 46 saat sonrasında Münih’e

ulaştım. Münih’i çok bir kalabalık

gördüm. Bir buçuk saat orada gelip geçeni

seyrettim. Gözüme kestirdiğim birisine

giderek “Ben Türkiye’den geldim, dil

bilmiyorum, bana ucuz bir otel bulursanız

çok sevinirim” dedim. O kişi de bana

3 Mark’a bir pansiyondan yer buldu. Bu

şahıs Ardahanlı Asım Yeşilada idi. (Allah

ondan razı olsun) Daha sonra kendisine

cuma namazı için cami sordum.

“O zaman seni Milli Görüş’ün yerine götüreyim”

dedi. Milli Görüş’te Giresunlu

Temel Keşaplı ile tanıştırdı. Halil Akçapınar

Bey’in bana yardım edeceğini

söylediği arkadaş Süleyman Bozkurt Sivas’a

gitmiş. 15 gün sonra geri döneceğini

söylemiş. Cuma günü Temel Keşaplı

ağabeyim beni Münih’teki belediye hudutları

dışında Arapların yaptırmış olduğu

camiye cuma namazına götürdü. Camiye

girdik, cemaat var fakat ne Kur’an

okuyan ne de vaaz veren yoktu. Ben de

Süleyman Efendi Hazretlerinin talebelerinden

öğrenciyken öğrendiğim birkaç

tane hadis ve ayeti anlatma niyetiyle

kürsüye çıkmaya karar verdim. Bu cüretim

daha evvel talebe olduğum Kur’an

kursunda öğrencileri kürsüye çıkartarak

tatbikat dersi yaptırmalarından ileri

geliyordu. O zamanlarda dilim kekeler

bacağım titrer fakat sonunda bülbül gibi

şakımaya başlardım. “Sallü Alâ Rasulina

Muhammed” diyerek vaaza başladım.

Cuma namazına başlayacağımız saatte

Millî Selamet Partisinden tanıdığım

Çankırı senatör adayı Mustafa Hocam

sarık ve cübbesi ile camiye girdi. Bende

kürsüsünde indim ve namaza başladık.

Namaz bittikten sonra Mustafa Hocam,

“Hüdaverdi ne arıyorsun burada?” dedi

. Ben de “Matbaa makinesi almak için

buraya geldim” dedim. Nerde kalıyorsun

sorusuna pansiyonda kalıyorum cevabını

verdim. Benim yanıma bir arkadaş da

vererek pansiyondaki valizleri getirmemi

söyledi. Arapların yaptırmış olduğu

caminin 16 tane misafirhanesi vardı. Beni

odanın birine yerleştirdi. Daha sonra

da 16’şar sayfalık 3 tane kitapçık alarak

“Goethe Enstitüsü” nde okuyan Giresunlu

Ali ismindeki arkadaşa bana dil öğretmesi

ricasında bulundu. Ona “Oğlum

Ali, Hüdaverdi kardeşimiz trene binmeye

kalksa bilet istemeyi bilmez. Bu arkadaşı

sana teslim ediyorum” dedi.

O tarihlerde matbaa makinaları ticareti

yapan sayılı insan vardı.

Sivas’tan Süleyman Bozkurt ağabey

döndü. Elif Matbaacılık’ ta ortaklığımızda

biriken 120 000 TL ve dayımların bana

dolmuşlarını satarak verdikleri 157

000 TL ile Almanya’da makine araştırmaya

başladık. 1977’li yıllarda Merkez

Bankasına 50 000 Mark yatıran bir işçiye

permi hakkı vererek makine ithal etmesine

izin veriliyordu. Milli Görüş’teki

kardeşlerimiz ve Süleyman Bozkurt

ağabeyin yardımıyla dört tane permi temin

ettik. Daha sonra Sivas Ermenisi

olan Groger Avakyan’a gittik. İstediğimiz

makineleri kendisine anlattık. Yaklaşık

bir buçuk ay içerisinde Almanya, İtalya,

Hollanda, Belçika gibi ülkelere giderek

almak istediğimiz makineleri görüp pazarlığını

ettik. 4 adet farklı ebatlarda makinaları

tırlara yükleyerek Ankara gümrüğüne

indirdik. Getirdiğim makinaları

matbaacı meslektaşlarıma duyurdum.

O tarihlerde matbaa makinaları ticareti

yapan sayılı insan vardı. Daha önce çalıştığım

Doğuş Matbaacılık Limited şirketine

giderek Almanya’dan dört tane makine

getirdiğimi Ustabaşım İsmail Ataseven

ağabeyime duyurdum. O da patrona

giderek “Hüdaverdi Almanya’dan ofset

baskı makineleri getirmiş. Ben gittim,

gördüm. Güzel makinalar. Matbaaya

bunlardan ihtiyaç var. Gidip bakar mısınız

efendim?” demiş. Bunun üzerine patronum

Muhterem Rafet Yardımedici beni

çağırarak “Oğlum makine getirmişsin

gümrükte görmek istiyorum”dedi. Ben

de gümrüğe götürerek makinaları gösterdim.

Bunun üzerine beni çağırarak 57

x 82 cm ofset baskı makinesine ne fiyat

istiyorsun? dedi. Ben de “Siz benim patronumsunuz,

sizin ekmeğinizi yedim. Siz

ne takdir ediyorsanız ona razıyım” dedim.

Bu konuşmanın üzerine bu makineye

400 000 TL fiyat teklifi yaptı. Ben

de bu teklifi kabul ettim. Bu satıştan sonra

bürosundan sevinçle ayrıldım. Çünkü

ben 4 makineyi 445 000 TL’ye almıştım.

Diğer makineleri de satarak ikinci ve

üçüncü kez Almanya’ya gittim. Buradan

tekrar makineler getirip bir kısmını sattım.

Diğer kalanlarıyla Semih Ofset Matbaacılık

Limited şirketini kurdum.

Cenab-ı Allah bize hudutsuz nimetler

bahşetti. 1986 yılına kadar yoğun bir çalışma

sonucu iyi kazançlar elde ettik. Daha

sonra ambalaj fabrikası kurmaya niyet

ettik. O tarihlerde Prof.Dr. Eyüp Sanay

ağabeyimiz İsviçre’de görevliydi.

Ambalaj fabrikasını kurmak için İsviçre’den

bana yardımcı olacak bir isim istedim.

O da bana Eskişehirli bir iş adamı

arkadaşına yönlendirdi. Ben de bunun

üzerine trenle Zürih’e gittim. Bu iş adamı

Zürih’te ambalaj fabrikasını bana gezdirdi.

Fabrikayı kurmak için gece-gündüz

çalıştık. Ancak o tarihlerde döviz kurunda

yaşanan artışlardan dolayı elimiz-


SAYFA 8 • www.esyav.com

deki mevcut sermaye fabrikayı kurmaya

yeterli gelmedi.

1986 yıllarının sonunda Salih Bezci

kardeşim Etlik Aşağıeğlence’de bir ticaret

merkezi yapmayı düşündüğünü ve

yakında ihaleye gireceğini söyleyerek bu

ticaret merkezine ortak olmamı tavsiye

etti. Ben de onun bu tavsiyesini kabul

ederek Etlik Ticaret Merkezi’nin yüzde

25’ine ortak oldum. Bu proje sonucunda

çok para kazandık. Salih Bezci’nin bana

yaptığı iyilik sadece bu değildi. Salih

Bezci kardeşimin babası benim çok kıymetli

büyüğüm Durali Bezci Abi “Hüdaverdi’ye

söyleyin Büyüksanayi’deki Alibey

İşhanı’nın bitişiğindeki arsayı alsın.”

demiş. Ben de onun bu tavsiyesi üzerine

arsayı aldım. Salih Bezci kardeşimin tavsiye

ettiği bir mimara da projesini çizdirerek

şimdiki Çakırlar İşhanı’nı yaptık.

(Allah onlardan ebediyen razı olsun)

Daha sonra 1987 yılında Selanik Caddesi’nden

Büyüksanayi Çakırlar İşhanı’na

taşındık. Etlik Ticaret Merkezi’ndeki iş

yerleri ve dairelerden bir kısmını satarak

Salih Bezci kardeşimin tavsiyesi ile Çayyolu’ndaki

“Çakırbey Villaları” nın arsasını

aldık. Projelendirip inşaatına başladıktan

sonra bugünkü hâline getirdik.

Bu imkânlara kavuştuktan sonra

Mahkemeağacin Köyü’nde çektiğimiz

yoksulluk, yatılı Kur’an kursunda Kızılay

aşevinden aldığımız yemekler MKE kurumunda

çalışan Elazığlı Halil Amca’nın

hayırseverlerden toplayarak bize yapmış

olduğu yardımları hiçbir zaman unutmadım.

1980’li yıllarda Muradiye Vakfı’nda

Merhum Rıza Çöllüoğlu ile Merhum

Mustafa Kalfaoğlu Hocalarımızın yanında

bir kısım arkadaşlarımla beraber vakıf

çalışmasında bulunmamız daha sonraki

zaman içerisinde Hakyol Vakfı’nın kurucuları

arasında bulunmam köy hayatında

ve yatılı Kuran kursunda çektiğim sıkıntılar

beni diğer vakıflardan edindiğim

tecrübe ile bir vakıf kurmaya sevk etti.

Bunun üzerine beldemizin yetiştirdiği

saygıdeğer bilim adamı ve milletvekilimiz

Prof. Dr. Eyüp Sanay Hoca’mıza bir

vakıf kurma düşüncemin olduğunu arz

ettim. Bu vakfın nasıl kurulacağı noktasında

yardımını istedim. O da beni alarak

Ziya Gökalp Caddesi’ndeki Vakıflar

Bölge Müdürlüğüne götürdü. Vakfın nasıl

kurulacağı ile ilgili bilgileri aldık. Bununla

ilgili kuruluş bedeli olarak 1750 TL

gerektiğini söylediler. Biz de bunu temin

ederek Av. Rasim Ayaz’a vakfın kurulması

ile ilgili ricada bulunduk. O da vakfımızı

kurmamıza yardımcı oldu. Bu hususta

bu vakfın kurulup yaşamasında ve

bugüne gelmesinde Durali Bezci ağabeyimin,

Merhum Abdulkadir Özcan ağabeyimin

çok büyük katkıları oldu.(Allah

onlardan razı olsun) O tarihten sonra

vakfın kuruluşundan bugüne kadar ihtiyaç

sahibi 13 000 üniversite öğrencisi evlatlarımıza

burs vererek beldemizin ihtiyaç

sahibi ailelerine katkıda bulunulmuştur.

Bu hizmet kervanına katılan bütün

hemşehrilerime bu vesileyle şükranlarımı

sunuyorum.

1991’li yıllarda Sağlık-İş Sendikası

Genel Başkanı Ankara Milletvekili merhum

Mustafa Başoğlu Ağabeyim “Hüdaverdi

sen işçilik yaptın, sendikada yöneticilik

yaptın, bundan sonra sen bir iş

adamları derneği kurmalısın” diyerek

beni iş adamları derneği kurmaya yönlendirdi.

Ben de bunun üzerine 26 arkadaşımla

beraber Anadolu Sanayici ve İşadamları

Derneğini kurdum. Bu dernekte

yaklaşık 1 yıl başkanlık yaptım. Daha

sonra İstanbul’dan Ziraat Bankası Yönetim

Kurulu Başkanı Zeki Sayın, MÜSİAD

yönetim kurulundan bir haber getirdi.

Bu haber şöyleydi: “Ankara’daki dernekle

MÜSİAD arasında medeniyet tasavvurumuz

ve düşünce yapımız arasında bir

fark yok. Ya onlar bizi iltihak etsin ya da

biz onlara iltihak edelim”. Bunun üzerine

yönetim kurulunu toplayarak MÜSİ-

AD’ın bu arzusunu arkadaşlarıma ilettim.

Onlar da bana “Derneğin kurucusu

sensin Başkanım nasıl karar verirsen biz

ona uyarız” dediler. Bunun üzerine İstanbul’da

Ülker bisküvi fabrikası sahibi

Merhum Sabri Ülker Ağabeyimin Topkapı’daki

fabrikasında tanıştığım değerli

bilim adamı Prof. Dr. Sabahattin Zaim

Hoca’ma telefon açarak İstanbul MÜSİ-

AD’ın bize yapmış olduğu bu teklifi kendisine

arz ettim. O da bana “Hüdaverdi

Bey siz mi önce kuruldunuz İstanbul

MÜSİAD mı önce kuruldu?” diye sordu.

Ben de kendisine İstanbul MÜSİAD’ın

önce kurulduğunu arz ettim. Sabahattin

Hocam da “O zaman ticaretin başkenti

İstanbul, siz MÜSİAD’a iltihak edin” dedi.

Biz de dernekte bir karar alarak MÜ-

SİAD’ın Ankara şubesini kurduk. Ankara

şubesinde kurucular ve yönetim kurulunda

çok seçkin kardeşlerim vardı. Bunlardan

Kızılcahamamlı olarak Salih Bezci,

Osman Tokur, Hüseyin Akyüz vardı.

Bu yönetim kurulunda içinde TOBB

başkanımız Sayın Rıfat Hisarcıklıoğlu

da vardı. Ankara şubesinde 91-96 yılları

arasında başkanlık yaptım. Daha sonraki

yıllarda Zeki Poyraz, Halil İbrahim Boyacıoğlu,

Şerafettin Karademir başkanlık

yaptılar. 2007 yılında tekrar beni başkanlığa

getirdiler. 2012 yılına kadar bu

görevi sürdürdüm. İkinci dönem başkanlığa

geldiğimde sabah namazlarında Hacı

Bayram Cami’ne giderek Allah’a yalvardım.

“Yarabbi beni bu veli kulunun yüzü

suyu hürmetine MÜSİAD’ daki kardeşlerime

ve Müslümanlara hayırlı hizmetler

yapmaya muktedir kıl” diye dualar ettim.

Ondan sonraki aşamada bir sanayi

kooperatifi kurmaya karar verdim. Bununla

ilgili Maliye Bakanlığı Milli Emlak

Genel Müdürlüğüne ve TOKİ ‘ye giderek

arsa araştırmaya başladım. S.S. Başkent

Konutyapı Kooperatifi’ni kurdum. Cumhurbaşkanımız

Sayın Recep Tayyip Erdoğan

Refah Partisinde 91-92-93 yıllarında

İstanbul İl Başkanlığı yapmakta olduğu

yıllarda beni telefonla arayarak 16

milyon adet 16 sayfalık broşür basmamı

isterdi. Daha sonraki yıllarda 8 milyon,10

milyon broşür basarak kendisine gönderirdik.

Bundan dolayı hiçbir bedel talep

etmezdik. Sonraki aylarda “Ya size çok

yük oldum, bu seferde kâğıdın senedini

göndereyim baskı yine bedava olsun”

derdi. Biz de medeniyet tasavvurumuzun

ve Milli Görüş arzumuzun ülkemize

egemen olması için seve seve bunları

yapardık. Bu dönem içinde TOKİ başkanı

Erdoğan Bayraktar da bizi iş yerimizde

ziyaret etmişti. Biz de bu tanışıklıktan

dolayı TOKİ’den kooperatif için arsa istedik.

Çakırlar mevkindeki bugün inşaatı

devam etmekte olan 630 konutluk 137

dönüm arsayı ihaleye girerek aldık. Üyelerimiz

ve sevdiğimiz dostlarımız inşallah

2,5 yıl sonra dairelerine sahip olacaklar.

30 tane ihtiyaç sahibi vatandaşımız

da bu kooperatifin yakınında alınan arsada

bedelsiz ev sahibi olacaklardır.

Bunları neden anlatma ihtiyacı duydum?

Vakfımızdan burs alan öğrencilerimizin

ve diğer girişimci genç kardeşlerimin

bu saydığım örneklerden kendilerine

ders çıkarmalarını tavsiye ediyorum.

Gençlerin kendilerine bir istikamet tayin

etmeleri gerekmektedir. Çünkü meselesi

olmayanın mesuliyeti olmaz. Bu ülkenin

zorluklar karşısında pes etmeyen

daima ülkemiz ve milletimiz için çalışan

gençlere ihtiyacı vardır. İleride geldikleri

yerleri de unutmayarak onların da kendileri

gibi olan gençlerin ellerinden tutacağına

olan inancım tamdır.


NİSAN 2018 • SAYFA 9

Asırlık tarihi, doğal güzellikleri ve şifalı

suları ile Kızılcahamam 100 yaşında

Kızılcahamam Belediye Başkanı

Muhittin Güney

Kurulduğu günden bu yana birbirinden

güzel çalışmalara imza atmış olan

ESYAV, yıllardır Yüksek Öğretim kurumlarında

okuyan öğrencilere maddi-manevi

yardımda bulunmakta, yurt

içinde ve yurt dışında okuyan veya bilimsel

araştırma yapan araştırmacılara

burs vererek maddi destek sağlamaktadır.

Vakıf, kurulduğu tarihten itibaren

bu amacını gerçekleştirmek için öğrencilere

burs vermektedir. Yine Kızılcahamam

ve Çamlıdere’de İmam Hatip Lisesi’nde

okuyan ve ihtiyaç sahibi olan

öğrenciler için her ay belli bir miktarda

eğitim yardımı göndermektedir.

ESYAV, bayramlaşma toplantıları,

ramazan ayındaki iftar programları,

köy ziyaretleri ve oralarda yapılan toplantılara

ilaveten ayrıca bursiyer öğrencileri

için düzenlenen tarihi ve kültürel

geziler gibi insanımızı bir araya getirerek

onların tanışma, kaynaşma ve yardımlaşmalarına

öncülük etmek amacıyla

bir takım sosyal faaliyetlerde bulunmaktadır.

1986 Yılında kurulan ve o yıldan günümüze,

gençlerimizin eğitimine destek

olmak memleketimizi ve insanımızı

her yönden tanıtmak,kaynaşma ve dayanışmayı

sağlamak için çeşitli etkinlikler

düzenleyen ESYAV, yöre insanımızın

maddi ve manevi desteklerinden

aldığı güçle yoluna devam etmektedir.

ESYAV, yöremizin iki güzel ilçesi Kızılcahamam

ve Çamlıdere’nin gözbebeğidir.

Asırlık tarihi, doğal güzellikleri ve

şifalı suları ile dünden bugüne her zaman

büyük ilgi gören ilçemiz Kızılcahamam’ımız

ve Çamlıdere’miz hizmetlerin

en güzelini hak etmiştir. Görev yaptığımız

süre içerisinde bu liyakatı göz

ününde bulundurarak Belediye Başkanlık

görevini yürüttüğüm Kızılcahamam’a

en iyi hizmeti vermeye gayret ettik.

Bizler ilk günkü heyecanımızla Kızılcahamam

ve Kızılcahamam halkı her

şeyin en güzeline, en iyisine layıktır düşüncesi

ile hareket ederek gece gündüz

demeden sizlerin refahı, mutluluğu ve

huzuru için çalışmaktayız. Şeyh Edebali’nin

Osman Gazi’ye nasihatında belirttiği

gibi “İnsanlar vardır, şafak vaktinde

doğar, gün batarken ölürler”. Önemli

olan bu dünyadan göçtüğümüzde arkamızda

eserler bırakmaktır. Ben temenni

ediyorum ki bugüne kadar yaptığımız

çalışmalar ve en önemlisi bundan sonra

gerçekleştireceğimiz projeler bizim ardımızda

bıraktığımız eserler olarak kalacaktır.

Gelecekte bu ilçede yaşayacak

olan evlatlarımız ve torunlarımız bizleri

inşallah dua ederek anacaklardır.

Gelişen ve büyüyen ilçemiz yeni

hedeflere doğru ilerlemektedir. 2015

yılında ilçemizin kuruluşunun 100. Yılı

olması nedeniyle ‘’Kızılcahamam

100 Yaşında’’ sloganı ile ilçemizde çeşitli

sosyal ve kültürel etkinliklerin düzenlenmesine

zemin oluşturduk. İlçemizin

100. Yılı anısına yapımını gerçekleştirdiğimiz

“Kızılcahamam Belediyesi

100. Yıl Eğitimci Nuray Yeşil

Müzesi” ile ilçemizde kaybolan meslekleri,

geçmişten günümüze Kızılcahamam’ı

anlatan bir tarih ziyafetini ilçemiz

halkı ve misafirlerimizin hizmetine

sunduk. Yine 100. Yıl Etkinlikleri

kapsamında İlçe Kaymakamlığımız

ile birlikte Kızılcahamamlı akademisyenlerimiz

ve iş adamlarımızın katılımları

ile gerçekleştirdiğimiz “Yabanabad’dan

Kızılcahamam’a, Kızılcahamam

100 Yaşında Sempozyumu”

ve ardından sempozyumun adına yayınladığımız

prestij kitap ile ilçemizin

görkemli tarihine ışık tutmaya çalıştık.

Yeni hedeflere doğru ilerlerken Kızılcahamam’ın

yıllardır umutla beklediği

üniversite hayalini uzun bir uğraştan

sonra ilçemize kazandırdık. Ankara

Üniversitesi Kızılcahamam Meslek

Yüksekokulunu açtık. İlkleri yapmaya

devam etmekteyiz. En çok önem verdiğim

projelerimizden biri olan Kentsel

Dönüşüm Projemizi hayata geçiriyoruz;

1. etap ile ilgili kısa zaman içerisinde

inşaat aşamasına geçeceğiz.

Yeni Belediye Hizmet Binamızı hizmete

açarak, Kızılcahamam’a yakışan

ve uzun yıllar hizmet verebilecek kalitede

mükemmel bir hizmeti şükürler

olsun ki gerçekleştirmek nasip oldu.

15 Temmuz Demokrasi Şehidimiz

İbrahim Ateş’in ismini verdiğimiz Seyir

Tepesi ve Sosyal Tesisi, Abacı Peribacaları

ve Rekreasyon Alanı, Jeopark

Müzesi, Bizim Anadolu Vakfı Gürcan

Kız Anadolu İmam Hatip Lisesi, asırlık

çöp sorununu sona erdiren Çöp Aktarma

İstasyonu, Evrensel Hafızlar Derneği

Nevin Gökçek Kur’an Kursu, Güreş

Milli Takımlar Kamp ve Spor Merkezi,

Ücretsiz Hal Otoparkı, Yeni Devlet

Hastanesi, Özen Sitesi Otoparkı,

Şeyh Yunus Bin Ahmet Kuzvirani Türbesi,

Toki Sosyal Tesisi, Balgat Ağız ve

Diş Sağlığı Kızılcahamam Semt Polikliniği

gibi bir çok projemizi hayata geçirerek

ilçemize ait eksik olan bir çok

hizmeti gerçekleştirdik. Halen yapımı

devam eden ve kısa sürede tamamlanacak

olan projelerimiz ise şöyle; Atıksu

Arıtma Tesisi, Hastane Kavşağı, Diyanet

İşleri Başkanlığı Kızılcahamam

Eğitim Merkezi, Kızılcahamam Tüneli,

Kirmir Çayı Islah ve Rekreasyon

Projesi, Kızılcahamam Kırsal Ürün

Pazarı, Kütüphane ve Kültür Merkezi,

Tamamlayıcı Tıp, Sağlık ve Turizm

Merkezi ve Gül Bahçesi.

Projelerimiz dışında günlük belediye

hizmetlerini değerli meclis üyelerim

ve çalışma arkadaşlarım ile birlikte eksiksiz

yerine getirmek için seferber olduk.

Vatandaşlarımızın taleplerini kısa

sürede değerlendirip çözüme ulaştırdık.

Sorunları bahane üretmeden acil çözümler

üreterek neticelendirmek gayreti

içerisinde gecemizi gündüzümüze

katarak mesai harcadık.

Tabi ki öğrencilerimizi de düşündük;

‘’Kızılcahamam Okuyor’’ Kitap

Okuma Kampanyası başladı. Kampanya

ile Türkçenin doğru kullanımını sağlamak,

öğrencilere ve halka kitap okumayı

sevdirmek ve kitap okuma alışkanlığı

kazandırmayı amaçlanıyoruz.

Eğitim alanında yaptığımız bir çok proje

ve faaliyet ile her zaman okullarımızın

ve kıymetli öğrencilerimizin hizmetkarı

olduk. Özellikle okullarımızın

ve eğitim kurumlarımızın yanında olarak

öncelikli olarak onların taleplerine

hemen cevap verdik.

En büyük görev ve sorumluluğumuz

bizim için büyük bir gurur kaynağı olan

Kızılcahamam’ın özel kaynaklarını kullanarak

zirveye taşımaktır. Mutlu, başarılı

ve daha güzel bir Kızılcahamam’ı

birlikte oluşturmayı diler, saygı ve sevgilerimi

sunarım.


SAYFA 10 • www.esyav.com

Hâfız, ilim ve hizmet adamı, yönetici

ve vakıf insanı Kemal GÜRAN 1935

yılında Kızılcahamam ilçesinin Alpagut

köyünde doğdu. Köyünde, köyün hatibi

babası Osman GÜRAN da hâfız oldu.

Üç sınıflı ilkokulu köyünde tamamladı.

Amcası hâfız Ali Güran’dan tecvit

ve talim dersleri aldı. İstanbul Nuru

Osmaniye Kur’ân Kursunda Kur’ân-ı

Kerim’i usulüne uygun okuma dersleri

tahsil etti. 1951- 1952 öğretim yılında

imam-hatip liselerinin açılması üzerine

Ankara İmam Hatip Lisesine girdi.

1957-1958 öğretim yılında Ankara

İmam-Hatip Lisesini bitirdi. 1965

yılında Ankara Üniversitesi İlahiyat

Fakültesi’nden mezun oldu. Ankara’da

çeşitli camilerde ve uzun süre Maltepe

Camiinde İmam-Hatiplik yaptı. Diyanet

İşleri Başkanlığı Merkez Teşkilatında

Müfettişlik, Başmüfettişlik, Personel

Dairesi Başkan Vekilliği görevlerinde

bulundu. Ankara Tevfik İleri İmam-

Hatip Lisesinde bir yıl Meslek Dersleri

Öğretmenliği ve Müdür Yardımcılığı

görevi yaptı. 1976 yılında Diyanet İşleri

Başkanlığı DİN İŞLERİ YÜKSEK

KURULU Üyesi seçildi ve bu göreve

atandı. 1981 yılında kendi isteği ile

emekli oldu. Aynı yıl Türkiye Diyanet

Vakfı Genel Müdürlüğüne atandı. 11

yıl bu görevi aralıksız sürdürdü. 4 yıl

süre ile bu vakfın ikinci başkanlığını

yaptı. Bu dönemde de aktif mesleki

çalışmalarını sürdürdü. Kocatepe

Camiinde cuma hutbeleri okudu.

Çeşitli dini dergilerde yayınlanmış

yazıları mevcuttur. “KOCATEPE

CAMİİ MİNBERİNDEN HUTBELE-

RİM” isimli kitabı Kılıç kitapevi tarafından

yayınlandı. “HATİPLERE HUT-

BELER” isimli üç ciltlik hutbeleri Türkiye

Diyanet Vakfı tarafından yayınlandı.

“MÜSLÜMANIN EL KİTABI” isimli

kitabı önce Türkiye Diyanet Vakfı, sonra

da Timaş yayınları tarafından yayınlandı.

Hazırladığı “DİNİ BİLGİLER VE

Adına İmtiyaz sahibi: Hüdaverdi ÇAKIR

Yazı İşleri Müdürü: Saim ÇÖLLÜOĞLU

Yayın Koordinatörü: Sırrı ER

Editör: Süleyman Hakan KURALAY

Biyografi

Kemal GÜRAN

Kızılcahamam-Çamlıdere’de

Yetişen Ünlü

Şahsiyetlerle ilgili geniş

kapsamlı bir çalışma başlattı.

İlk önce “Kızılcahamam-Çamlıdere’de

Yetişen

Ünlü Hâfızlar” kitabını

tamamladı ve ES-

YAV vakfınca bastırıldı.

Aynı zamanda Ünlü Hâfızların

okuyuşları TRT

ve özel arşivlerden bulunarak

ses CD’si olarak çoğaltılıp

dağıtıldı. “Kızılcahamam-Çamlıdere’de

Yetişen Ünlü İlim Adamları”

isimli kitabı hazırlıyordu.

Kitabı bitirmeye

ömrü yetmedi.

Merhum Kemal GÜ-

RAN, evli ve 4 çocuk babasıydı.

Kızılcahamam-

Çamlıdere’de

Yetişen Ünlü

Şahsiyetlerle

ilgili geniş

kapsamlı bir

çalışma başlattı.

İlk önce

“Kızılcahamam-

Çamlıdere’de

Yetişen Ünlü

Hâfızlar”

kitabını

tamamladı ve

ESYAV vakfınca

bastırıldı.

KIZILCAHAMAM ÇAMLIDERE EĞİTİM VE SOSYAL YARDIMLAŞMA VAKFI

Baskı : Semih Ofset

Baskı Adresi: Zübeyde Hanım Mahallesi 628 Sk.

No:26 İskitler, 06070 Altındağ/Ankara

(0312) 341 40 75

1995 yılında onun

öncülüğünde

düzenlenen

“Tarihte ve

Günümüzde

Kızılcahamam-

Çamlıdere Yöresi”

adlı sempozyumda

sunulan bildiriler

kitap haline getirildi.

KUR’ÂN OKUMA ALFABESİ” Akit gazetesi

tarafından okuyucularına dağıtıldı.

Din eğitiminin geliştirilmesinde,

Diyanet İşleri Başkanlığı kuruluşunun

1960 darbesi sonrasında yeniden yapılandırılmasında,

din görevlilerinin ve

İmam-Hatip Liseleri mezunlarının kurdukları

dernek ve federasyonların kuruluşlarında,

Türkiye Diya-


net Valfının kuruluşunda

ve geliştirilmesinde yıllar

süren yoğun çalışmaları

oldu. 1992 yılından

itibaren Kızılcahamam -

Çamlıdere Eğitim ve Sosyal

Yardımlaşma Valfı’nın

faaliyetlerine gönüllü

ve yoğun katkılarda

bulundu.

1992 yılından günümüze

kadar Kızılcahamam

- Çamlıdere Vakfınca

binlerce Kızılcahamam

ve Çamlıdereli üniversite

öğrencisinin, öğrenim

burslarını temin

etmek için yoğun çaba

harcadı, çeşitli kültürel

çalışmalara öncülük etti.

1995 yılında onun

öncülüğünde düzenlenen

“Tarihte ve Günümüzde Kızılcahamam-Çamlıdere

Yöresi” adlı sempozyumda

sunulan bildiriler kitap haline

getirildi.

“Hz. Muhammed ve İlk Müslümanların

Hayatından Düşündürücü Tablolar”

isimli kitap ESYAV tarafından bastırılarak

hemşehrilerimize ücretsiz olarak

dağıtıldı.


Yönetim Adresi: Etlik Mahallesi,

Bağcı Caddesi & Işılay Sokak No:10,

06010 Keçiören/Ankara

(0312) 322 12 01


NİSAN 2018 • SAYFA 11

ESYAV VE DAHASI

ESYAV ile 2015 yılında

tanışmıştım. ESYAV beni baba Genel çerçevede

şefkatiyle kucaklamış olacak

ki sonrası hep güzellikler ve derdimiz ve gâyemiz;

sürprizlerle dolu olmuştur. Baba

‘Vakfımızı daha iyi

şefkati de öyledir, sarar sarmalar,

güzelliklere ve mutluluklara nasıl tanıtabilir ve

vesile olur.

“Mensubiyetten mesuliyet hemşehrilerimizle

doğar” şiarı ile hareket etmeyi ve

dâhi bu ilkenin yol göstericiliğini daha iyi nasıl

ESYAV ile tatbik ettim. ESYAV

ile tanışıklığımızın ardından, birliktelik kurabiliriz?’

aklıma gelen ilk soru; “ESYAV

tarafından sunulan iyiliklerin

olmuştur.

karşılığını nasıl verebilirim?” memleketimizi çok seviyorum.

olmuştur. Bu sorunun cevabını Üniversite yaşamı, finallerin ve

ESYAV bursiyerlerinin evvel üniversite ortamının gerisinde,

zaman içinde oluşturmuş

bıraktığı hatıra ve zorluklar ile

olduğu ESGEB (Esyav Gençlik akılda kalır insanın. ESYAV,

Birimi)’e katılım sağlayarak mezuniyetime hazırlanırken,

gerçekleştirmeliydim. Nitekim ne mutlu ki hep güzel anılar

ESGEB’in o yıl içerisindeki

ve edindiğim dostluklarla

ilk toplantısına katılarak,

hatırlanacak. Gönülden

hemşehrilerimle güzel bir

mensubiyetim daim devam

birliktelik ve muhabbet halkası edeceği için mesuliyetimin de

oluşturarak ilk toplantımızı devam edeceği aşikârdır. Hâkim

gerçekleştirmiştik. Genel

olan Allah izin verdiği müddetçe

çerçevede derdimiz ve gâyemiz; de ESYAV için çalışmaya ve

‘Vakfımızı daha iyi nasıl

güzelim memleketimizin

tanıtabilir ve hemşehrilerimizle insanlarına faydalı olmaya gayret

daha iyi nasıl birliktelik

edeceğimin teminatını buradan

kurabiliriz?’ olmuştur. Bu

vermek istiyorum. ESYAV Vakfı

minvalde hareket ederek birçok çatısı altında olmaktan ve bu

gezi, tiyatro, sinema ve kitap vesile ile hemşehrilerimizle

tahlillerini ESYAV vesilesiyle bu denli güzel birlikteliği

hemşehrilerimle gerçekleştirme oluşturabildiğimiz için mutluluk

fırsatı bulmuş olduk. Birçok duyuyorum.

dostluklar ve güzel hatıralar

Son olarak, ESYAV Vakfını

biriktirdiğim zamanlar işte bu kuran, geliştiren ve bu

süreçte olmuştur. Kızılcahamam- zamana değin yükselerek bu

Çamlıdere memleketimiz,

safhaya gelmesine vesile olan

bozkırın içindeki bol oksijeni yardımsever büyüklerimize

ve yeşilliği ile bir doğa harikası sonsuz şükranlarımı sunarım.

olmasının yanında yoldaki bir Bu vesile ile ahirete göçen

karıncanın yolunu bozmaktan memleketimizin yetiştirdiği

dâhi çekinen güzel gönüllere hemşehrilerimize ve dâhi değerli

beşiklik eden bir yer. Bu

hocalarımıza sonsuz rahmet

bağlamda memleketimizin

diliyorum.

güzelliği ve bu güzelliğin

Semih Uzun

insanlarımıza sirayet ettiği için

Hacettepe Üniversitesi

ULU BIR

ÇINAR HALINE

GELMIŞTIR

Kıymetli Esyav Dergisi okurları, öncelikle

hepinize gönül dolusu selamlar ediyorum.

Bizler Esyav bursiyerleri olarak değerli büyüklerimizin

öncülüğü ve önderliğinde başta

güzel memleketimiz olmak üzere tüm İslam

alemine faydalı olabilmek için hiçbir menfaat

ve çıkar gözetmeksizin milli ve manevi değerlerimiz

uğrunda azimle çalışan ve bu davayı

kendine dert edinmiş olan gönül erleriyiz.

Belki yüzölçümü ve insan sayısı küçük, fakat

gaye ve hedefleri büyük olan beldemizin ve bu

beldenin nadide kuruluşlarından olan Esyav

Vakfımız, Anadolumuzun bağrına bir çınar

fidanı gibi sorumluluk şuuruna sahip büyüklerimizce

dikilmiş ve yapmış olduğu maddi- manevi

hizmetlerle de adeta ulu bir çınar haline

gelmiştir.Önceliği imkan değil iman olan,

madde değil mana olan bir anlayışın neticesi

olan vakfımız kuruluşundan günümüze nice

belde insanımızı bağrına basmış ve Anadolunun

o taptaze ve temiz ruhlu gençlerini maddi

ve manevi yönden destekleyerek milletimize

faydalı birer bireyler olmasında öncülük etmiştir.Dolayısıyla

yalnızca Ankaramızda değil

Türkiyemizin çeşitli şehirlerindeki üniversitelerde

yüksek eğitim almaya hak kazanmış

binlerce gencimize de burslar vererek onların

eğitimlerine önemli katkılar sağlamıştır. Esyav

Vakfımız bu gibi seçkin faaliyetlerinin yanı sıra

bünyesinde bulunan gençlerin birbirleriyle

yakından tanışmalarını ve irtibatlarını daha

da kuvvetlendirebilmeleri adına ileri bir adım

daha atarak Esyav Gençlik Birimini (Esgeb)

oluşturmuş ve böylece belde gençlerinin sorumluluk

ve hizmet duygularını teşvik ederek

gelecekte vatanı ve milleti adına sorumluluk

alabilecek örnek ve önder insanların yetişmesi

için sağlam temeller atmıştır. Halen çalışmalarına

büyük bir özveriyle devam eden Esyav

Vakfımız gün geçtikçe daha fazla sayıda

gencimize ulaşarak onlara hem maddi açıdan

destek olmakta hem de düzenli aralıklarda vakıf

merkezinde konferanslar vererek gençlerimizin

vizyonunu üst seviyeye taşımaktadır.

Son olarak bendenizde Esyav bursiyerlerinden

biri olarak vakfımızın şahsıma sunmuş olduğu

maddi ve manevi imkanlardan dolayı başta

vakıf başkanımız sayın Hasan Ayrancı ve yönetim

kurulu üyelerimize, mütevelli heyetine

ve vakfımız genel koordinatörü sayın Saim

Çöllüoğlu ile birlikte bizlerden desteklerini

esirgemeyen tüm belde insanlarımıza ve büyüklerimize

şükranlarımı

sunuyor, yakın zaman da

ahirete göç etmiş olan,

beldemiz manevi önderlerinden

Rıza Çöllüoğlu ve

Kemal Güran hocalarımıza

ve dahi bütün geçmişlerimize

Cenab-ı Haktan rahmetler

diliyorum. Selam ve

saygılarımla.

ALİ KEREM


SAYFA 12 • www.esyav.com

REKABET DÜNYASINDA DAYANIŞMAYLA

VE YARDIMLAŞMAYLA AYAKTA KALMAK

YÖK Denetleme Kurulu Başkan Yardımcısı

Prof. Dr. Mehmet Cahit GÜRAN

Hayatın her alanında rekabet

olgusu kendini en derin şekilde

hissettirmektedir. Her şeyden

önce dünyanın var olduğu ilk

günden itibaren doğada yaşayan

canlılar arasında, biyologların

ifadesi ile “doğal seleksiyon” diye

isimlendirilen canlılar arasında

yaşanan rekabet, güçlü olanın

hayatta kalma mücadelesini

kazanması şeklinde en acımasız

şekilde kendini göstermektedir.

Belgesellerde; en yavaş koştuğu için

sürünün sonunda kalan, kaçamayan

hasta, sakat ya da yavruların yırtıcı

hayvanlar tarafından yakalandığı

ve yem yapıldığı ve güçlü olanın

ya da rekabette kazananın hayatta

kalabildiği örneklerle sıklıkla

karşılaştığımız.

Bir başka rekabet olgusu, iktisadi

alanda yaşanmaktadır. Mikro

ölçekte bakıldığında aynı sektörde

faaliyet gösteren firmalar birbirleri

ile rekabet ederek pazar payından

daha fazla pay almaya çalışmakta

ve firma ölçeğini büyüterek gerek o

sektörde gerekse de ulusal ve global

ekonomide öne çıkabilmek için

uğraşmaktadır. Firmalar arasında

pazar payını artırmaya yönelik

rekabetin önemli unsurlarından

bir tanesi, hiç şüphesiz yeni üretim

teknikleri ya da teknolojilerin

geliştirilmesi ya da bilinen üretim

teknikleri ya da teknolojilerin yeni

alanlara uygulanmasıdır. Firmalar

yenilikçi yöntemler geliştirerek ve/

veya kullanarak mal ya da hizmet

arz ettikleri müşterilerine geçmişte

sundukları çözümlerden daha

üstün ve bazı durumlarda daha ucuz

çözümler sunabilmektedir. Firmalar

arasında yaşanan bu rekabette

yenilikçi çözümler üreterek gerek

müşterilerinin ihtiyaçlarına daha

iyi cevap verebilen, gerekse de

daha ucuz hizmet veren işletmeler

pazar payını artırarak, ölçeklerini

büyütebilmekte ve ölçek avantajları

nedeniyle de maliyetlerini

düşürebilmektedirler. Dolayısıyla

bu tür bir başarıyı elde eden firmalar

rekabet ortamında avantaj elde

ederek, öne çıkmakta ve rakiplerini

piyasadan tasfiye edebilmektedir.

Dolayısıyla biyolojik açıdan doğada

yaşanan doğal seleksiyona benzer bir

seleksiyonunun farklı sektörlerde

faaliyet gösteren firmalar arasında

da yaşandığını söyleyebiliriz.

Tarih, çeşitli sektörlerde firmalarüreticiler

arasında yaşanan bu tür

rekabet ve kazanan ya da kaybeden

firma örnekleri ile doludur. Örneğin,

seri üretim tekniğinin geliştirilmesi,

el yapımın imalat işi ile uğraşanların

pazar payını küçültmüştür. Bunun

en güzel örnekleri; konfeksiyon

üretimi ve matbaa makinalarının

icadıdır. Konfeksiyon üretiminin

geliştirilmesi üretim artışı ve

ürünlerin fiyatının ucuzlaması ile

birçok terzinin işini kaybetmesine

Firmalar arasında

pazar payını artırmaya

yönelik rekabetin

önemli unsurlarından

bir tanesi, hiç şüphesiz

yeni üretim teknikleri

ya da teknolojilerin

geliştirilmesi ya da

bilinen üretim teknikleri

ya da teknolojilerin

yeni alanlara

uygulanmasıdır.

yol açmıştır. Benzer şekilde matbaa

makinalarının icadı, yazıcılıkla

geçinen birçok kalem efendisinin

işini kaybetmesine yol açmıştır. Bu

durum, Osmanlı İmparatorluğu’na

matbaanın geç girmesinin nedenleri

arasında sayılan unsurlardan biri

olmuştur.

Makro ölçekte bakıldığında

da ülkelerin birbiri ile her alanda

rekabet içerisinde olduğunu

söylemek mümkündür. Ülkelerin

ekonomik, bilimsel, askeri,

diplomatik, sportif, kültürel ve

benzeri birçok konuda çetin bir

rekabet içerisinde olduğunu

görmekteyiz. Bir ülkenin bahse

konu alanlarda sahip olduğu güç,

o ülkenin dünya sahnesinde sahip

olduğu konumu ve taleplerinin

global ölçekte kabul edilirliğini ya da

pazarlık gücünü de belirlemektedir.

Son dönemlerde Türkiye’nin

çevresinde yaşanan çeşitli olaylar

bu tespitimizi teyit eder niteliktedir.

Bosna-Hersek’te dünya ülkelerinin

gözü önünde yaşanan soykırım,

Hocalı Katliamı, Irak’a yönelik

ABD askeri müdahalesi, Arap

Baharı sonrasında Mısır, Libya

gibi Arap ülkelerinin dizaynı,

Suriye’nin batı mahreçli İŞİD terör

örgütü aracılığıyla bölünmesi ve

Türkiye’nin güneyinde bir Kürt

devleti kurulmasına yönelik

girişimler ve Suudi Arabistan,

Birleşik Arap Emirlikleri ve


NİSAN 2018 • SAYFA 13

Dayanışma bir

topluluğu oluşturanların

duygu, düşünce ve

ortak çıkarlarda

birbirlerine karşılıklı

bağlanması şeklinde

tanımlanmaktadır.

Dayanışma; işbirliği,

elbirliği, beraberlik,

yardımlaşma

sözcükleriyle yakın

anlamlar taşımaktadır.

Kuveyt’deki ABD etkinliği ve kontrolü,

Filistin’de yaşanan zulümler ve

İsrail’in sistematik olarak devlet kurma

politikası, güçlü konumda olan ülke

ve milletlerin dünya ölçeğinde arzu

ettikleri politikaları hayata geçirme

konusunda etkili olduklarını gösteren

önemli örneklerdir.

Buraya kadar kısaca bahsettiğimiz

rekabet dünyasında özellikle

nitelikli, yetişmiş insan gücü faktörü

belirleyici öneme sahiptir. Türkiye

Cumhuriyeti kurulduğu günden

bugüne kalkınma yolunda çok büyük

gayret göstermiştir. Ancak bütün bu

gayrete rağmen, Türkiye ekonomik

kalkınmada arzuladığı seviyeyi bir

türlü yakalayamamıştır. Türkiye ile

1960’larda aynı gelişmişlik düzeyine

sahip olan; Güney Kore, Japonya,

Singapur, İtalya, İspanya, Yunanistan

gibi pek çok ülke günümüze gelirken

Türkiye’yi ekonomik performans

açısından geride bırakmıştır.

Türkiye’nin sayılan ülkeler ile

kıyaslandığında ekonomik büyüme

oranını daha yukarılara çekebilmesi

açısından en önemli eksikliği eğitimdir.

Büyüme ve kalkınma iktisatçıları,

eğitimin ve beşeri sermayenin

ekonomik büyüme sürecinde çok

önemli rol oynadığı noktasında

birleşmektedirler. Kol gücüne dayalı

bir üretim yapısından ileri teknoloji

kullanan ve geliştirebilen, daha

yüksek katma değer yaratan bir

yapıya geçilebilmesi için daha nitelikli

işgücüne sahip olunması en önemli

unsurdur. Bu noktada Türkiye’nin

gençlerin eğitimi ve istenilen

niteliklerin kazandırılması hususunda

yeterli noktada olduğunu söylemek

mümkün değildir.

Dayanışma bir topluluğu

oluşturanların duygu, düşünce

ve ortak çıkarlarda birbirlerine

karşılıklı bağlanması şeklinde

tanımlanmaktadır. Dayanışma;

işbirliği, elbirliği, beraberlik,

yardımlaşma sözcükleriyle yakın

anlamlar taşımaktadır. Yardımlaşma;

birlikte çalışmak ya da bir başkasına

yardım etmek, takım çalışması

gibi yalnızken yapamayacağımız

şeyleri, yeteneklerimizi ve enerjimizi

birleştirerek çalışmaktır. Bizim

yeteneğimiz ya da bilgimiz olmayan

konularda yardım alıp, kendimize

ait bilgi ve yeteneği başkasınınkiyle

birleştirmektir. Yardımlaşma ise;

birlikte çalışmak ya da yardım

etmektir. Yardımlaşma sırasında zayıf

ve/veya yoksul olanlar korunmuş

olur, onlara yapılan maddi yardımlar,

onların hırsızlık gibi kötü yollara

sürüklenmesini engeller, yardım

yapanla yapılan arasında sevgi

ve ülfet doğar, yardımla topluma

kazandırılan insanlar kin, hased,

düşmanlık gibi kötü duygulardan

uzaklaşarak, sosyal barışın sağlanması

mümkün hale gelir. Yardımlaşmanın

yaygın olduğu toplumlarda dostluk

duyguları güçlenir, fakirlik ortadan

kalkar, insan tek başına yaşayamadığı

gibi ihtiyaçlarını da kendi başına

karşılayamaz, dolayısıyla toplumdaki

kişilerin birbirleriyle yardımlaşmaları

ve dayanışma içerisinde


olmaları mutlu ve

müreffeh bir toplumun

oluşmasının temel

şartlarından biridir.

Dünyada ve Türkiye’de

yaşanan rekabet

ortamında artık bireysel

olarak başarılı olmak

neredeyse imkânsız

hale gelmiştir. Bu

nedenle örgütlenmek

ve dayanışma içerisinde

olmak, baskı grubu

oluşturarak siyasi karar

alma mekanizmalarında

söz sahibi olabilmek

büyük önem arz

etmektedir. Bu anlamda

yerel inisiyatifler ve

sivil toplum örgütleri

şeklinde organize olarak

görünürlüğün ve etki

Bizim

yeteneğimiz

ya da bilgimiz

olmayan

konularda

yardım alıp,

kendimize

ait bilgi ve

yeteneği

başkasınınkiyle

birleştirmektir.

Yardımlaşma

ise; birlikte

çalışmak ya

da yardım

etmektir

gücünün artırılması gerekmektedir.

Aslında yerel inisiyatifler ve sivil toplum

faaliyetleri özü itibariyle bir dayanışma

şeklidir. Bu tür yerel inisiyatifler ve sivil

toplum faaliyetleri ilk anda bir mikro

milliyetçilik şekli olarak algılanabilir

ve ulusal bütünlük ile rasyonalite

ile çelişiyor gibi gözükebilir. Çünkü

koşullar ne olursa olsun yöresinin

insanını kollayan, hak etmediği halde

onu tercih eden, yerel/mikro açıdan

doğru gibi gözüken, tersine işleyen

ve diğer bölge insanlarına haksızlık

olarak görülebilecek yaklaşımlar ve

uygulamalar ulusal/makro açıdan

rasyonel olamaz. O halde hem yerel hem

de ulusal açıdan doğru bir dayanıma/

yardımlaşma anlayışı ne olmalıdır?

Doğru bir dayanıma/yardımlaşma

anlayışı; her iki kavramı bir potada

mezceden; rekabeti de göz ardı etmeyen

bir yardımlaşma anlayışıdır. Bu süreçte

her birey öncelikle bireysel olarak

sahip olduğu imkan ve kabiliyetle,

hayata ilişkin elde edebileceği

en yüksek başarıyı elde etmeye

çalışmalı ve bunu gerçekleştirebildiği

ölçüde de gerek rol modeli olarak

gerekse de maddi ve manevi olarak

çevresindeki, beldesindeki eş dost ve

hemşerilerine destek

olmalıdır. Bu dayanışma

ve yardımlaşma anlayışı

özet olarak; balık

vermeye yönelik değil,

balık tutmayı öğretmeye

yönelik olmalıdır.

Son söz olarak;

ESYAV’ın bundan

sonraki yıllarda da

yükseköğretim alanındaki

burslarının artarak

ve gelişerek devam

edeceğini ümit ediyor

ve bugüne kadar bu

organizasyonun başarılı

şekilde gerçekleşmesinde

emeği geçenlerin ve hayır

sahiplerinin Yüce Allah’ın

rızasına mazhar olmasını,

ahirete intikal etmiş

olanlara da Allah’tan

rahmet diliyorum.


SAYFA 14 • www.esyav.com

Yöremizden yetişen işadamlarından Ekrem Tamer:

“Ben genç yaşımda ESYAV ile

tanıştım. İyi ki de tanışmışım.”

Cenab-ı Hak bize mal

verdi ise, bunun içine

% 2,5 unu koydu da

verdi ise, bu benim

param değil, benim

buradan yani ben

zekât veriyorum diye

göğsümü kabartarak

bir beklentim de yok.

Böyle düşünenlere de

kızıyorum.

Sırrı Er: Bugün yöremizden yetişen

işadamlarımızdan Sayın Ekrem Tamer

ile söyleşi yapacağız inşallah. Ekrem

Bey, öncelikle röportaj talebimizi

kabul ettiğiniz için teşekkür ederiz. ES-

YAV vakfı ile ilgili görüşlerinizi, tavsiyelerinizi

alacağız. 28 Nisan’da vakfımızın

Genel Kurulu yapılacak. Esyav 32 yaşında

bir vakıf. Bu yıl 1.509 öğrenciye burs

veriyor. Bundan sonraki çalışmalarında

vakfımıza neler tavsiye edersiniz?

n Ekrem Tamer: Teşekkür ederim.

Ben genç yaşımda ESYAV ile tanıştım.

İyi ki de tanışmışım. Bu gün bu işin

kurucuları rahmetli Rıza Çöllü hocalar,

Kemal Güran hocalar, Allah uzun ömür

versin Hüdaverdi Çakır beyler ve birçok

arkadaşımız bu işleri başlattılar, biz

de genç yaşımızda tesadüfen onlarla tanıştık.

İlk tanışmam da Kızılay’da Zafer

Çarşısında belediyenin lokalinde bir

toplantıları vardı. Ben de katıldım. Arkadaşlarla

tanıştım. Tabi o toplantıda biz

genciz daha, zekâtın ne olduğunu biliyoruz

ama zekât verecek konumumuz yok.

Yani paranın ne olduğunu biliyoruz ama

paramız yok. Biz bu abilerle böyle bir dönemde

tanıştık. Toplantıda büyük büyük

rakamlar, herhalde zekâtlarından veriyorlardı.

Öğrencilere burs veriyorlar, taahhüt

ediyorlardı. Sanıyorum vakfın ilk

yılları idi, biz

de o zaman

olmayan

bir parayı

taahhüt

ettik.

Yani

öyle bir

param

yok, verme şansım ise hiç yoktu.

Ama demek ki Cenab-ı Hak, hayra iş yapana

hep yardım ediyor. Biz o günün

şartlarında 1.500 veya bir buçuk milyon

Lira vakfa taahhütte bulunmuştuk. Çekini

de yazdım verdim ama nasıl ödeyeceğim

diye bir panik vardı bende. Öyle

bir param yoktu, zekât verecek konumda

da değildim. Sonra o para oluştu, günü

gelince biz o çeki ödedik. O gün Hüdaverdi

başkan, daha önce tanımıyordum,

bu vesile ile tanıdım, beni insanların

içinde ayağa kaldırdı, 1.500 lira da

benden dediğimde, beni büyük bir övgüye

tuttu. “ Arkadaşlar, siz maldan veriyorsunuz,

bu kardeşimiz candan verdi

dedi.” Bana hangi köylüsün falan sordu,

Yukarıkaraörenli olduğumu söyledim.

Bize karşı çok güzel şeyler söyledi.

Biz de herhalde o gün o övgüye layık olalım

diye mi, gençliğimizin verdiği heyecanla

mı, o gün, bu gündür bir daha ES-

YAV’dan hiç uzakta durmadım. Hep vakfın

yanında oldum. Daha sonraki yıllarda

yine gittik ve yine olmayan

parayı taahhüt ettik, ödedik,

bir iki yıl sonra artık biz

de zekâta tabi olur hale geldik.

O gün bu günde zekâtımızın

kısmî bir bölümünü

öğrenci bursu olarak

hep oraya vermeye çalışıyoruz.

Vakıf kurulduğu

yıldan beri böyle

devam etti ve edecek

inşallah. Şimdi

de ciddi şekilde burs

ödendiğini görüyoruz.

Sırrı Er: Bu konuda bilgi vereyim,

yöresel vakıf olarak burs sayısı açısından

Türkiye’de ikinci vakıf konumundayız.

Ankara’da birinci vakıfız.

n Ekrem Tamer: Doğrudur. İlk kurulduğu

yıllarda abiler çalışmaları ile bir

heyecan katıyorlardı. Bölgemizin insanları

bu konulara sıcak bakıyorlardı, işadamlarımız

biraz yavaşladı gibi geliyor

bana. Vakfın çalışmalarında yeniden bir

atağa kaldırılması lazım. Yani hiç birimizin

vakfın yaptığı işin devamından bir

beklentimiz yok. Cenab-ı Hak bize mal

verdi ise, bunun içine % 2,5 unu koydu

da verdi ise, bu benim param değil, benim

buradan yani ben zekât veriyorum

diye göğsümü kabartarak bir beklentim

de yok. Böyle düşünenlere de kızıyorum.

Cenab-ı Hak sana “Ey kulum ben sana

yüz lira verdim, bunun iki buçuk lirası da

garip gurabanın. Götür ona benim adıma

ver diyor.” Şimdi bu beni cennete de

götürmez, cehenneme de. Bu beni imanımın

kurtuluşu da değildir, benim anladığım

kadarı ile. Bu ne demektir. Cenab-

Allah; Kulum sana yüz lira verdim,

iki buçuk lira benim, onu benim adıma

filancaya ver diyor. Ben onu yapıyorum,

emaneti yerine iade ediyorum. Bu

şuurda olmamız lazım diye düşünüyorum.

Onun için ben bu anlamda bu sevgi

ile muhabbetle oraya yaklaşıyorum. Ama

yapılması gereken en önemli nokta çok

az işadamına ulaşıyoruz. Vakıf çok büyük

etkinlikler yapması lazım, zekâtı ile

bizleri yüzlere katlayacak abiler var, arkadaşlar

var, işadamları var. Onlara yaklaşılması,

ulaşılması lazım. Bana öğrettikleri

gibi onlara da öğretilmesi lazım.

Kardeşim önce akraba, doğru mu, doğru.

Önce akrabama verdim, akrabamdan

genişledim bölgeme verdim, bölgemden

genişleyip ülkeme vermeye çalışıyorum.

Onun için akraba, bölge, ülke.

Biz bu noktadayız, bizim iş adamlarımızın

da bu noktaya getirilmesi gerekiyor.

Adam Kızılcahamam’da, Çamlıdere’de

doğmuş büyümüş, o toprakların adamı,

babası Kızılcahamamlı ama çocuk Ankara’da

doğmuş büyümüş, ciddi bir iş adamı,

belki memleket sevdası yeterli olarak

aşılanmamış olabilir. Vakıf kanalı ile

bunu ön plana çıkarmak gerekir. Yani aidiyet

duygusunun geliştirilmesi. Vakfa

ve vakıf yöneticilerine burada görev düşüyor.

Yani ben uzaktan çok işadamı ta-


NİSAN 2018 • SAYFA 15

nıyorum, samimiyetim olmasa da

bakıyorum hiç oralarda göremiyorum.

Tanışıyoruz, nerelisin diye soruyorum,

“Kızılcahamamlıyım” diyor,

vakfımızı tanımıyor, hizmetlerini

bilmiyor. Bu bizim vakıf yöneticilerinin

eksiği diyelim. Yönetimdeki

arkadaşların bu sosyal aktiviteyi

güçlendirmeleri gerekiyor. Benim

gördüğüm bu.

Sırrı Er: Bu güzel tavsiyeleriniz

için teşekkür ederiz. Yöremiz hakkında

Kızılcahamam, Çamlıdere

hakkında neler düşünüyorsunuz?

n Ekrem Tamer: Ben iş adamıyım.

Bana gelip ” Bir tane fabrikanı

gel Çamlıdere’ye kur “ desen, nereye

kuracaksın. Yani Ankara’ya elli,

altmış kilometre, Ankara’ya kurduğum

bir fabrika Çamlıdere’ye kurulmuş

demektir, Kızılcahamam’a kurulmuş

demektir. Mesafeden dolayı,

özelliği olan bir bölge de olmadığından

dolayı Ankara’ya kuruyoruz. Kızılcahamam,

Çamlıdereyi kendi çapında

turizm açısından biraz gelişmiş

görüyoruz. Marketler, fırıncılar,

kasaplar, oteller. Yerel yöneticiler

daha iyisini bilir, bizim gördüğümüz

turizm açısından belli noktaya

geldiler. Benim milliyetçiliğim şekilde

değildir. Fabrikalarımızda, iş yerlerimizde

Kızılcahamamlı, Çamlıdereli

müracaat etmiş ise % 90 müracaat

eden hemşerimizi ihtiyaç var

ise işe alırız. Bizde çalışan önce köylülerimiz

vardır. Sonra hemşerilerimiz

vardır. Böyle anlıyorum. Demin

demiştik, önce akraba, sonra bölge,

sonra ülke. Sen eğer o bölgeden yetişmiş

bir iş adamı isen, bir şekilde

bölgene faydan olması lazım. Bu, ya

yatırımınla, ya istihdamınla, ya ekonominle

buna benzer şeylerle. Bütün

iş adamlarımıza bunun aşılanması

gerekir. Bunu iyi anlamamız

lazım.

Sırrı Er: Okuyucularımız belki

merak ederler, Ekrem Tamer iş adamı,

ne iş yapar, hangi alanlarda çalışır?

n Ekrem Tamer: Efendim %

yüzü bizim olan dört şirketimiz var.

Birisi inşaat kalıpları yapar. Tamer

Çelik Kalıp firmanın adı. Türkiye genelinde

bilinen bir şirket. Dünyada

da aşağı yukarı 25-30

ülkeye ihracatımız

var. İmkân bulduğumuz

her ülkede biz

varız diyoruz ve ihracat

yapmaya çalışıyoruz.

İkinci bir firmamız;

Tamer Mühendislik

isminde. O

firma da Türkiye genelinde

kiralama işi

yapar. Kalıp ve iskele

kiralar. 3. bir firmamız

var, Sim Ticaret

isminde. Saç, boru ve profil satar.

4. firmamız, Sincan Organize Sanayi

bölgesinde, Sonbay Metal isimli firmamız.

Bu firmamız boru ve profil

yapar. Ankara’da boru ve profil yapan

tek fabrika bizim fabrikamızdır.

Bu fabrika hemen hemen yüzde yüz

özel profilleri yapar. Sıradan değil,

özelliği olan, kalitesi olan otomotiv

sektörüne çoğunlukta hizmet eden

bir fabrikadır. Türkiye’de çok var

ama Ankara’da bizim ürünleri yapan

tek fabrikadır. Bu fabrikaların tamamı

da yüzde yüz kendimize ait yerli

sermayedir. Bölgemizin insanları

ile ortaklaşa kurduğumuz bir hastane,

Büyük Ortadoğu Hastanesinde

hissemiz var. İçinde birçok şirket

dolaylı olarak oralarda da ortaklıklarımız

var. Bir grup iş adamı ile bir

araya gelip, kurduğumuz bir alışveriş

merkezi var Gimat’ta Podium alış

veriş merkezi. Bir grup arkadaşla bir

araya geldiğimiz konut projemiz var.

Safe Grup isminde, Beytepe’de 490

konutluk bir proje yapılacak. İstanbul’da

% ellisi bizim olan bir şirketimiz

var. Kalıp ve iskele kiralaması

yapan bir firma.

Sırı Er: Teşekkür eder, başarılarınızın

devamını dileriz.

n Ekrem Tamer: Ben de teşekkür

eder, vakıf çalışmalarınızda başarılar

dilerim.

Ben iş adamıyım. Bana

gelip ” Bir tane fabrikanı

gel Çamlıdere’ye

kur “ desen, nereye

kuracaksın. Yani

Ankara’ya elli, altmış

kilometre, Ankara’ya

kurduğum bir

fabrika Çamlıdere’ye

kurulmuş demektir,

Kızılcahamam’a

kurulmuş demektir.

MEŞAKKATLI

ADIMLAR

Hayır işleri insan oğlu için son derece

kıymetlidir. Böyle kıymetli konularda yazmanın

bizler için ehemmiyeti ise bir hayli

fazladır. İşte böyle yazılarda başlangıç

çok önemlidir. Aslında bu yazıya yapılan

başlangıç, Vakfımızın kuruluşu için yıllar

önce atılan adımlar gibidir. Bu adımlar

Allah Rızası’nın temel hedef alındığı ve

gönüllülük esasına dayanan meşakkatli

adımlardır.

1986 da başlayan serüvenin kim bilir

bizlerden başka kimlere kimlere faydası

dokunmuştur. Öğretmeninden doktoruna,

mühendisinden bürokratına kimler geldi

kimler geçmiştir bu vakıftan. Burada edindiğimiz

arkadaşlar, tanımış olduğumuz

büyükler bir vakıfta aile ortamı nasıl olur

bunu bizlere öğretmeye çalıştı. Büyük

ölçüde buna ek birçok maddi ve manevi

tecrübeyi bizlere kattı. Bu vakfı kuran

büyüklerimizin hedefledikleri, maddi ve

manevi olarak buluşmanın ne kadar mühim

bir mesele olduğunu, bu vakfın kapısından

girdiğiniz, haberlerini, icraatlarını

okuduğunuz zaman yeteri kadar idrak etmektesiniz.

Her ay sonu verilen burslar ve

bu bursların takdim edildiği gün verilen

seminerler , vakfımızda bulunan öğrencilerin

ilmen ve fikren ufkunu ve ilmini iyi

yönde ileriye doğru taşımaktadır. Bu vakıf

maddiyatın yanı sıra, öğrencilerinin ve büyüklerinin

bir araya gelmesine; maddi ve

manevi bir çok kültürel ögelerin de dahil

olduğu hem yöresel geçmişe sahip çıkılmasına

vesile olmaktadır, bununla birlikte

yapmış ve desteklemiş olduğu akademik

çalışmalar vesilesiyle ülke kültürüne de

büyük ölçüde katkılar sağlamaktadır.

Bütün bunların sonucunda, bugüne

kadar gelmiş süreçte öğrencilerden madden

ve manen desteklerini esirgemeyen

büyüklerimizden Allah razı olsun. Ahirete

göç etmiş olanların Rabbim mekanlarını

cennet eylesin. Rabbim hayırlarını ve

emeklerini kabul eylesin. Ve Son olarak

sözlerimizi Bakara Suresi 148. Ayetin mealiyle

bitirelim.

Rahman ve Rahim olan Allah’ın Adı ile.

Herkesin yöneldiği bir yön vardır. Haydi

hep hayırlara koşun, yarışın! Nerede

olsanız Allah hepinizi bir araya getirir.

Şüphesiz, Allah’ın her şeye gücü hakkıyla

yeter.


SAYFA 16 • www.esyav.com

İnsan Başlı Başına

Bir Değerdir

İnsan başka insanlara da bir

değer gözüyle bakabilmelidir.

PROF. DR. DURMUŞ ARIK

Ankara Üniversitesi İlahiyat

Fakültesi Öğretim Üyesi

İnsan, başlı başına bir değerdir. Dünyayı

anlamlı kılan insanın varlığıdır. Allah

Teala Kur’an-ı Kerim’de, insanın

en güzel biçimde (ahseni takvim) yaratıldığına

vurgu yapar. İnsanı değerli

kılan, yaratılıştan sahip olduğu “fıtri

özellikler”dir. Değerin kaynağı; Allah’ın,

ona kıymet vererek onu yüceltmesi ve

yeryüzünü ona emanet etmesidir. Allah’ın

insanı değerli kılmasının bir yönü

ona akıl ve irade vermesi, akıl ve iradesini

kullanması konusunda onu serbest

bırakmasıdır. İnsan hür iradesiyle sahip

olduğu özelliklerle ya iyi ve güzel işler

yaparak “kâmil bir insan”a ya da kötü

ve çirkin işler yaparak “canlıların en aşağı

mertebesindeki bir varlığa” dönüşür.

Kâmil insanın sözleri doğru, işleri iyi ve

ahlâkı güzeldir. İnsanoğlu, hayatının değerli

olmasını sağlamak için nasıl yaşaması

gerektiğini iyi düşünmelidir. Çünkü

insan nasıl yaşarsa öyle ölür, nasıl ölürse

öyle haşrolur.

İslam’ın amacı, insanları “insan-ı kâmil”

seviyesine yükseltmek, dünyada

huzur içinde güvenli bir hayat yaşatmak,

ahirette de ebedi saadete kavuşturmaktır.

Bunun için İslam kültüründe dinin,

canın, aklın, neslin ve malın korunması

şeklinde beş temel ilke belirlenmiştir.

İslam’ın insana vadettiği huzur ve saadeti

temin için ortaya koyduğu bu ilkeler

insan merkezli, genel geçer ve evrensel

insan hakları anlayışıyla da

örtüşen değerlerdir.

İnsan başka insanlara

da bir değer gözüyle bakabilmelidir.

Çünkü başkalarına

değer vermeyen insan, aynı

zamanda kendi değerini de düşürür.

O yüzden “her insan kendi

için istediği iyilik ve güzelliği

başkaları için de istemelidir.”

Bu, adeta toplumsal

barışın, insanca

birlikte yaşamanın temel

bir formülüdür. “Başkalarının

size yapmasını istemediğiniz

şeyi, siz de başkalarına yapmayın.”

veya diğer bir ifadeyle

“Başkalarının size yapmasını istediğiniz

şeyi siz de başkalarına

yapın.” şeklindeki anlayış insanlar

arası ahlakın “altın kuralı” olarak

kabul edilir. Bu kural bazı farklı

söylemle hemen hemen bütün

dinlerde mevcuttur. Bu bağlamda

dinimiz İslam’da hem Kuran ayetlerinde

hem de Sevgili Peygamberimizin

sözlerinde vurgular vardır. Kuran’da

Rabbimiz, başkalarına doğruyu gösterip

kendilerini unutanlara: “Siz herkese iyiliği

emreder de kendinizi unutur musunuz?

Üstelik kitabı da okuyorsunuz. Siz

de hiç akıl yok mu?” diyerek bu yanlış

davranışa düşenleri uyarmaktadır.

İnsanın, kendi değerini bilmesi de

önemlidir. 13. yüzyılın büyük mutasavvıflarından,

dil ve edebiyat tarihimizde

önemli yeri bulunan Yunus Emre’nin

deyişiyle insan kendini bilmeli, başkalarının

da gönlüne girebilmelidir:

İlim ilim bilmektir, ilim kendin bilmektir,

Sen kendini bilmezsin, ya nice okumaktır?

Okumaktan mana ne,

kişi Hakkı bilmektir,

Çün okudun bilmezsin,

ha bir kuru emektir.

Okudum bildim deme,

çok taat kıldım deme,

Eri hak bilmez isen, abes yere yelmektir…

Yunus der ki: Ey hoca,

gerekse var bin hacca,

Hepisinden iyice, bir gönüle girmektir.

Sevgi, saygı, dostluk, kardeşlik, hoşgörü,

adalet ve dayanışma insana özgü

ve bütün insanlar için ortak sayılabilecek

üstün değerlerdir. İnsan olmak bu

değerleri içselleştirmeyi ve davranışlarımızda

göstermeyi gerektirir. Erdemli

insan her şeye bu değerlerin penceresinden

bakar. Dini-


NİSAN 2018 • SAYFA 17

miz İslam insanı yaratılanlar içerisinde

en üstün varlık olarak görürken insan

hayatının korunmasını da temel ilkeleri

arasına almıştır. Fakat insanın değerini

de bazı ölçülerle belirlemiştir. Bu ölçüler

arasında “iman”, hayatın her safhasını

kuşatan “salih amel” (Allah’ın rızasına

uygun iyi, güzel ve faydalı bütün işler) ve

“ilim” gibi önemli ölçüler yer almıştır.

Güçlü Bir

Millet Ahlaki

Değerlere Bağlı

İnsanlarla

Mümkündür

Hayattaki en değerli şeyimizdir aile,

dünyanın en huzurlu yeri de ailedir. Aile

dendiğinde akla ilk gelen his, huzur

ve güvendir. Aslında aile,

bütün toplumlarda

önemli bir kurumdur.

Ailenin sağlam ve

sağlıklı olduğu toplumlar

ya da milletler

sağlam temellere

dayanıyor

demektir.

Dinimiz aileye büyük önem verir,

aileyi meydana getiren kimselerin

karşılıklı görevleri üzerinde titizlikle durur.

Aileler mutlu ve huzurlu olursa millet

de güçlü ve kuvvetli olur. Sağlam ailelerden

meydana gelen bir millet, her

yönden ilerler ve diğer milletler arasında

seçkin bir yere sahip olur. Büyüklere

saygı, küçüklere sevgi, memleket ve insanlık

görevleri, bütün değerler hep aile

yuvasında elde edilir. Aile kurumuna

önem vermek, aileyi sağlam temellere

oturtmak, geçekten iyi ve güzel bir aileye

sahip olmak değerlerin yeni nesillere

aktarılması demektir. İnsan ömrünü

değerli kılan her şey aslında aile değerlerinde

gizlidir.

Değerli bir varlık olarak insanın, sahip

olduğu ahlaki değerlerle, kendine, ailesine,

ait olduğu topluma ve millete olduğu

gibi diğer insanlara karşı da bazı görev

ve sorumlulukları vardır. Her şeyden

önce insan, güvenilir olmalıdır. Başkalarının

hakkına saygı göstermek, insanlara

zarar verecek her türlü davranıştan uzak

durmak ve sakınmak bir mümin olarak da

önemli bir görevdir. Gerçek anlamda bir

mümin/müslüman olabilmenin şartı da

budur. “Müslüman, diğer Müslümanların

dilinden ve elinden zarar görmediği kimsedir…”

Peygamberimizin bu sözünü, en

geniş anlamıyla değerlendirmek gerekir.

Şöyle ki; bir doktor, öğretmen, esnaf, işçi,

işveren toplumun herhangi bir üyesi olarak

kim olursa olsun, görevinin gereklerini

hakkıyla yerine

getirmeli,

ona güveni

boşa çıkarmamalıdır.

Bir doktor,

ilgilendiği

hastasını

yakını gibi

görebilmeli,

hastasını güler

yüzle karşılamalı,

şikayetlerini

dikkatle dinlemeli,

tedavi hakkında

gerekli bilgiyi vermelidir.

Bir öğretmen

eğitimini üstlendiği

çocukları

kendi çocuklarından

ayırt

etmemeli

ya da bir işçi

kendisinden

bekleneni en güzel

şekilde gerçekleştirmeli,

işveren

ise yanında çalıştırdığı

kimselerin hakkını gözetmelidir.

Çünkü güvenilir olmak

“Siz herkese iyiliği

emreder de kendinizi

unutur musunuz? Üstelik

kitabı da okuyorsunuz. Siz

de hiç akıl yok mu?”

bunu gerektirir. Toplumda sosyal statüsü

ne olursa olsun insanı değerlerin dışına

çıkarabilecek her türlü tutum ve davranıştan

kaçınmak insani bir görevdir.

Ders çıkarılması gereken yaşlı bir marangozun

hikayesini anlatırlar: “Yaşlı bir

marangoz, eşi ve ailesi ile birlikte daha bağımsız

bir hayat sürmek için işveren müteahhidinden

emekliliğini ister. Müteahhit

iyi marangozunun emekliye ayrılmasına

üzülür, kendine bir iyilik olarak, son bir

ev daha yapmasını rica eder. Marangoz istemeyerek

kabul eder ve işe girişir, ne var

ki gönlü bir an önce emekli olma niyetindedir.

Bir an önce bitirmek için hem ‘baştan

savma’ bir işçilik yapar, hem de kalitesiz

malzeme kullanır. Kendini adamış olduğu

mesleğine böyle son vermek aslında

büyük bir talihsizliktir!.. İşini bitirdiğinde,

müteahhit, evi incelemek için gelir, daha

sonra da dış kapının anahtarını marangoza

uzattır. Der ki: – Bu ev senin, şimdiye

kadar verdiğin emeklerden dolayı benden

sana bir hediye.

Marangoz şaşıp kalır. Keşke yaptığım

evin kendi evim olacağını bilseydim! O

zaman böyle baştan savma yapmazdım,

der!” Bu hikaye aslında “Ne

ekersen onu biçersin” atasözünün

karşılığı gibidir. Ama

dini anlamda hikaye “Dünya,

ahiretin tarlasıdır.” İnsan

dünya hayatında yaptıklarının

karşılığını

ahirette alacaktır,

bir anlamda insan

yapıp-ettikleri

ile geleceğini,

ahiret

yurdunu

da inşa etmektedir.

Başkalarına

yardım

etmek de

önemli bir değerdir.

İnsanlara

tatlı sözlü ve

güler yüzlü davranmak,

düşeni

kaldırmak, yolunu

şaşıranlara

yol göstermek, kimsesizleri

korumak,

yoksulların ihtiyaçlarını

karşılamak, iyi

ahlâklı olmanın gereği

olan değerlerdir.


SAYFA 18 • www.esyav.com

“Bizim yetişmemizde

ESYAV’ın çok

önemli yeri var.”

OSTİM Başkanı Orhan Aydın

Sırrı Er: Bugün Ostim Organize Sanayi

Bölgesi Başkanı Sayın Orhan Aydın

ile bir söyleşi yapacağız. Sn. Başkanım

ESYAV vakfı malumunuz 1986 yılında

kuruldu, 32 yaşında bir vakıf. 28 Nisan

2018 tarihinde de Genel Kurul yapacağız.

Vakfımızın çalışmaları hakkında,

hedeflerimiz hakkında neler düşünürsünüz,

tecrübeli bir yönetici olarak neler

tavsiye edersiniz?

n Orhan Aydın: Teşekkür ederim, öncelikle

hoş geldiniz. ESYAV vakfının bizim

yetişmemizde, hayatımıza dokunuşunda

çok önemli yeri var. Biz aslında bu vakfın

bir ürünüyüz. 1970’li yıllarda biz Ankara

Gazi Lsesinde okurken vakfın ve vakıftan

önce derneğin üyeleri okulda bizi Kızılcahamamlı

olarak buldular ve bu hemşerilik

sistemine dahil olduk. İyi ki olduk çünkü o

tarihler Türkiye’nin tam savrulma zamanı

idi. Her türlü ideolojik hareketlerin yoğun

şekilde yaşandığı ve insanların savrulduğu

bir dönemdi. Anadolu’dan şehirlere

gelen insanların nereye gideceği, hangi tarafta

olacağı belirsiz, dolayısı ile hemşehrilerimiz,

derneğimiz, vakfımız bize sahip

çıktı. O zamanlar ilk kuruluşu dernek idi.

Yabanâbad Derneği. Dolayısı ile biz onlarla

buluşmaktan, tanışmaktan, beraber olmaktan

dolayı savrulmaktan, devrilmekten

kurtulduk diye düşünüyorum. Kuranlardan,

ilgilenenlerden Allah razı olsun diyorum.

Bazı isimleri saymazsam olmaz, o

dönem bizi koridorlarda bulan arkadaşlarımız;

Hasan Hüseyin Altaş, Yılmaz Güneylioğlu,

merhum Abdülkadir İmamoğlu.

Bu üç isim bizim hayatımızda kritik. “Burada

Kızılcahamamlı var mı?” diye bizi Gazi

Lisesinde buldular. Üç Kızılcahamamlı

idik, Orhan Aydın, Hasan Hüseyin Coşkun,

Mehmet Madencan. O tarihten sonra

da biz devamlı bu sistemin içinde olduk.

Dernek çalışmalarına geldik, Yıba Çarşısına

geldik, ESYAV vakfına geldik.

Daha sonra geniş bir kitle, okuyan kesim,

iş adamları vb. potansiyel olduğunu

herkes gördü ve onun etrafında birlik ve

beraberlik içinde toplandılar. Bugün geniş

bir kitle, Kızılcahamam ve Çamlıdere’yi

de içine alan, okuyan insanları, öğrencileri,

işadamları, bürokratlarını bir

araya getiren bir sivil toplum kuruluşu

haline geldi. Hem memleketine, hem yöresine

sahip çıkan, hem işadamına, hem

öğrencisine sahip çıkan önemi bir kurum

haline geldi. Kuranlardan ve emeği geçenlerden

Allah razı olsun.

Sırrı Er: Başkanım burs işi her sene

çoğalarak 1509 kişiye ulaştı. Büyük holdingler

bile bu sayıda burs veremiyor.

Öğrenci bursları ve sosyal çalışmalarımız

hakkında görüşlerinizi ve tavsiyelerinizi

öğrenmek isteriz.

n Orhan Aydın: Burs alan öğrenci

sayısı gerçekten ciddi bir rakam. Sebep

olanlardan ve verenlerden Allah razı

olsun. Bu anlamda Türkiye’nin en büyük

vakıflarından bir tanesi. Sayısal olarak

çok ciddi bir rakam. Burada benim

tek söyleyebileceğim şey, bunun sürdürülebilir

olması. Yani bu rakamlar ciddi

bir irtifa, ciddi bir yükseliş demek. Bunu

sürdürebilmek ve kalıcı hale getirebilmek

için vakfımızın akarını çoğaltacak

çalışmalar yapılması gerekiyor. Yönetim

Kurulumuzun da bunun farkında olduğunu

görüyorum. Gelecekte de sürdürebilmek

için bir kampanya şeklinde kalıcı,

sürekli geliri olan bir noktaya taşımamız

gerekir diye düşünüyorum. Aynı zamanda

tabi bu burs verdiğimiz öğrenci

kitlesi çok ciddi sayılara ulaşmış vaziyette,

bunların da geri dönüşlerini yeterince

takip etmeliyiz, onlardan da bir potansiyel

çıkmalı. Yani buradan burs almış,

belli yerlere gelmiş çok sayıda insanımız,

bürokrat, işadamı, tüccar, akademisyenimiz

var. Onların da arkasına bakıp, “

Ben bu vakıftan burs aldım, imkanım var

ben de burs vermeliyim” fikrini hep beraber

canlandırmamız lazım. Bu gün bu

hizmetler belli abilerimizin üzerinde yürüyor.

Buna katılımcıyı artırmak önemli

olabilir. Bir de bölgemizin burs vermek

dışında ekonomik kalkınması, sosyal kalkınması

noktasında bir takım projeleri

de yapar bir vakıf haline de gelmemiz gerekiyor

diye düşünüyorum.

Başka bir teklifim de; bölgemizde diğer

dernekler ve sivil toplum kuruluşları

var, şu anda ESYAV vakfını yöneten ekibin

onlara da abilik yaparak bir üst çatı

altında toplayabileceklerini düşünüyorum.

Üst birlik kuruşu altında abilik yapan

ve onlarla da ilgilenen bir yapı oluşmasını

bekliyorum.

Sırrı Er: Başkanım, tavsiyeleriniz


NİSAN 2018 • SAYFA 19

Burs alan öğrenci sayısı

gerçekten ciddi bir

rakam. Sebep olanlardan

ve verenlerden Allah

razı olsun. Bu anlamda

Esyav, Türkiye’nin en

büyük vakıflarından

bir tanesi.

için teşekkür ederiz. Ostim gibi bir kuruluşun

başındasınız. Okuyucularımıza

bilgi vermek açısından Ostim’i tanıtır

mısınız?

n Orhan Aydın: Ostim 1967 yılında

Kırşehirli bir Ahi tarafından kurulmuş.

Rahmetlik Cevat Dündar. Burasını

önemle vurguluyorum. Ahilik; iş birliği,

güç birliği, her şeyiyle ilgilenen bir

yapı. Yani ahlakı ile maneviyatı ile, bilgisi

ile, becerisi ile, meslek eğitimi ile, girişimciliği

ile ilgilenen ve bizim medeniyetimizde

önemli bir imzası olan bir kurum.

Şimdi bugün çok farkında olmasak

da burayı kuran kişi bir ahi ve Ostim bir

ahilik projesi.

Şu anda bölgemizde 6.200 işletme var,

70.000 civarında çalışan insanımız var.

Dünyanın her bir yanına üretim yapan firmalar

var. Yani sizin uçtuğunuz uçakta Ostim’in

parçası var, sokakta gezen insanlar

üzerinde Ostim’in medikal parçası var,

herhangi bir araçta, gereçte, savunma sanayiinde,

Türk Silahlı Kuvvetlerinin kullandığı

tüm silah, araç gereçlerde Ostim’

li firmalarımızın ürünleri var. Sadece yerli

piyasa olarak düşünmeyin, bütün dünyada,

Almanya, Amerika ve tüm dünya ülkelerine

ihracat yapan firmalarımız var. Buradakiler

küçük ama dinamik ve çevik firmalar.

Bütün dünya ile rekabet edebilecek

performansa sahip firmalar. Dünyanın her

yerindeki fuarlara katılıyorlar, orada kendi

ürünlerini sergiliyorlar, başkaları ile mukayese

ediyorlar. Kendilerini geliştirmek

için burada kümeler oluşturup firmalarının

geleceğini daha iyi noktalara taşımak

ESYAV vakfının

bizim yetişmemizde,

hayatımıza dokunuşunda

çok önemli yeri var. Biz

aslında bu vakfın bir

ürünüyüz. 1970’li yıllarda

biz Ankara Gazi Lsesinde

okurken vakfın ve

vakıftan önce derneğin

üyeleri okulda bizi

Kızılcahamamlı olarak

buldular ve bu hemşerilik

sistemine dahil olduk.

için çaba sarf ediyorlar. Dolayısı ile biz buradaki

firmaları önemsiyoruz. Türkiye’nin

tamamına yakın bütün sorunlarının çözümünün

ben burada olduğunu düşünüyorum.

Neden? Üretim yapmadan, istihdam

olmadan, ihracat olmadan ekonomik kalkınmanın

olmayacağını hepimiz biliyoruz.

Peki, bunu kim yapacak dediğiniz zaman,

evet Türkiye’de büyük firmalar da var, holdingler

var, büyük işletmeler var, yabancılar

da var ama esas orta kesim dediğimiz

ülkemizin omurgasını teşkil eden, yükünü

taşıyan, demokrasi dahil, siyaset dahil

insanların sorunlarına sahip çıkan emektar

kesim, bu kesimdir. Dolayısı ile biz onlara

da hizmet etmekten dolayı keyif alıyoruz,

mutluluk duyuyoruz, onlara bir şey

katma çabası içinde faaliyetlerimizi sürdürüyoruz.

Ostim’i bu nedenle önemsiyoruz,

burası bir üretim merkezi, burası insanlara

iş, aş, eş veren bir bölge. Bölgemizin gelişmesi,

tanınması için çaba sarf ediyoruz.

Ostim’in itibarından gurur duyuyoruz ve

kendimiz de, hepimiz de yararlanıyoruz.

Sırrı Er: Başkanım herhalde Ostim

olarak ayrı bir işletme durumunuz ve

bütçeniz var, idarenizin gelir kaynakları

nelerdir?

n Orhan Aydın: Biz Ostim’de apartman

yönetimi gibi bir düzenle çalışıyoruz.

İşletmelerden topladığımız aidatlar

var. Burada tüm belediyecilik hizmetlerini

yürütüyoruz. Yani; burayı bir sanayi

belediyesi gibi düşünün. Belediyeden daha

fazla yetkileri olan bir yapı. Özel kanunu

var. Belediyenin yaptığı tüm imar, iskan,

ruhsat, temizlik, güvenlik hizmetlerini

yapıyoruz. Elektrik üretim, dağıtım

ve işletmesini yapıyoruz. Doğalgaz aynı

şekilde. Buradaki firmaların bürokrasiden

uzak hızlı bir şekilde, pratik olarak işlerini

görmeye çalışıyoruz. Hızlı ve pratik

çalışan bir sanayi belediyesi. Özel sektör

gibi çalışan, devlet gibi hesap veren bir

yapı. Kendi bünyemizde birçok yapılar

var. Radyomuz var, televizyonumuz vardı

şimdi onu web TV’ye çevirdik. Şirketler

var, vakıflar var, sivil toplum kuruluşlarımız

var. Sanayi şehri, sanayi belediyesi.

Sırrı Er: Kaç yıldır başkanlık görevini

yürütüyorsunuz?

n Orhan Aydın: 1992 yılında yönetime

girdim. Ondan sonra burada birtakım

dönüşümler, değişimler oldu. Burası önceleri

bir kooperatif idi, Organize Sanayi

Bölgesi, bir yatırım şirketi, bir vakıf oldu.

Şu anda da inşallah bir üniversite kurmayı

hedefleyen bir vakfa sahibiz. Ostim

Teknik Üniversitesini kurup onu da hayata

geçirmeyi hedefliyoruz. Bizim için

bir final projesi olarak düşünüyoruz.

Sırrı Er: Efendim, verdiğiniz bilgiler

için çok teşekkür ediyoruz.

n Orhan Aydın: Ben de çok teşekkür

ederim. ESYAV yöneticilerine, emek

verenlerine, bugüne kadar hizmet veren

herkese çok teşekkür ediyorum. ESYAV

vakfımızın bölgemize, ülkemize, Kızılcahamam-Çamlıderemize

hayırlar getirmesini

Cenab-ı Hak’tan diliyorum.


SAYFA 20 • www.esyav.com

Gazi Üniversitesi Öğretim Görevlisi

Serkan Yorgancılar

“Müslüman, milliyetçi,

namazında, dâvamıza

bağlı bizden bir insan…”

Erbakan, dindarların o

günkü bulundukları yerden

birkaç adım daha öteden

başladı mücadelesine.

Çok yeni söylemler soktu

dindarların gündemine.

Milli Görüş partilerinin

tamamı laiklik karşıtı

olmaktan ve şeriatı getirme

teşebbüsünden dolayı

kapatıldı. Milli Nizam

Partisi programı ve tüzüğü

bile MNP’yi diğerlerinden

çok net ayırmaya yeter.

12 Ocak 1961 tarihinde Doçent

Necmettin Erbakan tarafından

İstanbul Teknik Üniversitesinde

“Türkiye’de otomobil imali imkanları”

hakkında uzun bir konferans

verilir. Aslında Türkiye’de otomobil

üretilmesine dair tartışmalar uzun

süreden beri sürmekle birlikte

yerli otomobil üretim işi biraz

sahipsiz kalmıştı. MBK Üyelerinin

de Türkiye’de yerli bir otomobil

üretilmesi fikrine sıcak bakmaları

sonucunda kamuoyunda yerli otomobil

fikri yeniden tartışılmaya başlanmıştı.

1969 seçimlerinden önce Erbakan

Konya’dan AP milletvekilliği için

başvuruda bulunuyor. 817. Sıradan

Adalet Partisine aday adaylığı

kaydını yaptırıyor. AP Genel Başkan

Yardımcılarından İsmail Hakkı

Tekinel, Demirel hakkında masonluk

iddialarında bulunan birinin değil

aday olmasını partinin önünden

bile geçemeyeceğini söyleyerek

Erbakan’ın aday adaylığı başvurusunu

reddediyordu. Ancak bu açıklamaya

rağmen gazeteler bir gün sonra

Erbakan’ın adaylık başvurusunu ilan

ediyorlardı. Erbakan aday adaylığı

döneminde AP’yi neden tercih ettiğini

de “AP’de ki masonlarla mücadele

edeceğim” diyerek açıklıyordu. AP

Genel merkezi çok sert ve suçlayıcı

bir açıklama yaparak, aşırı solun

CHP’ye musallat olduğunu, Erbakan’ı

kastederek te aşırı sağın AP’ye

musallat olmaya çalıştıklarını ancak

partilerinin “fanatiklere” müsamaha

göstermeyeceklerini söyleyerek

Erbakan’ın adaylığını veto ediyorlardı.

Gerçekten çok kritik bir süreç ve

karardır bu. Hem Erbakan için hem

de Adalet Partisi için. İki tarafın

açıklamaları da gayet net aslında.

Erbakan AP içerisindeki yöneticileri

mason olarak itham ediyor, AP’li

ler de Erbakan’a fanatik ve aşırı

sağ suçlaması yapıyorlar. Bundan

daha önemli bir husus ta Erbakan’ı

Odalar Birliği Başkanlığından polis

zoruyla çıkartan ve başkanlığını

yargı kararıyla düşürmeye çalışan

Demirel’in partisine Erbakan’ın

neden gittiğidir. Öyleyse Erbakan

neden böyle bir durumda AP’den

aday oldu. Sağ oyları bölmemekti

amaç. Erbakan sağ oyları bölen ve

bundan dolayı da CHP’yi iktidara

getiren kişi olmak istemiyordu. Ayrıca

Erbakan’ı Demirel’e karşı siyasi bir

koz olarak siyasete girdiği tezini de

AP’den adaylık başvurusu yaparak

çürütmüş oluyordu. Seçmenlere

“bakın ben AP’den şansımı denedim,

başka seçenek bırakılmadı” mesajını

vermekti. AP’den adaylık taktiksel ve

stratejik bir olaydı ve de çok başarılı

bir hamle oldu. Bu hamle sonrasında

AP içerisinde Demirel kendisine çeki

düzen vermek zorunda kaldı.

Yeni Bir Oluşum

Kurma Çabaları

Ankara’da Osman Yüksel

Serdengeçti’den tutunda Prof. Osman

Turan’a, Prof. Ali Fuat Başgile’e kadar

bir çok önemli isim yeni bir oluşum

kurulması çalışmaları içerisinde

yer alıyorlardı. Erbakan’ın öne

çıkmasında bu toplantıların sonuçsuz

kalmış olması da önemli bir etken.


NİSAN 2018 • SAYFA 21

Erbakan sağ

oyları bölen ve

bundan dolayı da

CHP’yi iktidara

getiren kişi olmak

istemiyordu.

AP’de iplerin kopma noktası 1966’da 163.

Maddeye itiraz ettiği için partiden ihraç

edilen Osman Yüksel Serdengeçti ile

başladı. Sonra Prof. Osman Turan ihraç

edildi. Tam bu noktada milliyetçi ve

mukaddesatçı vekiller Serdengeçti’nin

evinde toplanarak yeni bir oluşum

oluşturma kararı alırlar. Ortak hareket

fikri daha sonra AP, TYP, CKMP ve

MP’den yüze yakın vekil partilerinde

kalarak ortak hareket kararında ittifak

ederler. Bu karar da uygulanamaz.

Daha sora Prof. Ali Fuat Başgil’e teklif

götürülür ancak o vefat eder. Son çare

Osman Turan’ın başkanlığında bir

oluşuma gitmektir. Ancak Osman Turan

kararsız kalınca Serdengeçti “sen değil

parti turşu bile kuramazsın” diyerek

bu oluşumda atıl kalır. Bu sıralarda

Erbakan’da bu görüşmelere dahil olmuş

ve toplantılara katılmaya başlamıştı.

MNP kurulmadan önceki en son hamle

ise Millet Partisi Genel Başkanı Osman

Bölükbaşı’ndan gelir. Başta Erbakan

olmak üzere muhalif partilileri Millet

Partisine davet eder. Ancak bu hareket te

sonuçsuz kalır.

Milli Nizam Partisi ile

Siyasete Merhaba

Erbakan, dindarların o günkü

bulundukları yerden birkaç adım daha

öteden başladı mücadelesine. Çok yeni

söylemler soktu dindarların gündemine.

Milli Görüş partilerinin tamamı laiklik

karşıtı olmaktan ve şeriatı getirme

teşebbüsünden dolayı kapatıldı. Milli

Nizam Partisi programı ve tüzüğü bile

MNP’yi diğerlerinden çok net ayırmaya

yeter. Ve MNP “kör dünyanın göbeğine

hak yok İslam yazacağız” dediği için

kapatılmış. İslamcı olmayan insanların

ve hareketlerin söyleyebileceği bir

slogan mıdır bu. Bunlara ek olarak

Necip Fazıl’da “İmanlı Büyük Türkiye”

mitingine gidiş nedenini bu hareketin

şimdilik Büyük Doğu düşüncesine uygun

bir yapı olduğunu söylüyor.

Milli Nizam Partisi kurulduğunda

en sert tepki bir kısım nurcu yapılardan

geliyor. Demirel’den memnun

nurcular MNP’nin kurulmasını ciddi

bir tehdit olarak yorumluyorlar.

Yalnız Bediüzzaman Said-i Nursi’nin

avukatlığını yapan Hüsamettin

Akmumcu ve Hüseyin Abbas bu grubun

dışındadır. Mehmet Kırkıncı hocanın

hatıratında, Bekir Berk’in hatıratında

ve S. Arif Emre’nin hatıratında çok

ayrıntılı biçimde bu karşıtlıkla ilgili

örnekleri görebiliriz. Kırkıncı hoca

diyor ki, “Allah korusun bu parti din

namına kurulduğu için Müslümanları

birbirlerine düşürür ve hizmetine zarar

verir” diyor. Hatta bu grup MNP’nin

kurulmasını fitneye sebep olacak bir

hareket olarak değerlendiriyorlar.

Tahiri Mutlu, Bayram Yüksel, Mustafa

Sungur ve Tahsin Tola gibi isimlerinde

katıldığı bir toplantıda MNP’ye katılacak

isimlerin vazgeçirilmesi talep edilir.

Gene Yeni Asya ve Mehmet Kutlular

ekibi var. Onlarda her seçim öncesi milli

görüşün desteklenmemesi Demirel’in

desteklenmesi propagandası yaptılar/

yapıyorlar. Bir de Süleymancı gruplar

var. Oğuzhan Asiltürk’ün İçişleri

Bakanlığı döneminde kendilerine ait

bazı Kuran Kursu binalarını yıktırdığını

iddiasıyla ona hakaretin her türlüsünü

yapanları, hatta bazı MSP’li bakanları

yumrukladıklarını bile biliyoruz.

İskenderpaşa cemaati ve Mehmet Zahit

Kotku bir biçimde partiye izin veriyor.

ayrıca Süleymancıların lideri ve AP’de

vekil olan Kemal Kaçar’da bir müddet

sonra AP’den istifa ederek partiye

katılacağının sinyalini vermiş olsa da bu

gerçekleşmiyor. Kaçar burada ünlü sözü

“su göründü abdest bozuldu” sözünü

söylemişti.

* * *

Erenköy cemaati ve Mahmud

Sami Ramazanoğlu ise Milli

Görüş’ü destekleyenler arasındadır.

Ramazanoğlun’a göre milli görüşün

yaptığı da bir cihattı. Bundan dolayı

da damadı Ömer Kirazoğlu’nu ve

Erbakan Hoca’dan birkaç gün sonra

kaybettiğimiz Konya’mızın alimlerinden

Tahir Büyükkörükçü Hocaefendiyi

MSP’den aday olmaları talimatını verir.

MNP kurulma çalışmalarında Erbakan

Türkiye çapında islami düşünceye

sahip 300’e yakın ismi Ankara’da

istişare çalışmalarına davet eder. Nuri

Pakdil, Sezai Karakoç, Said Çekmegil

ve Hamido gibi bir çok isim vardır

davetliler listesinde. Ancak yaklaşık 200

isim Erbakan’ın istişare toplantısına

katılmadığını görüyoruz. Örneğin

Mehmet Sılay kitabında Erbakan

hoca’dan gelen davet mektubunu

Nurettin Topçu’ya Ezel Elverdi’yle

birlikte kendisinin götürdüğünü ve

Topçu’nun bu mektubu okuduğunu

ancak kendisini bağlayacak hiçbir cevap

vermediğini söylerler.

Milli Nizam Partisinin 18 kişiden

oluşan kurucular listesine baktığımız

zaman kurucuların siyasete pekte

uzak olmayan hatta bizzat siyasetin

içerisinden gelen insanlar olduklarını

görebiliriz. Kurucular kurulunun beş

kişisi daha önce farklı sağ partilerde

milletvekilliği ya da senatörlük yapmış

kişilerden oluşuyor. Bunlar; Tevfik

Paksu Maraş eski Senatörü, Süleyman

Arif Emre Adıyaman eski milletvekili,

Ekrem Ocaklı Gümüşhane milletvekili,

Hasan Aksay Adana milletvekili,

Fehmi Cumalıoğlu Kayseri eski

milletvekilidir. Milli Nizam Partisi

kurucularının mesleki dağılımlarına

baktığımız da ise Tüccar, avukat ve

mühendislerin sayıca çok olduğunu

görürüz. Parti kurucularının mesleki

dağılımında bir ilahiyatçı(Hasan

Aksay), bir çiftçi(Ekrem Ocaklı,

kendisini çiftçi olarak yazdırmasına

rağmen eski milletvekilidir) ve bir

>>Devamı sonraki sayfada


SAYFA 22 • www.esyav.com

emekli memur(Ömer Faruk Ergin)

bulunurken beş tüccar(Tevfik Paksu,

Tahsin Armutçuoğlu, Ömer Çoktosum,

Nail Sürel, Bahattin Çarhoğlı),

dört avukat(Haydar Aksay, S. Arif

Emre, Ali Oğuz, İsmail Müftüoğlu),

dört mühendis(makine mühendisi

Necmettin Erbakan, inşaat mühendisi

Hüsamettin Fadıloğlu, harita mühendisi

Mehmet Satoğlu ve makine mühendisi

Rıfat Boynukalın) ve iki doktor (Prof.

Saffet Solak ve Fehmi Cumalıoğlu)

bulunmakta. Parti kurucularının ikisi

de profesör unvanı taşımakta. Partinin

İstanbul il teşkilatına baktığımızda da

mesleki dağılımlarda mühendislerin

ağırlığı görünüyor. İstanbul teşkilatında

bir armatör, iki mühendis, bir emekli

yarbay, kuyumcu, edebiyatçı, ithalatçı

ve mali müşavir gibi meslek grubundan

gelen insanlar mevcuttur.

Mukaddesatçı Türk

Mukaddesatçı Türk’e Beyanname

Necmettin Erbakan’ın müstakil

grubu adına Necip Fazıl tarafından

kaleme alınmıştır. Milli Nizam

Partisi’nin oluşmaya başlayan ideolojik

tutumunu anlama açısından bu

beyanname gerçekten çok önemlidir.

Dikkat edileceği gibi bağımsızlar

kendilerini islamcı bir grup olarak

değil mukaddesatçı bir grup olarak

ifade ediyordu. Tabiki buradaki

mukaddesatçılığa yüklenen mana AP

çevresinin ve diğer sağ siyasetçilerin

ve partilerin yüklediği anlamdan çok

farklıydı. Bu anlam ve bu mana Milli

Görüş tarihinin de başlangıcıydı.

Necip Fazıl tarafından kaleme

alınan bu beyanname Tanzimatla

başlayan batılılaşma hareketlerinin

bir değerlendirmesi ile başlar. Ciddi

bir tarih eleştirisi olan bu giriş

metninde Avrupalıların Hindistan

ormanlarında maymun avlamak için

kullandıkları yöntemi açıklayarak başlar.

Aslıdan kıssadan hissedir bu. Avcılar,

maymunların toplu bulundukları

Necmettin Erbakan

hem iktidar ortağı

olduğu dönemlerde

hem de muhalefette

bulunduğu

dönemlerde önce ağır

sanayiyle başlayan

söylemini çağın

gereklerine uygun

biçimde sürekli

yenileşmiştir.

yerlere gider ve orada toprağa yumulu

bir el geçecek kadar ağzı dar ve karnı

geniş birer çömlek gömerlermiş.

Peşinden bu çömleklerin toprak

üstünde kalan ağızlarından içlerine

kabuksuz fındık atarlarmış. Sonra,

yumulu ellerini çömleğe sokar, fındığı

çıkarı ve tekrar çömleğe boşaltırlarmış.

Maymunlarda ağaçlarından bu

manzarayı seyrederlermiş. Maymunlar,

avcılar pusuya yatmak için gittiklerinde

ağaçlarından iner ve aynı tecrübeyi

yapmaya kalkışırlar, avuçlarına

fındık doldururlar, fakat ellerini

çekince, çömleklerin ağızları dar ve

avuçları geniş olduğu için ellerini

çömlekten dışarı çıkaramazlar ve

yakalanırlarmış. Bağımsızlar için

yazdığı bu beyannamede Necip Fazıl

Avrupalıların batılılaşma adına Türk

toplumuna yaptıklarını maymun avında

yapılanlara benzetir. Batı dünyasının

bizi hiçbir sırrını vermeksizin kötü

bir kültür emperyalizmi altında geri

bıraktığı ve toplumsal hayatımıza

bir sürü köksüz yapının girdirildiği

ifade edilir. Burada da konu Necip

Fazıl tarafından, Osmanlıya ilk parti

teşkilatının Abdülaziz devrinde Yeni

Osmanlılarla girdirildiğine getirir.

Osmanlı döneminde başlayan bu

particilik çalışmalarını şöyle ifade

eder; “feyzini Türk’ün ruh kökünden

devşireceğine ve Türk’ün ruh kökü

üzerine dayalı akıl harikası ve müsbet

bilgiler manzumesiyle, Garbın da

muhtaç bulunduğu yepyeni bir doğu

medeniyeti idealine bağlanacağına

Avrupalıyı hakim ve efendi, kendisini

mahkum ve uşak bilici ve öz mayasından

tiksinici sadece dış ıslahatçılıkla ihtilaf

ve münakaşa kabul eder ve davanın

aslını düşünmeye asla yanaşmaz, tersine

yobazlık ve topyekün gaflet yolu.”

Necip Fazıl medeniyet inşa etme

çalışmalarının batılılaşma olarak

algılanmasını doğru bir yaklaşım olarak

görmediği gibi bu yanlış algılamanın

Batınında ihtiyacı olabilecek bir

doğu medeniyetinin doğuşunu da

engellediğini söyler. Cumhuriyet

döneminden sonra da Osmanlı’nın

son dönemlerinde temelleri atılmış

olan düşünce akımlarının yerleştiğini

ve “Türk’ün ruh kökünü çürütme

hareketinin de CHP” olduğunu

dile getirir. Necip Fazıl bir yandan

Erbakan’ın siyasete girmesini

desteklerken, milli nizama giden yolda

bu siyasal oluşumun kuruluşuna ciddi

destekler verirken daha sonra yollarını

siyasi anlamda tamamen ayıracağı

Erbakan hakkında, onunla nasıl

tanıştırıldığını, Konya’dan bağımsız

aday olduğunda kendisini Konya

mitingine nasıl davet ettiklerini ve

sonraki gelişmeleri şöyle anlatacaktır;

“Ben bu zatı 1965’lerde Büyük Doğu’nun

12. Devresinde tanıdım. İstanbul’da,

Gedikpaşa’da Kayseri Hanındaki,

etrafımızı saran ayakkabıcıların deri ve

çiriş kokulu havasına bürülü, mütevazı

yazıhanemize geldi ve bizimle bir iftar

yemeği yedi. Profesördü, kürsüsünde

müstesna bir teknik ehliyet olduğu

söyleniyordu. Bir de “Gümüş motor”

diye isimlendirilen, Türkiye’de ilk

defa motor imâlini hedef tutucu bir

teşebbüsün öncüsü olduğu fakat bu

teşebbüsün akâmete uğratıldığı rivayet

olunuyordu. Hakkında, satıh üstü, toplu

hüküm şuydu: Müslüman, milliyetçi,

namazında, dâvamıza bağlı bizden bir

insan…”

Kalkınmacı Milli Selamet

Milli Selamet Partisi kalkınmacıdır,

gelişmeden ve sanayileşmeden yanadır.

Ağır sanayi ve kalkınma modelleri

öne sürdüğünden dolayı eski ile yeni

arasında “yeniden canlandırmacı” olarak

nitelendirilebilir. Necmettin Erbakan

hem iktidar ortağı olduğu dönemlerde

hem de muhalefette bulunduğu

dönemlerde önce ağır sanayiyle başlayan

söylemini çağın gereklerine uygun

biçimde sürekli yenileşmiştir. Her seçim


NİSAN 2018 • SAYFA 23

Necip Fazıl

medeniyet inşa

etme çalışmalarının

batılılaşma olarak

algılanmasını doğru

bir yaklaşım olarak

görmediği gibi bu

yanlış algılamanın

Batınında ihtiyacı

olabilecek bir doğu

medeniyetinin

doğuşunu da

engellediğini söyler.

öncesinde önüne bir Türkiye haritası

üzerinde Türkiye sathında yapılacak

fabrikaları ilan ederdi. Milli Görüş

kalkınmacılığı tam bağımsızlık için

gerekli bir durumdu. MSP döneminde

sloganlaşmaya başlayan “makine yapan

makina” sloganı hayata geçirebilmiş

olsaydı Türkiye’nin sanayileşmiş ülkeler

arasında yerini alması muhakkaktı.

Ayrıca Erbakan sürekli olarak yerli harp

sanayisinden de bahsetmişti. 70’lerin

Türkiye’sinde düşünce ufukları dar

olanlar için bunlar ulaşılmaz hedeflerdi.

Milli görüşün kalkınmacı modeli yaşama

geçirilebilseydi harp sanayi ve uçak

sanayinde de ülkemiz bugün çok ileri

düzeylere gelmiş olacaktı.

Milli Görüş’ün ikili bir hedef stratejisi

vardı. Buna göre ön hedefleri; önce

ahlak ve maneviyat, millet kardeşliği,

devlet millet kaynaşması, temel hak ve

hürriyetler, fikir ve inanç hürriyeti, aile

ve kadın hakları ve basın meselelerinden

oluşan daha çok bireye yönelikti. Ön

hedefler bireyi inşa amacı taşıyordu.

İkinci hedeflerde ise; anayasa, maarif

meselesi, Anadolu’nun kalkınması,

iktisadi nizam, sanayileşme davası, dış

siyaset ve milli savunma başlıklarını

kapsıyordu. Gerçekten de bütünlüklü

olarak değerlendirdiğimiz zaman Milli

Görüş kabul edilir veya edilmez bir

perspektif, bir model önerisi sunuyordu.

Bu model önerisi yerelden küresele

gidebilecek bir medeniyet tasavvurunu

barındırıyordu.

Darbeler ve Milli Görüş

Milli Görüş bütün darbelerde

bedel ödeyen tek hareket. 12 Mart

muhtırası sonrası MNP kapatılıyor.

12 Eylül sonrası MSP kapatılıyor. 28

Şubat sonrası Refah Partisi ve ardından

Fazilet Partisi kapatılıyor. Arka arkaya

üç darbede de bedel ödeyen başka bir

hareket yok.

Her darbenin sebepleri arasında da

Milli Görüş var. 12 Mart muhtıracıları

ülkede aşırı sağ cereyanların arttığını

ve şeriat tehlikesinin bulunduğunu

söylüyorlar. 12 Eylülcüler darbe

gerekçeleri arasında 6 Eylül günü

Konya’da yapılan ünlü Kudüs Gününde

İstiklal Marşı’nda bir grup gencin ayağa

kalkmadığını sebep gösteriyorlar. 28

Şubat’ta Sincan’da Kudüs Gecesi darbe

sebepleri arasındaydı. İlginç benzerlikler

var. Sonuçta Refah ve Fazilet partilerinin

kapatılma gerekçeleri de irticai

faaliyetlerin odak noktası olmak gibi

boş iddialar. Milli Görüş, her darbeden

ve partilerinin kapatılmasından sonra

söylemini ve dilini gözden geçirdi.

Her defasında biraz daha yumuşadı.

MNP döneminde kullanılan dilin

MSP’de kullanılmadığını, MSP ve

Refah’ta kullanılan söylem ve dilin de

Fazilet ve Saadet’te kullanılmadığını

görüyoruz. Darbelerin sonrasında

demek ki içeride bir gözden geçirme ve

özeleştiri yapılıyor. Ancak Milli Görüş

geleneğinde içeride konuşulanlar

dışarıya aktarılmadığı için siyaset

tarihçileri için bu değişimleri anlamada

boşluklar var. Tabanın da bu değişimleri

tam manasıyla anlamlandırabildiğini

düşünmüyorum.

Semboller Dünyası

Milli Nizam Partisi’nin işaret

parmağını yani tevhidi temsil eden

hareketi sembol olarak kabul etmesi

cesur bir girişimdi. Savcılar kapatma

davasında bu parmak işaretini de

kullanmışlardı. Milli Görüş’ün bütün

partilerinin sembollerinde İslami

vurguyu görürüz. Milli Nizam da işaret

parmağı, Milli Selamette kulbu kalp

şeklinde olan ve dik duran bir anahtar,

Refah partisinde hilalin içerisinde

bolluk ve bereketi sembolize eden başak,

Fazilet Partisinde hilalin içerisinde

beş çizgi ve kalp, Saadet partisin de ise

gene hilalin içerisinde yıldızlar. Milli

Görüş kavramındaki millilikte etnik

milliyetçiliklere değil İslami olan millet

kavramına göndermede bulunuyor.

Bu anlamda hareket sembolikte olsa

İslami terminolojiyi bir biçimde her yere

sokuyordu. Mesela Refah Partisi’nin

işareti de dört parmak kapalı baş parmak

açık el işaretiydi. Refah muhaliflerine

göre bu işaret “Allah bir avrat dört”

anlamına geliyordu. Muhalifler bu

dezenformasyonu Anadolu’da çok iyi

kullandılar ve o işaretin gerçek anlamı

unutturuldu.

Türk siyasal yaşamının

kaderini değiştiren

olaylar silsilesinin başı

80 ihtilali sonrasında MSP

davasından dolayı Milli Görüş’ün başta

lideri Erbakan olmak üzere önemli

isimleri siyasi yasaklı konumuna

düşürülmüştü. Erbakan ve yakın çalışma

arkadaşları siyaset yapmaktan men

edildikleri gibi uzun bir süre de tutuklu

ve gözetim altında tutulmuşlardı.

Refah Partisi 19 Temmuz 1983

yılında kuruldu. Genel başkanlığına

Ali Türkmen getirilirken Genel

Başkan Yardımcılıklarına da Rıza

Ulucak, Ali Rıza Ener, Mehmet

Nuri Karaman, Ahmet Topaloğlu

getirilmiş Genel Sekreterliğe de

Mehmet Reşit Emre getirilmişti.

Gazeteler RP’nin kuruluşuna şimdilik

fazlaca ilgi göstermemiş yeni bir

partinin kurulduğunu adının da Refah

Partisi olduğunu tek satır haberle

geçiştirmişlerdi. RP’nin kurulduğu

günlerin siyasi gündemini MDP

yoğunluklu olarak işgal ediyordu. Eski

Milli Görüşçüler ise Şevket Kazan’ın

tabiriyle mahkemelerde beraat kararları

ile uğraşmak zorunda bırakılıyordu;

“siyasi partiler kanunun kabulünü

takiben iki ay içerisinde peş peşe kurulan

partilerle birden bire zenginleşen

siyaset sahnesinde kapatılan MSP’nin

boşluğunu dolduracak nitelikte

bir parti henüz siyaset sahnesinde

yerini almamıştı. Zira başta Prof.

Dr. Necmettin Erbakan hocamız

olmak üzere hepimiz, Sıkıyönetim

Mahkemelerinde hakkımızda haksız

yere açılmış ve daha sonra beraat kararı

ile sonuçlanan davlarımızla meşguldük”


SAYFA 24 • www.esyav.com

Milli Güvenlik Konseyi 9 Ağustos

1983 tarihli Milliyet Gazetesinin

haberine göre 33 kurucu üyeden 29

tanesinin kurucu üye olmasını veto

ederken sadece 4 kişiyi Refah Partisinin

kurucu üyesi olabileceğinin kararını

vermişti. Milli Güvenlik Konseyi’nin 6

Ağustos 1983 ve 106 karar nolu bildirisi

şöyledir; “Refah Partisi’nin 19 Temmuz

1983 günü İç İşleri Bakanlığı’na vermiş

olduğu kuruluş bildirisinde belirlenen

Parti Kurucuları üzerinde 2820 Sayılı

Siyasi Partiler Kanununun Geçici Madde

4 hükümlerine göre incelemede bulunan

MGK, bunlardan aşağıda isimleri yazılı

yirmi dokuz kişinin parti kurucusu

olmalarının uygun görülmediğine karar

vermiştir”.

Partimiz fikir, vicdan ve düşünce

hürriyetlerine inanır, fikir, vicdan ve

inanç hürriyetlerine yapılacak her türlü

baskıyı iptidai ve laikliğe aykırı bulur.

Laiklik din düşmanlığı olmayıp, bilakis

din ve vicdan hürriyetlerini her türlü

ihlalden koruyucu bir prensip olarak

geliştirmiş ve uygulama alanına koymuş

bir prensiptir.

RP parti programına göre aile,

milli eğitimin temel birimi olarak

nitelendirilmekle beraber milli eğitim

faaliyetlerinin milli görüş anlayışına

göre dizayn edilebilmesi için aile

kurumu geleneksel yaşama göre

şekillendirilecekti. Partinin ekonomi

politiği ise refah ve adaletin dengeli

bir biçimde dağıtılması için gerektiği

yerde de devlet müdahalesi edilebilecek

biçimde ancak özel sektörü de teşvik

edici nitelikte olacaktı. Örneğin

bayındırlık faaliyetlerinin hızlı ve

verimli bir biçimde yürütülebilmesi için

bayındırlık hizmetlerinde kullanılacak

araç ve gereçlerin milli sanayiden

karşılanması için gerekli tedbirleri

almak bir hedef olarak koyulmuştu.

RP parti programının çalışma hayatı

ile ilgili bölümünde yurt dışındaki

işçilerimizle ilgili önemli hedefler

konulmuştu. Enerji kaynakları ve

madenlerden yararlanmak ve güneş

enerjisi ile ilgili projeler yerine

getirilmesi öngörülüyordu.

Refah Partisinin siyasi yaşantımızda

çok ayrı bir yeri vardır. Bu değer başka

yazılarda uzun uzun anlatılacaktır.

Ancak kısaca şunu bilmek lazım ki

başta yerel seçimlerde büyük başarılar

gösteren Refah’lı belediyeler Türkiye’de

ve İslam dünyasında büyük bir çığır

açmıştır. Refah’lı belediyelerin yerel

kalkınmada ve yerel hizmetlerin

başarıyla yürütülmesinde gösterdiği

başarılı çalışmalar Türk siyasal

yaşamının kaderini değiştiren

olaylar silsilesinin başıdır.

1995 Genel seçimlerinde 6

milyonun üzerinde oyla yüzde 21’lik

oranla en çok oyu alan parti olmuştur.

Refah Partisinin siyasi

yaşantımızda çok ayrı

bir yeri vardır. Bu değer

başka yazılarda uzun

uzun anlatılacaktır. Ancak

kısaca şunu bilmek lazım

ki başta yerel seçimlerde

büyük başarılar gösteren

Refah’lı belediyeler

Türkiye’de ve İslam

dünyasında büyük bir

çığır açmıştır.

Ancak Demirel ve uluslararası baskılar

sonucunda iktidar olamamıştır. Başta

Mesut Yılmaz ve Tansu Çiller olmak

üzere dönemin diğer tüm partileri

Refah’la kurulacak bir ittifaka karşı

uyarılmışlardır. 1995 Türkiye genel

seçimleri sonrasında 20. dönem TBMM

oluştu. Cumhurbaşkanı Süleyman

Demirel hükümeti kurma görevini

ilk olarak seçimden birinci olarak

çıkan Refah Partisi’nin genel başkanı

ve Konya Milletvekili Necmettin

Erbakan’a verdi ancak Refah Partisi’nin

mecliste güvenoyu almak için yeterli

milletvekiline sahip olmaması ve

mecliste üyesi bulunan diğer partilerin

destekte bulunmaması nedeniyle

Erbakan hükümeti kuramadı. Bunun

üzerine Cumhurbaşkanı Demirel

seçimde ikinci gelen Anavatan Partisi

genel başkanı Mesut Yılmaz’a

hükümet kurma görevini verdi

ve Anavatan Partisi ile Doğru

Yol Partisi ortaklaşa 53.

Türkiye Cumhuriyeti

Hükûmeti’ni kurdular.

Ancak bu hükümet

yalnızca üç ay

sürdü.

Cumhurbaşkanı Demirel, hükümet

kurma görevini ikinci kez Necmettin

Erbakan’a verdi ve Refah Partisi ile

Doğru Yol Partisi’nin oluşturduğu

koalisyon hükümeti 28 Haziran 1996

tarihinde Cumhurbaşkanı Süleyman

Demirel’in görevlendirmesiyle

kuruldu. Partiler arasında imzalanan

koalisyon protokolüne göre hükümet

şu şekilde olacaktı: Başbakan ilk olarak

Necmettin Erbakan olacak, 2 yıl sonra

ise başbakanlık görevini Doğru Yol

Partisi genel Başkanı Tansu Çiller

yürütecek. Bu şekilde 2’şer yıl arayla

başbakan değişecekti. Necmettin

Erbakan başbakan, Tansu Çiller

başbakan yardımcısı ve dışişleri bakanı

olacaktı. Hükümet, TBMM’deki 8

Temmuz 1996 tarihli güven oylamasında

278 kabul, 265 ret ve 1 çekimser oyla

güvenoyu aldı. Güven oylamasında

Muhsin Yazıcıoğlu’nun olumlu tavrı da

unutulmamalıdır.

Ve 28 Şubat darbesiyle Türkiye

yeni bir karanlığa daha gömülür.

Türkiye düşmanları seçilmiş iktidarı

yerinden ederek Türk Milletinin

tercihlerine saygı duymadığını

ve de duymayacağını bir kez daha

gösterirler. 28 Şubat sonrası Türkiye

yarı askeri bir rejimle yönetilir. Asker

bu sefer medya ve bazı sivil toplum

örgütü adı altındaki paramiliter

güçleri aracılığıyla işleri götürür.

Refah Partisi başta olmak üzere Milli

Görüşün tüm teşkilatları kapatılır.

Süreçten sadece Milli Görüş yara

almaz tüm islami yapılar da bir

biçimde Milli Görüş’e verdikleri

desteğin bedelini öderler.

Türk Milleti 28

Şubattan büyük

dersler aldığını

ise yaklaşan

ilk seçimde

gösterir ve

AK Parti

kadrolarını

tek başına

iktidara

taşır.


NİSAN 2018 • SAYFA 25

Bir Burs Bir Hayat

twitter.com/thegizce

Gizem Acar

ESYAV ismini ilk duyduğum zamanı

hatırlıyorum. Üniversiteyi yeni

kazanmıştım. Dediler ki “ Kızılcahamamlı,

Çamlıdereli iş adamlarımız,

büyüklerimiz üniversite okuyan

gençlere yardım ediyor, burs veriyor.”

Ne kadar düşünceli bir hareket diye

düşünmüştüm. Zamanında burs arayan

arkadaşlarımın burs bulmakta ne

kadar zorlandıklarını biliyordum. Biz

okurken zorlanmayalım diye bizim

için burs fonu oluşturulmuş bir vakıfımız

vardı. Kendi öğrencisine sahip

çıkan, onları bir araya getiren ve destekleyen

ülkede kaç tane böyle vakıf

vardı ki? Hiç tanımadığınız insanların

sırf siz daha rahat okuyun diye uğraşıyor

olması ne güzel bir hareketti.

Allah hepsinden razı olsun.

Burs müracatımı yaptıktan sonra

burs mülakatına gittim. O kadar kalabalıktı

ki, kendi çevremizden bu kadar

insanın okuyor olması beni gururlandırdı,

mutlu etti. Hepsinin gözlerinde

ayrı ışık vardı, belliydi hepsi

ilerde çok iyi yerlere gelecekti. Daha

sonra her ay bursları almaya başladım

ve öğrendim ki bin beşyüzün

üzerinde öğrenciye burs veriliyordu.

Bence, bu kadar fazla burs veren başka

bir vakıf yoktu. Vakıfta, her ay burs

gününde seminerler olur. Konusunda

uzman kişiler gelip size seminer

verir. Hep yeni şeyler öğrenirsiniz,

hem de yeni insanlarla tanışırsınız.

Ben ESYAV sayesinde

aynı bölümde olup

tanımadığım Çamlıdereli,

Kızılcahamamlı

arkadaşlarla

tanıştım.

Çok güzel

arkadaşlıklar

kurdum. Farklı

üniversitelerden,

farklı

bölümlerden

bir sürü insanla

tanıştım. Hepsinin

yüreği,zekası,ışıltısı

birbirinden güzeldi. ES-

YAV sayesinde ESGEB (ES-

YAV Gençlik Birimi) kurulmuş. Ben

de vakıfa geldikten sonra gençlik birimine

katıldım. Birlikte yeni alt birimler

oluşturduk; Ar-Ge birimi, Kültür

Sanat birimi ve Organizasyon birimi

gibi. Bu sayede aynı konuları sevdiğimiz

arkadaşlarla tanışıp ,birlikte

o konularda kendimizi geliştirme

fırsatı bulduk. Mühendislik ve bilim

okuyan arkadaşlarla birlikte projeler

konuştuk,seminerlere katıldık. Stajların

bulunması için

uğraştık. Kültür Sanat

birimi ile her ay en az

1 kitap okuyarak, kitap

kritikleri yaptık. Daha

sonra o kitap kritikleri

hakkında yazılar

yazdık. Bunların hepsi

bana yeni bir bakış

açısı sağladı. Daha önce

hiç bakmadığım bir

taraftan olaya bakmaya

başladım. Kitapları

okurken, bir kaç yönden de düşünerek

okudum. Ayrıca, vakfımızın bize

verdiği diğer bir destek ise gezi yapmamız

için ayırdığı bütçeydi. Organizasyon

ekibimiz ve vakfımızın büyükleri

ile organizasyonlar düzenledik.

Benden önce Konya’ya, Çanakkale’ye

gidildiğini ve orada çok güzel zaman

geçirildiğini duymuştum. Ben de ilk

defa vakıf ile birlikte Kapadokya’ya

gittim. Bu kadar güzel zaman geçireceğimi

ben de tahmin etmemiştim.

Çünkü ortamda bir kardeşlik havası

vardı. Daha 1 sene öncesine kadar tanımadığınız

ama vakıf sayesinde tanışıp

sahip olduğunuz bir sürü kardeşinizle

birlikte yaptığınız gezinin tadı

çok başka oluyormuş. Kapadokya

gezisi o kadar güzeldi ki tadı damağımızda

kalmıştı. Daha sonra Bursa’ya

da gezi düzenledik. Tarihi camiler,

türbeler ve çok güzel yerler gördük.

Bursa gezisi de Kapadokya

gezisi kadar güzeldi. Bursa

gezisi sayesinde de

yeni insanlar tanımış

oldum. Vakfımızın

yine bize

ayırmış olduğu

bütçe ile Bolu

gezisine gittik.

Gezilerle organizasyon

nasıl yapılır,

birlikte nasıl

çalışılır ve bir grup

nasıl olunur öğrenmiş

olduk. Daha sonra

Vakfımızın desteği ile Kocatepe

Gençlik Fuarı’na katıldık.

İnsanlara bizim yerel değil aslında

ulusal bir vakıf olduğumuzu anlattık.

Çünkü 1500’ten fazla öğrenci burs

alıyordu ve Türkiye’nin her yerindeydik.

Türkiye’ni hangi üniversitesine

giderseniz gidin, mutlaka bizden birilerini

bulabiliyorsunuz. Ayrıca bir o

kadar da mezunlarımız var. Hepsi de

birbirinden güzel yerlerde görev yapıyor.

Çünkü vakıf bizi burs verip mezun

ettikten sonra da unutmuyor ve

Vakıfta, her ay burs

gününde seminerler

olur. Konusunda

uzman kişiler gelip

size seminer verir.

Hep yeni şeyler

öğrenirsiniz,

hem de yeni

insanlarla

tanışırsınız.

takip ediyor. Kocatepe Gençlik Fuarı’nda

pek çok topluluk, dernek ve kuruluşla

tanıştık, onları dinledik ve onlar

da bizi dinledi. Birlikte çalışmak

istediklerini de söylediler. Biz de OD-

TÜ ekibiyle birlikte gezi düzenledik

ve onları Çamlıdere Aluçdağı’na götürdük.

Fikir alışverişleri yaptık. Yine

vakıf sayesinde güzel insanlarla tanışmış

ve yeni şeyler öğrenmiş olduk.

Mezun olduğum zaman arkama

baktığımda vakıf sayesinde tanıştığım

birbirinden güzel insanlar olduğunu

görüyorum. ESYAV olmasaydı

Kızılcahamamlı, Çamlıdereli olup aynı

sınıfta okuduğum insanlarla birbirimizi

tanıyamacaktık. Bu kadar güzel

dostluklar kuramayacaktık. ES-

YAV size sadece burs vermiyor,aynı

zamanda arkadaşlık,kardeşlik nedir,

ekip olmak nedir , onu da öğretiyor.

Daha önce görmediğiniz yerleri görmenizi,

gidip gezmenize olanak sağlıyor.

Staj yapmanız için bile yardım

ediyor. ESYAV’dan aldığınız burs ile

üniversite hayatınız biraz daha rahatlamış

oluyor ve yapmak istedikleriniz

için, kendinizi geliştirmeniz için bir

destek bulmuş oluyorsunuz . Bu vakfın

kurulmasını sağlayan, bize bu imkanları

veren, bizi destekleyen ve her

daim yanımızda olan bütün büyüklerimizden

Allah razı olsun.


SAYFA 26 • www.esyav.com

Çöl gelini;

(silaymehmet@hotmail.com)

Buluşma yerimiz Armageddonun

merkezlerinden Antakya şehri. Kur’an

kahramanı Habibi Neccar’ın hemşerileri

bizi oldukça sıcak karşılıyor. Kısa

bir Antakya turundan sonra Türkiye’nin

değişik yörelerinden gelen

yol arkadaşlarımızla Asi nehri kıyısında

buluşuyoruz. Bilecik’ten, Mardin’den,

Konya’dan, İzmit’ten, Eskişehir’den

Trakya’dan Adana’dan, İstanbul

ve Ankara’dan gelen dostlarla daha

otobüse binmeden kaynaşmaya başlıyoruz.

Gece boyu yaptığımız yolculuk

Habil’in köyü Malule’de sonlanıyor.

Malule-Habil’in köyü

Şam’a 60 km mesafede Habil’in

köyü.

Yıllarca sonra Mısır’dan dönen Hz.

Meryem annemiz ve Hz. İsa efendimizle

birlikte 15 yıl yaşadıkları Malule,

dünyada Aramice konuşulan tek

merkez. Biz Hz. İsa efendimizin İsrailoğulları

gibi İbranice konuştuğunu

zannederdik, oysa İbranice ve Aramice,

Arapça’nın iki kolu. Arapça, bu iki

lisanın filolojik doğum evi. Malule’nin

sakinleri arasında Müslümanlar yolun

solunda, Hiristiyan Ortadokslar da

beldeye giren yolun sağ tarafında oturuyorlar.

Malule şehri bugünkü haliyle volkanik

arazi üzerine kurulmuş. Kastamonu

kanyonlarının aynısı Malule’de

mevcut. Kaynak suları ve geniş bağları,

bahçeleri olan bir belde. Paganist dönemde

Malule, inananların sığınağı olmuş.

Kaysı ve zeytin, bitki örtüsünün

esasını teşkil ediyor.

Hz İsa ve Meryem anamızın Mısır’dan

gelip Yahudilerin hışmından ve

öfkesinden korunmak için sığındıkları

Malule (Nasara Köyü) Şam banliyösünde

dar bir boğazdadır. Köyün girişinde

ve ortasında iki adet minerali cami

var. İçerde gezerek müşahade ettiğimiz

manastırlar, Ayazma suları, dağ,

taş haç ve ikonalarla dolu. Ana oğul

16 yıl Ma’lulede güven içinde yaşadılar.

Vahiy gelip görevlendirilince Hz

İsa efendimiz Kudüs’e döndü ve tebliğe

başladı.

Ma’lule’de konuşulan Aramice’nin

yaşaması için okullar açıldı. Vatikan’ın

Dr. Mehmet SılaySURiYE

ilgisi ve devletin maddi desteği Malule’yi

ihya ediyor.

Peygamberler

diyarı Şam

Osmanlı iki şehre özel bir değer

vermiş. Bunlardan biri İslam’ın ilk kıblesi

Kudüs-ü Şerif, ikincisi de Şam-ı

Şerif’tir. Biladuş Şam, ilk soğuyan yer

kabuğudur. Şam toprağı insanoğlunun

yaradılış mücadelesine analık yapan

doğurgan mübarek topraklar.

Şam’a tepeden bakan Kasyon Dağı,

insanlık tarihinin ilk cinayetine şahit

olmuştur. Bugün Habil’in mezarı,

Şam’ın 20 km kuzeyinde Zebedan da.

Kısası Enbiya, insanlığın ortak tarihidir.

İncelediğimiz arkeolojik eserleri

ile Biladuş Şam’da, uygarlıklar üst üste

yaşıyorlar.

Ancak bizim için çarpıcı olan, Biladuş

Şam’ın İslam aydınlığındaki profilidir.

Yine bugünkü Suriye, Güneydoğu’da

Busra’dan başlayarak 634’ten

638’e kadar Doğu Roma İmparatorluğu

üzerine, aralıksız süren sahabe

akınları ile ebedi İslam vatanı oldu.

Kimse Jüpiter tapınağına bakmıyor,

görmeye bile gitmiyor. Etiler’in, Frigyalıların

zews’e ikram ettikleri sunaklara

gitmiyor.

Şüphesiz coğrafyayı sevdiren, insan

unsurudur. 26 hadisi şerif, iki ayeti kerime

Şam’a atıfta bulunur.

‘Şam, mübarek bir mekandır’. ‘Armegeddon-Kıyamet

öncesi son savaş,

Biladus Şam’da gerçekleşecek’. Bir

kısmı Ebu Hureyre’den rivayet edilen

hadislerin, bir kısmı da Emeviler tarafından

nakledilmiştir.

Şam’ı anlatan 80 ciltlik eseri ile İbni

Asakir, Şam merkezinde yolların kesiştiği

bir bulvarda yaşadı. Eyyubiler

döneminde yetişen bu büyük araştırmacı

ve alim, Şam-ı Şerif-i 80 ciltlik kitaba

sığdıramıyor. Enbiya süresinde

bahsedilen ‘mübarek belde’ Şam’dır.

Kureyş Süresinde örnek verilen ‘Rıhleteşşitahi

vessayf’ ayeti ile ticaret kervanının

son uğrak yeri, menzili yine

Şam şehridir.

Şam, farklı medeniyetlere ev sahipliği

yapıyor.

Peygamberler, sahabeler, ehli beyt

ululaları, alimler, veliler ve nice İspanya

fatihi Tarık Bin Ziyad gibi devlet

adamları bu şehirde. Hem de şehir

merkezi olan Babul Sagir’de, asırlardır

koyun koyuna yatıyorlar.

Dımışk, iyi sulanmış yer demektir.

Şam kenti, Kasyon Dağı’nın böğründen

çıkan ve en büyüğü Nehrul Barade

olan, yedi ırmakla sulanıyor. Nuh’un

oğlu Sam, Sam’ın oğlu Dimşak’tır.

Dimşak bu şehri ilk kuran insan. Dımışk,

kelimesi Arapça değildir. Nuh’un

torunu Dimşak’ın kurduğu bu şehre

Dımışk adı verilmiş.

Biladuş Şam’da, 10 bin sahabe bu

toprakları bekliyor. Cebel Kasyon, Doğu

Roma generallerinden Kassiyus adı

ile anılır.

Konya’dan Şam’a

Muhyiddin Arabi

Anadolu insanının hafızasında

meşhur vurgular vardır. ‘Evveli Şam


NİSAN 2018 • SAYFA 27

Şüphesiz

coğrafyayı

sevdiren, insan

unsurudur. 26

hadisi şerif, iki

ayeti kerime

Şam’a atıfta

bulunur.

Ahiri Şam’, ‘Bundan iyisi Şam’da kayısı’.

Hz Peygamber, 24 yaşında ticaret kervanı

ile Şam’a kadar gelmiş. Bir yıl sonra

da yani 25 yaşında da Hatice-i Kübra

ile Mekkede evlenmiş. Onun ayak bastığı

yere Şamlılar Hayyul Kadem diyorlar.

Şam’ın dağ mahallesinde, her gün birbirini

selamlayan iki alim oturuyor. Biri

Osmanlının İttihad-i İslamı güçlendirmek

için, bu topraklara gönderdiği

Mevlana Halidi Bağdadi. Diğeri ise otuz

yıl Konya’da Selçuklu sultanlarına danışmanlık

yapan Endülüslü Muhyiddin

Arabi. Konya’dan Şam’a gelen Şeyh-ül

Ekber’in çevresi, Türkiyeli muhacirlerle

kuşatılmış. 1221 yılında Hicaz’dan dönen

Mevlana ile babası Bahaüddin Veled,

Şam’da Muhyiddin Arabi’yi ziyaret

ediyorlar. Sohbet ediyorlar. Önde babası

peşi sıra genç Mevlana huzurdan ayrılırken,

Muhyiddin Arabi’nin bir tespiti duyuluyor:

“Görüyorum ki, bir ırmağın peşinden

bir derya yürüyor!”

Yine dünyevileşen, dünya menfaatlerini

Allah’ın dinine tercih eden Şamlı

ilim erbaplarına karşı çok sert bir karşılık

vermesi yüzünden Muhyiddin Arabi

katlediliyor. Cesedi de bir çöplüğe gömülüyor.

Gerçekten Muhyiddin’in sözü

çok ağır. ‘Sizin dininiz para olmuş. Kıbleniz

kadın. Taptığınız benim ayağımın altında’.

(Dini kum, dinarı kum, kıble kum,

nisae kum, ilahe kum, tahtel kademeyn!)

Asırlarca onun mezarı kaybolmuştu,

yitikti. Onun sözü olduğu rivayet edilen

“İzâ dehale sin veş şîn. Yezhara kabri

Muhyiddin” yani Sultan Selim, Şam’a

girdiği zaman Muhyiddin’in mezarı ortaya

çıkacak.

İslam’ın ilk müezzini, Habeşistanlı

Bilal, 642 yılında Şam’da vefat etti. Bilal

ile birlikte Resullullah’ın eşleri Hz Hafsa,

Hz. Sevde, Hz. Ümmü Seleme ve Hz.

Ümmü Habibe aynı kabristanda. Ayrıca

ehli beytten Sitti Zeynep ve Sitti Rukiye’yi

de..

Büyük bilgin İmam Gazali, tam 10 yıl

Şam’da kaldı. Ve İhya-i Ulumuddin adlı

ölümsüz eserini burada yazdı. Sahabeden

Ebu Derda, bu şehirde. Ebu Hureyre’nin

makamı, Muaviye, Kerbela mazlumları,

Hz. Hüseyin efendimizin başı,

İsrailoğlullarının katlettiği Hz. Yahya,

Şarkın en sevgili sultanı Selahaddin

Eyyubi ve Selahaddin’i yetiştirerek tarihe

kazandıran Selçuklu Sultanı Nureddin

Mahmut Zengi, mahzun padişahımız

Sultan 6. Mehmet Vahdettin Şam’da..

Busra

Busra, antik çağlardan beri Palmira

ile Nabatilerin Başkenti Petra arasında,

Abdullah İbni Muhammed’in gelişi ile

birlikte şereflenen belde. Bizim için Busra,

ne Roma ne Nabbati ne Gassan ne de

Bizans’ın Bahri Zulümatında değil Efendimizin

eşsiz hatırası dolayısıyla önemlidir,

kıymetlidir. Bütün Müslümanların

bildiği gibi 583 yılında ve 12 yaşında iken

Mekke ticaret kervanı ile amcası Ebu Talib’in

yönetiminde Busra’ya geldi. Ve 25

yaşında Hatice-i Kübra’nın kervanından

sorumlu olarak gelen Abdullah İbni Muhammed,

bu şehirde ticaret yaptı. Mekke

kervanını beklediği, kervandaki develerin

çöküp dinlendiği yol kenarına unutulmaması

için Şarkın en sevgili sultanı

Selahaddin Eyyübi tarafından sembolik

bir mescit inşa edildi ve kadem taşı yerleştirildi.

Buraya develerin çöktüğü yer

anlamında ‘Mabrak-an-naka’ denir. Develerin

çöktüğü yer yahut Dişi devenin

ıhladığı yer!, Rahip Bahire’nin manastırına

sadece 400 metre mesafededir.

Rahip Bahira’nın manastırı, çöken tavanı

hariç bugün sapa sağlam duruyor.

Rahip Bahire, Doğu Hıristiyanlığın temsilcilerinden

biridir ve monofizit bir rahiptir.

Teslise değil tek olan Allah’a inanır.

Doğu Hıristiyanlığı Yakubi, Nasturi

ve Maruniler’le temsil edilir. Bir rivayete

göre Rum süresinde zikredilen Bizans

ile Sasaniler arasındaki savaş, Busra çevresinde

meydana gelmiş. Rum Suresi’ne

göre, müfessirlerin açıkladığı Dualist

Zerdüştiler-Ateşperestler ile Hıristiyanlar

arasında 624 yılında savaş cereyan etmiş

ve ehli kitap, bu savaşı kazandığı için

Müslümanlar memnun olmuşlar.

Busra 634 yılında yani Hz Ömer’in hilafetinin

ilk yılında fethedildi. Seyfullah

Halid Bin Velid, fetih ordusunun komutanı

idi. Busra’da egemenlik, 1071’de Selçukluların

yönetimi, 1174 yılında ise Selahaddin

Eyyubi’nin gelişi ile Zengi hanedanlığına

geçti.

Kölemenlerden kalan Fatimi Camii

ile Selçukluların bıraktığı 100 yılların 5

yıldızlı oteli konumunda olan kervansarayları

yalayarak geçiyoruz.

Humus ve Hama’ya doğru

Hava kararmadan, Humus’a girdik.

Humus Halid Bin Velid’in şehri. İlk yaptığımız

iş, Halid Bin Velid adına yapılan

Fatimilerin yüz yıllara karşı koyamayan

eserini Sultan Abdülhamid yeni baştan

yaptırmıştı. Osmanlı minareleri altında

parlayan gümüş kubbeler bize Edirne’yi

hatırlatıyor. Humus, 1.5 milyon nüfusu

ile Suriye’nin en temiz ve en bakımlı

şehriydi. Banyas’tan sonra ülkenin ikinci

petrol rafineri, Humus şehrinde. Sakinleri

okumuş ve eğitimli bir halkdı.

Şehrin fatihi Halid Bin Velid, Hz.

Ömer’den bu şehre yerleşme izni istiyor.

Hz. Ömer’in verdiği cevap; ‘Git ya Halid,

o şehre yerleş ve aydınlat’ oluyor. Halid

Bin Velid, oğlu Abdurrahman’la birlikte

aynı türbenin içinde. Ve karşı köşede Hz

Ömer’in oğlu Ubeydullah.

Hz. Halid Bin Velid, vefatından önce,

son günlerinde ayakta durmakta zorlanırken

kılıcına bir baston gibi yaslanıyor.

Ve diyor ki: “Yıllarca ben onu elimde taşıdım.

Şimdi o beni taşıyor.” Devam ediyor,

“Hayatım seriyyelerde, gazvelerde,

meydan savaşlarında geçti. Başımdan topuğuma

kadar yarasız yerim yok ama hala

hayattayım. Veyl olsun o korkaklara!”

“Allahım ben böyle yumuşak yataklarda,

develer gibi uzanarak ölecek insan mıyım?

La ilahe ilah Muhammedin Rasullullah”

Seyfullah Halid Bin Velid’in son

sözleridir..

Giriş kapısının üzerinde caminin yapılışı

ile ilgili özet bilgiler şöyleydi.

“La ilahe Illallah

Muhammedun

Resulullah

Meşhur sahabe efendilerimizden Halit

bin Velid’in makamı-mezarının bulunduğu

bu cami, ilk defa 1255 yılında

>>Devamı sonraki sayfada


SAYFA 28 • www.esyav.com

Kölemen hükümdarı Sultan Baybars tarafından

yaptırılmıştır.

Zamanla yıkılan bu caminin yerine

yenisinin yapılmasını, 1900 yılında Osmanlı

Sultanı II. Abdülhamid Han irade

buyurmuştur. Abdülhamid Han’ın şahsi

malından yaptığı katkı ve ihsanlarla

ve fazilet sahibi insanların çabaları ile

(Âl ve ashabının tamamına salat ve selam

olsun) nihayet 1943 senesinde Halid

Bin Velid Camii’nin inşaatı tamamlanmıştır.”

1982 yılında adeta ikinci Kerbela olayının

cereyan ettiği Medinetun Navvar

(Su dolapları Şehri) Hama’ya vasıl oluyoruz.

Karşımızda ve Asi nehri kıyısı boyunca,

1982’lerde görmüş olduğumuz

Kadiri dergahlarının şimdi yerinde yeller

esiyor. Hama, ‘kale’ demektir. Şimdi Yunus

Emre’nin dertli dolapları gibi, bir hatıradan

ibaret, imitasyon dolaplar hareketsiz

bizi seyrediyor. Suriye devletinin,

kendi vatandaşlarına uyguladığı bu katliamın

dehşetini hatırlamak bile insanlık

adına yüzümüzü kızartıyor.

Üzerine üç adet barajın kurulduğu

Asi nehrinin debisi, iyice düşmüş. Akarsu

özelliğini, Hama’da kaybetmiş. Tabiatın

insan eliyle tahribi sonucu, bir zamanlar

şiirlere konu olan bu su dolapları

şimdi içinden ruhu sıyrılıp alınmış heykeller

gibi hareketsiz karşımızda duruyor.

Bir zamanlar dolap gıcırtıları arasından

‘tekbir’ seslerinin yükseldiğini işiten

Hamalılar, şimdi Medinetun Navvar’dan

uzaklarda yaşıyorlar.

Haleb-i Şehba

Halep kalesi, Nebi Zekeriya Camii,

su sesiyle psikosomatik hastaları tedavi

eden Bimaristan, Hüsreviye Medresesi,

Bab’ül Faraj’da Sultan Abdülhamid’in

saat kulesi, Resullullah’ın ayak izlerinin

bulunduğu Kerimiye Camii, Mevlevihane

ve Ortadoğunun 16 kilometre uzunluğuyla

han ve kervansaraylarıyla eşsiz mimarisiyle

Suki-Halep, yani Kapalıçarşı.

Halep kalesinin eteklerinde Selahaddin

Eyyubi’nin oğlu Melik Zahir’in eğitim

kurumu ve camisi. Önce Hitit tapınağı

olarak yapılan Halep kalesi, asırlar

sonra Eyyubi hükümdarlarından Melik

Zahir’in girişimiyle bugünkü şekline kavuşmuştur.

Ana kara ile kale arasında daha

önce portatif-müteharrik bir köprü

var idi. Cisrül hatap denen bu köprü tahtadan

yapılmış idi. Kalenin yamacında,

Halep valisi Hüsrev Paşa’nın yaptırdığı

Hüsreviye külliyesi.

Halep Reyhanlı Sınır Kapısı’ndan sadece

60 km uzaklıkta. Bugünkü Hatay

coğrafyasının il merkezi olan Halep, bizim

için sıcak ve dost bir şehir. Halep’te

bizim, Türkmen, Arap, Kürt ve Çerkez

akrabalarımız var. Orada, din kardeşlerimiz

var.

Tarih koridorunda Halep, ayrı bir

destan. Bu şehir, savaşsız olarak İslam

devletine katılmış, Osmanlı yüzyılları,

Halep’in en parlak dönemi olmuş. Değişik

tarihlerde, ilk Haçlılar ile boğuşan Kılıçaslan’ın

Babası, Antakya Fatihi Kutalmış

oğlu Süleyman, Melikşah ve Nurettin

Mahmut’la, şarkın en sevgili Sultanı

Selahattin Eyyubi’nin yönettiği bu kaleye,

Farabi, Mevlana, Akşemsettin, Urfalı

Divan Şairi Nabi ve Nesimi hatıraları ile

hayat vermişler.

Lattakiye-Lazkiye

Halep’ten Batıya doğru, 130 km ileride

Kerek Kalesi var, Suriyeliler Selahattin

Kalesi diyorlar. Selahattin Eyyubi’nin

annesi Mesude Hatun’un doğup büyüdüğü

Harim şehrine sadece 40 km mesafede.

Haçlıların tahkim ettiği kale, ulaşılması

zor bir ortaçağ tepesi üzerinde.

Lazkiye yemyeşil bir Akdeniz şehri.

Lazkiye’nin 10 km güneyinde, Ceble şehri,

İbrahim Ethem Hazretleri ve Veziri’nin

metfun olduğu nasipli bir kent.

Belh Hükümdarı, İbrahim Ethem, tacını,

tahtını ve ülkesini ve av partileri ile

süslediği bohem hayatını bir kalemde silip,

kendini hakka ve İslama adayan insan.

Kundakta iken ayrıldığı oğluna, yirmi

yıl sonra Kâbe avlusunda umre tavafı

yaparken kavuşuyor. Çok özlediği oğlunu

baba şefkati ile kucakladığı sırada, bir

ilahi nida ile irkiliyor. ‘Ethem bir kalpte

iki sevgi olmaz!’ Sevgili oğlunun o anda

kollarında can verdiğini görüyor. Benzeri

menkıbeleri, kaynaklarda isteyen takip

edebilir.

Ormanlar arasında baraj gölü, Billureyn,

karşımızda Cebeli Akra yani Keldağ.

Keldağ’ın yarısı Türkiye yarısı Suriye

sınırı içerisinde.

Karşımızda kocaman bir tabela:

Suriye’den çıkmak üzereyiz. ‘Neşkür,

ziyareteküm’ ‘Refakatekum Es Selam!’

Tereyağdan kıl çekercesine, ne Suriye

muhaberatı ne de ‘fi bahşiş mafi teftiş!’

Ne de Türkiye’nin bıktırıcı bürokratik

engellerine takılmadan, Hatay’a giriyoruz.

Tekrar görüşmek ve kavuşmak üzere.

Elhamdulillahi Ala Selametül Vusul!

( Memlekete kavuştuğumuz için Allah’a

şükürler olsun).

Bana gençliğimde içinde

Haleb’in ve Şam’ın,

olmadığı bir Türkiyeden

bahsetselerdi sarsıntı

geçirirdim!

Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde

tam altı asır KARDEŞİMİZ olan Halep,

cumhuriyetle birlikte emperyalistlerin

çizdiği sınır yüzünden KOMŞUMUZ oldu.

Birinci cihan savaşında yenik düşen

son İslam Birliği paradigmasının temsilcisi

Osmanlıyı Haçlılar Ortadoğu ve Balkanlarla

birlikte on iki devlete ayırdılar.

Avrupalıların bizlere kurduğu Milliyetçilik

tuzağına rağmen Halep ve Şam halkı

İstanbul’dan kopmak istemediklerini

bildirdiler ve bir süre direndiler.

Ayrıca bizim için de Halep, Misak-ı

Milli kapsamı içindeydi. Yani vazgeçilemezdi.

Ne kadar çok bölerlerse o kadar

kolay sömürecek ve yöneteceklerini hesap

eden İngiliz ve Fransızlar istedikleri

sınırlar olmazsa kuracakları devletleri

tanımayacakları ultimatomunu dayattılar.

Naçar kalan Türkiye ne Halep, ne de

Şam’a sahip çıkamadı. Gerçi Lozan bozgunuyla

Batum, Kerkük-Süleymaniye,

Batı Trakya ve Eğe adalarına da sahip çıkamadı.

Hattan yirmi yıl İskenderun

sancağına sahip çıkamadı.

Osmanlı aydınlarından şair Yahya

Kemal; “ Bana gençliğimde içinde Haleb’in

ve Şam’ın, olmadığı bir Türkiyeden

bahsetselerdi sarsıntı geçirirdim!”

Diyor.

Çukurova karpuzları ve Belende yeti-


NİSAN 2018 • SAYFA 29

şen üzümler Halep çarşılarında satılırdı.

Yörüklerin göçü mevsimlere göre Haleple

Yozgat ve Sivas Uzunyayla arasındaydı.

Ticaretin doğal akışıyla, Halep Anadolunun

bir parçasıydı.

Yine Avrupalılar kendi aralarındaki

sınırları kaldırırken bizim aramıza telleri

gerdiler ve mayınları döşediler. Çok insanımız

bu mayın tarlalarında öldü veya

sakat kaldı. Yani bu sınır yüzünden Halep

ve Halepliler de doğal iktisadi ve sosyal

çevresinden koparılmıştı.

Haleb’in içme suyu kuzeyinden geçen

bizim Fırat nehrinden gelir. Süleyman

Şahın medfun olduğu Türk Mezarı, Caber

kalesindedir ve ziyaret edilebilir.

Kasyon dağında öldürülen Habil’in

cesedi, abisi Kabilin sırtında yirmi kilometre

taşındıktan sonra Zebedanda toprağa

verildi. Habilin mezarını Şam merkezine

sadece yirmi beş kilometre uzaklıkta.

Bir teori: Nuh peygamberin oğlu

Sam’dan türediği için Araplara Samiler

de diyoruz. Sam’ın oğlu Dimşak, bu şehri

ilk kuran insan. Dımışk kelimesi Arapça

değildir. Nuh’un torunu Dimşakın kurduğu

bu kente Dımışk adı verilmiş.

Şarkın en sevgili sultanı Selahaddin

Eyyubinin hayran olduğu şehirdir Busra.

Busra, Milattan önce Nebatilerin başkentidir.

Bizans dönemindeyse hem dini merkez

hem de Arabistan vilayetinin başkentidir.

Arabistan’dan Ortadoğu’ya gelip-giden

ticaret kervanlarının zorunlu

uğrak yeridir. Busra, Palmira ve Petra’dan

daha stratejik bir konumdadır.

Bu şehir Müslümanlar için önemlidir.

Çünkü bu coğrafya menkıbeye göre

bir bilgin tarafından daha çocuk yaşlarda

Nur-u Muhammedinin keşfedildiği

yerdir.

* * *

Rahip Bahira manastırı bir risalet

belgeselidir.

Kaynaklara göre: Çölün derinliklerinden,

üzerinde gölge yapan bulutla gelen

kervan yolcularını konakladığı yerden

manastıra davet edip, onlara ziyafet

çekmiş, ikramda bulunmuştu. İlmi ve basireti

dolayısıyla bu bilgine halk ve kaynaklar

Bahira derdi yani “küçük deniz”.

Bahira, 583 yılında Busraya gelen 12

yaşındaki Muhammed ibn-i Abdullah ile

konuşur konuşmaz delilleri ve kürek kemikleri

arasındaki nübüvvet mührünü

gördü ve amcası Ebu Talib’i uyardı:

- “ Sakın yeğenin Muhammed’i Şam’a

götürme. Benim şahit olduğum beklenen

son peygamber işaret ve delillerini Yahudi

Hahamlar da görür ve ona zararları

dokunur!” Dedi ve iddiasının üzerinde

ısrarla üzerinde durdu.

Ebu Talip, Bahirayı ve uyarısındaki

ciddiyeti önemsedi ve her yıl gittiği

Şam’a bu sefer gitmekten vazgeçti. Bir ay

kaldığı Busra çarşısında Mekke’den getirdiği

malları sattı, ihtiyaçlarını da alıp

kervanıyla Mekkeye geri döndü.

* * *

“Rum” suresinde Ehl-i kitap olan Bizans

ile ateşperest Sasanilerin arasında

geçen savaşın Busra civarında olduğu

Tarih-i Taberi’de rivayet edilir.

Hz. Ali efendimizin kardeşlerinden

Cafer Tayyar, Mute’de şehit

düşen sahabeler arasındadır.

Busra; nihayet Hz. Ömer

döneminde 634 yılında komutan

Halit bin Velid tarafından

fethedilmiş ve bölgenin büyük

bir kısmı İslâm ülkesinin topraklarına

katılmıştır.

Muhammed Alparslan’ın

1071 Malazgirt Savaşından

sonra Anadolu’nun Müslümanlara

açılmasıyla birlikte

Busra, Selçuklu yönetimine

girdi. Selçuklular Busra’da çeşmeler

ve yüzyılların dört yıldızlı

otelleri olan iki büyük taş

han yaptırdı. Müslim-Gayrı

Müslim, tüm yolculara ve gariplere

hizmet verdi. Nureddin Mahmut

Zenginin vefatından sonra 1174 yılında

bölgeye gelen Sultan Selahaddin Eyyubi,

Haçlılara karşı hac yolunun güvenliği

için Busra’yı tahkim etti. Roma’dan kalma

amfiteatr’a bir garnizon yerleştirdi.

Daha 12 yaşındayken Resulullah’ın amcasının

kervanıyla gelip kervan develerini

beklediği yere Mabraku-Naka Mescidini

yaptırdı. Mabraku-Naka, dişi devenin

çöktüğü yer demekti. Aynı noktaya

da unutulmaması için bir kadem taşı yerleştirdi.

Busra, İttihad-ı İslam için Mısır

Kölemenlerine karşı yapılan1517 Ridaniye

Savaşı ile Sultan Selim döneminde

Osmanlı idaresine katıldı. Bu

şehir Balkanlardan ve İstanbul üzerinden

yola çıkan Hacıların gidiş-dönüşlerinde

mecburi ve güvenli bir uğrak

yeridir.

Sultan Abdülhamid’in gayretiyle

yapılan Hicaz Demiryolu’nun ikmal

ve tamir istasyonu Busra’dadır. Ancak

Birinci Cihan Savaşı’nın sonunda yani

1918’de Osmanlı’dan koparılmış, Suriye’nin

merkez şehirlerinden uzak oluşuyla

eski stratejik önemini kaybetmiştir.

Siyonistlere göre, Irak işgal edildikten

sonra sıra Suriye’ye gelmiştir.

İkibin yıldan beri Arz-ı Mevud yalanına

iman eden siyonistler, Amerika vasıtasıyla

Şam Ve Halebi de işgal ederlerse

Allahın (haşa!) onlara vaat ettiği

ülke ideali sözde gerçekleşmiş olacak.

Cennet misali Kuneytra ve Gölan tepeleri

bugün yara bere içinde.

Türkiye, devletiyle-milletiyle sınırları

da aşarak bu Arz-ı Mev’ud cinnetine

karşı çıkacaktır. Filistinde yaşanan

vahşet karşısında, Ortak düşmana

karşı hem tarih hem de din kardeşliğimizi

unutmayacak, Halebi ve Suriyedeki

kardeşlerimizin hürriyetini canımızla-kanımızla

destekleyeceğiz.

Resulullah’ın “Az konuşun, az uyuyun,

az yiyin ama çok çok ziyaretleşin!”

buyruğunu emir kabul ediyoruz.

Biiznillah..

YAĞMUR!

Seni bekleyen bir taş da ben olsaydım

Çölde seni özleyen bir kuş da ben olsaydım

Dokunduğun küçük bir nakiş da ben olsaydım

Sana sırılsıklam bir bakiş da ben olsaydım

Uğrunda koparılan bir baş da ben olsaydım

Bahira’dan süzülen bir yaş da ben olsaydım

Okşadığın bir parça kumaş da ben olsaydım

Senin için görülen bir düş de ben olsaydım

Yeryüzünde seni bir görmüş de ben olsaydım

Senin visalinle bir gülmüş de ben olsaydım

Sana hicret eden bir Kureyş de ben olsaydım

Damar damar seninle, hep seninle dolsaydım

Batılı yıkmak için kuşandığın kılıcın

Kabzasında bir dirhem gümüş de ben olsaydım


SAYFA 30 • www.esyav.com

“Zahmet vakti” bu yıl da

böyle analım Cahit”i...

Rasim Özdenören

Cahit’’in sonsuzluğa göçüşünün üzerinden

yirmi yıl geçmiş. Geçen sürede,

onun şairlik yanı gide gide ağırlığını daha

çok hissettiriyor ve Cahit Zarifoğlu

okuru gibi bir okur kümesi beliriyor. Artık

yirmi yıl önce tartışılan bir konu, Cahit’’in

şiirinin kapalı olup olmadığı ya da

niçin zor anlaşılır olduğu türünden meseleler

tartışma alanından çekildiler.

Şimdi artık onun şiirine nüfuz etmek isteyen

o şiirin anlam katmanlarını yoklayan

bir okuyucu kümesi oluşuyor. Onun

adına yapılan atıflarda şiirine değiniliyorsa,

belli oluyor ki, artık bu şiirin anlaşılmaz

oluşu ya da zor anlaşılır oluşu söz

konusu bile değil. Cahit’’in okuru artık

yalnızca onu anlamış olmakla kalmıyor,

üstüne bu şiir üzerine yorum da geliştiriyor.

Aslında olması gereken de baştan

beri böylesi olmalıydı.

Demiyorum ki, Cahit Zarifoğlu’’nun

şiiri artık her yanıyla anlaşılmıştır ve artık

o şiirde anlaşılacak bir şey kalmamıştır!

Hayır, böyle bir iddia, onun şiirini

basite indirgemek olur. Bilakis zaman

içinde Cahit’’in şiiri üzerine geliştirilecek

yorumlar, bu şiirin zengin madenini

daha da ortaya çıkartacak, fakat bu maden

işlendikçe tüketilmek yerine işlendikçe

çoğalacak! Bütün büyük şairlerin

durumu aynı sonucu paylaşıyor: Homeros’’tan

günümüze, büyük şairler üzerine

yapılan yorumlar onların tüketilmesine

değil, bilakis çoğaltılmasına matuf

çabalar cümlesinden anlaşılmalıdır.

Sanıyorum şiir okuru şu etmenin

farkındadır: Şiir, öncelikle anlaşılmak

için değil, fakat ondan tad almak için

okunur. Tadı alınamayan bir şiir anlaşılır

olsa ne çıkar? Ve bir şiirin, son tahlilde

anlatmak istediği şey ne olabilir?

Eğer ortada bir hikmet varsa ve okuyucu

hikmetin anlamına nüfuz etmek istiyorsa,

mesele yok. Ama hikmet yerine şiirde

bir “anlam” avcılığına çıkılmışsa, ola

ki “o anlam” bir düz yazıda daha düzgün

Sanıyorum şiir

okuru şu etmenin

farkındadır:

Şiir, öncelikle

anlaşılmak için

değil, fakat ondan

tad almak

için okunur.

anlatılmıştır. Dahası, bilimsel bir metin

o anlamı daha çok anlaşılır kılmış olabilir.

Böyle bir okuyucunun oralara gitmesi

daha isabetli olur. Oysa şiir okuyucusunun

bu anlamda bir yaklaşımı anılmaya

bile değmez.

Vaktiyle Cahit Zarifoğlu

okuruna katkı sadedinde,

bu şiiri müphem

kılan etmenleri

araştırmış ve bazı

sonuçlara ulaşmıştım.

Bir bakıma

teknik bir çalışmaydı

o. Bu şiirde

kimi zaman öznenin

belli olmaması,

kimi zaman belli

bir kelimenin çok

anlamda kullanılması,

kimi zaman bazı kelimelerin

hem kendinden

önceki kelimeye (veya ibareye)

hem kendinden sonra gelene

ilmikli bulunması, kimi zaman şairin

hayatıyla ilgili bir anekdotun o şiirin bir

biçimde anlaşılmasına yardımcı olduğu..

gibi hususlara değinmiştim. Bu tür

çalışmaların şimdi de sürdürülmesi gerektiği

kanısındayım.

İmdi, Cahit Zarifoğlu’’nun kendine

özgü bir okuyucu kümesi oluşmuşsa

da ve bu kümenin gide gide çoğalması

beklenebilirse de, gene de bu şiir üzerinde

dişe dokunur çalışmaların henüz

yapılmadığının altını çizmemiz gerekiyor.

Sanıyorum bu tür çalışmalar zaman

içinde gerçekleşecektir. Şimdilik bazı

akademik çalışmalarla yetinmek zorunda

bulunuyoruz. Ama inanıyorum ki,

Cahit’’in şiirini anlayanlar ve o şiir üzerinde

düşünenler gelecek zamanlarda

daha da çoğalacak.

Mevsimi tam hatırlamıyorum. Hafiften

yağışlı ve kasvetli, soğuk bir havaydı.

Onları neyimize güvenerek buralara çağırabiliyorduk,

bilmiyorum. Aslında ne

bir vakfımız, ne bir derneğimiz, ne onlara

yetecek denli ferah evlerimiz vardı.

Daha doğrusu hiçbir şeyimiz yoktu. Yalnızca

sevgiden, şefkatten, merhametten

örülmüş yüreklerimiz vardı.

Yüreğimizi avuçluyor ve

onlara avucumuzla onun

sıcaklığını, yüreğimizin

Allah’ı bile barındıracak

denli genişliğini

sunuyorduk:

onlara duyduğumuz

dostluk yüreğimizden

taşıyordu.

Davetimize ilkin

bir kişi gelmişti.

Sonra birkaç kişi

daha. Sonra birkaç

kişi daha.. ve derken

sayısını şaşırmaya başlayacak

kadar daha başkaları.

Kızılay’daki Mavera

dergisinin bürosundan kalktık

Ulus’a yürüdük (yürüme lafın gelişi..). O

gün nasıl bir tatil günüydü, onu da bilemiyorum.

Aç olduklarını biliyorduk yalnızca.

Uzun aylar boyunca kursaklarına

sıcak bir ev yemeği girmediğini düşünüyorduk

ve Ulus’taki rahmetli Hacı Recai

beyin Boğaziçi lokantasında onları ağırlamak

istiyorduk. Dövünmez de ne yaparsın,

olacak iş değil: lokanta kapalıydı.

Birileri başka bir yer önerdi, oraya yöneldik.

Orası da kapalıydı. Üçüncü bir

yere gitmek istedik, orası da kapalıydı..

çıldıracağız. Aralarından biri nihayet:

“Siz ne yapmak istiyorsunuz?” diye sordu.

Açıklamak zorunda kaldık. Dediler

ki: “O lokantalar açık bile olsaydı, cephedeki

kardeşlerimiz bu yemekleri yiye-

Soldan sağa: Rasim Özdenören-Cahit Zarifoğlu-M.Akif İnan)


NİSAN 2018 • SAYFA 31

mezken biz de yiyemezdik!” Bu utançla zaten

bizim de karnımız doydu.

Onları Keçiören’de buluşacağımız vakfa

gönderdik.

Afgan göçmenleri...

Bir kısmı Hacı Bayram’da takke, tespih

satarak maişetini sağlıyordu. Her biri

kendine göre ufak tefek yapacak işler bulmuştu.

Mustafa Kalfaoğlu onlara kol kanat geriyor,

karınlarını doyuruyor, barındırıyordu.

Vakfın civarına nasıl ulaştık, şu anda

onu da hatırlamıyorum. Çünkü Cahit’le

oraya yürüdüğümüzü biliyorum. Biz vakfın

salonuna ulaştığımızda, salonda insan

soluğunun yaydığı sıcaklık tütüyordu. Bizse,

yürüyüşümüz esnasında buz kesmiştik.

Yüzümüze kar değil de, bir kırağı soğuğu

değiyor ve değdiği yeri kesip biçiyordu.

Onlarla birlikte diz dize oturduğumuzda

birazı soğuktan, çoğu heyecandan doğan

bir titreyiş içindeydik. Çenelerimiz takırdıyordu.

O sıralarda Mezarışerif’e bir saldırı olduğu

veya olacağı yolunda söylentiler çalınıyordu

kulağımıza. Afganlı göçmenler fütur

getirmiyordu. “Şimdiye değin Mezarışerif’e

zarar veren bir taarruz vuku bulmamıştır;

kim buna niyetlenmişse sonu hüsran

olmuştur” diyorlardı. Hüseyin Mangal,

bir dağın tepesindelerken uğradıkları

bir Rus kuşatmasını anlatmıştı. Günlerce

kuşatma altında kalmışlar. Rus askeri

de daha fazla yukarıya çıkmayı göze alamıyor,

iki tarafın inadı sürüp gidiyordu. Derken,

Rus askerlerine helikopterle yardım

geliyor: silah, mühimmat ve yiyecek.. helikopterlerden

aşağıya torbalar halinde bırakılıyor

bunlar. Fakat o da ne? Ani bir fırtına,

Rus askerine gönderilen torbaları sürükleyip

Afgan askerinin mevzilerine bırakıyor.

Afgan askerleri ilkin bir güzel karınlarını

doyuruyor, sonra da ele geçirdikleri

silahla aşağıdaki Ruslara hücum edip onları

kaçırıyorlar.

Bütün bunlarda ağlamayı gerektirecek

ne var? Fakat Cahit’in hıçkırdığını işitiyorum.

“Ağlama, bizim daha metin olmamız

lâzım” kabilinden bir şeyler mırıldanıyorum.

Cahit, bu olayı anlattığı şiirinin adını

“Zahmet Vakti” koymuş (Korku ve Yakarış’ta

yer alan şiir). Yalnızca o geceyi anlatmıyordu

o şiirinde, bütün bir savaş süreci

duruyordu o şiirin içinde. Afgan savaşının

ritimleri de o şiirin içinde kımıldıyordu

bana kalırsa.. sonradan “Savaş Ritimleri”

adını verdiği romanın ritmi de..

“Hicret insanlarıyla bir odada oturduk

Kardeşim Rasim ağlamayalım dedi

Çünkü onlar daha kavi

İşte heyecan dolu bir farsça

Anlamı uçaklar bombalar fark

edilmez ağaçlar kuşlar

Mücahit kaya toprak sarınmış

Şimdi Rus başını zırhlısından çıkaracak

Yürekli bir farsça tam alnından vuracak”

Biz, Mezarişerif’in başına geleceklerden

kaygılanırken bir Özbek bileğimizi

kavrıyor: “Mezarışerif kendine kafir yanaştırmaz...”

Ve bu enstantane, o şiire aynen

giriyor.

Eveeet. Cahit üzerine, onun şiiri üzerine

kafa yormuş biri sıfatıyla ne söyleyebilirim

diye düşünürken, bir özelliğin daha

öne çıkmak için kendini zorladığını farkettim.

Aslında Cahit’’in şiiri onun hayatından

farklı değildi. Bu, daha önce, şiirinin

içinde olan şair olarak üzerinde durduğum

belirlemeden farklı bir şeydi. Aslında, Cahit’’in

kendisi de örtülü bir insandı. Onun

çeşitli çevrelerde, çeşitli kimliklerle tanınıyor

olması bize durumun bir ip ucunu

veriyor. Cahit’’in içinde yaşadığı öyle bir

muhit olmuştur ki, oradaki insanlar onun

şiir yazdığını bilmek bir yana, resmî adını

bile bilmezlerdi. Onlar bizim Cahit diye

bildiğimiz adamı Cem olarak tanırlardı.

Fakültedeki hocalarıysa, onu, sanıyorum

akademik geleneği hiçe sayan bir avare kafa

olarak tanıyordu. Nitekim Rilke üzerine

hazırladığı bitirme tezini bu gerekçeyle

reddetmişlerdi. Cahit o tezi, sonradan

referanslar kullanarak, fakat ana metinde

fazla bir değişiklik yapmadan yeniden hazırlamak

zorunda kalmış, fakülteden böylece

mezun olabilmişti. Lise sonda da iki

yıl edebiyat dersinden beklemesi kaderin

bir ironisi sayılmalı değil mi? Cahit, açmaktan,

açıklamaktan çok, örtmeye, gizlemeye

değer vermiştir. Fakat böyle yaptığı,

sanıyorum, kendisine bile gizli kalmıştır.

Nitekim şiirinin kapalı olduğuna ilişkin

her vurgulama karşısında buna hayret

ettiğini görürdük. “Bunun neresi gizli?

Bunun neresi anlaşılmıyor?” diye sorardı.

Bana öyle geliyor ki, burada farklı bir

sır vardı. Nitekim anlaşılması zor olan tek

şair Cahit olmamasına rağmen, bu alanda

nerdeyse yalnızca onun adı çıkmıştır. Bir

Turgut Uyar veya bir Edip Cansever ya da

son dönemin Behçet Necatigil’’i sanki daha

mı anlaşılır şiirler yazmışlardır? Hatta

bir Oktay Rıfat’’ın şiiri daha mı anlaşılırdır?

Onların şiirleri de en az Cahit’’inki kadar

zor anlaşılır mısralarla doludur. Ama

zor anlaşılabilirlik yalnızca ve özellikle

Cahit’’e mal edildiğine göre, buradaki zor

anlaşılırlık ya da örtülülük farklı bir anlam

içeriyor olmalıdır. Günümüz Cahit Zarifoğlu

okuyucusu, onun şiirinde içkin bulunan

örtülülüğün anlamına da nüfuz etmenin

yolunu arıyor diye düşünüyorum.

Ben ve Hayat ve Ölüm

merhum Cahit Zarifoğlu’nun ölüm döşeğindeyken

kendisine söylediği; ”Şimdi

bir tay olmak istiyorum, dağlarda koşmak

istiyorum” cümlesini irdelerken sorduğu

sorularda görüyoruz. “Tay acaba koşarken

koştuğunun bilincinde midir? Tay

kendi içinde koşarkenki hali ile uyurkenki

hali arasındaki farkın ne kadar bilincindedir?”

gibi sorular soran yazar, aslında bu

sorularla bir hakikatin kuyruğundan yakalamaya

çalışıyor. Bu sorular tek başına düşünüldüğünde

anlamsız gibi gelse de ulaşılan

sonuçlar itibari ile bizi bir takım hikmetlere

ulaştırdığını görüyoruz.

“Vaziyet belli; ben

vatanımı kurtarmak

istiyorum; ne pahasına

olursa olsun...”

Şeyhülislam Mustafa Sabri Efendi,

Mustafa Kemal’in padişah tarafından

Anadolu’ya gönderilmesi hadisesine

dair şöyle anlatmıştı: Padişahın Mustafa

Kemal Paşa’yı Anadolu’ya göndereceğini

kestirince, bir din borcu

olarak, kendisiyle görüşmek ve buna

mani olmak istedim. Çünkü endişelerim

vardı. O ana kadar elde ettiğim

bilgiler de bu endişelerimi kuvvetlendiriyordu.

Miralay Sadık Sabri Bey’in

ve arkadaşlarının tahkikatı da bu yöndeydi.

Beni ikaz etmişlerdi.

‘’Padişahım, eğer bu iş için muhakkak

bir paşa gönderilecekse, karar

verdiyseniz, başka bir paşa bulalım’’

demek istedim.


Sonra meseleyi padişaha açtım.

Padişah, devamlı şöyle diyordu:

“Efendi hazretleri, vaziyet belli;

ben vatanımı kurtarmak istiyorum; ne

pahasına olursa olsun, vatanımın kurtulmasını

istiyorum. Efendi hazretleri,

anlaşılıyor ki siz, saltanatımın tehlikeye

düşeceğinden korkuyorsunuz.

Onu korumamı istiyorsunuz…’’ nünün

üzerine:

‘’Efendim, benim endişem, sizin

saltanatınız için değildir. Bugün saltanatınızın

temsil etiği dinimiz içindir.

Bendeniz din gider diye korkuyorum.

Saltanat giderse, yerine bir saltanat

daha bulunur. Fakat din giderse, yerine

bir din daha gelmez. Benim korktuğum

budur.

“Eğer mutlaka, bir zat, bir asker

gönderilecekse, başka birini araştıralım.

Bana da bir söz hakkı tanıyın. Siz

bu dinin halifesi, bende şeyhülislamıyım.

Din cihetinden, siz kadar ben de

mes’ulüm..’’ filan dedim.

Baktım padişahın Mustafa Kemal’e

tam itimadı var. Bana: ‘’yanlış

anlıyorsunuz, suizan ediyorsunuz,

benim onunla teşriki mesaim oldu.

Fikrine, zikrine, zekasına güveniyorum.

Orduda bizi anlayan, memleketin

dertlerini bilen insan.. ateşin bir zeka,

ateşin bir zeka..’’


Gel zaman git zaman, neler neler

oldu! vatanımızı terk etmeye mecbur

kaldık..

(Üstad Ali Ulvi Kurucu Hatıralar-2,

58)


SAYFA 32 • www.esyav.com

Ebedî olarak

tahsis etmek

Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Öğretim Üyesi

Prof. Dr. Hüseyin Çınar

Vakıflar geçmişten günümüze, İslam

toplumlarının dinî, sosyal, ekonomik,

eğitim, kültür, hatta siyasî hayatında

oldukça önemli bir yere sahip olmuştur.

Vakıf müessesesinin uygulamada

zirveye ulaştığı Osmanlı döneminde,

bugünkü devlet ve toplum anlayışına

göre kamu hizmeti niteliği taşıyan

pek çok hizmet, vakıflar tarafından

yerine getirilmiş, organize edilmiş

ve devamlılıkları sağlanmıştır. Bu

çerçevede toplumun ihtiyacı olan yol,

köprü, çeşme, suyolu, hastane, mektep,

medrese, imaret, kütüphane, cami,

mescit, han, kervansaray, tekke,

zaviye, mezarlık gibi sosyo-kültürel,

dinî ve iktisadî yapı, statü ve cinsiyet

ayrımı olmaksızın az ya da çok malı,

mülkü olan hayırseverler tarafından

yapılmış; bunlar için vakfedilen

menkûl ve gayrimenkullerle (akarlarla)

hizmetleri sürdürülmüştür. Yukarıda

belirtilen hizmetler vakıflar aracılığı

ile yerine getirilirken; bir taraftan

toplumun ihtiyaçları karşılanmış,

diğer taraftan şehirler, beldeler mamur

hale getirilmiştir.

İnsanın yaradılışından gelen hasletlerden

biri de yardımlaşma, iyilik

yapma ve hayır işleme duygusudur.

Diğer din ve medeniyetlerde farklı şekillerde

tezahür eden bu duygu ve düşünce,

Kur’an-ı Kerim’deki iyilik yapmayı

ve yardımlaşmayı teşvik eden

ayetler ve Hz. Muhammed (a.s) ile arkadaşlarının

uygulamaları ve yorumları,

İslam medeniyeti içinde vakfa yeni

bir anlam katmış ve onu müesseseleştirmiştir.

Hz. Muhammed (a.s)’in

“Yarım hurma vererek bile olsa kendinizi

cehennem ateşinden koruyun ve

o dahi yoksa gönül alıcı bir söz söyleyin”

hadis-i şerifi, müslümanları sadakaya

ve infaka teşvik etmiş; bu anlayış

İslam medeniyetinin bir parçası olan

İnsanlar acaba niçin

vakıf kurar? Basit gibi

görünen bu soru, her

bir vakıf kurucusunda

farklı şekilde karşılık

bulmuştur.

toplumlarda vakıfların kurulmasına

ve gelişmesine zemin hazırlamıştır.

İslam hukukuna göre vakıf; bir

şahsın, mülkiyetindeki menkul (taşınır)

ve gayrimenkul (taşınmaz) mallardan

bir kısmını veya tamamını, Allah’ın

rızasını kazanmak ve O’na yakın

olmak (kurbet) niyetiyle, insan veya

herhangi bir canlının ihtiyacını karşılamak

üzere dinî, hayrî ve sosyal bir

amaç için ebedî olarak tahsis etmesiyle

gerçekleşir. Bu tanımda da yer aldığı

üzere; vakfedilen mal, vakfı kuranın

mülkü olmaktan çıkar, alım-satım ve

mülkiyete konu olabilecek her türlü

tasarruftan vazgeçilerek Allah’ın mülkü

kabul edilir ve insanların hizmetine

sunulur. Vakıf; “Hakk’tan geleni

Hakk adına halka ulaştırma” şeklinde

formüle edildiği gibi, “vermek”, “paylaşmak”,

“yardımlaşmak”, “şefkat göstermek”

“kendini ötekinin yerine koymak

(empati yapmak)” olarak da tanımlanmaktadır.

Hukukî olarak tescil edilen bir vakfın

genel olarak iki tür mal varlığı bulunur.

Bunlardan ilki; vakfın esas kuruluş

amacını teşkil eden ve kendisinden

karşılıksız faydalanılan hayır kurumlarıdır.

Hayrât da denilen bu vakıf

kurumlar arasında cami, mescit,

mektep, medrese, tekke, zaviye, imarethane,

aşhane, misafirhane, hastahane,

çeşme, suyolu, köprü, mezarlık

gibi yapılar yer alır. İkincisi de vakfın

devamlılığını sağlamak ve sunulacak

hizmetlerin masraflarını karşılamak

üzere vakfedilen arazi, tarla, bağ, bahçe,

bostan, dükkan, değirmen, han, hamam,

bedesten gibi gayrimenkullerle,

nakit para gibi menkul mallardır. Vakfa

akar yani gelir olan bu kaynaklar kiraya

verilerek ya da paralarda olduğu

gibi nemalandırma suretiyle

işletilerek, vakfın amacına

yönelik hizmetlerde kullanılır.

Vakfın gelir kaynakları

da vakfı kuranın belirlediği

şartlar çerçevesinde işletilir.

İnsanlar acaba niçin vakıf

kurar? Basit gibi görünen

bu soru, her bir vakıf

kurucusunda farklı şekilde

karşılık bulmuştur. Bir

İslam vakfının kurulmasında;

“sadaka, infak ve hayırda

yarışma”yı teşvik eden ayetlerle,

“Ademoğlu vefat edince ameli kesilir,

ancak üç hususta müstesna: sadaka-i

câriye, faydalı ilim ve kendine dua

eden hayırlı evlat”. “İnsanların en hayırlısı

insanlara faydalı olandır. Malın

en hayırlısı Allah yolunda harcanandır.

Vakfın en hayırlısı da insanların

en çok duydukları ihtiyacı karşılayandır”

anlamındaki hadis-i şerifler, motive

edici unsurlar olmuştur. Bahaeddin

Yediyıldız’ın vakfiyelerden yaptığı

tespite göre, vakıf kurma gerekçeleri

şu şekilde sıralanabilir: “İyi bir gelecek

hazırlama”; “bu dünyada ve öbür

dünyada mutluluğa ve refaha mâlik

olma”; “mallarını arttırma ve onları

dokunulmaz ve ebedî kılma”; “manevî

olduğu kadar sosyal hiyerarşide

en yüksek derecelere ulaşma”; “vücutlarının

yok oluşundan sonra adlarını

ölümsüz kılma”; “kıyamet günü için

azık hazırlama”; “cehennem azaplarından

kurtulma”; “cennetin nimetlerini

elde etme”; “mümkün olduğunca

Allah’a yaklaşma vasıtası olarak görme”.

Tabii ki bunların dışında beğenilme,

takdir edilme, isim bırakma, iyi

anılma, güç gösterisinde bulunma, yakınlarını

himaye etme, servetini muhafaza

altına alma gibi bir takım siyasî,

ekonomik ve sosyal gerekçelerle

de vakıflar kurulmuştur. Böylece vakıflar,

tarihî seyri içinde hayırseverlik,

alçak gönüllülük, dindarlık gibi motive

edici bir güçle, maddi varlığı sosyal

hayata yansıtmanın ve toplum hizmetine

sunmanın araçlarından biri haline

gelmiştir. Bu çerçevede bilhassa

Osmanlı döneminde binlerce kadın ve

erkek ev, dükkân, han, hamam, tarla,

bağ, bahçe gibi gayrimenkulünü ve pa-


NİSAN 2018 • SAYFA 33

ra veya ziynet eşyalarını vakfetmiştir.

Doğup büyüdüğümüz ya da bir kısmımızın

annesinin babasının doğup büyüdüğü,

en azından nüfusuna kayıtlı olduğumuz

eski adı ile Yabanâbâd günümüzdeki

sınırları ile Kızılcahamam-Çamlıdere’de,

Osmanlı döneminde çok sayıda

vakıf kurulmuş; bölgenin sosyal, dinî

ve kültürel hizmetleri bu vakıflar aracılığıyla

yerine getirilmiştir. Günümüzde de

Kızılcahamam-Çamlıdere’de ecdanın açtığı

bu hayırlı yolda yürüyen çeşitli vakıflar

kurulmuş/kurulmaktadır. Bu vakıflardan

biri de 1986 yılında, bir grup gönüllü

hayırsever hemşehrimiz tarafından

kurulan Kızılcahamam Çamlıdere

Eğitim ve Sosyal Yardımlaşma Vakfı kısaca

ESYAV’dır. Kuruluşunun üzerinden

otuz iki yıl geçmiştir. Bu bir bakıma, eskilerin

tabiriyle bir nesil demektir. Eğer

bir vakfın hizmetini bir nesil görmüşse, o

vakıf artık kendi rüşdünü isbat etmiş, bir

bakıma ebedîlik yoluna girmiş, vermiş

olduğu hizmette güven ve süreklilik kazanmış

denilebilir.

ESYAV’ın kuruluş amacı (http://

www.esyav.com/tarihce); “Yükseköğretim

kurumlarında okuyan öğrencilere

maddi-manevi yardımda bulunmak; yurt

içinde ve yurt dışında okuyan veya bilimsel

araştırma yapan araştırmacılara burs

vererek maddi destek sağlamaktır….. Ayrıca

bu burslara ilaveten; Kızılcahamam

ve Çamlıdere İmam-Hatip Liseleri’nde

okuyan ve ihtiyaç sahibi öğrencilerin ihtiyaçlarına

harcanmak üzere her ay belirlenen

miktarda eğitim yardımı göndermektir”

şeklinde tanımlanmıştır. Burada

ESYAV’ın kuruluşundaki temel

amacın, (Kızılcahamam-Çamlıdere nüfusuna

kayıtlı) öncelikle yükseköğretim

öğrencilerine burs verilmesi, bunlara ilaveten

de Kızılcahamam ve Çamlıdere

İmam Hatip Liseleri’ndeki ihtiyaç sahibi

öğrencilere yardımda bulunulması olduğu

belirtilmektedir. Vakfın kuruluş amacı

genel itibarıyla eğitim ve o da ağırlıklı

olarak yükseköğretim öğrencilerine burs

verme şeklinde sınırlandırılmıştır. Böyle

bir sınırlandırmaya gidilmesinde, vakıf

kurucularının çeşitli ifadelerinde yer

aldığı üzere, vakfın maddi imkanlarının

yetersizliği neden olmuştur. 1986’da başlayan

vakıf hizmeti, bu yıl itibarıyla 32.

yılına girmiştir.

ESYAV’ın verdiği bursların maddi

kaynağı ağırlıklı olarak hali vakti yerinde

olan kimselerin yaptıkları bağışlar, verdikleri

sadakalar ve zekatlardır. ESYAV

bu yönüyle hayra aracılık etmekte; hayır

sahibinin bağış, sadaka veya zekatını, ihtiyacı

olanla, ama birbirlerini görmeye ve

tanımaya gerek olmadan buluşturmaktadır.

Ancak bu durum, bağış, sadaka veya

zekatın gelmediği ya da toplanamadığı

zamanlarda, vakfın hizmetinin sürekliliğini

sıkıntıya sokabilir. Vakıf hayratın

devamlılığını sağlamada gayrimenkullerden

oluşan akar, gelirin sürekliliği ve

hizmetin devamlılığı açısından oldukça

önemlidir ve tercih edilen bir yöntemdir.

ESYAV’ın hayır hizmet dairesini genişletebilmesi

için düzenli ve sürekli gelir getiren

kaynaklara ihtiyacı vardır.

ESYAV’dan 1987’den günümüze, Kızılcahamam-Çamlıdere

nüfusuna kayıtlı

13.000’in üzerinde öğrenci burs aldı,

bursiyer oldu. Bu bursiyerler şimdi çeşitli

meslek dallarında mesleklerini icra etmekte,

kamuda veya özel sektörde ya da

kendi kurdukları işyerlerinde çalışmalarını

sürdürmektedirler. Geçmişte bir şekilde

ya bursiyer olarak ya da başka bir

gaye ile ESYAV’a yolu uğramış binlerce

Kızılcahamam ve Çamlıdere’li vardır.

Bu durum ESYAV’ın kuruluştaki amacına

ve felsefesine uygun olarak faaliyetini

sürdürdüğünün bir işaretidir. Ancak burada

dikkati çeken önemli bir husus, bu

kadar geniş eğitimli bir kadrodan acaba

yeteri kadar istifade edilebiliyor mu? Yolu

bir şekilde ESYAV’a uğramış Kızılcahamam

ve Çamlıdere’lileri, özellikle eski

bursiyerleri sosyal ve kültürel dayanışma

içine çekebilmek, bölgemiz açısından

büyük kazanç olacaktır. ESYAV’ın

her yıl Ramazan ayında organize ettiği iftar

programlarına her seviyeden ve hemen

hemen Kızılcahamam ve Çamlıdere’nin

her köyünden ya da merkezinden

gerçekleşen katılım, bu birlikteliğin en

önemli göstergesidir. Özellikle geçmişte

ESYAV ile yolları bir şekilde kesişmiş

olan bursiyerlerin, maddi ve manevi olarak

desteklerinin alınması, vakfın hizmet

alanına büyük katkı sağlayacaktır. Halen

ESYAV’dan burs alan öğrencilerle, hem

öğrencilik dönemlerinde hem de mezun

olduklarında ilişkileri sağlam temellere

oturtacak iletişim yolları kurulmalıdır.

Her sene sayıları devamlı bir şekilde

artan bu bursiyer öğrencilerden başarılı

görülenlerin ödüllendirilmesi, bunu

Geçmişte bir şekilde

ya bursiyer olarak ya

da başka bir gaye ile

ESYAV’a yolu uğramış

binlerce Kızılcahamam

ve Çamlıdere’li vardır.

kimi zaman sağlanan iş imkanlarıyla kimi

zaman da lisansüstü eğitim programlarına

devam ettiklerinde yeni burslarla

destekleyerek gerçekleştirmek mümkündür.

Ayrıca bursiyer öğrencilerin ilgi

alanları ve okudukları bölümler göz önüne

alınarak çalışma grupları oluşturulup,

eski bursiyerlerin bilgi ve tecrübelerinden

de yararlanılabilir. Seminerler, konferanslar,

mesleki ve yabancı dil kursları,

geziler, kitap okuma grupları gibi öğrencilerin

ilgi alanlarına göre, başka şehirlerde

okuyan öğrencilerin de uzaktan

eğitim yöntemi ile takip edebileceği

çalışmalar vakıf bünyesinde yapılabilir.

Eğitimin sürekliliği açısından, katkısı en

alt seviyede de kalsa, bu tür çalışma yöntemlerinden

vazgeçilmemesi gerekir.

Doğup büyüdüğümüz ya da en azından

nüfusuna kayıtlı olduğumuz Kızılcahamam

ve Çamlıdere’de, büyük bir metropole

dönüşen yaşadığımız Ankara’da,

ülkemizin genelinde, hatta sınırlarımızın

ötesinde hayır için kurulan vakıflara ve

yardım kuruluşlarına her zaman ihtiyacımız

var. Bunların hem sayılarının hem de

kalitelerinin artması; eskilerin tabiri ile

keyfiyetin kemiyetin önüne geçmesi en

büyük arzumuzdur. Vakfın ulaşılabilecek

bir amaç değil, yaratılmış her türlü canlıya

hizmet için bir araç olduğu düşüncesini

devamlı hatırda tutalım.

Kaynakça

Çınar, Hüseyin - Miyase Koyuncu Kaya. Vakıflar

Kaynakçası, VGM Yay., Ankara 2015.

Öztürk, Nazif. “Sosyal Siyaset Açısından

Osmanlı Dönemi Vakıfları”, Osmanlı,

ed.Güler Eren, c. 5, Yeni Türkiye Yayınları,

Ankara 1999.

Singer, Amy. Osmanlı’da Hayırseverlik Kudüs’te

Bir Haseki Sultan İmareti, çev. Dilek

Şendil, Tarih Vakfı Yurt Yay., İstanbul 2004.

Singer, Amy. İyilik Yap Denize At - Müslüman

Toplumlarda Hayırseverlik, çev. Ali

Özdamar, Kitapevi Yay. İstanbul 2008.

Yediyıldız, Bahaeddin. “Osmanlılar Döneminde

Türk Vakıfları Ya da Türk Hayrat

Sistemi”, Osmanlı, ed. Güler Eren, c. 5, Yeni

Türkiye Yay., Ankara 1999.

Yediyıldız, Bahaeddin. XVIII. Yüzyılda Türkiye’de

Vakıf Müessesesi: Bir Sosyal Tarih

İncelemesi, TTK Yay., Ankara 2003.

Yüksel, Hasan. “Osmanlı Toplumunda Vakıflar

ve Kadın (XVI-XVII. Yüzyıllar)”, Osmanlı,

ed. Güler Eren, Yeni Türkiye Yayınları, c. 5,

Ankara 1999.

-Prof. Dr., Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi

İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi

Tarih Bölümü Öğretim Üyesi.


SAYFA 34 • www.esyav.com

kuralay.hakan@gmail.com

Süleyman Hakan Kuralay

NATO, Sovyet bloğunun

çökmesi üzerine

feshedilmeliydi

ama öyle olmadı

Soğuk Savaş zamanının NATO

gibi kurumları ya zamanla devre dışı

kalacaklar ya da kendilerine yeni tehdit

algıları oluşturarak mevcudiyetlerini

devam ettirecekler.

Bildiğiniz gibi Brüksel’de NATO

karargahında bulunan belgelere

erişilemiyor, ancak NATO’nun

çeşitli darbelere nasıl dahil olduğuna

bakmamış çok önemli..

NATO 1969 yılında Yunanistan’da

yapılan albaylar darbesinde önemli bir

role sahipti.

NATO 1974’deki ulusal devrimden

sonra Portekiz’deki birçok devrim

karşıtı faaliyette etkili rol üstlendi.

NATO Türkiye’de yaşanan 27 Mayıs

1960, 12 Eylül 1980 darbelerinde.. 12

NATO’nun

İtalya’daki ve

diğer ülkelerdeki

faaliyetleri

paramiliter

güçlere

dayanmaktaydı.

Bu çoğunlukla

Gladyo

olarak bilinen

programlardı.

Gladyo bunun

italyadaki

adıydı. Bu güçler

farklı ülkelerde

farklı isimlerle

biliniyordu...

Mart 1971, 28 Şubat 1997 ve 27 Nisan

2007 muhtıralarında bir şekilde etkili

oldu. Darbe girişimleri ve hükümet

karşıtı ayaklanmaları saymıyorum bile.

NATO’nun İtalya’daki ve diğer

ülkelerdeki faaliyetleri paramiliter

güçlere dayanmaktaydı. Bu çoğunlukla

Gladyo olarak bilinen programlardı.

Gladyo bunun italyadaki adıydı. Bu

güçler farklı ülkelerde farklı isimlerle

biliniyordu. Yunanistan’daki ismi

de farklıyı, Türkiye’deki de.. Eski

başbakan Bülent Ecevit Türkiye’deki

bazı gurupların Gladyo’ya katıldığına

ilişkin belgeler gördüğünü ifade

etmişti. Gladyo örtülü bir paramiliter

organizasyondu. NATO’nun

Yunanistan’da ve Portekiz’de darbeleri

ve karşı darbeleri desteklediğini

biliyoruz. Ayrıca İtalya’da, Almanya’da,

Belçika’da Türkiye’de ve diğer bazı

NATO ülkelerinde birçok isyanı

organize ettiği pek çok ağızda söylendi,

yazıldı. NATO, Sovyet bloğunun

çökmesi üzerine feshedilmeliydi

ama öyle olmadı. Büyük paralarla ve

imkanlarla büyük planlar yapılıyor ve

NATO’ya sürekli yeni ülkeler katılıyor.

Bu ülkeler ABD’nin savunma şirketleri

tarafından üretilen uçakları, tankları

ve silahları satın alıyorlar. ABD’li bazı

firmalar bu işlerden büyük kazançlar

elde ediyorlar. İnsanlar ‘’soğuk savaş

sona erdi fakat neden halen NATO gibi

soğuk savaş oluşumları varlıklarını

sürdürüyorlar’’ diye soruyor.

Avrupa da ‘’Artık NATO gibi

bir organizasyona ihtiyaç yok’’

yorumlarını her yerde duyarsınız. Bu

görüşler Avrupa’da özellikle de yeni

popülist partiler arasında oldukça

yaygın halde.. İngilterede’ki brexit

kararı da bunun örneklerinden biri.

Fransa’nın, Hollanda’nın ve diğer bazı

Avrupa ülkelerin de aynı görüşü çokça

duyarsınız.

NATO, Avrupa Birliği gibi

organizasyonları global muhalefet

hareketleri olarak görüyor. Tehdit

algılarıyla doğup büyüyen NATO,

Avrupa Birliği’ni de kendisi için bir

tehdit olarak görüyor. Bu konuyu ‘yapay

tehdit algılarıyla onlarca ülkeye kan ve

gözyaşı götürdüler’ isimli geçen ayki

yazımda açıkça yazmıştım.

NATO ile ilgili son olarak, Rusya

Savunma Bakanı Sergey Şoygu,

“Türkiye’nin NATO’daki üyeliğini ele


NİSAN 2018 • SAYFA 35

alacak olursak, Ankara, ittifakın terörle

mücadele koalisyonu kurma sürecine

çekilmesi konusunda öncülük yapabilir”

demişti..

Gelelim CIA’ya

CIA hiçbir zaman Washington’da gücü

eline alan yabancıları sevmemiştir. Altını

çizerek söylüyorum ‘yabancılar’.. çünkü

CIA’dan olmayan Başkan ve yönetimi

onlar için yabancı kabul ediliyor. Bu

algının benzerini de eski Türkiye’de bol

bol görürdünüz. Bu konuyu açmayayım,

devam edeyim. ABD tarihinin istifa eden

tek başkanı Richard Nixon’dır ve Nixon,

12 Temmuz 1973 tarihine ait bir ses

kaydında, özel kalem müdürü Al Haig’e

hukuk kurumlarındaki atamalar için, ‘en

katı, sağcı adayları bulmasını’ söylüyor,

Nixon üzerine basarak, “Yahudi yok.

Anlaşıldı mı? Yeterince Yahudi var...”

ifadesini kullanıyor.

Nixon, Sovyet lider Leonid Brezhnev

ile yapacağı tarihi zirve öncesinde de

Şüphesiz

coğrafyayı

sevdiren, insan

unsurudur. 26

hadisi şerif, iki

ayeti kerime

Şam’a atıfta

bulunur.

Yahudileri hedefe

alıyor. 19 Nisan

1973 tarihinde ABD

Dışişleri Bakanı

Henry Kissinger’la

telefonda konuşan

Nixon, bazı

endişelerini dile

getiriyor. Birilerinin

beklenmedik sorunlar

doğurabileceğinden

endişeli olan Nixon,

eğer böyle bir

şey olursa bunun

bedelini ödeyeceklerini ima

ediyor: “Şunu söylememe

izin ver Henry. Bu Amerika

tarihinde Yahudilere olan

en kötü şey olacak... Eğer

bu zirve bazı nedenlerden

başarısız olursa, Yahudileri

suçlayacağım.” diyor. Sovyetler

Birliği ile diplomatik ilişkileri

yumuşatma çabasında olan

Nixon, sadece bir tercümanın bulunduğu

odasında Brezhnev’e, “İkimiz de çok

güçlü ülkeleri yönettiğimizi fark etmeli

ve her ne kadar pazarlıklarda bazı

farklılıklarımız olsa da, mümkün olduğu

yerde birlikte çalışmalıyız” diyor. Nixon,

“Eğer birlikte çalışmaya karar verirsek,

dünyayı değiştirebiliriz. Benim, bu

görüşmelere başlamaktaki amacım

buydu” ifadesini kullanıyor. Sonuç olarak

bir skandal patlak veriyor ve istifa..

Jimmy Carter’in başkan olması beklenmiyordu,

ancak Richard Nixon’un karıştığı

Watergate skandalı üzerine Carter

başkan seçilmişti. Bu durum sanki Clinton-Trump

seçim yarışında da yaşanmıştı

diyeceğim ama daha çok erken.. Carter’in

Beyaz Saraya geçmesi üzerine CIA

onun altını oymaya başladı, ve aradığı fırsatı

sonunda buldu. İran’da ABD büyükelçiliğine

yapılan saldırı ve rehin alma olayı

Jimmy Carter’in politik açıdan sonunu

getirdi. İddiaya göre o olaydan sonra gelen

tüm Amerika başkanları CIA ile iyi geçinmişlerdir,

hatta bazıları CIA’dan çekinirlerdi

ve bazıları da CIA

ile doğrudan ilişki içindeydiler.

Amerika’da şuan

çok tanınmayan ve

politikacı kimliğinden

çok iş adamı kimliğine

sahip, daha önce

Washington’da varlık

göstermeyen ve New

York’tan gelen bir

başkan var.

Amerika’nın harika

bir demokrasiye sahip

ülke olduğunu darbe

gibi durumların söz

konusu olamayacağı

gibi bir kanaatimiz

vardır değil mi?.

Ancak 1963 yılında

Kennedy’ye suikast

oldu, bu olay aslında

CIA’nın, FBI’nın,

Pentagon’nun ve

adını az duyduğumuz

ABD özel

kuvvetleri’nin birlikte

hareket ettikleri bir

darbeydi.

Jimmy

Carter’in başkanlığı

sırasında yaşanan rehin alma olayında

CIA rehinelerin Carter iktidardayken

serbest bırakılmamasını sağladı. Seçime

gidiliyordu ve böylelikle Ronald Reagen

seçimi kazadı. İkinci dünya savaşından

sonraki dönemde bunun gibi olaylara

benzer çok sayıda örnek vardır.

Yine ABD başkanı Eisenhower askeri

endüstri konusunda ABD’lileri uyararak

bunun demokrasi için büyük bir tehdit

olduğunu söylemişti ve buna tabi ki

CIA’yı da eklemişti. Çünkü CIA’nın

dünyanın değişik yerlerinde yaptığı

çeşitli operasyonları görüyordu. Ne o ve

nede CIA’yı kuran Truman, tam olarak

CIA’yı kontrol edemedi. Çünkü bazı

açılardan CIA, ABD başkanından daha

etkili olabilecek güçlere sahip.


SAYFA 36 • www.esyav.com

KELEBEĞiN RUHU

İnsanlar hep bana boksu bıraktıktan

sonra ne yapacağımı soruyorlardı. O

zamanki cevabım şu anki cevabımla

aynıydı: Benim boks kariyerim sırasında,

gerçek Muhammed Ali’yi görmediniz.

Sadece küçük bir boks gösterisi ve

şovmenlik izlediniz. Bokstan emekli

olduktan sonra gerçek işim başladı. İşte

o zaman, maneviyatımı, bir zamanlar

kaslarımı ve çevikliğimi geliştirdiğim

şekilde geliştirmeye başladım.

Dünyaya baktığımda, birçok insanın

büyük, güzel evler inşa ettiğini, ancak

parçalanmış ailelerde yaşadığını

görüyorum. Yaşamayı öğrenmekten

çok para kazanmayı öğrenmek için

daha fazla zaman harcıyoruz;. Sizinle

paylaşmayı umduğum şey, yaşamın

içinde bulduğum anlamdı ve buna dair

hala sürdürdüğüm inançtır: ruhuma

dokunan bir çok felsefe, hikaye ve

ideallerden birçoğunu kalbime ilham

kaynağı olan İslam araştırmalarından

öğrendim. Bu bilgiyi ailem ve

arkadaşlarımla paylaştım; Şimdi onu

dünyaya sunuyorum.

Yıllar geçtikçe dinim değişti ve

maneviyatım gelişti. Din ve maneviyat

çok farklıdır, ancak insanlar genellikle

ikisini birbiriyle karıştırmaktadır.

Bazı şeyler öğretilemez, ancak kalpte

uyanırlar. Maneviyat, hepimizdeki ilahi

ışığı tanımaktadır. Herhangi bir dine ait

değildir; Bu herkese aittir.

İnsanlar hala inancım üzerinde

çalışıp çalışmadığımı sordu. Gerçek şu ki,

bütün gün benim inancımı anlatabilirim,

çünkü hayatımdaki her şeyden çok,

Tanrı’ya inanıyorum. Eğer dünyadaki

tüm okyanuslar mürekkepse ve ağaçların

hepsi kalem olsaydı, Tanrı’nın sahip

olduğu bilgiyi yazmak yeterli olmazdı.

Tanrı’nın böyle bir güce sahip

olduğunu bilmek beni alçak gönüllü

kılar. Tanrı ve İslam hakkında daha çok

çalıştıkça, bildiğim şeyin ne kadar az

olduğunun farkına vardım. Bu yüzden

hala araştırıyorum ve hala öğreniyorum

çünkü Tanrı için çalışmak kadar büyük

bir şey yok.

Tarihteki gerçekten harika insanlar

asla kendileri için mükemmel olmak

istemediler. İstedikleri tek şey, başkaları

için iyi şeyler yapma ve Tanrı’ya yakın

olma şansıydı. Mükemmel değilim. Hâlâ

üzerinde çalışmam gereken şeyler var.

özellikle de başkalarına acı veren şeyler

başta olmak üzere yapmış olmaktan

gurur duymadığım şeyler var ve ben

bunlar için Tanrı’dan af diliyorum.

Nereye gidersem gidelim, herkes

yüzümü tanıyor ve benim adım biliyor.

İnsanlar beni seviyor ve beğeniyor; Bana

bakıyorlar. Bir kişinin sahip olması

gerekenden çok fazla güç ve etkiye

sahibim, bu yüzden şöhretimi doğru


NİSAN 2018 • SAYFA 37

bir şekilde kullanmak sorumluluğunda

olduğumu biliyorum. Bu, hayatımda

rengi dini, veya konumu ne olursa

olsun, her zaman herkese iyi olmaya

çalışmamın nedenlerinden biridir. Bazı

insanlar kendini diğerlerinden daha iyi

veya daha önemli görseler de, Tanrı’nın

gözünde hepimiz eşitiz ve önemli olan

kalplerimizdir.

“Bazı insanların benden nasıl

yararlandıklarını, benden birilerinin bir

şeyler çaldıklarını ve benim buna ses

çıkarmadığımı yazıyorlar. İnsanların

beni aldattığını öğrendiğimde nasıl

davrandığım önemliydi, çünkü

Tanrı’ya cevap vermek zorundayım.

Diğer insanların eylemlerinden

sorumlu olamam: Tanrı’ya kendileri

cevap vermek zorunda kalacaklar.

Hayat boyunca, beni incitenlerden öç

almaya çalışmadım, çünkü affetmeye

inanıyorum. Eğer ben affedilmek

istiyorsam ben de affetmeliyim. Yalnızca

Allah, kişinin kalbinde ne olduğunu,

gerçek niyetlerini biliyor. O her şeyi

görür ve duyar.

Çevremdeki yardım isteyen bir

çok kişiye elimden geldiği kadarı ile

yardım ettim Bunun yanlış bir yanı yok.

Parayı kendim de kullanabilecekken,

muhtaç insanlara verdim, çünkü Tanrı

bana yeterince zenginlik verdi. Şimdi,

geriye baktığımda, görünüşe göre,

Tanrı adına ne kadar çok vermişsem

daha fazlasını bana geri verdi. Yardım

ettiğim hayır kuruluşları ve insanlar

hakkında konuşmamaya çalışıyorum,

çünkü karşılığında hiçbir şey

beklemediğimizde gerçekten cömertçe

davrandığımıza inanıyorum.

Geceleri yattığım zaman kendime,

“Yarın uyanmazsam, bugün yaptığım

şeylerden gurur duyar mıydım”

diye soruyorum. Bu soruyu aklımın

kenarında tutarak, ister inancımı

savunmak olsun ister bir imza vermek

olsun isterse de birinin elini sıkmak

olsun olabildiğince iyi ameller yapmaya

çalıştım Ben sadece insanları mutlu

etmeye ve cennete gitmeye çalışıyorum.

Din konsepttim yıllar boyunca genişledi.

Annem bir baptistti ve babam metodistti.

İkisi de İsa’nın Tanrı’nın oğlu

olduğuna inandılar. Ben buna inanmıyorum,

fakat sanırım onun Musa gibi

önemli biri olduğuna inanıyorum. İnanıyorum

ki, ahirette ailem cennette olacak,

günahsız olduklarından değil, insanları

seven, sevecen olduklarından

ve Tanrı’ya inandıkları için.

Hepimizin tanrısı aynı, fakat

hepimiz ona farklı şekillerde

ibadet ediyoruz.

Nehirler, göller, göletler,

akarsular, okyanuslar,

hepsinin farklı isimleri

var, fakat her biri su

içeriyor. Dinlerin de

farklı isimleri vardır ve her biri farklı

yollarla, formlarla ve farklı zamanlarda

gerçeği ifade eder. Bir Müslüman,

bir Hıristiyan ya da bir Yahudi

olmanın bir önemi yok. Tanrıya

inandığınızda, herkesin bir ailenin

parçası olduğuna inanmalısınız.

Tanrı’yı ​seviyorsanız, onun

kullarından yalnızca bazılarını

sevemezsiniz.

Bu kitap hayatımın bir

yansımasıdır, en dikkat çekici

deneyimlerimin bir bölümünü

anlatıyor ve bugünkü

halime nasıl geldiğimin

hikayesini anlatıyor. Boks

yapmaya başladığımdan

beri çok yol kat ettim. Tüm

dünyayı dolaştım ve her türden

insanla bir araya geldim. Sanırım

Tanrı, herkesi gezegene yayarak ve bizi

farklılaştırarak güzelleştirdi. Bütün

milletlerin amacı birbirimizi anlamak,

farklılıklara saygı duymak ve

benzerliklerimizi kutlamak olmalıdır.

Çoğulculuğun güzelliğini takdir

etmeliyiz. Her çiçek aynı şekil, renk

ve ebatta olsaydı, sıkıcı bir dünya

olurdu.


SAYFA 38 • www.esyav.com

Maneviyatımın en önemli özelliklerinden

biri, Tanrı’nın ringlerde ve ring

dışındayken de benimle kurduğu bağlantıyı

hayatımın tüm anlarında benliğimde

hissettim. Küçükken okuma ve heceleme

konusunda zorluk yasadım. Liseden

zar zor mezun oldum. Bu başarısızlığımın

bir adı vardı , disleksi. O zamanlar

öğretmenler öğrenme güçlüğü çeken

çocukların aptal olduğunu düşünürlerdi.

Okul benim için zordu, ama bunu çözmenin

bir yolunu buldum. Zorluklarla

karşılaştığımda pes etmedim ve bir şekilde

üstesinden gelmeyi bildim.

Tanrı’nın bana lütfettikleriyle yolumu

buldum. Değerli olduğunu düşündüğüm

bir şeyi okuduğumda veya duyduğumda,

hislerime güvenerek o konuya

odaklanırım ve ezberlerim. Bana bir şey

gerçek gibi geldiğinde, bu benim bir parçam

olur. Ben böyle öğrenirim.

Tanrı’nın hep benimle meşgul olduğumu

hissettim. Bana hikmet güven, öz

güven ve farkındalığı bahşetti.. Hayatı ve

insanları inceledim. Okumada ve yazma

konusunda fakir olabilirim, ancak sevgi

şevkat ve kalpteki diğer duygulara gelince,

zenginim. Yıllarca devamlı kullandığım

eski bir söz vardır. “İnsanın serveti

nedir serveti bilgisidir, zenginlikleri

bankadaysa ona sahip değillerdir”. Benim

servetim kendimi bilmem diğer insanları

sevmem, ve maneviyatımdır. Bilgimi

halkımın iyi bir temsilcisi olmak

için kullanmaya çalıştım. Kör gibi davranamam

çünkü kör körlere liderlik ederse

hepsi de çukura düşer.

Ruhum yıllar geçtikçe büyüdü ve bazı

görüşlerim değişti. Hayatta olduğum

sürece daha fazla şey anlamaya çalışacağım,

çünkü kalbin işi hiç bitmez. Tüm

hayatım boyunca test edilmiştim. İsteğim

test edilmiş, cesaretim test edilmiş,

gücüm test edilmişti. Şimdi sabrım ve

dayanıklılığım test edildi. Her adımda

Tanrı’nın benimle birlikte olduğuna inanıyorum.

Ve, her zamankinden daha çok,

onun benimle olduğunu biliyorum. Hayatımı

her seferinde bir adım, bir nefes

ve bir an olarak yaşamayı öğrendim, ama

uzun bir yoldu. Gerçek, barış ve anlayış

arayışında bir sevgi yolculuğuna çıktım.

Ben hala öğreniyorum.

Umarım bir gün hepiniz

büyük ve küçük uluslar

ayağa kalkar ve hepimiz huzurun peşinde

olduğunu söyler.

Belki o zaman bir gün gelecek

Herkes “Allah Amerikayı korusun” ya

da “Tanrı başka bir ülkeyi korusun” demek

yerine

Herkes her yerde,

“Tanrı dünyayı korusun.” diyecektir.

Aşk, her ruhun dünyaya beraberinde

getirdiği tek şeydir.

“Hindu şairi:” Sevme arzusu beni

yeryüzüne getirdi ve sevgiliyi görme

arzusunu kendimle birlikte cennete

Aşkın gücüne inanan

insanların sadece yüzde

10’u, en çok kimin daha

fazla insana yardım edeceği

konusunda birbirleriyle

rekabet etseydi bu güzel

bir dünya olmaz mıydı?

Birçoğumuz yarışmalara

katılmanın tadını çıkarıyor,

kıskançlık ve haset yerine

neden bir sevgi yarışmasına

katılmıyoruz?

götürüyorum. “

Aşkın gücüne inanan insanların sadece

yüzde 10’u, en çok kimin daha fazla insana

yardım edeceği konusunda birbirleriyle

rekabet etseydi bu güzel bir dünya

olmaz mıydı? Birçoğumuz yarışmalara

katılmanın tadını çıkarıyor, kıskançlık ve

haset yerine neden bir sevgi yarışmasına

katılmıyoruz? Yalnızca farklı kültürlere

ve farklı dinlere, ayrı görevlere ve hedeflere

sahip olduğumuzu düşünerek yaşamaya

devam edersek birbirimizle kendi

kendimizi yenilgiye uğratacak rekabet

halinde olacağız.

Eğer hepimiz insanlığın bir üyesi olduğumuzun

farkına varırsak, aşkın ruhuyla

rekabet etmek isteyeceğiz. Bir sevgi

yarışmasında birbirimize karşı değil,

birlikte koşuşturuyor olurduk. Tüm

insanlık için zafer kazanmaya çalışıyor

olurduk. Senden daha hızlı koşuyorsam,

yarışta seni geçiyor olmak senin kötü

hissetmene sebep olabilir ancak ikimiz

de dünyamızı daha iyi hale getirmek için

yarıştığımızı biliyorsak hepimizin ortak

bir hedef ve müşterek bir ödül için yarıştığımızı

bilmek iyi hissettirecektir. Bir

sevgi yarışmasında hepimiz zafer kazanırız,

kimin birinci olduğu önemli değildir.

Aşkın aydınlattığı bir kalp dünyadaki

tüm elmas ve altından daha değerlidir.

Yolculuğumun hikayesine başladığımda,

tasavvufun öğretilerinden öğrendiğim

kısa hikayeyi paylaşmak isterim. Bir zamanlar

boş zamanlarını filozoflar ve arkadaşlarıyla

geçirerek çeşitli konuları tartışarak

keyif alan bir kral vardı. Bir gün, güzellik

konusu açıldı. Kral ve arkadaşları sarayın

terasında konuşurlarken sarayın avlusunda

çocukların oynadıklarını gördüler.

Kral hizmetçilerinden birini çağırdı. Ona

mücevherli bir taç verdi ve onu avludaki en

güzel çocuğun başına takmasını istedi.

Hizmetkar tacı aldı ve ailelerinin terastan

izledikleri çocukların oynadığı avlunun

ortasına doğru yürüdü.

İlk önce hizmetkâr tacı kralın oğlunun

başına koydu. Ona uygun olduğunu

gördü. Çocuk yakışıklı bir delikanlıydı,

ancak bir şekilde hizmetkar tatmin olmamıştı.

Başka bir çocuğun başında denedi

köşede oturan oğluna sıra gelene

kadar hepsinde denedi. Mücevherli tacı

oğlunun başına koydu ve onun harika bir

şekilde uyduğunu gördü.

Hizmetçi oğlunu elinden tuttu ve krala

götürdü. Terasa vardığında başını eğdi

ve konuştu. “Efendim, bütün çocukların

içinde tacın en iyi uyduğu çocuk bu. “ Aslında

doğruyu söylemek gerekirse cesaretimi

bağışlarsanız çocuk benim çocuğum.

-Ruveyda Nezahat-


NİSAN 2018 • SAYFA 39


SAYFA 40 • www.esyav.com

KISACA

ESYAV

1980’li yıllarda hemşehrilerimiz yedi yüz elli bin) yatırmak gerekiyordu.

yaptıkları toplantılar sonucunda

Hüdaverdi Çakır liderliğinde zorlanarak

yöremize hizmet amaçlı bir vakıf

da olsa 1.750.000 (bir milyon yedi yüz

kurulmasının lüzumlu olduğu kanaatine elli bin) lirayı aralarında denkleştirerek

vardılar.

vakfın kuruluşu için resmi müracaatı

Vakıf kurmak için gerekli şartları yaptılar.

yerine getirmek gerekiyordu. O yıllarda Ankara Asliye 2. Hukuk

bir vakıf kurmak için Vakıflar Bankasına Mahkemesinin 16.07.1986 gün ve esas:

nakit olarak 1.750.000 lira (bir milyon 1986/202, karar: 1986/306 sayılı ilâmına

VAKIF KURUCULARI

istinaden 10 Eylül 1986 tarih ve 19217

sayılı Resmi Gazete ’de ilan edilerek

Kızılcahamam Çamlıdere Eğitim ve

Sosyal Yardımlaşma Vakfı (ESYAV)

kurulmuş oldu.

Vakfın kurucuları; Salih Bezci, Prof.

Dr. Eyüp Sanay, Hüdaverdi Çakır, Sadi

Kaya, Merhum Mehmet Kiraz, Osman

Aydın ve Halil Yurtoğlu

ESYAV’ın mütevelli heyeti 52 kişiden

oluşmaktadır. Kızılcahamam Çamlıdere

Eğitim ve Sosyal Yardımlaşma Vakfı’nın

2018 yılı itibariyle güncel mütevelli heyet

üyeleri şunlardır: (Alfabetik sırayla

yazılmıştır)

Ahmet Özmen, Ahmet Akyel,

Akın Akyol, Ali İhsan Baki, Ali İhsan

Oğultürk, Arif Sami İmamoğlu,

Cengiz Sezer, Dr. Sadi Kaya, Dursun

Demir, Ekrem Tamer, Fevzi Kiraz,

Fikret Çapar, Halil Yurtoğlu (Çatak),

Halil Yurtoğlu (Avdan), Hasan Basri

Acar, Hasan Hüseyin Coşkun, Hasan

Pazarlıoğlu, Hasan Yalçın, Hüdaverdi

Çakır, Hüseyin Akyüz, İbrahim Özcan,

İdris Akyüz, İsmail Özdemir, İsmail

Sarıhan, Kamil Bostan, Metin Demir,

Mevlüt Gök, Mustafa Çakır, Mustafa

Köseoğlu, Mustafa Özcan, Orhan

Aydın, Osman Aydın, Osman Tokur,

Ömer Faruk Altınordu, Prof.Dr Ahmet

Doğanay, Prof.Dr. Eyüp Sanay, Prof.

Dr. Hasan Ayrancı, Prof. Dr. Mustafa

Erdem, Prof.Dr Seyfettin Erşahin,

Osman Sancak, Rasim Ayaz, Sabri

Özcan, Sacid Güran, Salih Öztürk, Sedat

Çimen, Sırrı Er, Tahsin Aydın, Uğur

Kiraz, Yakup İlhan, Yılmaz Güneylioğlu,

Yılmaz Özbek.

Mütevelli Heyet toplantısı


NİSAN 2018 • SAYFA 41

VAKFIN YÖNETİM KURULU

ESYAV’ın Yönetim Kurulu 11 kişiden oluşmaktadır. 2018 yılı itibariyle güncel Yönetim

Kurulu üyeleri şunlardır:

Prof. Dr. Hasan Ayrancı, Hüdaverdi Çakır, İsmail Sarıhan, Salim Zeki Çalıkıran, Hasan

Basri Acar, Sabri Özcan, Mehmet Sacid Güran, İsmail Özdemir, Ali İhsan Oğultürk, Osman

Sancak, Gizem Acar


1980’li

yıllarda

hemşehrilerimiz

yaptıkları

toplantılar

sonucunda

yöremize

hizmet amaçlı

bir vakıf

kurulmasının

lüzumlu

olduğu

kanaatine

vardılar.


VAKFIN

DENETİM

KURULU

ESYAV’ın Denetim Kurulu 3 kişiden

oluşmaktadır. 2018 yılı itibariyle güncel Denetim

Kurulu üyeleri şunlardır: Ali İhsan

Baki, Yakup Akpınar, Halil Yurtoğlu

Vakfın kurucuları;

Salih Bezci, Prof.

Dr. Eyüp Sanay,

Hüdaverdi Çakır,

Sadi Kaya, Merhum

Mehmet Kiraz,

Osman Aydın ve

Halil Yurtoğlu


SAYFA 42 • www.esyav.com

KIZILCAHAMAM-ÇAMLIDERE MAHALLE VE

KÖYLERİNDEN BURS ALAN ÖĞRENCİ SAYILARI

S.No İlçe Mahalle-Köy 2013-2014 2014-2015 2015-2016 2016-2017 2017-2018

1 ...............Kızılcahamam ........... Akçakese (Aşağıkise) ................................. 7 ......................................................5 ......................................................6 .......................................................6 .....................................................6

2 ..............Çamlıdere .................. Ahatlar ............................................................. 3 ......................................................4 .....................................................5 .......................................................8 .....................................................8

3 ..............Kızılcahamam ........... Akçay Mahallesi ........................................... 2 ......................................................1 .......................................................4 .......................................................5 .....................................................8

4 ..............Kızılcahamam ........... Akdoğan .......................................................... 10 ....................................................16 ....................................................20 ....................................................18 ...................................................19

5 ..............Çamlıdere .................. Akkaya ............................................................. 4 .....................................................4 .....................................................5 .......................................................7 .....................................................11

6 ..............Kızılcahamam ........... Aksak ............................................................... 5 ......................................................3 ......................................................3 .......................................................2 .....................................................2

7 ..............Çamlıdere .................. Alakoç .............................................................. 1 .......................................................6 ......................................................5 .......................................................8 .....................................................12

8 ..............Kızılcahamam ........... Alibey ............................................................... 1 .......................................................1 .......................................................0 ......................................................0 .....................................................0

9 ..............Kızılcahamam ........... Alpagut ............................................................ 8 .....................................................8 ......................................................7 .......................................................8 .....................................................10

10 ............Kızılcahamam ........... Aşağıada ......................................................... 2 ......................................................6 ......................................................6 .......................................................7 .....................................................8

11 ..............Kızılcahamam ........... Aşağıçanlı ....................................................... 1 .......................................................1 .......................................................3 .......................................................1 ......................................................2

12 .............Kızılcahamam ........... Aşağıhüyük .................................................... 6 .....................................................8 ......................................................4 .......................................................9 .....................................................9

13 .............Çamlıdere .................. Atça .................................................................. 6 .....................................................11 .....................................................13 .....................................................18 ...................................................17

14 ............Çamlıdere .................. Avdan ............................................................... 6 .....................................................8 ......................................................7 .......................................................10 ...................................................8

15 .............Çamlıdere .................. Avşarlar ........................................................... 3 ......................................................5 ......................................................9 .......................................................4 .....................................................6

16 ............Kızılcahamam ........... Ayvacık ............................................................ 2 ......................................................1 .......................................................2 .......................................................1 ......................................................1

17 .............Kızılcahamam ........... Bademli ............................................................ 2 ......................................................2 ......................................................3 .......................................................2 .....................................................2

18 ............Kızılcahamam ........... Bağlıca ............................................................. 2 ......................................................4 .....................................................3 .......................................................4 .....................................................3

19 ............Kızılcahamam ........... Bağören ........................................................... 12 ....................................................15 ....................................................13 .....................................................14 ...................................................10

20 ...........Kızılcahamam ........... Balcılar ............................................................. 7 ......................................................5 ......................................................6 .......................................................5 .....................................................8

21 .............Çamlıdere .................. Bardakçılar ...................................................... 4 .....................................................5 ......................................................5 .......................................................4 .....................................................2

22 ............Kızılcahamam ........... Başağaç ........................................................... 5 ......................................................7 ......................................................9 .......................................................7 .....................................................8

23 ............Kızılcahamam ........... Bayır ................................................................. 10 ....................................................11 .....................................................13 .....................................................14 ...................................................10

24 ...........Çamlıdere .................. Bayındır ........................................................... 11 .....................................................15 ....................................................17 .....................................................14 ...................................................8

25 ............Kızılcahamam ........... Belpınar ........................................................... 4 .....................................................3 ......................................................4 .......................................................4 .....................................................7

26 ............Kızılcahamam ........... Berçinçatak ..................................................... 14 ....................................................13 ....................................................27 ....................................................33 ...................................................40

27 ............Kızılcahamam ........... Berçinyayalar ................................................. 7 ......................................................13 ....................................................11 ......................................................17 ....................................................12

28 ...........Çamlıdere .................. Beşbeyler Mahallesi ..................................... 10 ....................................................10 ....................................................14 .....................................................11 .....................................................11

29 ............Kızılcahamam ........... Beşkonak ......................................................... 2 ......................................................6 ......................................................6 .......................................................9 .....................................................12

30 ...........Çamlıdere .................. Beyler Mahallesi ........................................... 7 ......................................................7 ......................................................7 .......................................................11 .....................................................13


NİSAN 2018 • SAYFA 43

S.No İlçe Mahalle-Köy 2013-2014 2014-2015 2015-2016 2016-2017 2017-2018

31 .............Kızılcahamam ........... Bezcikuzören .................................................. YOK ...............................................YOK ...............................................3 .......................................................2 .....................................................3

32 ............Kızılcahamam ........... Binkoz .............................................................. 10 ....................................................16 ....................................................17 .....................................................23 ...................................................18

33 ............Çamlıdere .................. Buğralar ........................................................... 30 ...................................................36 ...................................................39 ....................................................45 ..................................................45

34 ...........Kızılcahamam ........... Bulak ................................................................. 8 .....................................................9 ......................................................15 .....................................................16 ...................................................15

35 ............Çamlıdere .................. Bökeler ............................................................. 10 ....................................................13 ....................................................16 .....................................................21 ....................................................22

36 ............Kızılcahamam ........... Ciğirler ............................................................. 12 ....................................................6 ......................................................8 .......................................................5 .....................................................7

37 ............Çamlıdere .................. Çamköy ........................................................... 4 .....................................................10 ....................................................9 .......................................................8 .....................................................10

38 ............Çamlıdere .................. Çamlıdere Merkez ....................................... 3 ......................................................7 ......................................................7 .......................................................8 .....................................................6

39 ............Kızılcahamam ........... Çavuşlar .......................................................... 5 ......................................................7 ......................................................4 .......................................................3 .....................................................4

40 ...........Kızılcahamam ........... Çeltikçi ............................................................. 1 .......................................................5 ......................................................7 .......................................................6 .....................................................8

41 ............Kızılcahamam ........... Çeltikçi Akçaören ......................................... 4 .....................................................3 ......................................................3 .......................................................1 ......................................................2

42 ...........Kızılcahamam ........... Çeltikçi Başören ............................................ 4 .....................................................4 .....................................................9 .......................................................10 ...................................................5

43 ...........Kızılcahamam ........... Çeltikçi Kınık .................................................. 2 ......................................................6 ......................................................4 .......................................................2 .....................................................8

44 ...........Kızılcahamam ........... Çeştepe ........................................................... 5 ......................................................10 ....................................................17 .....................................................17 ....................................................14

45 ...........Kızılcahamam ........... Çırpan .............................................................. 1 .......................................................3 ......................................................5 .......................................................7 .....................................................7

46 ...........Kızılcahamam ........... Çukurca ........................................................... 4 .....................................................6 ......................................................5 .......................................................4 .....................................................6

47 ...........Çamlıdere .................. Çukurören(Çamlıdere) ............................... 23 ...................................................31 ....................................................24 ....................................................38 ...................................................40

48 ...........Kızılcahamam ........... Çukurören(Kızılcahamam) ........................ 11 .....................................................9 ......................................................22 ....................................................17 ....................................................10

49 ...........Çamlıdere .................. Dağkuzören .................................................... 6 .....................................................10 ....................................................11 ......................................................18 ...................................................19

50 ...........Kızılcahamam ........... Değirmenönü ................................................. 3 ......................................................2 ......................................................6 .......................................................5 .....................................................6

51 .............Kızılcahamam ........... Demirciören ................................................... 3 ......................................................2 ......................................................8 .......................................................6 .....................................................6

52 ............Kızılcahamam ........... Dereneci .......................................................... 5 ......................................................6 ......................................................4 .......................................................7 .....................................................6

53 ............Çamlıdere .................. Doğancı ........................................................... 4 .....................................................4 .....................................................3 .......................................................7 .....................................................3

54 ...........Çamlıdere .................. Doğanlar ......................................................... 7 ......................................................8 ......................................................9 .......................................................11 .....................................................13

55 ............Kızılcahamam ........... Doğanözü ....................................................... 1 .......................................................1 .......................................................2 .......................................................2 .....................................................1

56 ............Çamlıdere .................. Doymuş ........................................................... YOK ...............................................3 ......................................................6 .......................................................6 .....................................................5

57 ............Kızılcahamam ........... Doymuşören .................................................. 3 ......................................................2 ......................................................1 ........................................................1 ......................................................0

58 ............Çamlıdere .................. Dörtkonak(Şay) ............................................ 20 ...................................................23 ...................................................26 ....................................................23 ...................................................22

59 ............Kızılcahamam ........... Eğerlialören .................................................... 11 .....................................................18 ....................................................21 .....................................................22 ...................................................18

60 ...........Kızılcahamam ........... Eğerlibaşköy ................................................... 8 .....................................................12 ....................................................17 .....................................................15 ....................................................19

61 ............Kızılcahamam ........... Eğerlidereköy ................................................. 7 ......................................................11 .....................................................14 .....................................................12 ....................................................6

62 ............Kızılcahamam ........... Eğerlikuzören ................................................. 3 ......................................................8 ......................................................6 .......................................................8 .....................................................8

63 ............Çamlıdere .................. Eldelek ............................................................. 6 .....................................................7 ......................................................11 ......................................................8 .....................................................9

64 ...........Çamlıdere .................. Elmalı ................................................................ 12 ....................................................13 ....................................................20 ....................................................24 ..................................................24

65 ............Çamlıdere .................. Elören ............................................................... 2 ......................................................1 .......................................................1 ........................................................1 ......................................................1

66 ...........Çamlıdere .................. Elvanlar ............................................................ 14 ....................................................16 ....................................................16 .....................................................11 .....................................................13

67 ............Kızılcahamam ........... Esenler ............................................................. 2 ......................................................2 ......................................................5 .......................................................2 .....................................................1

68 ...........Kızılcahamam ........... Gebeler ............................................................ 7 ......................................................6 ......................................................7 .......................................................10 ...................................................9

69 ...........Kızılcahamam ........... Gökbel .............................................................. 3 ......................................................3 ......................................................5 .......................................................4 .....................................................1

70 ...........Kızılcahamam ........... Gölköy .............................................................. YOK ...............................................YOK ...............................................0 ......................................................0 .....................................................0

71 .............Çamlıdere .................. Gümele(Çamlıdere) .................................... 2 ......................................................2 ......................................................1 ........................................................1 ......................................................1

72 ............Kızılcahamam ........... Gümele(Kızılcahamam) ............................. 3 ......................................................4 .....................................................4 .......................................................4 .....................................................4

73 ............Çamlıdere .................. Güneyköy ........................................................ 1 .......................................................2 ......................................................3 .......................................................2 .....................................................2

74 ...........Kızılcahamam ........... Güneysaray .................................................... 6 .....................................................12 ....................................................14 .....................................................10 ...................................................13

75 ............Kızılcahamam ........... Güvem ............................................................. 4 .....................................................3 ......................................................3 .......................................................3 .....................................................6

76 ............Kızılcahamam ........... Hıdırlar ............................................................. 4 .....................................................8 ......................................................17 .....................................................20 ..................................................24

77 ............Kızılcahamam ........... İyceler .............................................................. 10 ....................................................8 ......................................................8 .......................................................9 .....................................................6

78 ............Kızılcahamam ........... İğdir .................................................................. 2 ......................................................3 ......................................................5 .......................................................5 .....................................................8

79 ............Kızılcahamam ........... İğmir ................................................................. 7 ......................................................5 ......................................................4 .......................................................4 .....................................................3

80 ...........Kızılcahamam ........... İnceğez ............................................................ 5 ......................................................4 .....................................................2 .......................................................4 .....................................................4

81 ............Çamlıdere .................. İnceöz ............................................................... 4 .....................................................9 ......................................................10 .....................................................9 .....................................................4

82 ...........Kızılcahamam ........... İsmetpaşa Mahallesi ................................... 2 ......................................................5 ......................................................8 .......................................................5 .....................................................7

83 ............Kızılcahamam ........... Kalemler .......................................................... 3 ......................................................6 ......................................................6 .......................................................8 .....................................................8

84 ...........Kızılcahamam ........... Karaağaç ......................................................... 3 ......................................................6 ......................................................11 ......................................................11 .....................................................10

85 ............Kızılcahamam ........... Karacaören ..................................................... 9 .....................................................10 ....................................................12 .....................................................11 .....................................................6

86 ...........Kızılcahamam ........... Karşıyaka Mahallesi ..................................... 4 .....................................................6 ......................................................5 .......................................................6 .....................................................6

87 ............Kızılcahamam ........... Kasımlar .......................................................... 8 .....................................................11 .....................................................8 .......................................................7 .....................................................7

88 ...........Kızılcahamam ........... Kemal Paşa Mahallesi ................................. YOK ...............................................YOK ...............................................3 .......................................................3 .....................................................4

89 ...........Kızılcahamam ........... Kavaközü ........................................................ 6 .....................................................9 ......................................................9 .......................................................8 .....................................................6

90 ...........Çamlıdere .................. Kayabaşı Mahallesi ...................................... 6 .....................................................3 ......................................................3 .......................................................3 .....................................................4

91 ............Kızılcahamam ........... Kırkırca ............................................................ 3 ......................................................3 ......................................................3 .......................................................3 .....................................................7

92 ............Kızılcahamam ........... Kırköy ............................................................... 7 ......................................................8 ......................................................4 .......................................................4 .....................................................4

93 ............Kızılcahamam ........... Kışlak ................................................................ 2 ......................................................7 ......................................................1 ........................................................1 ......................................................2

94 ...........Kızılcahamam ........... Kızık .................................................................. 4 .....................................................7 ......................................................5 .......................................................8 .....................................................10

95 ............Kızılcahamam ........... Kızılcahamam Merkez ................................ 16 ....................................................19 ....................................................21 .....................................................18 ...................................................12

96 ...........Kızılcahamam ........... Kızılcaköy ........................................................ 4 .....................................................6 ......................................................9 .......................................................10 ...................................................13


SAYFA 44 • www.esyav.com

S.No İlçe Mahalle-Köy 2013-2014 2014-2015 2015-2016 2016-2017 2017-2018

97 ............Kızılcahamam ........... Kızılcaören ...................................................... 10 ....................................................12 ....................................................13 .....................................................14 ...................................................13

98 ...........Kızılcahamam ........... Kocalar ............................................................. 2 ......................................................3 ......................................................2 .......................................................1 ......................................................0

99 ...........Çamlıdere .................. Körler Mahallesi ........................................... 2 ......................................................4 .....................................................5 .......................................................9 .....................................................9

100 .........Kızılcahamam ........... Kurumcu ......................................................... 5 ......................................................6 ......................................................6 .......................................................6 .....................................................5

101 ...........Çamlıdere .................. Kuşçular .......................................................... 2 ......................................................4 .....................................................5 .......................................................6 .....................................................5

102 ..........Kızılcahamam ........... Kuşçuören ....................................................... 6 .....................................................8 ......................................................6 .......................................................6 .....................................................11

103 ..........Çamlıdere .................. Kuyubaşı ......................................................... YOK ...............................................YOK ...............................................1 ........................................................2 .....................................................2

104 .........Kızılcahamam ........... Mahkemeağacin ........................................... 9 .....................................................12 ....................................................14 .....................................................17 ....................................................18

105 ..........Çamlıdere .................. Meşeler ........................................................... 9 .....................................................11 .....................................................12 .....................................................18 ...................................................17

106 .........Çamlıdere .................. Muzrupağacin ............................................... 7 ......................................................6 ......................................................16 .....................................................22 ...................................................24

107 ..........Çamlıdere .................. Müsellim ......................................................... 3 ......................................................1 .......................................................3 .......................................................4 .....................................................6

108 .........Kızılcahamam ........... Oğlakçı ............................................................ 5 ......................................................9 ......................................................8 .......................................................5 .....................................................6

109 .........Çamlıdere .................. Orta Mahalle .................................................. 1 .......................................................3 ......................................................2 .......................................................2 .....................................................2

110 ...........Kızılcahamam ........... Ortaköy ........................................................... 1 .......................................................2 ......................................................1 ........................................................2 .....................................................2

111 ............Çamlıdere .................. Osmansin ........................................................ 20 ...................................................18 ....................................................28 ....................................................35 ...................................................34

112 ...........Kızılcahamam ........... Otacı ................................................................. 11 .....................................................19 ....................................................23 ....................................................29 ...................................................26

113 ...........Çamlıdere .................. Ozmuş ............................................................. 5 ......................................................5 ......................................................7 .......................................................8 .....................................................8

114 ...........Çamlıdere .................. Ömerağa mahallesi ...................................... 1 .......................................................4 .....................................................8 .......................................................7 .....................................................7

115 ...........Kızılcahamam ........... Örencik ............................................................ 2 ......................................................3 ......................................................3 .......................................................4 .....................................................4

116 ...........Çamlıdere .................. Örenköy ........................................................... 2 ......................................................6 ......................................................8 .......................................................6 .....................................................10

117 ...........Kızılcahamam ........... Pazar ................................................................ 3 ......................................................6 ......................................................9 .......................................................3 .....................................................6

118 ...........Kızılcahamam ........... Pazar Başören ................................................ 2 ......................................................5 ......................................................4 .......................................................4 .....................................................5

119 ...........Kızılcahamam ........... Pazar Kınık ...................................................... 6 .....................................................15 ....................................................13 .....................................................13 ....................................................15

120 ..........Çamlıdere .................. Peçenek ........................................................... 9 .....................................................10 ....................................................17 .....................................................20 ..................................................19

121 ...........Çamlıdere .................. Pelitçik ............................................................. 7 ......................................................9 ......................................................11 ......................................................16 ...................................................16

122 ..........Kızılcahamam ........... Salın .................................................................. 5 ......................................................8 ......................................................11 ......................................................13 ....................................................13

123 ..........Kızılcahamam ........... Saraç ................................................................ 1 .......................................................YOK ...............................................0 ......................................................0 .....................................................0

124 ..........Kızılcahamam ........... Saray ................................................................ 2 ......................................................3 ......................................................6 .......................................................6 .....................................................5

125 ..........Kızılcahamam ........... Saraycık ........................................................... 4 .....................................................3 ......................................................3 .......................................................3 .....................................................5

126 ..........Çamlıdere .................. Sarıkavak ......................................................... 4 .....................................................7 ......................................................10 .....................................................8 .....................................................11

127 ..........Kızılcahamam ........... Sazak ................................................................ 8 .....................................................11 .....................................................13 .....................................................11 .....................................................15

128 ..........Kızılcahamam ........... Semeler ........................................................... 4 .....................................................5 ......................................................6 .......................................................4 .....................................................1

129 ..........Kızılcahamam ........... Semer ............................................................... 4 .....................................................6 ......................................................5 .......................................................5 .....................................................5

130 ..........Kızılcahamam ........... Süleler .............................................................. 10 ....................................................14 ....................................................21 .....................................................24 ..................................................26

131 ...........Kızılcahamam ........... Şahinler ............................................................ 19 ....................................................15 ....................................................8 .......................................................15 ....................................................15

132 ..........Kızılcahamam ........... Tahtalar ........................................................... 2 ......................................................4 .....................................................5 .......................................................4 .....................................................3

133 ..........Kızılcahamam ........... Taşlıca .............................................................. 11 .....................................................13 ....................................................13 .....................................................15 ....................................................13

134 ..........Çamlıdere .................. Tatlak ............................................................... 11 .....................................................12 ....................................................12 .....................................................18 ...................................................20

135 ..........Kızılcahamam ........... Turnalı .............................................................. 1 .......................................................1 .......................................................1 ........................................................0 .....................................................1

136 ..........Kızılcahamam ........... Uğurlu .............................................................. YOK ...............................................3 ......................................................4 .......................................................8 .....................................................5

137 ..........Kızılcahamam ........... Üçbaş ............................................................... 9 .....................................................12 ....................................................15 .....................................................13 ....................................................11

138 ..........Kızılcahamam ........... Üyücek ............................................................. 7 ......................................................5 ......................................................9 .......................................................5 .....................................................9

139 ..........Kızılcahamam ........... Yağcıhüseyin ................................................. 2 ......................................................2 ......................................................1 ........................................................1 ......................................................1

140 .........Çamlıdere .................. Yahşihan ......................................................... YOK ...............................................YOK ...............................................4 .......................................................4 .....................................................3

141 ...........Çamlıdere .................. Yahyalar Mahallesi ...................................... YOK ...............................................10 ....................................................5 .......................................................5 .....................................................8

142 ..........Kızılcahamam ........... Yakakaya ......................................................... 14 ....................................................22 ...................................................21 .....................................................15 ....................................................12

143 ..........Kızılcahamam ........... Yanıkköy ......................................................... 7 ......................................................10 ....................................................11 ......................................................10 ...................................................9

144 .........Çamlıdere .................. Yayalar Mahallesi ......................................... 4 .....................................................YOK ...............................................5 .......................................................3 .....................................................3

145 ..........Çamlıdere .................. Yediören .......................................................... 11 .....................................................7 ......................................................12 .....................................................14 ...................................................15

146 ..........Kızılcahamam ........... Yenice Mahallesi .......................................... 21 ....................................................28 ...................................................31 .....................................................23 ...................................................20

147 ..........Kızılcahamam ........... Yeşilköy ........................................................... YOK ...............................................6 ......................................................7 .......................................................6 .....................................................4

148 ..........Çamlıdere .................. Yılanlı ............................................................... 4 .....................................................4 .....................................................7 .......................................................11 .....................................................11

149 ..........Kızılcahamam ........... Yıldırımçatak .................................................. 3 ......................................................2 ......................................................2 .......................................................2 .....................................................4

150 ..........Kızılcahamam ........... Yıldırımdemirciler ......................................... 3 ......................................................6 ......................................................4 .......................................................5 .....................................................4

151 ...........Kızılcahamam ........... Yıldırımhacılar ............................................... 10 ....................................................8 ......................................................9 .......................................................8 .....................................................7

152 ..........Kızılcahamam .......... Yıldırımolucak ................................................ 8 .....................................................6 ......................................................1 ........................................................5 .....................................................2

153 ..........Kızılcahamam ........... Yıldırımören ................................................... 6 .....................................................14 ....................................................9 .......................................................13 ....................................................10

154 ..........Kızılcahamam ........... Yıldırımyağlıca ............................................... 2 ......................................................4 .....................................................4 .......................................................7 .....................................................5

155 ..........Çamlıdere .................. Yoncatepe ...................................................... 13 ....................................................13 ....................................................10 .....................................................10 ...................................................11

156 ..........Kızılcahamam ........... Yukarıada ........................................................ YOK ...............................................1 .......................................................2 .......................................................4 .....................................................4

157 ..........Kızılcahamam ........... Yukarıçanlı ...................................................... 8 .....................................................7 ......................................................10 .....................................................3 .....................................................7

158 ..........Kızılcahamam ........... Yukarıhöyük ................................................... 3 ......................................................4 .....................................................1 ........................................................3 .....................................................4

159 ..........Kızılcahamam ........... Yukarıkaraören .............................................. 30 ...................................................39 ...................................................50 ....................................................42 ..................................................45

160 .........Kızılcahamam ........... Yukarıkese ...................................................... 11 .....................................................19 ....................................................23 ....................................................16 ...................................................18

................ ..................................... .......................................................................... 945 ................................................1,224 ..............................................1,424 ...............................................1,495 .............................................1,509


NİSAN 2018 • SAYFA 45


SAYFA 46 • www.esyav.com


NİSAN 2018 • SAYFA 47


SAYFA 48 • www.esyav.com

More magazines by this user
Similar magazines