17.07.2018 Views

Rabindranath Tagore - Meyve Hasadı

Tagore, Meyve Hasadı

Tagore, Meyve Hasadı

SHOW MORE
SHOW LESS

Create successful ePaper yourself

Turn your PDF publications into a flip-book with our unique Google optimized e-Paper software.

www.isaretatesi.com

Rabindranath Tagore

MEYVE HASADI

Çeviren: Aytek Sever


RABİNDRANATH TAGORE

Rabindranath Tagore (1861-1941), Kalküta’da doğdu. Brahman bir ailedendi; dedesi

ve babası Brahma-Samaç adlı dinî ve sosyal reform hareketinin ileri gelen

temsilcilerindendi. Genç yaşta çokyönlü bir eğitim alan Tagore, Doğu ve Batı

edebiyat ve düşüncesinin çeşitli kaynaklarıyla tanıştı, hem entelektüel hem manevi

anlamda yoğun ve derin bir havayı soluyarak yetişti. Başta şiir, tiyatro oyunu,

roman, hikâye ve deneme olmak üzere edebiyatın hemen her türünde örnekler

verdi; bir müzisyen olarak çok sayıda şiirini şarkı olarak besteledi; resimle uğraştı,

sergiler açtı. Kendi şiirlerinden yaptığı İngilizce çeviriler sayesinde dünyada

tanındı; saygın bir Hint-İngiliz şairi olarak kendine yer edindi; 1913’te Nobel

Edebiyat Ödülü’nü kazandı. Dünyanın çeşitli bölgelerine geziler yapan Tagore

geniş bir yelpazeden pek çok entelektüel ile tanıştı; aralarında W. B. Yeats, Ezra

Pound, André Gide, Gabriela Mistral, Juan Ramón Jiménez, Anna Ahmatova, Pablo

Neruda’nın da olduğu çok sayıda edebiyatçıyı etkiledi. Başlıca yapıtları arasında

Gora (1910), Gitanjali (1912), Bahçıvan (1913), Sadhana (1913), Kabir’in Şarkıları (1915),

Meyve Hasadı (1916), Yuva ve Dünya (1916), Firari (1921) sayılabilir.

AYTEK SEVER

Şair, çevirmen. 1981 yılında Bursa’da doğdu. Üniversite ve yüksek lisans öğrenimini

Boğaziçi Üniversitesi ve ODTÜ’de tamamladı. E-kitap halinde yayımlayacağı, çeşitli

alt kitaplardan oluşan Hiperbor, Siòn, Moto Perpetuo, Anka adlı şiir toplamlarının yanı

sıra, yayımlanmış veya e-kitap halinde yayımlanacak olan Emerson (Yaşamın

İdaresi), Thoreau (Doğa ve Yürüyüş Üzerine Seçme Denemeler), Whitman (Ben, Jack

Engle; Benliğimin Şarkısı), Kandinsky (Sesler), Tagore (Firari; Gitanjali; Meyve Hasadı),

D. H. Lawrence (İnsanlar ve Öteki Yaratıklar) çevirileri vardır.


Rabindranath Tagore

MEYVE HASADI

Çeviren: Aytek Sever


Meyve Hasadı

Rabindranath Tagore

Özgün adı:

Fruit-Gathering (1916)

Çeviren ve Yayına Hazırlayan:

Aytek Sever

Kapak Resmi:

‘Hayalî Yaratık’

Rabindranath Tagore

1. Baskı:

© İşaret Ateşi, Temmuz 2018

E-kitap olarak www.isaretatesi.com sitesinde yayımlanmıştır. Her

hakkı saklıdır. Eserin tamamı veya bölümleri hiçbir yolla basılamaz,

kopyalanamaz, eser sahibinin izni olmadan başka bir mecra veya internet

sitesi üzerinden yayımlanamaz. Alıntılar için lütfen kaynak gösteriniz.

www.isaretatesi.com

isaretatesi@gmail.com


İÇİNDEKİLER

Yazar Hakkında Bilgi ………………………... 9

MEYVE HASADI ……………………………. 18


www.isaretatesi.com

YAZAR HAKKINDA BİLGİ

Rabindranath Tagore (1861-1941). Hintli şair, mistik, düşünür,

romancı, denemeci, oyun yazarı, müzisyen, ressam, eğitim

reformcusu. Varlıklı ve nüfuzlu bir Brahman ailenin on

dördüncü ve en küçük çocuğu olarak Kalküta’da dünyaya

geldi. Dedesi Dvarkanath ve babası Debendranath Tagore,

Ram Mohan Roy’un kurduğu, tüm inançlara, dinlere,

milletlere, renklere, kastlara kapılarını açmış, Hinduizm,

Hristiyanlık ve İslam’ın çeşitli yanlarını bir araya getiren

önemli bir dinî ve sosyal reform hareketi olan Brahma-Samaç

okulunun ileri gelenlerindendiler; Rabindranath Tagore da

böyle bir etki altında yetişti.

Özel bir öğrenim gördü; hem Doğu hem Batı kültürünü

tanıdı; küçük yaşta Hindistan içinde geziler yapma fırsatı

buldu; Hint düşünüşü, tarih, edebiyat, sanat, çağdaş bilim,

Sanskritçe ve yabancı diller konularında donanım kazandı;

Upanishadlar’ın mistik anlayışını benimsedi; Hint klasik

şiirinin Kalidasa, Kabir, Vidyapati gibi şairlerini, Vaishnava

şairlerini okudu; çok genç yaşta şiir yazmaya başladı. Küçük

9


www.isaretatesi.com

“Rabi” ilk şiirini yazdığında 8 yaşındaydı, ilk kitabı

yayımlandığında ise 17 yaşında. Hukuk öğrenimi görmek

üzere 1879’da Londra’ya gittiyse de yarım bırakarak bir yıl

sonra ülkesine döndü. 1883’te Mrinalini Devi ile evlendi, eşiyle

beş çocukları oldu.

Bengalce, bazen de Sanskritçeleşmiş bir Bengal lehçesiyle

yazan Tagore, 1890’da ailesinin sahip olduğu topraklarla

ilgilenmek üzere Doğu Bengal’e (bugünkü Bangladeş) giderek

bir süre orada kaldı. Bu dönemde yerel köy kültüründen

beslendi, kendisinde önemli etki bırakacak olan Baul

şarkıcılarını tanıdı. 1891-1900 yılları arasında üretken bir

dönem yaşadı, toplamda yedi cilt tutan şiirler ve pek çok kısa

hikâye yazdı, dergiler çıkardı.

1901’de Batı Bengal’e dönerek Santiniketan’da, ailesinin

sahip olduğu topraklarda Patha Bhavana adını verdiği

deneysel okulu kurdu; burada bahçeler ve ağaç korulukları

arasındaki doğal ortamda Upanishadlar’a dayalı, Doğu’nun ve

Batı’nın bilgisini kaynaştırmaya çalışan yenilikçi bir eğitim

anlayışını yerleştirmeye çalıştı. Bu okul, daha sonra 1918

yılında genişletilerek Vişva-Bharati adıyla özgün bir üniversite

halini aldı. “Vişva-Bharati, zengin akıl mirası tüm insanlığın

hizmetinde olan Hindistan’ı temsil etmektedir; Vişva-Bharati,

Hindistan’ın kendi kültürünün en iyi ürünlerini başkalarına

sunma sorumluluğunu ve onlardan en iyi ürünlerini kabul

etme hakkını tanımaktadır,” diye söz etmekteydi Tagore,

okulundan.

10


www.isaretatesi.com

Rabindranath Tagore, ellili yaşlarına gelene kadar

yalnızca Hindistan içinde, hatta ağırlıklı olarak Hindistan’ın

Bengalce konuşulan bölgelerinde tanınıyor, Hindistan dışında

ise hiç bilinmiyordu. Ancak 1912 yılında yaptığı İngiltere

seyahati onun için çok şeyi değiştirdi. O güne dek hep

Bengalce yazmış olan Tagore, yolculuğu sırasında şiirlerinden

İngilizce’ye çeviriler yapmaya başladı. Çevrilmiş şiirler,

İngiltere’ye vardığında önce ressam arkadaşı William

Rothenstein’e, onun aracılığıyla da William Butler Yeats ve

Ezra Pound’a ulaştı. Bir yıl sonra, önsözünü Yeats’in yazdığı

Gitanjali yayımlandı. Tagore’un şiiri kısa sürede önce

Londra’da, ardından da tüm dünyada büyük ses getirdi ve

çeşitli edebiyat çevrelerinde etki yarattı: Daha evvel hiç kimse

İngiliz dilinde bu tonda bir söyleyiş duymamıştı. Kısa süre

sonra Tagore, bu onura layık görülen ilk Asyalı olarak 1913 yılı

Nobel Edebiyat Ödülü’ne layık görüldü.

Tagore, kısa sürede elde ettiği ünle, Avrupa’da pek çok

önemli kişiyle temas kurdu, çeşitli çevrelere fikirlerini aktarma

şansı buldu, dünyanın çeşitli yerlerinde konferanslar verdi.

Hem yeni şiirler, kısa hikâyeler, tiyatro oyunları, roman ve

denemeler yazarak, hem de yazdıklarından İngilizce’ye

çeviriler yaparak yaratıcı dehasını ortaya koyduğu bu üretken

döneminde, bir yandan da beş kıtada otuzdan fazla ülkeyi

ziyaret etti. ABD’de, Japonya’da, Çin’de, Güneydoğu Asya’da,

çeşitli Latin Amerika ülkelerinde, İtalya, Danimarka, İsviçre,

Almanya, Çekoslovakya gibi Avrupa ülkelerinde, SSCB, İran,

Irak ve Seylan’da bulundu. Henri Bergson, Albert Einstein,

Robert Frost, Thomas Mann, Bernard Shaw, H. G. Wells,

11


www.isaretatesi.com

Romain Rolland, Saint-John Perse gibi önde gelen isimlerle

tanıştı.

Yaptığı tüm bu geziler ve kurduğu dostluklar aracılığıyla

Tagore, Doğu ve Batı’nın birliği ülküsünü yaymaya çabaladı;

Santiniketan’daki okulu için dünyanın çeşitli yerlerinden

destek topladı; uluslararası işbirliği ve dostluğu

güçlendirmeye çalıştı; Avrupa emperyalizmini eleştirdi;

milliyetçiliğin tehlikelerine işaret etti. Onun yücelttiği, ruhani

değerler ve Doğu ve Batı adına çokseslilik, karşılıklı anlayış,

hoşgörü ve “bilinç birliği” üzerine kurulu yeni bir “dünya

kültürü” fikriydi.

Kendi ülkesi içinde de, kendi tarzından ödün

vermeyerek, siyasi anlamda etkin bir rol üstlenen Tagore,

Mohandas Gandhi’nin yakın bir dostu ve destekçisiydi.

Hindistan’ın tam bağımsızlığını sonuna dek savunuyordu.

Bununla beraber siyasete hiçbir zaman doğrudan dâhil olmadı,

ağırlıklı olarak reformcu fikirleriyle ve zaman zaman coşkulu

özgürlük şarkılarıyla etkisini hissettirdi. Ailesinin sahip

olduğu geniş arazileri de yönetmiş olmanın tecrübesiyle insan

hakları, eğitim, kültür, tarımsal ve sosyal reformlar konularına

eğildi. Gandhi ile sosyal konularda, özellikle toplumda

yerleşik olan kast bilinci ve dışlanmış alt tabakanın gördüğü

muameleye karşı çıkış hususunda görüş birliği içindeydi.

Ancak siyaseten Gandhi ile anlaşamadığı noktalar da oldu;

Tagore özellikle milliyetçilik ve militarizmin tehlikelerine

dikkat çekiyor, bununla ilintili olarak zaman zaman

Gandhi’nin kimi yöntemlerini eleştirmekten geri durmuyordu.

12


www.isaretatesi.com

Hindistan’daki emperyalist İngiliz uygulamalarının ülke

içindeki tüm olumsuzlukların temel nedeni değil, ülkenin

içinde bulunduğu sosyal sayrılık durumunun bir sonucu

olduğu düşüncesiyle, Hindistan için tam anlamıyla bir

dirilişin, köylerin gerçekleştirilecek bir tarım ve eğitim reformu

sayesinde kabuğunu kırması ve “bilginin canlanması” yoluyla

mümkün olacağını savundu. Bu yönde, Vişva-Bharati’nin yanı

sıra Şriniketan adını verdiği bir enstitü de kurarak çaba

harcadı; bu projeleri için dünyanın çeşitli bölgelerindeki

akademisyenlerden, bağışçılardan, çeşitli siyasi aktörlerden

destek gördü. Tagore, Hindistan adına tam bir bağımsızlık için

izlenmesi gereken yolun ve kullanılacak yöntemlerin, bütünsel

bir kültürel uyanış vizyonu çerçevesinde ortaya konup

uygulanması gerektiğini düşünüyordu. Hindistan içinde kendi

fikirlerine yeterli ideolojik destek bulmakta zorlandığı ve

Hindu-Müslüman ayrımına doğru giden tehlikeli tırmanışı

sezdiği zaman ise kenara çekilmeyi tercih etti.

Tagore, 1930’lu yıllara doğru, yani yetmişli yaşlarına

gelmişken, resimle de uğraşmaya başladı; kendine özgü bir

tarz geliştirdi. Resimleri Paris, Birmingham, Berlin, Moskova

ve Avrupa’nın çeşitli kentlerinde sergilendi. Bu arada,

yaşamının son dönemine girerken, çeşitli edebî türlerde bolca

eser vermeye devam etti.

Hayli trajik bir şekilde, yaşarken kendisinden evvel

eşinin, çocuklarının ve tüm aile fertlerinin ölümüne ve

Bengal’in düşüşüne tanık olan Tagore’un, seksen yaşına

yaklaşırken sağlığı kötüleşti. Ancak uzun süren hastalık

13


www.isaretatesi.com

dönemleri ve kronik ağrılarla mücadele ettiği bu dönemde

üretkenliğinde bir gerileme olmadı, en derinlikli ve aydınlık

şiirlerinden bazılarını bu dönemde yazdı. Yaşamı üzerine

yazdığı ikinci otobiyografiyi tamamladıktan birkaç ay sonra ve

son şiirini dikte ettirdikten dakikalar sonra 7 Ağustos 1941’de

bu dünyaya veda ederek sonsuzluğa göçtü.

Yaşamı süresince sayısız yapıt ortaya koyan Tagore,

öncelikle bir şairdi. Şiirlerini Bengalce yazdı; bununla beraber

çok iyi hâkim olduğu İngilizce’ye kendi şiirlerinin büyüleyici

çevirilerini yaptığı için bir Hint-İngiliz şairi olarak da kabul

edilir.

Yapıtlarının devasa hacmi, daha ilk bakışta bu ölümsüz

edebiyat ve düşünce insanı hakkında çok şey anlatmaktadır.

Şaşılacak bir üretkenlikle ortaya koyduğu ciltler dolusu şiir,

kısa hikâye, roman, kısa ve uzun tiyatro oyunları, gezi

günlükleri, iki otobiyografi çalışması, felsefe, din, eğitim ve

sosyal konulardaki denemeleri ve Santiniketan okulu

öğrencileri için yazdığı ders kitapları bugün bile hâlâ eksiksiz

olarak bir araya toplanmamıştır. Tüm bunların yanı sıra,

Tagore, bir şair olduğu kadar bir müzisyendir de: Onun pek

çok şiiri, aslen müziğinden ayrılmaması gereken şarkı

sözleridir; bu anlamda o, “Rabindrasancit” üslubunda üç bine

yakın şarkı bestelemiştir. Bunlar bugün Bengal bölgesinde tüm

evlerde söylenen halk türkülerine dönüşmüştür. Dahası,

Hindistan ve Bangladeş ulusal marşları da aslında Tagore’un

şarkılarıdır.

14


www.isaretatesi.com

Hint edebiyatını modern çağda yeniden canlandıran isim,

hatta bazen, gelmiş geçmiş en büyük Hint şairi olarak

nitelendirilen Tagore, ülkesinin ve muazzam Hint kültür

mirasının büyük bir temsilcisi olduğu gibi aynı zamanda

eksiksiz bir “dünya vatandaşı”, bir dünya aydınıdır. Kendinde

hem Doğu hem de Batı bilincinin rengini taşıyan, Doğu ve Batı

düşüncesini “insan olma bilinci” olarak kendisinde

sentezleyen, eski çağların bilgisiyle modern çağların bilgisi

arasında bilinç köprüleri kuran bir “yeniden doğuş” insanıdır.

Tagore’un etkilediği, bazıları Tagore çevirileri de yapmış

olan edebiyatçılar arasında W. B. Yeats, Romain Rolland, Ezra

Pound, André Gide, Gabriela Mistral, Victoria Ocampo, José

Ortega y Gasset, Juan Ramón Jiménez, Zenobia Camprubi,

Yasunari Kawabata, Anna Ahmatova, Octavio Paz, Pablo

Neruda, Boris Pasternak’ın adı sayılabilir.

Tagore’un yapıtlarının başlıcaları: Manasi (1890), Altın

Kayık (Sonar Tari, 1894), Gitanjali (1910), Şarkılar Çelengi

(Gitimalya, 1914), Turnaların Uçuşu (Balaka, 1916) adlı şiir

kitapları; Valmiki’nin Dehası (Valmiki Pratibha, 1881), Adak

(Visarjan, 1890), Karanlık Sarayın Kralı (Raja, 1910), Postane (Dak

Ghar, 1912), Yerli Yerinde (Achalayatan, 1912), Çağlayan

(Muktadhara, 1922), Kızıl Zakkumlar (Raktakaravi, 1926) adlı

oyunlar; Harap Yuva (Nastanirh, 1901), Gora (1910), Yuva ve

Dünya (Ghare Baire, 1916), Aykırılar (Yogayog, 1929) adlı

romanlar; Anılarım (1912) ve Çocukluk Günlerim (1940) adlı

otobiyografiler. Tagore’un İngilizce’ye bizzat çevirdiği, çoğu

derleme niteliğindeki yapıtları ise şunlardır: Gitanjali (1912),

15


www.isaretatesi.com

Bahçıvan (The Gardener, 1913), Yeni Ay (The Crescent Moon,

1913), Sadhana (1913), Chitra (1914), Kabir’in Şarkıları (Songs of

Kabir, 1915), Avare Kuşlar (Stray Birds, 1916), Meyve Hasadı

(Fruit-Gathering, 1916), Aç Taşlar (The Hungry Stones, 1916),

Firari (The Fugitive, 1921), Yaratıcı Birlik (Creative Unity, 1922).

Aytek Sever

16


www.isaretatesi.com

17


www.isaretatesi.com

MEYVE HASADI

18


www.isaretatesi.com

19


www.isaretatesi.com

I.

Emret, avluna sepetler dolusu getirmek üzere toplayayım

meyvelerimi, her ne kadar bazıları kayıp, bazıları ham da olsa.

Çünkü kendi bolluğuyla ağırlaşmıştır mevsim; çobanın

hüzünlü kavalı çalıyor gölgede.

Emret, nehirde yelken açayım.

Mart rüzgârı hırçındır, homurtuyla çalkalanır takatsiz

dalgalar.

Mahsûlünü vermiştir bahçe; akşamın en bitkin saatinde,

senin kıyıdaki evinden gelmektedir çağrı, güneşin battığı

yerde.

20


www.isaretatesi.com

II.

Gençken yaşamım bir çiçek gibiydi – kapısına ne zaman

bahar rüzgârı gelip dilense, kendi bolluğundan ona bir iki

taçyaprak bırakıverir, eksikliğini hissetmezdi.

Şimdi, gençliğimin sonunda, bir meyve gibidir yaşamım

– yoktur vazgeçemeyeceği bir şey; bütün tatlılığını yüklenmiş,

kendini tümden sunmak ister.

21


www.isaretatesi.com

III.

Yaz şenliği yalnızca taze çiçekler içindir de, sararmış

yapraklar ve solgun çiçekler için değil midir?

Denizin şarkısı yalnızca kabaran dalgalarla mı

ahenklidir? Çekilen dalgalarla da şarkısını söylemez mi o?

Mücevherlerle işlenmiştir Kralımın durduğu yerdeki halı;

oysa onun ayaklarının değmesini sabırla bekleyen toprak

parçaları var.

Seçkin bilgeler ve ulular oturur Efendimin yanında; fakat

bu budalayı kucaklamıştır o, beni sonsuza kadar hizmetkârı

yapmıştır.

22


www.isaretatesi.com

IV.

Sabah olunca uyandım, onun mektubunu buldum.

Bilmiyorum ne diyor bana, okumayı bilmiyorum.

Âlimi kitaplarla başbaşa bırakacak, onu

uğraştırmayacağım, zira bu mektubu onun okuyabileceği de

meçhul.

Bırakın, mektubu bir alnıma, bir yüreğime bastırayım.

Gece durgunlaşıp yıldızlar bir bir çıktığında, mektubu

kucağıma yayacak, sessizce duracağım.

Hışırdayan yapraklar onu sesli okuyacak bana; akan

nehir onu mırıldanacak; yedi ulu yıldız onun şarkısını

söyleyecek göklerden.

Aradığımı bulamıyor, öğrenmem gerekeni

anlayamıyorum, ama bu okunmamış mektup yüklerimi

hafifletiyor benim, düşüncelerimi şarkılara dönüştürüyor.

23


www.isaretatesi.com

V.

Anlamını bilmediğim zamanlar, bir avuç toz

gizleyebiliyordu senin işaretini.

Şimdi ise daha bilgeyim, önceden onu gizleyen her şeyde

okuyorum onu.

Çiçeğin taçyaprağına nakşedilmiştir o; dalgalar onu

yansıtır köpüklerinde; dağlar onu taşır zirvelerinde.

Yüzümü senden çevirmiş olduğum için eğri büğrü

okuyordum harfleri, bilmiyordum anlamlarını.

24


www.isaretatesi.com

VI.

Yolların olduğu yerde yolumu kaybederim ben.

Engin sularda, masmavi gökte izi yoktur yolların.

Teleklerle, alev çiçekleriyle, göçebe mevsimlerin

yapraklarıyla örtülüdür patika.

Kanında görünmez yolun bilgeliğini taşıyor mu diye

sorarım yüreğime.

25


www.isaretatesi.com

VII.

Ah! Evimde kalamam artık, ev değildir burası bana;

Ebedî Yabancı sesleniyor, yeniden düşmüş yola.

Yüreğime tak tak vuruyor onun ayak sesleri, bana acı

veriyor!

Rüzgâr çıkmış, deniz inliyor. Kaygılarımla şüphelerimi

bir kenara bırakıyorum, yersiz yurtsuz medcezrin peşine

takılıyorum; zira Yabancı çağırıyor beni, yeniden düşmüş yola.

26


www.isaretatesi.com

VIII.

Yola koyulmaya hazır ol yüreğim! Bırak, geride kalacak

olanlar kalsın.

Zira ismin söylendi sabah göğünde.

Kimseyi bekleme!

Tomurcuğun arzusu gecedir, şebnemdir; oysa ışığın

özgürlüğüne can atar açılan çiçek.

Kabuğunu kır yüreğim, göster kendini!

27


www.isaretatesi.com

IX.

Yığdığım hazineyle hapsolmuşken, karanlıktaki bir

kurtçuk gibi hissetmiştim kendimi, içinde doğduğu meyveyle

beslenen.

Bu çürüyüş hapsinden çıkıyorum şimdi.

Vazgeçtim küflü durgunlukta yaşamaktan; ebedî gençliği

arayacağım! Yaşamımla bir ve kahkaham kadar hafif olmayan

her şeyi atıyorum üzerimden.

Koşuyorum zamanın içinden ve ey yüreğim, görkemli

arabanda gezip şarkı söylüyor, dans ediyor ozan!

28


www.isaretatesi.com

X.

Elimi tuttun, yanına aldın beni, tüm insanların önünde

tahta oturttun; ama korkuttu bu beni, kıpırdayamaz, rahat

yürüyemez oldum, kınamaların dikenlerine basacağım diye

her adımımda tereddütle, kaygıyla doluydum.

Artık özgürüm!

Boru öttü, düşkünlük davulu çalındı, tahtım yerle bir

oldu…

Önümde yollar açık. Kanatlarım göğün arzusuyla dolu.

Geceyarısı kayan yıldızlara katılmaya, kopkoyu karanlığa

dalmaya gidiyorum.

Fırtınayla aşka gelen bir yaz bulutu misali, altın tacımı

attım başımdan, gökgürültüleri arasında kılıcım olarak bir

şimşeği kuşandım.

Pervasız bir neşeyle koşuyorum horlanmışların tozlu

yolunda; senin nihai kucaklayışına yaklaşıyorum.

Çocuk, ana rahminden ayrılınca bulur anayı: Senden

koparılıp evinden dışarı atılıyorum, yüzünü nihayet o zaman

görüyorum…

29


www.isaretatesi.com

XI.

Taşlarla bezeli bir zincir kolye süsler boynumu, süslerken

de maskara eder beni.

Boynumdayken yaralar beni, koparıp almaya

çabaladığımda boğar.

Boğazımı sıkar kolyem, şarkımı bastırır.

Ah, Efendim, onu senin ellerine sunabilsem

kurtulurdum…

Al onu benden ve bir çelenkle bağla beni kendine; zira

boynumda bu kolyeyle karşında durmak utandırıyor beni.

30


www.isaretatesi.com

XII.

Yamuna Nehri hızla, dupduru akıyordu; çatık kaşlıydı

suyun yamacı.

Ormanlarla kapkaranlık, taşkınlarla yaralanıp berelenmiş

tepeler sıralanıyordu etrafta.

Büyük Sih Pîri Govinda, kutsal metinleri okuyarak

oturuyordu bir kayada; zenginliğiyle gurur duyan müridi

Raghunath geldi, Govinda’nın önünde eğildi, “Naçizane bir

armağan getirdim size,” dedi. Pahalı taşlarla bezeli bir çift

bilezik gösterdi.

Govinda bileziklerden birini alıp parmağında döndürdü;

ışık huzmeleri saçtı elmaslar.

Ama bilezik aniden fırladı elinden, yuvarlanıp suya

düştü.

“Eyvah!” diye bağırdı Raghunath, hemen nehre atladı.

Govinda tekrar kitabına çevirdi gözlerini. Çaldığı şeyi

geri vermeyen nehir akmaya devam etti.

Raghunath, üzerinden sular damlayarak yorgun argın

geri geldiğinde hava kararıyordu.

31


www.isaretatesi.com

“Nereye düştüğünü bilsem bileziği geri getirebilirim

size,” dedi nefes nefese.

Pîr, öteki bileziği de alıp suya attı, “İşte orada,” dedi.

32


www.isaretatesi.com

XIII.

İlerlemek her an seninle buluşmaktır, ey Yoldaşım!

Adımlarına göre şarkı söylemektir!

Nefesinin değdiği kişi, kıyının korunağı altında süzülüp

gitmez; korkusuzca yelken açar rüzgârda, çalkantılı suların

sırtına biner.

Kapıları ardına kadar açıp dışarı adım atar, senin

selamını alır.

Ne kazancını saymak için duraklar, ne de kaybına

hayıflanır; yüreği davul çalar yürüyüşüne; zira bu her adımda

seninle yürümektir, ey Yoldaşım!

33


www.isaretatesi.com

XIV.

Dünyada en büyük nasibim senin ellerinden gelecek –

buydu senin bana vaadin.

O yüzden parlıyor gözyaşlarımda ışığın.

Yolun dönemecinde bana kılavuz olmak için bekleyen

seni kaçırırım diye, korkuyorum başkalarınca

yönlendirilmekten.

Israrla tutuyorum kendi yolumu; bu çılgınlık sonunda

seni kapıma cezbediyor.

Zira dünyada en büyük nasibimin senin ellerinden

geleceğini vaat etmiştin sen.

34


www.isaretatesi.com

XV.

Pek sade konuşursun yüce Efendim, oysa başkaları öyle

anlatamaz seni.

Anlarım senin yıldızlarının sesini, ağaçlarının sessizliğini.

Bilirim, çiçek gibi açılacaktır yüreğim; kendini gizli bir

çeşmeden doldurmuştur yaşamım.

Issız karlı diyardan gelen kuşlar misali, şarkıların

yüreğimin nisan sıcağında yuva kurmak için çırpınır ve hoşnut

bir halde beklerim en coşkulu mevsimi.

35


www.isaretatesi.com

XVI.

Yolu biliyordu onlar ve daracık patikadan seni aramaya

gittiler. Bense bihaberdim, gecede başıboş gezdim.

Öğrenememiştim karanlıkta senden korkmayı; farkında

olmadan kapının eşiğine varıverdim.

Bilgeler azarlayıp kovdu beni oradan, zira patikadan

gelmemiştim.

Şüpheyle dönüverdim ardıma, ama sen sıkıca tuttun

beni. Yazık ki kınamalar da günden güne şiddetlendi.

36


www.isaretatesi.com

XVII.

Evden toprak lambamı alıp haykırdım: “Gelin çocuklar,

yolunuzu aydınlatayım sizin!”

Ama geri döndüğümde gece kapkaranlıktı hâlâ. Yolu

sessizliğe terk ederken haykırdım bir daha: “Lambam tozlarda

paramparça, ey Ateş, sen yak benim ışığımı!”

37


www.isaretatesi.com

XVIII.

Hayır, senin elinden gelmez tomurcuğa çiçek açtırmak!

Tomurcuğu sars istersen, vur ona – senin elinde değildir

ona çiçek açtırmak.

Dokunuşun kirletir tomurcuğu; yapraklarını yolarsın

onun, yere saçarsın. Ama ne renkler belirir, ne de rayiha.

Ah, senin elinden gelmez tomurcuğa çiçek açtırmak…

Çiçeği açtırabilen, bunu kolayca yapar.

Bir bakış atar, çiçeğin damarlarında yaşamın özsuyu

kıpırdar.

Onun nefesiyle açılır çiçek, rüzgârda kanat çırpar.

Yüreğin özlemleri gibi fışkırır renkler; hoş bir sırrı ele

verir rayiha.

Çiçeği açtırabilen, bunu kolayca yapar.

38


www.isaretatesi.com

XIX.

Bahçıvan Sudas, kışın talanından geriye kalmış son lotus

çiçeğini göletinden kopardı ve onu Kral’a satmak üzere sarayın

kapısına gitti.

Bir gezginle karşılaştı orada. Gezgin ona şöyle dedi: “Son

lotus çiçeği için bir bedel belirle; Yüce Buddha’ya sunacağım

onu.”

Sudas, “Bir altın masha 1 verirsen senin olabilir,” dedi.

Gezgin, parayı ödedi.

O sırada Kral da dışarı çıktı, çiçeği almak istedi; zira Yüce

Buddha’yı görmeye gidecekti. “Kış mevsiminde açan lotus

çiçeği ona güzel bir sungu olur,” diye düşündü.

Ama bahçıvan, lotus için kendisine bir altın masha teklif

edildiğini söyledi. Kral ona on katını teklif etti, gezginse

yalnızca iki katına çıkabildi.

Fakat açgözlü bahçıvan, uğruna pazarlık ettikleri asıl

kişiden daha büyük bir kazanç elde edebileceğini düşündü.

Başını eğdi, “Bu lotusu satamam,” dedi.

1

Masha: Para için de kullanılan eski bir Hint ölçü birimi. (ç.n.)

39


www.isaretatesi.com

Şehir surlarının ötesindeki mango koruluğunun sessiz

gölgesinde, Sudas, Yüce Buddha’nın karşısında duruyordu.

Aşkın sükûtu vardı Buddha’nın dudaklarında; gözleri, çiyle

yıkanmış güz sabahındaki bir yıldız misali, huzurun ışığını

saçıyordu.

Buddha’nın yüzüne baktı, lotus çiçeğini onun ayaklarına

bıraktı, başını toprağa eğdi.

Gülümseyerek sordu Buddha: “Ne dilersin evlâdım?”

Haykırdı Sudas: “Ayağınızın en hafif bir dokunuşunu…”

40


www.isaretatesi.com

XX.

Senin şairin yap beni, ey Gece, peçeli Gece!

Gölgende çağlar boyu sessizce oturdu insanlar,

şarkılarını söyleyeyim onların.

Âlemden âleme sessizce koşan tekerleksiz arabana al

beni, sen ki zamanın sarayında bir kraliçe, esrarengiz bir

güzelsin!

Sorular soran nice akıl, avluna gizlice girip, cevaplar

aradı senin lambasız evinde.

Bilinmeyen’in attığı neşe okuyla vurulmuş nice yürekten

şen ilâhiler fışkırdı, altüst etti karanlığı.

Uyku nedir bilmeyen o ruhlar, buluverdikleri hazineye

yıldızların ışığı altında hayretle bakıyorlar şimdi.

Beni onların şairi yap, ey Gece, erişilmez sükûtunun şairi

yap!

41


www.isaretatesi.com

XXI.

Bir gün buluşacağım içimdeki Hayatla; günlerin tozu

dumanı yolumu şaşırtsa da, hayatımda saklı neşeyle

buluşacağım.

Kaçamak bakışlarla tanıdım onu; an oldu nefesi erişti

bana, düşüncelerim ıtırla doldu.

Bir gün buluşacağım ışığın perdesi ardında yaşayan

Neşeyle; her şeyin yaratıcının gözlerinden göründüğü

bereketli yalnızlıkta duracağım.

42


www.isaretatesi.com

XXII.

Işık bolluğundan yorgun düşmüş güz sabahı. Şarkıların

kararsızlaşıp cansızlaşmışsa, kavalını ödünç ver biraz bana.

Gönlümce çalayım onu – kâh kucağıma koyayım, kâh

dudaklarıma götüreyim, kâh yanıbaşımda çimenlere

bırakayım.

Akşamın vakur dinginliğinde çiçekler toplayıp

çelenklerle süsleyeyim onu, ıtırlara boğayım. Yanan bir

lambayla ona tapınayım.

Geceleyin sana gelip onu geri vereyim sonra.

Yeni ay yıldızlar arasında bir başına gezerken,

geceyarısının müziğini çal sen onunla.

43


www.isaretatesi.com

XXIII.

Şairin zihni rüzgârın ve suyun sesleri arasında, hayatın

dalgaları üstünde dans eder.

Ama güneş batıp da göğün karanlığı denizin üzerine

bitkin göz kapakları misali indiğine göre, şimdi şairin elinden

kalemini alıp, düşüncelerini sessizliğin ebedî gizeminin

ortasında derinlere gömülmeye bırakmanın zamanıdır.

44


www.isaretatesi.com

XXIV.

Karanlıktır gece. Benliğimin sessizliğinde, derindir senin

uykun.

Uyan, ey Aşk Sancısı, bilmiyorum kapıyı nasıl açacağımı,

dışarıda bekliyorum!

Saatler durgun; yıldızlar gözünü dikmiş; rüzgâr dinmiş;

yüreğimde sessizlik kurşun gibi ağır…

Uyan, ey Aşk, uyan! Doldur boş kadehimi; şarkının

soluğuyla geceyi dalgalandır!

45


www.isaretatesi.com

XXV.

Şarkı söyler sabah kuşu.

Şafak daha sökmemişken ve ejderha gece, soğuk

kapkaranlık kıvrımlarıyla göğü hâlâ boğarken, sabahın

haberini nereden almıştır kuş?

Söyle sabah kuşu! Göğün ve yaprakların katmerli gecesi

içinden senin rüyana gelen yolu nasıl buldu doğudan gelen

haberci?

Sen, “Güneş geliyor, gece bitti artık,” diye seslendiğin

zaman dünya inanmamıştı sana.

Ey uyuyan, uyan!

Yüzünü aç; ışığın ilk kutsayışını bekle; sabah kuşuyla

beraber şen bir inançla şarkı söyle!

46


www.isaretatesi.com

XXVI.

İçimdeki dilenci, cılız ellerini yıldızsız göğe doğru

kaldırarak, açlık çeken sesiyle gecenin kulağına haykırdı.

Yitik umutların ıssız göğünde mağlup bir Tanrı gibi

yatan kör karanlığaydı duaları.

Çaresizlik girdabına kapıldı arzunun haykırışı; inleyen

bir kuştu sanki boş yuvasının etrafında dönüp duran.

Ama Doğu’nun kıyısına demir attığında sabah, içimdeki

dilenci bir anda ayağa kalkıp haykırdı: “Şükür ki sağır gece

arzumu benden esirgedi – şükür ki boştu onun sandığı!”

Ve tekrar haykırdı: “Kıymetlisin ey Hayat, ey Işık!

Eşsizdir seni nihayet tanımanın sevinci!”

47


www.isaretatesi.com

XXVII.

Ganj’ın kıyısında tespih çekiyordu Sanatan. Yırtık pırtık

giysiler içinde bir Brahman geldi ve “Bu fakire yardım edin!”

dedi.

“Yalnızca bir sadaka çanağım var,” dedi Sanatan, “başka

her şeyim gitti elimden.”

“Ama düşümde Yüce Şiva 2 geldi bana,” dedi Brahman,

“ve size gelmemi öğütledi.”

Birdenbire, nehir kıyısındaki çakıllar arasında paha

biçilmez bir taş bulduğunu hatırladı Sanatan; birisinin ihtiyaç

duyabileceğini düşünerek kuma gömmüştü onu.

Gömdüğü yeri Brahman’a gösterdi ve Brahman merakla

kazıp çıkardı taşı.

Sonra yere oturdu Brahman, bir başına düşüncelere daldı;

ağaçların ardında güneş batıp da sığırtmaçlar sürülerle beraber

evlerine dönene dek yerinden kalkmadı.

2

Şiva: Hinduizm’in üç büyük tanrısından biri. Bu üçlüde Brahma yaratıcı,

Vishnu koruyucu, Şiva ise yıkıcıdır. Ancak Şiva’nın yıkıcılığı, yapıcı

anlamda bir yıkıcılıktır, yeninin yolunu açar. (ç.n.)

48


www.isaretatesi.com

Nihayet usulca kalkıp Sanatan’a gelerek, “Saygıdeğer

Efendim, dünyanın tüm zenginliklerini hor gören zenginliğin

en ufak bir zerresini bahşedin bana,” dedi.

Ve paha biçilmez taşı suya fırlattı.

49


www.isaretatesi.com

XXVIII.

Nice defa geldim kapına, avucumu açtım sana; diledim,

hep daha fazla diledim.

Kâh azar azar, kâh aniden bolca verdin sen; ama hep

verdin.

Birazını aldım, birazını bıraktım; bir kısmı ağır geldi

ellerime, bir kısmını ise oyuncak ettim kendime, sıkılınca kırıp

dağıttım. Öyle ki, armağanlarının enkazı muazzam bir yığına

dönüşüp seni örter hale geldi ve sonu gelmeyen beklentilerim

yüreğimi harap etti.

Al benden, ah, al artık – şimdi budur dileğim…

Her şeyi saçıp savur bu dilencinin çanağından; lambasını

söndür bu sırnaşık gözcünün; tut ellerimden; armağanlarının

hâlâ kabaran yığınından al beni; senin ıssız varlığında çıplak

bir sonsuzluğa çıkar!

50


www.isaretatesi.com

XXIX.

Sen mağlupların arasına koydun beni.

Bilirim ki ne kazanmak bana göredir, ne de oyunu terk

etmek.

Dibe batacaksam bile dalacağım bu havuza.

Bu mahvoluş oyununu oynacağım.

Varımı yoğumu gözden çıkarıp, sıfırı tüketince kendimi

de oynayacağım ve öyle sanıyorum ki mutlak yenilgimle

nihayet kazanacağım.

51


www.isaretatesi.com

XXX.

Sen yüreğimi paçavralarla donatıp dilenmeye

gönderdiğinde, bir sevinç tebessümü yayıldı göğe baştan başa.

Kapı kapı gezdi yüreğim; nice defa, tam sadaka çanağı

dolmak üzereyken çalındı her şeyi.

Yorgun günün akşamında, acınası çanağını elinde tutarak

senin sarayının kapısına geldi ve sen onu aldın, elinden tutup

tahta oturttun yanında.

52


www.isaretatesi.com

XXXI.

Şravasti şehri 3 kıtlıktan kırılırken, Yüce Buddha,

takipçilerine, “Açları doyurma görevini içinizden hangisi

üstlenecek?” diye sordu.

Hazinedar Ratnakar, başını öne eğdi ve “Açları

doyurmak için benim tüm servetimden çok daha fazlası

gerek,” dedi.

Kralın başkomutanı Caysen, “Kanımı canımı seve seve

veririm, ama hanemde yeterince yemek yok,” dedi.

Dönümlerce arazisi olan Dharmapaal, içini çekerek,

“Kuraklık iblisi tarlalarımı kuruttu; kralımızın vergisini nasıl

ödeyeceğimi bile bilmiyorum,” dedi.

Derken, dilenci keşişin kızı Supriya yerinden kalktı,

hepsinin önünde eğilerek, bütün alçakgönüllülüğüyle, “Açları

ben doyuracağım,” dedi.

“Nasıl?” diye bağrıştılar şaşkınlık içinde, “Nasıl yerine

getireceksin bu vaadi?”

3

Şravasti: Eski bir Hint şehri. Buddha zamanında Hindistan’ın en büyük

şehirlerinden biriydi; Buddhizm tarihinde önemli bir yere sahiptir. (ç.n.)

53


www.isaretatesi.com

“Ben hepinizden daha fakirim, budur gücüm,” dedi

Supriya, “her birinizin evinde benim hem sandığım vardır

hem kilerim.”

54


www.isaretatesi.com

XXXII.

Tanımıyordum kralımızı; sanmıştım ki benden talep

ettiği vergiyi ödemekten sakınabilirim.

Günün işlerine, gecenin düşlerine sığınıp, kaçabildiğim

kadar kaçtım.

Ama aldığım her nefeste kovaladı beni onun talepleri.

Anladım ki beni tanır kralımız; yoktur saklanacak bir

yerim.

Varımı yoğumu onun ayaklarına sunarak, krallığında

yerimi hak etmektir artık tek dileğim.

55


www.isaretatesi.com

XXXIII.

İnsanların tapınması için yaşamımla senin tasvirini

yapabileceğime inandığım zaman, bedenimi, arzularımı,

rengârenk hayallerimi ve hülyalarımı yoğurdum.

Senden, sevmen için yaşamımdan tüm kalbinle bir tasvir

yapmanı istediğim zaman, ateşini, kudretini, hakikatini,

şefkatini ve huzurunu yoğurdun.

56


www.isaretatesi.com

XXXIV.

Hizmetkâr, “Saygıdeğer Efendimiz,” diye seslendi Kral’a.

“Ulu Narottama, 4 Kraliyet Tapınağınıza ziyaret buyurmadı

hâlâ. Yolun kenarındaki ağaçların altında Tanrı’ya ilâhiler

sunuyor. İnananlar tapınağınızı terk etmiş; beyaz lotus

çiçeğinin etrafındaki arılar misali onun etrafına toplanmışlar,

altın bal kâsesini sahipsiz bırakmışlar.”

Bunun üzerine yüreği hiddetle dolan Kral, Narottama’nın

bulunduğu yere gitti.

Narottama’ya sordu: “Ulu Pîr, benim altın kubbeli

tapınağımı ne diye terk edersiniz de, Tanrı aşkını vaaz etmek

üzere toz toprak içinde oturursunuz?”

“Çünkü Tanrı sizin tapınağınızda değil,” dedi

Narottama.

Kral kaşlarını çattı, “Bilmez misiniz ki, yirmi milyon altın

harcandı bu şaheser uğruna; sonra da kutsandı tapınağımız

şaşaalı törenlerle!”

4

Narottama Dasa: Vishnu tapıncını temele alan Vaishnavizm’in önemli bir

pîridir; özellikle söylediği ilâhilerle bu inancın Bengal bölgesine

yayılmasında etkili olmuştur. (ç.n.)

57


www.isaretatesi.com

“Biliyorum tabii ki,” dedi Narottama. “Evleri yanmış

binlerce insanın kapınızda yardım için boş yere beklediği yıldı

o. Tanrı, ‘Kardeşlerine barınak sunamayan bu zavallı mahlûk

mu kuracak benim evimi?’ demişti o zaman. Ve yol

kenarındaki ağaçların altında, barınaksızların yanında yerini

aldı O. Sizin altın baloncuğunuzun içi bomboş, yalnızca

kibrinizin harareti var orada.”

Öfkeyle haykırdı Kral: “Hemen terk edin ülkemi!”

Sakince onayladı Narottama: “Tanrımı nereye sürgün

ettiyseniz, oraya sürgün edin beni.”

58


www.isaretatesi.com

XXXV.

Tozlar arasında yatıyor borazan.

Rüzgâr bitkin, ışık ölgün.

Ah, bu uğursuz gün!

Gelin savaşçılar, bayraklarla gelin; ey şarkıcılar, savaş

marşlarıyla gelin!

Alelacele giden hac yolcuları, gelin!

Tozlar arasında bizi bekleyerek yatıyor borazan.

Günün yavan zahmetlerinden sonra huzurlu bir yer

arayarak, akşam adaklarımla tapınak yoluna düşmüştüm.

Yaralarım iyileşip elbisemdeki lekeler temizlenir diye

umarken, tozlar arasında yatan borazanını buldum senin.

Akşam lambasını yakma zamanı gelmemiş miydi?

Yıldızlara ninni söylememiş miydi gece?

Uykumun gelincikleri kuruyup soldu, ey kankırmızı gül!

Avareliğimin bittiğine ve borçlarımı ödediğime emindim

ki, senin tozlar arasında yatan borazanına rastladım aniden.

Gençlik büyüsüyle dirilt uyuşuk yüreğimi!

59


www.isaretatesi.com

Yaşam sevincim harlasın alev alev! Capcanlı huzmeler

parlasın gecenin yüreğinde! Dehşetli bir ürperişle sarsılsın bu

körlük ve felç!

Borazanını yerden almaya geldim.

Uyku yok artık bana; yürüyeceğim okların sağanağında!

Kimisi koşup gelecek evinden, saf tutacak benimle, kimisi

gözyaşı dökecek. Kimisi yatağında feci düşlerle kıvranıp

inleyecek.

Zira bu gece senin borazanın ses verecek!

Huzuru diledim senden, hicabı buldum…

İşte, duruyorum karşında – zırhımı kuşandır bana!

Belanın amansız darbeleri ateşler çaktırsın yaşamıma!

Sancıyla çarpsın yüreğim, zafer davulundur o senin!

Bomboş kalsın ellerim ki borazanını tutabileyim…

60


www.isaretatesi.com

XXXVI.

Onlar delice bir cümbüşle toz kaldırarak giysini

kirlettiklerinde, içim acıdı, ey Güzeller Güzeli…

“Sopanı al ve cezalandır onları!” diye haykırdım.

Ama sabah aydınlığı vurdu onların çılgınlıktan

kıpkırmızı olmuş gözlerine; beyaz zambak selamladı hararetli

nefeslerini; kutsal karanlığın derininden baktı yıldızlar o

sarhoşların eğlencesine – onlar ki toz kaldırarak giysini

kirletmişti, ey Güzeller Güzeli!

Çiçek bahçesinden hükmediyordun sen, kuşların bahar

ezgisinden, ağaçların mırıldayan dalgalara yanıt verdiği

gölgeli nehir kıyısından.

Ah sevdiğim! Kalpsizdi ötekilerin tutkusu. Karanlıkta kol

gezip, kendi arzularını bezemek için süslerini çaldılar senin.

Sana vurup canını acıttılar, yüreğim burkuldu, “Kılıcını

al, cezalandır onları!” diye haykırdım.

Ama adaletin asla uyumaz ki senin…

Bir ana gözyaşı döktü onların küstahlığına; inançlı bir

âşık kendi yaralarında gizledi onların isyan mızraklarını.

61


www.isaretatesi.com

Uykusuz aşkın suskun sancısından hükmediyordun sen,

iffetlinin mahcupluğundan, terk edilmişin döktüğü

gözyaşlarından, merhamet sabahının aydınlığından.

Ama onlar pervasız bir açgözlülükle kapına tırmandı

geceleyin, ey Müthiş Varlık, hazineni soydular senin!

Fakat bu defa muazzam derecede ağırdı ganimet; ne

taşımak mümkündü, ne yerinden kıpırdatmak.

“Bağışla onları, ey Müthiş Varlık!” diye haykırdım sana

bu yüzden.

Ama fırtınalarla patlak verdi merhametin; onları yerlere

çalıp, ganimetlerini toprağa saçtı.

Şimşekteydi senin merhametin, kan sağanağındaydı,

günbatımının hiddetli kızılındaydı…

62


www.isaretatesi.com

XXXVII.

Buddha’nın müridi Upagupta, Mathura 5 şehir surlarının

dibinde toprağa yatmış uyuyordu.

Şehirde tüm lambalar sönük, kapılar kapalıydı; bulutlarla

kaplı ağustos göğünün ardında gizleniyordu yıldızlar.

Kimin ayaklarıydı bunlar, halhallarla şıkırdayan,

birdenbire Upagupta’nın göğsüne dokunan?

İrkilerek uyandı, merhametli gözlerine bir kadının

lambasının ışığı yansıdı.

Dansçı kızdı bu, uçuk mavi bir harmaniye bürünmüş,

mücevherlerle ışıl ışıl, gençliğinin şarabıyla sarhoş. Lambasını

eğerek genç adamın yüzündeki yalın güzelliğe baktı.

“Bağışla beni, genç çileci. Lütfen evime gel, sana uygun

bir yatak değildir bu toz toprak,” dedi.

“Şimdi değil, ey kadın; eşref saatinde geleceğim sana,”

diye yanıtladı çileci.

Aniden çakan bir şimşekle, dişlerini gösterdi kara gece.

5

Mathura: Kuzey Hindistan’da, Yamuna Nehri’nin kıyısında tarihi bir

şehir. Manevi aşkın tanrısı Krişna’nın doğum yeri olarak kabul edilir. (ç.n.)

63


www.isaretatesi.com

Göğün köşesinden gürledi fırtına. Kadın korkuyla titredi.

* * *

Yol kenarındaki ağaç dalları açan çiçeklerle sızlıyordu.

Kavalın şen ezgisi, ılık bahar havasında dalgalanarak

geliyordu uzaklardan.

Şehrin sakinleri, çiçek şenliği için ormana gitmişlerdi.

Dolunay sessiz şehrin gölgelerine gözünü dikmiş,

bakıyordu göğün ortasından.

Issız sokakta bir başına yürüyordu çileci Upagupta; uyku

nedir bilmeyen kara sevdalı koel kuşları 6 yakınıp duruyordu

mango dallarında.

Şehrin kapısndan çıkarak surun dibinde durdu.

Ayaklarının dibinde, duvarın gölgesinde yatan bu kadın

da kimdi – vebaya tutulmuş, bedeni yaralarla benek benek,

şehirden kovulup atılmış?

Eğilip oturdu; kadının başını dizlerine koyup dudaklarını

suyla ıslattı, bedenini merhemle ovdu.

“Ey merhamet sahibi, kimsin sen?” diye sordu kadın.

“Buluşma zamanımız geldi ve işte buradayım,” diye

yanıtladı genç çileci.

6

Koel: Asya guguk kuşu. (ç.n.)

64


www.isaretatesi.com

XXXVIII.

Ah sevgilim, basit bir cilveleşme değil bu bizimki…

Çığlıklar atarak boğdu beni fırtınalı geceler, defalarca

söndü lambam; kara şüpheler yığıldı, göğümden sildi

yıldızları.

Nice defa yıkıldı nehrin kıyıları, seller alıp götürdü

hasadımı; umutsuz iniltiler parçaladı göğü baştan başa.

Öğrendim ki, ölümün taşkalpliliği değil, ıstırap darbeleri

vardır aşkımızda…

65


www.isaretatesi.com

XXXIX.

Paramparça oluyor duvar; ilâhi bir kahkaha gibi doluyor

içeri ışık.

İşte zafer, ey Işık!

Delindi gecenin yüreği!

Pırıltılı kılıcınla ikiye böl şüphenin ve cılız arzuların

kördüğümünü!

Zafer!

Gel, ey Amansız!

Gel, saflığıyla dehşet veren!

Ey Işık, davulun yankılanıyor ateşin yürüyüşünde;

havaya kalkıyor kızıl fener; ihtişam patlamasıyla yok oluyor

ölüm!

66


www.isaretatesi.com

XL.

Ey ateş, zaferin şarkısını söylüyorum sana, kardeşim

benim!

Korkulu özgürlüğün parlak, kıpkızıl suretisin sen.

Göğe doğru savurursun kollarını; arpın telinde hızla

gezer parmakların; pek güzeldir dans müziğin.

Günlerim sona erip kapılar açıldığında, elimin kolumun

bağlarını yakıp kül edeceksin sen.

Seninle bir olacak bedenim; çılgınlığının girdaplarına

kapılacak yüreğim; yaşamımın alevi parlayarak senin

alevlerine karışacak.

67


www.isaretatesi.com

XLI.

Geceleyin çılgın denizi aşıyor Gemici.

Şiddetli rüzgârda pupa yelken gidiyor, sancıyor

gemisinin direği.

Gecenin dişlerince ısırılan gökyüzü, kara bir korkuyla

zehirlenerek denizin üzerine yığılıyor.

Görünmeyen dalgalar başlarını vuruyorlar karanlığa ve

geceleyin çılgın denizi aşıyor Gemici.

Kim bilir hangi buluşma sözü uğruna denize açılmıştır o;

yelkenlerinin apansız beyazıyla irkiltiyor geceyi.

Kim bilir hangi sahilde nihayet karaya çıkacak, lambanın

yandığı sessiz avluya varacak, yere oturmuş bekleyen kadını

bulacak.

Ne fırtınayı umursuyor ne de karanlığı; acaba neyin

uğrunadır yolculuğu?

Değerli taşlarla, incilerle mi yüklüdür tekne?

Ah, hayır, Gemici bir hazine getirmiyor kendisiyle;

yalnızca elinde beyaz bir gül, dudaklarında bir şarkı.

68


www.isaretatesi.com

Yanan lambasıyla gecede bir başına yolu gözleyen kadın

içindir hepsi.

Yol kenarındaki kulübede oturur o kadın. Çözük saçları

uçuşur rüzgârda, örter gözlerini.

Kulübenin kırık kapılarından içeri dolar çığlık çığlığa

fırtına; toprak lambanın ışığı kırpışıp gölgeler savurur

duvarlara.

Rüzgârın uğultuları arasından Gemici’nin kendine

seslendiğini duyar meçhul kadın.

Çok olmuştur Gemici yola çıkalı; daha çok vardır şafağın

sökmesine, onun kapıyı çalmasına.

Davullar çalınmayacak, onun geldiğini kimse bilmeyecek.

Yalnızca ışık dolacak eve; toprak kutsanacak, yürek

şenlenecek.

Gemici sahile çıktığında tüm şüpheler sessizliğe karışıp

gidecek.

69


www.isaretatesi.com

XLII.

Dünyevi hayatımın şu daracık nehrinde, sımsıkı

tutunmuşum, canlı bir sal olan şu bedenime.

Karşıya geçince bırakacağım onu. Ya sonra?

Bilmiyorum ışık ve karanlık bir midir orada.

Sonsuz özgürlüktür Bilinmeyen. Sevgisinde acımasızdır

o. Kabuğu kırıp parçalar inci uğruna, o inci ki suskundur

karanlığın hapsinde.

Zavallı yürek! Geçip gitmiş günler için hayıflanır, gözyaşı

dökersin.

Gelen güne sevin!

Vakit geldi, ey hac yolcusu!

Yollar burada ayrılıyor!

Örtü kalkacak Onun yüzünden, buluşacaksın Onunla

yeniden.

70


www.isaretatesi.com

XLIII.

Kral Bimbisara, 7 Yüce Buddha’nın kutsal naaşına âdeta

selam duran bir tapınak yaptırmıştı beyaz mermerden.

Oraya çiçekler ve yanan lambalar sunmaya gelirdi

sarayın tüm kadınları.

Fakat daha Bimbisara hayattayken oğlu tahtı ele geçirdi

ve babasının inancını kanla yıkayıp sildi, kutsal kitaplarla

kurban ateşleri yaktırdı.

Güz günü sona ermek üzereydi. Akşam ayininin saati

yaklaşmıştı.

Kraliçenin Buddha’ya kalpten bağlı hizmetçisi Şrimati,

kutsal suda yıkanmış ve altın bir tepsiyi lambalarla, ak

çiçeklerle süslemişti. Kapkara gözleriyle Kraliçe’nin yüzüne

sessizce baktı.

Korkuyla irkilen Kraliçe, “Ahmak kız, bilmez misin ki

Buddha’nın tapınağına adak sunmanın cezası ölümdür? Kral

böyle buyurmuştur.”

7

Bimbisara: Buddha’nın aydınlanışından sonra ona tâbi olan ve Buddha

adına kutsal Racgir şehrini kurduran Hint kralı. (ç.n.)

71


www.isaretatesi.com

Şrimati, Kraliçe’nin önünde eğildi, onun kapısından

ayrılarak Kral’ın yeni gelini Amita’nın huzuruna çıktı.

Gelin, kucağında parlak altın bir aynayla uzun kapkara

saçlarını örüyor, alnındaki al uğur beneğini boyuyordu.

Hizmetçi kızı görünce eli ayağı titreyerek haykırdı:

“Korkunç bir bela getiriyorsun bana! Hemen kaybol

karşımdan!”

Prenses Şukla pencere kenarına oturmuş, günbatımı

aydınlığında bir aşk hikâyesi okuyordu.

Kutsal adaklar taşıyan hizmetçi kızı kapıda görünce

sıçrayıverdi.

Kitabı düştü kucağından; uzanıp Şrimati’nin kulağına

fısıldadı: “Ölüme koşuyorsun pervasız kız!”

Kapı kapı dolaştı Şrimati. Başını kaldırarak haykırdı: “Ey

sarayın kadınları, acele edin, Efendimize ibadet vakti geldi!”

Bazıları kapısını kapadı onun yüzüne, bazıları lanet

okudu.

Günün son pırıltısı saray kulesinin bronz kubbesinden

usul usul silindi.

Koyu gölgeler yerleşti sokak köşelerine; şehrin telaşı

dindi; Şiva tapınağındaki gong, akşam ayinini haber verdi.

Güz akşamının berrak bir göl gibi derin karanlığında, ışıl

ışıl atıyordu yıldızların nabzı. Saray bahçesinin muhafızları,

72


www.isaretatesi.com

ağaçlar arasından Buddha’nın tapınağında yanan bir dizi

lambayı görünce irkildiler.

Derhal kılıçlarını çekip koştular, “Kimdir ölümden

korkmayan bu çılgın?” diye bağırdılar.

“Benim, Şrimati,” diye yanıt verdi tatlı bir ses,

“Buddha’nın sadık hizmetkârı.”

Ardından, kızın yüreğinin kanıyla soğuk mermer

kırmızıya boyandı.

Ve yıldızların dingin saatinde, son ayin lambasının ışığı

tapınağın kenarında sönüp kayboldu.

73


www.isaretatesi.com

XLIV.

Gün, ikimizin arasından selam vererek veda ediyor.

Yüzüne peçesini indiriyor gece; odamda yanan son

lambanın üzeri örtülüyor.

Sessizce geliyor karanlık hizmetkârın; sen dilsiz bir

sessizlikle yanıma yerleşip gecenin sonuna dek benimle kal

diye yere bir gelin kilimi seriyor.

74


www.isaretatesi.com

XLV.

Hüzün döşeğinde geçti gecem; gözlerim yorgun. Sevinç

kalabalığıyla dolu gündüzü karşılamaya henüz hazır değil

kederli yüreğim.

Üzerini ört bu çırılçıplak ışığın; yaşamın parlak ışıltısını

ve dansını al önümden.

Şefkatli karanlığın cübbesi kıvrım kıvrım sarsın beni;

âlemin derdinden bir zaman gizlensin ıstırabım.

75


www.isaretatesi.com

XLVI.

Kadınımın hakkını ne yapsam ödeyemem, o artık yok.

Gecesi gündüzüne kavuştu onun; sen aldın onu

kollarına… Minnetimi ve armağanlarımı sana getiriyorum.

Onu üzüp incittiysem eğer, senden af dilemeye

geliyorum.

Onun açmasını beklediği tüm aşk çiçeklerimi senin

ibadetine sunuyorum.

76


www.isaretatesi.com

XLVII.

Özenle saklanmış birkaç mektubumu buldum kadınımın

sandığında – anılarının o minik oyuncaklarını.

Demek ki mahcup bir kalple zamanın çalkantılı

nehrinden bu öteberiyi kurtarmaya çalışmış, “Bunlar benim!”

demişti.

Ah, mektuplar buradalar işte, ama kim sahiplensin onları

artık, sevecen bir ilgiyle onların hakkını kim versin?

Ama kadınımı yitip gitmekten kurtaracak bir sevgi var

bu dünyada – onun sevgisi nasıl ki korumuşsa şefkatli bir

özenle bu mektupları…

77


www.isaretatesi.com

XLVIII.

Yaşarken olduğu gibi şimdi de güzellik ve düzen getir

perişan hayatıma, kadınım…

Saatlerin tozlu döküntülerini süpür; doldur boş

çömlekleri; ihmal edilmiş her şeyi onar.

Sonra içteki kapısını aç mabedin; mumu yak; ikimiz

sessizce kavuşalım Tanrımızın huzurunda.

78


www.isaretatesi.com

XLIX.

Teller akort edilirken ıstırabım ne büyüktü Sahibim…

Müziğine başla, acımı unutayım, tüm bu zalim günler

boyunca aklında ne olduğunu güzelce duyayım.

Ölgün gece kapımda oyalanıyor hâlâ; izin ver, veda etsin

şarkılarınla.

Yıldızlarından inen ahenklerle, ey Sahibim, kalbini dök

yaşamımın tellerine.

79


www.isaretatesi.com

L.

Anlık bir ışık parıltısıyla, yaratılışın uçsuz bucaksızlığını

gördüm yaşamımda: Yaratılış – bir âlemden diğer âleme, nice

ölümlerle…

Yaşamımı mânâsız saatlerin elinde gördüğüm zaman,

değersizliğime ağlarım; ama senin elinde gördüğüm zaman,

onun gölgeler arasında harcanamayacak kadar değerli

olduğunu anlarım.

80


www.isaretatesi.com

LI.

Bir gün hava kararırken, güneş son vedasını edecek bana,

biliyorum.

Çobanlar kaval çalacak banyan ağaçları 8 altında, sığırlar

otlayacak nehrin yamacında ve benim günlerim karanlığa

gömülecek.

Ayrılmadan evvel, dünyanın beni neden kollarına

çağırdığını bilmektir tek dileğim: Gecenin sessizliği neden

yıldızları anlattı bana, günışığı neden düşüncelerimi öpüp

çiçeklendirdi…

Gitmeden evvel, son nakaratı söyleyerek tamamlayayım

şarkımı; yansın lamba ve yüzünü göreyim; örülsün çelenk,

seni taçlandırayım.

8

Banyan Ağacı: Birçok kök üzerinde yükselen, etkileyici görünüme sahip

bir ağaçtır. Hindular için sonsuz yaşamın simgesidir. (ç.n.)

81


www.isaretatesi.com

LII.

Ölçüleriyle dünyayı beşik gibi sallayan bu müzik neyin

müziğidir?

Yaşamın zirvesinden ses verir bize, kahkaha atarız;

karanlıktan duyulur, korkuyla sinip kalırız.

Oysa hep aynı oyundur sonsuz müziğin ritmi; bir gider

bir gelir.

Hazineni avucunun içinde saklarsın sen, soyulduk diye

ağlarız.

Oysa sen avucunu ister aç ister kapa, kazanç da aynıdır,

kayıp da.

Kendi başına oynadığın bu oyunda, kaybeder ve

kazanırsın aynı anda.

82


www.isaretatesi.com

LIII.

Gözlerimle, ellerimle, ayaklarımla öptüm dünyayı;

yüreğimle kat kat sardım onu; düşüncelerimle sellere boğdum

onun günlerini ve gecelerini, nihayet yaşamım bir oldu onunla.

Göğün ışığıyla böyle iç içe olduğumdan severim yaşamımı.

Dünyadan ayrılmak dünyayı sevmek kadar gerçekse

eğer, bir mânâ olmalı yaşamın kavuşma ve ayrılığında.

Sevgiye ihanet edilseydi ölmekle, bu hain çürüme her

şeyi yiyip bitirir, gökteki yıldızları bile soldururdu.

83


www.isaretatesi.com

LIV.

“Kaybolacağım,” dedi Bulut. “Kızgın şafağın içine

dalacağım,” dedi Gece.

“Derin sessizlikte onun ayak izi olacağım,” dedi Istırap.

“Ölerek kemâle eriyorum,” dedi yaşamım.

“Işığım senin düşüncelerini öpüyor her an,” dedi Dünya.

“Günler geçiyor,” dedi Aşk, “ama ben seni bekliyorum.”

“Senin yaşam teknenle aşıyorum denizi,” dedi Ölüm.

84


www.isaretatesi.com

LV.

Şair Tulsidas 9 derin düşüncelere dalmış, Ganj kıyısında

ölülerin yakıldığı tenha alanda geziniyordu.

Ölmüş kocasının naaşı başında düğüne gidercesine

rengârenk giyinmiş bir kadına rastladı.

Kadın, Tulsidas’ı görünce ayağa kalktı ve saygıyla

eğilerek, “Saygıdeğer efendim, takdis edin beni, kocamın

peşinden cennete gideyim,” dedi.

“Neden acele ediyorsun, ah evlâdım?” diye sordu

Tulsidas, “Cennet’i yaratan Yüceler Yücesi’nin değil midir bu

dünya da?”

“Cenneti arzulamıyorum,” diye yanıtladı kadın, “kocamı

istiyorum.”

Tulsidas, gülümseyerek, “Evine dön yavrucuğum; ay

sona ermeden evvel kocanı bulacaksın,” dedi.

9

Gosvami Tulsidas: On altıncı yüzyıl ortalarından on yedinci yüzyıl

ortalarına kadar yaşamış ve Hint edebiyatında derin izler bırakmış mistik

bir şair. (ç.n.)

85


www.isaretatesi.com

Sevinçli bir umutla evine döndü kadın. Tulsidas her gün

ziyaret etti onu, yüce düşünceler aşıladı gönlüne; nihayet

kadının kalbi ilâhi aşkla doldu.

Ayın sonuna doğru komşuları kadına gelip, “Kocanı

buldun mu?” diye sordular.

Kadın gülümseyerek, “Buldum,” dedi.

“Nerede peki?” diye sordular merakla.

“Efendim kalbimdedir, benimle birdir,” diye cevap verdi

kadın.

86


www.isaretatesi.com

LVI.

Bir an yanıma geldin ve yaratılışın kalbindeki kadının

büyük gizemiyle dokundun bana.

O kadın ki, Tanrı’dan fışkıran hoşluğu döndürür her

daim Ona; hep taze kalan güzellik ve gençliktir tabiatta;

köpüren nehirlerle dans eder, sabah güneşiyle şarkı söyler,

kabaran dalgalarla emzirir susuz toprağı – ve kabına sığmaz

bir neşeyle ikiye bölünür Ebediyet onun içinde, fışkırır aşkın

sancısıyla.

87


www.isaretatesi.com

LVII.

Kimdir ebediyen terk edilmiş o kadın, kalbimi mesken

tutan?

İstedim ama elde edemedim onu. Çelenkler sundum ona,

methiyeler söyledim.

Yüzünde bir tebessüm belirdi, kayboluverdi hemen.

“Beni mutlu etmiyorsun,” dedi kederle.

Mücevherli halhallar aldım ona; taşlarla süslü bir yelpaze

ile yelledim onu; altın bir döşek serdim önüne.

Yüzünde bir sevinç pırıltısı belirdi, kayboluverdi hemen.

“Bunlar beni mutlu etmiyor,” dedi kederle.

Görkemli bir arabaya bindirdim onu, dünyayı gezdirdim

baştan başa.

Mağlup yürekler ayaklarına kapandı, alkışlı nidalar

çınladı gökte.

Gurur pırıldadı gözlerinde, yaşlarla bulanıverdi hemen.

“Zafer mutlu etmiyor beni,” dedi kederle.

“Peki nedir aradığın?” diye sordum ona.

“Onu bekliyorum,” dedi, “adı meçhul olanı.”

88


www.isaretatesi.com

Günler geçip gidiyor ve kadın haykırıyor: “Ne zaman

gelecek o sevgili; ne zaman tanıyacağım onu ben?”

89


www.isaretatesi.com

LVIII.

Senindir karanlıktan fışkıran ışık; senindir kavganın

paramparça yüreğinden sürgün veren iyilik.

Senindir dünyaya açılan ev; senindir savaş meydanına

çağıran aşk.

Senindir her şey kayıpken gene de kazanç olan meziyet;

senindir ölümün mağaralarından akan yaşam.

Senindir alelâde tozun toprağın içinde yatan cennet;

benim için ve herkes için oradasın sen.

90


www.isaretatesi.com

LIX.

Yolculuktan bitkin düşüp susuzluktan kavrulduğumda,

alacakaranlığın hayaletvari saatleri yaşamıma gölgeler

düşürdüğünde, işte o zaman, ey dostum, ben senin yalnızca

sesin için değil, dokunuşun için ağlarım.

Sana sunulmamış zenginliklerin ağır yüküyle ıstırap

çeker yüreğim.

Uzat elini geceden; uzanıp tutayım onu, sarayım,

bırakmayayım; uçsuz bucaksız yalnızlığım boyunca senin

dokunuşunu duyayım.

91


www.isaretatesi.com

LX.

Rayiha ağlıyor tomurcukta: “Ah, mutlu bahar günü geçip

gidiyor ve taçyapraklarda mahpusum ben!”

Umutsuzluğa kapılma, mahcup şey! Zincirler kopacak,

çiçek nihayet açacak ve kemâle eren bir yaşamla öleceksin sen

– bahar sürüp gidecek.

Rayiha nefes nefese kalmış, çırpınıp duruyor tomurcukta:

“Ah, saatler geçiyor, ama nereye gideceğimi, neyi aradığımı

hâlâ bilmiyorum ben!”

Umutsuzluğa kapılma, mahcup şey! Bahar rüzgârı duydu

arzunu; gün sona ermeden kemâle ereceksin sen.

Gelecekten umutsuz, ağlıyor rayiha: “Ah, yaşamım kimin

yüzünden anlamsız böyle? Ben neden varım, kim söyleyebilir

bunu bana?”

Umutsuzluğa kapılma, mahcup şey! Mükemmel şafağın

eli kulağında; yaşamın katılacak dünyanın yaşamına ve

amacını anlayacaksın sonunda.

92


www.isaretatesi.com

LXI.

O henüz küçük bir kız çocuğudur, Sahibim!

Senin sarayında oradan oraya koşup oynar, seni bile

kendine oyuncak yapmak ister.

Saçları çözülünce aldırmaz, kırışık elbisesi tozlara

bulanır.

Sen onunla konuşurken uyuyakalır, yanıt vermez;

sabahleyin verdiğin çiçek, ellerinden kayar, yere düşer.

Göğü karanlık kaplayıp fırtına koptuğunda, uykusu

kaçar onun, bebekleri yere saçılır. Korku içinde sana sımsıkı

sarılır.

Sana lâyık olamayacak diye korkar.

Ama sen tebessümle izlersin onun oyununu.

Tanırsın onu.

Tozlar arasında oturan bu çocuğun kaderi bir gün gelinin

olmaktır senin. Oyunu durulacak, aşka doğru derinleşecektir.

93


www.isaretatesi.com

LXII.

“Senin suretini gökyüzünden başka kim taşıyabilir, ey

Güneş? Ben de seni düşlüyorum, ama sana hizmet etmeye

yetmiyor gücüm,” diye ağladı çiy damlası. “Seni üzerime

almak için fazla küçüğüm, yüce Efendim; bu yüzden bir

gözyaşıdır tüm varlığım.”

“Uçsuz bucaksız göğü aydınlatsam da ufacık bir çiy

damlasına teslim edebilirim kendimi,” dedi Güneş. “Bir

pırıltıya dönüşerek senin içine dolacağım, ışıl ışıl kahkahalar

atan bir küre olacak küçücük yaşamın.”

94


www.isaretatesi.com

LXIII.

Engelleri hiçe sayan ve köpüklü şarap misali kabını

patlatıp heba olan aşkı istemem ben.

Susuz toprağı kutsayan ve alelâde toprak küpleri

dolduran yağmur gibi serin, dupduru aşkı yolla bana.

Varlığın merkezine sızan ve hayat ağacına görünmez bir

özsu gibi yayılarak meyveler ve çiçekler doğuran aşkı yolla

bana.

Mükemmel bir huzurla yüreği dingin kılan aşkı yolla

bana.

95


www.isaretatesi.com

LXIV.

Güneş, nehrin batı yakasında, ormanın karaltılarının

ardında batmıştı.

Genç müritler, sürüleri ahıra getirmiş, Ulu Pîr

Gautama’yı 10 dinlemek üzere ateşin başına oturmuşlardı.

Derken garip bir oğlan çıkageldi, meyveler ve çiçekler sunarak

Gautama’yı selamladı, Pîr’in ayaklarına kapandı ve kuş

ötüşüne benzeyen bir sesle, “Ulu Pîr, hakikat yoluna girmek

için geldim yanınıza. Adım Satyakama, 11 ” dedi.

“Tanrı’nın lütfu seninle olsun evlâdım,” dedi Gautama.

“Hangi kabiledensin? Yüce bilgeliğe talip olmak yalnızca

Brahmanlara göredir.”

“Ulu Pîr, hangi kabileden olduğumu bilmiyorum,” diye

cevapladı Satyakama. “Bunu anneme sormam gerek.”

10

Haridrumata Gautama: Kutsal Hint metni Upanishadlar’da adı geçen bir

bilge. (ç.n.)

11

Satyakama Cabala: Upanishadlar’da hikâyesi anlatılan bir çocuk mürit.

Tagore hikâyeyi birtakım değişikliklerle Çandogya Upanishad’dan

aktarmaktadır. (ç.n.)

96


www.isaretatesi.com

Hemen oradan ayrıldı, sığ nehri geçti, uyuyan kasabanın

kenarındaki kumluğun ucunda, annesinin kulübesine gitti.

Solgun bir lamba yanıyordu odada; anne, kapıda

durmuş, oğlunun dönmesini bekliyordu karanlıkta.

Oğlunu kucakladı, saçlarından öptü ve Ulu Pîr ile olan

görüşmesini sordu.

“Anneciğim, babamın adı neydi?” dedi Satyakama.

“Gautama, ‘Yüce bilgeliğe talip olmak yalnızca Brahmanlar’a

göredir,’ buyurdu.”

Kadın başını öne eğdi ve fısıldayarak, “Gençken fakirdim

ve birçok efendiye hizmet ettim; ah gözümün bebeği, sen

kocası olmayan Cabala’nın kollarına geldin,” dedi.

Günün ilk ışıkları manastırdaki ağaçların tepelerine

vuruyordu.

Islak ve karmakarışık saçlarla nehirde sabah

arınmasından dönmüş müritler kadim ağacın altında, Ulu

Pîr’in önünde oturuyorlardı.

Satyakama geldi. Pîr’in önünde eğildi ve sessizce durdu.

“Söyle bakalım,” dedi Ulu Pîr, “hangi kabiledenmişsin?”

“Saygıdeğer efendim, bilmiyorum,” diye cevap verdi

Satyakama. “Annem, ‘Gençken birçok efendiye hizmet ettim

ve sen kocası olmayan Cabala’nın kollarına geldin,’ dedi

bana.”

97


www.isaretatesi.com

Kovanlarında rahatsız edilmiş arıların öfkeli vızıltıları

gibi bir homurdanma yükseldi müritlerden; bu paryanın

küstahça arsızlığına isyan ettiler.

Ulu Pîr Gautama yerinden kalktı, kollarını açtı ve oğlanı

bağrına basarak şöyle dedi: “Sen en hakiki Brahmansın

evlâdım; dürüstlüğün asil mirası var sende.”

98


www.isaretatesi.com

LXV.

Bu şehirde belki de bir ev vardır, günışığının

dokunuşuyla sonsuza dek açılmıştır bu sabah kapısı ve

tamamlanmıştır ışığın görevi.

Bahçelerde ve çitlerde çiçekler açılmış… Belki de bir

yürek vardır, ezelden beri yolculuk eden bir armağan

bulmuştur bu sabah o çiçeklerde.

99


www.isaretatesi.com

LXVI.

Kulak ver yüreğim; onun kavalında yaban çiçeği

kokusunun, parlayan yaprakların, ışıltılı suların, arı sesleriyle

vınlayan gölgelerin ezgisi var.

O kaval, dostumun dudaklarından alır tebessümünü,

benim yaşamıma yayar…

100


www.isaretatesi.com

LXVII.

Şarkılarımın ötesinde daima sen varsın bir başına.

Ezgilerim dalga dalga yıkar ayaklarını, ama ben bilmem

ayaklarına nasıl ulaşacağımı.

Uzaktan uzağa oynarım ancak seninle.

Ayrılığımızın ıstırabı karışır kavalımın ezgilerine.

Kayığın kıyıya varsın da sen kavalımı eline al diye

beklerim.

101


www.isaretatesi.com

LXVIII.

Yüreğimin penceresi açıldı sabah aniden – senin yüreğine

bakan pencere…

Hayretle gördüm, nisan yapraklarına ve çiçeklere

yazılıydı beni tanıdığın isim. Sessizce oturup kaldım.

Şarkılarımla şarkıların arasındaki perde havalandı bir an.

Gördüm, söylenmemiş dilsiz şarkılarımla doludur senin

günışığın. Ayaklarının dibinde öğrenebilirim onları diye

düşündüm ve sessizce oturup kaldım.

102


www.isaretatesi.com

LXIX.

Sen, en içindeydin kalbimin; yola düştüğüm zaman

bulamadım seni o yüzden. Sevgimden ve umudumdan daima

sakladın kendini – onların içindeydin sen zaten.

Çocukken oyunumun en gizli neşesiydin – oyuna

kendimi kaptırınca geçip giden neşeydin.

Yaşamın esrimelerinde sen şarkı söyledin bana, ama ben

unuttum şarkı söylemeyi sana.

103


www.isaretatesi.com

LXX.

Sen lambanı göğe kaldırınca, ışığı vurur yüzüme, gölgesi

düşer üzerine.

Ben aşk lambasını kalbime tutunca, ışığı vurur sana,

kalakalırım gölgeler arasında.

104


www.isaretatesi.com

LXXI.

Ey dalgalar, göğü yutan dalgalar; ışıkla parlayan,

yaşamla dans eden, daima coşup girdaplar çizen neşe

dalgaları!

Beşiğinizde sallanır yıldızlar; rengârenk düşünceler

kabarır derinden, yaşam sahiline saçılır.

Döngüler halinde inip çıkar doğum ve ölüm; yüreğimin

martısı sevinçle haykırır, kanatlarını açar.

105


www.isaretatesi.com

LXXII.

Bedenimi yaratmak üzere bütün dünyadan akıp geldi

neşe.

Göklerin ışığı öpücüklere boğdu onu ve nihayet uyandı

bedenim bir kadın gibi.

Onun nefesiyle inledi telaşlı yazların çiçekleri; onun

kıpırtılarıyla şarkı söyledi rüzgârın ve suyun sesi.

Yaşamına coşkuyla karıştı bulutların ve ormanların renk

medcezri; tüm varlıkların müziğiyle şekillendi kolları ve

bacakları.

Gelinimdir o benim – evimdeki lambayı o yaktı.

106


www.isaretatesi.com

LXXIII.

Yaprakları ve çiçekleriyle geldi bahar bedenime.

Arılar sabah boyu vızıldıyor içimde, rüzgâr tembelce

oynuyor gölgelerle.

Tatlı bir pınar fışkırıyor yüreğimin özünden.

Çiylere bulanmış bir sabah misali sevince boğuluyor

gözlerim; sazımın telleri gibi titriyor kollarımda ve

bacaklarımda yaşam.

Ey sonu gelmeyen günlerimin sevgilisi! Medcezrin sele

dönüştüğü hayat sahilimde sen misin bir başına gezinen?

Senin etrafında mı uçuşuyor rengârenk kanatlı

pervaneler misali düşlerim?

Senin şarkıların mıdır benliğimin karanlık saçakları

altında yankılanan?

Senden başka kim duyabilir, kalabalık saatlerin

uğultusunun damarlarımda yankılanışını, göğsümde dans

eden şen adımları, dur durak bilmeyen hayat hengâmesinin

bedenimde kanat çırpışını?

107


www.isaretatesi.com

LXXIV.

Bağlarımı kopardım, borçlarımı ödedim, kapım açık, her

yere gidebilirim.

Ama bir köşeye sinip cansız saatlerin örgüsünü örenler,

tozlara oturup akçelerini sayanlar, onlar beni geri çağırıyorlar.

Kılıcımı işlenmiş, zırhımı kuşanmışım; atım can atıyor

koşmaya.

Krallığımı kazanacağım ben.

108


www.isaretatesi.com

LXXV.

Dünyaya çıplak ve isimsiz, feryat figan gelişim daha dün

gibi…

Ama ey Sahibim, yaşamımı doldurmam için bugün yer

açıyorsun bana sen, sesim şen!

Şarkılarımı sana sunarken, insanların onlardan dolayı

beni seveceğine dair gizli bir umut taşıyorum.

Sen de kıvanç duyarsın içine doğduğum bu dünyayı

sevmemden.

109


www.isaretatesi.com

LXXVI.

Korkuyla sığınmıştım güvenli bir kuytuya; ama şimdi,

kabaran neşe kalbimi tepesinde taşıyınca, sımsıkı sarılıyorum

belanın zalim kayasına.

Evimin bir konuk için fazla dar olduğunu düşünerek, bir

köşede oturmuştum yalnız başıma; ama şimdi, davetsiz bir

neşeyle ardına kadar açıldığında kapılar, anlıyorum ki yer

vardır sana ve bütün dünyaya.

Parmak ucumda yürüyordum, özen göstermiştim

kendime, kokular sürünmüş, süslenmiştim; ama şimdi, şen bir

kasırga beni yere fırlattığında, kahkahalar atarak

yuvarlanıyorum bir çocuk gibi, senin ayaklarının dibinde.

110


www.isaretatesi.com

LXXVII.

Dünya senindir, şimdi ve daima.

Hiçbir eksiğin yoktur, yüce Hükümdarım;

gururlanmazsın servetinle.

Sanki bir hiçtir hepsi. O yüzden azar azar verirsin

kendinden bana; krallığını kazanırsın bende daima.

Şafağını günbegün elde edersin yüreğimde; yaşamım

suretinde yontarsın sevgini.

111


www.isaretatesi.com

LXXVIII.

Sen şarkılar verdin kuşlara, karşılığında şakıdı onlar da.

Bana sesimi verdin, ama daha fazlasını istedin – ve ben

şarkılar söylerim.

Tüy gibi hafif kıldın rüzgârlarını ve onlar süratle hizmet

eder sana. Ama yükler verdin benim ellerime – onları hafifletip

sana nihayet yükten arınmış bir özgürlükle hizmet edeyim

diye.

Gölgeleri ışık parçalarıyla doldurarak yarattın Dünyayı.

Sonra duraksadın; cennetini kurayım diye beni toz toprak

içinde bomboş ellerle bıraktın.

Ötekilere verir, benden istersin.

Hayatımın mahsûlü olgunlaşır güneşte ve sağanak

yağmurda – ta ki ben senin ektiğinden daha fazlasını biçerek

seni memnun edene dek, ey altın ekinlerin Efendisi!

112


www.isaretatesi.com

LXXIX.

Lütfet; tehlikelerden korunmak için değil, tehlikelerle

yüzleşmek için dua edeyim.

Lütfet; acılarımın dinmesi için değil, acılarıma üstün

gelecek bir yürek için yalvarayım.

Lütfet; hayatın savaş meydanında müttefikler değil,

kendi kudretimi arayayım.

Lütfet; telaşlı bir korkuyla kurtarılmaya can atmak

yerine, özgürlüğümü kazanmak için sabırlı olmayı umayım.

Sen lütfet ki, merhametini sırf başarılarımla duyan bir

korkak olmayayım; lütfet, başarısızlığımda senin dost elini

bulayım.

113


www.isaretatesi.com

LXXX.

Tek başına yaşarken bilmiyordun sen kendini; rüzgâr

beri kıyıdan öteye estiğinde, bir haber çığlığı yoktu o

zamanlar.

Ben geldim ve sen uyandın; ışıl ışıl aydınlandı gökler.

Çiçek çiçek açtırdın beni; nice biçimlerin beşiğinde

salladın; ölümle sakladın, yaşamla buldun yeniden.

Geldim ve yüreğin dalga dalga kabardı; ıstırap erişti

sana, neşe erişti.

Sen dokundun bana ve ürperdim aşkla.

Ama gözümde bir hicap perdesi, göğsümde bir korku

kıvılcımı vardır; yüzüm örtülüdür; seni göremeyince ağlarım.

Gene de bilirim kalbinde suretim için taşıdığın sonsuz

hevesi – sen ki, şafak kapımı ısrarla çalarken feryat edersin

kapımda.

114


www.isaretatesi.com

LXXXI.

Adımlarıma kulak kabartırsın, ey ebedî gözcü; sabah

alacakaranlığında çoğalır sevincin, ışık patlamasıyla fışkırır!

Sana ne denli yaklaşırsam, o denli kabarır denizin

dansındaki coşku.

Dünyan ışık fışkırmasıyla dolar kendi ellerine; ama

cennetin yüreğimde saklıdır benim, mahcup bir sevgiyle

usulca açılır tomurcuklarından.

115


www.isaretatesi.com

LXXXII.

Sessiz düşüncelerin gölgeleri arasında bir başıma

oturarak söyleyeceğim adını.

Sözcüksüz söyleyeceğim, amaçsızca söyleyeceğim.

Zira bir çocuğum ben, “Anne” diyebilmenin gururuyla

annesine yüz kere seslenen…

116


www.isaretatesi.com

LXXXIII.

I.

İçimde parladığını hissediyorum yıldızların. Dünya sel

olup doluyor hayatıma.

Çiçekler açıyor bedenimde. Yerin ve suyun tüm tazeliği

buhur misali tütüyor yüreğimde; tüm varlığın nefesi bir kaval

misali oynuyor düşüncelerimle.

II.

Dünya uyurken kapına gelirim senin.

Yıldızlar sessizdir, şarkı söylemeye korkarım.

Durup öylece bakarım, ta ki gecenin balkonundan gölgen

geçene dek – o zaman, dopdolu bir yürekle geri dönerim.

Sonra, yol kenarında şarkı söylerim sabahleyin.

Çalılıktaki çiçekler yanıt verir bana, sabahın havası kulak

kesilir.

Ansızın durur yolcular, yüzüme bakarlar, adlarını

söylediğimi sanırlar.

117


www.isaretatesi.com

III.

Daima senin isteklerine kulak kabartmış olarak, kapında

tut beni; çağrına uymuş olarak, Krallığında gezdir beni.

Sen lütfet ki, ataletin derinlerine gömülüp

kaybolmayayım.

Lütfet, yaşamım sefil bir israfla heba olmasın.

Lütfet, şüphenin ve divaneliğin tozuna boğulmayayım.

Lütfet, bir sürü şey peşinde her yola girmeyeyim.

Lütfet, çoğunluğa boyun eğmesin yüreğim.

Sen lütfet ki, hizmetkârın olmanın cesareti ve gururuyla

başımı dik tutayım.

118


www.isaretatesi.com

LXXXIV.

KÜREKÇİLER

Duyuyor musunuz ölümün hengâmesini uzaklardan?

Bir çağrı, alev selleri ve zehirli bulutlar arasından.

Kaptanın çağrısıdır bu, denizcilere,

Gemiyi isimsiz bir sahile doğru çevirsinler diye.

Limandaki aylak zamanın sonu gelmiştir,

O liman ki, sonu gelmezce alınıp satılır hep aynı meta,

Hakikatin tükenmişliğinde, hiçlikte sürüklenir ölü eşya.

Kürekçiler uyanır ve sorarlar ansızın korkuyla:

“Yoldaşlar, kaçı vurdu saat?

Ne zaman sökecek şafak?”

Bulutlar perdelemiş yıldızları,

Kim görecek günün çağıran parmağını?

–– Ellerinde küreklerle dışarı koşar onlar, boş kalır yatakları,

Ana dua eder, gelin kapıdan bakakalır,

Göğe bir ayrılık feryadı yükselir,

Karanlıktan Kaptanın sesi gelir:

119


www.isaretatesi.com

“Haydi denizciler, limandaki zaman sona ermiştir!”

Âlemin tüm kara şeytanları kabarıp taşmış sel gibi,

Gene de, kürekçiler,

ruhunuzda keder kutsanışıyla alın yerinizi!

Kimseyi suçlamayın kardeşlerim, küreklere davranın!

Günah hem sizindi hem de hepimizin.

Çağlardır kabarıyordu Tanrı’nın yüreğinde hiddet ––

Zayıfın korkaklığı, güçlünün kibri, zenginin oburluğu,

Mazlumun hıncı, insanın aşağılanması ve ırkın gururu

Paramparça etti Tanrı’nın huzurunu,

fırtınalarla gazaba getirdi onu.

Bırakın kopsun kasırga; olgun bir tohum kozası gibi

Parçalasın kendi yüreğini; saçsın etrafa şimşekleri.

Yaygarayı bırakın artık, vazgeçin yerinip övünmekten;

Alnınızda dingin, sessiz bir yakarışla, isimsiz sahile yol alın.

Günbegün öğrendik günahı, kötülüğü, tanıdık ölümü;

Zira üzerimizden geçti onlar,

şimşeklerle gülen alaycı bulutlar misali.

Ansızın durduklarında birer alâmet oldular

Ve onların karşısına dikilip bir bir haykırmalı insanlar:

“Senden korkmuyoruz, ey Gaddar! Korkmuyoruz, çünkü

120


www.isaretatesi.com

Seni mağlup ederek yaşadık her günümüzü!

Yüreğimizde inançla ölüyoruz bizler, ölüyorsak da ––

Barışın, İyiliğin, Ebedînin gerçek olduğuna inancımızla!”

Eğer ölümün kalbini mesken tutmasa Ölümsüz Olan,

Eğer keder kabuğunu kırıp çiçek açmasa şen bilgelik,

Eğer açığa vuruluşlarıyla yok olmasa günahlar

Ve eğer üzerindeki süslerin yüküyle yerle bir olmasa gurur,

Bu kürekçileri, sabah ışığında ölüme koşan yıldızlar misali

Evlerinden dışarı koşturan umut nereden gelebilir?

Fedakârların kanı ve anaların gözyaşları tozun toprağın içinde

Yitip gidecektir de,

paha biçilmez Cennet’i getirmeyecek midir?

İnsan dünyevi zincirlerini kopardığı zaman,

Sınırsız Olan birdenbire belirmeyecek midir?

121


www.isaretatesi.com

LXXXV.

MAĞLUBUN ŞARKISI

Yolun kenarında durdum, Mağlubiyetin şarkısını

söylememi emretti Sahibim. Zira buydu onun kendine gizlice

cezbettiği gelin.

Yüzünü kalabalıktan saklayan kara bir peçe takmıştır o,

ama bir mücevher parlar koynunda.

Gün onu terk etmiştir. Ama Tanrı’nın gecesi bekler onu –

lambaları yanan, çiçekleri çiylere bulanmış bir gece.

Suskundur o, yere bakan gözleriyle; evini ardında

bırakmıştır; rüzgârda duyulan feryat onun evinden gelir. Ama

hicap ve ıstırabın güzellik kattığı o çehreye sonsuzun aşk

şarkısını söyler yıldızlar.

Boş odanın kapısı açılır, çağrı yankılanır; vuslat

yaklaşırken huşuyla atar gecenin kalbi.

122


www.isaretatesi.com

LXXXVI.

ŞÜKRAN

Gurur yolunda yürüyerek mütevazı hayatı ayaklar altına

alanlar, dünyanın narin yeşilini kanlı ayak izleriyle

kaplayanlar – ey Sahibim, bırak bayram etsin onlar ve sana

şükretsinler, zira gün onların günüdür.

Ama ben şükrediyorum ki, ıstırap çekenlerin, gücün ezici

yüküne katlananların, karanlıkta yüzlerini örterek

hıçkırıklarını bastıranların yanıdır benim yerim.

Zira senin gecenin gizli derinliğinde, nabzı atar onların

ıstırabının; tüm hakaretler senin büyük sessizliğinde susar.

Yarın onlarındır.

Ey Güneş! Sabah çiçeği misali açan yaralı yürekler

üzerinde yüksel; gururun küle dönmüş meşale alayı üzerinde

yüksel!

123


www.isaretatesi.com

124


www.isaretatesi.com

.

125

Hooray! Your file is uploaded and ready to be published.

Saved successfully!

Ooh no, something went wrong!