03.09.2018 Views

marketing europe & anatolia Sayı: 077

marketing europe & anatolia, ekonomi, medya, reklam, iletişim ve pazar alanında aylık olarak yayınlanan bir e-dergidir. marketing europe & anatolia’da reklamcı Nurgül Eryıldır Günay'ın kelebek etkisi yaratan ve Yönetmen Abdullah Ekşioğlu'nun adresini bilen yazılarını okuyabilir, ilgi çekici röportajları, haberleri, reklam kampanyaları künyelerini, kültür – sanat ya da gezi gibi sayfaları da bulabilirsiniz. marketing europe & anatolia Ekşioğlu Medya Grup tarafından yayınlanmaktadır.

marketing europe & anatolia, ekonomi, medya, reklam, iletişim ve pazar alanında aylık olarak yayınlanan bir e-dergidir. marketing europe & anatolia’da reklamcı Nurgül Eryıldır Günay'ın kelebek etkisi yaratan ve Yönetmen Abdullah Ekşioğlu'nun adresini bilen yazılarını okuyabilir, ilgi çekici röportajları, haberleri, reklam kampanyaları künyelerini, kültür – sanat ya da gezi gibi sayfaları da bulabilirsiniz. marketing europe & anatolia Ekşioğlu Medya Grup tarafından yayınlanmaktadır.

SHOW MORE
SHOW LESS

You also want an ePaper? Increase the reach of your titles

YUMPU automatically turns print PDFs into web optimized ePapers that Google loves.

marketing europe & anatolia

Tarih: Eylül 2018 Sayı: 77

retorik

Altın gülle...

kelebeğin fırtınası

Markaya

aşık olduk mu?

satır ayracı

Tatil Bitmemiş

Gibi Çek...

Müşteri

Hizmetleri...


İçindekiler

Sayı: 77 Tarih: Eylül 2018

İmtiyaz Sahibi

Eksantrik Film Prodüksiyon

P.K.: 112 34725 Fenerbahçe - İstanbul - Tr.

Genel Yayın Yönetmeni ve

Sorumlu Yazı İşler Müdürü

Elvin Ekşioğlu

e-mail: elvineksioglu@gmail.com

Haber ve Fotoğraflar

Agency Europe & Anatolia

http://aea.eksantrik.com

aeanews@gmail.com

Katkıda Bulunanlar

Nurgül Eryıldır Günay

Ali Erdem Ekşioğlu

Seval Duban

Kübra Nebioğlu

Yusuf Yener Günay

Danışman

Abdullah Ekşioğlu

İlan Rezervasyon

Ayşe Yılmaz

Yayın Türü

Süreli Yayın

marketing

europe & anatolia

Yönetim Yeri

Agency Europe & Anatolia

e-mail: meadergi@gmail.com

marketing europe & anatolia

Agency Europe & Anatolia tarafından

Süreli yayınlanan bir e-dergidir.

Bu yayının tüm hakları Eksantrik Film

Prodüksiyon’a aittir. Tamamı ya da bir

bölümü yayıncısının izni olmaksızın

çoğaltılamaz ve yayınlanamaz.

Tüm ilanların sorumluluğu firmalara,

makalelerdeki görüşler ve hukuki

sorumluluk yazarlara aittir.

Bu derginin yayınlanma sürecinde

hiçbir ağaç zarar görmemiştir.

http://www.meadergi.com

mobil: http://m.meadergi.com

http://www.facebook.com/meadergi

instagram: meadergi

https://twitter.com/meadergi

Kısa Kısa 04 - 07

Teknoloji 10 - 11

retorik 13

Medya Dünyası 14 - 15

Röportaj 16 - 20

kelebeğin fırtanası 23

Reklam dünyası 24 - 25

Röportaj 26 - 28

satır ayracı 29

Kampanyalar 31 - 33

Gezi 34 - 40

Game On 42 - 45

Bir Ekşioğlu Medya Grup kuruluşudur.

Kültür Sanat 46 - 47

marketing europe & anatolia / 1


Köşe

Elvin Ekşioğlu / elvin@eksantrik.com

( editörden

)

Müşteri Hizmetleri...

Merhaba,

Geçenlerde Teknosa'dan iki tane Microsoft marka mouse

satın aldım. Bir iki gün kullandıktan sonra mouseun biri

bozuldu. Ben de faturası ile birlikte Teknosa'ya gittim,

durumu anlattım. Müşteri hizmetleri çalışanı hemen

mouseu geri aldı ve yeni bir mouse ile değiştirdi. Ben de

iyi ki Teknosa'dan alışveriş yapıyorum diye arkadaşlarıma

Teknosa müşteri hizmetlerinin çok iyi olduğunu, firmanın

sattığı ürüne sahip çıktığını anlattım.

Bir hafta sonra diğer mouse da bozuldu. Ben de herhalde

Microsoft'un bu ürününde bir hata var diye düşünüp

tekrar Teknosa'ya gittim. Teknosa Müşteri hizmetleri

çalışanına durumu anlattım, hatta aynı marka olduğunu

belirterek herhalde microsoftun bu ürününde bir hata

var dedim. Teknosa müşteri hizmetleri çalışanı onca

anlattığım hiçbir şeyi anlamamış gibi yüzüme bakıp, "ürün

garanti kapsamında görünüyor, ürünü alacağız, önce

tamire göndereceğiz sonra da eğer tamir olmazsa ürünü

değiştiririz" dedi. Ben önce şaşırdım, sonra mouseun

fiyatı zaten 39 TL bunun için beni buraya bir kaç defa

getirmeyin dedim. Teknosa müşteri hizmetleri çalışanı

bu defa yüzüme bile bakmadan bana mouse uzattıp

işlem yaptırmak istiyorsanız yapayım istemiyorsanız

yenisini satın alın diyerek, arkasını dönüp gitti. Konuyu

Teknosa'ya internet üzerinden şikayet olarak bildirmeme

rağmen, herhangi bir yanıt alamamış olmamsa

memnuniyetsizliğime tuz biber ekti.

Günlerce çevremdeki herkese Teknosa'nın müşteri

hizmetlerinin ne kadar iyi olduğunu, sattıkları ürüne

sahip çıktıklarını anlatarak, çevremdekilere Teknosa'yı

tasviye ediyorken, artık bundan o kadar emin değilim.

Zannedersem iyi davranışlar kurumsal değil kişisel

insiyatiflerle gerçekleşmiş.

Müşteri hizmetleri şirketlerin yüzleridir. Siz istediğiniz

kadar reklam kampanyası yapın müşteri hizmetleri

çalışanlarınızı eğitmezseniz reklam kampanyalarınıza

harcadığınız milyonlar çöpe gider. Kurumsal iletişim

sadece basında yer almak değildir. Kurumsal iletişim

şirketlerin politiklalarını kesin kural ve standartlarla

planladıkları ciddi bir iletişim strajesidir. Yani kurumsal bir

firmaya gittiginizde muhatap olduğunuz çalışanlar farklı

olsa da alacağınız hizmet aynı olmalıdır.

Neyse umarım Teknosa bundan bir sonuç çıkararak

eksiklerini giderip, kendisine yakışanı yapar.

Bu yaz Türkiye en uzun tatilini yaşadı. Eylül ayı geldi diye

sevinenlerdenim. Yazın rehavetini üzerimizden çarçabuk

atıp, artık işlere yoğunlaşmayı umuyorum. Dergimiz

yine dopdolu. Haber sayfalarımız, teknoloji sayfalarımız,

kampanya sayfalarımız yine büyük bir özenle hazırlandı.

Ali Erdem Ekşioğlu Gameon sayfalarımızda bu ay

Detroit oyununu deneyimleyip yazdı. Gezi yazarımız

Seval Duban Filipinlere dalmaya gitti ve sizin için yazdı.

Yazarlarımız Abdullah Ekşioğlu, Nurgül Günay Eryıldır ve

Kübra Nebioğlu yazılarıyla yine bizlere yeni pencereler

açtılar. Bizim için her ay olduğu gibi bu ay da koşuşturma

ve dergimizi tarafsız bir bakış açısıyla hazırlama telaşıyla

geçti.

Sevgiler,

marketing europe & anatolia / 3


Kısa Kısa

#FuruteTellers2018...

Bu yılki temasını “Açık Kaynak

Hareketi” ve “Yeni Öğrenme” olarak

belirleyen Digilogue- Future Tellers’18,

tüm yaratıcı endüstri temsilcilerine

ve sanatçılara açık çağrı

yaparak, eserlerini Zorlu PSM’de

sergileme olanağı sunuyor.

Digilogue, 1 Ekim-15 Kasım tarihleri

arasında performansları, performatif

projeleri ve sanat eserlerini

Zorlu PSM’nin farklı mekanlarında,

ekranlarında ve Digilogue Space’te sergilenmek üzere

davet ediyor. Yaratıcılar ve Öğreten/Paylaşanlar olmak

üzere iki ayrı başlıkta toplanacak çağrı, 10 Eylül günü

sona erecek ve seçilen katılımcılar 15 Eylül 2018 tarihinde

duyurulacak.

Next Academy Başkanı Levent Erden, yeni medya

sanatçısı ve araştırmacı Refik Anadol, hikaye anlatıcısı

ve Abak.us Başkanı Barış Özcan, Digilogue Artistik Direktörü

Lalin Akalan, yeni medya sanatçısı Zach Lieberman,

araştırmacı ve küratör Ebru Yetişkin’den oluşan jüri üyeleri;

Açık Çağrı’ya yanıt veren katılımcıları değerlendirerek

Açık Alan’da sergilenecek işleri seçecek.

Future Tellers’ın Zorlu PSM’deki 45 günlük programında

yer alma fırsatı

Açık Çağrı kapsamında kabul edilen işler, Future Tellers’ın

45 günlük programında yer alarak Zorlu PSM çatısı

altında sergilenecek. Seçkin jüri üyelerinin de desteğiyle

katılımcılar, projelerini geliştirmek için sanatsal rehberlik

alacak; ayrıca mevcut veya önceki işlerini Digilogue’un

desteklediği platformlarda sunma fırsatını da yakalayacak.

Blokzincir...

Uluslararası ticaret ve işlemlerde dijital kayıt birliğinin

oluşturulabilmesi amacıyla, blokzincir altyapısı ve ortak

regülasyonlar temelinde birliksel projelerin Türkiye

öncülüğünde başlatılabilmesi üzerine kurgulanan ‘’Blokzincir:

Dünya Dijital Tek Pazarı, İstanbul‘’ konferans ve

işbirliği platformu; Ticaret Bakanlığı, Tübitak

Bilgem ve BLASEA Derneği’nin öncülüğünde

26 Ekim 2018 tarihinde Hilton Bomonti Kongre

Merkezi’nde gerçekleştirilecek.

Türkiye gibi AB üyesi olmayan ülkelerin ortak

menfaatleri göz önüne alındığında; Ticaret

Bakanlığı, Tübitak Bilgem ve BLASEA

öncülüğünde gerçekleşen ‘’Blokzincir: Dünya

Dijital Tek Pazarı’’ uluslararası konferansının;

kayıt birliğini tartışmak, oluşturmak ya da bir sürece

sokmak için önemli bir başlangıç olacağı

muhakkaktır. Global ve birliksel projeler temelinde

kurgulanan konferansa, Türkiye özelinde

katkı sağlamak veya faydalanmak isteyen tüm

kurumları bekliyoruz. Avrasya Blokzincir ve

Dijital Para Araştırmaları Derneği (BLASEA)

başkanı Kadir Kurtuluş, Dijital Tek Pazarın (Kayıt Birliğinin)

oluşturulabilmesine yönelik kurgulanan konferans ve

işbirliği platformu ile blokzincir altyapısı ve ortak regülasyonlar

temelinde ülkelerin kamu ve özel kurumlarının

birliksel projeleri başlatabilmesinin amaçlandığını bildirdi.

4 / marketing europe & anatolia


Kısa Kısa

Gıda’nın İhracat Kapısı WorldFood...

ler veuluslararası satın alma heyetlerinin ağırlanacağı

ve B2B iş görüşmelerle birlikte tabak sunumları ve

yeme-içme tadımları ile renklenecek dopdolu bir etkinlik

programı katılımcıları bekliyor.

T.C. Tarım ve OrmanBakanlığı, T.C. TicaretBakanlığı,

KOSGEB, Türkiye Perakendeciler Federasyonu (TPF),

TÜGİDER (Tüm Gıda Dış Ticaret Derneği), PAKDER

(Tarım Ürünleri Hububat Bakliyat İşletme ve Paketleme

Sanayicileri Derneği), MARSAP (Marmara Bölge

Satınalma Yöneticileri Platformu), PLAT (Özel Markalı

Ürünler Sanayicileri ve Tedarikçileri Derneği), MÜSİAD

Kıbrıs ve Aşçılar Derneği tarafından desteklenen fuar

ITE Turkey tarafından bu yıl 5-8 Eylül tarihleri

gıda zincirini oluşturan tedarikçiler, perakendeciler ve

arasındaTÜYAP Fuar ve Kongre Merkezi’nde26’ıncı

tüketicilerin bir araya geldiği bir platform oluşturuyor.

kez düzenlenecek olan Uluslararası Gıda Ürünleri ve

WorldFood İstanbul, Türkiye’de ilk kez düzenlenecek olan

Teknolojileri Fuarı -WorldFood İstanbul, gıda sektöründe

“Şefin En İyi Tabağı Yarışması” ile Türk şeflerini en iyi ve en

üretim, işletme ve tüketime dair tüm süreçleri alanında

yaratıcı tabaklarını sergilemeye davet ediyor. Yarışma ile

uzman isimlerle masaya yatırırken sektördeki en güncel

Türkiye’nin dört bir yanındaki şeflerin uluslararası platformda

tanınmaları, yerel ürünleri tanıtmaları, bölge ve kül-

bilgileri ve son teknolojileri paylaşıma açarak 360 derece

deneyimi hedefliyor. ‘Gıda 360 Deneyimi’ kapsamında

türlerini paylaşmalarında bir köprü olunması amaçlanıyor.

fuardasektöre yönelik işletme ve pazar odaklı seminer-

Pastacılık Festivali...

luslararası arenada büyük öneme sahip olan “Master Of

Cake Başkent Pasta Yarışması ve Pastacılık Festivali”,

22-23 Eylül 2018 tarihlerinde Ankara’da gerçekleştirilecek.

Başkent’te ikincisi düzenlenecek olan festivale, tüm

dünyadan konusunda uzman profesyoneller katılım

sağlayacak. Ankara’da Anadolu Downtown Hotel’de

gerçekleştirilecek etkinlikte, birbirinden güzel pastalar

katılımcıların beğenisine sunulacak.

Bu yıl ikincisi düzenlenecek olan “Uluslararası Master

Pastadan Büstü kendilerine hediye edilecek.

Of Cake Başkent Pasta Yarışması ve Pastacılık Festivali”,

pasta sanatına ilgi duyanları bir araya getirecek. Bu

Pasta sanatının değerli isimleri bir araya gelecek

Birbirinden güzel pastaların sergileneceği etkinliğin jüri

sene festivale, 500’ e yakın pastacının katılım sağlaması

üyeleri arasında; Taşfed Aşçılar Federasyonu Genel

bekleniyor. Birbirinden güzel pastaların yarışacağı etkinlikte,

festivalin birincisi, iki bin TL’lik büyük ödülün sahibi

Sekreteri Bayram Özrek, Lefkoşe Üniversitesi Gastronomi

Bölümü Öğretim Görevlisi Zihni Türksel,Dünya’da 5 Altın

olacak. Festivale, Dr. Paste Şeker Hamurları, Paseksan

Madalyayı tek bir yarışmada aynı anda alma özelliğine

ve Bella Çikolataları markaları altın sponsor olarak destek

sahip Şef Tuba Geçkil, Tafed Kurucu Başkanı Haşim

olurken bir çok firmada stantı ile yer alacak.

Demirtaş ve Wacs Dünya Şefler Birliği Üyesi Jeton Taravari

yer alacak. Pastacılığın sınırlarının zorlanacağı festi-

Ankara ve Türkiye için önemli bir kurum olan ATO Ankara

Ticaret Odası Master Of Cake Markasına destek olarak

valde, yarışmacılar tarafından hazırlanacak olan pastalar,

sponsorluk ve tanıtım desteği vermektedir.Ato Başkanının

konusunda uzman jüri üyeleri tarafından değerlendirilecek.

katılımı ile gerçekleşecek Ödül Töreninde Ato Başkanının

marketing europe & anatolia / 5


Kısa Kısa

Yataş Grup 2018 2.çeyrek...

Yataş Grup,

büyümesini artan

bir ivmeyle

sürdürüyor. 2018

yılının ilk yarısında

426 milyon TL net

satış rakamına

ulaşarak geçen

yılın aynı dönemine

göre net satış

gelirini yüzde 23,1

artırdı. Şirket, aynı

dönemde 59 milyon TL FAVÖK (Faiz Amortisman ve Vergi

Öncesi Kar) elde ederek geçen yıla göre yüzde 40 daha

fazla FAVÖK elde etti. Geçen yılın aynı dönemine göre

net karını da yüzde 18,5 artırmayı başaran Yataş Grup’un

2018’in ilk yarısında net karı 25,6 milyon TL oldu.

“İhracat odaklı büyüyeceğiz”

Yataş Grup’un sadece Türkiye’de değil yurtdışında da

büyümesini sürdürdüğünün altını çizen Yataş Grup CEO’su

Nuri Öztaşkın, şunları söyledi: “Kendimize ihracat odaklı

bir büyüme stratejisi belirledik ve hedefimizde 2030 yılına

kadar en az dört ülkede pazarın ilk 5 markası içerisinde

olmak var. Yeni dönemde Turquality Destek Programı’nın

gücünü de arkamıza alarak özellikle Avrupa ve Ortadoğu

pazarlarında büyümeyi planlıyoruz.”

Mağazalaşma atağı devam ediyor

Avrupa, Ortadoğu ve Balkanlar başta olmak 49 ülkeye ihracat

yapan Yataş Grup, hem yurtiçi hem de yurtdışındaki

mağazalaşma çalışmalarına da ara vermeden devam

ediyor. 2017 yılında yurtiçinde 99, yurtdışında ise 10

yeni mağaza açan Yataş Grup, bu yılın sonuna kadar

yurtiçinde 104 mağaza açmış olarak tamamlamayı ve,

yurtdışı mağaza sayısını ise 86’ya ulaştırmayı hedefliyor.

Türkiye’nin En Büyük 500 Sanayi Kuruluşu listesinde

279’uncu sırada yer alan Yataş Grup, sektör liderliği hedefiyle

satın aldığı Divan Home ve Divan Yatak markalarının

lansmanını ise kasım ayında gerçekleşecek Furniture

İstanbul Fuarı’nda yapmayı planlıyor.

Atama...

Hayat Kimya’nın

100’den fazla

ülkede anneler

ve bebeklerle

buluşan bebek

bezi markası

Molfix’in, Global

Pazarlama Direktörü

görevine

Hayal Dilara

Tepe getirildi.

Tepe, Türkiye’nin

yanı sıra Molfix’in üretimini sürdürdüğü Ortadoğu,

Kuzey&Orta Afrika ve Doğu Avrupa’daki strateji ve pazarlama

faaliyetlerinden sorumlu olacak.

Hayal Tepe, Colgate & Palmolive, Turkcell, Unilever,

Yıldız Holding, Abdi İbrahim İlaç gibi firmalarda pazarlama

alanında önemli pozisyonlar üstlendi. Son olarak

Someyo.com ajansın kurucu ortaklığını yürüten Tepe,

Marmara Üniversitesi Almanca İşletme mezunu.

Atama...

Kanyon Yönetim İşletim ve

Pazarlama’nın yeni Genel Müdürü İbrahim

Paksoy oldu. Marmara Üniversitesi

Ekonomi Bölümü mezunu olan Paksoy,

yüksek lisans eğitimini Koç Üniversitesi

Finans Bölümü’nde tamamladı. İş dünyasında

24 yıllık bir tecrübeye sahip

olanPaksoy, kariyerine 1994 yılında Arthur Andersen’daFinansal

Denetim Bölümü’nde uzman olarak başladı.

1996-2003 yılları arasında Fiba Holding bünyesindeki Credit

Europe Bank’ta Hollanda, Almanya ve Rusya’da finansal

kontrol ve planlama süreçlerinden sorumlu olarak yürüttüğü

çeşitli yöneticilik görevlerinin ardından 2004-2010 yılları arasında

yine Fiba Holding’in gayrimenkul geliştirme ve yönetimi

alanında faaliyet gösteren iştiraki AnchorGroup Romanya’da

CFO ve CEO görevlerinde yer aldı. Ardından 2010-2015 yılları

arasında önce JonesLangLasalle daha sonra PraderaAsset

Management bünyesinde Cevahir AVM Genel Müdürü olarak

görev yaptı. 2015 ve 2016 yıllarında Multi Corporation’da

Varlık Yönetiminden Sorumlu Direktör ve Klepierre’de AVM

Portföy Yönetiminden Sorumlu Direktörgörevlerini üstlenen

Paksoy,son olarak Meraas Holding’in Dubai’deki AVM Portföyleri

Yönetiminden Sorumlu Direktör pozisyonunda yer aldı.

6 / marketing europe & anatolia


Kısa Kısa

Robotik Süreç Otomasyon...

Albaraka Türk, Robotik Süreç Otomasyonu

uygulamasını başlatarak

sektöründe bir ilke imza attı. Hayata

geçirilen Robotik Süreç Otomasyonu

ile artık tüm işlemleri daha da

hızlı ve hatasız gerçekleştirirken,

en kaliteli hizmeti verdiklerini belirten Albaraka Türk Genel

Müdür Yardımcısı Mustafa Çetin konuyla ilgili olarak

şu değerlendirmede bulundu;“Albaraka Türk olarak

verdiğimiz hizmetlere yeni bir boyut ekledik. Robotik

Süreç Otomasyonu uygulamasıyla bankacılık işlemlerine

hız kattık ve sektörde yeni bir devrin açılmasına imkân

banka müşterileri de kaliteli sağladık. Söz konusu uygulama ile artık tüm işlemlerimiz

hizmetten yararlanmaya devam daha hızlı gerçekleşiyor ve müşterilerimize daha yüksek

edecek. Türkiye’nin ilk katılım bankası olan Albaraka

Türk, inovatif uygulamalarına bir yenisini daha ekledi.

Banka, dijitalleşmeye yaptığı yatırımların bir yansıması

olarak Türkiye’de bir ilke imza atıp robotik süreç otomasyonu

uygulamasını hayata geçirdi. Albaraka Türk, yeni

bir bilgisayar yazılımı olan Robotik Süreç Otomasyonu

projesini hayata geçirdi. Tıpkı bir insan gibi çalışan çok

daha hızlı, hatasız işlem gerçekleştiren Robot yazılım

ortalama bir çalışana göre 3 kat daha hızlı çalışıyor ve

7 gün 24 saat yüzde 100 verimlilikle çalışarak işlemleri

hatasız olarak gerçekleştiriyor.

Teknolojiyi yakından takip ettiklerini ve müşterilerine

kalitede hizmet sunuyoruz.Bu uygulama sayesinde

çalışanlarımız katma değeri yüksek işlere daha çok zaman

ayırabilecek.” dedi.

Şu anda POC aşamasında yaptıkları analizlere göre

tek bir robotun aylık olarak en az 15 bin TL’lik tasarruf

sağladığını, yatırıma geri dönüş oranının yüzde 1200’den

fazla olduğunun gözlendiğini kaydeden Çetin, “Şu anda

ayda 600 saatten fazla çalışan saati tasarruf ediliyor. Bu

sonuçlar 1 robotu yüzde 50-60 kapasite ile çalıştırma

sonucunda elde edildi. Nihai olarak önümüzdeki 3

ayda 5 robotu tam kapasite ile çalıştırmayı bekliyoruz.”

açıklamasında bulundu.

Atama...

Sunduğu hizmetlerle hayat kalitesini

yüksetmeyi amaçlayan

Sodexo Avantaj ve Ödüllendirme

Hizmetleri A.Ş.’nin pazarlamadan

sorumlu icra kurulu üyeliğine

Umut Erişen getirildi.

Umut Erişen, lise öğrenimini TED

Ankara Koleji’nde tamamlamış,

2000 yılında da Orta Doğu Teknik

Üniversitesi’nden işletme derecesi almıştır. İş hayatına

çokuluslu bir internet girişimi olan Investhink’te başlayan

Umut Erişen, 2005 – 2016 yılları arasında Turkcell’in

Kurumsal Müşteriler bölümünde çeşitli yönetsel görevler

üstlenmiştir. Bu görevleri kapsamında esnaf ve KOBİ

segmentine yönelik pazarlama stratejilerini belirlemiş,

Büyük Ölçekli Şirketler segmentine yönelik bağlılık ve

iletişim programlarını yönetmiştir. Sodexo öncesinde bir

Doğuş Holding kuruluşu olan Related Digital’de Ticari

Direktör olarak görev yapan Umut Erişen, Sodexo’nun

ürün, hizmet ve iletişim stratejilerinden sorumlu olacaktır.

Umut Erişen evli ve 1 erkek çocuk babasıdır.

Atama...

Açık Grubu’nun Pazarlama ve

Kurumsal İletişim Direktörlüğü

görevine sektörün deneyimli

ismi Hande Özay Yağcı atandı.

6 markası ve 14 şirketiyle telekomünikasyon,

havacılık ve savunma

sanayi, , iklimlendirme, veri

merkezleri sistem entegrasyonu

ve endüstriyel bina inşaatı, siber güvenlik alanlarında

faaliyet gösteren Açık Grubu’nun Pazarlama ve Kurumsal

İletişim Direktörlüğü görevine Hande Özay Yağcı

getirildi. Nisan 2018 itibarıyla görevine başlayan Yağcı,

Açık Grubu’nun tüm iletişim ve pazarlama faaliyetlerinden

sorumlu olacak.

İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesi mezunu olan

Yağcı, eğitimini Kanada King George Koleji’nde pazarlama

iletişimi alanında sürdürdü. İş hayatına 2003 yılında

Novartis Satış ve Pazarlama Departmanı’nda adım atan

Yağcı, ardından Puma, Boston Scientific ve Microsoft

bünyesinde pazarlama alanında görev yaptı.

marketing europe & anatolia / 7


Teknoloji

Teknosa Preo Ailesi büyüyor...

Türkiye

teknoloji

perakendeciliği sektörünün

öncüsü Teknosa, Preo

ailesini yenilikçi ürünlerle

genişletmeyi sürdürüyor.

Ailenin en yeni üyeleri kablosuz

şarj özellikli Preo

Wireless Powerbank, 3

girişli Premium Powerbank,

aksiyon kameraları ve bluetooth

kulaklıkları ile teknolojinin

en keyifli ve konforlu halini avantajlı fiyatlarla tüketicilerle

buluşturuyor.

Sabancı Holding iştiraklerinden Teknosa, kendi özel markası

olan Preo’nun ürün gamına eklediği yenilikçi ürünler ile fark

yaratmaya devam ediyor. Preo Wireless Powerbank ve

Lightning, Type-C ve Micro-USB girişlerinin üçüne de sahip

olan Preo Premium Powerbank şarj sorunu olmadan

hareket özgürlüğü sağlarken, yeni Preo aksiyon kameraları

en heyecanlı ve keyifli anları ölümsüzleştiriyor.

Preo aksiyon kameraları ile hiçbir an kaçmıyor

Preo’nun yeni aksiyon kameraları, adrenalin tutkunlarının

vazgeçilmezi olacak. Geniş açılı lensi ve 4K ULTRA HD

çözünürlüğe sahip olan Preo aksiyon kameraları, su geçirmez

kılıfı, bisiklet, kask ve kol aparatı ile her anı fotoğraf

veya video olarak kaydetmeyi sağlıyor. Preo markalı seçili

aksiyon kameraları, Ağustos ayının sonuna kadar yüzde 25

indirim ile Teknosa mağazaları ve teknosa.com’da tüketicileri

bekliyor. 100 TL ve üzeri alışverişe Preo bluetooth kulaklıklar

indirimliX-BASS ile güçlendirilmiş ses kalitesi ve 10 metre çekim

mesafesi ile Preo bluetooth kulaklıklar müzik dinlemenin

en keyifli halini yaşatıyor.

Ağustos ayı boyunca

Teknosa mağazaları ve

teknosa.com üzerinden

100 TL ve üzeri alışveriş

yapanlar, birbirinden

renkli Preo bluetooth

kulaklıklara 129 TL yerine

49 TL’den sahip olabiliyor.

Acer Swift 5...

Acer IFA 2018’de, dünyanın 15 inç ekrana sahip en hafif

dizüstü bilgisayarı Swift 5’infiyatını ve piyasaya çıkış tarihini

duyurdu. Herkesin kıskanacağı bir bilgisayar isteyen akıllı

kullancılar için tasarlanan Swift 5, bir kilogramdan az (990

gram) gelen şık kasasında olağanüstü performans sunuyor.

8. Nesil Intel Core® i7-8565U ve Core i5-8265U

işlemcilerden güç alan Swift 5, hızlı performans ve tüm gün

üretkenlik için 10 saate varan pil ömrüne sahip. Yeni Swift

5, Windows 10 işletim sistemiyle ve büyük ekranıyla tam bir

üretkenlik canavarı.

“Acer, en yeni teknolojileri ve mükemmel özellikleri barındıran

ince ve hafif kasa tasarımları yapmak için sürekli yeni yollar

arıyor” diyen Acer Tüketici Dizüstü Bilgisayarları ve BT

Ürünleri İş Birimi Genel Müdürü JerryHou, sözlerine şöyle

devam etti: “Sektörde lider olan 1 kg’ın altındaki ağırlığıyla

Swift 5; şık kasası, tarz sahibi tasarımı, ince çerçevesi,

üstün performansı ve pil ömrüyle bir ultra taşınabilir dizüstü

bilgisayarda olabilecek en iyi özellikleri sunuyor.”

“En yeni 8. Nesil Intel Core işlemciler; daha da güçlenen

Intel performansıyla birlikte entegre hızlı Gigabit Wi-Fi, uzun

pil ömrü ve kolaylık sağlayan ses ve dokunma etkileşimleri

sayesinde mobil bilgisayarlar için yeni bir standart belirliyor”

diyen Intel Müşteri Bilgisayar Grubu Başkan Yardımcısı ve

Mobil Müşteri Platformu Genel Müdürü ChrisWalkerşöyle

konuştu: “Bu yeni performans ve bağlantı seviyesini en yeni

Swift modellerine taşımak için Acer ile çok yakın çalışmalar

yürüttük.”dedi.

Teknik özellikler, fiyatlar ve bulunabilirlik bilgisi için

www.acer.com adresi üzerinden en yakın Acer ofisiyle

iletişime geçebilirsiniz.

10 / marketing europe & anatolia


Teknoloji

ADATA XPG SX6000 Pro SSD...

DRAM ve NAND Flash depolama ürünleri üreticisi ADATA

Technology, XPG SX6000 Pro PCIe Gen3x4 M.2 2280

SSD’sini duyurdu. NVMe 1.3 teknolojisini kullanan ve 3D

NAND Flash mimarisiyle üretilen SX6000 Pro, kullanıcılara

hem yüksek hız hem de 1TB’a varan geniş depolama alanı

veriyor.

Farklı Kapasite Seçenekleri Aynı Yüksek Performans

XPG SX6000 Pro 256GB, 512GB ve 1TB olmak üzere üç

farklı kapasite seçeneğiyle geliyor. Yüksek düzeyli performans/maliyet

oranı sayesinde, SX6000 mevcut sistemlerinde

kayda değer performans artışı elde etmek isteyen

kullanıcılar ve yüksek performanslı sistem toplayanlar için

ideal bir SATA alternatifi olarak öne çıkıyor. 3D TLC NAND

ve NVMe 1.3 teknolojisinden faydalanan ve PCIe Gen3x4

arayüzünü kullanan ürün, saniyede 2100MB’a kadar okuma

ve 1500MB’a kadar yazma hızına ulaşabiliyor. Ürünün

rasgele okuma yazma hızı ise 250K/240K IOPS düzeyine

çıkabiliyor. Bu performansıyla SX6000 Pro sıradan bir SATA

SSD’ye göre dört kata varan performans artışı sunuyor!

Uzun Ömürlü Kullanım İçin Üretildi

Tek taraflı tasarımı sayesinde 2.15mm kalınlığındaki SX6000

Pro, piyasadaki standart M.2 türündeki SSD’lere göre çok

daha ince. Böylelikle hem Intel hem de AMD tabanlı pek çok

farklı marka ve model anakart ile uyumlu olarak kullanabilen

ürün, özellikle notebook, ultrabook ve ufak boyutlu masaüstü

sistemler için ideal depolama ünitesi olarak öne çıkıyor.

XPG SX6000 Pro’nun 256GB’lık modeli için tavsiye edilen

satış fiyatı 499 TL, 512GB’lık model için ise 849 TL.

Samsung QLED Kavisli Monitör...

Samsung Electronics çığır açan kavisli monitör serisini IFA

2018 kapsamında tanıttığı yeni CJ79 modeliyle genişletti.

Intel’in Thunderbolt 3 bağlantı desteğine sahip olmasıyla

türünün ilk modeli olma özelliğini taşıyan 34 inçlik CJ79 kavisli

monitör, rahat ve verimli bir çalışma deneyimi arayışında

olan kreatif kullanıcılar ve profesyonel çalışanların ihtiyaçları

gözetilerek tasarlandı.

Mac ve PC’ler ile uyumlu olan CJ79 kavisli monitör USB

3.0’dan 8 kat daha hızlı olan 40 Gigabit/saniye gibi muazzam

bir işlem hızıyla; görüntü, veri ve güç aktarımı yapan iki

adet Thunderbolt 3 porta sahip olup, 85 watt’a kadar olan

cihazları tek bir kabloyla eşzamanlı olarak şarj edebiliyor.

CJ89 modeli ise daha büyük ve enerjik bir çalışma ortamı

yaratan 3840x1200 çözünürlükte ve 32:10 ekran oranındaki

43 inçlik ultra geniş bir kavisli monitör. Modelin tasarımında

bir adet tümleşik KVM anahtar, USB-Tip C portlar ve tümleşik

stereo hoparlörlere de yer verilmiş.

AMD FreeSync teknolojisi ise grafik kartların yenileme hızını

senkronize ederek görüntü bozulması ve duraksaması sorununu

ortadan kaldırarak oyun severler için kesintisiz bir

oyun oynama ve video izleme deneyimi sunuyor.

Samsung’un CJ79 ve CJ89 monitörleri şu anda yalnızca

Avrupa’da satışta ancak pek yakında tüm dünyada tüketiciyle

buluşacak. Monitör modelleri hakkında daha fazla bilgi

almak için lütfen https://displaysolutions.samsung.com/business-monitor/detail/1288/C43J89

adresini ziyaret edin.

marketing europe & anatolia / 11


Köşe

Abdullah Ekşioğlu / eksioglu70@gmail.com

(retorik

)

Altın gülle...

Tarihi açıdan bir gerçekliği olup olmadığını bilmiyorum.

Muhtemelen halk arasında dillendirilmiş bir menkıbeden

ibarettir ama çocukluk günlerimden aklımda kalmış

birşeyi paylaşmak istiyorum.

Hikayeye göre, Osmanlı İmparatorluğu bir kaleyi kuşattığı

zaman öncelikle altın bir gülleyi kalenin surlarının

üzerinden aşırtarak, iç avlunun ortasına düşecek bir

şekilde atarmış. Bu güllenin anlamı, kale halkına bir

mesaj olarak, size baskı kurmaya gelmiyoruz, zenginlik,

adalet ve medeniyet getirmeye geliyoruz, siz de Osmanlı

idaresindeki yerler gibi refah içerisinde, adaletle ve

medeni bir toplumun parçası olarak yaşamak istiyorsanız

kaleyi bize teslim edin demekmiş.

Kuşatılan kalelerin birçoğu bu mesajı alınca savaşmadan

teslim olur ve Osmanlı İmparatorluğu'nun eşitlikçi adaleti

ve zenginliğinden payını alırmış.

Gerçek ya da menkıbe bilemem ama bu hikayenin varlığı,

kulaktan kulağa yayılan bir büyük devlet propagandası,

adalet ve eşitlik vaadi, medeniyet hedefi ve özenilecek bir

yaşam tarzı pazarlaması değil midir?

İşte büyük devlet olmak, dünya lideri olmak bu vaatleri

ve özendirmeyi gerektirir. Yoksa ben güçlüyüm ezer

geçerim söylemi, sizi çok ileriye taşıyacak bir söylem

olamayacağı gibi, içerisinde çok fazla potansiyel çatışma

ve çok fazla insanlık tavizi barındırır. Bu iddiayı baskıyla

yürütmenin tek yolu insanlıktan hızla uzaklaşmaktır. Hem

bir medeniyet projesi gerçekleştireceğim hem de baskı

ve korkutmayla kendime lider bir konum belirleyeceğim

hedefi maalesef gerçekçi olmaktan çok uzaktır.

Yanlış anlaşılmasın bu yazı belirli bir ülkeyi ve belirli bir

lideri hedef almıyor.

Benim anlatmaya çalıştığım eğer gerçekten lider bir ülke

olmak isteniyorsa, bunun en gerçekçi yolunun öncelikle

eşitlik ve adaleti kendi içinde tam olarak tesis etmek

olduğu, üretim modellerinin geliştirilerek zenginliğin adil

bölüşülmesinin gerektiği ve medeni bir gelişmeyle, kültür,

sanat, bilim ve her türlü eğitimin yüceltilmesi gerektiğidir.

Eğer siz bunları öncelikle ülkenizin sınırları içerisinde

gerçekleştirirseniz, enformasyonun sınır tanımadığı

çağımızda diğer ülkelerin toplumlarının size özenmesi,

sempati geliştirmesi, sizinle birlikte hareket etmeye

başlaması kaçınılmaz olacaktır.

Baskıyla kurulan liderliklerin kısa ömürlü olduğunu

bimek için yakın tarihe şöyle bir göz gezdirmek sanırım

yeterli olacaktır. oysa ki böyle özendirici bir medeniyet

projesiyle gönüllü kurulacak bağlar siz insanlık iddianızı

sürdürdüğünüz sürece devam edecektir.

Ne diyelim hedefe bir ülke ya da lideri koymadım ama

laf gideceği yeri bilir de bulur da üzerine alınmak isteyen

herkese naçizane bir hatırlatmam olsun.

marketing europe & anatolia / 13


Medya Dünyası

Görev değişiklikleri...

• beIN Sports, Mehmet Demirkol’u kadrosuna kattı.

• Deneyimli muhabir Emrullah Erdinç, 10 yıldır görev yaptığı

ATV Haber Merkezi’ndeki görevinden ayrıldı. Kanal D ile anlaşan

Erdinç, İstanbul Haber Müdürü olarak göreve başlayacak.

• beINSports’ta yorumculuk yapan başarılı gazeteci Aksal Yavuz,

sürpriz bir kararla görevinden alındı.

• Kanal D Drama Müdürü Nermin Eroğlu görevinden ayrıldı.

Eroğlu’nun yerine Lale Eren getirildi.

• Sunucu Ebru Baki, TGRT Haber ile anlaştı. Baki, TGRT

Haber’de ekonomi servisini yönetecek.

Yazılı Basında Görev Değişiklikleri

• Yeni Şafak Gazetesi yazarı Merve Şebnem Oruç’un görevine

son verildi.

• Hürriyet Gazetesi’nde Reklam Direktörü olarak görev yapan

Zeynep Tandoğan’ın gazeteyle yolları ayrıldı.

• Dünya Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hakan Güldağ görevinden

ayrıldı.

• Albayrak Grubu’na ait Yeni Şafak gazetesinin Haber Müdürü

Recep Yeter, gazete ile yollarını ayrıma kararı aldı.

• Milliyet Gazetesi’nin Ankara ekinde 8 yıldır köşe yazarlığı yapan

yapımcı-yönetmen Ali İnandım ile yollar ayrıldı.

• Habertürk Gazetesi Reklam Genel Müdürlüğü görevini yürüten

Orçun Çevikoğulları ile yollar ayrıldı.

• Gazeteci Yazgülü Aldoğan, Posta Gazetesi’ndeki görevinden

ayrıldı.

• Ortadoğu gazetesi yeniden yapılanıyor. Gazete, Ahmet Çelik

ve Doğan Sarsar ile el sıkıştı. Çelik gazetenin Genel Yayın

Yönetmeni, Sarsar ise Yazıişleri Müdürü olacak.

• Habertürk Gazetesi’nde spor müdürlüğü ve köşe yazarlığı

görevinde bulunan Halil Özergrupla yollarını ayırdı.

Görsel Basında Görev Değişiklikleri

• 2008’in Ekim ayından beri Gazete Habertürk’te ekonomi

editörü olarak çalışan Sefer Yüksel, bundan sonra kariyerine

Ciner Yayın Holding bünyesinde bulunan Bloomberg HT televizyonunda

devam edeceğini açıkladı.

• TRT Haber’’in Dün Bugün programının deneyimli sunucusu

Canan Arslan ile yolları ayrıldı.

• Deneyimli haberci Serkan Tahmaz, Habertürk TV’deki görevinden

ayrılarak Kanal D ile anlaştı.

• Daha önce Galatasaray TV’de spikerlik, program yapımcılığı

ve genel yayın yönetmenliği yapan Can Erbesler Altay, Spor

Kulübü’nde Kurumsal İletişim Direktörlüğü görevine getirildi.

• 2000 yılından bu yana Doğuş Medya Grubu’nda görev yapan

Star TV Görüntü Yönetmeni Cem Sertesen ile yollar ayrıldı.

• Akit TV’de haber dairesinin başına gazeteci Muharrem Coşkun

getirildi.

• NTV’de Haber Yönetmeni Suna Anaç ile yollar ayrıldı.

• Beyaz TV’nin Ana Haberlerini sunan deneyimli sunucu Ferda

Yıldırım’ın Beyaz TV ile yolları ayrıldı.

• Deneyimli televizyon habercisi Ekrem Açıkel TGRT Haber’in

yeni şef editörü oldu.

• Haber 7 Genel Yayın Yönetmeni İbrahim Erdoğan, görevini

Kanal 7 Haber Müdürü Adnan Gayhan’a devretti. İbrahim Erdoğan

Dijital Projeler Koordinatörlüğü görevine atandı.

• beIN Sports yorumcu kadrosuna Galatasaray’ın eski futbolcusu

Tugay Kerimoğlu ‘nu da kattı.

• Fox TV Ankara Temsilcisi Gazeteci Sedat Bozkurt’un kanaldaki

görevine son verildi.

• Star TV Programlar ve Dış Alımlar Direktörlüğü görevine Tunay

Ergin getirildi.

• Fox TV’de uzun süredir görev yapan editör Gökhan Kayış,

muhabir Yücel Kuyucaklıoğlu ve kameraman Ahmet Bolat’la

yollar ayrıldı.

Medya Dünyasından Diğer Haberler

• Denizli’de bu yıl ikincisi düzenlenen Kristal Horoz Basın

Ödülleri Yarışması’nda Anadolu Ajansı Yurt Haberleri Editörü

Zekeriya Kaya’ya plaket verildi.

• Aydın Gazeteciler Cemiyeti 2017 basın ödülleri’nde Aydın

Ses Gazetesi’nden Ramazan Aydemir ‘Kalede Bir Çınar’ haberiyle

‘Yılın Spor Haberi’ ödülüne layık görüldü.

• Erciyes Üniversitesi ve Kayseri Gazeteciler Cemiyeti işbirliği

ile düzenlenen Mesleğe Saygı ve Onur Ödülleri’nde Büyük

Kayseri Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Metin Sönmez ödüle

layık görüldü.

•Aydın Gazeteciler Cemiyeti 2017 basın ödülleri’nde Aydın

Ses Gazetesi’nden Şenol Babacan ‘Fakir Usta’ köşe yazısıyla

‘Yılın Köşe Yazısı’ ödülüne layık görüldü.

•Star TV’nin iddialı dizisi Kalbimin Sultanı final yapıyor. Dizinin

final bölümü pazartesi akşamı ekrana gelecek.

•Habertürk TV ‘Habertürk Manşet’ programı sunucusu Afşin

Yurdakul ünlü spiker, Robert L.Long bursunu kazandı ve Harvard

Üniversitesi’ne eğitim için gitti.

•Bilge Ağaç dergisi yayın hayatına başladı. Dergi Türkiye’nin

direkt tüketiciye yönelik ilk ve tek zeytin, zeytinyağı ve ötesi

dergisi olmayı amaçlıyor.

•Sunuculuğunu Sema Öztürk’ün üstlendiği “Bugün Düğünümüz

Var” programı yayın hayatına başladı.

•Rus RossiyaSegodnya Uluslararası Haber Ajansı tarafından

düzenlenen Uluslararası Andrey Stenin Basın Fotoğrafçılığı

Yarışması’nda Anadolu Ajansı Foto Muhabiri Şebnem Coşkun

“Jüri Özel Ödülü” aldı.

Kaynak: MTM Medya Takip Merkezi

14 / marketing europe & anatolia


Medya Dünyası

marketing europe & anatolia / 15


Röportaj

Kurlar prodüksiyo

Abdullah Ekşioğlu

Eksantrik Prodüksiyon

Yapımcı - Yönetmen

Artan döviz kurları, zorunlu olarak ithal,

yüksek teknoloji, uluslararası telif hakları ve uluslararası

hizmetler, iç pazarda da dövize bağlı olarak güncellenen

fiyatlandırmalar film prodüksiyonu

maliyetlerinde artışa neden oldu. Film prodüksiyonlarında

müşteri tarafında bir süredir gelişen teknolojinin maliyetleri düşüreceği

beklentisi hakimdi.

Elvin Ekşioğlu / elvineksioglu@gmail.com

Artan döviz kurları, zorunlu olarak ithal,

yüksek teknoloji, uluslararası telif

hakları ve uluslararası hizmetler, iç pazarda

da dövize bağlı olarak güncellenen

fiyatlandırmalar film prodüksiyonu

maliyetlerinde artışa neden oldu. Film

prodüksiyonlarında müşteri tarafında

bir süredir gelişen teknolojinin maliyetleri

düşüreceği beklentisi hakimdi. Prodüksiyon

sektörü, müşterilerin beklentileriyle

küresel ekonomik göstergeler

arasında sıkışmış durumda.

Konuyla ilgili olarak sorularımızı yanıtlayan

Eksantrik Prodüksiyon’un kurucusu

ve ünlü reklam filmi yönetmeni

Abdullah Ekşioğlu, reklamveren ve

müşteri tarafında gelişen teknolojinin

film yapım maliyetlerini düşüreceği

yönünde bir süredir büyük bir beklenti

olduğunu kaydederek, bu beklentinin,

gerek dijitalleşme, gerekse sosyal medya

alanında kullanılmak üzere düşük

kalitede üretilen işlerle bir ölçüde karşılandığını

ancak yüksek kalitedeki film

prodüksiyonlarında gelişen teknolojiyle

birlikte ortaya çıkan güncellenme ihtiyacının

yeni yatırımları zorunlu kıldığını

söyledi.

- Müşterilerin beklentileri tam olarak

nedir, ekonomik sıkışmışlığı biraz

daha detaylandırabilir misiniz?

- Müşteri tarafında gelişen teknolojinin

yapım maliyetlerini düşüreceği yönünde

bir beklenti var. Bu internet mecrası

için üretilen, düşük kaliteli işler için dolar

bazında fiyatlar göz önüne alınarak

düşünüldüğünde bir miktar doğrudur.

Ancak gelişen teknolojinin sağladığı

tasarruf, yükselen dolar kurunun bütçeye

yüklediği ek maliyetten küçük olduğu

için bütçeler Türk Lirası bazında

artmakta prodüksiyon firmaları bu artışı

müşterilere izah etmekte zorlanmaktadır.

Yüksek kaliteli işlerde ise gelişen

teknolojiyle birlikte yapım kalitesi beklentisi

de arttığı için, bu ölçekteki işlerde

döviz bazında da bir bütçe tasarrufundan

bahsetmek mümkün değildir. Bu-

16 / marketing europe & anatolia


nu vurdu...


Röportaj

gün uluslararası örnekleri görmek ve

takip etmek daha ulaşılabilir olduğu için

film prodüksiyonlarında, yüksek kalite

beklentisi artmıştır. Gelişen teknolojiyle

film kalitesinde çıta her gün biraz daha

yükselmekte olduğu için hem ekiplerin

bilgileri hem de ekipmanlar sürekli olarak

güncellenmek zorunda, aksi halde

uluslararası pazarla rekabet edecek

bir üretimden bahsetmemiz mümkün

değildir. Normal olarak viral bir filmde

hedeflenen kalite ile bir reklam ya

da sinema filminde hedeflenen kalite

birbirinden farklıdır. Viral bir film için

teknolojik gelişmeler tasarruf amaçlı

kullanılırken, reklam ve sinema filminde

teknolojinin sağladığı tüm imkanlar,

sonucu daha da etkileyici kılmak için

kullanılır. Bu doğal bir yaklaşım olmasına

karşın müşteri, her alanı aynı potada

değerlendirme eğilimindedir. Viral filmlerde

sağlanan tasarrufla, kurdaki artış

arasındaki makasın bütçeyi Türk Lirası

olarak arttırdığını, müşterisine açıklamakta

güçlük çeken yapım firmaları,

reklam filmlerinde döviz bazlı bir tasarrufun

da sağlanamadığını dolayısıyla

bütçelerin Türk Lirası bazında bir yılda

Biz de işlerimizde kaliteyi

düşürmeden, müşterilerin bütçe

beklentilerine sadık kalmak

için çok çalışarak çözümler

üretiyoruz.

%50-60 seviyelerinde artış gösterdiğini

açıklamayı hiç başaramamakta, bir çok

firma yürüyen işleri zora sokmamak

adına çeşitli fedakarlıklarda bulunarak

müşterilerine bu artış oranlarını daha

az yansıtmaya çabalamaktadır. Ancak

bu hiç bir yapım firması için sürdürülebilir

değildir ve maalesef, bu firmalar

çalışanlarına para ödeyememekte, büyük

borçların altına girerek, piyasadan

çekilmek zorunda kalmaktadırlar. Biz

de işlerimizde kaliteyi düşürmeden,

müşterilerin bütçe beklentilerine sadık

kalmak için çok çalışarak çözümler üretiyoruz.

Ancak bu çözümler sürdürülebilir

olmalı, 20 yıldır ayakta kalmamızı

sürdürülebilir olmayan geçici çözümleri

tercih etmememize borçluyuz.

- Döviz kurundaki artış sektörünüzde

ne gibi maliyet artışlarına yol açtı,

kalem kalem yazmanız mümkün mü?

- Film prodüksiyonu yüksek teknolojinin

yoğun kullanıldığı bir sektördür.

Film sektöründe kullanılan ve yüksek

teknoloji içeren malzemeler ülkemizde

üretilmiyor. Yüksek teknoloji içermeyen

malzemeler ise ülkemizde yeterli

büyüklükte bir pazarı bulunmadığı ve

uluslararası alanda da rekabet edebilecek

bir üretimin ar-ge, marka ve

pazar bariyerlerini aşmasının güçlüğü

nedeniyle yerli olarak üretilmiyor. Yerel

televizyonların artmasıyla birlikte

Anadolu’da Jimmy Jip üretimiyle ilgili

bir kaç girişim olmasına karşın, bu

ürünler henüz uluslararası rakipleriyle

boy ölçüşecek düzeyde değil. Bir film

prodüksiyonu için kullandığımız yüzlerce

ekipmanı burada tek tek saymak

her ne kadar mümkün olmasa da genel

hatlarıyla biz kamera, lensler, kamera

taşıyıcı, kamera hareketi sağlayıcı

birimler, ışık ekipmanları, yansıtıcılar,

ses alıcıları, ses kayıt cihazları, veri

depolama üniteleri, monitörler, vtrler,

askılar, vinçler, vakumlu sabitleyiciler,

çekilen oyuncu ya da objeyi hareket

ettirmede kullandığımız aksesuarlar,

özel efektler için kullanılan malzemeler,

plastik makyaj malzemeleri, montaj

ve veri işlemede kullandığımız yazılım

ve donanımlar, uluslararası telif hakları

gibi daha bir çok üretim aracımızı

ithal olarak temin ediyoruz. Kabaca

hesap etmemiz gerekirse çıplak bir kameranın

fiyatının bile 70 bin USD’nin

üzerinde olduğu, ortalama bir reklam

filmi için yarım milyon doların üzerinde

yazılım ve malzeme kullanıldığı bir iş

kolundan bahsediyoruz. Tabii ki yatırım

maliyetlerinin bu kadar yüksek olduğu

bir alanda malzemelerin bir çoğu, kiralama

yöntemiyle kullanılıyor. Ancak

kiralama firmaları da ekipmanlarını sürekli

güncel tutmak ve sürekli yeni yatırımlar

yapmak zorundalar, yatırımların

tamamı ithal olunca da kiralar dolar ve

euro kuruna göre sürekli güncellen-

18 / marketing europe & anatolia


Röportaj

mek zorunda, aksi halde sürdürülebilir

bir hizmet maalesef mümkün olmuyor.

Az önce kabaca dile getirdiğimiz yarım

milyon dolar üzerinden hesap edecek

olursak bir reklam filmi için kullanılacak

malzemelerin yatırım maliyeti geçen

yıl 10 Ağustos’ta 1 milyon 770 bin

Türk Lirası seviyesindeyken bugün bu

rakam 3 milyon Türk Lirası seviyelerine

yükselmiştir. Yani artan dolar kuruyla

eş olarak bir yılda %60-70 oranında

artış gösteren bir yatırım maliyetinden

söz ediyoruz. Enflasyon oranının %15

amortisman süresinin ortalama 4 yıl olduğu

göz önünde bulundurulursa hiç bir

sektörün bu hızlı artışı zarar görmeden

atlatabileceğini söylemek mümkün değildir.

- Dolar ve euro her gün yeni bir rekor

kırıyor. Bu reklam filmi sektöründe,

üretici taraftaki sizlere maliyet artışı

olarak yansıyor ancak tüketici tarafındaki

kitleye yansıması ne şekilde

olur?

- Her ne kadar tüketici bunun çok far-

Film yapım süreci bir çok film

için artık uluslararası

bir operasyondur.

kında olmasa da film yapım süreci artık

bir çok proje için uluslararası bir operasyon

şeklinde yürütülmektedir. Bu

işleyiş Amerikan ya da Avrupa film sektörleri

için de ülkemiz için de geçerlidir.

Bazen bir filmin animasyonu başka bir

ülkede, renk düzenlemesi başka bir ülkede,

compositing işlemi başka bir ülkede,

çekim ve montajı başka başka ülkelerde

gerçekleştirilir. Bu her ülkede o

işi yapan kişi bulunmadığı için değil en

iyi sonucu en hızlı ve ekonomik şekilde

elde etmek için uygulanan bir yöntemdir.

Yatırım maliyetlerindeki artışın yanı

sıra, uygulama sırasında da maliyetler

döviz kurlarına göre yükselmektedir, örneğin

kullandığımız ve yüksek elektrik

tüketimi olan ekipmanların ki bazen tek

başına bir ışık 50 kw olabiliyor, elektrik

tüketimleri, jeneratör ve araçların

akaryakıt ihtiyaçları, kurların piyasaya

yansımasıyla yükselen enflasyonun

ekip giderlerine etkisi, müzik ve stok

görüntüler için ödenen uluslararası telif

hakları ve yabancı sanatçılardan kendi

ülkelerinde alınan color correction,

animasyon, compositing gibi hizmetler

maliyetleri direkt olarak arttırmaktadır.

Bu da reklamveren açısından düşünüldüğünde

reklam filmi yapım maliyetlerinin

yine bir yıl önceki yapım maliyetlerine

göre ortalama %50 oranında arttığı

anlamına gelir. Tabii ki reklam yayın

maliyetleri de artacağı için bu genel

reklam bütçelerini ve o bütçelerin tüketici

fiyatlarına yansımasını etkileyecektir.

- Prodüksiyon alanında yurt dışından

hizmet olarak neleri satın alıyoruz,

bunların maliyetleri nedir?

- Daha önce de bahsettiğim gibi, film

yapım süreci bir çok film için artık uluslararası

bir operasyondur. Nasıl uçak

üretiminde bir çok parça farklı ülkelerde

üretiliyorsa, film konusunda da bir

marketing europe & anatolia / 19


Röportaj

çok hizmet farklı ülkelerde gerçekleştirilmekte

ve bir araya getirilerek, bitmiş

ürün halini almaktadır. Yine daha önce

belirttiğim gibi Amerika ya da Avrupa

film sektörü de ülkemizdeki film sektörü

de böyle çalışmaktadır. Bunun

gerekçesi kendi ülkemizde o hizmetin

üretilmemesi değil, dünya ölçeğinde

seçeneklerimizi çeşitlendirerek, daha

kaliteli, daha hızlı, daha ucuz sonuç

elde etme, bazen de o alanda oluşmuş

bir uzmanlıktan faydalanma isteğimiz

olabilir. Ayrıca yaratıcı kadrolar da uluslararası

çalışabilir. Örneğin bazen ülkemizde

çekilen bir reklam filmi için Fransız

bir yönetmenin geldiğini ya da bir

Türk yönetmenin Rusya’da gerçekleştirilen

bir reklam filmini yönetmek üzere o

ülkeye gittiğini duyarsınız. Bu doğal bir

çalışma sürecidir. Ancak tabii ki yabancılardan

satın alınan bu hizmetler, dolar

ya da euro bazında fiyatlandırılır. Dolar

kuru ne kadar artarsa bu hizmetlerin

maliyeti de o kadar artar. Yani başta

da hesapladığımız gibi son bir yılda bu

hizmetlerin maliyetleri %60-70 oranın-

Dolar kuru ne kadar artarsa

bu hizmetlerin maliyeti de o

kadar artar. Yani başta da

hesapladığımız gibi son bir

yılda bu hizmetlerin

maliyetleri %60-70 oranında

artmıştır.

da artmıştır.

- Bir reklam filmi çekiminin toplam

maliyeti nedir ve geçen yıla kıyasla

ne kadar artış gösterdi?

- Bir reklam filmi için sabit ya da ortalama

bir bütçeden bahsetmek biraz

zordur. Senaryoya ve bir çok değişkene

bağlı olarak bütçe çok geniş bir

yelpazede farklılık gösterebilir. Ancak

şöyle bir saptama yapabiliriz. Geçen yıl

Ağustos ayında 250 bin Türk Lirasına

çekilebilen bir reklam filminin bugünkü

ortalama bütçesi artan döviz kurları

nedeniyle en iyi ihtimalle 375 bin Türk

Lirası olacaktır. Bu da bütçelerde %15

olarak açıklanan yıllık enflasyondan 35

puan daha fazla bir artış olduğu anlamına

gelir.

- Ekonomi konusunda eklemek istediğiniz

ya da acilen çözümünü beklediğiniz

diğer sorunlar nelerdir?

- Aslında bu sorunun yanıtı bir çok

şey ile bağlantılı. Geçtiğimiz yıllarda

Türkiye’ye turist gönderen bir Rus turizm

firması ile 5 adet reklam filmi için

anlaştık, bütçelerimiz onaylandı. Ancak

o günlerde bir Rus uçağı düşürüldü ve

Rusya’yla tüm ilişkilerimiz bozulduğu

için ortada ne turizm kaldı ne de reklam

filmleri. Daha önce benzer bir şeyi

“Covert Affairs” adlı bir Amerikan dizisi

için de yaşadık. Dizinin bir bölümünü

ülkemizde çekmek istediler, bizimle anlaşıyorlardı

ki, o günlerde yaşanan bazı

karışıklıklar nedeniyle güvenlik gerekçeleriyle

vazgeçtiler ve ne dediysek

ikna edemedik. Bu örnekleri çoğaltmak

mümkün bu ve benzeri olaylar sadece

bizim iş yapamamamıza değil, ülkemize

girecek bir paranın da girmemesine

neden oldu. Ekonomiyi, demokrasiden,

istikrardan, öngörülebilir olmaktan,

adaletten ayrı düşünmek maalesef imkansız.

Ayrıca yazının başından beri bahsettiğimiz

gibi, biz yüzlerce kalem üretim

malzememizi maalesef yurt dışından

almak zorundayız ve bu malzemelerin

hepsi, yüksek vergilere tabi malzemeler,

üretim araçları üzerinde bu derece

vergi baskısı olmasını doğru bulmuyorum.

Daha bir çok ekonomik yanlışa örnek

verebilirim ama en önemlisi, fikir ve ifade

hürriyetinin tam olarak sağlanmasıdır.

Sonuçta biz sanat ve teknolojinin iç

içe olduğu bir sektörde yer alıyoruz. Fikir

ve ifade hürriyetinden beslenmeyen

bir sanat kültürel olarak büyük erozyonların

yaşanmasına neden olabilir ve

böyle bir şey olursa hiç bir ekonomiden

bahsetmemiz mümkün değildir.

20 / marketing europe & anatolia


Köşe

Nurgül Eryıldır Günay / nurguleryildir@gmail.com

(

kelebeğin

fırtınası)

Markaya aşık olduk mu?

Yaz bitiyor artık, ama Orhan Gencebay'ın Rexona

deodorant reklamlarını tekrar görünce yazmak farz oldu.

Ünlü sanatçı Orhan Gencebay, yaz başında Rexona

deodorant reklamı için kamera karşısına geçmişti.

Reklamda Gencebay belediye otobüsüne biniyor ve

sıcaktan bunalan, terleyen insanlara tavsiyelerde

bulunuyor. Yani istenen bu, ama benim reklamla ilgili ilk

izlenimim aynen şöyle oldu:

Gencebay, reklamda bir otobüse biniyor, araçtaki insanları

görünce akil adam olduğu için hemen "daha iyi, daha

güzel, daha adil bir dünya için" diyerek ahkam kesmeye

başlıyor. Sonra birden "dur ya ne alaka, reklam çekiyorduk,

karıştırdım, öhöm şey aslında burunların selameti için

diyerek gözüne kestirdiği terlemiş gencin üzerine doğru

gidiyor. Onca insanın içinde çocuğu rezil etmeyi göze alıp

"sen koltuk altını kamuya açan kardeşim" diye de işaret

ederek genç adamı yerin dibine sokuyor. Neymiş efendim,

Rexona deodorant reklamı yapacakmış. Batsın sizin

reklamınız!

Bu senaryoyu yazan metin yazarı kardeşim sen o

reklamdaki genç karakterle bir empati yaptın mı? Böyle

herkesin içinde dangadanak gösterilip, aşağılanacak

olsan, sen o markayı kullanır mısın? Parmağınla doğrudan

işaret edip burunların selameti için diye bağıra bağıra

yanına gelip, kulağına Rexona kullan diye fısıldayacağına,

bağırarak marka ismi söyleyip, kulağına burunlarımızın

selameti için deodorant kullan deseydin daha şık olmaz

mıydı?

Benim yıllardır akıl sır erdiremediğim asıl konu

reklamverenin yani müşterinin böyle fikirleri nasıl kabul

ettiği! Ajanslar bir çok öneride bulunabilir. Zaten genelde

müşteri "istediğiniz kadar uçabilirsiniz, her fikre açığız"

der. Ama hepimiz biliriz ki kanatlanınca alacağınız mesafe

markanın prestiji, bütçe ve hedef kitleniz kadardır.

Burada Rexona örneğini ele alırsak:

1. Rexona'nın marka algısı yükselmiş midir? Rexona

gözümüzde, yüreğimizde, beynimizde daha iyi bir noktaya

gelmiş midir? Yani bu reklamdan sonra her zaman

kullandığımız marka yerine gidip Rexona aldık mı?

Rexona'ya aşık olduk mu? Hımmm demek bu markanın

diğerlerinden farklı olarak şöyle bir artısı varmış diye

düşündük mü? Ya da şimdiye kadar hiç kullanmadım, artık

ben de kullanmalıyım hissi duyduk mu? Benim cevabım

HAYIR

2. Bu reklam için Unilever'in ne kadar bütçe ayırdığını

bilmiyoruz ama Posta'dan Suna Akyıldız'ın yazdığına

göre sadece Gencebay bu reklam filminden 2 milyon lira

kazanmış! Yani bu doğruysa reklam filmi prodüksiyonu için

oldukça büyük bir bütçe ayrılmış.

Sonuç????

3. En can alıcı noktalardan biri de Rexona'nın hedef

kitlesi! Deodorant genel olarak beyaz yakalılar dediğimiz

plazalarda çalışan, ofis insanlarının tercih ettiği, satın

aldığı bir kişisel bakım ürünü. Plaza çalışanları da genelde

şirketlerin servis araçlarıyla ya da kendi araçlarıyla

işe gidip gelirler. Demek ki burada plaza çalışanları

hedeflenmemiş. Kimler hedeflenmiş; Orta ve küçük

işletmelerde çalışanlar, öğrenci gençler, teyzeler, amcalar!

Deodorant kullanma alışkanlığı olmayan kitleye ulaşılmak

istenmiş. Yeni bir pazar yaratma fikri güzel. Ama hedef

kitleyi, satın alma reaksiyonu gösterecek müşteriyi

aşağılayarak nasıl ürün satacaklar işte o kısmını

bilmiyorum.

Reklamla ilgili dikkatimi çeken bir şey de otobüsteki

yolcuların uzun kollu kıyafetler tercih etmesi. Kadınların

hepsinin başı açık, ama bir çoğu uzun kollu giymiş. Bu bir

sorun mu? Tabii ki hayır. Sadece bu ayrıntı dikkatimi çekti,

paylaşmak istedim.

Bu reklamın yayınlanmasından sonra sosyal medyanın

diline düşen Orhan Gencebay, konu hakkında "Çok

konuşuldu. Dünyada 12'nci, Türkiye'de birinci olduk. Birinci

olmuş reklamın neresi kötüdür" diyerek tepki göstermişti.

Twiter'daki yorumları okusaydı çok konuşulmanın, çok

beğenilmek, çok saygı görmek anlamına gelmediğini

anlardi. Ne diyelim Allah bize sabır ve dayanma gücü

versin :)

Offf yazıyı bitirene kadar resmen ter bastı :)

Yeni sezonunun başladığı Eylül ayında evde, işte, okulda,

yolda hepinize tertemiz, mis kokulu günler diliyorum...

marketing europe & anatolia / 23


Reklam Dünyası

Kıvanç Mavisi..

Mavi’de Kıvanç Efsanesi dokuzuncu sezona damga vurmaya

hazırlanıyor. Türkiye’nin öncü denim ve moda markası,

çok güçlü bir “Kıvanç Mavisi” koleksiyonuyla yeni sezonu

karşılama çalışmalarını tamamladı. 2018 Sonbahar-Kış fotoğraf

çekiminden paylaşılan ilk karelerde, Kıvanç Tatlıtuğ’un

stilini yansıtan, son teknolojiyle üretilmiş yepyeni jean’ler ve

birçok farklı ürün göze çarpıyor. Parkadan tişörte, gömlekten

kazağa zengin ürün çeşidinin sunulduğu yepyeni bir “Kıvanç

Mavisi” koleksiyonu Mavi mağazalarında satışta.

Türkiye’nin Enerjisi Güzel...

TOTAL Oil Türkiye A.Ş.yeni bir imaj kampanyası başlattı.

Kampanya kapsamındaki reklam filminde“Türkiye’nin Enerjisi

Güzel” sloganıyla Türkiye’nin ve insanının güzelliklerine

değiniliyor.

Markanın relam yüzü olarak ise ünlü oyuncu Kenan İmirzalıoğlu

yer alıyor.Reklam filmi boyunca Kenan İmirzalıoğlu,

üreticisinden girişimcisine farklı hayat koşuşturması içerisinde

olan insanların hikayelerini anlatıyor, o özel anlara tanıklık

ediyor. Film çekimleri Karadeniz’den Ege’ye Türkiye’ninfarklı

bölgelerinde gerçekleşti. Tüm bu çekimlerin sonucunda, izlerken

akıllardan çıkmayacak ve herkesin kendi hayat mücadelesinden

bir parça bulduğu reklam filmi ortaya çıktı.

Demirören Holding Yönetim Kurulu Başkanı Yıldırım Demirören,

Nisan 2016 tarihinden itibaren Demirören Holding

bünyesinde hizmet veren Total Oil Türkiye A.Ş.’nin yeni dönemini

ve yeni imaj kampanyasını şöyle değerlendirdi: “Total

Oil Türkiye A.Ş, yüzde 100 yerli ve milli bir akaryakıt dağıtım

şirketi olarak tüm Türkiye’ye hizmet veriyor. Demirören Grubu’nuntüm

şirketlerinde olduğu gibi Total Oil Türkiye A.Ş. de

Türkiye’ye değer katmak, ülkemize ve insanımıza hak ettiği

en iyi ürün ve hizmetleri sunma anlayışıylaçalışıyor. TOTA-

LOil Türkiye,önümüzdeki dönemde de istasyon yatırımlarını

artıracakher zaman olduğu gibi tüm Türkiye’yi kucaklayacak.

Bu topraklarda yaşamanın kıymetine ve insanımızın güzel

değerlerinin başlı başına birleştirici bir unsur olduğuna dikkat

çeken bu kampanyanın hizmet anlayışımızı ve insana

önem veren bakış açımızıçok başarılı bir şekilde aktardığını

düşünüyorum” dedi.

24 / marketing europe & anatolia


Reklam Dünyası

Dijital Dönüşümün...

Dijital Dönüşüm Danışmanı ve Me Consultancy kurucusu

Murat Erdör, yakın zamanda perakende sektörünü etkileyecek

teknolojik gelişmeleri ve yenilikleri paylaştı. Yapay zekanın

gelişimiyle birlikte dijital dönüşümün gelecekte perakende

sektörünü etkileyeceğini ve bu dönüşümden küçüklü,

büyüklü tüm perakende kuruluşlarının etkileneceğini belirten

Erdör, sektörü bekleyen yeni teknolojileri şu şekilde sıraladı:

Dijital Akıllı Aynalar

Perakendeciler, benzersiz ve kişiselleştirilmiş bir alışveriş

deneyimi için giyinme odalarına dijital aynalar eklemeye başladı.

Gelecekte daha da yaygınlaşacak akıllı ayna teknolojisiyle

müşterileriler beden ölçülerini sisteme girebilecek ve bu

şekilde internet üzerinden de gönül rahatlığıyla alışverişini

gerçekleştirebilecek. Bunun için bir kez mağazaya giderek

ölçü verilmesi-alınması yeterli olacak. Akıllı aynalar ayrıca

müşterilerin farklı kıyafetlere ait görüntülerini yan yana karşılaştırmasına

da olanak sağlayacak.

Chatbotslar

2017 Chatbot Raporu’na göre, tüketicilerin çoğunluğu (%57)

chatbot’ların varlığından haberdar, üçte biri ise (%35) chatbotsların

daha fazla marka tarafından kullanıldığını görmek

istiyor. Yapay zeka formlarının hayatlarımıza girmesi şeklinde

tanımlayabileceğimiz ve gelecekte daha da yaygın kullanılacak

Chatbotslar, telefon ve bilgisayarlarımızı kullanma

biçimimizi kesin olarak değiştirecek. Chatbotslar, gelecekte

kullanıcıların söylediklerini çok kısa sürede analiz edecek ve

kullanıcıların isteklerini yerine getirmek için onları yönlendirecek

uygulamalar olarak daha fazla hayatımıza girecek.

Kişiselleştirilmiş yapay zeka

Birçok alanda hizmet vermeye başlayan makineler ve yazılımlar,

tıpkı canlılar gibi topladıkları verileri işleyerek yeni

şeyler öğreniyorlar. Yapay zekanın gelişimiyle elde edilen

tüketici verilerini kullanmak, 2025’te perakende sektöründe

odak nokta olacak. Mağazalar, her bir müşterinin gereksinimlerini

ve verilerini kullanarak, müşterilerin ihtiyaçlarını

daha akıllı hale getirecek ve müşteriye özel kişiselleştirişmiş

teklifler, fırsatlar sunacak. Nesnelerin İnterneti, mağaza içi

akıllı cihazları ve sensörler sayesinde perakendecilerin daha

iyi, veri odaklı kararları verebilmelerine olanak tanıyacak.

2025 yılına kadar yıllık 410 milyar dolar ile 1,2 trilyon dolar

arasında ekonomik bir etki yaratması beklenen Nesnelerin

İnterneti, perakende sektöründe büyümeyi etkileyecek. Nesnelerin

Interneti, müşterileri, nesneleri, satış ve operasyon

işlemlerini dijital platforma taşıyarak, inovasyon ve yeni fırsatlar

sunacak. Müşteriler akıllı telefonlarından, ürünlerin

stok durumuna bakabilecek, önceden oluşturduğu alışveriş

listesindeki ürünlerin mağazadaki yerini, uygulamadaki yönlendirmelere

göre bulabilecek.

Çalışansız dükkanlar

İçeride çalışanların olmadığı, QR code ile ürünlerin okutularak

ödeme yapılabildiği ve işlemlerin çok daha hızlı yapıldığı

çalışansız dükkanların ilk adımları yakın zamanda atıldı. Mağazadan

tüketicinin aldığı ürünleri tespit etmek için yazılım

altyapısı ve sensörler kullanarak çalışan bu dükkanlara girerken

tüketicilerin yapması gereken tek şey, markanın oluşturduğu

aplikasyonunun kullanması olacak.

marketing europe & anatolia /25


Mobil A


Röportaj

lışkanlıklarımız...

Erdem Tolon

Nielsen Medya Türkiye Genel Müdürü &

Orta Avrupa İş Geliştirme Direktörü

Dünyada olduğu gibi ülkemizde de

özellikle son yıllarda dijitalleşmenin ve

mobil kullanımın arttığını görebilmekteyiz.

BTK 2017 3. çeyrek raporuna göre,

mobil cihaz üzerinden internete

bağlanan abone sayısı 56 milyon

seviyelerine ulaşmış durumda.

Elvin Ekşioğlu / elvineksioglu@gmail.com

- Türkiye’de mobil uygulama alışkanlıkları

nelerdir?

- Dünyada olduğu gibi ülkemizde deözellikle

son yıllarda dijitalleşmenin ve

mobil kullanımın arttığını görebilmekteyiz.

BTK 2017 3. çeyrek raporuna göre,

mobil cihaz üzerinden internete bağlanan

abone sayısı 56 milyon seviyelerine

ulaşmış durumda.

Bununla birliktedünyada birçok bölge

halen düşük internet penetrasyonu,

yüksek erişim maliyetleri ve güvenli olmayan

bağlantılar gibi önemli alt yapı

zorluklarıyla karşı karşıya. Bazı yenilikçi

e-perakende firmaları tüketicilerine

hızlı yüklenen mobil uygulama ve internet

sitesi hizmetleri sunarak bu zorlukların

üstesinden gelmeye çalışıyor.

Araştırmaya online olarak katılanların

%32’si internet bağlantılarının online

alışveriş yaparken kendilerinin rahat

hissetmelerini sağlayacak kadar kesintisiz

ve güvenilir olmadığını belirtiyor.

Söz konusu pazarlarda mobil cihazlar

e-ticaretin büyümesinde çok önemli bir

rol oynarken bir çok yeni ve yetersiz

hizmet alan tüketiciyi de online platformlara

çekmeyi başarıyor. Bu durum

mobil cihazların gelecekte de öneminin

devam edeceğini gösteriyor. Birçok

insan alışveriş yapmak için bilgisayar

kullanırken, bazı ülkelerde alışveriş

yapmak için mobil cihaz kullanma oranı

çok daha yüksek… Hindistan, Tayland,

Türkiye ve Nijerya’da birçok kategoride

ortalamadan daha fazla akıllı telefon/

mobil telefon üzerinden alışveriş yapılıyor.

- Bu durum tüketim kültürünü nasıl

değiştiriyor?

- Eskiden üreticiden tüketiciye giden bir

değer zinciri vardı ama küreselleşmenin

getirdiği mobilleşme ve dijitalleşme

ile beraber bu değişti. Artık tüketiciler de

aynı zamanda üretici. Dijitalde trendleri

de iyi anlamak lazım. İster medyada

ister kozmetik sektöründe olun, avukat

ya da doktor olun fark etmez, dijitalleşmeyi

bilmeniz gerekiyor.

- Nedir dijitalleşme?

- Teknoloji trendlerinden çıkacak olan

sonuçlar sizin işinizi doğrudan etkileyecek.

Örneğin önceden kayıt cihazı kullanırken,

şimdi cep telefonu kullanıyor-

marketing europe & anatolia /27


Röportaj

sunuz.2020 yılına kadar bir milyar kişi

daha internet kullanmaya başlayacak.

Onun yanında büyük veri dediğimiz

bigdata ve yapay zeka kavramının artacağını

düşünüyoruz.

2020 yılında yaklaşık 250 milyar dolarlık

bir pazar olacak. 2020 yılında satın

alma kararlarının yüzde 20’sinin artık

cihazlar ve uygulamalar üzerinden otomatik

olarak yapılacağı tahmin ediliyor.

Akıllı buzdolapları,raflarında bir yumurta

kalınca otomatik olarak sipariş verecek.

Tüketiciler artık her şeyi akıllarında

tutmak istemiyor. Internet of Things

denilen kavram giderek gelişiyor. 2020

yılında 34 milyar cihazın online olacağı

ve bilişim cihazlarına internet üzerinden

6 trilyon dolar harcanacağı tahmin ediliyor.

- Türkiye’de dijital pazarlamada ölçümleme

nasıl yapılıyor?

- Günümüzde dijital mecraların aldığı

yatırımlar sürekli artış gösteriyor. Reklam

karmasında dijitalin payı arttıkça

bu alana yapılan yatırımların doğru bir

şekilde ölçümlenmesine olan ihtiyaç

da artıyor. Nielsen olarak bizimglobalde

yapmış olduğumuz bir araştırmaya

göre; dijital kampanyaların %56’sı hiç

görülmüyor, görüntülenen %44’lük dilimin

ise %37’si hedef kitlesini kaçırıyor.

Bu sonuçtan yola çıkarak, markaların

dijital bütçelerini çok daha dikkatli kullanabilmeleri

için dijital kampanyaların

ratingini en doğru şekilde ölçmek üzere

Digital Ad Ratings çözümünü hizmete

sunduk. Bugün 23 ülkede kullanılan

ve 2016 yılında Türkiye pazarına giren

Digital Ad Ratings, dijital reklam yatırımları

için şeffaf ve optimize edilebilir

şekilde bağımsız ve güvenilir rating

ölçümü sağlıyor. Dijital kampanyaların

hedef kitleye ulaşma oranlarını, rating

ölçümünü bilgisayar, mobil (akıllı telefon

ve tablet / tarayıcı ve uygulama içi)

gibi tüm cihazlar üzerinden yapan ve

farklı cihazlar arasında hedef kitleyi tekil

olarak raporlayabilen ürün, sektörün

tek hedef kitle ölçüm aracı olarak dikkat

çekiyor. Reklamların görülebilirlik (viewability)

oranlarını da ölçen Digital Ad

Ratings, ayrıca bot kaynaklı ve sahte

olan gösterimleri ayırt edip raporlayarak

marka güvenliğini de ön planda tutuyor.

Media RatingCouncil’in akredite

ettiği Digital Ad Ratings, reklamveren

ve yayıncılar için somut ve güvenilir bir

dijital yatırım geri dönüşü sağlıyor.

- Sunduğunuz dijital ölçümleme sisteminin

yararları ne oldu?

- C5-Türkiye pazarında lansmanından

bu yana FMCG, telekom,finans, gıda,

perakende, otomotiv ve içecek başta

olmak üzere çeşitli sektörlerle çalışmalarımızda

toplam beş milyara yakın

görüntülenme ölçümledik. Ajanslar ve

markalar, kampanyaları onlinearayüzden

günlük olarak takip edebildikleri

için, optimizasyona yönelik alınan aksiyonlar

kampanya başarısında etkili oluyor.Bu

süre boyunca bizler de yorumlarımızı,

kampanya başarılarını ya da

gördüğümüz eksiklikleri dile getiriyoruz.

Böylece Digital Ad Ratings; dijital

mecranın, dolayısıyla dijital yatırımların

efektif kullanılmasında çok önemli bir

rol oynamış oluyor.

- Türkiye’de reklam harcamaları nereye

doğru gidiyor?

- 2017’de mobil reklam harcaması ilk

defa 1 milyar TL’yi geçti. Harcamanın

yüzde 23’ü Türkiye’deki yerli oyunculara

gitti. Herkes, tüm para global arama

pazarına gidiyor derken yüzde 23’lük

harcamanın içeride kalması güzel.

Türkiye’de 100 liralık reklam harcamasının

48 lirası televizyon mecrasına,

27 lira dijitale gidiyor. Radyoların reklam

gelirleri oranı 2015 verilerine göre

1.8 seviyesindeyken şimdi büyüyen bir

mecra olarak radyo yüzde 3.2 reklam

payı ile zamanın trendini yakaladı.

Bir dakikada, Facebook’ta 900 bin kişi

mobil oluyor. Netflix’ten 70 bin saatlik

video izleniyor. Whatsapp’tan 21 milyon

mesaj gönderiliyor. Instagram’dan 46

milyon fotoğraf paylaşılıyor. Sportfy’da

40 bin saatlik müzik dinleniyor. Dünya

değişiyor. Bu değişimi iyi anlamak lazım...

Mobil cihazlardan e-posta

okuma oranı 2017 yılında

yüzde 55’e çıktı.

- Bu değişimler sizin faaliyet gösterdiğiniz

araştırma sektörünü nasıl

etkileyecek?

- Biz de değişimlere ayak uydurmak

istiyoruz. Türkiye Araştırma Zirvesi’nde

Nielsen Türkiye olarak yeni bir model

tanıttık. Telefonla yüz yüze yapılan görüşmelere

ek olarak geliştirdiğimiz ‘video

destekli kişisel mülakat’ modelini

(VAPI-Video Assistant Personel Interview)

tanıttık. Bu model niteliksel ve niceliksel

araştırmayı birleştiriyor. “Gıda

denilince aklınıza hangi markalar geliyor?”

gibi açık uçlu sorular soruyoruz.

Araştırmanın gerçek zamanda, gerçek

yerde ve gerçek kişiyle yapılması gerekiyor.

Doğru zamanda, doğru insana

ulaşıyoruz. Çünkü alışverişin hemen

ardından soruyoruz. İnsanı doğru zaman

diliminde yakalamak lazım… Mimik

tanıma, yapay zeka ve büyük veri

kullanılarak kişinin duygularını analiz

ediyoruz.

28/ marketing europe & anatolia


Köşe

Kübra Nebioglu / nebioglukubra@gmail.com

( satır

) ayracı

Tatil Bitmemiş Gibi Çek...

Merhaba Eylül, Merhaba Sonbahar. Bence Ağustos ayı sadece bana değil herkese

koca bir tatil dönemi gibi geldi. Bayram öncesi ve sonrası tatilini birleştirip uzatanlar,

günübirlikçiler, memleket yolcuları ile binlerce kişi yer değiştirdi Türkiye’de. Hiçbir

şey yapamayanlar da İstanbul’un tadını çıkarıyorum diye sevindi durdu. Bu esnada

çalkalandı durdu gündem, binlerce iş insanı denizin tadını mı çıkarsın, ailesi ile güzel

vakit mi geçirsin, korku ile sürekli gündem mi takip etsin şaşırdı kaldı.

Ama Eylül öyle mi? Sanki yeni başlangıçlar gibi, sanki yeni yıl gibi. Bir kere okullar

başlıyor ve bu sebeple zaten binlerce aile yerine yurduna dönmek zorunda kalıyor.

Tüm o canım öğretmenlerim ve öğrencilerim yaz sonrası bir maratona kendini

hazırlamaya çalışıyor. Ununu elemiş eleğini asmış ekip ise kışlıklarını hazırlamaya

başladı bile. Dolaplarda, buzluklarda, kilerlerde bir depolama hali var ki kış daha

lezzetli geçsin, ağzımızın tadı yaz gibi olsun diye çalışıyor anneler. İşler bu ay açılmaya

başlar demeye başladı esnaf, dükkanlarda tadilatlar bitmeye yakın son çiviler çakılıyor.

Alışveriş Merkezleri’nde dükkanlara yani sezon ürünler geldi de eski sezona rağbet

azaldı, o da en en son indiriminde artık.

Plazalarda da bir canlanma var sanki. Yeni bir yıl başlıyor sonuçta şöyle bir silkelenip

kendine geliyor herkes. Önce hem fiziksel hem zihinsel küçük bir detox yapıldı değil

mi?Tenimizin yeni bronz halinden gayet memnun dolaşırken ortalıkta hiç istememize

rağmen zihnimizi tatil modundan çıkarmamız lazım. Cebimizdeki kum tanelerini,

ayaklarımızdaki deniz tuzunu şöyle bir temizleyelim ve çantamıza topladığımız deniz

kabukları ile neler yapabiliyoruz bir bakalım. 2018-2019 dönemi yeni proje hazırlıkları

başlasın.Performans döneminin sonuna yaklaşılıyor sonuçta, keyfi yerinde bir baba ile

konuşuyormuş gibi yöneticilerle konuşulsun ve terfiler, zamlar istenmeye başlansın.

Güzel memleketimin değişen iklimine, havasına, siyasetine, ekonomisine, insanına

hazır mıyız? Sen de benim gibi daha hazır değilim diyorsan, poz veriyorum ‘tatil

bitmemiş gibi çek!’ o zaman ….

Sevgiler

marketing europe & anatolia / 29


Kampanyalar

sahibinden.com’un yeni özelliği...

sahibinden.com, Miss Turkey 2017 birincisi Aslı Sümen’in

rol aldığı Fotoğraftan Araç Tanıma özelliğini tanıtan reklam

filmini online platformlarda izleyiciyle buluşturdu. Rafineri

Ajans tarafından hazırlanan reklam filminde,

sahibinden.com sosyal medya hesaplarında yayınlanan reklam

filmi bir hafta gibi bir sürede toplamda 6 Milyondan fazla

izlenmesiyle kullanıcıların beğenisini kazanmış gözüküyor.

Kampanya Künyesi

Reklam Ajansı: Rafineri

Reklam Veren Yetkilileri: Gülşah Kunç, Nihan Temiz,

Özden Akyıldız

Executive Kreatif Direktörler: Emre Kaplan

Kreatif Direktör: Ali Şener

Kreatif Group Head: Gizem Şengüler

Art Direktör: Sevil Şimşek, Yıldırım Çakmakçıoğlu,

Berk Hakim

Metin Yazarı: Deniz Dülgeroğlu

Müşteri Ekibi: Erbek Onur, Çağla Ishak, Caner Başaran

Ajans Prodüksiyon: Şafak Serter, Açelya Ülkümen

marketing europe & anatolia / 31


Kampanyalar

FenoMentos: ‘Nerden çıktı?’...

Mentos Say Hello’nun iletişim çalışmaları hız kesmeden devam

ediyor.

Çok beğenilen reklam filminin devamında, MentosSay Hello

draje görsellerinin hikayeleri, yepyeni ‘FenoMentos’ video

serisinde hayat buluyor.

Sosyal medyada büyük beğeni kazanan Feno Mentos: ‘Nerden

Çıktı?’ video serisi, ‘Mentos Say Hello’ drajelerinin üzerindeki

önerilerin tarihine eğlenceli bir yolculuk yapıyor.

Kampanya Künyesi

Reklam Ajansı: Rafineri

Reklam Veren Yetkilileri: Gülşah Kunç, Nihan Temiz, Özden

Akyıldız

Executive Kreatif Direktörler: Emre Kaplan

Kreatif Direktör: Ali Şener

Kreatif Group Head: Gizem Şengüler

Art Direktör: Sevil Şimşek, Yıldırım Çakmakçıoğlu, Berk

Hakim

Metin Yazarı: Deniz Dülgeroğlu

Müşteri Ekibi: Erbek Onur, Çağla Ishak, Caner Başaran

Ajans Prodüksiyon: Şafak Serter, Açelya Ülkümen

Protein Sanatı Kampanyası...

Pınar Süt’ün yeni bir kategori oluşturarak tüketicilerin beğenisine

sunduğu Pınar Protein, Vanilya Aromalı ve Kakaoluçeşitlerinden

sonra Yer Fıstığı & Muz Aromalı ve Çilekli iki

yeni ürünüyle pazara yenilikler sunmaya devam ediyor. Yeni

ürünlerin yanı sıra özel tasarım ambalajların tanıtıldığı yeni

reklam filmi 5PCA’nn imzasını taşıyor.

Kampanya Künyesi

Reklamveren: Pınar Süt

Reklamveren Yetkilileri: Bahar Zinler, Bilge Kalpaklıoğlu,

Ecem Evcil

Reklam Ajansı: 5PCA

Art Direktör: Fatih Sinan Şimşek

Kullanılan Mecralar: TV & Dijital &Outdoor

32 / marketing europe & anatolia


Kampanyalar

#ÇakBiBeşlik...

Garanti Bankası, Türk basketboluna 17 yıldır verdiği kesintisiz

desteğin yanı sıra her sene olduğu gibi bu sene de millilerimize

özel bir reklam kampanyası hazırladı.

Garanti, tüm spor branşlarında olduğu gibi basketbolda da

oyuncular ve seyirciler için moral vermenin, sevinci paylaşmanın

ve takım dayanışmasının simgesi olan çak hareketini,

“ÇakBiBeşlik” sloganıyla reklam kampanyasına taşıdı.

Kurbağa Prens...

Kampanya Künyesi

Reklamın Başlığı: Garanti’den 12 Cesur

Yürek’e Büyük Destek: #ÇakBiBeşlik

Reklamveren: Garanti Bankası

Reklamveren Yetkilisi:Ali Baras, Zeynep

Çömez,

Armağan Tulunay Dölek, Buse Kaya

Reklamveren Ajansı: Alametifarika

Müşteri İlişkileri: Duygu Yılmaz, Müge

Bürge

Yaratıcı Yönetmen: Ozan Özüm Özbey,

Odisseas Sevsevme

Yaratıcı Ekip: Caner Apaydın, Çağlar

Kurtaran, Ali Can Savaş, Doğuş Kozal, Tuna Öngü, Burçin

Perçin,

Nurcan Sayılır

Stratejik Planlama: Berra Katlav, Seren Pala,

Alara Akkamış

Prodüksiyon: Övgü Akgürgen, Teğin Polat,

Merve Haklı

Mondelēz International Türkiye’nin 1989’dan bugüne hayatımıza

renk katan, Türkiye’nin en çok tüketilen ve sevilen

sakız markası Falım, eğlenceli ve samimi reklamlarına yeni

Falım Işıl reklam ıile devam ediyor.

Kampanya Künyesi

Reklamın Başlığı:Falım Işıl “Prens” ReklamFilmi

Reklamveren: Falım

ReklamverenTemsilcisi: Doğuş Kezer, Tolga Ertan,

Beyza Zaimoğlu, Cansu Aydoğmuş

ReklamAjansı: Alametifarika

Kreatif Direktör: Ozan Özüm Özbey, OdisseasSevsevme

Yaratıcı Grup: Caner Apaydın, Burçin Perçin, Doğuş Kozal,

Çağlar Kurtaran, Ali Can Savaş, Nurcan Sayılır

Müşteri İlişkileri: Duygu Yılmaz, Müge Bürge

Stratejik Planlama: Seren Pala, Berra Katlav,

Melis Güçbilmez

Prodüksiyon: Övgü Akgürgen, Teğin Polat, Merve Haklı

marketing europe & anatolia / 33


Fil


Gezi

lipinler ve Dalış...

Geçtiğimiz ay, Filipinler’ in

muhteşem bir dalış noktası olan Malapascua Adası

gezimizi ve dalış anılarımızı paylamıştım.

Bu ay da

Palawan Adası gezimizi yazacağım.

Fotoğraflar ve yazı Seval Duban / seval@sevalduban.com

Geçtiğimiz ay, Filipinler’in muhteşem

bir dalış noktası olan Malapascua Adası

gezimizi ve dalış anılarımızı paylamıştım.

Bu ay da Palawan Adası gezimizi

yazacağım.

Malapascua adasından, Cebu

Adası’na tekne ile geçtikten sonra,

Cebu Havaalanı’na vardık. Oradan da

Palawan’a gitmek üzere iç hatlar uçuş

terminaline gittik. Bavullarımızı bagaja

verdikten sonra uçağımızı beklemeye

koyulduk. İnternetten araştırdığımız

üzere, Palawan uçuşlarının sürekli rötar

yaptığını biliyorduk. Gerçekten de

uçuş bilgimizi doğruladı ve 1 saat sonra

uçağa binebildik.

Palawan’a, Air Swift’ in, ATR 42-600

model uçağıyla gittik. 48 kişi yolcu kapasitesi

olan bu minik uçak, dış görünüşü

itibarıyla insana pek güzen vermiyor

olsa da bizi sağ salim Palawan adasına

götürdü. Ancak yolda muson fırtınası

ve yağmuruna denk geldiğimiz için ik

etapta iniş yapamadı ancak ikinci turda

inebildi. Bize oldukça heyecanlı anlar

yaşattıktan sonra yağmurlu, Palawan

Adası’ na vardık.

Palawan’ daki havaalanı minicik, bahçe

içinde bir yer. Uçaktan indikten sonra

otelin shuttle bizi aldı ve El Nido’ da

konaklayacağımız otel olan Ipil Suites’e

götürdü. Biz vardığımızda hava kararmıştı.

Hemen bavulları otele bırakıp,

yiyecek bir şeyler bakınmaya çıktık.

Palawan, Malapascua’ ya nazaran son

derece populer bir tatil beldesi. Hatta

Filipinler’ in en popüler adası diyebiliriz.

Bizim kaldığımız otle, El Nido tarafında

ve oranın muhteşem koyuna bakan kısımdaydı.

Sahile doğru yürüyüp de deniz

kenarına inince gördük ki, plaj kısmı

akşam olunca eğlence mekanları ve

barlara mesken oluyormuş. Tabii bunda,

akşam vakti denizin çekilmesi de

çok büyük etken. Gelgit yüzünden deniz

çekilince, ortaya kocaman bir sahil

çıkıyor. Tabii akşam akşam, aç karnına

biz bunları fark etmemiştik. Çok aç olduğumuz

için o an algıları kapatmıştık.

Sahilde dolanırkeni mavili bir Yunan

Restaurant’ı bulup, girdik. Yunan mezeleri

ve balığımızı yedikten sonra kendimize

geldik. İşte, ondan sonra fark ettik

sahili ve gelgiti :)

Yemekten sonra El Nido sahilini keşfe

çıktık. Tüm mekanlar, masaları sandalyeleri

plaja çıkarmış ve insanlar buralarda

yiyip, içip eğleniyorlar. Yemek

saati, sahil inanılmaz kalabalık. Biz de

mekanlardan birine oturup, bir kaç bira

içtikten sonra otelimize gidip yattık. Ertesi

gün Island Hopping yani ada gezisi

yapacağız.

Muhteşem Island Hopping’den önce birazcık

Palawan adasından bahsedelim.

2007 yılında, National Geographic

Traveler dergisi tarafından, Doğu ve

Güneydoğu Asya’nın en çekici adası

marketing europe & anatolia / 35


Gezi

seçilen Palawan adası, “olağanüstü

güzellikte kara ve deniz manzarasına

sahip, biyoçeşitlilik bakımından varsıl

bir ada” olarak tanıtılmış.

Gelişmişlik düzeyi bakımından geride

kalan ada; geniş alana yayılan vahşi

yaşamı, doğayla iç içe bulunan dağları

ve beyaz kumsallarının haricinde oldukça

zengin biyoçeşitliliği ile de her

yıl çok sayıda turisti ağırlıyor. Acerodon

leucotis – Palawan meyve yarasası,

Amblonyx cinerea cinerea – Palawan

su samuru, Arctictis binturong whitei

– Palawan binturongu, Chiropodomys

calamianensis – Palawan kalem kuyruklu

ağaç faresi, Crocidura palawanensis

– Palawan sivri faresi, Hylopetes

nigripes – Palawan uçar sincabı,

Hystrix pumila – Palawan oklu kirpisi,

Manis culionensis – Palawan pangolini

ya da Filipin pangolini, Megophrys

ligayae – Palawan boynuzlu kurbağası,

Mydaus marchei – Palawan kokar porsuğu,

Palawanomys furvus – Palawan

dağ sıçanı, Draco palawanensis – Palawan

uçar kertenkelesi vs. bu biyoçeşitliliğe

sadece bir kaç örnek.

Yaklaşık 450 km uzunluğunda ve neredeyse

50 km genişliğinde olan Palawan

Adası’ nın en güzel ve turistik bölgesi

36/ marketing europe & anatolia

Tüm mekanlar, masaları

sandalyeleri plaja çıkarmış ve

insanlar buralarda

yiyip, içip eğleniyorlar.

ise El Nido kasabası. Yalnız şunu belirtmekte

fayda var, adanın en güzel

kısmı sahili ve diğer adaları. İç tarafta

ise oldukça dar sokaklar ve bu sokakları

istila eden, insanları egzos dumanına

boğan motosikletler var.

Eveet, adadan bi’ lokmacık bahsettikten

sonra gelelim Island Hopping’

e. Sabah uyanıp da kahvaltı etmeden

önce resepsiyona gidip Island Hopping

için ne zaman yola çıkacağımızı sorduk.

Resepsiyondaki görevli bayan da,

muson fırtınaları başladı, çok rüzgar ve

dalga var, o yüzden tüm etkinlikler iptal

oldu, dedi. Tabii bunu duyunca bizim

moraller sıfır. Asık suratlarla kahvaltıya

oturduk ama bir yandan da başka hangi

aktivitelere katılabileceğimize bakıyoruz.

Görüyoruz ki Island Hopping ve

dalış haricinde pek bir numara yok. Bir

de zipine var ama o yarım günlük bir

şey. Hem plan yapıyoruz hem de ara

ara resepsiyonu yokluyoruz. Sonunda

ısrarımıza dayanamayıp tekrar sahil

güvenliği aradılar ve gezilere izin veril-


Gezi

diğini öğrendiler.

Havanın düzeldiğini öğrenen biz hemen

sırt çantalarımızı alıp yola çıktık.

Gezi teknesi otele çok yakın olan koydan

kalkıyor. Sabahları deniz yükseldiği

için bizi kıytırık kanolarla tekneye

taşıdılar. Tekneler, örümcek tarzında,

kenarlarında çıkıntıları olan, altları sığ

ve dar tekneler. Anlayacağınız pek konforlu

değiller. Fakat bu gezi sırasında

öğrendik ki çok lüks ve güzel tekneler

de var.

Island Hopping için 4 – 5 farklı rota var.

Hepsini listelemişler. Bizi A ve B rotasını

harmanladık. Teknede sadece bizim

ekip olduğu için kimse itiraz etmedi ve

biz, güzel plajları olan ve rüzgara nispeten

kapalı olan adaları tercih ettik.

Daha öncesinde Phuket ve diğer adaları

gören ben, Palawan bölgesindeki

adaları görünce hayran kaldım. İlk olarak

7 Commandos Island’ a gidiyoruz.

Kireçtaşı kayalıklarının tuz ve rüzgardan

dolayı yıpranıp şekillenen, yüksek

kayalıklarının eteklerindeki muhteşem

beyaz kum, tüm bu minik adaları muhteşem

kılıyor. Önceki ismi İpil (apple)

Island olan bu adaya, 7 tane komandonun

olduğu bir gemi, fırtınada kontrolü

kaybederek sürüklenmiş ve kayalıklara

çarparak parçalanmış. Ancak ölen kimse

olmamış. Bu olayın ardından adanın

Palawan bölgesindeki

adaları görünce

hayran kaldım. İlk olarak 7

Commandos Island’ a.

ismi Seven Commandos Island olmuş.

Seven Commandos Island’ da kahve

içip bir şeyler atıştırmak için minik

bir büfe var. Bir de sahildeki kocaman

ağacık üzerine kurulmuş bir salıncak.

Salıncağı görüp de dayanamayan bir

teker teker binip, çok eğlendik. Adeta

uçar gibi sallandığımız salıncaktan

ayrılmak zor oldu. Yaklaşık yarım saat

vakit geçirdikten sonra Big Lagoon’a

doğru gidiyoruz.

Big Lagoon, en popüler yerlerden biri

çünkü kireçtaşı kayalıkları bir göl oluşturacak

şekilde denizden yukarı yükselmiş

ve kıyısında inci gibi beyaz kumuyla,

masmavi bir denizi barındırıyor.

Lagün böyle güzel olunca ziyaretçisi de

bol oluyor tabii. O yüzden çok kalabalık

olmadan önce Big Lagoon’u görelim

dedik. İyi ki de öyle yapmışız.

Lagünün iç kısmı o kadar güzel ki insanı

adeta büyülüyor. İnternet arama

motorlarına Palawan yazdığınızda, göreceğiniz

fotoğraf ve videoların büyük

çoğunluğu emin olun Big Lagoon’ da

çekilmiştir. Bu muhteşem yerde biraz

vakit geçirip deniz girmek istediğimiz

için mola verdik. Hepimiz suya atlayıp

muhteşem denizin ve lagünün keyfini

çıkardık. Öncesinde Bali ve Phuket’ e

de gitmiştim ancak Palawan hepsinden

çok çok daha güzelmiş :)

Biz daha Big Lagoon’a doyamadan tur

rehberimiz, habire gidelim gidelim diye

tutturdu. Daha gezecek çok yer var diye

bize topladı hemen. Biz lagünün içine

girdiğimizde, ortalık oldukça sakinken

çıkarken sıra beklemek zorunda kaldık.

Lagün girişi dar olduğu için tekneler bir

birini beklemek zorunda kalıyor. Su da

sığ olduğu için arada bir tekneler kuma

oturuyor. Tabii bunda denizin de çekiliyor

olmasının etkisi var.

Big Lagoon’dan sonra sıra geldi Small

Lagoon’ a ancak biz büyüğünü gördükten

sonra küçüğüne gerek yok dedik

ve yolu Secret Lagoon’a çevirdik. Tekne

kıyıya demirledikten sonra buranın

muhteşem denizinde yüzüp adada hindistan

cevizi suyu içtik. Diğer tropik ülkelerde

olduğu gibi Palawan’da da çok

fazla hindistan cevizi ağacı var. O yüzden

de her yerde Coco (hindistan cevizi)

bulmak mümkün. Yalnız adadaki

Coco’lar bizim marketlerde gördüklerimiz

gibi küçük ve kahverengi değil. Kocaman

ve yeşil renkli. İçi suyla dolu ve

marketing europe & anatolia /37


Gezi

çeperi incecik hindistan ceviziyle kaplı.

Önce pala ile üst kısmını kesip bir pipet

vasıtasıyla suyunu içiyorsunuz. Sonra

da o kocaman Coco’yu ikiye böldürüp

içini kaşıkla sıyırarak yiyiyorsunuz. Tadı

muhteşem ve çok da sağlıklı. Adada

Coco yemeğe doyamadık :)

Biz deniz ve Coco’larla oyalanırken bizim

öğle yemekleri de hazırlandı. Hemen

adaya bir masa kuruldu. Balık,

karides, pilav, kek vs. derken oldukça

zengin bir masa donatıldı. Biz önce

keke sonra da karideslere hücum ettik.

İki tane kocaman balık ise kaldı ve yenmedi.

Sıcak denizlerin balıkları lezzetli

olmadığı için kimse balığı tercih etmedi.

Tekir, barbun, istavrit ve hamsiye alışmış

Türk insanını bu kocaman tatsız

balıklar kesmiyor.

Yemeğimizi yiyip denize de girdikten

sonra bu sefer Snake Island’a doğru

yola koyulduk.

Bacuit Körfezi’nin kuytularında yer alan

snake island’ın, yani yılan adasının

aslında yılan ile hiç alakası yok. Sahil

üzerindeki kum çıkıntısı, yılanı andırdığı

için bu ismi almış. Yerel halk, buraya,

yılan adası yerine Vigan Adası diyor.

Bir de sahildeki kocaman

ağacık üzerine

kurulmuş bir salıncak.

Sahildeki bu kum tepesi, Vigan Adası’nı

Palawan’a bağlıyor. Snake Island, İztuzu

plajını görenlere çok aşina gelecektir.

Ancak burası daha temiz ve doğası

muhteşem. Muğla ilinin Ortaca ilçesine

bağlı olan Dalyan beldesi yakınlarında

bulunan 4,5 km uzunluğa sahip olan İztuzu

plajı, deniz suyu ile tatlı su arasında

bulunan ender plajlardan biri. Snake

Island da tatlı su olayı yok, okyanusun

içinde bir kum çıkıntısı. Bu adanın bir

başka özelliği ise kaju ağaçlarının burada

çokca olması. Rehber bize çok var

dedi ama ben bir tane bile göremedim.

Sonrasında marketten almaya kalktığımızda

da fiyatlarının çok yüksek olduğunu

farkettim. Türkiye’ de kaju hem

daha ucuz hem de daha lezzetli.

Snake Island’a çıkıp, yukarıdan okyanuz

manzarasını seyre koyulduk. Sonra

da kum çıkıntısı üzerinde yer alan

kafeye gidip birer Coco içtik. Ardından

da tekneye doluşup yeni bir adaya

doğru yol aldık. Bir sonraki yerin adını

hatırlamıyorum ancak sahilde minik

bir mağara girişi var. İsmi Cudugnon

Cave. Mağara dediklerine bakmayın,

yarım metre yüksekliği olan bir girişten

sürünerek içeri giriyorsunuz ve karşınıza

minik ancak yüksek bir boşluk çıkıyor.

Herkes hevesle içeri giriyor ancak

mağaradan ziyade bir oda gibi.

Cudugnon Cave’in haricinde bir başka

ilginç olan şey ise Matinloc Shrine.

Matinloc Tapınağı, Matinloc Adası’nın

batı kıyısındaki yükselen karstik kayalıkların

eteklerinde saklanmış eski

bir tapınak. Yerel halk oraya, Matinloc

Meryem Ana Tapınağı diyor. 1982 yılında

inşa edilmiş olan bu tapınağın iştir

(ana binası boş ve terkedilmiş. Ancak

turistlerin hala ilgisini çekiyor olacak ki,

ziyaret edeneler var. Bir kısım insan

burayı manevi ve kutsal bir yer olarak

görürken çoğu kişi de gezmek, fotoğraf

çekmek veya manzarası için buraya

geliyor.

Gezdiğimiz tüm adaları size tek tek

anlatmayacağım. Ancak olur da siz de

Island Hopping yapmak isterseniz, tur

teknelerinden yardım alabilirsiniz. Biz

sadece ahşap, örümcek şeklinde olan

tekneler var sanıyorduk. Meğerse katamaran

ve sürat motoru olan, daha lüks

tekneler de varmış. Aklınızın bir kenarında

bulunsun :)

Island Hopping’den sonra otelimize

dönüp duşumuzu aldık ve sonra tekrar

yemek yemek için dışarı çıktık. Bu sefer

yemeğimizi L’Assiette Bar & Restaurant

isminde bir yerde yedik. L’Assiette

diğer mekanlara nazaran biraz şık ve

pahalı. Ancak yemekleri ve şarapları oldukça

güzel. Yemek yenilecek mekanlar

arasına ekleyebilirsiniz.

L’Assiette’te yemeğimizi de yedikten

sonra biraz turalayıp sonra otele döndük.

Ertesi gün dalışa gidiyoruz.

Dalış hocamız sevgili Mehmet Emre, bizim

için Submariner Diving Center’dan

bir günlük dalış organize etmişti. Biz de

38 / marketing europe & anatolia


Gezi

bir gün öncesinden gidip formlarımızı

doldurup, ön hazırlığımızı yaptık.

Ertesi sabah malzemelerimizi alıp Submariner

Diving Center’ a gittik. Hep birlikte

tekneye binip, ilk dalış noktamız

olan Miniloc Adası’na gittik. Yolda bizi

hafif bir yağmur yakaladı ama çok uzun

sürmedi. Muson yağmurları ve fırtınalarının

başladığı döneme denk geldiğimiz

için deniz oldukça dalgalıydı. Her şeye

rağmen kuşanıp, dalış brifingimizi de

aldıktan sonra dalışa başladık.

El Nido’nun su altı faunası, Malapascua

adasına nazaran çok farklı. El Nido’ da

3 dalış yaptık, her biri aşağı yukarı 60

dakika sürdü. En fazla 30 metrelere indik

ve çoğunlukla balık sürüleri gördük.

Üç dalışın üçü de mükemmeldi. Milyonlarca

balığın arasına dalıp onlarla yüzmek,

ormandaki bitki örtüsünü andıran

mercanların üzerinden süzülmek, son

derece keyifliydi. Tek bir sorun vardı o

da görüş çok zayıftı. Su o kadar bulanıktı

ki, 10 metre ileriyi zor görebiliyordunuz.

Suyun bulanık olmasının sebebi

ise planktonlar. Milyarlarca plankton

suyun görüşünü çok çok düşürüyor.

Ona rağmen Submariner Diving Center

sayesinde çok keyifli 3 dalış yaptık.

Dalışın ardından kıyıya dönüp keyif biralarımızı

içtik. O sırada da Submariner

El Nido’ da

3 dalış yaptık, her biri aşağı

yukarı 60 dakika

Diving Center’da çalışan Bodrum’ lu bir

Türk kardeşle tanıştık. 2 yıldır orada

dalış eğitmenliği ve liderliği yapıyormuş.

Sonrasında da otele dönüp, duş ardından

yine yemek faslı :) Bu sefer ki

mekan Happiness Beach Bar. Bence

adanın en güzel dekore edilmiş mekanı,

Happiness Beach Bar çünkü bar

sandalyesi yok, onun yerine salıncak

var. Barın önünde salıncaklar dizili,

hem sallanıp hem de içiyorsunuz. İnanılmaz

eğlenceli bir yer. Happiness

Beach Bar, Lübnan restaurantı, falafel,

humus vs gibi yemekler var. Ben o

tarz sevmediğim için ton balıklı salata

yemekle yetindim. Ton balıklı salata bir

şeye benzemiyordu ancak oranın lokal

birası Boodmo çok şahaneydi. Boodmo

haricinde çok güzel kokteyller de vardı

tabii. Bir şeyler içmek için oldukça keyifli

bir mekan.

Boodmo’larımızı içtikten sonra bir de

dondurma alıp otele döndük. Ertesi gün

zipline ve şelale gezisi var :)

Ertesi sabah bir minibüs kiralayıp içine

doluştuk ve Palawan Zipline Adventure

Inc. İsimli mekana doğru yola çıktık.

Yaklaşık yarım saatlik yolculuğun

ardından şöför bizi bıraktı ve yukarı

doğru yürümemiz tembih etti. Sonra da

buluşacağımız yeri tarif edip gitti.

Minibüsten inen bizler, oldukça dik bir

yokuşu nefes nefese tırmandıktan sonra

Palawan Zipline Adventure Inc.’e

vardık. Zipline, Palawan Adası ile Depeldet

Island arasına çekilmiş, çelik

halatlardan ibaret. Yan yana duran iki

tane çelik halat var, bu halatların diğer

marketing europe & anatolia /39


Gezi

ucu, 1400 metre uzaklıktaki Depeldet

Island’da. Halatlar oldukça yüksekte

olduğu için ilk başta insanı ürkütüyor.

Biz de ilk başta ürküp vazgeçiyorduk ki

“amaaaann, bir daha mı geleceğiz, binelim

gitsin” dedik. Önce gidip ismimizi

yazdırıp, parayı ödedik (500 PHP- tek

gidiş), sonra da gerekli ekipmanları kuşandık.

Hepimiz eşleşip, sırayla zipline’

den kaymaya başladık. Ancak ben kayarken

şöyle bir sorun oldu. Ağırlığım

az olduğu için zipline’ın orta yerinde

hızım azaldı ve denizin üzerinde asılı

kaldım :) Sonra oradan bir görevli, kendini

elleriyle çekiştirerek beni almaya

geldi. Aslında eldivenim olsaydı ben de

yapabilirdim. Havada asılı kalmışken

ben de manzaranın tadını çıkardım azıcık.

Depeldet Island’a vardıktan sonra

sahil kısmına yürüyüp tekrar Palawan’a

geçmemiz gerekiyor. Çünkü şöför gelip

bizi alacak. İki ada arasında, Depeldet

Island Marine Sanctuary denen yer var.

Burası da aynı Snake Island’daki gibi

bir kum çıkıntısı, iki adayı birbirine bağlıyor.

Akşama doğru sular çekildiği için

orası yürünecek duruma geliyor. Ancak

biz sabah sabah, deniz yüksekken gittiğimiz

için belimize kadar suya girmek

zorunda kaldık. Sonra da arkasından bir

yağmur başladı. Biraz dinlenip, üzerimizi

değiştirmek için adanın kıyısındaki

Las Cabanas Beach Resort isimli otele

sığındık. İyi ki de öyle yapmışız çünkü

40 / marketing europe & anatolia

Ağırlığım az olduğu için

zipline’ın orta yerinde

hızım azaldı ve denizin

üzerinde asılı kaldım :)

Las Cabanas Beach Resort muhteşem

bir yerdi. Cennet desem olur yani. Hemen

ıslak kıyafetleri çıkarıp (Filipinler’

de su geçirmeyen çantalar satılıyor.

Yedek eşya taşımak için hepimiz birer

tane almıştık. Filipinler’ de böyle şeyler

taşımak şart) kurularını giydik sonra

da Filipinler’ in lokal birası San Miguel

söyledik.Filipinler’in meşhur birası, San

Miguel. İki çeşidi var, biri Pale Pilsen diğeri

ise Light. Yalnız Light adına aldanmayın,

alkol oranı az değil, kalori oranı

az. Las Cabanas Beach Resort’da biralarımızı

içip keyif yaptıktan sonra şöför

kardeşle buluşmak için yola düştük

ancak hiç kimsenin gidesi yoktu. Şöför

abiyle buluştuktan sonra tekrar arabalara

doluşup, şelalelerin olduğu trekking

bölgesine doğru yola koyulduk.

Filipinlerde, görülecek, gezilecek, bir

sürü şelale var. Bizim gittiğimiz adı Kuyawyaw

Falls. Ancak oraya ulaşmak

için yine epey bir tırmanmak zorunda

kaldık. Kuyawyaw Falls, o rotadaki ilk

şelale, sonrasında 2 tane daha var. Bizim

arkadaşlar dayanamayıp, atladılar

suya. Arkadaşlar serinleyip de sudan

çıkınca diğer şelaleye doğru tırmanışa

geçtik. Kuyawyaw Falls’a rehbersiz

giriş yasak. İlla ki girişte rehber almak

zorundasınız. Zaten almamışsanız oradan

pek çıkma şansınız yok. Dağ taş

tırmanıp, zor şartlar altında ikinci şelaleye

de vardık nihayet. Bizden önce

Japon kardeşler varmış oraya. 1 metre

suda hepsi can yeleği giymiş vaziyette

takılıyorlar. Bizimkileri düşünüyorum

da, mümkün değil onları giymeleri. Can

yeleğni bırakın, biz parmak arası terlikle

tırmandık o yokuşu.

Tırmana tırmana üçüncü şelaleyi de

gördük ve sonra geldi dönüş yoluna.

Her tırmanışın bir inişi var hesabı. Ancak

iniş tırmanmaktan daha zor. Habire

ayağı kayıyor insanın. O yüzden aklınızda

bulunsun, su geçirmeyen çantanızda

bir tane de spor ayakkabı taşıyın.

Tek parça halinde, bizi getiren aracın

yanına vardığımızda, hepimizin yüzünde

başarmış olmanın verdiği mutluluk

vardı :) Şelale gezisinden sonra yine

otele gidiş, duş vs. ve yine dışarı çıkıyoruz.

Bu sefer İtalyan Restaurant’

a gideceğiz. İsmi, Trattoria Altrove.

Gittiğimizde önü inanılmaz kalabalıktı.

Mecburen sıra bekledik. Trattoria Altrove,

bir binanın ikinci katında. Yukarıya,

dışardan merdivenlerle çıkılıyor ama

yalın ayak. İçeriye ayakkabılarla girmek

yasak. Ayrıca içerisi de çok karanlık.

Bir sürü sıra bekle, sonra da yalın

ayak, karanlıkta otur. Ben hiç sevmedim

mekanı. Alt tarafı makarna yemek

için o eziyeti çekmeye değimez. Zaten

makarnaya da kuş kondurmuyorlar, sıradan

bir makarna. Trattoria Altrove yerine,

Mezzanine El Nido tercih edilebilir

bence. Hep şık hem de aydınlık bir yer.

Yemeğimizi de yedikten sonra, El Nido’

da son turlarımızı atmak için dolanmaya

başladık. Ertesi gün, Balina Köpekbalıkları

dalmak için Cebu Oslob’ a döneceğiz

:)

Bir sonra ki ay da Balina Köpekbalıkları

yazısı var :)


Game On

Detroit: Become H

Ali Erdem Ekşioğlu

3 Yaşam, 3 Mücadele, 3 Hikaye

Oyunun ana karakterleri olan Kara,

Connor ve Markus'ın hikayelerini yazmak

sizin elinizde.

Melodramatik Aksiyon

Quantic Dream'in oyun dünyasına

tanıştırdığı aksiyon yüklü melodramatik

oyunlara yeni ve vurucu bir örnek.


uman...

GameOn Youtube: http://www.youtube.com/user/meaGameOn

Yakın, Karanlık bir Gelecek Duygu Yüklü, Sorgulatıcı bir

Teknolojik gelişmelerin günlük hayata Hikaye

geçişinin hızının en yüksek olduğu İnsanlığınızı teste sunan Detroit: Become

günümüzde, günlük hayatımızı yeniden Human, güçlü karakter ve hikaye yazımı

tasarlayan bir Detroit evreni.

ile sizi konsolunuza bağlayacak.


Gameon

Quantic Dream Stüdyolarının

karanlık bilim kurgu oyunu Detroit:

Become Huma oyuncular ile buluştu.

Quantic Dream'den bekleneceği

üzerine seçim bazlı bir melodrama

hikayesi olarak tanımlayabileceğimiz

oyunda oyuncular Connor, Kara ve

Markus isimli üç android karakterin

hikayelerinşi kontrol ediyor.

Programlamalarından sapan ve

sahiplerine baş kaldıran androidleri

soruşturmak için görevlendirilen

Connor'ın hikayesini takip ederken,

oyuncu dedektiflik görevlerini

üstleniyor. Oyun sizi olay yeri

inceleme, bulgularınızdan çıkarım

geliştirme, şüpheli okuma gibi

konularda sizi test ederken, her

karakterde olduğu gibi ahlaki çizginizi

belli etmenize neden oluyor?

Programlamasında oluşan sapma

sonucu küçük bir kızın sorumluluğunu

üstlenen Kara ise, araştırmadan çok

kaçışta olduğunuz bir hikaye. Kara

ve Alice'in kalacak güvenli bir yer

bulma mücadelesi, seçimlerinize

göre oyunun daha duygusal ve daha

gergin anlarını barındırıyor. Connor

ve Markus'un hikayeleri arasındaki

geçişi yumuşatan ve hikayenin diğer

yönlerine de yeni anlamlar katan bu

iki karakter amaçlarının kesinliği ile

oyuncunun üzerindeki ahlaki seçim

44 / marketing europe & anatolia

Sizin için deneyimleyip

montajladığımız

review videosunu

http://www.youtube.com/user/meaGameOn

adresinden izleyebilirsiniz.

yapma yükünü biraz kaldırsa da yine

de varlığını hissettiriyor.

Benim gözümde oyunun akışını

belirleyen Markus, bir bakıcı android

iken programında oluşan sapma

sonucu başka androidleri serbest

bırakmayı kendine görev ediniyor.

Oyunun birçok kırılma anının

yaşandığı bu hikaye oyuncunun

içindeki gerçek kişiliği ortaya

çıkarmakta da birebir. Bütün seçimler

boyunca kendinizi bir psikolojik

değerlendirme testinde hissedeceğiniz

hikaye aynı zamanda oyunun en

aksiyon dolu ve sonuç yüklü anlarını

da içinde barındırıyor. Connor bireysel

ahlakınızı, Kara şevkatinizi sınarken,

Markus toplumsal bilincinizi teste

sunmakta.

Sürükleyici dramatik hikayesiyle

sizi büyüleyen Detroit evrenindeki

mantık hatalarını görebilmek için

birkaç adım geriye atıp oyunu tekrar

değerlendirmeniz gerekiyor. Bu

açıklar hikayenin akışını bozmasa

da, diğer yolları görmek için tekrar

oynadığınızda gözünüze batabiliyor.

Detroit: Become Human türünün en

iyi örneği dersek yanlış olmaz,Quantic

Dream ve oyun sever herkesin

seveceği bir oyun.


Gameon

Fortnite’tan Güncelleme...

Epic Games’in oyunu Fortnite, 5.30 güncellemesiyle yeni

içeriklere kavuştu. Güncelleme oyuna iki özel eşya ve sınırlı

süreli iki oyun modu getiriyor.

Şok Dalgası Bombası ve Pratik Yırtık

Oyunculara düşme hasarı almadan uzak mesafelere atlama

imkânı veren Şok Dalgası Bombası, rakip oyuncuların

dengesini bozup onları avlamaya da yarıyor. Bombanın şok

dalgası o kadar güçlü ki, rakiplere karşı kullanıldığında onları

savurup duvarların içinden geçmelerine neden olabiliyor.

Bomba; takım arkadaşlarına, araçlara ve rakiplere çarptığında

onlara düşme hasarı vermiyor. İkili olarak düşen Şok

Dalgası Bombası’ndan en fazla altı tanesi çantada taşınabiliyor.

Fortnite’ın 5.30 güncellemesinin oyuna eklediği bir

diğer eşya ise Pratik Yırtık adlı bir küre. Kullanıldığında 10

saniye boyunca haritada kalan yırtıklar bu süre içinde takım

arkadaşları ve diğer oyuncular tarafından da kullanılabiliyor.

Yeni Modlar: 50’ye 50 Som Altın ve Skorun Zaferi

5.30 güncellemesinin oyuna getirdiği ilginç ve eğlenceli bir

mod olan 50’ye 50 Som Altın, şartları biraz daha dengeli

hale getirerek yalnızca en becerikli oyuncuların hayatta

kalabileceği bir ortam sunuyor. Bu sınırlı süreli modda tüm

eşyalar sarı renkli, yani efsanevi sınıfta. Oynanışı 50’ye 50

modla aynı olan bu oyunda herkes aynı türde eşyalara sahip

olduğundan bileği güçlü, refleksleri hızlı olan hayatta kalıyor.

Güncellemenin oyuna eklediği diğer mod olan Skorun

Zaferi’nde kazanmanın yoluysa haritadaki tüm oyuncuları

avlamak yerine belirli bir puana ulaşmaktan geçiyor. Güncelleme

hakkında ayrıntılı bilgi için

https://www.epicgames.com/fortnite/tr/patch-notes/v5-30

adresini ziyaret edin.

Mount & Blade II: Bannerlord...

TaleWorlds Entertainment’ın dünyanın her yerinde milyonlarca

oyuncu tarafından heyecanla beklenen oyunu Mount

& Blade II: Bannerlord, dünyanın en büyük dijital oyun

fuarı gamescom’da yerli ve yabancı basın mensuplarının

beğenisine sunuluyor

Geliştiricisi olduğu Mount & Blade serisiyle dünyanın her yerinden

milyonlarca oyuncunun sevgisini kazanmayı başaran

Ankara merkezli oyun stüdyosu TaleWorlds Entertainment,

serinin son oyunu Mount & Blade II: Bannerlord’u dünyanın

en büyük dijital oyun fuarı gamescom’da bugün görücüye

çıkarıyor. Dünyanın her yerinden basın mensuplarının bizzat

deneyebilecekleri tek kişilik senaryo modu ilk kez gamescom

2018’de gösterilecek. Tek kişilik senaryo modunu deneyen

basın mensupları Mount & Blade II’nin dünyasını arzu ettikleri

gibi keşfedebilecekler. Demo gösterimine katılan gazeteci

ve editörler geliştirici ekibin önceden hazırlamış olduğu

karakterlerden birini seçerek bugüne dek oluşturulmuş en

etkileyici oyun dünyalarından birinde özgürce hareket etmenin

tadını çıkaracaklar.

marketing europe & anatolia / 45


Kültür - Sanat

Horst: Moda ve Portreler...

Leica Gallery İstanbul, Horst P. HorstEstate ve The Art Design

Project işbirliği ile 13 Eylül – 24 Kasım tarihleri arasında

moda ve portre fotoğrafçılığında “Işık Ustası”olarak bilinen

Horst P. Horst’un “Horst: Moda ve Portreler” başlıklı

Türkiye’deki ilk kişisel sergisine ev sahipliği yapıyor.

Doğuş’tan İyi Bir Gelecek, Doğuş ile Gelecek vizyonuyla

kültür ve sanatın gelişimine önemli katkılar sağlayan Doğuş

Grubu’nun LeicaCamera AG işbirliğiyle İstanbul’a taşıdığı

Leica Gallery, moda ve portre fotoğrafçılığında IrvingPenn

ve Richard Avedon ile 20.yüzyılın öncü isimleri arasında

yer alan “Işık Ustası” Horst P. Horst’u ağırlıyor. Horst P.

Horst’un“Horst: Moda ve Portreler” başlıklı Türkiye’deki ilk

kişisel sergisi, 13 Eylül – 24 Kasım tarihleri arasında Leica

Gallery İstanbul’da sanatseverlerle buluşuyor.

Horst P. Horst Estate ve The Art Design Project Miami

işbirliğiyle gerçekleştirilen sergide; Horst’unYves Saint

Laurent, CyTwombly, Paloma Picasso, MarellaAgnelli,

EmilioPucci, ElsaPeretti, DianevonFurstenberg portreleri

sergileniyor.

Alberto Manguel

Dönüş...

Kırmızı

Yayınevi’nden

Manguel

Kedi

Alberto-

okurlarınayaz

mevsiminde tatlı bir sürpriz.

Dönüş aynı zamanda

Türkçede bir ilk.

Tüm dünyada olduğu

gibi Türkiye’de de hatırı

sayılır bir okur kitlesine

sahip olan usta yazar

Alberto Manguel’in

daha önce İspanyolca,

İtalyanca, Fransızca, Almanca, Portekizce ve Arapça

gibi dillere çevrilen ustalıklı novellası Dönüş, Ülker

İnce’nin çevirisiyle ilk defa Türkçede.Manguel’in diğer

novellasıAyrıntılara Âşık Adamda yakında yine Ülker

İnce’nin çevirisiyle Kırmızı Kedi etiketiyle okurlarıyla

buluşacak.

Iskarta Hayatlar...

Ekonomik ve teknolojik ilerlemenin

yan ürünlerinden biri

de ihtiyaç fazlası, gereksiz,

ıskartaya çıkarılmış, faydası

olmadığı gibi sırtımıza yük olan

insanlar. Sanayi Devrimi’nde

yeni üretim yöntemlerinin

bulunması bir yandan da geleneksel

mesleklerin gerilemesine,

atıkların çoğalmasına, sürekli

büyüyen bir “atık insan” ve “insan atığı” sorununa yol

açtı. Geçmişte “gelişmiş ülkeler”, “atık insan”larını ihraç

edebildikleri uzak, ıssız topraklar bulabildiler. Günümüzde,

küreselleşme ve teknolojideki hızlı ilerlemeyle birlikte

atık insan ve insan atığı üretimi yeryüzünün bütün

köşelerine yayılmış durumda. “Yerel” sorunlara “küresel”

çözümler bulmak giderek imkânsızlaşırken, atık

insanların göç yolları tersine dönüyor, kendi ülkelerinin

atıkları olan sığınmacılar ve göçmenler, siyasetçilerin

mahir elleriyle “güvenlik endişeleri”ne kılıf yapılıyor.

46 / marketing europe & anatolia


Kültür - Sanat

Islık Çalan Adam...

Doğuş Grubu’nun 2016 yılında Ara Güler’le yaptığı işbirliği

sonucu kurulan Ara Güler Müzesi, usta sanatçının arşivindenderlenen

“Islık Çalan Adam” sergisi ile Ara Güler’in

doğum günü olan 16 Ağustos’ta ziyarete açıldı. İstanbul

bomontiada’da sanatseverlerle buluşan müze, Türkiye’de

uluslararası niteliğe sahip ilk fotoğraf müzesi olma özelliğini

de taşıyor.

Doğuş Grubu Sanat Danışmanı Çağla Saraç liderliğinde

iki yıldır çalışmalarını sürdüren arşiv ekibi, Ara Güler’in

yüzbinlerce eserinin tasnif, envanter, koruma, sayısallaştırma

ve indeksleme işlemlerini yürütüyor. Arşiv koleksiyonlarının

önümüzdeki dönemde bir portal üzerinden fotoğraf

meraklıları ve araştırmacılara açık hale getirilmesi

hedefleniyor.

Ara Güler Müzesi’nin açılışı, iş, sanat ve siyaset dünyasından

seçkin konukların katılımıyla gerçekleşti.Açılışta

konuşan Doğuş Grubu CEO’su Hüsnü Akhan, Ara Güler’le

dünyada benzeri olmayan bir işbirliğine imza atıklarına

işaret etti.

Vadistanbul Jolly Joker Eylül Ayı...

Vadistanbul’da bulunan Jolly Joker Eylül ayında birbirinden

başarılı sanatçıları müzikseverlerle buluşturuyor. Etkinlik

takvimi şöyle;

1 Eylül Cumartesi, saat 22.00’de Levent Yüksel

7 Eylül Cuma, saat 22.00’de Selami Şahin

8 Eylül Cumartesi, saat 22.00’de Ceylan Ertem

14 Eylül Cuma, saat 22.00’de Gökhan Türkmen

15 Eylül Cumartesi, saat 22.00’de Koray Avcı

21 Eylül Cuma, saat: 22.00’de Hakan Altun

22 Eylül Cumartesi, saat 22.00’de Gökhan Tepe

28 Eylül Cuma, saat 22.00’de Yaşar

29 Eylül Cumartesi, saat 22.00’de Teoman

Rock müziğinin başarılı temsilcisi Teoman Jolly Joker

Vadistanbul’da geçmişten bugüne en sevilen şarkılarını

seslendirecek.

marketing europe & anatolia /47

Hooray! Your file is uploaded and ready to be published.

Saved successfully!

Ooh no, something went wrong!