28.09.2018 Views

Aytek Sever - Hiperbor - IV

Aytek Sever, Şiirler

Aytek Sever, Şiirler

SHOW MORE
SHOW LESS

You also want an ePaper? Increase the reach of your titles

YUMPU automatically turns print PDFs into web optimized ePapers that Google loves.

<strong>Aytek</strong> <strong>Sever</strong><br />

HİPERBOR-<strong>IV</strong>


AYTEK SEVER<br />

Şair, çevirmen. 1981 yılında Bursa’da doğdu. Üniversite ve yüksek<br />

lisans öğrenimini Boğaziçi Üniversitesi ve ODTÜ’de tamamladı. E-<br />

kitap halinde yayımlayacağı, çeşitli alt kitaplardan oluşan <strong>Hiperbor</strong>,<br />

Siòn, Moto Perpetuo, Anka adlı şiir toplamlarının yanı sıra, yayımlanmış<br />

veya e-kitap halinde yayımlanacak olan Emerson (Yaşamın İdaresi),<br />

Thoreau (Doğa ve Yürüyüş Üzerine Seçme Denemeler), Whitman (Ben,<br />

Jack Engle; Benliğimin Şarkısı), Kandinsky (Sesler), Tagore (Firari;<br />

Gitanjali; Meyve Hasadı), D. H. Lawrence (İnsanlar ve Öteki Yaratıklar)<br />

çevirileri vardır.


<strong>Aytek</strong> <strong>Sever</strong><br />

HİPERBOR-<strong>IV</strong>


<strong>Hiperbor</strong> - <strong>IV</strong><br />

<strong>Aytek</strong> <strong>Sever</strong><br />

Kapak Resmi:<br />

‘Tufandan Sonraki Sabah: Musa Tekvin Kitabını Yazarken’<br />

J. M. W. Turner, 1843<br />

1. Baskı:<br />

© İşaret Ateşi, Eylül 2018<br />

E-kitap olarak www.isaretatesi.com sitesinde yayımlanmıştır.<br />

Her hakkı saklıdır. Eserin tamamı veya bölümleri hiçbir yolla<br />

basılamaz, kopyalanamaz, eser sahibinin izni olmadan başka bir<br />

mecra veya internet sitesi üzerinden yayımlanamaz. Alıntılar için<br />

lütfen kaynak gösteriniz.<br />

www.isaretatesi.com<br />

isaretatesi@gmail.com


Deniz’e


İÇİNDEKİLER<br />

<strong>Hiperbor</strong> - <strong>IV</strong><br />

İçinde …………………………………………………………………. 17<br />

Yelkenli ………………………………………………………………. 20<br />

Güneye Uğramak …………………………………………………… 22<br />

İzler …………………………………………………………………… 23<br />

Ayna ………………………………………………………………….. 29<br />

Su ……………………………………………………………………... 30<br />

Kozmik ……………………………………………………………….. 31<br />

Eylem Çılgınlığı ……………………………………………………... 33<br />

İş ………………………………………………………………………. 36<br />

Kalıt …………………………………………………………………... 37<br />

Impulse ………………………………………………………………. 40<br />

Sabah …………………………………………………………………. 43<br />

Mermer Saray ………………………………………………………... 45<br />

Ham …………………………………………………………………... 47<br />

Gezi Rehberi …………………………………………………………. 50<br />

Döngü ………………………………………………………………… 55<br />

Örümcek ……………………………………………………………… 56


Ayarlama - I ………………………………………………………… 58<br />

Ayarlama - II ………………………………………………………… 61<br />

Vasat ………………………………………………………………….. 64<br />

Çekiç ………………………………………………………………….. 66<br />

Işık Sıçraması ……………………………………………………….... 67<br />

Âtıl Kenti Aşmak ……………………………………………………. 68<br />

Aziz ve Köy ………………………………………………………….. 71<br />

Orgi Origo ……………………………………………………………. 75<br />

Sancı …………………………………………………………………... 77<br />

Fantaisie-Impromptu ……………………………………………….. 79<br />

Resonance ……………………………………………………………. 81<br />

Obliquely …………………………………………………………….. 82<br />

Baş Kadın - II ………………………………………………………… 85<br />

Efsane ………………………………………………………………… 87<br />

Burun ………………………………………………………………… 90<br />

Orada ………………………………………………………………… 91<br />

Han …………………………………………………………………… 93<br />

Arjantin ………………………………………………………………. 95<br />

Sarmal ………………………………………………………………... 96<br />

Sineklerle Yaşamak …………………………………………………. 98<br />

Bulut ………………………………………………………………….. 100<br />

Başka Ses …………………………………………………………….. 102<br />

Dutch Craze …………………………………………………………. 104<br />

Sürüp Gitmek ………………………………………………………... 105


İngiliz Yüz ……………………………………………………………. 107<br />

Saçmalamak ………………………………………………………...... 109<br />

Vigil …………………………………………………………………… 113<br />

Pinball ………………………………………………………………… 114<br />

Koy ……………………………………………………………………. 115<br />

Çarpı İşareti ………………………………………………………….. 117<br />

Şafak Vakti …………………………………………………………… 119<br />

Güneş Çağı …………………………………………………………… 120<br />

Fütüristik ……………………………………………………………... 122<br />

Yer ……………………………………………………………………... 123


www.isaretatesi.com<br />

“Sehen wir uns ins Gesicht. Wir sind<br />

Hyperboräer, – wir wissen gut genug, wie<br />

abseits wir leben. ‘Weder zu Lande noch zu<br />

Wasser wirst du den Weg zu den Hyperboräern<br />

finden’: das hat schon Pindar von uns gewusst.<br />

Jenseits des Nordens, des Eises, des Todes –<br />

unser Leben, unser Glück...”<br />

“Kendimize karşı dürüst olalım. <strong>Hiperbor</strong>luyuz<br />

biz, – pek iyi biliriz ne denli kopuk<br />

yaşadığımızı. ‘<strong>Hiperbor</strong>lulara giden yolu ne<br />

karadan, ne denizden bulabilirsin’: Daha<br />

Pindaros söylemişti bunu bizim için. Kuzeyin<br />

ötesinde, buzun ötesinde, ölümün ötesinde –<br />

bizim yaşamımız, bizim mutluluğumuz…”<br />

13


www.isaretatesi.com<br />

14


www.isaretatesi.com<br />

HİPERBOR-<strong>IV</strong><br />

(2010-2012)<br />

15


www.isaretatesi.com<br />

16


www.isaretatesi.com<br />

İÇİNDE<br />

pizzicato ostinato – largo (attaca)<br />

“Neden 573? Neden 500 veya 550 veya 600 değil? Neden<br />

500’lerde bir sayı ve neden 73? 10 olabilirdi, 50 olabilirdi, 100<br />

olabilirdi, 200 olabilirdi, 1000 olabilirdi – ama neden 500 ve 70 ve 3?<br />

Yuvarlak bir sayı olmaması ve özellikle 574 veya 572 değil de 573<br />

olması ne garip! Yok, bu anlaşılır bir durum değil. Kesinlikle. –<br />

Örneğin, bambaşka bir açıdan, matematik dışı bir sebeple, 571<br />

olabilirdi. O zaman derdik ki Hazreti Peygamber’in doğum yılına<br />

denk düşüyor. Dinsel bir şifre olarak alabilirdik. Sayının gizemi<br />

beslerdi bizi. Susabilirdik. Ama 573 nedir ki? Hazreti Peygamber<br />

desek, iki yaşında. Bu neyi ifade eder? Eğer onu bu bakımdan anlamlı<br />

(şifreli) bulacak olsak, yalnızca 573 değil, 571’e yakın 560-580 arası<br />

tüm sayılar bir gizeme bürünür, hatta belki de 500-700 arası tüm<br />

sayılar ‘şifrelenirdi’, ki bu da bizi bir yere vardırmaz. – Hiç değilse<br />

575 olsaydı! Matematiksel bir bakış açısıyla, o durumda derdik ki, ‘bu<br />

en azından 25’in katıdır, o da 100’ün dörtte biridir; 100 temel bir<br />

sayıdır, büyüklük ifade eden milyonlar, trilyonlar, septilyonlar,<br />

kentilyonlar hep 100’den türemişlerdir; o halde 100’le ilişkili olmak<br />

önemlidir – ve bu da ilişkili, tamam işte.’ 573 değil de 575 olsaydı<br />

bunu söyleyebilir, sayıyı benimseyebilirdik. – Ama değil! Bu, 573!<br />

17


www.isaretatesi.com<br />

573!! 5 tane 100 ve 7 tane 10 ve 3 tane 1! Ve ne kadar zorlasan da bu<br />

hiçbir şeye uymayacak! Karşına 573 geldi! 573! Budur karmaşan,<br />

budur açmazın! Ense köküne giren kramp budur; kıvranışın, aşılmaz<br />

sıkıntın budur! Hamur gibi yoğrulacaksın, şekilde şekle gireceksin.<br />

Seni teslim alan 573! 573!! Tam şu anda, ne yapsan etsen 573’ün<br />

boyunduruğundan kurtulamazsın! Aslında bu, ne zor bir bilmece, ne<br />

de kolay bir bilmece: 573’ün bilmecesi daha en baştan sorulmaması<br />

gereken bir bilmece!”<br />

Dörtduvarla çevriliyim, ama dışarının turkuaz ışığının<br />

radyoaktif bir etkiyle içeri sızdığına, beni sakinleştirdiğine<br />

inanıyorum. Burada kübik kızlar var ve onların koltukta<br />

kaykık oturuşlarından öyle bir tropik hava yayılıyor ki,<br />

dörtduvarla çevrili olduğumu büsbütün unutup Hint<br />

Okyanusu’ndaki gemileri ve onların ipeksi yelkenlerini<br />

düşlemeye koyuluyorum. Odanın her tarafına asılı çamaşırlar<br />

bu arada canavarca kuruyor ve birtakım ejderhalara, ifritlere,<br />

şahmaranlara sevecen bir gözle bakmamızı sağlıyor.<br />

İçeride onca radyoaktivite. Renkler bir parlıyor, bir<br />

sönüyor. Sanki kıyı köşe, öteberi şok sıcakla ve şok soğukla<br />

nefes alıp veriyor. Takip edebilmek imkânsız. Ardışıklık var,<br />

süreklilik yok. Zaman kesik kesik ilerliyor. Hatta buna göre hiç<br />

ilerlemiyor, çünkü birer kesit olarak algıladığımız her zaman<br />

aralığı diğerlerinden kopuk ve yalıtılmış, kendi gerçekliği<br />

içinde tek başına duruyor. Yani zaman kesit kesit. İşte sepya<br />

renkli bir doku. Hemen kabuk değiştirdi: altın bir doku. İşte<br />

eflatun. İşte fosforlu yeşil. İşte uçuk mavi. İşte kirli beyaz. –<br />

18


www.isaretatesi.com<br />

Önü alınamayan bu değişimlerin kaynağı belki de çok<br />

uzaktaki bir gök cismi, örneğin Satürn ve onun halkalarıdır:<br />

Uğultular bize kadar ulaşıyor, pelte gibi titriyoruz (ben, kübik<br />

kızlar ve canavar çamaşırlar).<br />

Sonra susuyoruz da. Zamanın zemzeminden dev bir<br />

zambak doğacak diye sabırla bekliyoruz. Ha gayret. Bu arada<br />

keşişvari bir tavırla, her türlü eylem ve duyumdan sakınıyor,<br />

bizi altüst edebilecek etkenlerden kendimizi koruyoruz, ancak<br />

sayısız dürtülerin mayın tarlasında ilerlemek de bir o kadar<br />

zor. Sütü, kıvılcımı, kıbleyi düşünerek oyalanıyoruz; istiyoruz<br />

ki su terazisindeki baloncuk kadar şaşmaz bir rehberimiz<br />

olsun. Oysa her adımımızı pürdikkat basacağız derken öyle bir<br />

eğilip bükülüşümüz var, hareketimize habanera çalsalar içini<br />

karartırız müziğin.<br />

Bu, öyle ya da böyle her türlü darboğazdan sağ salim<br />

geçirmeyi başarabildiğimiz sağlıklı anahtarı nihayet katrana<br />

batırmaya da zorlanmamız demektir ki – insan o durumda en<br />

iyi bildiği düşsel armayı bile unutur.<br />

19


www.isaretatesi.com<br />

YELKENLİ<br />

suyun sıfatı gibi süzülüyor<br />

açıktan geçen yelkenli<br />

hassas bir çizgide<br />

açıktan geçen yelkenli<br />

denizi ve göğü<br />

raptiye gibi birbirine tutturmuş<br />

açıktan geçen yelkenli<br />

yazı tamamlıyor<br />

açıktan geçen yelkenli<br />

kartpostalı andırıyor<br />

açıktan geçen yelkenli<br />

kuş tüyüdür, pamuktur, soluktur<br />

20


www.isaretatesi.com<br />

açıktan geçen yelkenli<br />

ne olan ne bozulan<br />

kararlı bir tutulmadır<br />

açıktan geçen yelkenli<br />

benim yelkenlimdir<br />

açıktan geçen yelkenli<br />

anbean uzaklaşırken hâlâ kendisi<br />

açıktan geçen yelkenli<br />

21


www.isaretatesi.com<br />

GÜNEYE UĞRAMAK<br />

Sütbeyaz bir gündüz düşüyle derin bir soluk alarak,<br />

gözbebeğimin saliselik bir pırıltısıyla duyuverdim hayatımın<br />

gövdesini: Gün ortasıydı, kısa bir yürüyüşle dışarıdaki hayata<br />

karışmaya hazırdım.<br />

Evden çıktım, ben mahallenin alelâde sakini. Kapıcı<br />

selamımı aldı. İndim uzun yokuşu. Kuytuda öpüşen liseliler<br />

vardı. Çalıların arasına kaçtı bir tekir. İhtiyarlarla göz göze<br />

geldim. Yol kenarındaki çiçeklere baktım: çiçek oldukları için –<br />

bir zorluğu yoktu bunun. Ama çamların parlak iğne<br />

yapraklarının ucunda, bu en uslu anımda bile, birdenbire,<br />

doymak bilmez bir güney özlemi… Ve parktaki göletin<br />

kıyısında alaca Mağrip karaltıları. – Alassio!<br />

Süt aldım. Elma aldım. Ekmek aldım. Su içtim çeşmeden.<br />

Yeşil kuşu işittim.<br />

Mahallenin üst yakasında, göreceğim pembe gölgeli<br />

sokağı da gördükten sonra, artık eve dönebilirdim: Güneye<br />

uğramıştım.<br />

22


www.isaretatesi.com<br />

İZLER<br />

unutma diye sevgilim<br />

göğün kurşun gibi<br />

ağırlığıyla ezilirken<br />

akşam üzeri kapkara kent,<br />

bedenimden ikinci bir beden olup<br />

ben direnmiştim bir tek,<br />

kaskatı bir baloncuk:<br />

hatırla sevgilim,<br />

yanında kalıp gibi dururken hatırla beni.<br />

oydum ben,<br />

unutma o halimi:<br />

boşluktan ibaret olabilecekken<br />

dolu oluvermiş bir dünyada<br />

neden bir şey tekrar<br />

bomboş olursa ––<br />

etrafımı çepeçevre saran<br />

23


www.isaretatesi.com<br />

ama konumumu tehlikeye atar diye<br />

uzanıp değmeye çekindiğim yoğun dünya<br />

o bir yanına inme inmiş<br />

öbür yanı aşırı gelişkin haliyle<br />

beni yerime mıhlar,<br />

sonra gözlerime taşınır görüntülerle:<br />

zihnimin gözbebeği içindir,<br />

pagodalar, ışıklı tabelalar ve caz dinletileri<br />

vardır Japonya’da.<br />

akar gider görüntüler,<br />

şurada burada<br />

mantar gibi biter fenomenler,<br />

izlerim kesintisiz süreci,<br />

sezerim olanları<br />

olacakları,<br />

yaklaşanı anlar<br />

ve köşenin ardını bilirim<br />

daha dönmeden:<br />

kapı çalındığında<br />

geleni haber almışımdır çoktan.<br />

hareketi düzenlediğim,<br />

karmaşaya yön verdiğim,<br />

geçişleri sıraya koyduğum,<br />

24


www.isaretatesi.com<br />

aşamaları önümde<br />

bir yandan diğer yana<br />

perde perde kaydırdığım<br />

ve olanları durdurup ilerletebildiğim<br />

herkesten gizlidir ya ––<br />

uzanıp dokunsaydım,<br />

içine karışsaydım,<br />

bambaşka olurdu her şey<br />

ve yaşamın düzeni<br />

ve herkes ve ben.<br />

binaların üzerindeki<br />

köşeli gök kesitleri<br />

ya da ağaçlar arasından uzakta görünen<br />

alacalı dağ parçaları<br />

varlıklarını kendi başlarına<br />

sürdüremeyeceklerine göre,<br />

onları kımıldatacak maracas’ı<br />

şimdi boşlukta sallayabilirim:<br />

tufandan sonra<br />

gücümün güvercinini<br />

gagasında zeytin dalıyla<br />

geri getirin bana,<br />

irademin aşkın düşünü getirin!<br />

25


www.isaretatesi.com<br />

sahanlıkta ışığa uyanmış<br />

dua çiçeğini gördüğümden beri<br />

ben de aynı ışıkla<br />

uyanığım bugün.<br />

seninle ikimiz, sevgilim,<br />

aylak bir güne<br />

bir faciayı yakıştırmayalım diye<br />

parlak film karelerine sığındık<br />

onlar birer vecd tasviriymişçesine,<br />

istedik ki baştan ayağa yıkasın bizi<br />

başka bir dönemin nesnelliğini<br />

anıştıran gramofonlar, biblolar, kül tablaları,<br />

raflar, cilt cilt kitaplar.<br />

geyik başlarıyla, ayı postlarıyla<br />

ve şövalye zırhlarıyla<br />

ürperdiğimiz film odalarında,<br />

uzayan gün ışığı çizgileri boyunca<br />

yağ gibi kaydığımızı<br />

hissetmeye nasıl da açtık ––<br />

zar zor dolanıp geldiğimde<br />

yatırlı cami avlularından,<br />

hasat mevsimi akşamlarının<br />

26


www.isaretatesi.com<br />

sancılı çınıltılarından<br />

ve atların soluk soluğa koşturduğu<br />

ateşli bozkırlardan<br />

(ey orak<br />

ve ey yukarıdaki<br />

yarım ayın tuhaf sevinci!)<br />

–– anla beni, bil:<br />

sana gelmişim.<br />

tabağımızdaki karamelde<br />

Sahra Çölü’nün<br />

tüm susuzluğuna bedel<br />

bir istem.<br />

ve nasıl da hazırladım hep<br />

ikimiz için<br />

akışkan kentin kovuklarında<br />

keşfedilmeyi bekleyen<br />

harikalarını gecenin:<br />

kavuniçi kavşaklar,<br />

tunç heykeller,<br />

tapınak girişi gibi uzanan merdivenler<br />

geçiyor yanımızdan sıra sıra,<br />

vitrinlerde lüksün ışıltısı ve<br />

duvarlarda gizemli afişler parlıyor,<br />

27


www.isaretatesi.com<br />

bir yandan da işte, masum öykümüz hep<br />

geri geliyor bize<br />

uyduğumuz alelâde pop melodilerinde:<br />

–– ısrarla geri döndüğümüz çocukluk!<br />

oradaki ev!<br />

kış dallarındaki tanıdık son!<br />

28


www.isaretatesi.com<br />

AYNA<br />

-otoportre-<br />

29


www.isaretatesi.com<br />

SU<br />

30


www.isaretatesi.com<br />

KOZMİK<br />

Karanlık gece göğünde kireç beyazı bulutun köşesinden<br />

açılan girdapsı uzantı, tümseğin ardında Prokofyef denizlerini<br />

çamur rengi bozkırın ucundaki sedde kadar uyarıyor. Bu,<br />

gecenin başlıca olayıdır.<br />

“Size söylüyorum dostlarım. Uzayın ortasında, gezegenin<br />

üzerindeyiz. Eylemlerimizi birtakım insancıl ölçütlere<br />

dayandırmamız bekleniyor bizden; ama bu mümkün mü? Bizler her<br />

an sonsuzdayız; ve ne tarih ne de kültür bize bir şey ifade ediyor.<br />

Eylem de hep uzayda – ve biz her işimizde tek başımızayız. Kaynak<br />

da kişisel, bağlam da. Haksız mıyım? Şimdi örneğin hepimiz topluca<br />

dolunayın karşısına geçecek olsak, her birimiz kendi dolunayının<br />

karşısında durur.”<br />

Bir olaydan diğerine, bir mekândan<br />

diğerine hızlı geçişlerle ilerliyorum. Bunlar<br />

neye göre sıralanıyor? Zamanı neye göre<br />

kullanıyorum? Kılavuzum ne? Kâh uyuyorum, kâh<br />

uyanık, kâh öğle güneşinin altında son hız<br />

31


www.isaretatesi.com<br />

koşuyorum, kâh koltukta oturup kalmışım,<br />

metalik yüzeydeki yansımayla duyu oyunları<br />

oynuyorum. Ben gücümü sınarken içimde işleyen<br />

düzenek nedir? – Varlığın sonsuz muamması<br />

içinde, örneğin bir kedi, tür-bilincinin<br />

koşulladığı kesin birtakım davranış<br />

kalıplarına ve bir ritme sahiptir. Peki ama<br />

benim şimdi pencereye giderek gece ufkundaki<br />

kasaba ışıklarında gördüğüm insanlık yazgısı,<br />

tür-bilincimin neresine aittir?<br />

32


www.isaretatesi.com<br />

EYLEM ÇILGINLIĞI<br />

Eylemek göründüğü kadar kolay değil. Durup dururken nasıl<br />

eyleyebilirim? Evvela güçlü kaynaklara, dayanaklara, gerekçelere<br />

ihtiyacım var. Bir aşamadan diğerine kesintisiz, akıcı bir şekilde<br />

ilerliyor olmalıyım. Capcanlı bir dürtü, parlak bir hedef taşıyor<br />

olmalıyım kendimde. Bir öncesi ve sonrası olmalı yapacaklarımın.<br />

Ya bunların hiçbirine sahip değilsem, sağlam bir eylem zemini<br />

bulamıyorsam? Boşlukta kalmışım demektir – ve durup dururken<br />

eyleyemem.<br />

Oysa kaynaklar güçlü, gerekçeler capcanlıyken kişi tam da öyle,<br />

durup dururken eyler, kendiliğinden eyler: Deneyimlerin her türlüsü<br />

geçerli bir zemine oturur ve özgün bir sıralanışla anbean onaylanır.<br />

Basitmiş gibi görünen bu kendiliğindenlik, en taklit edilemez<br />

şeydir aslında. Eğer boşluğa düşmüşsem, iradenin dinamizminden<br />

yoksunsam, çırpınıp dururum ve öz varlığımla zamanın içgüdü<br />

ölçeğindeki uyumu demek olan eylem döngüsünü yeniden kurmak<br />

için akla (tasarılara), kaba kuvvete (kestirme yollara), büyüye<br />

(ayinlere), rastlantıya (kumara), kısacası eldeki tüm araçlar setine bel<br />

bağlar, bir onu bir bunu denerim; özne olmanın paha biçilmez<br />

33


www.isaretatesi.com<br />

değerdeki sudan sebeplerini yeniden bulmak adına her an şansını<br />

zorlarım.<br />

Tıpkı şimdi yaptığım gibi. Bir süredir yitirmiş olduğum<br />

kendiliğindenliğin ikamesini, onu taklit edebilecek belirli bir mekaniği<br />

kurarak, yani en olmadık yoldan yapmaya çalışıyorum. Kaba kuvveti,<br />

büyüyü, kumarı bir kenara bırakabilsem de, mantığımı, tasarılarımı,<br />

mekanik düşünüşümü tam mesaiye koşmaktan başka yol<br />

göremiyorum.<br />

Koşullara dair yoğun bir inceleme, yorum, ölçüm, sınırlama,<br />

kodlama, dizgeleştirme çalışması içine girmiş olmam işte bundan.<br />

Hem öğrenme, anlama, tasarlama, hem de uygulama anlamında<br />

zorunluluklara ve olanaklara dair işaretlere hâkim olarak bir bilgi<br />

dağarcığı oluşturmaya ve etkin beceriler geliştirmeye çalışıyorum;<br />

yeterince karmaşık düşünebileceğimi ve bağlamla hareket etme<br />

duyarlılığı gösterebileceğimi umarak, yönetebileceğim mekaniği<br />

kurmaya uğraşıyorum. (Böylece eylemi tüm boyutlarıyla işler bir<br />

bütün olarak bir arada tutabileceğim, yönelimlerimi ve dürtülerimi<br />

en geniş çemberlerin etkisine açabileceğim ve yeniden düş<br />

görebilmenin esenliğiyle doğal bir damardan akmaya<br />

başlayabileceğim kritik eşiği bekliyorum.)<br />

Fakat sonuç almaya yaklaştığımı düşündüğüm<br />

her defasında karşıma bir ifrit dikiliyor ve<br />

uğursuz sözler kusarak beni hiçliğe boğuyor<br />

yeniden:<br />

“Bir ibren yok, gideceğin yön belli değil<br />

hâlâ! Yürüyeceğin yolu net olarak<br />

34


www.isaretatesi.com<br />

göremiyorsan, buradan veya şuradan yürümen<br />

arasında bir fark yoksa, senin için bir yol da<br />

yok demektir!<br />

Yaşanmışlıkların seni her şeyin<br />

ortasındaki bu yokluğa çıkarıyor... Çünkü<br />

bulunduğun yerden hareketle, bu tarafa da<br />

gitmiştin, şu tarafa da: Şimdi hepsi mümkün<br />

görünüyor sana; aynı anda her yönü istiyorsun;<br />

mesele bir seçim yapmak kadar basit olduğuna<br />

göre her şey birbirine denk görünüyor!<br />

Aradığın işaretleri bulamıyorsun. Mührünü<br />

vurmak istiyorsun dünyaya, ama kabul et, böyle<br />

bir mührün yok.<br />

Peki, durma gene de; gerekçeli ya da<br />

gerekçesiz yap hamleni, ilerle; mademki<br />

harekete koşullanmışsın, yüklen kendine, son<br />

sürat koş, saldır boşluklara, ne olduğunu<br />

bilmediğin uçları zorla, soluksuz kal,<br />

uğuldasın kulakların, zihnini bulandır,<br />

olmayan bir menzilde bakışlarını tüket,<br />

dürtülerin arı kovanı ol ve posasını sık adına<br />

hakikat dediğin yumrunun; kanındaki zehirle ve<br />

uzuvlarındaki arızayla debelenip dur; her an<br />

başla ve bitir, her taşın altına bak, her<br />

kapıyı arala, her vanayı çevir, her kapağı<br />

ittir; sakın durma dinlenme, hız kesme, hücum<br />

et, gücünün son zerresinde hiçliğin çölünde<br />

yığılıp kalana dek tam yol ileri!”<br />

35


www.isaretatesi.com<br />

İŞ<br />

36


www.isaretatesi.com<br />

KALIT<br />

storm in the piazzetta<br />

Şimşek çaktı ve meydanı aydınlattı. Gün boyu bir türlü<br />

yakalanamayan belli bir bütünlük algısı o an orada kemikleşti.<br />

Bu hiç beklenmiyordu, nasıl oldu, nereden çıktı bu şimşek? –<br />

Şimdi, geri dönüş yoktur artık. Işığın parlayıp söndüğü anki<br />

görüntü gerçekliğe kalıttır.<br />

En karanlık durumda bulunmuş anlık aydınlık. Peki biz<br />

orada neler gördük? Işık çaktığı an kaçınılmaz bir şekilde<br />

gördüklerimiz, görmek istediğimiz türden bir şeyler miydi?<br />

Gökyüzü gün boyu kapkara bulutlarla kaplıydı; boz<br />

bulanık hava hâkimdi kente. Meydanın geniş açıklığı, taş<br />

binalar, kule, yüksek sütunlar, heykeller, sokak aralıkları ve<br />

beride uzanan kanal karanlık günün kasvetinde kaybolup<br />

gitmesin diye insanlar akın akın gelerek kalabalık tuttu<br />

meydanı. Kentin kalbi boş kalmasın, tüm o anıtlar ve yapılar<br />

hiçliğe yenilmesin, kalabalığın curcunasıyla insancıl bir tanım<br />

hüküm sürsün, olan olmayana üstün gelsin istediler.<br />

37


www.isaretatesi.com<br />

Gelişigüzel bir tören çağrısı sebep yarattı, her kesimden<br />

insanlar gelip toplandı. Asiller, ruhban sınıfı, muhafız<br />

bölükleri, yabancı konuklar, tüccar ve zanaatkârlar, sıradan<br />

halk, bando, dansçılar, hokkabazlar, satıcılar, düşkünler,<br />

dilenciler indi meydana. Her köşede birtakım marifet<br />

gösterileri, söylevler, konserler, oyunlar, danslar sürerken,<br />

buluşma beklenen sonucu kısa sürede vermiş gibiydi. – Ama<br />

acaba saray, kilise, idari binalar, kütüphane, kule, kanal ve<br />

sütunların görkem için bıraktığı, belli bir büyüklüğü arayan<br />

tanımsız genişliğe böyle zorlama bir cümbüşle gerçekten<br />

karşılık verilebilir miydi; böyle bir tören, meydanı doldurmaya<br />

yetebilir miydi?<br />

Son sözü şimşek söyledi: en karanlık anda saniyelik bir<br />

ışık patlaması. Aniden beliren garip yüzeyler, yansımalar,<br />

gölgeler; sarayın gotik cephesi, kilisenin iskelet gibi parlayan<br />

kemerleri ve beyaz kubbesi, ürpertici mozaikler, grotesk<br />

masklar, mermer sütunların üzerinde şaha kalkmış at ve<br />

kanatlarını açmış kartal heykelleri, iblisler. Bir saniye sonra her<br />

şey daha da karanlığa gömülmeden ve fırtına kopmadan<br />

evvel. Işığın karanlıktan anlık geçişiyle çıplak, vurucu bir<br />

gerçeklik yakalanmıştır: Üstesinden gelinebilir mi böyle kesin<br />

bir şeyin, bıraktığı dehşetli iz giderilebilir mi?<br />

Çılgın bir yağmur başladı. Kalabalık kaçışıyor. Ara<br />

sokaklara hızla dağılıyor halk. Colonnato’ya sığınıyor<br />

çalgıcılar, dansçılar, dilenciler. Asillerin arabaları bir bir<br />

hareket ediyor, kanaldan tekneler ayrılıyor. Muhafız bölükleri<br />

uygun adım gidiyor. Rahipler kiliseye dalıyor. Atlılar her yöne<br />

38


www.isaretatesi.com<br />

dağılıyor. Kuvvetli boralar koptukça sarsılıyor ortalık, gök<br />

gürlüyor. Hizmetkârlar bayrakları, meşaleleri, zilleri, süsleri<br />

toplamaya çalışıyor. Bonfire istifi devriliyor. Kütüphanenin<br />

kararmış duvarlarından oluk oluk su süzülüyor. Çarşı yolunda<br />

köpekler uluyor, yüksek kovuklara kuzgunlar tünemiş. – İşte,<br />

aryanın sonu.<br />

Sarayın görünmeyip de sezilen ardında, çağın tüm yarım<br />

kalanlarının, olamamışlarının, olup da yitmişlerinin çizdiği<br />

tarihsiz evren…<br />

39


www.isaretatesi.com<br />

IMPULSE<br />

I.<br />

the odd gleam on the contours<br />

of this favorably-shaped rock<br />

that I recognize so intensely now<br />

corrects my severe being<br />

that knows no relief<br />

were it not for to retrieve<br />

an emblematic sign<br />

pertaining to the ultimate<br />

approval of things.<br />

II.<br />

enormous clouds<br />

fluttering along dry heights<br />

with summerly elusion<br />

suddenly prompt<br />

a gaze in my eye<br />

beyond the urban expanse<br />

40


www.isaretatesi.com<br />

up to the hilltop<br />

leading me on<br />

to the primeval sun<br />

right on my forehead.<br />

III.<br />

gusts around<br />

the spiritually-full<br />

passive volcano<br />

perpetually urge the city to reassert<br />

the ghostly mass of buildings<br />

all so doubtful of<br />

existing precisely.<br />

<strong>IV</strong>.<br />

as if trapped<br />

in a time loop,<br />

the eye comes<br />

back and back<br />

to the same set of<br />

sunlit trees on the landscape<br />

to repeat the feeling<br />

of a forward and reverse<br />

alchemy of dark and light.<br />

41


www.isaretatesi.com<br />

V.<br />

in this material world<br />

conditioning my obscure vitality<br />

I have this impulse only<br />

to watch a fire that is burning<br />

totally independent of<br />

my watching it burning.<br />

42


www.isaretatesi.com<br />

SABAH<br />

fırat çetin’e<br />

Şafak aydınlığı. Durgun dallar. Boşluk, sessizlik. Doğa,<br />

düzen, denge: Başlangıç tınısı.<br />

İnce bir pus. Toprakta titreşim. Belli belirsiz bir esinti.<br />

Bahar ürpertisi.<br />

Göz kamaştırıcı huzmeler. Çalılık, havuz, taş yol.<br />

Çimenler, patika, sarmaşıklı duvar. Tellere tünemiş guguk<br />

kuşları. Buğulu bir uyumla bir araya geliyor renkler.<br />

Ferah bir nefes. İpeksi yapraklar. Parlak yüzeyler, madenî<br />

yansımalar. Olağanlığın tılsımı, kesintisizlik. Esenlik yayan<br />

hareler. Sadelik, ilintiler; kaynağı belirsiz, güçlü bir<br />

denizaşırılık.<br />

Doğanın eşsiz birliği! Havanın ve ışığın yoğun hacmi.<br />

Ara sıra bir çınıltı; bir tuba sesi derinden, flüt. Aşama<br />

aşama olgunlaşan eylem, sağduyulu adımlar, hareket, dürtü:<br />

Bir ev, bir menzil; yolculuk kıpırtısı, gidiş.<br />

43


www.isaretatesi.com<br />

Olacaklara inancım tam. Gün başlıyor. Çoğalarak<br />

geçiyorum odalardan, bahçelerden, çıkıyorum kapılardan.<br />

Seziyorum eşyaları, kavrıyorum boşluğu, hızlanıyorum.<br />

Dakikalar taptaze. Arındığımı duyuyorum her eşikte; pırıltılar<br />

saçıyorum.<br />

Hissediyorum bambaşka bir ruh haline sıçrayacağımı;<br />

hem heyecanlıyım hem temkinli. Hazırım en geniş çemberlere<br />

çıkmaya; bir döngü başlıyor; yönüm dünya: Gökler, tepeler,<br />

ormanlar…<br />

Bulutlar, ufuk – ve işte ışığa boğulmuş gün! Salt nesnel<br />

değil artık kent ve doğa: Büyük bir gizeme doğru kat kat<br />

açılıyor yüreğim…<br />

44


www.isaretatesi.com<br />

MERMER SARAY<br />

mermer saray<br />

bembeyaz yanıyor<br />

kum ve gökyüzü arasında.<br />

mermer saray<br />

bembeyaz yanıyor ––<br />

güneşe karşı<br />

inci, lületaşı, fildişi.<br />

mermer saray<br />

doğuya yaslanmış,<br />

çölü ayakta tutan destek.<br />

mermer saray<br />

çoğalıyor kendinde,<br />

zamanda yoğun bir kovuk.<br />

45


www.isaretatesi.com<br />

mermer saray olmasa<br />

olmazdı tutku, buhran, savaş,<br />

gelişim ve felaket.<br />

mermer saray<br />

titreşip sarsılıyor kavurucu sıcakta,<br />

belki de bir serap:<br />

dönüp dalgalanıyor,<br />

bir var bir yok,<br />

boşlukta kayıp,<br />

–– tarihe kördüğüm.<br />

mermer saray nerede?<br />

çölü altüst ettiğinden beri<br />

geri dönemiyor olduğu yere.<br />

46


www.isaretatesi.com<br />

HAM<br />

-fotoğraf negatifi-<br />

Okyanusun insansız bir köşesi burası.<br />

Karanlık öğle sonrası havası, çalkantılı sular, birkaç kaya<br />

kütlesi. Bir fok sürüsü oynaşıyor, ara ara su kuşları geçiyor.<br />

Havada yoğun nem, zerreler, buğu. Soğuk boralar esiyor.<br />

Sular dalgalı ve köpüklü; bir iniyor bir kabarıyor boz<br />

bulanık yüzey, karışıyor.<br />

Kaya kütleleri çıplak, dalgalarla aşınmış, kırıklı, oyuk,<br />

süngerimsi, delik delik.<br />

Fok sürüsü dağınık, hareketli, gürültücü. Su kuşları<br />

oynak, çabuk, sinsi; bir orada bir buradalar, yağmurda takip<br />

edebilmek zor.<br />

Biz fotoğraf karesi düşkünleri, burada, olanın kendisini<br />

yadırgıyoruz; bir kompozisyon, bir kurmaca arıyoruz;<br />

bağımlıyız ona; o olmadığında ne yapacağımızı bilemiyoruz.<br />

Kendi halinde bir yer burası; olduğu gibi bir yer; neyse o<br />

olan bir yer. Her köşesi, her parçası bağımsız, özerk:<br />

birbirinden, ama asıl bizden! Âna vermeye çalışıyoruz<br />

47


www.isaretatesi.com<br />

kendimizi; her bölgede ayrı bir şey oluyor: Bunlar nasıl bir<br />

araya gelecek? – Gelmek zorunda mı? Aynı mekânda aynı<br />

zamanı paylaşıyor olmanın bir aradalığı onları bu bir aradalık<br />

durumunun neyse o’su dışında nasıl bir araya getirebilir, sırf<br />

biz istiyoruz diye? Alıştığımız anlamda bir bütünlüğü var mı<br />

buranın, yoksa onu kendi bütünlüğümüze tâbi kılmayı<br />

denemekten vazgeçip, onun mu bizi kendi bütünlüğüne tâbi<br />

kılmasını beklemeliyiz? – Ama bizler hiç alışık değiliz buna.<br />

Sudaki çalkantı, girdap ve kırılmaları, kayada tünemiş<br />

kuşun rüzgârda titreyen ıslak tüylerini, fokların kapkara<br />

nokta-gözlerle bakışmalarını, soğuk havayı ve açıktaki<br />

dalgaları birbiriyle ilintilendiren ne olabilir? – Bize göre mi,<br />

onlara göre mi?<br />

Biraz daha, bir kere daha tarayalım manzarayı: kaya<br />

kümesinin sudaki dağılımının esinlediği denge ve plan fikri;<br />

büyükçe bir dalga zerreler ve köpükler sıçratarak kayaya<br />

vurduğu anda ufukta çakan şimşek; oynaşan foklar ve uçuşan<br />

kuşlardaki birlik… – Bunlar belki de böyle ilintilendirilmemeli!<br />

Bu çerçeve belki hiç de orada değil: Dışarıdan bakan göz oraya<br />

yabancı ilgiler atfediyor belki de.<br />

Kısacası, varlığı göz’ü önceleyen, göz’e ihtiyaç duymayan<br />

bu insansız bölgenin dışarıya görsel anlamda gerçekten bir<br />

çerçeve sunduğu şüpheli. – Öyle bir çerçeveyi dışarıdan<br />

almaya hazır olduğu da!<br />

Çünkü buranın iç bütünlüğü ve somut gerçekliği, eğer<br />

varsa, daimi bir akışın parçası olmasında yatıyor. Ve donuk bir<br />

fotoğraf karesinden daha gerçek o haliyle. Anları yok;<br />

48


www.isaretatesi.com<br />

kesintisiz ilerleyen zamanın ta kendisi yansıyor burada;<br />

okyanusun bu köşesi tüm varlığıyla sürekli bir değişim<br />

içerisinde; zamanda kapalı bir hücre değil, önce ve sonrayı<br />

içine alan sonsuz bir şimdi olarak akıp gidiyor hep. Daima<br />

geçiş ve dönüşüm halinde, oluyor, yok oluyor, başka türlü<br />

oluyor, yeninin yolunu açıyor, yenide yok olup gidiyor; ve bu<br />

öylesine kendiliğinden ve topyekûn oluyor ki tespit edebilmek<br />

(fotoğrafını çekebilmek!) imkânsız.<br />

İşte bu yakalanamaz, zaptedilemez, kaydedilemez<br />

değişimi bazı nadir anlarda kendi yaşamlarımızın akıcılığı ve<br />

erişilmezliği içinde, varoluşun ana damarı olarak duyar, esas<br />

gerçekliğe ulaşırız – ve pek özel, yabanıl bir duyarlılık uyanır<br />

içimizde, etrafımızda: Sözgelimi, gecedir, elektrikli bir çarşaf<br />

kaplamıştır göğü; dört bir yanı tarar irade; gizemli bir<br />

yoğunluğa bürünmüştür varlıklar; havada belirgin bir kokuyu<br />

andırır Zeitgeist; tınlayıp uğuldamaktadır karanlık; kavaklar<br />

arasından uzakta görülen sıra sıra lambaların ötesi uyku<br />

nekropolüdür, kara havzadır, ayin tarlalarıdır…<br />

49


www.isaretatesi.com<br />

GEZİ REHBERİ<br />

ya hiç ilinti yok –<br />

ya da ilintilerle dolup taşıyor dünya<br />

Guernsey sahilinde<br />

evin verandasından gece:<br />

okyanus sularının alacakaranlığında<br />

konuşanları ansızın susturan<br />

mutlak sır.<br />

Brugge üzerinde gökyüzü<br />

mavi akşamlarda<br />

bütün saat ve çan kulelerinin ötesinde<br />

doğaüstü bir çınıltıyla<br />

yankılanır.<br />

Paris’te sessiz loş bir oda<br />

gün ortasında bazen<br />

tenselliğin ürpertici başkalaşımları için<br />

50


www.isaretatesi.com<br />

zamandan yalıtılmış<br />

bir laboratuvardır.<br />

İkindi vakti<br />

çiçekli desen desen bir tavanarasında<br />

yeşilimtırak aydınlıkta<br />

uyuyakalan Cenovalı kız,<br />

olayların kaotik zincirini kırıp<br />

tek tek bütün nesnelerin<br />

esenlik dolu istirahatini<br />

sağlamıştır.<br />

Su dolu bir kavanozda<br />

fırtına kopar,<br />

ışığın göz kamaştırıcı rüyası başlar,<br />

Viyana ormanları<br />

yaz efsaneleriyle dalgalanır.<br />

Pistonlar çalışır, çarklar döner,<br />

dökümhanede alevler harlar,<br />

kazanlar homurdanır<br />

ve raylar kara kara parlar:<br />

Bratislava’da<br />

hammaddeye çağdışı bir endüstriyel ruhla<br />

51


www.isaretatesi.com<br />

ölçüsüz kuvvetler uygulanır.<br />

Sağanak yağmurları,<br />

sert rüzgârları, haşin ayazları, su taşkınlarını,<br />

mevsim geçişlerinin tüm aşırılıklarını<br />

yiye yiye<br />

dumura uğramıştır Krakow,<br />

gülle gibi ağırlaşmıştır.<br />

Kentsel tepenin ardındaki<br />

Balaton Gölü’ne doğru<br />

perde perde süzülür ağıt,<br />

davullar vurulur,<br />

yaslı kornolar uğuldar,<br />

kül yağar yükseklerden,<br />

ayin başlamıştır.<br />

Ulu kavaklar arasından<br />

bir kuzey rüzgârı koparabilmek için<br />

dikmiştir gözünü boşluğa Belgradlı,<br />

geniş bulutlar yüksekte<br />

sirenlerle sarsılır.<br />

Öğle güneşiyle<br />

52


www.isaretatesi.com<br />

Dalmaçya kıyıları<br />

yanan bir fitil gibi<br />

kıvılcımlar saçar:<br />

kör edici pırıltılar,<br />

yazıt gibi yükselir kayalıklar,<br />

nefes kesicidir ufuk,<br />

yelkenliler esrik pusa doğru yol alır.<br />

Yağmur çiselerken<br />

Selanik’e teknelerle, akşam lambalarıyla,<br />

limanın hareketliliği ve insan trafiğiyle<br />

müziğin boyutları<br />

mühür gibi yansır.<br />

Trakya köylerinde<br />

dikiş nakış, börekler,<br />

şarkılar ve kavaklar<br />

zamanın zalimliğini perdeler,<br />

kilim desenleri<br />

ölümsüz bir düşe karışır.<br />

Anadolu bozkırı<br />

kavurucu hava akımlarından,<br />

kıtlıktan ve buhrandan sonra<br />

53


www.isaretatesi.com<br />

beklenmedik bir anda gelen tuhaf<br />

kırkikindi yağmuruyla<br />

doyurucu bir nefes alır.<br />

54


www.isaretatesi.com<br />

DÖNGÜ<br />

Toprağın ve çimenlerin kıyısından bir ışık huzmesiyle<br />

açılarak pamuk tarlaları boyunca dalga dalga uzanan keskin<br />

beyazlık – – neden birdenbire kesilip kayboldu?<br />

Günün kendine özgü buruk bir sarımtıraklığı vardı, ilkin<br />

yüksek düz bir duvarda belirip, kaldırımlara, yokuşlara, boş<br />

sokaklara, refüjlere yayılmıştı: Çabucak dağıldı gitti.<br />

Halıda bir çintemani vardı üzerinde bakışlarımın<br />

gezindiği; Schubert impromptu’suna kulak kabartmıştım: Ne<br />

oldu da kaptıramadım kendimi armoniye?<br />

Aklım çelindi, zihnim başka yerlere kaydı.<br />

Toparladım kendimi, geri dönüyorum, şimdi tüm<br />

dikkatimi verip, çakmak çakmak gözlerle, karşıki çalılığın tam<br />

ortasında mutlaka ama mutlaka gökorman resimleri, masalsı<br />

vinyetler, faunlar, nymphalar göreceğim!<br />

55


www.isaretatesi.com<br />

ÖRÜMCEK<br />

Bir örümcek var odada: kımıltıları muamma. – Sonra,<br />

kımıltısız. Bekliyor. Rastlantının ve zorunluluğun sarmalları<br />

arasından hareket ediyor tekrar; ya pek erken harekete geçiyor<br />

ya da geç: zamanın içinde kafa karıştırıcı bir cep. Kendine<br />

kilitlemiş sessizliği, sesi, çıtırtıları. Evreni kendine kilitlemiş:<br />

tüm mekân bu odadan ibaret. Bu örümcekli oda var bir tek.<br />

Duruyor şimdi. Mutlak bir durgunlukla duruyor. Onunla<br />

beraber boşlukta asılı kalıyor her şey. Salıverilmeyi bekleyen<br />

muazzam bir gizil güç birikiyor. O kımıldayana dek<br />

geçersizdir yönler, geçiş, değişim. Neye göre, ne kadar sürecek<br />

bu hareketsizlik, kestirilemez. Örümcekteki iradenin<br />

zamanlamalarına erişilemez. – Açlığı aylarla, uykusu yüz<br />

gündür onun.<br />

Sonra ipliğini gerecek, ağını örecek. Işık vurmadan<br />

görünmeyecek şebeke. Düşünün, bir de en kuvvetli zehri<br />

taşıyor kendinde – ve bundan etkilenmiyor bile. Ölümcül zehri<br />

asla kullanmayacak belki de.<br />

Sentetik mekânda yaban doğa fitnesi bu!<br />

56


www.isaretatesi.com<br />

bu!<br />

Çağın tam da en inandırıcı olduğu yerde başlayan kıran<br />

Yüce davanın çürüyüşü, idealin yok oluşu bu.<br />

Sessizliğin bağrında iç karartıcı, kapkara bir ışık bu.<br />

Doğasını dayattı işte, zamanı esir aldı: Karşı koyamadık,<br />

bizi koşullarının ağına düşürdü!<br />

57


www.isaretatesi.com<br />

AYARLAMA - I<br />

Bir yığının içinde kaybolur insan bazen. Sıkışıp kalır.<br />

Etrafını nelerin sardığını, nelerin ortasında bulunduğunu bir<br />

türlü göremez. Yoğunluktan ne uzaktakiler ayırt edilebilir, ne<br />

de yakındakiler. Hareketler kısıtlıdır. Ne sebep olmuştur buna,<br />

nasıl gelinmiştir bu noktaya?<br />

Mesele çokluktur, fazlalık, aşırılık. Yığılmayı yaratan,<br />

önceki aşamaların çılgın döngüsüdür: Bolluk, beraberinde<br />

yığılmayı da getirir; biliyoruz bunu artık.<br />

Üstün bir ruh durumu yakalamıştık, evet. Bizi<br />

sürükleyen ivmeyi korumak, döngüyü sürdürmek istiyorduk.<br />

Güçlüydük; gücü sunan anahtarı, leitmotif’i soluksuzca<br />

tekrarlıyorduk, çünkü o sayede, yakaladığımız damar daha<br />

gerçek, yaslandığımız kaynaklar daha sağlam görünüyordu<br />

bize. Ulaştığımız duyarlılığı kalıcı kılabileceğimize inanmıştık.<br />

Sayısız defa olumlu sonuç aldık denemelerimizden; seçtiğimiz<br />

anahtar sınandı, her seferinde esrimenin yolunu bulduk. Fakat<br />

çelişki şuydu ki, bunu yaptıkça elimizdeki anahtarı ve geçici<br />

olması gereken koşulları da sabit kılmaya, leitmotif’in bize<br />

verdiklerinden mahrum kalmamak uğruna değişmez bir yapı<br />

58


www.isaretatesi.com<br />

kurmaya çalışıyorduk. Zamanın akışına direnen bir tür<br />

sapmayı kökleştiriyorduk.<br />

İşte yığılmaları, takılmaları ve tıkanıklıkları bize<br />

kaçınılmaz bir şekilde getiren bu olmuştur. Hep aynı cins<br />

şeyleri yığdık etrafımıza, yerimize mıhlandık. Sonuç: Nefes<br />

alamayacak haldeyiz, burnumuzun ucunu bile göremiyoruz.<br />

Ayın hep dolunay kalmasını istemek gibi bir şeydi<br />

yaptığımız, oysa değişimin dolunayları gerek bize: doğal,<br />

olağan bir döngü; sağlıklı, tam bir akış. Eğer bu ikisinin<br />

ayrımını yapabilirsek, önümüzde yeni olanakların geçidi<br />

açılacak.<br />

Sıçrama yapıp yükselebilmek yetmiyor bize; asıl beceri,<br />

bunu alabildiğine geniş bir çemberin büyüsü içinde, dengeli<br />

bir biçimde yapabilmekte; devinimin yolunu açık tutarak,<br />

oyuncu neşesini yitirmeden yapabilmekte. Değişimle sağlıklı<br />

bir uzlaşı kurmamız gerek. Yolun başındaki bir acemi<br />

sayılmayız; epeydir yürüyoruz, mesafeler katediyoruz; belki<br />

de yolun ustası olmak için daha geniş bir çembere çıkmalıyız.<br />

Tam da bu yüzden, fazlalıkla, çoklukla başetmeye<br />

çalışıyoruz. Tam da bu yüzden, yığınlar arasından yolumuzu<br />

bulmak zorundayız. Eksiklerimiz ve kusurlarımız gene de<br />

bolluktan, meziyetlerimizden kaynaklanıyor. Yükseklerde<br />

gezebiliyoruz ki ayağımız kayıyor, düşüyoruz.<br />

Kanatlanabiliyoruz ki amansız rüzgârlara kapılıp boşlukta<br />

savruluyoruz. Güçlüyüz, en parlak deneyimlere hazırız, ama<br />

kötü mirasımızla da çarpışacağız. Müziği duyuyoruz, düşlere<br />

dalıyoruz, müzikler yaratıyoruz; bu bizim kanımızda var; ama<br />

59


www.isaretatesi.com<br />

yüce yasaları farkında bile olmadan çiğniyoruz. Sonra<br />

anlıyoruz hatamızı, işler arapsaçına dönüyor. Yığınlar arasında<br />

sıkışıp kalıyoruz.<br />

O halde, şimdi, durumu olağan bir işleyişe doğru<br />

döndürmek adına dayanak noktaları, başlangıçlar, ipuçları<br />

bulalım; biz geçiş insanlarının alâmetifârikası olan asıl<br />

ustalığımızı konuşturalım: Yaşantımız ve benliğimiz üzerinde<br />

ayarlamalar yapalım.<br />

60


www.isaretatesi.com<br />

AYARLAMA - II<br />

Kendi sesini duymak bile acı mı veriyor sana artık, –<br />

sesinin içinde olmak? İçeri hapsoldun da dışarıdan göremiyor<br />

musun kendini? Durumunu yadırgıyorsun da göz gözü<br />

görmüyor mu?<br />

Yeni bir düzen gerek sana. Bir başlangıç.<br />

Önce sus. Debelendin yeterince. Kımıldama. Yorgunsun.<br />

Dinlen; kendini kayır, kolla. Sıkıntılar, gerilimler, yoksunluklar<br />

arasından sinyaller veriyor tin sana: Alıcılarını aç, duy.<br />

Yitirebileceğin bir yeti değil bu; duy: iç sesleri değil, – içi duy.<br />

Tüm yönleri istemiştin; aynı anda hem kuzeyi hem<br />

güneyi, hem doğuyu hem batıyı. Dört bir yan sana aynı<br />

görünürken, her tarafı eşit derecede çok. – Ama bak köpeğe:<br />

Gidiyor! Bir yol tutturmuş… Tek bir yöne doğru. Tüm yönleri<br />

düşünmedi; gidiyor sadece.<br />

Sınırlarını şaşırmış, dışarı taşmışsın. Kendine sınır<br />

koyman gerek önce. – Bak şamdana: Ne eksik ne fazla! Titrek<br />

bir fantazmagori değil; ne olduğu belli: ayaklık, kollar,<br />

mumlar. Bir sınırı olduğu için şamdandır şamdan.<br />

61


www.isaretatesi.com<br />

Ol sadece. Ol. – Bak yaprağa: Daldan koptu, havada<br />

süzülerek indi, yere çarptı, durdu. Önceden sonraya kesintisiz<br />

bir akış içinde, zamanın açık uçlu bir diliminde. Tanık da<br />

aramadı kendine, amaç da, görev de. – Oluşlarla birlikte, ol.<br />

Solucan kıvrılıp sürünüyor toprağın üzerinde. Karıncalar<br />

çıkmış yuvalarından. Seke seke gidiyor saksağan. Tüylü<br />

tohumlar uçuşuyor havada. Uzak beyaz bulutlar yığın yığın.<br />

Ulu çınar, genişçe yaymış dallarını; gür yapraklarıyla nasıl da<br />

heybetli, nasıl da kendisi… – Tüm o tıkanıklık, sıkışıklık<br />

durumundan, mahşerî duygulardan, kaba, kaskatı bir yığına<br />

dönüşmüş Eski’den bir simyacı becerisiyle elde edeceksin<br />

Yeni’nin altın malzemesini; taptaze bir soluk yön verecek<br />

eylemine; duyabiliyorsun değişimin büyülü kıpırtısını…<br />

Bedenin masumiyetine inan; içgüdünün aklına teslim et<br />

kendini. Şimdi, şu an! Zamanıdır bunun. Su gibi ol yatağını<br />

bulurken. – Saçma, kusurlu, hesapsız, kendiliğinden, özgün<br />

olan belirlemişti seni, ey insan! Nesnel bir sırayla karşına<br />

gelenlerden zevk aldın. Kendini en tam hissettiğin zamanlar<br />

bile, bilmiyordun neyin öneminin nereden geldiğini.<br />

Karmaşıklık bir nimetti senin için. – Hem sonra, pasaklı,<br />

hayalci, gülünç bir çocuktun, unutma! Bu dünyada yaşıyor<br />

olmaktan edindiğin uzun soluklu bir izlenimle; açık<br />

pencereden odaya doğru dalgalanan tül perdeden, ayağı<br />

takılıp tökezlediğini gördüğün bir adamın reflekslerinden,<br />

rüzgârda eğilen ağaçlardan, uyanmak ve hapşırmaktan<br />

edindiğin öznel bir nomoloji ile büyüdün. – Yürüyorsun şimdi;<br />

yanından geçtiğin evlerde barınma koşullarının, üretim-<br />

62


www.isaretatesi.com<br />

tüketim ilişkilerinin, ilgi, beğeni ve tercihlerin ardında işleyen<br />

iyi doğaya tanık oluyorsun.<br />

Gücü eyleme paralel, ikisini bir kılacak yetenek doğuştan<br />

var sende!<br />

63


www.isaretatesi.com<br />

VASAT<br />

Karşıdan karşıya geçecekti, bir anda arabalar sökün<br />

edince geçemedi, yolun kenarında takılıp kaldı.<br />

Bekliyor, ama en fazla bir dakika sürecek olan bu<br />

bekleyiş, onun için kısa sürede tüm ilerleyememelerinin,<br />

duraklamalarının, tıkanıklıklarının özetine dönüşüyor.<br />

Hafakanlar basıyor adamı, sıkıntıdan yerinde duramıyor.<br />

İçinde kaynayan şeyle başedebilmek için şekilden şekle<br />

giriyor: Ceplerini yokluyor, alnının terini siliyor, eğilip<br />

bükülüyor, bir sağa bir sola bakıp saniyeleri sayarken başı<br />

dönüyor, gözünün seğirmesine engel olamazken, ihtiyar<br />

Beckett gibi buruş buruş bir suratla seme sersem, karşı binanın<br />

ön cephesinin adi işçiliğine göz gezdiriyor ve paspal<br />

kıyafetleriyle, yağlı saçlarıyla, sararmış dişleriyle, birtakım<br />

hesaplar yüzünden allak bullak olmuş düşünceleriyle ve kısa<br />

süreli bir duraklamada bile tükeniveren sabrıyla, kitleler içinde<br />

tek oluşun yurttaşsı sefilliğinin kendi durumunu açıklamaya<br />

yettiğini anlıyor.<br />

64


www.isaretatesi.com<br />

O an kafasının içinde marazi ama hayra alâmet bir ışık<br />

yanıyor: “Yokuşların üzerinde kendi göklerimle karşılaşmaya<br />

gitmeyeli çok olmuş.”<br />

65


www.isaretatesi.com<br />

ÇEKİÇ<br />

Gecenin karanlığında kanımda anbean toplanan zehirle<br />

pat diye uyandığım an, uykusuzluğun kangreninin bedenimde<br />

hızla yayılmaya başlamasına karşılık, – yüzlerce Olimpos’a<br />

bedel bulutları hayal edip derin bir soluk alarak, karanlığın iki<br />

ucundan pırıltılı çarşafları gecenin merkezinde buluşturmaya<br />

çalıştığımda, – son salisede tam ortaya beklenmedik bir<br />

narayla beraber dev bir çekicin sert darbesi iniverseydi ve<br />

böylece nihai kopuşu ilan etseydi, – o zaman salt kötücül<br />

varoluşlar (kaba emek, içeriksiz eylem, kara tempo, ihlâl, azap,<br />

zehir, kangren) karşı konulamaz bir biçimde egemen olurdu<br />

dünyama.<br />

66


www.isaretatesi.com<br />

IŞIK SIÇRAMASI<br />

67


www.isaretatesi.com<br />

ÂTIL KENTİ AŞMAK<br />

âtıl kenti aşmak için ––<br />

koltukta bir süre kalmak,<br />

duyu hayvanını ayıltmak gerek.<br />

âtıl kenti aşmak için ––<br />

kitabın sayfalarını tararken<br />

gözün çarpıcı sözcükler yakalaması gerek.<br />

âtıl kenti aşmak için ––<br />

duvardaki The Sower’ın<br />

içine ürpererek bakmak gerek.<br />

âtıl kenti aşmak için ––<br />

pencereye en doğru anda gitmek gerek.<br />

âtıl kenti aşmak için ––<br />

büyük bir manzara çerçevesi bulmak gerek.<br />

68


www.isaretatesi.com<br />

âtıl kenti aşmak için ––<br />

mesafeleri perde perde uyandırmak gerek.<br />

âtıl kenti aşmak için ––<br />

dağ sırasına, zirvelere erişmek gerek.<br />

âtıl kenti aşmak için ––<br />

ufuktaki alacaları seçebilmek gerek.<br />

âtıl kenti aşmak için ––<br />

balık gözü merceğin içine<br />

dipsiz bir kireç yeşili,<br />

keskin bir çelik mavisi gerek.<br />

âtıl kenti aşmak için ––<br />

zikzaklar, taklalar, boşluğun benekleri,<br />

başdöndürücü haritalar gerek.<br />

âtıl kenti aşmak için ––<br />

şifreli siluetler, esrik fırtınalar,<br />

çılgınca devinim ve aşkın bir kuvvet gerek.<br />

âtıl kenti aşmak için ––<br />

69


www.isaretatesi.com<br />

muazzam uğultu, dev bir güneş,<br />

zamanın kartalı,<br />

bulutlar, stratosfer, girdaplar gerek.<br />

âtıl kenti aşmak için ––<br />

engin ışık evreninde<br />

kentin nokta kadar kalması gerek.<br />

70


www.isaretatesi.com<br />

AZİZ VE KÖY<br />

-Chagall şiiri-<br />

Tezgâhtaki<br />

kapkara yağ tortularından<br />

gözlerini kaçırıp<br />

birden ters tarafa çakmak çakmak<br />

baktığı saniye,<br />

camekânda atlas kumaşlar<br />

yaldızlı toplar ve gümüş tabaklar arasında<br />

çingene portresini yakalamıştır:<br />

cart renklerin ılık dünyası.<br />

Bakış kavrulur gözlerinde,<br />

çılgın bir başlangıçtır,<br />

atölyeden ayrılır.<br />

Pastırma yazını<br />

fırsat bilen köylüler<br />

71


www.isaretatesi.com<br />

kızıl horozun sırtında<br />

yaylaya çıkmıştır<br />

kuşluk vakti,<br />

yeşil yamaç dev güneşin aynasıdır.<br />

Görüp geçer<br />

uzak renk mozaiğini,<br />

gülümser.<br />

Çeşme yolu kenarındaki<br />

gür defne ağacı<br />

boşlukta kendisinin kaskatı<br />

bir örneği olmaktansa<br />

dışarı taşıp<br />

insanın zerrelerine işleyen<br />

sarhoş edici tuhaf<br />

kokular yayar.<br />

Tozlu girdaplarla<br />

karışır toprak yol,<br />

gün ortasında<br />

her keskin dönemeçte<br />

yanan çalılar<br />

çın çın kahkahalar…<br />

72


www.isaretatesi.com<br />

Ve aynı kerpiç duvarlar<br />

eğik cumbalar<br />

aynı köşebaşları<br />

saçak altları<br />

çukurlar tümsekler:<br />

eve giden o parlak yol hep<br />

yoğun kat kat iç içe.<br />

Yüzünü başka yöne döner,<br />

kopuk kopuk beliren<br />

çatılarla bulutlarla dağlarla<br />

ve yarım yarım<br />

ağaçlarla atlarla kuşlarla<br />

zamanı daha derin kubbeler<br />

içinden görür,<br />

başı fırıl fırıl döner.<br />

Öğle güneşinde rüzgârdan<br />

boşlukları örtecek şişkin yelkenler<br />

yahut rengârenk tasvirler<br />

kopup gelsin diye bekler:<br />

dere boyunda bir ağaç sözgelimi,<br />

ağacın altında bir genç kız,<br />

73


www.isaretatesi.com<br />

kızın kucağında bir kuzu,<br />

kuzunun ağzında kızıl bir elma.<br />

Sabahleyin muhtarın masasında<br />

gördüğü saman kâğıdı arazi belgesinin<br />

çöllerine dalar birdenbire,<br />

ışıklı yolları arşınlar,<br />

bulanır görüntüler hızla,<br />

kara boğayla kanatlanıp<br />

saçağın gölgesine sokulur:<br />

yüzyılların yabanıl gecesinde<br />

safir mavisi yatakta<br />

sonsuz defa uyuyakalır.<br />

74


www.isaretatesi.com<br />

ORGİ ORİGO<br />

Messiaen’e<br />

Kösnü hayvanını yere sermek için en dip köşelerine<br />

kadar indiğim yeraltı zindanının alacalı karanlığından kendimi<br />

geri çıkartırken, duvarları kayba uğramış dehlizler boyunca<br />

tedirgin, kayıpları telafi etmek için ucunda un helvası,<br />

televizyon, çamurlu uyku ya da gece koşusu olabilecek her<br />

türlü duyusallığın yönlendirmesine hazır, kıvılcımı ve<br />

eflatunu, akşamsefası kokusunu ve Berceuse’ü aklımda<br />

tutuyorum bir yandan, diğer yandan, üzerinde bir su<br />

yatağındaymışım gibi sallanarak adımlarımı hep farklı atmak<br />

zorunda kaldığım tektonik zeminin içinden doğal, düzgün,<br />

olağan (ve sarsıntısız) bir gece düzleminin belireceği ayırt edici<br />

ana kadar, aşırı önemli ve hassas saniyeleri tek tek sayıyorum.<br />

Evrenin oluşumunu ve uzay-zaman içinde varlık<br />

kazanışını bir simülasyon videosu hızıyla yeniden seyre<br />

durmak gibi, ne garip ve güzel! Kendi gerçekleşimini iradenin<br />

içgüdüsel bir miladıyla, kendi Big Bang’iyle başlatan çılgın<br />

özne! – Yeri geliyor, Big Bang’in devamını ararken loş<br />

kuytularla, kadim bir ilgiyi pekiştirerek, sancı dolu,<br />

75


www.isaretatesi.com<br />

vantrilokça konuşuyorum; yeri geliyor, bakır bir çanaktaki<br />

tuhaf yansımaya takılıyor, parıltıyı kaçınılmaz tekrarlarla<br />

denerken çıldırma provaları yapıyorum. Yine de, hep, en geniş<br />

döngülerin, ücra arktik bir bölgenin masalsılığına kurulu<br />

olduğu biliyorum.<br />

Bir tarafta renklerin yapımı, diğer tarafta renklerin<br />

bozumu, bu iki yönlü doğru üzerinde herhangi bir<br />

noktadayım. Bir o tarafa bakıyorum, bir diğer tarafa. Biraz<br />

yerimden oynayacak olsam, bulunduğum aralıkta zamanın iki<br />

yönde gepgeniş uzandığını ve tek bir noktanın bile kendi<br />

içinde sonsuz bir değerle varolduğunu anlarım. (Sonsuz<br />

noktalardan oluşan sonsuz bir doğru üzerindeyim!) –<br />

Kronokromik notalara kulak veriyor, sıvı çalkantıları,<br />

dalgalanmalar hissederek, ait olduğum çevrede ağır ağır<br />

geziniyorum. Karşıtlıklarla bitkin düşmüş bedenimin (ey<br />

renkler – ve ey kösnü hayvanı!) üzerinde dinlenebileceği organik<br />

desenli halıyı ve odanın ılık köşesini bulması pek yakındır.<br />

Müzikolojik komşuluk! Çağırıyorum elektronik sesler ininden<br />

si bemolü!<br />

76


www.isaretatesi.com<br />

SANCI<br />

Seviyorum gümüş gibi parlamayı, ama belki de yalnızca<br />

özel durumlarda parlamalıyım. Etrafımı saran aydınlığın<br />

elektrik kırmızısı, gece mavisi, zümrüt yeşili renklere<br />

bürünmesi ağır geliyor bana; kendime sade bir mum ışığı<br />

aydınlığı yaratamaz mıyım? – İşte karmaşık bir üstyapı,<br />

yüksek bir jest: Ama onu spontan kılamadığım sürece,<br />

yapaylığından ıstırap duymayacak mıyım? Yamaçtaki şişkin<br />

kayalığı anlık görünümünden koparıp geometrik bir taklide<br />

zorlamamalıyım. Sayısız imgenin çekim gücüne kapılmaya<br />

alışığım; belki de sonunda karşı konulmaz parçalanışa<br />

sürükleneceğim. En keskin zıtlıkları özümsemeye hazırım,<br />

gene de kendimi zıtlıkla beslememeliyim. Beğenilerimi hazza<br />

göre programlayıp deneyimi epizotlara ayırdıkça sancı dolu<br />

kesitlere hapsolacağım. Anlık yoğun aydınlanışlar çoğaldıkça<br />

enerjim emilip duracak. Sıradan ayrımlar bile yakıcı; basit bir<br />

düşüş bile dipsiz bir uçurum; gözümü dikip bakacak olsam,<br />

düz yüzeylerde girdaplar… Karanlık bilgilerle yaşamak,<br />

akıldışı görüntüleri çokça düşünmek zorundayım.<br />

Esenlik dolu zamanlar geliyor sonra. Görkemli bir konser<br />

salonundayım; daha müzik başlamadan içerideki uğultudan<br />

77


www.isaretatesi.com<br />

devasa bir “I HEAR THOSE VOICES THAT WILL NOT BE<br />

DROWNED” koparmaya başlıyorum. İştahım kabarıyor. Genç<br />

bir ürperişle sızıyorum çağın kılcallarına; otelin koridorunda<br />

metal bordüre, barda neon lambalara, gezi teknesinde<br />

yakamoza bakakalıyorum. Tenlerin sıcaklığı yakınımda. Erik<br />

yerken yatışıyor öfkem. Akşamın havası berrak. Depolarda<br />

gizem; kütüphanelerde, arşivlerde ve ofislerde çalışmanın<br />

nirvanası; müzelerde aşkın dünya; mabetlerde gerçek evren. –<br />

Ama aniden adım haykırılıyor boşluktan, buz gibi bir<br />

sessizliğe gömülüyorum: Dünyanın öteki yüzünde, yeniden,<br />

girift bir hiçliğin azabı…<br />

78


www.isaretatesi.com<br />

FANTAISIE-IMPROMPTU<br />

Gülün doruğunda beyaz bir hâle. Göğün boşluklarını<br />

yakan iğne yaprak konturları. Güneşten geçen benek.<br />

Kaktüslere adanmış uzun öğlelerde, uçuşan tozlar arasında.<br />

Çimenlerde bayıcı amber kokularını dağıtarak tepinirken<br />

dengbejler. Kırkikindi saltolarıyla. Issız yunağı sazlı gölün.<br />

Kaçırılan duyusal temasın gölgesi aniden geçer orman<br />

başlangıcındaki dereden. Güney aynasına yansıyan menekşe<br />

tarhı; yüksekte asılı duran dev yumurta. Nasıl ki ıslak<br />

çimenlere yığılıp kalmış aylak çekirgeye kiraz ağacı devasa ve<br />

bitimsiz görünürse, orada, gülün doruğunda da öyle bağımsız,<br />

koskoca bir dünya var: Görmek, gitmek demektir. Günün ve<br />

yörenin özel döngüleri yadırganası bileşimlerle birbirine<br />

katıyor odunsu kokuları, gölgeleri, tohum çeneklerini,<br />

cırıltıları, reçineyi, iskete seslerini. Yamaçlardan eşek arıları,<br />

şeytan tüyleri, fırıldaklar, hatta gemi pervanesi hayaletleri<br />

havalanıyor sıra sıra. Harap bir hisarla çevrili kümbetli tepenin<br />

üzerindeki yolculuk bulutlarının yüreklendirmesinden bir<br />

garip korkuyoruz.<br />

Her şey capcanlı; ilerlediğimize inandığımız bir yön ve o<br />

yönde günün sonunda bir gece var; – ama biliyoruz ki o<br />

79


www.isaretatesi.com<br />

gecenin ucundaki bembeyaz odaya varamayız, araya<br />

görüntüyü kapatan çarklar girer.<br />

80


www.isaretatesi.com<br />

RESONANCE<br />

-anatolian requiem-<br />

to Aline, Vram and Deniz<br />

Once, early in the morning, with an abrupt mountain<br />

image in my mind and a persistent tone in my ears, I, feeling<br />

fortunate in the company of a Cypher-reader, a Sight-recorder<br />

and a Healer, had been bent on walking up to the exact<br />

midpoint of a long arch bridge over a red river to trace on an<br />

opposite slope the paths of caravans of a century ago — that I<br />

was suddenly arrested by a moment’s full contemplation of<br />

running water, rushing wind, surrounding hills and bird<br />

sounds (thereby finally transcending the fixed patterns of my<br />

dull imagination) — and in the next instant, as if trying to<br />

complete a cosmic circle, my eyes instinctively turned up to the<br />

clouds high above and slowly descended back, refocusing on a<br />

most personal dreaming spot, by my feet, on a piece of broken<br />

wood: the communion of all souls ever alive resonated deep in<br />

that swift secret infinitude.<br />

81


www.isaretatesi.com<br />

OBLIQUELY<br />

Deterjanla yıkanmış kafamın içi! (Ne zaman oldu bu?)<br />

Geniş, ferah bir kafatası boşluğu: pırıl pırıl, – çınnnnn… Üç<br />

kocaman oyuncak bilye büyüyerek beliriyor birden; işlevsizler,<br />

cisimler sadece. Avucuma alıyorum onları, yitip gidiyorlar<br />

hemen: Ama bir etki de bırakıyorlar böylece. (Neydi o etki?)<br />

Psişik bir auraya bürünmüşüm, batiskaftan yeni çıkmış<br />

gibi bir sarhoşluk: ortamın keyfinden kopmak istemeyen bir<br />

retro hava. – Gece görüşü kazanmışım, bir tür termal duyarlılık.<br />

Duymak istiyorum, içten duymak, çok duymak! –<br />

Duyuyorum: Hep duyabilen koyuyorum adımı.<br />

Sonra, duyarken fazla oyalanıyorum iskelenin öbür<br />

tarafındaki kayalıkta. Farkına varmadan aşırı beklemişim,<br />

zamana uymalıydım. Ok gibi ileriyi gösteren doğrudan bir<br />

iradeyle, kasılıp kalmış bir sırtla, kazık gibi bir omurgayla (ki<br />

sözüm ona Hebrew Overture’dür), bindirilmiş kaslarla (ki kas<br />

gevşeticilerle dengelenmiştir) anlık koşullara aykırı bir halde<br />

öylece kalakalıyorum. Zorlu bir klarnet sesinin örttüğü nice<br />

karakalem rüzgâr esiyor.<br />

82


www.isaretatesi.com<br />

Durup dururken öfkeye boğulma korkusu, amaçları<br />

birdenbire tüketiverme korkusu ve bir türlü uyuyamama<br />

korkusunun şekillendirdiği (süreleri, zamanlamaları,<br />

senkronları aksayan, kendi isteklerini ve yönelimlerini<br />

saptayamayan) alt benlik, iksir şişelerinde beklemeye bırakılır.<br />

(Çünkü iksir şişesini yaratan da aynı büyülü benlikti!) –<br />

Beklenir. Denene denene öğrenilir Ben’in simyası; öğrenilirken<br />

uygulanmıştır. (Hangisi özne, hangisi nesne?) – Her an demir,<br />

her an altın, her an felsefe taşı. Her an iksir!<br />

Gecenin köründe deneysel duyumlar, sezgisel<br />

davranışlar, ısrarlı tekrarlar ve zorlamalarla kurulmaya<br />

çalışılan devre, bir yönden diğer yöne bir anlığına<br />

tamamlanınca, cangıl karanlığından gramofon borusu gibi bir<br />

zambak fırlayıp büyüyor, boşluğu kaplıyor. Yarış atı gibi<br />

koşturuyorum hemen! Nereye götürdüğünü bilmeden<br />

daldığım heyecan verici yollarda ara sıra rastladığım yoğun<br />

uğraklardan yaşayarak geçmeye azmediyorum. – İşte karşımda<br />

billur bir zakkum! İşte, karanlıkta parlayan, üzeri girintili<br />

çıkıntılı, sonsuz derecede detaylı, dayanılmaz ölçüde etkileyici<br />

kaya… İşte loş duvar dibi, köpeğin titreyen bedeni… – Ama<br />

ardını bilmeden öylece bıraktığım köşebaşlarının ardını bilme<br />

isteğiyle dolduğumda, o ne fena an! Metropole karşı kocaman<br />

bir karaltıyla dikelmiş satyr…<br />

Ama metropole vardığımda, durum sakin. Metropol<br />

sakin. – Yine de çaprazdan geldim buraya. Taşlar sessizce<br />

83


www.isaretatesi.com<br />

dinlenirken raylar döşeli tünelde, metronun dosdoğru girdiği<br />

hatta ben yalnızca eğik açıyla girebildim. *<br />

*<br />

At this point, it is worth noting that the author obliquely alludes to the<br />

Nietzschean concepts of ‘Wille zur Macht’ and ‘Ewige Wiederkunft’.<br />

84


www.isaretatesi.com<br />

BAŞ KADIN - II<br />

Baş kadın,<br />

parlak yaz güneşinde<br />

karaağacın yanında durdu,<br />

uzun elbisesi<br />

çimenler üzerinde<br />

kıpkızıl kavruluyordu.<br />

Baş kadın,<br />

kemerli süs havuzunun etrafında<br />

sakin adımlarla gezindi,<br />

kadın heykelinin önünde<br />

kadın heykeli gibi dikildi.<br />

Baş kadın,<br />

günün sonuna dek<br />

ısrarla bekledi,<br />

geç vakit<br />

85


www.isaretatesi.com<br />

iskelede ay ışığı altında nihayet<br />

öz varlığına kavuşuverdi.<br />

Baş kadın,<br />

sabah uyanır uyanmaz<br />

yatağından doğrulup<br />

tan yerine bir bakış attı:<br />

neden olduğunu bilmeden<br />

dalgalandırdı benliğini,<br />

dingin duyguları kırılmaya uğrattı.<br />

86


www.isaretatesi.com<br />

EFSANE<br />

“Ordusu bozguna uğramış ve sarayı dağıtılmış olan Sultan<br />

Yamil, yanında muhafızı veya hizmetkârı, hatta silahı ve atı<br />

olmaksızın, yayan halde, bozkırın bu noktasına kadar gelmiş ve<br />

söylendiğine göre, Dilkayası’nın ucunda o geldiği an beliren bir<br />

gonga vurarak ortadan kaybolmuş. Köylüler gongu gördüklerine,<br />

sesini duyduklarına ve Sultan Yamil’in o an kaybolduğuna eminler.<br />

Takip eden atlılar hiçbir iz bulamamışlar. Akşamın<br />

alacakaranlığıymış. Bir daha Sultan Yamil’den haber alınamamış; bu<br />

işin kerametini çözebilen de olmamış.”<br />

Yöre hâlâ Sultan Yamil’in adıyla anılıyor. Duyduğuma<br />

göre meseleye hâlâ kafa yoranlar varmış burada. Kim bilir o<br />

zaman Sultan’ın peşine düşenler sırrı çözemediklerinde nasıl<br />

çileden çıkmışlardı. Ama işte, bir çözüm yok, durum bu kadar<br />

basit.<br />

Bana göre, o akşam olanların aslı her ne idiyse, Sultan<br />

tam olarak ne yapmışsa ve neler meydana gelmişse, olan<br />

şudur ki, artık bu yörede hiçbir kurgudan eser bulunamaz.<br />

Sultan Yamil, özünde tarihdışı bir eyleyen olarak sonunda yine<br />

87


www.isaretatesi.com<br />

değiştirilemez bir biçimde tarihdışı kalmıştır. Çetrefil bir<br />

gerçek. Uzlaşılması zor bir durum.<br />

Sultan Yamil’in mirası kalıcı olmuş buralar için.<br />

Çözülemez bir düğüm. Etrafta, kurmaya başlamak için en ufak<br />

bir iz, bir ipucu yok. Ne yana bakarsanız bakın, boşuna. Her<br />

şey birbirinden kopuk. Ne bir anlam bağı sezilebiliyor yörede,<br />

ne de hiçliğin ötesinde herhangi bir genius loci.<br />

Kat kat parçalı bulutlar arasından akşam güneşinin cılız<br />

huzmeleri yayılıyor.<br />

Havada tanımlanması güç bir darlık var.<br />

Ateş yakmışlar hurdalık alanında.<br />

Kaya öbeği resimsel anlamda yarım.<br />

Yıkık beton duvarın üzerinden bir atmaca geçti gitti.<br />

Dere çamurlu akıyor.<br />

Rüzgâr soğuk. Uzak köy yolunda bir kamyonet ilerliyor<br />

ine çıka.<br />

Ufuk boyunca kuzeybatıya, bulutlar arasındaki genişçe<br />

açıklığa doğru kayan gözlerim belirsiz bir noktada takılıyor;<br />

görüntünün dokusu yırtılıyor âdeta; geriye zift gibi bir yokluk<br />

kaldığını duyuyorum. – Aynı aralıktan tekrar geçecek olsam,<br />

geri dönüşü olmayan mutlak sonrasızlığa varır, krizi daha da<br />

derinleştiririm, biliyorum, geri duruyorum.<br />

88


www.isaretatesi.com<br />

İrade kabuğuna çekilmiş. Eylem gücü neredeyse sıfır. –<br />

Âtıl kalmayı kabullenemez insan; hep bir etkide bulunmak<br />

ister; içi içini yer yoksa. Ama etkisizce beklemekten başka<br />

yapabileceğim bir şey yok şu an.<br />

Korkuyor, herkes korkuyor: Her şeyin her şey oluşundan.<br />

89


www.isaretatesi.com<br />

BURUN<br />

sahilde<br />

İskelenin ayağının dibinde dakikalardır sabit duran balık<br />

sürüsü gözlerimi pasif, nesnel bir bakışa koşullarken; absürt<br />

derecede tekdüze dalgalandığını gördüğüm yosunlar mekanik<br />

bir zamana hapsolmuşken; hava akımı suyun yüzeyinde iç<br />

bayıcı bir dalgalanma yaratırken; dipteki ağırkanlı yengeç<br />

sanki cansızmış gibi belli belirsiz kıpırdarken; ve bilincim<br />

bulanmış, benliğim kabuğundan çıkamamış, hareketlerim basit<br />

bir motor etkinliğe indirgenmişken – birdenbire nasıl olup da<br />

başlayabilirim devedikenli burundan adayı baştan başa<br />

görmeye?<br />

90


www.isaretatesi.com<br />

ORADA<br />

Gün öğleye dönüyor.<br />

Sabahtan bu yana karanın ve denizin yerel dokusunda<br />

değişmez bir tekdüzelikle beraber, eylemeyi ve etkilere<br />

açılmayı benim için olanaksız kılan bir durağanlık, kapalılık<br />

buluyorum. Kendimi burada atalete hapsolmuş, ayrımını<br />

ortaya koyamayan, pasif ve nötr, varla yok arası bir parça gibi<br />

duyuyorum. Her an bir canlılık belirtisi, bir dayanak noktası,<br />

bir başlangıç arıyorum, ama boşuna.<br />

Varolabilmenin yanılsamadan, düş görmekten geçtiğini<br />

biliyorum. Ve yine bunun, kişinin içinde bulunduğu ortamda<br />

olumlu anlamda bir içedönükleşme yakalayıp sonra dışarıya<br />

dönerek, mekânın kapsamlı etkileriyle yoğun bir ilişki içine<br />

girmesini gerektirdiğini biliyorum. Fakat elde olanaklar<br />

yokken böyle bir ilişkiyi ısrarla aramak, olsa olsa mekândan<br />

kopukluğumu, ilintisizliğimi vurgulamaya yarıyor.<br />

Tam da böyle bir başıboşluk ve ne yapacağımı<br />

bilememezlik ânında, çantamın ceplerini karıştırırken elime<br />

geliyor küçük dürbün, hemen çekip çıkarıyorum.<br />

91


www.isaretatesi.com<br />

Merceğin mucizesi; cüzün, tekilin keşfi: açıktaki kayıkta<br />

balıkçının kımıltıları; otelin olduğu yamacın önündeki dalgalar<br />

arasında kadın yüzücü grubunun boneli kafaları; rüzgârın en<br />

uzaklara kadar kaçırdığı deniz topu; adanın uzak beyaz<br />

uçurumunun önünde iki kanocu, yüksekte daireler çizen<br />

martılar.<br />

Oyuncağım ne tekdüze dokudan çekip alıyor beni, ne de<br />

kapalı olan kilidi açmamı sağlıyor; ama bu aralık tek<br />

umursadığım, öylesine elimdeki olanağın tadını çıkarmak.<br />

Başka bir seyir zevki bu; her tekil öğenin kendi kapalı<br />

dünyasının gizemi: Nasıl davranır o, nereye yönelmiştir, şu<br />

dakika nasıl bir ilişki içindedir çevresiyle, ne gibi sınırların<br />

yalıtılmışlığı içindedir, nasıl bir özü gizler kendinde?<br />

92


www.isaretatesi.com<br />

HAN<br />

Hanın üst katında, revakta oturduğum yerden aşağı<br />

bakıyorum. Çay bahçesinin tentesi avluyu neredeyse boydan<br />

boya kaplamış. Öğle sıcağında ara sıra insanlar geçiyor<br />

tentenin dışında kalan alanlardan, dükkânların önünden.<br />

Geniş bir yapı değil burası; iki katlı; sayabildiğim<br />

kadarıyla her iki katta on ikişer küçük dükkân var. Elişi ve<br />

hediyelik eşyalar satılan yerler bunlar, bakımlı ve temiz<br />

görünüyorlar, hepsinin girişinde birer mermer eşik ve pencere<br />

pervazlarında uzunlamasına saksılarda sardunya var.<br />

Düzenlilik daha ilk bakışta göze çarpıyor. Alt katta,<br />

duvarlarda şirin bir kiremit örgüsü var. Üst katta benim de<br />

oturduğum revak yuvarlak kemerlerden oluşuyor; sütunlar<br />

sade, sütun başları gösterişsiz. Çatıdaysa ince uzun, sivri tepeli<br />

baca ikilileri sıralanıyor.<br />

Gelip oturalı az zaman oldu. Henüz kahvemden iki üç<br />

yudum aldım. Ama ortama hızla alıştığımı hissediyorum.<br />

Avlunun kenarlarından birkaç kişi daha geçti, dükkânlardan<br />

bir iki turist çıktı, bir kedi kaçtı, zıplayıp alt katı çepeçevre<br />

dolanan saçağa tırmandı. Revağın kemerlerinin içinde tek tük<br />

93


www.isaretatesi.com<br />

insan karaltıları. Yukarıda bulutsuz mavi bir gökyüzü. Hanın<br />

planındaki mimarî bir inceliği farkediyorum birden: Bir tam iki<br />

yarım kubbeli, iki minareli, gül kurusu renkli komşu cami tam<br />

da avlunun boylamasına uzandığı doğrultuya denk<br />

düşüyormuş; buradan o tarafta görmemiz istenmiş gibi.<br />

Oturduğum yerde halimden memnun, rahatım.<br />

Kahvemden birkaç yudum daha aldım. Karşımda kadın da<br />

suskun, o da etrafını inceliyor. Ezan başladı. Saçaktaki kedi<br />

kıvrılarak köşedeki sarmaşıkların yastığına yattı. Hafif bir yaz<br />

rüzgârı esiyor. Konuşmalar, tıngırtılar, zil çınıltıları, ara sıra<br />

esnaf çığırtkanlığı, turistlerin yabancı dilde mırıltıları. –<br />

Farkettiğim mimarî ayrıntıların üzerinden bir kere daha<br />

geçiyorum ve koruduğum tazelik hissi sayesinde, derin bir iç<br />

kaynaktan beslendiğime inanıyor, mimarîdeki düzen, ölçü,<br />

orantı, tekrarlılık ve planlılığın güçlü bir mekân yoğunluğu<br />

için katı ama capcanlı bir dayanarak sunduğunu anlıyorum.<br />

Bir intermezzo geziniyor bu handa. Bana düşen onu bulup<br />

çıkarmaktır – onu duymak, ona katılmak, onu söylemek:<br />

Öylece ortada duran bir flüt, sanki içinden rüzgârlar geçer de<br />

bir süre sonra sesler çıkarmaya, çalmaya başlarmış gibi kendi<br />

kendine…<br />

94


www.isaretatesi.com<br />

ARJANTİN<br />

Maskesi is karası cellat! İspanyol merdivenlerini çıkarken<br />

basamak basamak uzlaştığımız. Parlak. Gün güzel: Gün bâtın!<br />

Tango öğrenin – şimdi. Baş döner yol kenarı söğütleri altında;<br />

yüzükoyun kapanılır yazın hamur gibi toprağına; yutkunulur,<br />

geniz yanar; La Plata, yaklaşıldıkça, bozulmaya durur. Mayhoş<br />

kır. Domates, madenler, totem. Patagonya’da penguenler, yüz<br />

binlerce, yakın yakına, – erişilmez. Okyanus akıntıları, ağır<br />

hava girdapları, sert iniş, akabelerde motorsikletler; deri<br />

yelekler içine geri dönülürken, soluk yerine rom kokuları;<br />

lamalar, daracık kanyonlarda ama hâlâ gümüş. Köy kilisesinin<br />

haçı, çiftlik ahırının loşluğunda katır ve saban transı.<br />

Başkentte bir kabul salonu, avizelerde ketum kristal:<br />

hayret edemezsiniz.<br />

95


www.isaretatesi.com<br />

SARMAL<br />

karanlıkta dörtlü sütunları<br />

bambaşka görmek için<br />

gitmiştim tren garına:<br />

gidince gördüm<br />

–– ve düdük çaldı sonra:<br />

karamel gibi<br />

bir akşamdaymışım,<br />

çıkıverdim aniden.<br />

lambalar bir bir yanıyor şimdi,<br />

dumanlar tütüyor<br />

başımın üzerinde:<br />

ip gibi uzayan,<br />

sarılıp karışan<br />

yumak gibi dolanan dumanlar ––<br />

başdöndüren halkalar.<br />

96


www.isaretatesi.com<br />

iri bir karabaş<br />

prototip gibi duruyor<br />

balıkçı mahallesinin<br />

kobalt maviye bürünmüş<br />

serin arka sokağında pasparlak:<br />

–– fovist bir tablo mu bu?<br />

kristal bir küreye<br />

hapsetmek geliyor sokağı içimden.<br />

ama karanlık köşebaşında<br />

tabelaların gösterdiği oklarla<br />

bir anda kaskatı kesiliyor tüm yönler:<br />

başımın üstünde<br />

kıvrım kıvrım duman<br />

acı bir sarmal artık ––<br />

geceyi örten<br />

azman bir kördüğüm.<br />

97


www.isaretatesi.com<br />

SİNEKLERLE YAŞAMAK<br />

(dım-dım… dım-dım… dım-dım… dım-dım…)<br />

[Erenler karıştı!! – Ooo, yönteeem… Kıh, zakkumdan<br />

özüt emer gibi de değil ama. Yoooo, kendinden<br />

anlaşılmaaaaz. (hı ha ha – ha ha hı.) Haradaki tayı hâle gibi saran<br />

buğunun yalancı ekvatorlardan bir farkı var. (Tabii.) – Sızın hemeen…<br />

ayılıınn! Şerbetçi otları ve ısırganlar arasında top top olmuş<br />

süprüntülerden yepyeni bir bitkinin türemesini beklemekten<br />

kaçının.]<br />

A m b e r k o k u s u .<br />

[Tıpkı bu çılgın dil! – Sağ kalmış bir çift bufalo<br />

var kuzey dağlarında, neee, haydi ava bütün Imeerikaaa!<br />

……yılan, totem, yayvan kayanın üzerinde manda bulutu…… (Nedir?)<br />

Kehribardaki çınlamayı duydunuz: çınnnn – tek tip yaz göğünü<br />

belirleyin, önüne viyadükler, otoyol lambaları çakın! (gelip geçen<br />

arabaların rüzgârlı sesi) – Yine de, yola çıkarken,<br />

karamsılar başlangıç aşkıyla ak saçlı.]<br />

A s f a l t k o k u s u .<br />

98


www.isaretatesi.com<br />

[K-kezza-aap!! (hii) Çekil güzel yüz! Geri kaç. Geldiğin<br />

gibi. Peri masalına baskın gelen perişanlığa alışkınız ne de olsa.<br />

Kılımı kıpırdatmam bana ne. Ağzımda meyan kökü tadı, doğama<br />

dönüyorum ben… do – ğa – ma: hırıltılar. …rhırhr hrr rhr...<br />

(suskunluk, nefes) (ve sonra, aniden) Konçerto<br />

omurgalarıyla lekeli karanlık baslar. – Olsun,<br />

başka avuçlarda: kaplıca suyu, elmas.]<br />

T u z k o k u s u .<br />

[Haydi durum. Ih-haydi… – Hıh, kütle! Bu. Telek, topuz,<br />

duygu. Dünyanın dönüşü. (fır fır fır fır) Enginarın, sarmalında<br />

enginar oluşu hep… Hepp! …huuuuu… uvuuuu… uuuuu…<br />

Fibonacci huzurunda heykelimsi duruş. (hazır ol! ran-dan!) – Kabaran<br />

açlığa tereyağlı pilav geliyor (??diun-diun) – (yine o sırada)<br />

mahfuz el geceden çıkmamak için cepte kalacak.]<br />

F e s l e ğ e n k o k u s u .<br />

99


www.isaretatesi.com<br />

BULUT<br />

“Görüşüm berrak; bulutu olduğu gibi görüyorum.”<br />

Şu an bunu söyleyebiliyorum, çünkü dakikalardır camın<br />

öbür tarafındaki dev bulutla baş başayım. Araba dolambaçlı<br />

yolda ilerliyor, bulut kütlesi üzerimde koskoca bir harita gibi,<br />

bir gökyüzü atlası gibi usul usul dönüyor. Her aralıkta yaprak<br />

yaprak, dalga dalga, yelpaze gibi açılan geçici, eşsiz, bir kerelik<br />

oluşumlar; farklı farklı hava etkilerinin yarattığı dumanlı,<br />

yoğun, ipliksi, girdapsı görünümler.<br />

Bütünü görüp tanımlamış olmak yetmez. Hatta bütünü<br />

görmek hiç görmemektir. Yeterince uzun süre, tarayarak<br />

bakınca ortaya çıkıyor detaylardaki asıl özgünlük, tekrarsızlık,<br />

benzersizlik: Bulut o zaman görülüyor. Olağan bir bakıştan<br />

çok daha dikkatli, sebat göstererek, ısrarla, kesintisizce<br />

bakıyorum.<br />

“Gözler aslında biricik olanı görmek için yaratılmıştır, –<br />

tanımlı imgeyi görmek için değil.”<br />

100


www.isaretatesi.com<br />

Gerçekten de öyle. Bulutun örtüsü kalkmış, anbean<br />

görüyorum karşımda her ne surette ne varsa; gitgide daha<br />

yoğun bir seyir deneyimi yakalıyorum.<br />

“Gözlerimi buluttan hiç ayırmamalı mıyım acaba? Başka tarafa<br />

bakacak olsam deneyimi kesintiye uğratır, yakaladığım frekansı<br />

kaçırır mıyım? Ama görüntüler bir kerelik olduğu gibi, deneyim de<br />

bir kerelik değil mi? Zamansal gerçekliğin yansıması değil mi<br />

gördüklerim? Bu epizodu uzatabildiğim kadar uzatmak istemem,<br />

seyrin ruhuna aykırı olmaz mı? O halde ne zaman, hangi işarete göre<br />

bakmayı bırakacağım – ve ardından neyle devam edeceğim?”<br />

Yaşadığım yoğun haz, âna özgü ikilemler doğuruyor;<br />

ama bunları gidermemin bir yolu yok, her şeyi akışına<br />

bırakmak zorundayım. Neyin ne olacağına saniyelerin kritik<br />

geçişleri karar verecek. Tek yapabileceğim, oluş ve değişimleri<br />

tüm detaylarıyla, tarihsel öneme sahiplermişçesine yüceltmek:<br />

Şu an burada, bu arabada bulunmaktan duyduğum mutluluk<br />

öyle sahici ki, onu yorumlamak, muhakeme etmek şöyle<br />

dursun, tamamen kendimi kaptırmayı, giderek çocuksu<br />

ürperişlere kapılıp bir oyun fantezisinin fizikötesi uçak<br />

kokpitine yerleşmeyi arıyorum.<br />

101


www.isaretatesi.com<br />

BAŞKA SES<br />

-earth song-<br />

Düzlükler boyunca, nehir yatağı, koruluklar, çukurluk<br />

alanlar üzerinde ve tepeler, yamaçlar arasında tüm mesafelerin<br />

genişlemiş hissi vermesinden anlıyorum içinde bulunduğum<br />

mevsimi: İlkyaz… Planlayarak, hedefleyerek gittiğim<br />

adreslerde; parkta, maden yolunda, meyve bahçesinde,<br />

gözlemevinin taraçasında tam beklediğim gibi dopdolu bir<br />

gün buluyor, saatlerin tadını çıkarıyorum.<br />

Binalar arasından sarılı yeşilli, desen desen manzaralar<br />

görünüyor. Havada ince bir pus. Ufukta cezbedici vadiler,<br />

küçük küçük köyler. Parlıyor göl, tümsekler, kayalık<br />

uçurumlar. Duyum vahaları! Ova hülyalı bir titreşimle<br />

sarsılıyor.<br />

Öğle güneşinde sere serpe uzanıyor kent. Etrafta her<br />

köşeden, yol kenarlarından, merdivenlerden, duvarlardan,<br />

parmaklıklardan ve tarhlardan otlar, çalılar, yapraklar,<br />

sürgünler, çiçekler, tomurcuklar, meyveler fışkırmış. Kıvrıla<br />

kıvrıla her yana yayılıyor gür, kabarık, kat kat yeşillik;<br />

mevsimin taşkın canlılığı kaldırımları, patikaları, yolları<br />

102


www.isaretatesi.com<br />

kaplıyor. Sarmaşıklar uzanıp bileğimden yakalayacak sanki!<br />

Karmakarışık bir tazelik; çılgınca bir tutunma iradesi, direnç,<br />

süreklilik…<br />

Ağaçlar âdeta daha dolgun, taşlar ve toprak daha yoğun,<br />

su ve hava daha akışkan, ışık daha berrak. En ufak bir esintiyle<br />

türlü kokular taşınıyor dört bir yandan. Ötüşler, vızıltılar,<br />

cırıltılar, hışırtılar duyuluyor anbean. Tüm yaratıklar nasıl<br />

dipdiri ve cisimler daha bir somutsa, boşluk da, gölgeler de,<br />

kuytular da öyle. Yönler, yükseklik, eğimler belirgin.<br />

Servilerin, söğütlerin tepesinde apaçık bir deniz uğultusu…<br />

Her tarafta baş döndüren girdaplar, basınç değişimleri,<br />

derinlikler. Daldaki elmanın hem bir ağırlığı var hem de bir<br />

hafifliği.<br />

Camın yüzeyinden hayalet gibi geçiyor vahşi yüzler;<br />

esrik kıkırtılar yankılanıyor! Çın çın ötüyor neşe! Her yerde! –<br />

Kentin çatıları, ulu çınarlar, kuleler üzerinde, yüksek bulutlar<br />

arasında, devasa aynaların kıstırdığı kör edici ışığa<br />

yakarırcasına, bambaşka bir ses arıyorum şimdi; bilinmeyen,<br />

yepyeni, sadece benim duyabileceğim bir tını; aşk dolu bir<br />

güney ağıtı: akşam ağır ağır yaklaşırken, derin, yürekten bir<br />

yeryüzü şarkısı…<br />

103


www.isaretatesi.com<br />

DUTCH CRAZE<br />

Geliyorlar.<br />

Harekete geçtiler, dört koldan geliyorlar, birlik halinde,<br />

dağılmadan, seri şekilde geliyorlar, dumana inandılar, son<br />

dördünde geliyorlar, hizayı koruyarak, yayılarak geliyorlar, ilk<br />

ateşi çoktan geride bıraktılar, düzlükleri, nehirleri, kanalları<br />

aşıyorlar, tarlaları ve evleri dalga dalga ısıtarak, gece göğünün<br />

beyaz ufkuna bakarak geliyorlar, tümsekleri ve değirmenleri<br />

uğuldatarak, kentleri sarsarak, denizi bir an olsun akıllarından<br />

çıkarmadan geliyorlar, duvarlardan su gibi, sokaklardan<br />

rüzgâr gibi geçiyorlar, kıyıdan köşeden cıva gibi süzülüyorlar,<br />

seziliyorlar, sütlü kahveyi bozarak, dayalı bisikletlerin<br />

önünden, güz sonu ağaçlarının altından ilerliyorlar ve arnavut<br />

kaldırımının aralarındaki macun gibi çamura sızarak, katedrali<br />

korkuyla uyandırarak, farların aydınlattığı en dar sokağın<br />

ucundaki izmaritte hızlanarak geliyorlar, isli dumanın<br />

ardındaki yıldız göründü, çok değil, birazdan, – metali<br />

şimdiye dek kimsenin duymadığı gibi duyacaklar.<br />

104


www.isaretatesi.com<br />

SÜRÜP GİTMEK<br />

Her gün öğle yemeği yediğim restoranın her defasında<br />

çıktığım arka kapısından yola inerken, koruluğun başladığı<br />

yerdeki o ağacı bugün diğerleri arasında ilk defa<br />

farkediyorum. Ötekiler çam, ama bu onlar gibi iğne yapraklı<br />

değil; emin olamıyorum, bilmediğim bir tür, belki de bir<br />

dişbudak. O yandaki ağaç yığınına bugüne dek gelip geçerken<br />

şöylece bir baktığım için, görememişim onu. Oysa şimdi,<br />

mevsimsel bir geçiş sayesinde, nispeten kuru dalları ve kalınca<br />

gövdesiyle ötekiler arasında nasıl da belirgin. Varlığını,<br />

ayrımını keskin bir şekilde hissettiriyor. Görünüşü kesinlikle<br />

tuhaf, kendine özgü. Seyrek yapraklı kıvrım kıvrım dallarıyla,<br />

bir bitkiden çok, neredeyse sucul bir hayvanı, bir nevi ahtapot<br />

veya mürekkep balığını, ya da daha ilginci, çok-ayaklı<br />

böcekleri, hatta bir sürü duyargası ve dokunacı olan<br />

mikroskopik canlıları andırıyor; sanki onların tabiatında, ama<br />

onların boyut olarak büyüğü ve yerinde kök salmışı,<br />

heykelleşmişi. Gerçeküstü bir yaratık gibi. Bulunduğu yere bir<br />

güzel yayılmış, eğrilerdeki muammanın güçlü bir ifadesini<br />

dışavuruyor.<br />

105


www.isaretatesi.com<br />

Soruyorum kendime: Kısacık bir bakış atarak ağaç olarak<br />

tanımladığımda aslında hiç de görmüş olmadığım, ama uzun<br />

bir süre ısrarla baktığımda, genişliği ve yüksekliğiyle,<br />

düzgünlüğü ve eğriliğiyle, bana her yönde ayrıntılarını dalga<br />

dalga sunan bu ağaç, acaba bir bütün halinde nasıl bir<br />

okunaklılığı saklıyor kendinde? Gövdesi ve kıvrım kıvrım<br />

uzanan dallarıyla, en iyi olasılıkların gerçekleşim öyküsünü<br />

mü, yoksa, hep tıkanan gelişim yollarının alternatifleri<br />

üzerinden oluşuvermiş gelişigüzel bir somutluğun haritasını<br />

mı?<br />

Beriki de doğru aslında, öteki de. Ağaç maddi varlığıyla<br />

bunların her ikisini de yansıtıyor olmalı; çünkü onun gelişimi,<br />

pratik anlamda, kâh olanaklar kâh olanaksızlıklar üzerinden<br />

her koşulda kendini sürdürebilmeye dair temel bir<br />

mekanizmadan, canlılığın en güçlü rutin işlevinden kaynağını<br />

alıyor: Hem etkin hem edilgin biçimde bir oluşum ve<br />

oluşamayış bu, – hem istemli hem istemsiz, hem akıllıca hem<br />

ahmakça, her halükârda var olmak ve kalmak, döngüyü<br />

sürdürmek, sürebilmek, sürüp gitmek…<br />

106


www.isaretatesi.com<br />

İNGİLİZ YÜZ<br />

Gör ki buradayım. Burada oturuyorum, çamların altında<br />

bu piknik masasında; yo, “çamlaarın aaltındaa, verdiğin<br />

buuseyi” demeyeceğim, hayır; önümde yemek tepsisi,<br />

kulağımda Elgar, dearest allegretto piacevole – dağınık esinleri<br />

bir araya toplayan cânım müziğim benim. Günün<br />

belirsizliğiyle savaşmam gerek; henüz sabah, vakit erken; salt<br />

direnç gerek bana; dayanak olmasa bile, karşıtlık; neşeli,<br />

hınzır, düzenbaz bir kararlılık…<br />

Kulak veriyorum allegretto piacevole’ye; hafif rüzgâr<br />

esiyor, karşımda ağaçlar alımlı çalımlı salsa yapıyor. Kulak<br />

veriyorum allegretto piacevole’ye; lokmalarımı şımara şımara<br />

tıkıyorum ağzıma; merdivenlerden inip gelen gelen kocaman<br />

güneş gözlüklü, mini etekli, çarpık bacaklı kıza su bardağının<br />

dibinden bakıyorum. Allegretto piacevole: Çimenlerde gezinen<br />

sığırcık sürüsünü bir cherry domates atıp kovalıyorum, kıkır<br />

kıkır gülüyorum!<br />

Sonra casus filmleri geliyor aklıma, yandaki fakülte<br />

binasının pencerelerine göz gezdirip casusça bir şeyler<br />

arıyorum; bulamayınca da, gizlenme ve kaçışın James Bond’a<br />

107


www.isaretatesi.com<br />

neyin tatminini sağladığını, kriptografinin, denizaltıların ve<br />

radarların nereden türemiş olabileceğini düşünüyorum. Son<br />

kalan patatesle sıyırıyorum tabağıma bulaşık sosları; oluşan<br />

desenleri marazi bir merakla inceliyorum. Karşıki binanın<br />

kiremit çatısının üzerinde, kuşluk vakti göğüne gözümü<br />

dikiyorum, bana “Behçet Necatigil, 1950” dedirtecek bir uçuk<br />

mavi arıyorum! Çatalım ve bıçağımla, hafif hafif, çın çın ritim<br />

tutuyorum.<br />

Dearest allegretto piacevole! Ben, sıradan “düş çocuğu”,<br />

amatör sersem, bütün bu heyecan dolu zırvalar nedir<br />

bilmiyorum ama, sana kulak verdim ve tek bildiğim,<br />

sabuklamanın bana şu an iyi geldiği ve hayli eğlenerek yavaş<br />

yavaş kendime geldiğim.<br />

Tek bir eksiğim vardı, bir İngiliz Yüz; onu da bana sen<br />

verdin: Kutlu bir mask gibi duruyor işte yüzümde – spontan<br />

saçmalıklarla, esrik bir dünyadan ganimet getirdiğim!<br />

108


www.isaretatesi.com<br />

SAÇMALAMAK<br />

“Davul yedim, zil içtim.”<br />

Saçmalık bağımlılık yapar. Bir kere başlayınca gerisi gelir.<br />

İçinden çıkılmaz: bir daha, bir daha. – Kendince bir mantığı,<br />

kurallılığı vardır belki de bunun; ama bu dizileri bilen iyi bilir<br />

ki, içinden geçilmek içindir saçmalık, tanınmak ve öylece<br />

icabına bakılmış olmak için değil. Kişi hem öznedir, hem<br />

kurban; son sözü yapı söyler.<br />

İşte böyle bir örnek anlatacağım şimdi: Kozmik gecenin<br />

içindeydim; evimin odalarında yoğun bir sezgiye uyarak<br />

geziniyordum; bir ara, içimden bir ses bana öyle yapmamamı<br />

söylediği halde, manyetik bir aurayla kavrulan elimi cebimden<br />

çıkarmış ve geri dönüşü olmayan bir şekilde gecede yolumu<br />

şaşırmıştım. * Bir kırılmaydı bu; ondan sonra bende bir<br />

*<br />

Her şeyin nasıl başladığına dair verdiğim bu bilginin çok da önemi yok aslında.<br />

Burada saçmalama sürecine odaklanmak gerek – ki o da kaynağına daima<br />

yabancıdır. Bir şekilde başlamıştır, ilerler; benzersizdir, kendine özgüdür,<br />

kendisidir. Yani, içinden geçilecek bir saçmalık dizisi vardır – ve geçilir. O sırada<br />

olanlar bazen kurallı, düzenli, sistemli görünse de buna aldanmamak gerekir. Öyle<br />

olmasaydı ve olanlara dair birtakım izlenimler edinip ilintiler kurabiliyor olsaydık<br />

bile, her tekil akışın karmaşık yapısının mahiyetine erişebileceğimiz ve onun<br />

üzerinde bir kontrol kurabileceğimiz anlamına gelmezdi bu. Çünkü ötekilerden<br />

109


www.isaretatesi.com<br />

süreliğine, içinden pek kolay sıyrılamadığım alternatif bir<br />

yaşantı yer etti. Eğer insan (ya da, üst-insan?) yaşantısının, biri<br />

diğerine göre daha yüksek, diğeri daha alçak sayılabilecek,<br />

birbirinden neredeyse kopuk olan iki düzeyi olduğu<br />

söylenebilirse, sözünü ettiğim kırılmanın ardından kendimi bir<br />

anda ikincide buluvermiş, ama ilkine olan alışkınlığım<br />

yüzünden ve oradaki davranış kipimden vazgeçemediğimden,<br />

ikincide kendiliğinden saçmalar duruma düşmüştüm. (Çünkü<br />

yüksek bir döngü, yüksekteyken yaşanır; onu alçaklara<br />

kopyalamaya çalışırsanız, birazdan anlatacağım üzere,<br />

düpedüz saçmalarsınız.)<br />

Fakat ilginçtir, saçmalama otomatiğini kurmuş olduğumu<br />

gayet iyi bilsem de, bu alternatif yaşantıda tuhaf bazı zevkler,<br />

ilginçlikler buluyor, ardı ardına, hem zehirli hem iç açıcı<br />

deneyler yapıyordum. Hal böyleyken elbette döngüyü<br />

kıramıyor, pedalı son sürat çeviriyordum…<br />

Şöyle söyleyeyim, bir ara evcil kedileri<br />

çatapat sesi çıkaran bir el oyuncağını<br />

suratlarının dibine yaklaştıra yaklaştıra<br />

korkutmaya kafayı takmış buldum kendimi. Güya<br />

bu takıntının oyalayıcı tatminiyle en doğru<br />

sol-fa-sol oktavını bulacak, üç notalık bir<br />

gece hazırlayacakmışım. Üç nokta. Küfür<br />

ediyorum kendime. Sonra oval kanepelerde<br />

sonsuz derecede farklı olan her saçmalama süreci, somut olarak gerçekleşir: Vuku<br />

bulur ve yaşanır; fiziksel olarak içinde bulunulur. Anlaşılıp bilinemez belki ama<br />

mutlak şekilde deneyimlenir.<br />

110


www.isaretatesi.com<br />

aradığım rahatlık, şöyle yatarsam, şöyle<br />

kıvrılırsam, yok böyle olmadı, şöyle<br />

büzülürsem olacak, biraz daha kaykılayım, az<br />

daha gömüleyim, yine de aradığım rahatlık<br />

değil, olmadı, kalk. Beden ceninleşemez. İş<br />

yaratılır, şehrin öbür ucuna, istasyona,<br />

alelacele raylara gidilir. Yok. Yolculuk<br />

iptal. Ayrılıp dönerken sadece simit yenmiş<br />

olur, ne tren bir etki yaratmıştır, ne<br />

yolcular, ne de istasyon binasındaki görkemli<br />

çatı mimarisi. Ayrılırken bekleme salonunda<br />

bir saniyede yıkanıp kuruma isteği, sonra, eve<br />

dönerken, ağır ilerleyen trafikte herkül seks<br />

içtepisiyle cisimsiz dişiye (un-ewigweibliche?)<br />

karşı motoru kişileşen otobüsler.<br />

Nadir yakalanan bir düşünce katarının –ki<br />

baştan sona beyaz üzerinedir– ucuna koltuk<br />

beklemek: uzatmak, boşuna uzatmak. Ayin<br />

cübbesiyle oturulan Şanzelize kafe’sinde kahve<br />

fincanının iç karartıcı dibini görmek. Für<br />

Elise kafes’i. Gıdım gıdım etkilenilebilecek,<br />

neredeyse sığasız bir turistik meydan. A drop<br />

a day, 10 mg. Kollarıma bileğimden omzuma<br />

kadar dizdiğim sıra sıra bileziklerle,<br />

dirseklerimi kıramaz haldeyken yaptığım acayip<br />

jimnastik figürleriyle onay beklediğim<br />

sevgilinin beni bırakarak ortamdan tüymesi.<br />

Not even a drop, yet a day. Ciddiyet<br />

takınışım. Kendime bir amir arayışım, hatta<br />

daha onu bulamamışken bir üniforma<br />

ayarlayışım, kurumsal geleneği bile önceden<br />

detaylı düşünüşüm – gelgelelim amiri bir türlü<br />

bulamayışım: belki de gelenek kaçırtmıştır.<br />

Sonrası, dayanılmaz karın ağrıları, bardak<br />

111


www.isaretatesi.com<br />

bardak unlu sodayı ve avuç avuç tarçını mideye<br />

indirişim; her derde deva salatalıklara<br />

beslediğim pragmatik sevginin beni götürdüğü<br />

sonsuz, sonuçsuz bekleyiş saatleri, gün boyu<br />

koyunları saymak.<br />

İnsan (üst-insan?) ne vazgeçip noktayı koyabilir buna, ne<br />

de tamamen yitip gider bunun içinde: Genel çerçeveyi<br />

koruyan, sağlam, toparlayıcı, sağduyulu bir yan taşır mutlaka<br />

kendinde. Edimlerin hızlarının ve sürelerinin olağanın dışına<br />

taşmış olduğu, deneyimin biçimsizliği, senkronsuzluğu ve<br />

enerjinin düzensizliği er geç görülecek; dinginliğin sağladığı<br />

avantajla, bütünlüklü, neredeyse kuramsal bir yaklaşım<br />

benimsenecek; güçlerin doğru şekilde kullanılacağı yüksek<br />

döngüyü arama yolunda yeni, akılcı bir mantık geliştirilecek;<br />

bu arada, saçmalığın yarattığı tahribattan da ihtiyaç duyulan<br />

tazeliğin türediği farkedilecektir.<br />

112


www.isaretatesi.com<br />

VIGIL<br />

Kâh duyarlı kâh donuk, kâh esnek kâh katı, kâh rahat<br />

kâh gergin geçen uzun bir günün sonunda, aydınlanışların ve<br />

felaketlerin, zirvelerin ve diplerin abartılı gelgitleriyle bitkin<br />

düşmüş bir halde nihayet uyumaya çalışarak, ama deneyimleri<br />

programlayan katı mantık devredışı kalmadığından bir türlü<br />

dalamayarak, gecenin köründe yarı uyur yarı uyanık………<br />

tuhaf……… duyuyorum……… gündüz yanından geçtiğim<br />

ormanları……… tenimdeki güneş yanığını……… gün ortasında<br />

eşya almak için döndüğüm odadaki ölüdoğa meyveleri……… boş<br />

arsadaki külüstür vosvosun cart yeşilini……… puslu komşu<br />

kasabaları……… kamusal alanların keşmekeşini……… restorandaki<br />

tavan pervanesini, sinekleri, sürahideki suyu……… kayalıktaki<br />

kadının beden dilini……… yüksekte çember çizen kartalı………<br />

beynimi örselercesine yankılanan theremin seslerini……… olayların<br />

akışını bozan uyumsuz hızımı……… içinde uyuyup uyandığım cıva<br />

denizini……… eylemlerimin tam da sonuçları önceden düşünülmüş<br />

olduğu için sürekli geçersizleştiğini………<br />

– – ve o en son ürpertici haykırışı: “Bitecek bu çılgın koşu,<br />

sana sonra açıklanacak neyin ne olduğu!”<br />

113


www.isaretatesi.com<br />

PINBALL<br />

Yayı gerip bırak, topu hızla gönder, çarpa çarpa gezinsin,<br />

karşıla, kaçmasın aşağıya, yine vur, sağa sola mekik dokuyup<br />

deliklerden, tünellerden, oluklardan geçsin, alternatif yollara,<br />

sürpriz seviyelere dalsın: Rengârenk ışıkların, ses efektlerinin,<br />

melodilerin, dijital kahkaha ve alkışların süslediği eğik<br />

zeminde madenî top oradan oraya oynadıkça ve bulmacalar<br />

tamamlanıp oyunun döngüsü sürdükçe (tilt olma sakın!), iyi<br />

bir oyuncuya dönüştüğünü hissederek, eksantrik huyların ve<br />

sağlıklı kaprislerinle neşeleneceksin: Karanlık salonun<br />

ortasında nihayet basit bir dayanak, aydınlık bir çerçeve<br />

buldun kendine, – zıvanadan çıkmış geceden, alelâde, dingin<br />

geceye doğru usul usul sokuluyorsun.<br />

114


www.isaretatesi.com<br />

KOY<br />

Yaz sabahının erken vakitleri; sakin denizin üzerinde<br />

yükseklerin lekesiz açıklığına kadar parçalı bulutlar. Güneş<br />

ufkun ardından erken ışınlarını yollamış, koyu besliyor.<br />

Renkler hem durgun hem canlı, işlenmiş gibi. Esinti az. Nadir<br />

şıpırtılar ve hışırtılar hariç pür sessizlik.<br />

Dışarıdan bir göz burayı çerçeve içine alıp bir fotoğraf<br />

karesi ortaya çıkarabilirdi, oysa ben içeridenim: Kanımda<br />

bölgenin yakıcı ısısı, elektriği.<br />

Açıkta duman dağları gibi yükselen bulutların doğuya<br />

doğru nispeten daha alçakta kalan koyu renkli kütlesi<br />

yaylıların tiz sesleriyle ad hoc işaretleniyor; kütlenin kopkoyu<br />

göbeğinden sarımtırak bir ışığın keskin, incecik büklümleri<br />

geçiyor. Tam ortada dar ama derin bir boşluk; yoğun bir<br />

çekim. Bir anlığına takılıyorum oranın tekinsiz karanlığına,<br />

kaçıveriyorum: İçi zehir, dışı sihir.<br />

Soluk kesici bir zirveyle yükseklere uzanıyor ana bulut<br />

yığını. Yukarıda kurşuni bir içbükey yapmış, tersine eğimlerle<br />

çapraşık boyutlar kurarak baş döndürüyor. Kireç beyazı<br />

istisnai bir bulut çıkıntısı sipsivri ucuyla dokunsal bir etki<br />

115


www.isaretatesi.com<br />

yaratıyor orada; zaptedilemeyen değişkenliğiyle, belirsiz<br />

eşiklerden geçen duyuları kamaştırıyor.<br />

Aşağıda biraz açıkta, karadan dar bir kıstakla ayrılan bir<br />

adacık var; hafif pusun içinden pembeli kızıllı sabah<br />

alacalarıyla iç açıcı dramatik çağrışımlar yapıyor. Umut, sevi<br />

ve huzur anlatıları filizleniyor orada! – Kayalık yamaçta<br />

müziğin yavan esi, beklenmedik gerilim. Minik korulukta kor<br />

ateş. Ani bir donukluk. Kol geziyor lanet.<br />

(Güpegündüz bir uyurgezer gelmişti buraya, kabuğunu<br />

kırmıştı bu adanın karşısında, – ama o bir başkasıydı, ben<br />

değilim.)<br />

Bir cıva damlası süzülüyor denizin içinden: Denizi değil,<br />

o damlayı duyuyorum. Önümde iskele, uzandığı yönde<br />

darboğaza giriyor. – Güçlü bir uyarımdan geri döndüm, acı bir<br />

stigmayla damgalandım.<br />

Denizin yüzeyinde yavanlığı kırabilecek bir ilinti var mı<br />

acaba? Yapay kılavuz çizgiler koyuyorum suya; ama nabız<br />

doğru dürüst atmazken, tinin doğasına aykırı bu. Nesnelliğin<br />

şah damarı dokunamadığım yerlerden geçiyor.<br />

Cantabile çalıyor, koyun derin müziği – istesem de kulak<br />

veremiyorum artık.<br />

116


www.isaretatesi.com<br />

ÇARPI İŞARETİ<br />

— Dünyada en çok gitmek istediğiniz şehir hangisidir?<br />

— Hımm, sanırım Portland… Evet. Şöyle ki, bir keresinde<br />

Deutsches Requiem gece karanlığı içinden duvarların ardına<br />

ince ince sızarken, hiç gitmediğim halde zihnimde uyanıveren<br />

Portland’ın, şiirsel bir fütürizmle modern bir Şiraz’a<br />

dönüştüğünü hatırlıyorum. Gökdelenler arasından ağ ören<br />

ızgara planlı caddelerde, mistik bir çamur, düşüncelerimi tatlı<br />

tatlı uyuşturan alaca renkli ışınımlar yayıyordu. Yürüyordum.<br />

Orada, tam ortada, bir meydan değilse de, sahneyi andıran<br />

geniş bir boşluk vardı; çepeçevre balkonlardan ve localardan<br />

bakan bir sürü gözün yarattığı etkiyle, dev bir gemi güvertesi<br />

genişliğindeki alanın ortasında bir anda dramatik bir gerilimin<br />

içine yerleşivermiştim. Fısıltılar büyüdükçe büyüyor,<br />

dakikaların yükü artıyordu; buna karşılık, ben içeriden<br />

duyamasam da, tenimden nikel pırıltıları saçılıyor, rüzgârsı bir<br />

koro uğultusu sahneyi bakir kılıyordu. Sonra, yoğun bir ışık<br />

belirdi, derinlere işleyen bir aydınlık yayıldı etrafa ve nefes<br />

kesici mutlak sessizlik tırmanırken, her şeyin bir anda tutulup<br />

kalmasıyla, evrendeki fiziksel varlığım kesin bir şekilde<br />

onaylandı: Parlak bir çarpı işareti belirdi tam bulunduğum<br />

117


www.isaretatesi.com<br />

noktada. Öyle elektrikli, öyle yakıcı ve somut bir işaretti ki bu,<br />

tekrar baktığımda göremeyeceğim kadar gerçek olduğunu<br />

hemen anlayıp, oradan son sürat, kaçarcasına uzaklaşmıştım.<br />

Ah, çarpı işareti! Yüceler yücesi çarpı işareti! İster<br />

Portland olsun isterse başka bir yer, senin uğruna dünyanın en<br />

ücra, en olmadık köşesine gitmeye değer!<br />

118


www.isaretatesi.com<br />

ŞAFAK VAKTİ<br />

Soyutlaşıp seyrelerek somut dünyada gitgide buhara<br />

dönmüş bir adamın, nasıl fiziksel olunabileceğini tekrar<br />

hatırlamaya başladığı an, dünya büyülü bir şekilde şırınga<br />

ediliyor kendi maddi gerçekliğinin içine – ve alacakaranlıkta,<br />

yayvan tepeler, durgun gölet, piramit gibi yükselen taş<br />

merdivenler ve kızıllaşan ufuk arasında, gözler için gizli bir<br />

nirengi noktası beliriyor birdenbire: Nefes kesici bir<br />

yoğunlaşmayla, bir tangram bulmacanın parçaları gibi yan<br />

yana geliyor karşı yamaçta, yolun dönemecinde, şafak vaktinin<br />

metalik turuncu, lacivert, sarı, gri, yeşil renkleri!<br />

119


www.isaretatesi.com<br />

GÜNEŞ ÇAĞI<br />

ruhevoll<br />

Yaylıların yumuşak, perde perde sesleriyle baktığım<br />

öğleden sonra denizi.<br />

Ben, tatlı yabancı. Hassaslığım, ışıltılı burukluğum…<br />

Geldiğimden beri sahile usul usul alıştığımı<br />

hissediyorum. Soluyorum bölgenin havasını, duyuyorum<br />

coğrafyanın dilini: tepelerde, yamaçların bitki örtüsünde,<br />

gökte, kıyıda ve suda parsel parsel ayrımlar, çeşitlilik, zarif<br />

geçişler, görelilik ve uyum, – dilden doğaya dönüş. Sığlıktaki<br />

beş sivri kayanın konumları üzerine; yeşilli kızıllı adanın<br />

kıyıya olan mesafesi üzerine düşünüp kalıyorum.<br />

İstiyorum ki uzasın bu özgür dakikalar.<br />

Dip balıkları gördüm, açıkta üç sapsarı duba gördüm,<br />

suyun kırış kırış örtüsü, ufuktaki yelkenliler. Koyu ortada bir<br />

çanak gibi bırakan çepeçevre tepeler; zeytin ağaçları, rüzgârın<br />

dalgalandırdığı söğütler. Rahat, hazır, dingin gözlerle, takılıp<br />

kalmaksızın bakıyorum açıklara; kara ve deniz üzerinde türlü<br />

120


www.isaretatesi.com<br />

öyküler esinleyen küçük küçük çerçevelerde, ılık ve ıslak,<br />

ahenkli renkler…<br />

Koyun doğu ucundaki burnun ötesinde, kilometrelerce<br />

ileride denize doğru sıra sıra uzanan kara kütleleri, bu saatler<br />

tam karşıdan vuran güneşin etkisiyle daha ak, daha turuncu ve<br />

daha kızıl olan görünümleriyle, zihne çarpıcı bir gerçekliğin<br />

mührünü vuruyorlar. Sevecen dokunuşlarla ürperiyor masum<br />

bellek. Parlak umutlar beliriyor.<br />

Kaymalarla aşınmış kayalık yamaçtaki değişimi<br />

tanımlayan longue durée’nin bile ötesinde, yanık uzaklar<br />

pusunda her türlü ölçekten kurtuluyor zaman.<br />

Sessizlik sarıyor her şeyi. İnsanın ve doğanın seslerini,<br />

yankıları saran bir sessizlik. İçinde olduğum, oyalandığım<br />

sessizlik…<br />

Duyularla eriyor bedenim; dalga dalga uyarılıyorum.<br />

Tensel dokusu tinin! Esenlik yayılıyor her yana – ve karşıma<br />

gelen tüm insanları, bedenlerinin çılgın ışığıyla, kumda ve su<br />

kıyısında kutsal heykeller gibi duyuyorum.<br />

121


www.isaretatesi.com<br />

FÜTÜRİSTİK<br />

Otoyolun ilerisinde voyvoda şatosu gibi duran<br />

ambardan, ıslak asfaltın saçtığı ışıltılardan, uğultulu tünel<br />

girişinden, kavşağın beyaz lambalarından, terk edilmiş<br />

dokuma fabrikasından, raylar boyunca uzanan elektrik<br />

tellerinden, tılsımlı istasyonlardan – doğuyor çocuk astronot,<br />

büyülü roket, deli uzay!<br />

Mıknatısların sonu gelmezce döndürdüğü madalyondan,<br />

prizmada milyon renge kırılan ışıktan, insanın bir anda<br />

kendini gördüğü ekrandan, abartılı endüstri bölgelerinin<br />

hiçliğinden, senfonik smog’dan, çağı başaşağı çeviren<br />

esriklikten, olmayan metropollerin ayininden – doğuyor çocuk<br />

astronot, büyülü roket, deli uzay!<br />

Zekânın karanlık pırıltılarından, yüzeylerin çıldırtan<br />

kaleydoskopundan, maddenin fiziksel hazlarından, evrensel<br />

duyu devrelerinden, genişleyen çemberlerden, kutlu<br />

gerilimden, geri sayımın gizeminden, ani ateşleme ve<br />

fırlatılışın ölçüsüz enerjisinden, binlerce dağa bedel bulutları<br />

aşan manyetik nefesten, ivmenin sonsuz ürperişinden, aşkın<br />

yüksekliklerden – doğuyor çocuk astronot, büyülü roket, deli<br />

uzay!<br />

122


www.isaretatesi.com<br />

YER<br />

Raif’e<br />

Dar bir dünyada yaşarız biz; on metre, yirmi metre<br />

ötesini görür, gerisini hiçe sayarız. Tirşe yağmurlar, bordo<br />

bulutlar, kavurucu rüzgârlar ve elektrikli kış sabahları yaşam<br />

alanımıza ancak parça parça sızar: Kaynağı değil, etkiyi biliriz.<br />

Oysa, örneğin, hiç önem atfetmediğimiz tek bir civciv ya da<br />

krizantem için harıl harıl işler kırın tüm akımları, gelgitleri,<br />

girdapları; bilmeyiz.<br />

İnandığım bir dünya vardı çocukken – megaronlarla,<br />

Doğu Roma’yla, Bay Donçu’yla, uzay gemileriyle, siyah-beyaz<br />

televizyonda bayram günlerinin kovboy filmleriyle, ormanla,<br />

ansiklopedi resimleriyle. İçinde olduğum ve gerçekleşen bir<br />

dünya. Perdeleri çekili otobüsün tupturuncu aydınlığında<br />

kentin yumuşak, nemli, tropik yapraklarına hazırlanırdım.<br />

Gün ortası uykularımdan her uyandığımda kolezyumlar<br />

içinde bulurdum kendimi. Tazelik ve erk sarardı her yanımı.<br />

Sahilde, annemin şezlongunda, akşam göğünün alaca renkleri<br />

altında ürperirken, doğa ve teknolojinin nihai uyumunu<br />

123


www.isaretatesi.com<br />

düşlerdim. Satranç, resim defteri, titreşimler, ızgara kokusu –<br />

benim için can alıcı öneme sahipti bunlar. Ne saçmalasam aşktı<br />

ve her koşulda doğrulanıyordu duyarlılığım.<br />

Sonsuzlukla oynadığım köşe kapmaca getirdi beni<br />

bugünlere.<br />

Eşyalar arasındaki sessizlikten, fayanslardan, sivrisinek<br />

vızıltısından, ışık kırılmalarından, ısırgan otu kokusundan, bal<br />

tadından, ıslak taşlardan, topraktan geldim. – Üzerinde Kiril<br />

harfli yazılar olan eski, küçük bir kitap üzerinde tutuyordum<br />

elimi, çektim: Tüm evrendim.<br />

Şimdi, bacak üstüne atılmış bacakta, sahibinin bile<br />

tanımadığı o dişil ayağı inceliyor, aşktan da derin, mistik bir<br />

korkuya kapılıp yutkunuyorum.<br />

124


www.isaretatesi.com<br />

125

Hooray! Your file is uploaded and ready to be published.

Saved successfully!

Ooh no, something went wrong!