29.09.2018 Views

Esgündem Eylül 2018 Sayısı

İstikbal Gazetesinin aylık iş, siyaset, spor ve yaşam dergisi Eylül sayısı

İstikbal Gazetesinin aylık iş, siyaset, spor ve yaşam dergisi Eylül sayısı

SHOW MORE
SHOW LESS

You also want an ePaper? Increase the reach of your titles

YUMPU automatically turns print PDFs into web optimized ePapers that Google loves.

E M

SGÜNDE

E S K İ Ş E H İ R

PARA İLE SATILAMAZ, ÜCRETSİZDİR www.istikbalgazetesi.com Sayı : EYLÜL 2018

GAZETESİ’NİN

AYLIK İŞ, SİYASET, SPOR

VE YAŞAM DERGİSİ


8

10

12

14

16

20

26

28

30

32

34

36

40

42

44

Kardeşlik Yeşil Sahada

İşçilerin Sırtı Ağrımasın Diye

Robot Yaptı

“Yaratık Gibiyim! Ne Olur Beni Bu

İlletten Kurtarın !”

Baba-Kız Gökyüzünü Fethediyor

4 Ülke, 4 Kadın ve 4 Farklı Hayat

Çocukların Yüzü LÖSEV ile Gülüyor

Odunpazarı Lületaşı’na Sahip Çıktı

“Modayı Doğa Belirliyor”

Eskişehir sempozyumla

sanata doydu

Tiyatro Dolu Bir Sezona Hazır Olun

Eski Kültürün Bugün Hala Yaşadığı

Mahalle : SÜTLÜCE

Eskişehir Nüfusunda Kadınlar

Çoğunlukta

Selka Kupa Alışkanlığı Edindi

Ölmek Var Vazgeçmek Yok

Omuzlarındaki Büyük

Yükün Farkındalar

GAZETESİ’NİN AYLIK İŞ, SİYASET VE YAŞAM DERGİSİ

PARA İLE SATILAMAZ, ÜCRETSİZDİR www.istikbalgazetesi.com Sayı : EYLÜL 2018

UĞUR OFSET MATBAACILIK, GAZETECİLİK SAN. VE TİC. A.Ş. ADINA

Sahibi : Burak TÜRKMEN

4

Eskişehir, şu son 10-16

yıllık süreç içinde çok gelişti

ve çok değişti.

Buna bir diyeceğimiz yok

elbette.

Ancak…

İnsan zaman zaman o eski

“Eskişehir’i” de özlüyor arkadaş.

Ülke olarak şehir hafızalarını

koruyamama gibi bir sıkıntımız

var.

Anıların geçtiği, yaşanmışların

olduğu yerleri koruyup

kollayamıyoruz.

Tıpkı Eskişehir’de olduğu

gibi…

Daha açık söyleyelim isterseniz…

Örneğin bu şehir Avrupa’nın

herhangi bir ülkesinin

şehri olsaydı, üzerinden yıllar

hatta yüzyıllar geçmesine rağmen

“Vişnelik” diye adlandırılan

mahalle hala vişne

ağaçlarıyla dolu olurdu.

Örneğin, “Bademlik” yıllar

sonra bile badem ağaçlarıyla

kaplı olurdu.

“Elmalı” Mahallesi’nde

elma ağaçları, Çamlıca’da

çam ağaçları olurdu tıpkı eskiden

olduğu gibi…

Bu şehir Avrupa’nın herhangi

bir şehri olsaydı eğer…

EDiTöR

Murat Taşkın

İnsan eski “Eskişehir’i”

de özlüyor yahu…

Genel Yayın Yönetmeni : Burak TÜRKMEN

Sorumlu Yazı İşleri Müdürü : Murat TAŞKIN

Gazete, Haber ve Reklam :

Arifiye Mah. Yalbı Sk. No: 13/A K:6 D:10 ESKİŞEHİR

Tel & Faks : 0.222. 220 19 06 - 220 19 08

e-mail : haber@istikbalgazetesi. com

Merkez ve Reklam Bürosu :

İstiklal Mah. Adalar Sk. No : 5 ESKİŞEHİR

Baskı : ÖNKA Matbaacılık San. Tic. Ltd. Şti.

B. Sanayi 1. Cad. 80/32 İskitler / ANKARA

Tel: 0.312 384 26 85

Anadolu Üniversitesi temellerinin

atıldığı o 7 katlı

bina, lojman yapılması için

hayatta yıkılmazdı iyi mi?

Gelinen süreçte bakın bakalım!

Karabayır Bağları’nda

“Bağ” bulabilir misiniz?

Gültepe’de “Gül” e rastlayabilir

misiniz?

Odunpazarı’nda “Odun’u”

çağrıştıran ne var?

Akarbaşı’ndan artık hiçbir

şey atıyor mu?

“Kendileri gitti isimleri

kaldı yadigar” misali göz göre

göre yok oldu tüm anılar ve

yaşanmışlıklar.

Haksızlık etmeyelim, aralarında

korunan, sahip çıkılabilen

ve anıları bugünlere

kadar taşıyanlar da vardı elbette…

Ama çoğu yok olup gitti.

Adalar sahil yolunda tek

sıra yüksek apartmanların yerini

aldığı, o yazlık sinemalar

ve çay bahçelerini nasıl aramaz

insan…

Adalet İlkokulu’nun yanında

ki Atatürk müzesini…

Çocukken gidilen İl halk

kütüphanesini…

Yediler Parkı içinde bulunan

o minicik şelaleleri ve

hortumundan su fışkırtan

küçük fil heykeli insan nasıl

unutur?

Sözün kısası…

Gelişme güzel, yenileşme

müthiş, değişim yerinde…

Ama-Fakat-lakin…

İnsan eski “Eskişehir’i”

de özlüyor yahu…


5


Eskişehir'deki belediyeler peyzaj

konusunda fazlasıyla güzel işlere imza

atıyorlar.

Rengârenk çiçekler, farklı tür bitkiler...

Gerçekten hepsi çok hoş, çok

güzel ve kentimize yakışıyor.

Hepsinin ellerine sağlık…

Pekiyi bu kadarı gerçekten yeterli

mi?

Yoksa yapılması gereken başka çalışmalar da olabilir mi?

Bu yazıda bu konuyu konuşalım.

H H H

Türkiye'deki belediyelerin bu peyzaj kültürü inanın ne Avrupa'da

ne Amerika gibi gelişmiş ülkelerde var.

Bu konuda Avrupa şehirlerindeki örnekleri incelemenizi

öneririm.

Mesela gelişmiş kentlerin dönel kavşaklarına bakın.

9 tane ağaçtan oluşmuş ve zemini de tamamen çim.

Bu kadar!

H H H

Bu türden pek çok fotoğraf göreceksiniz Avrupa şehirlerinden.

Neredeyse her yerde çim ve ağaç.

Peyzaj adına başka hiçbir şey yok.

Ağaçlar, şehrin genel yeşil altyapı planında en önemli bileşen.

Doğal çevrenin iyiliğinin sembolü…

Ağaç bir defa kentsel atmosferi güzelleştirir.

Ağaçlar yağmur sularının betona, asfalta çarptığı miktarı

azaltır.

Böylece sel oluşma riskini ve yağmur suyu yönetim maliyetlerini

fazlasıyla düşürür.

Avrupa ve Amerika başta olmak üzere dünyanın bütün gelişmiş

ülkelerinin şehirleri şu an fidan dikme seferberliğinde.

Üstelik halihazırda zaten yemyeşil şehirlere sahip olmalarına

rağmen; hala, ısrarla fidan dikmeye devam ediyorlar.

Çünkü yapılan bütün araştırmalar, ağacın insana ve doğaya

katkısının son derece fazla olduğunu gösteriyor.

H H H

Sosyal medyada hayli ünlü olan, iki sokağın sıcaklık karşılaştırılmasının

yapıldığı bir fotoğraf var.

Herkes bilir.

Bir sokakta kaldırım boyunca karşılıklı ağaçların olduğu,

diğer sokakta ise ağacın çok az olduğunu görüyorsunuz.

Pekiyi sıcaklık farkları ne derseniz?

Ağacın bol olduğu sokakta, asfalt sıcaklığı 33 derece iken,

ağacın olmadığı sokakta asfalt sıcaklığı 66 dereceye kadar çıkıyor.

Peki ya kaldırımlar?

Ağacın olduğu sokakta kaldırımlar 32 derece iken, ağacın

olmadığı sokakta kaldırımlar 60 derece civarlarında.

H H H

Dallas'ta konuyla ilgili yeni bir projeye başladı.

Proje başlığını aynen kopyalıyorum;

"Şehrin Aşırı Isınmasına Karşı Savaşmaya Yardımcı Olacak

Basit Bir Çözüm:

Daha Fazla Ağaç!"

Pekiyi buna nasıl karar veriyorlar?

Şehrin bölge bölge sıcaklık değerlerini kontrol ediyorlar ve

ağaç bitki örtüsünün, ağaç gölgeliğinin düşük olduğu bölgelerde

sıcaklığın daha fazla olduğunu tespit ediyorlar.

Bu bölgelerdeki sıcaklığı düşürmek için bütün cadde ve

sokaklara fidan dikmeye başlıyorlar.

Bu çalışma ile ağaç dikmenin Dallas kentini soğutmak

için diğer stratejilerden üç kat daha etkili olduğunu kanıtlıyor-

6

ESKİŞEHİR,

AĞAÇ,

PEYZAJ!

lar.

H H H

Yine ABD’deki farklı bir çalışmada

ise;

Georgia Teknoloji Enstitüsü

ile "Texas Ağaçlandırma

Vakfı"nın yürüttükleri ortak

proje sonucunda ağaç örtüsünün

fazla olduğu noktalarda 10-15

derece civarında soğumaya yardımcı olduğunu tespit ettiler.

Ayrıca gölge sağlamanın ötesinde, ağaçların yapraklarından

su buharlaştıkça havayı serinlettiğini de açıkladılar.

Bu çalışmalarla şehirlerdeki ağaç sayısı ile ilgili elde ettikleri

diğer sonuçlar sadece yüzey sıcaklığını düşürmek ve havayı

serinletmek olmadığını da raporladılar.

Ozon kirliliğini, astım krizlerini ve diğer sağlık sorunlarını

azaltmaya yardımcı olması da tespit ettikleri de diğer olumlu

etkiler.

H H H

Konuyla ilgili Avrupa’da çalışma yapan farklı bir şehre gelelim...

Madrid!

Projeyi ve alınan kararları aynı şekilde yazıyorum:

“Madrid, yükselen sıcaklıklar ile mücadele için ağaç dikecek.

Boş alanlar, şehir meydanları, eski yollar, şehir sokakları...

Baktığınız her yer ağaçlarla doldurulacak.

-Mevcut parklar genişletilecek,

-Çatı ve duvarlar mümkün olduğunca yeşilliklerle kaplanacak,

-Yirmi iki boş alan kentsel parka dönüştürülecek,

-Döşenmiş zemin taşları sökülecek ve yağmur yağmasını

kaldırabilecek parklar haline gelecek.

-Kentin ortasından geçen 2003 yılında yıkılan otoyolu

ağaçlarla doldurmak için 4,3 milyon dolar harcanacak.

-Kentte araba yasaklanan caddeler, ağaçlarla dolu parklara

da dönüştürülecek.

Merak edenler arama motorlarına bu projeyi yazıp görsellerine

de bakabilir.

Bakanlar proje görsellerinde hiç çiçek göremez mesela?

Ve ya farklı bitkiler...

Yalnızca ve yalnızca ağaçlar var.

Karayolları kenarları, kavşaklar her yerde ağaç var.

Ayrıca alınan kararlardan bir tanesine özellikle dikkat çekmek

istiyorum.

“Döşenmiş zemin taşları sökülecek ve yağmur yağmasını

kaldırabilecek parklar haline gelecek.”

Yani marifet her yere beton, asfalt, taş döşemek değil.

Bakın Madrid'te döşenen taşları kaldırıp, ağaç dikecekler.

H H H

Uzun lafın kısası;

Gelişmiş şehirler, iklim ile mücadele etmek için, karbon

ayak izin miktarını düşürmek için,

Doğanın dengesi için,

İnsanların daha sağlıklı nefes alması için, caddelerin ve sokakların

güzelleşmesi için,

Şehirlerdeki sıcaklığı düşürmek için,

Yağan yağmurların sele dönüşerek kanalizasyon sisteminde

yok olması yerine yer altı sularına karışması için,

Peyzaj giderlerini minimuma indirmek için,

Yeşil olan sokaklar ve caddeleri daha da yeşertmek için sadece

ve sadece ağaç dikmeye odaklanmış durumdalar.

Ağaç dikim mevsimine girdiğimiz şu günlerde, bütün belediyelerimizden

tek bir ricam var.

“Sokaklarımızı, caddelerimizi el birliğiyle fidanlarla dolduralım.”


7


Büyükşehir Belediyesi’nin

kardeşlik ilişkisi kurduğu

Frankfurt’la olan dostluğu

futbol sahalarına indi

Sporun ve sporcunun

dostu Büyükşehir Belediyesi,

kardeş şehir olduğu

Frankfurt kentiyle olan ilişkisini

de yeşil sahalara yansıttı.

Özellikle alt yapılara ve amatör

spora verdiği katkılarla diğer

belediyelere örnek olan Büyükşehir

Belediyesi, sporun kardeşlik

mesajına da dikkat

çekmek amacıyla kardeş

Frankfurt’la bir turnuva düzenledi.

B

üyükşehir

Belediye Başkanı

Yılmaz Büyükerşen

ve Frankfurt Belediye

Başkanı Peter Feldmann’ın bir

araya geldiği futbol turnuvasında

farklı kültürlere sahip iki

kent, sporun birleştirici özelliğini

de gözler önüne serdi. Turnuvanın

açılışında konuşan

Başkan Büyükerşen ise, “Kurduğumuz

iyi ilişkileri bu turnuva

ile sporcularımızın da yakından

hissetmesini arzuladık. İnanıyorum

ki bu etkinlik ile dostluğumuz

daha da pekişecek ve

ileriye taşınacaktır” dedi.

Büyükerşen’in sözlerinin

ardından turnuvaya ilişkin

duygularını açıklayan

Frankfurt’un Belediye Başkanı

Peter Feldmann da Eskişehir’e

övgüler yağdırarak, “Eskişehir

biziler için büyük önem taşıyor.

Sayın Büyükerşen’e ve ekibine

bizlere göstermiş oldukları misafirperverlikten

dolayı biz kez

daha teşekkür ediyorum” ifadelerini

kullandı.

8

Eskişehir’in kardeş şehri Frankfurt ile kurulan

iyi ilişkiler Büyükşehir Belediyesi tarafından

düzenlenen Dostluk Kupası Futbol Turnuvası

ile sahaya yansıdı. Üniversite Evleri Futbol Sahası’nda

düzenlenen ve açılış seremonisi ile

başlayan turnuvanın ilk maçlarında iki ülke takımlarının

dostane görüntüleri damga vurdu.

Büyükşehir Belediyesi tarafından düzenlenen

ve 15-16 Eylül tarihlerinde Üniversite Evleri

Spor Sahası’nda gerçekleştirilecek Eskişehir

Frankfurt Dostluk Kupası’nda ilk gün heyecanı

yaşandı. Büyükşehir Belediye Başkanı Yılmaz

Büyükerşen ve Frankfurt Belediye Başkanı

Peter Feldmann’ın katıldığı açılış seremonisi ile

başlayan turnuvada güzel görüntüler ortaya

çıktı.

Açılışta konuşan Başkan Büyükerşen “Dünya’nın

dört bir yanında iyi ilişkiler içerisinde olduğumuz

kardeş şehirlerimiz var. Ancak itiraf

etmeliyim ki bu kardeş şehirler içerisinde

Frankfurt’un ayrı bir yeri ve önemi var. 2013 yılında

imzaladığımız kardeş şehir protokolünden

bu yana ilişkilerimiz sürekli gelişerek devam

etti. Bizler için kardeş şehir demek atılan bir

imzadan çok farklı kültürlere sahip iki kent insanının

birbirini daha iyi daha yakından tanıması

ve anlamasını ifade ediyor. Kültür, sanat,

eğitim, ticaret ve yatırım gibi alanlarda ülkelerimiz,

şehirlerimiz ve doğal olarak insanlarımız

arasında köprü kurulmasını sağlıyor. Farklılıklarımızın

korkulacak şeyler olmadığını, aksine

zenginliklerimiz olduğunu bu vesileyle daha iyi

anlıyoruz” dedi. Kurulan köprüleri daha da sağlamlaştırmak

adına böyle bir turnuva organize

ettiklerini ifade eden Başkan Büyükerşen şöyle

devam etti: “Kurduğumuz iyi ilişkileri bu turnuva

ile sporcularımızın da yakından hissetmesini

arzuladık. İnanıyorum ki bu etkinlik ile

dostluğumuz daha da pekişecek ve ileriye taşınacaktır”

dedi.

Bir kez daha Eskişehir’de olmaktan büyük mutluluk

duyduklarını ifade eden Frankfurt Belediye

Başkanı Peter Feldman ise “Eskişehir ile

kurduğumuz iyi ilişkileri bugün burada daha ileriye

taşımaktan büyük mutluluk duyuyorum.

Uluslar arası alanda siyasi sebeplerle kuramadığımız

ilişkileri bizler iki kent olarak kardeş şehir

anlaşmasıyla birçok alanda geliştirebiliyoruz.

Bu yüzden Eskişehir biziler için büyük önem taşıyor.

Bu vesileyle Sayın Büyükerşen’e ve ekibine

bizlere göstermiş oldukları

misafirperverlikten dolayı biz kez daha teşekkür

ediyor, turnuvada mücadele eden tüm takımlara

başarılar diliyorum. Kazanan dostluk

olsun!” dedi.

Konuşmaların ardından başlama vuruşunu Baş-


kan Büyükerşen ve Feldmann beraber gerçekleştirirken, turnuvanın

ilk maçında Tus Makkabi Frankfurt ile temsilcimiz

DSİ Bentspor karşı karşıya geldi.

Turnuva üçüncülük ve şampiyonluk maçı ile sona erdi. Final

maçı sonrasında Üniversite Evleri Spor Sahası’nda ödül töreni

düzenlendi.

DOSTLUK KUPASINDA DOSTLUK

KAZANDI

Kupa töreninde bir konuşma yapan

Eskişehir Büyükşehir Belediye

Başkanı Büyükerşen, konuk Belediye

Başkanı Feldmann ve çalışma

arkadaşlarına karşılıklı

olduğundan şüphe etmediği

iyi niyet duyguları ve samimiyetleri

nedeniyle teşekkür

ederek, “Ortaya çıkan ve gelişerek,

bugün gençlerin ortaya

çıkardığı şeyin kazanılan bir

futbol maçı ya da kupadan ziyade

dostluk, kardeşlik, sevgi

ve barış olduğunu bir kere daha vurgulamak isterim. Frankfurt’tan

gelen konuklarımız biliniz ki, Eskişehir’in kapıları ve bizlerin kalpleri

sizler için her zaman açıktır. Bu turnuvanın örnek olmasını diliyorum”

dedi.

Frankfurt Belediye Başkanı turnuvaya katılan sporcuları kutladığını

ifade ederek, “ Sadece birinciler değil. Herkes

kazandı. Fairplay oldu, çok yoğun bir

duygu alışverişi yaşadık. Bu kez kardeş

şehrimizi farklı bir yönden tanıma fırsatı

bulduğumuz için çok mutlu

oldum.” şeklinde konuştu.

Turnuvada birinci olan Anadolu

Üniversitesi’ne kupasını veren Büyükerşen,

kurduğu üniversitenin

takımına şampiyonluk kupasını

vermenin kendisini onurlandırdığını

söyledi.

Anadolu Üniversitesi kazandığı

kupayı, diğer üç takımın kaptanlarıyla

birlikte havaya kaldırarak,

“Dostluk kazandı” dediler.

Eskişehir Hayvanat Bahçesi, açılmasından bu yana kısa bir

zaman geçmesine rağmen 1 Milyon ziyaretçi sayısını da aştı.

Tam 1 Milyon!

28 Nisan 2017’de açılan ve başta Eskişehirliler başta Büyükşehir Belediye Başkanı

Yılmaz Büyükerşen olmak

olmak üzere yerli-yabancı turistlerin büyük ilgi

gösterdiği Eskişehir Hayvanat Bahçesi, 1 milyonuncu

ziyaretçisini ağırladı. Sakarya’dan Eskişe-

ediyorum” şek-

üzere yetkililere çok teşekkür

hir’e geziye gelen ve Hayvanat Bahçesi’nin 1 linde konuştu.

milyonuncu ziyaretçisi olan Kılıç Ailesi, Büyükşehir

Belediyesi Genel Sekreteri Ayşe Ünlüce, Genel si’nin kısa süre

Hayvanat Bahçe-

Sekreter Yardımcısı Sıla Senem Bükülmez ve Hayvanat

Bahçesi yetkilileri tarafından küçük bir kutyonuncu

ziyaret-

içerisinde 1 millama

ile karşılandı.

çisini

243 farklı türde hayvana ev sahipliği yapan Eskişehir

Büyükşehir Belediyesi Hayvanat Bahçesi, büyük mutluluk duydu-

ağırlamasından

açıldığı günden bugüne büyük bir ilgiyle misafirlerini

ağırlamaya devam ediyor. Genç kuşaklara haykreter

Ayşe Ünlüce ise

ğunu ifade eden Genel Sevan

sevgisi aşılamak ve nesli tükenme

“Hayvanat Bahçemiz açıldığı

günden bugüne

tehlikesiyle karşı karşıya olan hayvanları korumak

amacıyla 28 Nisan 2017’de hizmete başlayan büyük ilgi görüyor.

Hayvanat Bahçesi,1 milyonuncu ziyaretçisini ağırlamanın

mutluluğunu yaşadı.

rilerimiz olmak üzere şehre gelen misafirlerimizin

Başta kıymetli hemşe-

Eskişehir Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreteri buradan mutlu ayrıldıklarını görmek bizleri ayrıca

Ayşe Ünlüce, Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreter

Yardımcısı Sıla Senem Bükülmez ve Hayvanat “Hayvanat Bahçemizin düzenlediği atölyelerde ço-

memnun ediyor” dedi. Ünlüce şöyle devam etti:

Bahçesi yetkilileri,1 milyonuncu kişi olarak turnikelerden

geçen Yakup ve Nursel Kılıç çifti ile kızyonda

görebildikleri canlıları elleriyle besleme

cuklarımız hayvanları yakından tanıyor. Televizları

Ebrar’ı küçük bir sürprizle karşıladı. Kapıda keyfini yaşayan çocuklarımızda hayvan sevgisi

karşılanan 3 kişilik Kılıç Ailesi’ne çeşitli hediyeler daha da pekişiyor. O yüzden yalnızca turizme verdiği

katkı ile değil çocuklarımıza hayvan sevgisi

verilirken, Yakup Kılıç, “Sakarya’dan geldik, çok

güzel, çok büyük bir sürpriz oldu bizim için. Ben aşılamak açısından da Hayvanat Bahçemizin

önceden gelmiştim fakat eşim hiç Eskişehir Hayvanat

Bahçesi’ne gelmemişti. Onunla birlikte ilk Bahçesi’nin yeni doğan minik üyeleri ile popülâs-

büyük önemi var” dedi. Ünlüce ayrıca Hayvanat

defa geliyoruz. Bizim için çok büyük bir sürpriz yonunun her geçen gün arttığına dikkat çekti.

oldu. Eskişehir Hayvanat Bahçesi’nin 1 milyonuncu

ziyaretçisi olması da beni ayrıca mutlu etti.

İnsanların burayı gelip gezmesi, görmesi çok

güzel. Böyle güzel ortamlar oluşturdukları için

Şehrimiz, Büyükşehir

Belediyesi’nin projesiyle

yerli ve yabancı

binlerce kişiyi kente

çeken yeni bir hizmete

kısa bir süre önce kavuşmuştu.

Türkiye’nin en modern

Hayvanat Bahçesi’ni

Eskişehir’e

kazandıran Büyükşehir

Belediyesi, turizm kenti

Eskişehir’in bu özelliğini

pekiştiren projesi ile de

takdir toplamaya devam

ediyor.

Gösterilen özel ilgi

karşısında sosyal

hayatlarını kısa sürede

kuran ve artık Eskişehir’e

yeni üyeler

kazandırmaya başlayan

Hayvanat Bahçesi’ndeki

dostlarımız da halinden

son derece memnun.

Böylesine sıcak bir ortamı

görmek isteyen binlerce

kişi de Eskişehir’in yolunu

tutarak Hayvanat Bahçesi’ni

özellikle ziyaret ediyor.

28 Nisan 2017 yılında

hizmete girmesine

ve aradan sadece 1

buçuk yıla yakın zaman

geçmesine rağmen Hayvanat

Bahçesi’nin ziyaretçi

sayısı yüz binleri de

aştı. Ve Eskişehir Hayvanat

Bahçesi geçtiğimiz

günlerde tam 1 Milyonuncu

ziyaretçisini ağırladı.

Hayvanat

Bahçesi’nin 1 Milyonuncu

ziyaretçisi için özel bir

tören düzenlenirken, ünü

çoğalan Hayvanat Bahçesi’nin

ziyaretçi sayısının

ilerleyen günlerde daha

da artacağı ifade edildi.

9


10 Yaşındaki küçük

Mira’dan çok ama çok

büyük buluş

Yazılımını ve montajını yaptığı robot herhangi bir labirent yapı içinde kendi yolunu da bulabiliyor

10 yaşındaki Mira Küçük, yazılımını ve montajını

kendi yaptığı, herhangi bir labirent yapıda

yolunu bulabilen robot yaptı.

Yaptığı robotun fabrikalarda işçilerin ağır yükleri

kolayca taşımalarına yardım edeceğini

hayal eden Mira, yazılım konusunda kendisini

daha geliştirmeyi hedefliyor.

En zor labirentleri çözüp yolunu bulabilen

robotu, "işçilerin sırtı ağrımasın" diye yaptığını

ifade eden Mira Küçük, yeni hedefinin gelecekte

gökyüzündeki kirli havayı temizleyecek

bir sistem kurmak olduğunu açıkladı.

PROJE SPONSORU ARIYOR

Mira, babası dışında kendisine proje sponsoru

bulamadığını dile getirerek, "Sosyal medyada

bir sayfa açtım. Yaptığım robotu, projelerimi

anlattım ama yine de bütün malzemelerimi

babam satın aldı. Bu tarz robotların

hayalini hep kuruyordum.

Hiçbir eğitim almadım.

Başka oyuncaklarla

oynayamıyorum.

Yaptığım robotla

oynamak daha

eğlenceli" dedi.

"EZBER-

LEME,

ÖĞREN"

Ezberden çok öğrenmenin

daha çok hoşuna

10

gittiğini ifade eden Küçük, "Çalışmalarım

bana bunu öğretti. Geliştirdiğim robot sayesinde

fabrikalardaki çalışanlar daha az yorulacak.

Robotun kodlamalarını da kendim

yapıyorum. Yani nereye, ne hızla gitmesini ben

belirleyebiliyorum. Bu sayede insanların beli

ağrımayacak. Bir de fabrikalar çok duman çıkartıyor.

Gökyüzü kirleniyor. Babam yine

sponsor olursa bir drone alacağız. Dronun üzerine

yerleştireceğim hava süzgeci kirli havayı

temizleyecek. Bu benim hayalim ama gerçekleştireceğim.

Arkadaşlarıma söylediğimde inanmıyorlar

ama yapacağım" dedi.

"YEDİ YAŞINDA SATRANÇ

MERAKI BAŞLADI"

Mira'nın babası Mehmet Ali Küçük de kızının

küçük yaştan beri bu tarz projelere merakının

olduğunu belirterek, "Yedi yaşında satranç merakı

başladı. Beraber turnuvalara katıldık. Eskişehir'de

güzel dereceler aldı.

Sonrasında kodlamaya

geçiş yaptık.

Bu yaz tatilinde de bir robotun parçalarını

kendisi birleştirip kodlamasını kendisi yaparak

ortaya bu robotu çıkardı." diye konuştu.

"BABALAR HER ZAMAN

SPONSORDUR"

Mira'nın merakının kendisini de heyecanlandırdığını

anlatan baba Küçük, "Önceleri ucuz

parçalarla işi kurtarıyorduk. Sonra zamanla

maliyetler arttı. Bu sebeple yurt dışından parçaları

almaya başladık. Babalar her zaman

sponsordur. Elimden geleni yapmaya çalışıyorum.

Kızımın gelişimi benim için her şeyden

önemli. Mira bütün oyuncaklarını parçalayan,

sonra tekrar birleştirmeye çalışan bir çocuktu.

Bunu yapmayı da çok severdi. Ben ailelerin çocuklarını

kısıtlamamasını, hayal gücünün

önüne set çekmemesini tavsiye ederim. Şimdi

kızım havayı temizleyecek. Hayali bile güzel."

ifadelerini kullandı.


Kaliteyi Ucuza

Almanın Keyfini

RAPSODİ

İle Yaşayın...

ZARİF ŞIK

ve EKONOMİK

AZİZ

MOBİLYA

Yunusemre Cd. No: 82/B

Odunpazarı / ESKİŞEHİR

Tel : 0.222.233 31 18

11


B.A. 28 yaşında, 15 yıldır uyuşturucu bağımlısı. Madde uğruna ailesi dahil her şeyi feda etmiş.

Hayaan hiçbir beklentisi kalmamış. Gençliği gitmiş en başında. “Beynimi ele geçirdi” dediği

illeen kurtulmak istediğini söyledikten sonra tüm çaresizliği ile yetkililere sesleniyor.

“Yaratık gibiyim!

Ne olur beni

bu illetten

kurtarın!”

Niye mi yazıyorum bu öyküyü?

Başka gençlere de örnek teşkil

etsin diye…

Bir defadan bir şey olmaz diyerek

başlayıp hayatını esir

alan, onları adeta bir köle haline

dönüştüren bu hikâyeden

çok dersler çıkarasınız diye…

İradenin kaybedildiği an kontrolün

nasıl elden giiğinin,

hayatı nasıl mahveiğinin, bir

yaşamın lanet bir maddeye

nasıl kurban edilebileceği görülsün

diye…

Başta aileler olmak üzere çocuklarımız,

gençlerimiz, herkes

ders alsın diye…

Biliyorum.

Uyuşturucu ve madde bağımlılığıyla

hassasiyetle mücadele

eden birçok kurumumuz

var…

Ellerinden geldiğince birçok

gencimizi hayata kazandırıyor,

ışık oluyorlar.

Birçok kişiden ya da kurumdan

bağımlılıktan kurtulan

ya da kurtulamayan gençlerimizin

hikâyesini de dinliyoruz.

Ancak durumu bizzat yaşayan,

olayın bizzat muhatabı,

ne çektiklerini kendisinden

başka kimsenin anlatamayacağı

kişiler var.

Onlardan birisi B. A.

28 yaşında…

15 senedir uyuşturucu,

madde bağımlısı…

B. A’nın feryadını, yaşadıklarını,

hayatını nasıl mahveiğini,

haykırışlarını, yardım

çığlıklarını ve aramızda geçen

o sohbeti yorum yapmadan

birebir aktarmayı borç bildim.

İşte B. A’ nın çığlıkları…

12


Tanıyalım mı seni?

28 yaşındayım. Babam yıllar önce vefat

ei, annem yaşıyor.

Uyuşturucu ile tanışman nasıl oldu?

Uyuşturucu maddeye esrarla başladım.

Daha doğrusu ilk önce alkol ortamında

başladım. Alkol esrar denilen maddeye bir

şekilde teşvik ei beni. Esrar maddesinden

sonra extacy denilen bir maddeye

geçiş yaptım. Ondan sonra bonzai denilen

illete geçtim. 2009 senesinde falan tanıştım.

Bonzai kadar sıkıntılı bir madde de

görmedim.”

Neler yaptırıyor bonzai sana? Hayatına

ne gibi sıkıntılar kaı

mesela?

Bonzai içince ölü gibi olursun.

Haa bir nevi ölürsün.

Kalbin öyle atar ki

şaşarsın. Sonra inanılmaz

bir sıcak basar… Yukarıdan

aşağı ateş basıyor,

gözlerimden şkıracak

gibi. Bir süre sonra bir

bakmışsın ki her şeye rağmen

bırakamıyorsun. Ölü

gibi olsa da yaşıyorsun.

İçmediğin zaman ne hissediyorsun?

İnanılmaz sinirli oluyorsun.

Öe nöbetleri başlıyor.

Ne gibi bir aile hayatın

vardı?

Benim çok düzgün bir ailem yapım var. Çok

düzgün bir aile bireylerine sahibim.

“MAHVOLDUM!”

Peki, uyuşturucu bağımlılığın bu noktalara

nasıl geldi?

Arkadaş ortamı çok etkiledi. Ailemden

kendim kaçtım. Ailemin söyledikleri bana

ters geldi. 1997 yılında Eskişehir Hava

Hastanesinde ileri zeka ve dikkat eksikliği

hiperaktiv bozukluğu teşhisi konuldu

bana… O zamanlar kullanmam gereken

ilaçları düzenli olarak kullanamadığım için,

ülkemizde o ilaçlar olmadığı için, yeterli

tedavi imkanı bulamadığım için farklı kulvarlarda

kendimi gösterme eğiliminde bulunduğum

için mahvoldum.

Kurtulmak istiyor musun bu illeen?

Kurtulmak istiyorum, kurtulamıyorum.

Girdap gibi düşün bunu… Girdaba girersin

de çıkmak istersin, çıkamazsın ya… Onun

gibi…

Şimdiye kadar nerelerde tedavi gördün?

Eskişehir Devlet Hastanesi “AMATEM”

servisinde tedavi gördüm. Zübeyde Hanım

Ruh Sinir ’de tedaviler gördüm. Yunus

Emre Devlet Hastanesinde tedaviler gördüm.

Bakırköy’de tedaviler gördüm. Bunların

hiçbirinde başarılı olamadım. Kendim,

tedavisiz 6 ay bırakabildim. Bu maddeden

kurtulabilen bir Allah’ın kulunu görmedim.

Bonzaiyi bırakabilen bir Allah’ın kulunu

görmedim. Benim bildiğim en uzun ara verebilen

kişi 4 sene ara verdi.

“BEYNİMİ ELE GEÇİRDİ”

Senin 6 ay sürdü?

Evet. Tedavisiz altı ay dayanabildim. Hiç

içmeyeceğim dedim, altı ay dayandım. Ne

zaman tedaviden çıktım, koşarak tekrar

gidip içtim.

Demin çok farklı bir ifade kullandın. “Bu

illeti bırakmak istiyorum ama beynim

izin vermiyor” dedin…

Beynimi ele geçirdi. Bütün bağımlıların

öyle. Sadece benim değil. Doktorlar da

söylüyor bunu… Beynimizde haz bölgesi

denilen bir bölge varmış. Bu çikolatadan

dahi aldığı hazzı unutmuyormuş. Biz bu

RÖPORTAJ

Özge Zaim Sarıoğlu

uyuşturucudan, bonzai denilen illeen aldığımız

hazzı o kadar önemsemişiz ki hiçbir

şeyde, hiçbir yerde bu hazzın yerine bir

şey geçmiyor. Ne yaparsak yapalım o

hazzı istiyoruz içimiz.

“AİLEMİ TERK ETTİM”

Peki, kalbindeki boşluk seni ona itiyor

olabilir mi?

İçimde sürekli bir boşluk var. Bonzai içtiğim

zaman kalbimdeki boşluk doluyor.

Ne gibi bir boşluk bu?

Sevgi eksikliği de değil bu. Sevgi eksikliği

olsa annemin sevgisi var. Ağabeylerimin

sevgisi var. Onları terk edip gitmezdim. 3

buçuk yıllık nişanlımı terk edip gitmezdim.

Onlar bu duruma nasıl bakıyor?

Onlar dediler ki sen bizi de bu illete teslim

ein. Kendin teslim oldun, bizi de teslim

ein dediler. Kimsenin yapabileceği bir

şey kalmadı artık. Ben bu madde uğruna

herkesi, her şeyi bıraktım geldim.

Ailenle görüşüyor musun?

Annemle telefonla görüşüyorum.

Peki, annenle vakit geçiriyor musun?

Hayır. Annemin yanından kaçtım da geldim.

“BU MADDE UĞRUNA HER ŞEYİMİ

FEDA ETMİŞ BİRİYİM”

Ailen nerede?

İstanbul’da yaşıyorlar. Sırf bu maddeden,

uyuşturucudan, işlediğim suçlardan dolayı

ailem benim İstanbul’a göç ei. Annem sülalesini,

ailesini bırakıp gii. Yedi sülalem

burada. Bir tek annem ve ağabeyim gii.

Bu madde uğruna her şeyimi feda etmiş

biriyim.

Ama bırakmak da istiyorsun değil mi?

İstiyorum. Çok istiyorum.

Yetkililere bir çağrın var mı?

Lütfen sesimi duysunlar, yardım etsinler

bana… Kurtulmak istiyorum.

“YARATIK GİBİYİM”

Nasıl bir çocukluğun hayatın vardı?

Mutlu muydun?

Mutluydum. Çok huzurlu bir aile hayatım

vardı benim. O aileden nasıl böyle biri çıktığına

şaşırıyorlar. Nasıl söyleyeyim?

Yaratık oldum ya…

Yaratık gibiyim artık.

Toplumun sana o gözle baktığını

mı düşünüyorsun?

Evet…

Hayaan bir beklentin var

mı?

“HAYATTAN BEKLENTİM

KALMADI, HER ŞEYİMİ

TÜKETTİM”

Kalmadı. Hiçbir beklentim

kalmadı. Tek beklentim bonzai

bulup içmek. Hayaa

hani bir insanın ülküsü olur

ya her şeyi bıraktım ben. Her

şeyimi bıraktım, uyuşturucu

içtim. Bundan sonra hayatımın

tek beklentisi o oldu. Yaşama

amacım o oldu sanki. Onu bulup

içiyorum. Başka her şeyimi tükeim ben…

İsteyerek de içmiyorum. İstemiyorum, ağlaya

ağlaya içiyorum ama yine gidiyorum.

Bırakman için sana yol gösteren birileri

yok mu çevrende? Yardımcı olmaya çalışan?

Çok fazla var. Defalarca tedavi görmeme

rağmen gelelim diyor ailem, yine yardımcı

olalım diyorlar. Sil baştan başlayalım diyorlar.

Ama artık benim kabullenecek

gücüm kalmadı. Mücadele edecek gücüm

yok. Sil baştan aynı şeyleri yaşaya yaşaya

yoruldum, bıktım artık. Ben kabullendim

artık. Bunu fark eim. İstemiyorum bu illetle

yaşamak, bırakmak istiyorum ama

kabullendim. Çünkü olmuyor. Her seferinde

en başa dönüyorum. Başa dönmek

istemiyorum anlıyor musunuz? Beni gerçekten

topluma kazandırın istiyorum. Tamamen

bırakayım istiyorum. En başa

dönmeye korkuyorum.

Kesin çözüm mü istiyorsun?

Desinler ki kesin tedavisi çıktı. Çözümü de

bu… Koşarak giderim. Gene koşarım ben

ya… Yeter ki bulun…

Gençlere söylemek istediğin bir şey var

mı?

Arkadaş ortamınızı iyi seçin. Ben yandım,

siz yanmayın. Hayatınızı karartmayın. Ailenizin

sözünden çıkmayın.

Çok teşekkürler…

Asıl ben size teşekkür ederim.

13


Ali İsmet

Öztürk

Ali İsmet Öztürk Türkiye’de ilk profesyonel

akrobasi pilotu. Kızı Semin Öztürk Şener

ise Türkiye’nin tek sivil akrobasi pilotu. Baba-Kız

pilotlar gösteri uçuşlarında adeta gökyüzünü fethedip,

insanlara muhteşem anlar yaşatıyorlar

Semin

Öztürk

Türkiye’de ilk profesyonel akrobasi

pilotu Ali İsmet Öztürk, "Mor Menekşe"

adlı uçağıyla, Türkiye'nin

tek sivil kadın akrobasi pilotu kızı Semin

Öztürk Şener ise kırmızı renkli "Pitts S2-

B" uçağıyla birlikte gösteri uçuşu yaptı.

Eskişehir’in Sivrihisar ilçesinde kurulu

Sivrihisar Uluslararası Sportif Havacılık

Merkezi'nden havalandıkları uçaklarıyla

bir gösteri sunan baba-kız, gökyüzünde

buluşmanın mutluluğunu yaşadı.

“BOYNUZ KULAĞI GEÇTİ”

Ali İsmet Öztürk, "Boynuz kulağı geçer"

sözünü anımsatarak, pilotlukta da aynı

sözün geçerli olduğunun altını çizdi.

Kızı Semin'in uzun süredir büyük bir gayretle

akrobasi pilotluğu için çalıştığını anlatan

Öztürk, şöyle konuştu:

"Semin'in beni geçeceğinden kimsenin

şüphesi yok. Kızımın ilerlemesini görmek

benim için mutluluk verici. Hem hocalık

hem de babalık yapmak kolay değil. Biz

zoru aşabildik. Bunu aşmamızda Semin'in

büyük yardımı oldu. O uçuşlarda bana babasıymışım

gibi değil, hocasıymışım gibi

yaklaştı. Eskiden aynı uçağın içinde birlikte

uçardık. Semin yalnız uçmaya başlayınca

ben kendi uçağıma transfer oldum.

Gökyüzünde yan yana olabilmek çok güzel

bir duygu. Birlikte uçtuğumuzda Semin

lider pozisyonda ben de onun kolunda iki

numara olarak hareket ediyorum. Kızımın

kolunda olmak çok büyük bir keyif veriyor.

Havada çok duygusal bir ortam oluyor.”

"SEMİN, GÖKYÜZÜNDE TÜRK

KADININI VE TÜRKİYE'Yİ

TEMSİL EDİYOR"

Öztürk, Semin'in solo gösterilerinde de

yerde sunuculuğu kendisinin yaptığını,

bundan da ayrıca mutluluk duyduğunu

söyledi.

Kızı Semin'in yurt içi ve yurt dışında aldığı

başarılardan önce bir Türk vatandaşı, daha

sonra da bir baba olarak gurur duyduğunu

dile getiren Öztürk, kızının yurt dışında

hem Türk kadınını hem de Türkiye'yi temsil

ettiğini vurguladı.

Öztürk, kızı ve kendisinin Sivrihisar Uluslararası

Sportif Havacılık Merkezi'nde bu

yıl 15-16 Eylül’de gerçekleştirilen hava gösterilerinde

yer aldıklarına değinerek, "Sivrihisar

Hava Gösterileri'ne 7 ülkeden

havacılar katıldı. Yaklaşık 50 hava aracı yer

aldı. Şanlı Türk Hava Kuvvetlerinin akrobasi

timi SOLOTÜRK de Sivrihisar'daki

havacılık gösterilerinde yer aldı." diye konuştu.

"BABA-KIZ GÖKYÜZÜNDE OLMAK

BAMBAŞKA BİR DUYGU"

Türkiye'nin tek sivil kadın akrobasi pilotu

Semin Öztürk Şener de babasıyla ebeveyn

ilişkisi dışında öğretmen-öğrenci ilişkisini

çok güzel kurduklarının altını çizdi.

Babasının aynı zamanda öğretmeni olduğunu

kaydeden Şener, "Birlikte uçmaya

alışığız. Babamla aynı anda gökyüzünde

olmak çok heyecan verici. Baba-kız gökyüzünde

olmak bambaşka bir duygu. Uçuş sırasında

sağıma bakıp, babamın

idaresindeki 'Mor Menekşe'yi gördüğümde

mutluluk duyuyorum." ifadelerini kullandı.

Şener, aile bireylerinin kendisini desteklemesinin

ve başarılarından gurur duymasının

kendisini mutlu ettiğini söyledi.

Romanya’da 14-15 Temmuz'da düzenlenen

Aeromania Havacılık Festivali'ne katıldığını

aktaran Şener, "Romanya'daki havacılık

gösterilerine katılan en küçük yaştaki ve

tek kadın akrobasi pilotu bendim. Orada

büyük tecrübeler edindim. Bu yıl da Sivrihisar

Hava Gösterilerinin üçüncüsü organize

edildi. Gösterilerde yer aldığım için

mutluyum. Havacılıkla iç içe, rengârenk

uçakların, helikopterlerin, paraşütlerin

gökleri süslediği güzel bir gün oldu."

14


15


İspanyol, İtalyan, Filistin ve Cezayirli 4 kadına “KADINA DAİR” sorular sorduk

4

Ülke,

Kadın ve

Farklı hayat

Aldığımız cevaplar

Avrupa

ülkelerinde

yaşayan kadınların

özgürlük

anlamında

daha şanslı,

Ortadoğulu

kadınların ise

daha şanssız

ve baskı altında

olduklarını

ortaya

koyuyor

16

RÖPORTAJ

Özge Zaim Sarıoğlu

Ve uzar gider bu saydıklarım…

Ve kadın her yerde aynı kadın olmasına

rağmen uğradığı muamele, gördüğü

değer farklıdır.

Doğusu, batısı, Avrupası, Orta doğusu…

Avrupa kadını özgür bir şekilde istediği

kıyafetle, istediği şekilde yalın

ayak dolanırken ülkesinde, Ortadoğu’da

ise bisiklete bile binemiyor kadınlarımız…

Onca işkence, şiddet görmesine rağmen

“Ben gidiyorum” diyemiyor.

Dese bile bir bakıyorlar ki kötü bir sıfatla

birleşiyor adları: “Kötü kadın!”

Neden mi söylüyorum bunları?

Kısa bir araştırma yapıyorum.

Kadın…

Ne güzeldir.

Yüzü tıpkı cenneti andırır.

Eşsiz, benzersiz…

Her birinin yüz hatlarındaki çizgiler

farklıdır.

Tıpkı etkileri gibi şekilleri de öyle…

Acı verenler daha derin de sanki…

Renkleri daha silik…

Kadın…

Gözleri buğulu bakar.

Bazen hüznü anlatır gibi sessiz

bazen sevinçten yerinden çıkacakmışçasına

parlak…

Bazen ıslaktır.

Kenarlarında duran damlaların susuşundan

belli…

Bir şeyleri anlatmak ister gibi…

Kadın…

Dudakları ne de güzel…

Ne de yakışır doğanın her bir

tonu…

Renkler onun için yaratılmış sanki…

Suskundur ama…

Bir şeyleri saklamak istercesine kapalı…

Usul usul kıpırdanışından anlaşılır.

Bir şey söylemek ister, yutkunur…

Adı ‘Sır’ olur.

Kadın…

Kulakları bir şeylerin şahidi…

Çok şey duyar da bilmek istemez

gibi…

Gizlemektense bilmemek en iyisidir

der.

Kim bilir haklıdır belki…

Yaşadığı tecrübelerden edinmiştir

belki…

Kadın…

Hüznü saçların da toplanır.

Her bir saç teli birçok derdi yüklenir

gibi…

İncecik bedenine...

Kadın…

Elleri yorgun…

Hizmet etmekten, çalışmaktan

nasır tutmuş parmaklar…

Şikayet etmez yine de…

Yaradılış işte…

Her şeye rağmen zarif, estetik…

Kadın…

Bedendir…

Birçok yükü sırtında omuzlanırken

tökezlemez bile…

Çünkü tökezlese düşer, düşse kaldıranı

olmaz bilir.

Kadın…

Bazen namusun adı olur bazen dayağın

nedeni…

Vururlar hoyratça, öldüresiye…

Nedenini sorsanız, yanıtları yoktur.

Anlam veremezken bunca kine bir

bakarsın aynı kadının bedeni bir

başka erkeğin çapkınlık nedeni olur.


“DÜNYA KADINLARI ESKİŞEHİR’DE”

Odunpazarı Kent Konseyi’nin düzenlediği

bir etkinlikle “Dünya Kadınları” Eskişehir’de

buluşuyor.

Gerçekten çok anlamlı bir organizasyon…

Böyle anlamlı etkinliğe imza atan Odunpazarı

Kent Konseyi Başkanı İsmail

Kumru ve Genel Sekreter Nilüfer Kurumehmetoğlu’na

ayrı ayrı teşekkür ediyorum.

Onların vasıtasıyla 4 dünya kadınına da

aynı soruları iletme şansı yakalıyorum.

Ve birbirinden bağımsız yanıtlar alıyorum.

Avrupa ve Ortadoğu kadını arasındaki

farkı kendi gözlerimle görüyorum, şahit

oluyorum.

Ve yaptığım bu kısa araştırma çok

büyük bir gerçeği gözler önüne seriyor.

4 ülke kadınıyla çevirmen eşliğinde yaptığım

sohbeti size aynen aktarıyorum.

Ne demek istediğimi daha iyi anlayacaksınız!

İspanya

Gloria Miguell Morell

Eskişehir’e daha önce geldiniz mi?

Yok gelmedim.

Nasıl buldunuz peki şehrimizi?

Gerçekten bir öğrenci şehri. Güzel bir şehir ama buranın

bütün Türkiye’yi yansıttığını düşünmüyorum. Çünkü burada

çok fazla genç var. Buradaki popülasyon Türkiye’yi yansıtmıyor

bence ama güzel bir şehir.

Gloria

Miguell

Morell

Evli misiniz?

Hayır.

Ülkenizde erkekler ev işlerine yardım

ediyor mu?

Gençler yardım ediyor. Tabi biz her şeyi

paylaşıyoruz ama yaşlı bir jenerasyonla

birlikteysen onlar daha

farklı. Basit işleri yapıyor erkekler.

Türkiye’deki gibi aslında…

Ama bizim

ülkemizde erkekler

alışveriş yapmak

olsun, evde ütü yapmak

gibi işleri yapıyorlar.

Ülkenizde kadınlar rahat boşanabiliyor

mu?

Şu an da insanlar rahatça evlenip

boşanabiliyor. İnsanlar nasıl yaşamak

istiyorsa öyle yapıyor. Rahatlar.

Baskı yok.

Kadınlar rahat giyinebiliyor mu?

Kesinlikle istediğimizi giyiyoruz. Erkekler

karışmıyor. Ne düşünüyorsak

onu yaşayabiliyoruz. Genç- yaşlı jenerasyon

farkı tabi ki var. Yaşlılar da kabullenmek

biraz daha farklı olabilir

ama bizim için normal açık giyinmek.

Özgür düşünebilirler, giyinebilirler.

Eskişehir’de yaşamak ister miydiniz?

Hayır. Latin Amerika ve Asya’da yaşayabilirim

ama bu bölgede yaşamak istemiyorum.

Avrupa’da bile yaşamayı çok

düşünmüyorum. Çünkü burada belli bir

düşünce kalıbı var. Ben bu kalıbın dışına

çıkmak istemiyorum. Farklı kültürlere

saygılı ülkelerde yaşamak istiyorum.

Cezayir

Hanane Yahiçaui

Eskişehir’e daha önce geldiniz mi?

Hayır.

Peki, nasıl buldunuz?

Ben gerçekten çok sevdim burayı. Çünkü modern bir şehir.

Gerçek anlamda bir modernlik değil ama yine de modern.

Burada çok fazla başka şehirlerden, başka yerlerden gelen

farklı insanlar var ama birbirlerine saygı duyuyorlar. Birbirlerini

rahatsız etmiyorlar. Bu yüzden sevdim.

Ülkenizde sosyal yaşam nasıl? Kadınlar özgür mü?

Kadınlar sosyal hayatta çok özgür değiller. Örneğin

dışarı da bisiklete binemiyoruz. Çünkü

toplumun bir baskısı var.

Hanane

Yahiçaui

Boşanmalar nasıl?

Rahat boşanma olmuyor. Boşandıkları

zaman kötü kadın oluyorlar. Toplumun yine

böyle bir baskısı var. Toplum içinde özgür

değiliz.

Ülkenizde ev işlerini kadınlar

mı yapıyor?

Kişiden kişiye değişiyor. Bunun

için belli bir toplumsal baskı

yok. Ancak bazı kadınlar eşleri

tarafından işi bırakacaksın gibi

bir baskıyla karşılaşabiliyorlar.

Bunun dışında da bazı kadınlar

kendi istekleriyle bırakıyor. Bazı kadınlar

da hem işe gidip hem çocuk

bakabiliyor.

Erkekler yardım ediyor mu?

Hayır. Birçok erkek sadece bunun

için bile evleniyor diyebiliriz.

Kadına şiddet çok mu?

Çok fazla değil. Bazen oluyor, bazı

olaylar duyuyoruz ama çok fazla değil.

Eskişehir’de yaşamak ister misiniz?

Gelecek de evet yaşamayı düşünebilirim.

Buraya geldiğimde yaşadığım kültürel

şoklardan biriydi. Kadınlar burada

sigara içebiliyor. Bizim orada kadınların

sigara içmesi toplumsal bir yasak. Toplumsal

olarak içtiğin zaman sıkıntı doğurabiliyor.

Bu sadece bir örnek. Tabi gelmek

isterdim buraya. Güzel bir izlenim edindim

bu ülkede.

17


İtalya Diana Anselmo

Eskişehir’e daha önce geldiniz m?

Gelmedim. İlk kez geliyorum.

Nasıl buldunuz?

Geldiğim zaman şoke uğradım. Bu gelişmiş bir ülke mi dedim.

Burası mı büyük dedim. İtalya’da etrafınıza baktığınız zaman

sanatsal, daha çok eski tarihi yapılar vardır. Bu tarz yerler genellikle

daha küçük yerlerde yapılır. O yüzden burası büyük

bir şehir mi diye düşündüm. Kültürel bir şok yaşadım.

Ülkenizde sosyal yaşam nasıl? Kadınlar özgür mü?

Evet. Özgürler, arabaya binebilirler, bisiklete binebilirler. Gece

tek başlarına dışarı çıkabilirler. Bizim tek başımıza büyük bir

sorunumuz yok. Bizim dikkat etmemiz gereken iki şey var.

Taciz ve tecavüz.

FilistinYara Agheish

Eskişehir’e geldiniz mi? Hayır.

Beğendiniz mi?

Gerçekten çok sevdim. Burada çok kültürel çeşitlilik var,

rahat bir şehir.

Sizin ülkenizde sosyal yaşam nasıl?

Filistin- Gazze bölgesinin dışında kalan yerlerde daha

rahat. Oradaki sosyal yaşam daha rahat.

Erkekler de eşit haklara sahibiz. Üçte iki

gibi ama yine de var. Gazze de ise erkeklerin

on katı kadar daha fazla çalışmanız

gerekiyor. Onlarla aynı

haklara erişebilmek için. Gazze de

durum daha farklı.

Diana

Anselmo

Avrupa ülkesinde de bu tarz kötü olaylara

rastlanıyor yani?

Bizim ülkemizde şu var. Erkeklere kötü şeyler

yapma, kötü sözler söyleme demek yerine kızlara

dikkat et, alkol aldığında kontrolünü

kaybetme gibi uyarılar da

bulunuyorlar. Kadını uyarma gibi

toplumsal bir durum var. Bu rahatsız

edici ama bunun dışında kadınlar

özgür. Taciz tecavüz de herkese

olacak diye bir şey yok ama kadınların

içinde öyle bir hissiyat var.

Erkekler ev işlerine yardım ediyor

mu?

Yaş farkı- jenerasyon farkı var. Eskiden

erkek çocukları kendi şehirlerinde

okula giderdi. Bu yüzden

evde anneleri ve kız kardeşleri

işleri yapardı. Geldiklerinde kimse

onlara şu işi yap demezdi. Şimdi

başka şehirlere gittikleri için, tek başına

yaşadıkları için işleri kendileri yapmak

zorunda. Evlendikleri ya da

beraber yaşadıkları zaman da ben bunu

yapmalıyım diye düşünenler oluyor

ama benim için bu yok diyenler de var.

Genelde kadınlar yapıyor diyebiliriz.

Boşanmalar nasıl?

Çok- çok.

Eskişehir’de yaşamak ister miydin?

Hayır.

Erkekler ev işi yapıyor mu?

Kesinlikle erkekler kadınların evde

oturmalarını daha çok istiyor.

Büyük bir çoğunluk bunu istiyor.

Eğer çalışıyorlarsa çocuk sahibi

olduklarında anaokulu, ilkokula

gidene kadar çocuklara bakmak

zorunda kalıyorlar. İşlerini

bırakmak zorunda kalıyorlar.

Ondan sonrasında part time

işler de çalışmalarını istiyor.

Diğer türlü kadınlar çok

destek görmüyor.

Kadına şiddet var mı?

Evlilik içi şiddet çok var.

Boşanmalar da ise

acaba bir sorun mu var

diye düşünüyorlar. Onun

için de evlerinde şiddet durumundan

dolayı boşanan

kadınlar var. Şiddet çok

fazla.

Eskişehir’de yaşamak

ister miydiniz?

Burada yaşamak isterim diyemem.

Çünkü ben her yerde

yaşamak istiyorum. Pek çok

ülkeyi gezmek, pek çok kültürle

karşılaşmak istiyorum.

Onları öğrenmek istiyorum. Burada

da yaşarım her yerde de…

Yara

Agheish

18


19


Halkla İlişkiler Sorumlusu Elif Karakurt ile Vakıf üzerine konuştuk

Çocukların yüzü

LÖSEV ile gülüyor

1998 Yılından bu yana her geçen gün

büyüyen ve toplumun güvenini kazanan

LÖSEV yüzlerce çocuğu sağlığına

kavuşturup, binlercesine ise aileleriyle

birlikte umut oluyor.

RÖPORTAJ

Özge Zaim Sarıoğlu

Lösemili çocukları, tedavi amacıyla SSK

Ankara Çocuk Hastanesi’ne yatırıyorlar.

Tedavinin ilk günleri henüz…

Hastane yönetiminden çocukların odaları

için küçük bir televizyon talep ediyorlar.

Aldıkları yanıt olumsuz oluyor...

Onlar ise pes etmiyor.

Küçük bir istek gibi durmasına rağmen

minik yavrularımız için çok önemli…

O hastanede çalışan doktorlar, hemşireler

ve personel aralarında para toplayarak

alıyorlar o küçük televizyonu…

İlk zamanlar bir çocuğun yol parasını ya

da okul ihtiyacını karşılamak bile onlar

için büyük sorunken günler geçtikte büyüyor,

güçleniyor, projeler geliştiriyorlar.

Hatta hedeflerini büyütüyorlar.

Çocuklarımızın her türlü ihtiyaçlarını karşılamak

için dürüstçe ve el ele çalışıyorlar.

Ve bir bakıyorlar ki…

Koskocaman vakıf olmuşlar.

İşte böyle kuruluyor Lösemili Çocuklar

Sağlık ve Eğitim Vakfı (LÖSEV)…

1998 yılından bu yana da dimdik ayaktalar…

Ön bir bilgi sahibi olduktan sonra yola koyuluyorum.

Hava puslu, her an yağmur yağdı yağacak…

Hani derler ya yağmur

sıcağı var diye

aynen öyle…

Zile basıyorum,

merakla bekliyorum

kapının açılmasını…

Vakıftan içeriye

girdiğim

andan itibaren

tüylerim diken

diken…

Nedensiz…

20

Merdivenlerden

çıkarken şöyle

bir etrafıma bakıyorum.

Düşünceler

hızla beynimin

içerisinde dolaşıyor.

Birçok yavrumuz,

ailemiz, bireyimiz eminim ki birer

birer çıktığı o merdivenlerden üçer, beşer

atlayarak indi.

Bundan eminim…

Bir sorsanız nelere şahit olmuştur o basamaklar?

Elif Hanım, yüzünde içten gelen gülümsemesi

ve mütevaziliği ile karşılıyor.

Elini uzatıyor ve kendini tanıtıyor: “Elif

Ka-

rakurt. LÖSEV Eskişehir

Halkla İlişkiler sorumlusuyum.

Yaklaşık 2 yıldır

LÖSEV’de görev

alıyorum. Bir buçuk

yıl kadar Ankara

Vakıf merkezde

yine halkla ilişkiler

biriminde

görev

aldım. Son dönemde de Eskişehir’deyim.”

Salona buyur ederken bizi bende etrafa

göz gezdiriyorum.

Çok şirin bir yer…

Oyuncuklar, el yapımı bebekler, çantalar

bütün odayı süslüyor.

Vakfın her bir köşesi ince ince düşünülmüş.

Elif Hanım’a yeniden dönüyorum.

“LÖSEV’İN BİR OKULU, KÖYÜ VAR!”

LÖSEV’le tanışmasının nasıl olduğunu

merak ediyorum.

Gülümseyerek anlatıyor: “Tamamen tesadüf

oldu. İnternetten görerek başvurdum.

İşe başladım. Tabi içine girince çok farklı

şeylerle karşılaşıyorsunuz. Tahmin ettiğinizden

çok daha fazla şeyler başardığını

görüyorsunuz. Örneğin bir okulu var,

köyü var. Bunları işin içine girdikten

sonra öğrendim. Daha detaylı neler yapıyorlar

bunları öğrendim. Yetişkin hastalara

hizmet veriyorlar. İçine girdikçe

birçok şey gördüm aslında…”

“ESKİŞEHİR’DE 300’Ü GEÇKİN

HASTAMIZ VAR”

LÖSEV’e kayıtlı üye sayısını soruyorum

ardından…

Kısa bir düşünüyor: “Vakfımıza kayıtlı şu

an da 30 bin hasta var. Eskişehir’de de

300’ü geçkin hastamız var. Bunlar da yetişkin

ve çocuk olmak üzere toplam sayılar.”


Öyle samimi bir ortam ki kim bilir ne güzel

anılara şahit olmuştur burası diye düşünürken,

bir an da ağzımdan şu sözcükler

çıkıyor:

“Üyeleriniz için ne gibi etkinlikler

yapıyorsunuz?”

“TÜM İHTİYAÇLARINI Gİ-

DERMEYE ÇALIŞIYORUZ”

Yüzünde yine aynı tebessüm

beliriyor Elif Hanım’ın:

“Onlar için birçok

etkinlik yapıyoruz aslında…

Yakın dönem de

etütlerimiz var. Çocuklarımız

için yeni dönemde

etütler

gerçekleştiriyoruz.

Dersler de onlara

katkı sağlamaları

için. Tabak boyama

etkinliğine götürüyoruz,

at binmeye

götürüyoruz, Luna

parklara götürüyoruz. Ramazan

ayında iftarlarımız

oluyor. Kurban Bayramlarında,

Ramazan bayramlarında yine evlerine

ziyaretler düzenliyoruz. Hastane

ziyaretleri düzenliyoruz. Onların oyuncak,

kıyafet ihtiyaçlarını karşılıyoruz. Ev ziyaretleri

düzenliyoruz. Evde tespit ediyoruz.

Hangi ihtiyaçları var onları yerine

getiriyoruz. Buna uygun ihtiyaçlarını götürmeye

çalışıyoruz.”

Alkışlamak geliyor içimden…

Ellerim hiç susmaksızın sürekli alkışlamak

istiyorum.

Devam ediyorum: “Peki, gönüllü mü çalışıyorsunuz?

Sistem nasıl işliyor?”

“YÜZDE 51 GÖNÜLLÜYÜZ”

Şöyle yanıt veriyor: “Tabi ki gönüllülük

esas bu işi yaparken ama biz personel

olarak çalışıyoruz. Ama her zaman diyoruz

ki yüzde 51 gönüllüyüz.”

Gülümsüyorum.

Yazımın başında da söyledim ya birçok

hayat hikâyesine, mucizeye şahit olmuştur

o basamaklar diye… Sorumu bu kez

Elif Hanım’a yöneltiyorum: “Şahit olduğunuz

ilginç bir yaşam hikâyesi var

mı?”

“HASTALIĞI ATLATAN İNSANLAR

LÖSEV’DE BİZİMLE ÇALIŞIYOR”

Geçmişe gidercesine düşünüyor: “Birçok

şeyle karşılaşıyoruz burada. Daha önce

hasta olmuş ardından hastalığı atlatmış,

kocaman insanlar olmuş, burada çalışan

insanlar var. Bunlar beni çok etkiliyor.

Vakıf merkezde bunlar bizim çalışma arkadaşlarımız

artık. Onların bir 15 yıl önceki

fotoğraflarını görüyoruz. Küçücük

çocuklar, 23 Nisan etkinliğine katılmışlar

ama hepsi artık bizim iş arkadaşımız

olmuş. Burada çocuklarımız için, kendi

kardeşleri için çalışıyorlar.”

“Peki, hastalarımızın aileler mi sizleri

buluyor siz mi onları?” diye kaldığım yerden

devam ediyorum.

Şöyle anlatıyor Elif Hanım: “İki türlü de

oluyor aslında. Yaptığımız hasta ziyaretlerinde

hasta kaydı alıyoruz. Onlara nasıl

yardımlar götürebileceğimizi anlatıyoruz

ve formlar bırakıyoruz. Böylece vakfımıza

kayıt olmuş oluyorlar. Muhtarlarımızla görüşüyoruz.

Muhtarlıklardan hasta yönlendirmeleri

istiyoruz. Çünkü muhtarlar o

mahalledeki, köydeki hastalara gerçekten

hakimler. Bize yönlendirmelerini istiyoruz.

Aile ve Sosyal Politikalar ile de yine

işbirliği içindeyiz. Onlardan hasta yönlendirmelerini

istiyoruz. Bizi arayarak başvuran

aileler de var. İnternetten duyan,

reklamlardan duyan, çevresinden duyup

arayan ailelerimiz de var. Hepsinin kaydını

almaya çalışıyoruz.”

‘Her şey o kadar kurumsal bir şekilde

işliyor ki vakfa güvenmemek elde değil’

diye aklımdan geçiyor.

Huzurlu ortama yine bir göz attıktan

sonra oluşan sessizliği bozuyorum: “Gerçekleştirdiğiniz

etkinliklerin çocuklar

üzerindeki etkileri neler?”

“LÖSEMİ TEDAVİSİ 3 YIL

SÜRÜYOR”

İç çekerek başlıyor konuşmasına

ancak umutla bitiriyor sözlerini

Elif Hanım: “Tedavi süreci

çok uzun. 3 yıl kadar sürüyor

lösemi tedavisi. Okuldan

ayrı kalmak

durumunda kalıyorlar,

arkadaşlarından ayrı

kalmak durumunda kalıyorlar.

Hatta babalarıyla

bile

görüşemiyorlar. Sadece

anneleriyle görüşmeleri

gerekiyor ki enfeksiyon

riski çok fazla. Bu süreçte

bir, iki yıl okuldan geri kalıyorlar.

Okula gittikleri

zaman maske takmak durumunda kalıyorlar,

dışlanıyorlar. Belli bir süre gitmediği

için çocuk zaten okuldan kopmuş oluyor.

Bu nedenle psikolojik açıdan zor bir süreç

geçiriyorlar. Biz psikologlarla, doktorlarla

burada yaptığımız etkinliklerle onlara

destek oluyoruz. Yine burada kendi kaderlerini

paylaştıkları arkadaşlarıyla birlikte

birçok etkinliğe gelerek kendilerini

daha iyi hissediyorlar.”

Diyorum ya o anlatıyor ama ben sürekli

alkışlamak istiyorum.

Eskişehir’de gönüllü kitlesinin durumunu

ve yapılan bağışların da yeterli

olup olmadığını sormadan edemiyorum.

Umutla şunları söylüyor: “Eskişehir’de

LÖSEV’e destek olan çok güzel bir gönüllü

kitlesi var. Biz bunu çoğaltmak istiyoruz

aslında… LÖSEV’in bu yıl 20’inci yılı.

20’inci yıl kapsamında 5 milyon gönüllüye

ulaşmayı hedefliyoruz. Şu an 3

21


uçuk milyonu geçtik. Eskişehir’de

de bize gönüllü olmak isteyen,

destek olmak isteyen

birçok kişi olduğuna inanıyorum.

Bize ulaşmalarını istiyorum.

Bu güzel aileye katılsınlar

diyorum. Eskişehir halkı aslında

çok duyarlı bir halk. Her anlamda

çok destek oluyorlar.

Belediyeleri ile kurumlarıyla,

birebir kişilerle çok fazla destek

oluyorlar ama çok fazla kayıtlı

ailemiz var. Hiçbir zaman

yeterli olmuyor. Daha çok kişiye

ulaşmak adına daha çok

bağış, daha çok gönüllü gerekiyor.”

Çok fazla zamanını almak istemiyorum

Elif Hanım’ın…

Kapı kapı gezerek, LÖSEV’in

adını kullanarak dergi satan o

kişilerin vakıflarıyla ilgisinin

olup olmadığını soruyorum.

“KAPI KAPI DOLAŞARAK

DERGİ SATANLARA İTİBAR

ETMEYİN!”

Net bir şekilde şöyle diyor Elif

Hanım: “Bu kişilerin bizimle hiçbir

bağlantısı yok. Kapı kapı dolaşarak

bir şeyler satanların,

ellerinde makbuzla dolaşanların

kesinlikle LÖSEV ile hiçbir

bağlantıları yok. LÖSEV kesinlikle

kapı kapı dolaşıp bir şeyler

satmıyor. Elden bağış toplamıyor.

Oyuncak, boyama kitabı

kesinlikle satmıyor. Tamamen

kurumsal bir şekilde bankalardan,

PTT şubelerinden veya internet

sitemizden

gerçekleşiyor bağışlarımız. Çok

fazla telefon alıyoruz gün içerisinde.

Dolandırıldık, LÖ-

SEV’den geldiler diyenler

oluyor. Kesinlikle LÖSEV’in

böyle bir uygulaması yok. Buna

da hep birlikte dur diyeceğiz.

Ne kadar bilinçli olursak o

kadar iyi olur bizim için.”

Bu keyifli sohbet için Elif Hanım’a

teşekkür ettikten sonra

yanından güvenle ayrılıyorum.

İçimden şükrediyorum.

İyi ki varsın LÖSEV…

Teşekkürler LÖSEV…

22


23


STRES ÇARKI

ÇOCUKLARDA

KALICI ETKİ

BIRAKABİLİYOR

Psikolog

Seda GÜN / Özel

Ümit Hastanesi

24

Stres çarkı çocuklarda dikkat dağınıklığına sebep

ve ilerde büyük sorunlara neden alabiliyor.

Çocuklar gelişim çağlarında

öğrenmek için tekrarlara

ilgi duyuyor. Bu

nedenle çocukların aynı filmi

üst üste izlemesi, aynı

oyunu tekrar tekrar oynaması,

kitabı, masalları tekrar

dinlemek istemesi

normal olarak karşılanıyor.

Tekrarlayan davranışlar

çocuklar için konfor ve güvenlik

anlamına geliyor.

Çocukların alışkanlıklara,

kurallara ve rutine ihtiyaçları

vardır ve böylelikle,

dünyalarını daha iyi organize

edip, daha fazlasını

keşfedebilmektedirler.

“ÇOCUKLARDA

BAĞIMLILIK

YAPABİLİR”

Sabit program türü ile

çocuklar bir güvenlik

hissi elde ederler ama

stres çarkı çocuklarda

bağımlılık yapabilir. Bu

verileri elimizde bulundurarak

stres çarkını düşündüğümüzde

çocukların bu dönen

oyuncağı takibi hali hazırda

bulunur gibi görünüyor.

Farklı renkler ve

dönen nesneleri bilinçaltında

takibe zorlayacağı

düşünülerek sağlıklı çocuklarda

dikkat dağınıklığına

sebep olacak gibi

görünüyor. Bu nedenle ailelerin

çocuklarına bunu

kullandırma noktasında dikkatli

olmaları gerekir ve çocuklarında

bağımlılık

yapabilir. Özellikle otizm

spektrum bozukluğu olan özel

çocuklarda tek tip fiziksel davranışlara

çok sık rastlayabiliriz.

Dönen çamaşır makinesini izleme,

dönen tekerlekler, yanıp

sönen ışıklar gibi tekrarlayan

davranışlara ilgi duyabilirler.

Oyunları durmadan dönen toplardan

oluşabilir ya da defalarca

aynı videoyu

izleyebilirler.

“TEDAVİ İLE

İYİLEŞTİRİLMEYE

ÇALIŞILMAMASI İLERİDE

DAHA BÜYÜK

SORUNLARA NEDEN”

Tekrarlayan davranışlara müdahale

edilmemesi yani tedavi

ile iyileştirilmeye çalışılmaması

ileride daha büyük sorunlara

neden olabilir. Ekolalinin

uzun süre devam etmesi

demek iletişim becerilerini geliştirememesi

ve sosyalleşememesi

demektir. Bu nedenle

tekrarlayan davranışlar sergileyen

otizmli çocukların bu

davranışlarının yok edilmesi

ve paralel olumlu davranışlarla

iyileştirilmesi gerekir. Stres

çarkı ,otizmli çocuklarda problemli

davranışın devam etmesine,

bu davranışı devam

ettirmek için bir araç niteliği

görüyor iken aynı zamanda

tekrar eden davranışları söndürmek

isteyen, davranışın yerine

yeni alternatif davranış

öğretmek isteyen öğretmenlerin

de işlerini zorlaştıracak bir

araç gibi görünüyor.


25


Odunpazarı Belediyesi tarafından ilk kez

düzenlenen ‘Lületaşı Festivali’ ses getirdi

Odunpazarı

Lületaşı’na

sahip çıktı

26

17 sanatçının katıldığı

Lületaşı Festival’i öncesinde

Odunpazarı Belediye

Başkanı Av.

Kazım Kurt, festival

katılımcıları, akademisyenler

ve

meslek odaları

yöneticileri lületaşı

madenlerinin

bulunduğu

Beyazaltın,

Kozlubel, Söğütçük,

Karatepe

ve

Türkmentokat köylerine giderek, incelemeler

yaptı. Lületaşı madenlerine inerek lületaşının

nasıl çıkarıldığı inceleyen katılımcılar, Alpu Ovası’na

yapılmak istenen kömürlü termik santral

ile bu madenlerin yok edilmek istendiğine dikkat

çekti.

LÜLETAŞI YAŞAMALI PANELİ

Lületaşı Festivali, ‘Lületaşı Yaşamalı’ paneli ile

başladı. Yunus Emre Kültür ve Sanat Merkezi’nde

(YKSM) gerçekleştirilen ‘Lületaşı Yaşamalı’

paneline Odunpazarı Belediye Başkanı Av.

Kazım Kurt, Türk Mühendis ve Mimar Odaları

Birliği’ne bağlı Jeoloji Mühendisleri Odası Genel

Başkanı Hüseyin Alan, CHP Eskişehir İl Başkanı

Rabia Akman, Odunpazarı Kent Konseyi Başkanı

İsmail Kumru ve çok sayıda vatandaş katıldı.

TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası Eskişehir

Şube Başkanı Prof. Dr. Can Ayday, TMMOB

Maden Mühendisleri Odası Eskişehir İl Temsilcisi

Ümit Yıldırım, TMMOB Ziraat Mühendisleri

Odası Eskişehir Şube Başkanı Levent Özbunar

ile lületaşı maden işçileri Süleyman Özsak ve

Ümit Kara’nın konuşmacıları arasında yer aldığı

Lületaşı Paneli’nde lületaşı masaya yatırıldı.

Lületaşının her yönüyle tartışıldığı panelde konuşan

Odunpazarı Belediye Başkanı Av. Kazım

Kurt, lületaşının yaşayabilmesi için birinci şartın

termik santral yaptırmamak olduğunu vurguladı.

Lületaşının kullanım alanlarının genişletilmesi

gerektiğini de belirten Başkan Kurt,

Odunpazarı Belediyesi olarak lületaşı ile ilgili

yapılacak tüm bilimsel araştırmalara destek vereceklerini

taahhüt etti.

LÜLETAŞIMIZ YOK OLMASIN

Panelin ardından katılımcı ve panelistler,

YKSM’den festivalin yapıldığı Odunpazarı Meydanına

yürüdü. Burada gerçekleştirilen açılış törenine

CHP Eskişehir Milletvekili Jale Nur Süllü,

Odunpazarı Belediye Başkanı Av. Kazım Kurt,

Tepebaşı Belediye Başkanı Ahmet Ataç, Türk

Mühendis ve Mimar Odaları Birliği’ne bağlı Jeoloji

Mühendisleri Odası Genel Başkanı Hüseyin

Alan, TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası Eskişehir

Şube Başkanı Prof. Dr. Can Ayday, TMMOB

Maden Mühendisleri Odası Eskişehir İl Temsilcisi

Ümit Yıldırım, TMMOB Ziraat Mühendisleri

Odası Eskişehir Şube Başkanı Levent Özbunar

ile çok sayıda vatandaş katıldı.

Festivalin açılış töreninde konuşan Odunpazarı

Belediye Başkanı Av. Kazım Kurt, lületaşının Eskişehir

için önemli olmasına rağmen unutulduğunu

ifade etti. Bu taşın bütün dünyada

Eskişehir taşı olarak tanınmasının Eskişehirlilerin

birinci görevi olduğunu kaydeden Başkan

Kazım Kurt, lületaşının topraktan çıkarıldığı

andan itibaren bir hikayesi ve macerası olan bir

taş olduğunu söyledi. Sonuçta

güzel bir tablo olarak ortaya

çıktığını dile getiren Başkan

Kazım Kurt,

“Bu tablo

karar-

tılmak

isteniyor.

Alınmış olan

bir kararla lületaşı

madenin

çıkarıldığı

ocakların üstüne

bir termik

santral yapılmak

isteniyor. Yanlış

bir karar olduğunu

bütün Es-

Gerçekleştirdiği

uluslar arası festivaller

ile dikkatleri

üzerine çeken

Odunpazarı Belediyesi,

‘Deniz Köpüğü’ sloganıyla

Lületaşı Festivali

düzenledi. İlki gerçekleştirilen

Lületaşı Festivali’nin

hedeflerinden

biri Alpu Ovasına yapılmak

istenen kömürlü

termik santral nedeniyle

yok olma tehlikesi ile

karşı karşıya kalan lületaşı

ile ilgili farkındalık

yaratmak. Ayrıca lületaşının

tanıtılması için de

gayret göstereceklerini

de belirten Başkan Kurt,

Odunpazarı Belediyesi

olarak lületaşı ile ilgili

yapılacak tüm bilimsel

araştırmalara

destek

vereceklerini

taahhüt

etti.


kişehir söylemişken, mahkemeler kararın

yanlış olduğu doğrultusunda yürütmeyi

durdurma kararları verirken bu termik

santrali yapma inadı yanlıştır. Vazgeçilmesi

gereken bir karardır, çünkü önce lületaşımızı

bitirecek sonra da çevreye

verdiği zararla Eskişehrimizi bitirecektir”

dedi.

Açılış konuşmalarının ardından Kuzey

Kafkas Kültür Derneği Folklor Ekibi, Kırım

Tatar Derneği Folklor Ekibi ve Odunpazarı

Belediyesi Halk Dansları Ekibi halk oyunları

gösterisi yaptı. Halk dansları gösterilerinin

ardında Odunpazarı Belediyesi

Kültür Müdürlüğü müzik ekibi müzik dinletisi

verdi.

Açılış töreninin ardından Lületaşı Festivali,

sanatçıların workshopları ile devam

etti. 2 gün süren workshoplarda sanatçılar

lületaşına şekiller verdi. Lületaşı festivaline

Eskişehirliler de yoğun ilgi

gösterdi. Sanatçılardan yaptıkları çalışmalar

ve lületaşı ile ilgili bilgi alan vatandaşlar,

sanatçıların çalışmalarını ise ilgi ile

izledi. Çalışmaları yerinde incelemek için

festival alanını gezen Odunpazarı Belediye

Başkan Av. Kazım Kurt, sanatçılarla

bir araya geldi. Çalışmaları izleyen Başkan

Kurt, sanatçılarla gerçekleştirdikleri

çalışmalar hakkında sohbet etti.

Lületaşı Festivali kapsamında Ali Rıza Saltık,

Odunpazarı Meydanı’nda halk konseri

verdi. Başkan Kazım Kurt’un da katıldığı

konserde, Saltık birbirinden güzel eserleri

seslendirdi.

SERGİ İLE KAPANIŞ

Lületaşı Festivali Kurşunlu Külliyesi’nde

bulunan Lületaşı Galerisi’nde gerçekleştirilen

sergi ile sona erdi. Sergi açılışına

Odunpazarı Belediye Başkanı Av Kazım

Kurt, CHP Odunpazarı İlçe Başkanı Akın

Sallarel, Lületaşı El Sanatları Derneği Başkanı

Ramazan Bağlan, festivale katılan

sanatçılar ile çok sayıda Eskişehirli katıldı.

Sergi açılışında konuşan Odunpazarı Belediye

Başkanı Av. Kazım Kurt, seneye bu

festivali daha görkemli ve büyük hedeflerle

yapmak istediklerini belirtti. Başkan

Kurt, “İlk olması nedeniyle şunu gördük;

ilgi odağı olma şansı fazla. Eskişehirlilerin

buna katkı sunma şansı fazla. Daha çok

da lületaşına sahip çıkma adına bu festivalin

genişleyerek, büyüyerek Türkiye çapında

bir festival olmasını öncelikle

sağlamak. Eskiden burada uluslararası bir

festival düzenlenmiş, 4-5 kez tekrarlandıktan

sonra kalmış. Biz, öyle bir eksikliğe

düşmeyelim diye zaman içerisinde

bunu sindire sindire uluslararası bir hale

getirmeye çaba göstereceğiz. İkinci Lületaşı

Festivali’nde buluşmak üzere. Hepinize

saygılar sunuyorum” diye konuştu.

Sergi açılışında konuşmasını sürdüren

Odunpazarı Belediye Başkanı Av. Kazım

Kurt, 3 gün süren Lületaşı Festivali’nde

lületaşı ile ilgili söylenmesi gerekenlerin

büyük çoğunluğunun dile getirildiğini

kaydetti. Öncelikle lületaşı yok olmasın

dediklerinin altını çizen Başkan Kurt,

“İkinci olarak lületaşı ocaklarının üstüne

termik santral kurulmasın dedik. Üçüncü

olarak lületaşını yerin 100 metre altından

itibaren büyük bir emekle, çabayla çıkarmaya

çalışan ustalarımızın iş güvenliği,

can güvenliği, meslek güvenliği sağlansın

istedik. Onların diğer madencilerle aynı

kefeye koyulmasının doğru olmadığını

vurguladık. Elde edilen taşların pazarlandıktan

sonra lületaşı el sanatçılarının

mesleki ve ticari güvenliğini de vurgulamaya

çalıştık. Umarım; dikkat çekmişizdir,

Eskişehirliler ve Türkiye bu işin farkına

varmıştır, varmalıdır da” dedi. Lületaşı

dünya rezervinin yüzde 80’i Eskişehir’de

olduğunu vurgulayan Başkan Kazım Kurt,

lületaşının dünya da Eskişehir taşı olarak

bildiğine dikkat çekti. “ Lületaşının yok

olmasına gönlümüz razı olmaz” diyen

Başkan Kurt, bu nedenle de Lületaşı Festivali’ni

düzenlediklerini anlattı. Katılan

bütün sanatçı teşekkürlerini ileten Başkan

Kurt, konuşmasına şu sözlerle devam etti:

“Onlar el emeklerini, göz nurlarını ortaya

koydular ve birer eser ortaya çıkardılar.

Şimdi o eserleri burada sergileyeceğiz.

Eskişehirlilerin beğenisine sunacağız.

Ancak bazı konularda da sitemlerimizi,

itirazlarımızı da bu vesile ile belirtmek istiyorum.

Şu arkamda gördüğünüz tabelada

2008 yazıyor.

Burası Lületaşı Müzesi

olarak açılmış. 2018’de

biz buraya müze diyemiyoruz,

nedense. Kültür

ve Turizm Bakanlığı aynı

düşüncede, burası aynı

mekan; içindeki malzemeler

aynı, ama Kültür

ve Turizm Bakanlığı

Odunpazarı Belediyesi’ne

buralara müze diyemezsiniz

diye bir yazı

gönderdi. Müze demiyoruz,

şimdi galeri diyoruz ya da başka ne

istiyorlarsa onu diyoruz. Bu tür yaklaşımlarla

ne turizm geliştirilir ne de kültür

varlıklarımız korunur. Odunpazarı Belediyesi

olarak, içinde bulunduğunuz Kurşunlu

Külliyesi’ne çok ciddi katkılar

sunuyoruz, emek harcıyoruz. Ne yazık ki

Vakıflar Bölge Müdürlüğü burayı her yıl

bizden geri almak için bir hukuk mücadelesi

başlatıyor. Bir kavga başlatıyor, anlayamadığımız

bir biçimde gündeme

getiriyor. Burası Odunpazarı Belediyesi’nden

alındığı takdirde ne işe yarar,

bunu da bir soru olarak herkesin hafızasına

kazımasını istiyorum. Buranın düzenlenmesi,

bakımı, onarımı tamamen

bize ait. Üstelik vakıflara, kira parası da

ödüyoruz. Buradaki alışverişin mantığını

çözemediğimi her vesile ile söyledim.

Şimdi bir kez daha söylüyorum. Lületaşı

Festivali sonucunda elde ettiğimiz eserleri

o nedenle burada sergilemekten korkuyoruz.

Yeşil Efendi Konağı’nda Yeşil

Efendinin bir lületaşı ustası ve tüccarı olduğunu

düşünerek, orada sergilemeye çalışacağız.

Umarım bütün Eskişehir ve

Türkiye bunu izler.” Seneye bu festivali

daha görkemli ve büyük hedeflerle yapmak

istediklerini belirten Başkan Kurt,

“İlk olması nedeniyle şunu gördük; ilgi

odağı olma şansı fazla. Eskişehirlilerin

buna katkı sunma şansı fazla. Daha çok

da lületaşına sahip çıkma adına bu festivalin

genişleyerek, büyüyerek Türkiye çapında

bir festival olmasını öncelikle

sağlamak. Eskiden burada uluslararası bir

festival düzenlenmiş, 4-5 kez tekrarlandıktan

sonra kalmış. Biz, öyle bir eksikliğe

düşmeyelim diye zaman içerisinde

bunu sindire sindire uluslararası bir hale

getirmeye çaba göstereceğiz. İkinci Lületaşı

Festivali’nde buluşmak üzere. Hepinize

saygılar sunuyorum” diye konuştu.

27


Modacı Başak Özdeş ile “Modaya” dair her şeyi konuştuk

“MODAYI DOĞA BELİRLİYOR”

Kendinizi tanıtır mısınız?

Başak Özdeş. Evliyim. 1987 Eskişehir doğumluyum.

Güzel Sanatlar Lisesi Resim bölümünden

mezun olduktan sonra 2007’de

Mimar Sinan Güzel Sanatlar Fakültesini kazanarak

‘Tekstil ve Moda Tasarımı’ okumaya

başladım. Orada hem okudum hem

çalıştım. Yıldırım Mayruk’la başladım.

Orada atölyelere dahil oldum. Onlara teknik

çizimler hazırladım. Sonra setler de ve

reklamlar da kostüm tasarımcılığı ve asistanlık

yaptım. 2011 yılında Hakan Yıldırım’ın

asistanlığına seçildim. Orada bir

buçuk yıl kadar çalıştım. Derken biraz daha

piyasayı öğreneyim, biraz daha fabrika öğreneyim,

başka sektörlere gireyim diye

deri piyasasına girdim. Zeytinburnu’nda bir

deri fabrikasında baş tasarımcı olarak çalıştım.

Oradan çıkıp bir yandan başka markalara

çizim hazırlarken bir yandan da kendi

markamı oluşturmak istediğim için Vakko’da

moda yönetimi olarak altı aylık kurs

aldım. En azından moda işletme, işletme

nedir bunları öğrenmek istedim. Çünkü

okulda sadece sanat ve tasarım kısmında

eğitiliyoruz. Aslında mezun olmadan bir

yerlere girmek bizim için daha iyi. Bu yüzden

hemen çalışma hayatına başladım.

Orada kısa bir eğitim aldıktan sonra küçük

küçük hem koleksiyonlarımı çizdim hem

üretime dahil oldum. Bir yandan üretimi

farklı atölyelere verdim. Eskişehir’de de bu

işe yıllarını vermiş bir ustanın yanında dikime

dahil oldum. 2016 yılında Ticaret Odası’nın

KOSGEB eğitimlerine katıldım. Burayı

açtım ardından…

Kişiye özel tasarımlar mı yapıyorsunuz?

Burada kişiye özel tasarım yapıyoruz. Özel

isteyenlere ilk başta çizimle başlıyoruz.

Elindeki modelle gelen müşterilerimizi de

geri çevirmiyoruz. Onları da üretiyoruz. Temellerini

abiye- gelinlik olarak atmıştım

ama talep ne yöndeyse ben her şeyi yapmaya

hazırım. Onun dışında bayan giyim

çalışıyoruz.

“ÇOCUKLUĞUMDAN BERİ

MODAYA İLGİM VAR!”

Tasarıma merakınız nerden başladı?

28

Çocukluğumdan

beri

vardı. 10 yaşımda

ilk

eteğimi diktim.

Sonra

Barbie bebekler

alınırdı,

o

kıyafetlerin hepsini atardım.

Çöpleri karıştırdım. Ben çöpü

çok seviyordum. Dondurma

atıkları, jelatinler , kağıt parçaları,

peçeteler, kumaşları bulurdum.

Terzilere gezerdim. Esnaf

Sarayında 16 yaşında ilk gelinliğimi

sattım. Çizim yaptım. Mutfaktan

öğrenen cinstenim. Ben

giyinmeyi çok seviyorum, ben

modacı olacağım diyenlerden

olmadım. Giyinmeyi hiç sevmem.

Moda olan bir şeyleri üstüme

geçireyim de ben trendi

yakalayayım asla demedim.

Bence moda öyle bir şey değil

zaten. Üstüne, formuna ne uygunsa

onu giymektir. Sezon da

bu var ben müşteriye bunu satayım

değildir.

O zaman moda trendleri

yakalamak değil öyle mi?

Ben ufaktan onu katarım. Mesela

derim ki sezonda gülkurusu

var. Size de gülkurusu

yakışır, deneyelim, ufaktan onu

yapalım derim. Tutup da olmayacak

bir şeyi yapmadım hiçbir zaman…

Ben daha çok mutfak kısmında aktifim.

Atölye kısmım daha iyidir. Çizim konusunda

iyiyim.

Çocukluk işte…

Küçükken özenle giydirdiği

bebekleri bir gün geleceği

oluyor.

Karşılıksız aşık çünkü onlara...

Bebekleri de bunu anlamışçasına

vefa borcunu ödüyor

sanki...

Emeklerinin karşılığını bir

bir alıyor.

Neden mi diyorum bunları?

Başak Özdeş…

Moda ve tasarım üzerine çalışıyor.

Çocukluk yıllarında barbielerin

üzerindeki kıyafetleri

atıyor.

Çöpleri karıştırıyor.

Bulduğu dondurma atıklarından,

jelatinlerden, kağıt

parçalarından, peçetelerden

yepyeni elbiseler yapıyor.

Diyorum ya modaya tutkusu

minik yüreğiyle başlıyor.

Çığ olup büyüyor ve bugünlere

kadar geliyor.

Esnaf Sarayı’nda 16 yaşında

kendi tasarımı ilk gelinliğini

satıyor.

Çizimler yapıyor.

Güzel de bir ifadesi var

Başak Hanım’ın kendisi için:

“Mutfaktan öğrenen cinstenim.

Ben giyinmeyi çok seviyorum,

ben modacı

olacağım diyenlerden olmadım.


Genç modacı Başak Hanım

ile modaya dair her şeyi konuştuk.

Güler yüzüyle bizleri karşılayan

Başak Hanım moda,

tasarım ve stil konusunda

gerçekten samimi açıklamalar

yaptı.

Biz dinlerken çok keyif

aldık, sizinle de paylaşmayı

borç bildik.

“YILDA BİR KEZ İTALYA’YA GİDİYORUM!”

Koleksiyonlarınızın oluşum sürecini anlatır

mısınız?

Türkiye hep geriden geliyor. Şimdiden baktığımız

zaman 2019- 2020’ler oluşmaya

başladı. Ama ben 2018 trendlerine bağlı kalıyorum.

Renklere, detaylara, kullanılan kumaşlara

bakıyorum. Tabii Türkiye’de tekstil

ülkesi olmamıza rağmen kumaş yok. Artık

nasıl oluştururum, nerden bulurum bilmiyorum.

Biraz daha Bursa- İstanbul’a yakınım

bu konuda. Oralardan temin etmeye

çalışıyorum. Yılda bir kere İtalya’ya kesinlikle

gidiyorum. Oradaki dükkanları geziyorum,

moda haftalarına katılıyorum.

Renkler, çizimler, kalıplar hazırlıyoruz ve

üretim yapılıyor.

Çizerken ilham aldığınız bir şey var mı?

Doğa. Doğayla iç içeyim. Hafta sonları çıka-


ım ya bir bisiklete binerim ya toprağa basarım

ya dağlara gideriz.

Tercih ettiğiniz kumaş türü var mı?

Tercih ettiğim kumaş yok. Tasarıma hangisi

uyacaksa onu koyarım. Polyester kumaş

kullanmamaya çalışıyorum. Ama illa ki kullanmak

zorundayız. Çünkü müşteri kırışmasın

diyor. Müşterinin talebine göre

değişiyor. İpek kumaş getiren müşterilerimle

çok keyifli çalışıyorum. İpeğin dikimi

zordur ama çıkan ürün çok güzeldir.

Giyimde aksesuar önemli midir?

Bazen aksesuar baş unsur oluyor. Yani giyimin

önüne geçiyor. Eğer giyiminiz tasarım

bir ürünse orada aksesuarın hiçbir önemi

yok ve kesinlikle aksesuar kullanılmamalı.

Sade bir ürün tercih edildiyse orada aksesuarı

patlatmak gerekiyor. Çanta, takı ve

ayakkabı konusunda aksesuar önemli. İddialı

olabilirler. Eskiden bu kadar önemli

değildi aksesuar… Büyük bir Pazar Türkiye’de…

“BACAK AÇIKSA GÖĞÜSLERİ KAPATIN!”

Gelecekte moda da asla olmaması gereken

şey sizce nedir?

Olmaması gereken şey kişiden kişiye değişir.

Mesela çok kilolu bir kadının deri pantolon

giyip fışkırması çok kötü bir görünü

oluşturuyor. Göbeği açık bir şey giymesi de

kötü. Dekolte belki daha dozunda olabilir.

Açıklık bence çok önemli. Bir ürün de her

şey olmamalı. Bacağı açtıysak göğüsleri kesinlikle

kapatmalıyız. Sırt açıksa ön kapalı

olmalı.

Tasarım konusunda örnek aldığınız bir isim

var mı?

Yıldan yıla değişiyor. Benim ilham aldığım

kişi her zaman Alexander Mcqueendi. Kendisi

vefat etti. Sonra marka değişti. O zamandan

beri yok ama beni o teşvik ederdi

her zaman… Çünkü adam doğadan ilham

alıyor, detayları en küçük ayrıntısına kadar

inceliyor.

“BÖCEKLERDEN, BİTKİLERDEN

İLHAM ALIYORUM!”

Doğadan nasıl ilham alıyorsunuz?

Bursa’da kumaş almaya giderken orada

Mezitler diye bir bölge var. Oradan geçerken

kafama değişik tasarımlar gelebiliyor.

Bende farklı oluyor. Bir böcek görüyorum.

Böceğin kanatlarını çok beğeniyorum.

Hayal ediyorum. Gördüğüm bir bitkiden,

renginden etkileniyorum. Onun fotoğraflarını

çekiyorum. Sonra dönüp baktığım

zaman kendimi onunla besliyorum.

O zaman modayı doğa belirliyor diyebilir

miyiz?

Evet. Temeli gerçekten bu. Yaşam belirliyor.

“ÖZGÜR GİYİN, ŞIK OL!”

Günlük hayatta iyi giyinmenin sırrı nedir?

Az parayla nasıl şık olunur?

Özgür hissetmek çok önemli. Kendinizi

nasıl rahat ve özgür hissediyorsanız öyle giyinin.

Beyaz bir tişörtle bile çok şık olunabilir.

Ya da komple siyah giyinip bence çok şık

olunabilir. İlla ki şıkır şıkır topuklu ayakkabılar,

dekolte bluzlar, kısa etekler falan değildir

şık olmak. Ful makyaj da kesinlikle

değildir. Saçını sıradan bir topuz yaptığında

bile çok şık olursun bazen… Doğallıktan yanayım.

Şıkır şıkır olmak bakımlı olmak

değil bence, temizlik daha önemli…

“BAKIMLI OLMAK SAĞLIKLI

BESLENMEKTİR”

Konu açılmışken bakımlı olmak

nedir o halde?

Bakımlı olmak sağlıklı beslenmektir. Direk

insanın yüzüne yansır. Tabi ki bir davete,

düğüne gideceksen makyaj yapacaksın

ama hafif şeyler bence her zaman daha

önemli. Bazen bir ruj sürersin, bitmiştir.

Seni o gösterir. Her şeyi bir arada kullanmak

bence yanlış. Ağır bir makyajın varsa

abartılı bir kıyafetin asla olmamalı. Abartılı

bir kıyafetin varsa saç, makyajın kesinlikle

soft olmalı. İnsanlar her şeyi bir arada kullandığı

için görüntü kirliliği yaratıyor.

“STİL PROGRAMLARINDAN

KÜÇÜK TÜYOLARI ALIN!”

Stil programlarını nasıl buluyorsunuz? Kadınlarımız

modayı oradan öğrenebilir mi?

Aslında giyim konusunda orada başarılı insanları

dinlemek önemli. Küçük tüyoları

almak güzel. Cengiz Abazoğlu başarılıydı

mesela. Adam dikimi, kadınları biliyor. Kaç

senelik modacı. Onu dinlemek güzel ama

bir mankenden alabileceğin çok fazla bir

şey olduğunu düşünmüyorum. Kadın zaten

güzel, giydiği her şey yakışıyor, şunu tercih

et demesi biraz komik oluyor.

Stil sahibi bir insanın özellikleri nelerdir?

Nasıl stil sahibi olunur?

Vücudunu, kişiliğini tanıyacaksın. Dinlediğin

müzik bile senin stilini oluşturuyor. Nelerden

zevk aldığını ön planda tutarak,

özgürlüğü de bir yana koymayacaksın. Stil

sahibi olmak kendin olmaktır. Nasıl rahat

ediyorsan onu giymektir. O kız onu giymiş

bende o

markayı

giymeliyim

demek

değildir.

“İŞTE 2018 KIŞ TRENDİ”

Moda kendine yakışanı giymektir deseniz

de her yılın trendini yakından biliyorsunuz.

Son olarak 2018 kış trendlerini öğrenebilir

miyiz?

Bu kış diğer kışa nazaran çok daha renkli

geçeceğe benziyor. Bu kışın moda trendleri

cıvıl cıvıl renkler ile dolu… Siyahlar ile sanırım

bu sezon vedalaşıyoruz. 2018 kış modasının

en nadide parçalarından biri kadife

kumaşlar olacak. Daha renkli ve canlı renklerin

tercih edildiği bu sezonda, yine liderlik

kırmızı da gözüküyor. Mor, haki, sarı ve

pembe renkleri de kırmızının peşinden geliyor.

Bu renkli kış trendleri, geniş kollu yün

kazakları da sarmış durumda ve geçmiş yıllara

olan hasretimizi göstermezsek olmaz

tabi… Nakış modası geri döndü. Bu kışın

farlı çoraplar ile birlikte oldukça renkli ve

hareketli geçeceği tahmin ediliyor. Kış aylarının

soğukları kırmızının sıcaklığı ile geçeceğe

benziyor. Kırmızı uzun çizmeler,

pardösüler ve kırmızı kadife parçalar vitrinlerde

yerlerini almaya başladılar. Bu kış

kırmızı parçaları çok fazla göreceğe benziyoruz.

Oversized üstler bu sezon bizler ile

birlikte olacak. Aslında bu tarz üstleri depresyon

hırkalarına benzetmemiz mümkün.

Üstümüze birkaç beden büyük gelen ancak

oldukça hoş ve marjinal bir hava sergileyen

bu parçalar hem rahat hem de şık bir görüntü

sağlayacak. 80'li yılların epey etkisinde

kalan bu trendle kollar adeta bir

aksesuar gibi dikkat çekiyor. Bu modaya

Fahriye Evcen modası demek pek de yanlış

olmaz aslında. Abartılı ve şişkin görünen

kol detayı 2018 moda yılının en dikkat

çeken trendleri arasında.

Keyifli bir sohbet oldu. Teşekkür ederiz

Başak Hanım…

Ben teşekkür ediyorum. Başarılar dilerim.

YARATTIĞI BAZI

BANU ABİYE MODELLER

29


Eskişehir sempozyumla

sanata doydu

Tepebaşı Belediyesi tarafından

düzenlenen ve birçok etkinliği

bünyesinde barındıran

Uluslararası Eskişehir Pişmiş Toprak

Sempozyumu’nun 12.’si dolu

dolu etkinliklerle geride kaldı.

11-16 Eylül tarihleri arasında

Eti’nin kurucusu ve Onursal

Başkanı merhum Firuz Kanatlı’nın

anısına düzenlenen sempozyum,

her yıl olduğu gibi yine

birçok sanatsal etkinliğe ev sahipliği

yaptı. Her yıl artan bir ilgiyle

sempozyumuna sahip çıkan Eskişehirliler

ise, bu yıl da konserler, sergiler,

yarışmalar ve sanatçılara

büyük ilgi gösterdi.

Yerli ve yabancı sanatçıların

birbirinden değerli sanat

eserleri de tamamlanınca ortaya

sanat dolu bir sempozyum

daha çıktı. Sempozyumu anlatan

Tepebaşı Belediye Başkanı Ahmet

Ataç ise, “Bu bizim düğünümüz,

bayramımız. Gerçekten Eylül ayı

yaklaştığında içimiz kıpır kıpır ediyor.

Sempozyum artık halkın oldu.

Halkımız Pişmiş Toprağı sahiplendi”

diye konuştu.

30

Toprağın hikayesini Eskişehir’de sanata

dönüştüren Pişmiş toprak Sempozyumu

12. Kez Eskişehirlilerle

buluştu.

SEMPOZYUMA MUHTEŞEM AÇILIŞ

Tepebaşı Belediyesi tarafından bu yıl 12.’si

düzenlenen Uluslararası Eskişehir Pişmiş

Toprak Sempozyumu’nun açılışı muhteşem

görüntülere sahne oldu.

Tepebaşı Belediyesi’nin düzenlediği 12.

Uluslararası Eskişehir Pişmiş Toprak Sempozyumu’nun

açılış töreni Eti Eski Fabrika

alanında yoğun katılım ile gerçekleşti.

Törene Tepebaşı Belediye Başkanı Dt.

Ahmet Ataç’ın yanı sıra TBMM Başkan Vekili

ve CHP Ankara Milletvekili Levent Gök,

CHP Eskişehir Milletvekilleri Utku Çakırözer

ve Jale Nur Süllü, Filistin Salfeet Belediye

Başkanı Abdalkarim A.A. Zubaydi, Osmangazi

Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Kemal

Şenocak, Odunpazarı Belediye Başkanı

Kazım Kurt, CHP Eskişehir İl Başkanı Rabia

Akman, Eskişehir Ticaret Odası Başkanı

Metin Güler, Emniyet Müdürü Engin Dinç,

ETİ Şirketler Yönetim Kurulu Başkanı Firuzhan

Kanatlı ve Kanatlı Ailesi, Başak Çatı ve

Cephe Sistemleri Yönetim Kurulu Başkanı

Firuz Karık ile diğer sponsor firmaların

temsilcileri, sempozyum sanatçıları ve çok

sayıda sanatsever katıldı.

SEMPOZYUM BİZİM

DÜĞÜNÜMÜZ, BAYRAMIMIZ

Açılışta sahneye gelerek davetlilere hitap

eden Tepebaşı Belediye Başkanı Dt. Ahmet

Ataç, “Bu 12. Sempozyum ama Türkiye’de

bunu yapmak gerçekten mücadele ister.

Bize destek olan dostlarımız var, kurumlar

var ve onlar sayesinde bu yolda yürüyoruz.

Sevgili Firuz Karık’a, Kanatlı Ailesi’ne, Espark

AVM’ye, çalışma arkadaşlarıma, asistanlarımıza

teşekkür ediyorum. Bu bizim

düğünümüz, bayramımız. Gerçekten Eylül

ayı yaklaştığında içimiz kıpır kıpır ediyor,

çok güzel bir 15 gün geçireceğimiz için.

Zordur ama onun zorluğu bize büyük mutluluk

verir. 2000 yılında sanatsal bir etkinlik

yapalım diye düşündük. Malzeme ne

olsun diye tartışıyorduk, derken aklımıza

tuğla-kiremidin şamotu geldi. Şamot, Tepebaşı

için çok önemli çünkü 1927’de ilk kiremit

Tepebaşı’nda üretiliyor. Yani toprak,

Tepebaşı’nda bir kimlik ve bellektir. Burada

3 ayaklı bir sempozyum var. Sektör, sanat

ve bilim var.” sözlerini kullandı.

ESKİŞEHİR’E GELDİĞİMİZDE

NEFES ALIYORUZ

TBMM Başkan Vekili ve CHP Ankara Milletvekili

Levent Gök de törende bir konuşma

yaparak, “Eskişehir’e geldiğimiz zaman bir

nefes alıyoruz. Avrupa’ya nasıl gidiyorsak,

nasıl eserler görüyorsak, Eskişehir’e geldiğimizde

de onları görüyoruz. Böyle bir tablonun

içerisinde de Pişmiş Toprak

Sempozyumu’nu görmek sıradan değil. Biz

başka yerlerde görmeye alışık olmadığımız

bir sanat etkinliğine tanık oluyoruz. Eskişehir’de

bu sık sık yapılıyor. Pişmiş toprağın

kullanımı, tarihsel gelişimi ve sanata dönüşümü

sadece Eskişehirli yurttaşlarımızın

değil uluslararası şekilde değerlendirilmesi

her türlü övgünün üzerinde. Sayın Belediye

Başkanımız Ahmet Ataç’a bu yaptığı

olumlu çalışmalardan dolayı geçtiğimiz yıl


Birleşmiş Ressamlar ve Heykeltraşlar Derneği tarafından sanata

katkı ödülü verildi. O ödülü kendisine vermekte bana nasip olmuştu.

Sayın Ahmet Ataç’a, belediye çalışanlarına, Eskişehirlilere,

sanata katkı yapanlara ayrı ayrı teşekkür ediyorum” dedi.

ETİ ESKİŞEHİR’E AİT

Bu yıl sempozyumun adandığı merhum Firuz Kanatlı’nın hayatını

anlatan filmin gösterimi ile başlayan açılış töreninde ilk konuşmayı

yapan ETİ Şirketler Yönetim Kurulu Başkanı Firuzhan Kanatlı

oldu. Duygusal bir konuşma yapan Kanatlı, dedesi Ahmet Kanatlı

ve babası Firuz Kanatlı’yı anlatarak ETİ markasının doğuş hikayesini

katılımcılar ile paylaştı.

Sempozyumun ana sponsorlarından

Başak Çatı ve Cephe Sistemleri

adına konuşan Başak Kiremit Genel

Müdürü Engin Çizer ise konuşmasında

“Değerli büyüğümüz Firuz

Kanatlı anısına düzenlenen organizasyonda,

her yıl olduğu gibi bu yıl

da ana sponsor olmaktan grup olarak

gurur duymaktayız. Ülkemizin,

şehrimizin toprağının değerini

uluslararası platformlarda tanıtmak,

şehrimize sanat eserleri kazandırmak

ve çeşitli etkinlikler ile

güzel anlar yaşatmaktan mutluluk

duyuyoruz. Sempozyumun gerçekleşmesine

katkı sağlayan herkese

teşekkür ederiz” dedi.

AÇILIŞTA İZEL RÜZGARI ESTİ

Sempozyumun açılış konserinde sahne alan sanatçı İzel ise, Eskişehirlilere

unutulmaz bir gece yaşattı.

Konser programında İzel, sevilen şarkılarını Eskişehirli müzikseverler

ile birlikte söyledi. Sahnede bir de konuşma yapan ünlü sanatçı,

“Gerçekten çok şanslısınız çünkü mükemmel bir belediye

başkanına sahipsiniz. Başkanım siz de çok şanslısınız. Ben Türkiye’nin

her yerine gidiyorum, belediye başkanlarını anons ediyorum.

İçtenlikle alkışlanan bir belediye başkanı çok nadir

görüyorum, sizi çok içten alkışladılar. Ben de kıskandım gerçekten.

Bugün Tepebaşı Belediyesi’nin

yaptığı işler hakkında

biraz bilgi aldım. 800 çocuktan

oluşan orkestra, alzheimer

hastaları için, özel çocuklarımız için

yapılan projeleri öğrendim. O kadar

etkilendim ki anlatamam. Hepinizin

önünde söz veriyorum, kışın ben

de ders vermeye geleceğim. Ne isterseniz

katkı vermeye hazırım. Ne

mutlu sizlere, böyle işlere gönül

vermişsiniz. Ahmet Başkanım sizi

ve ekibinizi bir kez daha tebrik

ediyorum” diye konuştu.

YEREL ÜRETİCİLER SEMPOZ-

YUMDA

Eskişehir’in kent belleğinde ve

endüstriyel geçmişinde büyük

önem taşıyan pişmiş toprak, bir kez daha bilimsel, sanatsal ve

sektörel alanda ele alındı.

Tepebaşı Belediyesi’nin bu yıl 12’ncisini düzenlediği Uluslararası

Eskişehir Pişmiş Toprak Sempozyumu’nda geleneksel yöntemlerle

üretim yapan üreticilerin, açtıkları stantlar ise büyük ilgi

gördü.

Öte yandan Tepebaşı Belediye Başkanı Dt. Ahmet Ataç da sempozyum

alanında bulunan stantları ziyaret ederek satış yapan

yerel üreticilere bol kazançlar diledi.

ÇOCUKLAR PİŞMİŞ TOPRAĞI ÇOK SEVDİ

Her yönü ile dolu dolu geçen 12. Uluslararası Eskişehir Pişmiş

Toprak Sempozyumu, çocuk atölyeleri ile pişmiş toprağın binlerce

yıllık geleneğini çocuklarla buluşturdu.

Eski Eti Fabrikası alanında yapılan sempozyum çalışmalarında çamurdan

çeşitli figürler yapan çocuklar, sempozyum alanını gezerek

burada pişmiş toprağın farklı yönlerini de keşfettiler. Uzman

eğitmenler eşliğinde ilk kez çamurla tanışmanın mutluluğunu yaşayan

çocuklar daha sonra sanatçı çalışmalarını ziyaret ettiler.

MÜZİK ZİYAFETLERİNDE MUHTEŞEM EĞLENCE

Uluslararası Eskişehir Pişmiş Toprak Sempozyumu kapsamında

düzenlenen konserler ise bu yıl unutulmayacak anlara sahne

oldu. Birbirinden ünlü ve değerli sanatçıların Eskişehirliler ile buluştuğu

konserler hayranlıkla izlendi.

Ücretsiz olarak düzenlenen ve vatandaşların yoğun ilgi gösterdiği

konserlerde Niso Kaston Orkestrasından,

Mesut Girgin’e. Haşim Tayyar’dan

Mesut Yanardağ’a kadar

pek çok sanatçı sempozyum boyunca

alanı dolduran binlerce

Eskişehirliye müzik ziyafeti

çekti.

EFSANE GRUP MOĞOLLAR’LA

KAPANIŞ

Tepebaşı Belediyesi’nin Espark

AVM işbirliği ile düzenlediği etkinlikte

efsane müzik grubu Moğollar,

unutulmaz bir konsere

imza attı.

Tepebaşı Belediyesi’nin 12.’sini

düzenlediği Uluslararası Eskişehir

Pişmiş Toprak Sempozyumu’nun

final konserinde müzikseverler

unutulmaz bir gece yaşadı.

Espark AVM işbirliğinde düzenlenen konserde Türkiye’nin en

köklü müzik gruplarından Moğollar, hafızalara kazınan şarkılarını

Eskişehirliler için seslendirdi. Gari Gari, Çaya Kaç Şeker, Bir Şey

Yapmalı, Geri Sar, Devlerin Aşkı, Selvi Boylum Al Yazmalım, Tamirci

Çırağı, Namus Belası gibi şarkılar ile alanı dolduran vatandaşlar

zaman zaman coşarken zaman zaman da duygu yüklü

anlar yaşadı. Konserde grup ayrıca, ‘Ölüler Altın Takar Mı?’ isimli

şarkıyı seslendirmeden önce konuşan Taner Öngür, “Bu şarkıyı

İzmir Bergama’da siyanür ile altın aranması konusu gündeme geldiğinde

yazmıştık. Bugün de burada

seslendireceğiz ve

söylemek istiyoruz; Eskişehir’e

kömürlü termik santral yapılmasını

da istemiyoruz” sözleri, alanı

dolduran Eskişehirlilerden yoğun

alkış aldı.

Konser programının sonunda

sahneye çıkan Tepebaşı Belediye

Başkanı Dt. Ahmet Ataç, başta

Türk müziğinin duayeni Cahit

Berkay ile grubun solisti ve Cem

Karaca’nın da oğlu olan Emrah

Karaca’yı ve diğer grup üyelerini

tebrik etti.

Cahit Berkay da Eskişehirspor formasını

giydikten sonra Eskişehir’de

konser

vermekten dolayı çok mutlu olduklarını

belirterek Başkan Ataç’a teşekkür etti.

BİR SEMPOZYUM DAHA GEÇTİ

Unutulmaz anlara sahne olan, sanatın büyük bir keyifle yaşandığı,

Eskişehir halkının da büyük katkı verdiği bir sempozyum

daha bu ve pek çok muhteşem görüntülerle son erdi. Geriye unutulmayacak

hatıralar ve sanatçıların ürettiği birbirinden güzel

sanat eserleri kaldı. Sempozyuma Türkiye’nin yanı sıra Şili (Catalina

Vial), Ukrayna (Zuban Nataliya), Lübnan (Neville A. Salha),

Güney Kore (Kim Jaekyu) ve Karadağ (Luka Rodojevic) ülkelerinden

sanatçılar katıldı. Sempozyumda ülkemizi sanatçılar Soner

Pilge, Candan Güngör, Tuba Korkmaz, Emet Egemen ve Nida

Olçar temsil etti.

31


Eskişehir Şehir Tiyatroları yeni sezonda 6 muhteşem

oyunla sanatseverlerle buluşacak

Tiyatro dolu bir

sezona hazır olun

Eskişehir Şehir Tiyatroları, 2018-2019 sezonunu

yine muhteşem oyunlarla açıyor.

Kurulduğu ilk yıldan bu yana 18 sezonu

geride bırakan, bırakırken Türk tiyatrosuna

büyük değerler kazandıran Şehir Tiyatroları,

yeni sezonda da sanatseverlere

unutulmaz anlar yaşatacak.

Yeni sezonun hazırlıklarını uzun süreden

bu yana devam ettiren Büyükşehir Belediyesi

Şehir Tiyatroları ekibi de uzun soluklu

bu çalışmalarını artık sahneye koymaya

hazırlanıyor.

Yepyeni iki oyunla izleyicisinin karşısına

çıkacak olan ekip, son günlerde harıl harıl

çalışıyor. Provalarını yoğun tempoda

sürdüren Şehir Tiyatrosu sanatçıları,

yeni sezonda da yine

unutulmaz sahnelerle izleyicilerine

sanat şöleni yaşatmayı planlıyor.

Bugüne kadar yüz binlerce tiyatro

severi tiyatro salonlarına

çeken, bunun yanı sıra yurt dışı

ve Avrupa’da dahi hayran kitlesi

oluşturan Şehir Tiyatrolarının

yetenekli

oyuncuları

yeni sezonda da

tüm gişeleri kapatmaya hazır.

Oyunun oyunu

Hazırlıklar ve provalar tamam

Mevsimler

Eskişehirli tiyatroseverler ise

yeni sezonu büyük bir heyecanla

bekliyor.

Geride

kalan 18

sezonda tiyatrosuna

sahip çıkarak,

görülmemiş bir

ilgi ile şehrin sanatına

büyük değer veren

Eskişehirliler, sanata

verdikleri bu değerle

yeni sezonda da

yine ülkenin sanat çevrelerinde

en çok konuşulan

topluluğu olacak.

Sinir

32


Yeni tiyatro sezonunu iple çeken Eskişehirliler,

2018-2019 döneminde yeni oyunlarla

birlikte hafızalara kazınan pek çok

oyunu Eskişehir sahnelerinde görebilecek.

YENİ SEZON “MASKELİLER”

İLE BAŞLAYACAK

Şehir Tiyatroları yeni sezonda sahneye

iki yeni oyun getiriyor. Bunlardan ilki

“Maskeliler” isimli oyun.

Eskişehir Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları,

sezon açılışını Ilan Hatsor’un

“Maskeliler” adlı oyunu ile yapacak.

Nebil Tarhan’ın Türkçemize

kazandırdığı “Maskeliler” adlı

yeni oyunun yönetmeni,

Şehir Tiyatroları sanatçısı

Mert Kırlak. Dekor Tasarımını

Aylin Önen, ışık tasarımını

Ali Rıza Tekin’in gerçekleştirdiği

oyunun müzikleri de Yiğit

Dalgın’a ait.

Devrim Özder Akın, Sermet

Yeşil ve Emre Demirci’nin rol

aldığı oyun, Savaşın ve şiddetin,

insanları nasıl bir çıkmaza

sürüklediğini ve insani

bağlarının kopmasına neden

olduğunu oldukça etkili bir

dille anlatıyor. Provaları aralıksız

sürdürülen “Maskeliler”adlı

oyun, Ekim ayı

başında Eskişehirli tiyatro severler

ile buluşacak ve sezon

boyunca sahnelenmeye

devam edecek.

BERNARDA ALBA’NIN EVİ

Eskişehir Büyükşehir Belediyesi

Şehir Tiyatrolarının

2018-2019 tiyatro sezonu

için hazırladığı diğer oyunlardan

birisi olan “Bernarda Alba’nın

Evi” adlı oyun.

Oyununun rejisini Ankara

Devlet Tiyatrosu sanatçısı,

oyuncu ve yönetmen İpek

Atagün Gezener üstleniyor.

Turan Oflazoğlu’nun Türkçemize

kazandırdığı oyunun

kostüm tasarımını Tülay

Kale, ışık tasarımını Mustafa

Kala ve hareket düzenini Aslı

Güneş Sümer gerçekleştirecek.

Oyunun müziklerini Ekin

Eti hazırladı.

“Bernarda Alba’nın Evi”, Dul

bir annenin, kızları üzerinde

kurduğu baskı ve kısıtlamayı

anlatırken, arka planda, kıyıcı

ve otoriter yönetim anlayışları

ve diktatörler

tarafından, insanların yaşam

haklarının nasıl göz ardı edildiğinin

altını çiziyor.

Eskişehir Şehir Tiyatroları,

bünyesinde bulunan Burcu

Tutkun, Özlem Akdoğan,

Özlem Baykara, Pınar Bekaroğlu,

Mahide Yumbul, Başak Boran

Oksal, Ecren Can Serim, Elçin Tezcan

ve Ayşen Aşkın’dan oluşan sanatçı kadrosu

ile sahneleyeceği “Bernarda Alba’nın

Evi” adlı oyun da Ekim ayı

başlarında Eskişehir izleyicisi ile buluşturacak.

Oyun sezon boyunca Şehir Tiyatroları’nda

sahnelenmeye devam edecek.

BÜYÜKERŞEN’DEN

YENİ SEZON MESAJI

Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı

Yılmaz Büyükerşen de, yeni sezona dair

bir mesaj yayımlayarak Şehir Tiyatrolarının

başarısından söz etti. Başkan Büyükerşen,

tiyatrolarına sahip çıkan

Eskişehirlilere de övgüler yağdırdı.

Eskişehirli sanatseverleri özverili olarak

nitelendiren Başkan Büyükerşen, “Eskişehir,

kültür seviyesi ile uygar ülkelerin

kentlerinde görülebilen tiyatro, konser ve

opera kurumları ile salonlarına sahip bir

kültür kentidir. Hemşehrilerim de projelerimize

büyük bir ilgi ile sahip çıktı. Herkese

çok teşekkür ediyorum” dedi.

33


Bakmayın siz şimdilerde kimsede komşuluk

ilişkisi kalmadığına…

Eskiden komşuluk o kadar değerliydi

ki…

Komşunun hakkı da vardı hatırı da…

Sokak oyunları da öyle…

Çocukların yırtık ceplerinde yüzlerce

oyun gizleniyor gibiydi.

Üstelik bu oyunların oynanması için pahalı

oyuncaklara da gereksinim yoktu.

Her şey doğaldı, orijinaldi, yaratıcıydı.

Mahallenin çocukları bahçede, sokakta,

kapı önünde birlikte kardeşçe oynar hep birlikte

büyürlerdi. Birinin annesinin mutfağından

bir koku gelse diğer çocuklara da

gönderirdi.

Komşu da pişer bize de düşerdi.

Paylaşmak sanal değil birebirdi.

Belki de kalabalık şehirler bozdu insanları…

Hırsızlık olmazdı mahallede…

Çocuklar ansızın kaybolmazdı.

Gönüllerde kilit yoktu ki kapılarda olsun.

Çünkü güven vardı, dayanışma vardı,

yardımlaşma, paylaşma vardı.

Herkes kardeşti.

Kardeşin kardeşe ne zararı olabilirdi ki?

İşte Sütlüce Mahallesi ‘Nerde o eski

komşuluklar?’ sözünü hala yaşatan bir mahalle…

Eskişehir Kent Konseyi Mahalle Meclisi

Başkanı Ömer Lütfü Şanlı ile birlikte mahalleye

girdiğimiz andan itibaren hissediyorum o

eski mahalle kültürünü…

Evlerin duruşu, sokaktan geçen insanların

bakışları, kapı önü komşulukları hissettiriyor

insana geçmişi…

Hatta biraz uzaklara

götürüp burun direğini bile

sızlatıyor.

Sütlücespor Kulübü

Başkanı Soner Güncan Bey

ile tanışıyoruz.

Sakin tavırları, misafirperverliği

ile açarken kulübünün

kapılarını, 25 yaşına

kadar Sütlüce Mahallesi’nde

oturduğundan bahsediyor.

“MAHALLEMİZE

DUYDUĞUMUZ

AİDİAT

DUYGUSUNDAN

DOLAYI BU

ÇALIŞMALARIMIZ”

Geçmişe gidercesine

özlem dolu bir sesle 24 yılının

bu mahallenin sokaklarında

geçtiğini belirtiyor

Soner Bey, “17 yıl önce mahalleden

taşındık ama mahallede

olan, oluşan

arkadaşlıklarımız, dostluklarımız,

kardeşliklerimiz hep

devam etti. Bundan sonra

da devam etsin istiyoruz. 17

yıl geçmiş olmasına rağmen

sürekli gelip gidiyoruz. Bugün yapmış olduğumuz

çalışmada yine mahallemize duyduğumuz

aidat duygusuyla alakalı” diyor.

Son dönemde biraz dejenere olmaya

başladıysa da temel dostlukların, kapı komşu

ilişkilerinin mahallede halen devam ettiğini

vurguluyor Soner Bey ve şöyle devam ediyor:

“Bizde bunun kaybolmaya yüz tutmasından

endişelendiğimiz için sosyal bir takım

çalışmalar yapmak istiyoruz. Yapmış olduğumuz

çalışmaların içerisinde komşuluk ilişkileri

de var. İnsanların birbirleriyle sıkça bir

araya gelmesi, dostluk anlamındaki o alışverişlerini

çoğaltmak için ortak paydalarını

RÖPORTAJ

Özge Zaim Sarıoğlu

34


arttırmaya çalışıyoruz.”

“KOMŞULUK İLİŞKİLERİ GELİŞİYOR”

Kulüplerinin bir yıl önce kurulduğunu,

sporsal aktivitelerin yanı sıra kendi öz değerlerin

kaybedilmemesi adına insan ilişkilerine

önem verdiklerinden bahsediyor Soner Bey

kısık ses tonuyla: “Buraya katılan her sporcu

birbirleriyle tanışıyor, çocuklar birbirleriyle tanışıyor.

Yüz tane çocuk, belki yüzden daha

fazla çocuk sokakta gezerken birbirlerine ismiyle

hitap edebiliyor. Nerede oturduklarını,

anne babalarının ne iş yaptıklarını biliyorlar.

Veliler onu tanıyor. Bu güzel bir durum aslında…”

Mahallelerinde birçok mülteci vatandaşın

olduğundan bahsediyor: “Dolayısıyla bir

kozmopolit durum var mahallede ama biz istiyoruz

ki o yeni gelen insanlar da o dostluk

çerçevesinde o potada erisinler. Onlarla da o

adaptasyon sürecini, oryantasyon sürecini

birlikte aşalım. Hem mülteci hem de öğrenci

kardeşlerimizle birlikte.”

“ÇOCUKLAR KAYBOLMAYA

YÜZ TUTMUŞ OYUNLARI OYNUYOR”

Bir yandan Soner Bey’i dinlerken bir

yandan da eski sokak oyunlarımız beliriyor

kafamın içerisinde…

Heyecanlanıyorum ve sormadan edemiyorum:

“Mahallede çocuklar saklambaçlarla,

körebelerle mi büyüyor? Eski sokak

oyunlarımızı mı oynuyorlar?”

Gülümsüyor: “Bununla ilgili Ömer Beyle

birlikte yapmış olduğumuz bir proje var. Yine

mahalle sınırları içerisinde bir parkta gerçekleştirdik

bunu. Büyükşehir Belediyesi’nden

ve Eskişehir Kent Konseyi Mahalle Meclisi’nden

de sağ olsunlar bu konuda yardım

aldık. Oynanması kaybolmaya yüz tutmuş

oyunların ön plana çıkartıldığı, çocukların

hoşça vakit geçirebileceği, şarkılar söyleyip

oyunlar oynayabileceği bir ortam oluşturduk.

350 tane çocuk geldi. Aşağı yukarı Sütlüce

Spor Kulübü olarak 1000 kişiyi ağırladık.

Kardeşlerimiz önceki yılların sokak oyunlarını

oynadılar.”

“ÇOCUKLARIMIZ EVLERE

HAPSOLMASIN”

“Hangi oyunlar vardı mesela içerisinde?”

diye devam ediyorum.

Yine aynı tebessümle anlatıyor: “Saklambaç,

körebe, mendil kapmaca vs. oyunları

hepimizin ismini bildiği ama yeni yetişen

jenerasyonların çok da bilmediği oyunlar.

Bize çok aşina gelebilir. Çocuklarımız bunları

bilmiyor. Biz çocukları sokaktan kurtarırken

aynı zaman da evlere de hapsolsun istemiyoruz.

Yine sokakta kalmaya devam etsinler

ama güvenli şekilde kalmaya devam etsinler

istiyoruz. Tıpkı bizim çocukluğumuzda keyif

aldığımız oyunları oynayıp da mutlu olduğumuz

gibi onlar da mutlu olsun istiyoruz. Vakitlerini

tasarruflu, yerinde, doğru kullansın

istiyoruz. Sokaktan çekerken çocukları, kötü

alışkanlıklardan uzaklaştırırken eve de hapsolsunlar,

bir bilgisayar, internet ortamına

hapsolsunlar istemiyoruz.”

“KÖTÜ ALIŞKANLIKLARIN

DEĞİL HAYALLERİNİN PEŞİNDEN

KOŞSUNLAR”

Soner Bey’in konuşmaları dikkatimi çekiyor.

Çocukları sokaklardan çekiyoruz derken

ne demek istediğini merak ediyorum.

Kısa bir düşünüyor: “Yaptığımız çalışmalardan

biri de uyuşturucuyla mücadele ile

alakalı. Farkındalık oluşturuyoruz. Bununla ilgili

sporcularımızın tamamı hocaları ile beraber

“Uyuşturucuya Hayır” tişörtleri giydiler.

Antrenmana böyle çıktılar. Biz o gençlerin,

kardeşlerin kötü alışkanlıkların değil hayallerinin

peşinden koşmalarını istiyoruz. Bunlar

için de bir ortam gerekli. Sütlüce Spor Kulübü

de Sütlüce Mahallesi’nde bu ortamı

oluşturmaya talip olan STK’lardan bir tanesi.

Başarılı olduğumuza da inanıyoruz. Güzel

dönüşler var çünkü… Aileler çok mutlu…”

İstemsiz gülüyorum.

“EĞİTİM SEFERBERLİĞİ BAŞLATTIK”

Kulüplerinde başka hangi kursların gerçekleştiğini

merak ediyorum.

Şöyle açıklıyor: “Bu yapılan faaliyetlerin

haricinde tabi ki spor merkezli her şey ama

geçen yıl gönüllü öğretmenler vasıtasıyla

haftanın yedi günü, günde ikişer, üçer saat

Matematik, İngilizce, Türkçe, Fransızca,

Tarih, Coğrafya, Sosyal Bilgiler, Fen Bilimleri,

İşaret Dili, Beden Dili, Drama, Çizim Atölyesi

dersleri verdik. Bunların tamamı ücretsizdi.

Bu sene de devam edecek bu çalışma. Bu

çalışmalara 238 tane ortaöğretim talebesi

katıldı. Mahalle dışından gelenler de oldu.

Ücret talep etmedik. Aynı zaman da bir eğitim

seferberliği de başlatmış durumundayız.

İnsan merkezli çalışmalar yapıyoruz.”

“SÜTLÜCE SPOR LOGOLU

AYRAÇLAR YAPTIK”

Aklına bir an da gelircesine kaldığı yerden

devam ediyor Soner Bey, “Down

sendromlu, zihinsel engelli, bedensel

engelli kardeşlerimiz de geçen yıl yılsonuna

doğru yılbaşı promosyonu

yaptık. Kitap ayraçları tasarladık.

Metal plakalar üzerinde doğal taşlarla

süslenmiş, Sütlüce Spor logolu kitap

ayraçları yaptık. Kardeşlerimizi Kütahya’ya

gönderdik. Orada taşların

sırlamasını gördüler. Az önce bahsettiğim

Down Sendromlu, Zihinsel engelli

ve bedensel engelli

kardeşlerimiz bunların bir araya getirilmesini,

montaj işlerini yaptılar. Biz

bunları Eskişehir’de ücretsiz dağıttık.

Onlarla birlikte vakit geçirmek çok keyifliydi.”

“MAHALLECE ‘BIRAKMA

BENİ’ FİLMİNE GİTTİK”

O kadar güzel işlere imza atmışlar

ki hangi birini soracağımı, nereden

gireceğimi bilemiyorum.

Ama o bilir gibi bir an da harika bir projeden

daha bahsediyor: “Gençlerin ve çocukların

empati yapmalarını sağlıyoruz. Bunlardan

bir tanesi de 21 Eylül’de vizyona giren,

Çin’de ve Almanya’da ödül almış- Bosnalı bir

yönetmenin çektiği, oyuncuların tamamının

yetimlerden oluştuğu, yetimlerin konu alındığı

‘Bırakma Beni’ isimli bir film var. 110

tane bilet aldık. Mahallemizdeki çocukları ve

ailelerini o filme götürdük. Buradaki amacımız

da yetim çocukların, mülteci çocuklarının

dramlarını, hayat hikayelerinin anlatıldığı, gelirinin

tamamının da yetimlere dağıtılacağı bir

film projesi bu. Çocuklarımızın da bu noktada

empati yapmalarını sağlayacağız.”

“MÜLTECİ ÇOCUKLARIN

BOYNU BÜKÜK KALMASIN”

Kendilerini durmaksızın alkışlamak geliyor

içimden...

Son sözlerini alıyorum Soner Bey’in:

“Mülteci çocuklarımızın da boynu bükük kalsın

istemiyoruz. Netice bu bölgede yaşayan

yetimler de var mutlaka… Hatta bizim spor

kulübümüz içerisinde de var, onlara pozitif

ayrımcılık yapıyoruz belirli konularda. Bu

sosyal bir dokunuş gerektiriyordu. Biz de

oraya dokunmak istedik.”

Sütlüce Spor Kulübü’ne emek veren

herkese, Ömer Bey’e, Soner Bey’e sonsuz

teşekkür ediyorum.

İyi ki varlar ve iyi ki birçok hayata dokunarak

ışık saçmalarına vesile oluyorlar.

35


Eskişehir nüfusunda

kadınlar çoğunlukta

2017 Yılı verileri ile yapılan araştırmada Eskişehir’de yaşayan kadın

sayısı 421.542, erkek sayısı ise 429.098. Kadınlar Eskişehir nüfusunun

yüzde 50.14’ünü, erkekler ise yüzde 49.86’sını oluşturuyor.

Yakın bir geçmişte tipik bir Anadolu

kenti iken yaşadığı hızlı gelişim ile

turizm cazibesi olan bir büyük şehir

haline dönüşen Eskişehir, nüfus potansiyeli

ile de dikkat çekiyor.

Yaşadığı fiziki gelişimin yanı sıra beşeri

olarakta her geçen gün büyümeye

devam eden Eskişehir’de

nüfus oranı da ilginç istatistikler ortaya

koyuyor. Çocuk ve kadınlara

gösterilen hassasiyetin nüfus verilerine

de yansıdığı Eskişehir’de, kadın

nüfusunun erkek nüfusuna göre

daha fazla olması en dikkat çekici

ayrıntı olarak ortaya çıkıyor.

36

Eskişehir’in yıllara göre nüfus verileri dikkat

çekici pek çok ayrıntıyı da beraberinde getiriyor.

Türkiye İstatistik Enstitüsü’nün (TÜİK) verilerine

göre nüfusu her yıl geçen istikrarlı

biçimde artan Eskişehir’de 2018 verilerine

göre 871 bin 808 kişi yaşıyor.

ERKEKLER KADINLARI HİÇ GEÇEMEDİ!

Son yıllardaki gelişimi ile Türkiye’nin en dikkat

çeken kenti olan Eskişehir, nüfus istatistikleri

ile de ayrı bir özelliğe bürünüyor. Özellikle

kadın ve erkek dağılımında kadınların öne çıktığı

Eskişehir’de 431 bin 542 kadın yaşamını

sürdürüyor. Kadınlara göre daha geriden gelen

erkek nüfusu ise 429 bin 078. Bu rakamlara

göre kadınlar yüzde 50,14 oranıyla, yüzde

49,86 orandaki erkeklere göre daha fazla yer

tutuyor. Nüfus verilerinin bu konudaki istatistikleri

ilginç bir durumu daha gösteriyor. 2007

yılından bu yana yapılan tüm nüfus araştırmalarında,

erkek nüfusu kadın nüfusunu hiç geçemedi.

Verilerin istikrarlı olarak devam

etmesi durumunda gelecek yıllarda da bu durumun

değişmeyeceği öngörülüyor.

EN KALABALIK İLÇE ODUNPAZARI

Merkez nüfusunun çokluğu ile bilinen Eskişehir’de

insanlar daha çok kent merkezinde yaşamayı

tercih ediyor. Sosyal ve kültürel

unsurlara daha çok ve kolay ulaşıldığı merkezde

yaşamayı tercih eden Eskişehirliler,

nüfus olarak Odunpazarı ilçesinde daha yoğun

bir yer kaplıyor. 2017 yılı rakamlarına göre

Odunpazarı ilçesi, şehrin tüm nüfusunun

yüzde 46,41’ini içinde barındırıyor. Aynı yılın

rakamlarına göre, Odunpazarı’nda 399 bin

451 kişi ikamet ediyor. Merkezin diğer ilçesi

Tepebaşı da yine nüfusun büyük bölümünü

çeken ilçelerden. Eskişehir nüfusunun toplamının

yüzde 41,04’ünü konuk eden Tepebaşı’nda

353 bin 179 kişi yaşıyor.

Kırsalda ise rakamlar adeta dibe iniyor. Eskişehir’in

en kalabalık ilçesi olan Sivrihisar’da

ancak 20 bin 449 kişi yaşamını sürdürüyor.

Küçük ilçeleri ile tanınan Eskişehir’de en az

nüfusa sahip olan ilçe ise bin 953 nüfusuyla

Han.

7 YIL SONRA 1 MİLYON

Eskişehir nüfus artışı konusunda da istikrarlı

bir yol izliyor. Yıllara göre yapılan nüfus araştırmalarında

şehrin nüfus artış hızının yüzde

1,5 ile 2,20 arasında bir dengede ilerlediği görülüyor.

Verilere göre, Eskişehir’deki nüfus artışı

her yıl ortalama 1,75 oranında artıyor. Bu

oran, şehrin nüfusuna her yıl ortalama 20 bin

kişinin katıldığını gösteriyor. Bu verilere göre

Eskişehir’in nüfusunun 7 yıl sonra 1 Milyon’u

geçeceği gerçeğini de ortaya çıkarıyor.

GÖÇ KONUSUNDA ŞANLI İL

Son yıllarda göçmenleri konuk eden Türkiye,

bu konuda verisel olarak büyük bir artış yaşıyor.

Bu artıştan en az etkilenen kentler arasında

da Eskişehir geliyor. TÜİK’in

araştırmasına göre Eskişehir, ülkenin en az

göç alan kentlerinin başında geliyor. Araştırmalara

göre, Eskişehir’den göçen insanlar, alınan

göç sayısına göre az kalsa da bu farkın

her yıl 7 binler seviyesinde olması, Eskişehir

adına önemli bir şans olarak değerlendiriliyor.

Eskişehir, her yıl ortalama olarak 33 bin’ler

dolayında göç alırken, 28 bin ortalaması ile de

göç veriyor.

Eskişehir ayrıca nüfus yoğunluğu bakımında

kilometrekare başına 62 kişinin yaşadığı bir

şehir olarak ortaya çıkıyor. Yüzölçümü 13.925

km2 olan Eskişehir’de 1 kilometrekare alan

içerisinde 62 insan yaşıyor.


37


BÖLGESEL

AMATÖR LİG

6. GRUP

2018-2019

SEZONU

FİKSTÜRÜ

1. HAFTA

YENİÇAĞA SPOR-KARAPINAR

ANADOLU ÜNİ- KIRŞEHİR ÇAYAĞZI S.

KIRIKKALE B. ANADOLU- BAĞLUM S.

ANKARA DSİ SPOR -1926 POLATLI

ÇUBUKSPOR-AKŞEHİR SPOR

SANDIKLISPOR -KARAMAN

SARAYÖNÜ BELEDİYESPOR -BAY

2. HAFTA

KARAMAN -SARAYÖNÜ

AKŞEHİR SPOR- SANDIKLISPOR

1926 POLATLI -ÇUBUKSPOR

BAĞLUM S.- ANKARA DSİ SPOR

ÇAYAĞZI S.-KIRIKKALE B. ANADOLU

KARAPINAR - ANADOLU ÜNİ

YENİÇAĞA SPOR-BAY

3. HAFTA

SARAYÖNÜ-AKŞEHİR

ANADOLU ÜNİ-YENİÇAĞA

KIRIKKALE B. ANADOLU-KARAPINAR

ANKARA DSİ- KIRŞEHİR ÇAYAĞZI S.

ÇUBUKSPOR-BAĞLUM S.

SANDIKLISPOR -1926 POLATLI

KARAMAN - BAY

4. HAFTA

AKŞEHİR SPOR - KARAMAN BEL

1926 POLATLI -SARAYÖNÜ

BAĞLUM S.-SANDIKLISPOR

KIRŞEHİR ÇAYAĞZI S.- ÇUBUKSPOR

KARAPINAR -ANKARA DSİ SPOR

YENİÇAĞA-KIRIKKALE B. ANADOLU

ANADOLU ÜNİ- BAY

5. HAFTA

SARAYÖNÜ-BAĞLUM S.

KARAMAN- 1926 POLATLI

KIRIKKALE B. ANADOLU - ANADOLU ÜNİ

ANKARA DSİ SPOR-YENİÇAĞA SPOR

ÇUBUKSPOR - KARAPINAR

SANDIKLISPOR-KIRŞEHİR ÇAYAĞZI S.

AKŞEHİR SPOR -BAY

6. HAFTA

1926 POLATLI -AKŞEHİR SPOR

BAĞLUM S.- KARAMAN

KIRŞEHİR ÇAYAĞZI S.- SARAYÖNÜ

KARAPINAR-SANDIKLISPOR

YENİÇAĞA SPOR - ÇUBUKSPOR

ANADOLU ÜNİ-ANKARA DSİ SPOR

KIRIKKALE B. ANADOLU- BAY

7. HAFTA

SARAYÖNÜ - KARAPINAR

KARAMAN-KIRŞEHİR ÇAYAĞZI S.

AKŞEHİR SPOR -BAĞLUM S.

ANKARA DSİ -KIRIKKALE B. ANADOLU-

ÇUBUKSPOR-ANADOLU ÜNİ

SANDIKLISPOR -YENİÇAĞA SPOR

1926 POLATLI -BAY

8. HAFTA

BAĞLUM S.-1926 POLATLI

KIRŞEHİR ÇAYAĞZI S.- AKŞEHİR SPOR

KARAPINAR -KARAMAN BEL

YENİÇAĞA SPOR -SARAYÖNÜ BEL

ANADOLU ÜNİ-SANDIKLISPOR

KIRIKKALE B. ANADOLU-ÇUBUKSPOR

ANKARA DSİ SPOR- BAY

9. HAFTA

SARAYÖNÜ- ANADOLU ÜNİ

KARAMAN BEL- YENİÇAĞA SPOR

AKŞEHİR SPOR-KARAPINAR BEL

1926 POLATLI -KIRŞEHİR ÇAYAĞZI S.

ÇUBUKSPOR - ANKARA DSİ SPOR

SANDIKLISPOR -KIRIKKALE B. ANADOLU-

BAĞLUM S.- BAY

10. HAFTA

KIRŞEHİR ÇAYAĞZI S.- BAĞLUM S.

KARAPINAR BEL-1926 POLATLI B

YENİÇAĞA SPOR -AKŞEHİR SPOR

ANADOLU ÜNİ-KARAMAN BEL

KIRIKKALE B. ANADOLU- SARAYÖNÜ

ANKARA DSİ SPOR -SANDIKLISPOR

ÇUBUKSPOR - BAY

11. HAFTA

SARAYÖNÜ-ANKARA DSİ SPOR

KARAMAN BEL-KIRIKKALE B. ANADOLU

AKŞEHİR SPOR-ANADOLU ÜNİ

1926 POLATLI -YENİÇAĞA SPOR

BAĞLUM S.-KARAPINAR BEL

SANDIKLISPOR-ÇUBUKSPOR

KIRŞEHİR ÇAYAĞZI S.- BAY

38

12. HAFTA

KARAPINAR BEL-KIRŞEHİR ÇAYAĞZI S.

YENİÇAĞA SPOR-BAĞLUM S.

ANADOLU ÜNİ-1926 POLATLI

KIRIKKALE B. ANADOLU-AKŞEHİR SPOR

ANKARA DSİ SPOR -KARAMAN BEL

ÇUBUKSPOR -SARAYÖNÜ BEL

SANDIKLISPOR-BAY

13. HAFTA

SARAYÖNÜ BEL- SANDIKLISPOR

KARAMAN BEL- ÇUBUKSPOR

AKŞEHİR SPOR -ANKARA DSİ SPOR

1926 POLATLI- KIRIKKALE B. ANADOLU

BAĞLUM S.- ANADOLU ÜNİ

KIRŞEHİR ÇAYAĞZI- YENİÇAĞA SPOR

KARAPINAR BEL-BAY

ESGÜNDEM

YENİ SEZONDA

ANADOLU’YA

BAŞARILAR DİLER


ESGÜNDEM YENİ SEZONDA SELKA’YA BAŞARILAR DİLER

39


Makedonya turnuva birinciliği

Sezona iki kupa ile giren Beton

Adamlarda hedef yenileri

Hentbolda bu sezon güçlü bir

kadro kuran ve yeni sezona

kupa hedefi ile başlayan

Beton Adamlar hazırlık döneminde

katıldığı iki önemli turnuvada da

birincilik kupasını kaldırdı.

Selka hentbolcuları Beykoz Belediyesi

Spor Kulübü tarafından düzenlenen 1.

Recep Şahin Köktürk Hentbol Turnuvasında

ardından da, Makedonya’nın Bitola

şehrinde düzenlenen Boro Churlevski Uluslararası

Hentbol Turnuvasında birinci oldu.

İSTANBUL TURNUVASINDAKİ SONUÇLAR:

Selkaspor: 33 - Milli Piyango Sk: 22

Selkaspor : 27 - Nilüfer Bld.: 25

Selkaspor : 27 - Batman Bld.: 24

Selkaspor: 38 - Beykoz Bld.: 30

MAKEDONYADA

TURNUVASINDA SONUÇLAR:

Selka : 38-RK Butel: 34

Selka : 31-Riihimaen Cocks: 23

Selka : 31-Olympiakos: 25

40

İstanbul turnuva birinciliği


Selkaspor hentbolcuları

yeni sezona iki kupa ile

başladı.

Bu sezon güçlü bir kadro

kuran Beton Adamlar yeni

sezona da iyi hazırlandı.

Kupa hedefi ile yola çıkan

Selkaspor sezon öncesi iki

kupa kaldırarak kupa alışkanlığını

da edinmiş oldu.

İLK KUPA İSTANBUL’DA

Selkaspor ile olarak Beykoz

Belediyesi Spor Kulübü tarafından

düzenlenen 1.

Recep Şahin Köktürk Hentbol

Turnuvasına katıldı.

Güçlü takımlar arasında

4’de 4 yaparak turnuvayı

birinci sırada tamamlayan

Beton Adamlar moral

buldu.

İKİNCİ KUPA

MAKEDONYA’DA

Beton Adamlar lig öncesi en

ciddi sınavını ise Makedonya’nın

Bitola şehrinde düzenlenen

Boro Churlevski

Uluslararası Hentbol Turnuvasında

verdi.

Hentbolda ekol haline gelmiş

Finlandiya, Fransa ve

Makedonya ülkelerinin

şampiyonlarının katılımıyla

gerçekleşen turnuvada

Beton Adamlar, başarılı bir

performans sergiledi.

Selka son 3 yıldır Finlandiya’da

namağlup şampiyon

olan ve Şampiyonlar Ligi

tecrübesine sahip Riihimaen

Cocks takımını 31-23

devirirken, Makedonya’nın

RK Butel ekibini ise 38-34

yenerek adanı finale yazdırdı.

Finalde ise Yunanistan

takımı Olympiakos ile

karşılayan Beton Adamlar

final maçından 31-25 galibiyetle

ayrıldı. Zorlu geçen

mücadelede ilk yarı Yunan

ekibinin 12-11 üstünlüğüyle

sonuçlanmıştı. Turnuva

sonunda birincilik

kupasını kaldıran Beton

Adamlar salonu dolduran

taraftarlardan da alkış aldı.

İstanbul’daki

turnuvada

birincilik kupası

Makedonya’daki

turnuvada

birincilik kupası

YÖNETİMDE KEYİFLİ

ÖZEL ÖDÜL ALDILAR

Selkaspor’da takım halindeki

kupaları alırken, oyuncularda

özel ödüllerin sahibi

oldu. Makedonya’nın Bitola

şehrinde düzenlenen

Boro Churlevski

Uluslararası Hentbol

Turnuvasında

finalde Yunanistan

takımı

Olympiakos takımını

31-25

yenen

Selkaspor’da final

maçında günün oyuncusu

Jıhed Jaballah

olurken turnuvanın

en iyi oyuncusu ise

sol oyun kurucu

Vladyslav Ostroushko

seçildi.

Selkaspor yönetimi

de yeni sezonda

takımdan

umutlu.

Beton Adamların

gerek İstanbul’daki

turnuvada

gerekse

Makedonya’nın

Bitola şehrinde

düzenlenen Boro

Churlevski Uluslararası

Hentbol

Turnuvasında yönetimi

de yakından

takip etti.

Makedonya’daki

maçları yakından

izleyen Selkaspor

Yönetim Kurulu

Başkanı Mert

Kaya, Başkan Yardımcısı

Yenal

Kaya ve Yönetim

Kurulu Üyeleri

Arif Geçkalan ile

Egemen Güler

güçlü rakipler karşısında

takımın

mücadelesi ve sonuçlarını

beğendi.

Yönetim lig, kupa

ve Avrupa’da da

takımdan başarı

bekliyor.

41


Eskişehirspor’un

parlayan yıldızı

Talha Erdoğan

Esgündem’e

konuştu

“Hedefim Eskişehirspor formasını giymekti. İlk

hedefime ulaştım. İkinci hedefim bu efsane taraftarın

önünde gol atmaktı. Şimdilik bu iki hayalimi

de gerçekleştirdim. Ancak hayallerimin

daha çok başındayım. Çok daha büyükleri için mücadele

edeceğim”

“Genç oyuncular olarak omuzlarımıza

yüklenen sorumlulukların farkındayız.

Kaybedecek bir şeyimizin olduğunu düşünmüyorum.

Elimize bir fırsat geçti ve biz

bunu en iyi şekilde kullanmak istiyoruz. Taraftarlarımız

bize güvensin”

Gündem dergisinin bu ayki konuğu Eskişehirspor’un

parlayan yıldızı Talha Erdoğan…

Geçtiğimiz yıl profesyonel olan genç oyuncu

bu sezon da transfer tahtasının açılmaması

ile birlikte A takımda forma şansını yakaladı.

İlk haftalardaki performansı ile göz dolduran

genç yeteneğin hedefinde Avrupa’da oynamak

var.

TALHA ERDOĞAN’I TANIYALIM…

“10 Mart 2000 tarihinde Eskişehir'de doğdum.

9 yaşında Eskişehirspor seçmelerine

katıldım ve beğenildim. Beni ilk keşfeden

Yasin Söğüt hocamdı. Dış sahada maçlarda

oynadım. Ahmet Karaçöl, Selahattin Örçün,

Orhan Kamacı, Halit Kök, Levent Bayram,

Sefer Hakan Olgun, Ceyhun Göray, ve Orhan

Türkmengil hocalarımla çalıştım. 2011 yılında

filiz lisansım çıktı ve 2017 yılına kadar

altyapıda görev alan bütün antrenörler ile

çalışma şansını yakaladım.

42

“FUTBOLA BAŞLAMANDA AİLENİN

KATKISI OLDU MU?”

“Bizim ailede futbol çok seviliyor. Benim babamda

zamanında Eskişehirspor başta

olmak üzere bir çok takımda forma giymiş.

Bana çok küçükken sürekli anlatırdı. Şüphesiz

ben de ondan etkilendim ve futbol oynamaya

başladım. Babamın katkısı yüzde yüz

oldu. Şimdi de hep yanımdalar. Ailemin

önünde futbol oynama gururunu yaşadım.

Onların yüzünü güldürmekten büyük keyif

alıyorum”

“A TAKIMLA ANTRENMANLARA NE

ZAMAN ÇIKMAYA BAŞLADIN?”

“Ben ilk olarak A Takımla antrenmana Alpay

Özalan hoca zamanında çıktım. Geçtiğimiz

sene de Sergen Yalçın hocamızın raporu ile

kulübün ile resmi sözleşme imzaladım ve

profesyonel futbolcu oldum”

“PROFESYONEL OLARAK İLK MAÇIN

BU SEZON MU?”

“ Eskişehirspor formasını resmi olarak

ilk kez bu sezon Giresunspor

deplasmanında giydim.

Daha önce bir kaç

kez 18 kişilik kadroda

yer almıştım ancak formayı

rakiplere karşı terletmek

kısmet olmamıştı.

Böyle bir durumda

nasip oldu.

Bende elimden

geldiğince takımıma

katkı sağlamaya çalışıyorum”

“YARIM SEZONDA OLSA

TİRE’DE KİRALIK

OYNADIN BU SÜREÇ

NASIL OLDU?”

“Evet geçtiğimiz

sezon devre arasında

maç tecrübemin

artması için Tire

1922 Spor'a kiralık

olarak gönderildim.

Ancak antrenmanda

kalecinin

sert

mü-

da-


halesi nedeniyle ayak bileğimden bir

sakatlık yaşadım. Sakatlığımı atlattım

ama takım içindeki mevcut

yapıdan dolayı forma giyemeden

geri döndüm”

“BU SEZON FORMA ŞANSI

BULDUN VE GOLÜNÜ DE

ATTIN, DUYGULARINI ALA-

BİLİRMİYİZ?”

“Genç arkadaşlar ile forma şansı

yakaladık. İlk Giresun maçı deplasmanda

ve ardından evimizdeki

Balıkesirspor maçında heyecandan

maça geç konsantre olabildim. Çok

farklı bir deneyimdi. Daha sonra kendime

geldim ve insanlara kendimi ve

yeteneklerimi oyun disiplinine sadık

kalarak göstermeye çalıştım. Ardından

Ankara’daki Gençlerbirliği maçına

iyi başladık ama şansız goller ile mağlup

olduk. Karabük karşısına

yine müthiş taraftar desteği

ile çıktık. Golümü de

attım. Zaten o

duyguları tarif

etmem imkansız.

Bütün

stadyumun

‘Erdoğan’

sesleri

günlerce kulağımda

çınladı. Hala da anlatırken heyecan yaşıyorum”

“TARAFTAR İÇİN DÜŞÜNCELERİN NELER?”

“Eskişehirspor taraftarlarının önünde, onlarında

desteğini alarak futbol oynamaya çalışmak için ne

yazık ki yeterli kelimeleri bulamam… Ne söylesem, ne

anlatmaya çalışsam az kalır. Türkiye standartlarının çok

üzerinde bir taraftarımız olduğunu düşünüyorum. Onların

önünde oynamak müthiş bir duygu... Bizim en büyük gücümüz

onlar. Rabbim de yardım etti ve bugünlere kadar gelebildim.

Kurduğum hayallere yaklaştığımı hissetsem de çok

çalışmam gerektiğini biliyorum. Herkes rahat olsun Talha Erdoğan

kesinlikle havaya girmez”

“TAKIMDA Kİ AĞABEYLERİNDEN

DESTEK GELİYOR MU?”

“Biz gençler takımdaki ağabeylerimizin kesinlikle hakkını

ödeyemeyiz. Mesela Kerim Avcı ile aynı mevkide görev

aldığımız için kendisi benimle çok ilgileniyordu. Gençlerbirliği

ve Karabükspor maçlarından önce bana neler

yapmam gerektiği hakkında tavsiyeler verdi. Bu anlattıkları

da ciddi anlamda bana katkı sağladı. Hakan

Aslantaş ağabeyim de sık sık benimle ilgileniyor.

Diğer ağabeylerim de bizimle çok güzel ilgileniyor

ve sürekli bize katkı da bulunmaya çalışıyorlar.

Onlar hep yanımızda ve gerçekten futbolculuklarının

yanında hepsi çok değerli insanlar”

“TALHA ERDOĞAN’IN HEDEFLERİ

ARASINDA NELER VAR ?”

“Benim öncelikle hedefim Eskişehirspor formasını

giymekti. İlk hedefime ulaştım. İkinci hedefim bu efsane

taraftarın önünde gol atmaktı. Şimdilik bu iki hayalimi

de gerçekleştirdim. Ancak hayallerimin daha çok başındayım. Çok

daha büyükleri için mücadele edeceğim. Bu taraftarın önünde, bu

kutsal forma içerisinde bir şampiyonluk kupası kaldırmak hayallerim

arasında ki en özel olanı olacak inşallah. Tabi ki bunun yanında

Eskişehirspor'dan sonra Avrupa Liglerinde oynamak istiyorum. İspanya

veya İngiltere Premier Lig'de oynamak gibi bir hayalim var”

“MİLLİ TAKIM HEDEFİN VAR MI?”

“Genç milli takım kamplarına çağırıldım ama ay yıldızlı formayı

resmi bir maçta giymek kısmet olmadı. Bu hayalimin de gerçekleşmesi

için Eskişehirspor'a daha çok şeyler vermem gerektiğini biliyorum.

Merdivenleri tek tek çıkmak istiyorum. Tabi ki her genç gibi

benimde gönlümde ay-yıldızlı formayı giymek kesinlikle var”

“MAÇ SONRASI KENDİNİ ELEŞTİRİ YAPIYORMUSUN ?”

“Her maç sonrası akşam evde babamla maçtaki hatalarım ve doğrularım

konusunda sık sık muhabbet ediyoruz. Eski bir futbolcu babanın

oğlu olmanın avantajlarını yaşıyorum diyebilirim. Tabi ki

kendimde maç kasetini izleyip kendimi seyrederek daha çok artı ve

eksilerimi çıkarıyorum”

“GENÇ OYUNCULAR OLARAK SIRTINISDA

BÜYÜK BİR YÜK VAR. BU KONUDA NELER SÖYLEYECİKSİN?”

“Biz Eskişehirspor'un altyapısından gelen genç oyuncular olarak,

omuzlarımıza yüklenen sorumlulukların farkındayız. Kaybedecek

bir şeyimizin oldugeçti

ve biz bunu

ğunu düşünmüyorum. Elimize bir fırsat

en iyi şekilde kullanmak istiyoruz.

Taraftarlarımızın bize güvendiğini ve

sürekli bizi destekleyeceklerini biliyoruz.

Bu da bize oldukça özgüven

veriyor Takım olarak bu sezon hedefimiz

ligde kalmak. Takım olarak

daha da iyi olabilirsek play off oynamayı

çok istiyoruz”

“FUAT ÇAPA HOCA HAKKINDA DA

BİR KAÇ KELİME ETSEN!”

“Gerçekten Fuat Çapa hocamızı çok seviyorum. Sadece ben

değil takımdaki tüm arkadaşlar aynı düşüncede. Öncelikle

çok iyi bir insan ve çok iyi bir antrenör. Onunla çalışmaktan

dolayı çok mutluyum. Kendisi ile çalışmak özellikle biz genç

oyuncular için büyük bir şans fırsat. Kişisel gelişimimiz

adına da büyük katkılar veriyor. Hocamızın hepimizin

üzerinde emeği var”

“ALT YAPIDAN GELEN BİR OYUNCUSUN,

BUNDAN SONRA YETENEKLER ÇIKAR MI?”

“Alt yapıda çok iyi oyuncular var. 2003 jenerasyonu

başlı başına çok yetenekli ve iyi oyunculardan

kurulu. Zaten Türkiye ikincisi oldular.

Mesela Metehan Altunbaş var. Çok yetenekli.

Kendisi Bedirhan Altunbaş'ın kardeşi. Buğra

Çağlıyan var. Kaleci Cengiz Alp Köseer var.

İsimlerini sayamadığım daha çok yetenekli

futbolcular var. Hepsi zamanı gelince oynayacaktır.

Yani bizden sonra da yetenekli

gençler yetişecek. Biz hasbelkader bir şans

yakaladık. Bundan sonra önemli olan bu

kardeşlerimize gerekli şansın verilmesidir...”

“ İDOLÜM KİM”

“Juventuslu Paulo Dybala idolümdür. Kendisini

inanılmaz beğeniyorum. Hatta maç önceleri bile

onun YouTube maçlarını izlerim”

“SON OLARAK MEJASIN NELER OLACAK?”

“Son mesajım kulübün gerçek sahibi taraftara...

Bize sonuna

kadar güvensinler ve

inansınlar.

Şimdiye kadar bizlere

hissettirdikleri bu

duyguyu sonuna

kadar yaşatsınlar.

Bizi desteklemeye

devam etsinler.

Biz de

onlar gibi bu

kentin ço-

cuklarıyız.

Ölmek

var vazgeçmek

yok

parolası ile

önce onlar,

sonra kendimiz

için

mücadelemize

devam edeceğiz. Ve

başarılı olabilmemiz için şüphesiz

ki en çok onlara ihtiyacımız

olacak. Birlikte çok güzel

işler başaracağımıza inanıyorum.

Ve biz biliyoruz

ki Eskişehirspor taraftarı

her zaman en

iyisine layık”

dedi.

43


Eskişehirspor tarihinin belki de en

zorlu sürecinde onların üzerine aldığı

sorumluluk herkesinkinden

fazla… Çünkü sürekli kendilerinden beklenti içinde

olan bir şehir var… Ve bu virajın şarampole uçmadan

geçilmesi gibi de bir şart da var…

Onlar da bunun bilinciyle ellerinden gelenin en iyisini

sahaya yansıtıyorlar. Bunu gören Eskişehirspor

taraftarı da sonuçlar ne olursa olsun

oyuncularının sonuna kadar arkasında durmayı her şeyden

daha değerli sayıyorlar…

44


53 Yıllık Tarihin

En Zor Dönemeci

Eskişehirspor 53 yıllık tarihinin en zor süreçlerinden birini

yaşarken, böylesine kritik bir dönemeçte genç futbolcular

deyim yerindeyse büyük bir sorumluluğun

altına girmek zorunda bırakıldı. Çok değil daha bundan

iki ay önce hepsi takımda kalıp kalamayacağını merak

ederken, şimdilerde şehri tatmin edecek başarıyı kovalıyorlar.

Futbolcu-Taraftar Bütünleşmesi…

Transfer yasağının kalkmaması

nedeniyle kulübün

böylesine bir

dönemde formasını sırtına

geçiren genç yürekler ellerinden

gelen mücadeleyi

ortaya koyuyor.

Sahada her şeylerini

veren bu oyuncu grubunun

mücadelesinin farkında

olan taraftarda

sonuçlar ne olursa olsun

takımının yanında olmayı

skorlardan

daha değerli görüyor.

Müthiş bir bütünleşme

ve kenetlenmenin

yaşandığı

taraftar-futbolcu

ilişkisinin devre arasına

kadar nasıl bir

getirisinin olacağı da merakla bekleniyor.

Fakat bir gerçek varsa da; bu

ekip sahip çıkılmayı nasıl

hak ediyorsa, onları böylesine

günlerde yalnız bırakmayan

ve itici güç

olan fedakar taraftar

da takdiri en az onlar

kadar hak ediyor.

Var olma mücadelesi

Devre arasına

kadar sorun

yaşanılan futbolcularla

anlaşma

zemini

arayarak

puan silme cezalarının

önüne geçmek

ve daha sonra

da transfer

yasağını kaldırarak

kadroyu

güçlendirmek isteyen yönetim de bu süreçte en az

taraftarlar ile futbolcular kadar çalışıyor. Eskişehirspor’un

yaşaması ve var olması adına verilen bu mücadelenin

sezon sonunda yansımasının ne

olacağını hep birlikte göreceğiz…

Uzun Yıllar Konuşulur

Gerçek olan bir başka şey de; şuan çok zor

bir ihtimal olarak görülse de, Eskişehirspor

devre arasında transfer yasağını kaldırır ve sezonun

ikinci yarısında başarıyı yakalayarak Play-

Off’lara adını yazdırır, oradan da Süper Lige yükselirse,

işte o zaman bu hikaye de kulübün efsane futbolcularının

başarıları kadar uzun ama uzun yıllar bu şehrin tarihinde

ki yerini alır…

45

Hooray! Your file is uploaded and ready to be published.

Saved successfully!

Ooh no, something went wrong!