Sayı 1

goktuguzun

1


2


İÇİNDEKİLER

Fizik Nedir ..............................................................4

Fiziğin Alt Dalları...................................................5

Bilim İnsanları.........................................................9

Kuantum Bilgisayarları......................................... 16

İnternetin Gelecekteki Tarihi............................... 18

Plazma..................................................................... 21

Grafen.....................................................................22

İlginç Bilgiler..........................................................23

Zeka Soruları..........................................................24

Karikatürler............................................................25

Bulmaca..................................................................29

3


FİZİK NEDİR ?

İnsanın çevresinde

yaşananları anlamlandırma

isteği

ile

temelleri atılan

Fizik, sınırları çok

geniş ve tüm diğer

bilim

dalları ile ilişkili

bir disiplin haline

gelmiştir. Medeniyetimiz

hızla gelişirken,

bilimsel bir alt yapı

üzerinde üretmeye,

geliştirmeye ve bu

alt yapıdan türetilen

diğer düşünceler

ile yaptıklarını

açıklamaya çalışmıştır.

4

Bu çaba günümüze

kadar tutkulu,

inatçı ve kendini

bilime adamış kişilerce

taşınmış, gün geçtikçe

artan imkanlar

ile katlanarak

büyümüş, yeni kişileri

de yoluna dahil

etmiştir. Bizler de

kendi çağımızın yeni

bilim insanları, yeni

mucitleri, yeni

yaratıcı kişilikleri

olarak büyük bir

heyecanla selçuk

üniversitesi fen fakültesi

fizik bölümü

öğrencileri olarak

bu yolculuğa

katılıyoruz. soruya

tekrar dönecek

olursak türk dil

kurumuna göre fizik

ise ; maddenin

kimyasal yapısındaki

değişiklikler

dışında kalan genel

özelliklerini, genel

ya da geçici yasalara

bağlı, deney

yoluyla incelenebilen,

matematiksel

olarak tanımlanabilen

durum ve

devinimlerini konu

alan bilim dalı olarak

tanımlanıyor.

Peki Fiziğin İnceleme

alanları nelerdir.

Bizi neler Bekliyor

? Neler Fizikle

İlgili ?

-Su dolu bir bardağın

yere düşmesinin

hemen aradından

hangi parçanın nerede

olacağını...

-evrenin ne zaman

ve nasıl meydana

geldiğini...

-bilgisayarımızın

içinde bulunan bütün

devre elemanlarının

nasıl çalığtığı

veya hızını

nasıl arttırabileceğimizi...

-uzaya fırlatılan

bir aracın ne zaman

nerede olacağı ve

yakıtının ne zaman

biteceği...

-kısaca maddi evrenle

ilgili her şey

fizik biliminin inceleme

alanına girer.


FİZİĞİN ALT DALLARI

MEKANİK

Fiziğin cisimlerin hareketlerini

inceleyen alt bilim dalına

mekanik adı verilir. Fizik

mekanik ile başlamıştır. Bugün

mekanik üç ana bölüme

ayrılmaktadır: Yol, zaman,

hız ve ivme arasındaki ilişkiyi

inceleyen kinematik, kuvvetle

hareket arasındaki ilişkiyi

inceleyen dinamik ve hareketsiz

bir cisim üzerindeki

kuvvetlerin etkisini inceleyen

alt dala ise Statik adı verilir.

Mekanik Kısımları

Mekanik bilimi, ideal durumları

inceleyen Rijit cisimler

mekaniği ve gerçek durumları

inceleyen Sürekli ortamlar

mekaniği olmak üzere iki ana

kısımda ele alınabilir.

Rijit cisimlerin mekaniği

Kuvvetlerin tesiri altındaki

bir cismi meydana getiren

tüm parçaların, birbirlerine

göre izafi olarak şekil değiştirmediği

cisme rijit cisim denir.

Bu cisim ideal bir cisimdir

ve gerçekte tüm cisimler

kuvvet etkisiyle elastik veya

Plastik şekil değiştirirler.

Sürekli ortamlar mekaniği

Katı mekaniği

Katı mekaniği veya Mukavemet,

kuvvet etkisiyle şekil

değiştirebilen cisimlerin

statik ve dinamik dengelerini

inceleyen bilim dalıdır.

Akışkanlar mekaniği

Akışkanların dengesini inceleyen

bilim dalıdır. akışkanlar

mekaniği aşağıdaki alt dallara

ayrılır.

1.Akışkanlar statiği

Hidrostatik

Aerostatik

2. Akışkanlar dinamiği

Hidrodinamik

Aerodinamik

Klasik mekanik

Klasik mekanik veya bir başka

adıyla Newton mekaniği,

genel olarak cisimler üzerine

etki eden kuvvetler ile ilgilenen

bir fizik dalıdır. Klasik

mekanik günlük olaylar

çerçevesinde oldukça kesin

sonuçlar üretmektedir, ancak

ışık hızına yakın hızlarda

hareket eden sistemler için

göreli mekanik, çok küçük

uzaklık ölçeklerinde sistemler

için niceleme mekaniği, ve

her iki özelliğe sahip sistemler

için de göreli nicemleme

alan teorisi kullanılmalıdır.

TERMODİNAMİK

Termodinamik; ısı enerjisi

ve ısı enerjisiyle sıcaklık,

özkütle, basınç gibi nicelikler

arasındaki ilişkiyi inceler.

Termodinamik maddelerin

sıcaklıkları, sıcaklıklarındaki

değişimleri ve sıcaklıkların

değişimine sebep olan ısı alışverişleri

gibi konular üzerinde

çalışmaktadır. Isı alışverişi

yapan maddeler arasında

ısı akışı gerçekleşir. Isı akışı,

sistemler termal dengeye

ulaşıncaya yani sistemlerin

sıcaklıkları eşitleninceye

kadar devam eder. Termodinamik,

ısı alışverişi (Görsel

1.1.9) yapan sistemlerin

termal dengeye ulaşıncaya

kadar geçirdiği süreçlerle ilgilenmektedir.

Bu süreçlerde

sistemlerin sıcaklığı, fiziksel

hali ve dolayısıyla boyutları

ve öz kütlesi, direnci ya da

rengi değişebilir.

5


ELEKTOMANYETİZMA

Elektrik akımının manyetizma

ile olan ilişkisi keşfedildikten

sonra elektrik ve

manyetizma alanları elektromanyetizma

adı altında

birleştirilmiştir. Elektromanyetizma,

elektrik ve manyetizma

alanlarının ilgilendiği

bütün konuları kapsar.

Elektrik; elektrik yükleri,

elektrik yüklerinin etkileşimleri,

yüklerin hareketi ve

hareketlerinin sonuçları ile

ilgilenir. Elektriğin durgun

haldeki yüklerin etkileşimleri

ile ilgilenen bölümüne

statik elektrik (elektrostatik),

hareketli yükler ve etkileri

ile ilgilenen bölümüne elektrik

adı verilir. Yün kazağı

çıkarırken duyulan çıtırtılar,

arabadan inerken gerçekleşen

elektrik çarpması, elektrik

akımı, potansiyel fark kavramı,

yıldırım ve şimşek gibi

doğa olayları, bazı canlıların

doğal savunma mekanizmaları

elektriğin çalışma alanına

girmektedir.

Manyetizma; mıknatıslar,

maddelerin manyetik özellikleri,

manyetik alanlar ve bu

alanların etkileri ile ilgilenir.

6

Mıknatısların birbirlerine

itme ya da çekme kuvveti

uygulaması, Dünya’nın manyetik

alanına göre pusula

iğnesinin sapması, kuşların

ve bazı canlıların yerin manyetik

alanını kullanarak yön

bulması gibi olaylar manyetizma

ile açıklanır.

19. yüzyılın başlarında elektik

ve manyetizma arasındaki

ilişkinin keşfi ile elektro

mıknatıslar yapılmış, elektrik

motorları ve jeneratörlerin

üretilmesi sağlanmıştır. Bu

nedenle tüm elektrikli cihazlar,

elektrik motorları, elektrikli

otomobiller, yapılarında

elektromıknatıs bulunduran

kapı ziliyle telgraf cihazı,

MR (manyetik rezonans)

cihazı ve elektrik santralleri

elektromanyetizmanın uygulama

alanına verilebilecek

örneklerdendir. Ayrıca CERN

(Sörn-Avrupa Nükleer Araştırma

Merkezi) ve radyoterapi

uygulamalarında kullanılan

parçacık hızlandırıcılar

da elektromanyetizmanın

uygulama alanı içerisindedir.

Bu alanla ilgili olan meslekler

arasında elektrik-elektronik

mühendisliği ve öğretmenliği,

biyomedikal mühendisliği

gibi bölümler yer alır.

OPTİK

Fiziğin ışıkla ilgili olayları inceleyen

bölümüdür. Yine bu

olaylarla ilgili olarak kullanılan

araçlara da «optik araçlar»

adı verilir. Işığın niteliği,

özellikleri, ışıkla ilgili araçlar,

görme meseleleri ve gözlük,

dürbün yapımı, fiziğin bu koluna

aittir. Optik, ışıkla ilgili

olayları üç değişik modelde

inceler. Buna göre optik üç

kısma ayrılır:

1.Geometrik optik:

Işığın izotrop (her tarafının

fiziksel özelliği aynı) ortamda

doğrusal yayılmasını temel

kabul eder. Yansıma, kırılma

ve aydınlanma olaylarını inceleyen

optik kısmıdır. Newton,

çalışmalarında ışığı bir

kaynaktan yayılan tanecikler

gibi düşünüyordu. Böylece

geometrik optik gelişti. Işık

olaylarını izah etmede yeterli

zannedildi. Halbuki Newton’un

düşünceleriyle gelişen

geometrik optikle ancak yansıma,

kırılma ve aydınlanma

olayları izah edilebilir. Aynalar,

ışık prizmaları, mercekler,

optik aletler, geometrik optikle

incelenebilir.

2.Fizik optik: Işığın dalga yapısında

olduğunu temel kabul

ederek; girişim, kırınım ve

kutuplanma olaylarını inceleyen

optik kısmıdır. Newton’la

aynı çağda yaşayan Huygens,

Newton’un yanıldığını ve ışığın

dalga şeklinde düşünülmesi

gerektiğini ortaya attı.

Dalga modeli, geometrik


optikle açıklanamayan girişim,

kırınım, polarma (kutuplanma)

olaylarını açıklayabiliyordu.

3.Kuantum optiği: Max

Planck’ın ışık dalgalarının

enerjilerinin kuantumlu

oluşunu keşfetmesiyle ortaya

çıkmıştır. Buna göre ışık,

atomdan yayılan enerji paketleri

(dalga katarları) şeklindedir.

Her bir pakete foton

denir. Kuantum optiği ile

ışık madde etkileşimi, fotoelektrik

olay, Compton olayı

incelenebilir.

ATOM VE MOLEKÜL Fİ-

ZİĞİ

Atom ve molekül fiziği, genel

olarak atomun ve moleküllerin

yapısı, enerji düzeyleri,

dalga fonksiyonlari ve elektromanyetik

geçişleri, atomlar

arası bağlar, molüküler

yapılar, atom modeli, atomik

spektroskopide ince yapı ve

aşırı ince yapı, spektroskopik

gösterim ve enerji seviyeleri,

geçiş olasılığı ve seçim kuralları,

Zeeman olayı, Stark

olayı, moleküler spektrum,

iyonik bağlar, dönme, titireşim

ve elektronik geçiş

spektrumu, lazer gibi bölümleri-

inceleyen fiziğin bir alt

dalıdır.

KATI HAL FİZİĞİ

Katı hal fiziği genel anlamda

maddenin katı haliyle ilgilenir

ve maddenin teknolojik

anlamda kullanımını belirleyen

elektrik, manyetik, optik

ve esneklik (mekanik) özelliklerini

amorf veya kristal

yapısına bakmadan temel

fiziksel prensiplerden hareketle

inceler.

Katı hal Fiziği Anabilim Dalı

öğretim üyelerinin çalışma

alanları, maddenin elektrik,

manyetik ve optik özelliklerinin

belirlenmesine yoğunlaşmıştır.

Birçok deneysel

altyapıya sahip olan bölümüz

katıhal fiziği laboratuvarlarımızda

metalik alaşım, yarıiletken,

manyetik, ferromanyetik

yarıiletken, tek-kristal,

polikristal veya amorf yapıda

nano-tel, nano-parçacık, ince

film veya külçe olarak hazırlamak

ve elektrik ve optik

özellikleri sıfır alan altında

10-300K sıcaklık aralığında,

manyetik ve yapısal özellikleri

ortak çalışma grubumuz

olan laboratuvarlarla birlikte

incelenmektedir. Maddenin

tanımlanmasında deneysel

metotlarla elde edilen verilerin

mevcut deneysel çalışmalarımızın

yanında aynı

zamanda teorik modelleme

ve benzeşim teknikleriyle de

malzemeye ait fiziksel parametreleri

belirlenmektedir.

PLAZMA FİZİĞİ

Evrenin, ne zaman, nasıl ve

nelerden oluştuğu insanlığın

var oluşundan beridir

merak edilen konulardan

biri olmuştur. Atomun keşfinden

sonra bu merak daha

da artarak “en küçüğü” bulma

yoluna gidilmiştir. Bu

da ancak atom ve atom altı

parçacıkların incelenmesi ile

gerçekleşebileceği görülmüştür.

Yüksek Enerji fiziği veya

diğer adıyla Parçacık Fiziği

bu alanda çalışmalarını sürdürmektedir.

Bu araştırmalar

Teorik ve Deneysel olarak

birlikte devam etmektedir.

7


Teorik çalışmalar genelde

üniversite ve enstitülerde

çalışan bilim adamları tarafından

gerçekleşmektedir.

Deneysel çalışmalar ise çok

daha pahalı ve farklı disiplinlerdeki

bilim adamlarına ihtiyaç

duyulduğundan dolayı

sayılı Laboratuvarlarda yapılmaktadır.

Evrenin gizemini

çözmek için dizayn edilen en

büyük laboratuvarlardan bir

tanesi Amerika’nın Illinois

Eyaletinde bulunan “Fermi

Ulusal” Laboratuvarıdır, diğeri

ise İsviçre ile Fransa’nın

sınırında kurulan Avrupa

nükleer araştırma merkezi

olan CERN Laboratuvarıdır.

CERN şu anda bu alanda

aktif olarak çalışmalar yapan

Dünya’daki tek laboratuvardır.

8 TeV enerjide protonlar

karşılıklı çarpıştırılarak en

küçüğü bulma yolunda ilerlemektedir.

NÜKLEER FİZİK

Atomdan yaklaşık on bin kez

küçük olan atom çekirdeğinin

yapısını ve kararsız çekirdeklerin

ışımalarını araştıran

bilim dalı nükleer fiziktir.

Kararsız radyoaktif çekirdekler,

alfa parçacığı, beta

parçacığı, kütlesiz nötronalar,

pozitronlar gibi parçacıklar

da salarlar. Çekirdek özellikleri,

saçılım deneyleriyle

saptanır. Çok yüksek hızlara

çıkarılan yüksek enerjili parçacıklarla

bombalanan hedef

çekirdeklerin bu çarpışmalardan

sonraki dönüşümleri,

çekirdek tepkimeleri olarak

adlandırılır. Çekirdek bölünmesi

ve çekirdek kaynaşması

yeni elementlerin oluşmasına

yol açan tepkimelerdir.

Nükleer fizik, atomu meydana

getiren çekirdeğin

özellikleri ve birbirleri ile

yaptıkları etkileşmeler ile

ilgilenir. Bu nedenle nükleer

fiziği çekirdeğin statik

özellikleri ve dinamik özellikleri

olmak üzere iki ana

kısma ayırabiliriz. Nükleer

fizik teknolojik yeniliklerin

itici kuvvetini saptayan

bir alandır ve günümüzde

pek çok kullanım alanına

sahiptir.

8


ALBERT EİNSTEİN

1879-1955

Albert Einstein, 14 Mart

1879’da Almanya’nın

Ulm kentinde dünyaya geldi.

Babası Hermann Einstein,

annesi ise Pauline Einstein

idi. Eğitimine Münih’deki bir

Katolik ilkokulunda başladı.

1888 yılında ise Luitpold Gymnasium’a

gitti. Bir süre sonra

bu okulu bırakan Einstein,

İtalya’daki ailesinin yanına

gitti. Ailesi yarım kalan eğitimini

tamamlaması için onu

İsviçre’deki bir liseye gönderdi.

Buradan mezun olduktan

sonra Swiss Federal Polytechnic

School’a kaydoldu.

Einstein, yıllar sonra amcasına

borcunu şöyle dile getirir:

“Çocukluğumda yaşadığım

iki önemli olayı unutamam.

Biri, beş yaşımda iken amcamın

armağanı pusulada

bulduğum gizem; diğeri on

iki yaşımda iken tanıştığım

Öklit geometrisi. Gençliğinde

bu geometrinin büyüsüne

girmeyen bir kimsenin ilerdi

kuramsal bilimde parlak bir

atılım yapabileceği hiç beklenmemelidir!”

Einstein, yıllar sonra amcasına

borcunu şöyle dile getirir:

“Çocukluğumda yaşadığım iki

önemli olayı unutamam. Biri,

beş yaşımda iken amcamın

armağanı pusulada bulduğum

gizem; diğeri on iki yaşımda

iken tanıştığım Öklit geometrisi.

Gençliğinde bu geometrinin

büyüsüne girmeyen

bir kimsenin ilerdi kuramsal

bilimde parlak bir atılım yapabileceği

hiç beklenmemelidir!”

1900 yılında üniversite eğitimini

tamamlayan Einstein,

üniversitede asistan olmak

istiyordu. Fakat bu isteğini gerçekleştiremedi.

Bunun üzerine

bir süre özel dersler verdikten

sonra İsviçre’deki bir patent

ofisinde işe girdi. 1909’da Zurich

Üniversitesi’nde profesör

oldu. 1914 yılında Almanya’ya

döndü ve Berlin Humboldt

Üniversitesi’nde profesör olarak

görev yaptı. 1921 yılında

‘fotoelektrik etkinin ne olduğunu

açıklamasından ötürü’

Nobel Fizik Ödülü’nü kazandı.

Hitler’in Yahudilere uyguladığı

baskılardan dolayı Almanya’dan

ayrılmak zorunda

kaldı. Önce Belçika’ya oradan

da İngiltere’ye gitti. Son olarak

ise ölümüne kadar yaşayacağı

Amerika Birleşik Devletleri’ne

gitti. Burada Princeton

Üniversitesi’nde görev yaptı.

1940’da Amerikan vatandaşlığına

geçti. 1955’te hayatını

kaybetti.

Kuantum mekaniğini yetersiz

ve geçici sayan çağımızın

(belki de tüm çağların) en

büyük bilim dehası, kendi yolunda

"yalnız" bir yolcuydu;

çocukluğa özgü saf ve yalın

merakı, evren karşısında derin

hayret ve tükenmez coşkusuyla

ilerleyen bir yolcu!

Hayat bisiklet sürmek gibidir.

Dengede kalmak için hareket

etmek zorundasınız.

ALBERT EİNSTEİN

9


10

GRAHAM BELL

1847-1922

İskoçya asıllı ABD’li bilim

adamı Alexander Graham

Bell, 3 mart 1847’de doğdu. 7

mart 1876’da telefonun patentini

aldı. İlk telefon şirketi

olan Bell telefon şirketini

1877’de kurdu.

Bell telefon şirketi bugün

ABD’nin en büyük şirketlerinden

biridir. Ayrıca kendi

geliştirdiği fonograf için bir,

hava araçları için beş, hidro

uçaklar için dört ve selenyum

piller için de iki patenti vardır.

Babası kendini sağır ve dilsiz

insanların sorunlarıyla uğraşmaya

kendini adamıştı. Bu

nedenle Alexander Graham

Bell, küçük yaştan itibaren,

daha sonradan çok işine yarayacak

olan ses bilgisi konusunda

bilgiye sahip oldu.

Bell de kendini, sağır öğrencilerin,

dolaylı olarak da olsa,

seslerin dünyasını kavramaları

ve yaşamalarına adadı ve

ilk olarak Boston’daki Sağır

ve Dilsizler Okulunda çalışmaya

başladı.

Telgraf şirketlerinin çıkmazı

olan, bir hat üzerinde aynı

anda yalnızca tek bir mesajın

iletilmesi sorununa çözüm

arayacak çalışmaya başlamıştı.

Başlangıçta çoklu bir

telgraf geliştirmeyi istiyordu.

Bell, ses tellerinin ve kulak

zarının titreşimlerinden

yola çıkarak, insan sesindeki

frekansı elde ederek, bunları

elektrik sinyali biçiminde

bir telden iletmenin olanaklı

olup olmadığını araştırıyordu.

Bunun için de diyaframla,

yapay bir kulak zarı yaratmanın

gerekli olduğu sonucuna

vardı. Diyafram, hem konuşma

sesiyle titreşim oluşturabilecek

hem de elektrik akımı

yaratan küçük değişikliklere

tepki verebilecek kadar ince

bir tabakaydı.

Tam ortasına da diyafram

hareket ettikçe hareket eden

bir manyetik zar yerleştirdi.

Ses titreşimleriyle oluşan

değişiklikler, alıcı merkeze

ulaştığında, alıcının diyaframında

titreşime neden olarak,

sinyalleri yeniden sese

çeviriyordu.

En değerli patentlerden biri

olan telefonun patentini Bell,

7 mart 1876’da, 29’uncu yaş

gününden dört gün sonra

aldı.

İlk telefon şirketi olan Bell

telefon şirketi de 1877’de

kuruldu.

Bell aynı zamanda çok yönlü

bir araştırmacı ve mucitti.

Aşırı büyük üç boyutlu kutu

uçurtmaları kullanarak

insan taşımayı başarmış ve

bu çalışmaları sadece denemelerini

yaptığı istasyonunda

bulunan nehri kıyıdan

kıyıya geçmek amaçlı kullanmıştır.

Bell, 2 ağustos 1922’de

hayata veda etti.

Her şeyden önce, hazırlık

başarının anahtarıdır.

GRAHAM BELL


CAHİT ARF

1910 - 1997

1910 yılında Selanik’te

doğan Cahit Arf, ilkokulu

o yıllarda sultani adı verilen

liselerin ilk kısmında okumuş,

daha beşinci sınıftayken

tanıştığı genç bir öğretmen

onun matematikle ilgilenmesini

sağlamıştır. Lisenin

orta kısmına geldiğinde artık

okul arkadaşlarının çözemediği

matematik sorularını

çözen Cahit Arf ’ın bu yeteneği

ailesi ve hocalarının

dikkatini çekmiş ve Paris’teki

St. Louis Lisesinde okumak

üzere ailesi tarafından Fransa’ya

gönderilmiştir. Üç yıllık

lise tahsilini iki yılda bitirip

Türkiye’ye geri dönen Cahit

Arf o sıralarda Türk hükümeti

tarafından yüksek öğrenim

görmek üzere sınavla

Avrupa’ya gönderilecek aday

öğrenciler arasına alınmıştır.

Bu sınavı kazanan Cahit Arf

Fransa’ya geri dönüp birçok

bilim adamının yetiştiği okul

olan École Normale Supérieure’e

kaydolmuştur.

Yükseköğreniminden sonra

Türkiye’ye geri dönen Arf,

bir süre Galatasaray Lisesinde

hocalık yapmış ve sonra

doçent adayı olarak İstanbul

Üniversitesi Matematik Kürsüsü’ne

geçmiştir. 1937 yılında

doktorasını yapmak üzere

Göttingen Üniversitesi Matematik

Bölümü’ne giden Cahit

Arf ’ın bu üniversitede yaptığı

doktora çalışması onun dünya

çapında tanınmasına yol

açmıştır.

Cahit Arf matematik dehalarının

bile çok zor dediği

bir konu üzerinde tek başına

çalışmış ve bir buçuk yıl

içinde konusu “non-commutative

Class Field” olan

doktorasını tamamlamıştır.

Bu çalışmadan elde edilen

sonuçların bir kısmı literatüre

“Hasse-Arf ” teoremi olarak

geçmiştir. Doktora tezini

1938 yılında bitiren Cahit

Arf bir yıl daha Göttingen’de

çalışmalarını sürdürmüş, bu

dönemde de dünya literatürüne

“Arf Invaryantı” adıyla

geçen, cebirsel ve diferansiyel

topolojide büyük önem

taşıyan bir çalışmaya imza

atmıştır. 1938’in sonunda

Türkiye’ye üniversitesine geri

dönen Arf 1943’te profesör,

1955’te ordinaryüs profesör

olmuştur. 1962 yılına kadar

üniversitede çalışmalarını

sürdüren Cahit Arf o yıllarda

bir yıllığına misafir profesör

olarak Maryland Üniversitesine

gitmiş ve ayrıca Mainz

Akademisi muhabir üyeliğine

seçilmiştir.

1960 yılında Çekmece Nükleer

Araştırma Merkezi’ni

kurmak üzere görevlendirilen

Cahit Arf 1962’de üniversitedeki

görevinden ayrılmış ve

bir yıl kadar Robert Kolej’de

ders vermiştir.

TÜBİTAK’ın kuruluş ve

gelişmesinde büyük emekleri

olan Cahit Arf 1963-1967 ve

1967-1971 yıllarında TÜBİ-

TAK’ın Bilim Kurulu başkanlığını

yapmıştır. Cahit Arf

matematiğe yapmış olduğu

köklü katkılarından dolayı

1974’te de TÜBİTAK Bilim

Ödülü’ne layık görülmüştür.

1964-1966 yıllarında Princeton’da

Institute for Advanced

Study’de çalışmalarını sürdüren;

daha sonra California

Üniversitesinde misafir

öğretim üyeliği yapan Cahit

Arf 1967’de Türkiye’ye dönüp

ODTÜ Matematik Bölümünde

çalışmaya başlamış ve

1980 yılında bu üniversiteden

emekli olmuştur.

1980 yılında İTÜ ve Karadeniz

Teknik Üniversitesinin,

1981 yılında ODTÜ’nün

onur doktoralarını alan, 1993

yılında Türkiye Bilimler Akademisi

Şeref Üyeliğine seçilen

Cahit Arf 4 Şubat 1994’te de

Fransa’da Commandeur des

Palmes Académiques Ödülü’ne

layık bulunmuştur.

Ülkemizde matematiğin

simgesi haline gelen Ord.

Prof. Dr. Cahit Arf 26 Aralık

1997’de vefat etmiştir.

Bilim ve inanç iki ayrı unsurdur.

Birleşirse devrim

yapabilirsiniz.

CAHİT ARF

11


12

Sir Isaac Newton

1642-1727

Isaac Newton, 4 Ocak 1642

tarihinde çiftçi bir ailenin

çocuğu olarak Woolshrope,

Lincolnshire‘da dünyaya

geldi. Babası, Newton doğmadan

üç ay önce ölmüştü.

Erken doğumla dünyaya

gelen Newton, çok zayıf ve

çelimsizdi. Çevresindeki

insanlar onun yaşayacağına

inanmıyordu. 3 yaşındayken

annesi ikinci kez evlendi. Bunun

üzerine bakımı anneannesine

kaldı. Annesinin yeni

evliliğinden üç çocuğu daha

oldu. Newton, çocukluğunda

yaşıtları gibi dinç, canlı ve hareketli

değildi. Bu nedenle arkadaşlarının

oynadığı oyunların

bir çoğuna katılmazdı.

Eğlencesini ve oyuncaklarını

kendisi tasarlıyordu. Geceleri

köylüleri korkutmak için

yaptığı kandilli uçurtmalar,

zamanının büyük bir kısmını

ayırarak yaptığı su çarkları ve

güneş saatleri onun zekasının

ne denli gelişmiş olduğunun

göstergesiydi.

İlk öğrenimini bölgedeki

okullarda tamamladı. Dayısı

William, Newton’un zekasını

farkeden ilk kişiydi. O sıralar

annesi, ikinci kocasının da

ölümü üzerine Woolshrope’a

geri dönmüştü. Annesinin

kasabaya dönmesi üzerine,

Newton annesiyle birlikte

yaşamaya başladı. Annesi,

Newton’u babasından kalan

çiftliği yönetmesi için yanından

ayırmak istemiyordu.

Fakat dayısı William, annesini

Newton’u üniversiteye

göndermeye razı etti. Bunun

üzerine Newton, 1661 yılında

Cambridge‘deki Trinity

College‘a girdi. Newton’un

öğretmeni Isaac Barrow hem

ilahiyatçı hem de meşhur

bir matematikçiydi. Barrow,

geometri derslerinde kendine

özgü yöntemlerle, alanları hesaplatmak,

eğrilere üzerindeki

noktalardan teğet çizmek

için yollar gösteriyordu. Bu

dersler Newton’u diferansiyel

ve İntegral hesabı bulmaya

yönelten ilk adımlar oldu.

Newton, Cambridge Üniversitesine

gitmeden önce Rene

Descartes analitik geometriyi,

Johannes Kepler kendi

adıyla anılan üç kanundan

ikisini bulmuştu. Bu gelişmeler

Newton için temel oluşturmuştu.

Newton yaptığı

araştırma ve deneyler sonucu

kendi adıyla anılan “Hareket

Kanunları“nı bulmasına

karşın, yayınlamak için uzun

yıllar beklemişti. Aynı şekilde

“Yerçekimi Genel Kanunu“-

nu da yayınlamak için 20 yıl

kadar bekledi. Bunun tek bir

sebebi vardı. Bu da -

Newton’un eleştirilmeye

tahammülünün olmamasıydı.

Çalışmalarına bir itiraz

gelecek diye hep huzursuzluk

duyardı.

Newton’un en önemli buluşları

diferansiyel ve integral

hesaptı. Isaac Newton’u tarihin

en büyük üç matematikçisinden

biri yapanda bunlardı.

Bu kavramlar sonucunda

çok büyük kolaylıklar elde

edildi. Newton’un bu buluşları

yaptığı yıllarda Gottfried

Wilhelm Leibnitz de aynı

kavramlar üstüne çalışıyordu.

Leibnitz ve Newton buluşlarını

yardımlaşarak geliştirmeye

başladılar. Birbirlerinin

niteliklerini çok iyi biliyor ve

takdir ediyor olmaları çalışmalarına

hız kattı.

Newton, tarihdeki diğer bilimadamlarına

kıyasla farklı

bir hayat yaşadı. Bir çok bilimadamının

hayatı zorluk ve

sıkıntılarla geçmesine karşın,

Newton uzun yıllar boyunca

rahat ve mutlu bir yaşam

sürdü. Isaac Newton, 20 Mart

1727 tarihinde 85 yaşında

öldü.

Eğer kayda değer bir buluş

yaptıysam bunu herhangi

bir yetenekten çok sabra

borçluyum

Sir Isaac Newton


Erwin Schrödinger

1887 - 1961

Zengin bir sanayicinin

oğlu olduğu için evde

özel dersler alarak yetişen

Schrödinger daha sonra

Viyana Üniversitesi’ne girerek

başarılı bir öğrenci oldu.

23 yaşında doktorasını bile

tamamlamış bulunuyordu.

Birinci Dünya Savaşı başladığında

Güney-Batı cephesinde

topçu subayı olarak

görev yaptı. İyi rastlantılar

sonucu, yara bile almadan

savaştan döndü. Bir ara

fiziği bırakıp felsefe ile uğraşmaya

karar verdi. Fakat

felsefe üzerinde çalışmayı

düşlediği kent, yapılan barış

antlaşmasıyla Avusturya’ya

bırakılmıştı. Bu durum

Schrödinger’i fizikçi olarak

kalmaya zorladı. Bunun üzerine

Almanya’ya geçti ve 34

yaşında, Stuttgart Üniversitesi’nde

profesörlük görevine

başladı.

Einstein’in makalelerinden

birinde De Broglie’nin,

maddeyi dalga olarak da

düşünülebileceği görüşünü

ileri süren bir dipnot vardı.

Bunun anlamı, elektronların

dalga özelliklerinin de bulunduğu

idi. Bohr’un geliştirdiği

atom modeli ile bazı şeylerin

açıklanamadığını biliniyordu.

Fakat elektronlara dalga

özelliği verildiğinde ileri

sürülen atom modeli daha da

anlamlı oluyordu. Elektronlar

çekirdek etrafında herhangi

bir yörüngede olabiliyorlardı.

Madde dalgası da bu yörüngeler

etrafında, sayısı kesin

dalga boyları biçimindeydi.

Bu, durağan dalga yaratıyor

ve elektron yörüngesinde kaldığı

sürece ışık yaymayacağı

anlamına geliyordu. Elektron

yörüngeleri, dalga boylarının

ancak tamsayı katlarına karşılık

olan başka yörüngelerde

bulunabiliyorlardı.

Dirac ve Born gibi, Schrödinger

de elektronun davranışını

matematik bir formülle ifade

etmeye uğraştı. Bazen “dalga

mekaniği” bazen “kuantum

mekaniği” denilen bu ilişki,

Planck’ın kuantum kuramının

matematik temeli oldu.

Bu ilişkinin temel formülü

Schrödinger dalga denklemi

idi. 1926 yılında yayınlanan

bu araştırması bir yıl önce

Heisenberg’in yayınladığı

matris mekaniği ile benzerdi.

Birinin açıkladığını, diğeri de

yapabiliyordu. Dalga mekaniği

giderek yaygınlaştı. Bunun

nedeni atomun yapısını daha

iyi canlandırmasıydı

Schrödinger bu çalışmaları

nedeniyle 1933 yılı Nobel

Fizik Ödülü ile onurlandırıldı.

Berlin Üniversitesi’nde

kuramsal fizik profesörü

olduğu yıl Hitler’in iktidara

gelmesi üzerine Schrödinger,

ülkesi olan Avusturya’ya

dönmek zorunda kaldı.

1938 yılında Nazi yönetimi

Avusturya’yı işgal edince,

Schrödinger bu kez İngiltere’ye

ve daha sonra İrlanda’ya

geçti ve Dublin’de

profesörlüğe başladı. Bunu

duyan Dirac da aynı kente

geldi ve böylece “dalga mekaniği”

kurucuları güçlerini

yeniden birleştirdiler. 69

yaşında yurt özlemi duyan

Schrödinger, Viyana’ya

döndü ve ölümüne kadar bu

kentte yaşadı.

Amaç, hiç kimsenin görmediği

bir şeyi görmek değildir.

Herkesin gördüğü bir şey

hakkında, kimsenin henüz

düşünmediği bir şeyi düşünebilmektir.

Erwin Schrödinger

13


14

Max Planck

1858-1947

Max Planck, 23 Nisan

1858 tarihinde Almanya’nın

Kiel şehrinde

doğmuştur. Tam adı Max

Karl Ernst Ludwig Planck’dır.

Babası Kiel Üniversitesi’nde

hukuk profesörüydü. Max

Planck, Orta ögrenimini

Münih’te Max Millian Lisesi’nde

tamamladı. Lisedeki

fizik öğretmeninin etkisinde

fiziğe özel bir ilgiyle bağlandı.

Liseden sonra Münih ve

Berlin Üniversitesi’nde seçkin

fizik profesörlerin Kirchoff ve

Hemholtz’un yanında öğrenime

başladı 1879’da Münih

Üniversitesi’nden mezun

oldu. Burada beş yıl öğretim

görevliliğinden sonra Kiel

Üniversitesi’nde matematik

profesörü oldu. 1889’da

Kirchoff ’tan boşalan kürsüye

çağrıldı ve 1928’de emekliye

ayrılana dek bu görevinden

ayrılmadı. 1930 yılında Berlin’deki

Kaiser Wilhelm Enstitüsü’nün

başkanlığına seçildi.

1937 yılında Kaiser Wilhelm

Enstitüsü’nün başkanlığından,

ertesi yıl Prusya Bilimler

Akademisi’nden ayrıldı.

“Kuantum Kuramı”nı geliştirmiştir.

Termodinamik

yasaları üzerine çalıştı. Kendi

adıyla bilinen “Planck

sabiti”ni ve “Planck ışınım

yasası”nı buldu. 19. yüzyılın

sonlarında ısıtılarak

kızıl-kor hale gelmiş bir

metalin çıkardığı ısı ve ışık

radyasyonunun niteliği pek

çok fizikçinin ilgisini çeken

bir problem oluşturuyordu.

Özellikle radyasyonu yalnız

sıcaklık faktörüne dayanan

“kara cisim” denilen aydınlatma

standardı, ideal bir

durum ortaya koyduğundan,

çalışmalar daha çok bu tür

radyasyon üzerinde toplanmıştı.

Bilindiği gibi, ateşte

kızdırılan bir maşadan, önce

spektrumun kızıl-altı kesimine

düşen uzun dalgalı

radyasyonlar çıkmaya başlar.

Bu süreçte maşa önce kırmızı,

sonra turuncu, daha

sonra sarı, en sonunda diğer

renklerin eklenmesiyle beyaz

görünür. Sıcaklığın daha da

artmasıyla radyasyon spektrumun

morötesi kesimine

göre gözle görülemeyecek

kadar kısa dalgalara dönüşür.

Kara cisim (veya herhangi

bir metal) spektrumu enerjinin

farklı dalga uzunlukları

arasında nasıl dağıldığını

göstermektedir. Planck’ın

yetkin örnek olarak aldığı

kara-cisim üzerinde yürüttüğü

kuramsal çalışması

1900’de yayımlanır. Çalışmanın

dayandığı temel düşünce

şuydu: Madde her biri kendine

özgü titreşim frekansına

sahip ve bu frekansla radyasyon

salan vibratörlerden ibarettir.

1900 yılında Kuantum

Mekaniğini keşfetmişti

Çözümüne deneysel verileri

matematiksel olarak dile

getiren masum bir formül

gözüyle bakıyordu. Oysa,

“kuvantum” dediği bir enerji

paketi ile bir dalga frekansı

arasındaki ilişkiyi belirleyen

denklemi , bilimde yeni

bir devrimin temel taşıydı

[Denklemde E enerjiyi,

radyasyon frekansını, ise

Planck sabiti denen sayıyı ( )

göstermektedir]. Buna göre,

bir enerji kuvantumu, dalga

frekansıyla Planck değişmezinin

çarpımına eşittir (ışık hızı

gibi doğanın temel değişmezlerinden

sayılan h, herhangi

bir radyasyon enerji miktarının

dalga frekansına orantısını

simgelemektedir).

Planck’ın buluşu, enerjinin

sürekliliği fikrini temelden

sarsıyordu. Kaldı ki, çok

geçmeden Albert Einstein’in

1905’te ortaya koyduğu “Fotoelektrik

etki” diye bilinen

teorisiyle ışık da kuvantum

teorisinin kapsamına girer.

Böylece ısı, ışık, elektromanyetizma

vb. radyasyon

türlerinin tümünün kuvanta

biçiminde verilip alındığı

hipotezi doğrulanmış olur.

Bu hipotez daha sonra Bohr,

Schrödinger, Heisenberg vb.

bilim adamlarının önemli

katkılarıyla çağımız fiziğine

egemen kuvantum mekaniğine

dönüşür. Planck, istemeyerek

de olsa bu büyük devrimin

öncüsüydü.

Bilim, doğanın nihai gizemini

çözemez çünkü biz,

çözmeye çalıştığımız gizemin

bir parçasıyız.

Max Planck


Behram Kurşunoğlu

1922-2003

1922 yılında Trabzon’un

Çaykara ilçesine bağlı

Soğanlı köyünde doğan Prof.

Behram N. Kurşunoğlu, Albert

Einstein’ın genel görelilik

kuramının elektromanyetizma

ile birleştirilmesi üzerine

çalışmalar yapmış bir Türk

fizikçisidir.

Ankara Üniversitesi ve İngiltere’deki

Edinburgh Üniversitesi’ndeki

eğitiminin

ardından fizik doktorasını

gene İngiltere’deki Cambridge

Üniversitesi’nde tamamlayan

Kurşunoğlu, Albert Einstein

ve Erwin Schrödinger ile

birlikte simetrik olmayan

yerçekimi kuramları üzerinde

önemli çalışmalarda bulunmuştur.

İngiltere’de Cambridge Üniversitesi’nde

fizik doktorasını

tamamlayan Kurşunoğlu, Albert

Einstein ve Erwin Schrodinger

ile birlikte ”Unified

Field” teorisinin geliştirilmesinde

yer almış. Bu önemli

buluş bilim tarihine ”Einstein-Schrodinger-Kurşunoğlu

Teorisi” diye geçmiş.

‘Genelleştirilmiş İzafiyet

Teorisi’ adıyla yeni bir teori

ortaya atan ilim adamımız,

atom bombasının babası sayılan

Oppenhelmer ve hidrojen

bombasını bulan Edwvard

Teller ve yaşayan en büyük

fizikçi Dirac’ın en yakın arkadaşları

arasında yer almıştır.

Daha gençliğindeyken ünlü

fizikçi Einstein’le irtibata

geçmiş, Cambridge Üniversitesi’nde

doktorasını yaparken

Einstein’le ilmi konular

ve çeşitli teoriler üzerinde

mektuplaşmıştır. 1953 yılında

araştırmalar yapmak üzere

Amerika’ya Cornell Üniversitesi’ne

giden Kurşunoğlu

Einstein’in daveti üzerine evine

gitmiş, orada Einstein’le

aralıksız dört saat görüşmüştür.

O anda Kurşunoğlu 31,

Einstein’da 74 yaşlarındaymış.

Bu görüşmeler esnasında

Prof. Kurşunoğlu yeni teorisini

ortaya attı ve Einstein’in

teorisine karşılık kendi teorisinin

doğruluğunu savundu.

Einstein derin bir düşünceden

sonra: “İkimizden biri

muhtemelen doğru. Senin teorin

benimkinden daha kapsamlı.

Fakat zaman gösterecek.”

Demiş sonra da eklemiş:

” 1905 yılında arkadaşımla

labaratuarda çay içerken

izafiyet teorimi anlattığımda

kimse dediklerime inanmaz,

bana gülerlerdi. Ama sonunda

kim haklı çıktı?

Profesörümüz ‘hayatının en

büyük projesi’ olarak kabul

ettiği teorisini ilim dünyasına

kabul ettirmeye çalışmıştır.

“Einstein dahi ilmi hayatının

yarısından fazlasını bu teoriyle

geçirdi, sonuca varamadan

öldü” diyen Kurşunoğlu

“Genelleştirilmiş İzafiyet

Teorisi’nin kabul göreceği

ümidini taşımış. “Teorimin

kazanacağından şüphem yok.

İnşallah ben yaşarken olur bu

iş” demiştir.

1950’li yıllarda Atom Enerjisi

alanında çalışmalarını Türkiye’de

sürdürdü ve Türkiye

Atom Enerjisi Kurumu’nun

Kurucu üyesi oldu. Prof. Dr.

Behram KURŞUNOĞLU

aynı zamanda Genel Kurmay

Başkanlığına danışmanlık

yapmış, bir dönem Birleşmiş

Milletler Bilim Komisyonunda

çalışmıştır. Kuantum

Fiziği konusunda yaptığı

araştırmalarla özellikle “Genelleştirilmiş

İzafiyet Teorisini”

ortaya atan kişi olarak

bütün dünyaca tanınıyordu.

Genç yaşında dünya fizikçileri

arasında saygın konum

kazanan Prof. Kurşunoğlu,

1965 yılında Miami Üniversitesi’deki

Teorik Araştırmalar

Merkezi’nin kurulmasında

rol almış, 1992’de kapanmasına

kadar bu merkezde

bulunmuştur. Daha sonra

araştırma kuruluşu Global

Foundation’ın direktörü olmuştur.

15


KUANTUM BİLGİSAYARLARI

Bilgi çağında yaşıyoruz.

Haliyle çağımızın en büyük

gereksinimlerinden

biri de doğru bilgiye olabildiğince

hızlı ulaşmak. Bizim bu

ihtiyacımızı karşılayan, bunun

yanı sıra daha birçok şekilde

hayatımızı kolaylaştıran

ve hatta boş zamanlarımızda

bile bizi kendine kenetleyen

bilgisayarlarımız günlük

hayatımızın vazgeçilmez bir

parçası. Çok uzak değil, günümüzden

yarım asır önce

odalara sığmayan bilgisayarlar

artık cebimize dahi

sığacak büyüklükte. Öyleyse

bundan yarım asır sonra

bilgisayarlar neye benzeyecek?

Ne kadar geleceği tahmin

etmek imkansız olsa da

kuantum bilgisayarlar önümüzdeki

20 yıl içerisinde

evimizi ve ofisimizi işgal edecek

gibi görünüyor.

Kısaca şu anda kullandığımız

bilgisayarların çalışma prensibine

bir değinelim. Bilgisayarlar

0 ve 1 birlerden oluşmuş

kodlar sayesinde bilgiyi

kaydeden makinelerdir. Bu

kodu oluşturan 0 veya 1 olabilen

her bir birime bit denir.

Yani üç bitlik bir bilgisayarda

sekiz farklı işlem yapılabilir

(000, 001, 011, 010, 100, 101,

110, 111). Bilgisayarda işlemleri

yapan ise çekirdektir. Bir

çekirdekli bir bilgisayar aynı

anda bir işlem yapabilirken

iki çekirdekli bir bilgisayar iki

işlem yapar. Çekirdeğin

işlem yapma hızı da ghz ile

ifade edilir (3,0Ghz hızında

bir bilgisayarın her bir çekirdeği

saniyede 3 milyon

işlem yapar.) Peki, bu kuantum

bilgisayar neyin nesidir?

Normal bilgisayarlardan

farkı nedir?

Kuantum bilgisayarlar nanoteknoloji,

süper iletkenler ve

kuantum elektroniğinin

yardımıyla normal bilgisayarlardan

farklı bir kodlama

ve bilgi depolama sistemi

kullanan gelişmiş bilgisayarlardır.

Kuantum bilgisayarlar

bitler yerine kubitler kullanır.

Kubitler bilgileri 0,1 veya

bunların süperpozisyonu

şeklinde depolarlar. Daha

anlaşılır bir dil kullanırsak

kubitler hem 0, hem 1, hem

de aynı anda 0 ve1 olabilirler.

Bu da klasik bilgisayarlarla

kıyaslandıklarında her kubit

ile katlanarak artan devasa

bir olasılık farkı yaratır. Bu

olasılık farkı da kuantum bilgisayara

inanılmaz bir bilgi

depolama özelliği ve işlem

hızı verir.

16


Devrim niteliğinde olan

kuantum bilgisayarların da

kusurları var tabi. Kubitlerin

elektronlarlar olması bir kuantum

bilgisayarın yapılmasını

çok zorlaştırıyor.

Bu kadar küçük boyutlarda

bir sistem çok hassas oluyor,

dışarıdan gelen en küçük

bir etkide çökme noktasına

geliyor. İşte bu yüzden birkuantum

bilgisayar radyasyondan

ve manyetik alanlardan

soyutlanarak, vakumlanmış

bir alanda ancak 0 kelvine

çok yakın bir sıcaklıkta çalışabiliyor.

Hal böyle olunca bir

kuantum bilgisayarı üretmek

için son teknolojinin bile yıllarca

gece gündüz çalışması

gerekiyor. Zahmetli sürecin

sonunda çıkan bilgisayar ise

bir odaya zar zor sığan, fiyatı

ise on milyon dolardan aşağı

gelmeyen bir kuantum bilgisayar.

Fiyattan söz açılmışken

kuantum bilgisayar daha

tamamlanıp satış aşamasına

dahi gelemedi. Şu anda kuantum

bilgisayar projesi laboratuvarlardaki

birkaç prototip

ve ne zaman geleceği belli

olmayan bir avuç siparişten

ibaret. Kuan tum bilgisayar

üretme konusunda

çok iddialı olan D-Wave firması

bir kuantum bilgisayar

üretmeye çok yaklaşmış olsa

da bunu bir iki yıl içerisinde

ancak hayata geçirebilecek

gibi görünüyor. Günümüz süper

bilgisayarlarıyla günlerce

süren bir işlemi 270 milisaniyede

çözebilen bu teknoloji harikalarının

ilk müşterileri Google

gibi arama motorları ve

teknoloji devleri olacak. Hatta

Google 10 yıl içerisinde bir

futbol sahası büyüklüğündeki

ana bilgisayarının yerine kuantum

bilgisayarları kullanmayı,

böylece arama motorlarında

bir devrim yapmayı

bile düşünüyor. Bunların yanı

sıra kuantum bilgisayarların

yardımıyla kendi kodunu

kendi yazan yapay zekalardan

tutun insanlardan daha

çevik asimolar üretmeyi hayal

eden çılgın bilim insanları

da yok değil. Unutmamak

lazım ki teknoloji bir mucize

olabileceği kadar bir yıkım

aracına da dönüştürülebilir.

Bu sadece teknolojiyi elinde

tutanın

ve dece teknolojiyi elinde tutanın

vereceği bir karardır. Şu

anda kuantum bilgisayarları

geliştiren bilim insanlarına

göre kuantum bilgisayar

dünya üzerindeki her şifreyi

saniyeler içerisinde kırabilir.

Her devletin sırlarına kolayca

erişebilir. Kuantum bilgisayarın

böyle bir güce sahip

olması, kuantum bilgisayar

projesinin çok eleştiri toplamasına

sebep oluyor ama

görünen o ki bu eleştiriler

araştırmaların hızını hiç kesmiyor.

Biz de geleceğin bize

sunacaklarını sabırsızlıkla

beklemeye devam ediyoruz.

17


İnternetin Gelecekteki Tarihi

İnternet ortaya çıktığından

beri işleri kolaylaştırması

bir yana insan hayatında

önemli değişikliklere yol açtı.

Teknolojinin ilerlemesinde,

bilgi depolama ve aktarmada,

iletişimde ve daha birçok

farklı alanda sağladığı faydalar

yadsınamaz. İnternet, kullanıldığı

alanları geliştirirken

kendi de gelişen ve değişen

bir kavram. Bu yazıda, 1964

ve 2096 yılları arasında internetin

geçirdiği ve geçireceği

öngörülen değişikler kronolojik

olarak aktarılmaktadır.

1964 : Ortam oldukça gürültülü.

KOrtam oldukça gürültülü.

Klavyeye vuran parmakların

sesi bir yana yazıcılar da

dahil olmak üzere tüm makineler

cızırdayıp takırdayarak

çalışıyor. Bulunduğunuz

yerden ileri teknoloji bir arı

kovanında bulunduğunuzu

düşünebilirsiniz. İnsanlar

yazıcılardan çıkarttıkları destelerce

kağıdı oradan oraya

taşıyorlar. Arada bir de garip

18

aletlerin üzerindeki düğmelere

basıyorlar. Tüm bu süreçte

kullanılan bilgisayarlar neredeyse

dolap büyüklüğünde.

1984 : Apple bilgisayarlarını

piyasaya sürüyor ve bunu büyük

reklam kampanyalarıyla

tanıtıyor. Özellikle endüstrinin

IBM’in tekelinde tutulmasıyla

dalga geçerek, George

Orwell’in romanındaki

diktatörü IBM’e benzeten ve

insanlığı böylesine korkunç

ve tekdüze bir distopyadan

Apple’ın kurtardığını anlatan

reklam oldukça dikkat çekici.

Böylece Apple’ın CEO’su

Steve Jobs, insanların bilgisayar

teknolojisi nedeniyle

basitleşen (ama sıradanlaşan)

ve mekanikleşen hayatlara

mahkum olmayacakları bir

seçenek sunuyor. Teknolojinin

getirdiği eğlenceli, rahat,

samimi ve sıradanlıktan uzak

bir yenilik olarak Macintosh’u

sunuyor.

Alışılagelmiş diğer bilgisayarların

aksine, Macintosh’u kullanabilmek

için herhangi bir

yazılım ya da bilgisayar diline

hakim olmanız gerekmiyor

da. Hatta kullanımı kolaylaştırmak

için masaüstündeki

simgelerde dolaşmak, onları

açmak ve ekranı daha etkili

kullanabilmek için elle

kullanılabilen elektronik bir

kutu geliştirildi. Buna da fare

deniyor! Fareyi oynatarak

ekrandaki göstergeyi de aynı

yönde hareket ettirebiliyordunuz

ve pencere (windows)

denen dijital çalışma sayfaları

arasında gezinmek (ve üzerinde

çalışmak) için fare üzerindeki

tuşa basmanız yeterli.

Bu cihazın keşfiyle bilgisayar

kullanıcısı için programlar

arasında gezinmek, metin

dosyalarını düzeltmek gibi

işler bir hayli kolaylaştı.

1996 : Arama motorları yeni

yeni popülerleşiyor. Bu yeni

icat o kadar kullanışlı ki

anahtar kelimeleri ni girdiğinizde

önünüze ilgili tüm sonuçları

getiriyor. Bazı sayfalar


yapım aşamasında bazıları

tamamlanmış. Firmalar kendi

sayfalarını oluşturuyorlar,

ürünlerini tanıtıyorlar. Hatta

artık internetten ürün satışı

da mümkün olduğu için

alışveriş hiç olmadığı kadar

kolay. Bu arada hızlanan ve

değişen hayatlarımızda tatmin

olmak zorlaşıyor. Akşam

yemeğinde patates kızartmasıyla

kendinizi şişirdikten

sonra bile hala aç hissediyorsunuz.

2018 : Artık sadece bir gözlük

takarak orada olmayan

şeyler görebilmek mümkün!

Bunun için herhangi bir

kimyasal kullanmanız gerekmiyor,

basit bir teknoloji

ürünü olan kameralı gözlüğü

takmanız yeter. Aynı zamanda

sürekli olarak veri kaydı

yapan bu gözlük insanlara

daha detaylı ve gerçekçi bir

deneyim yaşatmak için bu

verileri kullanıyor. Gerçeklik

ve simülasyon birbirinin

içine geçmiş durumda.

2022 : İnsanların bilgisayarlarla

birebir iletişime girdiği,

konuştuğu bir dönem. O

kadar ki bilgisayarlar artık

insanların kişisel asistanı

haline gelmişler. Haberleri

kullanıcının ilgilerine göre

aktarıyorlar, sosyal ortamındaki

gelişmeleri takip

ediyorlar. Bunları yaparken

de yine kullanıcının ilgisine

ve beğenisine hitap edebilecek

ürünlerin tanıtımını da

yapıyorlar. Hatta kullanıcının

onayı üzerine ürün anında

satın alınabiliyor.

2026 : Makinelerin birbiriyle

iletişime geçmesiyle dünya

yeniden hızlı bir değişim sürecine

giriyor. Piyasaya yeni

iş kolları ve şirketler katılıyor.

Bu yeni milyon dolarlık

yatırımlar yapılan şirketlerin

binaları da oldukça fütüristik

ve sürrealist. Girişten itibaren

yeni bir dünyaya adım atıyor

hissi uyandıran mekanda

beyaz üniformalarıyla robotlar

gelenleri karşılıyorlar ve

kimlik kontrolünü kişilerin

üzerinde taşıdıkları cihazlar

aracılığıyla yapıyorlar.

2030 : Bilgi ve mülk aktarımının

kazandığı hız kimlik

hırsızlığını da çok olası kılıyor.

Bu nedenle biyometrik

bilgiler aktif olarak kullanılmaya

başlandı. Akıllı telefonlar

parmak izlerini alabiliyor,

irislerimizi tarayabiliyor. Ne

var ki bu teknolojilerin bu

kadar yaygın kullanımı insanların

bu “ağdan” kopmasını

zorlaştırıyor. Cüzdanlar

artık kullanılmıyor, kişisel

çipler kolların içine gömülüyor.

Artık herkes herkesi

biliyor. Kapılar kendiliğinden

açılıyor ve marketleri hatta

ülkeleri terketmek için bile

sıra beklemeye gerek kalmıyor.

Odaya girer girmez

ışıklar, müzik, oda sıcaklığı

kişinin tercihlerine göre kendiliğinden

ayarlanıyor. Sanal

gözlükler geceye ayarlanmış

olsa bile yataklar kullanıcılarını

toplantıya yetişmeleri

için gerekli saatte uyandırıyor.

Öte yandan devlet her şeyi

gören, bilen ve her yerde

olan, adım adım herkesi takip

edebilen bir varlık haline

geldiği için insanların mutluluğu

yaşadıkları devlete

oldukça bağlı durumda.

2035 :Evcil hayvan besleyenlerin

sayısı gittikçe azalıyor,

çünkü onların yerini çok

daha üstün özellikleriyle

rahatça doldurabilen yaratıklar

var. Bu kişisel “iblisler”

nereye giderse gitsin sahibini

takip ediyor ve onun isteklerini

herkesten hatta kendinden

bile daha iyi anlıyor. Tüm

varlığını sahibine adayan bu

yaratıklar hayatı kolaylaştırmak

için varlar. O hem akıllı

19


hem hep yanınızda, onunla

ister tartışırsınız ister ondan

mentorluk hizmeti alırsınız.

Hepsi bir arada!

Bu yaratık bir kuantum bilgisayarı

tarafından ileri derecede

sofistike bir program

ile yönetiliyor. Özellikle bu

amaç için üretilmiştir. Kuantum

mekaniğinin birebir

uygulaması olarak görülen

(neredeyse) doğaüstü olarak

nitelendirilen bu program,

sadece bir program olarak

değerlendirilimek için fazla

akıllı. Hatta bu ileri seviyedeki

zekası birçok insanı rahatsız

edecek boyutta…

2038 : Eğer Menkul Kıymetler

Borsasına yeni biri katılırsa

karşılaşacağı şey sıkıcı bir

boşluk olacak. Menkul değerler

çılgınca yükseliyor olsa da

artık borsacılara ve bankacılara

ihtiyaç yok.

Dünyadaki en büyük kumarhane

artık tamamen intertnet

ortamına taşındı. Bu taşınma

sanayi devriminden beri

görülen en büyük ekonomik

parçalanmaya sebebiyet verebilir.

20

2055 : Karaiplerde bir sahil.

Yükselen dalgalar parlak

köpüklere dönüyor. Hindistan

cevizi palmiyeleri altında

ayaklarınız bu köpüklü sulara

değiyor. Kuşlar cıvıldıyor.

Karşıdan yükselen güneşin

ışıkları denize vuruyor…

Banliyöde bir ufak bir mahalle.

İtfaiye yanan evi köpükle

söndürmeye çalışıyor. Ayaklarınız

kapanmış spor tesisinden

geriye kalan malzemelerin

yer yer kuma dönmüş

parçalarına takılıyor. Evlerden

birinden çocuk çığlıkları

duyuluyor. Alevler kırık bir

duvar resminden parlayarak

etrafı aydınlatıyor…

Aynı yerde aynı şekilde yürüyerek

bu iki farklı deneyimi

de Değiştirilmiş Gerçeklik

sayesinde yaşayabilirsiniz.

2069 : Robert Meyer dünyadaki

en tehlikeli yerlerde

çalışıyor. Başınıza gelen ne

olursa olsun Meyer yardımınıza

koşmak için orada

olur. Sel, deprem, bomba

saldırısı… Meyer her zaman

kurbanların yanında! İnsanüstü

güçleriyle ve azmiyle

tahribatın içinden yaralıları

ve ihtiyacı olanları kurtarmak

onun görevi. O korkusuz,

inanılmaz derecede güçlü

bir kahraman ve evet, onun

belden aşağısı felçli. Robert

Meyer, Avrupa İç İşleri Bakanlığında

“zihniyle çalışan”

insanlardan biri. Bonn’da

bulunan Acil Durum Teknik

Servisinde acil durum robotlarından

birini kontrol ediyor

ve çalıştırıyor. Bunu sadece

beynindeki düşüncelerin

oluşturduğu küçük elektrik

akımlarıyla başarıyor.

2096 : Gaia 2.0 sonunda

posthümanistlerin uzun

zamandır hayalini kurdukları

şeyi gerçekleştiriyor. Projeyi

geliştirenler artık zihin yüklemesi

yapabildiklerini açıklıyorlar.

Yani insan beyninde

bulunan bilgiyi simülasyonlarına

aktarabliyorlar; tüm

duygular ve anılar da dahil

olmak üzere. Sonuçta ulaşılan

karakter biyolojik vücudun

boyun eğmek zorunda kaldığı

kısıtlamalardan bağımsız

olacak. Dolayısıyla ölümsüz

ve bilgiyi “geleneksel” olarak

tanımladığımız insandan

katlarca hızlı olarak işleyebilecek

kabiliyette olacak. İnsan

ve makinenin birleşiminden

meydana gelen süper akıllı

bir yaratık ortaya çıkıyor.

Yeni bir tür…

kaynak : motherboard.vice.com


Plazma, kimya ve fizikte

“iyonize olmuş gaz” anlamına

gelmektedir. İyonize

gaz için kullanılan plazma

kelimesi 1920’li yıllardan beri

fizik literatüründe yer etmeye

başlamıştır. Kendine özgü

niteliklere sahip olduğundan,

plazma hali maddenin katı,

sıvı ve gaz halinden ayrı olarak

incelenir. Katı bir cisimde

cismi oluşturan moleküllerin

hareketi çok azdır, moleküllerin

ortalama kinetik enerjisi

herhangi bir yöntemle (örneğin

ısıtarak) arttırıldığında

cisim ilk önce sıvıya sonra da

gaza dönüşür, ki gaz fazında

elektronlar gayet hızlı hareket

ederler. Eğer gaz halinden

sonra da ısı verilmeye devam

edilirse iyonlaşma başlayabilir,

bir elektron çekirdek çekiminden

kurtulur ve serbest

bir elektron uzayı meydana

getirerek maddeye yeni bir

form kazandırır. Atomun bir

elektronu eksik olacak ve net

bir pozitif yüke sahip olacaktır.

Yeterince ısıtılmış gaz

içinde iyonlaşma defalarca

tekrarlanır ve serbest elektron

ve iyon bulutları oluşmaya

başlar.

PLAZMA

Fakat bazı atomlar nötr kalmaya

devam eder. Oluşan bu

iyon, elektron ve nötr atom

karışımı, plazma olarak adlandırılır.

İyonize olma durumu, en az

bir elektronun atom ya da

molekülden ayrıldığı anlamına

gelir. Serbest elektrik yükü

sayesinde plazma yüksek bir

elektrik iletkenliğine kavuşur

ve elektromanyetik alanlardan

kolaylıkla etkilenir.

Atmosferin üstünde, manyetosferde,

özellikle kutuplara

yakın bölgelerde görülen

auroralar, güneş rüzgarlarından

kaynaklanan yüklü

parçacıklarla çarpışan oksijen

atomlarının iyonize olması ile

oluşurlar ve enfes görüntüler

verirler.

Plazmanın Özellikleri

* Plazma dış ortama karşı

elektriksel olarak nötrdür.

Yani plazma içerisindeki

pozitif yüklerin (iyonların

yükleri) sayısı, negatif yüklerin

(elektronlar) sayısına

eşittir.

* Plazma içerisindeki ayrışma,

iyonizasyon ve bu

olayların tersi olan yeniden

yapılanma olayları sürekli

meydana gelir. Adı geçen

bu olaylar kendi aralarında

plazma içerisinde bir dinamik

denge halinde bulunurlar.

* Plazma iyi bir elektrik ve

ısı iletkenidir. Plazma içerisindeki

parçacıklar bir enerji

taşıyıcısıdırlar. Dolayısıyla

elektrik ve ısı enerjisini de

iletirler (taşınırlar). Plazma

içerisindeki hızlarının yüksek

oluşu nedeniyle özellikle

elektronlar elektrik ve ısı

iletiminde esas rolü oynarlar.

kaynak : www.msxlabs.org

21


Hayatta, ana malzemesi

günlük yaşantımızda

kullandığımız ve çok

kolay bulunabilen bir

malzemeden yapılabilen

bir madde düşünebilir

misiniz?

Ayrıca bu maddenin günümüzde

ve hatta geleceğimizde

en çok istenilen ve en çok

kullanılacak olduğunu bir

düşünebilir misiniz?

Evet, bu madde Nobel Fizik

Ödülü kazanmış bir bilimsel

araştırmadan ortaya çıkmış

ve 21. Yüzyılın mucize maddesi

olan Grafen. Peki bu

malzemeyi bu kadar mucizevi

yapan ne mi?

22

GRAFEN

Grafen karbon atomlarının bal

peteği şeklinde dizilmiş olan ve

doğada tek bir atom kalınlığına

sahip iki boyutlu halde bulunan,

mekanik, elektrik, termal ve optik

özellikleri taşıyan bir malzemedir.

İnsanları en çok şok eden kısmı

asıl grafenin günlük hayatımızda

kullandığı basit bir kurşun

kalem ucundan ibaret olmasıdır.

Grafit yani kurşun kalemimizin

ucu, grafen tabakalarının üst üste

binmesinden oluşmaktadır. Evet,

günlük yaşantımızda kullandığımız

kurşun kalemde bulunan

grafen kim bilir gelecekte elektrik

ve elektronik sanayisinde ayrıca

bilim dünyasında en öne çıkan

isim olacaktır. Grafen karbon

atomlarından oluşan bir maddedir.

Karbon atomların bir özelliği

iki boyutlu altıgen bir dizgininin

olmasıdır. Bu özelliğiyle beraber

grafen doğadaki tek iki boyutlu

maddeyi de oluşturmakta, böylece

eşsiz ve benzersiz özellikler de

kazandırmaktadır

Grafenin olağanüstü özelliklerinden

bir tanesi dijital teknolojide ve

elektronik sanayide çok gelişmiş

olmasıdır. Çünkü grafendeki bir

atom kalınlığında karbon tabakalarında

elektronlar özgürce ve

sanki kütleleri yokmuşçasına seri

bir şekilde hareket edebiliyorlar.

Böylece dijital teknolojide en yeni

madde olarak görünüyor. Eskiden

dijital teknolojide muhteşem ve

olağanüstü olarak görülen silikon

silisyum artık grafen sayesinde

bir arka bölümde görülmektedir.

Silikon silisyum ve grafen karşılaştırıldığında

elektronlar silikon

silisyumda 100 kat daha yavaş

hareket ettikleri görülmektedir.


İLGİNÇ BİLGİLER

HAİN HUNI

Fark ettiyseniz huni kullanarak bir şeyi doldururken zaman zaman su şişeye boşalmaz ve huninin tepesine

kadar yükselir. Bu durumda huniyi biraz yukarı kaldırmak gerekebilir. Neden böyle yaptığımızı biliyor musunuz?

Huniye boşaltılan su şişeye girdikçe şişenin içinde kaçacak yeri olmayan havayı sıkıştırmaya başlar. Şişenin

içindeki hava basıncı huninin içindeki suyun akışını durdurur. Bu durumda huniyi biraz yukarı kaldırıp sıkışan

havanın çıkmasına izin vermek gerekir. Böylece sıvı tekrar akmaya başlayacaktır.

SUDAKI TAS

Terazinin bir kefesine bir bardak su ve bir tas koyun. Diğerine ise karşı kefeyi dengeleyecek şekilde ağırlık

koyun. Sonra bardaktaki suyun içine atin. Sizce denge bozulur mu?

Denge bozulmaz. Taş suyun içinde dışarıda olduğundan daha hafif olacaktır. Çünkü su taşa yukarı doğru bir

itme kuvveti uygular. Ayrıca taş kendi hacmi kadar suyu taşıracaktır. Bu durumda su bardağın dibine fazladan

biraz daha kuvvet uygulayacaktır ki bu da tam olarak taşın kaybettiği ağırlık kadar olacaktır.

FOTOĞRAF NASIL ÇEKİLİR

Fotoğraf makinemize koyduğumuz filmler ışıktan etkilenir çekmek için düğmeye basınca objektifin içinden

küçük bir pencere açılıp kapanır. Böylece; ışıkla birlikte çevrenin görüntüsü de filmin üzerine düşmüş olur.

Işık ve gölgenin şiddetine göre filmin üzerine düşmüş olur. Işık ve gölgenin şiddetine göre filmin üzerinde lekeler

oluşur. Makineden çıkarılan film banyo edilince bu lekeler daha da belirginleşir. Negatif olan bu görüntü

önce pozitif hale getirilir sonra da fotoğraf kağıdı üzerine düşürülür.

SU NEDEN SES ÇIKARIR?

Bir ırmağın ya da bir bardaktan diğer bardağa boşalttığımız suyun sesini dinlediniz mi hiç? Su sesinin dinlendirici

bir etkisi vardır üstelik. Bu hoş sesi hareket eden suyun içindeki hava kabarcıkları çıkarır. Tıpkı bir zilin

sallanan tokmağı gibidir bu kabarcıklar. Sıkışıp sonra boşaltırlar havalarını. Bu hava kabarcıklarını bir bardaktan

diğer bardağa boşalttığınız suyun içinde rahatlıkla görebilirsiniz.

SESİN HIZI NEDİR?

Sesin havada bir saniyedeki hızı 344 metre bir dakikadaki hızı 20.400 metre bir saatteki hızı 1.224 km’dir. Katı

cisimler üzerinde ses hızı daha fazladır. Suda ses bir saniyede 1.461 metre ağaç üzerinde 2786 metre demirde

5127 metre taşta ise 6000 metre hıza ulaşır. Sesten daha hızlı uçan uçakların sesini biz patlamalar şeklinde

duyarız.

GÖK NEDEN GÜRLER?

Şimşek çakması sonucunda ortaya çıkan sıcaklık havayı ısıtır ve genişletir. Bu genleşme sonucunda birbirinden

hızla uzaklaşan hava molekülleri gök gürültüsü dediğimiz o korkunç sesi çıkarırlar.

23


ZEKA SORULARI

* Işık 300.000 km/sn hızla yayıldığına göre karanlık hangi hızla çökmektedir?

* Işık hızında giden bir arabada oturduğumuzu varsayarsak, farları (ışıkları) yakınca

ne olur?

* Dünya döndüğü halde neden bir helikopter havada sabit durduğunda aynı yerde

olur?

* Çelik sudan daha yoğundur. Bu gerçeğe rağmen çelik gemiler suda nasıl yüzer ?

* Oda sıcaklığında bulunan civalı bir termometre hızlıca çok sıcak bir suya daldırılırsa

civa seviyesi yükselmeden önce kısa bir süre alçalır. niçin ?

* Bir kişi bottan rıhtıma atlamaktadır. malesef botunu rıhtıma bağlamayı unutmuştur.

adam botundan rıhtıma doğru atlatınca bot rıhtımdan uzaklaşır. bu

durumu açıklayınız.

* Bir virajı dönen arabanın teğetsel ivmeye sahip olupda merkezcil ivmeye sahip

olmaması mümkünmüdür ?

* sürtünme kuvveti bir cismin kinetik enerjisini arttırabilir mi ?

24


KARİKATÜRLER

25


26


27


28


29


ekim 2018

sayı : 1

- Esra DURAR

- Göktuğ UZUN

- Ayşegül GÜNGÖR

- Ayşegül GÜNGÖR

- Göktuğ UZUN

- Esra DURAR

- Göktuğ UZUN

Editörler

İçerik

Tasarım

30

Similar magazines