01.11.2018 Views

Walt Whitman - Çimen Yaprakları

Whitman, Çimen Yaprakları

Whitman, Çimen Yaprakları

SHOW MORE
SHOW LESS

Create successful ePaper yourself

Turn your PDF publications into a flip-book with our unique Google optimized e-Paper software.

Walt Whitman

ÇİMEN YAPRAKLARI

Seçme Şiirler

Çeviren: Aytek Sever


WALT WHITMAN

Walt Whitman (1819-1892). Amerikalı şair, yazar. Emily Dickinson’la beraber

Amerikan şiirinin kurucusu olarak kabul edilir. Fakir bir ailenin çocuğu olarak

dünyaya geldi; genç yaşta çalışma hayatına atılarak çeşitli mesleklere girip çıktı;

kendi kendini yetiştirdi. 1855 yılında kendi olanaklarıyla yayımladığı Çimen

Yaprakları (Leaves of Grass) ile birdenbire Amerikan şiirinin en büyük sözcüsü oldu.

Ölümüne dek tüm şiirlerini aynı kitabın şemsiyesi altında topladı. Dört yüze yakın

şiirden oluşan yapıt, Amerikan edebiyat kanonunun zirvesinde yer alır. Yapıtın

merkezini oluşturan “Benliğimin Şarkısı” (Song of Myself) birçoklarına göre

Amerikan edebiyatının baş şiiridir. Romanları, öyküleri, denemeleri ve politik

yazıları da olan Whitman’ın daha evvel Türkçe’ye, “Ben, Jack Engle” (Life and

Adventures of Jack Engle) adlı bir romanı çevrilmiş, Memet Fuat tarafından

hazırlanan bir şiir seçkisi yayımlanmıştı. Whitman’ın aynı adlı yapıtından gene bir

seçki niteliği taşıyan Çimen Yaprakları, yapıtın ilk baskısının “Önsöz”ünün yanı sıra

altmış beş seçme şiirden oluşuyor ve yakında Türkçe’de tam metin halinde ilk kez

boy gösterecek olan Benliğimin Şarkısı ile beraber İşaret Ateşi’nin “Walt Whitman

Seçme Şiirler” toplamını oluşturuyor.

AYTEK SEVER

Şair, çevirmen. 1981 yılında Bursa’da doğdu. Üniversite ve yüksek lisans öğrenimini

Boğaziçi Üniversitesi ve ODTÜ’de tamamladı. E-kitap halinde yayımlayacağı, çeşitli

alt kitaplardan oluşan Hiperbor, Siòn, Moto Perpetuo, Anka adlı şiir toplamlarının yanı

sıra, yayımlanmış veya e-kitap halinde yayımlanacak olan Emerson (Yaşamın

İdaresi), Thoreau (Doğa ve Yürüyüş Üzerine Seçme Denemeler), Whitman (Ben, Jack

Engle; Çimen Yaprakları; Benliğimin Şarkısı), Kandinsky (Sesler), Tagore (Firari;

Gitanjali; Meyve Hasadı), D.H. Lawrence (İnsanlar ve Öteki Yaratıklar) çevirileri vardır.


Walt Whitman

ÇİMEN YAPRAKLARI

Seçme Şiirler

Çeviren: Aytek Sever


Çimen Yaprakları

Walt Whitman

Leaves of Grass’tan

Seçme Şiirler

Çeviren ve Yayına Hazırlayan:

Aytek Sever

Kapak Resmi:

Walt Whitman

B. F. Kenny, 1881

1. Baskı:

© İşaret Ateşi, Kasım 2018

E-kitap olarak www.isaretatesi.com sitesinde yayımlanmıştır. Her

hakkı saklıdır. Eserin tamamı veya bölümleri hiçbir yolla

basılamaz, kopyalanamaz, eser sahibinin izni olmadan başka bir

mecra veya internet sitesi üzerinden yayımlanamaz. Alıntılar için

lütfen kaynak gösteriniz.

www.isaretatesi.com

isaretatesi@gmail.com


İÇİNDEKİLER

Sunuş ………………………………………………………………….. 12

Önsöz (1855) ………………………………………………………….. 21

Çimen Yaprakları

Yazıtlar (Inscriptions)

Denizdeki Kamaralı Gemilerde (In Cabin’d Ships at Sea) …………. 58

Tarihçiye (To a Historian) …………………………………………….. 60

Ey Kadim Gaye (To Thee Old Cause) ………………………………... 61

Kitap Okurken (When I Read the Book) ……………………………... 63

Öğrenimime Başlarken (Beginning My Studies) …………………… 64

Yeniyi Başlatanlar (Beginners) ………………………………………. 65

Ben Geniş Yürekli (Me Imperturbe) …………………………………. 66

Şarkı Söyleyen Amerika’yı Duyuyorum (I Hear America Singing).. 67

Âdem’in Çocukları (Children of Adam)

Cennet Bahçesine Yükseliyor Dünya (To the Garden the World) …. 69

Delilik ve Neşe Saati (One Hour to Madness and Joy) ……………… 70

Çağlar Boyu Aralıklarla Geri Dönerek

(Ages and Ages Returning at Intervals) ………………………... 72

Nicedir Kandırılmıştık (We Two, How Long We Were Fool’d) …….. 73


Aşkla Kıvranan Erkeğim Ben (I am He that Aches with Love) …….. 75

California Kıyılarında (Facing West from California’s Shores) …….. 76

Sabah Erkenden Âdem Gibi (As Adam Early in the Morning) ……. 77

Calamus

Görünüşlerin Korkunç Şüphesi

(Of the Terrible Doubt of Appearances) ………………………… 78

Sen Misin Bana Cezbolan?

(Are You the New Person Drawn Toward Me?) ……………….. 80

Bunlar Köktür, Yapraktır (Roots and Leaves Themselves Alone) …... 81

Çayırda Otların Arasından Geçerken

(The Prairie-Grass Dividing) ………………………………….... 82

Deniz Akıntısı (Sea-Drift)

Fırkateyn Kuşuna (To the Man-of-War Bird) ……………………….. 83

Güvertede Dümenin Başında (Aboard, at a Ship’s Helm) …………. 85

Suyun Altındaki Dünya (To the World Below the Brine) …………... 86

Sahilde Gece Bir Başıma (On the Beach at Night Alone) ………….... 88

Geminin Ardından (After the Sea-Ship) …………………………….. 90

Yolun Kenarında (By the Roadside)

Tohumlar (Germs) ……………………………………………………. 91

Bilgin Astronomu Dinlediğimde

(When I Heard the Learn’d Astronomer) ……………………….. 92

Başkana (To a President) …………………………………………….... 93

Oynaşan Kartallar (The Dalliance of the Eagles) …………………….. 94

Düşüncelerde Gezinirken (Roaming in Thought) …………………... 95


Çocuğun Şaşkınlığı (A Child’s Amaze) ……………………………... 96

Koşucu (The Runner) ………………………………………………… 97

Peçeli (Visor’d) ………………………………………………………... 98

Mekân ve Zaman (Locations and Times) ……………………………. 99

Trampet Sesleri (Drum-Taps)

Gemiler Şehri (City of Ships) ……………………………………….... 100

Güz Dereleri (Autumn Rivulets)

Dile Geliş (Vocalism) ………………………………………………… 102

Tekerden Çıkan Kıvılcımlar (Sparkles from the Wheel) …………… 105

Kat Kat Kıvrımlardan Açılarak (Unfolded out of the Folds) ………. 107

Kozmos (Kosmos) ……………………………………………………. 109

İsteyen İstediğini Övsün (Others May Praise What They Like) …… 111

Kıstaslar (Tests) …………………………………………………….... 112

Kutsal Ölümün Fısıltıları (Whispers of Heavenly Death)

Cesaretin Var Mı Ey Ruhum (Darest Thou Now O Soul) …………. 113

Kutsal Ölümün Fısıltıları (Whispers of Heavenly Death) ………….. 115

Etrafımı Saran Müzik (That Music Always Round Me) …………… 116

Sessiz, Sabırlı Bir Örümcek (A Noiseless Patient Spider) ………….. 117

Gün Ortasından Yıldızlı Geceye (From Noon to Starry Night)

Kışın Bir Lokomotife (To a Locomotive in Winter) …………………. 118

Hakikattir Her Şey (All is Truth) …………………………………… 120

Düşünceler (Thoughts [of Public Opinion]) …………………………. 122

Örgünü Ör Azimli Yaşamım (Weave In, My Hardy Life) …………. 124

Berrak Bir Geceyarısı (A Clear Midnight) ………………………….. 125


Veda Şarkıları (Songs of Parting)

Vakit Yaklaşırken (As the Time Draws Nigh) ………………………. 126

Yetmiş Yaşın Kıyısında (Sands at Seventy)

Günün Parlak Işığından Sonra (After the Dazzle of Day) …………. 127

Ey Durmadan Kabaran Dalgalar

(Fancies at Navesink: You Tides with Ceaseless Swell) ………... 128

Süreklilik (Continuities) …………………………………………….... 129

Yonnondio (Yonnondio) ……………………………………………... 130

Yaşam (Life) …………………………………………………………... 132

Çayırda Günbatımı (A Prairie Sunset) ……………………………... 133

Elveda Düşlem (Good-Bye My Fancy)

Pek Çok Zaman Sonra (Long, Long Hence) ………………………… 134

Günbatımı Esintisine (To the Sun-set Breeze) ………………………. 135

Kış Mevsiminin Sesleri (Sounds of the Winter) …………………….. 137

Yetkin Şair Geldiğinde (When the Full-Grown Poet Came) ………... 138

Acem Kıssası (A Persian Lesson) ……………………………………. 139

Alelâde (The Commonplace) …………………………………………. 141

“Eksiksiz Tanrısal Bir Kapsam Tastamam”

(‘The Rounded Catalogue Divine Complete’) …………………... 142

Görünen Büyüktür (Grand is the Seen) ……………………………... 143

Görünmez Tomurcuklar (Unseen Buds) …………………………… 144


www.isaretatesi.com

11


www.isaretatesi.com

SUNUŞ

Walt Whitman (1819-1892). Amerika Birleşik Devletleri’nin

düşünce ve edebiyatta kendi sesini aradığı bir dönemde ortaya

çıkarak yepyeni bir şiirin sözcüsü oldu. Emily Dickinson’la

beraber Amerikan şiirinin kurucusu sayılır.

Quaker inancına bağlı fakir bir ailenin dokuz çocuğundan

biri olarak Long Island’da dünyaya gelen Whitman, zor bir

çocukluk geçirdi, okulu erken yaşta bırakarak çalışmaya başladı

ve hayatın içinden yetişti. Gençliğinden itibaren inşaat ustalığı,

matbaacılık, öğretmenlik, gazetecilik, veznedarlık gibi çeşitli

mesleklere girip çıktı; Amerikan İç Savaşı sırasında

hastabakıcılık yaptı; her fırsatta bulabildiği her şeyi okumaktan

geri kalmadıysa da, daima halkın arasında, çalışma hayatının

içinde oldu, şiiri bu deneyimlerin etkisi altında şekillendi. En

verimli yıllarını New York’ta, Washington D.C.’de ve New

Jersey’de geçirdi.

Whitman bir otodidakttır. Homeros’u, İncil’i, Dante’yi,

Shakespeare’i iyi bilir, Hegel’i özümsemiştir, ancak düşünsel

anlamda en çok, Amerikan Aşkıncılarından (New England

Transcendentalists), özellikle de Emerson’dan etkilenmiştir; onun

12


www.isaretatesi.com

“Şair” (The Poet) adlı denemesini okuduktan sonra, şairin ne

olduğuna ve Amerika’ya özgü şiirin nasıl olması gerektiğine

dair kafasında bir ışık yanmış, deyim yerindeyse, dilinin

düğümü çözülmüştür. 1855 yılında, pek de adı sanı

duyulmamış biriyken kendi olanaklarıyla bastırdığı Çimen

Yaprakları (Leaves of Grass) ilk başta ağır eleştirilerle ve

müstehcenlik suçlamalarıyla karşılansa da zamanla Amerikan

şiirinin baş köşesine yerleşmiştir. Yapıt, Whitman’ın bir nevi

“divan”ı olmuş, şair yaklaşık kırk yıl boyunca yazdığı tüm

şiirleri Çimen Yaprakları altında toplayarak belli aralıklarla

yayımlamıştır. Gitgide genişleyen ve çeşitli değişikliklerden

geçen kitabın 1892 tarihli “ölüm döşeği” (deathbed) versiyonuna

gelindiğinde, başlangıçta on iki olan şiir sayısı yaklaşık dört

yüze ulaşmıştır. Yenilikçiliği, özgünlüğü ve günümüze dek

yarattığı etki itibarıyla Çimen Yaprakları’nın Amerikan edebiyat

tarihinin en önemli kitabı olduğu ileri sürülebilir.

Whitman’ın bir şair olarak gücü onun sanatlı söyleyişi

veya klasik anlamda teknik becerisinden ileri gelmez. Aksine

Whitman, basit ve akıcı konuşur; alışılmadık bir nefes ritmine

göre bizzat yarattığı serbest ölçüyü (free verse) benimser; biçimle

ilgili sorunları samimi ve berrak bir ifade uğruna daha en

baştan bir kenara bırakmış gibidir; özgün bir dil ustalığıyla,

yürekli bir retorikle seslenir. Tutkularına, dürtülerine ve

sezgilerine her şeyden çok güvenen şair, ülkesine, insanlara ve

doğaya yüzünü döner, yoğun bir duyumla capcanlı bir damar

yakalar ve kendini tüm benliğiyle ateşleyerek varoluşu

coşkuyla ifade eder. Hiçbir rengi ve öğeyi dışarıda

bırakmamaya ant içmiş, hem ruhu hem bedeni, hem kadını

13


www.isaretatesi.com

hem erkeği, hem sıradanı hem kutsalı, hem insanı hem de insan

olmayanı yücelten, “iyinin ve kötünün ötesinden” seslenen bir

şiirdir bu.

Kapsayıcı, kucaklayıcı ve bütünleştirici yaklaşımı

Whitman’ı bir yandan “Amerika’nın şairi” yapar, diğer yandan

“kâinat şairi.” Çimen Yaprakları’nda, “Ben”, hem alelâde insan

kadardır, yani herkes kadardır, hem de kabarıp kendinden

taşar, kozmos kadardır. Tüm varlıkların birliğine inanan, hatta

bunu iliklerine kadar hisseden şair, Amerika’yı bunun sembolü

olarak görür ve demokrasiyi olabilecek en geniş bağlamda

tahayyül eder. Whitman’ın demokrasi anlayışı, ideal bile

olmanın ötesinde, tinseldir, kozmiktir. Şair her an tüm

varlıklarla beraber nefes alıp vermeye çalışır; özelden genele,

genelden özele mekik dokur; evreni ve benliği, sayısız öğenin

hem çatışma hem uyum halinde bir arada bulunduğu dinamik

bir bütün olarak duyar ve yansıtır. Whitman için tinsel, yani

manevi olmayan hiçbir şey yoktur neredeyse; özellikle de,

kapsayıcı olmak adına katalog anlatımı benimsediği şiirlerinde,

şair, karşılaştığı her nesneyi ve fenomeni, doğanın ve toplumun

tüm renklerini ve her kesimden insanı, sevgiyi, savaşı, şehveti,

kahramanlığı, düşkünlüğü, ölümü ve doğumu aynı ortak

ruhun yansımaları olarak görür.

Whitman’ın “Amerika”sı da böyledir, “demokrasi”si de.

Çimen Yaprakları, Amerikan tarzı bağımsız, özgün ve güçlü bir

varoluşu kararlılıkla ortaya koyar, fakat bu Amerika, tüm

insanlığın ruhunu taşır aslında, “halkların halkıdır.”

Amerika’nın öyküsü, insanlığın ortak öyküsüdür, tüm insanlık

14


www.isaretatesi.com

tarihinin bir meyvesidir. Tıpkı bunun gibi, “demokrasi” de,

doğanın ruhudur, evrensel bir prensiptir; eşitliği, özgürlüğü,

çoksesliliği doğrudan doğruya kozmik kaynaklar

buyurmaktadır. Tüm şiir yaşamı boyunca Whitman bu temel

yaklaşımlarından ödün vermemiş, demokrasiyi benzersiz bir

şekilde tinselleştirmiştir. Ve bunu sıradan insanın baş

kahraman olduğu bir epiği yaratarak, en somut, nesnel,

gündelik konular üzerinden yapmış, bu sırada da daima kişisel

yaşam deneyimlerine, bedenin ve benliğin serüvenine dayanan

bir programlılığa bağlı kalmıştır.

* * *

Tam metin halinde Türkçe’ye henüz çevrilmemiş olan

Çimen Yaprakları üzerine bugüne dek yayımlanmış en kapsamlı

seçki, Memet Fuat’ın aynı adla hazırladığı, otuz sekiz şiir ve bir

çevirmen önsözünden oluşan çalışmaydı. Benim hazırladığım

seçki de Memet Fuat’ınkine benzer bir yaklaşımla Çimen

Yaprakları’ndan bir panorama sunmayı amaçladı. Seçkiye,

Whitman’ın 1855 tarihli ilk baskıya koyduğu harikulade

“Önsöz”ünün yanı sıra, öteki seçkiden neredeyse tamamen

farklı altmış beş şiiri dâhil ettim. “Elektrikli Bedenin Şarkısını

Söylüyorum” (I Sing the Body Electric), “Açık Yolun Şarkısı”

(Song of the Open Road), “Uğraşlar Üzerine Bir Şarkı” (A Song for

Occupations), “Paumanok’tan Çıktım Yola” (Starting from

Paumanok) gibi uzun ve çokbölümlü şiirlerden fragmanlar

çevirmeyi tercih etmedim. Hazırladığım Whitman seçkisinin

aslında en önemli kısmını, Çimen Yaprakları’nın köşe taşı ve

Amerikan şiirinin baş şiiri olan Benliğimin Şarkısı (Song of

15


www.isaretatesi.com

Myself) oluşturuyor, fakat tamamını çevirdiğim bu elli iki

bölümlük epiği, gene İşaret Ateşi üzerinden, ayrı bir e-kitap

olarak yayımlayacağım.

Hazırladığım seçkide, 1855 tarihli “Önsöz” hariç tüm

çeviriler için Çimen Yaprakları’nın 1892 tarihli “ölüm döşeği”

versiyonunu temel aldım. Müthiş bir sözcük zenginliğine

karşın sade, anlaşılır bir İngilizce ile yazılmış olup basitmiş gibi

görünen Whitman şiirlerini çevirmek tam da bu nedenlerden

dolayı hayli zordur ve düz bir çeviri mantığıyla yaklaşıldığı

takdirde ortaya şiirsel olmaktan uzak, kaba, yavan ürünler

çıkacaktır. Oysa metinler kendi dillerinde hiç de öyle

değildirler; ve serbest ölçüyle yazılmış da olsalar başka dillere

iç ritim ve ahengi yansıtarak çevrilmeleri gerekmektedir. Şiirleri

hedef dilde yeniden canlandırmak adına bazı üslûp oynamaları

yapmak şarttı; ve Whitman’ın serbest dizesinin kilidini açmaya

uğraşırken pek kısa sürede gördüm ki, aradığım anahtar, bu tür

bir şiirin Türkçe’de nasıl yaratılabileceğini bundan yüz yıl önce

en yetkin şekilde ortaya koymuş büyük şiir dehamız Nâzım

Hikmet’in elinde duruyor. Bana kalırsa, Türkçe’de eli yüzü

düzgün Whitman çevirilerinin, Nâzım’ın üslûbunu

çağrıştırması kaçınılmazdır.

Çimen Yaprakları’ndan yaptığım seçkiye dâhil ettiğim

altmış beş şiir, yapıtın alt kitaplarına göre aralarında şöyle

ayrılıyor: Şairin bildirisi ve okura daveti niteliğindeki

“Yazıtlar” (Inscriptions), 8 şiir; bedenin ve tenselliğin

yüceltildiği “Âdem’in Çocukları” (Children of Adam), 7 şiir;

dostça sevgiyi, yoldaşlığı ve hemcinsler arası birleşmeyi işleyen

16


www.isaretatesi.com

“Calamus” (Calamus), 4 şiir; deniz teması üzerinden

sonsuzluğun araştırıldığı “Deniz Akıntısı” (Sea-Drift), 5 şiir;

yaşama ve topluma dair çeşitli gözlemleri bir araya getiren

“Yolun Kenarında” (By the Roadside), 9 şiir; Amerikan İç Savaşı

döneminde yazılmış “Trampet Sesleri” (Drum-Taps), 1 şiir;

yaşam bütünlüğü ve olgunlaşma üzerine, İç Savaş sonrası

toparlanmayı da temsil eden “Güz Dereleri” (Autumn Rivulets),

6 şiir; şairin ölümle uzlaşma çabasını yansıtan “Kutsal Ölümün

Fısıltıları” (Whispers of Heavenly Death), 4 şiir; karşıtların uyumu

ve yaşamın tazelenişine dair “Gün Ortasından Yıldızlı Geceye”

(From Noon to Starry Night), 5 şiir; veda edercesine kaleme

alınmış olup geleceğe göz kırpan “Veda Şarkıları” (Songs of

Parting), 1 şiir; yaşlılık bilgeliğinden parçalar sunan “Yetmiş

Yaşın Kıyısında” (Sands at Seventy), 6 şiir; şairin son

döneminden, “kuğunun son şarkısı” niteliğindeki “Elveda

Düşlem” (Good-Bye My Fancy), 9 şiir.

Whitman’ın şiiri, Amerikan İç Savaşı döneminin ve onun

öncesi ve sonrasının tarihsel koşulları altında şekillenmiştir

elbette, Amerika’nın Amerika olmasının sancılarını ve

heyecanlarını yansıtır; fakat hazırladığım seçkinin gene de

“Amerikalı Whitman”dan çok, “kozmik Whitman”a ağırlık

verdiği söylenebilir. Bu ikincinin, özellikle “Benliğimin Şarkısı”

(Song of Myself) merkezinde Çimen Yaprakları’nın tamamında

daha baskın, daha temel, daha belirleyici olduğunu

düşünüyorum. Whitman bir Amerikan mistiği olarak

görülmelidir.

17


www.isaretatesi.com

Çevirilerim sırasında, yaptığım çok sayıda temel

okumanın yanı sıra, hem Çimen Yaprakları hem de Benliğimin

Şarkısı için sayısız kaynağa başvurdum. Burada eksiksiz bir

kaynakça sunmaya kalksam sayfalar tutar; kısaltılmış bir

kaynakça sunmam da doğru olmayacaktır. Gene de benim için

her aşamada müthiş birer başvuru kaynağı olan şu çalışmalara

teşekkür borcumu özellikle ifade etmeliyim: Le Master, J.R. ve

Donald D. Kummings (ed.), The Routledge Encyclopedia of Walt

Whitman, New York ve Londra: Routledge, 1998; Oliver,

Charles M., Critical Companion to Walt Whitman: A Literary

Reference to His Life and Work, New York: Facts On File, 2006;

Miller, Edwin Haviland, Walt Whitman’s ‘Song of Myself’: A

Mosaic of Interpretations, Iowa City: University of Iowa Press,

1991; ve Iowa Üniversitesi’nin sunduğu tüm çevrimiçi

kaynaklar, özellikle de Ed Folsom editörlüğündeki Walt

Whitman Quarterly Review.

Okurlara hatırlatmak istediğim önemli bir nokta, gerek

Memet Fuat’ın hazırladığı, gerekse benim hazırladığım Çimen

Yaprakları’nın, Leaves of Grass’ı Türkçe’ye kısmen aktardığı.

Elbette dört yüze yakın şiirden oluşan bir toplamdan yapılacak

her türlü seçki, yapıtı ancak belli oranda ve belli açıdan

yansıtabilecektir. Whitman meraklılarına önerim, sözü edilen

her iki seçkiye de başvurmaları, hatta mümkünse şairi orijinal

dilinden okumaya çabalamalarıdır.

Çimen Yaprakları’nın günün birinde Türkçe’de tam metin

çevirisiyle boy göstereceğine tüm kalbimle inanıyorum.

Umarım benim yaptığım çalışma da ileride başka çevirmenlere

18


www.isaretatesi.com

ve şairlere bir esin kaynağı sunar, hatta bunun yanı sıra

Türkiye’nin demokrasi idealini arayan ilerici zihinlerde estetik

ve manevi anlamda bir ışık yanmasına yardımcı olur.

Aytek Sever

19


www.isaretatesi.com

20


www.isaretatesi.com

ÖNSÖZ

(1855)

21


www.isaretatesi.com

22


www.isaretatesi.com

Amerika, geçmişi, onun kendi biçimleri altında, çeşitli

politikalarla ürettiklerini, kast sınıfları fikrini veya eski dinleri

yadsımaz; dersi soğukkanlılıkla kabul eder; sanıldığı kadar

sabırsız değildir; ölü derinin, kendi gereksinimlerini karşılamış

olan yaşam yeni biçimlere ait yeni bir yaşama geçtiğinde bile

kanılara, tavırlara ve yazına tutunmaya devam edeceğini,

cesedin, evin uyku uyunan ve yemek yenen odalarından ağır

ağır çekildiğini, evin kapısında bir süre daha bekleyeceğini,

onun kendi zamanı için en uygun olup şimdi eylemini yaklaşan

güçlü kuvvetli, iri yarı mirasçıya aktardığını, bu defa da onun

kendi zamanı için en uygun olacağını bilir.

Belki de tüm zamanların tüm halkları arasında en tam

şiirsel doğa, Amerikalılarındır. Özünde Birleşik Devletler’in

kendisi de, en yüce şiirdir. Günümüze kadarki dünya tarihinde

en büyük ve en coşkulu olanlar, onun engin büyüklüğü ve

canlılığının yanında uysal ve mazbut kalır. Burada nihayet,

insanın yapıp ettiklerinde gündüz ve gecenin kapsamlı

etkinliğiyle örtüşen bir şeyler vardır. Burada yalnızca bir halk

yoktur; kabına sığmayan, tüm halkların halkı vardır. Burada

bağlarından kurtulmuş, parçaya ve detaya mecburen kayıtsız,

büyük yığınlarla harikulade hareket eden eylem vardır. Burada

daima kahramanları ima eden buyur edicilik vardır. Burada

ruhun sevdiği kabalıklar, kafa tutmalar, serbestlikler, sertlikler,

aldırmazlıklar vardır. Burada kalabalıkların ve toplulukların

23


www.isaretatesi.com

muazzam cüretkârlığındaki benzersiz ayrıntıyı hor gören başarı

ve onun bakış açısının itici gücü, kasılmaksızın, akıcı bir

genişlikle yayılır, verimli ve görkem dolu bolluğunu yağdırır.

İnsan onun hakikaten yazın ve kışın zenginliklerine sahip

olmak zorunda olduğunu ve topraktan ekin bittiği, bahçede

elma yetiştiği, körfezde balık bulunduğu ve erkekle kadının

bebeği olduğu sürece asla yoksullaşmayacağını görür.

Öbür devletler kendilerini temsilcileriyle ortaya koyar,

ancak Birleşik Devletler’in dehası en çok veya asıl onun

idarecilerinde, meclisinde, büyükelçilerinde, yazarlarında,

kolejlerinde, kiliselerinde, kabul salonlarında, ya da

gazetelerinde, mucitlerinde değil, her zaman en çok, sıradan

insanda yatar. Onların tavır, konuşma, giyim ve

canayakınlıkları; fizyonomilerinin tazeliği ve saflığı;

duruşlarının resimsi rahatlığı; özgürlüğe ölümsüz bağlılıkları;

yakışıksız, yumuşak veya sefil olandan hoşlanmayışları; bir

eyaletin vatandaşı olarak pratik anlamda diğer tüm eyaletlerin

vatandaşlarınca tanınmaları; kabaran hınçlarının şiddeti; merak

duyguları ve yeniliği kucaklamaları; özsaygıları ve harikulade

sevecenlikleri; küçümsenmeye karşı hassaslıkları; taşıdıkları,

üstlerin huzurunda bulunmanın ne demek olduğunu hiç

tatmamış insan havası; konuşmalarının akıcılığı; erkeksi

duyarlılığın ve ruhun özündeki zarafetin şaşmaz göstergesi

olan müzik zevkleri; iyi huyları ve eli açıklıkları; siyasi

tercihlerinin müthiş önemi; onların Başkan’a değil, Başkan’ın

onlara şapkasını çıkartması – uyaksız bir şiirdir bunların hepsi.

Hepsi, layık olduğu muazzam ve yüce gönüllü muameleyi

beklemektedir.

24


www.isaretatesi.com

Doğanın ve ulusun büyüklüğü, vatandaşların ruhunda

ona karşılık gelecek bir büyüklük ve yüce gönüllülük olmadığı

sürece korkutucuydu. Doğa, dolup taşan eyaletler, sokaklar ve

buharlı gemiler, gelişen iş dünyası, çiftlikler, sermaye ya da

öğrenim ne insan ideali için yeterli gelir, ne de şairi tatmin eder.

Geçmişi hatırlamak da öyle. Canlı bir halk her zaman derin bir

iz bırakabilir, kolaylıkla en yüksek otoriteye erişebilir – yeter ki

kendi ruhundan yapsın bunu. Bireylerin ve eyaletlerin,

doğrudan eylemin ve yüceliğin, ve şairlerin seçtiği konuların en

yararlı kullanımlarının toplamıdır bu. – Güya bir nesilden

diğerine, dönüp dolaşıp Doğu’nun kayıtlarına koşmalıymışız!

Güya gözümüzün önünde olanın güzelliği ve kutsallığı,

söylencesel olanın gerisinde kalmalıymış! Güya insan bütün

zamanlarda dünyaya damgasını vuramazmış! Güya Batı’daki

kıtanın keşif yoluyla açılması ve o zamandan bu yana Kuzey ve

Güney Amerika’da olmuş olanlar, Antik Çağ’ın ufak

tiyatrosundan ve Orta Çağ’ın amaçsız uyurgezerliğinden daha

önemsizmiş! Oysa Birleşik Devletler’in gururu şehirlerin

zenginlik ve inceliğini, ticaret ve tarımın getirisini, coğrafyanın

tüm boyutunu ve dışa dönük zafer gösterilerini bir kenara

bırakır, erişilebilir ve sade olan, gelişmiş bir insan neslinin veya

tek bir gelişmiş insanın zevkine varır.

Amerika tüm soyların soyu olduğundan, Amerikan şairi

eskiyi ve yeniyi kendinde barındırmalıdır. Böyle bir ozan,

halkına uygun nispette olmalıdır. Öbür kıtalar ona birer katkı

olarak gelir; o, onları kendi yararına ve onların yararına kabul

eder. Ruhu memleketinin ruhuna yanıt verir; memleketinin

coğrafyası, doğa hayatı, ırmakları ve gölleri onda vücut bulur.

25


www.isaretatesi.com

Yıllık taşkınları ve değişken çağlayanlarıyla Mississippi,

şelaleleriyle Missouri, Columbia, Ohio ve Saint Lawrence,

erkeksi güzelliğiyle Hudson – bunlar sularını sona erdikleri

yere değil, onun içine boşaltırlar. Virginia ve Maryland

içdenizlerinin, Massachusetts ve Maine kıyısındaki denizlerin,

Manhattan Körfezi’nin, Champlain, Eerie, Ontario, Huron,

Michigan, Superior göllerinin, Texas, Meksika, Florida ve Küba

denizlerinin ve California ve Oregon açığındaki denizlerin

üzerindeki masmavi enginlik, aşağıdaki masmavi enginlikle,

onun, yani şairin hem suyun üstündeki hem de altındaki

enginlikle örtüştüğü gibi örtüşmez. Atlantik kıyısı genişçe

uzanıyor ve Pasifik kıyısı da genişçe uzanıyorsa, onlarla birlikte

o da kuzeye veya güneye rahatça uzanır; onlar arasında

doğudan batıya yayılır, onlar arasında olanı yansıtır. Onun

üzerinde boy atar çam, sedir, katranağacı, meşe, akasya,

kestane, servi, ceviz, ıhlamur, kavak, lale ağacı, kaktüs, yaban

asması, demirhindi, hurma; ve sazlık ve bataklıklarda olduğu

gibi karmakarışık çalılar; ve billur buzla, dallardan sarkıp

rüzgârda çıtırdayan buz saçaklarıyla kaplı ormanlar; ve dağ

yamaçları ve zirveler; ve savan, yayla, çayır gibi hoş ve özgür

otlaklar; ve uçar, öter, haykırır yaban güvercini, ağaçkakan,

sarıasma, su tavuğu, kara ördek, kızıl omuzlu şahin, balık

kartalı, beyaz ibis, balaban, baykuş, su sülünü, balıkçıl, angıt,

karatavuk, alaycıkuş, şahin, akbaba, gece balıkçılı, kartal – ve

âdeta somut bir şekilde karşılık verir o bunlara. Ona geçer

annenin ve babanın kalıtımsal yüz ifadesi. Ona nüfuz eder

hakiki şeylerin, geçmiş ve şimdiki olayların özü; iklimin,

tarımın, madenlerin muazzam çeşitliliği; kızılderili kabileleri;

26


www.isaretatesi.com

yeni limanlara giren veya kayalık sahillere yük boşaltan

yıpranmış gemiler; kuzeyin ve güneyin ilk yerleşimleri; çevik

endam ve adaleler; 76’nın mağrur başkaldırısı, 1 savaş, barış ve

anayasanın şekillenişi; birliğin 2 daima abuk sabuk konuşanlarla

kuşatılmış olsa da sakin ve yenilmez oluşu; göçmenlerin

durmaksızın gelişi; rıhtımlarla süslü şehirler ve üstün donanma

birlikleri; keşfedilmemiş iç bölgeler; kütük evler, kayranlar,

vahşi hayvanlar, avcılar ve kapancılar; serbest ticaret; balıkçılık,

balina avcılığı ve altın arayıcılık; yeni eyaletlerin sonu gelmez

türeyişi; Kongre’nin her aralık ayında toplanması, üyelerin tüm

iklimlerden ve en ücra bölgelerden tam vaktinde gelişi; genç

makine ustaları, kadın ve erkek tüm özgür Amerikan işçileri;

genel gayret, canayakınlık, girişim; erkek ve kadının kusursuz

eşitliği; muazzam aşk tutkunluğu; akıcı nüfus hareketleri;

fabrikalar, ticaret hayatı, emekten tasarruf ettiren makineler;

Yankee tüccarlığı; 3 New York nişancıları 4 ve onların atış talimi

seferleri; güneydeki plantasyon hayatı; kuzeydoğuya,

kuzeybatıya ve güneybatıya özgü karakter; kölecilik, ona kol

kanat geren titrek eller, ama kölecilik son bulmadıkça, onu

savunan dil ve dudaklar susmadıkça, yatışmayacak olan katı

direniş. Amerikan şairinin ifadesi bunlar için aşkın ve yeni

olacaktır; doğrudan, betimleyici ve hamasi olmaktansa, dolaylı

1

Amerikan Bağımsızlık Savaşı ve Bağımsızlık Bildirgesi’nin ilanı (1776).

(ç.n.)

2

Bağımsızlığını ilan edip bir federasyon kuran eyaletler. (ç.n.)

3

Amerikalılar’ın ticarete olan kabiliyetleri. (ç.n.)

4

1830’larda kurulmuş, gönüllülerden oluşan bir keskin nişancılık topluluğu.

Bunlar zamanla düzenli ordu birliklerine katılmıştır. (ç.n.)

27


www.isaretatesi.com

olacaktır. Onun meziyeti bunlardan geçerek daha fazlasına

uzanır. Bırakın, öbür halkların devrine ve savaşlarına dair

şarkılar söylensin, onların dönemleri ve büyük şahsiyetleri

resmedilsin, şiir orada noktalansın. Cumhuriyet’in yüce ilâhisi

böyle olamaz! Burada ana fikir yaratıcıdır, imgelerle doludur.

Burada pek kıymetli taş yontuculardan biri gelir, muhakeme ve

bilim yoluyla plan yapar, şu an hiçbir somut biçimin olmadığı

yerde geleceğin somut ve hoş biçimlerini görür.

Tüm uluslar içinde şairlere en çok, damarları şiirsel

malzemeyle dolu Birleşik Devletler ihtiyaç duyar ve hiç

şüphesiz onların en büyüğüne sahip olacak, onlardan en iyi

şekilde faydalanacaktır. Eyaletlerimizin ortak uzlaştırıcısı,

başkanlardan ziyade şairler olacaktır. Büyük şair tüm insanlık

içinde en ılımlı insandır. Şeyler onunla değil, ondan uzakken

grotesktir, ayrıksıdır veya aklıbaşındalıktan yoksundur.

Yerinden şaşmış olan hiçbir şey iyi olamayacağı gibi, yerinde

olan hiçbir şey de kötü olamaz. O, her nesne veya niteliğe

uygun nispeti atfeder – daha azını veya çoğunu değil.

Çeşitliliğin uzlaştırıcısıdır, anahtarıdır. Çağının ve

memleketinin denkleştiricisidir; eksik olana tedarik sağlar,

sınırlanması gerekeni sınırlar. Barış zamanı, barışın ruhu

konuşur ondan; büyük, zengin, bereketlidir; insan dolu devasa

şehirler kurar; tarımı, zanaatları, ticareti teşvik eder; insanın

öğrenimini, ruhu, ölümsüzlüğü aydınlatır; ister federal,

bölgesel, yerel idare olsun, ister evlilik, sağlık, serbest ticaret,

uzun kara ve deniz yolculukları olsun, hiçbir şey fazla yakın

veya fazla uzak değildir ona – gökteki yıldızlar bile. Savaş

zamanı, o en ölümcül savaş gücüdür. Onu görevlendiren,

28


www.isaretatesi.com

süvariyi ve piyadeyi görevlendirir – mühendislerin bildiği en

iyi topçu bataryalarını o temin eder. Devir uyuşuk ve hantalsa,

o bilir onu harekete geçirmeyi; konuştuğu her sözcükle can

yakmayı becerir. Geleneğin, itaatin, yasaların yavanlığında her

şey atalete düşse de o asla düşmez. İtaat hükmedemez ona; o,

itaate hükmeder. Erişilmez bir yükseklikte durur, ekseni

parmağıyla çevirip yoğun bir ışık doğrultur, durduğu yerden

en hızlı koşucuları bile kolayca yakalar, onları sarıverip şaşkına

çevirir. İnançsızlığa, gösterişe, alaya doğru sürüklenen zamanı

sağlam inancıyla alıkoyar; tabak tabak yemekler sunar,

erkekleri ve kadınları besleyip büyütecek olan sıkı lifli eti

bahşeder. Onun beyni, nihai beyindir. Tartışmacı değildir o –

kesin hükümdür. Hâkimin hükmü gibi hüküm vermez; edilgin

bir nesnenin etrafını aydınlatan güneş gibidir. En uzağı

gördüğünden, en inançlı odur. Düşünceleri, şeylere övgünün

ilâhisidir. Eğer ruh üzerine, sonsuzluk üzerine, Tanrı üzerine

olan bir konuşma onun düzeyinde değilse, suskunluğunu

korur. Serimi ve çözümü olan bir oyun olarak görmez

sonsuzluğu – kadında ve erkektedir sonsuzluk; insanlar hayal

meyal, benek benek görünmez onun gözüne. İnanç ruhun

arındırıcısıdır; sıradan insanlara nüfuz eder ve onları korur;

böylece inanmayı, umutlanmayı ve güvenmeyi asla

bırakmazlar. Tahsilsiz bir kimsede, en soylu dışavurumcu

dehanın gücünü küçük gösterip maskaraya döndüren tarifsiz

bir ferahlık ve bilinçsizlik vardır; ve büyük bir sanatçı olmayan

bir kimsenin nasıl da büyük sanatçılar kadar yüce ve yetkin

olabileceğini, şair açıklıkla görür. O, yok etme ve yeniden

biçimlendirme gücünü özgürce kullanır, ama saldırı gücünü

29


www.isaretatesi.com

değil. Geçmiş olan, geçmiştir. Eğer o, üstün modeller ortaya

koymayıp her adımıyla kendisini ispatlamıyorsa, buna ihtiyaç

duyulmadığındandır. En yüce şair, varlığıyla fetheder –

müzakereyle, mücadeleyle, hazırlıklı girişimlerle değil. İşte

geçip gidiyor, bakın onun ardından! Umutsuzluktan,

insansevmezlikten, hinlikten, dışlayıcılıktan, bir doğumun veya

ten renginin hakir görülüşünden, cehennem hezeyanından ya

da düşkünlüğünden eser yok! Bundan böyle cahilliği, zayıflığı,

günahı yüzünden aşağılanmayacak hiç kimse!

En yüce şair, bayağılığı ve önemsizliği tanımaz. O,

önceden küçük görülmüş bir şeye nefesini üflediğinde, o şey

evrenin ihtişamı ve canlılığıyla genişleyiverir. Görendir o;

bireydir; kendinde tamdır – aslında ötekiler de onun kadar

iyidirler, yalnızca bunu o görür, onlar görmezler. Koronun bir

üyesi değildir o – herhangi bir düzenleme de duraksatamaz

onu; o, düzenlemelerin efendisidir. Görme yetisi ötekiler için

neyi yapıyorsa, şair ötekiler için onu yapar. Görme yetisinin

tuhaf gizemini bilen var mıdır? Öbür duyular kendilerini teyit

eder; ancak görüş, kendi dışında her türlü delilden yoksundur

ve manevi âlemin varlıklarını müjdeler. Gözün tek bir bakışı,

insanın tüm soruşturmalarını, tüm araç gereçleri, dünyanın tüm

kitaplarını ve tüm mantık yürütmeyi gülünç gösterir. Siz bir

kez olsun gözünüzü aralayıp, yakına, uzağa, günbatımına

kulak verdiğinizde ve böylece tüm şeyler elektrik hızıyla,

yumuşacık, karmaşasızca, itiş kakışsızca, sıkışmaksızın ve

layıkıyla içinize dolduğunda – artık hangi şey mucizevi, hangi

şey uzak ihtimal, hangi şey imkânsız, temelsiz veya belirsiz

olabilir ki?

30


www.isaretatesi.com

Kara ve deniz; hayvanlar, balıklar ve kuşlar; ulu gökler ve

gökteki küreler; ormanlar, dağlar ve ırmaklar – ufak konular

değildir bunlar; ancak halk, şairden dilsiz somut nesnelere

tutunan güzellik ve asaletten fazlasını çağrıştırmasını beklerler

– ondan gerçeklik ile kendi ruhları arasındaki yolu ima etmesini

beklerler. Kadınlar ve erkekler güzelliği yeterince algılarlar

aslında; şairden aşağı kalmazlar. Avcıların, ormancıların,

erkenden kalkanların, bahçe, meyvelik ve tarla çiftçilerinin

tutkulu kararlılığı; sağlıklı kadınların erkeksi suretten, örneğin

denizcilerden, at binicilerden duyduğu zevk; günışığına ve açık

havaya duyulan özlem – bunların tümü, dış mekân

insanlarındaki şaşmaz güzellik algısına ve onlarda şiirselin yer

etmiş olduğuna dair eski, bambaşka bir işarettir. Onların

algısına destek olmak şairin elinden gelmez – belki dener, ama

bunu yapamaz. Şiirsel meziyet ne kafiyeyle, düzenlilikle,

şeylere soyut atıflarda bulunmakla, ne de melankolik

yakınmalarla ve iyicil buyruklarla teşkil edilebilir, ama bunların

ve daha pek çoğunun yaşamıdır ve ruhun iç yüzündedir.

Kafiyenin yararı, daha hoş ve pırıltılı bir uyumun ve

düzenliliğin tohumlarını bırakmasında, böylece kendini gözün

göremediği bir zeminde kendi köklerine iletmesindedir.

Kusursuz şiirlerin uyum ve düzenliliği, ölçü kaidelerinin

serbestçe gelişimini yansıtır ve onlardan çalılıktaki leylaklar,

güller misali hatasızca ve rahatça tomurcuk verip, kestane,

portakal, kavun, armut gibi derli toplu suretlere bürünerek,

duyumsanamayan rayihayı biçime doğru sızdırır. En güzel

şiirlerin, müziğin, söylevin veya anlatının akıcılığı ve süsü

bağımsız değil, bağımlıdır: Tüm güzellik güzel kandan, güzel

31


www.isaretatesi.com

beyinden gelir. Bir erkekte veya kadında yücelikler birliktelik

halindeyse, bu yeterlidir – milyon yılın nüktedanlığı ve

gösterişi kalıcı olmaz, ama hakikat tüm evrende hüküm sürer.

Süs ve akıcılık uğruna kendini hırpalayan, yolunu şaşırır.

Yapmanız gereken şudur: Dünyayı, güneşi, canlıları sevin;

zengini hor görün; isteyen herkese sadaka verin; ahmağı ve

çılgını savunun; gelirinizi ve emeğinizi başkalarına adayın;

tiranlardan nefret duyun; Tanrı hakkında tartışmayın; halka

karşı sabır ve hoşgörü gösterin; bilindik veya bilinmedik hiçbir

şey için, hiçbir insan veya insan topluluğu için şapkanızı

çıkarmayın; tahsilsiz ama güçlü insanlarla, gençlerle, aile

analarıyla serbestçe yürüyün; açık havada, ömrünüzün her

senesinin her mevsiminde, bu yaprakları okuyun; okulda,

kilisede veya herhangi bir kitapta size söylenmiş olanı yeniden

tartın; ruhunuzu tahkir eden her şeyden kurtulun – böylece

bizzat bedeniniz yüce bir şiir olur; sadece sözlerde değil,

dudaklarınızın ve yüzünüzün sessiz hatlarında, kirpiklerinizin

arasında, her deviniminizde ve bedeninizin her ekleminde en

zengin akıcılığı taşırsınız… Şair, zamanını lüzumsuz işlere

harcayamaz. Toprağın her an sürülmüş ve gübrelenmiş

vaziyette olduğunu bilir – başkaları bilmese de, o bilir.

Dosdoğru yaratının başına geçer. Güveniyle, temas ettiği her

şeyin güvenine hükmeder – tüm bağlılıkların efendisi olur.

Bilinen evrenin bir tane hakiki âşığı vardır, o da en yüce

şairdir. O, ebedî bir tutkuyla yanıp tutuşur; hangi olasılığın,

talihe ya da talihsizliğe dair hangi rastlantının gerçekleştiğine

karşı kayıtsızdır; böylece kendi enfes nasibini gün gün, saat saat

sağlama alır. Başkalarını duraksatan veya yıldıran şey, onun

32


www.isaretatesi.com

temasa ve aşk coşkusuna doğru alev alev ilerleyişi için yakıttır.

Öbür tatminlerin boyutları, onun boyutlarının karşısında sönüp

gider. O, gökten ve en yükseklerden beklenen ne varsa onunla

yakınlık içindedir – gündoğumu renklerinde, bir kış ormanı

manzarasında, oyun oynayan çocuklar karşısında, kolunu bir

erkeğin veya kadının boynuna sardığında. Onun sevgisi, tüm

sevgilerin üzerinde bir serbestlik ve ferahlık taşır – kendi

önünde pay bırakır. Kararsız, şüpheci bir âşık değildir o;

kendinden emindir; hor görür zaman aralıklarını. Onun

deneyimi, coşkunluğu, ürperişi boşuna değildir. Onu hiçbir şey

sarsamaz – ıstırap ve karanlık sarsamaz, ölüm ve korku

sarsamaz. Yakınma, kıskançlık ve haset, toprağa gömülüp

çürümüş cesetlerdir onun için: Kendi gömmüştür onları. Onun,

kendi sevgisinin ve tüm yetkinlik ve güzelliğin meyve

vereceğinden emin olduğu kadar emin değildir deniz kendi

kıyısından, ya da kıyı, denizden.

Güzelliğin meyve verişi rastgele değildir; yaşam kadar

kaçınılmazdır; yerçekimi gibi kesin ve doğrudandır. Daima,

şeylerin insanla uyumunun merakıyla, görme yetisinden başka

bir görme yetisi, kulaktan başka bir kulak, sesten başka bir ses

türer. Bunlara yalnızca öteki her şeyin yerini tutması beklenen

temsilcilerdeki yetkinlikler değil, bizzat öteki her şeydeki

yetkinlikler, aynı şekilde yanıt verir. Bunlar yığındaki ve

bolluktaki yetkinlik kanununu kavrar: Her şeyde ayrı ayrı

nihayete varır ve devam eder o; bereketli ve adildir; onsuz tek

bir ışık zerresi veya karanlık, tek bir karış toprak veya deniz

yoktur – göğün tek bir doğrultusu, ticaretin, mesleğin hiçbir

türü, hiçbir can alıcı olay yoktur. Güzelliğin münasip ifadesinde

33


www.isaretatesi.com

kesinlik ve denge olması, bir parçanın diğerinin üzerine

yığılmamasının nedeni budur. En iyi şarkıcı, en esnek ve güçlü

organlara sahip kimse olmadığı gibi, şiirlerin hazzı da, kulağa

en hoş gelen ölçüde, benzetmede ve seste yatmaz.

Çabalamaksızın ve nasıl yaptığını sergilemeksizin, en

yüce şair, siz şiiri okuduğunuz veya dinlediğiniz sırada tüm

olayların, tutkuların, manzaraların ve kişilerin ruhunu, az ya da

çok, sizin kişisel karakterinize uygular. Bunu iyi yapmak,

zamanı izleyip ona ayak uyduran kanunlarla başa baş

gitmektir. Amaç her neyse muhakkak yerli yerinde olmalı,

belirtisi de öyle olmalıdır; en silik gösterge bile en iyi

göstergedir, sonra en belirgin göstergeye dönüşür. Geçmiş,

şimdiki zaman ve gelecek kopuk değil, bağlantılıdır. En yüce

şair, olacak olanın tutarlılığını, olandan ve olmuş olandan

meydana getirir. Ölüleri tabutlarından çıkarır, ayakları üzerine

doğrultur; geçmişe, “Ayağa kalk, önümde yürü, tanıyayım

seni,” der. Ders çıkarır; kendini geleceğin şimdiki zaman

olduğu yere yerleştirir. En yüce şair, karakterin, manzaraların

ve tutkuların üzerine yalnızca ışık saçmaz; yükselir nihayet ve

tamamlar hepsini; neye delil olup ötesinde ne olduğunu

kimsenin söyleyemeyeceği zirveleri sergiler; en uç sınırda bir

anlığına parlar. Son andaki yarı saklı tebessüm veya kaş

çatıklığıyla en muhteşemdir o; veda ânının şimşek aydınlığında

o ifadeyi bir an gören, yıllar boyu cesaret bulacak, huşu

duyacaktır. En yüce şair ahlâkçılık yapmaz ya da ahlâk

kurallarını uygulamaz – ruhu bilir. Ruh, kendininkilerden

başka hiçbir dersi kabul etmemekte kararlılık gösteren o uçsuz

bucaksız gurura sahiptir. Ama onun, gururu kadar da uçsuz

34


www.isaretatesi.com

bucaksız bir sevecenliği vardır; biri ötekini dengeler; ikisi bir

arada uzanıp gittiği sürece hiçbiri fazla ileri boy uzatamaz.

Sanatın en iç sırları bu ikilide yatar. En yüce şair, ikisinin

arasına yatmıştır ve onlar şairin tarzı ve fikirleri için hayatidir.

Sanatın inceliği, ifadenin görkemi ve edebiyat ışığının

güneşi sadelikte yatar. Hiçbir şey sadelikten iyi olamaz –

kesinlik fazlalığı veya yoksunluğunu hiçbir şey telafi edemez.

Kabaran dürtüyü sürdürmek, düşünsel derinliklere sızmak ve

tüm konulara sözel ifade bulmak ne sıradan ne de sıradışı

güçlerdir. Ancak; edebiyatta hayvanların mükemmel

doğruluğu ve tasasızlığıyla, ormandaki ağaçların ve yol

kenarındaki otların yanlışlanamayan hissiyatıyla

konuşabilmektir sanatın kusursuz zaferi. Bunu başarabilmiş

birini gördüyseniz, tüm halkların ve dönemlerin sanat

ustalarından birini gördünüz demektir. Artık, körfezin

üzerinde boz martının uçuşunu, safkan atın atak hareketlerini,

ayçiçeklerinin uzun saplar ucunda meyledişini, gökte ilerleyen

güneşin görüntüsünü, ayın belirişini; onu, yani şairi tefekkür

ettiğiniz kadar zevkle tefekkür edemezsiniz. En yüce şairin

çarpıcı olmayan bir üslûbu vardır; o, hem düşüncelerin ve

şeylerin abartıdan, eksiltmeden uzak bir mecrasıdır, hem de

kendisinin serbest bir mecrasıdır. Sanatına ant içer o:

“Müdahaleci olmayacağım,” der, “yazılarımda hiçbir hoşluğun,

etkinin ve özgünlüğün benimle öteki şeyler arasında bir perde

gibi asılı durmasına izin vermeyeceğim, arada hiçbir şey,

rengârenk perdeler bile asılı olmayacak. Neyi söylersem, tam

da öyle olduğu için söyleyeceğim. İsteyen övgüler düzsün,

şaşırtsın, hayran bıraksın veya teselli versin; ben sağlık gibi,

35


www.isaretatesi.com

sıcaklık gibi, kar gibi amaçlar taşıyacağım, boş vereceğim

denetime. Deneyimlediğim her neyi resmedersem, benim

terkibimin zerresini taşımadan çıkacak o benden. Yanımda

duracak, benimle beraber aynaya bakacaksınız.”

Büyük şairlerin sağlıklı kanı ve lekesiz asaleti, onların

pervasızlığından anlaşılır. Kahraman bir kimse, kendisine

uymayan geleneğin, teamülün, otoritenin içinden elini kolunu

sallayarak geçer. Yazar, bilgin, müzisyen, mucit ve sanatçı

kardeşliğinin nitelikleri içinde hiçbiri, özgür yeni biçimlerden

boy gösteren sessiz başkaldırı kadar hoş değildir. Şiirlere,

felsefeye, politikaya, mekaniğe, bilime, davranışa, sanat

ustalığına, bize en münasip yerli bir grand-operaya, gemiciliğe,

her türlü zanaata olan ihtiyacımız söz konusu olduğunda, her

zaman ve daima en yüce kişi, en özgün pratik örnekle katkıda

bulunandır. En berrak ifade, kendisine layık alanı bulamayıp o

alanı yaratandır. Büyük şairlerin tüm erkeklere ve kadınlara

mesajı şudur: “Bize dengimiz olarak gelin; yalnızca öyle

anlayabilirsiniz bizi. Biz sizden daha iyi değiliz; siz neyi

barındırıyorsanız onu barındırıyor, siz neden keyif alıyorsanız

ondan keyif alıyoruz. Tek bir Yüce olduğunu mu

zannetmiştiniz? Bizler sonsuz sayıda Yüce olduğunu, onların

birbiriyle bakışların karşılaştığı gibi karşılaştığını, ve insanların

yalnızca kendilerindeki yüceliğe dair bilinçleri sayesinde iyi

veya büyük olabileceğini onaylarız. Fırtınadaki ve

parçalanıştaki haşmetin, ölümcül savaşların, gemi kazalarının,

tabiat unsurlarındaki en çılgın hiddetin, denizin kudretinin,

tabiattaki hareketin ve insanî arzulardaki, şerefteki, nefretteki

ve aşktaki sancının ne olduğunu sanmıştınız? Hepsi, ruhun

36


www.isaretatesi.com

içindeki o şeydir ki, ‘Hiddetlen; savrul; hüküm sür her yerde;

hükmet göğün ani patlamalarına, denizin çalkantısına, tabiata,

tutkuya, ölüme, dehşete ve tüm acılara’ demektedir.”

Amerikan ozanları; yüce gönüllülükleriyle, tutkularıyla ve

rakiplerini yüreklendiriyor olmalarıyla dikkat çekecektir. Onlar

dışlayıcılık ve gizlilik tanımayan, her şeyi başkalarına seve seve

veren, gece gündüz kendi denklerine heves duyan birer

kozmos 5 olacaktır. Zenginlik ve ayrıcalık gözetmeyerek bizzat

zenginlik, ayrıcalık olacaklardır – en varlıklı kimsenin kim

olduğunu algılayacaklardır. Tanık olduğu her türlü gösterişe,

kendindeki daha büyük zenginlikten mislini çıkararak karşı

duran kişidir en varlıklı olan. Amerikan ozanı insanları

sınıflara, ilgileri katmanlara ayırmayıp, bir ya da iki öğeyi,

örneğin aşkı, hakikati, ruhu, bedeni öne çıkarmayacak, Batı

eyaletlerinden çok Doğu eyaletlerinin, Güney eyaletlerinden

çok Kuzey eyaletlerinin tarafında olmayacaktır.

Somut bilim ve onun pratik uygulamaları en yüce şair için

bir kısıt değil, aksine, teşvik ve destektir. Köken de orada,

çağrışım da oradadır; onu en başta kaldırıp kucaklamış olan en

iyi kollar oradadır; tüm gidiş gelişlerinden sonra oraya döner o.

Denizci, gezgin, anatomist, kimyacı, gökbilimci, jeolog,

frenolog, ispiritizmacı, matematikçi, tarihçi ve sözlükbilimci –

bunlar birer şair değildir, ancak şairler için kanun koyucudur;

her yetkin şiirin çatısı altında onların inşası yatar. Dile gelip

5

Whitman, “kâinat” anlamındaki bu Yunanca sözcüğü (kosmos), karşıtları

bir araya getiren, sayısız öğeyle dolu kapsamlı bir bütünü kasteder anlamda

kullanmaktadır. (ç.n.)

37


www.isaretatesi.com

söylenen her ne ise, onun başlangıç tohumunu onlar

yollamıştır; ruhların görünür kanıtları onlar sayesindedir ve

onlardadır; kanlı canlı bir ozanlar nesli, her daim onların

tohumundan soy vermelidir. Baba ve oğul arasında sevgi varsa,

hoşnutluk varsa, oğulun yüceliği babanın yüceliğinin giderek

yayılışıysa, o halde şair ve somut bilim insanı arasında sevgi

olacaktır. Şiirlerin güzelliğinde bilimin taçlanışı ve nihayet

alkışlanışı olacaktır.

Niteliklerin ve şeylerin derinine uzanan soruşturmaya ve

bilgi sağanağına olan inanç ne kutludur! İşte, çalkalanıp

dönenerek kabarıyor şairin ruhu – gene de hep kendinin

hâkimidir o! Dibine erişilmezdir derinler, sakindir orası o

yüzden. Masumiyet ve çıplaklık sürüp gider – ne mütevazıdır

onlar, ne de abartılı. Özel ve doğaüstü olana dair tüm teori ve

onunla iç içe geçen veya ondan çıkarılan her şey, bir düş olup

uzaklaşır. Her ne olmuşsa, oluyorsa, olacaksa veya olmalıysa,

yaşam kanunları onu içerir ve bütün durumları karşılar; ne

hızlandırmak ne yavaşlatmak mümkündür onları; her

hareketin, her çimen yaprağının, erkek ve kadın ruhunun ve

bedeninin, ve onlarla ilgili her şeyin tarifsiz mutlak mucizeler

olduğu, her birinin hem ayrı ve yerli yerinde olup hem de

birbirine dayandığı uçsuz bucaksız, apaçık düzende hadiselerin

ve insanların mucizelerinden söz edilemez. Tıpkı böyle, bilinen

evrende erkekten ve kadından daha tanrısal bir şey olduğunu

kabul etmek de, ruhun hakikati ile tutarlı olamaz.

Erkekler, kadınlar, yeryüzü ve üzerindeki her şey,

doğrudan, oldukları gibi alınmalı; ve onların geçmişinin,

38


www.isaretatesi.com

şimdisinin ve geleceğinin incelenişi kesintisiz olmalı, kusursuz

bir açıkyürelilikle yapılmalıdır. Felsefe bu temel üzerinde

yüzünü daima şaire dönerek ve her şeyin mutluluğa olan ebedî

yönelimini göz önünde bulundurarak, duyulara ve ruha apaçık

olanla ters düşmeksizin yorumda bulunmalıdır. Çünkü her

şeyin mutluluğa olan ebedî yönelimi, aklıbaşında bir felsefeyi

gerekçelendirir. Bundan daha azını kavrayabilen; ışığın ve

astronomik devinimin yasalarını, veya hırsızı, yalancıyı,

açgözlüyü, ayyaşı hem yaşarken hem ölümden sonra takip

edecek olan yasaları kapsayamayan; zamanın uçsuz bucaksız

aralıklarına, kütlelerin yavaşça oluşumuna, yer katmanlarının

sabırla yükselişine yetişemeyen, – nafiledir. Tanrı’yı belirli bir

şiire veya felsefe sisteminin içine, o güya başka bir varlıkla ya

da etkenle çekişiyormuş gibi koyan, – nafiledir. Büyük bir

ustayı aklıbaşındalık ve bütünlük ayırt eder: Tek bir unsur

bozuksa, her şey bozuktur. Büyük bir ustanın mucizelerle işi

olmaz. O, yığının bir üyesi olmakta esenlik bulur – tekil bir

çarpıcılık, ona göre kopukluktur. Ortak zemin, kusursuz suretle

buluşur. Genel yasanın hükmü altında olmak, onunla uyumlu

olmaktır. Usta kendisinin tarif edilemez şekilde yüce olduğunu

ve her şeyin öyle olduğunu bilir; örneğin, hiçbir şey çocuk

yapıp onu büyütmekten daha yüce değildir – olmak da

algılamak ve söylemek kadar yücedir.

Büyük ustaların mizacında siyasi özgürlük fikri, olmazsa

olmazdır. Özgürlük, insanın var olduğu her yerde

kahramanların bağlılığını kazanır, ancak başka hiç kimseden de

şairden olduğu kadar bağlılık ve kabul görmez. Özgürlüğün

sesi ve ifadesi şairlerdir. Tüm çağlardan onlar layık olur büyük

39


www.isaretatesi.com

fikre – o sır onlara verilir ve ona sahip çıkmaları beklenir.

Onunla kıyaslanınca hiçbir şeyin önceliği yoktur – hiçbir şey

onu çarpıtıp değerden düşüremez. Büyük şairlerin tutumu

köleyi sevindirmek, despotu titretmektir. Şairin boynunu

çevirişi, ayak sesleri, bilek hareketleri biri için tehlikeyle, diğeri

için umutla doludur. Şairin yakınına biraz gelin, hiç

konuşmayıp öğüt vermese dahi, en esaslı Amerikan dersini

öğrenirsiniz ondan. İyi niyetle yola çıkıp bir veya birkaç

başarısızlık, halkın aldırışsızlığı ve nankörlüğü, iktidarın keskin

hiddet gösterileri ve askere, topa tüfeğe, ceza kanunlarına

başvurması karşısında yenilgiyi kabullenenler özgürlüğün

hakkını veremez. Özgürlük, başkasına değil, kendine bel

bağlar; gel demez hiç kimseye; bir şey vaat etmez; ışığın ve

sükûnetin ortasında oturur; olumludur, huzurludur, yılmak

nedir bilmez. Sık sık ilerleyiş ve gerileyişlerle, gürültülü

ikazlarla, şiddetle sürüp gider savaş – düşman baskın gelir;

hapishane, kelepçe, boyunduruk, bukağı, darağacı, mermi ve

mengene girer devreye; uykuya yatmıştır ülkü; güçlü gırtlaklar

kendi kanlarıyla boğulmakta, gencecik insanlar birbirlerinin

yanından geçerken yere bakmaktadır: Peki, o memleketten

gitmiş midir özgürlük? Hayır, asla! Özgürlük gidecekse, ilk

gidecek olan değildir – başka her şeyin gitmesini bekler, en

sona kalır. Bir gün ancak bir memlekette eski şehitlerin hatırası

tamamen silinip giderse; hatiplerin ağzından, toplanma

salonlarında, vatanseverlerin büyük adlarıyla alay edilirse;

çocuklar İsa adına vaftiz edilmez de, tiranlar ve hainler adına

vaftiz edilirse; özgürlük yasalarına kerhen izin verilirken,

muhbirlik ve kan parası yasaları halka hoş görünürse; dünya

40


www.isaretatesi.com

yolunu yürüyüp de, bizim gibi, eşit yoldaşlık bekleyen ve

kimseye kul olmak istemeyen sayısız kardeşimizi görürsek ve

gene de yüreğimiz yanar, bir şey diyemezsek; ama kölelerin

halini görüp hoşnutluktan mest olursak; ruh akşamın serin

karanlığında yalnızlığına çekilip yaşadıklarını gözden geçirir de

çaresiz, masum birini azılıların ellerine ve zalim bir

aşağılanmaya teslim etmiş olan söz ve edimden haz duyarsa;

eyaletlerimizin her köşesindeki insanlar Amerikan karakterini

kolaylıkla ortaya koyabilecekken bundan geri durursa;

kendilerini devlet makamlarına, eyalet meclislerine, yargıya,

kongreye, başkanlığa seçtirmek için sinsi entrikalar

düzenleyenler, yaltakçılar, kerizler, dönekler ve sürü sürü

siyaset pireleri her halükârda halktan sevgi ve tabiî hürmet

görüyorsa; fakir, özgür bir tamirci veya şapkasını başından

çıkarmadan, sabit gözlerle, samimi, cömert bir yürekle çalışan

bir çiftçi olmaktansa, makamında yüksek bir maaşla oturup

oraya bağlı olan bir sersem ve üçkâğıtçı olmak yeğleniyorsa; bir

kentin, eyaletin veya federal hükümetin köleleştiriciliği, ya da

küçük veya büyük çaplı bir zulüm amansızca sürüp gidiyor ve

bu keyfiyet, olması gerektiği gibi, en katı şekilde

cezalandırılmıyorsa; ve hatta yeryüzünün o parçasından tüm

erkekler ve kadınlar, tüm yaşam silinip gitmişse – – ancak ve

ancak o zaman oradan silinip gidebilir özgürlük kıpırtısı…

Kozmos şairlerinin nitelikleri hakiki bedende, ruhta ve

şeylerden duyulan hazda yoğunlaştığında, tüm kurmaca ve

masalın ötesinde, özgün olmanın üstünlüğüne sahip olurlar.

Onlar kendilerini yaydıkça, hakikatler ışığa boğulur; günışığı

daha yakıcı bir ışıkla aydınlanır; ve doğan ve batan güneş

41


www.isaretatesi.com

arasındaki derinlik katbekat artar. Her somut nesne, durum,

bileşim ve süreç kendi güzelliğini sergiler: çarpım tablosu,

kendininkini; yaşlılık çağı, marangozun zanaatı, grand-opera

kendininkini. Denizdeki iri gövdeli ve düzgün biçimli, buhar

gücüyle veya pupa yelken giden New York yelkenlisi;

Amerikan ulusal çemberleri ve idarenin büyük ahenkleri; açık

seçik, alelâde niyet ve eylemler – hepsi kendi güzelliğiyle

parlar. Kozmos şairleri bütün engeller, perdelenişler,

kargaşalar, tuzaklar arasından hep ana ilkelere doğru ilerler.

Yararlıdır onlar – fakirliği muhtaçlığından, zenginliği

kibirinden ayrıştırırlar. Sen büyük mülk sahibi, derler,

başkalarından daha fazlasını farkedemeyecek, algılayamayacaksın.

Kütüphanenin sahibi, parasını ödeyip satın alarak onun

üzerinde yasal hakka sahip olan değildir. Her kim okuyor ve

tüm dil, konu, üslûp çeşitliliğinin hakkını veriyorsa ve onlara

kolaylıkla nüfuz edip onlarda kendine yer buluyor, orada erkek

ve kadının tensel birleşmesini zorlayıp bir şeyleri daha esnek,

güçlü, zengin, büyük kılıyorsa – odur kütüphanenin sahibi.

Bizim güçlü, sağlıklı, yetkin Amerikan eyaletlerimiz doğal

modellerin ihlâl edilişinden memnuniyet duyamaz, buna izin

veremez. Resimde, heykelde, madenî veya ahşap oyma

işlerinde, kitap veya gazete çizimlerinde, komik veya trajik

gravürlerde, örgü desenlerinde, ya da odaları, mobilyaları,

kıyafetleri güzelleştirmek üzere, yahut kornişlere, anıtlara,

gemi pruva veya pupalarına, bina içlerine veya dışlarına

insanın görmesi için yapılan her tür şeyde samimi biçimleri

çarpıtıp, ucube varlıklar, yerler, durumlar sergileyen ne varsa,

birer illettir, tiksinçliktir. Özellikle insan sureti o denli yücedir

42


www.isaretatesi.com

ki asla gülünç duruma düşürülmemelidir. Bir yapıtın

süslenişinde, hiçbir garabete izin verilmemelidir; yalnızca açık

havanın mutlak hakikatlerine uygunluk gösteren, bastırılmaz

bir şekilde yapıtın doğasından taşıp gelen ve yapıtın

tamamlanışı adına gerekli olan süslere müsaade edilmelidir.

Çoğu yapıt, süssüz haliyle en güzeldir. Abartının acısı insan

fizyolojisinden bile çıkar: Pırıl pırıl, dinç çocuklar, doğal

biçimlerin örneklerinin gündelik olarak paylaşıldığı

toplumlarda dünyaya gelip çoğalabilir. Eyaletlerimizin büyük

dehası ve halkı, masalsılığa alçaltılamaz. Olanın hikâyesi

layıkıyla anlatıldığında, masallara gerek kalmayacaktır.

Yüce şairler de, hileden yoksun oluşlarından, mutlak

kişisel samimiyetlerinin kanıtlanmış olmasından anlaşılır. O

zaman halk, beyinlerinden sıçrayan yepyeni, zahmetsiz bir

sevinci, ilâhi bir sesi yankılandırır: “Ne hoştur samimiyet!” Biri

mutlak samimiyet sahibiyse, o kişideki her türlü kusur

affedilebilir. Bundan böyle aramızdan hiç kimse yalan

söylemesin; çünkü biz gördük ki, iç ve dış dünyada açıklık

kazanır ve bunun tek bir istisnası yoktur; dünyamız bir kütlede

yoğunlaştığından bu yana, aldatmaca, dalavere ve yalan söz en

küçük bir zerreyi veya en silik bir renk tonunu bile kendine

çekememiştir; bir eyaletin veya bütün eyaletler birliğinin

kapsamlı zenginlikleri ve düzeyleri içinde sinsi ve fitneci bir

kimse muhakkak tespit edilir, ondan nefret duyulur; ruh bir

kere bile kandırılmamıştır ve kandırılamaz; ruhun sevecen

onayının eşlik etmediği bir zenginlik, leş gibi bir kokudan

ibarettir; ve ne yerküre üzerinde bir kıtada, ne başka bir

gezegende, uyduda, yıldızda, asteroitte, ne sonsuz uzayın

43


www.isaretatesi.com

herhangi bir yerinde, yoğunluğun ortasında, denizin akışkan

yüzeyi altında, ne bebeğin doğumunu önceleyen koşullarda, ne

hayatın dönemleri boyunca, ne ölüm dediğimiz şeyden sonraki

koşullarda, ne dirimin muallakta kalıp tekrar harekete geçtiği

aralıklarda, ne de herhangi bir yerdeki oluşum veya yeniden

biçimlenme sürecinde – içgüdüsel olarak hakikati sevmeyen bir

varlık gelmiştir dünyaya.

Alabildiğine dikkat ve ihtiyat; sağlam bir organik esenlik;

büyük bir umut; kadınlara ve çocuklara yakınlık ve tutkunluk;

ve engin bir iştah, yıkıcılık ve nedensellikle beraber, doğanın

birliğine dair kusursuz bir algı ve aynı ruhun insan

meselelerine münasip bir şekilde uyarlanışı – bütün bunlar,

dünyanın zihninin dalgalanışından, en yüce erkek veya kadın

şairin parçası olmak üzere, o kişi annesinin rahminden

doğarken buyur edilir. İhtiyat tek başına nadiren yeterli gelir.

Kendini somut kazançlara adayıp kendisi ve ailesi için en

iyisini yapan ve yaşamını borçsuz, kabahatsiz, kanunlara

saygılı bir şekilde tamamlayan vatandaşın ihtiyatlı kimse

olduğu düşünülür. En yüce şair bunlardaki ekonomiyi,

yemekteki ve uykudaki ekonomiyi gördüğü gibi görür ve

takdir eder; ancak onun ihtiyata dair, kapının kilidine bir nebze

dikkat buyurmaktan daha yüksek düzeyli birtakım fikirleri

vardır. Yaşam ihtiyatının temeli, sırf onu hoş tutmak,

olgunlaştırmak ve onun hasadını toplamakta yatmaz. Kefen

parası olarak bir kenara ayrılan küçük bir meblağın, sahip

olunan bir parsel Amerikan toprağını çevirip üzerini kaplayan

duvar tahtaları ve padavraların, ve bir yıllık giyeceği ve

yiyeceği kolayca tedarik eden paranın sağlayacağı

44


www.isaretatesi.com

bağımsızlığın ötesinde, – insan gibi yüce bir varlıktan,

kavurucu günler ve buz gibi gecelerle, kandırmacalarla, gizli

saklı kurnazlıklarla, metrekare hesaplarıyla ve başkaları açlık

çekerken utanmazca istif yapmalarla dolu, sürekli didinip

yırtındığımız para kazanma yılları uğruna vazgeçmek ve bunu

dünyanın, çiçeklerin, atmosferin ve denizin alaca renklerini ve

rayihasını, gençlikte ve orta yaşta hayatımıza giren ve birlikte

yaşadığımız kadın ve erkeklerden duyduğumuz hakiki zevki

yitirmeyi göze alarak, hayatın sonbaharında yüceliş ve saflıktan

yoksun bir şekilde baş gösterecek olan hastalıkları, umutsuz

direnci, dinginlikten ve ihtişamdan yoksun bir ölümün feci

dırdırını kabullenerek yapmak – işte tüm bu hazin ihtiyat,

modern uygarlığın ve sağduyunun üzerindeki büyük bir

kandırmacadır eninde sonunda; uygarlığın yadsınamaz

biçimde tasarladığı yüzeyi ve dizgeyi lekeler, orada yayılan

engin çehreyi gözyaşlarına bular – ve bunu çabucak, ruhun

öpüşleri yetişemeden yapar.

Gene de ihtiyat üzerine en doğru açıklamayı yapmak

gerek. En saygıdeğer yaşamın alelâde zenginliği ve saygınlığına

dair ihtiyat, ölümsüzlüğe uygun ihtiyatın düşüncesi karşısında

küçük ve büyük her şeyin çözülüvermesiyle, gözün

göremeyeceği kadar silik hale gelir. Bir yılın, yetmiş veya

seksen yılın sığlığını dolduran bir bilgelik, çağların boşluklarına

yayılan ve belirli zamanlarda takviyelerle, zengin armağanlarla,

bakabildiğiniz her yandan size doğru sevinç içinde koşan

düğün davetlilerinin tertemiz yüzleriyle tekrarlanan bir

bilgeliğin yanında nedir ki? Yalnızca ruhtur kendinden olan;

diğer her şey, ardından geleni dayanak alır. Bir insanın bütün

45


www.isaretatesi.com

düşündükleri ve yaptıkları, sonuçtur. Bir erkek veya kadın,

kendisini bir günlüğüne, bir aylığına, dolaysız yaşam süresinin

bir döneminde veya ölüm ânında etkileyecek olan bir eylemi,

dolaylı yaşam süresi boyunca da aynı etkilere maruz

kalmaksızın yapamaz. 6 Dolaylı olan, dolaysız olan kadar yüce

ve gerçektir hep. Ruh, bedene verdiği kadarını bedenden alır.

Sözler veya edimler; zührevi yaralar veya hastalıklar; sapkın

mahremiyetler; oburun veya ayyaşın damarlarındaki çürüme;

aşırmacılık, hinlik, ihanet veya cinayet; baştan çıkarıcı erkeğin

sinsi zehri; kadının kendini budalaca teslim edişi; fahişelik;

genç adamların ahlâksızlığı; utanç verici yollarla elde edilen

kazançlar; nefis düşkünlüğü; subayın erlere, yargıcın

mahkûmlara, babanın oğula, oğulun babaya, kocanın kadına,

patronun çocuk işçiye karşı acımasızlığı; açgözlü bakışlar ve

fesat niyetler; insanların birbirine karşı düzdüğü entrikalar –

bunların hiç ama hiçbiri olaylar düzenine damga vuramaz;

hepsi tam zamanında saptanıp iade edilir – ve bu da, sonraki

işleyişlerle ve ondan sonraki işleyişlerle tekrar edilir.

İyilikseverliğin ve kişisel gücün ardındaki itki de, gerekçeler

yaratsa da yaratmasa da, en esaslı sebepten başkası olamaz asla.

Ayrıntılı tanımlamalar, eklemeler, çıkarmalar, bölmeler

gereksizdir: İster küçük olsun, ister büyük; ister tahsilli olsun,

ister tahsilsiz; ister beyaz olsun, ister siyah; ister meşru olsun,

ister gayrımeşru; ister sayrı olsun, ister esen, ilk nefes alıştan

son nefes verişe bir erkeğin veya dişinin yaptığı coşkulu, iyicil

ve temiz olan her şey, o kişiye evrenin sarsılmaz düzeninde ve

6

Bu pasajda, kısmen ruh göçü ve karma inanışlarının, kısmen Hegel’in

etkileri görülüyor. (ç.n.)

46


www.isaretatesi.com

onun bütün kapsamı boyunca, aynı yararı kesinlikle, daima

getirecektir. Vahşi ve cani bilgeyse, iyidir; en yüce şair ve bilgin

bilgeyse, aynı şekilde iyidir; devlet başkanı veya başyargıç

bilgeyse, iyidir; genç makine ustası veya çiftçi bilgeyse, iyidir;

fahişe bilgeyse, gene aynı kapıya çıkar. Yarar, yolundan

şaşmaz; geleceği varsa gelir – her şey böyledir. Savaşın ve

barışın en iyi edimleri; akrabalara, yabancılara, fukaraya,

ihtiyarlara, dertlilere, küçük çocuklara, dullara, hastalara ve

tüm dışlanmış insanlara yapılan yardımlar; kaçakların

kurtulmasına ve kölelerin kaçışına verilen destek; 7 gemi

enkazında tek başına, metanetle durup filikalarda önceliği

başkalarına veren özveri; yaşam varlığının eski yüce ülkü

uğruna, ya da bir dost uğruna, yahut fikir uğruna feda edilişi;

komşularınca alaya alınmış, gayretle çabalayanların sancıları;

annelerin hoş, engin sevgisi ve kıymetli çilesi; dürüst

kimselerin, kayda geçmiş ya da geçmemiş tüm mücadelelerde

karşılaştığı güçlükler; bize yıllıklarından parçalar miras kalmış

kadim halkların ihtişamı ve meziyeti; adlarını, topraklarını,

tarihlerini bilmediğimiz daha güçlü kadim halkların

meziyetleri; başarılı olsun ya da olmasın, gözüpekçe başlanmış

her şey; insanın yüce kalbinin, tanrısal dudaklarının ve

7

1850 yılında yürürlüğe konan Kaçak Köle Kanunu, köleci Güney

eyaletlerinden firar etmiş olan kölelerin Kuzey’e ve Kanada’ya doğru

kaçışına engel olunması ve böyle kimselerin yakalanıp kanuna teslim

edilmesini öngörüyordu. O dönem Kuzeyli entelektüeller, köleciliğe karşı

oldukları gibi, bu kanunu da bir utanç sayıyorlar, çeşitli eylemlerle

sistematik bir şekilde bu kanuna muhalefet ediyorlardı. Amerikan İç

Savaşı’na doğru giden yolda Kuzey ve Güney arasındaki en önemli

kırılmalardan biri bu hat üzerinde cereyan etmiştir. (ç.n.)

47


www.isaretatesi.com

biçimlendirici, yüce ellerinin tüm dönemlerde ima ettiği her

şey; yeryüzünün herhangi bir parçası üzerinde bizim güzelce

düşünüp yaptığımız veya gezgin ya da sabit yıldızlar üzerinde,

tıpkı bizim gibi oralarda yaşayanların güzelce düşünüp yaptığı

her şey; ve bundan böyle, nerede olursak olalım, kim olursak

olalım güzelce düşünüp yapacağımız her şey – bunların hepsi

kendi zamanlarında, şimdi ve bütün zamanlarda, yalnızca ve

tamamen, kaynağını aldığı ve alacağı özlere uygunluk

gösterecektir… Yoksa, siz onların her birinin yalnızca kendi

ânını yaşadığını mı sanmıştınız?

Dünya ve duyumsanabilir olan veya olmayan şeyler ve

sonuçlar, öylesine, – kendisini upuzun önceleyen sonuçtan ve

onun öncelinden, ve aynı şekilde, geriye doğru ilerleyerek, sözü

edilebilir en uzak noktadan (ta ki o nokta başlangıca diğer tüm

noktalar kadar yakın veya uzak olana dek) kaynağını

almaksızın mevcut değildirler. Ruhu tatmin eden her şey,

gerçektir. En yüce şairin ihtiyatı, ruhun özlem ve arzularına

eninde sonunda yanıt verir; kendi yoluna uygun düştüğü

sürece daha aşağı bir ihtiyatı hor görmez; hiçbir şeyi

savsaklamaz; kendi haklı davasında veya bir başkasında

gevşekliğe müsaade etmez; kendi için ne bir şabat günü ne de

mahşer günü tanır; yaşayanı ölüden, erdemliyi erdemsizden

ayırmaz; şimdiki andan memnuniyet duyar; her düşünceyi ve

eylemi kendi bağlaşığıyla eşleştirir; bağışlanmayı veya

kefaretten kurtulmayı beklemez; hayatını soğukkanlılıkla

tehlikeye atıp ölmüş olan gencin kendisi için iyi bir şey

yaptığını, buna karşılık tehlikeden sakınıp hayatta kalmış olan

ve zenginlik ve rahat içinde yaşlanan adamın belki de kendi

48


www.isaretatesi.com

adına anılmaya değer hiçbir şey başarmadığını bilir; – ve

yalnızca hakiki, kalıcı şeyleri yeğlemeyi, hem bedeni hem ruhu

sevmeyi, dolaysız olanın ardından dolaylı olanın muhakkak

geleceğini ve iyi ya da kötü edimlerin ileri sıçrayarak yolun

devamında bekleyeceğini sezmeyi öğrenmiş olan ve her türlü

darlıkta kalben ne ölümü çabuklaştırmayı ne de ondan

kaçınmayı uman bir kimsenin, öğrenebileceği en yüce ihtiyatı

öğrenmiş olduğuna inanır.

En yüce şair olacak kimsenin doğrudan sınavı bugündür.

Eğer ki o kimse kendini, uçsuz bucaksız okyanus medcezri gibi,

mevcut çağın sularına boğmuyorsa; memleketini bedenen ve

ruhen kendine çekip benzersiz bir aşkla onun boynuna

sarılarak erilliğini 8 onun meziyetlerine ve kusurlarına

daldırmıyorsa; kendisi bizzat çağın biçim değiştirmiş hali

değilse; ve ona henüz sonsuzluğun –tüm dönemlere, yerlere,

süreçlere, canlı ve cansız biçimlere benzerlik veren, zamanın

bağını kurup onun anlaşılmazlığı, muğlaklığı ve sınırsızlığı

içinden günün dalgalanan sureti halinde doğan, yaşamın esnek

çıpalarına tutunarak mevcut noktayı olmuş olandan olacak

olana doğru bir geçit kılan, kendini tek bir saatin dalgasının ve

o dalganın altmış güzel evlâdından bir tanesinin temsil edilişine

adayan şu sonsuzluğun– kapıları açılmadıysa – – bırakalım da

8

Metnin aslında Whitman, ilginç bir şekilde, “erkeklik uzvu” anlamına

gelecek bir ifade kullanıyor (“semitic muscle” veya “seminal muscle”). Şaire

göre cinsellik, özünde manevidir ve doğanın ana işlevidir; insanın tüm

varoluşu da çeşitli güç ve etkenlerin sonu gelmez bir birleşimi olarak,

“cinsel” bir varoluştur. Whitman, cinsellik konusunda özgürlükçüdür ve

onun cinsel yönelimi bugün de sıkça tartışılmaktadır. (ç.n.)

49


www.isaretatesi.com

o kimse eriyip gitsin genel akış içinde, kendi gelişimini

beklesin…

Gene de şiirlerin, karakterin ve yapıtın nihai sınavı kalır

geriye. Öngörülü şair kendisini yüzyıllarca ileri yansıtır; icracıyı

ve icraatı zamanın değişimlerine göre değerlendirir: O,

onlardan sağ çıkmayı başarmış mıdır? Hâlâ dimdik ayakta

mıdır? Aynı üslûpla dehanın benzer noktalara doğru yönelimi,

hâlâ tatmin edebilecek midir? Bilimin yeni keşifleri veya daha

üstün düzeylere ulaşmış olan düşünce, muhakeme ve davranış,

onu hâlâ hepsine tepeden bakabileceği şekilde sabit mi

tutmaktadır? Onlarca, yüzlerce, binlerce yılın yürüyüşü, onun

uğruna bir sağa bir sola, gönüllü sapmalar mı yapmıştır? O,

ölüp gömüldükten çok sonra bile hâlâ sevilmekte midir? Genç

kimseler onu düşünmekte midir? Yetişkin ve ihtiyar kimseler

onu düşünmekte midir?

Yüce bir şiir, aynı anda tüm çağlar içindir; tüm dereceler,

ten renkleri, tüm yaşam alanları ve mezhepler içindir; erkek için

olduğu kadar kadın için; kadın için olduğu kadar erkek içindir.

Yüce bir şiir bir erkeğin veya kadının tamamlanışı için değil,

başlangıcı içindir. Haklı bir otoritenin gölgesine oturup

açıklamalarla yetinerek, sadece anlayıp onaylayarak, hoşnut ve

tam olunabileceğini mi sanmıştınız? Böyle bir hedefe taşımaz

en yüce şair – size yatışmayı, güvenli bir tembelliği ve

semirmeyi getirmez. Onun dokunuşu, eylemde etki gösterir:

Yanına aldıklarını sıkıca tutarak, varılmamış capcanlı diyarlara

götürür; durup dinlenmek yoktur orada; o kimseler şairle

beraber, evvelki noktaları ve ışıkları ölü boşluklara döndüren

50


www.isaretatesi.com

uzayı ve tarifsiz pırıltıyı görürler. O ve yoldaşı, yıldızların

doğumuna ve serüvenine tanık olurlar; bir mânâ öğrenirler.

Kargaşa ve kaostan tutarlı bir insan çıkacaktır şimdi: İhtiyar,

genci cesaretlendirecek, ona örnek olacaktır; ve ikisi,

korkusuzca yola koyulacaktır – ta ki yeni dünya kendine uygun

bir yörünge bulana dek; ve daha aşağıdaki yıldızların

yörüngelerine gururla bakarak ve sonu gelmez halkalarda

süzülmeye başlayarak, bir daha asla yatışmayacak hale gelene

dek.

Artık rahiplerin olmayacağı günler geliyor. Onların devri

kapanmakta. Bir süre daha, belki bir veya birkaç nesil daha

kalıp, günbegün azalacaklar. Üstün bir soy alacak onların yerini

– kozmos 9 toplulukları ve kitleler halinde peygamberler alacak.

Yeni bir düzen çıkacak ortaya ve onun rahipleri onlar olacak –

her insan kendisinin rahibi olacak. Onların gölgesinde

kurulacak olan kiliseler, erkeğin ve kadının kilisesi olacak. Tüm

kozmos ve yeni şair nesli, kendilerindeki tanrısallıkla, tüm

insanların, olayların ve şeylerin sözcüsü olacak. Onlar

esinlerini, geçmişin ve geleceğin belirtisi olan bugünkü gerçek

nesnelerden alacaklar. Ölümsüzlüğü, Tanrı’yı, şeylerin

mükemmelliğini, özgürlüğü, enfes güzelliği veya ruhun

hakikatini savunmaya tenezzül bile etmeyecekler. Amerika’da

doğacak, dünyanın tamamında karşılık bulacaklar.

İngiliz dili, Amerikan ifadesinin dostudur; yeterince güçlü

kuvvetlidir, esnektir, dolu doludur. O, tüm özgürlüğün

9

Önceki paragraflarda şairler için kullanılan ifadeyi, Whitman bu defa da

“evrensel insan” gibi bir anlamda kullanıyor. (ç.n.)

51


www.isaretatesi.com

maksadı olan siyasi özgürlük fikrinden tüm değişen koşullar

boyunca bir an olsun yoksun kalmamış bir soyun sağlam

şeceresine, daha zarif, şen, incelikli ve hoş dillerin pek çok

ifadesini çekmiştir. Direnişin güçlü dilidir o; sağduyunun

lehçesidir. Gururlu ve tutkulu soyların, azim duyan herkesin

söylemidir. Gelişimi, inancı, özsaygıyı, özgürlüğü, adaleti,

eşitliği, canayakınlığı, bereketi, ihtiyatı, kararlılığı ve cesareti

anlatan seçilmiş dildir. Neredeyse ifade edilemez olanı ifade

edecek olan araçtır.

Hiçbir büyük edebiyat, davranış tarzı, belâgat, sosyal

münasebet, ev düzeni, kamu kurumu, işveren-işçi ilişkisi, idari

veya askeri ayrıntı, yahut yasama tavrı, yargı, mahkemeler,

polis, eğitim, mimari, şarkılar, eğlence veya giyim kuşam,

Amerikan standartlarının titiz ve tutkulu içgüdüsünden

kaçamaz. Halkın ağzında işareti belirse de belirmese de, bu, her

özgür erkeğin ve kadının kalbinde, geçip giden veya kalıcı olan

her şeyin ardından capcanlı bir sorgulayışla atacaktır: Falanca

şey benim ülkemle türdeş midir? Onun düzeni, alçakça

ayrımlardan arınmış mıdır? O, tüm eski örneklerin ötesinde

büyük, bütünlüklü, gurur dolu, yüce gönüllü olan ve günden

güne büyüyen kardeşler ve âşıklar topluluklarına uygun

mudur? Bugün burada benim yararıma olmak üzere, tarlalarda

taptaze büyümüş, denizlerden mi çıkmıştır? Bilirim ki bana

Amerikan olarak yanıt veren her şey, benim malzememin

parçası olan her bireye ve halka yanıt vermelidir. Gerçekten

yanıt veriyor mudur, yoksa evrensel ihtiyaçlara atıftan yoksun

mudur? Kaynağını, gelişmemiş, sınıflı bir toplumun

ihtiyaçlarından, modern bilim ve biçimlerle üstü örtülmüş eski

52


www.isaretatesi.com

haz ihtiyaçlarından mı almıştır? Ya da özgürlüğü yüksek sesli,

mutlak bir onayla tanımakta, yaşam ve ölüm karşısında köleliği

hiçe mi saymaktadır? Kendi kusursuz ve bağımsız eşi olarak

hoş biçimli, iri yapılı 10 bir erkek ve bir kadın mı

yetiştirmektedir? Tavırları yetkinleştirmekte midir? Ulusun

evlâtlarını mı besleyip büyütmektedir? Pek çok çocuğun anası

olup, memelerinin tatlı sütüyle her şeye kendiliğinden çözüm

mü getirmektedir? Onda, hep taze kalan o eski hoşgörü ve

tarafsızlık var mıdır? Yeni doğana, serpilip büyüyene, başına

buyruk olana ve kendi dışındaki her türlü hücumun gücünü

hiçe sayana, ayrım yapmadan, sevgiyle mi bakmaktadır?

Başka şiirlerden devşirilen şiirler elbet silinip gidecektir.

Yüreksiz olan da silinip gidecektir. Hayati ve yüce olana dair

beklenti, yalnızca hayati ve yüce olanın tavrıyla karşılanabilir.

Yığınla gösteriş meraklısı, tepeden bakan, özentili, kibar

beyefendi kaybolup gider, geriye iz kalmaz. Amerika, haber

yollayan konuklara itidal içinde, iyi niyetle hazırlanıyor.

Onların güvencesi ve buyur edilişi, akla dayalı değildir.

Yetenek sahipleri, sanatçılar, hünerliler, yayıncılar, devlet

adamları, âlimler – bunların hepsi takdir görmekte, kendi yerini

bulup görevini yapmaktadır. Ulusun ruhu iş başındadır.

Yapmacıklık tesir etmez ona – o, neyin ne olduğunu görür.

Kimseyi reddetmediği gibi, her şeye müsaade eder. Kendine

layık olana, kendisi gibi olana doğru, yarı yola kadar ilerler. Bir

birey bir ulus kadar muhteşemdir, yeter ki ulusu muhteşem

yapan nitelikler onda olsun. En yüce, en zengin ve en gururlu

10

Asıl metinde kullanılan ifadenin bire bir karşılığı: “iri uzuvlu”. (ç.n.)

53


www.isaretatesi.com

ulusun ruhu, şairlerini karşılamak için yarı yola kadar

çıkacaktır. İşaretler gerçeğe dönüşecektir. Hatadan korkmak

yersizdir; öylesi de, böylesi de doğru olacaktır. Şairin kanıtı,

memleketinin onu, onun memleketini sevgiyle özümsediği gibi

özümsüyor olmasıdır.

Walt Whitman

54


www.isaretatesi.com

55


www.isaretatesi.com

ÇİMEN YAPRAKLARI

Seçme Şiirler

56


www.isaretatesi.com

57


www.isaretatesi.com

DENİZDEKİ KAMARALI GEMİLERDE

Günün birinde,

Uğuldayan rüzgârlarla ve amansız dev dalgaların müziğiyle

her tarafta uzanırken sınırsız mavi,

Belki denizdeki kamaralı gemilerde,

Belki de ak yelkenlerini inançla ve neşeyle açıp

Kâh gündüzün köpüğü ve ışıltısı ortasında

kâh gecenin pek çok yıldızının altında sonsuzu yararak

kopkoyu sularda bir başına yüzen bir teknede

Okunacağım nihayet, karaya dair bir anmalık olarak,

Genç ya da yaşlı denizcilerce, yürekten bir bağlılıkla.

Burada karanın, yalnızca kımıltısız karanın değil,

Bizlerin, deniz gezginlerinin düşünceleri var, diyecekler belki,

Burada kemer örüyor üzerimizde gökyüzü,

Duyuyoruz ayaklarımızın altında sallanan güverteyi,

uzayıp giden titreşimi, sonsuz hareketin medcezrini,

Görünmez gizemin tınılarını,

tuzlu dünyanın muğlak ve engin imalarını,

Akışkanlığın hecelerini, kokuyu,

halat takımının belli belirsiz gıcırtısını,

58


www.isaretatesi.com

Hüzünlü ritmi, uçsuz bucaksız manzarayı, uzak ve loş ufukları,

Ve bu şiir, okyanusun şiiri.

Öyleyse durma, ey Kitabım, eriş alınyazına!

Sen ki sırf karaya dair bir anmalık değilsin

Ve bir tekne misali sonsuzu bir başına yararak,

bilmediğim bir yere doğru daima inanç dolu gidersin,

Aç yelkenlerini, eşlik et denizi aşan her gemiye!

Sevgimle sarın ve yanaş onlara usulca,

(sevgili denizciler, sizin için sarıyorum onu sayfa sayfa;)

Haydi Kitabım, tam yol ileri! Amansız dalgalara karşı

aç ak yelkenlerini,

Ezgiler söyle, süzül git sınırsız maviliğin üzerinden

bütün denizlere,

Şarkımı götür denizcilere ve tüm gemilere!

59


www.isaretatesi.com

TARİHÇİYE

Sen, geçip gitmiş olanları yüceltir,

Görünüşleri, halkların yüzeyini,

göz önüne serilen yaşamı araştırır,

İnsanı bir siyaset, yığınlar, yöneticiler

ve rahipler yaratığı olarak ele alırsın;

Alleghenyler’in 11 yerlisi olan bense,

insanı bizzat kendi olarak alır,

Yaşamın nadiren göz önüne serilen nabzını

(insanın özündeki müthiş kıvancı) savunur,

Bir Benlik Şarkıcısı olup,

henüz gerçekleşmemişlerin ana hatlarını göstererek,

Geleceğin tarihini yansıtırım.

11

Appalaş Dağları’nın kuzey Pennsylvania’dan güney Virginia’ya kadar

uzanan yaklaşık 800 kilometrelik kısmı; aynı zamanda jeolojik açıdan

Birleşik Devletlerin en eski dağ sırası. (ç.n.)

60


www.isaretatesi.com

EY KADİM GAYE

Senin için, ey kadim gaye!

Sen ki benzersiz, coşku verici, yücesin,

Sen ki çağlar boyu tüm halklarda ve ülkelerde ölümsüz,

Acımasız, haşin, güzel düşüncesin,

Uğruna yapılan tuhaf, hüzünlü, büyük savaştan sonra

(Çünkü tarih boyunca tüm savaşlar

senin uğruna olmuştur ve olacaktır aslında,)

Sana söyleniyor bu şarkılar şimdi, senin ebedî ilerleyişine.

(Bir şey uğruna bu savaş, ey Asker;

Daha niceleri sessizce bekledi senin ardında,

öne çıkacaklar şimdi kitabımda.)

Ey gökteki en kutsal küre!

Ey köpürüp kaynayan ilke!

Ey saklanmış sapasağlam tohum! Ey çekirdek!

Gayelerin hırs ve hiddet dolu oyunuyla

(Bin yılda bir devasa sonuçlarla,)

Senin fikrin etrafında döner bütün savaş, sanadır bu sesleniş!

61


www.isaretatesi.com

Uğrunadır mücadele,

savaş birdir kitabımla

ve varım yoğum birleşir aynı esasta;

Nasıl ki dingilinde dönerse tekerlek,

Farkında bile olmadan senin etrafında döner bu kitap da!

62


www.isaretatesi.com

KİTAP OKURKEN

Ünlü bir biyografiyi okurken

(Sordum kendi kendime)

insanın yaşamı diye buna mı diyor yazar?

Bir gün ben de ölüp yittiğimde

yaşamımı böyle mi yazacaklar?

(Yaşamıma dair kimse bir şey bilmezken,

Ben kendim bile sık sık

gerçek yaşamıma dair

neredeyse hiçbir şey bilmediğimi düşünürken,

Olsa olsa birkaç işaret, dağınık, silik ipuçları, birkaç dolaylı kanıt

Arıyorum kendime, burada kabaca sunmak üzere.)

63


www.isaretatesi.com

ÖĞRENİMİME BAŞLARKEN

Öğrenimime başlarken daha ilk aşama beni mest etti,

Basit gerçeklik bilinci, biçimler, hareketteki güç,

En minik bir böcek veya hayvan, duyular, görüş yetisi ve sevi,

Bunlar beni hayran bıraktı, dedim ya, mest etti;

Ne gidebildim ne de gitmeyi denedim oradan bir adım ileri,

Durdum, oyalandım hep, esrik şarkılarımla anlattım onları.

64


www.isaretatesi.com

YENİYİ BAŞLATANLAR

Dünyada nasıl da yer açılır onlara, (aralıklarla belirirler,)

Onlar dünya için nasıl da kıymetli, nasıl da ürkütücüdürler!

Nasıl zar zor alışırlar başkalarına olduğu kadar kendilerine de

–– nasıl bir çelişkidir onların bulunduğu çağ!

İnsanlar nasıl da tanımaz ama tepki verir onlara

Ve nasıl da hep direngen bir şey vardır yazgılarında!

Tüm zamanlar onları ululamak

ve ödüllendirmek için hep yanlış nesneler seçer,

Gene de aynı muazzam kazanç uğruna

nasıl da ödenir aynı ağır bedel!

65


www.isaretatesi.com

BEN GENİŞ YÜREKLİ

Ben geniş yürekli ––

dimdik duruyorum Doğa’da huzurla,

Her şeye hâkim, akıldışı şeylerin ortasında kendinden emin,

Tüm şeyler gibi etkilere açık, edilgin, duyarlı, sessizim;

Düşündüğümden çok daha önemsiz buluyorum şimdi

Mesleğimi, fakirliğimi, adı çıkmışlığımı, zaaflarımı, kabahatlerimi;

Kâh Meksika denizi civarında,

Mannahatta’da, 12 Tennessee’de, kuzeyde, iç bölgelerde,

Kâh şu ya da bu eyalette, sahilde, Kanada göllerinde

nehir, orman ya da çiftlik hayatına ait herhangi biriyim;

Yaşamım her nerede yaşanıyorsa, oradayım,

belirsizlikler karşısında koruyorum öz dengemi,

Ağaçlar ve hayvanlar misali karşılıyorum

geceyi, fırtınayı, açlığı, aşağılanmayı, kazayı, engelleri.

12

Whitman, “Manhattan” yerine onun eski söylenişi olup Lenape

Kızılderililerinin dilinde “çok tepeli ada” anlamına gelen “Mannahatta”yı

kullanır. (ç.n.)

66


www.isaretatesi.com

ŞARKI SÖYLEYEN AMERİKA’YI DUYUYORUM

Şarkı söyleyen Amerika’yı duyuyorum,

nice şen şarkılar duyuyorum,

Ustaların şarkıları bunlar,

kendi şarkısını söylüyor hepsi,

olması gerektiği gibi tasasız ve güçlü,

Marangoz kendi şarkısını söylüyor

ölçerken kalas ve direği,

İşe başlar ya da paydos ederken

söylüyor duvarcı kendi şarkısını,

Kayığında kendi şarkısını söylüyor kayıkçı,

tayfa istimbot güvertesinde söylüyor şarkısını,

Tezgâhın başında şarkı söylüyor ayakkabıcı,

ayakta dikilirken şarkı söylüyor şapkacı,

Oduncunun şarkısı bu,

çiftçi çocuğun şarkısı sabah tarlaya giderken,

ya da öğle paydosunda, ya da güneş batarken,

O enfes şarkısı annenin, ya da meşgul ev hanımının,

dikiş diken, çamaşır yıkayan kızın,

Başkasına değil kendine ait olanı söylüyor hepsi,

67


www.isaretatesi.com

Gündüz günün şarkısı söyleniyor,

Geceyse dost canlısı, çakı gibi gençler toplanmış,

hep bir ağızdan, ahenkli, gür şarkılar söylüyorlar.

68


www.isaretatesi.com

CENNET BAHÇESİNE YÜKSELİYOR DÜNYA

Cennet bahçesine yükseliyor dünya yeniden,

Yepyeni bir başlangıç ––

kudretli çiftlerden, kızlardan, oğullardan,

Aşk bu, tendeki yaşam, hem varlık hem anlam,

Merakla izliyorum dirilişimi uykunun ardından,

Döngünün çemberleri geri getirmiş beni uçlardan,

Şehvet doluyum ve erişkin,

her şey güzel bana, her şey harikulade,

Ve harikulade sebeplerle geziyor titrek bir alev tüm uzuvlarımda,

Şu andan memnun, geçmişten memnun,

Ete kemiğe bürünmüşüm, dikiyorum gözlerimi,

Kâh yanımda kâh arkamdan geliyor Havva,

Ya da hemen önümde, gidiyorum onun peşi sıra.

69


www.isaretatesi.com

DELİLİK VE NEŞE SAATİ

Delilik ve neşe saati! Çılgınlık! Bırakın artık beni!

(Nedir fırtınalarda beni böyle özgür kılan?

Şimşekler ve azgın rüzgârlar arasında

neyi anlatır haykırışlarım?)

Ah, esrarlı mest oluşu en derinden kana kana içmek!

Vahşi buruk ıstıraplar! (Evlâtlarım, size mirasımdır onlar!

Boşuna anlatmıyorum onları, ey gelin ve damat!)

Ah, her kim olursan ol sana teslim olmak,

dünyaya kafa tutarcasına birbirimize teslim olmak!

Cennete geri dönmek! Pek dişi, pek ürkek!

Ah, seni kendime çekmek,

tenine kararlı bir erkeğin öpüşlerini kondurmak!

Ah, bulmaca, kat kat düğüm, derin kapkaranlık havuz

–– işte çözülmüş hepsi, pırıl pırıl aydınlık!

Ah, boşluğun ve havanın olduğu her köşeye süzülmek!

Mevcut bütün bağlardan, törelerden sıyrılmak

–– ben benimkilerden, sen de seninkilerden!

70


www.isaretatesi.com

Doğanın sunduklarıyla

eşsiz yepyeni bir tasasızlığa kavuşmak!

Kahrolası bağı ağzımızdan söküp atmak!

Bugün ve daima kendi başımıza yeterli olduğumuzu duymak!

Ah, onay beklememek! Kendinden geçmek!

Tüm zincirlerden, prangalardan kurtulmak!

Sürüklenmek! Özgürce sevmek! Pervasızca akın etmek!

Yıkıma göz kırpmak, sataşmak ona, alay etmek!

Sıçramak, aşkın çağırdığı göklere yükselmek!

Esrik ruhumla en uca erişmek! Gerekiyorsa yok olmak!

Tek bir saatin,

kısacık bir delilik ve neşe saatinin

bolluğu ve özgürlüğüyle

Koskoca bir yaşamı doyurmak!

71


www.isaretatesi.com

ÇAĞLAR BOYU ARALIKLARLA GERİ DÖNEREK

Çağlar boyu aralıklarla geri dönerek,

Yok olmayarak, ölümsüzce gezinerek,

Şehvetli, birleşmeye hazır,

kudretli vahşi kasıklarımla harikulade,

Âdem’in şarkılarını söylüyorum işte,

Batı’nın yeni bahçesinde

çağırıyorum muazzam şehirleri,

Mest olup başlatıyorum nesilleri,

sunuyorum onları, sunuyorum kendimi,

Tensellikle sırılsıklam oluyorum

ve sırılsıklam ediyorum şarkılarımı,

Saçıyorum kasıklarımdan soyumu.

72


www.isaretatesi.com

NİCEDİR KANDIRILMIŞTIK

Nicedir kandırılmıştık biz ikimiz,

Dönüştük şimdi, kaçıveriyoruz Doğa’nın kaçtığı gibi,

Doğayız, nicedir yoktuk, geri döndük şimdi,

Bitkiyiz, ağaç gövdesiyiz, yapraklar, kökler, kabuklarız,

Toprak altında katman katmanız, kayalarız,

Meşeyiz, açıklıklarda sıra sıra boy atmışız,

Otluyoruz vahşi sürüler içinde ötekiler gibi kendiliğinden,

İki balığız denizde beraber yüzen,

Akasya salkımlarıyız,

kokular salıyoruz yol kenarlarına gece gündüz,

Hayvanların, bitkilerin, minerallerin bayağı artıklarıyız hatta,

İki avcı şahiniz, yükseklere çıkıp aşağı bakıyoruz,

İki güneşiz ışıl ışıl,

tüm gök cisimleri ve yıldızlar gibi

dengede tutuyoruz kendimizi, kuyrukluyıldızlar gibiyiz,

İz sürüyoruz ormanda sivri dişli ve dört ayaklı,

atılıyoruz avın üzerine,

İki bulutuz göğü sabah akşam kateden,

Birbirine karışan denizleriz,

üst üste binip birbirini yıkayan

şu şen dalgaların ikisiyiz,

73


www.isaretatesi.com

Atmosfer gibiyiz, berrak, hassas, geçirimsiz ve geçirgeniz,

Karız biz, yağmuruz, soğuğuz, karanlığız,

yerkürenin etkileriyiz, ürünleriyiz,

Çemberlerde gezip durduk, yuvamıza geri geldik,

Özgürlük olmayan, neşe olmayan ne varsa terkettik.

74


www.isaretatesi.com

AŞKLA KIVRANAN ERKEĞİM BEN

Tutkulu aşkla kıvranan erkeğim ben.

Çekime tâbi değil midir yeryüzü?

Her şey sancı içinde kendine çekmez mi öteki şeyleri?

Tanıdığım ve bildiğim her şey için böyledir benim bedenim.

75


www.isaretatesi.com

CALIFORNIA KIYILARINDA

California kıyılarında yüzüm batıya dönük,

Yorulmaksızın araştırıyor, bulunmamış olanı arıyorum,

Bir çocuğum ben pek yaşlı,

Batı denizimin kıyısında

dalgalar üzerinden uzaklara,

ana yurduma, göçler diyarına bakıyorum,

çemberi neredeyse tamamlamışım;

Zira Hindistan’dan batıya doğru yola çıkıp

Keşmir vadilerinden geçmiş,

Kâh Tanrı, kâh bilge, kâh kahraman olup

Asya’da hem kuzeyden ilerlemiş,

Hem de güneyden,

çiçekli yarımadalara, baharat adalarına uğramıştım,

Ve onca zaman gezip,

dünyayı onca turladıktan sonra

Şimdi mutlu ve sevinçli, yüzümü yeniden evime dönmüşüm.

(Ama uğruna uzun zaman evvel yola düştüğüm şey nerede?

Ve neden bulunamamış o hâlâ?)

76


www.isaretatesi.com

SABAH ERKENDEN ÂDEM GİBİ

Sabah erkenden, Âdem gibi,

Gölgelikten uyku tazeliğiyle çıktığım zaman,

Bak bana geçip giderken, duy sesimi, yaklaş,

Dokun bana, sür avucunu geçerken bedenime,

Sakın çekinme benden, korkma tenimden.

77


www.isaretatesi.com

GÖRÜNÜŞLERİN KORKUNÇ ŞÜPHESİ

Görünüşlerin korkunç şüphesi,

Aldanmış olup olmadığımızın nihai belirsizliği,

Belki de güven ve umudun kurgudan,

kabir sonrası varlığın masaldan ibaret oluşu,

Duyumsadığım şeylerin,

hayvanların, bitkilerin, insanların,

tepelerin ve pırıltılı akarsuların,

Gece ve gündüz göklerinin, renklerin, yoğunluk ve biçimlerin,

bütün bunların belki de yalnızca birer görüntü olup

(ki hiç şüphesiz öyleler,) asıl şeyin hiç bilinmeyişi,

(Nasıl da fırlayıp duruyorlar kendilerinden

beni âdeta şaşırtıp maskara etmek için!

Onları benim ya da bir başkasının

zerre kadar bilmediği hissine ne çok kapılırım,)

Belki hepsinin bana şu anki bakış açımdan öyle görünüp

(ki hiç şüphesiz sırf görünüyor öyle onlar,)

bambaşka açılardan tamamen farklı görünecekleri

(ki muhakkak öyleler,)

ve hatta hiç görünmeyecekleri;

İşte tüm bu şüphelerime ve daha fazlasına

hayret verici biçimde yanıt buluyorum

78


www.isaretatesi.com

Sevdiklerim ve can dostlarım

yanımda yürüyüp elimi tutarak

benimle oturup kaldığında,

Esrarlı hava, kavranılmazlık, sözleri ve aklı aşan anlam

bizi sarıp teslim aldığında;

Ve o zaman dile getirilemez bir sezgiyle dolup sessizleşiyorum,

ihtiyacım kalmıyor hiçbir şeye,

Görünüşlere ya da kabir sonrası varlığa dair

soruları yanıtlayamasam da

Aldırışsızca geziniyorum etrafta ya da oturuyorum,

halimden hoşnutum,

Dostum elimi tuttukça büsbütün tatmin oluyorum.

79


www.isaretatesi.com

SEN MİSİN BANA CEZBOLAN?

Sen misin bana cezbolan?

Öncelikle dinle, ben pek farklıyım senin sandığından.

Hayalindeki şeyi mi bekliyorsun benden?

Sevgilin mi yapacaksın beni çaba göstermeden?

Katıksız haz mı bekliyorsun yakınlığımdan?

Güvenilir ve sadık birine mi benziyorum yoksa?

Bu dış yüzeyden,

benim sade ve hoşgörülü tavrımdan

ötesini görmez misin?

Hakiki bir zemin üzerinden

hakiki bir kahramana yaklaştığını mı zannedersin?

Ey hayalci, ya hepsi efsun, hepsi yanılgıysa,

hiç düşünmez misin?

80


www.isaretatesi.com

BUNLAR KÖKTÜR, YAPRAKTIR

Köktür, yapraktır bunlar kendi başına;

Vahşi ormanlardan ve göl kıyılarından kokulardır

kadınlara, erkeklere taşınan,

Kuzukulağıdır, karanfilleridir aşkın,

sarmaşıklardan daha sıkı sarılan parmaklardır,

Gür bir ezgidir güneş doğarken

ağaçların yaprakları arasına gizlenmiş kuşlardan fışkıran;

Capcanlı denizler üzerinde olan sizlere, ey denizciler,

capcanlı sahillerden kopan esintisidir karanın ve aşkın!

Ve kış biterken

kırlarda gezinen gençlere taze bir sungudur

kırağıyla mayhoş olmuş dutlarla,

mart ayının sürgünleriyle,

Aşk tomurcuklarıdır bunlar

sen her neredeysen önüne konan, yüreğine salınan,

Tomurcuklardır eskiden de olduğu gibi açılıp duran;

Güneşin sıcağını taşı onlara, açılsınlar,

biçimler, renkler, kokular saçsınlar;

Su ol, besin ol onlara,

çiçek, meyve, upuzun dallar, ağaçlar olsunlar.

81


www.isaretatesi.com

ÇAYIRDA OTLARIN ARASINDAN GEÇERKEN

Çayırda otların arasından geçer, eşsiz kokuyu solurken

Bunun manevi karşılığını talep ediyorum;

İnsanlardan en canayakın, en verimli dostluğu,

Sözcüklerle, yapmakla ve olmakla yükselecek yaprakları istiyorum,

Açık havada yalın, pırıltılı, taptaze, besleyici olsunlar,

Dimdik, özgür, egemen adımlarla kendi yollarını tutsunlar,

geriden değil hep önden gitsinler,

Yılmaz bir kararlılıkla, lekesiz, hoş, tutkulu bir bedenle

Başkanların ve valilerin suratına

“Siz de kimsiniz?” dercesine baksınlar

Ve uslanmak nedir bilmeden, asla boyun eğmeden

dünyevî arzularını ve sadeliklerini

Amerika’nın bağrı gibi duyursunlar.

82


www.isaretatesi.com

FIRKATEYN KUŞUNA

Fırtınadan yüksekte gece boyu uyuyan

Ve heybetli kanatlarla yepyeni uyanan sen,

(Vahşi bir fırtına mı koptu? Sen yukarısına çıktın onun

Ve gökte dinlendin, o ki kölendir seni beşiğinde sallayan,)

Şimdi mavi bir noktasın ileride, pek uzakta, gökte süzülen,

Buradan, güneşe çıkarak, izliyorum seni güverteden

(Dünyanın dalgalanan enginliğinde minik bir beneğim ben.)

Vahşi çalkantılar gece boyu sahile enkazlar saçtıktan sonra,

Şimdi denizde, pek uzakta,

Öyle mutlu ve dingin beliren günle beraber,

Pespembe, kıpır kıpır şafakla, parlayan güneşle,

Dupduru yayılan gök maviyle,

Sen de beliriyorsun yeniden.

Sen ki gökle, yerle, denizle, kasırgayla başetmek

ve boralarla yarışmak için doğmuşsun

(kanatsın sen yekpare,)

Sen ki asla yelkenlerini toplamayan bir gemisin göklerde,

83


www.isaretatesi.com

Ve günlerce, hatta haftalarca yorulmadan

ve bir an bile duraksamadan

göğün boşluğunda diyar diyar gezerek

Akşam Senegal’e, sabah Amerika’ya bakar,

Çakan şimşekler ve gürleyen bulutlar arasında eğlenirsin,

–– Hele ki tüm o serüvenlerde benim ruhum olsaydı sende,

Kim bilir ne büyük sevinçler, ne büyük hazlar tadardın sen!

84


www.isaretatesi.com

GÜVERTEDE DÜMENİN BAŞINDA

Güvertede, dümenin başında

Genç kaptan idare ediyor gemiyi dikkatle.

Sisler arasında sahilde, bir çan çalıyor kederli,

Bir uyarı çanı –– sallanıyor dalgaların beşiğinde.

Ey uyarı çanı! Çal resiflerin kıyısında, ikazını yap güzelce,

Sen çal ki gemi uzaklaşsın oradan, uğramasın kazaya.

Ve ey genç kaptan! Tetikte ol, kulak ver bu ikaza,

Kır dümeni, döndür pruvayı,

boz yelkenleriyle hızla uzaklaşsın yüklü gemi,

Değerli hazinesiyle neşe ve güven içinde yol alsın hoş ve heybetli.

Hele ki gemiler gemisi, ölümsüz gemi, gemi içindeki gemi!

Bedenin gemisi, ruhun gemisi!

Durmasın o asla, yol alsın, daima ilerlesin.

85


www.isaretatesi.com

SUYUN ALTINDAKİ DÜNYA

Suyun altındaki dünya,

Deniz dibindeki ormanlar, dallar ve yapraklar,

Deniz marulu, göz alabildiğine liken,

tuhaf çiçekler ve tohumlar,

gür yosunlar, açık alanlar, pembe otlar,

Türlü renkler, uçuk gri, yeşil, eflatun, beyaz, altın sarısı,

sudaki ışık oyunları,

Ve orada, kayaların, mercanların,

liflerin, sapların, çalıların arasında dilsiz yüzücüler

ve besinleri onların,

Boşlukta asılı kalmışçasına otlayan

ya da dibe yakın, usulca sürünen ağırkanlı varlıklar,

Yüzeyde su ve hava püskürten

ya da yüzgeçleriyle eğlenen ispermeçet,

Kurşunî gözlü köpekbalığı, deniz aygırı,

kaplumbağa, tüylü ayıbalığı, vatoz,

Tutkular orada,

okyanusun derinlerinde kavimler, savaşlar, kovalamacalar,

daha niceleri gibi onlar da yoğun bir havayı soluyorlar;

86


www.isaretatesi.com

Ve sonra, oradan, buradaki görünüşlere,

yerküreyi gezen bizim gibi varlıkların soluduğu

seyrek havaya doğru geçiş;

Ve ardından, bizimkinden,

başka varlıkların gezdiği öteki dünyalara doğru

başka bir geçiş.

87


www.isaretatesi.com

SAHİLDE GECE BİR BAŞIMA

Yaşlı ananın fısıltılı bir şarkıyla salladığı

sahilde gece bir başıma

Gökteki parlak yıldızları seyrediyorum,

Bir düşünce doğuyor zihnime,

evrenlerin ve geleceğin anahtarı.

Engin bir ortaklıkta kenetleniyor her şey,

Gökteki tüm küreler, kâh gelişkin kâh gelişmemiş, irili ufaklı,

güneşler, aylar, gezegenler,

Her türlü genişliğe yayılan tüm mesafeler ve zaman aralıkları,

Tüm cansız biçimler, tüm ruhlar,

Farklı dünyalarda farklı farklı olsalar da tüm canlı bedenler,

Gazlar, sıvılar, bitkisel ve madensel oluşumlar,

balıklar, vahşi yaratıklar,

Tüm uluslar, renkler, vahşiler, medeniyetler, diller,

Dünyada ya da başka bir dünyada

var olmuş ve olabilecek tüm şeyler,

Tüm yaşamlar ve ölümler, tüm geçmiş, şimdiki zaman ve gelecek,

Bütün hepsini kapsıyor ve her daim kapsayagelmiş

bu engin ortaklık,

88


www.isaretatesi.com

Sonsuza kadar da öyle olacak,

onları sıkıca saracak, bir arada tutacak.

89


www.isaretatesi.com

GEMİNİN ARDINDAN

Denizdeki geminin, uğultulu rüzgârların,

Direklere halatlarla sımsıkı gerilmiş

beyazlı grili yelkenlerin ardından,

Aşağıda, boyunlarını bir bir uzatarak koşturuyor

muazzam sayıda dalga,

Kesintisiz bir akışla yola düşüyorlar geminin peşi sıra,

Köpük köpük, şırıl şırıl okyanus dalgaları

kafa kafaya vermişler neşeyle,

İnip çıkan, akışkan, eğri büğrü, mücadeleci dalgalar

girdaplı akıntıya doğru güle oynaya kavisler çiziyorlar,

Kocaman gemi süzülüp yön değiştirerek

suyun yüzeyini karıştırdıkça

Okyanusun enginliğinde irili ufaklı dalgalar

akın akın gidiyor özlem dolu,

Uzaklaşan geminin peşinden güneşin altında ışıl ışıl, şen şakrak,

Benek benek bir sürü köpük ve yüzey parçacıkları

alacalı bir geçiş yapıyor,

Hızla ilerleyen görkemli gemiyi izliyorlar,

akıp gidiyorlar onun ardı sıra.

90


www.isaretatesi.com

TOHUMLAR

Biçimler, nitelikler, yaşamlar, insanlık, dil, düşünceler,

Bilenen şeyler ve bilinmeyenler, yıldızlardakiler,

Ve bizzat yıldızlar, bazısı şekilli, bazısı şekilsiz,

Topraklarıyla, ağaçlarıyla, şehirleriyle, halklarıyla

şu mucizevi ülkeler,

Muhteşem güneşler, uydular ve yörüngeler, sayısız bileşim ve etki,

Bunlar ve her yerde görünen diğer bütün şeyler,

uzanıp elimle neredeyse sarabildiğim

avuç kadarlık bir alanda bile

ihmal edilmemiş halde bekler,

Ve her şeyin başlangıcı olan şey vardır hepsinde,

şu cevher, şu tohumu her şeyin.

91


www.isaretatesi.com

BİLGİN ASTRONOMU DİNLEDİĞİMDE

Bilgin astronomu dinlediğimde,

Kanıtlar ve rakamlar sütunlar halinde sıralandığında karşımda,

Eklemek, bölmek, ölçmek adına çizelgeler, şemalar sunulduğunda,

Ve sonu gelmeyen alkışlar arasında astronom konuşup durdukça,

Çok geçmeden, nasıl da anlatılmaz bir bitkinlik

ve tiksinti çökmüştü üzerime;

Ama ne zaman ki yerimden kalkıp dışarı süzüldüm sessizce

Ve nemli akşamın esrarlı havasında tek başıma gezindim,

İşte o zaman başımı yukarı her kaldırdığımda

Pür sessizlikle baktı yıldızlar bana.

92


www.isaretatesi.com

BAŞKANA

Sen ne yapsan söylesen, Amerika için hava cıva!

Tanımazsın sen Doğayı –– öğrenmedin Doğanın politikasını,

muazzam bolluğu, doğruluğu, hakkı,

Anlamadın, yalnızca bunlardır bu ülkenin layığı!

Bunlardan eksik olan

bu ülkeden er geç silinip yok olmalı!

93


www.isaretatesi.com

OYNAŞAN KARTALLAR

Nehir yolu civarında gezinerken,

(dinlencem sırasında, öğle öncesi yürüyüşümde,)

Aniden yüksekte hışırtılı bir ses –– oynaşan kartallar,

Yukarıda boşlukta birlikte, tutkun bir temas telaşlı,

Kucaklaşan, kenetlenen pençeler,

coşkuyla dönen bir çark capcanlı,

Çırpınan dört kanat ve iki gaga,

sımsıkı sarılmış sarmal bir kütle,

Dolaşıp karışarak düğümlenen

ve dosdoğru aşağı düşen ilmekler,

Ve sonra nehrin üzerinde bir anlığına

tek vücut olmuşçasına

asılı kalışları onların,

Havada kıpırtısız, dingin bir denge,

ardından gevşeyiveren pençeler, birbirlerinden ayrılışları,

Gergin kanatlarla ayrı yönlere usulca yay çizip

yeniden yukarı doğru yükselişleri,

Dişisi bir yana, erkeği öbür yana doğru uçup gidişleri.

94


www.isaretatesi.com

DÜŞÜNCELERDE GEZİNİRKEN

(HEGEL OKUDUKTAN SONRA)

Evrene dair düşüncelerde gezinirken,

iyi olan pek az şeyin ölümsüzlüğe doğru

kararlılıkla ilerlediğini gördüm,

Uçsuz bucaksız kötülüklere baktım,

hepsinin hızla eriyip gittiğini,

ölüp yok olduğunu gördüm.

95


www.isaretatesi.com

ÇOCUĞUN ŞAŞKINLIĞI

Küçük bir çocukken bile

Her pazar günü vaizin ifadelerini duyduğumda

hayrete düşer, susup kalırdım:

Güye mücadele edermiş Tanrı,

çekişirmiş başka bir varlık ya da etkenle.

96


www.isaretatesi.com

KOŞUCU

Düz bir yolda koşuyor idmanlı koşucu,

Hem ince yapılı hem kanlı canlı, bacakları kaslı,

İnce giyinmiş, öne eğiliyor koşarken,

Hafiften sıkmış yumruklarını, biraz yukarı kalkık kolları.

97


www.isaretatesi.com

PEÇELİ

Kendisinin doğal, ebedî gizleyicisi o, takmış maskesini,

Perdeliyor yüzünü, perdeliyor suretini,

Her an, her saat, hatta uyurken bile

Değişimlere, dönüşümlere uğruyor durmadan.

98


www.isaretatesi.com

MEKÂNLAR VE ZAMAN

Mekânlar ve zaman –– nedir içimde her yerde daima

bunlarla buluşup beni evimde kılan?

Biçimler, renkler, yoğunluk, kokular –– nedir içimde

bunlara hep karşılıklar bulan?

99


www.isaretatesi.com

GEMİLER ŞEHRİ

Gemiler şehri!

(Ey kara gemiler! Ey haşin gemiler!

Ey sivri pruvalı güzelim buharlı gemiler, yelkenliler!)

Dünya şehri! (Çünkü buradalar tüm soylar,

Burayı besliyor dünyanın tüm memleketleri!) 13

Deniz şehri! Telaşlı ışıl ışıl gelgitlerin şehri!

Durmaksızın kabarıp çekilen şen gelgitlerin,

girdaplı köpük köpük çalkantıların şehri!

Rıhtımlar ve ambarlar şehri,

mermer ve demir cepheli yüksek binaların şehri!

Gururlu ve tutkulu şehir, ateşli, çılgın, sınır tanımaz şehir!

Yüksel, ey şehir, sırf barış için değil,

sahiden savaşçı ol kendin gibi!

Korku nedir bilme –– kalıplara boyun eğme, ey şehir,

ödün verme kendinden!

Bak bana, gör beni,

surete büründür, benim surete büründürdüğüm gibi seni!

Sunduklarını reddetmedim asla,

sen neyi benimsediysen benimsedim;

13

Şiir, Amerikan İç Savaşı sırasında New York’a yazılmıştır. (ç.n.)

100


www.isaretatesi.com

Sorgulamadım seni, ister iyi ol ister kötü –– asla kınamadım,

her şeyini sevdim;

Şarkılar söyledim, yücelttim sana ait olanı ––

ama şimdi değil barış zamanı;

Barışta daima söyledim barışın şarkısını,

şimdi elimde bir savaş davulu,

Sokak sokak çalıyorum, ey şehir, kıpkızıl savaş şarkısını!

101


www.isaretatesi.com

DİLE GELİŞ

I.

Dile geliş, ölçü, yoğunlaşma, kararlılık

ve sözler söylemek için ilâhi bir güç ––

Nice denemeden sonra mı oldu

nefesin kuvvetli, dudakların yatkın?

Yapın mı öyle, yoğun alıştırmalarla mı öyle oldun?

Sözlerin kadar uçsuz ucaksız diyarlarda mı gezersin?

Sözler söyleten o ilâhi güce layıkıyla mı kavuştun?

Çünkü ancak yıllardan sonra,

saflıktan, arkadaşlıktan, doğurganlıktan,

sakınımdan ve çıplaklıktan geçtikten,

Yolları arşınlayıp nehirleri, gölleri aştıktan,

Hançerendeki düğümü çözerek

çağları, mizaçları, soyları, bilgileri,

özgürlüğü, suçları özümsedikten sonra,

Tam bir inancın, aydınlanışların, yücelişlerin

ve engellerin ortadan kalkmasının adından,

Ancak ve ancak bunlardan ve daha nicelerinin ardından,

Sözler söyleten o ilâhi güç

nihayet erişebilir sana;

102


www.isaretatesi.com

Her şey o zaman hızla akın eder insana,

biri bile geri durmaksızın hepsi yerini bulur,

Ordular, gemiler, kalıntılar,

kütüphaneler, resimler, makineler, şehirler,

nefret, umutsuzluk, dostluk, ıstırap,

hırsızlık, cinayet ve hırs,

hepsi birleşir, aynı saflarda buluşur,

Ve uygun adım yürüyerek,

o insanın ağzından olması gerektiği gibi

birer birer dökülür.

II.

Ah, nedir içimdeki bu şey, seslerle beni neden bunca titreten?

Doğru sesle konuşursa benimle biri,

muhakkak peşine düşerim o kişinin,

Tıpkı sessiz ve akışkan adımlarla

dünyanın her köşesinde

ayı takip ettiği gibi suyun.

En doğru sesi bekler her şey ––

Nerede hünerli yetkin uzuvlar, o fevkalâde yürek?

Zira onlardan doğan her söz

daha derin ve hoş, yepyeni seslere bürünür,

başka türlüsü olamaz.

103


www.isaretatesi.com

Kapalı zihinler, sımsıkı dudaklar görüyorum,

tıkalı kulaklar, perişan şakaklar ––

Kilidi şak diye açacak tını elbet gelecek,

Sözcüklerin içinde daima hazır olup

mışıl mışıl uyuyan şeyi

açığa çıkaracak.

104


www.isaretatesi.com

TEKERDEN ÇIKAN KIVILCIMLAR

Kentin gün boyu dinmeyen kalabalığı

caddelerde akın akın ilerlerken,

Kenarda bir şeyler seyreden çocuklarla beraber

durup mola veriyorum.

Kaldırımın köşesinde bir bileyici ustası

büyük bir bıçağı işliyor tekerinin başında,

Öne eğilerek taşa doğru dikkatlice tutuyor bıçağı,

Dizlerinden güç alıp ayağını özenle basarak

hızla çeviriyor tekeri,

Hem hassas hem kararlı el hareketleriyle

sürtüyor bıçağın ağzını,

Ve tel tel fışkırarak ortalığa saçılıyor altın renginde

Tekerden çıkan kıvılcımlar.

Nasıl da tesir altına alıyor beni bütün manzara ––

Partal giysili, deriden genişçe bir omuzluk takmış,

mahzun, sivri çeneli ihtiyar,

Hayalet misali boşlukta akıp süzülürken

şimdi buraya tutulup kalmış ben,

105


www.isaretatesi.com

(Çevrenin uçsuz bucaksızlığında göz ardı edilen bir noktada)

dikkat kesilmiş, sessizce seyreden çocuk grubu,

caddenin dinmek bilmeyen uğultusu,

Hızla dönen biley taşının ve dokundurulan bıçağın

boğuk, çatallı, hırıl hırıl sesi

Ve küçük altın sağanakları halinde etrafa saçılan, fışkıran, dağılan

Tekerden çıkan kıvılcımlar.

106


www.isaretatesi.com

KAT KAT KIVRIMLARDAN AÇILARAK

Kadının kat kat açılan kıvrımlarından

kat kat açılır erkek ve yalnızca öyle açılabilir kendinden,

Yalnızca dünyanın en üstün kadınından

kat kat açılabilir dünyanın en üstün erkeği,

Yalnızca en canayakın kadından

kat kat açılabilir en canayakın erkek,

Bir kadının kusursuz bedeninden

kat kat açılarak kusursuz bir bedene bürünür erkek,

Kadının benzersiz şiirinden

kat kat açılır erkeğin şiiri,

(benim şiirim de ancak öyle açılabilmiştir kendinden,)

Sevdiğim güçlü ve mağrur kadından, yalnızca ondan

kat kat açılarak belirir sevdiğim güçlü ve mağrur erkek,

Sevdiğim güçlü kuvvetli kadının

sımsıkı kucaklayışlarından, yalnızca ondan

kat kat açılabilir erkeğin sımsıkı kucaklayışları,

Kadının beyninin kıvrımlarından

kat kat açılarak oluşur erkeğin beyninin kıvrımları,

gereğince uysal,

107


www.isaretatesi.com

Kadının adaletinden kat kat açılır tüm adalet,

Kadının şefkatinden kat kat açılır tüm şefkat;

Erkek yüce bir varlıktır bu dünyada ve ebediyette,

fakat kadından kat kat açılır bu yüceliğin her zerresi;

Önce kadında şekillenmelidir erkek,

sonra kendinde şekillenebilir ancak.

108


www.isaretatesi.com

KOZMOS

Her kim ki çeşitliliği barındırır kendinde ve bizzat Doğadır,

Ve yeryüzünün hem uçsuz bucaksızlığı, hem haşinliği ve şehveti,

hem sonsuz kayrası, hem de hassas dengesidir;

Her kim ki pencereden boş gözlerle bakmamış,

habercilerle boşuna oturmamıştır;

Her kim ki inançlıyı ve inançsızı kendinde barındırır

ve en muhteşem kucaklayıcıdır,

Ve gerçekçiliğin, maneviyatın, estetik veya düşünsel olanın

üçlü bileşimini kendinde layıkıyla taşır;

Her kim ki bedeni düşünür

ve tüm uzuvları ve her parçayı beğenir,

Ve dünyaya ve kendi bedenine dair kuramdan

ustaca kıyaslamalar yoluyla diğer tüm kuramları kavrar

Ve böylece bir şehri, bir şiiri

ya da Eyaletlerimizin devasa siyasetini anlar;

Ve her kim ki yalnızca dünyaya ve onun güneşine, ayına değil,

başka dünyalara, güneşlere ve aylara da inanır,

Ve yalnızca bir gün için değil

ama tüm zamanlar için kendine bir ev kurar,

İşte o kişi tüm halkların, çağların, dönemlerin, nesillerin,

geçmişin ve geleceğin,

109


www.isaretatesi.com

Tıpkı bütün evren gibi

o evde ayrılmaz bir şekilde bir arada yaşadığını görür.

110


www.isaretatesi.com

İSTEYEN İSTEDİĞİNİ ÖVSÜN

İsteyen istediğini övsün;

Ama taşkın Missouri’nin kıyısında, ben,

ne sanatta ne de başka bir şeyde,

Bu nehrin havasını ve geniş Batı çayırlarının kokusunu

iyice içine çekip dışarı üfleyemeyen

Hiçbir şeyi övmeyeceğim!

111


www.isaretatesi.com

KISTASLAR

Onların ruhun özünde, çözümlemelerden uzak,

güven içinde oturduğu yerde her şey onlara tâbidir,

Gelenek ve otoriteler onların yargıcı değil,

onlar gelenek ve otoritelerin yargıcıdır,

Kendilerini onaylayan her neyse, ve kendilerine dokunan,

onlar kendiliğinden onaylar onu,

Ve işte bu yüzden

yakındakileri ve uzaktakileri istisnasızca onaylayan şey

daima içindedir onların.

112


www.isaretatesi.com

CESARETİN VAR MI EY RUHUM

Cesaretin var mı, ey Ruhum,

Adımlarımız için ne yolu ne de zemini olan

O meçhul diyara benimle yürümeye?

Ne bir harita ne de rehber var o diyarda,

Ne çağıran bir ses ne de insancıl bir dokunuş,

Ne al yanaklı bir yüz, ne dudaklar, ne de gözler.

Orayı ne ben biliyorum, ey Ruhum, ne de sen,

önümüz bilinmezlik,

Düşlenmedik şeyler bekliyor bizi orada,

o diyar ki hiç girilmedik.

Nihayet tüm bağlar çözülecek,

Ebedî bağlar, Zaman ve Mekân hariç

Bizi sınırlara tutsak eden her şey, karanlık, yerçekimi, duyular,

hepsi yok olup gidecek.

İşte o zaman, ey Ruhum, taşacağız kendimizden,

süzülüp gideceğiz akın akın,

113


www.isaretatesi.com

Zaman ve Mekâna her şeyimizle hazır, yetkin, dört başı mamur,

Hepsinin hakkını vereceğiz, hepsinin,

(ey neşe! ey her şeyin meyvesi!), ey Ruhum!

114


www.isaretatesi.com

KUTSAL ÖLÜMÜN FISILTILARI

Duyuyorum kutsal ölümün fısıltılarını,

Gecenin dudaklarından lakırtı, koroların ıslığı,

Usulca tırmanan adımlar,

pek sessiz, yumuşacık esen gizemli meltemler,

Görünmeyen nehirlerin şırıltısı,

durup dinmeyen bir akıntının gelgitleri,

(Belki de gözyaşı şıpırtıları, insan gözyaşlarının engin suları.)

Görüyorum gökte muazzam bulut yığınlarını,

Kederle, yavaşça döne döne, sessizce kabarıp karıştıklarını,

Epeyce soluk, uzak, mahzun bir yıldızın

Bir belirip bir kaybolduğunu.

(Bir dünyaya geliştir bu –– ölümsüz, ulu bir doğum;

Kim bilir hangi ruhtur

Gözün göremediği sınırlardan geçip giden.)

115


www.isaretatesi.com

ETRAFIMI SARAN MÜZİK

Etrafımı saran, asla susmayan ve başlangıcı olmayan bu müziği

bana öğretilmediğinden duyamamıştım onca zaman,

Şimdi duyuyorum koroyu ve mest oluyorum,

Bir tenor, güçlü kuvvetli, yükseltiyor gür sesini,

şafağın şen tınılarıyla duyuyorum,

Ardından yelken açıyor bir soprano

dev dalgaların tepesinde sevinçle,

Sonra dupduru bir bas

sarsıyor kâinatın her yanını harikulade,

Ve coşkulu bir tutti,

flüt ve kemanların hoş, yaslı iniltileri,

bütün hepsiyle doluyorum tepeden tırnağa,

Sırf seslerin yüksekliği değil duyduğum,

tarifsiz anlamlara kapılıp gidiyorum,

Bir inip bir çıkan, çekişen,

duyguda birbirine üstün gelmek için kıyasıya yarışan

çeşit çeşit seslere kulak veriyorum;

Bizzat icracılar bile bilmiyor kendilerini ––

ama sanırım ben artık onları anlamaya başlıyorum.

116


www.isaretatesi.com

SESSİZ, SABIRLI BİR ÖRÜMCEK

Küçük bir kaya çıkıntısında tek başına duran

sessiz, sabırlı örümceği farkettim,

Issız, uçsuz bucaksız çevreyi keşfetmek için

onun nasıl da iplik ardına iplik gönderdiğini,

Makaradan çözüp çözüp

ipleri bıkmadan usanmadan

sıra sıra yolladığını farkettim.

Ey Ruhum, mekânın engin okyanuslarında

her şeyden kopuk, bir başına duruyorsun sen de,

Durmadan düşüncelere dalıp, serüvenlere açılıp, ipler fırlatıp,

birbirine bağlayacağın âlemleri arıyorsun,

Ve ihtiyacın olan köprünün kurulmasını, ey Ruhum,

esnek çıpanın tutunmasını,

Fırlattığın incecik ipliğin bir yerleri yakalamasını bekliyorsun.

117


www.isaretatesi.com

KIŞIN BİR LOKOMOTİFE

Sanadır şarkım, sana,

Kış günü sona ererken, şiddetli fırtınada,

yoğun kar yağışında giden sana,

O zırh takımına senin,

düzenli, çifte kalp atışına, o sarsıntılı tempona,

Silindirik kara gövdene,

altın renkli pirincine, gümüşsü çeliğine,

Kocaman kranklarına,

iki tarafında dönüp mekik dokuyan

pistonlarına ve kollarına,

Kâh coşan kâh uzaklarda dinmeye duran

ritmik, nefese nefese homurtuna,

Önüne takılı, ileriye doğru fırlamış koskoca ışıldağına,

Hoş bir eflatuna bulanıp havada parıl parıl dalgalanan

upuzun buhardan bayrağına,

Bacandan fışkırıp duran o yoğun, kasvetli bulutlara,

Yaylar ve vanalarla örülü aksamına,

tekerleklerinin titrek pırıltısına,

Arkandan neşe içinde, uysalca takip eden,

rüzgârlı ya da sakin havada

118


www.isaretatesi.com

kâh çabuk kâh aheste ilerleyen

vagonlar katarına!

Ey çağın sureti, ey hareket ve gücün simgesi, kıtanın nabzı,

Bir kez olsun gel ve ilham ver bana,

dizelerime karış seni seyrettiğim sırada,

Fırtınayla, haşin rüzgârlarla, yağan karla,

Kâh gündüz çın çın öten uyarı çanınla,

kâh gece sessizce sallanan işaret lambanla…

Vahşi çığlıklı güzel!

Kanun tanımaz müziğinle,

gece savrulan lambalarınla,

Çılgın bir ıslık koparıp yankılanan

ve deprem gibi gümbürdeyip

ortalığı ayağa kaldıran kahkahanla

doludizgin ilerle şarkımın bağrında,

Sırf kendi kanununla sımsıkı tutun kendi yoluna,

(Sulugöz arpın ya da geveze piyanonun

şirinliklerinden eser yoktur sende,)

Tiz çığlıkların yankılansın kayalıklarda, dağlarda,

Aşsın gölleri, uzansın çayırlar boyunca,

Erişsin özgür göklere taşkın ve kudretli, kıvançla.

119


www.isaretatesi.com

HAKİKATTİR HER ŞEY

Gevşek bir inancın insanıydım ben, ah, onca zaman,

Parçaları yadsıyan onca zaman, her şeyden kopuk duran,

Artık farkındayım her şeye yayılmış yekpare hakikatin,

Aslında olmadığını ve olamayacağını keşfediyorum

yalanın ve onun biçimlerinin,

Keşfediyorum yalanın da

engellenmez bir şekilde kendinden çoğalıp geliştiğini,

tıpkı geliştiği gibi hakikatin, yeryüzü yasalarının

ve doğanın tüm ürünlerinin.

(Tuhaftır bu, hemen farkedilmeyebilir, ama farkedilmelidir;

İçimde duyuyorum

en az öteki şeyler kadar sahtelikleri de temsil ettiğimi,

Ve tüm evren de öyledir.)

Yalanı gerçekten ayırt etmeyen hangi kusursuz döngü

nerede yarım kalmıştır, sorarım!

Yerde, suda, ateşte mi, yoksa insanın ruhunda, kanda, ette mi?

Yalancılar arasında düşüncelere dalıp kabuğuma çekildim,

aslında hiçbir yalan ve yalancı olmadığını anladım,

120


www.isaretatesi.com

Kusursuz döngüsü yarım kalmaz hiçbir şeyin,

ve kusursuz bir döngü içindedir yalan denilenler bile,

Ve her şey hem kendini

hem de kendinden öncekileri yansıtır tamamen,

Ve her şeyi içerir hakikat

ve evrenin yekpare oluşu gibi yekparedir,

Ve boşluksuz ve noksansızdır bütün hakikat

ve istisnasız hakikattir her şey,

Ve bundan böyle

gördüğüm ve olduğum her şeyi yücelteceğim ben,

Hiçbir şeyi yadsımayacağım,

şarkı söyleyeceğim, kahkahalarla güleceğim.

121


www.isaretatesi.com

DÜŞÜNCELER

Kamuoyuna dair düşünceler bunlar;

Er geç hükmedecek

(hem de nasıl amansız, nasıl da kesin, nihai olacak!)

serinkanlı, sakin bir iradeye dair düşünceler;

Beti benzi atmış, kendine gizlice

Halk buna ne diyecek? diye soran

Başkan’a dair düşünceler;

Foyası meydana çıkınca ortada kalacak olan

boş kafalı hâkime, kokuşmuş milletvekiline,

valiye, belediye reisine,

Mıy mıy konuşup feryat eden papaza,

(ki yakındır, terk edilecek o da,)

Yıldan yıla azalan saygınlığa,

yetkililerin, kanunların, kürsülerin, okulların

buyruklarına dair düşünceler!

Ama bir de insanın daima daha yukarı,

daha geniş, daha güçlü uzanan sezgilerine,

Özsaygı’ya, Karakter’e dair düşünceler var!

Gerçek Yeni Dünya’ya,

kitleler halinde ışıl ışıl Demokrasilere,

122


www.isaretatesi.com

Siyasetin, orduların ve donanmaların onlara tâbi oluşuna,

Güneşin, hatta en yüce içsel ışığın onlarla parlamasına,

Her şeyin o Demokrasilerce sarılmasına

ve her şeyin onlardan taşıp fışkırmasına dair düşünceler!

123


www.isaretatesi.com

ÖRGÜNÜ ÖR AZİMLİ YAŞAMIM

Örgünü ör, azimli yaşamım, örgünü ör,

Yaklaşan büyük seferler için

güçlü kuvvetli, sapasağlam bir asker ör,

Kıpkırmızı bir kan, halat gibi adaleler ör, duyular ve bir görüş ör,

Yılmaz bir kararlılıkla gece gündüz, bir atkı, bir çözgü,

durmaksızın ör, yorulmaksızın ör,

(Neye yarıyor bilmiyoruz, ey Yaşam, nedir amaç bilmiyoruz,

sonuç nedir, aslında hiçbir şey bilmiyoruz,

Yalnızca iştir bildiğimiz, sürüp giden sonsuz gereklilik,

ve ölümle sarılmış barış yürüyüşü de sürecek

savaşla beraber,)

Ör, tel tel ipleri büyük barış seferleri için ör,

Nedendir veya nedir bilmesek de, daima ör, sonsuza dek ör.

124


www.isaretatesi.com

BERRAK BİR GECEYARISI

İşte senin saatin, ey Ruhum,

senin sözcüksüz olana özgürce kaçışın,

Kitaplardan uzağa, sanattan uzağa ––

gün silinip gitmiş, ders bitmişken;

Beliriyorsun tüm varlığınla sessizce,

öylece bakıp en sevdiğin şeyleri düşünüyorsun:

Gece, uyku, ölüm, gökteki yıldızlar…

125


www.isaretatesi.com

VAKİT YAKLAŞIRKEN

Vakit yaklaşırken kararıyor bulut,

İçimi karartıyor ötesinde ne olduğunu bilemediğim dehşet.

Yola koyulacak,

Eyaletleri bir bir katedeceğim,

ama bilmiyorum nereye daha ne kadar gideceğim,

Belki de pek yakında, gündüz ya da gece,

şarkı söylerken aniden susacağım.

Ey kitabım, ey şarkılar! Her şey buraya kadar mıydı?

Dönüp dolaşıp başa mı dönmeliyiz tekrar?

Kâfidir gene de, ey Ruhum,

Ete kemiğe büründük, göründük –– bu da kâfidir.

126


www.isaretatesi.com

GÜNÜN PARLAK IŞIĞINDAN SONRA

Günün parlak ışığı çekildikten sonra,

Salt karanlık, kapkaranlık gece gösteriyor yıldızları bana;

Muhteşem orgun, koronun,

kusursuz orkestranın gürültüsünden sonra,

Gerçek senfoni sessizce çalınıyor ruhumda baştan başa.

127


www.isaretatesi.com

EY DURMADAN KABARAN DALGALAR

Ey durmadan kabaran dalgalar! Ey bu eylemi yaptıran kudret!

Sen ki kâinatın enginliği boyunca

kâh merkezkaç kâh merkezcil, görünmeyen kuvvetsin,

Sen ki güneş, ay, yeryüzü ve takımyıldızların ahengisin,

Hangi uzak Sirius’tan, Capella’dan, nedir bize mesajın?

Her şeyin merkezinde

nabzı seninle atan hangi yürek

kâinatın sonsuz toplamına hayat verir?

Sendeki nasıl yüce bir ima ve mânâdır,

nasıl bir işarettir her şeye dair?

Kâinatı tüm parçalarıyla

aynı gemide gidiyormuşçasına bir arada tutan

nasıl bir ortaklıktır böyle uçsuz bucaksız,

böyle akışkan?

128


www.isaretatesi.com

SÜREKLİLİK

(YAKIN ZAMANDA ALMAN BİR TİNSELCİ 14

İLE YAPTIĞIM BİR SOHBETTEN.)

Asla kaybolmaz, kaybolamaz hiçbir şey,

Hiçbir soy, hiçbir varlık, hiçbir biçim –– dünyanın hiçbir nesnesi.

Yaşam da böyledir, güç de, görünen tüm şeyler de;

Görünüşler bulandırmamalı zihni, değişen âlem afallatmamalı.

Engindir zaman ve mekân –– engindir Doğa’nın alanları.

Beden takatsiz, yaşlı ve soğuk –– korlar kalmış eski ateşlerden,

Gözde sönükleşmiş ışık –– vakti gelince hepsi yeniden tutuşacak;

Güneş şimdi batıyorsa da elbet yükselecek sabahlar, öğleler için;

Ve donuk toprağa elbet dönecek baharın görünmez kanunu,

Çimenler, çiçekler, yaz meyveleri ve mahsûl getirecek.

14

Tinselcilik: Ruhun varlığını ve ruh göçünü kabul etmenin yanı sıra

buradan türeyen ispiritizmacı uygulamalara inanmayı da içeren mistik

akım. (ç.n.)

129


www.isaretatesi.com

YONNONDIO

(SÖZCÜK, IROQUOIS 15 DİLİNDE “YERLİLER İÇİN

MATEM” ANLAMINA GELİR VE İNSAN ADI OLARAK

KULLANILIR.)

Bir şarkı başlı başına, bir şiir ––

bu sözcük başlı başına bir ağıttır,

Yabanda, kayalarda, fırtınada ve kış gecesinde

Heceleri hayalimde öyle sisli, tuhaf tablolar canlandırır;

Yonnondio –– uzakta, kuzeyde ve batıda

uçsuz bucaksız bir geçit görüyorum,

karanlık düzlükler ve dağlar,

Topluluklar halinde yüce kabile şefleri görüyorum,

şifacılar, savaşçılar,

Hayalet yığınları gibi uçuşup alacakaranlıkta kayboluyorlar,

(Ormanların, özgür manzaraların, şelalelerin soyu!

Onları geleceğe ne bir resim, ne bir şiir, ne bir bildiri aktarıyor:)

Yonnondio! Yonnondio! –– Yitikler onlar, resmedilmemiş,

Yerlerini bırakıp gidiyorlar –– şehirlerle, çiftliklerle,

fabrikalarla silinip gidiyorlar;

15

New York eyaleti çevresindeki geniş bir alanda yaşayan bir grup yerli

halk. Aralarında Cherokee’ler, Onondaga’lar, Cayuga’lar vardır; yüzyıllar

boyunca soykırıma uğratılmışlardır. (ç.n.)

130


www.isaretatesi.com

Boğuk, yankılı bir ses, inleyen bir sözcük geziniyor bir an havada,

Sonra boşluk, kayboluş, sükûnet –– ve her şey yok oluyor.

131


www.isaretatesi.com

YAŞAM

Daima korkusuz, kararlı, mücadeleci ruhu insanın;

(Evvelki ordular başarısız mı oldu? Yenilerini yollarız o zaman

–– ve sonra yine yenilerini;)

Tüm çağlarda daima boğuşulan gizemi dünyanın;

Daima hevesli gözler, ateşli nidalar,

hoşgeldin alkışı tutan eller, gürültülü tezahüratlar;

Ve sonunda daima doyumsuz, meraklı ve kuşkulu ruh:

Aynen mücadele eder o bugün de –– savaşır bugün de.

132


www.isaretatesi.com

ÇAYIRDA GÜNBATIMI

Altın sarısıyla, koyu kızılla, eflatunla alacalı bulacalı,

gümüş rengi, zümrüt yeşili ve bejle göz kamaştırıcı,

Dünyanın muazzam bolluğu ve Doğa’nın çokbiçimli gücü

hep birden sevk olmuş renklere;

Parlaklıklarıyla, taşıdıkları genel havayla,

hiç bilinmedik renkler bunlar,

Sınır yok, bir son yok –– bir tek Batı göklerinde değil,

göğün kemerleri boyunca Kuzey’de, Güney’de, her yandalar,

Saf, ışıl ışıl renkler çarpışıyor sessiz gölgelerle sonuna kadar.

133


www.isaretatesi.com

PEK ÇOK ZAMAN SONRA

Uzun, pek uzun bir yolun ve yüzlerce yılın sonunda,

İnkârların, birikimlerin,

aşk, sevinç ve düşünce coşkularının ardından,

Umutlarla, dileklerle, hırslarla,

derin düşüncelerle, zaferlerle ve sayısız okumalarla

Çağlar boyunca üzeri kaplanıp, kabuklanıp, katmerlenerek

–– Nihayet bu şarkılar meyve verebilir günün birinde.

134


www.isaretatesi.com

GÜNBATIMI ESİNTİSİNE

Ah, bir şey fısıldıyorsun yeniden, görünmeden,

Kavurucu günün bu geç saatinde, sen,

giriyorsun kapımdan, penceremden,

Arındırıyorsun, yatıştırıyorsun, serinletip tazeliyorsun,

hayat veriyorsun usul usul,

Yaşlıyım, yalnızım, sayrıyım, bitkinim, ter içinde eriyip gitmişim,

Ama kucaklıyorsun beni, sımsıkı sarıyorsun ve yumuşacık,

sohbetten, kitaptan, sanattan daha iyi bir yoldaşsın,

(Ey Tabiat! Ey unsurları tabiatın! Sensin her şeyden öte

yüreğime seslenebilen –– bu rüzgâr geliyor senden,)

Öyle enfes ki soluduğum yabani nefesin –– öyle huzur veriyor

elimde ve yüzümde gezinen parmakların,

Büyülü bir ulaksın sen,

taşıyorsun ruhuma ve bedenime tuhaf haberleri,

(Göze alınamamış mesafeler –– içime tepeden tırnağa işleyen

esrarlı merhemler,)

Duyuyorum göğü, duyuyorum çayırları uçsuz bucaksız,

Duyuyorum kuzeyin ulu göllerini, okyanusu, ormanı,

Duyuyorum hatta uzayda hızla savrulan yerküreyi;

Yitirilmiş en sevgili dudaklar üfledi seni –– sonsuz kaynaktan

belki de Tanrı lütfetti,

135


www.isaretatesi.com

(Manevisin sen zira, ilâhi,

duyularım seni öylesi derinden kavradı,)

Dile gel, burada ve şimdi, bana vaiz misali söyle

sözlerin asla söyleyemediğini,

Tözü sen değil misin somut evrenin? Yasanın,

tüm Gökbilimin nihai esası?

Ruhun yok mu peki? Bilemez, tanımlayamaz mıyım seni?

136


www.isaretatesi.com

KIŞ MEVSİMİNİN SESLERİ

Kış mevsiminin sesleri,

Dağlarda güneş ışığı –– ileriden

Şen demiryolu katarının ezgileri –– beride

tarlada, ambarda, evde

Havanın fısıltısı –– dilsiz ekinler hatta,

yığınla elma, mısır,

Mırıltıları çocukların, kadınların –– harman döven

nice çiftçinin ritmik sesi

Ve bütün ötekilerin arasında ihtiyar bir adamın

konuşkan dudakları:

Sanmayın ki geçti bizden,

karbeyaz saçlarımızla sürdürüyoruz sevinçli şarkıyı!

137


www.isaretatesi.com

YETKİN ŞAİR GELDİĞİNDE

Yetkin şair geldiğinde,

Haykırdı Doğa, (tüm gösterişli günleriyle, geceleriyle

o yuvarlak, donuk küre,) O benimdir, dedi;

Ama mağrur, kıskanç, uzlaşmaz

Ruhu da haykırdı insanın, O yalnız benimdir, dedi;

O zaman yetkin şair, aralarında durup tuttu ikisini de elinden,

Bir harmanlayıcı, birleştirici oldu bugün ve sonsuza kadar,

Ve sımsıkı tutacak o elleri hep, bırakmayacak

Ta ki onları birbiriyle uzlaştırana dek,

Ve neşe içinde büsbütün birbirine harmanlayana dek.

138


www.isaretatesi.com

ACEM KISSASI

Her şeyi kapsayan nihai dersi için ak sakallı sufi,

Açık havada sabahın taptaze kokusunda,

Acem’in bereketli bir gül bahçesinin yamacında,

Dallarını genişçe yaymış yaşlı kestane ağacının altına gelip

Genç hocalara, talebelere seslendi.

“Ey müritlerim, nihayet her şeyi özetleyip

sözü bağlamak için şöyle diyelim:

Allah’tır her şey, Allah –– O’dur

cümle hayatın ve cismin özünde,

Pek çok şeydedir O ve geçer bir şeyden diğerine ––

Her halükârda Allah her yerdedir, Allah her yerde.

“Yolundan sapan sürüklenmiş midir uzaklara?

Acayip acayip gizlenmiş midir her şeyin sebebi?

Seslenir misin derinden, âlemin teskin olmaz denizinden?

Bilir misin tatminsizliği, cümle hayatın heves ve iştiyakını;

Hiç dinmeyeni, asla yok olmayanı, her tohumun gizli ihtiyacını?

“Özünde aynı heves var

(şuursuz, fena, düşkün de olsa) her zerrenin;

139


www.isaretatesi.com

Bir heves –– ilâhi kaynağına, kökenine dönmek için,

o ne kadar uzak olursa olsun;

Gizlenir her failde, her maddede –– istisnası yoktur bunun.”

140


www.isaretatesi.com

ALELÂDE

Alelâdenin şarkısını söylüyorum;

Bedavadır sağlık! Bedavadır şeref!

Sakınıp sahtekârlıktan, açgözlülükten, şehvetten,

Açık havanın, özgürlüğün, hoşgörünün şarkısını söylüyorum,

(Asıl ders bunlardan alınır –– kitaplardan değil –– ne de okuldan,)

Alelâde gündür bu, alelâde gece, alelâde yeryüzü, alelâde deniz,

Çiftliğindir bu senin –– işin, zanaatın, mesleğin,

Alttan alta, demokratik sağduyudur bu, hepsi için sağlam zemin.

141


www.isaretatesi.com

“EKSİKSİZ TANRISAL BİR KAPSAM TASTAMAM”

(Günlerden Pazar. – Sabah kiliseye gittim. Bir ilâhiyat hocası, Sayın

Dr. …, bizlere hoş bir vaaz verdi ve bu vaaz sırasında bir ara

yukarıdaki ifadeleri kullandı; ancak sayın rahip kendi “eksiksiz

kapsam”ına, lafzı ve ruhu olarak, yalnızca estetik şeyleri katmış,

aşağıda saydıklarımı tamamen göz ardı etmişti.)

Şeytani olan var, karanlık olan; ve ölmekte olan, ve sayrı;

Sayısız alçaklık ve fesat var (on şeyden dokuzu);

ve bayağılar var, ve vahşi;

Zırdeliler var, azılı mahkûmlar,

korkunçlar, tiksinçler, kötülükle yaşayanlar;

Hınç var, kokuşmuşluk,

iblisler, gözü dönmüş düzenbazlar, yalancılar, sefihler;

(Peki tam olarak nedir, kötü ve iğrenç olanın

dünyanın dairesel tertibinde üstlendiği vazife?)

Sürüngenler var, çamurda ve balçıkta debelenenler,

Zehirler, çorak topraklar, kepaze adamlar,

ve onursuz, gudubet bir çürümüşlük.

142


www.isaretatesi.com

GÖRÜNEN BÜYÜKTÜR

Görünen büyüktür benim için, ışık büyüktür

–– büyüktür gökyüzü ve yıldızlar,

Büyüktür yeryüzü, büyüktür kalıcı mekân ve zaman,

Büyüktür yasaları bütün bunların,

çokbiçimlidir, kafa karıştırıcı, dönüşüm dolu;

Ama hepsinden çok daha büyüktür benim görünmeyen Ruhum,

hepsini kavrar, esirger,

Aydınlatır ışığı, göğü, yıldızları, araştırır dünyayı,

denize yelken açar,

(Ey görünmeyen Ruhum,

sen olmasaydın ne olurdu bütün bunlar sahiden?

Bütün bunlar sensiz alt tarafı nedir?)

Çok daha engin, kafa karıştırıcı, dönüşüm dolusun sen, ey Ruhum!

Nasıl da çokbiçimlisin –– ve çok daha kalıcısın hepsinden!

143


www.isaretatesi.com

GÖRÜNMEZ TOMURCUKLAR

Görünmez tomurcuklar, sonsuz sayıda, gizli saklı,

Karın ve buzun altında, karanlığın ortasında,

her birimlik alan ve hacimde,

Çekirdeksi, hassas, zarif nakışlı,

mikroskobik, henüz doğmamış,

Rahimdeki bebek misali örtülü, kat kat sarılı,

yoğun, uyku halinde;

Milyarlarcası bekliyor, trilyonlarcası,

(Karada ve denizde –– uzayda –– gökteki yıldızlarda,)

Zorluyorlar usul usul, ileriye doğru, ısrarla,

oluşturuyorlar nicelerini,

Ve pek çoğu, daha pek çoğu bekliyor, geride, birbiri ardına.

144

Hooray! Your file is uploaded and ready to be published.

Saved successfully!

Ooh no, something went wrong!