09.12.2018 Views

Aytek Sever - Hiperbor - V

Aytek Sever, Şiirler

Aytek Sever, Şiirler

SHOW MORE
SHOW LESS

Create successful ePaper yourself

Turn your PDF publications into a flip-book with our unique Google optimized e-Paper software.

Aytek Sever

HİPERBOR - V


AYTEK SEVER

Şair, çevirmen. 1981 yılında Bursa’da doğdu. Üniversite ve yüksek

lisans öğrenimini Boğaziçi Üniversitesi ve ODTÜ’de tamamladı. E-

kitap halinde yayımlayacağı, çeşitli alt kitaplardan oluşan Hiperbor,

Siòn, Moto Perpetuo, Anka adlı şiir toplamlarının yanı sıra, yayımlanmış

veya e-kitap halinde yayımlanacak olan Emerson (Yaşamın İdaresi),

Thoreau (Doğa ve Yürüyüş Üzerine Seçme Denemeler), Whitman (Ben,

Jack Engle; Çimen Yaprakları; Benliğimin Şarkısı), Kandinsky (Sesler),

Tagore (Firari; Gitanjali; Meyve Hasadı), D. H. Lawrence (İnsanlar ve

Öteki Yaratıklar) çevirileri vardır.


Aytek Sever

HİPERBOR - V


Hiperbor - V

Aytek Sever

Kapak Resmi:

‘Narkissos’

Caravaggio, c. 1597-1599

1. Baskı:

© İşaret Ateşi, Aralık 2018

E-kitap olarak www.isaretatesi.com sitesinde yayımlanmıştır.

Her hakkı saklıdır. Eserin tamamı veya bölümleri hiçbir yolla

basılamaz, kopyalanamaz, eser sahibinin izni olmadan başka bir

mecra veya internet sitesi üzerinden yayımlanamaz. Alıntılar için

lütfen kaynak gösteriniz.

www.isaretatesi.com

isaretatesi@gmail.com


Deniz’e


İÇİNDEKİLER

Hiperbor - V

Hava Kararırken ……………………………………………………... 17

Polisiye Dönem ……………………………………………………..... 18

Dinleyici ………………………………………………………………. 21

Kurdun Yüzü ………………………………………………………… 25

Yerliler ………………………………………………………………... 26

Ses Varlık - I ………………………………………………………….. 28

Femininissima ………………………………………………………... 30

Yönünü Bilen ………………………………………………………… 33

Ses Varlık - II …………………………………………………………. 35

Nabız ………………………………………………………………….. 37

Ses Varlık - III ………………………………………………………... 40

Poyraz ………………………………………………………………… 42

Ermiş ve Satyr ……………………………………………………….. 43

Ses Varlık - IV ………………………………………………………... 46

Uyku Özlemi ………………………………………………………… 47

Tayyızaman - I ………………………………………………………. 49

Tayyızaman - II …………………………………………………….... 50


Düğme ………………………………………………………………… 52

Dağlar …………………………………………………………………. 54

Merkezde ……………………………………………………………... 55

Ters ……………………………………………………………………. 56

Fantasia ……………………………………………………………….. 57

Jazz ……………………………………………………………………. 59

Kut …………………………………………………………………….. 60

Balık …………………………………………………………………... 62

Ölçülü ………………………………………………………………… 63

Sisyphos Yok, Ephesos Yok ………………………………………… 64

Yeni Ev ………………………………………………………………... 65

Koku Varlık …………………………………………………………... 67

Dolunay Gecesi ………………………………………………………. 69

Hiper Zapping ……………………………………………………….. 71

Bedenler, Hareketler ………………………………………………… 73

Hurra ………………………………………………………………….. 75

Seçim ………………………………………………………………….. 76

Kalıp …………………………………………………………………... 77

Oda Müziği …………………………………………………………... 78

Şifre ……………………………………………………………………. 79

Enlem ………………………………………………………………….. 82

Ünlem …………………………………………………………………. 84

Görev ………………………………………………………………….. 86

Dünyaya Dönüş ……………………………………………………… 88


Anahtar ……………………………………………………………….. 90

Konser ………………………………………………………………… 91

Feyyür + + ……………………………………………………………… 93

Dönüşüm ……………………………………………………………... 96

Ultra …………………………………………………………………... 99

Oda …………………………………………………………………… 103

Direnç …………………………………………………………………. 105

Fiyaka …………………………………………………………………. 106

Çatı Katından Gece Manzarası ……………………………………... 107

Seyir …………………………………………………………………… 110


www.isaretatesi.com

“Sehen wir uns ins Gesicht. Wir sind

Hyperboräer, – wir wissen gut genug, wie

abseits wir leben. ‘Weder zu Lande noch zu

Wasser wirst du den Weg zu den Hyperboräern

finden’: das hat schon Pindar von uns gewusst.

Jenseits des Nordens, des Eises, des Todes –

unser Leben, unser Glück...”

“Kendimize karşı dürüst olalım. Hiperborluyuz

biz, – pek iyi biliriz ne denli kopuk

yaşadığımızı. ‘Hiperborlulara giden yolu ne

karadan, ne denizden bulabilirsin’: Daha

Pindaros söylemişti bunu bizim için. Kuzeyin

ötesinde, buzun ötesinde, ölümün ötesinde –

bizim yaşamımız, bizim mutluluğumuz…”

13


www.isaretatesi.com

14


www.isaretatesi.com

HİPERBOR - V

(2010-2012)

15


www.isaretatesi.com

16


www.isaretatesi.com

HAVA KARARIRKEN

Sinirleri yağmura hazırlayan elektriklenme.

Titreyen göl.

Kara bulutun altındaki yayvan dağ zirvesi; külrengi

gökte o zirvenin ardında daha yüksek, daha dik ve daha koyu

renkli ikinci bir zirve olması.

Akşamdan önce son kuş geçip gidiyor, ötüşüyle zamanın

muamma dolu dokusunu uyararak.

Yabancı bir ot kokusuyla değişiyor suya inmiş karacanın

gözündeki bakış.

Karanlığın aynı tonunda buluşuyor bölge ağır ağır.

Suda sürüklenen ağaç kabuğu, ormanda kıpırtı,

hayvansal soluklar, vadiden duyulan alâmet gibi bir ayı

böğürtüsü. Suda küçük küçük şıpırtılar.

Olup hiç iz bırakmadan yokolanların, geçmiş tüm

oluşların uzandığı doğrultuda, – sonsuzda kesişim noktası.

17


www.isaretatesi.com

POLİSİYE DÖNEM

bir gizem/gerilim şiiri

Beğeniye ve keyfe dayalı bir seçicilik yerine katılık ve

korkunun yönlendirdiği sakınım dolu haftalardan sonra,

bulunduğu yerden hoşnutsuzlukla ve aynı anda birçok yerde

olma isteğiyle günlerini harcamışken, şimdi, nereden türediği

belli olmayan böyle basit ve beklenmedik bir temayla zinciri

kırarak zamanını anlamlandırabiliyor olmayı garip buluyor:

Bir film sekansı ve orada çalan müzik; parlak gün ışığının

vurduğu mahkeme salonu; sanık cinayetle itham ediliyor;

saksofon dramayı arttırırken zaman neredeyse duracak gibi; ve

nihayet, sanığın yüzünün donup kalıverdiği an…

Bu öykü kendisini ne ilgilendirir bilmiyor, ama üzerine

alıyor onu, benimsiyor, saksofon çalındıkça zihninde beliren

imgede kendisini yaşamın kurgularına tanıtacak bir kimlik

buluyor. İnanıyor bu kimliğe, büsbütün ona bürünüyor, o

oluyor.

Aynı dramatik tavırla bakıyor albümlerde siyah-beyaz

fotoğraflara, eprimiş vesikalıklara, sahildeki boş şezlonglara,

limanda demirli yelkenlilere, geniş ve uzun, tenha sokaklara,

18


www.isaretatesi.com

inşaat makinelerine, hurdası çıkmış traktörlere. Polisiye bir

mercekten görüyor, esrarlı bir zevkle, resmi büroları, arşiv

dolaplarını, telefonları, ahşap sehpaları, abajurları. Satende

ilerliyor.

Araştırıcı bakışın yer ettiği dikkatli gözlerle geçiyor

kentten, suça ve adalete yakın. – Öyle ki, polisiye tema

pekiştikçe, insanın dünyasının inanç ve değerler bir tarafa

bırakıldığında ve kültür katmanı buharlaştığında nasıl da

kaba, haşin ve ölümcül kurallarla işlediğini görüyor.

“İnsan her güne bir düş bulmalı,” dediği zaman, naif bir

iyimserlikle söylemiyor bunu; tam aksine, düşsüz ve

yanılsamasız kalmanın, belirli bir durumda belirli bir nesneye

yaklaşabilmek için gereken en temel perspektiften ve

araçlılıktan mahrum kalmanın ne demek olduğunu iyi bilen

bir kişinin sinik tavrıyla konuşuyor. “Ve bulduğu düşü

sürdürmeli değil sadece, sömürmeli de o düşü sonuna kadar,”

diyecek belki de sözüne devam edecek olsa: Kullanabileceği

temayı bir kere bulmuşken, onunla düşünmekte, o temaya

bürünerek düşünmekte sınır tanımamaktan yana oluşu onun

en ayırt edici özelliğidir.

Bu haliyle onu kesintisizce takibe alan bir kamera olsa,

belki de, geniş bir duygulanım yelpazesiyle düşünürken

yüzüne ara sıra yansıyan birtakım tuhaf ışıkları ve derin, kuyu

gibi karanlıkları, alacalı renkleri ve kötülükleri yakalayabilir.

19


www.isaretatesi.com

Tümden içine gömüldüğü polisiye kimliğiyle, bir ara,

yeraltı tünelinin karanlık ucuna doğru bakarken yüzünün

donup kalıverdiği an…

20


www.isaretatesi.com

DİNLEYİCİ

Şarap, diyordu herkes. Kimsenin dilinden düşmüyordu

sarhoşluk. “Su,” diyordu o ise: “Sadece su.”

En baştan beri su vardı. İçti, düzenli içti, su kıldı

bedenini, düşüncelerini, yaşamını. Berraklığı, akıcılığı,

kendiliğindenliği, sade ve gerçek oluşunu aldı sudan. Ruhu

sularda gezindi. Durağanlığı ve hareketi sudan öğrendi;

ilerlemeyi, beklemeyi; özsel ve arı olmayı, kalmayı. Öyle

olduğu sürece, suyu buldu hep. Suydu dünya.

Ve onun suyu, müzikti. Her gün kahvaltıdan sonra bir iki

saat aylaklık eder, sonra saat on bire doğru dışarının

gürültülerinin ulaşamadığı loş arka odaya geçer, kanepeye

uzanırdı. Karşı koltukta teyp olur, o gün için seçtiği müzik

parçası çalardı. Bazen bir Wagner uvertürü dinlerdi, bazen bir

Brahms adagio non troppo’su, bazense bir Chopin

impromptu’su, ya da baştan sona bir Rahmaninof varyasyonu,

Weber’den sonat parçaları.

Tam bir dinleyiciydi o. Müzik çalmaya başladığında,

müthiş bir dikkatle dinlemeye hazır olurdu; kulak kesilirdi,

hatta kendi tümden kulak kesilirdi: Baştan sona, notaları değil,

21


www.isaretatesi.com

notaların karşılıklarını duyarak kendini yapıta öyle bir verişi

vardı; müzikteki detayların, geçişlerin, keskinliklerin,

oyalanmaların, ilerleyen armonideki bölgesel değerlerin, üstü

örtülü sürprizlerin, yanıltmacaların derinine inmekte, ses ve

sessizliğin anlık ilişkisini, birtakım ilgileri, ayrımları, karşıtlık

ve bütünlükleri yakalamakta öyle ileri giderdi ki; orada

duyum, benlik, yaşam ve fizik gerçekliğin özüne dair bir içerik

bulmak ve o içeriği doğal dünyaya tekrar aktarmak (canlı

sanatın nabzını tutmak) adına çok defalar müziğin

yaratıcılarının bile ötesine geçtiğini, doğrudan doğruya

yaratımın ardındaki güçlerin âlemine girdiğini hisseder, tarifi

imkânsız bir doyumla ürperirdi.

Fakat zaman geçti, araya pek çok olaylar girdi; mekân

değişti, uğraşlar değişti, yaşantı değişti. Koşullar bambaşka

olunca “saat on bir ritüeli” sona erdi. Daha doğrusu, dinleyici

için, ritüel nitelik değiştirdi. Artık açık havadadır müzik, tıpkı

içeriği gibi, dışarıdadır – nesnelerin çılgın yoğunluklarıyla ve

havada boşluğun ani derinliğiyle, duyumun keskinliği,

karmaşıklığı ve tekrarlılığıyla, belleğin ve dağarcığın

zikzakları ve sıçramalarıyla, sabırsız istemle, nakışların gizemi,

hareketin heyecanı, zamanın tiniyle, koku manzaralarıyla, gece

girdaplarıyla, düş gücünün ve sağlığın döngüleriyle. – Ritüel

artık dışarıdadır. Tatlı bir tedirginlik ve eşsiz bir başdönmesi

vardır akşam yaklaşırken doğada ve kentlerde.

Böylece, örneğin, dinleyici yaz günü bir bisiklet gezisine

çıkar ve sahil boyunda pedal çevirirken tanıksız bir akışla

ezberden ilerletir Dvorak birinci senfonideki allegro’yu.

22


www.isaretatesi.com

Müziği fizik dünyaya uyarlamayı ve armoninin yabanıl

havasını solumayı iyi bilen biri olarak, bisiklet ilerledikçe,

yapıtın genel hareket duygusundaki sığayı ne yapıp edip

korur – ve ses renklerini birbiri ardına, dalgalı deniz

yüzeyindeki ışıklı parçalarla, çamlı koya yaklaşırkenki Orta

Avrupa havasıyla, ceviz ağaçlarındaki rüzgârlı savruluş ve

hışırtılarla, tozların ortasında heykel gibi duran köpeklerle, yol

kenarı böğürtlenleriyle ve yeşilde kırpışan akşamsefaları ve

çan çiçekleriyle eşler.

Ya da, bir kasım günüdür, yağan yağmura dikkat kesilir,

yarı uyur yarı uyanık bir yoğunlaşmayla, kentin genel

karanlığında, yatayda, ağırdan ağıra, bir katar gibi ilerletir

duyum çizgisini: Park koruluğunda can alıcı bir gece düğümü

bulur, tarih müzesi civarındaki yapay aydınlıkta bir cızırdama,

koku takıntısını andıran bir aksama yakalar, sanki bir maden

yatağıymışçasına cevher ışıltıları saçan konut şantiyesini

görür. – Bu, largo’dur.

Bir başka zaman, avlulardan, sokaklardan, dere

kıyısından, ormandan geçer; bir taraçada durup düzlüklere

bakar; taş bir duvarın kıyısında sarmaşıkları ve yosunları

inceler; sabah erken vakit kendini bahar güneşinin altında

duymaktan hoşlanır. Mevsimin inceliklerini araştırırken,

aklında hep müziğin her an kurulan planı vardır. Evirip

çevirip, bir ileri bir geri, scherzo’yla oynar.

Ya da kış ortasında bir yolcudur su üzerinde. Gemi

günlerdir körfezde demirlemiş dururken ve kıyıya yanaşma

izni beklerken, saatlerin marazi sıkıntısının ve dakikaların

23


www.isaretatesi.com

alâmetsiz genişliğinin orta yerinde birkaç notalık bir temaya

tutunur, durup durup birtakım ses dizilerini tekrarlayıp uç uca

eklemeyi dener: Müziksel bir anlam birimini, çağrıştıra

çağrıştıra doğurtmak ister gibidir. – Bir an için bir kıvılcım,

özgün bir kıpırtı yakalar, sabredemez, birdenbire kamarasında

yattığı yerden ayağa fırlar ve lombozdan bakar eflatun gök,

erken dolunay, mavi dağlar, birkaç gökdelen ve ışıkları yanmış

boz bir apartman sırasının oluşturduğu görünüm bütününe. –

Bu, maestoso’dur.

Dahası, dinleyici artık en çok kendini duyar. Müziğe

kulak kabarttığında, kaçınılmaz bir şekilde, sesi uyarladığı

görüntüdeki etkileri o an nasıl düzenlediğini dinler. Aslında

bu da tıpkı ötekiler gibi bir dinlemedir, – yalnızca küçük bir

farkla: Bu etkiler ve kendisi arasında hangisinin diğerinden

önce geldiğini, dinlediğinin müzik mi kendi yaptığı işlemler

mi olduğunu bazen fena halde karıştırır ve bunun, içinde

bulunduğu koşullardan hoşlanabilmek adına çözülmesi

gereken bir mesele olduğunu düşünürken zaman zaman

müziği büsbütün kaçırdığı olur.

24


www.isaretatesi.com

KURDUN YÜZÜ

Dosdoğru geçiyor ormanın içinden. Bir uğrak

aramaksızın ilerliyor. Kendi bölgesinden ayrılarak geldiği

yabancı bir bölge burası.

Alıcılarını dört açmış, çevreyi tarıyor. Anlamazmışçasına

bakıyor boşluğa. Havayı kokluyor; belirgin bir koku

seçilemiyor. İnce bir sis var. Etrafta yer yer kar birikintileri.

Aşınmış yamaçlardan, çukurluk, yarık yarık mevkilerden

geçiyor. Cılız, kupkuru çalılara, yere saçılmış dal parçalarına,

hiçbir işine yaramayacak kozalaklara, pörsümüş yapraklara,

tuhaf köklere rastlıyor. Soğuk, puslu, dumanlı havada kara

kara ağaçlar çıkıyor karşısına. Patikalar düzensiz; kayalar,

uçurumlar, dereler sık sık engel oluşturuyor. Geçitlerden

süzülüp gidiyor. Tek başına. Soluğunu duyan yok. Gölge gibi

geçiyor fundalıklardan. Tuttuğu yol muamma dolu; çamurda

ve karda bıraktığı ayak izlerinden anlaşılamaz çizdiği eğri ya

da ördüğü ağ. Henüz kendi de, kendisinin ipucu olabilecek

anlamlı bir işaret görmedi. – Henüz hiçbir şeye başlayamadı.

Planını gerçekleştiremediği sürece kafası karmakarışık

kalacak kurdun: Emareler yüzünün vahşi geometrisinde.

25


www.isaretatesi.com

YERLİLER

Ateş yakıyorlar. Dumanın çevresinde toplanıyorlar. Bu

alan ağaç kütükleri, hasır, yapraklar ve kamışlarla çatılmış ve

zemini yerden bir karış yüksek tutulmuş çepeçevre

kulübelerin orta yerinde, köyün meydanıdır. Şamanın bir

işaretiyle susuyorlar ve önemli eylemi göz kırpmadan

izliyorlar. Anlama kapılıp gitmeleri çok da zaman almıyor.

Seslere ve dumana ayak uydurarak mırıldanıyorlar.

Tepiniyorlar, ayaklarını kızıl toprağa vurarak ayin dansı

yapıyorlar.

Bu köyün insanları avlanmaz. Fazlalıkları toplarlar

sadece. Su kıyısına gitseler de balık tutmadan dönerler; ama

uzun süre kalırlar orada. Dalgındırlar, derin düşüncelere

gömülürler, ama neyi düşündükleri bilinmez. Bazen

burunlarının ucundakini göremezler; dumanlı, bulanık,

hülyalı, mahmur bir yaşayışı yeğliyor gibidirler; bir bütün

olarak aldıkları dünyadan parçalar seçmek onların yaşam

düzeni ve zaman kavramına terstir sanki. Oluş halindeki

şeyleri tanımaz, tanımlamazlar. Hep başladıkları yerdedirler.

Aylaktırlar. Bundan çıkıp buna dönerler.

26


www.isaretatesi.com

Oyunu iyi bilirler! Çocukturlar! Bebektirler hatta, –

eylemde yeni, ilk ve ilkel. Saçmanın ve gelişigüzelin dilini

doğal bir ustalıkla konuşurlar. Usdışı ve bâtıl olana sonsuz bir

tin katarlar. Sayısız çeşitlemelere dökerler satirik neşeyi!

Kendilerini verimli kılan meyveyi günde bir kez, o da

bulurlarsa yerler. İşler uğraşlarla eğlence arasında bölünmeler,

kopuşlar yoktur onlar için, birinden diğerine geçerken haz

akıcılığını kaybetmezler.

Bu sene onlar arasından ormanda orkideyi gören olmadı.

Loş ormana yolu düşenler sık ve yüksek ağaçların altında

gezinirken şaşkın şaşkın bakındılar, yeşil gövdeler boyunca

parlak gün ışığına doğru tırmanan sarmaşıkları seyrederken

başları döndü, yere yığıldılar.

Biri bir gün avucunda bir parça firuze ile çıkageldi.

27


www.isaretatesi.com

SES VARLIK - I

Kollarını yukarının bolluğuna

açmış gibi duran yamaçlara yağıyor

kızıl toprakla, çamlarla, sivri kayalarla,

lahit kalıntılarıyla ve çınar ağaçlarıyla beraber

yabanıl dokuyu tamamlayan

–– böcek cırıltısı.

Dere boyundaki kuytu mevkinin

otlar, çakıl taşları, dikenli çalılar,

iri çiçekler ve kuşlar gibi

ayrılmaz bir parçasıdır

–– su şırıltısı.

Şimşek çakıyor,

loş kayalık boğazda

cisimlerin ve havanın içinden

simyasal boya gibi geçiyor

–– gökgürültüsü.

28


www.isaretatesi.com

Yavan ve bomboş

alacakaranlık saatinde

donuk vadi kesitine birdenbire

abartılı bir olay karakteriyle doğuyor

–– horozun ötüşü.

29


www.isaretatesi.com

FEMİNİNİSSİMA

Kadın en çok neden sakınır? Bilincin dünyayı

karartmasından. – Akıp gidiyordur zaman, kadın

yakalamıştır elektriği, özgürce davranıyor, geleni

karşılıyordur, hoşnuttur, bozulsun istemez bu. Hem sonra

sıcaklık vardır, nefes, kıpırtı, kıvraklık, buz ve ateş ve

ürperiş. Gölge düşsün istemez spontan yaşama; deneyim,

görü, bellek kararsın hiç istemez. Sakınır böyle bir eril

kararmayı getirenden: En şeytani görür onu, iter

kendinden.

Kadın bir erdem görmez yabancılaşmakta; bunun bir

erdem olduğunu telkin edenlere inanmaz. Noksan,

kusurlu, tuhaf, eğri büğrü, saçma, cüzî de olsa, akıldışı ve

istemsiz de olsa tüm şeylerin toplamının insanı insan,

hayatı hayat yaptığını; geçmişin bütün ıvır zıvırının ve en

can alıcı olarak da olağan, vasat, bayağı olanın bugünü,

şimdiyi, ânı yarattığını ve sonranın yolunu hazırlayıp açık

tuttuğunu bilir. Büyük bir dili konuşmaz kadın; yumuşak,

küçük ve emin adımlar basar. Doldura doldura ilerler ve

bu arada yaşayarak bilir hem zorunlu hem rastlantısal

30


www.isaretatesi.com

olanlarla bizzat şekillendiğini. – Bilmese de bilir bunu:

Yanıltılamaz kadın, yabancılaştırılamaz.

Dahası, kadın içeriden yaşar: Her şeyin içinden beden

olarak geçildiğini bilir. Yoksa renklerle ve desenlerle

konuşamazdı, üzerindeki aksesuarlara bir kerelik içrek

nitelikler aktaramazdı, bir eda sahibi olamazdı. Bunu

ondan iyi kim yapabilir? Kadının bedensel varoluşu nasıl

kalbinden yakaladığını anlayabilmek için onun rutin

kımıltıları, duruşu, oturup kalkmayı, geçip gitmeyi, her

türlü ifadeyi, jesti ve mimiği zamansal çizgide

(zamanlamalar!) nasıl da etkili kullandığına bakmak ve

bunlarda en geçici, anlık ve tin-beden ilişkisinin tamlığı

adına bir o kadar da gerçek sanat olan dansın çekirdeğinin

barındığını görmek gerek. – Üstelik kadın farkında bile

değildir bütün bunların: İçindedir çünkü, farkında olması

gerekmez. (Neredeyse, denebilir ki, üstbilinç’tir kadın

dünyasının öbür adı.)

Kendini erkeğe tanıtmanın yollarını arar kadın, hatta

tiranca dayatır kendini. Gelgelelim, bu konusunda erkeğin

durumu ümitsizdir; kadındaki bedensel varoluşu, o,

ancak salt tensellik olarak algılayabilir. Ahmaktır erkek,

kadın dünyasının gizeminin eşiğinde, şehvet düşkünü

olabilir en iyi ihtimalle. Örneğin bir kokuya takılır kalır. O

zaman da içindeki kestirmeci yan zirveye çıkar: Zamanı,

akışı ihlâl eder; çatışır üstbilinçle (çünkü, bilinç’tir erkek).

Oysa bekletecektir kadın – üstbilinçte buluşma

olanağı yakalanana kadar. Çünkü ölçüleri gözetir o,

31


www.isaretatesi.com

zamanın nabzını tutar, aralıkları sayar, müzikolojik bir

düzen arar. Erken olan da geç olan kadar kötüdür

(zamansızlık tümden kötüdür); birinden korkar kadın,

ötekinden içi geçer; işlerliği, çarkların dönüyor ve

momentumun korunuyor olmasını her şeyden çok

önemser; ve kulağı hep ölçülerdedir; ölçüleri yakalamak,

ritmi kaçırmamak, boşa oyalanmamak hayatidir. Kadın

bekler, ama zamanında gelmeyeni karşılamayı reddeder,

tanımazlıktan gelir. Üstelik kurallarını da asla tartışmaya

açmaz; sadece kendi kuralları olduğunu varsayar, başka

türlüsü gelmez elinden.

Dahası, kadın kendi koşulları içinde kendini öyle

benzersiz bir kesinlikle tanır; güzelliği, zekâyı, sağlığı,

içinden yetiştiği çevreyi, ikna, yanıltma ve kafa karıştırma

becerilerini, yani elindeki türlü kişisel olanakları, sahip

olduğu gücü ve yaratabileceği etkiyi öyle somut bir

şekilde öğrenir ki, yeri geldiğinde sihirli değneğini çıkarıp

o etkiyi yaratıvermesi onun için işten bile değildir.

Bence kadının baktığı yöndedir derin orman, gölün

dibi, zümrüt façetasındaki toz.

32


www.isaretatesi.com

YÖNÜNÜ BİLEN

İşte Laos! Kendi dumanı içinde, loş, içten sıcak. Şu

karanlık çabalayanların, kan ter içinde, tanıyamayacağı. –

Sürükleyici uğraştan çıktım, inanmıştım, dışarıdayım şimdi,

yürüyorum, yeni öğreniyorum dünyayı: ışıklı tabelalar, yokuş

aşağı hızla geçişi arabaların, yüzler, lekeli kaldırımlar, adım

atan bacağım, yere basan ayağım. Çocuk duyum! Yukarıda,

cadde üzerinde, kapalı kış başı havasının yoğun karnı. – Laos

orada! (Orman, taşkın doğa, sulak toprak, tüm Budist

tapınakların silueti.) Görüyorum buradan oraya doğru uzanan,

yapay bir ışık çizgisinin belirlediği dolaysız yolu. – Yol yerinde

kalacak. İstediğim an tutabilirim o yolu. Yerinde olmasından

hoşnutum. Şimdi buranın kokularını, soğuğunu duyuyorum,

buranın çalpara şıkırtılarını. Tanıyorum, geçtiğim sokakta, iç

sessizliğimin geniş tropik yapraklarını; omurgam sazlıktaki bir

kamış gibi dik ve düzgün; yogi bileklerimdeki tüy hafifliğiyle

tartarak yatıştırıyorum sağda solda kontrolsüz kıpırtıları;

uyumu kalabalıkta hep kaval sesiyle taklit ediyorum;

duracakmış gibi yavaşlayan zamanla ilerliyorum ulu çınarın

saçakları altından; capcanlı yağlı boya renklerle, kayganlıkla,

şıpırtılarla yürüyorum.

33


www.isaretatesi.com

Yolun ucunda gördüğüm Laos kadar yakınım,

başlangıçtaki Laos’a.

34


www.isaretatesi.com

SES VARLIK - II

alışveriş merkezi

Bu ne ses cangılı! Tanrı dünyayı askıda duran satılık deri

yelekleriyle, alüminyum folyolarla, oyuncak bebeklerle,

market köşelerindeki renkli ambiyans lambalarıyla, yıpranmış

dinlenme koltuklarında oturup sırnaşan pasaklı sevgililerle,

naylon poşetlerdeki organik desenlerle, plastik çiçeklerle,

parfüm kokularıyla, mekânın ilintilerle dolu çağdaş dokusuyla

yarattı! AVM’nin üçüncü katının yankılı boşluğunda kadın

kikirtileri, yürüyen merdivenlerin harekete geçme tıkırtıları,

asansör katta ikazı ve topuk takırtıları bir araya geldiğinde

anladım bunu.

Bu ne ses cangılı! Gömüldüğüm koltukta

kımıldandığımda, kadife kılıfa sürtününce hışırdayan

kıyafetlerimden tanıdım yabancı olduğum bedendeki ben’i.

Ama ne ses cangılı! Ekrandaki animasyona dalmıştım,

dijital çağın yapay evrenlerinden nesnel dünyanın gerçekliğine

kademe kademe dönerken, arada kalmanın köklü yer/yön,

öz/özne karmaşalarıyla salladım varlığın zeminini, – sonra,

soluğumu tuttum, arı kovanı gibi olmuş geniş salonun ses

35


www.isaretatesi.com

kalabalığından zar zor sıyrılarak, açığa, köşeye, uzağa doğru

kaçan duyusal kavisin işaretlediği dördüncü boyutu

yakaladım.

Hep vardık.

36


www.isaretatesi.com

NABIZ

-üç paralel akışlı senfonik poem-

37


www.isaretatesi.com

38


www.isaretatesi.com

39


www.isaretatesi.com

SES VARLIK - III

Duvarlar ince. Apartman, ses yalıtımı pek düşünülmeden

yapılmış. Sesler dörtduvarın dışından, kapalı pencerelerden de

nüfuz ediyor içeri. Kalabalık bir apartman burası; yanda, altta,

üstte komşuların hareketliliğini duyabiliyoruz. Bu dairenin

sessiz boşluğu dış seslerin rastgele trafiği için açık bir zemin.

Hele de korunmaya çalışılan, üzerine titrenen bir ruh

durumu söz konusuyken! Biliyorum: Olaylar ses dalgalarıyla,

sudaki halkalar gibi yayılır; (bağırışlar, ünlemler, iniltiler––)

seslerle taşınır öfke ve acı; seslerle ister istemez ortak oluruz

başka kötülüklere, bayağılıklara, başkalarının uzak dünyasına,

bize yabancı olduğundan bizim için kafa karıştırıcı olana. –

Duymak istemiyorum. Kapatıyorum kendimi, iç ritmimi

korumak istiyorum. Bilincim, müzik olmayan her şeyi

yadırgayan kulaklarım için kalkan olmuş: Ama başıma

sinekler gibi musallat oluyor parkede mobilyaların sürtünme

gıcırtıları, homurtulu diyaloglar, yere düşürülen sert cisim

tıkırtıları, güm ederek çarpan kapılar, borularda su uğultuları,

çocuk çığlıkları, kırılan bir camın şangırtısı, sokakta

yankılanan ısrarlı bir korna sesi.

40


www.isaretatesi.com

Bir yandan suskunluğum, aylaklığım, bir yandan da

uyarılmışlığım, aşırı hassaslığım. Ya da buna kedicil bir

hassaslık, yapısal bir iç huzursuzluk demek daha doğru olur.

Bunun neye karşılık geldiğini en iyi bilen de evin kedisi M.; bu

apartman dairesinin günün yirmi dört saati burada olan tek

sakini. Başımı usulca çeviriyorum, bakışları üzerimdeymiş,

göz göze geliyoruz. Böyle anlarda gözlerini hiç ayırmaz, insanı

tedirgin edecek kadar uzun bakar. Garip hislerle, ânın

erişilmez gizemiyle dolup ürperirim. Belki de evin bu gerçek

sahibine sormak gerek, bu dörtduvarın arasında bilinci ne gibi

güçlerin yönettiğini.

Hassaslığından, iç huzursuzluğundan dem vurduğum,

her türlü çıtırtıya kulak kesilmiş, her sese irkilen bu sarışın

kürklü hanımefendi, o uyanık, güvensiz, her an tetikte

bekleyen tavrıyla belki de, yakaladığı ruh durumunu korumak

için çabalayan benimle çok benzer bir kaygıyı paylaşıyordur:

Olumlu, sürekliliği olan, alışıldık koşulların ufacık bir dış

etkenle bozulup tersine dönebileceği ihtimali hep aklındadır

onun.

41


www.isaretatesi.com

POYRAZ

42


www.isaretatesi.com

ERMİŞ VE SATYR

Mahremiyet örtüsü kalkmış. İşte sere serpe uzanıyor dişi

beden.

İstenmiş, bilinçli, uzatmalı bir içedönükleşme ve

durgunluk döneminin ucunda, senin canlanma ânında belirdi,

gözbebeğinin kıvılcımında, bu oda, bu kadın. Kişiliğinin

ekonomisi, sağlam beğenin, seçici ilkelerin, yaşantındaki gizli

işleyiş, katı perhizler ve kararlı birtakım yönelmeler senin için

bu zirve deneyimin koşullarını yarattı. Kendini sana sunmuş

dişi beden. Dingin bir düşünce zeminiyle, düzene girip

yenilenmiş bir tinsellikle, dinç bir bedenle ve keskin duyularla

yaşayacaksın bu tabula rasa sevi dakikalarını. Masumsun,

lekesizsin; bütünlüğün ve coşkun tümden meşru kılıyor seni.

Duvarlara gölgeler vuruyor. Hava dumanlı, nefes yoğun.

Zaman duracak gibi, öyle ağır ilerliyor. En ufak bir kımıltı bile

önemli, en küçük bir ses bile işitilmekte: çıtırtılar, eklem

kıtırdamaları, belli belirsiz yutkunmalar, iniltiler, kumaşa

sürtünme sesleri. Ve sonra, kıpırtısız uzun aralıklar. – Duya

duya ilerliyor, bilincin insanüstü düzeylerinden de, insancıl

düzeylerden de geçiyorsun. Doğanla konuşuyor beden.

43


www.isaretatesi.com

Alışıyorsun seninle soluyan öteki varlığa. Abajurun

solgun ışığında görüntüler besliyor ruhunu. Bedenin ayrımına

vardığın her bölgesi, uzuvların farklı farklı her pozu bir

şeylere dokunuyor içinde. Doymaz bir açlıkla, sonsuz bir

hevesle bakıyorsun. Masumiyetinin sınırı yok. Duyuların

yönlendiriyor seni. Giderek artan bir hassaslıkla görüyorsun

çukurlukları, kabarıklıkları, gölgelerin oyunlarını, renk

tonlarını; tendeki geçişleri yakalıyorsun; inceliyorsun benleri,

şeftali tüylerini, eşsiz kırışıklıkları.

İlk kez temas edermiş gibi öğreniyorsun kıvrımları; her

dokunuş yeni, beden hep bakir. Adaleler, kaba et, eklemler,

kemikler ve yumuşacık dolgunluklardaki ifadeyi, benliğin

somut sırlarını milim milim keşfediyorsun. Gezinen

parmaklarına rastgelen kayganlık, pütürler ve izler, bütün

bunlara türlü şekillerde dokunmak veya dokunmamak,

dokunmayı ertelemek seni ayrı ayrı uyarıyor, uyuşturuyor,

ayıltıyor, oyalıyor.

Uzatıyorsun dakikaları; zamanın yavaşlığı bir lütuf.

Duyum zevki neden aceleye gelsin? Bir kez bulunmuşken, ne

diye geçiştirilsin bu yoğun saat? Tenin öteki tene dalga dalga

akışındaki hoş tedirginliğin, tazelenmenin, uzlaşmanın, ve

onay dolu, rengârenk bir geçmiş ve bir gelecek düşününün

zamansız bir döngüde buluştuğu canlılık ve esenlik ölçeği bu.

Ve kokular! En esaslısı etkilerin… Bedeni en olağan

haliyle duyarken, koskoca bir burunsun sen! Enseyi, kürek

kemiklerinin arasını, belin çukurluğunu, kalçaları, baldırları,

topukları ve sonra avuç içlerini, kolları, omuzları tararken,

44


www.isaretatesi.com

saçlara gömülürken, kulaklara ve dudaklara sokulurken,

benzersiz bir kokular atlasında geziniyor, sarhoş oluyorsun.

Geçişler, akış, takılıp kalmalar, tüm hislerin karmaşık

birlikteliği ve doğal devridaim, dişi bedenin yakınlığında

ruhun ahenkli zenginliğini ateşlemiştir.

Bedenin en mahrem bölgelerinde, en özel ara noktalarda,

oralara ait doku berrak bir açıklıkla görülmektedir: Bu uç

ayrıntılarda, hem şehvani yanın keskin bir karşılığının, hem de

bireyi türünün yapısal kökenleri üzerinden dünyaya bağlayan

kozmik bilginin olduğu bilinmektedir.

45


www.isaretatesi.com

SES VARLIK - IV

İnsan gözlerini yumar ve mekânın kültürel ilgileri aşan

nesnelliğini duyar: Bilinç, sesler yardımıyla, maddeyi belirleyen

boşluklardan akar.

Gözümü yumuyorum: Metalik, insani, mekanik,

hayvansal, elektronik ve rüzgârsı seslerin geçişleriyle

işaretlenen karanlık bir ses fanusundayım ve boşluğu tarayan

seslerle bir bir doluyor işlek caddelerin ucuna kireç kokusu,

madenlere pelte, gökyüzüne kümülüs tarlasının belirsiz bir

noktasında kaybolan bir kerelik yay ve gece kentine toprağı en

uzak tepeye kadar yoklayan pathos dokusu. – Sonra, bunların

en yoğun olduğu ânın hemen ardından, sular çekilirmişçesine

boşalıyor dünya; geriye karanlık bir zemin kalıyor: varlık,

mekân, madde.

Dokunabiliyoruz zamana.

46


www.isaretatesi.com

UYKU ÖZLEMİ

uzun uykulara duyduğum özlem

susuzluğumu gece yarısı

ücra mağaraların

derin karanlıklarına uzattı.

baktım pencereden,

çıktım lambasız balkona,

panoramik manzaradan

kaotik kapkara siluetler,

suretsiz çalkantılar geçti.

koşturmacaların, gürültü patırtıların,

arbedelerin hamur gibi yoğrulan

hummalı kentini

floresan vadide zorbaca inciledim,

ışıksız mahalleler beni hınçla karşıladı.

47


www.isaretatesi.com

mavi at heykelini

silindirik gökdelenin

açmazına koydum,

bir kriz çıktı yarım yamalak.

kent merkezine

abartılı bir nabız yakıştırdım,

bina yığınları

soluksuz kaldı.

ziftlendi toprak,

patlıcan moru bulut

doğu göğüne mıhlandı.

uzun uykulara duyduğum özlem

asla uyunamayan bir dünyanın

hiçliğine yolladı beni ışık hızıyla ––

en yakıcı uçta kavrulunca

kendimi geri çağırdım dehşetle.

48


www.isaretatesi.com

TAYYIZAMAN - I

Kumardan önce ateş geldi. Burada ateş! Günü geldi.

Madem öyle neden sentetik bu deri? Hınç geldi.

Suyu saldık. Geriden takip etti buharlı soluk. Kuyu

boyunda maden ısısı. Manyetik bordürden geçtik, birdenbire

maviliğe kavuşan vitrine vardık. Yavaşlayan bir hızla

karanlığa gömülen tüm nesneler işlek caddenin erişilmez

köşelerinde kendilerine doğru yolculuk etti. Esti meltem.

Mırıltı raylarında aktı trenler. Grotesk kesitler belirdi – nergis

gözlere. Spot ışığında balta! Tınlayan nal! Sesin dokunduğu

uzak oda: turuncu, kovuk gibi, çilek kokulu. Tıpkı kilit

vurulmuş atölyede kalan son vidanın cevheri gibi. Viva la

vida! Tüm dünya akiktir, ama her şeyin akikliği öteki şeylere

gizlidir. Amazon ormanlarına kaçıyor elektriğin aryası…

Gecede ip koptu!

Önceye döndük. Yitiverdi her şey.

Duruyoruz öylece. Ateş yok. İşimiz kumara

kaldı. Zar atalım bari.

49


www.isaretatesi.com

TAYYIZAMAN - II

alışveriş merkezi

Yapay ışıklarla tezgâhlar, vitrinler, karolar, panolar,

şeritler, pervazlar boyunca caz kovalamacası! Dizi dizi kapalı

mekânlar, endüstriyel iç mimari, göz alıcı dekorasyon. İnsanın

karşısına birbiri ardına türlü türlü nesneler, alaca renkler,

melez dokular getiren büyük mağaza. Piyasa safarisi! Hızla

işleyen zihin, her an eşleşecek öğeler bulan göz, yüklü duyum.

Uyarımların kalabalığı, öngörülmemiş karmaşık etkiler, yoğun

hava. Raflardaki şekilli simli mumlara bakarken, ya da palto

beğenirken! İnsanlar doluşuyor her yandan; küçük spotların

güçlü ışıkları, tempolu müzik, parfüm kokuları, ürün bilgileri,

uğultular. Ortamın ad hoc bombardımanıyla tatlı tatlı

ürpermenin yolunu bulmuşken, tüm nesneleri uzlaştıran

zemini koruyorum, hipnotik bir halde mağazada uzun süre

oyalanıyorum.

Sonra birden dışarı çıkıyor, yakaladığım ritmi

sürdürerek, sıcacık düşüncelerle otopark asfaltının karanlığına

doğru yürüyorum, kısa sürede âdeta en uzak ormanların

ötesine ışınlanıyorum.

50


www.isaretatesi.com

Eski zamanların Sankt-Peterburg’u burası;

Nevski Praspekt’te geziniyor gece bekçisi:

Sokak lambası alevinin camın içinde yanışını

ömrühayatında ilk kez, bir dakika boyunca

gözlerini hiç ayırmadan seyrediyor.

51


www.isaretatesi.com

DÜĞME

ufukta puslu günbatımının

yapbozu tamamlandığında

beride kemik bir düğme

parlıyor yaş çimenlerde.

dikkat dağıtıcı

bir kemik düğme ––

tali bir noktadan

bulandırıyor manzarayı.

karanlık huzmelerle

lekeleyip perdeliyor

ağaçlar arasındaki açıklıktan

güneydeki allı morlu tepeleri

gören daracık hattı.

alacakaranlıkta

havanın tütünsü kokusunu

52


www.isaretatesi.com

uğursuz salgılarla

zehirliyor.

sanki lanet bir göz ––

bulunduğu yerde kötücül, tekinsiz,

şeytani bakışlı.

karartı içinde

tavus yeşilini andıran

yakıcı bir matlığa bürünmüş,

histerik, hipnotik.

pul kadar bir alandan

halka halka yayılarak devleşiyor,

trajik karanlığı

zifte boğuyor.

koro uğultuları,

vahşi iniltiler, çığlıklar

ve ürkünç fısıltılar arasında

küçücük kemik düğme

geceden daha büyük

bir hiçliğin kıyametini duyuruyor.

53


www.isaretatesi.com

DAĞLAR

-Himalaya interlüdü-

Aşkın yükseklikler, ıssız gök boşluğu.

Dağların çatısı: Parçalı zirveler; sivri, kırık kırık

kayalıklar; aşınmış, çıplak, yarık yarık, dilim dilim yamaçlar;

inişli çıkışlı, çanaklar oluşturup eğri büğrü konilerde buluşan,

kâh sıra sıra uzanıp kâh kopuk kopuk duran, parlak, boz,

damalı, her yöne dönük girift mevkiler kurmuş sayısız yüzey.

Yerin en yükseğinde ve göğün en yakınında her türlü

şekil ve engebeyle dolu bu yamru yumru, büyüğün en büyüğü

kütle, bitimsizce uzanacakmış gibi görünürken, – işte,

birdenbire başlayan bir bulut deniziyle sınırlanıyor: Pamuk

gibi bulutlar; yoğun, engin, tekdüze bir beyazlık, ufukla bir.

Ne ki, hemen ileride, başka bir doğrultuda yeniden

başlıyor dağlar.

54


www.isaretatesi.com

MERKEZDE

55


www.isaretatesi.com

TERS

-impromptu-

Solaklar yakınlarda.

Uğursuz ahlâk masası – platin sarısı boyatmışlar

ofislerini! Evimizde nasıl oturalım şimdi hardal sarısı?

Sığdırmaz ettiler. Gölgeleri düşüyor bu uğultusuz odalara.

Uğursuz ahlâk masası! – Ve burada, salonun köşesinde rustik

masa, ahşap dalgaları, boğuntu. Çiçek desenli berjer,

dışarıdaki gece renklerine göre hiç olmadığı kadar âtıl şimdi.

ŞİMDİ!! Büyük bir vakum sıkıştırdıkça en özel köşeyi,

özelliksiz kalıyorum. Canıma düştüler. Abajur aydınlığında

bulaşıcı uyuşukluk: Solaklar yakınlarda!

“Sonraya sakladığım senfoni lekelenmese bari.”

56


www.isaretatesi.com

FANTASİA

“İhtiyarı görün.”

Bitkinsiniz, içiniz kararmış. Aç, susuz, uykusuz, – ihtiyarı

görün.

Yerdeki yuvarlağa basın. Rengi atmış panelin önüne

geçin, heykel gibi durun. Yapışkan adımlarla, yerden

kalkmayan ayaklarla geldiniz buraya. Ihlamurlar renklerinden

bir şey kaybetmemişse de, kaldırımların suyu büsbütün

çekilmiş. Yan yana getiremezsiniz bunları. Boynunuza çelengi

atıp kaçtı hoşgeldin heyeti. Tek başınızasınız. Bakın şimdi

ırmağa; ölgün bir buhar tütüyor sudan. Buraya gelirken, anlık

bir sarsıntı tuhaf göstermişti size gerçekliği. Uyuşuk, sersem,

hantal vaziyette bir şeyler yapmalısınız bundan, – gövdeniz

sert bir kabukla kaplı, içten içe pelte de olsanız.

Görün ırmaktaki cıvıklığı. Havada pis bir duman.

Etrafınıza bir an bakın. İrkilip bir uykudan ayıldınız sanki.

Kavakların kıpırtısını yakalayın; ördekler hipnotize ediyor.

Âtıl kalamazsınız. Zamanın dışından seslenin zamanın içine.

Sarmaşıklar iniyor binanın parşömen renkli cephesine. Güz

ikindisi duvarda yağ gibi akıyor. Kırlangıç öttü.

57


www.isaretatesi.com

Görememişlerdi sizi, duyamamışlardı! Sanmışlardı ki,

apokaliptik bir bekleyişin eşiğinde takılıp kalmışsınız;

sanmışlardı ki çürümeye kurulusunuz. O halde kendinizi

duyurun şimdi: Aladdin’in Şenlik Marşı çalıyordu hep,

dinliyordunuz!

Gürbüz pancarlar oluşadursun, varlık anlatsın kendini, –

dinleyin, dinletin.

58


www.isaretatesi.com

JAZZ

to a commuter on the bus, by the window

You are there and this is a novel feel I get out of you.

American girl! Play well with the strap of your bag. (Your

nature thus translates into our mainstream reality. In a

character that I know of all living. Of myself.) — Electric soul!

Ticktock rhythm! Latent boom! Dreamy night thoughts! Flash

vision! Free-flowing profile before the city lights! Busy heart of

the dark! — You are the moment: either left out of time or

enclosed back in time. Blue wiz! Net of patterns! Spark-catcher

of desires! Cute plot! My belief in easy presence! Lovelike!

Sneeze gently where you are — and I will perpetually spread

out your being in slow jazz tempo.

59


www.isaretatesi.com

KUT

Sislerden hayalet gibi beliriyor kule yıkıntısı.

Şimdi başlıyor her şey. Burada, şu an.

Çarpıcı bir deneyimde büyüklüğü inatla kovalarken

küçülen ve büyük bir öyküyü küçücük bir deneyimde

sürdürürken bunu bilmeyen sen, şimdi, olmayan bir özü

aramayı bırakıp, etrafta bulduğun işaretlerden yola çıkarak,

uyandırabilirsin benliğini adım adım.

Sislerden hayalet gibi beliriyor kule yıkıntısı.

Havada yoğun bir nem, toprak ve ağaç kokusu. Köpek

havlamaları, kuş ve horoz ötüşleri duyuluyor. Kuşluk vakti

ışığa doyuyor puslu dünya. Kendi ifadesini bulmuş tin. Yeniye

doğru açılan tatlı bir belirsizlikle, dingin kıpırtıların

beşiğindesin.

Biliyorsun, büyük bir uykudur yaşamın: Uykudadır her

şey; bir düştür gördüğün. – Ve Parsifal’sin sen bugün, müziğin

yankılanıyor havada, leitmotiflerinin sonsuz tekrarları!

Sislerden hayalet gibi beliriyor kule yıkıntısı.

60


www.isaretatesi.com

Yürüyorsun geniş vadiye karşı. Hızla seyreliyor sis.

Yamaçların uzantısını, vadinin genişliğini ve dönemeçlerini

tanıyorsun. Beden dinç, soluk doyurucu, uzuvlar sağlık dolu,

güç dolu.

Toprağın ve ağaçların renklerini, göğün tavanındaki

bulutları inceliyorsun. Yeniden öğreniyorsun bakışlarını

gölden geçirmeyi; alışıyorsun. Karşı yamaçta çarpıcı bir

kabarıklıkla kalkan gibi duran kayalık, ardındaki koskoca

dünyayı buruk buruk perdeliyor.

Uzak dağlara bakıyorsun; akşam üstleri alev alev yanan

dağlardı bunlar. Öyle tanımıştın onları. Klarnet, trombon, tuba

sesleri duyardın, yaylıların ince tınıları. Görüyorsun ufkun

geçidinden yansıyan pırıltıyı: tapınağını arayan bir geçit. Böyle

tanıyorsun ufku, tapınakları.

Çığırında akıyor yaşamın. Duyuyorsun sesi, devinimi,

sürekliliği. Sıradan bir öyküyle, sudan sebeplerle kuruluyor

gün. Alışkanlıkların, becerilerin ve zaaflarınla; dürtülerin,

tutkunluğun ve sabrınla ilerliyorsun adım adım, – Baba’nın

kaprislerinden ve gazabından, Oğul’un meziyetini

doğuruyorsun.

61


www.isaretatesi.com

BALIK

Balık hafızaymış! Neymiş efendim, balığın hafızası

anlıkmış, olanı hemen unutuyormuş. Şöyle mi yani: Kesit kesit

yaşıyor balık, her an kendini bir yerde buluyor? – Bu bize

balığa dair neyi anlatır ki? Hangi canlı için, olmak, kesintisiz

bir hafızayı gerektirir? Ya da, hareket bilince mi denktir?

Harekete yön veren, varlığın bütünsel momentumu değil

midir, – içten ve dıştan bir toplam?

Balığın hafızası, sudur.

62


www.isaretatesi.com

ÖLÇÜLÜ

Müziği duydun. Çimenlere ayak bastın, yürüdün.

Yaylılar geriliyordu: ana ses. Tarhların yanından geçtin.

Arabalar aktı yoldan. Flüt duyuldu. Duvar boyunda kış

güneşine uydun; taşlara, yosunlara, sarmaşıklara dokundun.

Fıskiye şırıldıyordu parkta. Koşturan, bekleyen insanlar, canlı

jestlerle konuşan kadınlar. Ziller, davul, glockenspiel. Uçak

pistleri geride kaldı. Uzayıp giden raylar. Ağaç sıraları. Tuba,

fagot, korno. Dere boyu ıslık. Bodur çalılar. Tepecikler. Gölet.

İki durak arası süre. Piyano çalındı. Hız, tempo, akış. Ölçüyü

tutturdun. Ufukta kızıl bir çizgi. Soğuk esinti boşlukta. Yine

yaylılar, hep birden.

Durma, bekleme: Kaçıverir müziğin ritmi.

63


www.isaretatesi.com

SİSYPHOS YOK, EPHESOS YOK

Ephesos ziyareti

Hani bakır, hani fırıldak, hani telek? Hani nar, hani gül,

hani ipek? Hani yakut, hani kertenkele, hani gülle? Yok, hiçbiri

yok! Hani kadeh, hani mermer? Hani zırh, gölge, renkler?

Mendil – – mendilde elmas? Yok! Yok!

Hani mumu yakan tesadüf? Ateşin karnı gibi düşünce

tutulması? Hani aşkın buğu; üzerimizde nefes kesici kemer?

Ağzımızı bıçak açmazkenki sırrımız? Yok! Hani leke, hani

pürüz, hani yumrular? – Sisyphos? Adına Sisyphos dediğimiz

tuhaflık, cilve, cazibe? Yok!

Ephesos ayağıma kadar gelmiş olabilir. Sisyphos yoksa,

Ephesos da yok.

64


www.isaretatesi.com

YENİ EV

İşte yeni eviniz. Seçtiğiniz plan, odaların düzeni.

Duvarlar, boyattığınız pastel renkler. Mobilyalar, halılar, satın

aldığınız bilumum eşya. Parke zemin, işlemeli alçı kornişler,

duvar lambaları, tablolar, saten perdeler. Salonda çepeçevre

kitaplık, şömine ve televizyon; sehpalarda hayvan heykelleri,

vazolar ve kâseler. Abajur, köşe koltuğu, minderler. Çeşitli

oran ve ölçülerle pekişecek bir denge ve uyum düşünülmüş

evin her köşesinde; ortak bir tarzın yansımaları üzerinden belli

bir oturmuşluk ve dinginlik aranmış; uğraşlar ve alışkanlıklar

için alanlar yaratılmış. Sanki en küçük detayına kadar tüm

eşyalar ölçe biçe, bir sisteme göre yerleştirilmiş. Net bir yön

duygusu hâkim iç mekâna. Koridorların ürpertici bir derinliği

var. Arka bahçeye bakan odalar diğer taraftaki caddenin tüm

seslerinden yalıtılmış. Çalışma odasındaki berjer sanki sırf

düşünülüp kalınsın diye konmuş köşeye. Fotoğraf çerçeveleri

soluk yansılar saçıyor. İçerinin sessizliği ve kıpırtısızlığı

çağrışımlarla dolduruyor yalnızlığı. Bir ruhu var bu evin.

Odalarda tedirgin adımlar yönlendiriyor insanı; güven

duygusunun kesinliği ötelerin gerilimine karışıyor. Boşluktan

kadanslar doğuruyor hava akımı. Heykel gibi duruyor insan

65


www.isaretatesi.com

yatak odasında. Dürtüler düzene giriyor, düşünce akışkanlık

kazanıyor; uykunun meziyeti elektriklendiriyor gardırobu,

avizeyi, yastıkları, battaniyeyi, kilimleri.

Belki de bir Big Bang başlamak üzere bu yeni evde, –

benlik tüm sağlığı ve sayrılığıyla saçılacak mekâna…

66


www.isaretatesi.com

KOKU VARLIK

Ağır ağır kendime geliyorum.

Kentin keşmekeşinden bitkin düşmüştüm; harekete

koşullanmış bir halde sürekli yanlış çalışan bedenimi

peyderpey terk etmişti dirim. Fakat evimin dörtduvarının

arasına döndüğümde içgüdüsel olarak yaptığım birtakım

danslar, spor bile sayılamayacak acayip atlama zıplamalar,

orgiastik figür ve hareketler, kısacık bir zaman aralığında

enerji düzenleyici bir refleks görevi görerek beni kendime

getirdi.

Önce bedenimi tamamen yorup enerjimi tüketmem

gerekiyordu. Sonra, bir dakika bile oturup dinlenmeden, art

arda soğuk ve sıcak duş, yoğun bir buhar banyosu. Deri

değiştirmiş gibi oluyorum şoklanınca, canlanıyorum.

Ardından, oda ısısına, durgunluğa dönüş. Arp tınıları.

Yiyebileceğim kırmızı bir elma var meyve kâsesinde. Ağır

hareketlerle, öteberiyi oradan oraya usulca koyarken çıkan

tıkırtılara kulak vererek hazırlıyorum bir fincan çayı.

Bacaklarıma sürtünüyor kedi.

67


www.isaretatesi.com

Elmayı kemirişim, çayı yudumlayışım, sessiz sakin

oturuşum bir tür ayin havasında. Ayaklarımı hafifçe

oynatıyorum, bileklerim kıtırdıyor. Kaslarım, kemiklerim,

organlarım tazelenmiş; gerilim dalga dalga terkediyor tenimi.

Ferah, derin nefesler alıyorum. Kanım sımsıcak. Kulaklarımda

tatlı bir uğultu. İnce bir ter boşanıyor üzerimden. Fincanı saran

parmaklarımda olağan dokunuşun engin gücü.

Yumuyorum gözlerimi; kendimi duyuyorum mekânda:

bedenim somut ve bütün. Nefes alıyorum, hışırtılar

duyuyorum: dışarıdaki ağaçların hışırtıları; biliyorum,

oradalar.

Boşluğun ve varlığın içten içe kutsanışı bu. Günün

saatinin aşıladığı iyimser, meraklı ve tedirgin etkilerle yoğun

bir duygulanım atlasına doğru aralanıyor kapılarım;

ürperiyorum.

Ve eşiği nihayet aşıyorum: Genzime yürüyüp beni

ayıltıveren odunsu bir kokuyla, nesnelerin gerçekliğine

gözlerimi açıyorum.

68


www.isaretatesi.com

DOLUNAY GECESİ

Kaba inşaat halindeki

beş apartman bloğunun

ortasında kalan boş arazide

karanlıkta bembeyaz parlayan pus

dolunaya işaret ediyor.

Upuzun prodüktivite merkezi binasının

ön cephesinden yansımalarla

havalanan bir milyon pervane

biçimsiz öncünün dümen suyuna

kapılıp gidiyor.

Köşelerde kaybolan

ve geceye karışan

her karaltı

derin kaynaklara değiyor.

69


www.isaretatesi.com

Yayvan tümsekteki

Maya tapınağını andıran müzenin

geniş dümdüz terası üzerinde kalan boşlukta

kaynağı belirsiz

boğuk iniltiler, ünlemler.

Issız trafo alanında

elektriksel gizemler

bas seslerle dalga dalga tınlıyor;

dikenli telin öte yanında

zifirî karanlıktan

kara dağın ardına kadar inen

keskin bir eğri.

Baktığım yerden

somut varlığa

vahşi bir dirim yayıyorum

buharlı nefesimle dolunay gibi.

70


www.isaretatesi.com

HİPER ZAPPİNG

ekranda uzay görüntüleri,

düşüncem ultra mor

dokunuyorum okyanus kıyılarına,

kum tanelerim altın

derinleşiyor sıcak sular,

ateş balığıyım karanlığa

boşluğu kaplamış platin,

densité 21,5

ışıkta çaputlar kutsal,

sancım esrik

kilde kavruluyor güneş,

mekân fırdolayı yazıt

71


www.isaretatesi.com

parıltıları yutuyor ırmak,

yaş alacakaranlıkta çiy elmas

amforada sessiz girdap,

eşikte beliriyorum alaca

değiyorum elektriğe,

levha yuttum karnımda ışınım

72


www.isaretatesi.com

BEDENLER, HAREKETLER

Sen eve gelince kafam karıştı.

Gelişinin duygusal bir ağırlığı yok aslında; burada olman

sıradan, günlük bir durum. Evdesin, dönmüşsün, bu kadar

basit. Ama sen geldin ve benim için ortamın havası değişti.

Bocalıyorum. Eve alışmıştım. Şimdi yeniden, başka türlü

alışmam gerekiyor. Az bir değişiklik bile yeter bazen benim

gibilere, aksayabilirim, bilirsin. Değişimin hep gerisinde

kalanlardanımdır ben.

Bir mimik var sende tanımlayamadığım. Bu mimik – bir

ilk sanırım. Yeni, aniden beliren, biricik. Nereden belirdi, nedir

o, neyi anlatır, neden anlatır, – yahut bir şey anlatır mı? Öncesi

nedir, sonrası nedir, tekrarlanabilir mi, tekrarlansa veya

tekrarlanmasa neyi gösterir? – Duyamıyorum mimiğini. Zaten

ben ya çok fazla duyarım, ya da hiç duyamam, ikisinin arası

yoktur, bilirsin.

Bilir misin? – Anlayamadım seni. Mimiğin geçti, gitti.

Tepkisiz kaldım. Bu arada sen çantanı bıraktın, atkını ve

eldivenlerini attın, mantonu çıkardın, konuşmaya başladın.

Sonra yan odaya geçtin, oradan anlatmaya devam ediyorsun. –

73


www.isaretatesi.com

Buradasın. Beklememiştim seni. Her gün eve gelirsin zaten, ne

var ki bunda? Ama alışamadım. Oysa hemen alışmalıydım:

Sen yanımda, en yakınımdaki kişi değil misin?

Bulunduğum odada gezinen bir bedensin. Pasif gözlerle

izliyorum ara ara seni. Çerçevede beliriveriyorsun, duyu

alanıma arkadan ya da yandan yaklaşıyorsun, şaşalıyorum.

Kediyi de garipsiyorum bazen böyle, koltukların üzerinde

yürüdüğünde, yalandığında, gözlerini dikip baktığında. Buna

dikkatimi verdiğim zaman, garipsiyorum. Kapanmaz bir

boşluk, bir mesafe vardır insanın başkalarıyla arasında, ister

kendi türünden olsun, ister başka türden, ötekinin başka bir

canlı olması yeter. – Canlılığımı ayakta tutan koşulları bir tek

ben bilirim. Başkasının canlılığını, başkasının koşullarını

yabancılayışımın asal değerini sorgulayacak değilim.

Hem sonra, yabancılarım tabii: Kim bilir ki bedeni? –

Kendi bedenimi bile bir yabancılayışım vardır benim. Her an

yeniden tanımıyor muyum onu? Garipliği içindeyim. Ben

bedenim değilim de ondan; – ama bedenimi

yabancılayışımdaki tavır beni anlatıyor olabilir.

Beden dili bedenimin dilidir, benim dilim değil: Kim

kendini bedeninin diline yansıttığını söyleyebilir? Bilemez ki

neyi yansıttığını. Belki de duruşuyla, tavrıyla hiç istemediği,

hatta hiç bilmediği bir şeyi gösteriyordur başkalarına!

Dışarıya dış olarak yansıyan içiz biz.

74


www.isaretatesi.com

HURRA

-impromptu-

Bartók savaşları! Metalik zıtlıklar – soluyan renklerle.

Güneybatının toz mavisine marul yaprağı dalgaları, kristal küre

bâtın, ıslak koku, su ekber. Sokağı ölçen 23 anekdot! – Atlet

ruhlu bir yaratıcı o: Uykusuna, beslenmesine

dikkat ediyor, disiplini, düzeni, kişisel bir

ekonomiyi önplana almış, sıkı çalışıyor,

bedeni sapasağlam, ciğerindeki nefes ve

damarındaki kan esenlik dolu, sinirleri çelik

gibi, yüklenebilir her türlü ağırlığı, koruyor

döngüyü, biliyor ne istediğini, aşamaları

geçiyor, hedeflere ulaşıyor, bir sonrakine

daima hazır, formunu ve moralini hep en üst

düzeyde tutuyor ve bunu hep tam kapasite

çalışarak ve kendini son raddeye kadar

zorlayarak yapıyor, dinlenmeler bile sırf

kendi ritmini korumak için, içinde harıl harıl

işleyen bir süper makine var onun, durmuyor. –

Kaldırımlar cevher. Biber satılıyor sokakta. Bir ardı var seyyar

satıcının… Ve tezgâhındaki biberler! Salve saliva. Yapraksız kayın.

Kuş kuşku. Düş kilim. Dişler kamaşıyor.

75


www.isaretatesi.com

SEÇİM

76


www.isaretatesi.com

KALIP

Üst üste biniyor horoz, tabanca horozu, rüzgâr gülü

horozu, horoz şekeri.

Kopyalanıyor suretler; lekeler ve desenler tek tip; yapboz

parçaları, inek postları, duvarda yosunlar ve gökte bulutlar

birörnek. Tüm ızgara çerçevelerin, artı işaretleri ve koordinat

eksenlerinin ucu çarmıha çıkıyor!

Denek taşım berbat bir kalıp; uzak durun şimdi benden;

ister manken başı, ister büst, ister kukla, isterse insan kafası, –

birer kopyadır hepsi, denktir ve yapaydır – bu, aynılığın sonu

gelmeyen faciasıdır.

77


www.isaretatesi.com

ODA MÜZİĞİ

Üç gitar, bir tombul akordeon. Şen şakraklar. İspanyollar,

buradalar. Flaş! Gerisi karanlık. Bir dans enstantanesi:

gözbebeğinde sabit imge, bilince leke. Suskuyu hassasça tartıp

ayarlıyoruz an çıpalarıyla; gerisi müzik. Yatayda ilerliyor

fitilin kıvılcımı, izliyoruz gayri ihtiyari. Sığınacağı nihai bir

kovuk arıyor kendine uyku, kutu gibi odalarda, derinde, dipte.

Rüzgârla, girdapçıklarla, kutsal taşa duran çarpıntıyla.

Aynaların kıstırdığı örgü koltuğu köşede iki büklüm. Kalıyor

orada ekose desenlerle sonsuza dek. Işığa kristal filtre. Başka

İspanyol tınılar – ve yamru yumru bir broş! Gitarların ve

akordeonun şen gerilimi artık tutamaz bizi burada. Çıt ve çın!

– Kalıyorlar; ve güneş gibi büyüyerek geçiyorum evin ulu

kapılardan, çıkıyorum şehre. Kapı alınlıklarından aldığım atlı

aslanlı manzaralarla. Ses karmaşası olan ne varsa, baskın

gelerek boğsun onları müzik. Çıkıyorum şehre, – güney şehre,

– sızı şehre, – azgın bir tufanla içine bembeyaz, hıncahınç

dolacağım şehre: – dış seslerin bir ayine doğru derinleştiğine

inandığım şehre, (bunun için varolduğuna inandığım şehre,) –

gündüzdüşü bulutuna bürülü, sürat kokan, kınalı, lüks,

delifişek şehre.

78


www.isaretatesi.com

ŞİFRE

Üzerimde hiçbir filtrenin göstermediği şifre, sonunda ters

ışıkta belli oldu.

Bu belirsiz işaret, gün boyu kendimle taşıdığım

sembollerin, armaların, amblemlerin hepsinden farklıydı. Beni

tanıtan onlardı belki ama, asıl kodum bambaşkaydı. Ben de

tanımıyordum onu; özümde değil, dışımda, üzerimdeydi.

Fakat ne etkileniyordu, ne de etkide bulunabiliyordu. Onay

beklemiyordu. Görülemiyordu. Asla bilemeyeceğim

underground yanımdı, asla kopamadığım oversoul’um. Tenimdi

direnen. Sezebiliyordum. Bemollere kulak kabartmıştım.

Habersizdim yaydığım ışıktan. Benlerimde kişisel bir anlatım

gizliymiş.

İnsan nasıl kapılmaz kendi varlığının darlığına! –

Çöldeydim, hamsin baskınlarının ortasındaydım; görünüşteki

genel amaçsızlığımı koşullayan iç mantığın bile yabancısı

olduğu bir tür bedevilik çökmüştü üzerime. Soluk yolumda,

burnumda, genzimde, boğazımda, ciğerlerimde kekremsi bir

hastalık belirtisi gibi gezen glossolalia sızısı gitgide pekişti.

Ayırt edemiyordum neyin hastalık neyin nekâhet olduğunu;

79


www.isaretatesi.com

en marazi anlarda algım birdenbire keskinleşip kafam müthiş

hızlı çalışmaya başlıyordu, rahat bir nefes alıyordum.

Akabinde kara kara, çarşaf çarşaf yayılan tedirgin düş

düşünceleri, tekinsiz fısıltılar, karmakarışık, oya gibi imgeler…

Fenalaşma ve iyileşme belirtileri birbirini kronik tekrarlarla

izledi.

Çok fazla belirsizlik vardı. Ne yapıp ettiysem, baktığım

şişkin yamaçlar üzerindeki nuages gris’den, köhne maden

ocaklarından, karanlıktaki yaratıkvari kayın ağaçlarından ve

uzak mor tepelerden bir kış anlatısı çıkaramadım. Şaşı şaşı

baktı bana tüm acayipliğiyle elime aldığım malakit küreler;

sancıdı ufku incelediğim teleskopun merceği.

Dünyayla içrek bir ilişki kurmaya bel bağlayıp bundan

bir türlü somut sonuç elde edemeyince nihayet dümeni ters

tarafı kırdım, ama yeniden olağan bir benliğe bürünmeme

gidecek yolun neredeyse jeolojik oluşumlar kadar ağır işleyen

bir süreçten geçeceğine hemen ikna oldum. – Belki de tam o

sırada, davranış kalıplarımın benim içeriden algılayamadığım

basitliğini gözlemliyordu kedim.

Sonu gelmeyen bir değişimsizlik algısı içinde, kopuk

kopuk da olsa, her biri kendi uzayında derinlik kazanan pek

çok şey denedim art arda: Bir Sultanahmet fotoğrafında gökte

art nouveau desenler gördüm sözgelimi; bir Rus günbatımı

tablosundan cıss sesi duydum; Britten’ın impromptu-andante

lento’sunu, Ives’ın Central Park in the Dark’ını, Villa-Lobos’un

New York Skyline’ını, Copland’ın Quiet City’sini şekilden şekle

girerek dinledim ve alacakaranlıktaki birtakım kıpırtılara

80


www.isaretatesi.com

doğru, belki tılsım olur diye bir kuvars kristali tuttum. Ardı

arkası kesilmeyen bir silsilenin, anlamsız bir yığın zırvanın,

abuk sabuk bir curcunanın içinde kaybolup gittim böylece;

elimden başka türlüsü gelmedi.

Ama ne zaman ki, gecenin bir yarısı vardığım gizli

tapınakta tonozun altından geçerek taş koridorun ucuna kadar

yürüdüm ve esrarlı mahzenin kapısında durdum, işte o

zaman, günün keşmekeşi başarılı bir sona doğru uzanan

büyülü bir zincirin halkaları olarak aydınlanıverdi birden:

Erişilmeze doğru erişmiştim, ve karşıdan kaynağı belirsiz

kuvvetli bir ışığın vurmasıyla o an üzerimde bir saniyeliğine

göründü şifrem.

81


www.isaretatesi.com

ENLEM

Varèse için libretto

hınk. dıdık. hıdı. hınk. gıpıt. ıyıp. nurt.

hınkk! melekût-ttt. hınk. çıkırt. cır cır cır cır cır cır.

fıt fıt ftfıt. gohhrr : ardıç kuşunun gerçek yaşamı, en

uçlarda. ŞU AN. indd – grurulek: krlrr krlik glk

civ yiv vii i .şenlendirilen yabanlıklar oldu.

dolunay sana bakar

Anlamı elden bırakma.

kum kum kum kum kum kum kum kum kum kum

kum kum kum kum kum kum kum kum kum kum kum

kum kum kum kum kum kum kum kum kum kum kum

kum kum kum kum kum kum kum kum kum kum kum

kum kum kum kum kum kum kum kum kum kum kum

kum kum kum – kumsalda – – kum saatinde.

tziiyyyyk : güneye güneye. uzuyor hadisenin

çizgisi – kıtırt kıtırt’a dek. AĞAÇ KABUĞU ıfff ıfıf

ıfff .nefesin tamlığına dağılmadan gidebilirse

kişi. yaman

Anlamı elden bırakma.

82


www.isaretatesi.com

Şçe içeçeçe he hı ehıhe hh. tayf. alize. girdap.

GAFFAR SETTAR CABBAR – .nokta bâb.

hedef tahtası! daireler! daireler! daireler, daireler,

daireler!!! viyu viyu viyu iv uuv SETTAR GAFFAR

.özgür bâb. hâlesinin içinde hâle hâle –

inanılan hâle : thereminle

Anlamı elden bırakma.

rımpampampam tımtım rımramramramramgımgamgamgam

[pizzicato] “Yüceltilme sırası şimdi kimde? Hı,

Kalavun? Kandinski, ha? Heredia? Hah,

Barenboim. – Ama sen hep aşağılanmak

istiyorsun Gülfem, kusura bakma, bu düşkün

amor fatine ayak uyduramam! Şu sevimli

kafatasın da olmasa mazur görmem seni asla.”

araz arz azur .bilmem nasıl doğuyor sizdeki

öğle karanlığından bu yön oku denizaşırılığın.

bu cümle boyunca lontano for large orchestra

atoller hariç.

Anlamı elden bırakma.

bambu mirketi perdeliyor.

83


www.isaretatesi.com

ÜNLEM

Duvar saatine bakıyorsunuz. Evinizde. Pencereden dışarı

sarı bir lamba ışığı gösteren, üst mahalledeki evinizde. İçerisi

ılık. Etrafta kataloglardan seçerek, severek satın aldığınız

eşyalar. Mesai bitmiş, dönmüşsünüz eve: ezberlediğiniz eve;

her sabah çıktığınız ve her akşam döndüğünüz eve. Bağlısınız

işinize ve ailenize. İlkeleriniz var. Tanınırsınız. Yaşamda

yerinizi bulmuşsunuz. Önünüze dosya gelir, imzayı atarsınız.

Fotoğraf çekinilir, resme siz de girersiniz. Sakallı haliniz size

daha çok yakıştı. Bugünlere çalışarak geldiniz. Görevinizi

sizden iyi kimse yapamaz. Düşünceliyken elinizi çenenize

götürürsünüz. O ağız, o burun; başınızın o eğikliği; ayağa

kalkışınız. Akşam göğünün altında dikilen karaltısınız. Parkta

yürüdünüz, banklarda oturdunuz. Fotoğrafını çektiniz

arabanın. Gür saçlarınız havalanıyor rüzgârda. Mevsim kış.

Kereviz aldınız, mutfakta masaya bıraktınız. Kızıl elmayı

evirip çevirdiniz elinizde; yüzeyinde yansımalar vardı. Kemire

kemire yediniz. Duvarda asılı kılıç dedenizden kalma.

Senelerdir sizde. Kitaplar sıralanıyor raflarda; okumaya

vaktiniz pek yok. Puronuzu okuma koltuğunda içersiniz.

Planlarınız var. Uzun bir ömür gerek. Sağlığınızı koruyun.

84


www.isaretatesi.com

Güncel gelişmeleri takip edin. Fırsatları iyi değerlendirmeli.

Zamanı yakalamalı. Ortak akıl işliyor. Geçen yıl bu zamanlar

Uzak Doğu’ya gitmiştiniz. Pasaportunuzda bir sürü damga.

Kaydınız tutuluyor. Bilgileriniz giriliyor sisteme. İşte, vesikalık

resminiz. Düzenleniyor belgeler. Bekleme salonunda

saksılarda iri bitkiler. Dakikalar geçiyor. Geniş kadranları var

duvar saatlerinin.

Siz! İçinde bulunduğunuz koşulları ebedî bir düzenin

görünümü sayıp, nasıl da ölmeyecekmiş gibi yaşadınız!

85


www.isaretatesi.com

GÖREV

Araştır göğü. İncele taşları, yaprakları, ağaç kabuklarını.

Karıştır havayı. Oyna maddeyle, ısıt bulutları, bük caddeleri

ufka göre. Çık merdivenleri, bak güneşe.

Yetmez ama bunlar, sana daha fazlası gerek. Çarkları

tersine çevir, uzaklaş ataletten, takın kurnazlığını, seç

ayrımları, yön ver akışa. Tam ortasındasın her şeyin. Kaynak

ve dayanak sensin.

Sezgilerin meşale. Suskunluğun çıpa. İçgüdün sihirli bir

asa. Görünümler aynan. Eriş, dokun, dönüştür. Yanıt veriyor

nesneler. Soluğun yaşam soluğu varlıklara.

Dönüyor çarkların, saç pırıltılarını; durumlar yoğun,

olaylar senin buluşların. Yollar koy ortaya, yürü o yolları,

yarat yolculuğu. Bir kilit yarat – ve bir anahtar.

Türet ilkeleri, çıkar denek taşını ortaya, hazırla simyayı:

Işık kıl dünyayı.

* * *

Ateşlendi devinim, yağıyor sorular, sıralanıyor

görevlerin: “Hangi akışın kilidini ne tür anahtar açar? Eşyanın

86


www.isaretatesi.com

atlasında nasıl gezinilir, istenilen etkiler duyumlardan nasıl

elde edilir? Hangi deneyim hangi edimden uç verir; edimlerin

sıralanışında nasıl bir matematik gizlidir; sağlıklı işleyişin sırrı

nedir? Hazla örtüşmeyen deneyimin sarmalından nasıl kaçılır;

deneyim birden tükeniverdiğinde neyle geçiş yapılır?

Edimlerin zehiri nasıl akıtılır; nefes kesici deneyimde

boğulmamak adına nasıl nefes alınır? Mekânların folkloru

hangi şifrelerle örülür; yoğun durumun labirentinden nasıl

çıkılır? Kültür ve hayvansal bilinç nasıl bağdaşır? Zamanın

dokusu nasıl okunur; söylemler, paradigmalar, dönemler

hangi kozmik kodlarla yazılıdır? Tarih ile tarihdışı nasıl bir

üstbilinçte buluşur; bilim ve sanat en yüksek döngülere nasıl

çıkarılır, teknoloji nasıl tinsel kılınır? – Benliğin gücüyle çoğalt

doğayı, esrik kentler yarat! Ayrımların büyüsünü tutuştur,

ilintilerin aydınlık zincirini kur, yeryüzüne bir değerler

cümbüşü saç! Çılgın haz dansını başlat, kesintisiz yapım

sürecini ilerlet! Günbatımından, denizlerden ve bulutlardan

şaşmaz derecede gerçek, esgeçilemeyecek bir esas bulup çıkar,

varoluşa armağan sun onu, daima sonsuzun dehasını

esinleyen parlak sözlerle konuş, evrene hep kut taşı!”

87


www.isaretatesi.com

DÜNYAYA DÖNÜŞ

Unutuyor çeliği, kromu, titanyumu; uzaklaşıyor

platformların, tünellerin, yerçekimsiz kabinlerin, kontrol

panellerinin evreninden. Yıldızlara, boşluğa ve gezegenlere

bilimsel gözle bakışı sona erdi. Dünyaya dönüyor.

Dijital sinyaller kalabalığından, mekanik arı kovanından

çıktı. Yeryüzüne iniyor.

İlkin dağ yığınlarını gördü; zirveleri ve yamaçları

küflenmiş, pul pul dökülür bir halde buldu. Ama yırtıyor

çeperi hemen, sıyrılıyor yabancılığından.

Sürükleniyor havada. Geride bırakıyor yanardağları,

kalderaları, dipsiz kanyonları, acı gölleri, bozkırları. Bir parça

yeşil yakalıyor ufukta. Ani bir kuzey çığlığı duyuyor. Kar

kokusu alıyor.

Tadıyor havanın nemini. Rüzgârlara bırakıyor kendini

okyanus boyunca. Sahillere, vadilere, nehirlere kayıyor. Çiçek

tarlalarını, çayırları, ormanları aşıyor.

Hayvan sürüleri görüyor. Mandalar, gazeller, zürafalar,

kazlar, turnalar parlak birer mühür gözbebeğine. Yoğun

baharat kokuları geziniyor havada. Şırıltılar, uğultular, ötüşler,

88


www.isaretatesi.com

ulumalar, vızıltılar yankılanıyor. Canlılık ve dürtüyle gürül

gürül yerküre. Böcekler ve kelebekler ışıkta trilyonlarca

kıvılcım. Güneş lekeleri nasıl da uzak. Ufuk kıpkızıl.

Kayıyor boşlukta. Bulutların ötesine, çöle. Alabildiğine

kum, göz kamaştırıcı huzmeler, palmiyeler.

Kanı ve canıyla, kendini baştan beri içinde hayal ettiği

dünyaya kavuşuyor nihayet. Son bir nefesle kumulları aşıp,

kutlu vahaya ayak basıyor nihayet: yerçekimi nihayet…

89


www.isaretatesi.com

ANAHTAR

Klişede tekili gördüm.

Belirsiz, değişken, canlı bir tekrarsızlıklar bütünüdür

kültür – ve o kültürün içindeki yaşamımız. İlkelerin

yanardönerliği yerini hazır tutar yeninin ve dirimin.

Kapalı havanın rengine bürünmüş ayna camlı kulelerle,

tarihî mezarlık parseline vuran güneş ışınıyla, koruluktaki

pusla, metal çitteki keskin yansımayla uyuyorum günün barok

trajedi armonisine.

Kiler köşesinde petrol yeşili, bambaşka bir aydınlık

buldum. Banyo armatürlerinin gelecek gizemleriyle dolu

soyluluğunu apaçık duydum. Kabuki oynayan adamlar, kovuk

sahnelerde, duvarlar içre. Televizyon ekranında gördüğüm

somonun sırtı gümüş işaretten yoksun değildi. Sırrı

uzaysallaştı aynaların.

Ne garip! İnsan bazen içinden düğme teyelleyerek çıktığı

yüksek döngüye limon dişleyerek dönebiliyor, – kendi

içeriklerinin göstergesini yakından takip ederek…

90


www.isaretatesi.com

KONSER

“Daha açılışta yoldan çıkan armoniyi böyle toparlayabileceğimi

düşünmemiştiniz.”

Ne konser salonundaydım, ne de çalışma odamda,

masada, portelerin başında. Müziği hareket halinde, kâh kapalı

mekânda kâh açık havada kuruyor, dolayısıyla nota kâğıtlarını

nereye gitsem yanımda taşıyordum. Yapıtı her yere

götürdüğüme göre, tomar tomar kâğıdı yanımda taşımamda

neden gariplik olsun? Çantamdan ara sıra çıkarıp kâğıtlara

armoniler işliyordum. Böylece şekillenen yapıt, doğrudan

doğruya zamansal çizgiye oturdu, akışın diline büründü.

Notalarla olan ilişkim dışarıya nasıl göründü, tuhaf mıydım,

bilmiyorum. İçrek bir düş görmüştüm.

Tüm süreç boyunca, edimlere kattığım içerikleri belli bir

göstergeden okudum: İçgüdümün zikzaklı ilerleyişindeki

tutarlılığı, içi duymaya odaklı bir kararlılıkla takip ediyordum.

– Ölçüleri hiç kaçırmadım.

Yanından geçtiğim insanlar, “Bu çocuk belirsiz sosyal

dünyamıza elle tutulurluğu, mahmur yaşayışımıza somut

91


www.isaretatesi.com

bilgiyi getiriyor,” dediler. Onaylayışım ve onaylanışım

maddede ve zamanda, içten dışa ve dıştan içe örtüştü.

Nereden nasıl geldiği anlaşılmaz bir esinle, âdeta ayin

havasında nefes alıp veriyorum işte; sessiz, dingin, bas

tınılarla, daha edilirken kabul olunan bir duayı

mırıldanıyorum. – Passacaglia! Seferber ediyorum viyolonsel,

keman, kontrbas, viyolaları; flüt, klarnet, fagot, korno, obua,

trombon, trompet, tubaları; vurmalılar, arp, timpani, çelesta da

eşlik ediyor. Tek ışık kaynağının küçük bir yarım ay olduğu

noir dağ manzarasında, hızla olgunlaşan bir beceriyle, gümüş,

loş ve aydınlık işaretleri yakalayıp çoğaltıyorum. Derken

önümde, karanlığın içinde bir göl açılıyor. Kristal vahalar.

Gece rüzgârı. Issızlık. Bitkiler. Derin ormana doğru uzanan

yönde Hacerü’l-Esved…

Beni üçle beşi çarpmayı beceremeyecek biri

olarak görenleri hayrete düşüren sıradışı bir

zekâm vardır: Evet, bazen gerçekten üçle beşi

zor çarparım; ama bazen de çok daha zor bir

işlemi, örneğin 128265719128 çarpı 44735044’ü,

biraz zaman verilirse kafadan hesaplayıp

söylerim: 5737972588882721632.

92


www.isaretatesi.com

FEYYÜR + +

cuy – ya – feyyür. – Mıknatısın ruhusun sen. Ele avuca

sığmaz. Hem çeken hem iten. Sendeki mum alevi karnından

gümüş balık geçmez.

İn evlere kapanıyoruz, kış uykusu mu, Hint fakiri uykusu

mu ne. Kont Drakula uykusu mu? – İç odadayız, hep aynı

duvara bakmaktan bıkmayarak: kireç beyazı, kötü yapılmış

sıva ve badanayla yüzeyi dalga dalga, bomboş bir duvar. O

kadar. İç odadayız. En iç oda. İçiz, dışımız yok. Sonraya

ertelenmiş kaçışsız sorumluluklar da, keyifli alışkanlıklar da.

Pinekleyen beden, kısa devre yapmış ruh, merkezcil girdap

monoton: koza, metamorfozsuz. Evrensel yenilenmezlik.

Dönümsüzlük. Hımbıllaşma. Panikleyen pudra: pejmürdelik,

pasak, pesanteler, Vivaldi’de ölmüş primavera.

corps raté.

sgate – – kha – ajj – cuy – ya – feyyür. – Yine. Uç. Tuhaf.

Sancı. Son. – Yaşamaya devam ederek.

93


www.isaretatesi.com

Yahut evden çıkmışız, dışarıdayız, – durağanlıkta

hareketin geridönüşsüzce katılaşma eğilimi yerine, iki yönlü

bir akışın kesitini görüyoruz; durgunluk hem dinlendiriyor

hem erk aşılıyor; özelleştirerek geçiyoruz öncenin generic

sokaklarından (bu sokaklar ki bize kültürümüzün özne

yokkenki folklorsuzluğunu göstermişti); apartman

yığınlarında çoğul detaylar var; yürüyoruz, uymuşuz mozaik

dokuya, ilerliyoruz bahçelerin önünden ve sıra sıra

balkonların, cumbaların altından; sardunyaların, demir

parmaklıkların, türlü türlü perde desenleri ve lamba ışıklarının

göründüğü pencerelere bakıyoruz; sonra, adımlarımızı

hızlandırarak, geçiyoruz dönemeçlerden, pasajlardan,

köprülerden, heykellerin, panoların, işaret levhalarının,

şemsiyeli kadınların ve kara kedilerin önünden, ses

manzaralarının, dokunsal vahaların, koku haritalarının

içinden; – koşar adım dalıyoruz galeriye, Chagall tabloları var,

krem rengi koridorun ucundaki kapıdan avluya çıkarak, karlı

ağaç saçakları altından seğirtiyoruz – ve sonunda, andante

cantabile ma non tanto: Sokak boyunca uzanan duvarın dibinde

büyük dirimini bulan özne, bina kütlelerini, duvarların ardını,

avluları, havayı ve yüksekleri yokluyor; savurgan Titan-irade,

çağdaş kültürü silkeleyip etrafa cevherler saçıyor; ve işte o an,

denenen tılsımlardan biri nihayet bir vanayı çeviriyor ve taşlar

yerine oturuyor; – cilve bir orada bir değil; – ve yerkürenin

üzerinde kalbinden yakalıyoruz cızırtılı girdabı; gözün

hayvansal bakışlarıyla dosdoğru bakıyoruz dimdik yükselen

dağa, kabaran doğaya; – nabız uğulduyor; çeperi zorluyoruz,

94


www.isaretatesi.com

zonkluyoruz, döngüler geri getiriyor çıt eden çekirdeği bize – –

çıt!

ıçg – gefühl – – feuer

ujj – cuy – ya – feyyür. – Ele avuca sığmaz. Hem kem

gözden sakınan uğur, hem kara lanet. Mıknatısın ruhusun sen,

kuark oynağı! Sendeki mum alevi karnından gümüş balık

geçmez.

95


www.isaretatesi.com

DÖNÜŞÜM

“Sabahki gibi değil hiçbir şey. Oysa şafak vakti içimde doğal bir

büyüklenme duygusu kabarmış, beni insan, güzellik, kültür, tin,

tarih, gelecek, istem ve zirvelere dair sınırsız bir inançla

doldurmuştu. Karmaşık duyularla içrek bir imge türeterek, onu bir

mühür gibi her yere bastım. Ama araya ıvır zıvır girdi, dikkatim

dağıldı, zihnim karıştı. Döngü kırıldı. Boşluktayım şimdi. – Acaba ne

yana meyletsem? Örneğin yıldızları mı düşünsem? Cangılları? Ya

da denizaltıları? Altmışlı yılları? Çınar ağaçlarını? Acaba kentin

doğu yönündeki çukurluğu izleyen ana aksına bir Honegger armonisi

mi düşürsem?”

* * *

Bunları ve daha pek çok şeyi özel birer işlev gibi deniyor.

Çünkü erken saatlerde yakaladığı perspektifi ilerleyen

saatlerle beraber kaybetmişse de, türeyen imgenin esaslarına

tutunmakta diretir bellek adacıkları – ve kişi eylemsiz

kalamaz, denemeler yapmadan duramaz. Hiçbir sofistike

yöntemin gideremediği sıradan bir hata uyarısı zihnini teslim

almıştır onun; buna bir karşılık bulmak zorundadır.

96


www.isaretatesi.com

Vasatlığın içinden güçlü imgeye rağmen dokunulmazca

geçememiş olması, kolay uzlaşabileceği bir durum değildir.

Gün ortasında tutulup kalır insan; muammanın kısır

hesaplamalarına hapsolur; eli kolu bağlanır.

* * *

Felaketin kıyısında geziniyor, grotesk homurtular

duyuyor. Tekinsiz bir kararlılıkla koruluğun kıyısındaki

yamaca geliyor. Katı bir dürtü yönlendiriyor onu; ama bu öyle

üstü kapalı, öyle alttan alta oluyor ki, birtakım güçlerin etkisi

altında oradan oraya gezinmeyi âdeta kurban psikolojisiyle

kabullenmek zorunda.

Taraçada duruyor kış güneşine karşı. Geniş çatı

tarlalarının ötesine, uzaklara doğru, yün çiğner gibi bir hisle

bakıyor. Bir şey mi var beklediği? Öylece pineklerken, yatışıp

dinmenin ya da arızayı geçiştirmenin dolaylı bir yolunu mu

bulmayı umuyor? (Hiç masum değildir o; muhakkak bir hinlik

düşünüyor.)

Islak toprağın kokusunu soluyor. Su birikintilerine

bakıyor: Hareler görüyor. Rüzgârın uğultularına kulak

kesiliyor. Heykel gibi kaskatı duyuyor gövdesini. Ağacın

dallarına tünemiş göçmen kuşları görüyor: Zamanın içindeler.

Sanki her adımını sayıyor, her hamlesine dikkat ediyor.

Her hareketinin arka planında bir incelik, bir niyet, bir strateji

seziliyor. Belki de belleğin anlık bir işaretiyle ya da algının

saniyelik bir keskinliğiyle, günün geri kalanı için

yürüyebileceği yolu gördü, durumunu başka bir gözle

97


www.isaretatesi.com

değerlendirmeye başladı. Yoksa harekete geçmesinin bir

anlamı olmaz zaten: Güce dayalı yoğun bir yaşam kurmaya

dair deneyimleri ona yalnızca belli koşullarda kullanılabilecek

bazı beceriler aşılamıştır, ve o yüzden gayet iyi bilir ki,

ayrımları, ilintileri, zamanlılığı ve senkronları tinsel bir

canlılıkla ele almasını sağlayacak avantajı elde edemezse, lirik

bir kaosun uzağında kalıp yeni döngüler için görüş alanları ve

hareket düzlemleri açabilmenin yolunu bulamayacaktır. Buna

emin olana dek, sancılar içinde kıvransa ve durağanlığın

amansız erozyonuna uğrasa bile beklemek zorunda.

* * *

Göl kıyısındaki çınara, suyun titrek yüzeyine, taşa konan

kargaya bakıyor: à la haiku bir an için hâlâ çok mu erken? Kol

saatine bakıyor, zamanın derinliğini arıyor, ibreler arası çöller

görüyor. Honegger armonisinde yoğun bir içerik yerine,

çığırından çıkış zikzakları ve müziğin dinlenemezliği ilkesi mi

var? Manzarada tüm topoğrafyayla örtüşen kutlu bir duyum

çarşafı mı dalgalanıyor, – yoksa hiçbir parseliyle asla yanıt

vermeyecek kaskatı bir yığınla mı karşı karşıya?

Sorulması gereken en yaman soruyu, kendine tam bu

noktada soruyor: “Denemelerim bana Yeni’yi verebilir mi, yoksa

tüm iradem bir dağarcığa, sınanıp denenmiş olana, Eski’ye

mahkûmdur da, kaynağı kendimden aldığım sürece yalnızca onu mu

yeniden üretebilirim?”

98


www.isaretatesi.com

ULTRA

– "Sidre’yi geçtik sanki…"

– "Hayırdır, öte doğru mu, beri doğru mu?"

Ametist kırıkları, ulu orta, un ufak. Akordeon körüğünde

gölgeler: notalara kendini veremeyen dinleyici için.

Avucunda küre tutan imparator: karnı aç. – Derinden inci

tanesi çıkaran dalgıç: karnı tok! Bambu filizi yemiş öğleye,

kauçuk sanmamış. Sonra, sualtına güdümlüyken de şaşmamış:

yekpare deneyimmiş. Kesintisizmiş.

Resif tüm mercanlarıyla oluşmuş, tamamlanmış. Daha

fazla olacağı yok. Denizşakayığını saran salyamsı sümüksü

sıvıyı esgeçmeyen doğal ilintiler, ne hikmettir, kıymık kadar

bir yosunda daha da yoğun. Dalgalanıyor yosun. Vay! Resif

renk-ısı; kokusu kesif; gizemli bir solukla döneniyor.

Sular bulanık. – Bulanık mavi.

Yüzümden sular süzülürken duşta. Kökenimin okyanus

olduğuna iyice inanmışken. Geride kısık bir sesle Penderecki

metamorfozu duyuluyor. Ilık suyla, su dualarıyla:

99


www.isaretatesi.com

"Sudur dünya… İçinde yüzdüğüm… Ilıktır… İçi ılık,

dışı ılık… Ben de ılık oluyorum onunla… Serindir…

Sıcaktır… Benim için… Benim suyum… Ilık su…

Suyum ben… Sularla bir… Suların içinde bir…

Suların içinde bir akış… Akıyorum… Yine su

olarak… Benakış… Kendim… Su davranışlı… En iyi

bildiğim… Yatağımdan akarak… Sulara…

Sudünyada… Dünyalar kadar su… Ilık… Ben…

Su…"

Öğlenin kapalı yunağında, sucul bir meditasyon türemiş

kendiliğinden: İçinde tutar beni, berraktır, arıdır, akar, yıkar.

Uzlaşmadır, sancıların dinişi ve uyku. Beni bir buhar kozasına

sarar. Elmas gibi parlarım.

Ama suyun elverişli koşullarından çıkan

kişinin, karşı konulamaz bir dürtüye tutulup

kendini sürekli kopyalamasına, her an elmas

gibi parlamaya çalışmasına şaşmamak gerek.

Çünkü, bu tuhaf ısrarda sakat bir yan olduğu

kesinse de, bütün zamanını elmas peşinde

geçirenlerin onu bulduğunda bu tür bir

çılgınlığa kapılmasından daha doğal bir şey

olamayacağı da kesindir. Üstelik içinden

geçilen mekânların kendini kopyalayıp duran

kişiyi sürekli yanlışlaması da bir şey

değiştirmez: Onaylansa da onaylanmasa da, o

kişinin işi elmasladır, parıltıyladır.

100


www.isaretatesi.com

Bir odadan diğer odaya geçiyor, her odada aynı telaşı

kurguluyorum. Tuhaf gelgitler içindeyim. Kılcalda cıva bir

yükseliyor, bir iniyor.

Yağmurlu günün loşlaştırdığı salonda günlük işlere dair

planlarımı, zaman çizelgemi, önceliklerimi ve gerekçelerimi

düşsel düşüncelerle kuruyorum. Ama sonra, dolabın

vitrinindeki, keskin parıltılar yakaladığım kadın heykeline

bakarken, ensemin dibinde ters bir gölgenin beni izlediği

hissine kapılıyorum. Parıltı neden kesiliyor birdenbire? Ters

bir gölge işleri bozuyor; yoksa parlak değil mi heykel?

Kurnazlığımı konuşturup masa üstündeki kır çiçeklerinin,

meyve tabağının ve mumluğun natürmort ânını yakalıyorum,

yine de parıltıdan giderilemiyor lekeler.

Oda köşesini loş bir aydınlık sarmış: Sancıdır.

Tarçın kokusu algı çölüne hapsolmuş. – Kokmuyor.

Hayvansal özsu ölülükle kuşatılmış.

Boşluğun ortasında bir Sibirya ormanı var; ama dışı yine

boşluk, zifirî karanlık.

Sisten kuş çıkıyor, seviniyorum. Uçup gidiyor, siste

kayboluyorum.

Boğucu yaz mevsiminin tüm gizli dengesini daldaki bir

şeftalide bulmayı zorluyorum; onun yerine, demir bir bilyede

en feci hafızasızlığı buluyorum.

Hafız’ı örten kara beneği buluyorum.

101


www.isaretatesi.com

Rahat bile olsa iç taraf, – dışta aman

vermeyen katılık, darlık...

102


www.isaretatesi.com

ODA

Odanın duvarları bej renk. Ortada kiremit kırmızısı

Afgan halısı, üzerinde kadmiyum sarısı eliptik sehpa. Halı

karşı duvara göre hafif çapraz duruyor, sehpanın elipsi de

öyle. Yan duvarlar karşıya göre geniş açılar yapıyor. Oda

dikdörtgen değil, daha ziyade yamuk. Ve iki yanda tavandan

örgü püsküller sarkıyor. Van Gogh odası perspektifiyle

yerleştirilmiş koltuklar, abajur, toprak testi, çalışma masası.

Senin odan bu. Gececil bir oda. Uzaklara değgin. Gizemi

sımsıcak. Sessizliği tıs sesi; bemollerle belirsiz klarnet tizlerine

doğru uzanan bir ıssızlıkla buruk. Kapalı ortam için fazlasıyla

taze ve bakir bir hava var burada. Tarçın ve salatalık mı

kokuyor? Abajurun ışığı tupturuncu, ateş gibi. Karşı duvardan

mukarnasları andıran kıvrımlarla, dökümlü kara bir perde

sarkıyor yere kadar. Ortasında şarap rengi bir açıklık, belki de

yan odaya açılan alçak bir geçiş kapısı (ve o bilinmeyen yan

oda; belki de bir hücre büyüklüğünde ve kıpkızıl).

Hipnotik bir elektrik sarmış eşyayı. Koltuğun yanında,

yerde, abartılı bir gramofon. Sehpadaki sedef tabakta,

kaleydoskop.

103


www.isaretatesi.com

Geliyorsun, yerleşiyorsun odana, – her şeyiyle senin olan

bu odaya: Des Esseintes değilsin, anbean pekişiyor içeride

koşulların elverişliliği.

104


www.isaretatesi.com

DİRENÇ

Aklından bir an bile çıkarmadın tempo primo’yu. Virdindi

o senin, olaylar trafiğine karşı. Güne parlak bir başlangıç

yaptın, gün boyu aynı kıvamı korudun, her şeyi kafes gibi

saran yapıları çaprazlamasına katettin. – Anayoldaydın,

ilerliyordun. Başkaları da vardı orada, başka insanlar.

Karşılaşıyordun. Selamlar verildi sana, oralı olmadın. Soruları

geçiştirdin, gittin: zihninde bir sabit fikir. Slalom yaptın

kalabalıklar arasından. – Toplantı odasındaydın, tavanda

manyetik bir enerji topağının varlığına inandın: Uğurlu gök

cismin, korudun onu, ona bel bağladın. İnsanlar konuşurken,

andante amoroso gecesinin mistik yaratıkları saydın onları: kara

lehçeli söyleyişleri aslında bulut davranışlı. Bilmiyorlardı

nelere ne büyük zararlar verebileceklerini: gökkubbede öyle

Turangalîla bir fresko…

Uğradığın her yerde sana ait o özel kıpırtıyı uyandırdın;

gizlice sürdürdün onu, korudun. Üzerine titrediğin elektriği

mekâna ve eşyaya yaydın.

Korkunun cart yeşili konturlamış seni, – güzel ve masum

gövdeni: Senin bulunmuş hazzın, vasatlığa hapsolacak diye

ürperiyor.

105


www.isaretatesi.com

FİYAKA

-impromptu-

Seviyorum bu şaklabanı! Lades kemiklerini, cam

bilyeleri, yüzükleri getirdi bana. Tamamla beni, ey gözleri

sürmeli, çeyreğim ben! Kıvrılıp çınlayayım. Ne zaman ilkel

olmadım ki? Buğumu takınayım güne karşı, ışıkta sarsılayım.

İniyorum mahzenime. Suyun içinden gülümseyeceğim, bekle.

Gör sırma saçlarımı. Parlak gözeneklerim balsamik. Telek

konmuş omzuma. Kıpırtı durmaz. Ten üstün. Tirşe sulara

gömülüyor gümüş halka. Yutkundukça açılıyorum. Gidişim

akımla aynı doğrultuda. Yürek bu! Sorgucum asi. Altın toz

bulaşmış paçama. Irmaklar diliyle mırıldanırken – içe doğru,

vantrilokça. Hanelere döndüm yüzümü. Koşuşan fareler çizdi

rotamı. Zikzaklar eşsizdir. Hohoyt! Eski manzara resmindeki

patika. Bakışlıyım. Ensemden gıdıklıyor tahtakurusu.

Yeter ki sürsün döngü, geçeyim dönüşümlerden,

kalmayayım danssız, kokusuz.

106


www.isaretatesi.com

ÇATI KATINDAN GECE MANZARASI

“Noktürn bize gecede önemli

şeyler olduğunu söylüyor.”

Uzak dağ yolunda araba farları parladığı an zihnimde bir

ışık çakıyor, dolunayı çevreleyen bulutun şeklini ve renklerini

incelemeye koyuluyorum. Gece manzarası capcanlı.

Kentin yamaç tarafında sokak aydınlatmalarıyla renk

renk olmuş semt âdeta pelteleşmiş, bir tür yağ bulanıklığıyla

titreşiyor: fokur fokur, tuhaf bir çorba; ürpertici, karanlık bir

bulamaç. Akışkanlığın ve kıvamın tılsımıyla kıpır kıpır; içinde

sanki pitonlar, ejderhalar, şahmaranlar yoğruluyor. – Pembeli

morlu bulutların deseni altında, üstteki taraçada devlet

binaları El Greco Toledosu.

Aşağıda, düzlükteki ızgara planlı loş sokaklarda, ara sıra

geçip giden arabalardan karanlığın kılcal damarlarına sızıyor

ışık. Köşebaşlarında, kavşaklarda alaca ambiyanslar. Her

sokağın ucunda bir kuytu, derin bir temas, varlığı yoklamanın

sıcaklığı. Heves uyandıran bir sessizlik.

Beride, sanayi bölgesi. Geniş bir baraka, depo, hangar,

ambar tarlası; uzayıp giden tesisler. Makrokozmos içinde bir

107


www.isaretatesi.com

mikrokozmos bu: zamanın ve mekânın mühendislikten

geçirildiği, yazgıların bürokratikleştiği, korkunun matematiğe

dökülüp kalıplaştığı.

Sanayi bölgesinin uzak köşesinde genişçe bir ambardan

beyaz bir ışık sızıyor dışarı. Orada, kim bilir, belki de

palamarlar yahut yelken bezleri son bir işleme tâbi tutuluyor,

belki yıkanıyorlar, hatta defalarca yıkanıp dezenfekte

ediliyorlar, belki de işlem bir türlü durmuyor, materyal öyle

çok beyazladı ki etrafa keskin bir ışınımı andıran bu kör edici

beyazlık yayılıyor, zaman buz kesiyor.

Kentin diğer tarafında geniş konut bölgesi. Lambalarla

turkuaz ve kehribar rengi aydınlanmış park, orada uzaktan bal

kokuyor, tuz kokuyor. Karanlıkta kalan koruluğun yahut

mezarlık alanının bağrında sanki iri bir örümcek ya da akrep

geziyor, karanlığı gıdıklıyor, ürpertiyor, irkiltiyor.

Geniş bir inşaat alanı var oraya yakın; vinçler gecenin

heybetli muhafızları gibi sıra sıra. Parlak aydınlatılmış temel

çukurunda belki de cinler kafa kafaya vermiş, esrarlı taşlarla

kıvılcımlar çaktırıyorlar, gecenin geri kalanı için başka yerlere

taşıyacakları uğursuz pırıltıyı yakalıyorlar. Yankılanıyor

koronun pes sesi; meçhul ayinin rahipleri doğunun kapısında,

âlemler arası bir geçidin ağzında bekliyor.

Kentin tam ortasında, dolunaya göre tuhaf, çarpık bir

konumda, eğikmiş gibi duran bir gökdelen var. Üst katı bir

araştırma merkezi belki de, pembe lambalı bir laboratuvar.

Yan yana sıralanan odacıklarda sanki metal tezgâhlar, deney

gereçleri, tüpler, solüsyon kavanozları seçilebiliyor. Tavşanlar

108


www.isaretatesi.com

var orada, sayısız tavşan, hepsi de en vahşi deneylere üstün

geldi, sonsuz bir dehayı yaratarak ve tüm çağları aşarak,

görülmedik bir kudretle Tanrı’yı tesbih ediyorlar.

Doğu ufkunda, yerküreden bile daha geniş, incecik kızıl

bir yay kabarıyor, aurora borealis’ini arayan eflatun göklere

dokunuyor. En uzakta, masalsı kasaba ışıkları. Hayat veren

ötelerin sınırı belki de oradan başlıyor.

109


www.isaretatesi.com

SEYİR

Onun gördüğü tepeyi başka hiç kimse görmedi.

Pat diye kalkıyor yerinden, tırmanıyor merdiveni, çıkıyor

çatıya, manzaraya karşı dikiliyor, aniden hazırlıksız bir bakış

seansı başlatıyor: Uzak dik yamaçta ve göl kıyısında daha

evvel yakaladığı majör imgeyi tekrarlaması mümkün değil mi?

Akşam ağır ağır inmekte, ve bölgeyi tararken kıyıdaki beyaz

lambalı bina öbeğine vardığında imgenin ışığını yeniden

yakıveriyor.

Bu içrek duyarlılıkların kaynağını kendinde taşır o;

geniştir dağarcığı: “Tanıştırayım, Bay Misfit,” – bir zamanlar,

deneysel bir göz yumma hummasına tutulup dakikalarca

odanın durum diliyle ürperen çocuktu o, – şimdi, sıkıntının

eşiğinde açan dev nergis.

Sonra aşağı iniyor, sokağa çıkıyor. Peşine takılan başıboş

bir köpekle bahçedeki kızıl kordilini tavaf ediyor; bitkinin

hava kararmadan önceki geçici renklerini inceliyor, onun her

yöne yayılmış sivri yapraklarını çeşitli açılardan gözlemliyor.

Derken alacakaranlıktan son serçe geçiyor; o saniye kendi

karaltısını lacivertin ortasında, karanlığa doğru küçülen bir

110


www.isaretatesi.com

dişbudak gibi duyuyor. Güçlü bir işaret bu ona, bir komut: Hiç

vakit kaybetmeden merdiveni tırmanıp kendini yine çatıda

buluyor.

Manzara için bu kez yüzünü doğuya değil, batıya

dönmüş, – peçesini atmış, – oturuşu, duruşu ve bakışıyla

ditirambik bir serinliğe yerleşmiş. Kulaklarına rüzgârın

uğultusu doluyor.

Batı ufkunu tarayıp oranın uyarım yoğunluğundan

seçimler yaparken, gerekirse Mozart’ın masonik marşına ya da

Bach passacaglia’sına bile başvurabilir: Araçları meşru kılan

öznellik onda o denli belirgin ve edimsel mecaz becerisi öyle

gelişmiş ki, bir an konuşacak olsa, ağzından birtakım sözler,

antik bir lahdin panosunda yazılı, şifreli bir ibare gibi

dökülüverir:

“everything is manipulable”

111


www.isaretatesi.com

112

Hooray! Your file is uploaded and ready to be published.

Saved successfully!

Ooh no, something went wrong!